Ha cesaret!

Ali Rıza Avcan

Evet, önümüzde akıp giden yaşama ve değişen gerçeklere ayak uydurabilmek, elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan yeni gelişmelere uyum gösterebilmek çoğu kez cesaret gerektirir…

Eskiye ait olanı muhafaza etmek, ondaki olağan değişimi görmemezlikten gelmek ve her şey eskisi gibiymiş gibi davranmak, o anlamda cesaret sahibi olmayanların alışıldık, klasik tutumudur.

29579730790_92c1438bec_o
SALTOnline Arşivi

Gerçeklere yaşam veren koşullar değişip dönüştükçe, değişimi kabul etmemek ve her şeyi eskide aramak ise genel olarak korkakların davranışıdır.

Cesaret sahibi olmayan korkakların temel davranışı, değişim ve dönüşüm için gereken yol açıcılıktan ya da da liderlikten yoksun olmalarıdır.

İşte tam da bu anlamda, İzmir Enternasyonal Fuarı ve bu fuarın 86 yıldır yapıldığı Kültürpark kendisi hakkında son sözü söyleyecek bir yol açıcıyı, cesaretli bir dönüştürücüyü; daha doğrusu gerçek bir kent yöneticisini arıyor.

Niye derseniz, İzmirliler’in uzunca bir süredir “panayır” olarak tanımladığı İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son 16 yıllık gelişimi ile ilgili verileri hatırlatmam gerekir:

İZFAŞ İstatistikleri

İlk kez 1936 yılında Kültürpark alanında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2000-2016 dönemi faaliyet raporları ile İzmir Ticaret Odası’nın 84, 85 ve 86. İzmir enternasyonal fuarları değerlendirme raporlarındaki verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi;

1. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir dönemler bir aya ulaşan süresi, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle son yıllarda 10 güne, uluslararası katılım düzeyindeki süresi ise 5 güne indirilmiş,

2. Yine aynı talep yetersizliği nedeniyle, 2000’li yılların başında 1.000’li sayılar civarında olan yerli ve yabancı katılımcı firma sayısı, son yıllarda trajik bir şekilde 400’lü; hatta 200’lü sayılara kadar inmiş, katılımcı firma sayısı içinde yer alan yabancı firma sayısı yok denecek düzeylere ulaşmış,

3. Fuarı ziyaret edenlerin sayısı ise, son yıllarda yoğunlaşan onca konser, gösteri ve eğlence içerikli etkinliğe karşın, -2012 ve 2013 yılları dışında- 2000 yılındaki düzeyine bile ulaşamamış, 2009 ekonomik krizini izleyen 2010 ve 2011 yıllarında ise trajik seviyelere düşmüştür.

Bu veriler, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın ulusal ve uluslararası fuarcılık anlamında eski anlam ve etkisini kaybederek adeta çöküp yok olduğunu göstermektedir.

Uzunca bir süredir yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm fuarlar aslında o eski heyecanın geri çağrıldığı ruh çağırma seanslarından başka bir anlama gelmiyor.

O nedenle, bütün cesaretiyle ortaya çıkıp bu tarihi organizasyonu daha anlamlı ve etkili bir düzeye çıkaracak cesur bir yönetim aranıyor.

Yıllardır “fuar” adı altında yapılan karnaval ya da festival etkinliklerini Kültürpark’tan alıp tüm bir kente yayacak, yaptığı bu kültür ve sanat etkinliklerini Akdeniz ruhuyla uluslararası düzeye taşıyacak cesur bir yürek ve cesaretli bir yönetim anlayışı aranıyor…

Günün moda deyimiyle, bu cesur ve gerçekçi öneriyi yapıp uygulayacak “vizyoner” bir yönetici ve yönetim anlayışı aranıyor…

Aynen, Kültürpark’ın yaratıcısı Behçet Uz gibi…

İEF 01

Tabii ki bu yeni düzenleme içinde, Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerli mirası koruyup yüceltecek, onun tarih içindeki değerini sergileyecek bir anlayışla…

Geçmişin değerlerini koruyup geliştirerek, o değerler üstünde onun önemi ve önceliğini temel alarak oluşturulacak ve İzmir’i tüm dünyada tanıtacak  evrensel bir kültür-sanat festivaline dönüştürerek…

Köhnemiş düşüncelerden kaynaklanan tüm engelleme çabalarına karşı çıkarak, ön açarak ve liderlik ederek; korkmadan ve cesaretle…

Ha cesaret!

 

 

Kadın Gözüyle Hayattan Kareler

Anadolu Hayat Emeklilik tarafından 2018 yılı içinde düzenlenip sonuçları 4 Nisan 2018 tarihinde açıklanan “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” temalı Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 44 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

001
Birincilik Ödülü – Oya Akkul – Kendirci Çocuk
002
İkincilik Ödülü – Gülseren  Sarıgül – Pencere
003
Üçüncülük Ödülü – Filiz Gürsu – Ayna
004
Mansiyon – Selma Arslan – Kar
005
Mansiyon – Cansel Özgüç – Pencere
006
Mansiyon – Teberik Kölgeli – Mavisel Duruş
007
Sergileme – Aytül Akbaş – Rüyam
008
Sergileme – Esengül Yavuz – Hamak
009
Sergileme – Aslı Gönen – Collessium
010
Sergileme – Berna İkiz – Metruk
011
Sergileme – Aynur Yıldırım – Kardelenler
012
Sergileme – Neslihan  Yazıcılar – Buharlı Yolculuk
013
Sergileme – Seval Oral Nurtan – Kale Kapısı
014
Sergileme – Zehra Çöplü – Cirit
015
Sergileme – Zehra Çöplü – Tek Başına
016
Sergileme – Nurten Öztürk – İnşaatçılık
017
Sergileme – Zeren Yasa – Zıpla
018
Sergileme – Mehtap Öztürk – Gelin
019
Sergileme – Hülya Öksüz – Yalnızlık
020
Sergileme – Nimet Gönenç Çınaroğlu – Gizem
021
Sergileme – Belma Arslan – Sevginin Elleri
022
Sergileme – Zehra Arslan Ceylan – Eve Dönüş
023
Sergileme – Buket Karayel – Yağmurda Bereket
024
Sergileme – Emel Güley – Muhabbet
025
Sergileme – Emine Sayınhan – Yön
026
Sergileme – Teberik Kölgeli – Yonumun Rengi
027
Sergileme – Özensel  Akarsu – Sancaklar
028
Sergileme – Şerife Yavaş Gören – Müzik Aşkı
029
Sergileme – Özlem Dağlı – Sohbet
030
Sergileme – Hanım Polat – Ağrı Dağı’ndan Yansıma
031
Sergileme – Aynur Aytin – Sürü
032
Sergileme – Ayten Mermi – Yılkıların Işığı
033
Sergileme – Oya Akkul – Bisikletliler
034
Sergileme – Ayşe Çalışkan – Fayton Sefası
035
Sergileme – Kamile Eroğlu 
036
Sergileme – Agül Kurt – Dostluk
037
Sergileme – Sinem  Eroltu – Murat_Abi
038
Sergileme – Emel Budak – Yardım
039
Sergileme – Selma Özgür – Yansıma
040
Sergileme – Goncagül Haklar
041
Sergileme – Zehra  Çankaya – Derici
042
Sergileme – Melek Sargın – Zeytin Yolu
043
Sergileme – Sevinç Kaplan – Bulgur Sergisi
044
Sergileme – İnci Karacan Aydoğdu – Kedi

Sözlük’ten: Yaya ve Bisiklet Öncelikli Ulaşım*

Metin Şenbil

Bir şehirde, tamamı ile sürdürülebilir ulaşım türleri olan yaya ya da bisiklete dayalı olarak ulaşım ihtiyacının görülebilmesi için bu ulaşım türlerini destekleyen çevrenin de desteklenmesi esastır. Saelens ve arkadaşlarınca yapılan bir araştırmaya göre, yaya ya da bisikleti destekleyen arazi kullanımlarında nüfus yoğunluğu yüksek erişilebilir ve arazi kullanımı ise çeşitlidir (Saelens vd., 2003). Yaya ve bisiklet ulaşımı motorsuz ulaşım altında incelenmektedir. Motorsuz ulaşımın fiziksel altyapısı, yaya yolları, kaldırımlar, yaya geçitleri, patikalar, yaya alanları, bisiklet yolları ve karayollarının kenarlarıdır. Her ne kadar bu altyapı motorsuz ulaşımın olmazsa olmaz koşullarını oluştursa da yeterli değildir. Bu altyapının (oturma grupları, çöp kutuları, gölgelikler, kapalı alanlar, kafeler gibi) mobilya ve faaliyetlerce desteklenmesi gerekmektedir. Her ne kadar altyapısı ve bunu tamamlayan mobilyaları ve faaliyetleri tam da olsa, Pucher (1997) motorsuz ulaşımı destekleyen kamu politikalarının olmaması durumunda hedeflerin gerçekleşmeyeceğini; bu tür politikaların uygulandığı Hollanda, Almanya, Danimarka gibi ülkelerde bisiklet yollarının motorlu araç trafiğinden ayrıştırılarak kimi noktalarda da motorsuz ulaşıma öncelik tanındığını bildirmektedir. Bu durumda yaya ve bisiklet öncelikli ulaşımın gerçekleşebilmesi için üçlü bir paketin olması gerekmektedir: 1) Altyapı, 2) Altyapıyı destekleyen mobilya, 3) Destekleyici kamu politikaları.

Yayalar

Son 50 yılda motorlu araç sayısının ve buna bağlı motorlu araç trafiğinin artması sonucu sokaklarda bulunan yayalarda ve yayaların sokakları kullanım zamanlarında ciddi değişim olmuştur. Her ne kadar yayalar, değişik biçimlerde insan hareketliliğine dayanmakta ise de yaya erişimi ile ifa edilen aktiviteler birbirinden ciddi biçimde ayrışmaktadır. BU açıdan değerlendirince yayaların tasnifi de değişmektedir: Oturan ya da ayakta duran yayalar, gruplar halinde oyun oynayan yayalar, farklı aktivitelere erişim amacı ile yürüyüş yapan yayalar, rekreatif yürüyüş (koşu) yapan yayalar, yardım alan yayalar (engellilerin kullandıkları motorlu araçlar dahil), acil duruma müdahale eden yayalar ve araçları. Bu yayalar tiplerine göre kişi ya da gruplar halinde olabilmektedir. Kimi yayalar evcil hayvanlara nezaret eden yayalar da olabilir. Yayalar çocuk, genç, yetişkin, yaşlı, çok yaşlı olarak da tasnif edilebilir; aynı şekilde yardıma ihtiyaç duyan ve yardıma ihtiyaç duymayan yayalara da rastlanabilir.

Yaya 011

Bisikletliler

Bisikletliler yayaların bir alt kümesini oluşturmaktadır. Bisiklet tek (bazı durumlarda da iki) kişi tarafından sürülebilen iki (ya da üç) tekerlekli insan enerjisine dayanan ya da insan enerjisine ek itme gücü sağlayan bir elektrik motoruna sahip ulaşım aracıdır (bazı durumlarda bisikletlere destekleyici tekerlekler de mevcuttur). Bisiklet kimi zamanlar sportif ya da rekreasyon amaçlı bir araç iken kimi zamanlarda oyun amacı ile kullanılan bir araçtır; bisikletin bu kullanımları, esas işlevi olan ulaşım türü olmasını değişik şekillerde desteklemektedir. Bisiklet kullanıcıları yayaların arz ettiği çeşitliliğe sahip değildir; Çocuk bisikletliler, yetişkin bisikletliler, yaşlı bisikletliler. Buna karşın bisiklet çeşitleri ile bu çeşitlilik de artmaktadır: üç tekerlekli bisiklet, sabit yük sepeti olan üç tekerlekli bisikletliler, yük sepetli bisikletler, çocuk oturma koltuğu olan bisikletler, (yük, çocuk ya da evcil hayvan taşımak amaçlı) bağımsız eklentili bisiklet, vd.

Bisiklet 03

Yaya ve Bisiklet Önceliği İçin Temel İlkeler

Sürdürülebilir ulaşımın temel ulaşım türleri olan yaya ve bisiklet önceliğinin gerçekleşebilmesi için temel ilkelerin başında güvenliğin tesis edilmesi gelmektedir. Güvenliğin, iki boyutu mevcuttur. Birincisi trafik güvenliği ile ilgilidir. Trafiğin çeşitlerine göre yaya ve bisikletin motorlu araç trafiğinden ayrılması esastır. Bir kentte bisiklet ile ulaşımın merkezi konum elde etmesi isteniyorsa bölgeler arası ana yollarında trafikten kesin olarak ayrılmış güvenli ulaşım güzergahlarının inşa edilmesi esastır. Bununla beraber, yaya ve bisiklet kullanımında olan yol yüzeylerinin kalitesinin bu ulaşıma uygun olarak tasarlanması gerekmektedir. Bunlar olmadan bisiklet kullanımını yükseltmek imkansızdır. Güvenliğin ikinci boyutu ise küçük suçların engellenmesidir. Yaya ve bisiklet güzergahlarının kontrol edilebilirliğini artırarak, bu güzergahlarda küçük suçların imkan bulabileceği gözden ırak, kör alanların yok edilmesi esastır. Bu amaçla binaların konuşlanmaları ile yaya ve bisiklet yollarının ilişkisinin, fark edilebilirliğinin, görünebilirliğinin arttırılması gerekmektedir. Bisikletlerin güvenli bir şekilde park edilmelerine imkan sağlayan altyapının kurgulanması da küçük suçlardan bisikleti korumaya yöneliktir.

Yaya ve bisiklet ulaşımının öncelikli kılınabilmesi için toplu taşım ile tam entegrasyonun sağlanması gerekmektedir. BU toplu taşım araçlarına erişimde kesintisiz yaya yollarının olması, bu yolların (canlı, cansız) değişik mobilyalarla desteklenmesi, istasyon noktalarında ise (korunaklı) bisiklet park yerlerinin olması; bisiklet ve yaya erişim güzergahlarının aynı altyapıyı kullandığı vakitlerde, yol hakkının tanımlanması gerekmektedir.

Ayrıca, yaya ve bisiklet önceliğinin kentin değişik bölgelerinde farklı olması da gerekmektedir. Kentin merkezinde yaya yoğunluğunun yüksekliğinden dolayı olabildiğince yayanın hakim olacağı alanlar desteklenmelidir. Yayaların yoğun olduğu bu alanlarda, bisiklet ile yayanın karışık olmasında bir sakınca yoktur. Zira her ikisinin de hızı önemli ölçüde azalmıştır. Diğer tarafta, konut bölgelerinde ise bisiklet yollarının karayolu üzerinde motorlu taşıtlar ile birlikte olmasında sakınca yoktur. Bunun için yeter koşul motorlu araçların ayrı otoparklarının olup olmadığıdır. Ayrı otoparkların olması durumunda, yol kenarlarının bisiklet yolu olarak kullanımı kolay olur; eğer yol kenarları otopark olarak kullanılıyorsa bu durum bisiklet kullanımın da kolaylaştıracaktır. Burada esas bisiklet yollarının tanımlanmış ve bisiklet ulaşımına uygun hale getirilmesi gerekmektedir.

Bölgesel ulaşımda bisikletin desteklenmesi durumunda da bisiklet yolları ile motorlu araç trafiğinin kesin olarak ayrılması, kavşak noktalarında da bisikletin (trafiğe karışması durumunda) güzergahlarının işaretlenmesinin yapılması gerekmektedir. Yaya ve bisiklet ulaşımı için altyapının yeterli olup olmadığını değerlendiren, bu ulaşım türlerinin öncelik derecelerini arttırıcı ulaşım talep yönetimi programları gelişmiş ülkelerde sıkça uygulanmaktadır.

Bunun için gerekli operasyonel bir kavram hizmet kalite seviyesidir (İng: Level of Service, LOS). Yaya ve bisiklet güzergahları hizmet kalitesi için önem arz eden temel değişkenler arasında, bu ulaşım türleri için temel altyapının varlığı, diğer trafik ile çatışma noktaları, diğer trafik ile olan hız farklılıkları, motorlu araç trafiği hizmet kalite seviyesi, çok modlu ulaşım olanakları gelmektedir (Dixon, 1996). Yayalar için temel altyapı olanakları arasında, yaya kaldırımının genişliği, sürekliliği yanında değişik nüfus grupları içim tasarımı önem kazanmaktadır. Bisikletliler için ise yol kenarı bisiklet yolunun mevcudiyeti ve bu yolun genişliği önemlidir. Yaya ve bisiklet önceliğinin tesis edilebilmesi için diğer motorlu trafik ile olan çatışma noktalarının en aza indirilmesi, olduğu kadarı ile, motorlu trafiğin yaya ve bisikletliler lehine yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, yayalar ile motorlu trafik arasında makul mesafenin olması, dinlenme oturaklarının aralıklarla sağlanmış olması, ışıklandırma ve gölgelendirmenin mevcudiyeti yaya ulaşımını teşvik eder; diğer yandan, bisikletliler için motorlu trafik ile olan hız farklılığının az olması bisikletin alternatif olabilmesini destekler.

SONY DSC

Kaynaklar

Dixon, L. (1996) “Biycle and Pedestrian Level of Service Performance Measures and Standarts for Congestişon Management System“,Transportation Research Record, c.1538, 22. 1-9

Pucher, J. (1997) “Bicyling Boom in Germany. A Revival Engineered by Public Policy“, Tranportation Quarlerly, C.51, ss.31-46

Salens, B. E. Sallis, J. F. Lawrance, D.F. (2003) “Environmental Correlates of Walking and Cycling: Findings from the Transportation, Urban Design, and Planning Literatures“, Annals of Behavioral Medicine, c. 25, 22. 80-91


* Derleyen: Melih Ersoy (2016) Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Ninova Yayıncılık, İstanbul, s.480-482

 

Parti ilçe başkanının yönettiği kent konseyi…

Ali Rıza Avcan

İzmir yine yapacağını yaparak, bugüne kadar AKP’nin bile yapmadığı ya da yapamadığı bir ilk’i yaşama geçirerek farklılığını ortaya koydu:

İzmir Kent Konseyi’nin fiili siyasetten elini çekmemiş olan başkanı, belirli bir mizansen içinde boşaltılan CHP Konak İlçe başkanlığı görevini üstlenerek ülkemizdeki kent konseyi başkanlığı görevini yürüten ilk parti ilçe başkanı unvanına sahip olmuş oldu.

Böylelikle bundan böyle CHP Konak İlçe başkanı, aynı zamanda İzmir Kent Konseyi başkanı olarak ikili bir görevi sürdürecek.

İstediği zaman CHP Konak İlçe başkanı, istediği zaman da İzmir Kent Konseyi başkanı olacak.

Kent konseyleri alanında bugüne kadar yaptığımız araştırma, inceleme ve gözlemler sırasında bir parti ilçe başkanının aynı zamanda kent konseyi başkanı olduğuna dair bir bilgi ya da örneğe rastlamadık.

Bu konuda bildiğimiz sayılı örnekler, 2017 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde CHP Keşan ilçe yönetim kurulu üyesi Necmettin Baygül’ün, İstanbul Zeytinburnu’nda da 2014 yılında AKP Zeytinburnu ilçe yönetim kurulu üyesi Cemal Merdan‘ın kent konseyi başkanlığına seçilmiş olmalarından kaynaklanıyor.

Bu iki örnekte de görüldüğü gibi, söz konusu olan şey, bir parti ilçe başkanının değil; bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin kent konseyi başkanlığına seçilmiş olması.

Bizim gündeme getirip tartıştığımız sorun ise, bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin değil; İzmir Kent Konseyi başkanı olarak seçildiği 26 Aralık 2015 tarihinde CHP Konak ilçe sekreteri iken gelen baskılar üzerine istifa eden bir siyasetçinin, kent konseyi başkanı olduktan sonra tekrar CHP Konak ilçe başkan yardımcısı olması ve bundan bir süre sonra CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanının istifa etmesi üzerine aynı ilçe yönetim kurulu içinde yapılan bir seçimle CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanlığı görevine getirilmesi ve bu siyasi görevle birlikte İzmir Kent Konseyi başkanlığı görevini sürdürmek istemesinden kaynaklanıyor.  

İzmir Kent Konseyi 005Bildiğimiz kadarıyla yasal olarak böylesi bir durumu öngörüp engelleyen herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamakta. Daha doğrusu, yasa koyucu böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini önceden düşünüp öngörmediği için siyasi parti yöneticiliği ile kent konseyi başkanlığının aynı şahıs üzerinde bulunup bulunmayacağını konusunu henüz hükme bağlamış ve düzenlemiş değil.

O nedenle de, siyasi bir partinin ilçe başkanlığını yürüten bir siyasetçinin kent konseyi başkanı olamayacağına ya da bu iki görevi aynı anda yürütemeyeceğine ilişkin bir kanun, yönetmelik, tüzük, yönerge, genelge maddesi, bakanlık görüşü ya da mahkeme kararı yok.

5393 sayılı Belediye Yasası’nın 76. maddesi ile bu maddeye dayanılarak İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılan Kent Konseyi Yönetmeliği ve bu yönetmeliğe dayanılarak 16 Kasım 2013 tarihinde İzmir Kent Konseyi Genel Kurulu tarafından kabul edilen İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nde bir siyasi partinin il ya da ilçe başkanının kent konseyi başkanı olmasını engelleyen bir hükme yer verilmemiş olmakla birlikte; İzmir Kent Konseyi‘nin önemli bir bileşeni olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 16 Kasım 2013 tarihinde kabul edilip halen yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nin “Kadın Meclisinin Üyelik Yapısı” başlığını taşıyan 9. maddesinin 3. fıkrasında -bunun tam aksi yönde-, “Milletvekilleri, meclis üyeleri, siyasi partilerin teşkilatlarında başkan ve yönetim kurulunda görevi olan kişiler, kadın meclisine sivil toplum kuruluş temsilcisi veya bireysel (gönüllü) katılımcı olarak katılabilirler ve çalışmalara katkı verebilirler; ancak, bu sıfatlarıyla kadın meclisi başkanlık divanında ve yürütme kurulunda görev alamazlar, çalışma gruplarında başkanlık yapamazlar.” şeklinde siyasi parti başkanlarıyla yönetim kurulu üyelerinin kadın meclisinin başkanlık divanı ile yürütme kurullarında görev alamayacaklarına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiş olması da başka bir çelişkiyi oluşturmaktadır.

Nitekim bunun doğal bir sonucu olarak, İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 28 Kasım 2015 tarihli 11. Olağan Genel Kurulu’nda, CHP Genel Merkez Kadın Kolları MYK Üyesi Birgül Değirmenci ile Gaziemir Belediyesi Meclis Üyesi Düriye Taş’ın geçici divan üyesi olarak görev yapmalarının, yönergenin  9 ve 13. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu genel kurulun iptalini isteyen; ancak bizlerin haklı itirazı üzerine işleme konulmayan 20 Ocak 2016 tarih, 23415155-45-2195 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşavirliği‘nin görüşü de henüz hafızalarımızda.

Öte yandan, İçişleri Bakanlığı’nca düzenlenip 8 Ekim 2006 tarih, 26313 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Kent Konseyi Yönetmeliği‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 7. maddenin (ç) fıkrası ile şu an yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönerge‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 8. maddesinin (ç) fıkrasında; kent konseylerinin, uluslararası gelişmeleri ve ülke koşullarını gözeterek, tarafsız bir yaklaşımla görüş ve önerilerini oluşturacağı da belirtilmektedir.

Peki o halde, düzenlenmemesi ya da yasaklanmaması nedeniyle hukuki olarak mümkün görülen böylesi bu durumu, bu madde hükmünde yer alan “tarafsız bir yaklaşım” koşuluyla bağdaştırıp kabul etmek mümkün müdür?

Özellikle de kent konseyleri projesinin amaç, hedef, temel değer, ilke ve etik kodları itibariyle böyle bir durum, mümkün ve doğru mudur?

İzmir Kent Konseyi Ruhsal Gelişim Kulübü

Örneğin bu yeni duruma elimizdeki mevzuat, önceden herhangi bir düzenleme yapılmayışı nedeniyle izin verse de; kent konseyleri ile ilgili mevzuat düzenlemelerinin temelini oluşturan yönetişim anlayışı, buna izin verir mi? Böyle bir şeyin ortaya çıkması iyi yönetişim açısından ne ölçüde doğru ve mümkündür? Böylesi siyasi bir çözüm, İzmir Kent Konseyi‘ne yarar mı yoksa zarar mı verir? Başında CHP’li bir siyasetçinin bulunduğu bir kent konseyi, CHP’li olmayan İzmirliler açısından ne ölçüde çekici ve inandırıcı olabilir?

Ayrıca, “aklıselim” ya da “makul olma” olarak tanımlanan akıl ve mantığımızla sağduyu içinde düşündüğümüzde veya böylesi bir durumun adil olup olmadığını sorguladığımızda bunun nereye kadar, nasıl sürdürülebileceğini de hesaplamamız gerekebilir. 

Böylesi bir tartışma da, bizi Aliağa’da MHP Aliağa İlçe Başkanı ya da Kemalpaşa, Ödemiş veya Torbalı’da AKP ilçe başkanları o ilçelerin kent konseylerinin başkanı olsaydı şayet; bu duruma Cumhuriyet Halk Partili siyasetçiler ne tepki gösterirlerdi, kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyi kendilerinden biri yaptığında nasıl tepki verirlerdi noktasına kadar götürebilir.

Bırakın siyasetçileri, her görüş ve düşünceden kurum ve bireyin bir araya gelerek çalışmasını amaçlayan kent konseyi katılımcıları, bu duruma ne derler, böylesi bir duruma nasıl tepki gösterirler ve bir siyasal parti ilçe başkanı tarafından yönetilen kent konseyine gelip çalışırlar mı?

Evet, yasa yapıcılar ya da kent konseyleri projesini tasarlayanlar karşımıza çıkan bu tür çetrefilli durumları önceden öngörmemiş, böylesi bir durumu akıl etmemiş ve o nedenle de önlem almamış olabilirler.

Ama, mevzuat böylesi bir durumu yasaklamıyor diye bunu bir fırsat olarak görüp sürdürmek de mümkün olabilir mi?

Son zamanlardaki güvenlik odaklı politika ve stratejiler nedeniyle gözden düşüp unutulmaya yüz tutmuş kent konseyleri düşünce ve uygulaması, böylesi bir durumdan zarar görmez mi?

İzmir Kent Konseyi ve diğer kent konseyleri bu kötü örnek nedeniyle zarar görmez mi?

CHP Konak İlçe Başkanının başında olduğu bir kent konseyi giderek bir partinin örgütüne dönüşmez mi? Dönüşmese bile böyle bir algının yaratılmasını kolaylaştırmaz mı? Dönüşmez diyenler bize bunun garantisini nasıl verebilirler?

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir Kent Konseyi dışındaki birimlerinde, örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği toplantı ve çalışmalara katılıp katkıda bulunduğunu öğrendiğimiz İzmir Kent Konseyi başkanının o birim ve kurullardaki siyasi kimliği nasıl açıklanabilir? Bu iki kişilikli durum nereye kadar, ne şekilde sürdürülebilir? Böylesi bir siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi dışındaki varlığı ve etkisi nasıl açıklanabilir?

Nitekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından güncellenen İzmir Kent Konseyi’ne ait web sayfasındaki “Bilgilendirme” notunda;

İzmir Kent Konseyi Eski Başkanı Çağrı Gruşçu CHP Konak İlçe Başkanlığına seçilerek 07.03.2018 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda istifasını bildirmesiyle ile birlikte  İzmir Kent Konseyi’nin  mevcut çalışma yönergesinin ihtiyaçlara göre güncellendikten sonra genel kurulların yapılması yönündeki ilke kararı, seçimli genel kurul için en az 3 aylık kurumsal temsiliyet yenileme çalışmalarının gerekmesi, yaz tatili döneminin araya girmesi ve yaklaşan seçimler nedeniyle kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından başkanlık seçimine gidilmemesi, buna karşılık 2019 yerel seçimlerine paralel olmak üzere, yürütme kurulu seçimleri ile birlikte olağan seçimli genel kurul takviminde gerçekleştirilmesi kararı oybirliği ile alınmıştır. 

Buna göre yönetmelik gereğince yürütme kurulunun, üyeleri içerisinde en yaşlı üyenin başkanlığında toplantılarını gerçekleştirerek İzmir Kent Konseyi’nin sağlıklı bir şekilde seçime girmesi için birlikte gerekli çalışmaları yürütme konusunda görüş birliğine varmıştır.” (1)

denildiği ve bu bilgilendirme notu varlığını halen koruduğu; ayrıca, aynı web sayfasının “Yürütme Kurulu” bölümünde “Eski başkan Çağrı Gruşçunun CHP İlçe Başkanlığına seçilmesi üzerine verdiği istifa nedeniyle yürütme kurulu toplantısında hazır bulunan en yaşlı üye toplantılara başkanlık edecektir.” dendiği halde kendisinin belediye içindeki toplantı ve çalışmalara hangi unvanla katıldığı da belli değildir.

İzmir Kent Konseyi başkanı basına verdiği demeçlerde, önce istifa edip boşalttığı ancak daha sonra siyasi açıdan büyük bir hata yaptığını fark ederek geri döndüğü İzmir Kent Konseyi başkanlık makamını boş bırakmanın etik olmadığını söyleyip bu geri dönüşüne bahane oluştururken; bir partinin ilçe başkanı olarak kent konseyi başkanlık koltuğunu işgal etmesinin kent konseyleri düşüncesinin temel değerleriyle ilke ve etik kodlarına aykırı olduğunu bilmemekte midir? Bu anlamda kent konseyi başkanlığı koltuğunun boş kalması mı yoksa bu koltuğun, doğrudan doğruya CHP ilçe başkanlık koltuğu ile ilişkilendirilmesi mi ahlaka ve etik kodlara aykırıdır, önce bu soruya net ve kesin bir şekilde yanıt verilmesi gerekmektedir.

Resim1CHP içindeki gruplaşmalar, kamplaşmalar ve güç dengeleri buna izin verip parti kamuoyu bunu hoş görse bile; hak, hukuk, adalet ve liyakatten yana olanlar, “Hak, Hukuk ve Adalet” adına yola çıkanlar buna ne der ve ne düşünürler?

Sanırım bu garip durumu, merkezi ve yerel yönetim birimlerinin hukuki anlamda bir an önce ele alıp adil, hukuki ve makul bir çözüm bulması, kent konseyleri idealine zarar veren böylesi fırsatçı uygulamalara yer verilmemesi gerekmektedir.


(1) http://www.izmirkentkonseyi.org.tr/1/36/32/kent-konseyi-baskani

Şehir Hakkı

Kitabın Adı: Şehir Hakkı,

Yazar: Henri Lefebvre (1967),

Yayınlayan: Sel Yayınları, 2015, 167 sayfa,

Çeviren: Işık Ergüden


Özellikle 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krizin toplumsal yansımalarının gözlemlendiği küresel toplumsal hareketler ile birlikte gündeme gelen kent hakkı kavramı, kısa bir sürede anti-kapitalist bir içerikle bütünleşerek, önemli bir popülariteye sahip oldu. Neoliberal politikaların kentler ve kentliler üzerinde yarattığı eşitsizleştirici, ayrıştırıcı, yoksunlaştırıcı, mahrum edici etkilerine yönelik hemen hemen tüm toplumsal yanıtlarda kent hakkı vurgusunun yapıldığını söylemek mümkün. Bu inceleme, söz konusu kavramı ilk olarak ortaya atan Şehir Hakkı isimli kitabın kısa bir incelemesini hedeflemektedir. Kente ilişkin literatürde net bir tanımı, kapsamını bulmanın mümkün olmadığı bu kavramı, 1967 yılındaki kitabıyla gündeme getiren Lefebvre, ortaya koyduğu devrimsel ve ileri görüşlü kavramsallaştırması sayesinde, hem kentsel hem de anti-kapitalist mücadelelerde referans noktası olarak kullanılan bir figür halini almış durumda.

kapak.fh11

Kitapta ilk olarak şehirleşme-sanayileşme arasındaki çok boyutlu ilişkiler ağını temel bir eksen olarak ele alan yazar, kentsel yayılma ile kentsellik bilinci/kimliği/niteliği arasındaki gerilim noktalarına; kullanım değeri-değişim değeri ayrımı üzerinden ışık tutarak kendisine ait “şehir” ve “kent yaşamı” tanımlarını ortaya koyuyor. Kullanım değeri ve sahiplenme kavramları çerçevesinde nitelendirdiği şehri, bir üründen ziyade “yapıt” olarak gören Lefebvre, sanayileşme yoluyla metanın genelleşmesinin kullanım değerini ve dolayısıyla şehri ve kentsel gerçekliği yok etme eğiliminde olduğunu ileri sürüyor. Bu nedenle, yazar, kullanım değeri-değişim değeri ayrışmasının kent, kentsel yaşam ve toplum üzerindeki yansımasını çözümleyerek bu süreçte belirleyenin (öznenin) sanayileşme, belirlenenin (nesnenin) ise şehir olması durumunu inceliyor. Buna ek olarak, şehri değişim değeri eksenindeki edilgenliğinden bağımsız olarak değerlendiren Lefevbre, öngörülemez bir moment olma niteliğinden hareketle, şehri, karşılaşmaların, iletişim ve enformasyonun çakıştığı, arzu, dengesizlik, normallik ve kısıtlamaların çözüldüğü yer olarak tanımlıyor. “Kent, zihinsel ve toplumsal bir biçimdir, niceliklerden (mekânlar, nesneler, ürünler) doğan bir niteliktir” (s. 99).

Kitabın ikinci bölümünde felsefe ve şehrin bağlantısını irdeleyen yazar, şehir ve felsefenin bütünleşme potansiyeli ve bunun gerekliliğini; “felsefe gerçekleşir” mottosuyla öne sürerek, felsefenin toplumsal pratikten bağımsız olmadığını vurgulamaya çalışıyor. Şehri bir yapıt olarak tanımlamasından hareketle Lefebvre, bu yapıtın üretimini bir nesne üretiminden ziyade insanlar tarafından insanların üretimi ve yeniden üretimi olarak değerlendiriyor.

Şehir-iktidar/sermaye arasındaki gerilimi de kendi kent kavramsallaştırması üzerinden çözümleyen yazar, bu ilişkiyi kent aleyhine bir nitelikte tasvir ediyor. Buna göre, devlet ve şirketler, kentsel işlevleri gasp etmeye ve kentin biçimini ortadan kaldırarak bu işlevleri üstlenip karşılamaya çabalamaktadır. Böyle bir durumda, şehir bir yapıt olma niteliğini kaybetmekte ve iktidarlar tarafından talan edilmektedir. Lefebvre’i kent hakkına götüren kıvılcım da işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Mevcut sorunsalı çözecek bir “özne”, kendi tarzında çok güçlü olan bir kentsel tohum, çatlaklardan doğabilir mi sorusunu soran yazar, buna cevaben toplumsal pratiğin (praksis) gerekliliğinin altını çizerek başka bir insana, “kent toplumu” insanına doğru ilerlemek için çabalamak gerektiğini belirtiyor. Tasvir ettiği bu projeyi engelleyen tüm ideoloji ve stratejileri yok etme zorunluluğuna da değinen Lefebvre, buna ek olarak yeni biçim ve ilişkileri yoktan var etme gücüne yalnızca toplumsal yaşamın (praksis) sahip olduğunu söyleyerek, düşlediği devrimsel dönüşümün pratik boyutunu formüle etmektedir. Kent hakkı kavramı en kısa ve net haliyle, bu devrimsel değişimi kapsayan bir kavramsallaştırmadır. Devrimci olması ise, koşulların zorlamasından dolayı değil, mevcut düzene karşı çıktığı içindir. Bunu yapabilecek sınıf olarak Lefebvre’in işaret ettiği sınıf ise işçi sınıfıdır; çünkü yazara göre “yalnızca devrimci inisiyatif alabilen gruplar, sınıflar ya da toplumsal sınıf fraksiyonları kentsel sorunları çözmeyi üstlenebilir ve çözümlerini tam anlamıyla hayata geçirebilir” (s. 127). Ancak bu sayede şehir tekrardan bir yapıt niteliğine kavuşacaktır.

Kent hakkı kavramı, basit bir ziyaret ya da geleneksel şehirlere geri dönme hakkı olarak değil, dönüşmüş, yenilenmiş kentsel yaşam hakkı olarak formüle edilebilir. Burada kilit nokta ise, kullanım değeri-değişim değeri ile paralel bir şekilde sahiplenme-tahakküm kavramları arasındaki geçişin kent hakkı için hayati olmasıdır. Söz konusu değişim, toplumsal düzlemde “kent toplumu”na geçişin bir ifadesidir aynı zamanda. Bu toplumun kentinin bir biçimi vardır: Bir araya geliş, kendiliğindenlik, karşılaşma. Bir başka deyişle, Lefebvre’in kent sorunsalına yanıtı, kullanım değeri ve sahiplenme güdüleriyle donanmış, toplumsal pratiklerin katkısı ile spekülatör ya da kapitalist elebaşlarına değil (s. 144), “kullanıcılara” yönelik kente varabilmektir. Burada tarihsel açıdan eski bir kente dönüşten ziyade, şehrin üretici çalışma, yapıt ve şenliklerin işgal ettiği mekânlar haline gelmesidir. Şehir, yazara göre bu işlevi, başkalaşmış kent toplumunda bulmalıdır. Kent hakkı işte bu dönüşümün/devrimin kavramsal çerçevesini, özünü oluşturmaktadır.

Kent hakkı aracılığıyla kent toplumuna geçiş sürecinde, kapitalist şehrin merkezilik niteliğini de irdeleyen yazar, mevcut noktada kentlerin tüketim yeri olması ve burada “yerin tüketimi”nin gerçekleşmesinin, değişim değeri ve metalaşmayla ilişkisini irdeleyerek, neo-kapitalizmle beraber, buna bir de karar merkezi olma özelliğinin eklendiğini vurguluyor. Gelinen yeni aşamada şehir artık insanları değil, enformasyon ve bilgiyi bir araya getirmektedir. Sonuç olarak da kentliler, kullanıcı ve kentin niteliklerini üretici olma durumundan, “bu devasa gösterinin figüranlarına” indirgenmektedir. Kent hakkı ve vurguladığı öngörülemez karşılaşma olanakları, kendiliğindenlik gibi “merkezi karar alma”dan bağımsız özellikleri, bu noktada kentlileri tekrar birer özne, kenti ise bir yapıt haline getirme çabasının temel dinamikleri olarak ön plana çıkmaktadır. Yazar, bu bağlamda şunları söylüyor:

Şehir hakkı kendini üstün bir hak biçimi olarak ortaya serer: özgürlük hakkı, toplumsallık içinde bireyleşme hakkı, habitat ve mesken hakkı. Yapıt hakkı, katılım ve sahiplenme hakkı da (mülkiyet hakkından belirgin biçimde farklıdır) şehir hakkının içinde yer alırlar.” (s. 151).

Son bölümde ise yazar, kentsel reformun, günümüzde egemen olan sınıf stratejisine karşı çıkan bir strateji ortaya koyması hasebiyle devrimci bir reform olduğunu, bunun yalnızca ekonomik (toplumsal ihtiyaçlara yönelik planlama) değil, politik (devlet aygıtının demokratik denetimi, genelleşmiş özyönetim) ve kalıcı bir kültürel bir devrim gerektirdiğini öne sürerek, söz konusu sürecin bir formülasyonunu ortaya koyuyor.

sehirhakki.jpg

Özellikle Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler gibi küresel ekonomik sistemin devamlılığını esas alan uluslararası örgütlenmelerin, kent hakkını, mevcut ekonomik ve toplumsal yapı içinde, çeşitli edilgen sosyal haklara indirgeyerek kavramı temel bağlamından koparma/yozlaştırma çabalarına karşın, Lefebvre’in özgün kent hakkı kavramı, hem bu kitapta hem de özellikle David Harvey’in çeşitli çalışmalarında, düzen karşıtı, anti-kapitalist ve bütüncül bir devrim anlayışının egemen olduğu haliyle ele alınmaktadır. Şehir Hakkı kitabı ve Işık Ergüden’in bu güzel çevirisi, bu nedenlerle önemli bir eksiği kapatmaktadır.

Arş. Gör. Hikmet Kuran
Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi

“Ankara’dan abim geldi…”

Ali Rıza Avcan

Yazmayacaktım; ama artık şu an’dan itibaren yazmak farz oldu.

Önce sabah gazetedeki tam sayfa ilanı gördüm. Biraz önce de, 0 312 427 88 63 numaralı telefondan yapılan aramayı, Ankara’daki arkadaşlarım arıyor düşüncesiyle açtığımda onun tok sesini duydum.

Aslında aramanın yapıldığı yerin İzmir olması durumunda, belki de bu yazıyı yazmayabilirdim.

Ama İzmir Ticaret Odası’nın başkanlığına aday olan o kişi, beni Bir Ankara numarası üzerinden aramayı tercih ederek banda alınmış kendi sesiyle  kendisini niye başkan seçmem gerektiğini anlatmaya çalışmıştı.

Belli olmaz; belki de böylelikle hem bana hem de İzmir Ticaret Odası’nın diğer üyelerine “Ankara’dan aranıyor olmak” durumu üzerinden bir alt mesaj vermek istemiş olabilirdi….

Gazetelere tam sayfa ilan vermek, oda üyelerine kendi sesiyle ulaşmak, adaylık için özel bir web sayfası oluşturmak, kentin önde gelen diğer meslek örgütlerini ziyaret etmek, çeşitli sektör mensuplarıyla fotoğraflar vermek ve benzerleri… Bütün bunlar, büyük bütçelerle ve profesyonel bir reklam ya da halkla ilişkiler ajansı ile çalışıldığının kanıtlarıydı. Çünkü bütün bunların amatörlerle ve amatör yöntemlerle yapılması mümkün değildi.

Ama bütün bu işleri üstlenen profesyonel bir kurum, kadro ya da şahıs da böylesi bir yanlışı yapmazdı, yapamazdı.

Tabii ki, yapılan iş bilerek yapılan bir yanlışlık değilse…

Anlaşıldığı kadarıyla, o “profesyonel dokunuş” sayesinde belki de, tanıtımı yapılan adayın Ankara’nın gösterdiği aday olduğuna dair bir algı yaratılmak istenmişti…

Şayet bunu bilmeden, fark etmeden yapıyor iseler bu İzmir ve İzmirli için affedilmeyecek büyük bir yanlışlık, büyük bir gaftı.

Yok şayet, bilerek ve isteyerek yapıyorlarsa, Ankara’nın adayı olduğuna ilişkin bugüne kadar söylenen iddiaları doğrulayan somut bir kanıta dönüşüyordu bu yeni durum.

Evet, anladığınız gibi uzunca bir süredir İzmir Ticaret Odası başkan adayı olarak yeniden gündemimize giren Mahmut Özgener‘den bahsediyorum.

5aaf6d5aae78492058e4cd30

Kendisini daha önce, ünlü şike davası açılmadan kısa bir süre önce istifa ettiği tartışmalı Futbol federasyonu Başkanlığı nedeniyle tanıyorduk. Üstüne üstlük Google’da yaptığımız taramalar sırasında Ekşi Sözlük’teki yüzlerce mesajdan insanların 14 Temmuz 2008 tarihinden bu yana bu aday hakkında neler düşünüp neler söylediğini de kolaylıkla öğrenebiliyorduk. (1)

Bunun dışında, hazırlattığı web sayfasındaki “vizyon” ve “projeler” başlığı altındaki vaatlerinde, rakiplerinden farklı olarak kendine özgü fazla bir şey söylemediğini, proje olarak ifade ettiği şeylerin İzmir hakkında daha önce söylenmiş genel geçer düşünceler olduğunu, bu anlatımlarla aslında suya sabuna dokunmayan bir politika ve strateji geliştirdiğini biliyorduk.

Ancak, İzmir Ticaret Odası başkanı Ekrem Demirtaş‘ın 25-26 yıllık saltanatı sırasında İzmir’e yaptığı kötülükleri yakından bilen biri olarak, İzmir Ticaret Odası’na yeni bir başkanın ve onu destekleyecek yeni bir ekibin gerekli olduğunu da biliyorduk.

Resim2

İzmir ve İzmir Ticaret Odası için kendisinden çok üyelerinin ve İzmir’in çıkarını düşünen bir adayın kazanmasını, İzmir Ticaret Odası’ndaki kötü yönetimin sona ermesini istiyorduk.

Ama bir yandan da, Ankara merkezli telefonlarla yaratılan algı operasyonunun bir oyuncusu olarak İzmir Ticaret Odası başkanını seçmek de istemiyorduk….


(1) https://eksisozluk.com/mahmut-ozgener–1922269?p=13

“Yol, dolaşır…”

Yine, yeniden ve kaldığımız yerden Aruç Aruoba ve “Yürüme” dizeleri…

Yol, belirli bir yerden kalkar,

belirli başka bir yere varır

– ama yolun yönü hiçbir zaman

bu iki yer (iki ‘nokta’) arasındaki

düz çizgü (bir ‘doğru’) değildir:-

Yol, dolaşır…

38059721906_727aba44d3_o (1).jpg

Bir yerden bıkıp, yeni bir yola çıkan kişi,

çıktığı yolun hiç de yepyeni bir yol

olmayabileceğini; daha önce zaten yürünmüş

bir yol olabileceğini de hesaba katmak

zorundadır: Mutlak yeni bir yol yoktur:

Ama, yola çıkacak kişi açısından, yeni yol

– çoktur…

Kişi, başından beri, tutturduğu her yolla,

daha ilerinde tutabileceği yolların

kaldırım taşlarını, ve, giderek, haritasını,

yontar, çizer, belirler…

Her bir yola çıkış,

çıkılacak yeni yolların

sorumluluğunu da getirir.

– Tabii, ters taraftan da, çıkılabilecek

her yol, daha önce çıkılmış ve yürünmüş

yolların belirlemelerini ve olanaklarını

taşır – gerçekler…

Dünyasını kendi çevresinde kendisi kurmuş,

kendine varan her yolun sonuna yalnızca

kendisinde bulunan bir yer koymuş bir kişi

– kendi yerinden dışarıya çıkan yolu

nasıl bulsun ki?…

Nereye giderse gitsin,

hangi yerden hangi yola çıkarsa çıksın,

kendine egemen olabilen kişi

(“bir kral gibi”)

terkedeceği yerden yola çıkacağı zaman da,

çıkacağı yeni yolun yönünü de,

kendisi belirleyebilen kişidir.

Yeri yalnız kendi yeri

yolu yalnız kendi yolu

olan kişi, ne yerinde ne yolunda,

başka kişilere rastlamayacaktır.

– rastladıkları da, hep, onun

ne yerini ne yolunu anlayanlar

olacaktır.

25412116057_cd72c7deda_o

Bir yeri terkederek bir yola çıkmanın gereği,

kökten bir kararlılıktır – yerde de yolda da

ne olursa olsun, yılmama; hep sürekli,

ilerleme kararlılığı…

Yerleşik olmaya dayanamayan kişinin yolu,

hiçbir yere varmayacak bir yol olacaktır.

Bir yere ulaşmak isteyen kişinin tutabileceği tek yol,

hep yolcu olma yoludur.

14760969704_40dd084fa2_o

Bir yerde durmak ile bir yola çıkmak

hep karşıt işlerdir: Her yer, bir yola

çıkmak bakımından bir inertia* taşır

– kolay kolay çıkamaz yola, bir yerde

yerleşmiş kişi; öte yandan da, her yol,

bir yere yerleşmek bakımından bir momentum‘a

sahiptir – bu kez de durması, yerleşmesi

kolay değildir, yola çıkmış, yürüyen kişinin

– temelde aynı şeydir belki

bu inertia ile bu momentum


* İnertia: Süredurum

* * Momentum: Devinirlik

Yol 008

 

Sözlük’ten: Yaya Yolu*

Ela Babalık Sutcliffe

Yaya yolları, motorlu taşıt trafiği ile yayalar arasındaki ayrım düzeni ve önceliğin hangi kullanıcıya verildiği gibi ölçütler çerçevesinde farklı kategorilerde tasarlanabilir. Yaya yolu ile taşıt trafiğinin ayrıldığı en yaygın yol düzenlemesinde, yaya kaldırımı sunularak yayalara erişim sağlanır. Bir kişinin rahat yürümesi için kaldırım ile yol arasında tasarlanan peyzaj veya diğer tür ayırıcılardan sonra en az 0,9 m genişliğinde bir iz ayrılması gerekir. Bu genişlik kaldırımın toplam genişliği değil, sadece yaya için gerekli yürüme izinin genişliğidir. Öte yandan tekerlekli sandalye kullanıcıları ve çocuk arabaları dikkate alınarak bu izin en az 2 m genişliğinde tasarlanması önerilmektedir. Okul ve benzeri kamusal kullanım alanlarının önünde en az 3 m genişliğin korunması gerekir. Yaya trafiğinin yoğun olduğu yerlerde genişlik arttırılmalıdır. Verilen bu genişliklere ek olarak taşıt yolu ile yaya arasında ayırıcı olarak ağaç ve benzeri peyzaj öğelerinin kaldırım alanı içinde tasarlanması için gerekli genişlik ayrılmalıdır.

Bir diğer yaya yolu kategorisi tamamen yayalara ayrılmış, yayalaştırılmış ve dolayısıyla motorlu araç girişinin sınırlandırıldığı yollar veya yaya bölgeleridir. Bu bölgelerde genellikle günün belli saatlerinde (örneğin sabah 07.00’den önce ve akşam 23.00’den sonra) motorlu araç girişine izin verilerek burada bulunan kullanımların servis gereksinimlerinin karşılanması sağlanır. Bunun dışında motorlu taşıtın girmediği alanlardır.

18491379_1353634564712313_7492813768561051056_o-1152x647

Dünyada örnekleri artan bir diğer uygulama ortak kullanım öngören sokakların tasarlanmasıdır. Sokak motorlu taşıt trafiğine kapalı olmadığı gibi ayrı bir yaya kaldırımı da düzenlenmemektedir. Böylece aslında yaya ile motorlu taşıt birbirinden ayrılmamakta ancak öncelik yayaya verilecek biçimde düzenleme yapılmaktadır. Bunun için yol yüzeyinin özel malzemelerle kaplanarak trafiğin hızının azaltılması, ayrıca bazı fiziksel düzenlemelerle yol güzergahının düz biçimde değil dönemeçli hale getirilerek sürücünün hız kesmesi sağlanmaya çalışılır. Burada araçların seyir hızı önemli ölçüde düşeceği için sürücüler bu tür ortak kullanımlı (Shared Street) güzergahlara girmemeyi tercih edecek ve böylece trafik hacmi de azalacaktır. Bu tür uygulamalar özellikle kent merkezlerinde yer alan hem ticaret ağırlıklı caddelerde hem de konut ağırlıklı sokaklarda yapılmaktadır. Kırsal yerleşimlerde de uygulama örnekleri bulunmaktadır.

Kaynaklar

Grava, S. (2003), Urban Transportation Systems, McGraw-Hill,

URL1: http://ern.wikipedia.org/wiki/File:New_Road,_Birghton_-_shared_space.jpg

* Ersoy, Melih, Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Ninova Yayınları, Nisan 2016, İstanbul, s. 482

Screen_Shot_2017_07_07_at_5.53.46_PM.0

Köy Enstitülerinden kent Enstitülerine…

Kitabın Adı: Köy Enstitülerinden Kent Enstitülerine, Bir Model Önerisi

Yazar: Prof. Dr. Adil Türkoğlu

Yayınlayan: Anı Yayıncılık

Tarih, Yer: 2011, Ankara

Sayfa: 156


0359aec98a4eb2494dec6b3619f7a05d

Önsöz

İçindekiler

Tablolar Listesi

Şekiller Listesi

Grafikler Listesi

I. GİRİŞ

II. SORUN

III. NİÇİN KENT ENSTİTÜLERİ PROJESİ

IV. TÜRKİYE’NİN EĞİTİM HARİTASI

Var Olan Durumu Betimlemek: Türkiye Nüfusunun  Genel Eğitim Durumu

Türkiye’deki Nüfus ve Eğitim Kademeleri Arasındaki İlişki

A. OKULÖNCESİ EĞİTİM

B. İLKÖĞRETİM

İlköğretimden Ortaöğretime Geçiş

C. ORTAÖĞRETİM

Genel Ortaöğretim

Mesleki-Teknik Ortaöğretim

D. YÜKSEK ÖĞRETİM

E. YAYGIN EĞİTİM

F. HANE HALKI BÜTÇESİNDEN EĞİTİM HARCAMALARINA AYRILAN PAY

V. TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK DURUMU

Türkiye’nin İşsizlik Haritası

VI. TÜRKİYE’DE GÖÇ OLGUSU

Türkiye’de İç Göç

Türkiye’de Köyden Kente Göçün Nedenleri

Köyden Kente Göç Edenlerin Yaşadığı Sorunlar

Türkiye’nin Kentleşme ve Gecekondulaşma Tarihi

Gecekonduların Varoşlara Dönüşmesi

Gecekondu ve Varoşların Olumsuz Etkileri

VII. KAMUOYUNDA KÖY KENT SORUNLARI

Kentlerde Örgün Eğitim Çalışmaları Dışında Çalışmalar Yapılmakta mıdır?

Türkiye’de Halk Eğitimi İle İlgili Sorunlar

Sivil Toplum Örgütlerinin Çalışmaları

Milli Eğitim Bakanlığıu Dışındaki Bakanlıkların Çalışmaları

Üniversitelerin Çalışmalarından Bazı Örnekler

Diğer Çalışmalar

VII. ÖNERİLEN MODEL NEDİR?

Kent Enstitülerinin Amaçları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Hedef Kitlesi

Kent Enstitüleri Modeli’nin Uygulama Bölgeleri

Kent Enstitüleri Modeli’nin Çalışma Mekanı Sorunu

Kent Enstitüleri Modeli’nin Personel Sorunu

Kent Enstitüleri Modeli’nin Finansman Sorunu

IX. KENT ENSTİTÜLERİ MODELİNİN ÖRGÜT ŞEMASI

Kent Enstitüleri Projesi Eğitim Alanları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Uygulama Aşamaları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Çalışma İlkeleri

Kent Enstitüleri Modeli’nin Eğitim-Öğretim Süreci

X. SONUÇ VE ÖNERİLER

XI. EKLER

Proje Örnekleri

Eğitim Düzeyin Yükseltilmesi

Meslek ve Beceri Edindirme Projesi

Hazır Giyim Kursu

Sağlıklı Yaşam Düzeyini Yükseltme Projesi

Sosyal ve Kültürel Yaşam Düzeyinin Yükseltilmesi

Kent Enstitüleri Projesi’nde Görev Alacak Kuruluşlar ve Sivil Toplum Örgütleri

XII. KAYNAKÇA

RESİMLER

2548b0432783958350c0b06f2ada4c2a


Köy Enstitüleri, Kent Enstitüleri Olarak Yeniden Kurulmalıdır!

Özer Ozankaya

Atatürk Türkiye’sinin, Türk ulusunun ve Türk yurdunun bağımsızlık, özgürlük, onur ve gönencini güvenceye almak amacıyla geliştirdiği örnek eğitim kurumları olan Köy Enstitüleri, toplumsal ekonomik kalkınma kuram ve uygulamasına birinci sınıf katkı değerinde idi.

Kırsal nüfus, yani köylüler için bir bölüm nüfusu tarım dışına atmak, eş deyişle toprak dışında geçimini sağlamak, evrensel bir tarihsel zorunluluktur.

Osmanlı döneminde sanayi devrimini ıskalamış olan Türkiye’de de Cumhuriyet az topraklı, ilkel araçlarla üretim yapan, verimi düşük aile işletmelerine dayalı bir kırsal ortam devralmıştı.

Yüzlerce yıldan beri ilk kez Cumhuriyetin sağladığı barış ortamında nüfus hızla artmaya başladı. 1 kişinin yapabileceği işe 3-4 kişi bakmakta, böylece toprak parçalanıp ufalanmakta, işletilmesi verimsizleşmekte, ekonomik olmaktan çıkmaktaydı. Bu durum sürdükçe köylünün artan ölçüde tarım dışından geçimini sağlamak gereksinmesini duyacağını, yani köyden kente göçün önlenemezliğini gözönüne alan Atatürk yönetimi, Köy Enstitüleri modelini geliştirip uygulamaya koydu.

Köy Enstitüleri, bir yandan kalkınma kuramına öte yandan kalkınma uygulamasına çok değerli bir katkı niteliğini taşır.

Kalkınma kuramına katkısı, üretici bilgi, beceri ve alışkanlıklarıyla insan ögesinin, dolayısıyla bu insan ögesini yetiştiren eğitim kurumunun, birinci sınıf bir ALT YAPI ÖGESİ olduğunu görüp göstermesi, bu nedenle altyapı – üst yapı ayrımının gerçekte bilimsel inceleme amacıyla başvurulan yapay bir soyutlama olduğunu, gerçek yaşamda altyapı ve üst yapı denilen toplumsal ögelerin karşılıklı etkileşim içinde bulunduğunu görmüş olmasıdır.

Kalkınma politikası ve uygulamasına katkısı da, bu bilimsel kavrayış sayesinde, eğitimin toplumsal ekonomik kalkınmanın çok etkili bir kaldıracı olarak kullanılabileceğini sergilemiş olmasıdır.

Sanayileşmesi engellenmiş, nüfusu kırsal ağırlıklı bir ülkede, kırsal nüfusun, doyurucu ve güvenli iş olmasa da kentlere akın edeceğini bu bilimsel kavrayışla gören Atatürk yönetimi, öncelikle de yoksul köy halkından başlayarak, köyde kalacak olanlarına verimli tarımın ve genel olarak kırsal kalkınmanın gereklerini öğretirken, köyden ayrılacak olanlara da öğretmen, sağlık memuru, sanatkâr (marangoz, tesviyeci, tornacı, duvar ustası, elektrikçi…) olmak ve ülkemizin pek çok gerek duyduğu bu tarımdışı üretken işgücünü sağlamak olanağını verecek eğitim-öğretim kurumlarını geliştirip hayata geçirdi.

Bu eğitim kurumları, sürekli kalkınmanın aynı zamanda bilimsel düşünüşü ve demokrasiyi, sanat ve spor bilincini edinip öğrenmiş yurttaşları gerektirdiğini de görmüştü.

Bu özellikleriyle Köy Enstitüleri, tüm sömürülen ülkeler halklarına hem bağımsızlık, hem demokrasi, hem de kalkınmanın yolunu gösteren kurumlardı.

Ama bu özellikleri, sömürgeciliği ayıp saymayan ve bu yüzden Türkiye’nin ne sömürülen ülkelere (özellikle de petrol yatağı Ortadoğu’nun ortaçağ karanlığında tutulan Müslüman ülkelerine) örnek olmasını, ne de kendileriyle eşit düzeyde yarışabilecek güçlü bir sanayiyi gerçekleştirmesini istemeyen Batılı ülkeler ile Türkiye’de on-onbeş yıllık Cumhuriyet devrimlerinin henüz yeterince etkisiz kılamadığı köy ve kasabalardaki eşraf, toprak ağaları ve şeyhlerin, köylü kitlelerinin güvenliğe kavuşup özgürleşmesini, uyanmasını engellemek üzere el ele vermesi için yeterliydi.

Köy Enstitüleri, gericiliği hortlatan karalamalarla saldırı hedefi yapılarak kapatıldılar.

Onların yerine, köy ve kasabaların düşük gelirli çocuklarına “eğitim” seçeneği olarak ne demokrasi bilinci ve kültürü, ne de çağın toplumsal-ekonomik gereksinimlerini karşılayacak bilgi ve beceriler kazandırmayan İmam-Hatip Okulları yaygınlaştırıldı.

“Alt yapı üst yapıyı belirler” diyen ve en etkili üretim gücü olan “insan”ı yetiştiren “eğitim” kurumunu “üst yapı” sayıp Türk Devriminin eğitim atılımını hafife alan sol dogmacılığın da, Köy enstitülerinin özellikle 27 Mayıs’tan sonraki elverişli konjonktürden yararlanılarak canlandırılması yolunda coşkulu bir kamuoyunun oluşmasını kolaylaştırıcı olmadığı da söylenebilir.

Köyler nüfusumuzun büyük çoğunlukla mesleksiz, eğitimsiz ve yoksul bırakılmış olarak büyük kentlerde yığıldığı, eğitim kurumlarının bütünüyle yaz-boz tahtasına döndürüldüğü günümüzde koğuşturulması gerekli amaçlardan biri de aynı eğitim anlayışıyla bu kez KENT ENSTİTÜLERİ’ni kurmaktır.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ni sömürgeci saldırılarına karşı savunmanın da temel bir gereği ve yoludur.

Türk ulusunun ve Türk yurdunun bağımsızlık, özgürlük, onur ve gönencini gerçekten amaç edinen siyasal ve toplumsal kurum ve örgütlerin, Köy Enstitüleri ruh ve anlayışıyla Kent Enstitüleri kurulmasını da amaç edinmeleri gerekir, kanısındayım.

Nisan 2011

001

Toprakta iz bırakmak: Richard Long

Dünya çapında tanınmış bir heykeltraş ve arazi sanatçısı olan Sir Richard Julian Long, 2 Haziran 1945 tarihinde güneybatı İngiltere’deki Bristol kentinde doğdu. 1962-1965 yılları arasında West of England Sanat Koleji’nde, 1966-1968 yılları arasında Londra’daki Saint Martin Sanat Okulu’nda eğitim görüp Anthony Caro, Phillip King ve Hamish Fulton gibi hocaların öğrencisi oldu. 

İngiltere’nin en prestijli sanat ödüllerinden biri olan Turner Ödülü için dört kez aday olup 1989’da yaptığı Beyaz Su Hattı ile ödülü kazanmoıştır.

Uzun süre Saint Martin Sanat Okulu’nda, heykel, fotoğraf ve metin dahil olmak üzere çeşitli alanlarda çalışmalar yapan sanatçının yapıtları İngiltere’deki Tate ve Bristol Müze ve Sanat Galerisi’nde, ayrıca Amerika, İsviçre ve Avustralya’daki galerilerde sergilenmektedir.

index1Yapıtlarının birçoğunu yaptığı yürüyüşlere dayandırmış, ayrıca arazi temelli doğal heykelin yanı sıra manzara fotoğrafçılığıyla metin ve haritalar da yapmıştır.

Yürürken çevreye bir iz bıraktığı çalışmalarında manzarayı, A Hattı Yürüyüş Yoluyla (1967) olduğu gibi, bir şekilde kasıtlı olarak değiştirmiş ve bazen kayalardan veya benzerlerini kullanarak heykeller yapmıştır. 

Kitapları

  • 2012, Güney Amerika, Zédélé éditions, Brest, Fransa. İlk baskı: 1972, Konrad Fischer, Düsseldorf.

Aldığı Ödüller

  • 1976 Venedik Bienali, Venedik, İtalya İngiliz Pavyonu’nda İngiltere’yi temsil etti.
  • 1989 Turner Ödülü, Tate Galerisi, Londra, İngiltere.
  • 1990 Chevalier de l’Ordre des Arts et des Lettres, Fransa Kültür Bakanlığı, Paris, Fransa.
  • 2001 Kraliyet Sanat Akademisi’ne seçildi.
  • 2009 Japonya’dan heykel için Praemium Imperiale Ödülü.

A Snowball Track - Bristol 1964
Kartopu pisti – Bristol 1964
Turf Circle 1966
Çim çemberi 1966
A Line Made by Walking - England 1967
Yürümek için bir çizgi çizmek – İngiltere, 1967
Ireland 1967
Çim çemberi – Krefeld, Almanya 1969
England 1968
İngiltere, 1968
Turf Circle - Krefeld Germany 1969
Çim çemberi – Krefeld, Almanya 1969
Connemara Sculpture - Ireland 1971
Connemara heykeli – İrlanda, 1971
Half-Tide, Bertraghboy Bay Ireland 1971
Yarım gelgit, Bertraghboy Körfezi, İrlanda 1971
Walking A Line In Peru - 1972
Peru’da yürümek için bir çizgi çizmek – 1972
A Circle In The Andes 1972
And dağlarında bir çember, 1972
Stone In Iceland 1974
İzlanda’da taş, 1974
A Thousand Stones Added To The Footpath Cairn - England 1974
Bin adet taşla yapılan höyük – İngiltere, 1974
01 The High Plains - A Straight Hundred Mile Walk On The Canadian Prairie 1974
Yüksek ovalar, Yüz mil yürüyüşle varılan Kanada çayırları, 1974
02 A Line In Ireland 1974
İrlanda’daki çizgi, 1974
03 Five Stones Iceland 1974
İzlanda’daki beş taş, 1974
04 A Circile In Ireland 1975
İrlanda’daki çember, 1975
05 A Line In The Himalayas 1975
Himalayalar’daki çizgi, 1975
06 A Straight Hundred Mile Walk In Japan - Made Across A MOuntainside On Honshu 1976
Japonya, Honshu yakınındaki bir dağda yüz mil yürüyüş, 1976
07 Circle In Alaska - Bering Strait Drftwodd On The Arctic Circle 1977
Alaska çemberi, Kuzey Kutbu’ndaki Bering Boğazı’nda dalgaların getirdiği odunlar, 1977
08 Circle In Africa Mulanje Mountain Malawi 1978
Afrika Malawi’deki Mulanje Dağı çemberinde, 1978
09 Throwing Stones Into A Circle A Six Day Walk In The Atlas Mountains Morocco 1979
Fas’ın Atlas Dağları’nda altı gün yürüyüşten sonra çemberin içine atılan taşlar, 1979
10 A Line And Tracks In Bolivia 1981
Bolivya’daki çizgi, 1981
11 A Line In Bolivia 1981
Bolivya’daki çizgi, 1981
12 A Line In Scotland Cul MOr 1981
İskoçya Cul Mor’daki çizgi, 1981
13 Six Stone Circles London 1981
Altı taş çemberi, Londra 1981
14 Sea Level Waterline Death Valley California 1982
California Ölüm Vadisi’ndeki su hattı, 1982
15 Brushed Path A Line In Nepal A 21 Day Footpath Walk 1983
Nepal’deki 21 günlük yürüyüşte düzenlenen yürüyüş yolu, 1983
16 Walking A Circle In Mist Scotland 1986
Sisli İskoçya’daki yürüyüş çemberi, 1986
17 Camp-Site Stones Sierra Nevada Spain 1985
İspanya Sierra Nevada’daki taştan kamp alanı, 1985
18 A Circle In Scotland 1986
İskoçya’daki çember, 1986
19 Dusty Boots Line The Sahara 1988
Tozlu Sahra çizigisi, 1988
20 Hoggar Circle The Sahara 1988
Sahra’daki çember, 1988
21 Sahara Line 1988
Sahra çizgisi, 1988
22 Touareg Circle The Sahara 1988
Sahra’daki Tuareg çemberi, 1988
23 Sahara Standing Stone Line The Hoggar 1988
Sahra’daki dikit taşları, 1988
24 Sahara Circle 1988
Sahra çemberi, 1988
25 Whirlwind Spiral The Sahara 1988
Sahra’daki kasırga spirali, 1988
26 Leaving The Stones A Five Day Walk With Dogs On Spitzbergen Svalbard Norway 1995
Norveç Spitzbergen Svalbar’da köpekle beş günlük yürüyüşten sonra bırakılan taşlar, 1995
27 Muir Pass Stones A Walk Of 12 Days In The High Sierra California 1995
California Sierra bölgesinde 12 günlük yürüyüşten sonra dikilen taşlar, 1995
28 Evening Camp Stones A Walk Of Twelve Days In The High Sierra California 1995
California Sierra bölgesinde 12 günlük yürüyüşten sonra yapılan kamp taşları, 1995
29 Gobi Desert Circle Mongolia 1996
Moğolistan’ın Gobi Çölü’ndeki çember, 1996
30 Asia Circle Stones Mongolia 1996
Moğolistan’daki çember taşları, 1996
31 Nomad Circle Mongolia 1996
Moğolistan çemberindeki göçmen, 1996
32 Cotopaxi Circle A LOng A Twelve Day Walk In Ecuador 1998
Ekvator’daki 12 günlük yürüyüşten sonra yapılan Cotopaxi çemberi, 1998
33 Alpines Stones A Thirteen Day Mountain Walk Beginning And Ending In Leuk Switzerland 2000
İsviçre’de 12 günlük dağ yürüyüşünün başlangıç ve bitiş noktası Leuk’deki taşlar, 2000
34 Positive Negative A 15 Day Walk In The Three Sisters Wilderness Oregon 2001
Oregon Üç Kız Kardeş Çölü’ndeki 15 günlük yürüyüşteki pozitif ve negatif, 2001
35 A Rolling Stone A Long A Fifteen Day Walk In Oregon 2001
Oregon’daki 15 günlük yürüyüşüm taşları, 2001
36 River Po Line İtaly 2001
İtalya’daki Po Irmağı çizgisi, 2001
37 Parnassus Line A Six Day Walk In Greece 2002
Yunanistan Parnassos’ki altı günlük yürüyüşün çizgisi, 2002
38 Mahalakshmi Hill Line Warli Tribal Land Maharashtra India 2003
Hindistan, Maharastra’deki Warli Kabilesi topraklarındaki Mahalakshmi Hill Çizgisi, 2003
39 Making Smoky Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çember, 2003
40 Smoky Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çember, 2003
41 Making Ash Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çemberin yapımı, 2003
42 Making Paddy-Field Chaff Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan,  Maharastra’daki Warli kabilesine ait çeltik tarlasındaki çemberin yapımı, 2003
43 Paddy-Field Chaff Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan,  Maharastra’daki Warli kabilesine ait çeltik tarlasındaki çember, 2003
44 A Walking And Running Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’da Warli kabilesi topraklarındaki yürünen ve koşulan çember, 2003
45 A Walking And Running Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’da Warli kabilesi topraklarındaki yürünen ve koşulan çember, 2003
46 Full Moon Circle Houghton Hall England 2003
İngiltere, Houghton Hall’deki tam ay çemberi, 2003
47 Full Moon Circle Houghton Hall England 2003
İngiltere, Houghton Hall’deki tam ay çemberi, 2003
48 A Seven Day Walk On Chokai Mountain Honshu Japan 2003
Japonya, Honshu’daki Chokai dağında yedi gün yürüyüş, 2003
49 Karoo Line A Fifteen Day Walk In South Africa 2004
Güney Afrika’da On beş gün yürüyüşten sonra yapılan Karoo çizgisi, 2004
50 Karoo Crossing A Fifteen Day Walk In The Locality Of Guarrieberg South Africa 2004
Güney Afrika’daki Guarreberg bölgesinde onbeş gün yürüdükten sonra yapılan Karoo geçişi, 2004
51 Granite
Granite
52 Midday Muezzin Line Siwa Egypt 2006
Mısır, Sina çölü ortasında Müezzin çizgisi, 2006
53 Seven Days West To East Winter 2006
Kışın batıdan doğuya yedi gün, 2006
54 Rolling Stones An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir gün yürüyüşten sonra dizilen taşlar, 2008
55 Snowdonia Stones A Five Day Walk In North Wales 2008
Kuzey Galler’de beş günlük yürüyüşten sonra yapılan Snowdonia taşları, 2008
56 A Fourteen Day Walk In The Süerra Nevada Spain 2009
İspanya, Sierra Nevada’da 14 gün yürüyüş, 2009
57 Aconcagua Circle Argentina 2012
Arjantin’da Aconcagua çemberi, 2012
58 Standing Stone Circle The Highveldt South Africa 2011
Güney Afrika, Highveldt’te yerleştirilen taş çember, 2011
59 Andalucia Stones A Fourteen Day Walk In The Sierra Nevada Spain 2009
İspanya, Sierra Nevada’da 14 gün yürüyüşten sonra yapılan Andalucia taşları, 2009
60 Granite Circle An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir günlük yürüyüşten sonra yapılan granit çember, 2008
61 Granite Line An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir günlük yürüyüşten sonra yapılan granit çember, 2008
62 Midday Muezzin Line Siwa Egypt 2006
Mısır, Sina çölünde gün ortasında Müezzin Çicgisi, 2006
63 Mont Blanc Circle Vincy Switzerland 2009
İsviçre, Vincy’de Mont Blanc Çemberi, 2009
64 Road Stone Line China 2010
Çin Halk Cumhuriyet’nde yol taşları çizgisi, 2010
65 Throwing Stones Eighteen Days Walking In The Andes Mendoza Argentina 2012
Arjantin,’ And dağları Mendoza’da on sekiz günlük yürüyüşte atılan taşlar, 2012
66 Tigerline Walking A Line On The Footpath Along A Fourteen Day Walk In The Glarnisch Massif Switzerland 2010
İsviçre, Glarnisch kütlesinde 14 günlük yürüyüşle açılan Tigerline çizgisi, 2010
67 A THousand Stones Thrown Into The River Yangtze China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Yangtze nehrine bin adet taşın atılması, 2010
68 Collada De Jucla Stones A Twelve Day Walk In The Pyrenees France and Andorra 2010
Fransa ile Andorra arasındaki Pireneler’de on iki günlük yürüyüşte yerleştirilen Collada De Jucla taşları, 2010
69 River Yangtze Stone Line China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Yangtze Nehri taş çizgisi, 2010
70 Somewhere Nowhere A Fourteen Day Walk In The Glarnisch Massif Switzerland 2010
İsviçre, Glarnisch kütlesinde on dört günlük yürüyüşte açılan “bir yerde hiç bir yerde”, 2010
71 Two Rivers Waterline China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’nde iki nehir su çizgisi, 2010
72 Box Hill Road River London 2012
Londra Box Hill Yolu nehri, 2012
73 A Circle In Antarctica Ten Days In The Heritage Range Of The Ellsworth Mountians 2012
Ellworth Dağları’ndaki on günlük yürüyüşte yapılan Antartika çemberi, 2012
87 Tsunami Dfirftwood Circle Seven Days Walking On The Tanesashi Coast Aomori Japan 2013
Japonya, Tanesashi sahilindeki Aomori’de yedi günlük yürüyüşte dizilen tsunami artıkları çemberi, 2013
88 Amazonas
Amazonlar
89 A Circle In The Amazon Six Days On The Bank Of The Parana Do Manori Brazil 2016
Brezilya, Parana Do Manori’de altı günlük yürüyüşte yapılan Amazon çemberi, 2016
90 Waterwheel The Swiss Alps Summer 2016
2016 Yazında İsviçre Alpleri’ndeki su tekerleği