“Kentli” ya da “partili” olmak…

Ali Rıza Avcan

Son yıllarda hangi kentte, hangi siyasi partiden belediye ya da belediye başkanı olursa olsun, kentli olmak adına yaşadığımız sorunlar azalacağına artıyor ve hangi biriyle uğraşacağımızı açıkça bilemiyoruz.

Çoğu kez suyumuzun akmaması, çöplerin zamanında alınmaması, kaldırımların tekrar tekrar yapılması, verdiğimiz vergilerin çarçur edilmesi gibi klasik sorunların yanına çevrenin, doğanın tahrip edilmesi, sahip olduğumuz değerlerin hoyratça ortadan kaldırılması gibi yenileri ekleniyor. 

Kısacası kötülük dediğimiz şey, faşizmin kurumsallaştığı günümüz koşullarında kendine daha uygun bir ortam bulup çoğaldıkça çoğalıyor, üredikçe ürüyor.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün

Bizler ise bunu önlemek adına bizim gibi düşünen insanlarla sosyal medya ortamlarında paylaşımlar yapıyor, gruplar kuruyor ya da en yakınımızdaki insanlarla dertleşmeye, bir araya gelmeye, halk forumu dediğimiz yerel örgütlenmelere gitmeye çalışıyoruz.

Çünkü bizi memnun edecek bir yaşam kalitesine sahip olmadığımızı, yerel yöneticilerimizin bu işi yapabilecek liyakatte olmadığını, ufak ve akılcı çözümlerle çok daha etkin, verimli ve anlamlı sonuçlara ulaşılabileceğini biliyor, daralan yaşam alanlarımızı genişletmeye çalışıyoruz.

Tüm amacımız hak ettiğimiz yaşam kalitesi yüksek bir kentte yaşamak…

Bizler bütün bunları yaparken, birçok siyasal örgütlenme ve eylemde kendilerine destek verdiğimiz, yardımcı olduğumuz partililerin şikayetçi olduğumuz şey şayet kendi partileri, kendi partilerinden yöneticiler ise titizlikle uzak durduklarını, o işe bulaşmak istemediklerini, sosyal medyada bir beğeni yapmaktan bile kaçındıklarını görüyoruz.

Bizlerle birlikte aynı tavrı göstermemekle birlikte, partileri içinde, parti disiplin ve düzenine uyarak bu konuları dile getirmediklerini, parti içi görüşme ve tartışma süreçlerine bu konuları taşımadıklarını görüyoruz.

Bu durum haliyle bizleri hayal kırıklığına uğratıyor ve çoğu kez, bir demokrat olduklarını düşündüğümüz için yanımızda görmek istediğimiz o partililerin sessiz, suskun kalıp bir anlamda yapılan yanlışa ortak olmaları nedeniyle onlara daha fazla kızıyoruz.

Çünkü özel görüşmelerimizde bize haklı olduğumuzu, bizi desteklediklerini söylemelerine karşın, iş açık mücadeleye geldiğinde onları yanımızda, arkamızda göremiyoruz.

Yapay Ada 01

Çünkü ülke genelinde yaptıkları demokrasi mücadelesini kendi partilerinden seçilen belediye başkanlarının yönettiği kentlere taşımak istemediklerini, böyle bir durumun kendi ellerini zayıflatacağını düşündüklerini, bu nedenle kent hakkı çerçevesinde gerçekleştirilen mücadele ve eylemler karşısında seçici davrandıklarını, eylem ve mücadele alanları arasında partilerinden yana bir seçim yaptıklarını görüyoruz. 

Geçtiğimiz yazdan bu yana sürdürdüğümüz Kültürpark mücadelesi, İzmir Körfezi’ni kurtarmak adına yürüttüğümüz İzmir Körfez Geçişi Projesi ve en son Karşıyaka’daki Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın aslına uygun restore edilmesi için başlattığımız mücadele hep bu örnekleri yaşadığımız alanlar oldu.

Ne zaman iktidar ya da hükümet karşıtı bir eylem varsa oraya gidip kendilerini gösteriyorlar. Ama söz konusu olan şey partileri ve kendi partilerinden seçilmiş iktidarlar ise o zaman mücadeleyi genellikle uzaktan seyretmeyi tercih ediyorlar.

Oysa demokratik bir parti yapılanmasına sahip olduklarını, partilerinin Türkiye’nin en demokratik partisi olduğunu, parti içinde demokratik hakların kullanımı konusunda özgür olduklarını iddia ediyorlar.

Öte yandan da, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı için Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’ın yaptığı basın toplantısı sırasında başkanın yanında yer alan il başkanının kendilerine karşı disiplin sopasını sallaması karşısında sessiz kalıyorlar.

Ayrıca parti içinde bir yere gelebilmek, seçilebilmek, başka birinin ayağına basmamak ya da düşmanlığını kazanmamak adına, kazanmaya odaklı kişisel politika, strateji ve menfaatler adına da sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Bizler ne kadar dil döküp ne kadar ikna etmeye kalksak da anlaşılan onlar orada duracaklar ve zincirlendikleri parti disipliniyle kendi özgür iradeleri doğrultusunda hareket edemeyecekler.

1

Faşizmin günden güne kurumsallaşarak yaygınlaştığı günümüz koşullarında herkesin bir araya gelip oluşturacağı demokrasi cephesi içinde mücadele etmesi gerekirken, bazı parti yöneticilerinin parti üyelerini korkutmak adına sopa gibi kullandıkları parti disiplini, o arkadaşları daha ne kadar teslim alıp bizlerden uzakta tutacak bilinmez; ama, ülkemize çöreklenen faşizm, kent ölçeğindeki mücadeleye katılmayanları da zamanla etkisizleştirip o meşhur Protestan papaz konumuna sokacak gibi gözüküyor…

Dökülen yaşlar yoksa timsah gözyaşları mıdır?

Ali Rıza Avcan

AKP iktidarı tarafından 2023 Türkiye vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, şu an itibariyle İzmir’in üstünde sallanmakta olan bir kılıç ve sonuçları itibariyle de İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin sonunu getirecek büyük bir beladır.

Yereldeki belediyeler uzun bayrak direkleri, büyük bayraklar ve görkemli anıtlar peşinde koşup oyalanırken iktidar da İzmir Körfezi’nin ortasına kendi damgasını vuracak ampul şeklinde bir beton ada, körfezin tüm ufkunu kaplayacak bir köprü ve yerin altında uzun bir tünel yapma sevdasındadır.

Böylelikle hangi siyasi görüş ya da ideolojiden olduğuna bakılmaksızın merkez ya da yereldeki her yöneticinin büyük yollar, köprüler, tüneller, havaalanları ve benzerlerini yaparak iktidarını güçlendirmeyi hedefleyen anlayış ve uygulamalar içinde zamanla birbirlerine benzediğini; adeta hiçbirinin diğerinden farkı kalmadığını görebiliriz.

O nedenle uzun bir süredir çevremizde durumun farkında olup şikayetini ifade eden herkes, merkezi iktidarla yerel iktidardakilerin günden güne birbirlerine benzemeye başladığını, hiç birinin diğerinden farkı kalmadığını, dün “solcu” ya da “devrimci” bildiklerimizin bile bugün karşı cephede yer aldığını ifade ederek hepsini aynı çuvala koymaya başlamıştır.

İşte o nedenle, merkezi yönetimin İzmir Körfezi’nin ortasına kondurmaya niyetli olduğu İzmir Körfez Geçişi Projesi, bu nedenle yerel iktidarın temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nca kabullenilmiş; hatta bu işte bir adım daha öteye gidilerek, “bu işi ilk ben düşünmüştüm” fırsatçılığıyla projenin sahipliği noktasına kadar gidilmiştir.

Bu projenin sahibi kimdir, bu projeyi önce kim düşünmüştür?” şeklindeki yararsız tartışmayı bir yana koyduğumuzda ortaya atılabilecek en ciddi iddialardan biri, bu projenin halka yeterince anlatılmadığı, halkın projeye katılımın sağlanmadığı ve bu işte İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstüne düşen görevleri yeterince yerine getirmediği iddiasıdır.

Pélican frisé

Projenin, ÇED hazırlık sürecinde sadece İzmir Ticaret Odası’nın halktan yalıtılmış salonunda gerçekleştirilen Halkın Bilgilendirilmesi Toplantısı dışında halka yeteri kadar anlatıldığı dikkate alındığı takdirde bu iddia, yerden göğe kadar haklıdır.

Şu an itibariyle proje hakkındaki bilgi yetersizliği öyle bir noktaya varmıştır ki, hazırlanan ÇED raporundaki değişiklikler sonucunda 396 sayfaya ulaşan ÇED raporuyla onun 3484 sayfadan oluşan eklerini tam olarak okuyup anlamaya çalışan uzmanlar bile, konunun birçok bilim ve disiplini ilgilendirmesi, ÇED raporunun “kopyala-yapıştır” tekniğiyle oldukça özensiz bir şekilde yazılması, deniz dibinden çıkarılacak tarama malzemesinin analizi gibi birçok konu ve izin işleminin ÇED raporu dışında tutulması nedeniyle kendilerini yetersiz hissetmektedir.

Buna bir de yasaların tanıdığı sürelerin kısa tutulması ve her şeyin aceleye getirilmesini eklediğimizde projenin adeta hırsızdan mal kaçırırcasına kabul edildiği görülecektir.

Bugün itibariyle dava açmış olan TMMOB, EGEÇEP ve Doğa Derneği’nin elinde ÇED raporunun değerlendirilmesi amacıyla 17 Ocak 2017 tarihinde Ankara’da yapılan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısındaki bazı belgelerin bulunmuyor olması bunun en somut örneğidir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabulü sonrasında yasal süresi içinde TMMOB, Doğa Derneği, EGEÇEP ve 84 adet bireysel doğa savunucusunun dava açtığı süreçte ısrarlı bir şekilde dava açmasını ya da açılan davalara müdahil olmasını istediğimiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kendilerinden görüş istenen Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyelerinin suskun kalması da çok anlamlıdır.

Hatta bırakın dava açmayı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun projeyi savunan; giderek sahiplenen demeçlerinden sonra belediyelerin böylesi bir durumda ortaya çıkmayacaklarını, “büyük başkan”larının izinde giderek bizlerin haklarını savunmayacaklarını anladık.

Ama ne olduysa oldu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin önündeki engelleri kaldırarak projenin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun başkanı olduğu İZKUŞ–İzmir Kuş Cennetni Koruma ve Geliştirmei Birliği’ni lağvetmesi üzerine küçük bir kıyamet yaşandı (!)

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Kuşcenneti’ne katkıda bulunmadıklarını söyleyen Orman ve Su İşleri Bakanı’na karşı çıkarak bugüne kadar İzmir Kuşcenneti için ne kadar para harcadıklarını teker teker sayarak bu hareketin arkasında büyük bir rantın olduğunu iddia etti.

Ama bunu yaparken de şikâyetçi olduğu olay ile İzmir Körfez Geçişi Projesi arasında bir ilişki kurmayı hiç düşünmedi ya da böyle şeyleri düşünmek pek de işine gelmedi.

Çünkü bir yanda kendisinin yeterince para harcamadığı gerekçesiyle mağdur edildiğini iddia ettiği bir el koyma hareketi, diğer yanda da İzmir Kuşcenneti’nin içinden geçip orayı mahvedecek olmasını dikkate almadan sahiplendiği büyük bir proje vardı.

Konu bu haliyle “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” misali gibiydi…

O nedenle kısa bir süre için esip gürleyip parladı, değişik vesilelerle çıktığı kürsülerden kendisinden beklenen sert çıkışları yaptı…

Ama kendisini yakından tanıyanlar bu çıkışların saman alevine benzeyeceğini, o nedenle İZKUŞ’un lağvedilmesi konusunun en yakın zamanda unutulacağını ve her şeyin iktidarı korkutmayacak şekilde kendi mecrasında akacağını söylediler.

01.30 - Körfez Köprüsünün Bitmiş Durumunun Bilgisayar Ortamında Modellenmiş Görüntüleri (A)

Şimdi o nedenle bekliyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu timsah gözyaşları eşliğinde feryat edip rant iddiasıyla suçladığı İZKUŞ konusunu unutup kulağının üstüne mi yatacak; yoksa, bu olayla daha büyük bir lokma olan İzmir Körfez Geçişi Projesi arasında bir ilişki, bir nedensellik bağı kuracak mı?

Her zaman olduğu gibi İzmir’in yaz sıcaklarında bekleyip İzmir’in asıl sahibinin kim olduğunu hep birlikte göreceğiz.

              

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne “hayır” diyen Narlıdere Belediyesi şimdi nerededir?

Ali Rıza Avcan

16 Mayıs 2017 tarihinde başlattığımız bir seri yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu sormaya devam ediyoruz.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?

İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?

Bugün bu soruları, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Narlıdere Belediyesi’ne ve onun yıllanmış başkanı Abdül Batur’a soruyoruz.

Narlıdere Belediyesi Cevabı 001Narlıdere Belediyesi Cevabı 002                                         

Evet, sayın Başkan şu an itibariyle İzmir Körfez Geçişi Projesi için ne düşünmektesiniz ve yazınızdaki bütük karşı çıkış gerekçeleri değişmediği için bu süreçte ne yapmak niyetindesiniz?                                         

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne “hayır” diyen Karşıyaka Belediyesi şimdi nerededir?

Ali Rıza Avcan

Bugünden itibaren başlayıp yazacağımız dört yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu soracağız:*

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?

İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?

Bugün ilk soruyu, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Karşıyaka Belediyesi’ne ve Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’a soruyoruz.

karsiyaka-belediyesi-icon


 

Yeni Microsoft Word Belgesi_Sayfa_1
Sayfa 1
Yeni Microsoft Word Belgesi_Sayfa_2
Sayfa 2

* İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED Raporuna eklenen resmi yazının belediyenin resmi görüşü ile ilgisi olmayan bazı sözcükleri okunamadığı için bu sözcükler “okunamadı” şeklinde yazılmıştır.

Taranacak körfez dip malzemesi yoksa tehlikeli mi?

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili dava süreçleri geçtiğimiz hafta başladı. Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB ile 87 çevre aktivistinin birlikte açtığı davalarla İzmir açısından çok önemli bir süreç başlatılmış oldu. Ayrıca önümüzdeki günlerde bu davacı kurum ya da kişilere yeni kurum ve kişilerin de müdahil olarak katılması bekleniyor. 

Biz de, “İzmir’in davası” olarak nitelediğimiz bu mücadeleye gerek buradan gerekse başka ortam ve kanallardan katılarak, destek vererek elimizden geleni yapmaya, sonuçta kazananın İzmir ve onun halkı olması için mücadele edeceğiz.

Bu mücadele sırasında da İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda gördüğümüz eksiklik ya da yanlışları belirleyerek davayı yürüten kurumlarla avukatlara yardımcı olacağız.

Bu çerçevede bugün davacı kurum ve avukatlarının dikkatini çekmeye çalışacağımız bir konu, ÇED raporunun hazırlandığı süreçte bu yatırımla ilgili ÇED raporunu kabul eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın taşra örgütü konumundaki İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün hazırladığı ve ÇED Raporunun ekleri (Ek-B) arasında yer alan “İzmir Şehircilik ve Çevre İl Müdürlüğü Görüşü” başlığını taşıyan ve iki sayfadan oluşan belgedir.

İl Çevre 01İl Çevre 02

Bir örneğini bu yazımıza eklediğimiz söz konusu belgenin ikinci maddesinde aynen şöyle söylenmektedir:

ÇED Raporu dosyasında, denizden çıkarılacak tarama malzemesinin değerlendirilmesine yönelik çeşitli alternatif çalışmalarının devam ettiği, bu çalışmaların başında düşünülen alternatiflerden birinin, tarama malzemesi tamamının yaşam adası oluşturulmasında kullanılması olduğu belirtilmiş, tarama malzemesinin batırma tüp tünelin inşaat aşamasında üst malzemesi olarak kullanılması, proje kapsamında köprü ve batırma tüp arasında yer alan yapay ada etrafında oluşturulacak yapay sulak alan için kullanılması, habitat iyileştirmesinde ve mevcut durumda halen kullanılmakta olan Urla açıklarındaki Hekim Adası’nın güneydoğusundaki dökü yerlerinde değerlendirilmesi şeklinde diğer alternatifler belirtilmiştir. Bu kapsamda yaklaşık miktarı 3.500.000 m³ olarak belirtilen tarama malzemesinin değerlendirilmesi/bertarafı konuları ÇED Raporunda hassasiyetle incelenmelidir. Tarama malzemesine ilişkin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında yapılacak analiz sonuçları rapora yer almalı, maddenin belirtilen amaçlarla kullanılabilirliğine ilişkin bilimsel çalışmalar ve ekolojik değerlendirmeler ile bu kapsamda alınacak izinler raporda sunulmalıdır. Ayrıca kullanım fazlası malzemenin denizel ortama dökü yapmak suretiyle bertaraf edilmesi halinde, dökü yapılacak alanın koordinatları, denizel ortam yapısı, döküm işleminin denizel ekosisteme etkileri modelleme vb. bilimsel çalışmalarla açıklanmalıdır.*

Üzerine bir tarih yazılmış olmamakla birlikte, 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın katılımı toplantısı sonrasında Çevre Mühendisi Sema Yunatçı, Şube Müdürü Işın Özdemir ve İl Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Arslan tarafından imzalandığı anlaşılan bu belgede o tarih için 3.500.000 m³ miktarında olan tarama malzemesinin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında analiz edilerek sonuçlarının raporda yer alması istenmektedir. Hem de ÇED raporunu onaylayacak bakanlığın İzmir’deki taşra kuruluşu olan il müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir heyet tarafından.

Ama bakanlıkça onaylanan rapora baktığımızda bu analizlerin yapılmadığı gibi sonuçlarının da rapora eklenmediğini, bu analiz çalışmalarının inşaat aşamasına bırakıldığını görüyoruz.  

Üstüne üstlük, projenin son aşamalarında taraması yapılacak 3.500.000 m³’lük malzeme miktarı, Gediz Nehri’nin körfeze döküldüğü alanda -4 metre kodunda yapılacak yeni taramalarla 6 kat artarak toplam 19.870.542 metreküpe ulaştığı halde.

Şimdi bu durumda şu soruyu sormak gerekir:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü’nde oluşmuş bir heyetin istediği bu araştırmalar niye yapılmamış ve talep edilen şeyler yerine getirilmeden sözkonusu ÇED Raporu alelacele kabul edilmiştir?

s927882(1)

Sanırım bu soruya en iyi yanıt mahkeme aşamasında verilecek ve bakanlığın kendi içindeki bu açıklanamaz çelişki bu projenin iptali için iyi bir gerekçe oluşturacaktır?

Sahi bu analizler niye yapılmamıştır? Yoksa bu analizler sonrasında körfezin zemininden çıkarılacak malzemenin tehlikeli çıkmasından ve bunun da daha da büyüyecek yatırım bütçesi ve uzayacak yatırım süresiyle birlikte bütün planları alt üst etmesinden mi korkulmuştur?

Tabii ki aynı sorular, aynı tarihlerde İzmir Körfezi dibinden 46.990.000 metreküp tarama malzemesi çıkarmayı hedefleyen “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” için de geçerlidir…


* Kırmızı renkle işaretleme tarafımızca yapılmıştır.

Kuşların, balıkların duyacağı sesler…

Ali Rıza Avcan

Akustik, sesleri inceleyen bir bilim. Buna Türkçesi ile ses bilim demek de mümkün. 

Akustik bir bilim olarak katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerde ses dalgaları yayılımının fiziksel özelliklerini inceliyor. Bunlar arasında gürültüye yol açan titreşimlerle gürültünün nasıl izlenip denetleneceği konusu da var.

Şu sıralarda sudan bir nedenle yasaklanmış olan Vikipedi bilgilerine göre, akustik ile uğraşan bilim insanları, sesi ve insanın bu sesi işitmesini inceleyip farklı nesnelerin sesle ne şekilde etkilendiklerini araştırıyor ve insanları zararlı yüksek seslerden koruma yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Vikipedi’nin kaynak olarak gösterdiği Türk Akustik Derneği (TAKDER), Avrupa Akustik Birliği (EAA), Uluslararası Gürültü Kontrol Mühendisliği Enstitüsü (I-INCE), Uluslararası Akustik Komisyonu (ICA), Uluslararası Akustik ve Titreşim Enstitüsü (IIAV), Ses Mühendisliği Derneği (AES) ve Amerika Akustik Derneği (ASA) kayıtlarını incelediğimizde akustiğin sadece insanın duyduğu seslerle değil, duyamadığı seslerle de ilgilendiğini öğreniyoruz. Bu kapsamda hayvanların sesten nasıl etkilenip kullandıkları (biyolojik akustik) konusuyla insanların sese verdikleri psikolojik ve fizyolojik tepkilerin, konuşma akustiği ile müziksel, mimari ve gürültü akustiği gibi konuyla ilgili birçok konunun incelenip araştırıldığını görüyoruz.

Örneğin bu kapsamda yapılan araştırmalar sonucunda canlıların duydukları ses frekanslarının insanda 64-23.000 Hz arasında değişirken yarasalarda 2-110.000 Hz, kedilerde 45-64.000 Hz aralığında olduğu belirlenmiş. Tabii ki Hz ve KHz değerleri sayısal olarak arttıkça sesin tizleşmesi nedeniyle insan tarafından duyulamaz hale geldiğini de unutmamak koşuluyla. 

Balıklar 001

Kuşlarda ise işitme duygusu çok hassas, sahip oldukları ses repertuvarı ise çok zengindir. Ayrıca karşılıklı iletişimlerinde sesin ton ve ritim değişikliği boyutunda net bir şekilde duyulması çok önemlidir. Özellikle de geniş sürüler içinde bulunduklarında anne ile yavru ya da eşler arasındaki iletişim bu anlamda yaşamsal bir öneme sahiptir. Yavruyla annesi arasındaki iletişimin gürültü ya da başka bir nedenle kopması genellikle yavrunun kaybına ya da annenin orayı terk etmesine yol açmaktadır.  Bu durumu en iyi şekilde koloni halinde yaşayan penguenlerle ilgili belgesellerde görebiliriz. Annenin yiyecek bulmak amacıyla koloniden her ayrılıp dönüşünde anne ile yavrusu arasındaki ilişki her ikisinin çıkardıkları seslerle sağlanmakta, bu sesler duyulamadığında çoğu kez yavru sahipsiz kalıp ölüme mahkum olmaktadır.

Durum bu şekilde olmakla birlikte; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2017 yılı içinde yapımına başlanacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda projenin uygulanacağı binlerce kuşun barındığı Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti ile İzmir Körfezi içindeki balıkların oluşacak gürültüden nasıl etkileneceği konusunda bu canlıların gürültüden etkilenme eşikleri yerine insanlara ait etkilenme eşiklerinin dikkate alındığı görülmektedir.

Bu iş için hazırlanan akustik raporda yatırımın işletmeye başlamasıyla birlikte birçok kaynaktan farklı düzey ve zamanlarda çeşitli gürültülerin üreme faaliyetine başlamış veya daha sonra başlayabilecek türleri olumsuz etkileyebileceği, araçlardan kaynaklanan gürültü seviyesinin yüksek olması durumunda üreme faaliyeti içerisinde olan türler arasında kuluçkayı hatta yavru bakımını bile yarıda bırakma risklerinin söz konusu olabileceği ifade edilip, alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanının kullanan yabanıl fauna bileşenlerini bu kesimlerden göç etmeye zorlayan bir düzeyde olmamasına özen gösterilecektir” denilmiştir.

Bunun dışında, “üreme dönemi başında ortaya çıkabilecek rahatsızlık sonucunda bazı bireyler yakın çevrede, aynı özellikteki habitatlara göç ederek oralarda üreme faaliyetlerine devam edebilirler. Bu türler için herhangi bir kayıp söz konusu olmayabilecektir. Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında otoyol için gürültü haritası hazırlanmasına müteakip gürültü eylem planları hazırlanacaktır. Eylem planına göre gerekli kontrol tedbirleri alınacaktır. Alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanını kullanan fauna bileşenlerini olumsuz etkilemeyecek bir düzeyde olmasına dikkat edilecektir” denilirken üreme mevsiminin ortasında yerlerinden edilenlerin nerelere gidebilecekleri, bunun nasıl izleneceği ve bununla ilgili kararların nasıl verileceği yine açık ve net bir şekilde belirtilmemekte; “olmayabilecektir” ya da “dikkat edilecektir” gibi sorumluluktan kaçınan lastikli ifadelerle olası bir sorunun ya da krizin üstlenilmesinden titizlikle kaçınılmaktadır.

Ayrıca söz konusu projenin “kamu yararı” kapsamında bir proje olması ile inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması gibi gerekçelerle adeta bu durumun olağan karşılanması için gerekçeler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa yol, köprü, tünel yapmak gibi kamu hizmetlerinin yanında daha önemli ve öncelikli bir görev olan vatan savunması çerçevesinde Çiğli ve Kaklıç askeri hava alanlarından kalkan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait askeri uçakların uçuş rotalarının 2004 yılının Ağustos ayında, İzmir Kuş Cenneti’nde barınan 122 adet kuş türü zarar görmesin düşüncesiyle değiştirilmesi o günkü gazete haberlerine bakan herkesin hatırlayacağı olaylardandır.

Şimdi ise geçmişte bu kadar hassas davranılıp askeri uçaklara ait uçuş rotalarının bile değiştirildiği bu bölgenin tam ortasına yapılacak yollar, köprüler, viyadükler, yapay adalar ve batırma tünelller konusunda daha da ileri gidilerek bu konuda ortaya çıkabilecek her türlü kriz ya da sorunun, aslında akustiğin ya da gürültünün hayvanlar üzerindeki etkileri dikkate alınmaksızın hazırlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği‘ne göre yapılacağı taahhüt edilerek gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel çevre sorunlarında mevzuata uyulmuş gibi bir görünüm kazandırılmaya çalışılmaktadır:

Projenin inşaat aşamasında gerçekleştirilecek çalışmalar sırasında hesaplanan gürültü düzeyi Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerin üzerinde kalmaktadır. Söz konusu projenin kamu yararı kapsamında bir proje olması, aynı zamanda inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması hususları göz önünde bulundurularak çalışmalar sırasında azami hassasiyet gösterilecek olup, inşaat aşamasında projeye ilişkin şikayet olması durumunda Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında gerekli değerlendirmeler yapılarak, önlemler alınacak olup, inşaat faaliyetleri sırasında azami özen gösterilerek Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğine uyulacağı taahhüt edilmektedir.

Bu taahhüdün verilmesinin hemen arkasından ise gürültü konusunda mevzuatta belirtilen standart değerlerin aşılması durumunda proje alanına gürültü perdeleri ve ağaçlandırma yapılması, gürültüyü azaltan mimari tasarım ve peyzaj uygulamalarına önem verilmesi, hız sınırlarının düşürülmesi, yollara düzenli bakılması ve uygun koridor/güzergahın seçimi gibi önlemlerin alınacağı belirtilmiş; ancak inşaat aşamasında alınabilecek önlemlerden söz edilmemiştir.

Ayrıca deniz içindeki taramalardan kaynaklanacak gürültü seviyelerinin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanıp 30.12.2006 tarih ve 26392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Açık Alanda Kullanılan Teçhizat Tarafından Oluşturulan Çevredeki Gürültü Emisyonu İle İlgili Yönetmelik (2000/14/AT)“in 5. maddesinde verilen tabloda tanımlanan motor gücü seviyelerine göre verilen formüller yardımıyla bulunduğu ve inşaat aşamasında bu seviyelere uyulacağı belirtilmektedir.

Resim1

Oysa söz konusu yönetmeliğin 1. maddesinde bu yönetmeliğin, “insan sağlığının korunması ve iç pazarın düzgün işleyişine katkıda bulunmak” amacıyla düzenlendiği; bu nedenle deniz içindeki balıkların ve diğer canlıların hem inşaat döneminde hem de İzmir Körfezi Geçişinin işletmeye açıldığı dönemde ortaya çıkacak gürültünün olumsuz etkilerinden korunması ile bir ilgisinin bulunmadığı dikkate alınmamıştır.

Özet olarak, Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti gibi hassas bölgelerde yapılacak böylesi büyük boyutlu bir projede öncelikle ortaya çıkacak gürültüden oralarda yaşayan kuşların, balıkların  ve diğer canlıların nasıl rahatsız olacakları araştırılmalı, bu tür bir tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla insanlar için belirlenmiş kriterler yerine insanların duyamadığı sesleri algılayan hayvanlar için belirlenmiş kriterler esas alınmalı; aksi takdirde bizim hissetmeyeceğimiz en ufak bir gürültüde bölgede yaşayan birçok canlının bir daha gelmemek üzere buraları terk edeceği bilinmelidir.


İlgilisi için:

http://www.lsu.edu/deafness/HearingRange.html

https://en.wikipedia.org/wiki/Hearing_range

http://ya2004.yeniasir.com.tr/08/21/index.php3?kat=ana&sayfa=ilks1&bolum=gunluk

http://arsiv.sabah.com.tr/2004/08/21/gnd102.html

http://www.turizmdebusabah.com/haberler/kuslara-ozel-rota-18337.html

Ulaşım ana planlarını kim kabul eder?

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamakta olduğu ve bizim de bu amaçla davet edildiğimiz toplantı ve çalıştaylarda görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerle katkıda bulunduğumuz İzmir Ulaşım Ana Planı güncellemesi işinin belediye içinde hangi kurul tarafından kabul edileceği hararetli bir şekilde tartışılmakta.

2009 yılında kabul edilip şimdi güncellenerek yeni bir senaryoya kavuşan İzmir Ulaşım Ana Planını belediye içinde eskiden olduğu gibi belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) mi yoksa Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görüşü doğrultusunda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi mi kabul edecek?

İşte şu sıralarda kafalardaki tek ve önemli soru bu…

Çünkü, bu kez hazırlanan ulaşım ana planı bir öncekinin aksine onaylanmak üzere bakanlığa gönderilmeye hazırlanıyor. O nedenle planın bakanlık öncesinde kim tarafından kabul edilmesi büyük bir önem taşıyor.

Şayet kabul işlemi bir öncekinde yapıldığı gibi belediye başkanına bağlı Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından yapıldığı takdirde bakanlığın bu plan üzerinde bir değişiklik yapması durumunda ortaya bir sorun çıkmayacak.

Planlama 001

Ancak, söz konusu plan 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göre belediyenin en üst karar organı olan belediye meclisi tarafından onaylandığı ve bu şekilde onaylanan plan üzerinde bakanlık tarafından bir değişiklik yapılarak geri gönderildiği ya da değişiklik yapılarak onaylandığı takdirde belediye meclisinin ne duruma düşeceği, nasıl bir karar alacağı da belli değil.

Çünkü hangi bakanlık olursa olsun bakanlıkların belediye meclislerinin ulaşım ana planlarıyla ilgili kararlarını reddederek geri göndermesi ya da kararı değiştirerek kabul etmesinin herhangi bir şekilde yasal bir zemini bulunmamakta.

Böylesi bir durumun gerçekleşmesi durumunda belediye meclisi bakanlıkça yapılan bu tasarrufu kabul edip sineye çektiği takdirde bunun halka nasıl izah edileceği akılları zorlayan zor bir soru…

Hele ki, bakanlığın şu sıralarda İzmir kamuoyunun gündeminde olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni plana dahil etmesi –ki, bu proje İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Ulaşım Ana Planına dahil edilmediği takdirde, bakanlığın bu projeyi plana dahil edeceğine kesin gözüyle bakılıyor– durumunda buna nasıl bir tepki verileceği de merak konusu…

BURSA'DA TOPLU ULAŞIM ZAMLANDI BURSARAY'A YÜZDE 8, DİĞER BAZI HATLARA İSE YÜZDE 11 İLE YÜZDE 12 ORANINDA ZAM YAPILDI TOPLU ULAŞIMA ÜCRET AYARI

Yoksa belediye meclisi üyeleri, çoğu kez yaptıkları gibi neyi oyladıklarını bilmeden ellerini kaldırıp bakanlıktan dönen bir kararı el birliği ile değiştirirler mi? Yoksa, yakın zamanda “İzmir’in Dağlarında” marşını söyleyerek “Hayır!” diyen belediye meclisi üyeleri bu konuda da “Hayır!” derler mi?

Ama belediye meclisini ve üyelerini böylesi çetrefilli ve zor bir duruma düşürmemek amacıyla bulunan ve gün geçtikçe ağırlık kazanan çözüm, İzmir halkının “Hayır!” dediği İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin İzmir Ulaşım Ana Planının ana eksenine yerleştirerek ve diğer yandan da belediye başkanının ağzından “zaten bu projeyi ilk ben düşünmüştüm, o nedenle projeyi destekliyorum” söylemleriyle birlikte AKP iktidarı ile “kentin alî menfaatleri uğruna” işbirliği yapmak şeklinde ortaya çıkıp somutlaşıyor.

Şimdi isterseniz bu çetrefilli durumları tartışmaktan, zor sorulara yanıt bulmaktan vazgeçip konuyu yasal yönleriyle tartışmaya başlayalım.

***

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları” başlığını taşıyan 7. maddesinin (f) fıkrası hükmüne göre; “Büyükşehir ulaşım ana planını yapmak veya yaptırmak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini planlamak ve koordinasyonu sağlamak…” büyükşehir belediyelerinin görevidir.

Aynı kanunun “Ulaşım hizmetleri” başlığını taşıyan 9. maddesi ise Ulaşım Koordinasyon Merkezlerini (UKOME) düzenlemekte olup madde metni aynen şu şekildedir:

Ulaşım hizmetleri

Madde 9- Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye  başkanları  kendi   belediyesini ilgilendiren   konuların   görüşülmesinde  koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.

Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer.

Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.”

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 9. maddesinin 5. paragraf hükmü uyarınca düzenlenip 15 Haziran 2006, 26199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği“nin 5. maddesine göre ise büyükşehir belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görev ve yetkilerini düzenleyen 18. madde hükmü aynen şu şekildedir:

Görev ve yetkileri

MADDE 18 – (1) UKOME, büyükşehir içindeki kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesini sağlamak üzere; ulaşım, trafik ve toplu taşıma konularında üst düzeyde yönlendirici karar alma, uygulama, uygulatma ve ilgili mevzuattaki usulüne göre gereken tesisleri kurma, kurdurma ve işletme hak ve yetkilerine haizdir. Bu amaçla;

a) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, mevzuatla yetkili kılındığı durumlarda mahalli ihtiyaç ve şartlara göre trafik düzeni ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almakla, 

b) Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde nazım plan çerçevesinde, arazi kullanım ve ulaşım planlama çalışmalarıyla büyükşehir ulaşım planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almakla,

c) Trafiğin düzenli bir şekilde akımını sağlamak bakımından alt yapı hizmetleri ile ilgili tedbirleri almak, trafikle ilgili sorunları çözümlemek, trafikle ilgili olarak ülkeyi ilgilendiren veya mevzuat değişikliği gerektiren hususları İçişleri Bakanlığına iletmekle,

ç) Kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; otobüs, taksi, dolmuş ve servis durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek, gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otopark olmaya müsait boş alan, arazi ve arsaları geçici otopark yeri olarak ilan etmek ve bunların sahiplerine veya üçüncü şahıslara işletilmesi için izin vermek, izin verilen otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde özürlüler için işaretlerle belirlenmiş bölümler ayrılmasını sağlamakla,

d) Karayolu taşımacılığına ait mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere, trafik düzeni ve güvenliği yönünden belediye sınırları içinde ticari amaçla çalıştırılacak yolcu ve yük taşıtları ile motorsuz taşıtların çalışma şekil ve şartları ile bu taşıtların teknik özelliklerini tespit etmek, çalıştırılabileceği yerler ile güzergâhlarını tespit etmek ve sayılarını belirlemek, bunlara izin ve çalışma ruhsatı vermekle,

e) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, ulaşım, toplu taşıma ve trafik mevzuatının büyükşehir belediyesine verdiği yetki doğrultusunda uygulamaya yönelik yönlendirici karar almak ve görüş oluşturmakla,

f) İlçe ve ilk kademe belediyelerce düzenlenen yol ve kavşaklar ile büyükşehir belediyesince yapılan sinyalizasyon sistemlerinde aksaklık tespit edildiği takdirde uyarıda bulunmak ve düzeltilmesini sağlamakla,

g) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde kalan karayollarının bir kısmının veya tamamının yoldan faydalananların bir kısmına veya tamamına kapatılmasına, park edilecek yerler ile zaman ve süresinin ve araçların geliş ve gidiş yollarının ve yollara konulacak trafik işaretlerinin yerlerinin belirlenmesine karar vermekle,

ğ) Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun belirlediği sınırlar içinde araçların kullanacağı şeritleri ve yol kullanım esaslarını tespit etmek ve gerekli yasakları koymak, gerekli hal ve yerlerde en çok ve en az hız limitlerini belirlemekle,

görevli ve yetkilidir.

2GB

Bu madde düzenlemesinden; özellikle de (b) fıkrası hükmünden anlaşılacağı üzere Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin (UKOME) ulaşım ana planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almak görevleri olmakla birlikte hazırlanan ulaşım ana planlarını kabul etmek ya da onaylamak görev ve yetkisi bulunmamaktadır. 

Çünkü 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir Belediye Meclisi” başlığını taşıyan 12. maddesinin ilk paragrafında “Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediyesinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçilen üyelerden oluşur.” hükmü yer alıp; bu hüküm büyükşehir belediye meclisini, görevlerini tek tek saymak gibi bir yola gitmeksizin büyükşehir belediyesi ile ilgili her türlü konuda en üst karar organı olarak tanımlamıştır. Bu nedenle hazırlanan ulaşım ana planlarının Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) yerine, doğrudan doğruya büyükşehir belediye meclisi tarafından incelenerek kabul ya da reddedilmesi gerekmektedir.

İşte bu çerçevede hazırlık anlamında son demlerini yaşayan İzmir Ulaşım Ana Planı’nın kimin tarafından kabul edileceği, kapsamında İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin yer alıp almayacağı ve onaylanmak amacıyla bakanlığa gönderilip gönderilmeyeceği; şayet gönderilirse nasıl bir onay süreci yaşayacağı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile AKP hükümeti; daha doğrusu bundan sonraki süreçte “Cumhurbaşkanı” olarak adlandırılan “Başkan” ile olan ilişkisinin rengini ortaya koyacaktır….

Umarız bu ilişki, bir zamanlar belediye kapısında çekilen “abartılı saygı” fotoğrafı gibi eğilmeyi değil; dik durmayı gerektirir…