Asıl yapılması gereken işler…

Ali Rıza Avcan

Ülkemizdeki çevrecilerin ve çevre örgütlerinin, doğayı katleden, hepimizin müştereği olan ormanları, denizleri, akarsuları, dağları, tepeleri, meraları ve benzerlerini yok eden saldırılara anında tepki verebilmek, arka arkaya; hatta bazen aynı anda ortaya çıkan her bir kötülüğü önlemek, engellemek için insanüstü çaba gösterdiğine tanık oluyorum.

Adeta ellerindeki kova ve hortumlarla dört bir yanda ateşlenen yangınları söndürmeye çalışıyorlar.

1980’li yılların başında, Ankara’daki Türkiye Çevre Vakfı‘nın çevre ile ilgili yeni hukuki düzenlemelerin 1980 Anayasası’na girebilmesi için yaptığı çalışmalara katılıp Türk çevre mevzuatındaki çevre ve çevre koruma ile ilgili düzenlemeleri tarayıp bunu bir yayına dönüştürmüş ilk çevrecilerden biri olmakla birlikte; yaşamımın ondan sonraki dönemlerinde, -açık söylemek gerekirse- çevre ve çevre koruma konularıyla ekoloji mücadelesine fazla bir önem ve öncelik vermemiştim.

Ne olduysa son 3 yılda oldu ve AKP iktidarı tarafından İzmir Körfezi ile Gediz Deltası Sulak Alanı‘na yapılmak istenen İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni engellemek amacıyla son hızla bu mücadele alanına girdim ve bu projeyle ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması için dava açmadan önce, küçük bir girişimde bulunarak sevgili arkadaşım Göker Yarkın Yaraşlı ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü tarafından Yamanlar Dağı eteklerine yapılacak Bostanlı Barajı ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması için ilk davamı açıp, çevre / ekoloji mücadelesi verenlerin saflarına katılmış oldum.

Bu mücadeleye katılmamla birlikte, hem her bir ağacı hem de bunların oluşturduğu ormanı görmek niyetiyle, bu tür toplumsal ve hukuki mücadelelerde aksayıp mücadeleyi etkileyen ve giderek zorlaştıran konulara dikkat etmeye başladım.

Aslında, dikkat edip anlamaya çalıştığım bu konuların hiç zorluk çıkarmadan gelip beni bulduğunu da söyleyebilirim.

Bu davalara bakan idare mahkemeleri son yıllarda adeta hukuki alanda mücadele etmememiz, açtığımız takdirde de sürdürmememiz için çok büyük miktarlarda bilirkişi ücretleri belirlemeye başladılar.

Örneğin, İzmir 3. İdare Mahkemesi hem İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması davasında, hem de Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki koruma bölgelerinin daraltılıp niteliklerinin değiştirilmesi ile ilgili Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun (USAK) aldığı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması davasında 15 bin liralık bilirkişi bedellerinin davacılar tarafından ödenmesine hükmetti.

Böylelikle TMMOB ve Doğa Derneği, birinci dava için ayrı ayrı açtıkları her iki dava için 15 Bin liradan toplam 30 Bin lira, Doğa Derneği USAK kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması davası için 15 Bin lira ödemek zorunda kaldı.

İşin kısası, TMMOB ve Doğa Derneği, iki ayrı dava için şu an itibariyle devlete toplam 45 Bin lira ödemiş durumda.

Bu kadar büyük miktarda bilirkişi ücretleri, bugünkü koşullarda her kurum ya da şahsı zorlayacak; hatta dava açma cesaretini ortadan kaldıracak kadar yüksek.

Bu durum gerçek anlamıyla, adaleti yokuşa sürüp hak arama mücadelesini engelleyecek bir tehlikeye işaret ediyor.

Mevzuata göre bu paraları ödeyen kurum ya da şahıslar, davayı kazandıkları takdirde ödedikleri paraları geri alabilmekle birlikte; bu kadar büyük paraların meslek örgütleri ya da sivil toplum kuruluşları tarafından bulunup ödenmesi neredeyse imkansız. O nedenle, bu tür davalarda “paran kadar adalet” anlayışının geçerli olduğunu ve bu vahim durumun her geçen gün dava açanlar aleyhine kötüleştiğini söyleyebiliriz.

1.20137ae5-d5a5-4738-8bb3-551112dad3f3

Çevre davalarında dikkat çeken diğer bir nokta ise, çevre ya da ekoloji mücadelesine katılmış, bu konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarında görev yapmış, doğayı korumak için müdahil olup davalar açmış bilim insanlarının mahkemeler tarafından “tarafsız” olmadıkları gerekçesiyle bilirkişi heyetlerine alınmaması; alınsa bile kamu kurumlarının itirazı üzerine bilirkişi heyetlerinden çıkarılmaları konusudur.

Böylelikle kendi uzmanlık alanında ulusal ve uluslararası alanda tanınmış, bilinmiş , bu konuda onlarca kitap, yüzlerce bilimsel makale yazmış birçok bilim insanının sırf “tarafsız” olmadığı gerekçesiyle davalarda bilirkişi olmalarının önü kesilmiş; bunun doğal bir sonucu olarak, yeterli akademik kariyere ve uzmanlığa sahip olmayan; örneğin sadece “doktor” unvanına sahip ya da o konuda hiçbir yayın ve araştırması olmayan kişilerin bilirkişi heyetlerinde görev alması ve bu şekilde heyetlere dahil edilenlerin çoğu kez kamu kurumlarından, bakanlıklardan yana görüş belirtmeleri sağlanmaktadır.

Bu iki konu; yani bilirkişi ücretlerinin çok yüksek olması ve bilirkişi heyetlerine bilgi ve deneyim sahibi olan bilim insanlarıyla uzmanların girememesi bence ülkemizde çevre mücadelesi veren kurum, kuruluş ve kişilerin bir araya gelerek hep birlikte mücadele etmeleri, kamuoyu oluşturarak hem yasa koyucuları hem uygulayıcıları etkilemeleri gereken önemli bir mücadele alanıdır.

Evet, yine doğaya zarar veren her taş ocağı, maden, RES, HES ya da benzerleri için bir araya gelip mücadele edelim; ama biraz da bu mücadelenin yoğunluğundan kafamızı kaldırıp ağaçlarla birlikte ormanı da görelim…

gavel-money-justice-judge_6

Yüksek bilirkişi ücretlerinin makul düzeye indirilmesi, hatta bu tür harcamaların devlet bütçesinden karşılanması; ayrıca, bilgisiz, yetersiz ve deneyimsiz akademisyenlerin, uzmanların bilirkişi heyetlerinde yer almaması için bilim insanlarının bilimden kaynaklanan tarafsızlığına inanarak değerli bilim insanlarıyla uzmanları bu tür önemli bilirkişilik hizmetlerinden uzak tutmayalım.

 

İzmir, bu siyasetin neresinde?

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçim tarihinin açıklandığı 18 Nisan 2018 tarihinden bu yana düzenlenen birçok toplantı, miting, TV programı ve basın açıklamasında dünyanın hali, içinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesi ve ülkemizle ilgili birçok konu ve düşünce oturulup tartışılmış olmasına karşın; AKP dışındaki tüm muhalefet partileriyle onların milletvekilleri ve aday adaylarından İzmir’in bugün içinde bulunduğu durum ve geleceği ile ilgili bir düşünce, öneri ya da eleştiriye, seçildikleri takdirde İzmir için ne yapacaklarına ilişkin tek bir haber, yorum ya da değerlendirmeye rastlamıyoruz.

Sanki, seçilmek için sıraya giren aday adayları bundan böyle İzmir’le hiç ilgilenmeyecekler gibi bir durum var ortada…

5aa12ac17152d815e45df648

İzmir Ticaret Odası’nın yeni başkanı, cumhurbaşkanıyla başbakanı ağırladığı 28 Nisan 2018 tarihli özel meclis toplantısında “İzmir adına önemli bir dileğimiz var. İnciraltı ve Bostanlı arasında yapımı planlanan bin 200 metre tüp geçit, İzmir Körfez Geçiş Projesi’nin bir an önce başlaması ve kentimiz için hayal ettiğimiz bir projenin daha hayata geçmesini istiyoruz. Bu kenti dünyanın sayılı merkezlerinden birisi haline getirmek ortak hedefimiz ise hep birlikte bu dev projelerin yanında durmalı ve destekleyicisi olmalıyız. Biz, İzmir Ticaret Odası olarak, kentimiz adına yapılacak her türlü mega proje ve yatırımın destekçisiyiz. Üzerimize düşen görev neyse layıkıyla gerçekleştireceğimize şüpheniz olmasın.” diyerek İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılması için tüm desteklerini vereceklerini belirttiği; ayrıca, cumhurbaşkanının Güney Kore’ye yaptığı ziyarette İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapımı konusunda mutabakat sağlandığı halde; muhalefetin tüm gündemi, sanki aday olanların seçilmesini sağlayacak şey sanki kendi kişisel nitelikleriymiş, bugüne kadar neyi yapıp neyi yapmadıklarıyla ilgiliymiş gibi kendilerini anlatıp durdukları, bunun için kulis yaptıkları bir süreç olarak ilerliyor…

Ancak muhalefet patileri ve siyasetçileri ile ilgili bu değerlendirmeyi yaparken, seçim kampanyasını 19 Nisan 2018 tarihinde Mavişehir Balıkçı Barınağı’nda yaptığı İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili basın duyurusu ile açan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’la HDP’li milletvekillerini unutup onların hakkını yememem gerekiyor.

Başlayan bu seçim sürecinde her aday, kendisinin seçileceği göreve ne kadar uygun olduğunu, ne kadar çalışkan, dürüst, itaatkâr ve mücadeleci olduğunu kanıtlamaya çalışırken İzmir ve İzmir’in sorunları hakkında ne düşündüğünü, bu sorunların çözümü için neler önerdiğini bilerek ve isteyerek gizleyip saklıyor ya da onun da zamanının geleceğini iddia ediyor.

Örneğin merkezi ve yerel yönetim yatırımlarının dağılımında kentin farklı bölgeleri arasındaki adaletsizlikler hakkında ne düşünüyorlar?

Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale’de TARKEM ve Folkart eliyle yapılmak istenen soylulaştırma çabalarını destekliyorlar mı?

Kentteki önemli rant alanlarının bazı belediye başkanlarıyla milletvekilleri tarafından pazarlanıyor olmasına ne diyorlar?

Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark projesini destekliyorlar mı? Karşıyaka Belediyesi’nin anıtları yıkıp tekrar daha büyüğünü yapmak iddiasıyla sergilediği savurgan israf politikası hakkında ne düşünüyorlar?

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin reklamlarla allayıp pulladığı ve bir “model” olarak takdim ettiği Dünya Bankası kaynaklı sözleşmeli tarım uygulamalarına ne diyorlar?

Yoksa bütün bu yanlış politika ve uygulamaları, kendi genel başkanları gibi diğer yerel yönetimlere örnek gösterecek şekilde doğrulayıp, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun çizdiği çember içinde mi kalmaya çalışıyorlar? Ya da geçmişte birtakım milletvekillerinin yaptığı gibi yerel yönetimlere aday olanlarla Aziz Kocaoğlu adına pazarlık yapmayı ya da Üçkuyular Pazarı’nın yerinde yapılmakta olan şaibeli İstinye Park olayında olduğu gibi, büyük inşaat şirketlerinin avukatı olarak komisyonculuk yapmayı mı düşünüyorlar?

Kısacası, seçilmek için aday olanlar merkezi ve yerel düzeydeki egemenlere hizmet etmek için mi; yoksa kamu yararını önceleyerek halka, daha doğrusu İzmirliler’e hizmet etmek için mi aday oluyorlar?

İzmir ve İzmir’in sorunları için ne düşünüyorlar? Örneğin İzmir Körfez Geçişi Projesi için ne düşünüyorlar?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu gibi o projeyi desteklediklerini mi söylüyorlar; yoksa o projenin durdurulması için dava açan bizlerle birlikte bu büyük rant projesine karşı mı çıkıyorlar?

Resim2İzmir Ticaret Odası’nın yeni başkanı ya da AKP’nin yeni il başkanının yaptığı gibi bu projenin hayata geçmesi herkesi baskı altına alıp susturmaya mı çalışıyorlar; yoksa yapılan kirli pazarlıklara karşı mı çıkıyorlar?

Sahi, cumhurbaşkanı ya da milletvekili adayı olup sosyal medyada ya da caddede, sokakta karşımıza çıkanlar ne için, kim için ve ne yapmak için aday olup bizden oy istiyorlar?

Hafta başında iki önemli iş…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani, 14 Mayıs 2018, Pazartesi günü iki önemli işin peşine düşeceğiz.

Gündüz, Doğa Derneği‘nden Güven Eken, Ali Rıza Avcan ve avukat Cem Altıparmak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden belediye ve İZSU yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri ve 3. İdare Mahkemesi hakimleriyle bu mahkeme tarafından belirlenmiş yedi kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı’nda keşif yapacağız.

Yapacağımız keşif, 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava ile ilgili.

Biz bu dava ile, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ankara’daki Ulusal Sulak Komisyonu‘nun (USAK) 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesi ile bu kararın onaylanmasına ilişkin 26 Nisan 2017 tarih, 380 sayılı Bakanlık Olur’unun iptal edilerek yürütmesinin durdurulmasını talep ettik.

Çünkü, dava konusu yaptığımız karar hem İzmir’in büyük belası olan İzmir Körfezi Geçişi Projesi‘nin önünü açıp onun kolaylıkla yapılmasını amaçlıyor hem de Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarla Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda Ali Ağaoğlu, Mehmet Cengiz, Rönesans Holding gibi iktidar yandaşı inşaat baronlarının eskisine göre daha kolay inşaat yapmalarını kolaylaştırıyor.

Şekil 4

Kısacası ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir suç, yapılan yönetmelik değişiklikleri ve alınan USAK kararlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Biz bu amaçla 25 Ağustos 2017 tarihinde mahkemeye başvurmamıza karşın, suçun işlendiği mahaldeki keşfi kararın alındığı tarihten 1 yıl 1 ay, 14 gün; dava açtığımız tarihten 9 ay 19 gün geçtikten sonra yapabiliyoruz.

Çünkü Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mahkemenin belirlediği her bilirkişiye, suçlu olmanın getirdiği ruh hali içinde ve bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin ilerleyip yol alabilmesi için devamlı itiraz etti. Yurt içinde ve dışında hepimizin bilip tanıdığı, çevre ve ekoloji mücadelesinde örnek olmuş birçok bilim insanına itiraz ederek, onların yerine kendisine biat edenleri koymak için devamlı çaba gösterdi.

Bu arada aldığımız yeni ve güzel bir habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi de, bizim yanımızda diyebileceğimiz bir konumda davaya müdahil olmuş. Belediyede yaptığım görüşmeler sırasında ayrıntısını fazla öğrenemediğim; ancak Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki İZSU‘ya ait atık istasyonlarıyla ilişkilendirilen bu dava nedeniyle yarınki keşfe İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin avukatlarıyla daire başkanları ve şehir plancıları da katılacakmış.

Gediz Deltası Sulak Alanı gibi İzmir’i İzmir yapan önemli bir doğal değeri korumak amacıyla açtığımız bu dava ile ilgili gelişmeleri izleyen yazılarımızda sizlerle paylaşmak üzere yarın yapacağımız ikinci büyük işe gelelim.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi Haritası 2017 005 (Küçük)

Evet, 2017 yılından bu yana düşünüp taşındığımız, birçok kez bir araya gelip tartıştığımız ve en nihayetinde 26 Nisan 2018 tarihinde kurduğumuz Yaya Derneği‘nin açılış etkinliğini akşam 18.00-20.00 saatleri arasında Kemeraltı’ndaki Azize Kafe’de yapacağız.

Azize Kafe nerede derseniz, Kızlarağası’nın hemen yanındaki kahveler sokağına girip aşağı yukarı 50-60 metre ilerledikten sonra ilk sola saptığınızda, Azize Kafe’nin tarihi mekanı ile karşınıza çıkacağını söyleyebilirim.

Biz akşam 18.00’den sonra oradayız. Size Yaya Derneği‘ni niye, nasıl ve hangi düşüncelerle kurduğumuzu, Yaya Derneği olarak neler yapmak istediğimizi anlatıp fikrinizi almak istiyoruz.

Logolar17 Kişi olarak çıktığımız bu yola, aramıza sizleri de katarak devam etmek istiyoruz.

Önce İzmir’de, sonra Ankara ve İstanbul’da, ardından da tüm İzmir’de, Ege’de ve ülke düzeyinde…

Yayaların haklarını korumak ve yayanın sesini yükseltmek üzere…

Haydi, daha yaşanabilir kentler için birlikte yürüyelim.

 

Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Bir kent parkını yönetmek (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir’de çoğu insanın İzmir Enternasyonal Fuarı olarak bildiği; ancak, son yıllarda bu alanın yönetimi ile görevli İZFAŞ’ın Fuar İzmir’e taşınması ile birlikte buranın bir kenti parkı olduğu yeniden fark edilen Kültürpark, aslında korunması gerektiği için tescillenen tarihi ve doğal bir değerdir. Kısacası, İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerimizden biridir.

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2012 yılında yayınlanan İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri isimli üç ciltlik kitabın ikinci cildinin 274. sayfasına baktığımızda, Kültürpark alanının, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun (TKTVKYK) 25 Ocak 1985 tarih ve 599 sayılı kararı ve İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun (KTVKBK) 12.111992 tarih, 4072 sayılı kararı ile tescillendiğini görüyoruz.

Bu tescil kararları sonrasında sanat tarihçileri Beyhan Gürman ve Kamuran Akyüz ile Arkeolog Mustafa Kiremitçi tarafından düzenlenen resmi tescil fişinde ise, “Önerilen Koruma” adı altında “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda uygulama yapılmalıdır” notunun düşüldüğünü görürüz.

Kültürpark Tescil Fişi (A)

Bu durum, Kültürpark alanının tescillendiği tarihten itibaren bir “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı“na sahip olamadığını, aradan geçen 33 yıldır buranın korunması için alanın sahibi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce bir koruma planının yapılmadığını göstermektedir.

Yurt dışındaki benzerlerine baktığımızda birçok kent parkının bırakın koruma imar planına sahip olmayı; bunun yanında sırf bu alanlar için hazırlanmış daha geniş kapsamlı stratejik planlara sahip olduğunu; bu planların ayrıca yönetim, lojistik (su, enerji vb.) ve ziyaretçi planları gibi türlü çeşitli diğer planlarla desteklendiğini; ayrıca bir kent parkının kendi başına diğer park ve yeşil alanlardan soyutlanarak değil; belirli bir ekosistem içindeki diğer kent, semt ve mahalle parkları, kent ormanları ve yeşil alanlarla ilişkilendirerek, tümünü kent bütününde bütün olarak gören bir anlayışla planlanıp yönetildiğini görürüz.

Bizde ise, 1985 yılında önerilen onaylı koruma imar planı aradan 33 yıl geçmiş olmasına karşın yapılmamıştır ve her biri kendi ölçeğinde önemli olan diğer planlarla desteklenmemektedir.

Bırakın plan yapmayı, Kültürpark’taki bitki, hayvan, bina, sanat eseri ve benzeri değerlerin bugüne kadar bir sayımı ve envanteri bile yapılamamış, bunlardaki değişimler coğrafi bilgi sistemi tabanlı bir teknoloji ile takip edilmemiştir.

Her şey babadan görme usullerle yapılmış, Kültürpark sadece İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılacağı tarihlere yakın bakıma alınmış, bunun dışında kendi haline terk edilmiştir.

Kültürpark Kaskatlı Havuz kenarındaki genç kız heykellerinin onarımında yaşanan trajik gelişmeler ya da Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya (Halikarnas Balıkçısı) ithaf edilen bölgedeki ağaç, bitki ve tanıtım materyallerinin içler acısı hali ortadadır.

Aradan geçen 33 yıl içinde Kültürpark’ın koruma imar planı yapılmadığı gibi, Kültürpark alanında yapılmak istenen yeni binalar için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Kültür Varlıklarını Koruma Üst Kurulu tarafından verilmiş olan “önce koruma imar planı yapın” kararının kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanınca girişimlerde bulunulmakta, bakanlar ve siyasetçilerle pazarlıklar yapılarak atadan babadan görme eski karakuşi usullerin devam ettirilmesine çalışılmaktadır. 

Yeşil Alan Planlaması

İzmir halkı adına Kültürpark’ın mülkiyetini elinde bulunduran İzmir Büyükşehir Belediyesi iddia ettiği gibi çağdaş bir belediye ise ve bu iddia çerçevesinde Kültürpark’a çağdaş bir görünüm kazandırmak istiyorsa; Kültürpark’ı önce bir tarihi ve doğal değer olarak korumayı sağlayacak envanter çalışmalarını tamamlayarak koruma amaçlı imar planını yapmalı ve bu planı yönetim/işletme, ziyaretçi ve lojistik (su, elektrik vb.) planlarıyla zenginleştirmeli; bütün bunları da, kentin başka bölgelerindeki “kent ormanı“, “kent parkı”, “semt parkı”, “mahalle parkı” ve diğer yeşil alanlarla bir bütünlük içinde planlamalı, Kültürpark’ın planlı bir tasarım ve yönetim yapısına kavuşmasını sağlamalıdır.

Devam Edecek…

 

 

Bir kent parkını yönetmek (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığımız çoğu çalışmada “disiplinlerarası çalışma anlayışı”nı dikkate almadan planlanıp yapılan kamu yatırımlarının “yapım sonrası kullanım aşaması”nı ciddiye almayışımızın en kötü örneklerinden birinin, kent içindeki yeşil alanların planlama, tasarım ve uygulama aşamaları ile yönetimi arasında doğru, sağlıklı ve etkili bir ilişkinin kurulamaması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çünkü uzun bir süredir, Kültürpark örneğinden hareketle bir kent parkının nasıl planlanıp tasarlanacağı ve yönetileceği, özellikle de bunun katılımcı bir anlayışla nasıl gerçekleştirileceği konusunda araştırmalar yapmaya, bulabildiğim kitap, makale, tez ve raporları inceleyerek bir sonuca ulaşmaya, onca uygulama arasında iyi bir örnek bulmaya çalışmakla birlikte; ülkemizde, -tek bir istisnası dışında- bu konuyu ele alan bir yayına ya da araştırmaya rastlayamadım.

indir

O tek istisnayı ise, Ali Özkır‘ın 2007 yılında Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı tarafından kabul edilmiş “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı doktora tezi oluşturuyor.

Ülkemizdeki tek bilimsel araştırma niteliğine sahip bu çalışmayı incelediğimizde ise, “sürdürülebilirlik park” boyutunda bölge, kent ve semt parklarıyla parkların yönetim ve yönetişiminin, kent parklarının kalite kriterlerinin, yurt dışındaki kent parklarına örnek olarak New York’taki Central Park ile Londra’daki Hyde Park’ın, yurt içindeki kent parklarına örnek olarak da Ankara’daki Gençlik Parkı ile Konya ve Bursa’daki kültür parklarının ele alınıp incelenmesinden sonra yapılan alan araştırmaları boyutunda tasarlanan sürdürülebilir kent parkları yönetim modelinin anlatıldığı görülmektedir.

Ama ne yazık ki, bu “tek” çalışma bile tek bir disiplin; yani sadece ve sadece konuya peyzaj mimarlığı açısından yaklaşılarak ve işin omurgasını oluşturan yönetim, işletme ve ekonomi gibi temel bilim ve disiplinlerin katkısını alınmadan yapılmış bir çalışma niteliğini taşıyor.

Bu durum aslında, ülkemizdeki kent parklarının ya da başka bir anlatımla yeşil alanların nasıl işletileceği ve korunacağı konusundan çok, o parkların nasıl planlanıp tasarlanacağı  ve yapılacağı konusundaki çalışma ya da araştırmalara daha fazla ağırlık  verildiğini gösteriyor.

Oysa bu şekilde planlanıp tasarlanan ve dünyanın en iyi, en güzel ve en yararlı kent parkı olarak inşa edilen parkların bile o özelliklerini korumaları ve daha iyi, güzel ve yararlı olabilmeleri için o yeşil alanların nasıl işletileceği konusunda da araştırma ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii ki, bu kez işin içine yönetim, işletme ya da ekonomi konusunda bilgili ve deneyimli bilim insanlarının, uzmanların ve yöneticilerin girmesi, planlama, tasarım, uygulama ve yönetim ekiplerine bu kişilerin dahil edilmesi koşuluyla…

Ayrıca bir kamu yatırımınının planlanması, tasarımı ve uygulamasına önem veren mühendis, mimar, peyzaj mimarı ve kent plancısıyla belediye yöneticilerinin bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yeşil alanların el hortumu ile sulama yapan, bu nedenle yeşil dokunun en kısa sürede zarar görmesine neden olan niteliksiz çalışanlar ve onların o şekilde çalışmasını izin veren yöneticiler yerine nasıl daha iyi işletilip yönetileceğine, orada yapılanların uluslararası standart ve ilkeler çerçevesinde nasıl korunup geliştirileceğine de önem vermesi ve kendileri dışındaki diğer bilim ve disiplinlerden gelen bilim insanlarına, uzmanlara da yer açması, onlarla birlikte çalışmayı kabul etmesi, kendi bilgi ve deneyimlerini onların bilgi ve deneyimleriyle bütünlemesi koşuluyla…

Kültürpark 024

Aynen, atalar sözü olduğu söylenen “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişinde olduğu gibi…

Devam Edecek…

Ha cesaret!

Ali Rıza Avcan

Evet, önümüzde akıp giden yaşama ve değişen gerçeklere ayak uydurabilmek, elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan yeni gelişmelere uyum gösterebilmek çoğu kez cesaret gerektirir…

Eskiye ait olanı muhafaza etmek, ondaki olağan değişimi görmemezlikten gelmek ve her şey eskisi gibiymiş gibi davranmak, o anlamda cesaret sahibi olmayanların alışıldık, klasik tutumudur.

29579730790_92c1438bec_o
SALTOnline Arşivi

Gerçeklere yaşam veren koşullar değişip dönüştükçe, değişimi kabul etmemek ve her şeyi eskide aramak ise genel olarak korkakların davranışıdır.

Cesaret sahibi olmayan korkakların temel davranışı, değişim ve dönüşüm için gereken yol açıcılıktan ya da da liderlikten yoksun olmalarıdır.

İşte tam da bu anlamda, İzmir Enternasyonal Fuarı ve bu fuarın 86 yıldır yapıldığı Kültürpark kendisi hakkında son sözü söyleyecek bir yol açıcıyı, cesaretli bir dönüştürücüyü; daha doğrusu gerçek bir kent yöneticisini arıyor.

Niye derseniz, İzmirliler’in uzunca bir süredir “panayır” olarak tanımladığı İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son 16 yıllık gelişimi ile ilgili verileri hatırlatmam gerekir:

İZFAŞ İstatistikleri

İlk kez 1936 yılında Kültürpark alanında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2000-2016 dönemi faaliyet raporları ile İzmir Ticaret Odası’nın 84, 85 ve 86. İzmir enternasyonal fuarları değerlendirme raporlarındaki verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi;

1. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir dönemler bir aya ulaşan süresi, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle son yıllarda 10 güne, uluslararası katılım düzeyindeki süresi ise 5 güne indirilmiş,

2. Yine aynı talep yetersizliği nedeniyle, 2000’li yılların başında 1.000’li sayılar civarında olan yerli ve yabancı katılımcı firma sayısı, son yıllarda trajik bir şekilde 400’lü; hatta 200’lü sayılara kadar inmiş, katılımcı firma sayısı içinde yer alan yabancı firma sayısı yok denecek düzeylere ulaşmış,

3. Fuarı ziyaret edenlerin sayısı ise, son yıllarda yoğunlaşan onca konser, gösteri ve eğlence içerikli etkinliğe karşın, -2012 ve 2013 yılları dışında- 2000 yılındaki düzeyine bile ulaşamamış, 2009 ekonomik krizini izleyen 2010 ve 2011 yıllarında ise trajik seviyelere düşmüştür.

Bu veriler, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın ulusal ve uluslararası fuarcılık anlamında eski anlam ve etkisini kaybederek adeta çöküp yok olduğunu göstermektedir.

Uzunca bir süredir yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm fuarlar aslında o eski heyecanın geri çağrıldığı ruh çağırma seanslarından başka bir anlama gelmiyor.

O nedenle, bütün cesaretiyle ortaya çıkıp bu tarihi organizasyonu daha anlamlı ve etkili bir düzeye çıkaracak cesur bir yönetim aranıyor.

Yıllardır “fuar” adı altında yapılan karnaval ya da festival etkinliklerini Kültürpark’tan alıp tüm bir kente yayacak, yaptığı bu kültür ve sanat etkinliklerini Akdeniz ruhuyla uluslararası düzeye taşıyacak cesur bir yürek ve cesaretli bir yönetim anlayışı aranıyor…

Günün moda deyimiyle, bu cesur ve gerçekçi öneriyi yapıp uygulayacak “vizyoner” bir yönetici ve yönetim anlayışı aranıyor…

Aynen, Kültürpark’ın yaratıcısı Behçet Uz gibi…

İEF 01

Tabii ki bu yeni düzenleme içinde, Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerli mirası koruyup yüceltecek, onun tarih içindeki değerini sergileyecek bir anlayışla…

Geçmişin değerlerini koruyup geliştirerek, o değerler üstünde onun önemi ve önceliğini temel alarak oluşturulacak ve İzmir’i tüm dünyada tanıtacak  evrensel bir kültür-sanat festivaline dönüştürerek…

Köhnemiş düşüncelerden kaynaklanan tüm engelleme çabalarına karşı çıkarak, ön açarak ve liderlik ederek; korkmadan ve cesaretle…

Ha cesaret!