Görerek, bilerek ve hissederek mücadele etmek…

Ali Rıza Avcan

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile bu bakanlığa bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü, içinde yaşadığımız kentin Gediz Deltası Sulak Alanı ile İnciraltı bölgesi arasına çağımızın tüm teknolojik olanaklarını kullanarak köprü, beton yapay ada ve denizaltı tüp tünel geçişi olmak üzere devasa bir yatırım yapmak istiyor ve buna da İzmir Körfez Geçişi Projesi adını veriyor.

Diğer bakanlıklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ise kah açık destek vererek kah sessiz kalarak bu büyük projenin yapılması için ellerinden geleni yapıyor.

Önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun arkası gelmeyen karşı çıkışlarıyla Gediz Deltası’nı koruyup yönetmek için 2002 yılında kurulan İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği (İZKUŞ) Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından kapatıldı.

Ardından yine aynı bakanlık bu bölgedeki koruma alanlarının konum, koşul ve sınırlarını, projenin yapımını kolaylaştırmak için yeniden düzenledi.

En sonunda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki doğal koruma bölgelerinin özelliklerini ve sınırlarını kimselere duyurmadan gizli saklı değiştirdi.

Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve sıradan yurttaşlar, önce yerel ve merkezi kamu kurumlarının bütün bu hukuk, insanlık ve ahlak dışı eylemleri için yapılmak istenenleri öğrenmeye, öğrendiklerini kamuoyuna anlatmaya ve davalar açarak alınan kararların iptali ve yürütmesinin durdurulması için mücadele etmeye çalıştılar.

Bir yanda TMMOB ve onun bağlaşığı meslek odaları bir dizi bilgilendirme toplantıları yaparken diğer yanda davacı kurumlardan Doğa Derneği daha somut girişimlerde bulunmaya başlayarak alan savunuculuğunun somut, pratik örneklerini sergilemeye başladı.

Bunun için Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınması için kampanya başlattı, Gediz Deltası Sulak Alanı, Kuş Cenneti ve Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarda konaklayıp üreyen Flamingo, Tepeli Pelikan, Akça Cılıbıt gibi kuşlarla bölgenin coğrafya ve florasını bilmeyen İzmirlileri Gediz Deltası‘na taşıyarak, onlarla yürüyüşler, kuş gözlemleri ve basın toplantıları düzenleyerek, broşür ve afişler hazırlayarak, sosyal medya organizasyonları yaparak halkın ve medyanın bilinçlendirilmesine önem verdi. 

Böylelikle İzmirlilerin bu bölgeyi daha iyi bilip öğrenmesini ve gelen felaketi bu bilgi ve bilinçle karşılamasını sağlamaya çalıştı. Bunu yaparken de sözün gücü yanında sahici bir şekilde gösterip soruna ortak etmenin gücünü kullanmaya özel bir önem verdi.

Böylelikle yüzlerce sözcük, toplantı ya da etkinlikle yapılacak şeyleri tek bir  kalemde, İzmirli’yi Gediz Deltası Sulak Alanı‘na, o alanda yaşayan kuşların, hayvanların ve o eşsiz doğanın huzuruna götürerek, sorunu duygularıyla ve uzmanlardan öğrendikleri bilgilerle anlayıp kavramaları için çalıştı.

Doğa Derneği’nin bu çalışmaları halen daha da büyüyerek devam ediyor.

İşte bütün bu bilinçli, etkileyici ve sonuç alıcı çalışmalar kapsamında gerçekleştirdikleri yeni bir bilgilendirme çalışmasını, geçtiğimiz Cumartesi günü Gediz Deltası‘ndaki tarihi Çamaltı Tuzlası tuz tablalarını, oluşturulan yapay setleri, yolları, tepeleri, su kanallarını, Leukai antik kentini, korunması gereken bataklıkları ve delta çayırlarını görerek çevredeki binlerce kuşu, yılkı atlarını gözlemleyerek, adlarını, türlerini, yaşam biçimlerini öğrenerek deneyimleme şansını yaşadım.

Resim11

Doğa Derneği Kurucu Başkanı ve Bilim Danışmanı Dr. Güven Eken eşliğindeki kuş gözlemcileri Ahmet Kaya ve Akın İzgin ile Mustafa Can Çevik, Eyüp Fatih Şimşek, Nilgün Eser, Fatma Narlı ve Merve Balcı‘dan oluşan bir grupla birlikte sabah saat 08.45’den akşam saat 18.30’a kadar 17-18 kilometre uzunluğundaki bir parkurda yürüyerek uçan, beslenen ya da dinlenen binlerce kuşu, çevrenin coğrafyasını, tarihi ve arkeolojik değerlerini, kuşlar ve diğer hayvanlarla insanlar arasındaki kadim ilişkiyi öğrenmeye, anlamaya çalıştık.

20171216_124339

Arkadaşlarımızın yaptığı kuş gözlemi çerçevesinde gördüğümüz ya da sesini duyduğumuz her kuşun hangisi olduğunu elimizdeki Collins Kuş Rehberi‘ne bakarak anlamaya, kuş gözleminin nasıl yapıldığını, esen rüzgara göre kuşların nerelerde beslenip gecelediklerini ve çakallardan nasıl korunduklarını öğrenmeye, bizleri hissettiklerinde nasıl tepki verdiklerini, çevreden gelen avcıların nasıl büyük bir tahribata neden olduklarını, M.Ö. 383’de Pers Kralı Büyük Kryos‘un amirali Takhos tarafından, üç tepeden oluşan bir ada üzerinde kurulan Leukai antik kentinde definecilerin yaptığı kaçak kazılarla ortaya çıkan su künkleriyle mermer parçalarının çevreye nasıl saçıldığını, bu antik kentin üzerine kurulduğu adanın Gediz nehrinin getirdiği alüvyonlarla nasıl ortadan kalktığını, bu antik tepelerin patlatılması suretiyle elde edilen malzemeyle yapılan yol ve setlerin doğaya nasıl zarar verdiğini, ender rastlanan bir Balık kartalının pençeleriyle nasıl balık yakaladığını, bütün bu geniş alandan sorumlu olan Tekel’in özelleştirilmesi sonrasında görevi üstlenen Doğa Koruma ve Milli Parklar yetkililerinin nasıl etkisiz hale geldiklerini; asıl önemlisi İzmir’e bu kadar yakın bu Dünya harikası alanın İzmir’den ve İzmirli’den nasıl uzak olduğunu yerinde görerek bilincimize kaydettik

WhatsApp Image 2017-12-17 at 21.22.40

Ayrıca sayımları yapılan Akça cılıbıt, Akkuyruksallayan, Ak pelikan, Atmaca, Bahri, Balık kartalı, Çayır incir kuşu, Çıvgın, Flamingo, Florya, Gümüş martı, Gümüş yağmurcun, Karaboyunlu batağan, İspinoz, Kamış bülbülü, Karabaş martı, Karabatak, Karakalınlı kumkuşu, Kaşıkçıl, Kaya güvercini, Kaya serçesi, Kerkenez, Kervan çulluğu, Kızılbacak, Kızılgerdan, Kuğu, Küçük karabatak, Küçük karga, Küçük kumkuşu, Leş kargası, Ördek, Sakarmeke, Saksağan, Saz delicesi, Serçe, Sığırcık, Su çulluğu, Suna, Şahin, Tarla kuşu, Taş kuşu, Tepeli pelikan, Van Gölü martısı, Yalıçapkını, Yeşil bacak, Yeşil düdükçün ile ilgili sayıların uluslararası kuş örgütü eBird‘e (http://ebird.org) ait veri bankasına işlendiğini gördük.

İşin ilginç bir yanı, kuş gözlemi sonrasında yaptığımız araştırmalardan öğrendiğimize göre şimdi yerinde yeller esen o antik Leukai antik kentinin kullandığı madeni paraların bir yüzünde tanrıça Athena ya da tanrı Apollo‘nun kabartmaları, diğer yüzünde de bir kuğu kabartması yer almasıydı.

Imhoof_KM01

Kuş gözlemi adı verilen bu etkinlikte görüp anladığımız gibi hiç birimiz, -tabii ki yıllardır buraya emek veren Doğa Derneği ve kuş gözlemcileri dışında- bu doğa parçasını yeterince bilmiyor, tanımıyor ve o nedenle de İzmir’i İzmir yapan bu değere sahip çıkamıyoruz.

WhatsApp Image 2017-12-17 at 21.38.40

Ayrıntılarını vermeye çalıştığım bu keyifli gözleme katılan şanslı biri olarak yapacağım tek öneri, bu gözlem sonrasında aramızda aldığımız bir karara destek vererek önümüzdeki hafta sonlarında yine aynı yerlerde Doğa Derneği tarafından yapılacak olan benzeri etkinliklere katılmanız ve bu bilinmedik alemle tanışarak edineceğiniz bilgi ve bilinçle buralara; bu topraklara, bu topraklarda yaşayan bitkilere, kuşlara, hatta yürüdüğümüz yollarda henüz yuvalarına çekilmemiş olan karıncalara sahip çıkarak bu canlılara zarar verecek olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne karşı çıkmak amacıyla gerçekleştirilen mücadeleye katkı koymanızdır.

Tabii ki bu mücadelenin önemli bir aşaması olan her kuş gözlemi etkinliği sonrasında, Sasalı merkezindeki Flamingo Pide Salonu‘nda bitirerek o eşsiz pideleri yerken flamingoları düşünmeniz dileğiyle….

 

Tüm bir kenti kucaklayabilmek… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir’deki antikapitalist kent mücadelesi bugünlerde birbirinden farklı iki ayrı düzlemde sürdürülüyor.

Biri, Kültürpark’ta İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmak istenen yeni binalarla Basmane’deki eski garaj alanında Folkart-İzmir Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile yapılacağı söylenen Folkart gökdelenin tetikleyeceği Basmane ve Çankaya bölgelerini soylulaştırma gayretlerini engellemeye yönelik mücadeleler,

Diğeri de, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılmak istenen İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin tetikleyeceği İzmir Körfezi’nin her iki yakasındaki doğal alanları yok edip yeni yağma alanları yaratmayı amaçlayan saldırıları püskürtmeye yönelik mücadeleler.

2016 yılı yaz aylarından bu yana, önce Facebook’taki “Kültürpark’a Dokunma” grubuyla başlatılan, sonrasında “Kültürpark Platformu” adıyla sürdürülen Kültürpark ve Basmane Folkart gökdeleni mücadelesi halen, TMMOB’na bağlı meslek odaları, dernekler, kent konseyleri, sivil oluşumlar ve bireyler eliyle oluşturulan “Kültürpark Platformu”nun etkinlikleriyle sürdürülmekte…

Bu mücadele kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun aldığı kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Yüksel Çakmur’un açtığı davaya bakan İzmir 5. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar, bu mücadeleyi kolaylaştırarak Kültürpark Projesi ve Folkart gökdeleni ile bu bölgede başlatılmak istenen soylulaştırma girişimleri belirsiz bir süre için durdurulabilmiştir.

Tabii ki, sermayenin önümüzdeki günlerde ne yapacağının belli olmadığını unutmamak koşuluyla…

Kültürpark 04

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili mücadele ise, hepimizin bildiği gibi bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması için TMMOB’un ayrı, EGEÇEP, Doğa Derneği ve 85 sivil İzmirlinin oluşturduğu grubun ayrı davalar açması sonrasında ilk kez Doğa Derneği’nin 26 Nisan 2017 tarihinde düzenlediği “Köprüden Önce Son Çıkış: İzmir’in Kuşları” toplantısı ile başladı.

Hatırlayacağınız gibi Doğa Derneği, İzmir Mimarlık Merkezi’nde düzenlediği bu toplantıda Su Altı Araştırmaları Derneği ile birlikte İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin Gediz Deltası Sulak Alanı ile İzmir Körfezi’ne ve İnciraltı’na vereceği zararları İzmir halkına anlatmaya çalıştı.

Sonrasında TMMOB, EGEÇEP ve Doğa Derneği dava açan kurumlar olarak bir araya geldiler ve 20 Eylül 2017 tarihinde yine İzmir Mimarlık Merkezi’nde düzenledikleri basın toplantısı ile hazırladıkları “İzmir ve Bölgemizde Planlanan Rant Projeleri Hakkında Rapor” başlıklı ortak metni kamuoyu ile paylaştılar. 

Basın toplantısını yapmak amacıyla bir araya gelen davacı üç kurum, basın toplantısı sonrasında kendi aralarında periyodik toplantılar yapmakla birlikte bu toplantılarda kent ölçeğindeki mücadeleyi örgütleme konusunda -ne yazık ki- bir sonuca ulaşamadılar. 

20 Eylül 2017 tarihli basın açıklaması sonrasında da genellikle TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Genel Sekreteri ile Şehir Plancıları Odası İzmir Şube Başkanı konuşmacı olarak katıldıkları bilgilendirme toplantıları yapıldı. Bu toplantılar önce Konak ve Buca kent konseyleriyle Haziran Hareketi’nin değişik semtlerdeki meclisleri ölçeğinde yapıldı ve bu toplantılarda genellikle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin sakıncaları anlatılarak toplantılara katılanlardan öğrendikleri bu bilgileri geldikleri yerlerdeki arkadaşlarına, akrabalarına, üyesi oldukları derneklere, mahalle halkına anlatmaları istendi.

Siyasi bir içerikten yoksun olan bu toplantılarda konular daha çok kentsel rantın paylaşımı eksenine oturtularak projenin mevcut fiziki planlarla ulaşım ana planına uygun olmadığı söylendi. 

İKGB Basın Açıklaması 20.09.2017 003

Bilgilendirme amaçlı bu toplantılarda karşımıza devamlı olarak TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Genel Sekteri ve Şehir Plancıları Odası Başkanı çıkmakla birlikte konu ile doğrudan ilgisi olan çevre, inşaat, jeoloji ve peyzaj mühendisleri odalarının temsilcilerini işin bir bileni olarak dinleyemedik. Oysa bu odaların oluşacak çevre tahribatı, körfez dibinden çıkarılacak tarama malzemesi, inşaatın özelliklerinden kaynaklanan sorunlar, projenin bölgenin depremselliği açısından riskleri ve projenin İzmir peyzajında yaratacağı sorunlar gibi çok farklı bilgiler verebileceklerine, böylelikle elimizdeki bilginin daha da zenginleşeceğine inanıyorduk.

Ayrıca Doğa Derneği’nin temsilcileri Buca Kent Konseyi üyeleri için yapılan bilgilendirme toplantısına konuşmacı olarak katılmakla birlikte diğer davacı kurum olan EGEÇEP temsilcisini hiçbir toplantıda konuşmacı olarak karşımızda göremedik.

Bu toplantılarda hiçbir zaman için, -Doğa Derneği temsilcisinin Buca Kent Konseyi Genel Kurulu’nda yaptığını duyduğumuz mücadele çağrısı dışında- İzmir halkına yönelik “gelin bize katılın, hep birlikte mücadele edelim” çağrısının yapılmadığını gördük.

İzmir Körfez Geçişi Projesi için İzmir genelini kapsayan bir mücadele çağrısı yapılmamakla birlikte ardında TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Genel Sekreterliği ile Şehir Plancıları Odası’nın bulunduğunu anladığımız “İzmir’e Sahip Çık” platformunun oluşturulmaya; böylelikle İzmir Körfez Geçişi Projesi üzerinden tüm İzmir’i kapsayan bir mücadele alanının yaratılması için çaba harcandığına tanık olduk.

İzmir’e Sahip Çık” adı verilen bu platformun açtığı Facebook sayfası ve düzenlediği imza kampanyası ile genel bir İzmir mücadelesi için adım atmaya çalışmakla birlikte, arkasına diğer kurum ve bireyleri almadığı, tüm bir İzmir’i kucaklamadığı için ortaya çıkan çabanın oldukça zayıf kaldığını ve İzmir ölçeğindeki geniş bir antikapitalist kent mücadelesi için bizlere umut vermediğini gördük.

İzmir'e Sahip Çık

Oysa bir yanda bu bilgilendirme toplantıları yapılırken dava açan üç kurumdan biri olan Doğa Derneği’nin Gediz Deltası’nda halka açık düzenlediği etkinliklere, basın toplantısına, Twitter’de düzenlenip oldukça başarılı olan top trending kampanyasına Doğa Derneği üyeleri, çalışanları ve sempatizanları dışında kimsenin katılmadığını, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili kampanyanın Doğa Derneği tarafından ayrıca yürütüldüğüne, Doğa Derneği’nin Gediz Deltası Sulak Alanı’nın UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınması için yurt içinde ve dışında çalışmalar yaptığına, hem bu girişim hem de İzmir Körfezi Geçişi Projesi için RAMSAR ve Bird Life International gibi uluslararası kuruluşlarla ilişkiye geçtiğine ve İzmir milletvekilleriyle görüşerek onları mücadeleye kazanmaya çalıştığına tanık olduk.

İzmir’e Sahip Çık” sayfasının bizlere iletilen genel taleplerine baktığımızda ise bu taleplerin, bu sayfayı oluşturan mühendis ve plancıların mesleki konularıyla sınırlı kaldığını, kentin diğer önemli sorunları olan yoksulluk, göç, mülteciler, ulaşım, trafik, tarım, sanayi, ticaret, emek dünyası, kentsel gerilim, güvenlik, turizm ve yerel yönetimler gibi diğer kentsel konu ve sorunların es geçildiğini gördük. 

Kısacası tüm bir kenti kucaklayacak anti kapitalist kent mücadelesi boyutunda halen büyük bir boşluk olduğu ve İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında bilgilendirmeler yapılmakla birlikte mücadelenin kimler tarafından nasıl yapılacağının henüz belli olmadığı görülüyor.

Oysa sermayenin İzmir’e yönelik saldırıları, her kurum ya da kişinin kendi başına ya da ikili-üçlü bir araya gelişleriyle def edilecek kadar küçük, önemsiz ve etkisiz değil.

Saldırı büyük, yoğun ve oldukça da etkili.

O nedenle bu büyük saldırıya hak ettiği boyut, güç ve etkinlikte cevap verilmesi; hatta daha ötesinde kenti savunmayı aşarak ona hakim olmayı, İzmir gündemini belirleyen bir güce kavuşmayı gerektiriyor.

O nedenle, büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde duran antikapitalist kent hareketinin, İzmir’deki tüm demokratik, sivil kuruluş ve kişileri kapsayacak şekilde geniş tutulması, dar kadrocu anlayış ve uygulamaları aşması gerekiyor.

O nedenle, böylesi büyük, güçlü bir antikapitalist mücadeleyi oluştururken daha önceki örgütlenmelerden hem örnek hem de ders alarak, “ben de buradayım ve sahip olduğum bilgi, birikim, deneyim ve mücadele azmi ile hazırım” diyen her sivil ve demokratik kuruluşla bireyin bir araya gelmesi, getirilmesi gerekiyor.

O nedenle, böylesi büyük ve güçlü bir araya gelişi örgütlerken bunun hem yapılabilirliğini hem kurumsallaşıp sürdürülmesini düşünmemiz gerekiyor.

O nedenle, bir araya getirilen tüm entelektüel birikim ve eylem gücüyle alternatif kent politikaları, stratejileri, plan ve programları oluşturmamız gerekiyor.

Bunu sağlamak amacıyla da İzmir’le ilgili her gelişme ve olaydan haberdar olmamız, konu ya da sorunların peşinden gitmek yerine gündemi yakalayıp oluşturmamız gerekiyor.

İşte bütün bu büyük, güçlü, zorlu, etkili, kurumsal ve sürdürülebilir mücadeleyi oluşturmak için çaba gösterirken kurumları dikkate alıp bireyleri gözden çıkarmamamız gerekiyor.

Çünkü bu tür toplumsal mücadelelerde bürokrasiye ve kırtasiyeye gömülmüş hantal kurumlardan çok bireylerin, aktivistlerin yaratıcılığı, mizahi bakışı ve esnekliği bizlere ilham verip örnek olabiliyor…

social-struggle

Dünya ve Avrupa Sosyal Hareketleri ile Taksim Direnişi‘nin ruhu bize kitleleri, halkı, düzenden ve kentsel yaşamdan memnun olmayanları bir araya getirmemiz görevini yüklüyor.

Örgütlü ya da örgütsüz, kurumsal ya da kişisel demokrasiden, özgürlüklerden ve barıştan yana olan herkesin bu mücadeleye katılması, alternatif politika, strateji, plan ve programlar oluşturulması ve çalışılıp mücadele edilmesi dileğiyle…

‘Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri’ ve İzmir (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2014 yılından bu yana, metropol olarak tanımladığımız kent merkezindeki 10 (Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere) ilçe dışında kalan diğer 20 ilçe için, bu ilçelerin içinde bulunduğu coğrafi havzaları dikkate alarak üç ayrı sürdürülebilir kalkınma stratejisi belgesi hazırladı.

001Bu belgeler sırasıyla, 2014 yılının Temmuz ayında yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2015 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi adlarını taşıyor.

Bu üç belge arasındaki en yenisi olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlandığı halde tanıtım toplantısı aradan tam 11 ay geçtikten sonra, 18 Kasım 2017, Cumartesi günü Havagazı Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Üç farklı coğrafi havza için hazırlanan sürdürülebilir kalkınma strateji belgelerini incelediğimizde; ilk yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 5 (Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Seferihisar ve Urla), ikincisi olan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 7 (Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Menemen ve Çiğli’nin Gediz Deltası’nı barındıran bölümleri), üçüncüsü ve en sonuncusu olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Strateji belgesinin ise 8  (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Ödemiş, Selçuk, Tire, Torbalı) ilçeyi; her üçünün toplam 20 ilçeyi kapsadığı görülecektir.

Her üç strateji belgesini hazırlayan bilimsel kadroyu sıralamaya kalktığımızda proje yöneticiliğinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu tarafından yapıldığını, proje ekibinde ise İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Doç. Dr. Semahat Özdemir‘in, Prof. Dr. Alper Baba‘nın, öğretim görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan‘ın, Yrd. Doç. Dr. H. Engin Duran‘ın, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan‘ın, Prof. Dr. Murat Boyacı‘nın, Prof. Dr. Yusuf Kurucu‘nun, araştırma görevlileri Nurdan Erdoğan ile Özlem Yıldız‘ın, Dr. Tolga Esetlili‘nin, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Orhan Gündüz‘ün, Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi için bu ekipten farklı olarak Prof. Dr. Hüsnü Erkan ile Araştırma Görevlisi Eser Afşar‘ın görev aldığını görürüz. 

002Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından hazırlattırıldığı halde Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ve Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlattırılmıştır.

Yapılan bu çalışmaların fiziki boyutlarına gelince; Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 283 sayfalık, Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 421 sayfalık, sonuncu belge olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin de 396 sayfalık bir yayın olduğu; böylelikle toplam hacmi 1.100 sayfa olan bu üç ayrı belge ile İzmir’in 20 farklı ilçesinin üç ayrı coğrafi havza boyutunda sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin belirlenmeye çalışıldığı görülür.

Her üç strateji belgesi de aynı akademik kadro tarafından hazırlandığı için havzalar ve ilçeler ölçeğindeki stratejilerin belirlenmesinde “varlık odaklı yaklaşım” adı verilen bir yöntem uygulanmış; böylelikle bu stratejileri belirleyenlerin kendi ifadesine göre “bardağın boş tarafı yerine dolu tarafı görülmeye” çalışılmıştır.

Her üç çalışmayı yapan akademik kadronun ifadesine göre üç ayrı havzanın bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirilmesi ve havzalarda yer alan her bir ilçenin kendine özgü öncelikleri doğrultusunda yerelde kalkınması hedeflenmiştir. “Yöntem olarak aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen, yerel varlıkları tanımlayıp bunun üzerinden varlık-odaklı kalkınma fikirleri geliştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım benimsenmiştir. Ortaya konulan hedeflerin uygulanmasına kolaylık sağlayacak strateji haritası ve yönetişim boyutu da geliştirilmiştir.” (1)

Ancak mevcut varlıklar dışında mevcut olmayan varlıklara; yani yaşanan sıkıntı ve sorunlara, dolu yanla boş yanın diyalektik ilişkisi içinde bütüncül bir açıdan bakılmadığı; böylelikle strateji belgesini dikkate alacak yöneticilerin hoşuna gidecek sonuçlara ulaşıldığı için hazırlanan belgelerin plan olarak nitelenmesi mümkün olmamış, bu belgeleri hazırlayanlar da ortaya çıkan şeye “plan” demekten ısrarlı bir şekilde kaçınmışlardır.

003O nedenle, bu üç ayrı stratejik belge ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemine ait stratejik planı; ayrıca mevcut fiziki planları arasında bir ilişkinin kurulması ya da bir uyumun sağlanması şeklinde bir kaygının bulunmadığı görülmektedir.

2014-2016 döneminde İzmir’in 20 ilçesi için arka arkaya hazırlattırılan bu üç sürdürülebilir kalkınma strateji belgesi sonrasında artık bundan böyle atılacak dördüncü bir adım kalmadığına göre; yazımızın bundan sonraki bölümlerinde bu üç ayrı belgenin kendi içindeki çözümlemelerini yaparak aradan geçen üç yılın sonunda bugüne kadar nasıl bir uygulamaya konu olduklarını, bu halleriyle ne işe yaradıklarını ve gelecek için ne vaat ettiklerini ortaya koymaya çalışacağız.


(1) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Aralık 2016, İzmir, s.21

Devam Edecek…

Bir şöyle, bir böyle halleri…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi‘nin internet sayfasında yayınlanan “Başkan açıkladı: O proje bana ait!” başlıklı söyleşide İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak önce şöyle söyledi:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.

Liman yanaşma kanalı Yenikale Burnu’ndan, limana kadar mutlaka derinleştirilmesi gerekiyor. Zaten onun projesi de bitti, ÇED raporu da bitti. Limanı TCDD çalıştırdığı için onlarla ile birlikte yaptık. Karşı tarafta da biz yeri belirlenen 13,5 kilometre bir sirkülasyon kanalı yapıyoruz. Yani suyun İzmir Körfezi’ne su güneyden giriyor, kuzeyden çıkıyor. Yoğun sirkülasyon böyle. Oradaki kanalla buradaki kanal bir yerde birleşip sirkülasyonu sağlayacak. Oradan viyadüklerle geçmek söz konusu olduğunda, biz altyapılar genel müdürlüğünü ziyaret ettik yazılar yazdık. Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar. Dolayısıyla sirkülasyonda mutlaka her yapının bir zararı olacaktır ama bizim söylediğimiz kriterlere uyulursa çok fazla bir zararı olmayacağına inanıyorum. Mimarlar Odası’nın çevre mühendislerinin, şehir planlamacılarının üzerinde durduğu ana konu iki tarafta da birinci derecede doğal SİT var. Öbür tarafta sulak alan var. Buralardan yüzeyden geçilmesinin mahsurlu olduğu görüşündeler. O da doğrudur. Zaten benim tüp geçit ile geçilmesindeki önerim de bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir öneriydi. Hem doğal SİT’leri ortadan kaldıracak, hem doğal sirkülasyondaki sıkıntıyı sıfırlayacak. Denizin 20 metre altından girip karşıya geçecek. Orta büyüklükteki gemilerin geçebilmesi için 16 metre derinliğin taranması lazım. Bizim de sirkülasyonu hızlandırmak için 250 metre genişliğinde, 8 metre derinliğinde bir sirkülasyon kanalı yapmamız gerekiyor. Biz onun çalışmalarını yapıyoruz. Dokuz Eylül Deniz Bilimleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra da kısım kısım inşaat faaliyetlerine başlayacağız.”

Ardından Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin 13 Kasım 2017 tarihli “Başkan Kocaoğlu’ndan adaylık çıkışı: Elimiz mahkum…” başlıklı haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Belediye Meclisinin Kasım ayı olağan toplantısında, “Körfez geçişi konusu var. İzmirli isterse yaparız diyorlar. Ben vatandaşın en fazla oyuyla seçilmiş kardeşinizim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ben Tüp geçişi istiyorum. Duymayan bir daha duysun. Ben tüp geçişin tartışmasız yapılmasını istiyorum. Madem ki merkezi hükümet bunu uygun görmüş para harcayacak, yapılsın. Kimseye sormayın istiyor musunuz diye. Yapın kardeşim” diyerek sahip çıktığı İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kimseye sorulmadan hemen yapılmasını istemiş.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili en son çıkışı ise, 28 Kasım 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan “İzmir’de yılbaşında suya yüzde 10 zam kararı başlıklı haberlerine göre İZSU’nun 2018 mali yılı bütçesinin görüşüldüğü belediye meclisi toplantısında oldu ve kendisi aynen şunları söyledi:

Yüzülebilir Körfez Projesi’ne ayrılan bütçenin düşüklüğünün nedeni ve vazgeçilip geçilmediği yönündeki soruları yanıtlayan Kocaoğlu, Büyük Körfez Projesi’ni Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’yle çakışması nedeniyle askıya aldıklarını açıkladı. ÇED onayı sonrası yapılacak hizmetlerle ilgili proje ihalesi süreci hazırlıklarını başlattıklarını belirten Kocaoğlu,  “Yalnız bizim projemiz Körfez Tüp Geçit projesi (İzmir Körfez Geçişi) ile çakıştı. ÇED raporunu aynı müşavirlik firması hazırladı. Görüldü ki İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak. Ancak, ÇED raporuna göre tüp geçit yapılırsa sirkülasyondaki iyileşme oranı yüzde 10’a düşüyor. Tüp Geçit ÇED’inde tekrar bir çalışma yapılıyor. Sirkülasyonu yeniden yüzde 40’a çıkarmak için 17 milyon metreküplük deniz dibinde tarama yapılması gerektiği ortaya konuyor. Biz işimizi askıya aldık. Boşa kürek sallayacak halimiz yok. İyileştirmeye devam edeceğiz. Toplam 2 buçuk – 3 milyon metreküp çamur çıkartıp yolumuza devam edeceğiz. Ne zaman tüp geçit ihaleye çıkar, iyileştirme için 17 milyon metreküplük tarama da ihaleye çıkarsa o zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi 13,5 km’lik sirkülasyon kanalının ihalesine çıkacaktır. Öbür türlü boşa kürek sallanmaz” 

-4 Metre Taranacak Alan 002
İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında -8 m derinliğinde taranacak sirkülasyon kanalı (yeşil renkle işaretli hat) ve -4 m derinliğinde taranacak alan (turuncu renkle işaretli alan)

01.84. Sirkülasyon Kanalı İle Yapay Ada Arasında Tarama Yapılacak Alan

Öncelikle Aziz Kocaoğlu‘nun yaptığı bu üç açıklamadaki maddi hataları, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne ait ÇED raporlarını dikkate alarak düzeltmeye, ardından da bu üç açıklama arasındaki kesin çelişkileri vurgulamaya çalışayım.

1. Projelerin ismi “Körfez Tüp Geçiş Projesi” ve “Büyük Körfez Projesi” değil; kelimesi kelimesine “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi“dir.

2. ÇED raporuna göre İzmir Körfezinin kuzeyine yapılacak Akıntı İyileştirme (Sirkülasyon) Kanalının uzunluğu 13,5 km değil 13 km, genişliği 22 metre değil ilk haberde söylendiği gibi 250 metre olacaktır.

3.Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar.” anlatımı da doğru değildir. Çünkü “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ÇED raporunun 59 ve 63. sayfalarında aynen şu anlatımlar yer almaktadır:

“Köprünün arka açıklıkları ise 110 m olacaktır. Diğer kısımlarda yine 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Büyük açıklıklı bir köprü kullanılarak sirkülasyon kanalı içine ayak yerleştirilmeyecektir. Bu durumda kanal üzerinde seyahat edebilecek olan küçük tekneler için 270 m’lik çok geniş bir yatay gabari sağlanacaktır.”

Körfez köprüsü uzunluğu 4.175 metre olup, sirkülasyon kanalı ana açıklığı 270 m, arka açıklıkları 110 metre olacaktır. Diğer kısımlarda ise 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Bu durumda toplam açıklık sayısı 77, toplam ayak sayısı ise, iki adet yan yana köprü düşünüldüğünde 2 X 77 = 154 adet olacaktır. Ancak yan yana iki köprünün aksları aynı doğrultuda olduğu için köprüye karşıdan bakıldığında sadece 77 ayak görülecektir.

01.26. Boykesit4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi % 10 oranına indireceği ifadesi doğru değildir. Çünkü, Dokuz Eylül Üniversitesi  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Beşiktepe tarafından hazırlanıp “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ÇED raporuna eklenen Kasım 2015 tarihli “İzmir Körfezi Geçişi Kapsamında Yapılacak Olan Adanın Körfez Akıntı Sistemine Olan Etkisinin Modellenmesi Final Raporu“na göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi”, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi tümüyle sıfırlayacaktır. 

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun gününe ve içinde bulunduğu koşullara göre değişen pazarlıkçı tutumuna:

İlk önce, “bu projeyi ilk ben düşünmüştüm ve yapılmasını istiyorum” demişti.

Ardından adeta meydan okur bir tarzda “fazla sorup sorgulamaya gerek yok, projeyi hemen yapın bakalım” şeklinde kışkırtıcı bir tavır göstermişti. 

Şimdi de “senin projen benimkini olumsuz etkiliyor, o nedenle önce sen yap, ardından ben yapayım” diyor. 

Aslında bütün bu söylenenlerin, birbiriyle ilişkili bütüncül bir düşünce ya da yaklaşımın ürünü olmadığı, önceden belirlenmiş temel bir stratejiye dayanmadığı ortada. Her bir tavır, farklı zamanlarda farklı ruh halleri içinde ortaya çıkan fevri çıkışlar olarak yorumlanmakta ve basit esnaf kurnazlığıyla düşünülüp ortaya atılan pazarlık çıkışları olarak algılanmaktadır.

Ancak hangi düşünceyle, nerede ve ne şekilde ifade edilirse edilsin İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde yapılacak bu tür açıklamaların öncelikle doğru, güncel ve eksiksiz bilgilere dayanması, ifade edildiği koşullardaki durumu yansıtması, ardından da yanlış bile olsalar bir politika ve strateji bütünlüğünü içinde ifade edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca uzunca bir süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük projelerin yönetiminde yeterli düzeyde bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi aynı dönemde aynı mekanda yapılacak böylesi iki büyük projenin karşılıklı ilişki ve etkileşimini analiz edip planlayacak ve programlayacak bilgi ve beceriden yoksundur.

Nitekim bu yoksunluk neticesinde her iki büyük projenin ÇED raporları aynı firma tarafından hazırlanmış olsa bile, bir proje ile sağlanan faydanın diğer bir proje ile yok edilmesi sorunu bir türlü çözülememiş ve bu sorunun çözümü için tek bir akademisyenin hazırladığı bilimsel niteliği şüpheli rapor dahi yeterli görülmemiştir.

Bütün bu gelişmeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2013 yılında hazırladığı kendisine ait “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile hararetli bir şekilde sahiplenip desteklediği 2015 tarihli “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin birbiri ile uyumlu olmadığını ancak 2017 yılının son aylarında fark etmiş ve “kervanın yola düzüldüğü” bir dönemde bu uyumsuzluğu bahane ederek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin uygulamasından -şimdilik- vazgeçmiştir. 

Resim1Öte yandan İzmir Körfezi’ndeki akıntıları % 40 oranında arttırarak su kalitesini daha da iyileştirmeyi amaçlayan ve bunu sağlayacak olan proje ile ilgili ÇED raporunun onaylanması için tam 3 yıl bekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeyi bu şekilde ertelemesi, aslında yapıldığı takdirde 880 metre uzunluğundaki beton adası ve 4 büyük, 154 küçük köprü ayağı ile İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecek olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan gözden kaçırılmaması gereken diğer bir önemli ayrıntı ise, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya alınmış ve bu durum en yetkili ağız tarafından kamuoyuna açıklanıp yine aynı yetkili ağız tarafından bu proje dışında iyileştirme amacıyla körfezde 2,5-3 milyon metreküplük  tarama çalışmaları yapılacağı ifade ediliyorsa bu çalışmalar için de ayrıca bir çevresel etki değerlendirme analizinin yapılması, ayrı bir ÇED raporunun düzenlenmesi ve onaylatılması gereğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

 

 

 

Köprü manzaralı evde oturmak…

Ali Rıza Avcan

Kent bir yağ lekesi gibi Bostanlı’dan Mavişehir’e, Mavişehir’den Gediz Deltası’na doğru kayıyor.

Çünkü kapitalist kentin egemenleri, kentin rantını büyütüp paylaşmak isteyen inşaat baronları ve kendini iş adamı, sanayici diye tanıtan kent simsarları, üzerine bina yapılmamış arsa ve araziler karşısında kendilerini tutamıyorlar…

Aynen kırmızı başlıklı kızı görmüş kurt gibi ağızlarından salyalar akıtarak kenti, kentin doğal, kültürel, tarihi, arkeolojik ve yaşamsal değerlerini yok etmek istiyorlar….

Onlar için değerli olan her metrekare toprak boş bırakılmayacak, başkalarına terkedilmeyecek kadar önemli…

İzmir 127

Önce Bostanlı’nın bataklıkları üzerinde ilerlediler. O zamanlar harcın içine deniz kumu katacak kadar küçük hesap peşindeydiler. Ardından Bostanlı Deresi aşılarak sosyal konut teknolojisi ile Atakent, Mavişehir blokları yapıldı. Tabii ki, acemi hırsızın her geçen gün cesaretlenip daha fazla şey çalması gibi ilk yıllarda 4-5 kat yapılan binalar Mavişehir’e yaklaştıkça ve yağma, yok etme hırsı arttıkça daha da uzadı ve cüsse olarak büyüdü…

Kocaman kocaman bloklar kalınlığı 300 metreyi bulan kum zeminde, kumun içine çakılan fore kazıklarla depreme karşı dayanıklı ilan edildi. Oysa fore kazık ana kayaya ulaşmadığı sürece olası güçlü bir depremde sıvılaşmaya nedeniyle binaların yana yatması ya da zemine gömülmesi kaçınılmaz bir sondu.

Yapılan binaların bütün bu sorunlarına karşın Ankara’dan, İstanbul’dan ve Ege’nin irili ufaklı kent ve kasabalarından gelenler bu yeni mahallelerde daire alabilmek için birbirini yedi durdu. Bu süreçte dairelerin ilk sahipleri bu dairelerin prim yapmasını bekleyip buraları ikinci alıcıya satmak isteyelerdi. O nedenle satıştan kısa bir süre sonra şimdilerde tarih olmuş olan Carrefoursa’nın hemen yanındaki yüksek blokların neredeyse her katına “Satılık daire” levhası asıldı.

Gediz Deltası Sulak Alanı‘na doğru gerçekleştirilen bu işgal sırasında belediye ve bakanlıklar da ellerinden geleni yaptılar. Çevreyi yeşillendirdiler ve halen de yeşillendirmekle meşguller. Blokların ve yapılan AVM’lerin önünden geçen otobüslerin, dolmuşların sayısını arttırdılar; hatta bazı AVM’lerin özel servis otobüsleri çalıştırmasına izin bile verdiler.

Daha sonrasında ise tüm AVM’lerin önünden yeni tramvay hatları geçirildi. Böylelikle adeta yeni yapılan tramvay bu AVM’lere yolcu taşıyan servislere dönüştü. Vagonlardaki yolcuların çoğu bu AVM’lerin önündeki duraklardan indi ya da bindi.

Sahilin hemen önüne yapılan villaları hırçın havalarda denizin basması üzerine önlerine kamu parasıyla setler yapıldı. Oysa bu iş o binaları yapan müteahhitlere, inşaat şirketlerine ait bir yükümlülüktü. 

Sonrasında bu yüksek yüksek binaların önüne iznini bakanlıkların verdiği, anlı şanlı müteahhitler, kamu kaynaklarını umarsızca sömüren yandaş firmalar tarafından daha daha yüksek ve “Göz Alıcı Bir Yaşam” vaat eden binalar yapılmaya başlandı. Hem de denizin tam da kıyısında.

Ama bu kez de gerideki yüksek binalarda oturanlar buna karşı çıktılar. Bir nehir deltasının tam üstünde bulunmasına karşın her birine “Albatros“, “Flamingo“, “Martı” gibi isimlerin verildiği bu binaların sakinleri, “benim önümde niye yüksek bir bina yükseliyor” ya da “niye benim manzaramı kapatıyorlar” diye kendi aralarında bir araya gelip çevreci platformlar, dernekler kurdular ve ekoloji mücadelesine ters gelen bir hamleyle tuhaf bir çevreci profilini sergilemeye başladılar.

Atılgan İnşaat

Şimdi ise o yüksek yüksek binaları yapan inşaat şirketleri, Gediz Deltası Sulak Alanı ile İnciraltı arasında yapılacak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin animasyonlarını kullanarak yaptıkları binaların satışına başladılar.

Şimdi artık bizim de, aynen İstanbul gibi körfez ve köprü manzaralı satılık dairelerimiz, süitlerimiz var ve bu binaların yakın çevresinde önümüzdeki günlerde yükselecek yeni yapılarla bunların sayısında patlama yaşanacağı anlaşılıyor.

Tabii ki, bir sonraki zamanda bu binaların hemen önünde ve denizin içinde “yeşil teknoloji” ile yapılacak yeni “akıllı binalar“a kadar…

 

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (6)

Ali Rıza Avcan

İzmir, kent bütünündeki ulaşımı çok ama çok uzun bir sürede planlıyor…

Çünkü planlama sürecinin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz 20 Ağustos 2015 tarihinden bu yana tamı tamamına 2 yıl 2 ay 18 gün geçmiş olmasına karşın, şimdiye kadar çoktan bitirilmesi gereken İzmir Ulaşım Ana Planı henüz onaylanmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sunulmuş değil.

Oysa bu planın hazırlanması için 2015 ve 2016 yıllarında yapılan birçok araştırma ya da analizin sonuçları hem aradan çok uzun bir sürenin geçmesi hem de o tarihten bu yana kentte ulaşım adına yeni gelişme ve sorunların ortaya çıkması nedeniyle bayatlayıp geçersizleşmiş durumda.

Örneğin Karşıyaka’da yapılıp işletmeye alınan tramvayın performansında gözlenen başarısızlıklar, bu nedenle bu hatta plansız programsız bir şekilde 11 kilometre uzunluğundaki Çiğli hattının dahil edilmesi, deniz yolculuğunu aksatan uzun süreli bir İzdeniz grevinin yaşanması; öte yandan Konak tramvayının yapım aşamasında kent içi trafikte yaşanan büyük sorunlar hazırlanan planla ilgili tespit ve analizlere henüz yansıtılmış değil.

01 (73)

Ayrıca sonuçları 2017 yılı Ocak ayında “İzmir halkının % 79’u ulaşımdan memnun” şeklinde duyurulan Mart 2016 tarihli anketlerle ilgili veriler, kentte yaşanan ulaşım sorunları nedeniyle geçerliliğini kaybetmiş durumda.

Üstüne üstlük ESHOT zararlarının kapatılması amacıyla 90 dakika uygulamasının kaldırılacağı dedikoduları ortalığı sarmış durumda.

Oysa İzmir Ulaşım Ana Planı, “İzmir Büyükşehir Alanı Kentiçi ve Yakın Çevre Ulaşım Ana Planı Revizyonu Yapılması” başlığını taşıyan 20 Ağustos 2015 tarihli sözleşme uyarınca 600 takvim gününün sonunda; yani 15 Nisan 2017 tarihinde bitirilerek İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin onayına sunulması gerekiyordu. O tarihten bu yana 1 yıl 7 ay 25 günlük süreye ek olarak 6 ay 23 gün daha geçmiş olmasına karşın İzmir Ulaşım Ana Planı -ne yazık ki- henüz hazır değil…

Bu durumu, “zaten İzmir Büyükşehir Belediyesi hangi işi zamanında yapmıştır ki” deyip geçiştirmek mümkün olmakla birlikte; hazırlanan plan İzmir’in bütünündeki ulaşımı planlama iddiasında olan bir ulaşım planı olduğundan biz kendimizi belediye yöneticileri kadar rahat hissedemiyoruz.

Çünkü bu planın hazırlanması için toplanan veriler zaman geçtikçe hem eskiyor ve geçerliliğini kaybediyor hem de mevcut ulaşım ana planının yetersiz olması nedeniyle İzmir gerçek anlamda plansız bir dönem yaşıyor….

Tabii şimdi bu durumda çıkıp, “bu hazırlanan plan da İzmir’in ulaşım sorunlarına çare olacak mı, siz böyle bir şey mi bekliyorsunuz” diye sorabilirsiniz?

Bu soruyu da sorarken, belediye yönetiminin daha önceki planların uygulandığı dönemlerde çoğu icraatı o planları dikkate almadan gerçekleştirdiğini dikkate almış olabilirsiniz…

Siz bu şüphenizde yerden göğe kadar haklı olmakla birlikte; biz yine de engin bir iyimserlikle hazırlanmakta olan planın mevcut sorunlara ilaç olacağını umuyor, daha doğrusu ummak istiyoruz….

Trafik 02

Çünkü uzun bir süredir okuyarak, öğrenerek, düşünerek, tartışarak ve oluşturduğumuz önerileri kendilerine sözlü ya da yazılı halde ileterek; hatta yer yer muhalefet edip uyararak bu çalışmalara değerli katkılar sunduk ve haliyle bu katkının da karşılığını bekliyoruz…

Kısacası sahip olduğumuz kent hakkı çerçevesinde “planın dış paydaşları” olarak yaptığımız katkılarımızın karşılığını bekliyoruz…

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi ve kent konseyleri

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili çok yararlı bir bilgilendirme toplantısı yaptı.

Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin yedinci katındaki büyük salonda yapılan toplantıda, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sekreteri Melih Yalçın ve TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Başkanı Özlem Kocaer Şenyol ile Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Yasemin Sağlam geniş bir katılımcı kitlesine proje hakkında bilgiler vererek bu proje uygulamasından kaynaklanacak sorunlar hakkındaki düşünce ve değerlendirmelerini paylaştılar.

Öncelikle Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi tarafından düzenlenen bu toplantı nedeniyle hem Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘ya hem de Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Yasemin Sağlam‘a gösterdikleri duyarlılık nedeniyle teşekkür eder ve bu tür toplantıların diğer kent konseylerine örnek olmasını dilerim.

council-1920x1080

Ancak yürekten gelen bu teşekkürle birlikte, bu proje ile ilgili ilk bilgilendirme toplantısında, -daha sonra yapılması düşünülen benzeri toplantılarda dikkate alınması dileğiyle- İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açan ve o tarihten bu yana bu proje ile ilgili ortak toplantılar yapan Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu temsilcileriyle dava sürecine kendi gayretleri ile katılan 85 sivili özendirmek amacıyla onlar adına belirlenmiş bir temsilciyle davaları yürüten hukukçuların da konuşmacılar arasında yer almasını; böylelikle konuşma sırasında üzerinde pek durulmayan RAMSAR Sözleşmesi ile korunan alanlar, Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuş Cenneti, İnciraltı ve Çakalburnu Sulak Alanı, flamingolar gibi İzmir’i İzmir yapan doğal değerlerin de gündeme gelmesini, bu bölgelerdeki doğal koruma bölgeleri sınırlarının nasıl değiştirildiğiyle ilgili bilimsel ve hukuki bilgilerin de iletilmesini arzu ederdim.

Ayrıca toplantı sonuna doğru birçok katılımcının “biz bundan sonra ne yapmalıyız” şeklindeki sorularına karşılık, “gidin kendi derneğinizde, örgütünüzde, mahallenizde bunları anlatın” demenin yanında, bir süredir birlikte çalışan Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu olarak “gelin bize katılın, bizimle birlikte hep birlikte mücadele edelim” denilmesini, bu projeyle mücadele etmek için tüm İzmir’i kucaklayan bir çağrının yapılmasını beklerdik.

Beklediğimiz şimdilik olmadı; ama yine de İzmirliler olarak hepimize düşen görevin bu olduğunu; bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması  için dava açan kurumlar olarak Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun böylesi bir araya geliş için herkese çağrı yapılması gerektiğini düşünüyor ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öte yandan, bu tür bilgilendirme toplantılarının İzmir’deki tüm kent konseyleri tarafından; özellikle de Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere kent konseyleri tarafından düzenlenerek bu ilçelerde yaşayanlara bilgi verilmesi ve her kent konseyinin, belediye meclisinin bu öneriyi reddetmesi olasılığını dikkate almadan bağlı olduğu belediye meclisine öneride bulunarak kendi belediyesinin bu proje ile ilgili davalara müdahil olması için mücadele etmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Konak Kent Konseyi 001

Özellikle de düzenlediği afişlerde uzlaşma, uyuşma gibi neoliberal yöntemleri simgeleyen semboller yerine toplumsal mücadele anlamına gelen sıkılı bir yumruğu gördüğümüz Konak Kent Konseyi‘nin, düzenlediği bu güzel ve yararlı bilgilendirme toplantısının yanında bu mücadeleye “Taksim Ruhu” ile kent konseyleri düzleminde önderlik etmesini bekliyorum.