İzmir Tarih Projesi başarılı mı; yoksa başarısız mı? (2)

Ali Rıza Avcan

İsterseniz işe, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2004-2012 dönemiyle İzmir Tarih Projesi’nin uygulandığı 2012-2020 döneminde söz konusu projenin uygulama alanı olan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde hangi iş, proje ve yatırımları yaptığını incelemekle başlayalım:

Panoromix, Flickr

I. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan iş, proje ve yatırımlar

Bizim arşiv bilgilerimizle konuyla yakından ilgili arkadaşlarımızın verdikleri bilgiler çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘nün (hani şu “yaptığımız iş, proje ve yatırımlar kamuoyunu ilgilendirmez” diyen birimin) İzmir Tarih Projesi kapsamında yaptıklarını ya da yapmadıklarını aşağıdaki iki ayrı tabloda görebiliriz. Ancak bu iş, proje ve yatırımların ayrıntılarına hem ilgili birimin bilgi vermekten kaçınması hem de bilgi sahibi olmamız için bizi yönlendirmeye çalıştığı kendisine ait www.izmirtarih.com.tr isimli web sayfasını her açışımızda karşımıza çıkan “site teknik zorluklarla karşılaşıyor” mesajı nedeniyle öğrenmemiz mümkün olmadı.

İlk tablomuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2004-2012 döneminde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılan iş, proje ve yatırımlarla ilgili:

Bu tablonun incelenmesinden de görüleceği gibi toplam 25 iş, proje ve yatırımdan 4’ü (Aziz Vukolos Kilisesi Çevresi 1281 Sokak Sağlıklaştırma ve Bölge Otoparkı Projesi, Aziz Vukolos Kilisesi Çevresi ve Bağlantılarının İyileştirilmesi Projesi, Ege Medeniyetleri Arkeoloji ve Tarih Parkı ve Kemeraltı Çarşısı Üst Örtü Uygulaması) hem 2004-2012 hem de 2012-2020 döneminde yapılamamış, geriye kalan 21 iş, proje ve yatırım hayata geçirilerek kullanıma açılmıştır.

İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 2012-2020 döneminde ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü tarafından kamuoyuna açıklanan iş, proje ve yatırımların sayısı 25’den 21’e inmekle birlikte bunların da büyük bir kısmının henüz proje fikri ya da proje aşamasında olduğu, işe, projeye ya da yatırıma henüz başlanmadığı görülmektedir.

Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir BelediyesiTarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘ne ait www.izmirtarih.com.tr isimli web sayfasında isimleri verilen 21 adet proje, iş ya da yatırımdan sadece 6 tanesinin araştırmayı yaptığımız tarih itibariyle tamamlandığını, 1 tanesinin devam ettiğini, 2 tanesinin akıbeti hakkında bilgi sahibi olmadığımızı, 11 tanesinin ise henüz yapım aşamasına dahi gelmediğini belirleme imkanımız oldu.

Bu rakamları 2004-2012 döneminde yapılan iş, proje ve yatırımlarla karşılaştırmaya kalktığımızda ise; ilk sekiz yıllık 2004-2012 döneminde 21 adet iş, proje ya da yatırım yapıldığı halde, İzmir Tarih Projesi’nin uygulandığı ikinci sekiz yıllık 2012-2020 döneminde toplam 6 iş, proje ya da yatırımın yapıldığı, kamuoyuna açıklanan çoğu çalışmanın henüz yapılmadığı ve halkın kullanımına açılmadığı görülür.

Fotoğraf: Fikret Ercan, Flickr

II. TARKEM A.Ş. tarafından yapılan iş ve yatırımlar

İzmir Tarih Projesi‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi dışındaki tek uygulayıcı birimi olan TARKEM‘in 2012-2020 döneminde neler yaptığını ise hem kendi web sayfasından hem de 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait 6 ayrı faaliyet raporundan öğrenmemiz mümkün.

TARKEM A.Ş., bu dönemde yapacağı her bir iş için ayrı ayrı toplam 6 şirket (Orkem A.Ş., Yurokem A.Ş., Alkem A.Ş., Karkem A.Ş., Netkem A.Ş. ve Bilkem A.Ş.) kurup adeta bir şirketler topluluğuna ya da holdinge dönüşmüş durumda. Sekiz yıllık süre içinde kendisi dışında 6 ayrı anonim şirketin kurulmuş olması ise, adeta her bir iş, proje ve yatırım için ayrı bir şirket kurulduğunu ya da gelecek dönemde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapmayı planladığı kargo (Karkem A.Ş.), bilgi işlem (Bilkem A.Ş.) ve kablosuz İnternet (Netkem A.Ş.) hizmetlerinin kurumsal altyapısını hazırladığını ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede, TARKEM A.Ş.‘nin kendisine ait web sayfası ve yayınlarıyla duyurduğu toplam 12 kalem iş, proje ya da yatırımı şu şekilde sıralayabiliriz:

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, TARKEM A.Ş.‘nin içinde bulunduğumuz tarih itibariyle bitirilip işletmeye alınmış herhangi bir gayrimenkul projesi bulunmamakta olup; projelerin çoğunun 2021 yılında bitirilmesi hedeflenmektedir.

TARKEM A.Ş.‘e ait faaliyet raporlarıyla bu raporlara ekli bilançoların incelenmesi sonucunda da, 2017 yılında 4.685.000.- TL., 2018 yılında da 5.235.000.- TL. değerinde iki ayrı gayrimenkul alımının yapıldığı belirlenmiştir. Bu harcamalar muhtemelen satın alma yoluyla edinilen “Mavi Kortejo” binası ile 442 Sokak ofisleri için yapılmış olabilir.

Dalan Sabunhanesi, Panoramix, Flickr

III. İzmir Valiliği tarafından yapılan iş ve yatırımlar

İzmir Valiliği‘ne bağlı birimler tarafından 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde gerek doğrudan gerekse kendisine bağlı diğer resmi, özel ve sivil kuruluşlar eliyle yaptırdığı iş, proje ve yatırımları öğrenmemiz -ne yazık ki- mümkün olmamıştır.

Bunun tek istisnası, 25.12.2018 tarihinde başlayıp halen devam etmekte olan “Mavi Kortejo” isimli tarihi yapının restorasyonudur. Mülkiyeti satın alma suretiyle TARKEM‘e geçen Konak İlçesi, Hatuniye Mahallesi 380 Ada, 1 parselde bulunan tarihi yapının İzmir Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı yönetimindeki Emlak Vergisi Restorasyon Fonu‘ndan temin edilen ve değerli arkadaşımız Ertuğrul Susup tarafından fotoğrafı çekilen inşaat mahallindeki tabeladan gördüğümüz kadarıyla 300 gün içinde Kerte İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘ne yaptırılan işin ilk keşif bedeli, 881.000.- TL.’dır.

Fotoğraf: Ertuğrul Susup, “Mavi Kortejo” restorasyonu

Ayrıca İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘ya ait web sayfasından, TARKEM A.Ş.’nin çalıştığı binada faaliyet gösterip onun yan kuruluşu gibi çalışan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği‘ne TR31/18/KV02/0001 kod numaralı “Yenilikçi Öğrenme Merkezi Projesi” için -miktarını öğrenemediğimiz- yardım yapıldığı öğrenilmiştir.

Bunun dışında İzmir Valiliği‘nin, valilik birimleri ya da valiliğe bağlı İzmir İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı olarak 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde gerek doğrudan yatırım, gerekse diğer resmi kurum ve kuruluşlarla ortağı olduğu TARKEM‘e hibe, yardım, fon payı ödemesi ve benzeri şekillerde transferler yaparak gerçekleştirdiği iş, proje ve yatırımlar konusunda bilgi edinmemiz mümkün olmamıştır.

Fotoğraf: Eddie Girdner, Flickr

IV. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından yapılan iş, proje ve yatırımlar

2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki yapılan iş, proje ve yatırımlar için İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından değişik kurum, kuruluş ya da şahıslara yapılan desteklerin adı, niteliği ve yapılan yardımın miktarı ajansın sorduğumuz sorulara yanıt vermemesi nedeniyle öğrenilememiş; sadece ajansa ait web sitesi kayıtlarından 2012-2020 döneminde iki ayrı sivil toplum örgütüyle Konak Belediyesi’ne Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılacak projeler için 4 kez mali destekte bulunulduğu belirlenmiştir:

1) 2012 Yılı Doğrudan Faaliyet Desteği kapsamında Konak Belediyesi‘ne “İzmir Kültür Turizminin Geliştirilmesine Yönelik 960 Sokak Sağlıklaştırma ve Kentsel Tasarım Projesi” için yapılan yardım,

2) 2017 Kültür Varlıklarının Korunması ve Yaşatılması Mali Destek Programı kapsamında İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği‘ne “Yenilikçi Öğrenme Merkezi Projesi” için TR31/18/KV02/0001 kaydı ile yapılan yardım,

3) 2017 Kültür Varlıklarının Korunması ve Yaşatılması Mali Destek Programı kapsamında İzmir Musevi Cemaati Vakfı‘na “Etz Hayim Sinagogu Restorasyonu” için TR31/18/KV02/0007 kaydı ile yapılan yardım ve

4) 2018 Fizibilite Destek Programı çerçevesinde İzmir Musevi Cemaati Vakfı’na ikinci kez yapılan “İzmir Tarihi Kemeraltı Musevi Kültür ve İnanç Turizmi Noktası Fizibilitesi” için TR31/18/F2D/0009 kayıt numaralı yardım.

Fotoğraf: Emre Karayazı, Flickr

V. Konak Belediyesi tarafından yapılan iş ve yatırımlar

Konak Belediyesi tarafından 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde gerçekleştirilen iş, proje ya da yatırımlar aşağıdaki iki ayrı tabloda gösterilmektedir.

Bu tabloların incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, Konak Belediyesi’nin 2004-2012 döneminde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yaptığı iş, proje ve yatırımların toplam sayısı 28 olup bunların tümü tamamlanmıştır.

Oysa aynı belediye İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 2012-2020 döneminde sadece 2 iş, proje ve yatırım yapabilmiş, 2 proje de halen yapılmamış iş olarak beklemededir.

VI. İzmir Ticaret Odası tarafından yapılan iş, proje ve yatırımlar

İzmir Ticaret Odası yönelttiğimiz sorulara yanıt vermemiş olmakla birlikte; İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 2012-2020 döneminde yaptığı bilinen tek iş, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan protokol çerçevesinde Başdurak Camisi‘ni restore ettirmesi ve cami altındaki dükkanları yeniden düzenlemesidir.

VII. İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan iş, proje ve yatırımlar

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, yönelttiğimiz sorulara yanıt vermemiş olmakla birlikte hem 2004-2012 hem de 2012-2020 döneminde yaptığı belli başlı işler kendi sorumluluğu altındaki Konak, Kemeraltı, Salepçioğlu, Hisarönü ve Şadırvan Camisi gibi irili ufaklı ibadethanelerde yaptığı restorasyonlarla sınırlıdır.

Fotoğraf: Emre Karayazı, Flickr

ÖZET OLARAK…

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2012 yılından bu yana uygulanmakta olan İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı sekiz yıllık sürede, bütüncül bir yaklaşım içinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde kentsel çöküşü ortadan kaldırıp canlılığı sağlama konusundaki amaç ve hedefine ulaşıp ulaşmadığını ortaya koymak amacıyla yaptığımız inceleme ve araştırmalar sonucunda;

A. Proje uygulama alanı olarak belirlenen Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin toplumsal, ekonomik ve kültürel alandaki kentsel canlılığını sağlayacak yerleşik nüfusun, Konak ilçesine ait diğer mahallelerdeki nüfus azalışından daha fazla olduğu, % 35,82 oranındaki yerleşik nüfus azalışının bölgedeki kentsel çöküşü daha da arttırdığı, İzmir Tarih Projesi‘nin de bu çöküşü engelleyemediği; daha doğrusu yaptığı planlama çalışmaları ve uygulamalar itibariyle böylesi bir sorunun varlığından haberdar dahi olmadığı, bu sorunun çözümlenmesi için inceleme ve araştırmalar yapmayarak, politika, strateji ve projeler geliştirmeyerek seyirci kaldığı ortaya çıkmıştır.

B. Proje uygulama alanı olarak belirlenen Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin hem kentin bütünlüğü hem de bölgenin kendi içindeki bütünlüğünü gözeterek yeniden tasarlanması hedefi ile ilgili olarak; 2004-2012 döneminde yapılan iş, proje ve yatırımların 2012-2020 döneminde yapılan iş, proje ve yatırımlara göre çok daha fazla olduğu, 2004-2012 döneminde çok daha fazla sayıda önemli çalışmalar yapan Konak Belediyesi‘nin, 2014-2019 döneminde görev yapan eski belediye başkanı Sema Pekdaş zamanında bu bölgeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TARKEM‘e devredip kendini rahat hissetmesi nedeniyle, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 2012-2020 döneminde elini ayağını Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale‘den çektiği söylenebilir.

C. İşin asıl ilginci ise, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerini iktidarın denetimindeki TARKEM‘e havale eden ya da TARKEM üzerinden eski il müdürlerine ekmek kapısı yaratacak şekilde ya da kamu kaynaklarını TARKEM‘e tahsis ederek yönetmeye çalışan tüm resmi kurum ve kuruluşların, bu bölgede yapılan iş, proje ve yatırımlar konusunda bilgi vermekten kaçınan ketum tutumunun, bu bölgelerdeki rant amaçlı çalışmaları perdeleyip gizleme çabalarından başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır. Çünkü, Emlak Vergisi Restorasyon Fonu ile İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) fonları gibi belediye gelirlerinden kaynaklanan ya da belediyelere ait kamusal varlıklarla idari yetkilerin ihale mevzuatı dışındaki en kolay ve sorunsuz kullanımı, bu kaynakların özel bir şirket olup merak edilen her şeyin “ticari sır olması” ya da “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu dışında kalması” gibi yasal gerekçelerle korunup kollanan TARKEM‘e transferiyle istenildiği şekilde kullanılması mümkün olabilir. Aynen yasal olarak yapılması mümkün olmayan birçok iş, proje ve yatırımın kamu denetimi dışında olan belediye şirketleri eliyle yapılmasında olduğu gibi…

Fotoğraf: ShaunM, Flickr

Şimdi bu durumda, İzmir Tarih Projesi‘nin 2020 yılı itibariyle ne durumda olduğunu belirleyip ortaya koymak amacıyla derleyip toparladığımız bu bilgiler eksikse ya da yanlışsa, şayet ilgili resmi kurum ve kuruluşlarla TARKEM‘in bu konuda herhangi bir itirazı varsa, biz de onlara şeffaf olma adına “hodri meydan!” deyip; 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri için iş, proje ve yatırım anlamında ne yaptıklarını, bu işlerin hangi yöntemle kim için kime yaptırıldığını, yapılan iş, proje ve yatırımların hangi tarihte başlayıp bitirildiğini, o iş, proje ve yatırımlar için toplam olarak ne kadar harcama yapıldığını açıklamaya, bizleri Açık Kapı, HİM ve CİMER gibi uzun zamandır maksada hizmet etmeyen iletişim kanallarıyla uğraştırmamaya çağırıyoruz…

“Kamuoyunu ilgilendirmeyen…”

Ali Rıza Avcan

Zorlu günlerin içinden geçiyoruz… Hepimiz kendimizce önlemler alıp bu beladan uzak durmaya çalışıyoruz… Dışarıdaki işlerimize son verip, dükkanlarımızı kapatıp, yakınlarımızdan uzak durup hem virüsün ilerlemesine hem de ona yenilmemeye çalışıyoruz…

Kamusal düzeydeki bu seferberliğe katılıp destek verenlerden biri de, İzmir’in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı’nı uzun yıllardır kapitalizmin yeni Kabe’si AVM’lere karşı ayakta tutmaya çalışan iş yeri sahipleri ve o iş yerlerinde çalışanlar…

Kemeraltı’nı Kemeraltı yapan o iş yeri sahipleri ve çalışanları şimdi salgın nedeniyle ekmek kapılarını açamıyor, kazandıklarını evlerine götüremiyor ve bu olumsuz durumun nereye kadar devam edeceğini hesaplamaya çalışıyor… Ama bu arada çalışıp kazanamadıkları halde kiralarıyla elektrik ve su faturaları gelmeye devam ediyor… Zaten borç içindeler, zaten ödemelerini zamanında yapamıyorlar… Şimdi ise asıl büyük tehlike gelip dayatmış durumda… Durum daha da kötüye giderse iş yerlerini ya satacaklar ya da şayet bulurlarsa birilerine devredecekler…

Düne kadar herkesin; özellikle de Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesinin gelecekteki toplumsal, ekonomik ve kültürel rantları nedeniyle ortalarda dolaşan, medyada boy boy gözüken valiler, vali yardımcıları, kaymakamlar, bakanlar, milletvekilleri, yerel siyasetçiler, belediye başkanları, onların genel sekreterleri, İzmir sermayesinin yağmacı temsilcileri, o temsilcilerin şirketi TARKEM‘ciler -ne yazık ki- şimdi ortada yoklar… Hiç biri “kötü gün dostu” olarak esnafın içinde bulunduğu durumla ilgilenmiyor, halini hatırını sormuyor, neye ihtiyacın var diye yakınlık göstermiyor…

Bu durum öyle bir hale geliyor ki; seçildiğinin hemen ertesinde bütün bu kurum ve çevrelerin ilgisine mazhar olan İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Girgin bile isyan ediyor… Facebook’ta yazdığı kişisel mesajında dükkanlarını kapattıkları tarihten bu yana aranmadıklarını, kendileri ile ilgilenilmediğini, sorunlarına çare bulunmadığını söyleyip haykırıyor, adeta isyan ediyor…

İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Girgin bu duruma isyan ederken Kemeraltı Hayat Platformu sözcüsü Cem Ceylan ise “Kemeraltı’nda Birlik ve Dayanışma Günleri“, “Biz Bize Yeteriz” ve “Kemeraltı Esnafı Kimsenin Umurunda Değil” sloganları ile yola çıkıp Kemeraltı Çarşısı’nın asıl sahibi ve  dostunun yine Kemeraltı esnafının kendisi olduğunu hatırlatıyor…

Kemeraltı’nda çalışan ve yaşayanlar böylesi tepkiler ortaya koyarken, Kemeraltı Çarşısı’ndan sorumlu olan kamu görevlileri; İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, İzmir Ticaret Odası, İzmir Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği ve bu birliğe bağlı onlarca meslek odası neredeler ve ne yapıyorlar? Esnafın kendi içinde bir dayanışma ağı, bir yardımlaşma çabası başlatmayı düşünüyorlar mı? Belli değil…

780x411-1584913971266

Bu sorumluluktan aslan payını alması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi ise garip işlerle uğraşıyor…

Bu durumun en son örneğini sizlerle paylaşmak isterim: 

2012 yılında Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanan “İzmir Tarih – İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi“ni 8 uzun yıldır sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi, tüm İzmir’i, bu ülkeyi seven herkesi ve tüm dünyayı ilgilendiren Kemeraltı gibi tarihi, ekonomik ve kültürel bir zenginlikle ilgili çalışmalarının, “kamuoyunu ilgilendirmediğini” belirten resmi bir yazının altına imza atıyor. 

2012 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından uygulamaya konulan “İzmir Tarih – İzmirlilerin Tarihle İlişkisinin Güçlendirilmesi Projesi, 2012 öncesindeki son 30 yılda İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yürüttüğü çalışmalarının bölgesel gelişme bütünlüğü ve canlılık açısından yetersiz olduğu iddia etmekte ve bundan böyle TARKEM‘le işbirliği yapıldığı takdirde bunun başarılabileceğini söylemektedir.

Söz konusu projenin iddia ve hedefi bu olmakla birlikte; 2012 yılından sonraki 8 yıllık sürede İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle İzmir Valiliği ve TARKEM gibi kurumların yaptığı; daha doğrusu yapabildikleri ortada… Çıplak gözle görülen ve belgelere yansıyan gerçeklere göre 2012-2020 döneminde başta TARKEM olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları tarafından Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılan işlerin sayısı ve bütçesi, 2004-2012 döneminde yapılanların çok çok gerisinde… Yani bu verilere göre TARKEM odaklı proje, vaat ettiği bölgesel gelişme bütünlüğü ve canlılık açısından iddia ettiğinin aksine başarısız bir durumda…

Bizler bu 8 yıllık sürede bir arpa boyu bile yol alınamadığını bilmekle birlikte; İzmir Tarih Projesi‘nin uygulama alanı içinde 2004-2012 dönemindeki 8 yıllık sürede kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılanlarla 2012-2020 döneminde yine aynı alanda aynı kurumlara ilave olarak TARKEM tarafından yapılan işleri mukayese eden bir tablo hazırlayarak bu tablodaki verileri İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, İzmir Ticaret Odası ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne teyit ettirmek amacıyla CİMER, Açık Kapı ve HİM gibi değişik iletişim kanalları üzerinden sorular sorduk.

3 Ocak 2020 tarihinden bu yana sürdürdüğümüz bu çalışmaların bugünkü aşamasında İzmir Valiliği, özellikle de İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü ısrarlı bir şekilde bilgi vermekten kaçındı, bu konuda yapılanların kamuoyu tarafından bilinmesini istemedi.

Bu çerçevede 20 Şubat 2020 tarihinde CİMER kanalıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘ne gönderdiğimiz bilgi talebine 7 Nisan 2020 tarihinde gelen cevabi yazıyı kelimesi kelimesine sizinle paylaşmak isterim:

Belediyemizce yürütülmekte olan İzmir Tarih Projesi kapsamında gerçekleştirilen her bir iş kalemi adına detaylı bilgilerin talep edildiği ilgi dilekçeniz incelenmiştir. Resmi Gazete’de 24.10.2003 tarihinde yayınlanan 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanununun 25. maddesinde “Kurum ve Kuruluşların, kamuoyunu ilgilendirmeyen ve sadece kendi personeli ile kurum içi uygulamalarına ilişkin düzenlemeler hakkındaki bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkının kapsamı dışındadır. Anacak, söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum çalışanlarının bilgi edinme hakkı saklıdır” ifadeleri yer almaktadır.

Söz konusu maddeye istinaden ilgi dilekçenizde talep edilen ve erişebileceğiniz hususlara İzmir Tarih Projesinin Facebook, Instagram ve Twitter sosyal medya hesaplarından @ibbizmirtarih kullanıcı adını takip ederek ve izmirtarih.com.tr web sitesinden ulaşılabilmektedir. Konu hakkında bilgi edinilmesini rica ederim.

Evet, aynen aktardığım cevap yazısından da gördüğünüz gibi, 2004-2012 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılan işlerle 2012-2020 döneminde İzmir Tarih Projesi kapsamında aynı bölgede yapılan işlerin adını, başlama ve bitiş tarihlerini, finansman kaynaklarını, yapılış yöntemlerini ve harcama tutarlarını sormak, İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine göre “kamuoyunu ilgilendirmeyen” işler olarak nitelenip bu konuda bilgi verilmesinden kaçınılmaktadır.

Ayrıca uzun zamandır güncellemedikleri için bugün itibariyle eskiyen, bu nedenle de güvenilir olmayan; ayrıca bilgi vermekten çok göz boyamayı hedefleyen web sitesi ve sosyal medya bilgilerine yönlendiren bir çarpıtma marifetiyle…

91652609_836571523487183_5200228453604917248_o

Evet, herkesin açık ve net bir şekilde gördüğü gibi hizmet binası Kemeraltı, 2. Beyler Sokak’ta olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘nün yeni müdiresi ile personeli, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale’de yaptıkları hizmetlerle ilgili bilgilerin “kamuoyunu ilgilendirmediği” fikrindedir…

Şimdi bu çerçevede sormak gerekir, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri ile ilgili kendi çalışmalarının kamuoyunu ilgilendirmediği söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, niye Kemeraltı Çarşısı ile onun esnaf ve çalışanlarının içinde bulunduğu sıkıntı ve gelecek kaygıları ile ilgilensin ki?

Kemeraltı Yayalaştırma Projesi, Eksiklikleri Giderilerek Devam Ettirilmelidir.

BASIN DUYURUSU

Yaya Derneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında 15 Temmuz 2018 tarihinde başlattığı Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ni, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi’nde yazılı olan yaya haklarının gündeme gelmesi ve İzmir’in tarihi kent merkezindeki önemli bir yaya alanının daha da genişleyip iyi hale getirilmesi açısından bir fırsat olarak görüp destekliyor olmakla birlikte; bu projenin, tarafımızca tespit edilen eksikliklerinin tamamlanması, yanlışlıklarının giderilmesi suretiyle daha da geliştirilip eksiksiz bir şekilde devam ettirilmesini talep etmektedir.  

Bu çerçevede,

* Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ne temel olduğu anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” raporunu inceleyip analiz ettikten,

* Uygulama ile ilgili olarak proje alanında ekipler halinde tespit ve gözlemler yaptıktan,

* Kemeraltı esnafı ve onun örgüt temsilcileriyle görüştükten ve

* İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TARKEM yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra,

15 Temmuz 2018 tarihinden bu yana uygulanmakta olan Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’nin önümüzdeki yıllarda da sürdürülüp geliştirilebilmesi için aşağıdaki önerileri, çözüm odaklı yaklaşımımızın bir gereği olarak kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

1. Yapılan uygulamalar gerçek ve tam bir yayalaştırma projesi haline getirilmelidir.

Yapılan uygulamanın tümü, değişik cadde ve sokaklara yerleştirilmiş 24 adet elektronik bariyerin belirli saatlerde açılıp kapanması ile ilgili olup; yaya bölgesi olarak ilan edilen alanda genel tuvaletler, aydınlatma, sağlık, esenlik ve güvenlik açısından yayaları rahatlatacak yeni bir uygulamaya rastlanmamıştır.

Alanı ziyaret edenlerin daha fazla zaman geçirmesini sağlamak için güvenli, konforlu ve temiz bir ortam sunmak gerekir. İnsanlar rahat ve güvenli hissettikleri ortamlarda daha fazla zaman geçirirler. Bu anlamda mevcut yaya bölgesinde yeniden düzenlenmiş, modern, temiz ve engellilerin yararlanabileceği tek bir genel tuvalet dahi bulunmamaktadır. Gerek güvenlik gerekse konforlu bir ortam yaratmak maksadıyla herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Yapılan iş, UKOME tarafından aşağı yukarı 20 yıldır alınmış olan değişik yayalaştırma kararlarının, fiilen yaya bölgesi olarak kullanılan bir alanda gecikmeli bir şekilde uygulamasından öteye gidememiştir.

1

Elektrik kesintisi nedeniyle çalışmayan Birinci Beyler girişindeki elektronik bariyer

2. Uygulamaya konulan proje, yakın çevredeki diğer yaya alanlar ile ilişkilendirilmelidir.

Proje alanının çevresinde yayalaştırılmış birçok bölge olmasına karşın, bu bölgeler Kemeraltı Yaya Alanı ile ilişkilendirilmemiştir. Ziyaretçilerin alana kolaylıkla ulaşabilmeleri için yaya geçişleri ve yaya yolları proje dâhilinde irdelenmeli ve gerekli fiziksel düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Ancak bölgede yer alan yaya alanları dahi otomobillerin işgali altındadır. Bunun en somut örneği, Konak Meydanı ve çevresindeki yaya alanlarının uzunca bir süredir resmi ve özel plakalı araçların işgali altında olmasıdır.

 

9
Yaya bölgesi olmasına karşın otoparka dönüşmüş 926 Sokak

3. Proje uygulamasında taraflar arası ikna, uzlaşma, katılım ve işbirliği süreçlerine önem verilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, proje öncesinde, Kemeraltı esnafı ve onların mesleki örgütleriyle kurumsal ve bireysel ölçekte ikna ve uzlaşmaya dayalı bir katılım sürecini hayata geçirmediği, uygulamaya konulan sistemin oluşumunda esnafın ve onun meslek örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinden yararlanılmadığı belirlenmiş, o nedenle çok sayıda esnafın; özellikle de toptancı esnafın bu uygulamadan şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.

Proje her ne kadar doğru bir adım olsa da, önemli sayıdaki esnafın desteği alınmamıştır. Özellikle bu tür projelerde, uygulamalardan etkilenecek kişilerin desteğini almak, projenin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

3
İzmir Büyükşehir Belediyesi bisikletli zabıtalarının bisikletlerle oluşturduğu bariyer

4. Proje uygulamasında Kemeraltı’nın kendine özgü bölgesel özelliklerinin dikkate alınmalıdır.

Yaya alanının belirlenmesinde, Kemeraltı’ndaki farklı ticari bölgelerin özelliklerinin dikkate alınmadığı; ayrıca, yaya bölgesine mal giriş ve çıkışlarını düzenleyen özel bir lojistik planının hazırlanmadığı ve böylesi bir planın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce halen hazırlanmakta olan Kemeraltı Lojistik Planı ve İzmir Lojistik Ana Planı ile ilişkilendirilmediği belirlenmiştir. Bölgede yer alan lojistik faaliyetler özenle incelenmeli ve bu faaliyetlerin aksamaması için çözüm önerileri geliştirilmelidir.

4
Üçüncü Beyler Sokağın bitiminde araç parkı ile önü kapatılmış elektronik bariyer

5. Proje uygulamasında, proje alanının yakın çevresinde oluşan sorunlar dikkate alınmalıdır.

Yaya alanı dışındaki araç trafiğine açık cadde ve sokaklarda mal indirme ve bindirmek için yeterli park alanları yapılmadığı için hem bariyerlerin önü hem de çoğu cadde ve sokak park eden araçlar nedeniyle tıkanmaktadır. Bu nedenle bu noktalarda denetimler sıklaştırılmalı ve gerekli fiziksel önlemler alınmalıdır.

5
Kestelli Caddesi’ndeki bariyerin önü: Park eden araç ve bekleyen çocuk arabalı anne…

6. Yaya güvenliğini tehdit eden motosikletlerle ilgili gerekli önlemler alınmalıdır.

Yaya bölgesinde dikkate alınmayan ve önlenemeyen motosikletler yaya güvenliğini tehdit etmekte, yürüme konforunu azaltmaktadır. Bu durum bölgede şikâyetlere de konu olmaktadır. Bu nedenle bölgedeki motosikletlerin kullanımı ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

6
Kestelli Caddesi’ndeki elektronik bariyeri üstüne park ederek açan araç…

7. Proje ile ilgili bir kriz planının hazırlanması sağlanmalıdır.

Bariyerlerin tek bir enerji kaynağına bağlı olması nedeniyle elektriğin kesik olduğu gün ve saatlerde bariyerler çalışmamaktadır. Bu ve benzer durumlara hazırlıklı olmak için bölge özelinde bir kriz yönetim planı hazırlanmalıdır.

7
919 Sokak bariyerinin önü…

8. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin proje alanındaki diğer çalışmaları, projenin başarısı açısından dikkate alınmalıdır.

Yine İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi kapsamında yapıldığı söylenen 4,5 kilometrelik kuşaklama hattı inşaatının hem içinde bulunduğumuz günlerde hem de gelecekte bu projeye vereceği olası zararların dikkate alınması, iki proje uygulaması arasındaki ilişkileri esas alan bir uyum programının hazırlanması ve olası zararlarla ilgili olarak ayrı bir risk planının düzenlenmesi gerekmektedir.

                                                          YAYA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

8
921 (Azizler) Sokaktaki elektronik bariyerin önü

Yaşanacak şehir İzmir (!)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde kent içi ulaşım konusunda  Londra merkezli FIA Foundation destekli çalışmalar yapan -eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan- uluslararası bir kurumun İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki ulaşım seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla hazırladığı bir rapor elime geçti. 

İzmir Tarih, Sürdürülebilir Ulaşım Projesi başlığını taşıyan 193 sayfalık bu raporu şu an itibariyle inceliyor ve yapılan çalışma hakkında bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi_Sayfa_001

Rapor kapağındaki isim ve logolardan anladığım kadarıyla bu çalışmanın, 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 248 hektar büyüklüğündeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde uygulanmakta olan İzmir-Tarih İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında yaptırıldığı anlaşılıyor.

Söz konusu raporun 5. sayfasındaki anlatıma göre “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’nin konusu, İzmir-Tarih Projesi’ni destekleyecek ve bütünleyecek biçimde, İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı Kapsamında ulaşım seçeneklerinin sunulması, bölgenin çevre kentsel ulaşım ağlarına entegrasyonunun sağlanarak erişebilirliğinin artırılması, bölgenin yaya ve bisiklet öncelikli sürdürülebilir ulaşım odaklı bir yaklaşımla yeniden ele alınması” olarak belirlenmiş.

Raporun anlatımına göre bunu sağlamak amacıyla ilk önce başta 116 ortaklı soylulaştırma şirketi TARKEM A.Ş. olmak üzere 3 dernekle (Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Çağdaş Görmeyenler Derneği ve İzmir Bisiklet Derneği); ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi yöneticileriyle odak grup görüşmeleri yapılmış.

Bunun ardından 12-13 Mayıs 2016 tarihinde İzmir Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı‘nda bir SWOT (GZFT) analizi yapılmış.

Sonrasında ise 19 ayrı bölgeden oluşan bu alanda 1.714’ü yaya, 288’i bisikletli, 686’sı esnaf ve 663’ü hanehalkı olmak üzere toplam 3.351 kişi ile bir anket çalışması yapılmış.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak İlçesi İçin ‘İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’ Anketi” başlığını taşıyan sekiz sayfalık ankette toplam olarak 107 adet soru sorulmuş. 

Raporun 190 ve 191. sayfalarındaki bilgilere göre, anketlerin Ağustos ayı içinde yapıldığı anlaşılmakla birlikte; 12-13 Mayıs 2016 tarihli Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı sonrasında yapıldığını düşündüğümüz bu araştırmanın, 2016 yılının mı; yoksa 2017 yılının mı Ağustos ayında yapıldığı kesin olarak anlaşılamamıştır.

Biz şimdi bugün bu araştırma ile ilgili raporun 22, 23 ve 24. sayfalarında yazılı olan sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü Londra merkezli FIA Foundation desteğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WRI Türkiye işbirliği içinde, saha ve analiz çalışmaları Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Şenyay ile Yrd. Doç. Dr. İstem Köymen Keser, araştırma görevlileri Efe Sarıbay ve Yasin Büyükuçaş tarafından yapılan bu anket çalışması sonuçlarının, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere herkesi bağlayan güvenilir, geçerli ve doğru bilgiler barındırdığına inanıyoruz.

Gelelim şimdi bu araştırmanın ilginç sonuçlarına:  

1. Yayaların % 75‘i, işyeri çalışanlarının % 84‘ü, hanehalkının % 74‘ü Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesindeki dinlenme alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

2. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 88‘i çocuk parklarıyla oyun alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

3. Yayaların % 70‘i, işyeri çalışanlarının % 88‘i, hanehalkının % 74‘ü bölgedeki ağaçlandırmayı yetersiz bulmaktadır.

4. Yayaların % 53‘ü, işyeri çalışanlarının % 66‘sı ve hanehalkının % 55‘i sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

5. Yayaların % 58‘i, işyeri çalışanlarının % 58‘i ve hanehalkının % 73‘ü bölgedeki yönlendirme çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

6. Yayaların % 74‘ü, işyeri çalışanlarının % 77‘si ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki sokak temizliği çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

7. Yayaların % 69‘u, işyeri çalışanlarının % 74‘ü ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki yürüme alanlarını yetersiz bulmaktadır.

8. Yayaların % 84‘ü, hanehalkının % 92‘si ve engellilerin % 90‘ı bölgedeki engelli rampalarını yetersiz bulmaktadır.

9. Yayalarla işyeri çalışanlarının % 81‘i, hanehalkının % 90‘ı ve engellilerin % 93‘ü bölgedeki dokunsal yüzeylerin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

10. Yayaların % 40‘ının, işyeri çalışanlarının % 66‘sının ve hanehalkının % 78‘i bölgedeki trafiğe kapalı yolların yetersiz olduğunu bulmaktadır.

11. Yayaların ve işyeri sahiplerinin % 63‘ü, hanehalkının % 88‘i bölgedeki bisiklet yollarını yetersiz bulmaktadır.

12. Yayaların % 42‘si, işyeri çalışanlarının % 48‘i ve hanehalkının % 59‘u bölgeye yönelik toplu taşıma isteminin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

13. Yayaların, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 45‘i, engellilerin de % 47‘si bölgedeki toplu taşıma hizmetlerini yeterli bulmamaktadır.

14. Yayaların % 48‘i, işyeri çalışanlarının % 52‘si ve hanehalkının % 48‘i toplu taşımadaki sıklığın yetersiz olduğunu düşünmektedir.

15. Yayaların % 72‘si, işyeri çalışanlarının % 78‘i ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki otopark olanaklarını yeterli bulmamaktadır.

16. Yayaların ve  işyeri çalışanlarının % 71‘i, hanehalkının % 80‘i araçların verdiği rahatsızlıktan şikayetçidir.

17. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının % 73‘ü ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki taşıt kaynaklı gürültüden rahatsızdır.

Bu durum en iyi şekilde, WRI Türkiye tarafından hazırlanıp söz konusu raporun 24. sayfasında yer alan Tablo 2 ile görülmektedir.

002

Evet, karşımızda ya da elimizde, bölgedeki memnuniyetsizliği ortaya koyan -deyim yerindeyse- “kapı gibi” 17 adet doğru, geçerli ve güvenilir bilgi bulunmaktadır.

Üstüne üstlük bir uluslararası kuruluşun desteğinde, yine bir uluslararası kuruluş ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir üniversiteye yaptırılan araştırma sonucunda ortaya çıkmış verilerle doğrulanan “resmi” bilgiler…

2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 248 hektarlık alandaki 48 mahallede 52.759 kişinin ikamet ettiği, her gün binlerce kişinin çalıştığı ve gezip alışveriş yaptığı kentin en önemli ve tarihi merkezinde…

izmir

Kentte yaşayan herkesin öncelikle o kentte yerel yönetimler tarafından sunulan kamu hizmetlerini yeterli bulup o kentte yaşamaktan memnun olmasının istendiği bir çağda…

Özellikle de afişlerde yazılı olduğu gibi “Yaşanacak Şehir İzmir“de…


WRI Türkiye ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” başlıklı rapora ve o rapordaki anket verilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdfİzmirSurdurulebilirUlasimProjesi.pdf

 

 

Geçmişin derslerinden yararlanmak…

Ali Rıza Avcan

Birkaç gün önce hepimizi sevindiren güzel bir haber aldık.

Bu habere göre, Alsancak 1480 sokak 10 numaradaki Nazım Hükmet Kültür Merkezi bundan böyle Kemeraltı Os-Ka Pasajı’ndaki tarihi Konak Sineması’na taşınıyormuş. 

konak-sinemaası-konak-belediyesi-13-691x967

Yani, 2012 yılından bu yana kapalı olan Kemeraltı’ndaki tarihi Konak Sineması, bu kez tiyatro, sinema ve konserlere ev sahipliği yapacak bir kültür merkezi olarak faaliyete geçecekmiş.

Haliyle, yaşadığı kenti ve Kemeraltı’nı seven biri olarak bu güzel habere fazlasıyla sevindim. Çünkü uzunca bir süredir kapalı olan Konak Sineması’nın bir kültür sanat merkezi olarak faaliyete geçmesiyle birlikte, Kemeraltı’nın daha da gelişeceğine ve geceleri girilmeye korkulan bir yer olmaktan çıkacağına inanıyorum.

Bu güzel haberi duyar duymaz, bundan tam yedi yıl önce Konak Sineması’nın yine buna benzer bir girişimle yeniden açılması sırasında yaşadığım tatsız olayları ve izlediğim acemilikleri anımsamaktan kendimi alamadım.

Tabii ki, yıllar öncesinde kalan acemiliklerden dersler çıkarıp, bu yeni girişim sırasında da aynı hataların tekrarlamaması gerektiğini düşünerek…

Takvimler, Merkezi Ankara’da bulunan Gezici Festival‘in 17. yaşını kutladığı 2011 yılını gösteriyordu. Organizasyon komitesinde bulunan sinemacı arkadaşlarım, 2-18 Aralık 2011 tarihlerinde yeniden İzmir’de olacaklarını haber vererek beni hem gala ve film gösterimlerine davet ediyorlar hem de festival etkinlikleri dışında nerelerde ne yapabileceğimizi soruyorlardı.

Gezici Festival, -bildiğim kadarıyla- ilk İzmir yolculuğunu 2004 yılında yapmış, o yıl yaşadığı birtakım sıkıntılar nedeniyle 2011 yılına kadar İzmir’e gelmemişti. Ancak İzmirli sinemaseverlerin başlattığı Gezici Festival’in İzmir’e de Gelmesini İstiyoruz imza kampanyası sonucunda bir kez daha İzmir’e gelmeye karar vermişlerdi.

Verdikleri haberlere göre festivalin galası, film gösterimleri ve ödül töreni yeniden açılacak tarihi Konak Sineması’nda yapılacaktı. 

27331826_1426601960795685_6168000170783604123_n

Aldığımız haberlere göre Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki bir kısım akademisyen ve öğrenciyle sanatseverin bir araya gelerek kurdukları İzmir Sinema ve Görsel Sanatlar Derneği (İZSGD), Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aldıkları 500.000 lira tutarındaki yardımla Konak Sineması’nın tekrar açılması için girişimde bulunmuş ve festivalin açılış günü olan 2 Aralık 2011 tarihinde salonun festival açılışına hazır olacağı konusunda organizasyon komitesine söz vermişlerdi.

Ancak festivalin açılış günü geldiğinde Konak Sineması’ndaki inşaat henüz bitmemiş ve dernek yöneticilerinden biri de çıkıp bu durum nedeniyle festival organizasyonundan özür dilememişti. Üstüne üstlük sanki kendilerinde hiçbir kusur yokmuş gibi festival komitesi; özellikle de festivalin danışmanlığını yapan sinema eleştirmeni Alin Taşçıyan hakkında oldukça kötü sözler söylemişlerdi.

Festivalin açılış konuşmasını yapan büyük sanatçı Tuncel Kurtiz ise inşaat çalışmalarının devam ettiği salonda, salonun o hali nedeniyle gelen davetlilerden özür dilemiş ve aynı zamanda bir emek ortamı olan inşaatın ortasında festival açmanın ilginçliğinden dem vurmuştu.

Benim dikkati çeken ve o nedenle de aklımda kalan diğer bir ayrıntı ise, çalışan işçilerin çıkış kapılarının hemen yanında sahnenin ya da perdenin zor görüldüğü yerlere bile koltuk monte etme çabalarıydı. Daha fazla seyirci ve daha fazla bilet anlayışına dayanan bu duruma bir sinemasever olarak tepki duymuş ve tepkimi dernek yöneticilerine iletmiştim.

Dernek yöneticileriyle yaptığımız diğer bir söyleşi konusu ise, böylesi bir profesyonel işin dernek çalışması gibi amatör, gönüllü bir düzeyde yürütülmesinin mümkün olmayışı ve bu çalışmaya devam etmek istiyorlarsa profesyonel ölçekte örgütlenmek zorunda oluşlarıydı. Onlar ise bütün bu çalışmaları dernek olarak yürütebileceklerini iddia ediyorlar, bizim bu işi bilmediğimiz gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlardı.

Oysa üniversitede araştırma yapmak ya da öğrenci okutmak ayrı bir şeydi, sinema işletmeciliği ise kendi alanında bilgi, birikim ve deneyim isteyen başka bir işti. Üniversitede görev yapan akademisyenlerden böylesi bir bilgi, birikim ve deneyimi beklemek ise resmen abesle iştigal etmekti.

0011Nitekim, amatörce gerçekleştirilen bu girişim çerçevesinde seyrettiğimiz festival filmleri için ödediğimiz ücretler karşılığında bizlere, o sıralarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Havagazı Kültür Merkezi’ni çalıştırdığı söylenen Erhan Ok ile Ayşe Emre Ermin’e ait  Ekru Turizm İnşaat Sanayi Organizasyon Danışmanlık ve Ticaret Limited Şirketi’ne ait biletleri vermişlerdi. O tarihten bu yana sakladığım 17 Aralık 2011 tarih ve 004252 numaralı 16.30 seansı için alınmış 6 liralık giriş bileti bence bunun en güzel örneğidir.

Tabii ki bu amatör ve kısa soluklu çalışma, çok kısa bir süre sonra bitti. Akabinde de inşaatı yapan şirketin alacakları nedeniyle sinemadaki bir kısım eşyanın haczedildiğini ve salondaki teknik donanımın icradan kaçırılarak satıldığını duymuştuk.

Oysa o dönemde Konak Sineması’nın bulunduğu Os-Ka Pasajı’nın hemen arkasındaki 1. Beyler Sokağı’nda Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV)‘a ait büyük bir lokal açılmış, böylelikle bir kısım seyircinin bu vakıftaki toplantı, kurs ve lokale gelenlerden çıkabileceğini, birbirine yakın bu iki kültür ve sanat kurumunun birbirine destek vererek Kemeraltı’nın o bölgesinde özel bir bölge yaratabileceğini düşünmüştük. 

Bu durumda tabii ki, film temini ve dağıtımının günümüzde koskocaman bir sektör haline geldiğini ve sektör içinde acımasız kuralların geçerli olduğunu dikkate almadan bu işin amatör bir ruhla yaşama geçirebileceğini sanan acemiliğin büyük payı olduğunu da düşünüyorum.

Bu bağlamda, Nazım Hikmet Kültür Merkezi‘ndeki dostlarımız şayet bu yapıyı tekrar tüm halkın gidip geldiği bir sinema, tiyatro ve konser mekânı olarak kullanmak ve bunun sürekliliğini gerçekten sağlamak istiyorlarsa, İzmir Sinema ve Görsel Sanatlar Derneği (İZSGD) isimli derneğin 2011 yılında yaptıklarını yapmamaya ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi‘ne daha fazla İzmirli’nin gelmesi; ayrıca, Kemeraltı esnafı ve emekçilerinin bu merkeze sahip çıkıp yaşatması için yeni  ve değişik yöntemler bulmaları gerekir diye düşünüyorum.

27655251_1434237020032179_606885682664805971_n

Çünkü, ben de birçok İzmirli gibi tarihi Konak Sineması’nın yeniden kapatılması gibi kötü bir haberi yeniden duymak istemiyorum.

Kemeraltı üzerine… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir’e geldiğimden ilk günlerde, çözülecek yeni bir düğüm gözüyle baktığım ve daha sonrasında bu düğümü çözerek yaşamımın tamı tamama dört yılını verdiğim tarihi Kemeraltı Çarşısı’na şu sıralarda gereken önemi vermediğimi, adeta onu ihla etmeye başladığımı hissediyorum.

Oysa daha ilk günlerde cadde, sokak, çıkmaz ve merdivenlerini, sokak geçişlerini, gözden ırak kalmış kuytularını keşfederek, hangi meslek grubu ya da esnafın nerede yoğunlaştığını araştırıp öğrenerek, sonrasında da her dükkanı, sahip ve çalışanlarını neredeyse ismiyle, her sokağı numarasıyla ezberlediğim, gerginlik üzerine oturmuş toplumsal coğrafyasını aklıma yazdığım Kemeraltı, son zamanlardaki sosyal medya paylaşımlarında pek yer bulamasa da aklımdan hiç çıkmadı, yüreğimin en hassas bölgesindeki varlığını hep korudu.

Bu ihmalkarlık ya da vefasızlığı fazlasıyla hissettiğim için bayram sonrasında ilk yaptığım şey, Kemeraltı’na giderek kulaktan duyduğum bazı yeni gelişmeleri, bir türlü bitmek bilmeyen belediye yatırımlarını görmeye, pazarda ya da markette bulamadığım yiyecekleri arayarak ihtiyaçlarımı gidermeye ve sahaf dostum Hakan Kazım Taşkıran’ı ziyaret edip derin bir İzmir ve Kemeraltı sohbeti yapmaya ayırdım.

İyi de yapmışım. Böylelikle yolda gördüğüm esnaf arkadaşlarla ayaküstü sohbetler yaparak, unuttuğum mekanları anımsayarak, yeni yapılan ya da açılan yerleri fark ederek, kapanan yerler için üzülerek, kitap, fotoğraf, pul, eski eşya ve müzik üzerinden güzel bir sohbeti koyulaştırarak keyifli bir Kemeraltı günü yaşadım. 

O nedenle bundan böyle ara ara ya da zaman zaman Kemeraltı ile ilgili görüp duyduklarımı ya da hissettiklerimi, yolunda giden ya da gitmeyen şeyleri sizlerle paylaşarak bu tarihi bölge ve çarşının kimliğini koruyarak ayakta durması için çaba göstermeye devam edeceğim. O nedenle bu yazının başlığını, 1’den ötesini getirmek amacıyla numaralamaya dikkat ettim.

***

Bugün size sözünü edeceğim şeylerden ilki, İzmir Ticaret Odası tarafından restore ettirilen Başdurak Camii’nin altındaki yeniden düzenlenip Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı olacak.

Başdurak Camii Projesi 001Başdurak Camii Projesi 002Başdurak Camii Projesi 003

Kemeraltı’ndaki Başdurak Cami Altında Yer Alan Dükkanların Turistik Çarşı Olarak Kente Kazandırılması Projesi” ismini taşıyıp 2011 yılında başlayan çalışmada “Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın 24 saat yaşayan bir merkez olabilmesi için bünyesinde cazibe noktalarının yaratılması gerekmektedir. Bu doğrultuda hem tarihi bir yapıyı turizme kazandırmak hem de içerisinde geleneksel el sanatları ile özel tasarım ürünleri yaşatacak bir turistik çarşı kurmak hedeflenmiş.

2011 yılında başlatılan bu çalışmada önce Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan 10 yıllık sözleşme uyarınca Başdurak Camii ile bu caminin altındaki dükkanların ve şadırvanların röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri İzmir Ticaret Odası tarafından hazırlatılmış, ardından da caminin altında yapılan toplam 28 dükkan, restorasyon karşılığı kiralama modeline göre kiralanmaya başlanmış. 

Gördüklerimize ek olarak çarşıda bulunan görevliden aldığımız bilgilere göre 28 dükkanın çoğu 10 yıllığına kiralanmış durumda. Geriye sadece 4-5 dükkan kalmış durumda. Kiralanan dükkanların bir kısmı çalışmaya başlamış durumda, büyük bir kısmının da kepenkleri kapalı durumdaydı. Dükkanlar arasında hediyelik eşya satışı yapanlar dışında Alsancak Dostlar Fırını gibi gıda satış yeri olarak kullanılanlar da bulunmaktaydı. 

Bu durumuyla yapılan Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı‘nın Kemeraltı’na yeni bir soluk, yeni bir anlayış getireceği kesin. Hem bu nedenle hem de İzmir Tarih Projesi adını verdikleri bir çalışma çerçevesinde uzun uzun raporlar yazıp toplantılar yapan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle çok ortaklı TARKEM‘in bugüne kadar yapamadıklarının aksine ortaya somut, güzel, anlamlı ve yararlı bir şey koymuş olmaları nedeniyle İzmir Ticaret Odası‘nı ve bu projeyi oluşturduğuna emin olduğum sevgili arkadaşımız Dr. Hitay Baran‘ı kutlamak, kendisine teşekkür etmek gerekiyor.

20170905_15011720170905_15000120170905_15011220170905_145955

Ancak iki önemli noktayı unutmayıp vurgulamak koşuluyla…

Birincisi, bu yeni yapılan çarşının ve dükkanların çevresindeki diğer işyerlerinden; özellikle de Kızlarağası Hanı’ndaki benzerlerinden farklı olması, hediyelik eşya satan işyerlerinin ucuz Uzakdoğu ve Hindistan kaynaklı ürünleri satmamaları amacıyla ülkemize, özellikle de İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarım ve üretimi konusunda İzmir Ticaret Odası‘nın onlara yardımcı olması ve liderlik yapması koşuluyla…

İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı‘nın geçtiğimiz yıllarda bu tür İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarımı ve üretimi konusunda yaptıklarını, açtığı yarışmayı hatırladığım için o tarihlerde yapılmış çalışmaların, bu yeni girişim çerçevesinde sürdürülerek bu yeni çarşının başlangıçtaki hedefler doğrultusunda varlığını ve farklılığını sürdürmesinin  yararlı olacağını düşünüyorum.

İkinci olarak da, bu çarşıdaki 28 ayrı işyerinin en kısa sürede çevrelerindeki diğerlerine benzememesi ve bir bütün olarak algılanıp kabul görmeleri, bir anlamda örnek olabilmeleri için bu dükkanların kiralanması ve işletilmesi ile ilgili bir işletim modelinin çarşının kuruluş amaç ve hedefi doğrultusunda oluşturularak yaşama geçirilmesini öneriyorum. Çünkü bir şeyi yapmak nasıl bir başarıysa, yapılanı koruyup sürdürmenin de başka bir başarı olduğuna ve bu iki başarı birlikte gerçekleşmediği sürece yapılanların beyhude olacağına inanıyorum.

İzmir’e, özellikle de Kemeraltı’na ait yeni güzelliklerde buluşmak, doğru, anlamlı, yararlı ve somut şeyleri gerçekleştiğini görüp keyiflenmek dileğiyle….

Kentsel Gerilim : Enformel İlişki Ağları Alan Araştırması

Sema Erder‘in 1995-1996 döneminde İstanbul’un Pendik ilçesinde kentsel gerilim konusunda yaptığı alan araştırması ile ilgili sonuç ve değerlendirmeler, 1997 yılının Şubat ayında Um:Ag – Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından yayınlanmıştı.

Yayın yönetmenliğini eski arkadaşım ve meslektaşım sevgili Ali Tartanoğlu‘nun yaptığı bu değerli araştırma kitabı, aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın konusundaki ilk yayınlardan biri olma özelliğini koruyor. Ayrıca ele aldığı kentsel gerilim konusu itibariyle her geçen gün çoğalıp yoğunlaşan gerilimler nedeniyle daha bir önem kazanıyor. 

Çünkü yaşadığımız toplumda var olan ya da yeni yeni oluşup gün geçtikçe derinleşen kutuplaşma ve gerginlikler; ne yazık ki, bir fay hattı gibi tüm bir ülkeyi ya da kentleri tehdit etmeye devam ediyor.

O nedenle, 2004-2007 döneminde İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği’ndeki çalışmalarım sırasında bu gerginliği fazlasıyla hissettiğim ve sonuçlarını yakından izlediğim Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezinde bu araştırmaya benzer bir kentsel gerilim araştırmasının muhakkak yapılması gerektiğini düşünmüşümdür.

Zorunlu ya da gönüllü göçlerle ülkenin doğu ve güney doğu bölgelerinden gelenlerle son yıllarda İzmir’in Dünya çapında bir transfer merkezi olarak tanınıp bilinmesine neden olan göçmen, mülteci ve sığınmacıların kentin yerli halkında yarattığı yanlış algıdan kaynaklanan gerginliğin; hatta zaman zaman çatışma boyutuna varan olumsuz ilişkilerin araştırılarak bu gerginliği gidermeye yönelik politika ve stratejilerin bir an önce belirlenmesi gerektiğini düşünmüşümdür hep.

5Sema Erder kimdir?

Kentsel Gerilim, Enformel İlişki Ağları Araştırması” isimli kitabın yazarı, 1946 doğumlu Sema Erder, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat, Hacettepe Üniversitesi’nde demografi eğitimi gördü. Bir süre kent planlamasıyla ilgili kurumlarda araştırmacı olarak çalıştı, şehircilik ve şehir sosyolojisi konularına ilgi duydu ve Marmara Üniversitesi’ne girerek şehircilik dersleri vermeye başladı. Stockholm Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim gören Sema Erder, aynı dönemde, Mübeccel B. Kıray yönetiminde sürdürdüğü “Getto” konulu doktora tezinin alan araştırmasını tamamladı ve bu çalışmayla, 1985 yılında Marmara Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapan Sema Erderİstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye adlı kitabıyla (İletişim Yayınları, 1996) 1996 yılında Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Yayınlanmış diğer eserleri şunlardır: Refah Toplumunda Getto ve Türkler (Teknografik Matbaacılık, 1986), Geleneksel Çıraklıktan Çocuk Emeğine: Bir Alan Araştırması (K. Lordoğlu ile birlikte – Friedrich Ebert Vakfı, 1992), Kentsel Gerilim ve Enformel İlişki Ağları (um:ag Yayınları, 1997), Irregular Migration and Trafficking in Women: The Case of Turkey (Selmin Kaşka ile birlikte – International Organization of Migration, 2003), Refah Toplumunda Getto (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006), Türkiye’de Yerel Politikanın Yükselişi (Nihal İncioğlu ile birlikte-İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008). Son dönemlerde iskan kurumunun değişimini ve yerleşme politikalarına etkilerini araştırmakta olan yazar, halen Mimar Sinan ve Marmara Üniversitelerinde ders vermektedir.

***

Kitabın, “Kentsel Gerilim” isimli alan araştırmasının hangi düşüncee ve hangi yöntemle nerede ve ne şekilde yapıldığını anlatan “Giriş” bölümünü sizlerle paylaşmak isteriz:

“Son dönemlerde özellikle büyük kentlerimizde çeşitli nitelikteki toplumsal gerilimlerin zaman zaman çatışma boyutuna ulaşarak yaygınlaşma eğilimi gösterdiği gözlenmektedir. Bu toplumsal hareketlerden önemli bir kesiminin, kentsel eşitsizliklerden kaynaklanan gerilimler sonucu oluştuğu, birbirinden farklı talepleri, farklı biçimlerde ifade eden hareketler olduğu da gözlemlenmektedir. Bu hareketler, kimi zaman “gecekonducu-zabıta”, kimi zaman “gecekondulu gençlik-polis” çatışmaları kimi zaman radikal dinci, siyasal, ya da etnik grupların gösterileri biçiminde su yüzüne çıkmaktadır. Bu çatışmaların kamu otoriteleri ve kamuoyu tarafından genellikle “tekil” ve “ polisiye” olaylar olarak algılandığı, tartışmaların ve önlemlerin de bu çerçeve içinde kaldığı da açıktır. Böyle bir algılama, bu hareketlerin kaynağını oluşturan toplumsal gerilimleri dikkate almadığı için, alınan önlemler de, duruma göre değişen, kimi zaman göz yumma, yok sayma biçiminde, kimi zaman da gerilimleri çatışma ve şiddet boyutuna tırmandıran sertlikle cevaplama biçiminde sürüp gitmektedir. Bu gerilimlerin altında yatan temel dinamikler kavranmadığı sürece bu konuda uzun dönemli etkileri olacak, sistematik politikaları üretilmesi de gecikmekte, bu durum da, kentlerde var olan bu gerilimli ortamın sürmesine ve yerleşikleşmesine neden olabilmektedir.

Kentlerdeki toplumsal hareketlerin oluşumunda, farklı düzlemlerde, birçok karmaşık yönetsel, siyasal ve toplumsal etkenin yarattığı gerilimlerin varlığı söz konusudur. Bu hareketlerin, bir kesimi “yerel”, bir kesimi “ulusal”, hatta bir kesimi “küresel” düzlemdeki eğilimlerin etkileşimi sonucu oluşabilmektedir. Bu araştırma, özellikle büyük kentlerimizde yaşanan hızlı ve büyük ölçekli göçün yerleşme biçiminin yarattığı kentsel eşitsizliklerden kaynaklanan kentsel gerilimler üzerinde yoğunlaşmayı amaçlamaktadır. Yine bu araştırma, ulusal ve küresel düzlemdeki farklı oluşum ve eğilimleri dikkate almakla birlikte, daha çok bu eğilimlerin büyük kentlerde göçle oluşan yeni yerleşme birimlerinde kurulan “yerel” ortamlardaki ve gündelik yaşamdaki yansımalarına dikkati çekmeye çalışmaktadır.

Bu araştırmada, özellikle bazı komplo teorilerinde belirginlik kazandığı gibi, bütün “yerel” eğilimleri ve gerilimleri, doğrudan ulusal ve küresel düzlemdeki makro ölçekli karar ve uygulamalarla ilişkilendirerek açıklama alışkanlığının tersine bir yöntem denenecek ve makro ölçekli karar ve oluşumların “yerel” eğilimlerle karşı karşıya geldiğinde nasıl yeniden biçimlendiği üzerine odaklaşılmaya çalışılacaktır. Bu amaçla, bu araştırmada, Leeds’in kentsel alanlarla ilgili olarak geliştirdiği kavramsal çerçeve ve yöntem anlayışından yararlanılmıştır. Leeds, yerel toplulukların makro düzlemdeki toplumsal yapının dinamiklerinden çok farklı olduğunu ve makro ölçekli topluluklarla farklı biçimlerde ilişki kurduklarına özellikle işaret etmektedir. Leeds’e göre, aynı toplum içinde birbirinden çok farklı dinamiklere sahip olan yerel topluluklar olabilir ve bunlardan her biri de makro topluluklarla farklı biçimlerde eklemlenebilir. Dolayısıyla, yerel toplulukların her biri “dışarıdan gelen” etkilere çok çeşitli biçimlerde uyum gösterebilir. Bu nedenle Leeds, makro ölçekli karar ve oluşumların her yerel birimde aynı etkiyi göstermeyeceğine işaret etmekte ve hükümetler ve hatta devletler değişebilir, ama yerel topluluklar aynen devam edebilir..” diyerek, yerel toplulukları dışarıdan gelen etkilere, kendi iç dinamiklerine bağlı olarak, bazen açık, bazen de tamamen kapalı olabileceğine işaret etmektedir.

Bu araştırmada ele alınacak “yerel” topluluklar, büyük kentlerimizde kentsel hareketlerin yaygınlaşma eğilimi gösterdiği, kent hukuku dışında gelişmiş yeni kentsel alanlarda yaşayan topluluklar olacaktır. Araştırmanın tasarımında, araştırmacının göç ve yerleşme ilişkisini ele alan bir başka alan araştırmasının bulgularından yararlanılmıştır. Sözü edilen araştırmada, İstanbul’a göçle gelen grupların tamamen kendi çabalarıyla yerleşmeye çalıştıkları yeni yerleşmelerde kendine özgü kuralları ve kurumlan olan ortak yaşama alanları, yeni “yerel” ilişkiler kurdukları gözlemlenmiştir. Bu yeni “yerel” ilişkiler, kendi içinde çelişik eğilimleri bir arada taşımaktadır. Bu ilişkiler, bir taraftan kente göçle yerleşen grupların sorunlarını ve kamu otoritelerinin yükünü büyük ölçüde hafifletici bir ortam yaratmakta, diğer taraftan, bu grupların kentle ilgili taleplerini ifade etmede mücadeleci ve çatışmacı olmalarına da neden olmaktadır. Dolayısıyla bu alanların “dışarısıyla” ilişkileri farklı olduğu gibi , “dışarıdan” gelen etkileri kendine özgü biçimlerde karşılamaktadır.

Kentin çevresindeki kent hukuku dışında oluşan yeni yerleşme alanlarında yaşayanlar, kentle eklemlenme, meşrulaşma, yaşadıkları alanların yaşam kalitesini yükseltme ve hatta gündelik yaşamlarını sürdürebilme ile ilgili taleplerini ya gizil mekanizmalarla, ya da gösterilerle ve hatta kitlesel eylemlerle talep etme yoluna başvurmaktadırlar. Burada sonuçlan aktarılacak olan araştırma, esas olarak büyük kentlerimizde kurulan bu yeni yerel ilişkilerin gerilimi uzlaştırıcı ve arttırıcı yönlerinin temel dinamiklerini somut durumların ışığında ele alarak araştırmaya dönüktür. Bu araştırmanın bulgularının kente yerleşen yeni kentli grupların daha az çatışmalı ilişki kanallarına yönelmelerine katkıda bulunacak politika önerilerinin geliştirilmesine ve hayata geçirilmesine yardımcı olması umulmaktadır.

Alan araştırmasının sonuçlarının aktarılmasından önce, Birinci Bölüm’de, araştırmanın temel kuramsal çerçevesini oluşturan kavramlar hakkında etraflıca bilgi verilmektedir. Burada özellikle, yukarıda da sıkça değinilen “kitlesel hareketler”, “yerel topluluk” , “kentsel eşitsizlikler” gibi kavramlar açıklanmaktadır.

Kitlesel hareketler, günümüzde hemen bütün toplumlarda yaygınlaşma eğilimi gösteren, etnik, dinsel, konut grubu, göçmen grubu gibi sınıfsal olmayan karmaşık katmanların, farklı eksenlerde, farklı nitelikteki talepler için bir araya gelerek oluşturdukları hareketler olarak değişik alanlarda çalışan sosyal bilimciler arasında tartışılmakta olan konulardan biridir. Bu bölümde, hem genel olarak kitlesel hareketler, hem de kentsel eşitsizliklerden doğan kentsel hareketler konusunda geliştirilmiş olan kuramsal açıklamalar hakkında kısa bir aktarma yapılmaktadır.

Bunun yanı sıra, Birinci Bölümde, özellikle kentsel kitlesel hareketler bakımından önemli görülen enformel ilişkilerin somut olarak gerçekleştiği, “yerel topluluk” ve “yerel ilişkiler” kavramları üzerinde yapılmakta olan tartışmalara yer verilmektedir. Burada, özellikle, Türkiye’de son dönemlerde sıkça gündeme gelen ve alan araştırması bakımından da özel önem taşıyan, göçle gelen grupların kentsel eşitsizliklerle karşılaştıktan durumlarda yeniden oluşan enformel ilişki biçimleri, “kökene bağlı ilişkiler” , “ etnik ilişkiler” , “etnik grup ve etniklik” gibi, konularıyla ilgili tartışmalar da yer almaktadır. Bu tartışmaların, özellikle Türkiye’de, bütün çevrelerde, salt ideolojik kaygılarla ele alınan Alevilik, Sünnilik, Kürt kimliği gibi, kültürel ve etnik kimlik konularının bugünün dünyasındaki sosyolojik anlamı konusunda fikir vereceği umulmaktadır.

Atan araştırmasının kavramsal çerçevesinin ve yönteminin kurgulanmasıyla ilgili bilgiler ise İkinci Bölümde yer almaktadır. Bu bölümün incelenmesiyle de görüleceği üzere, bu atan araştırması, kentsel toplumsal hareketlerin önemli bir kesiminin kentsel eşitsizliklerden ve kent hukuku dışında gelişen kentsel alanlarda oluşan “yerel” ilişkilerle, bu alanların dışında var olan ve ancak bu alanları etkileyen “ yerel üstü” kurumlar arasındaki ilişkilerin niteliğinden kaynaklandığını varsaymaktadır. Bu amaçta, “yerel” ilişki ağlarında önemli otan formel ve enformel liderlerle, bu alanlar için karar üreten “yerel üstü” kurumların aktörleri arasındaki ilişki biçimlerinin araştırılması tasarlanmıştır.

Araştırmaya uygun alanın seçiminde iki nokta göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan birincisi, araştırma alanının farklı ilişki biçimlerinin ve kentsel gerilim konuların karşılaştırmalı olarak gözlemlenmesine elverişli olmasıdır. İkinci nokta ise, araştırma konusunun “kentsel gerilim” gibi hassas bir konuda olması nedeniyle, araştırmanın yapılacağı alanın, araştırmanın uygulanabilmesine, sağlıklı veri toplamaya ve tamamlanabilmesine uygun olmasıdır. Bu nedenle, bu araştırmanın, örneğin, Gazi Mahallesi gibi, tek bir kentsel gerilim konusunda, sıcak çatışmanın ve olağanüstü koşulların yaşandığı bir atanda yapılmamasının daha uygun olduğu düşünülmüştür. Bu konuda yapılan ön çalışmalar sonucunda, Pendik ilçesinin farklı kentsel gerilim konularının, serinkanlı bir biçimde gözlemlenebileceği bir alan olduğu düşünülmüş ve alan araştırmasının bu ilçede yürütülmesine karar verilmiştir.

Pendik’te, Eylül 1995- Mart 1996 döneminde yapılan alan çalışmasının ilk aşamasında çeşitli kurumlardan sayısal ve niteliksel bilgi toplanmıştır. Bu bilgilerin değerlendirilmesinden sonra “yerel” toplulukların gündelik yaşamı için önemli olduğu düşünülen “yerelüstü” kurumlar (eğitim, sağlık, belediye, medya, siyasal partiler) ve kentsel gerilim temaları (konut sınıfları, etnik-dinsel farklılık, gönüllü- zorunlu göç, kuşak çatışması) saptanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, yukarıda belirtilen kentsel gerilim temaları konusunda il ve ilçe düzeyinde bilgilerin toplandığı dosyalar hazırlanmıştır. Araştırmanın üçüncü aşamasında ise, “yerel” ve “yerel üstü” düzlemde derinlemesine görüşmeler (75 görüşme) yapılarak bilgi toplanmıştır.

Bu araştırmada esas olarak, niteliksel veri toplama tekniği kullanılmıştır. Bu nedenle burada aktarılacak bulgular, ilişki arayıcı ve eğilimleri gösterici bulgulardır. Bu araştırma sırasında saptanan ve çok az bilgi sahibi olduğumuz, kentsel gerilim konularıyla ilgili bulguların her birinin, kendine özgü yöntemlerle, genellemelere elverişli araştırmalar yapılarak yeniden ele alınmasına gerek vardır.

Alan araştırmasının sonucunda elde edilen bulgular İkinci Bölümde ayrıntılı olarak aktarılmaktadır. Bu bölümün incelenmesiyle de görüleceği üzere göç ve yerleşme biçiminden kaynaklanan kentsel eşitsizliklerin yarattığı kentsel gerilim konularından bir kesimi genel ve yapısal, bir kesimi ise belirli gruplara özel ve konjonktüreldir. Örneğin, gecekondu alanlarının yerleşme, meşrulaşma ve yaşam düzeyini yükseltmeyle ilgili taleplerinden doğan gerilim konulan, daha genel ve yapısal gerilim konularıdır. Buna karşılık, gönüllü Kürt göçünün zorunlu göç haline dönüşmesi, Alevilerin Cemevi talepleri, ikinci kuşak gecekondu gençliğinin değişen talepleri gibi konular ise daha özel ve konjonktürel kentsel gerilim konulan olarak belirmektedir.

Kentsel Gerilim Kapak

Ancak, esas olarak göç ve yerleşme konusunda kapsamlı ve sistematik bir kurumsal düzenlemenin olmayışı nedeniyle, “yerelüstü” kurumlar tüm talepleri tekil sorunlar olarak ele almakta ve her talebi kendi özel koşullan içinde değerlendirmeye çalışmaktadır. Bu da “yerelüstü” kurumların, özellikle kamu yönetimlerinin, genel, tek tip ve standart uygulamalar yapmasını engellemekte, somut duruma göre değişen, kimi zaman popülist kimi zaman ise otoriter olabilen, çelişik uygulamalar yapmasına neden olmaktadır, örneğin, “yerelüstü” kurumlar, farklı kökene sahip olan, farklı “yerel” gruplardan gelen benzer nitelikteki taleplere farklı uygulamalar yapabilmektedir. Bu noktada, özellikle “kültürel ve etnik kimlik” konularında toplumda var olan bazı ön yargıların devreye girdiği, bu ön yargıların medya ve özellikle kamu erkini elinde tutan gruplar aracılığıyla yeniden üretildiğini gözlemlemek mümkün olabilmektedir. Bu durum ise, kentsel eşitsizliklerin, “etnik kültürel kimlik” ve “etnik kültürel sorun” boyutu kazanmasına neden olmaktadır.

Bu araştırma, kentsel eşitsizlikler ve kentsel gerilim konusunda yeni araştırma konularının gereğini ve bu araştırmalara dayanarak kentsel eşitsizliği ve kentsel gerilimi azaltmaya dönük somut önerilerin geliştirilmesi zorunluluğunu
gündeme getirebilirse amacına ulaşmış olacaktır.”