Halkın çarçur edilen parası…

Ali Rıza Avcan

Belediyelerin kurduğu ya da ortak olduğu şirketlere kuruluş aşamasında ya da sonrasında aktarılan kamu kaynakları dibi bilinmeyen bir kuyunun içinde çarçur edilmekte ve bu durum özel bir çabayla halkın denetiminden kaçırılmaktadır….

Bu durum sadece İzmir ve çevresinde değil; tüm ülkedeki bütün belediye şirketlerinde yaşanmakta, böylelikle genel bir yozlaşma ve yolsuzluğun ürünü olarak artık hepimizin kanıksadığı bir toplumsal gerçek haline dönüşmektedir.

Böylesine önemli bir kanıya neden ve nasıl vardın diye sorarsanız; ben de bunun türlü çeşitli nedenlerini anlatmaya başlayabilirim.

HD-keyhole

Her şeyden önce belediyelerin yapmak zorunda oldukları her bir kamu hizmeti için belediye dışında ayrıca bir şirket kurulma yoluna gidilmekte ve bizlerin devlete ya da belediyelere ödediği vergi ve harçlarla oluşan belediye bütçelerinden bu şirketlere sermaye payı olarak büyük miktarlarda paralar aktarılmakta, devamında ise bu sermaye payları gerçekleşen yıllık zararları karşılamak amacıyla devamlı olarak artırılmaktadır.

Örneğin şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak olduğu toplam 17 şirketin ödenmiş sermaye büyüklüğü 3.091.356.010.-TL’yı bulmakta olup, neredeyse belediyenin 4 milyar 950 milyon lira tutarındaki 2017 yılı bütçesinin üçte ikisine tekabül etmektedir.

Bu durum ayrıca, neredeyse her bir belediye hizmetinin karşılığında bir şirket kurulması suretiyle neredeyse tüm belediye hizmetlerinin özelleştirildiği anlamına gelmekte ve tüm belediyelerin şirketler kurarak ya da çok ortaklı özel şirketlere ortak olarak özelleştirmenin boyut ve derinliğini nasıl artırdığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi olarak temelden karşı olduğu taşeronlaşmayı gelişip güçlendirmek için her bir belediyenin ayrı bir şirket kurması ise bu işin başka bir trajik yönüdür. Taşeron işçi çalıştırma konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde İzenerji A.Ş.’nin, Konak Belediyesi’nde Merbel A.Ş.’nin, Karşıyaka Belediyesi’nde de Kent A.Ş.’nin görevli olması ve taşeron işçilik ihalelerine bu şirketlerin katılması taşeron işçi çalıştırmama konusundaki siyasi niyetin CHP’nin en büyük ve önemli belediyelerinde nasıl samimiyetten uzak bir uygulamaya dönüştüğünün kanıtlarıdır.

Buna ek olarak, son 2-3 yıldır belediyeye ait kamu kaynakları, belediye meclisinden karar alınarak ya da alınmayarak birtakım işadamlarının ortak olduğu çok ortaklı şirketlere aktarılmakta; böylelikle kamu kaynaklarının özel şahıs ya da kurumların menfaatleri doğrultusunda kullanılması sağlanmaktadır. 2016 yılında 3 Milyon liranın belediye meclisi kararıyla Tarkem A.Ş.’ne, 2017 yılında da 12 Milyon liranın belediye meclisi kararı aranmaksızın Tetusa A.Ş.’ne aktarılmış olması bu durumun en iyi örnekleridir.

Ayrıca bu şirketlerin her yıl yaptıkları kar ya da zararlarla bilançoları ve çalıştırdıkları personel sayıları gibi önemli bilgiler halka açıklanmamaktadır. Yasal bir zorunluluk olmamakla birlikte belediyeye ait faaliyet raporlarında bu şirketler için sadece yaptıkları hizmetler anlatılmakta; ama örneğin İzfaş A.Ş.’nin geçen yılki İzmir Uluslararası Fuarı için Folkart’tan temin ettiği sponsorluk katkısı gibi bilgiler hiçbir şekilde kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Çoğu kez şirketlerle ilgili bir takım bilgileri Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde sorduğumuzda, bu şirketler kanun kapsamında oldukları ve bilgileri “ticari sır” niteliğinde olmadığı halde ya kanun kapsamında olmadıkları ya da “ticari sırları” veremeyecekleri gerekçesiyle bu sorular yanıtlanmamaktadır. 

MW-CX277_opaque_20141023142936_ZH

Ayrıca bu şirketlerle ilgili tüm bilgiler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinde olduğu halde bu şirketlerin ayrı bir kamu tüzel kişiliği olduğu gerekçesiyle sorular yanıtlanmamakta, bu tür soruların şirketlere sorulması istenmektedir.

Ama bu şirketlerin bir kısmı mevcut olmakla birlikte, örneğin Hilton İzmir Oteli’ne kiralanan gayrimenkul nedeniyle ortak olunan İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.’ne nasıl ulaşılacağı, bu şirket hakkında nasıl bilgi alınacağı, bu şirketteki belediye hissesinin akıbeti konusunda kimin bilgi vereceği bilinmemektedir.

Kamuya ait tüm bilgilerin hiç bir yasal gerekçenin arkasına sığınmadan kamuoyuna açıklanması doğru ve ahlaki bir davranış olduğu halde bu şirketlerin durumunu açık bir şekilde ortaya koyan bilgiler, Türk Ticaret Kanunu ile diğer şirketlere tanınan ayrıcalıklardan yararlanılarak halktan kaçırılmakta, şirketlerin İnternet sayfalarında yayınlanmamakta; hatta belediye meclisi üyelerine bile yeterli düzeyde bilgi verilmemektedir.

Ayrıca ne hikmetse çoğu şirketin bağımsız denetimi, İzmir’de bu işi yapabilecek şirketler olduğu halde İstanbul’daki bir şirkete yaptırılmakta ve bunun nedeni de açıklanmamaktadır.

Bu anlamda belediye şirketleri kapalı bir kutu gibi halktan kaçırılmakta ve bu yanlış tutum hem belediyenin  hem de belediyeyi elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi’nin itibarına zarar vermektedir.

hqdefault

Çünkü şirketlerle ilgili en temel ve küçük bir bilginin bile halktan, kamuoyundan saklanması, bunun için akla hayale gelmeyen bürokratik kurnazlıkların yapılması işin arkasında gizlenen, saklanan bir şeyler olduğu şeklindeki kaygılarımızı; hatta kuşkularımızı doğrulamaktadır. Böylelikle belediye yönetimi kendi kendine zarar vermekte, adeta kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır.

Bu durum karşısında, kamuoyunda oluşan kuşku, şüphe ve güvensizliği besleyen en önemli nedenin bilgi eksikliği ve bilgiye ulaşım hakkını engelleme olduğunu hatırlatarak, bu konuda başa gelebilecek en iyi şeyde bile bu tutum ve davranışı sürdürmekte ısrar eden belediye yöneticilerinin sorumlu olacağını ifade etmek isteriz.

Bu işgal başka işgal…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde İzmir’in, özellikle de Çeşme’nin kent sorunlarını yakından izleyip peşini bırakmayan iki ayrı güzel Jean D’arch’tan biri olan Nivent Kurtuluş’un (diğeri de Başak Yasemin Kumaş) uyarısı üzerine 1 Ağustos 2017 tarihinde Karşıyaka Belediye Meclisi gündemine gelecek bir yönetmelik değişikliğinden haberimiz oldu.

Bu habere göre Karşıyaka Belediye Meclisi, 1 Ağustos 2017 tarihinde yapacağı aylık toplantısında Belediye Emir ve Yasakları Uygulama Yönetmeliği’nin 9. maddesinin 5. fıkrasını yürürlükten kaldırılmasına ilişkin bir öneriyi görüşülüp karara bağlanacaktı.

Kaldırılması talep edilen yönetmelik hükmünü İnternet ortamında araştırıp bulduğumuzda şöyle bir yasal düzenleme ile karşı karşıya kaldık:

Karşıyaka Belediyesi Emir ve Yasakları Uygulama Yönetmeliği

Günlük Yaşam İle İlgili Maddeler

Madde 9 – ………………………………..

(5) Pasajlar, iş hanları ve apartmanlara ait ortak kullanım alanları, koridor, antre, merdivenler ve altları, geçişe ait yollar işgal edilemez.


yunanistan-in-izmir-isgali_964986

Aldığımız habere göre bu hükmün tümüyle yürürlükten kaldırılması durumunda, Karşıyaka ve Bostanlı gibi pasaj ve iş hanlarının yoğun olduğu bölgelerde, apartmanların içinde, dışında ya da çevresindeki işyeri sahiplerine büyük bir kolaylık sağlanmış olacak ve işgal edilen yerlerden geçemeyen Karşıyakalılar ise bu işgaller için hiçbir yere başvuramayacak. Bu sayede bütün işyeri sahipleri istedikleri yeri işgal edebilecek ve belediyenin ilişmeyeceği tüm bu işgaller yasal hale gelmiş olacak. Böylelikle önemli ve zorunlu bir belediye hizmetinden vazgeçilmesi nedeniyle hem izne tabi yerlerden tahsil edilen işgal gelirlerinden vazgeçilmiş olacak hem de siyasi, dini ve etnik nedenler ya da hemşehrilik ilişkileri üzerinden ortaya çıkan kayırmacılık daha bir kolaylaşacak.

Bunun üzerine, bu girişimin 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 4, 18 ve 19. maddelerine göre pasaj, iş hanı ve apartmanlardaki ortak kullanım alanlarıyla ilgili işgalin öncelikle kat maliklerini ilgilendirdiğini, onlar izin vermediği sürece işgali kolaylaştıran bir düzenleme yapmanın anlamsız ve geçersiz olduğunu belirterek gerekli uyarıyı yaptık. Ardından da duyduk ki, 1 Ağustos 2017 tarihinde yapılan toplantıda meclise sunulan bu öneri beklendiği gibi ilgili komisyonlara sevk edilmiş.

Bu gelişmelerin ardından da, pasaj, iş hanı ve apartmanlardaki kat maliklerinin bir ya da birkaçıyla malikler dışındaki kişilerin, özellikle de kiracıların kat maliklerinin iznini almaksızın gerçekleştireceği işgallerin apartman yönetimleri tarafından kaldırılamaması, bunun bir hukuk mücadelesine dönüşmesi durumunda, belediye zabıtası eliyle bir müdahalede bulunmanın artık mümkün olamayacağını, belediyeden talepte bulunan apartman yönetimlerine “bizim bu konuda yetkimiz yok” denilerek uzun dava süreçleri içindeki işgallere göz yumulacağını; böylelikle kat malikleriyle işgalciler arasında olası yeni sorunların ortaya çıkması suretiyle toplum düzen ve huzurunun olumsuz bir şekilde etkileneceğini fark ettik.

Diğer yandan da Karşıyaka Belediyesi böylesi bir işlem yaparken İzmir’deki diğer belediyelerin, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ne yaptığını, kendi yönetmeliklerinde böyle bir yasaklamaya gidip gitmediklerini merak edip İzmir Büyükşehir Belediyesi ile il merkezindeki diğer 10 ilçe belediyesinin emir ve yasak yönetmeliklerini incelemeye çalıştık.

işgal 1

Bu çalışma sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Balçova, Bayraklı ve Buca belediyelerine ait İnternet sitelerinde bu yönetmeliklerin yayınlandığını; Bornova, Çiğli, Güzelbahçe, Karabağlar, Konak, Menderes ve Narlıdere belediyelerine ait İnternet sayfalarında ise bu yönetmeliklerin yer almadığını gördük.

Yönetmeliğini temin ettiğimiz dört belediyeden sadece birinde; yani Bayraklı Belediyesi Emir ve Yasakları Uygulama Yönetmeliği’nde kent içindeki kamusal alanlarla özel hukuk hükümlerinin geçerli olduğu alanlarda işgali yasaklayan bir düzenlemenin bulunmadığını hayretle görüp, “demek ki Bayraklı Belediyesi sınırları içinde hiç bir şekilde izinsiz işgal yapılmıyormuş” kanaatına vardık!

Düzenledikleri emir ve yasak yönetmeliklerinde işgalle ilgili hükümlere yer veren İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Balçova ve Buca belediyelerinin düzenlemeleri ise şu şekildeydi:


İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 16.03.2016 tarih, 05.289 sayılı kararı ile onaylanan Belediye Emir ve Yasakları Yönetmeliği‘ne göre;

Nizam ve İntizam İle İlgili Kurallar

Madde 4 – (1) Aşağıdaki fiiller yasaktır.…………………….

l) İşhanı, pasaj ve kapalı çarşılarda ortak kullanım alanları, koridor, merdiven ve geliş geçişe ait yollar işgal edilemez, kapatılamaz…….


İzmir Balçova Belediyesi Kural ve Yasakları Yönetmeliği

Madde 12 (1) Mesken ve işyerleri ile kaldırım arasındaki alanları; apartman ortak kullanım alanlarını, pasaj ve kapalı çarşılardaki geliş geçişe ayrılan yerleri işgal etmek veya buralarda mal teşhir etmek ya da satışa arz etmek yasaktır, işgal edenler hakkında ceza tutanağı tanzim edilmekle birlikte işgale devam edildiği takdirde zabıta tarafından men edilir.


Buca Belediyesi Yasakları Uygulama Yönetmeliği

Madde 33 – Yol, meydan, tretuvar vb. yerleri herhangi bir şeyle kapatmak, gelip geçmeye zorluk vermek ve işgalde bulunmak.

Madde 36 – İşhanı, pasaj ve kapalı çarşılarda ortak kullanım alanları, koridor, merdiven ve geliş geçişe ait yollar işgal edilemez, kapatılamaz.


Bu yasal düzenlemelere göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğu altındaki alanlarda; örneğin (şayet buradaki yetkisini Karşıyaka Belediyesi’ne devretmemişse) Karşıyaka’nın Yalı Caddesi’nde bu işgalleri yapmak mümkün görülmemektedir. Aynı durum Balçova ve Buca belediyeleri için kendi sınırları içindeki alanlar için geçerlidir…

Şimdi bu durumda; yani İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Balçova ve Buca belediyeleri işgali yasaklarken Karşıyaka Belediyesi bu yasağı, diğer belediyeleri dikkate almadan niye kaldırıyor ve tüm İzmir’i diğer ilçe belediyeleriyle birlikte uyum içinde yönetmekten sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu konuda ne düşünüyor?

s909294

Ayrıca Kemeraltı gibi kentin tarihi çarşısında işporta ve işgallerle mücadele eden, bu amaçla emniyet güçlerini devreye sokan İzmir Valiliği, dolayısıyla Karşıyaka Kaymakamlığı ne düşünmektedir diye merak ediyoruz.

Tabii ki şu an için, ilgili komisyonların görüşüne göre karar verecek olan Karşıyaka Belediye Meclisi üyelerinin tavrını merak ediyor ve onların vereceği karar sonrasında Karşıyaka halkının da hak, hukuk ve adalet anlayışı çerçevesinde bir karar vereceğini düşünüyoruz.

 

 

Belediye şirketleri ve şeffaflık…

Ali Rıza Avcan

Belediyelere bağlı şirketler, hepimiz için bilinmeyen, bilinmediği için de devamlı şüpheyle baktığımız, yolsuzluklara açık olduğunu kabul ettiğimiz kurumlar…

Oysa onları kuran ya da yönetenler açısından da her şeyin daha kısa sürede kolaylıkla yapılmasını sağlayan harika formüller…

O nedenle de, çoğu kez kantarın topuzunu kaçırtan, insanı gafil avlayan ya da gafillerin işine yarayan şeyler…

s-df5e98480373e1a333b487298e98e1f917291e21

1980’li yıllarda belediye şirketlerinin kuruluşu ile başlayan özelleştirme çalışmaları, bildiğimiz gibi küreselleşmeci neoliberal ideolojinin devletin küçülmesi adına ortaya attığı düşüncenin bir ürünü…

İlk yıllarda ihale mevzuatını aşmak amacıyla kurulduğu söylenen belediye şirketleri zaman içinde belediye bütçesini aşan büyüklükteki cirolarıyla belediyelerdeki özelleştirme çalışmalarının merkezine oturmuş ve zaman içinde belediye mevzuatının şirketlere yer bırakmayacak şekilde düzenlenmesi yerine, belediyelerin şirketleşmesi özendirilerek belediye şirketlerine özel sermayenin katılımı ile bu sürecin sonuna gelinmiştir.

İşte o nedenle biz işin içine özel sermayenin de girdiği bu şirketlere hep kuşkuyla bakıyoruz…

Çünkü o şirketler, şimdiye kadar sergiledikleri performans ile belediyelerde taşeron işçi çalıştırılmasını sağlayan iktisadi kurumlar olmuştur.

Çünkü o şirketler, yasaların kamu adına koyduğu sınırların kolaylıkla aşılmasını sağlayan yararlı bir alet çantası olarak kullanılmıştır.

Çünkü o şirketler, birer kamu şirketi olmakla birlikte serbest ticaretin koruma ve kollamasından yararlanarak suç konusu olabilecek şeylerin kolaylıkla saklanıp gizlendiği yerler olarak kullanılmıştır.

Örneğin, neredeyse tüm belediyelerde “hizmet alımı” ile istihdam edilen taşeron işçilerinin asıl patronu, hep bu şirketler olmuştur.

Örneğin, ihale mevzuatının getirdiği sınırlamaları dinlemeyen, çoğu kez gözden kaçırılmak istenen usulsüz, fuzuli harcamaların merkezi, hep bu şirketler olmuştur.

Örneğin, sponsor katkısı adı altında yandaş şirketlerden alınan paraların gizlenip saklandığı yerler, hep bu şirketler olmuştur. 

Şayet bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bilgi edinme hakkı ile ilgili internet sayfasını açtığınızda karşınıza çıkan bilgi notunda belediyeler ve belediye şirketleri bir kamu kurumu olmasına karşın “ticari sır” niteliğindeki bilgilerin verilemeyeceği belirtiliyorsa, hep bu şirketler nedeniyle olmuştur.

Resim1

Hele ki bütün bu kolaylıklarının üstüne bir de yasal zorunlulukları yerine getirmezseniz; işte o zaman, istediğiniz her şeyi istediğiniz şekilde yapabileceğiniz bir ortamda bulursunuz kendinizi…

Örneğin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre üst üste iki yıl bağımsız denetime tabi olma kriterlerinden en az ikisini aynı anda taşıyan sermaye şirketinizi bu yasal zorunluluğa karşın bağımsız denetim kurumları denetlemiyorsa ya da internet sayfanızda şirketinizle ilgili önemli mali bilgileri; örneğin bilanço ve kar-zarar cetvelleriyle önemli kararlarınızı koyacağınız “Bilgi Toplumu Hizmetleri” denilen bölüm yoksa ya da olsa bile orada bu bilgilere yer vermiyorsanız; işte o zaman şirket içinde istediğiniz gibi at oynatabilirsiniz…

Aynen Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Anonim Şirketi gibi ya da internet sitesi uzun süredir yapım aşamasında olan Konak Belediyesi’ne ait Merbel Turizm, Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi‘nde olduğu gibi… 

Oysa diğer belediyelerde olduğu gibi bu iki belediye de hazırladıkları stratejik planlarda şeffaf olacaklarını dosta düşmana duyurmalarına karşın; bazı karar ve hesaplarını ısrarlı bir şekilde kamuoyunun bilgi ve denetiminden kaçırmaya çalışıyorlar…

Hele ki bu şirketler devamlı zarar eden; yani halkın parasını çarçur eden şirketlerse…

Danışmanlık-10

İşte o zaman, bu şirketlerde kimlerin görevlendirildiğini, hangi belediye meclisi üyelerinin işin içinde olduğunu, görevli olanların liyakatlerini, sürekli zararın neden oluştuğunu, harcamaların nerelere yapıldığını, kimlerden tahsilat yapılıp kimlerden yapılmadığını, bu şirketlerin bir insanlık suçu olan taşeron sistemi içindeki suç ortaklıklarını daha fazla izleyip daha fazla öğrenmemiz ve daha fazla teşhir etmemiz gerekiyor…

Belediye başkanlarının yüksek lisans merakı…

Ali Rıza Avcan

1976-1978 döneminde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimi yapmış biri olarak, hem fakültemin yüksek eğitim düzeyi hem de aynı anda çalışıyor olmam nedeniyle yüksek lisans eğitimi yapmanın ne derece zor olduğunu iyi bilir ve o nedenle de çalışıyorken yüksek lisans yapanlara özel bir sempati duyarım.

Ancak son yıllarda hem okuduğum yüksek lisans tezlerinin kalitesizliği hem de neredeyse hemen herkesin kolaylıkla yüksek lisans yaptığını gördükçe bu işte bir iş olduğunu düşünüp araştırmaya başladım.

Gördüm ki, uzunca bir bir süredir tezli ya da tezsiz yüksek lisans yapmak şeklinde ortaya atılan bir yöntemle hem bu bu iş kolaylaştırılmış hem de üniversiteleri, özellikle de vakıf üniversitelerini yeni öğrenci/müşterilerle ve geniş toplumsal ilişki ağlarıyla tanıştırmış.

Çevremizdeki belediye başkanlarından hangilerinin belediye başkanı seçildikten sonra bu şekilde kolaylaştırılmış yüksek lisans eğitimi yapmaya başladığını ise eski internet haberleri üzerinden araştırmaya başladığımda;

baskan.jpg

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş‘ın, 2015 yılında Gediz Üniversitesi öğrencilerinin Basmane semtiyle ilgili 135 projeyi hazırlayıp belediyeye teslim etmeleri sonrasında aynı yıl içinde Mütevelli Heyeti Başkanlığını Abdullah Kavuklar‘ın yaptığı ve 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında çıkarılan KHK’lerle kapatılan Gediz Üniversitesi’nin Kentsel Yenileme Yüksek Lisans Programı‘nda eğitime başladığını ve üniversitenin kapatıldığı tarihe kadar yapılan tüm reklamlarda fotoğraflarının bir reklam malzemesi olarak kullanıldığını,

Diğer yandan Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın da yeni kurulan Katip Çelebi Üniversitesi’ne 2014 yılında kayıt yaptırarak bu üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Vergi Hukuku ve Uygulamaları Bölümü‘nde tezsiz yüksek lisans eğitimi yaptığını ve 2016 yılında mezun olduğunu gördüm.

Tabii bu eğitimlerin, Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar açısından sonuçlandığını bilmekle birlikte, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş‘ın devam ettiği Gediz Üniversitesi’nin FETÖ örgütlenmesi nedeniyle kapatılması nedeniyle ne durumda olduğunu henüz bilmiyor ve duymuyoruz…

*** 

Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) tarafından hazırlanıp 20 Nisan 2016 tarih, 29690 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümlerine göre üniversitelerin yüksek lisans eğitimleri birbirinden ayrı iki kategoride yapılıyor.

Bu kategorilerden ilki, daha çok akademik bir kariyer yapmak isteyenlerin tercih ettikleri tezli yüksek lisans eğitimi. Yönetmeliğe göre bu eğitimi yapabilmek için ALES sınavında başarılı olunması ve eğitimin sonunda bir tezi başarıyla vermek gerekiyor. Bu anlamda bu eğitim, giriş ve yüksek lisans tezini yazma koşulları açısından zor.

Diğer ikinci kategori ise, birincisine göre daha kolay olan ve genellikle üniversitelerin öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin nasıl kullanılacağını göstermeye çalıştığı; ama aslında bu öğrenciler üzerinden para ve ilişki kazanmak amacıyla düzenlediği tezsiz yüksek lisans eğitimi. Bu eğitime katılmak isteyenler ALES sınavına girmek zorunda değiller; çünkü onlardan yabancı dil bilgisini kullanarak bilimsel bir tez yazmaları istenmiyor. Bu programa devam edenler ise yazımıza konu olan belediye başkanları dışında genellikle mesleklerinde başarılı olmak isteyen, çoğu bir işte çalışan üniversite mezunları.

Tezsiz yüksek lisans programı toplam otuz krediden ve 90 Avrupa Kredi Transfer Sisteminden (AKTS) az olmamak kaydıyla en az on ders ile dönem projesi dersinden oluşuyor. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorunda. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendiriliyor. Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilip senato tarafından belirlenen esaslara göre tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabiliyor.

587498a7eb10bb118057247d

Üniversiteler aslında tezsiz yüksek lisans programlarını kullanarak kamuda ve özelde yönetici olarak çalışanlara, üniversiteye yararı olabilecek kanaat önderlerini; hatta Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş örneğinde olduğu gibi bir reklam yüzü olarak kullanmak istiyorlar. Böylelikle üniversitenin kamu kuruluşlarıyla ya da özel sektörle ilişkilerinin gelişerek geniş olanaklara kavuşması mümkün oluyor. Örneğin üniversiteye ait bir taşınmazın bu sayede daha iyi imar koşullarına sahip olması ya da söz konusu üniversite şayet bir vakıf üniversitesi ise o ünlü, tanınmış isimlerle daha fazla öğrenci/müşteri bulması kolaylaşmış oluyor. Aynen bir dönem yapılan site inşaatlarında o sitedeki dairelerden birinin İbrahim Tatlıses tarafından alındığı ya da Akdeniz’de gemiyle yapılacak bir tur programına Safiye Soyman’ın da katılacağı şeklinde yapılan ilanlarda olduğu gibi.

***

Aslında bu konuya; yani belediye başkanlarıyla üniversiteler arasındaki ilişkilerin niteliği konusuna, kentlinin hakkını koruma kaygısıyla yaklaşılması, bu nedenle de bu ilişkilerin nasıl kurulup yürütüleceğine ilişkin hem yasal hem de etik kuralların acilen belirlenmesi açısından yaklaşılması gerekmektedir.

Devlet ihale mevzuatında belediyelerin kamu üniversiteleriyle ihale ilişkisi kurmaksızın protokol yapması; ama bunu vakıf üniversiteleriyle yapamaması nasıl iki üniversite arasındaki farklılığı dikkate alan yasal bir kurala bağlanmışsa, belediye başkanlarının da görevde oldukları süre içinde böylesi kurumsal ya da kişisel ilişkilerinde devlet ve vakıf üniversiteleriyle nasıl bir ilişki kurup sürdürecekleri, bir an önce hem yasal hem de etik yönden tartışılıp kurala bağlanmalıdır.

Bir belediye başkanının “öğrenci” konumunda bile olsa, öğrenim gördüğü üniversiteden bir öğrenci olarak kendisinin başarısının tescillenmesini bekliyor olması ve bunun sonucunda başarısını tescil eden bir belge ya da tezle onurlandırılması, belediye başkanının yeni şeyler öğrenmesi ve eğitim düzeyinin yükselmesi açısından olumlu bir şey olmakla birlikte; belediye başkanı ile üniversitesi arasındaki bu borçlanma ilişkisinin niteliği açısından o kentin hemşehrilerinin menfaatlerini ilgilendiren bir hak ihlaline dönüşebilir. Özellikle de söz konusu eğitim vakıf üniversitelerinde yapılıyorsa… 

İş Ahlakı 003

O nedenle, kamu görevini yaptığı süre içinde yüksek lisans ya da doktora eğitimi yapan üst derecedeki yöneticilerin; özellikle de belediye başkanlarıyla ilgili yasal ve etik kuralların, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş‘ın Gediz Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi yapması konusundaki skandalın bir kez daha yaşanmaması ve olası bir yozlaşmanın önlenmesi amacıyla tartışılarak belirlenmesi, belediye başkanlarının görevde oldukları sürece bu tür taahhütlere girişirken bu kodlara göre hareket etmeleri sağlanmalıdır.

İnadın, mücadelenin taş ve taflanları…

Ali Rıza Avcan

Dün akşam, Yamanlar Dağı’nın yamacındaki o düzlükte şimdiye kadar hiç tatmadığım hazin duygular yaşadım.

Bir zamanlar Karşıyaka’ya, hatta tüm Körfez’e tepeden bakan bir bembeyaz anıtın, bir gelin gibi İzmir’i süsleyen o güzel anıtın molozları arasında dolaşırken insanoğlunun kendi kendine nasıl bir kötülük yaptığını daha çok hissettim…

19243773_10155558628576520_181803230_o

44 yıldır her bayramda, her gösteride, her törende çevresindeki o binlerce çocuk, genç ve Karşıyakalı ile kucaklaşıp onların yaşamına giren, fotoğraflarımızın arka planına giren görüntüsüyle ailemizin en eski bireyine dönüşen o anıtın kepçe tırnaklarıyla hırpalandığını gördüğümde hiç yapmadığım şekilde buna sebep olanlara lanetler okudum…

Sanırım o lanetleri, o duyguları o dağlarda yaşayan eski zamanların tanrıları, tanrıçaları ya da dağ perileri duymuşlar ve bana hak vermişlerdir…

Ortaya saçılan beton bloklarını, nervürsüz demirleri ve parçalanmış mermer tabakalarını görüp onlara dokundukça yakın zamanda yaşadıkları bir travmanın etkisiyle üzgün olduklarını; hatta, ağladıklarını duyumsadım.

Adeta bu kötü sonuca kendilerinin sebep olmadığını, uzun bir süredir kendileriyle ilgilenilmediğini, gözden çıkarılmış eski evler ya da evlatlar gibi ihmal edildiklerini haykırıp bunda bizim suçumuz yok diye haykırıyorlardı…

Hissettiğim ilk şeylerden biri, çocuklarına sahip çıkamamış, onları yeterince koruyup kollayamadığı için yitirmiş bir annenin, bir babanın çaresizlik duygularıydı…

20170616_094938

Hele ki, taşlardan, mermerlerden ve beton bloklardan hıncını alamamış olanların o anıtı çevreleyen taflanları da söküp buraya attıklarını gördüğümde öfkem daha da arttı…

Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nı yemyeşil bir halka şeklinde kuşatan taflanlar bile bu öfkeden, bu barbarlıktan paylarına düşeni almışlar ve bulundukları yerden kökleriyle birlikte sökülerek bu moloz alanına atılmışlardı….

Onları ve onlarla birlikte kırmızı renkli bir taşı anı olarak aldım ve beraberimde evime getirdim…

İlk yaptığım iş, kökü, dalları ve yaprakları kurumaya başlayan tafları evimdeki boş saksılara dikmek oldu. Dikerken de onlara örselenen bir çocuk gibi dikkat ederek daha fazla üzmemeye, daha fazla zarar vermemeye çalıştım… Tabii bu arada konuştum onlarla… Kurtulduklarını ve hunharca katledilen anıt ve diğer taflanlar için yaşamak zorunda olduklarını söyledim onlara… Onlara özgür bir yaşam vaat ettim…

20170616_094039

Şimdi onlar evimin en güzel, en havadar ve en güneşli köşesinde ve daima nemli bir toprak içinde itinayla büyüyecekler…

Sırf kendilerine ve onların temsil ettiği anılara kötü davrananlara inat olsun diye…

Çünkü ben onlara şimdiden inadın, mücadelenin taflanları demeye başladım… 

 

“Onarımı mümkün…”

Bugünkü paylaşımımız, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın mevcut statik durumunu belgelemek amacıyla geçtiğimiz günlerde İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı ve Deprem Mühendisliği Birimi öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik‘in  İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Bölge Kurulu’na sunduğu 4 Haziran 2017 tarihli statik raporu. 

Konu: İzmir Karşıyaka “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı” Yapısal Hasarları

ANIT YAPISAL SİSTEMİNİN BUGÜNKÜ DURUMU VE ONARIM ÖNERİLERİ
HAKKINDA KİŞİSEL GÖRÜŞ

İzmir Karşıyaka Anayasa Meydanı’nda yer alan “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı” ulusal bir yarışma sonucunda yapımına 1972 yılında karar verilmiş ve 1973 yılında açılmıştır. Anıt yaklaşık olarak H=27m yüksekliğindedir (Foto 1~9). Anıt
yapısal sistemi yedi adet düşeye yakın konumdaki dikdörtgen kesitli betonarme kolonun dairemsi bir plan şeması üzerinde düşey konsol biçiminde yerleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Kolonlar zemin üst kotundan itibaren değişken kesitli ve eğrisel bir formda başlayıp üst kotlara çıktıkça sabit kesitli ve doğrusal bir şekil almaktadır. Anıt yüksekliğinin yaklaşık 1/3~1/4’ü yükseklikte dairesel betonarme bir kiriş kolonları bu kotta bağlamakta, heykel ve diğer kabartma figürler bu betonarme kirişe mesnetlenmektedir.

Anıtın betonarme uygulama projesine ulaşılamamasına karşın yerinde çekilen pek çok fotoğrafı vardır. Bu fotoğraflar incelendiğinde zamanla oluşan bazı hasarlar göze çarpmaktadır. İzlenen hasarların neredeyse tümü betonarme elemanlar (kiriş ve kolonlar) içindeki çelik donatının korozyonu sonucu ortaya çıkan değişik düzeydeki hasarlardır. Hasar, anıtın zemine yakın bölümlerinde yoğunlaşmakta, üst kotlara çıktıkça azalmaktadır. Kolonlardaki boyuna donatı yoğunluğu dikkati çekmekte, proje olmamasına karşın, bu durum anıtın önemli bir mühendislik hizmeti gördüğünü kanıtlamaktadır. Döneminin pek çok yapısı gibi bu yapı da gerek denize olan yakınlığı gerekse zaman içindeki bakımsızlığı ve gereği gibi dış etkilerdenkorunamaması sonucu korozyon hasarına uğramıştır.

Yapının yapıldığı dönemin yönetmeliklerine uygun olarak özenle projelendirildiği ve
inşa edildiği görülmektedir. Başka bir deyişle, yapı iyi bir mühendislik hizmeti almış
olup mühendislik bakımından döneminin iyi örneklerindendir; korozyon dışında günümüze kadar bölgede oluşan irili ufaklı depremlerden hasar görmemiştir. Gerçekte yapıda deprem hasarı oluşturacak aşırı bir yük de yoktur. Ana sorun bakımsızlıktır.

Mevcut hasarlar Türkiye’deki aynı döneme ait pek çok betonarme binada izlenen korozyon hasarının çok tipik bir benzeridir. Bu tür hasarlar yapının özgün biçimini bozmadan çok rahatlıkla giderilebilmektedir. Örneğin, anıtta heykel ve kabartma figürler askıya alındıktan sonra, betonarme elemanlardaki beton örtü tabakası (pas payı) kaldırılabilir ve hasarlı çelik donatılar belirlenebilir. Bu konuda gelişmiş yapı kimyasalları kullanılarak çelik donatılarda korozyona karşı koruma etkin bir biçimde gerçekleştirilebilir. Yüksek mukavemetli tamir harcı ile de betonarme elemanlarda onarım tamamlanabilir. Bu şekilde onarılmış sayısız betonarme yapı bulunmaktadır. Donatılarda kesit kaybı olması durumunda, donatı eklenerek sistem özgün durumundaki güvenlik düzeyine getirilebilir. Ortaya çıkacak hasar durumuna bağlı olarak yapının onarılarak özgün tasarım taşıma gücüne ulaştırılması ya da gerekli olması durumunda güçlendirilmesi için ileri kompozitlerden de yararlanmak mümkündür (CFRP elemanlar gibi). Bu çalışmaların kapsamlı bir proje kapsamında ele alınması gerekmektedir. Bunun için öncelikle yapısal sistemin rölövesinin hazırlanması gereği açıktır.

Resim2

Sonuç olarak, İzmir Karşıyaka “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı”nda izlenen hasarın türünün betonarme elemanlarda sıkça görülen korozyon hasarı olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür hasarlar genelde aşırı bakımsızlıktan ve çevre koşullarından kaynaklanmakta olup deprem yükleri ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Anıt yapısal sisteminin yukarıda açıklanan yöntemlerin uygulanması durumunda (anıtın özgün durumunu koruyarak) çok rahat bir şekilde onarılabilir/iyileştirilebilir olduğu açıktır. Bu çalışma yapıldıktan sonra anıt bu tür yapılardan beklenen güvenlik düzeyinde kullanılabilir durumda olacaktır.

Halkın belleğine kazınan anıtlar…

Bugün sizinle, tarihe not düşürmek amacıyla Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın aslına uygun restore edilmesini öneren DOCOMOMO Türkiye Çalışma Grubu raporunu paylaşmak istiyoruz.

DOCOMOMO_Türkiye Çalışma grubu, modern mimarlık ürünleriyle bu ürünlerin korunması konusunda karşılaşılan sorunları tanımlamak ve gündemde tutmak için hem bilimsel, hem de popüler kamuoyu oluşturmak üzere, ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği içinde kapsamlı envanter ve değerlendirme çalışmaları yürüten bir kuruluştur.

docomomo_avatar_2

Geçtiğimiz günlerde bu kuruluş tarafından hazırlanıp İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu‘na sunulan ve Docomomo Türkiye Eşbakanı Mimar ve Koruma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. (İTÜ) Yıldız Salman, Docomomo Türkiye Eşbaşkanı Mimar ve Koruma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. (YTÜ) Ebru Omay Polat, Docomomo Türkiye Sekreteri Mimar ve Koruma Uzmanı Doç. Dr. (AGÜ) Nilüfer Yöney ve Docomomo Türkiye Ankara Temsilcisi ve Mimarlık Tarihçisi Prof. Dr. (ODTÜ) Elvan Altan Ergut tarafından imzalanan bilimsel rapor, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı konusunda bizlere şunları söylüyor: 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne;

Konu: Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın kültür varlığı olarak tescili hakkında bilimsel görüş.

Aynı adlı uluslararası koruma kuruluşunun Türkiye dalını oluşturan DOCOMOMO_Türkiye Çalışma grubu, Modern Mimarlık ürünleri ve bu ürünlerin korunması konusunda karşılaşılan sorunları tanımlamak ve gündemde tutmak için hem bilimsel, hem de popüler kamuoyu oluşturmak üzere, ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği içinde kapsamlı envanter ve değerlendirme çalışmaları yürütmektedir. Bu bağlamda öne çıkan sorunlar, dönem yapılarına kültür varlığı olarak yasal statü kazandırılması ve özellikle yokolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan yapıların sürekliliğinin sağlanarak korunması ve değerlendirilmesidir.

DOCOMOMO_Türkiye, ilgi alanını oluşturan ve yaklaşık olarak 1920-1975 yılları arasına tarihlenen Türkiye Modern Mimarlık Mirasının belgelenmesi ve korunması için ulusal ve uluslararası düzeyde 2002 yılından bu yana çalışmalarını sürdürmektedir. Uluslararası düzeyde yapılan bilimsel çalışmalarda, konutlar, kamu yapıları, endüstri tesisleri, spor tesisleri, dini yapılar gibi farklı alt kategorilerde ele alınan tek yapılar ya da yapı toplulukları yanında, kentsel peyzajı oluşturan açık alanlar ve anıtlar da modern mimarlık mirası kavramı içinde yer aldığı kabul edilmektedir.

Gerek DOCOMOMO uluslararası merkez bürosu gerekse de ulusal çalışma grupları, modern mimarlık mirasının korunması konusunda, çeşitli nedenlerden risk altında olan yapılara karşı ilgili kurumları ve yetkilileri bilimsel doğrulara bağlı kalarak bilgilendirmeyi mesleki sorumluluk olarak görmektedirler.

Bu dilekçeye konu olan Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın gerek İzmir- Karşıyaka’nın kentsel kimliğinde ve kentlilerin belleğinde önemli bir yeri olması, gerekse de 1970’ler Türkiye Modern Mimarlığının dünyadaki diğer örneklerine benzer biçimde sanatları biraraya getiren nitelikli bir tasarım örneği olması nedeniyle, mimar ve heykeltraş işbirliği ile tasarlanmış ve inşa edilmiş bir yapı olarak, uluslararası kabul görmüş tanımlara göre “kültürel değer” taşıdığı tartışılmazdır.

Nitekim, anıtın 1967 yılında kurulan Karşıyaka Atatürk Anıtı Yaptırma ve İlkelerini Yaşatma Derneği’nin düzenlediği bir ulusal yarışma aracılığı ile tasarlanmış oluşu ve sonrasında zamanla ilçe belediyesinin logosuna dönüştürülmesi ve hatta anıtın logolarının kuaför, çiçekçi olarak çalışan esnafın vitrinlerinde dahi yer alarak gündelik hayatın içine çekilmiş olması, yapının toplumsal hafızadaki yeri ve sahip olduğu simgesel değerini açıkça göstermektedir.

Karşıyaka Atatürk Anıtı Yaptırma ve İlkelerini Yaşatma Derneği, 1970’lerin başında Karşıyaka’ya dikilecek Atatürk Anıtı için bir yarışma düzenlemiştir. Mimar Erkal Güngören ile heykeltıraş Tamer Başoğlu’nun geliştirdikleri ve yarışmada birinci seçilen proje, 8.000 m2’lik bir alan için tasarlanan çevre düzenlemesi ve bir anıtı içermektedir. 1972-73 yıllarında uygulanan projede yer alan anıt ve çevre düzenlemesi anlamsal ve biçimsel olarak ayrılmaz bir bütün olarak tasarlanmıştır.

Anıtı çevreleyen alanın taraklı beton zemininde ışınsal bir düzenleme olarak biçimlenen tasarım, taraksız betondan oluşan ışınsal bantların göğe doğru yükselerek anıtın yedi dikitten oluşan gövdesini meydana getirir. Bu dikit beton plaklar çiğnenmekte olan kadın haklarının Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet sayesinde yücelmeye başladığını simgeler. Dikitlerden en yüksekte olanı yerden 15.54 m. yüksektir. Bu mimari yapının üzerinde yerden 3.80 m. yükseklikte monte edilmiş olan 6.50 m çapında ve 1.40 m. yüksekliği olan bronz kuşakta ise rölyefler yer almaktadır. Kuşakta yer alan figürler arasında ulu önder Atatürk, Karşıyaka’da kabri ve parkı bulunan Zübeyde Hanım, mermi taşıyan Türk anaları ile her dalda yetişen ve uğraş veren Türk kadınlarını simgeleyen kabartmalar bulunmaktadır.

Özgün tasarımda anıta üç yönden basamaklarla ulaşılmaktadır. Basamakların olmadığı yerlerde, daha sonraki dönemlerde kaldırılmış olan, yeşil alan düzenlemeleri öngörülmüş ve uygulanmıştır.

Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı 005

Anıt ve çevresinin ilk tasarlandığı ve gerçekleştirilen biçimi ile kentsel ilişkileri günümüze kadarki süreçte çeşitli olumsuzluklar yaşamıştır. Örneğin, özgün çevre düzeninde yeşil alan olan kısımlar bozulmuş, yer döşemesi olarak devam eden ayakların uzantıları iptal edilerek özgün tasarımı bozacak nitelikte bir malzeme ile zemin kaplanmıştır. Ayrıca eserin betonarme kısımlarında, yüksek korozyondan kaynaklanan beton ve donatının birbirinden ayrılması gibi malzeme ve taşıyıcı sistem hasarları oluşmuştur. Eserin ivedilikle özgün düzenlemesine geri döndürülmesi ve çağdaş yöntemlerle taşıyıcı sistem ve tasarım bütünlüğünün sağlanması amaçlı bir koruma-onarım (restorasyon) projesi geliştirilmesi, anıtın sahip olduğu tarihi, mimari, sanatsal değerler ile geleceğe aktarılabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Böylece anıtın ve çevre düzeninin iyileştirilmesi ve zaman içinde kaybettiği özgün tasarım ilişkilerinin yeniden oluşturulması mümkün olabilecektir.

Günümüzde, yerel yönetimin iyi niyetle başlattığı çalışmanın, anıtın yukarıda anlatılan nitelikleri gözönüne alındığında, geri dönüşü olmayan sorunlar doğuracağını belirtmek gerekir. Gerçekleşmesi planlanan çalışmalarda anıtın boyutunun büyütüleceği öngörülmektedir; bu tür bir müdahale, anıtın kentsel bağlam düşünülerek oluşturulmuş olan özgün oran ve kimliğini geri dönülemez şekilde bozacağı için koruma bilimi açısından uygun görülmemektedir.

Ayrıca, anıtın tasarım ve inşa sürecinin Karşıyakalıların maddi ve manevi desteği ile tamamlanabilmiş olması, yapının kamuoyu tarafından Karşıyaka’nın simgesi olarak kabülünde çok önemli bir tarihsel faktördür. Benzer şekilde, günümüzde kültür varlığı olarak tescillenmiş bulunan Çanakkale Şehitler Abidesi’nin de yapımı çeşitli ekonomik nedenlerden sekteye uğramış ve halkın da katılımı ile tamamlanmıştır. Her iki anıt da, halkın bu yapıların gerçekleştirilmesi sürecinde önemli bir aktör olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak, ne yazık ki bu tutum günümüzde yerel yönetim tarafından gündeme gelen projelendirme sürecinde izlenmemektedir. Oysa çağdaş koruma ve planlama yaklaşımları, özellikle yerel yönetimlerin katılımcı modeller oluşturmasının önemini vurgular. Anıtın yıkılarak yeniden yapılmasını içeren söz konusu proje, basın ve sosyal medyadan da izlenebileceği gibi, kamuoyu ile mesleki ve diğer sivil toplum örgütlerinin tepkisiyle karşılanmıştır. İlçe belediyesinin, hem yerel hem ulusal kamuoyunu ilgilendiren böyle kapsamlı bir projede ilgili tüm paydaşların görüşünü alması ve sürecin katılımcı bir yöntemle ele alınması daha uygun olacaktır. Bu sürecin, yeni tasarımdan vazgeçilerek, özgün tasarım ve eserin onarılarak korunması yönünde bir toplumsal kararla sonuçlanması da olası görünmektedir.

Yukarıda sunulan değerlendirmeler ve çalışmalar ışığında DOCOMOMO_Türkiye Çalışma Grubu olarak, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın Türkiye Modern Mimarlık tarihi ve mirası açısından, döneminin simgelerinden olan bir anıt ve kentsel açık alan düzenlemesi örneği olarak değerlendirilmesini ve bir yarışma sonucu elde edilmiş özgün bir tasarım olduğu da göz önüne alınarak, yukarıda belirtilen nitelikleriyle, T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Ve Tabiat Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu’nun Anıt heykeller ile ilgili 729 nolu ilke kararı çerçevesinde ve “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları” ile ilgili 5.11.1999 tarih, 660 sayılı ilke kararında yer alan, “Toplumun maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde tarihsel, simgesel, anı ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapılardır” tanımı kapsamında, bir kültür varlığı olarak tescili konusunda gereğini arz ederiz.