Can yoldaşım…

2018 yılı içinde Seferihisar Belediyesi, Seferihisar Kent Konseyi ve Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği tarafından düzenlenen “Can Yoldaşım Şenliği Ulusal Fotoğraf Yarışması“nda ödül kazanan 12 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

001
Birincilik Ödülü – Oğuz İpçi – “Şevkat
002
İkincilik Ödülü – Musa Talaşlı – “Hayvan sevgisi
003
Üçüncülük Ödülü – Ahmet Mücen – “Dost
004
Mansiyon – Hakan Yaralı – “Nine ve kedisi
005
Mansiyon – Süleyman Ülker – “Terzi, sevgi
006
Mansiyon – Kayhan Güç – “Köpek
007
Mansiyon – Alper Tüydeş – “Adem Yaren Leylek
009
Mansiyon – Gürkan Öztürk – “Dost eli
010
Mansiyon – Nazmi Çaykara – “Dostluk
011
Mansiyon – Emel Oğuz Atasoy – “Oyun
012
Mansiyon – Emrah Yorulmaz – “Umut
008
Mansiyon – Emre Akıllı – “Şarkılar seni söyler

Seçim bildirgelerindeki yayalar ve hakları…

Ali Rıza Avcan

İnsanın, kentin cadde, sokak, meydan, park gibi kamusal mekânlarında yürüyüp dinlenmesinin, çalışıp üretmesinin, eğlenip siyasi ve toplumsal eylemlere katılmasının bir insan hakkı olarak nitelenmesi oldukça yeni bir olgudur.

Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Yaya Hakları Bildirgesi; bu anlamda, insanın kentin kamusal mekânlarındaki temel haklarını belirleyerek insan odaklı bir kent için gerekli olanları ortaya koymuştur.

Böylelikle, yayaların kent içindeki konumu ve önemi, trafik mevzuatında “yaya” olarak tanımlanan pasif tanımından sıyrılarak haklarının farkında, bu hakların uygulanması için talepte bulunup mücadele eden daha aktif bir konuma ulaşmıştır. 

Bundan böyle “yaya” olarak tanımlananlar; sadece sokaklardaki kaldırım ve geçitleri yürüyerek kullandığı söylenen trafiğin bir bileşeni değil; bunun yanında, sahip olduğu haklar çerçevesinde, kentin tüm kamusal mekânlarına sahip çıkıp oralarda yürüyen, koşan, oturan, çalışıp üreten ve toplumsal eylemlere katılan, o ortak alanların işgal, kiralama, tahsis ve yağma gibi yöntemlerle özelleştirilmesine karşı çıkan, bu amaçla örgütlenip hak temelli mücadeleyi başlatan kentliler olarak kabul edilmeye başlamıştır.

Ancak bu gelişmenin ülkemizdeki boyutu; özellikle de, ülkeyi ve kentleri yönetmek için genel ve yerel seçimlere katılan siyasi partiler ve onların adayları açısından böyle olmamış, siyasi partiler ve onları adayları ne hikmetse yayalara, araç sahiplerinden daha fazla önem ve öncelik vermiştir. Onlara göre yayalar, temel haklara sahip kentliler olmaktan çok kentlerde her geçen gün artan yoğun araç trafiği içinde dikkate alınıp korunması gereken bir trafik  bileşenidir. O nedenle yayaya verilen şeyler, yoğun araç trafiğine verilen şeylere bağlı olmuş, bu ikisi arasında hep bir dengenin gözetilmesine dikkat edilmiştir.

Bu durumun en güzel örneği geçmişteki genel ve yerel seçimlere katılan siyasi partilerin eski seçim bildirgelerinde görülür.

İşte o nedenle biz de 30 Mart 2014 tarihi ile 24 Haziran 2018 tarihleri arasında yapılan 3 genel seçim ve 1 yerel seçimde siyasi partilerin kamuoyu ile paylaştıkları seçim bildirgelerinde “yaya” sözcüğünü arayarak bir tespit yapmaya çalıştık.

Yaptığımız çalışmanın sonuçlarını aşağıdaki çizelgede görebilirsiniz.

Seçim Bildirgelerinde Yaya Hakları

Sizlerle paylaştığımız bu çizelgeden de göreceğiniz gibi, 30.03.2014-24.06.2018 dönemindeki dört ayrı seçime katılan 5 siyasi partiden, düzenlediği seçim bildirgelerinde “yaya” sözcüğüne hiç yermeyen partiler Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İyi Parti (İYİP), “yaya” sözcüğü yerine “kent hakkı” kavramını kullanan parti ise Halkların Demokratik Partisi (HDP)’dir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 30 Mart 2014 tarihli yerel seçimler için hazırladığı 22 sayfalık seçim bildirisinde “yaya” ya da “yaya hakları” sözcüğünü kullanmayıp yedi kez “kent hakkı” sözcüğünü kullandığı halde; bu sözcüğü 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı “Büyük İnsanlık, Biz’ler Meclise” isimli seçim bildirisinde hiç kullanmamış, 1 Kasım 2015 tarihli ve “Büyük İnsanlık, Büyük Barış” isimli seçim bildirisinde de sadece bir kez kullanmıştır. 24 Haziran 2018 tarihli seçim bildirisinde ise “kent hakkı” sözcüğüne hiç yer vermediği görülmektedir.

Tüm bu partilerin ele alıp incelediğimiz seçimlerde ve seçim bildirgelerinde kullanmadığı tek sözcük ise “yaya hakkı“dır.

Yaya” sözcüğüne yer verenler ise, 30 Mart 2014 tarihli yerel seçim beyannamesi ile 24 Haziran 2018 tarihli genel seçim beyannamesi olmak üzere iki kez kullanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile 7 Haziran 2015, 1 Kasım 2015 ve 24 Haziran 2018 tarihli genel seçim bildirgelerinde 2, 2 ve 1 kez kullanan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’dir. 

Yaya Hakları ve AKP

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP),  30 Mart 2014 tarihli yerel seçimler için hazırladığı “Büyük Medeniyet Yolunda İnsan, Demokrasi, Şehir” başlıklı ve 103 sayfalık seçim beyannamesinde yaya, yaya geçidi ve yaya yolu sözcüklerinin yer aldığı bölümler şu şekildedir:

1)Birçok şehrimizde meydanları araç trafiğine kapatarak yayalara tahsis ettik” (sayfa 34)

2)Büyük şehirlerimizde ana ulaşım yol ağındaki kavşaklarda görme ve bedensel engelliler için yaya geçitlerini düzenledik, yüzlerce sinyalize kavşak yaptık.” (sayfa 54)

3)Aynı şekilde engelliler, yaşlılar, çocuklar, hamileler gibi gruplar dahil herkesin rahat ve yardımcıs olarak kullanabilmesi gereken park, bahçe, meydan, yaya yolu ve kaldırımı gibi kentsel donatı alanları ile altyapının kullanıma uygun hale getirilmesine yönelik projeler geliştirilecek, katkı sağlanacaktır.” (sayfa 55)

AKP 2014 Seçim Bildirgesi

4)Kent içi ulaşımda yaya ve bisiklet kullanımı gibi alternatiflere katkı sağlanacaktır.” (sayfa 62)

5)Merkezi hükümet olarak, kent içi yaya ve araç trafiğini şehirlerarası trafikten ayırmak amacı ile 60 il merkezinde, 487 adet ilçe ve 223 adet belde yerleşiminde 3951 km uzunluğunda kent geçişi yaptık.” (sayfa 87)

6)Kent içi yollarda, şehirlerarası transit trafiğin kesintisiz akımını sağlayan 342 adet köprülü kavşak, 1773 adet kontrollü ve sinyalize kavşak, 1064 adet kontrollü hemzemin geçit ve 1015 adet yaya alt ve üst geçidi inşa ettik.” (sayfa 87)

7)Belediyelerimiz de bölünmüş yollar, üst ve alt geçitler, köprülü kavşaklar, yaya alt ve üst geçitleri ve tüneller gibi pek çok yatırıma imza atmışlardır.” (sayfa 89)

7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 tarihli genel seçimlere ait bildirgelerde yayalardan söz etmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 24 Haziran 2018 tarihli son genel seçimde ise “Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye” isimli 360 sayfalık seçim bildirgesinin 266. sayfasında “tarihi şehir merkezlerinde yaya dolaşımını mümkün kılacak ve bu alanları araç trafiğinden arındıracak yaklaşımları destekleyeceğiz” ifadesine yer vermiştir.

CHP-SecimBildirgesi-2018-icerikYaya Hakları ve CHP

Yaya” sözcüğüne düzenlediği hiçbir yerel seçim bildirgesinde yer vermeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ise;

1) 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı 158 sayfalık bildirgenin 114. sayfasında “kent içi trafikte yaya ve bisiklet öncelikli düzenlemeler yapılacaktır” ve “sokaklar ve meydanlar insan dolu ve yaya dostu olmalıdır” ifadelerine,

2) 1 Kasım 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı 229 sayfalık “Önce Türkiye” isimli bildirgenin 170 ve 171. sayfalarında, 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırlanan bildirgenin 114. sayfasında yazılı ifadelerde herhangi bir değişiklik yapılmadan aynen yer verildiği,

3) 24 Haziran 2018 tarihli son genel seçimler nedeniyle hazırlanan 240 sayfalık bildirgenin 213. sayfasında, “kent merkezleri ve bölgesel merkezlerde yayalaştırma uygulamalarını yaygınlaştıracağız” ifadesine yer verdiği görülmüştür.

Genel Olarak

Ele alıp incelediğimiz seçim bildirgelerinde de gördüğümüz gibi, AKP ve CHP gibi siyasi partilerin hazırladığı metinlerde bazen yer alan bazen de almayan “yaya” sözcüğü ile ifade edilen ya da anlatılmak istenen şey, yaya haklarından çok 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde tanımı yapılan “araçlarda bulunmayan, karayolunda hareketsiz veya hareket halinde bulunan insan“dan başka bir şey değildir. 

Araçlarda bulunmayıp karayolunda hareket halinde olan ya da olmayan insan… Bu nedenle herhangi bir hakka sahip olmayan insan… Araç trafiğinin ikincil bir unsuru, bir bileşeni olarak kabul edilen insan…

Sanki, tarihteki ilk kentlerin sahibi yayalar değilmiş ve taşıt araçları onların yerini almamış, kentleri işgal edip onları ikinci plana atmamış gibi…

Seçim bildirgeleri ise siyasi partilerin ve adayların bu şekilde tanımladıkları insanlar adına yapacakları şeylerden, vaatlerden söz ediyor…

Yaya kaldırımları, geçitler ve yaya alanları…

Yaya odaklı şehir” yerine, yayayı seven “yaya dostu kentler” önerileri gibi…

Bütün bu yazılıp çizilenler, siyasi partilerin aynen üniversitelerdeki akademisyenler ya da medyadaki gazeteciler, televizyoncular gibi 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nden; yayaların, kentlerdeki kamusal mekanların asıl sahibi olduğundan ve bu nedenle birtakım temel haklara sahip olduklarından haberdar olmadıklarını, bütün bu anlatımları insan hakkı penceresinden görmediğini ortaya koyuyor…

Leanne Boulton
Fotoğraf: Leanne Boulton

İşte bu nedenle, ülkemizdeki tüm siyasi partilerle onların belediye meclis üyesi ve başkan aday adaylarına ya da adaylarına bir kez daha bu işin bir yaya hakkı sorunu olduğunu, konuyu bir de bu pencereden görmek zorunda olduklarını anlatmamız gerekiyor…

Ardından da, 2019 yılının Mart ayında yapılacak yerel seçimler nedeniyle hazırlayacakları seçim bildirgelerinde, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nde yer alan yaya haklarının kabul görüp uygulanmasına ilişkin vaat ve projelere yer verip, seçilip göreve geldikleri takdirde bu vaatlerini yerine getirmeleri konusunda bizlere taahhütte bulunmalarını talep etmemiz; bunun için de, başta Yaya Derneği olmak üzere yaya haklarını savunan tüm örgüt, kesim ve bireylerin canla başla çalışması gerekmektedir.

Sokağın rengi…

2018 yılı içinde Çağın Göz Hastanesi tarafından düzenlenip ana teması “Sokağın Rengi” olarak belirlenen 7. Fotoğraf Yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan 46 adet güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

001
Birincilik Ödülü – Ayşegül Yılmaz – “Salıncak
002
İkincilik Ödülü – Oya Akkul – “Göz nasıl görürse
003
Üçüncülük Ödülü – Serkan Tekin – “Simitçi
004
Mansiyon – Salim Şimşek – “Eski evimiz
005
Mansiyon – Zehra Çöplü – “Sokak
006
Mansiyon – Nurşen Coşar – “Gece
007
Sergileme – Başak Karsavuran – “Alışveriş
008
Sergileme – Mustafa Güral – “Arka sokak
009
Sergileme – Bilal Eskioğlu – “Çocuklar
010
Sergileme – Ali Hakan İlban – “Teneke
011
Sergileme – Cemal Sepici – “Oyun
012
Sergileme – Celal Erdem – “Topce
013
Sergileme – Serkan Daldal – “Yalnız
014
Sergileme – Ömer Şahin – “Mutluluk
015
Sergileme – Ahmet Zeki Okur – “Bayrak
016
Sergileme – Musa Talaşlı – “Sokaktaki hareketlilik
017
Sergileme – Caner Başer – “İstiklal Caddesi
018
Sergileme – Hasan Uçar – “Simit
019
Sergileme – Oğuz İpçi – “Sokaklar
020
Sergileme – Veysel Kaya – “Nizam
021
Sergileme – Hazım Engin – “Kızak
022
Sergileme – Hazım Engin – “Kepçeler
023
Sergileme – Mürsel Yağcıoğlu – “Gol
024
Sergileme – Mehmet Yasa – “İrme
025
Sergileme – Yusuf Eminoğlu – “Nostaljik tramvay
026
Sergileme – Uğur Çimen – “Mavi
027
Sergileme – Nurşen Çoşar – “İyilik
028
Sergileme – Mehmet Karaman – “Sanat Sokağı
029
Sergileme – Yılmaz Karaca – “Sokağın rengi
030
Sergileme – Enver Aydın – “Hareket vakti
031
Sergileme – Enver Aydın – “Ey özgürlük
032
Sergileme – Mehmet Özçelik – “Gölge oyunları
033
Sergileme – Sadık Can – “Takla
034
Sergileme – Erkan Vural – “Sokak
035
Sergileme – Levent Kuey – “Reflections
036
Sergileme – Emine Sezgin – “Balon
037
Sergileme – Murat Bakmaz – “Rüzgar
038
Sergileme – Murat Bakmaz – “Ateş başı
039
Sergileme – Özensel Aksu – “Sokağın rengi
040
Sergileme – Ayda Aytan – “Kadın
041
Sergileme – Alp Yetimoğlu – “Renk ve gölge” 
042
Sergileme – Murat Şahin – “Kaplan
043
Sergileme – Furkan Dere – “Otobüs insan
044
Sergileme – Burhan Erzincan – “Gece ve kadın
045
Sergileme – Reyhan Türk – “Çocukluk
046
Sergileme – Rojda Çelik – “Sohbetin rengi

İşgal edenlerden bedelini almamak…

Ali Rıza Avcan

Kentlerdeki yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi kamusal alanların kurum ya da şahıslar tarafından herhangi bir amaçla geçici bir süreliğine işgal edilmesi işgal harcı adı verilen bir belediye gelirinin tahakkuk ve tahsiline konu olur.

Buna ilişkin yasal düzenleme, 26.05.1981 tarih, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “İşgal Harcı” başlığını taşıyan 52. maddesinde şu şekilde yapılmıştır:

Belediye sınırları içinde bulunan aşağıdaki yerlerden herhangi birinin satış yapmak veya sair maksatlarla ve yetkili mercilerden usulüne uygun izin alınarak geçici olarak işgal edilmesi işgal harcına tabidir:

1. Pazar veya panayır kurulan yerlerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali,

2. Yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için işgali,

3. Motorlu kara taşıtlarının park etmeleri için il trafik komisyonlarının olumlu görüşü alınarak belediyelerce şehir merkezlerinde tesis edilen ve işletilen mahallerin çalışma saatleri içinde, taşıtlar tarafından işgali (Bisiklet ve motosikletler hariç)

Yukarıda sayılan yerlerin izinsiz işgalleri mükellefiyeti kaldırmaz.

(Ek fıkra: 3.3.2004-5101/3 Madde) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan eser, icra ve yapımların tespit edildiği kitap, kaset, CD, VCD ve DVD gibi taşıyıcı materyallerin birinci fıkrada bahsi geçen yerlerde satışına izin verilmez.”

Yine aynı kanunun 53, 54, 55 ve 56. maddelerine göre işgal harcını, işgale harca tabi yerleri 52. maddede yazılı amaçlarla işgal edenler ödemekle yükümlü olup; genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ve bunların oluşturduğu birliklere ait kara taşıtlarının işgalleri ile ilgili mevzuata uygun olarak kara ticari taşıtlarının beklemelerine ayrılan yerlerin bu taşıtlar tarafından işgal edilmeleri durumunda, işgal harcı ödemeleri mümkün değildir. Ayrıca, yetkili kılınacak memur veya kişilerce makbuz karşılığında tahsil edilecek işgal harcının matrahı, 52. maddenin 1 ve 2. bentlerinde yazılı işgallerde, işgal edilen yerlerin metrekare olarak alanı veya hayvan adedi, 3. bendinde yazılı işgallerde de taşıt sayısıdır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 52. maddesinin 1 ve 2. bentlerinde yazılı geçici işgal durumlarında alınacak harcın miktarı ise metrekare başına en az 0,5, en çok 2,5 TL olmak üzere düzenlenecek tarife ile belirlenecektir.

Şimdi, buraya kadar anlattıklarımızın tümü olması gerekeni gösteren kurallar bütününden oluşuyor. Hem de günümüz koşulları açısından metrekare başına alınması gereken harç miktarları çok az bile olsa…

Gelelim bu kuralların, mevzuat hükümlerinin günlük hayatta ne şekilde uygulandığına… Daha doğrusu, mevzuatla uygulama arasındaki farklılığa..

Çünkü, yaşadığımız kentlerde asıl olarak bize ait olan yol, kaldırım, meydan, park, köprü ve iskelelerin bir takım şirket ve şahıslar tarafından sürekli olarak işgal edilmesi nedeniyle yaptığımız itirazlara çoğu kez belediye yetkilileri tarafından “ama biz oralardan işgal ücreti ya da ecrimisil alıyoruz” dediklerinde bunun ne ölçüde doğru olduğunu, bu işgaller karşılığında ne düzeyde bir gelir sağlandığını anlamak istiyoruz. 

O nedenle bize en yakın olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kentin merkezi yerinde iktisadi açıdan oldukça büyük ve önemli olan bir alandan sorumlu Konak Belediyesi’nin bu işgaller karşılığında ne miktarda harç ve ecrimisil (1) aldığını merak ettik.

Bunun için, -hepinizin tahmin edeceği gibi- önce Hemşeri İletişim Merkezi (HİM) aracılığıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde Konak Belediyesi’ne başvurarak her iki belediyenin kesin hesabı alınmış 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarında işgal harcı ve ecrimisil adıyla ne miktarda tahakkuk ve tahsilat yaptıklarını sorduk.

İlk yanıtı Konak Belediyesi verdi. Belediyenin verdiği bu yanıttan, belediye encümeni tarafından 2018 yılı içinde işgal edilen her metrekare için bir (1) lira olarak belirlenen tarife çerçevesinde 2015 yılında 2.007.561,81 lira, 2016 yılında 4.562.337,63 lira, 2017 yılında da 4.883.244,94 liranın tahsil edildiğini öğrendik. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise bu rakamların yayınladığı 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait kesin hesaplarda yer aldığını belirtip hiçbir bilgi vermediği için haliyle belirtilen yıllara ait kesin hesap cetvellerine baktık. Baktığımızda gördüklerimiz ise aynen aşağıdaki tabloda olduğu gibiydi:

İBB 2015-2017 Mali Yılları İşgal Harcı ve Ecrimisil Bedeli Gelirleri

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde yazılı olan verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda yer alan rakamların incelenmesinden de görüleceği gibi, 9 ilçeyi kapsayan kent merkezi ile kent merkezini çevreleyen diğer 21 ilçe toplamında; yani tüm İzmir ili genelinde gerçekleşen işgaller nedeniyle harç ve ecrimisil bedellerinin toplanmasından görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2015 yılında hiç bir tahsilat yapmayıp geriye red ve iadeler yapmış, 2016 yılında 151, 2017 yılında da 55 bin lira gibi oldukça komik düzeylerde tahsilat yapmış, kendi kendine koyduğu hedeflere bile ulaşamamıştır.

İşgal harcı tahsilatlarının 2016 ve 2017 mali yıllarında belirlenen hedefin % 5’i düzeyinde gerçekleşmiş olması, bugüne kadar kamusal alanların bedeli ödenerek işgal edildiği ve böylelikle belediyenin bu işten para kazandığı hikayesi ile kandırılan bizler için oldukça hazin bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Evet, bu rakamlar da göstermektedir ki, İzmir’de cadde, sokak, kaldırım, meydan, park, iskele ve köprü gibi kamusal alanları herhangi bir bedel ödemeden işgal etmek mevcut belediye yönetimi nedeniyle son derece kolay, yaygın ve bedelsizdir.

Aynen İZFAŞ hizmet binasının belediye meclisi kararıyla özel bir vakıf üniversitesine üç yıl süreyle ücretsiz tahsis edilmesi olayında olduğu gibi, işgal adına yapılacak her şey bu kentte kolaydır…

kaldırım ic resim
Fotoğraf: gaze-temiz.com (27.08.2014)

Uzun lafın kısası, uzunca bir süredir İzmir’de, belediyelere ait kamusal alanlar ücretsiz tahsis, işgal, görmemezlikten gelme, yapılan işgalleri tüm İzmir’i kapsamayan özel yönetmeliklerle korumak, belediyeleri çok ortaklı şirketlerin ortağı yapmak ya da ihalesiz kiralama gibi yöntemlerle yağmalanmakta, diğer bir anlatımla talan edilmektedir. 


(1) Ecrimisil: Bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. (kira bedeli tayin edilmeden bir yerin kiralanması halinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl’idir). Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 11. Baskı, Ankara-1993, sayfa 202,

Hazin bir danışmanlık öyküsü

Ali Rıza Avcan

1937, İzmir doğumlu Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin İzmir macerası 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı olmasıyla başlar. Çünkü ilk ve orta öğretiminden sonra İzmir’den ayrılmış ve uzun yıllar Ankara’da yaşamıştır. Aslında 2009 sonrasındaki İzmir’deki varlığı da hep Ankara merkezli olmuş, İzmir’e yerleşmeyi tercih etmemiştir.

Belediye başkan danışmanlığını üstlendiği 2009 yılındaki ilk danışmanlık icraatı ise, çoğu Ankara ve İstanbul’dan gelen akademisyen ve kültür pazarlamacısıyla birlikte Tarihi Havagazı Kültür Merkezi’nde yaptığı 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı’dır.

Bu çalıştay öyle bir çalıştaydır ki; adı bizde saklı birçok İzmirli kültür ve sanat emekçisi çalıştaya ya katılamamış ya da zorlama ile girmenin yolunu bulmuştur. Bu çalıştayla ilgili olarak değerli akademisyen ve tiyatro adamı Semih Çelenk’in Milliyet gazetesinde yazdıkları halen akıllardadır..

aztr232

Prof. Dr. İlhan Tekeli, o çalıştay sonrasında ortaya attığı “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi“, “İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi” ve “Yeni Kültürpark Projesi” gibi tartışmalı birçok büyük projenin kaynağı olarak hep bu Kültür Çalıştayı’nı gösterir.

Oysa yeni imiş gibi sunulan bütün bu büyük projeler, 1999-2004 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yapan Ahmet Piriştina’nın hizmet döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başta Mimarlar Odası olmak üzere çeşitli meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıp geliştirdiği düşünce ve projelerin isim değiştirmiş halinden başka bir şey değildi.

Öte yandan, Tekeli’nin 2009 yılından bu yana gerçekleştirdiği bütün çalıştay, forum ve sempozyum gibi organizasyonlarda uyguladığı temel yöntem, “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi neoliberal kavramlar üzerinden geliştirdiği ve “genel düşünceler” olarak adlandırdığı şablon özelliğindeki kuramsal bir çerçeveyi önceden katılımcılara dağıtarak ya da düzenlediği toplantıdaki inisiyatifini ortaya koyan ilk konuşmayı yaparak bu toplantıların “katılımcısı” olmaya layık bulduğu davetlileri kendi hedefi çevresinde toplama çabasından başka bir şey değildir. O nedenle, ortaya attığı tüm projeler düşünsel olarak hem Piriştina döneminde geliştirilen projelerin bir sonucu hem de kendi kontrolünde birbiri ile ilişkisi olan projelerdir. Böylelikle kendince bir “İzmir Yönetişim Modeli” oluşturduğuna inanır.

Geçen zaman içinde kendisi gibi düşünmeyenleri ya da kendi görüşlerine karşı çıkanları pek sevmediği, onlara genellikle “ayrık otu” muamelesi yaptığı görülmüştür. Şayet bu “ayrık otları” kazara bu tür toplantılara katılıp farklı bir görüş ifade edecek olsalar, onları toplum içinde azarlamaya kadar giden tepkiler verir. Bu durum, tanıklıklarla kanıtlanmış sıradan olaylardandır.

Çünkü başının üstünde şehir ve bölge plancısı olmanın dışında, her şeyle ilgilenmiş olmaktan kaynaklanan akademik bir hâle vardır. O nedenle, her şeyi bilen ve yanılmayan, yanılması mümkün olmayan, bu nedenle de kutsanan bir “hoca“dır.

Kendisi öylesine bir “hoca“dır ki, bir toplantıda ya da görüşmede fikirlerine karşı çıkıp “bir de şöyle olabilir mi?” diye soracak olsanız; kendisinden çok çevresindekiler size karşı çıkıp, “hocamızdan daha iyi mi biliyorsun?” ya da “o hocadır, onu dinleyip saygı göstermek gerekir” gibi itirazlarla sizi dışlamaya kalkarlar.

Oysa bilim, tek bir doğruyu desteklemez ve önermez. Bilim; özellikle de sosyal bilimler farklı fikirlerin varlık ve önemini, farklı koşullardaki geçerliliğini ve bu fikirler üzerinden gerçekleştirilecek tartışma ve değerlendirmelerle o koşullarda geçerli olan doğrunun bulunmasını savunur.

O nedenle camideki, mescitteki “hoca” ile üniversitedeki ya da başka bir yerdeki bilim emekçisi “hoca“yı birbirine karıştırmamak gerekir.  

İzmir Büyükşehir Belediyesi de onun bu başının üstündeki hâlenin ne gibi işlere yarayabileceğinin -elbette ki- farkındadır ve çoğu kez ona bile sormadan adını başka başka yerlerde yazıp çizerek onun itibarını kullanmaya çalışır. Bu konu da, yine kendi ağzından doğrulanmış hazin bir durumdur.

Bazen danışman olmakla uygulayıcı olmayı birbirine karıştırdığı da olur ve Kültürpark Projesi gibi önemli ve tartışmalı projelerde belediye başkanından daha fazla öne çıkarak ve meslek odalarına ayar vermeye çalışarak kibirli bir dille projeyi savunmaya kalkar.

Evet, ne yazık ki, doğup büyüdüğü bu kent, sevgili hocamızın yıllardır başka diyarlarda yazıp çizip biriktirdiği akademik itibarı çok kısa bir süre içinde kaybettiği, bütün umutlarını bağladığı “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi kavramların dünya çapında hızla gözden düştüğü bir dönemde onu umutsuzluğa düşüren bir kent olmuştur.

Kapak

Kısacası akademik bilgi ve birikim, İzmir düzlemindeki büyük proje uygulamalarıyla iflas etmiş, kurguladığı hiçbir proje sonuca ulaşamamıştır.

Sevgili Hocamız şimdi de bütün bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını, sonuçlandırdıklarını ya da sonuçlandıramadıklarını “İzmir Modeli” adı verilen beş ciltlik serinin ikinci cildinde bir araya getirerek kendini ve düşüncelerini yeniden ve yeniden pazarlamaya çalışmaktadır. Sanki belediye başkanının başarısızlığı altında kendi projeleri, kendi çalışmaları yokmuş gibi….

Hem de aday olmayacağını açıklayarak kendini “topal ördek” konumuna düşüren sevgili başkanı adına kendi ekibi ile birlikte beş ciltlik yeni bir methiye yazmayı göze alarak…

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

AVRUPA YAYA HAKLARI BİLDİRGESİ
(AVRUPA PARLAMENTOSU TARAFINDAN 1988’DE KABUL EDİLMİŞTİR.)

1. Yaya, sağlıklı bir çevrede yaşama; bedensel ve ruhsal sağlığını layıkıyla korumaya elverişli koşullar altında kamusal alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma hakkına sahiptir.

2. Yaya, motorlu taşıtların değil; insanların gereksinimlerine göre düzenlenmiş kent veya köylerde yaşama; günlük ihtiyaçlarını yürüyerek veya bisikletle giderebilme hakkına sahiptir.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler, kentlerin toplumsal ilişkileri kolaylaştıran, mevcut zaaflarını daha da kötüleştirmeyen yerler olmasını bekleme hakkına sahiptir.

4. Engellilerin, mimariden kaynaklanan ve hareket imkânlarını kısıtlayan unsurların kaldırılması, toplu taşıma araçlarının uygun ekipmanla donatılması gibi hareket imkânlarını azami düzeye çıkaracak tedbirleri belirleme hakları vardır.

5. Yayanın, özellikle yaya kullanımı için tasarlanmış; mümkün olduğunca geniş ölçekli, yalıtılmış “yaya bölgeleri” halinde sınırlanmamış ve kentin genel düzeniyle uyumlu bir şekilde planlanmış kentsel alanlara sahip olma hakkı vardır.

6. Yayaların aşağıdakileri beklemeye özellikle hakları vardır:

a) Motorlu taşıtların, bilim insanlarının tolere edilebilir düzeyde kabul ettikleri kimyasal emisyon ve gürültü düzeyi standartlarına uygun olması;

b) Hava veya gürültü kirliliğine neden olmayan taşıtların toplu taşıma sistemlerinin tamamında yaygın bir şekilde kullanımı;

c) Kentsel alanlarda ağaç dikimiyle “yeşil akciğerler” oluşturulması;

d) Yol ve kavşakların yeniden düzenlenmesiyle (örneğin güvenlik adalarının işin içine katılmasıyla) hız sınırlarının denetimini; böylece motorlu taşıt sürücülerinin hızlarını yaya ve bisikletlilerin güvenliğini gözetecek şekilde ayarlamaları;

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici (özendirici) reklamların engellenmesi;

f) Görme ve duyma engellilerin gereksinimlerini de dikkate alan etkili bir işaretleme sistemi,

g) Yol ve kaldırımlarda araç ve yaya trafiğinin erişimini kolaylaştıracak, sırasıyla yollar ve kaldırımlarda hareket özgürlüğünü ve durma imkânlarını sağlayacak özel önlemlerin (örneğin kaymaz kaldırım yüzeyleri, kaldırım taşları ile yol arasındaki seviye farkını giderecek rampalar, trafik yüküne uygun genişlikte yollar, inşaat durumunda özel düzenlemeler, motorlu araç trafiğini gözetmek için kentsel sokak altyapısının uygun hale getirilmesi, araç parkına uygun alanlar ile yaya alt ve üst geçitlerinin sağlanması gibi) benimsenmesi;

h) Risk yaratanların ortaya çıkan risklerin mali sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulması (1985 itibariyle Fransa’da olduğu gibi);

VII. Yaya, ulaşım araçlarının entegrasyonu aracılığıyla elde edilebilecek tam ve engelsiz hareket hakkına sahiptir. Yaya özellikle aşağıdakileri bekleme hakkına sahiptir;

a) Engelli-engelsiz tüm yurttaşların gereksinimini karşılayacak ölçüde yaygın ve donanımlı bir toplu taşıma sistemi;

b) Kentsel alanlarda bisiklet yollarının sağlanması;

c) Otopark alanlarının yayaların hareketini ve mimari eserlere erişimini engellemeyecek şekilde düzenlenmesi;

8. Her üye ülke, yaya haklarına ilişkin kapsamlı bilgilerin en uygun kanallar aracılığıyla duyurulmasını ve ilköğretimden itibaren çocukların yaya haklarını öğrenmesini güvence altına almalıdır.

Çeviri: Doç. Dr. İbrahim Alper Arısoy – Nuray Önoğlu, Çevirmen

http_com.ft.imagepublish.prod.s3.amazonaws

Kemeraltı Yayalaştırma Projesi, Eksiklikleri Giderilerek Devam Ettirilmelidir.

BASIN DUYURUSU

Yaya Derneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında 15 Temmuz 2018 tarihinde başlattığı Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ni, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi’nde yazılı olan yaya haklarının gündeme gelmesi ve İzmir’in tarihi kent merkezindeki önemli bir yaya alanının daha da genişleyip iyi hale getirilmesi açısından bir fırsat olarak görüp destekliyor olmakla birlikte; bu projenin, tarafımızca tespit edilen eksikliklerinin tamamlanması, yanlışlıklarının giderilmesi suretiyle daha da geliştirilip eksiksiz bir şekilde devam ettirilmesini talep etmektedir.  

Bu çerçevede,

* Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ne temel olduğu anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” raporunu inceleyip analiz ettikten,

* Uygulama ile ilgili olarak proje alanında ekipler halinde tespit ve gözlemler yaptıktan,

* Kemeraltı esnafı ve onun örgüt temsilcileriyle görüştükten ve

* İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TARKEM yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra,

15 Temmuz 2018 tarihinden bu yana uygulanmakta olan Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’nin önümüzdeki yıllarda da sürdürülüp geliştirilebilmesi için aşağıdaki önerileri, çözüm odaklı yaklaşımımızın bir gereği olarak kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

1. Yapılan uygulamalar gerçek ve tam bir yayalaştırma projesi haline getirilmelidir.

Yapılan uygulamanın tümü, değişik cadde ve sokaklara yerleştirilmiş 24 adet elektronik bariyerin belirli saatlerde açılıp kapanması ile ilgili olup; yaya bölgesi olarak ilan edilen alanda genel tuvaletler, aydınlatma, sağlık, esenlik ve güvenlik açısından yayaları rahatlatacak yeni bir uygulamaya rastlanmamıştır.

Alanı ziyaret edenlerin daha fazla zaman geçirmesini sağlamak için güvenli, konforlu ve temiz bir ortam sunmak gerekir. İnsanlar rahat ve güvenli hissettikleri ortamlarda daha fazla zaman geçirirler. Bu anlamda mevcut yaya bölgesinde yeniden düzenlenmiş, modern, temiz ve engellilerin yararlanabileceği tek bir genel tuvalet dahi bulunmamaktadır. Gerek güvenlik gerekse konforlu bir ortam yaratmak maksadıyla herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Yapılan iş, UKOME tarafından aşağı yukarı 20 yıldır alınmış olan değişik yayalaştırma kararlarının, fiilen yaya bölgesi olarak kullanılan bir alanda gecikmeli bir şekilde uygulamasından öteye gidememiştir.

1

Elektrik kesintisi nedeniyle çalışmayan Birinci Beyler girişindeki elektronik bariyer

2. Uygulamaya konulan proje, yakın çevredeki diğer yaya alanlar ile ilişkilendirilmelidir.

Proje alanının çevresinde yayalaştırılmış birçok bölge olmasına karşın, bu bölgeler Kemeraltı Yaya Alanı ile ilişkilendirilmemiştir. Ziyaretçilerin alana kolaylıkla ulaşabilmeleri için yaya geçişleri ve yaya yolları proje dâhilinde irdelenmeli ve gerekli fiziksel düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Ancak bölgede yer alan yaya alanları dahi otomobillerin işgali altındadır. Bunun en somut örneği, Konak Meydanı ve çevresindeki yaya alanlarının uzunca bir süredir resmi ve özel plakalı araçların işgali altında olmasıdır.

 

9
Yaya bölgesi olmasına karşın otoparka dönüşmüş 926 Sokak

3. Proje uygulamasında taraflar arası ikna, uzlaşma, katılım ve işbirliği süreçlerine önem verilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, proje öncesinde, Kemeraltı esnafı ve onların mesleki örgütleriyle kurumsal ve bireysel ölçekte ikna ve uzlaşmaya dayalı bir katılım sürecini hayata geçirmediği, uygulamaya konulan sistemin oluşumunda esnafın ve onun meslek örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinden yararlanılmadığı belirlenmiş, o nedenle çok sayıda esnafın; özellikle de toptancı esnafın bu uygulamadan şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.

Proje her ne kadar doğru bir adım olsa da, önemli sayıdaki esnafın desteği alınmamıştır. Özellikle bu tür projelerde, uygulamalardan etkilenecek kişilerin desteğini almak, projenin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

3
İzmir Büyükşehir Belediyesi bisikletli zabıtalarının bisikletlerle oluşturduğu bariyer

4. Proje uygulamasında Kemeraltı’nın kendine özgü bölgesel özelliklerinin dikkate alınmalıdır.

Yaya alanının belirlenmesinde, Kemeraltı’ndaki farklı ticari bölgelerin özelliklerinin dikkate alınmadığı; ayrıca, yaya bölgesine mal giriş ve çıkışlarını düzenleyen özel bir lojistik planının hazırlanmadığı ve böylesi bir planın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce halen hazırlanmakta olan Kemeraltı Lojistik Planı ve İzmir Lojistik Ana Planı ile ilişkilendirilmediği belirlenmiştir. Bölgede yer alan lojistik faaliyetler özenle incelenmeli ve bu faaliyetlerin aksamaması için çözüm önerileri geliştirilmelidir.

4
Üçüncü Beyler Sokağın bitiminde araç parkı ile önü kapatılmış elektronik bariyer

5. Proje uygulamasında, proje alanının yakın çevresinde oluşan sorunlar dikkate alınmalıdır.

Yaya alanı dışındaki araç trafiğine açık cadde ve sokaklarda mal indirme ve bindirmek için yeterli park alanları yapılmadığı için hem bariyerlerin önü hem de çoğu cadde ve sokak park eden araçlar nedeniyle tıkanmaktadır. Bu nedenle bu noktalarda denetimler sıklaştırılmalı ve gerekli fiziksel önlemler alınmalıdır.

5
Kestelli Caddesi’ndeki bariyerin önü: Park eden araç ve bekleyen çocuk arabalı anne…

6. Yaya güvenliğini tehdit eden motosikletlerle ilgili gerekli önlemler alınmalıdır.

Yaya bölgesinde dikkate alınmayan ve önlenemeyen motosikletler yaya güvenliğini tehdit etmekte, yürüme konforunu azaltmaktadır. Bu durum bölgede şikâyetlere de konu olmaktadır. Bu nedenle bölgedeki motosikletlerin kullanımı ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

6
Kestelli Caddesi’ndeki elektronik bariyeri üstüne park ederek açan araç…

7. Proje ile ilgili bir kriz planının hazırlanması sağlanmalıdır.

Bariyerlerin tek bir enerji kaynağına bağlı olması nedeniyle elektriğin kesik olduğu gün ve saatlerde bariyerler çalışmamaktadır. Bu ve benzer durumlara hazırlıklı olmak için bölge özelinde bir kriz yönetim planı hazırlanmalıdır.

7
919 Sokak bariyerinin önü…

8. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin proje alanındaki diğer çalışmaları, projenin başarısı açısından dikkate alınmalıdır.

Yine İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi kapsamında yapıldığı söylenen 4,5 kilometrelik kuşaklama hattı inşaatının hem içinde bulunduğumuz günlerde hem de gelecekte bu projeye vereceği olası zararların dikkate alınması, iki proje uygulaması arasındaki ilişkileri esas alan bir uyum programının hazırlanması ve olası zararlarla ilgili olarak ayrı bir risk planının düzenlenmesi gerekmektedir.

                                                          YAYA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

8
921 (Azizler) Sokaktaki elektronik bariyerin önü