Hukuk ve demokrasi adına uyarıyorum, uyarmak istiyorum!

Ali Rıza AVCAN

İzmir Kent Konseyi’nin 16. Seçimli genel kurul tarihi yaklaşıyor….

İzmir Kent Konseyi’nden yapılan duyuruya göre genel kurul, çoğunluğun sağlanması durumunda 29 Şubat 2020 tarihinde, sağlanamaması durumunda da 07 Mart 2020 tarihinde yapılacak….

İzmir Kent Konseyi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından aforoz edilen Çağrı Gruşçu’nun 7 Mart 2018 tarihli istifasından bu yana; yani genel kurulun yapılacağı 7 Mart 2020 tarihine göre hesapladığımızda tamı tamamına 2 yıldır başkanı olmayan bir kent konseyi…

Ayrıca, Kent Konseyi Başkanı Çağrı Gruşçu‘nun istifa ederek ayrıldığı tarihten bu yana dişe dokunur hiçbir proje, etkinlik ya da çalışmanın yapılmadığı, geriye kalan yürütme kurulu üyelerinin kış uykusuna yattığı, bu nedenle, Aziz Kocaoğlu başkanlığındaki İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimini fazlasıyla memnun eden bir kent konseyi…

Yaptığı tek çalışma ise, bir başkana ve engelli meclisine sahip olmadığı süreçte hazırladığı bir yönergeyi 10 Şubat 2019 tarihinde yaptığı genel kurulda kabul etmiş olması…

Hem de İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılmış Kent Konseyi Yönetmeliği ile İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği tarafından verilmiş görüşlere açıkça aykırı olduğubilinen bir yönergeyi, bütün uyarı ve ikazlara rağmen kabul etmiş olması…

 

Başarısızlık

Bu yönerge, çoğu arkadaşımın bildiği şekilde;

2016 yılı içinde İçişleri Bakanlığı’na yaptığım başvuru sonucunda, 05.10.2013 tarihli eski yönergenin iki temel maddesinin Kent Konseyi Yönetmeliği hükümlerine aykırı olduğunun ortaya çıkması sonrasında, Genel Sekreter Yardımcısı Barış Karcı, İzmir Kent Konseyi Başkanı Çağrı Gruşçu ve Kent Konseyi Genel Sekreteri Lütfü Ünal’ın ricası üzerine toplam 8 aylık bir sürede hukuka, mevzuata ve katılımcı demokrasi kurallarına uygun bir şekilde hazırladığım yönerge taslağının yürütme kurulu tarafından kabul görmemesi üzerine, yürütme kurulu üyelerinin kendi çıkarlarına göre dizayn ettikleri kötü bir yönergedir…

Kent Konseyi Yönetmeliği hükümlerine aykırı, demokratik kural ve teamüllere aykırı, sivil toplum anlayışına aykırı bir yönergedir…

Ben bu yönergenin hukuka aykırı olduğunu, yönergenin kabul edildiği 10 Şubat 2019 tarihli Genel Kurul’da kürsüye çıkarak ve örneklerini vererek açık açık söyledim ve bu yönergeye göre bir seçim yapılması durumunda, yapılacak genel kurulun ve seçimlerin iptali için mahkemeye ilk başvuranın ben olacağımı cümle aleme duyurdum…

Şimdi hukuka aykırı bu yönergeye göre bir genel kurul hazırlığı yapılıyor…

Ortaya gerek yürütme kurulu içinden, gerekse dışından değişik adaylar çıkıyor…

Öte yandan da sözünü ettiğim bu hukuk dışı yönerge hükümlerine göre bazı kurumlara sen genel kurula katılabilirsin, bazılarına da katılamazsın denilen bir süreç işletiliyor… Özellikle dernekler arasında ayrımlar yapılarak Kent Konseyi Yönetmeliği’ne aykırı kararlar alınıp işlemler yapılıyor… Yürütme Kurulu’nun ve sekretaryanın bu konuda hiçbir yetkisi olmadığı halde, derneklerden yeni yeni belgeler isteniyor, bazı adayların kazanmasını temin amacıyla bazı ilçelerden derneklerin genel kurul üyeliği kabul edilmiyor…

Kısacası hem seçilmiş yürütme kurulu üyeleri hem de memur statüsündeki kamu görevlileri görev, yetki ve sorumluluklarını aşarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin denetim ve gözetiminde istedikleri gibi yeni bir kent konseyinin tasarımı için ele ele vererek çalışıyorlar, çaba gösteriyorlar….

O nedenle, bu görevlileri hukuk ve demokrasi adına uyarıyorum, uyarmak istiyorum…

İzmir Kent Konseyi’nin varlığını korumaması, gelişip güçlenmesi, İzmir Kent Konseyi’nde herhangi bir kayyum uygulamasına yol açılmaması, yapılacak genel kurulun ve seçimlerin aynen Çanakkale ve Kadıköy kent konseylerinde olduğu gibi mahkeme tarafından iptal edilmemesi, böylelikle İzmir’in sivil toplum yaşamında ve demokratik geleneklerinde büyük bir boşluğun oluşmaması için açık ve kesin bir şekilde uyarıyorum, uyarmak istiyorum…

izmir-kent-2

Lütfen hukuka, mevzuata ve katılımcı demokrasiye aykırı bir şekilde hazırladığınız yönergeye dayanarak yaptığınız kanunsuz, usulsüz ve yasa dışı işlemlerden elinizi çekiniz ve İzmir Kent Konseyi seçimlerinin doğru, sağlıklı, etkin ve hukuki bir yönerge çerçevesinde yapılmasını sağlayınız….

Hukuk ve demokrasi adına uyarıyorum, uyarmak istiyorum….

Kağıt üstünde kalan acil toplanma alanları…

Ali Rıza Avcan

Son günlerde arka arkaya gelen büyük depremler, sağlıklı yerleşme ve yapılaşma çalışmalarıyla deprem sonrası arama, kurtarma, yeme içme ve barınma sorunlarının nasıl yönetileceği konularını gündeme getirdi. Depreme hazırlık bağlamında binaların depreme dayanıklılığı, deprem öncesi yapılan eğitimlerin etkinliği, ilk yardım ve kurtarma faaliyetlerinin nasıl örgütleneceği ve yeterlilik düzeyi, 1999 yılından bu yana deprem için toplanan vergilerin nerelerde hangi işler için kullanıldığı son günlerin en güncel, en tartışılır konuları haline geldi.

Depremlerin hem öncesinde hem de sonrasında devamlı tartışılan konulardan bir diğeri de afetler sonrası halkın toplanacağı alanların sayı, büyüklük, kapasite ve nitelik yönünden yeterli olup olmadığı, acil toplanma alanı olarak belirlenen bu alanların yeni yapılaşma ya da fonksiyon değişimleri nedeniyle varlıklarını koruyup korumadığı konusu idi. Kamuoyunda yapılan tartışmalarda 1999 sonrasında belirlenen birçok acil toplanma alanına yeni yeni AVM’lerin yapılması, birçok kamusal alanın yapılaşmaya açılması nedeniyle metropollerde mevcut nüfusu karşılayacak acil toplanma alanlarının kalmadığı, bu alanların her geçen gün sayı ve büyüklük olarak azaldığı ifade ediliyordu.

Nitekim 2020 yılında gerçekleşen Manisa/Salihli ve Malatya/Elazığ depremleri öncesinde yaptığımız tespitlere göre, AFAD – Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından hazırlanan 2015 tarihli İzmir Afet Müdahale Planı‘na (İZAMP) göre 2018 yılı itibariyle 106.298 nüfusa sahip Kemalpaşa’nın 49 mahallesinden sadece ilçe merkezindeki 2 mahalle (Sekiz Eylül ve Mehmet Akif Ersoy) için 18 adet, 499.325 toplam nüfusa sahip Buca’da ise toplam 339.924 kişi için 26 adet acil toplanma alanının belirlenmiş olması örnektir.

Sanırım en son gerçekleşen Manisa/Akhisar ve Elazığ/Malatya depremlerinin neden olduğu olumlu gelişmelerden biri de, İzmir kent merkezi ile ilçelerindeki acil toplanma alanlarının yeniden gözden geçirilerek sayı, büyüklük ve kapasite ölçeğinde mevcut nüfusa cevap verir hale getirilmesidir.  

İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün 28 Ocak 2020 tarihli linkindeki (https://izmir.afad.gov.tr/izmir-toplanma-alanlari) bilgilere göre İzmir’deki acil toplanma alanlarının bulunduğu ilçelere göre dağılımı, büyüklükleri ve kişi başına 2,5 metrekare alan hesabıyla yapılan barındırma kapasiteleri aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir:

İzmir Toplanma Alanları 27.01.2020

İzmir İl Afet ve Acil Yönetim Müdürlüğü’nün verdiği yeni bilgilere göre düzenlenen bu listeye göre bazı ilçelerde adeta gereğinden fazla acil toplanma alanı oluşturulmuş, Balçova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Karabağlar, Konak ve Menderes gibi merkezdeki  büyük ilçelerde ise mevcut nüfusu barındıracak acil toplanma alanı oluşturmak mümkün olmamıştır.

2020 yılı başı itibariyle oluşturulan toplam 1.644 adet acil toplanma alanı ile ilgili ayrıntılara girildiğinde ise;

1. İlçelerin 2018 yılı nüfuslarına göre Balçova’da 29.242 kişi, Buca’da 13.909 kişi, Çiğli’de 27.667 kişi,  Gaziemir’de 200 kişi, Karabağlar’da 264.764 kişi, Konak’da 82.299 kişi, Menderes’te 37.453 kişi olmak üzere; toplam 412.383 kişi için acil toplanma alanı bulunmadığı; bu farkın 2020 yılı nüfus verileri dikkate alındığında daha da büyüdüğü belirlenmiştir.

2. Bazı ilçelerde büyük nüfusu belirlenen alanlara bölüştürmek amacıyla bazı acil toplanma alanlarının barındıracağı nüfus konusunda abartılı davranılmıştır.

Böylelikle, örneğin Bornova’da Ege Üniversitesi Lojmanlarının bulunduğu alandan 155.032 kişinin, Buca’da Şirinyer Hipodromu’ndan 152.477 kişinin, Hasanağa Bahçesi’nden 46.824 kişinin, Bayraklı’da 281.137 m²’lik bir yeşil alandan 112.455 kişinin, yine Bornova’da Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’ndan 80.000 kişinin, Karşıyaka’da Mavişehir İzban İstasyonu civarından 32.000, Bostanlı Pazar Yeri’nden 28.000, Beşikçioğlu Camii çevresinden 16.800 kişinin, Torbalı Pamukyazı’da spor tesislerinin bulunduğu alandan 55.300 kişinin yararlanacağı iddia edilebilmiştir.

Kamuya ya da özel mülkiyete ait herhangi bir alanın büyüklüğünü, kişi başına düşen 2,5 metrekarelik kullanım alanına bölerek bulunan bu sayılar, tabii ki hesaplamayı yapanların bu kadar fazla sayıdaki insanın bu alana nasıl geleceği, ya da getirileceği, burada nasıl yaşayacağı, afete uğrayan evlerine nasıl gidip gelebileceği gibi insani ve pratik kaygıları dikkate almadan ortaya konulan rakamlardır.  Kendilerine göre bu kadar fazla sayıdaki afetzedenin mevcut alanlar arasındaki dağılımı yapılmış; hatta ihtiyaçtan fazla toplanma alanı yaratılmış olabilir; ama, bu insanların afetin devam ettiği süreçte bu alanlara nasıl gidip  geleceği, buralarda nasıl yaşayacağı, bu alanlardaki yaşamın nasıl devam edeceği açıkçası hiç düşünülmemiştir.

3. Acil toplanma alanlarının belirlenmesinde; özellikle de Karşıyaka, Bayraklı gibi ilçelerdeki alanların belirlenmesinde alanın zemin yapısının dikkate alınmadığı görülmektedir. Özellikle de dolgu alanı olduğu için herhangi bir depremde sıvılaşıp denize karışabilecek alanlarla denizin yükselmesi ya da olası bir Tsunami dalgasının etkileyebileceği, denizin kıyıdan içeri girip basabileceği bölgelerde acil toplanma alanlarının oluşturulması ne ölçüde doğru, ne ölçüde isabetlidir?

Her biri dolgu alanı olan Beşikçioğlu Camii ve çevresine, Bostanlı Pazar Yeri’ne ya da Mavişehir yerleşiminin tümüne yerleştirilen binlerce afetzedenin böylesi risklerle karşılaştığında ne yapabilecekleri nedense kimsenin aklına gelmemiştir?

4. Ayrıca İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü tarafından belirlenen bu alanların, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Manisa-İzmir İlleri Çevre Durum Raporu da dahil olmak üzere belediyelerce hazırlanan hiçbir imar planına toplanma alanı olarak işlenmediği, tapu kayıtlarına oranın toplanma alanı olduğuna ilişkin bir kaydın işlenmediği; bu nedenle, bu alanların herhangi bir yeni yapılaşma, özelleştirme gibi kararla kolayca ortadan kaldırılabileceği de bilinmelidir. 

5. Acil toplanma alanlarının kamu mülkiyetinde olması gerektiği halde; Bergama’da 1 adet vakıf arazisinin, Bornova’da bir şahsın Maliye Hazinesi ile ortak malik olduğu alanın, Çiğli’de 2 ayrı kişinin özel mülkiyetindeki 2 ayrı alanın, Gaziemir’de 4 ayrı kişinin özel mülkiyetindeki 4 ayrı alanın, Konak’da bir kişinin kamu ile birlikte ortak olduğu alanın, Menemen’de 10 ayrı kişinin Menemen Belediyesi ile birlikte ortak olduğu 10 ayrı alanın, 3 ayrı kişinin özel mülkiyetinde olan 3 ayrı alanın ve Narlıdere’de bir kişinin kamu ile birlikte ortak olduğu bir alanın toplanma alanı olarak belirlendiği görülmüştür. 

Oysa acil toplanma alanları, afet sırasında ve sonrasında insanların ivedilikle ulaşması gereken, afet riski taşımayan güvenli alanlardır. Afetzedelerin bilgilendirildiği, yardım ekipleri ile koordinasyonun sağlandığı, kurulacak geçici barınma alanlarına yönlendirildikleri merkezlerdir. Acil toplanma alanlarının belirlenmesinde beş faktörün (ulaşılabilirlik, yol aksları ve bağlantı, kullanılabilirlik, mülkiyet ve alansal büyüklükler) dikkate alınması gerekir. 

Ulaşılabilirlik: Yapı adalarından toplanma alanlarına gidiş mesafesi olarak her bireyin kolaylıkla erişebileceği maksimum yürüme mesafesi 500 m/15 dakika ve daha az olmalıdır.

Yol Aksları ile Bağlantı: Toplanma alanlarının ana arterlerle bağlantılarının kurulup (kapanma riski olan yollar da hesaba katılarak) diğer toplanma alanları ile süreklilikleri sağlanmalıdır.

Kullanılabilirlik ve Çok Fonksiyonluluk: Mevcut aktif yeşil alanlardan çocuk oyun alanları, spor alanları, cep parkları, mahalle parkları, küçük parklar ve semt parkları; pasif yeşil alanlar, halı sahalar; bina bahçeleri, okul bahçeleri, cami ve hastane bahçeleri; boş alanlar ve açık otoparklar toplanma alanları olarak önerilebilir. Alan 500 m²’den daha küçük olmamalıdır.

Mülkiyet: Kamuya ait araziler öncelikli olarak tercih edilmelidir. Boş alanlar ve açık otoparkların özel (şahıs) mülkiyetinde olanları, ulaşılabilirlik, kullanılabilirlik, yol aksları ve diğer toplanma alanları ile birlikte oluşturduğu süreklilik ve alansal büyüklüğü dikkate alınarak tercih edilebilir. Tüm mahallelerde bulunan kamu okulları, camiler gibi yapılar da sismik olarak yeterli durumda ise toplanma alanı olarak kullanılabilir.

Alansal Büyüklükler: Bir kişi başına belirlenecek alanın miktarı Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından brüt 1,5 m²/kişi olarak belirlenmiş olup İzmir Afet Müdahale Planı (İZAMP) ve Türkiye Afet Müdahale Planı-İzmir (TAMP) bu rakamın üstüne çıkarak hesaplamalarını 2,5 m²/kişi üzerinden yapmıştır. (1)

5d8d90335542870578e6b437

Bütün bu bilgiler çerçevesinde, İzmir Afet Müdahale Planı (İZAMP) ve Türkiye Afet Müdahale Planı-İzmir (TAMP) çerçevesinde tanımlanan İzmir ili acil toplanma alanlarının, belirtilen sakınca, eksiklik ve yanlışlıkların dikkate alınması, gerektiğinde o alanlardaki afet sonrası yaşamın tüm risklerin dikkate alınacağı bir modelleme çerçevesinde tasarlanarak yeniden belirlenmesi uygun olacaktır. 


(1) Çınar, A.K., Akgün, Y., Maral, H. (2018) “Afet Sonrası Acil Toplanma ve Geçici Barınma Alanlarının Planlanmasındaki Faktörlerin İncelenmesi: İzmir-Karşıyaka Örneği”, Planlama Dergisi, 2018: 28(2): 179-200.

 

  

Protokoller ve şeffaflık…

Ali Rıza Avcan

Pacta sunt servanda(Anlaşmalar her zaman gözlemlenmelidir)

Protokol‘ sözcüğünün Türkçe Sözlük’teki karşılığı iki ayrı anlamı ifade ediyor.

İlk anlamı “kimi törenlerde ve durumlarda uyulması gereken kuralların genel adı” olarak tanımlanıyor.

İkinci anlamı ise, “resmi bir toplantı, oturum, soruşturma ve benzeri sonunda iki yanca imzalanan, ilerde yapılacak bir anlaşmaya, sözleşmeye dayanak olacak belge” olarak tanımlanıyor.

Biz bugün burada bu sözcüğün birinci anlamı ile değil, ikinci anlamı üzerinde duracağız: İki ya da daha fazla taraf arasında önceden belirlenen ilke ve yöntemler boyutunda yapılan anlaşmalar üzerinde duracağız. Özellikle İzmir’de son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı meslek odaları arasında imzalanan protokol üzerinde duracağız.

Bilindiği gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi hem Anayasa, hem de 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile 5393 sayılı Belediye Kanunu hükümlerine göre bir kamu kurumudur.

Aynı şekilde Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği de kendisinin oluşumunu sağlayan 6235 sayılı Türk ve Mühendis Odaları Birliği Kanunu’nun 1. maddesine göre “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu“dur.

Ele aldığımız protokol, 21 Ekim 2019 tarihli protokolün 3. maddesinde de belirtildiği gibi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 13 ve 75. maddeleri ile 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 2. maddesinin (c) maddesi hükümlerine dayanılarak düzenlenmiştir.

Protokolün yasal dayanağını oluşturan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Hemşeri Hukuku‘ ile ilgili 13. maddesinde, “Belediye, hemşehriler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel değerlerin korunması konusunda gerekli çalışmaları yapar. Bu çalışmalarda üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, sivil toplum kuruluşları ve uzman kişilerin katılımını sağlayacak önlemler alınır.“,

Ayrıca, aynı kanunun ‘Diğer Kurumlarla İlişkiler‘ başlığını taşıyan 75. maddesinin (c) fıkrasında, “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir.” 

Hükümleri yer aldığına göre yarın öbür gün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ya da diğer belediyelerin ticaret, sanayi ve esnaf odalarıyla, Mülkiyeliler Birliği gibi kamu yararına çalışan derneklerle ve vergi muafiyeti tanınmış vakıflarla protokol imzalaması da mümkün görülmektedir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, kamu yararına çalışan derneklerin, vergi muafiyeti tanınmış vakıfların kendi görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konularda belediyelerle protokol imzalayıp işbirliği içinde çalışmaları oldukça yararlı ve doğru bir girişim olmakla birlikte; merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayet denetiminin azaltılabilmesi amacıyla izin verilenlerin dışında kalan diğer dernek ve vakıflarla işbirliği yapma konusunda valilere tanınan yetkinin kaldırılarak, bu konudaki tüm yetkinin belediyelere verilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, 31 Mart 2019 tarihli yerel seçimler öncesinde Seferihisar Belediyesi’nin Uluslararası Şeffaflık Derneği’nden aldığı Şeffaf Belediyecilik Ödülü‘ne esas olan denetim raporunun, dernekle belediye arasında imzalanan protokolün ‘gizlilik ilkesi‘ nedeniyle (!!!) belediye başkanının onayı olmadan kamuoyuna açıklanmadığını hatırladığımız için; 

izmir-tmmob-2Başkanı ve meclis üyeleri halkın oyuyla seçilen belediyelerle ilgili her türlü işbirliği çalışmasının  halkın bilgi alma hakkı çerçevesinde şeffaf bir şekilde yapılması; hem düzenlenen işbirliği protokollerinin hem de bu protokoller çerçevesinde alınan her görüşme ve kararın; ayrıca, bu kararlar çerçevesinde hayata geçen her uygulamanın Aziz Kocaoğlu dönemindeki İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) uygulamasında olduğu gibi kapalı kapılar ardında değil, kamuoyunun gözü önünde şeffaf bir şekilde; özellikle de belediye meclislerinden onay alınması ya da bilgi verilmesi suretiyle yapılması uygun ve doğru olacaktır.

İzmir’in şirketleri… (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin bu bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin % 10 ile % 100 oranı arasında değişen hisselerle ortak olduğu dokuz faal şirketiyle bilgileri bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmayan 2 “sorunlu” şirketi hakkındaki bilgileri paylaşmaya devam ediyoruz.

Böylelikle, İzmir Valisi ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının da içinde bulunduğu “seçkin” olduğu ya da “işini bildiği” söylenen toplam 167 kişinin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, üyesi ya da genel müdür olarak görev yaptığı bu şirketler hakkındaki bilgileri paylaşmaya devam edelim. 

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ EGE ŞEHİR PLANLAMASI ENERJİ VE TEKNOLOJİK İŞBİRLİĞİ MERKEZİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 31.618.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mehmet Şakir Başak

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Eser Atak

Genel Müdür: Ekrem Tükenmez

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Orhunbilge

Yönetim Kurulu Üyesi: Candan Dipli

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemile Bektaş

Yönetim Kurulu Başkanı: Erdal Çapan

Yönetim Kurulu Üyesi: Ergüven Pasin

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Hıdır Uludağ

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Keskin

Yönetim Kurulu Üyesi: Şule Kök Yıldırım

Yönetim Kurulu Üyesi: Ertuğrul Tugay

Ege Şehir Planlama Logo

İZFAŞ İZMİR FUARCILIK HİZMETLERİ KÜLTÜR VE SANAT İŞLERİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 207.509.360.-TL.

Sermaye Payı: % 99,96

Yönetim Kurulu Başkanı: Mustafa Tunç Soyer

Genel Müdür: Canan Karaosmanoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Pınar Meriç

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşen Kalpalı

Yönetim Kurulu Üyesi: Sezer Hakan Alpsoykan

Yönetim Kurulu Üyesi: Mahmut Özgener (İzmir Ticaret Odası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Ender Yorgancılar (Ege Bölgesi Sanayi Odası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Işınsu Kestelli (İzmir Ticaret Borsası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Abdurrahman Suphi Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Behiye Fügen Selvitopu

Yönetim Kurulu Üyesi: Canan Mut

Yönetim Kurulu Üyesi: Jak Eskinazi

Yönetim Kurulu Üyesi: Barış Karcı

İZFAş Logo

İZBELCOM İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUNMASI İYİLEŞTİRİLMESİ MÜŞAVİRLİK VE PROJE HİZMETLERİ TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 61.250.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Erdal İzgi

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Mustafa Suphi Şahin

Genel Müdür: Ahmet Ersagun Yücel

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Güven Ağar

Yönetim Kurulu Üyesi: Erhan Bey

Yönetim Kurulu Üyesi: Lütfü Ünal

Yönetim Kurulu Üyesi: Tufan Eker

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Öztürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdar Yücel

Yönetim Kurulu Üyesi: Murat Varlıorpak

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemal Mete

Yönetim Kurulu Üyesi: Kadir Efe Oruç

Yönetim Kurulu Üyesi: Özkan Dönmez

İZBELCOM Logo

İZENERJİ İNSAN KAYNAKLARI TEMİZLİK BAKIM ONARIM ENERJİ GÜVENLİK HİZMETLERİ İLAÇLAMA VE TURİZM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 237.150.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Ardahan Totuk

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Gülay Demircioğlu

Genel Müdür: Ali Celal Ergin

Yönetim Kurulu Üyesi: Alp Ulusoy

Yönetim Kurulu Üyesi: Yusuf İncili

Yönetim Kurulu Üyesi: Filiz Yıldız

Yönetim Kurulu Üyesi: Haluk Karabulut

Yönetim Kurulu Üyesi: Kader Sertpoyraz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Kardaş

Yönetim Kurulu Üyesi: Figen Seyis

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşe Arzu Özçelik

İzenerji Logo

İZBAN – İZMİR BANLİYÖ TAŞIMACILIĞI TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 1.155.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 50

Yönetim Kurulu Başkanı: Buğra Gökçe

Başkan Yardımcısı: Ahmet Selçuk Sert

Murahhas Üye: Hacer Eke

Murahhas Üye: Güler Sağıt

Murahhas Üye: Sönmez Alev

Murahhas Üye: Mehmet Oğuz Ergenekon

Murahhas Üye: Mehmet Seçkin Mutlu

Murahhas Üye: Selim Koçbay

İZBAN Logo

İZMİRGAZ – İZMİR DOĞALGAZ DAĞITIM ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 58.677.900.-TL.

Sermaye Payı: % 10

Yönetim Kurulu Başkanı: Naci Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Hilmi Özen

Yönetim Kurulu Üyesi: Veysi Akın Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Demir Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Timur Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Arif Aktürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Anıl Koloğlu

İzmirgaz Logo

TARKEM – TARİHİ KEMERALTI İNŞAAT YATIRIM İNŞAAT  ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 25.000.000.-TL

Sermaye Payı: % 30 (?)

Yönetim Kurulu Başkanı: Samim Sivri

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Murat Demirer

Genel Müdür: Sergenç İneler

Yönetim Kurulu Üyesi: Uğur Yüce

Yönetim Kurulu Üyesi: Hasan Eke

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Muzaffer Tunçağ

Yönetim Kurulu Üyesi: Bekir Pakdemirli

Yönetim Kurulu Üyesi: Temel Aycan Şen

Yönetim Kurulu Üyesi: Moris Bencuya

Yönetim Kurulu Üyesi: Nesim Bencuya

Yönetim Kurulu Üyesi: Deniz Barçın

Yönetim Kurulu Üyesi: Şefika Günseli Ünlütürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdar Dağıstan

Yönetim Kurulu Üyesi: Perihan İnci

Yönetim Kurulu Üyesi: İlknur Denizli

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Salih Özen

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşegül Kurtel

TARKEM Logo

İZMİR JEOTERMAL ENERJİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 43.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 50

Yönetim Kurulu Başkanı: Erol Ayyıldız (İzmir Valisi)

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Mustafa Tunç Soyer

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemil Özgür Öneği

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Engin (Narlıdere Belediye Başkanı)

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Çalkaya (Balçova Belediye Başkanı)

Yönetim Kurulu Üyesi: Adil Kırgöz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Ensarioğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ömer Albayrak

Yönetim Kurulu Üyesi: Orhan Demirağlar

İzmir Jeotermal Logo

TETUSA ÖZEL SAĞLIK HİZMETLERİ TERMAL TURİZM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 50.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 40

Yönetim Kurulu Başkanı: Veysi Öncel

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Muhittin Dalgıç

Yönetim Kurulu Üyesi: Uğur Yüce

Yönetim Kurulu Üyesi: Abdurrahman Suphi Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Barış Karcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Yıldız Devran

Yönetim Kurulu Üyesi: İsmail Öz

Yönetim Kurulu Üyesi: Osman Rakip Köfüncü

Tetusa Logo

AKIBETİ BELLİ OLMAYAN BELEDİYE ŞİRKETLERİ

1) İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK ANONİM ŞİRKETİ

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura döneminde (Ekim 1987), Hilton İzmir Oteli’nin bulunduğu yerdeki 7.200 metrekarelik belediye arsası karşılığında % 23,84 oranında ortak olunan şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde kayıtlı en son işlemi 26.09.2000 tarihlidir. 

Bugün itibariyle Ata Holding’in büyük ortak olduğu şirketin sermayesi 82.846.400.-TL. olup bu şirkete verilen arsaya inşa edilen Hilton İzmir Oteli’nden bugüne kadar hiçbir kazanç temin edilmemiştir. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin her yıl düzenlediği faaliyet raporlarında adı geçen bu şirkete verilen değerli arsanın karşılığı bugüne kadar alınmadığı için bu sorunun bir an önce İzmir halkı adına çözümlenmesi, oluşan kamu zararının sorunu bugüne kadar çözmeyen belediye yöneticilerine tazmin ettirilmesi gerekmektedir.

2) BAY-SAN ANONİM ŞİRKETİ

Adını ilk kez geçtiğimiz ay içinde, bu şirketin yönetim kurulu başkanlığına Buğra Gökçe’nin, genel müdürlüğüne de Cengiz Türksoy’un atandığını bildiren belediye duyurusu ile öğrendiğimiz şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’ndeki en son kaydının 4 Haziran 2002 tarihli olduğu, o tarihten bu yana (en azından şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlanarak devredildiğine dair bir ilamın) hiçbir işlemin bulunmadığı görülmektedir.

Sermayesi, ortaklık yapısı, yönetim kurulu üyeleri bilinmeyen bu şirketin Aziz Kocaoğlu’nun son günlerinde belediyeye armağan edilen “kötü bir hediye” olduğu anlaşılmaktadır.

bankrupt

İzmir’in şirketleri… (1)

Ali Rıza Avcan

Bugün burada, zaman zaman ortaya çıkan ihtiyaç ya da talep üzerine, hem ilgili şirketlerin İnternet sayfalarındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümlerine, hem de Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına bakarak edindiğim, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili bazı bilgileri paylaşacağım…

Böylelikle, birçok İzmirlinin İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili olarak merak ettiği doğru ve güncel bilgileri paylaşacağım.

Ancak baştan söylemek gerekir ki, bu bilgiler sadece şirketlerin sermaye miktarlarıyla ortaklık yapılarını; ayrıca şirket yönetim kurullarında kimlerin yer aldığını ve genel müdürlerinin kim olduğu ile sınırlı kalıyor.

Bir şirketin mali performansını kapsayan bilanço, kar-zarar cetvelleri ve çalıştırdıkları personel sayısı gibi temel ve önemli bilgileri öğrenmek ise şimdilik mümkün değil… Bu konu ile ilgili mevzuat, bu tür bilgilerin ilgili şirketin İnternet sayfasında yayınlanmasını zorunlu kıldığı halde; bu bilgiler şirketlerin İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bulunmuyor…

Bulamadığımız bu bilgileri, HİM ya da CİMER eliyle öğrenmeye kalktığımızda ise, “biz Bilgi Edinme Kanunu kapsamına girmiyoruz” ya da “bu bilgiler ticari sır kapsamına girmektedir” gerekçesiyle reddediliyoruz…

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ile ilgili elimizdeki güncel bilgileri paylaşmaya…

İZBETON – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BETON ASFALT ENERJİ ÜRETİM DAĞITIM TESİSLERİ, SU, KANALİZASYON TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 486.550.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mustafa Tunç Soyer

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Barış Karcı

Genel Müdür: Heval Savaş Kaya

Yönetim Kurulu Üyesi: Belma Özeş

Yönetim Kurulu Üyesi: Erdal Kukul

Yönetim Kurulu Üyesi: Fazıl Ölçer

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Özsel

Yönetim Kurulu Üyesi: İrfan Erol

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdal Selçuk Savcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Sevcan Tınaztepe

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Levent Sınmaz

İzbeton Logo

GRANDPLAZA – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ GRANDPLAZA GIDA OTELCİLİK VE TURİZM İŞLETMELERİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 79.458.415.-TL

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Özcan Işıklar

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Buğra Gökçe

Genel Müdür: Hasan İkat

Yönetim Kurulu Üyesi: Ahmet Hamdi Türkmen

Yönetim Kurulu Üyesi: Çiğdem Aşıcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Aydın Korkmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Yıldız Devran

Yönetim Kurulu Üyesi: Hülya Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Sayar

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Tahtasız

Yönetim Kurulu Üyesi: Güzin Özbaş

Yönetim Kurulu Üyesi: Gözde Dilikan Parçalı

Grandplaza

ÜNİBEL ÖZEL EĞİTİM BİLGİ TEKNOLOJİLERİ KÜLTÜR TANITIM VE YAYINCILIK SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 8.000.000.- TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Nilüfer Çınarlı Mutlu

Başkan Vekili: Onur Demirci

Genel Müdür: Nihal Ağca

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Aytuğ Balcıoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Muhsin Kurt

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Mesutgil

Yönetim Kurulu Üyesi: Tamer Nurgöz

Yönetim Kurulu Üyesi: Fitnat Perihan Utan

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Ceyhun Minareci

Yönetim Kurulu Üyesi: Hülya Oker

Yönetim Kurulu Üyesi: Sertan Ertuğrul

 

Ünibel Logo

İZELMAN GENEL HİZMET OTOPARK ÖZEL EĞİTİM İTFAİYE VE SAĞLIK HİZMETLERİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 643.000.000.- TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Adnan Akyarlı

Genel Müdür: Burak Alp Ersen

Yönetim Kurulu Üyesi: Alpay Çakarcan

Yönetim Kurulu Üyesi: Bilgihan Akpak

Yönetim Kurulu Üyesi: Cahit Kurtulan

Yönetim Kurulu Üyesi: Levent İşler

Yönetim Kurulu Üyesi: Koray Velibeyoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Muhittin Cumhur Şener

Yönetim Kurulu Üyesi: Vahyettin Akyol

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Ötücü

Yönetim Kurulu Üyesi: Zeliha Demirel

Yönetim Kurulu Üyesi: Tayfun İlhan

Yönetim Kurulu Üyesi: Özgür Ozan Yılmaz

İzelman Logo

İZULAŞ – İZMİR ULAŞIM HİZMETLERİ VE MAKİNA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 752.500.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Erhan Bey

Genel Müdür: Arda Şekercioğlu

Murahhas Üye: Ahmet Ali Uslu

Murahhas Üye: Ahsen Düşenkalkan

Murahhas Üye: Ayşen Kalpalı

Murahhas Üye: Turgay Akkaya

Murahhas Üye: Pınar Meriç

Murahhas Üye: Tülay Yılmaz

Murahhas Üye: Mustafa Kubilay Yıldırım

Murahhas Üye: Ahmet Gürbüz

Murahhas Üye: Melek Ünlü

Murahhas Üye: Semih Kök

İZULAŞ Logo

İZDENİZ – İZMİR DENİZ İŞLETMECİLİĞİ NAKLİYE TURİZM VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 124.250.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Turgay Bozoğlu

Genel Müdür: İlyas Murtezaoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Sezer Hakan Alpsoykan

Yönetim Kurulu Üyesi: İlyas Murtezaoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ümit Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Aysel Özkan

Yönetim Kurulu Üyesi: Kadir Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Faruk İşgenç

Yönetim Kurulu Üyesi: Şemi Albat

Yönetim Kurulu Üyesi: Saffet Özdemir

Yönetim Kurulu Üyesi: Utku Arslan

Yönetim Kurulu Üyesi: Yusuf Değerli

İZDENİZ Logo.png

İZMİR METRO – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ METRO İŞLETMECİLİĞİ TAŞIMACILIK İNŞAAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 8.000.000.- TL.

Ortaklık Yapısı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mehmet Ufuk Tutan

Genel Müdür: Sönmez Alev

Yönetim Kurulu Üyesi: Adnan Çelikkal

Yönetim Kurulu Üyesi: Buğra Gökçe

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Serdar Pedükcoşkun

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemal Yıldız

Yönetim Kurulu Üyesi: Raif Canbek

Yönetim Kurulu Üyesi: Sönmez Alev

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Baran

Yönetim Kurulu Üyesi: Mert Yaygel

Yönetim Kurulu Üyesi: Özlem Özdemir Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Funda Erkal Öztürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Erkan Arsu

İzmir Metro Logo


Devam Edecek…

Samimiyet testi…

Ali Rıza Avcan

Arkeoloji dünyasının ünlü isimlerinden Ekrem Akurgal’ın “uygarlıkların beşiği” olarak tanımladığı İzmir’de, hem kentin hem de ülkenin sanat ve kültür dünyasına yön veren Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin 1990’lı yılların sonunda Narlıdere’de yapılan binaları, bağlı olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün isteği üzerine düzenlenen bir raporla depreme dayanıksız yapı olarak ilan ediliyor ve bu yapılarda eğitim gören binlerce öğrenciyle akademisyenin acil olarak Tınaztepe yerleşkesinde rektörlük için yapılan binaya taşınması isteniyor.

GSF 001

Öğrenciler ve akademisyenler haliyle bu haksız, hukuksuz ve yersiz talebe karşı çıkıyorlar ve kendilerine destek olması için kentin belediye başkanından yardım istiyorlar…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Konak’taki ana hizmet binasının, depreme dayanıklı olmadığı bilindiği halde; bu kentin belediye başkanı, bu bina içinde çalışan meclis üyesiyle binlerce çalışanın ve ziyaretçinin her an büyük bir tehlike içinde olduğunu unutarak, görüştüğü öğrencilere yardımcı olacağını ifade ediyor ve depreme dayanıksız olduğu söylenen binaları yıkarak yeniden yapacağı sözünü veriyor.

Binaların yapılacağı süre içinde eğitimin kesilmemesi için de görüştüğü öğrencilere Kültürpark’taki hangarları adres olarak gösteriyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü de, soruna taraf olan milletvekillerinin ve örgütlerin ısrarlı taleplerine karşın, Güzel Sanatlar Fakültesi binalarının depreme dayanaksız olduğunu gösteren raporu kimseyle paylaşmıyor ve paylaşmaktan titizlikle kaçınıyor…

Rektörlüğün bu çabasını onun açısından anlamak mümkün…

Çünkü, mahkemelerin bile her bilirkişi raporunu kabul etmediği bir ortamda, rektörlük, tüm sorunun odak noktası olan düzmece raporun tartışmaya açılmasını istemiyor olabilir…

Hepimiz biliyoruz ki, başından paçasına kadar siyasete bulaşmış YÖK üniversiteleri uzunca bir zamandır iktidarın, gücü elinde tutanların istediği şekilde rapor veren, görüş belirten yerler haline dönüştüler… 

O nedenle, çoğu kez üniversitelerin, o üniversitelerde çalışan akademisyenlerin emir üzre verdikleri raporlara, görüşlere inanmıyor, güvenmiyor, onları ciddiye almıyoruz… Aynen, toplumun ülkemizdeki adalet sistemine % 38 düzeyinde inanması gibi…

Ne yazık ki, artık hem adalet hem eğitim sistemimiz bu ülkede yaşayanlar için güvenilir değil…

GSF 002

Peki, bu durumda, kendi binasının bile depreme dayanıksız olduğunu bilen İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da Narlıdere Belediyesi, daha önce inşaat ve kullanma izni verdiği (tabii ki söz konusu binaların ruhsatsız olduğunu ihtimalini de dikkate alarak) bu binalar için herkesin güvenebileceği ikinci bir raporu niye hazırlamıyor ve kamuoyu ile paylaşmıyor?

Çünkü, yani İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da Narlıdere Belediyesi 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesine göre (26. maddedeki istisna hükümleri dikkate alınarak) inşaatın başlamasından önce, söz konusu binaların devlet üniversitesine (kamu kurumuna) ait olması nedeniyle  avan proje onayı, aynı yasanın 30. maddesine göre de inşaatın bitiminde o binanın içine öğrenci ve akademisyenlerin girip eğitimin başlatılabilmesi için inşaatın projesine uygun yapılıp yapılmadığını denetleyerek yapı kullanma izni dediğimiz ruhsatı vermesi gerekiyor.

Ayrıca, yine aynı kanunun “Yıkılacak Derecede Tehlikeli Yapılar” başlığını taşıyan 39. maddesinin 7181 sayılı Yasa ile değişik hükmü, bina sahibinin ya da belediyenin o binanın yıkılacak derecede tehlikeli olduğunu düşünmesi durumunda neler yapılacağını şu şekilde düzenlemiş durumda:

Genel güvenlik ve asayiş bakımından tehlike arz ettiği valilikçe tespit edilen metruk yapılar ile bir kısmı veya tamamının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen yapıların sahiplerinin adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki adreslerine tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya valilikçe üç gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibine bu şekilde tebligat yapılamaması hâlinde bu durum tebligat yapan idarenin internet sayfasında 30 gün süre ile ilan edilir ve tebligat varakası tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla birlikte bir zabıtla tespit edilir. Malik dışında binada ikamet amacıyla oturanlara da ayrıca tahliye için tebligat yapılır.

Tebligatı veya ilanı müteakip 30 günü geçmemek üzere ilgili idarece belirlenen süre içinde yapı sahibi tarafından tehlikeli durumun ortadan kaldırılmaması hâlinde, tehlikenin giderilmesi veya yıkım işleri belediye veya valilikçe yapılır ve masrafı % 20 fazlası ile yapı sahibinden tahsil edilir. Alakalının fakruhali tevsik olunursa masraf belediye veya valilikçe bütçesinden karşılanır. Tehlike durumu o yapı ve civarının boşaltılmasını icabettiriyorsa mahkeme kararına lüzum kalmaksızın zabıta marifetiyle derhal tahliye ettirilir.

Şimdi bu durumda, 3914 sayılı İmar Kanunu’nun 21, 26, 30 ve 39. maddelerindeki hükümlerle görevli, yetkili ve sorumlu kılınan belediyenin (İzmir Büyükşehir ya da Narlıdere belediyeleri), depreme dayanıksız olduğu için yıkılacak derecede tehlikeli olduğu iddia edilen bu binaların gerçekten depreme dayanıksız olup olmadığını kendi olanaklarıyla niye test etmediğini, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nce yapılan tespitin doğru olup olmadığını niye araştırmadığını, en azından söz konusu Rektörlük tarafından düzenlendiği iddia edilen raporu niye talep etmediğini ya da talep edip de temin etmişse bunu niye öğrenciler, akademisyenler ve kamuoyu ile paylaşmadığını, elindeki bu yasal yetkileri şimdiye kadar niye kullanmadığını, kullanmaktan niye kaçındığını sormak gerekir…

GSF 003

Tabii ki, kendi hizmet binasının depreme dayanıksız olduğu cümle alem tarafından bilinen bir büyükşehir belediyesinin, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ve akademisyenlerinin ikna edilmesi; daha doğrusu güzel sanatlar eğitiminin devamı için sahip olduğu yasal yetkileri kullanıp kullanmama konusundaki samimiyetini test etmek koşuluyla…

Çünkü yürekten inanıyoruz ki, bu konuda taraf yapılmak istenen Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle akademisyenlerin asıl sorunu, kendilerinin de söylediği gibi bina değil, eğitimdir!

“İzmir’deki açlık sonlandırılacak” mı?

Ali Rıza Avcan

Yıl 2010, aylardan Eylül…

CNBC-e Business dergisinin 2009 yılından başlayarak yapmaya başladığı “Türkiye’nin En Yaşanabilir Şehirleri – 81 İlin Yaşam Kalitesi Araştırması“nın ikincisinin yayınladığı tarih…

Dergi, 81 ilin yaşam kalitesini, sahip oldukları nüfus, eğitim düzeyi, kişi başına düşen elektrik tüketimi, havayolu ile taşınan yolcu sayısı, istihdam, iş gücüne katılma ve işsizlik oranları, kişi başına düşen kamu yatırımı miktarı ve otomobil sayıları, konut sayısı, mevduat miktarı, ortalama kira bedeli, rekabet endeksi, ödenen vergi miktarları, deprem riski olasılığı, suç oranı, alışveriş merkezi ve beş yıldızlı otel sayısı, boşanma hızı, hava kalitesi, orman miktarı, sporcu sayısı, trafik, kültür-sanat, kütüphane, müze, opera ve bale, sinema, tiyatro, özel-resmi hastane ve doktor sayılarını yaşam kalitesinin göstergesi olarak belirleyip 81 il arasında bu değerlere bir sıralama yapıyor. Bu sıralamanın en başında yer alan iller yaşam kalitesi yüksek, alt sıralarında yer alan iller de yaşam kalitesi düşük iller olarak duyuruluyor.

Bu bağlamda İzmir’in, 2010 yılı koşulları içinde 81 il itibariyle genel olarak 9., eğitim düzeyi itibariyle 7., sağlık koşulları itibariyle 11., kent hayatı itibariyle 38., kültür ve sanat itibariyle 46. ve ekonomi itibariyle 3. sırada yer aldığı duyuruluyor. 

Ancak, İzmir’in güvenlik açısından 81 il arasında 81. sırada; yani en sonda yer aldığı belirtiliyor. Güvenlik açısından sorunlu olduğunu bildiğimiz Doğu ve Güneydoğu illeri bile İzmir’in önünde, güvenli iller olarak gözüküyor. Örneğin Mardin 6., Diyarbakır 35., Van 12. sırada yer alıyor.

Kısacası derginin bu iddiası, İzmir açısından kötü, oldukça kötü bir durumu, hiç de hak etmediği bir konuma yerleştirildiğini ortaya koyuyor. 81 il arasında en güvenliksiz kent olarak belirlenen İzmir bir anda kimsenin gelmek istemeyeceği bir kente dönüşüyor… Özellikle de iç ve dış turizm açısından…

Bunun üzerine bir yandan dergi yönetiminden bu sıralamaya esas olan göstergelerin analizini istiyor, diğer yandan da İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ve İzmir Ticaret Odası’nı bilgilendirip bir şeyler yapmalarını istiyorum.

O zamanlar İzmir Valisi olan Cahit Kıraç’ın yaptığı itiraz üzerine; bu yanlışlığın, İzmir Valiliği’nin araştırma kapsamında hem polis hem de jandarmadaki güvenlik verilerini dergiye göndermiş olmasına karşın, diğer valiliklerin jandarma ile ilgili verileri bildirmemiş olmasından kaynaklandığını öğreniyor ve derginin 2010 yılı Ekim sayısının “Editör” sayfasında bu yanlışlığın açıklanmaya çalışıldığını görüyoruz…

Kimse de çıkıp CNBC-e Business dergisinden bu yanlış araştırmanın olası sonuçlarının hesabını İzmir adına sormuyor, soramıyor… 

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları_Sayfa_1

Aradan geçen dokuz yıl sonrasında da İzmir bu kez hiç de hak etmediği bir şekilde açlık sorununun yaşandığı bir kent olarak cümle aleme takdim ediliyor….

Hem de İzmir’deki açlığı ortadan kaldıracağını iddia eden yeni belediye başkanının stratejik planlama ekibini oluşturan danışman ve uzmanlar tarafından…

Olayın ayrıntısı şu şekilde özetleyebilirim:

Bilindiği üzere, her belediyede yeni seçilen belediye başkanının göreve başlama tarihini izleyen altı ay içinde, 2020-2024 döneminde, hangi öncelikler çerçevesinde neler yapacaklarını gösteren stratejik planları hazırlayarak belediye meclislerinin onayına sunması gerekiyor…

Üstüne üstlük belediye meclisince kabul edilen bu planları eskiden Kalkınma Bakanlığı’na göndermeleri işlemin sonuçlanması açısından yeterli olduğu halde; şimdi, yeni hukuki düzenlemelere göre doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığı’na göndermeleri gerekiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı, bundan böyle belediyeleri stratejik planlar üzerinden izleyip değerlendireceğini açık açık belirtiyor.

Bizde; yani İzmir’de, belediye başkanları seçim sonrasında uzun bir tebrik ve karşı tebrik süreci yaşadıkları; ayrıca, bir kördüğüme dönüşen İstanbul seçimlerini merakla izleyip destekledikleri için ancak şimdilerde plan yapmanın gerekli olduğunu fark edip ekiplerini stratejik plan hazırlığına yöneltmeye başladılar.

Şimdi o nedenle hemen her belediye stratejik planını hazırlayabilmek için toplantılar düzenliyor, anketler yapıyor, ilgili ilgisiz herkese fikrini, projesini soruyor. 

İşte tam da bu süreç içinde, iki hafta önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2020-2024 dönemindeki stratejik amaçlarını taslak şeklinde ortaya koyan iki sayfalık bir metin elime geçti. Bu belgenin kaynağı güvenilir olduğu için belgenin geçerliliğini sorgulamaya kalkmadım.

Belgeyi ilk incelediğimde taslağa yazılı olan stratejik amaçların Birleşmiş Milletler tarafından benimsenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi dikkate alınarak belirlendiğini, bu 17 hedeften uygun görülenlerin İzmir’e uyarlanmak istendiğini gördüm. Ancak, bu konuyla ilgili herkesin bildiği bu uluslararası belgenin kötü bir Türkçe ile çevrildiği, metin içinde “iyi iş” ya da “tüketimin ve üretimin sürekliliği” gibi ne anlama geldiği bilinmeyen tanımlamaların kullanıldığını, yasal anlamda belediyelerin görevleri arasında bulunmayan enerji üretimi ile ilgili amaçlara yer verildiğini ya da “… fakirliğin İzmir’deki her türlü şekli son bulacak” gibi kapitalist sistem içinde gerçekleşmesi mümkün olmayacak ütopik amaçların yazılı olduğunu gördüm.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları” başlığıyla yazılan bu metinde yer alan bir ifade ise tüm aklım, bilgim, deneyimim, birikimlerim ve duygularımla karşı çıktığım, şiddetle protesto ettiğim, kabullenemediğim ve asla kabul etmeyeceğim toplumsal bir olgudan söz ediyordu.

Söz konusu metnin, “İzmir’de Refahın Adil Bölüşümünün Sağlanması” başlıklı üçüncü bölümünün 2. maddesinde açık bir şekilde; “Açlığa Son: İzmir’deki açlık sonlandırılacak, gıda güvenliği sağlanacak, beslenme iyileştirilecek ve sürdürülebilir tarım desteklenecek” denmekteydi.

Bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi düzeyinde yaptığım kişisel araştırmalarda, bu metnin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı Tunç Soyer’in yakın çevresi tarafından hazırlandığını, belediye çalışanları tarafından pek de kabul görmediğini anladım.

Ama bu arada  devamlı kendi kendime sormadan edemedim: İzmir’de sosyo-ekonomik boyutta bir açlık olgusunun mevcudiyetini iddia edip, kendince yeni belediye başkanına bunu sonlandırma görevi veren bilim insanı, uzman, danışman, teknokrat, plancı, belediye yöneticisi; her kimse, kimdi? Yaşadığımız ülkenin koşullarını ve İzmir’i iyi biliyor muydu? İzmir’deki açlık sorununu bilimsel verilerle kanıtlayabiliyor muydu? Yoksa bir “sömürge aydını” zihniyetiyle Birleşmiş Milletler’in Uganda, Nijer, Nijerya gibi gerçekten açlık sorunuyla karşı karşıya olan ülkeler için gündeme getirdiği açlığı İzmir’e layık gören kimdi ve İzmir’e bu kötülüğü niye yapıyordu?

Ardından bu iki sayfalık metnin, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan 03 Temmuz 2019 tarihinde İzmir Valiliği’yle 30 ilçe kaymakamlığına, 30 ilçe belediyesine ve meslek örgütlerine; toplam olarak 127 kuruma gönderilerek görüş sorulduğuna, söz konusu yazıyı elimde tutmak suretiyle tanık oldum.

Bu durumu, 18 Temmuz 2019 tarihinde İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yapılan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetilen “Tarım ve Sağlıklı Gıdaya Erişim” toplantısına gidip bizzat Tunç Soyer’e sormak istedim. Ancak söz konusu toplantının amacından sapıp, katılımcıların koltuklarının altında getirdikleri projeleri takdim etme eylemine dönüşmesi nedeniyle bu soruyu orada sorma fırsatını yakalayamadım. Ama bu toplantıda hiç kimsenin İzmir’deki açlık sorunundan söz etmediğine de tanık oldum.

Toplantıyı izleyen gün, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin stratejik plan hazırlığı kapsamında ilçe belediyeleriyle yaptığı toplantıya katıldığımda söz konusu belgenin 3. taslağının hazırladığını görmekle birlikte aynı ifadenin bu 3. taslakta da aynen yer aldığını fark ettim. Bunun üzerine, hiçbir üst yöneticinin bulunmadığı bu toplantıda bu konuyla ilgili itirazımı tüm samimiyetim ve öfkemle dile getirdim.

Şimdi ise yaşadığım ülkeye ve kente büyük haksızlık yapan bu ifadenin o metinden çıkarılmasını umutla bekliyorum.

Çünkü ülkemde ve kentimde, kent yoksuluğun var olduğunu ve her geçen gün yoğunlaştığını, gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğunu, her sınıf, küme, grup ve kimlikteki insanın yaşama tutunmak anlamında büyük zorluklar içinde olduğunu bilmekle birlikte; ülkemde ve İzmir’de Birleşmiş Milletler’in kastettiği anlamda, Afrika ülkeleri boyutunda bir açlığın mevcut olmadığını biliyorum ve böylesine bir yalanı cahilce dile getirenleri şiddetle kınıyorum…

Ayrıca bu gerçek dışı ifadenin hem gerçeklik hem de siyasi liderlik açısından büyük bir gaf olduğuna inanıyorum…

Yarın öbür gün vali, CHP’nin ya da diğer partilerin milletvekilleri, temsilcileri, stratejik planları izleyip değerlendirecek olan “Saray çevresi” çıkıp da “İzmir’de açlığın var olduğunu söylüyorsunuz. Nerede bu açlık?” diye sorsalar ya da bu ifadeyi siyasi anlamda istismar etmeye kalksalar ne denilecek, ne cevap verilecektir?

Oysa son üç stratejik planını her yerde, her stratejik yönetim ve planı eğitiminde örnek gösterdiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2020-2024 dönemindeki stratejik amaçlarının böylesine gerçek olmayan iddialara değil; bilimsel anlamda kanıtlanan, görülen, hissedilen ve yaşanan gerçek tespitler üzerine oturtması gerekir.

Anlaşılan o ki, bilmeyen ya da konusunda uzman olmayan “çokluk” arasında, mevcut bilgisiyle iyi bilen “biricik” olmak, bazı yöneticilerimizin gönlünü okşayan cazip bir durum olmaya başlamış…

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları_Sayfa_2Şu andaki tek dileğim ve umudum; stratejik plan gibi bir kent ve onun insanları açısından böylesine önemli bir belgenin yüreği ve fiziksel varlığı ile bu topraklarda yaşayan, buraları keşfeden değil; gerçekten bilen, kendi insanına “sömürge aydını” gözüyle bakmayan, uluslararası şablonları işin ayırdında olmadan yaşadığı topraklara uyarlamayan, burada yaşamaktan memnun, onurlu, bilgili, deneyimli, birikimli ve sorgulayan, analitik düşünebilen insanlar tarafından yapılmasıdır…

Yoksa, çok şey mi istiyorum?