Göz Alabildiğine “Mor”

Sanat hayatın kaçınılmaz akışında birkaç anı ya da rengi hatıralara kazımak için vardır. Fotoğraf ise sanatın en etkili formlarından biridir…

Çağın Göz Hastanesi, 2012 yılından bu yana her yıl, hem fotoğraf sanatçılarının gözünden dünyaya sanatsal bir bakış ortamı sunmak, hem de göz sağlığının önemine atıfta bulunmak amacıyla düzenlediği “Göz Alabildiğine…” temalı fotoğraf yarışmalarının bu yılki konusu,  “Göz Alabildiğine Mor” ile hayatın kaçırdığımız anlarını, renklerin çevremizde oluşturduğu ahengi fark etmemizi sağlarken, dünyayı algılama denince birincil organ olarak sayabileceğimiz gözün ve göz sağlığının önemini ve bu konuda bilinçli bireyler olma serüvenimizi deklanşör yardımıyla fotoğrafseverlere bir kez daha aktarmayı amaçlıyor.

Keyifli izlemeler dileğiyle…

001
Birincilik Ödülü – Ali Acar, “Mor Duvar
002
İkincilik Ödülü – Mehmet Hakkı Çılgın, “Yolculuk
003
Üçüncülük Ödülü – Eylem Akıncı, “Mor Bakış
004
Mansiyon – Ali Altın, “Tandır
005
Mansiyon – Abdurrahman Çetin – “Morun Ritmi
006
Mansiyon – Kadir Tezel, “Festival
007
Erdal Türkoğlu, Sergileme – “Hayat
008
Özlem Gül Bingöl, Sergileme – “Dans ve Tiyatro
009
Caner Başer, Sergileme – “İplik
010
Cihan Karaca, Sergileme – “Telefon
011
Şadiye Yaralı, Sergileme – “Konak ve Mutluluk
012
Ahmet Turan Kural, Sergileme – “Mor Ötesi
013
Alaattin Şenol, Sergileme – “Çaycı
014
Alaattin Şenol, Sergileme – “Çocuk
015
Selva Atalan, Sergileme
016
Mustafa Kurtbaş, Sergileme – “Park
017
Mustafa Kurtbaş, Sergileme – “Merdiven
018
Mehmet Aslan, Sergileme – “Anadolu
019
İbrahim Arslan, Sergileme – “Aladağlar
020
Ali Acar, Sergileme – “Nota
021
Elif Tanır, Sergileme – “Afrika’da Çocukluk
022
Egemen Umut Şen, Sergileme – “Erik Sergisi
023
Egemen Umut Şen, Sergileme – “Mor Minimal
024
Aysen Karadeniz, Sergileme – “Arı
025
Pertev Gökçek, Sergileme – “Lavanta
026
İmge İldem, Sergileme – “Geçit
027
Emrah Baş, Sergileme – “Reyhan
028
Veli Aydoğdu, Sergileme – “Madam Purple
029
İlhan Kılınç, Sergileme – “Göz Nuru
030
Tufan Kartal, Sergileme – “Bakış
031
Tufan Kartal, Sergileme – “Düşünen Adam
032
Demet Cevrim, Sergileme – “Oyun Vakti
033
Mustafa Erbaş, Sergileme – “Merdivenler
034
Burak Özkuray, Sergileme – “Makro Akrilik
035
Levent Can, Sergileme
036
Erdinç Dinçer, Sergileme – “Gölde Sohbet
037
Sedat Türkmen, Sergileme – “Sualtı
038
Sedat Türkmen, Sergileme – “Bakış
039
Sedat Türkmen, Sergileme – “Kokular İçinde
040
Mehmet Hakkı Çılgın, Sergileme – “Lavanta
041
Ali Turgut, Sergileme – “Keçeci
042
Muhammet Cansever, Sergileme – “Çıkrık
043
Duyguhan Güralp, Sergileme – “Bulgur
044
Filiz Kılıç, Sergileme – “Ziyaret
045
Munise Eren, Sergileme – “Hayatın Rengi
046
Fatih Karanfil, Sergileme

Sahi, ne kutlandı?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Cumartesi günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Yerel üretim şöleni” adını verdiği kutlamalarla ilgili konvoya Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın Gazi ve Şair Eşref bulvarlarıyla kesiştiği köşede rastladım. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tören alaylarını hatırlatan bir anlayışla çiçek saksılarıyla süslenmiş kamyonetlerle üzerindeki tabelalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce alındığı söylenen çiğ süt tanklarını taşıyan kamyonlardan ve traktörlerden oluşan bu konvoy geldiği Şair Eşref Bulvarı’ndan dönerek Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın Hilton Oteli’nin  bulunduğu bölümüne girdi ve muhtemelen oradan da Cumhuriyet Meydanı’nı izleyerek şölenin yapıldığı Gündoğdu Meydanı’na doğru ilerledi. Tabii geçtiği güzergahtaki tüm trafiği kilitleyerek…

29988_20171014162556_IMG_3864

Şimdi çıkıp, bu tür tarım ve hayvancılıkla ilgili üretim ya da üretici şenlikleri, şölenleri ve festivalleri genellikle doğanın uyandığı ilkbaharın gelişiyle birlikte ya da ürünün hasat edildiği zamanlarda kutlanır deyip, “Ekim ayında düzenlenen bu şölen durduk yerde niye düzenlendi?” diye sorabilirsiniz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasından yaptığı basın açıklamasına baktığımızda, bu gerekçenin, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım kesimine verdiği desteklerin başarılı sonuçları, köylü ile kentlilerin bir araya geldiği ‘Yerel Üretim Şöleni’ ile kutlandı.” şeklinde ifade edildiğini görüyoruz. Bu anlatımdan anladığımıza göre belediyenin bugüne kadar tarım kesimine verdiği desteklerin başarılı sonuçları, köylü ve kentlilerin bir araya geldiği bu şölende ortaya konularak kutlanmış.

Şölenle ilgili fotoğraflara baktığımızda ise belediye başkanı ile birlikte ilçe belediye başkanlarının, partililerin, belediye görevlilerinin ve çoğu Ödemiş, Tire ve Bayındır ile Bademler gibi eskinin köyü, şimdinin mahallesi olan yerleşimlerden gelen kooperatif yöneticileriyle köylülerden oluştuğu görülüyor. Bu haliyle şölene katılanların, İzmir gibi 4 milyonluk bir kentte köylü ile kentlinin bir araya gelişini simgelemekten uzak zayıf bir kalabalıktan ibaret olduğu, organize olmamış asıl İzmirliler’in ise her zaman olduğu gibi yanlarından gelip geçen bu kalabalığa oturdukları kafe ve restoranlardan kalkmadan el sallayıp tezahürat gösterdiği söylenebilir. 

29988_20171014162553_HKN_4475

Bu şölen sırasında kooperatif üyelerinin, köylülerin eline verilen pankart ve dövizlerin ise genellikle kooperatifler tarafından hazırlandığı anlaşılmakta, çoğu döviz ve pankartta kendilerine yardım ettiği için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na teşekkür edilmekte, ona olan minnetleri ifade edilmektedir:

29988_20171014162552_HKN_3360

Gördüğümüz afiş ve pankartlardaki sloganları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aziz Kocaoğlu’nun büyük bir resmi ile birlikte “İzmir’de oldu, darısı ülkemizin başına“…
  • Arılar, kovanlar belediyeden, balınız bizden“…
  • Aziz Kocaoğlu’nun büyük bir resmi ile birlikte “Çiftçiye can verdin, canlar hep yanınızda“…
  • Türkiye’de üreticiyle sözleşmeli üretimi ilk başlatan belediye“…
  • Üretmek bizden, İzmirliye ulaştırmak Büyükşehir Belediyesi’nden“…
  • Halkını böyle seven liderimiz var, Türkiye’ye ışık tutuyoruz“…
  • Tek rakibimiz arılar“…
  • İzmir’de bize ‘süt kuzusu’ derler“…

Yine aynı basın açıklamasına göre, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarım kesimine verdikleri destekle 13 yılda çok önemli bir noktaya geldiklerini, üreticiye el verip birlikte çalıştıklarını ve sadece Türkiye’ye değil, dünyaya örnek olduklarını, tarımın, hayvancılığın ve köylünün yok sayıldığı bir ülkede köylüyü, çiftçiyi ve hayvancılığı yeniden filizlendirdiklerini, üretimini artırdıklarını ve köylünün lokmasını büyüttüklerini ifade etmiş.

Oysa aylardır yazıp çizdiğimiz birçok yazıda belirttiğimiz gibi;

* İzmir zaten Osmanlı döneminden bu yana tarım ve hayvancılık konusunda diğer bölge ve illere göre gelişmiş bir ildir ve sahip olduğu bu potansiyel ile tarımsal gelişmeyi destekleyecek güç ve yapıya sahiptir. Ancak son yıllarda diğer iller, özellikle de Antalya tarım ve hayvancılık endüstrisiyle ihracat konusunda İzmir’in önüne geçmiş durumdadır. Bu haliyle Antalya’ya “tarımın başkenti” denilmektedir.

* İzmir’deki tarım ve hayvancılığın gelişmesinde asıl belirleyici olan kurum, İzmir Büyükşehir Belediyesi değil; tarım ve hayvancılık konusunda görevli diğer kamu kurumlarıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı ise, sadece ve sadece belirli ilçe ve mahallelerdeki bazı kooperatiflerle çiftçi ve üreticileri desteklemektir. O nedenle, diğer kamu kurumlarına, özellikle de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile onun yerel örgütlerine bu konuda haksızlık yapmamak gerekir.

* İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’deki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini geliştirdiğini kanıtlamak amacıyla kullanılan istatistiki verilerle bunların yorumu, dünyadaki ve ülkemizdeki tarımla ilgili istatistik verilerin temel doğru ve eğilimlerini dikkate almayan bir cehalet ve gerçeği çarpıtan reklam zihniyetiyle doludur. 

* İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin asıl olarak 2012 yılından bu yana yürüttüğü tarım ve hayvancılık hizmetleri, bırakın başka şehir ve ülkelere örnek olmayı, kendi şehrinde bile bu hizmetlerin önümüzdeki yıllarda devam etmesini sağlayacak bir kurumsallığa, sürdürülebilirliğe sahip değildir ve bu nedenle “model” olarak kabu edilmesi mümkün değildir.

* İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2012 yılından bu yana sadece İzmir’de “keşfedilmiş” bir “model“i değil; Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, FAO gibi kapitalizmin uluslararası kuruluşlarının tüm geri kalmış ya da gelişmemiş ülkelere önerip zorla uygulattığı modeli, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından “aferin” alarak hayata geçirmektedir. O nedenle kendisi ya da kooperatifler üzerinden uyguladığı “sözleşmeli üretim“, çiftçinin ya da köylünün kurtuluşu değil; tam aksine köylünün yoksullaşıp proleterleşmesini ve giderek yok olmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu nedenle de İzmir Büyükşehir Belediyesi, kapitalizmin tarımda uyguladığı yöntemleri sorup sorgulamadan uygulayan bir belediyedir.

* Gelişti, büyüdü diye öne çıkarılan kooperatifler ise belediye tarafından adeta hormonlandığı için olağan gelişimi dışında büyüyen ve gerek yapılanması gerekse uygulamalarıyla çok ortaklı şirketlere dönüşen, demokratik kooperatifçilikten, şeffaflıktan ve katılımdan uzak üretim birimleridir.

29988_20171014162552_HKN_3369

Ayrıca bir büyükşehir belediyesine ait tarım ve hayvancılık hizmetlerinin böylesine şaşaalı bir şekilde pazarlanması sırasında yapılan yanlışlıklardan biri de, Mustafa Kemal Atatürk‘ün 1 Mart 1922 tarihinde TBMM üçüncü toplantı yılı açılış konuşmasını yaparken sarf ettiği “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi , gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten çok refah, saadet ve servete layık olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti, bu temel hedefi gerçekleştirmektir.” sözünün bundan 95 yıl önce son derece değişik sosyo-ekonomik koşullar altında söylendiğini, aradan geçen 95 yıllık sürede ülkemizdeki toplumsal düzenin çok değiştiğini, bugün ise şölen sırasında ifade edilen bu söylemin çok ötesinde, artık 1922’nin koşulları içinde bulunmadığımızı; aksine tarımın ve köylünün 1922’den çok farklı olarak kapitalizmin ve onun uluslararası aktörü olan IMF, Dünya Ticaret Örgütü, FAO gibi örgüt ve tekellerin egemenliği altında ezildiğini, ortada köylülüğün diğer toplum kesimlerinden daha üstte olacağı toplumsal bir düzenin bulunmadığını ve köylüsüyle, işçisiyle, emekçileri ve esnafıyla tüm halkın aynı sömürü ortamının öznesi olarak ezildiğini fark etmemiz gerekiyor.


Bu konu ile ilgili diğer yazılarımıza aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz:

https://kentstratejileri.com/2017/07/26/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/28/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-2/

https://kentstratejileri.com/2017/08/05/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-3/

 

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”: Abidin Dino

Abidin Dino’nun 100. yaşı nedeniyle, 2013 yılında Obur Mizah tarafından düzenlenen “ABİDİN DİNO 100 YAŞINDA – 100 PORTRE” başlıklı sergi, 19 ülkeden 100 sanatçının 100 Dino portresinden oluşuyor. 

Serginin üzerinden koskocaman bir dört yıl geçmiş olmasına karşın keyifli bir Pazar gününde “mutluluğun ressamıAbidin Dino‘nun birbirinden farklı 100 portresini izleyerek ona olan saygımızı ifade etmek isteriz…

ad100afis-web010203040506070809105116A4-9adet-yatay-convert_Page_1A4-9adet-yatay-convert_Page_2A4-9adet-yatay-convert_Page_3A4-9adet-yatay-convert_Page_4A4-9adet-yatay-convert_Page_5A4-9adet-yatay-convert_Page_6A4-9adet-yatay-convert_Page_7A4-9adet-yatay-convert_Page_8A4-9adet-yatay-convert_Page_9A4-80adet-dikey-convert_Page_01A4-80adet-dikey-convert_Page_02A4-80adet-dikey-convert_Page_03A4-80adet-dikey-convert_Page_04A4-80adet-dikey-convert_Page_05A4-80adet-dikey-convert_Page_06A4-80adet-dikey-convert_Page_07A4-80adet-dikey-convert_Page_08A4-80adet-dikey-convert_Page_09A4-80adet-dikey-convert_Page_10A4-80adet-dikey-convert_Page_11A4-80adet-dikey-convert_Page_12A4-80adet-dikey-convert_Page_13A4-80adet-dikey-convert_Page_14A4-80adet-dikey-convert_Page_15A4-80adet-dikey-convert_Page_16A4-80adet-dikey-convert_Page_17A4-80adet-dikey-convert_Page_18A4-80adet-dikey-convert_Page_19A4-80adet-dikey-convert_Page_20A4-80adet-dikey-convert_Page_21A4-80adet-dikey-convert_Page_22A4-80adet-dikey-convert_Page_23A4-80adet-dikey-convert_Page_24A4-80adet-dikey-convert_Page_25A4-80adet-dikey-convert_Page_26A4-80adet-dikey-convert_Page_27A4-80adet-dikey-convert_Page_28A4-80adet-dikey-convert_Page_29A4-80adet-dikey-convert_Page_30A4-80adet-dikey-convert_Page_31A4-80adet-dikey-convert_Page_32A4-80adet-dikey-convert_Page_33A4-80adet-dikey-convert_Page_34A4-80adet-dikey-convert_Page_35A4-80adet-dikey-convert_Page_36A4-80adet-dikey-convert_Page_37A4-80adet-dikey-convert_Page_38A4-80adet-dikey-convert_Page_39A4-80adet-dikey-convert_Page_40A4-80adet-dikey-convert_Page_41A4-80adet-dikey-convert_Page_42A4-80adet-dikey-convert_Page_43A4-80adet-dikey-convert_Page_44A4-80adet-dikey-convert_Page_45A4-80adet-dikey-convert_Page_46A4-80adet-dikey-convert_Page_47A4-80adet-dikey-convert_Page_48A4-80adet-dikey-convert_Page_49A4-80adet-dikey-convert_Page_50A4-80adet-dikey-convert_Page_51A4-80adet-dikey-convert_Page_52A4-80adet-dikey-convert_Page_53A4-80adet-dikey-convert_Page_54A4-80adet-dikey-convert_Page_55A4-80adet-dikey-convert_Page_56A4-80adet-dikey-convert_Page_57A4-80adet-dikey-convert_Page_58A4-80adet-dikey-convert_Page_59A4-80adet-dikey-convert_Page_60A4-80adet-dikey-convert_Page_61A4-80adet-dikey-convert_Page_62A4-80adet-dikey-convert_Page_63A4-80adet-dikey-convert_Page_64A4-80adet-dikey-convert_Page_65A4-80adet-dikey-convert_Page_66A4-80adet-dikey-convert_Page_67A4-80adet-dikey-convert_Page_68A4-80adet-dikey-convert_Page_69A4-80adet-dikey-convert_Page_70A4-80adet-dikey-convert_Page_71A4-80adet-dikey-convert_Page_72A4-80adet-dikey-convert_Page_73A4-80adet-dikey-convert_Page_74A4-80adet-dikey-convert_Page_75A4-80adet-dikey-convert_Page_76A4-80adet-dikey-convert_Page_77A4-80adet-dikey-convert_Page_78A4-80adet-dikey-convert_Page_79A4-80adet-dikey-convert_Page_80

Kente dair karikatürler, çizgiler…

001
Manşet girin
002
Ömer Çam
003 Bülent Oktay
Bülent Oktay
004 Bülent Oktay
Bülent Oktay
005
Manşet girin
006
Mattias Adolfsson
007
Ravensburger
008 Mehmet Kahraman
Mehmet Kahraman
009 Felipe Galindo USA
Felipe Galindo, USA
011 Andrei Popov, Russia Rusya
Andrei Popov, Rusya
012 Pavel Constantin, Romania Romanya
Pavel Constantin, Romanya
013 Kürşat Zaman
Kürşat Zaman
014 Murat Germen
Murat Germen
015 UMut Sarıkaya
Umut Sarıkaya
016 Lubomır Kotrha, Slovakya
Lubomır Kotrha, Slovakya

 

018 Reinaldo Pagan Avila, Estonia
Reinaldo Pagan Avila, Estonya
019 Oğuz Demir
Oğuz Demir
020 Borislav Stankovic, Sırbistan
Borislav Stankovic, Sırbistan
021 Angel Boligan, Meksika
Angel Boligan, Meksika
022 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
023 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
024 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
025 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
026 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
027 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
028 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
029 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
030 Muhammet Şengöz
Muhammet Şengöz
033 ERdoğan Karayel
Erdoğan Karayel
034 Erdoğan Karayel
Erdoğan Karayel
032 Güngör Kabakçıoğlu
Güngör Kabakçıoğlu
031 Güngör Kabakçıoğlu
Güngör Kabakçıoğlu
010
Manşet girin
036 Gökçen Eke
Gökçen Eke

 

 

035 Gökçen Eke
Gökçen Eke

 

040 Behiç Ak
Behiç Ak
038 Behiç Ak
Behiç Ak

Belediye başkanı ve siyasi parti ilişkileri….

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazı konumuzu belediye başkanlarının kendi siyasi partileri ile ilişkisine ayırdık.

Bunu söylerken tabii ki bir partili olarak kendi partisiyle şahsi ilişkisini değil; partisinin tüzük ve program düzeyinde halka vaat ettiği politika, strateji, amaç ve hedeflerle kendisi tarafından hazırlanan seçim bildirgesiyle vaat ettiği politika, strateji, amaç, hedef ve uygulamalar arasındaki ilişkiyi, daha doğrusu uyumu ya da uyumsuzluğu anlatmaya çalışıyorum.

Kanaat Önderi 001

Belediye başkanını belirleyen parti ile onun tayin edip öne sürdüğü belediye başkan adayının, seçildiğinde partisinin söyleyip savunduklarını yapıp yapmadığını, yapmadığı takdirde üyesi olduğu siyasal partisinin ne yapması gerektiği konusu üzerinde durmak istiyorum.

Çünkü, “belediye başkanı, seçildikten sonra yakasındaki parti rozetini çıkarır ve o kentte yaşayan herkesin, tüm hemşehrilerinin başkanı olur” sözüne, pratikte yapılanlar bu olsa bile inanmıyorum. 

Çünkü uzun yıllardır bu süreci defalarca izleyen biri olarak yakasındaki rozeti çıkaran belediye başkanlarının bile partileriyle olan maddi ve manevi ilişkilerini sürdürdüğüne; hatta bu kez halk tarafından seçilmiş olmanın getirdiği “temsili” güçle hukuk ve etik dışı bir şekilde partisinin işine karışmaya başladığını görüyor, biliyor ve “belediye başkanının partisi olmaz” sözüne inanmıyorum.

Aksine her belediye başkanının öncelikle kendi partisinin, sonrasında da başka partilerin adamı olabileceğini biliyor; işte bu değişken halleri nedeniyle ellerindeki siyasi gücü kullanarak çoğu kez belirleyici olabildiklerini görüyorum.

Bu durum öyle bir hal alabiliyor ki, çoğu kez parti başkanları ya da milletvekilleri bile belediye başkanlarına söz geçiremiyor; hatta ondan çekinir ya da korkar hale gelebiliyorlar…

Özellikle de milletvekillerine protokoldeki yerlerini vermeyerek onları kamuoyunun gözünde küçük düşüren, belediye yönetimiyle ilgili eleştirilerimize hak verdiği halde bunları dile getirmekten çekinen parti üst yöneticilerini pasifleştiren ve parti genel sekreterini dikkate almayan bir büyükşehir belediye başkanının bulunduğu İzmir’de…

Ayrıca AKP ve hükümet temsilcileriyle çok iyi ilişkiler geliştirdiği halde bu partinin yerel temsilcileriyle muhalefet yapıyormuş izlenimi verecek şekilde ağız dalaşına giren bir büyükşehir belediye başkanının bulunduğu İzmir’de…

Bu durumda ilk olarak şu soruyu sorabiliriz?

Bir büyük siyasi partinin temel politika, strateji, amaç ve hedeflerine ulusal ve uluslararası temel ilke ve düşünceler düzeyinde kendisi mi karar verir yoksa bütün bu üst kararlar sahip olduğu en büyük belediyenin pratikleri üzerinden mi belirlenir?

Tabii ki, bir siyasi partinin temel politika, strateji, amaç ve hedeflerinin belirlenmesinde onun yerel düzlemdeki uygulamalarının ve bu uygulamalardan kaynaklanan geri bildirimlerin etkisi olmalıdır ve olacaktır. Uygulamadan kaynaklanan başarılı örneklerin, bu örneklerin ilham ettiği düşüncelerin bir üst karar ve belgeye taşınması kadar doğal ve haklı bir şey olamaz. O nedenle bunu baştan kabul etmek gerekiyor.

Ancak yerel düzeydeki bu uygulamaların doğruluğu, geçerliliği ve sürdürülebilirliği görülmeden ve başka yerlerde denenmeden bunların olduğu gibi partinin üst karar ve belgelerine taşınması, bir “model” olarak herkese önerilmesi ne anlama gelmektedir?

Bu durum aslında fark ettiyseniz belediye başkanının halkı “temsil etme” ile sahip olduğu gücü daha da arttıran düşünsel ya da ideolojik bir gücün oluşması ve partiye ait düşünce/ideoloji, politika, strateji, amaç ve hedeflere sirayet edip etkilemesi anlamına gelir. 

Bunun en somut örneğini, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 Genel Seçimleri nedeniyle hazırladığı “Yaşanacak Bir Türkiye – Seçim Bildirgesi 2015” isimli yayının 163 ve 164. sayfalarında görebiliyoruz. Seçim bildirgesinin bu sayfalarında okuduklarımız adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Aziz Kocaoğlu’nun seçim beyannamesinde yer alan vaatlerin kelimesi kelimesine aynısı. Bunun ötesinde, üstünde ya da altında başka bir şeyi kapsamıyor. Bir anlamda bir siyasal partinin İzmir için öngördükleri ile aynı partinin görevlendirdiği/atadığı bir adayın öngördüklerinin birbiri ile uyuşması, kelimesi kelimesine aynı olması sanki doğru bir şeymiş gibi görülmekle birlikte büyük bir muhalefet partisinin bir belediye başkan adayına göre düşünce ya da ideoloji anlamında, politika ve stratejiler anlamında bir lider, bir rehber olması gerektiğini düşündüğümüzde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, iktidara geldiği takdirde bugünkü belediye başkanının yapmak istediği ya da yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını, farklı bir şey vaat etmediğini de gösteriyor.

Oysa genel ve yerel siyaset bağlamında yerel yönetimlerin ve bu yönetimlerin başındaki kadroların önünü açacak ulusal ve uluslararası politikaları belirleme görevi, hem yerel hem ulusal hem de uluslararası uygulamalardan kaynaklanan bilgileri, birikim ve deneyimleri partinin politik düşünce ya da ideolojisinde bir araya getirip harmanlayan ve tüm bir ülke için temel politika, strateji, hedef ve amaçlar belirleyen siyasal partilere ait olması gerekir.

Yönetişim 003

Bu bağlamda, bir belediyenin ya da belediye başkanının ortaya koyduğu yerel politika ve uygulamaların, tüm bir ülke için düşünülüp taşınılmış parti programı çerçevesinde şekillenmiş düşünce, politika, strateji, amaç ve hedeflere ne ölçüde uyup uymadığının öncelikle bağlı olduğu siyasi parti tarafından izlenip değerlendirilmesi gerektiğini, belediye başkanlarının siyasi başarılarının da bu değerlendirme çerçevesinde ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal adalet ve şehir

Sosyal Adalet ve Şehir, David Harvey

Özgün adı: Social Justice and the City

Çeviri: Mehmet Moralı
Yayına Hazırlayan: Sabir Yücesoy, Semih Sökmen
Kapak Resmi: Lucien Freud
Kapak Tasarımı: Emine Bora
 

Sosyal bilimlerin gelişiminde öyle bazı dönemler vardır ki mevcut bakış açılarını derinden sarsan, dönüştüren kitaplar çıkar ortaya. Sosyal Adalet ve Şehir bunlardan biri. Mekân çalışmalarında klasikleşmiş bir yapıt. Kentsellikle ilgili kapitalist ve sosyalist formülasyonların ayrı bölümler halinde eleştirel bir incelemesini yapan Harvey, bir anlamda tarihsel maddeciliğin mekân çalışmalarına uygulanmasının ilk örneğini vermiş, sosyal adaletsizliğin mekân üzerindeki bölünme ve farklılaşmalarla nasıl örtüştüğünü göstermiştir.

Zenginlik ve yoksulluk coğrafya üzerinde nasıl dağılır? Farklı yerler, konumlar ya da bölgeler arasında adil bir dağıtım mümkün mü? Hangi araçlarla mümkün? Bu araçların kendisi adil mi? Bir kente ilk gelenleri “efendi”, en son gelenleri “parya” yapan nedir?

Kapitalizm popüler bilinçte genellikle bir “köşe dönücülük” olarak görülür; Sosyal Adalet ve Şehir kapitalizmin gelişimine coğrafya üzerinde de bakılabileceğini, bakılması gerektiğini, kapitalizmin aynı zamanda mekân üzerinde oynanan bir “köşe kapmaca” da olduğunu kanıtlıyor.

İçindekiler

Önsöz, Ira Katznelson
Giriş

Birinci Kısım: Liberal Formülasyonlar

Birinci Bölüm: Toplumsal Süreçler ve Mekânsal Biçim:
Kentsel Planlamanın Kavramsal Sorunları

* Coğrafi Muhayyileye Karşı Toplumsal Muhayyile
* Bir Toplumsal Mekân Felsefesine Doğru
* Arayüzeydeki Bazı Yöntembilimsel Sorunlar
* Arayüzeydeki Strateji

İkinci Bölüm: Toplumsal Süreçler ve Mekânsal Biçim:
Kentsel Sistemde Gerçek Gelirin Yeniden Dağıtılması

* Gelir Dağıtımı ve Bir Kent Sisteminin Sosyal Hedefleri
* Gelirin Yeniden Dağıtılmasını Yönlendiren Bazı Özellikler
* İşyeri ve Konutların Konumlarını Değiştirmenin Yeniden Dağıtımcı Etkileri
* Yeniden Dağıtım ve Mülkiyet Haklarının Değişen Değeri
* Kaynakların Elde Edilebilirliği ve Fiyatı
* Siyasi Süreçler ve Gerçek Gelirin Yeniden Dağıtılması
* Toplumsal Değerler ve Kentsel Sistemin Kültürel Dinamikleri
* Mekânsal Örgütlenmeler ve Siyasal, Toplumsal ve İktisadi Süreçler
* Sonuçlandırıcı Bir Yorum

Üçüncü Bölüm: Sosyal Adalet ve Mekânsal Sistemler
* “Adil Bir Dağıtım
* Bölgesel Dağıtımcı Adalet
* Dağıtımın Adil Yollarla Sağlanması
* Adil Yollarla Sağlanmış Adil Bir Dağıtım: Bölgesel Sosyal Adalet

İkinci: Sosyalist Formülasyonlar

Dördüncü Bölüm: Coğrafyada Devrimci ve Karşı-Devrimci Kuramlar ve Getto Oluşumu Sorunu
* Devrimci ve Karşı-Devrimci Kuramlar Üzerine Ek Bir Yorum

Beşinci Bölüm: Kullanım Değeri, Değişim Değeri ve Kentsel Toprak Kullanımı Kuramı
* Toprak ve Yapıların Kullanım Değeri ve Değişim Değeri
* Kentsel Toprak Kullanımı Kuramı
* Mikro-İktisadi Kentsel Toprak Kullanımı Kuramı
* Kira ve Kentsel Toprağın Kullanımlara Tahsisi
* Kullanım Değeri, Değişim Değeri, Kira Kavramı ve Kentsel
* Toprak Kullanımı Kuramları – Sonuç

Altıncı Bölüm: Kentsellik ve Kent: Açıklayıcı Bir Deneme
* Üretim Tarzları ve İktisadi Bütünleştirme Tarzları
* Üretim Tarzları
* İktisadi Bütünleştirme Tarzı
* Kentler ve Artık
Artık Kavramı ve Kentsel Kökenler
* Artık-Değer ve Artık Kavramı
* Artık-Emek, Artık-Değer ve Kentselliğin Doğası
* Kentsellik ve Artık-Değerin Mekânsal Dolaşımı
* Sonuçlar
* İktisadi Bütünleştirme Tarzları ve Kentselliğin Mekân Ekonomisi
* Bir İktisadi Bütünleştirme Tarzı İçindeki Çeşitlilik
* Kentsel Mekân Ekonomisindeki İktisadi Bütünleştirme Tarzları Arasında 
* Etki Dengesi ve Artığın Dolaşımı

Üçüncü Kısım: Sentez

Yedinci Bölüm: Sonuçlar ve Fikirler
* Yöntemler ve Kavramlar Üzerine
* Kentselliğin Doğası Üzerine

Kaynakça

social-justice-e1413627625806

Önsöz, Ira Katznelson, s. 9-14

Sır olarak kalmış bir konuyu açabilecek kadar zaman geçtiği kanısındayım. 1972 yılında, Sosyal Adalet ve Şehir İngiltere’de baskı aşamasındayken, John Hopkins Üniversitesi Yayınları da kitabın Amerikan baskısını yayımlamayı düşünüyordu ve benden kitap hakkında isimsiz bir eleştiri yazmam istendi. Anlaşıldığı kadarıyla, taslak değişik yorumlar almıştı. Bana söylenen bunun sıradan bir akademik kitap olmadığıydı: Kitap “yakıcı” ve “sıradışı“ydı, ama acaba iyi miydi? İşi kabul ettim.

Yayınevinin editörüne, benim tecrübesiz ve küçük rütbeli bir öğretim görevlisi olarak daha önce bir üniversite yayınevi için taslak eleştirisi yapmadığımı söylemedim. Bunun üzerinden on beş yıl geçti; bu arada daha birçok eleştiri yazdım. Hiçbiri de Sosyal Adalet ve Şehir kadar canlı ve önemli değildi. Büyük ve ağır zarfı Columbia’daki ofisimde aldığımı, eve götürdüğümü, zarfı açıp yabancısı olduğum birçok konu, kaynak ve anıştırma içeren uzun bir metinle karşılaştığımı hatırlıyorum.

Çalışmaya koyuldum. Birkaç sayfa okuduktan sonra, bütün çekingenliğimi attım. Kitabı yalayıp yuttum. Bu karmaşık ve yer yer de zor metni iki çok uzun seansta okudum. O kadar temel ve derin görünmüştü ki, kitabı elimden bırakamadım. Sınırları, kategorileri ve geleneksel kent biliminin kendinden memnun halini yıkıyor, yanıtladığından da çok yeni soru atıyordu ortaya. Kitap hakkında aldığım notların yanında pek kısa kalan eleştirimde de söylediğim buydu.

Bu tür bir etki amaçlanmıyor değildi. Harvey coğrafyanın amaçlarını genişletip yeniden tanımlamak ve konuyu kuramsal bir projeye oturtmak istiyordu. Bu amacının haberini, kapsamlı ve etkileyici metodolojik bir araştırma olan ve 1969’da yayımlanan ilk kitabı Explanation in Geography‘de (Coğrafyada Açıklama) vermişti. Kitabının sonsözünde, gelecek onyılın gündemini belirlemek amacıyla, orada kullandığı teknik ve metodolojik sorunlardan, kendi deyimiyle, coğrafyanın kuram ve felsefesine doğru kaymak gerektiğini öne sürüyordu. Şöyle diyordu Harvey:

Bu yüzden şunu açıkça anlamak gerekir: Metodoloji, coğrafya sorunlarının çözümleri için gerekli bir koşul sunarken, felsefe yeterli bir koşul sunmaktadır. Felsefe dümen mekanizmasını oluştururken, metodoloji bizi hedefimize yaklaştıracak gücü temin eder. Metodoloji olmazsa hareketsiz kalırız, felsefe olmazsa amaçsızca dönüp durabiliriz. Şimdiye kadar elimizdeki güç kaynaklarıyla ilgilendim. Ama metodoloji ve felsefe arasındaki ara birime dönerek bitirmek istiyorum…

Kuram olmadan olayların denetimli, tutarlı ve rasyonel bir açıklamasını elde etmeyi umamayız. Kuram olmadan, kendi kimliğimizi bildiğimizi iddia etmemiz bile zor olur. Bu durumda bana öyle geliyor ki, önümüzdeki onyılda önceliğimizin geniş ve yaratıcı bir ölçekte kuram geliştirmek olması gerekir. Bu göreve soyunmak cesaret ve hüner gerektirecektir. Ama bunun, kuşağımız coğrafyacılarının cesaret ve zekâlarının ötesinde olmadığına inanıyorum. Belki de 1970’lerde duvarlarımıza iliştirmemiz gereken slogan şudur: “Bizi kuramlarımızdan tanımalısınız.

Bunu izleyen dört yıl içinde Harvey böyle bir kuram buldu, yani Marksizm; coğrafya alanında bu kuramın analizi için de bir konu, yani kent.

Bu buluş ve konuyu Sosyal Adalet ve Şehir‘de ortaya koydu. Entelektüel değişiminin bir güncesi olan bu kitap, Harvey’in liberal formülasyonlar diye adlandırdığı, coğrafyanın mekânsal farklılaşma, nüfus dağılımları ve mekândaki faaliyetler gibi yönlerinin araştırıldığı denemeler ile sosyalist formülasyonlar diye adlandırdığı, daha çok mekânsal olgular ve üretim biçimleriyle ilgili denemeler arasında bölüştürülmüştür. Harvey bu yöne kayarken, coğrafyanın dar morfolojik karakterine, olgu ile değeri kesinkes ayırmasına, veri ve sayı sorunlarına olan bağımlılığına ve bölük pörçük yapısına karşı çıkmayı amaçlıyordu. Kitabının kentsel araştırmalar üzerinde ani ve sarsıcı bir etkisi oldu. Coğrafyanın çalışma alanını sağlam bir şekilde genişleterek kentsel analizin amaçlarını yeni baştan tanımladı ve bir dizi yeni soru ortaya attı. Kısacası, Sosyal Adalet ve Şehir temel bir metin oldu.

Kitap, her şeyin ötesinde, hem liberal hem de sosyalist kısımlarıyla, toplumsal süreçleri ve mekânsal biçimleri analitik olarak ve eyleme rehber oluşturacak şekilde bir araya getirmenin mümkün olduğunu kanıtlamayı ve bunların yorumunu göstermeyi amaçlıyor. Dolayısıyla bu kitapta, mekânsal biçimler toplumsal süreçleri içerir ve toplumsal süreçler esas olarak mekânsaldır. Bu iki parçayı birleştiren dört anahtar tema görülür: Kuramın doğası (burada Harvey, metodoloji ve felsefe arasındaki, yapay olduğunu düşündüğü ayrımı kırmayı ve okuru kategorileştirme eyleminin kendisi ve sonuçları konusunda bilinçlendirmeyi hedefler); mekânın doğası (burada da, bildik “Mekân nedir?” sorusunun yerine “Değişik insan pratikleri nasıl değişik mekân kavramlaştırmaları yaratıp kullanıyorlar?” sorusunu koymaya çalışır); sosyal adaletin doğası (burada ise “adaleti, ebedi adalet ve ahlak sorunu olarak görüldüğü konumdan çıkartır, onu toplumun bütünündeki sosyal süreçlerle bağlantılı olarak gören bir yaklaşım içine” taşır); ve kentselliğin doğası (bir kendinde şey olarak değil, topluma bir bakış açısı oluşturan bir şey olarak görülür). Harvey kitabın “liberal” ve “sosyalist” kısımları arasında bağlantı kuran bu konularla ilgilenirken, önsel gerekçelerle değil, elindeki sorunları çözmesini sağlayacağını düşündüğü için Marksizm’e başvurmuştur.

Manuel Castells’in La question urbaine‘de (Kent Sorunu) yaptığı gibi, Marksizm ile kenti, Henri Lefebvre’in 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında yayımlanan Le droit à la ville (Şehir Hukuku), La révolution urbaine (Kentsel Devrim) ve La pensée marxiste et la ville (Marksist Düşünce ve Kent) adlı çalışmaları üzerinden ilişkilendirmeyi denemiştir. Kendilerine özgü değerlerinin yanında bu çalışmalar, Marksizm’in içinde bir asırdan beri uyumakta olan kentsellik konusunu hayata döndürmeleri açısından da önemliydiler. Coğrafyanın güvenli anayol ortamını terk ettiği anda Harvey, Marksizm’in içinde, kendine başka model ya da rehber bulamamıştı.

Lefebvre’den esinlenmesine karşın, onun mekânsal ilişkilere atfettiği bağımsız, belirleyici nitelikleri tamamen reddetti. Harvey için mekân, varlıkbilimsel (ontolojik) bir kategori değil, insanı biçimlendiren ve onun tarafından biçimlendirilen toplumsal bir boyuttu: “Mekânsal biçimler, içinde toplumsal süreçlerin oluştuğu cansız nesneler olarak değil, toplumsal süreçleri, bu süreçlerin mekânsal olmasıyla aynı tarzda ‘içeren’ şeyler olarak görülmektedir.

Yayımlanmalarından bu yana yirmi yıl geçmiş olmasına karşın Sosyal Adalet ve Şehir‘deki denemeler, gelişmelerine yardımcı oldukları kuramlarla beslenebilen kentsel incelemelerin dirildiği de göz önünde bulundurulduğunda, hâlâ dikkatlice okunmayı hak ediyorlar: Birinci kısımda, kentsel planlama ve gelir dağılımı konularında, kentsel mekânsal ilişkilere Rawlsçu (John Rawls) bir bakış getirdikleri için (örneğin “bölgesel adalet” tartışmasında ve merkeziyetçi/ademi merkeziyetçi yönetim arasındaki denge konusunda) ve ikinci kısımda, değişik üretim tarzlarında artık-değerin dolaşımı ve iktisadi bütünleştirme bağlamında, kentsel tarihin kapsamının yeniden değerlendirilmesiyle ilgili olarak Marksist araştırma gündemini ortaya koydukları için. Harvey’in ilk “liberal” formülasyonlarda mekân ve anlam sistemleri hakkında gösterdiği olağanüstü duyarlılık, Marksist dönüşümünden sonraki çalışmalarında da varlığını sürdürmüştür. Bu duyarlılık kişiler, gruplar ve onların toplumsal mekânları arasındaki ilişkiyle, değişik insan pratikleri ve onların farklı mekânları arasındaki bağlantıyla, toplumsal düzenin göstergeleri olarak mimari ve kentsel peyzajla, iş-konut bağlantısıyla, kentsel analizde işlevselciliğin yeriyle, ve piyasa toplumunda devletin olanaklarının sınırlarıyla ilgili kaygıları da kapsamaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki Sosyal Adalet ve Şehir‘in ikinci kısmı, Marksizm’in “bilimsel” ve “eleştirel” kampları arasında gidip gelen, erken ve bazı bakımlardan çok şematik ve olgunlaşmamış bir girişimdi. Bu Marksist kısım, Amerika’daki siyahların gettolaşmalarının temelinin, bir dizi “masum” girişimci müdahaleyle oluşturulduğunu gösteren bir yazı ile, Marksizm’de uzun süredir göz ardı edilmiş kira ile toprak ve mekânın mikro-ekonomisi hakkındaki, –kiranın nasıl herkes tarafından ihtiyaç duyulan, çoklu kullanım ve manalara açık, seyrek ama kesin olarak el değiştiren, kalıcı ve taşınmaz bir mal olan toprak için pay tespit edici araç olduğunu gösteren– bazı tartışmaları güçlü bir şekilde kullanarak, toprağın kullanım ve değişim değerlerinin çarpıştığı “katalitik an“a odaklanan, kentsel toprak kullanımı kuramı üzerine önemli bir yazıyı, ve insanlık tarihi boyunca kentsel gelişmeye –sosyal artığı oluşturan ve dağıtan çeşitli mekanizmaların karşılaştırıldığı– toparlayıcı bir genel bakışı içermektedir. Burada kent, tarihsel açıdan “etrafında belirli bir üretim tarzının örgütlendiği bir eksen, kurulu düzene karşı bir devrim merkezi ve (başkaldırılacak) bir güç ve ayrıcalık merkezi” olarak kavramsallaştırılmaktadır. Kentler, “iktisadi bütünleştirme tarzının üretmek ve yoğunlaştırmak zorunda olduğu toplumsal artık-değer üretiminin coğrafi yoğunlaşması yoluyla” oluşurlar. Karl Polanyi’nin iktisadi eşgüdüm mekanizmaları kategorilerini –karşılıklılık, yeniden dağıtım ve piyasa değişimi– Marx’ın üretim tarzı kavramıyla birlikte kullanarak Harvey kenti, toplumsal artık-değer, iktisadi örgütlenmenin egemen tarzı ve toplumun mekânsal örgütlenmesi arasındaki ilişkiler alanı bağlamında ele almıştır. Kapitalizm kapsamında kent, birikimin ve çelişkilerinin hem yeri hem de dengeleyicisidir.

Bu denemeler, kavrayış ve araştırmayı teşvik açısından tekrar okunmaya değer olmaları ve kent için Marksizm’in, Marksizm için de kentin yeniden keşfini göstermeleri nedeniyle önemlerini koruyorlar. Sonraki on beş yıl boyunca Harvey, Marx’ın kapitalist birikim üzerine çalışmalarını genişletmek ve ilerletmek, onlara açık bir mekânsal boyut kazandırmak için Sosyal Adalet ve Şehir‘in araştırma gündemi doğrultusunda dikkatli, düzenli ve seçici bir çalışma sürdürmüştür.

Bu çalışmasında Harvey olağanüstü başarılı olmuştur. Daha sonraki çalışması olan The Limits to Capital (Sermayenin Sınırları) ise Marx’ın Kapital’indeki kira üzerine fikir verici ama yüzeysel pasajları geliştirerek sermaye birikimi döngülerinin analizine doğrudan mekânsal unsurlar katar. İki ciltlik Studies in the History and Theory of Capitalist Development (Kapitalist Gelişmenin Tarihi ve Kuramı Üzerine İncelemeler) adlı eseri Sosyal Adalet ve Şehir‘deki temel temalara tekrar ve ayrıntılı şekilde eğilen olgun bir bakışı, ama aynı zamanda kentsel mekân ve kapitalist birikim arasındaki girift ve düzgün ilişki üzerine çalışırken göz ardı ettiği, düzenleme, dil, anlam, kültür ve fail sorularını araştırarak konuyu geliştirme çabasını içerir. Ama Harvey’in Sosyal Adalet ve Şehir‘de koyduğu hedeflere ulaşmadaki başarısı, sadece onun kendi araştırmalarıyla sınırlı değildir. O bu kitabın, kentsel araştırmaların değişmesine ve Marksist toplumsal kuramın hacminin artmasına ne kadar yardımcı olduğunu görme mutluluğunu da yaşamıştır.

Kitabın etkisi coğrafyanın sınırlarının çok ötesine geçmiş, sosyoloji, siyasal bilimler, iktisat, tarih ve antropolojide kent düşüncesini harekete geçirmiş, Marksizm’in kentle güçlü bir şekilde yeniden ilgilenmesini sağlamıştır. Kitabın yazıldığı zamanın tersine, şu anda Marksist gelenek çerçevesinde kent hakkında birçok çalışma görülmektedir. Sıcak bir şükran duygusuyla Harvey, kitabın temel temalarını ve kazanımlarını şöyle özetler:

Olaylar tarafından kamçılanan Marksistler, 1960’larda kentsel sorunların doğrudan analizine yöneldiler. Kentsel, cemaat tabanlı sosyal hareketlerin siyasal ve iktisadi anlamlarını ve bunların –kendileri için geleneksel ilgi odakları olan– emek-tabanlı hareketlerle ilişkilerini anlamaya yöneldiler. Kent, değişik açılardan üretim, realizasyon (tüketim dolayısıyla fiili talep), işgücünün yeniden üretimi (burada, yerel yönetim tarafından desteklenen fiziksel ve toplumsal altyapıların –konut, sağlık hizmetleri, eğitim, kültürel yaşam– desteklediği aile ve cemaat kurumları kilit rol oynamışlardır) alanları olarak incelendikçe, üretim ve toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiler yoğun bir şekilde ele alınmış oldu. Kent aynı zamanda, üretim, değişim ve tüketimi kolaylaştıracak inşa edilmiş bir ortam, (üretim ve yeniden üretim için) mekânın toplumsal örgütlenmesinin bir şekli ve kapitalizm (üretime karşı mali sermaye, vb.) içerisinde işbölümünün ve işlev çeşitlenmesinin belli bir tezahürü olarak da incelenmiş oldu. Ortaya çıkan genel kavram, kapitalizmin bütün bu veçhelerinin en çelişkili birliği olması anlamında kentselleşmedir.

Harvey, bu konudaki çalışmaların değerini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bunda da haklıdır. 1970 ve 1980’lerde Marksist geleneğe göre çalışan kentsellik uzmanları olmasaydı, kent üzerine bugün yapılan çalışmalar daha az açıklığa ve kuramsal güce sahip olacaktı; Sosyal Adalet ve Şehir yazılmamış olsaydı, bugün bu konudaki çalışmalar çok daha zayıf temellere dayanıyor olacaktı.

David Harvey - Sosyal Adalet ve Şehir

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (4)

Ali Rıza Avcan

İzmir, tüm bir kent ölçeğindeki ulaşımı planlarken Körfez’deki deniz ulaşımını dikkate almıyor.

Hem de kent merkezi, koskocaman bir Körfez’in etrafında şekillenmiş olmasına karşın…

Hem de ülkemiz koşullarında gerçek bir ulaşım aracına dönüşmesi oldukça zor olan bisikletli ulaşımı ayrı bir ulaşım alternatifi olarak değerlendirip hazırlanmakta olan ulaşım ana planına yerleştirdiği halde…

Hem de eski belediye başkanı Ahmet Piriştina döneminde Körfez’deki deniz ulaşımına önem verildiğini ve bu konuda olumlu gelişmeler olduğunu görmüş olmamıza karşın…

Bu konuyu geçtiğimiz günlerde Yrd. Doç. Dr. Emrah Erginer‘in TRT Kent Radyo’daki “Denizin Kokusu” isimli programında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı ve mimar Hasan Topal ile birlikte konuşup değerlendirmeye çalıştık.

Bu programa katılmadan önce de hem ülkemizde hem de dünyada deniz kenarında; özellikle de bir körfez çevresinde gelişmiş kentlerin ulaşım ana planlarına baktık. Örneğin iki ayrı kıta ve bir Haliç çevresinde gelişen İstanbul’un ulaşım ana planına baktık. Amacımız ülkemizdeki ve dünyadaki hangi deniz kentinin deniz ulaşımını ulaşım ana planında ele aldığını görmekti.

s574190

Evet, öncelikle baktığımız İstanbul’un Japon Kalkınma Ajansı ile birlikte hazırlanmış 2011 tarihli ulaşım ana planında, hem de onca köprü ve denizaltı tünel yatırımı yapılmış olmasına karşın deniz ulaşımının önemine vurgu yapıldığını, deniz ulaşımının ana ulaşım alternatiflerinden biri olarak değerlendirildiğini gördük.

Oysa İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın hazırlığı için 2,5 yıldır katıldığımız ya da yapıldığını öğrendiğimiz toplantılarda, bu toplantılarla ilgili basılı belgelerde birçok kurum temsilcisinin ve bireysel katılımcının bu kentte deniz ulaşımına önem verilmesini istediğini görüyor, duyuyor ve okuyorduk.

Örneğin, 27 Ekim 2016 tarihinde 25 kurum temsilcisinin katılımı ile düzenlenen “Deniz Ulaşımı” konulu tematik uzman çalıştayı sonucunda yayınlanan kitapçıktan “deniz ulaşımı ile diğer ulaşım türlerinin zaman ve mekan açısından entegrasyonunun sağlanması“, “gece seferlerinin başlatılması“, “yeni iskele yapım taleplerinin dikkate alınması“, “deniz ulaşımını kullanan yolcu sayısının arttırılması“, “yeni vapurlarının açık alanlarının az olması” şeklindeki şikayet, talep ve önerilerin öne çıktığını öğreniyorduk.

Yine aynı çalıştayda;

  1. Deniz ulaşımı ile ilgili daha fazla analiz çalışmasının yapılması, sefer sıklıklarının bu çalışmalar neticesinde belirlenmesi,
  2. İskelelerde fiziksel düzenlemelerin yapılması (otopark, araç, bisiklet, ışıklandırma vb.)
  3. Sürdürülebilirlik açısından arz-talep dengesinin gözetilmesi,
  4. Ulaşım amacının yanı sıra gezi amaçlı vapur seferlerinin düzenlenmesi,
  5. Fayda-maliyet analizlerinin yapılması,
  6. Gece seferleri için sefer sıklığının düzenlenmesi (saatte bir sefer veya iki saatte bir)
  7. Gece seferleri için daha az kapasiteli araçlar kullanılması,
  8. Yolcu emniyeti açısından gece seferlerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınması,
  9. Deniz ulaşımının diğer toplu taşıma sistemleri ile entegre olarak planlanması,
  10. Belirli günlerde deneme seferleri planlanması, dinamik tarifeler üretilmesi,
  11. Birim maliyeti daha düşük ulaşım türleri ile gece ulaşımının sağlanması,
  12. Vapur-taksi vb. daha düşük kapasiteli ve daha hızlı araçlar ile deniz ulaşımının desteklenmesi,
  13. Yeni gemilerde daha fazla açık alan yaratılması amacıyla verimlilik gözetilerek düzenleme yapılması,
  14. Vapurların İzmir kültürüne özel hale getirilmesi,
  15. Egzoz salımının dikkate alınması,
  16. Gemi alımlarında vatandaş görüşünün alınması,
  17. Gemilerin uzun hatlarda çalıştırılarak daha efektif kullanılması,
  18. Uygun saatlerde eski gemilerle nostaljik turlar yapılması,
  19. İskelelerin yapımı sırasında güvenlik, park yeri vb. teknik ve fiziksel şartlarının sağlanması,
  20. Talep tahminleri, analizler (batimetri, taramalar), trafik akımları, anketler doğrultusunda yer seçimi yapılması,
  21. Eski iskelelerin yenilenmesi ve yeni iskele noktalarının önerilmesi,
  22. Deniz uçaklarının bağlanabileceği iskelelerin planlanması,
  23. Dere ağızlarında düzenli körfez taraması yapılması,
  24. İskele yapımı öncesinde ilgili kurumlardan görüşlerin alınması,
  25. Bütüncül bir bakış açısıyla ulusal projeler ile eşgüdümün sağlanması,
  26. Yerel yönetim tarafından yürütülen “tekne park, denize iniş rampası” projelerine destek verilmesi vb. çalışmaların yapılması,
  27. Deniz araçları için denize erişim noktalarının geri sahalarının ulaşım bağlantıları açısından değerlendirilmesi,
  28. İç yürüme mesafesinin az olduğu iskeleler tasarlanması,
  29. Aktarmada kaybedilen zamanın en aza indirilmesi (bekleme süresi ve yürüme mesafeleri),
  30. İskelelere yaya ve bisiklet erişiminin kolaylaştırılması,
  31. Diğer ulaşım türleri ile koordineli olarak sefer planlarının yapılması,
  32. Yolculuk öncesi ve sonrası vakit kaybının önlenmesi için gerekli çalışmaların yapılması,
  33. Fiziksel koşulların iyileştirilmesi (park alanları),
  34. Kentin gelişme aksına göre yatırım planlaması yapılması,
  35. Arabalı vapurlarda seferlerin sıklaştırılması,
  36. Okullarda ve diğer kamusal alanlarda bilinçlendirme çalışmaları yapılması,
  37. Deniz filosunun çeşitlendirilmesi,
  38. İzmir Körfezi’nden daha fazla faydalanılması amacıyla bireysel ulaşıma imkan verecek altyapı eksikliklerinin giderilmesi,
  39. Limanın genişletilmesi.

Görüldüğü gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden 13, diğer kamu kurumlarından 6, üniversitelerden, meslek odalarından ve yüklenici firmadan ikişer temsilcinin katılıp deniz ulaşımının asıl kullanıcısı olan “yolcular” adına kimsenin katılmadığı 27 Ekim 2016 tarihli “Deniz Ulaşımı Temalı Uzman Çalıştayı“nda toplam olarak 39 ayrı görüş, öneri ve talep geliştirildiği halde; 12 Eylül 2017 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı – UPİ 3. Paydaş Toplantısı“nda sunumu yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı Alternatif Senaryo Çalışmaları Bilgilendirme” dosyası ile “İzmir Ulaşım Ana Planı Kısa Vadeli Düzenleme Önerileri” isimli dosyada tek bir “deniz” sözcüğünün bile geçmemiş olması; ayrıca, “Deniz Ulaşımı Temalı Uzman Çalıştayı“nda ortaya çıkan görüş, düşünce, öneri ve talepleri içeren tek bir alternatif senaryonun ya da kısa vadeli düzenleme önerisinin yer almaması, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı hazırlayanların kafasında “deniz ulaşımı” diye bir konu ya da kaygının yer almadığını göstermektedir.

SCX-3200_20171010_20222401

Bu çarpıcı durum, o toplantıya katılan bizler için o kadar şaşırtıcı olmuştur ki, o uzun uzun yapılan sunumlar ve açıklamalar sonrasında sunumu yapan konuşmacıya yöneltilen ilk soru “deniz ulaşımı bu planın neresinde?” sorusu olmuştur. 

TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı Hasan Topal tarafından yöneltilen bu soruya verilen yetersiz yanıt diğer dinleyicileri de ikna etmediği için hazırlanmakta olan planın daha başlangıç aşamasında büyük bir eksikliğe sahip olacağı anlaşılmış, planın daha hazırlanırken yetersiz olduğu görülmüştür.

TRT Kent Radyo’daki programda da bu konuyu ele aldık. Bir deniz ve liman kenti olan İzmir’de deniz ulaşımı ve bu ulaşımla ilgili politika, strateji, amaç ve hedefler nerede diye sorduk. Kent yöneticilerini ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı hazırlayanları deniz ulaşımına önem vermeleri için uyarmaya çalıştık. Körfezdeki iskelelerin, hatların, sefer sayılarının, gemilerin, yolcuların ve taşınan araç sayısının arttırılması gerektiğini ifade etmeye çalıştık.

s354114_orig

Ardından da, hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda deniz ulaşımına gereken önem ve önceliğin verilmeyişi nedeniyle, kıyısından köşesinden plana dahil edilen İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmak amacıyla ona rakip olacak alternatif bir ulaşım hattının yaratılmasından ya da geliştirilmesinden mi kaçınılıyor acaba diye düşünmeden de edemedik….

Devam Edecek…