BİZ BİLİRİZ, SİZ DİNLEYİN…

Alı Rıza Avcan

Zirve sözcüğü… Türkçe sözlüklere göre bir şeyin benzerlerine göre “en üstte“, “en tepede” bulunma halini ifade ediyor… Bu anlamda, benzerlerinden farklı olarak en üstteki uç noktayı anlatıyor…

Geçen hafta iki gün süreyle katıldığım UCLG 4. Kültür Zirvesi de işte bu anlamda, dünyada yapılan kültürle ilgili diğer toplantıların üstünde; yani, onlardan daha önemli, daha büyük ve kapsayıcı olduğunu iddiasında. Çünkü, kesin bir sayı ve liste vermeseler de dünyadaki 240.000 civarındaki kent ve yerel yönetimin dünya çapındaki çatı örgütü olduğu iddiasındaki UCLG; yani Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Örgütü, hem dünya çapında örgütlenmenin boyutu, hem de 2004 yılındaki kuruluşunu izleyen dönemde en fazla sayıda kent ve yerel yönetimin kendisine üye olması nedeniyle, kendi yaptığı toplantıları önemseyip bu toplantıların benzerlerinin üstünde, zirvesinde olduğunu söylüyor.

Zirve olmayan zirve…

Oysa 9-11 Eylül 2021 tarihlerinde gidip izlediğim UCLG İzmir Kültür Zirvesi‘nde böyle büyük, önemli ve zirvede olma gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yapılan toplantının ele alınan konular, bizzat gelip katılan konuşmacı, izleyici sayısı ve teknik aksaklıklarla dolu organizasyonun kalitesi açısından pek de zirvede olmadığını gördük. Konuşmacı ve izleyici sayısı açısından az katılımlı bulduğumuz, katılımcı noksanlığının belediye çalışanları ve ihaleyle iş verilen firma personeli ile tamamlanmaya çalışılan bu toplantıda, Covit 19 Pandemisinin dünya çapında oluşturduğu olumsuz koşulların etkili olduğunu bilmemize karşın; 240.000 civarında üyesi olduğu söylenen ve Birleşmiş Milletler, UNDP, UNESCO ve ICOMOS gibi uluslararası kuruluşların partneri durumundaki böylesi büyük bir örgüte yaraşan ve bu niteliğiyle zirvede yer alan bir toplantıyla karşılaşmadık.

Amaç, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini ayakta tutabilmek…

Düzenlenen zirvenin ele aldığı konu, adından da belli olacağı gibi kültürdü. Özellikle de kültürün, (UN) Birleşmiş Milletler‘in küresel kalkınma ağı oluşturmak amacıyla kurduğu Uluslararası Kalkınma Programı (UNDP) eliyle dünya çapındaki yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegeni korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak amacıyla 2016 yılında duyurduğu 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’yle ilişkisini kurup, ‘sürdürülebilir kalkınmanın temel bir boyutu olarak‘ bu hedeflerin etkinliğini arttırmak amacıyla konuşmalar yapılıp örnekler verildi.

Aşağıda tek tek saydığımız 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi‘nin, 2030 yılına kadar UNDP‘nin politika ve finansmanına rehberlik edeceği söyleniyor:

‘Yoksulluğa son’, ‘Açlığa son’, ‘Sağlıklı ve kaliteli yaşam’, ‘Nitelikli eğitim’, ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’, ‘Temiz su ve sanitasyon’, ‘Erişilebilir ve temiz enerji’, ‘İnsana yakışır iş ve ekonomik büyüme’, ‘Sanayi, yenilikçilik ve altyapı’, ‘Eşitsizliklerin azaltılması’, ‘Sürdürülebilir şehirler ve topluluklar’, ‘Sorumlu üretim ve tüketim’, ‘İklim eylemi’, ‘Sudaki yaşam’, ‘Karasal yaşam’, ‘Barış, adalet ve güçlü kurumlar’, ‘Amaçlar için ortaklıklar’ şeklinde formüle edilen bu 17 hedefin, kullandığı yaklaşım, yöntem ve dil ile neoliberal küreselleşme söyleminin henüz çökmediği 2016 yılında kapitalizmin neoliberal anlayışı ve diliyle geliştirildiği ortadadır.

Ama bütün bu hedeflerin dünyadaki tüm ülke ve kentler için her zaman geçerli olmadığı, UNDP tarafından hazırlanan bu şablonun dünyanın her ülke ya da kentinde geçerli olmadığı bilinmekte. Örneğin, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemini kapsayan Stratejik Planı‘nın hazırlık aşamasında bu şablonu esas alan danışmanların, UNDP‘nin Afrika‘daki bazı ülkeler için önerip Türkiye ve İzmir için geçerli olmayan “Açlığa son” hedefinin plana konulması girişimine nasıl karşı çıkıp itiraz ettiğimi ve sonuçta bu hedefin stratejik planda yer almadığını o dönemde yazdığım yazılardan hatırlayacaksınız. 2016 yılından bu yana değişen dünya koşulları içinde küreselleşme iddiasının iflas edip dağılması, ortaya çıkan yeni sorunlar ve dünya halklarının yeni talep ve karşı çıkışları uluslararası sermayenin çıkarlarını korumak amacıyla geliştirilen bu hedeflerin uygulamasını zorlaştırmış, 2030 yılını hedefleyen bu şablonun geçerliğini ortadan kaldırmıştır.

İşte bu nedenle, UNDP‘nin işbirliği yaptığı UCLG, uzun bir süredir sahip olduğu gücü kullanarak tüm dünya ülkelerine, özellikle de az gelişmiş ülkelere önerilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri‘nin yaygınlaşıp kabul görmesi için kültürü kavramsal ölçekte ele alıp destek vermeye çalışmakta, bu şablonun uygulamasını kültür eliyle mümkün kılmaya çalışmaktadır. Bunu yapmanın en iyi ve bilinir yöntemi ise, UCLG‘ye üye olan kent ve yerel yönetimlerde bu hedeflere uygun görülen başarılı uygulamaların, diğer kent ve yerel yönetimlere örnek gösterilmesidir. Böylelikle bu 17 hedefin geçerlik ve uygulanabilirliği, örnek gösterilen bu başarılı örnekler üzerinden kanıtlanmaya, diğer kentleri ve yerel yöneticileri bu şekilde ikna edilmeye çalışılmaktadır. Aynen bisiklet kullanımıyla bisikletli yaşam tarzının, bisikletin yaygın bir şekilde kullanıldığı Hollanda kentleri üzerinden örnek gösterilmesi suretiyle bisikletle ilgili her türlü teknoloji, finansman ve malzemenin bizim gibi ülkelere ihraç edilip kazanç kapısı yapılmasında olduğu gibi…

Zirve, katılımcıyı dikkate almayan antidemokratik bir süreçte gerçekleşmiştir: dinle ve onayla

Evet, 9-11 Eylül 2021 tarihleri arasında bu kentte, bu kentin geleceğini değiştireceği iddia edilen uluslararası bir toplantı yapıldı… Bizim, her gün değişen zirve programı üzerinde yaptığımız incelemeye göre bu zirvede toplam 135 kişi konuşacaktı. Ama bu konuşmacılardan bir kısmı zirveye katılmadığı için konuşmadı, çok fazla sayıdaki konuşmacı odasından çıkıp İzmir‘e gelmeyi göze alamadığı için online katılımı tercih etti, bizzat gelip konuşanlar ise kendilerini izleyenlerin sorular sorarak katılmasının mümkün olmadığı bu toplantıda söyleyeceklerini söyleyip ayrıldılar. O nedenle bize sadece onların söylediklerini dinlemenin düştüğü bu organizasyonun tartışmaya izin vermeyen yapısıyla antidemokratik bir iktidar alanı yarattığını söyleyebilirim: İşine geliyorsa gel, dinle ve git…

Aslında bu tür uluslararası toplantıların, önceden hazırlanmış belirli konuşma ve metinlerin dinleyici ve medya eliyle dünya kamuoyuna sunulmasından başka bir görevinin olmadığını düşünüyorum. Bu zirve sayesinde akademisyenlerle uzman ve teknokratların yerel ya da merkezi yönetimi elinde tutan iktidar sahipleriyle birlikte hazırladıkları hazır reçete niteliğindeki raporların okunup konuşulması şeklinde gerçekleşen ve böylelikle küresel düzeyde uzlaşmanın sağlandığı algısının yaratıldığı bu tür uluslararası toplantıların aslında küresel güçlerin işini kolaylaştıran platformlar olduğu bir kez daha ortaya çıktı. UCLG tarafından dördüncü kez yapılan İzmir Kültür Zirvesi de, UCLG‘nin daha önce hazırlayıp duyurduğu 2018 tarihli “Kültür ve Barış Deklarasyonu“, 2019 tarihli “Kültürün Geleceği Manifestosu” ve 2020 tarihli “Roma Şartı” gibi, UNDP‘nin 2016 tarihli Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini destekleyen bir yapıya sahipti.

UCLG içindeki gruplaşmalar zirveye nasıl yansıdı?

Bu zirve sırasında, bütün oturumlara katılıp tüm konuşmacıları izlemeye çalışırken fark ettiğimiz ve giderek araştırıp öğrenmeye çalıştığımız diğer bir konu ise UCLG içindeki örgütsel iklimle ilgiliydi. Bu çerçevede, UCLG adı verilen bu uluslararası kuruluşun kendi içindeki iktidar ve rekabet alanları ve Türkiye‘nin bu iklim içindeki yeri neydi? gibi sorular sorarak cevaplarını bulmaya çalıştık.

Evet, UCLG büyük ölçüde Latin kökenli İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz ve Güney Amerika ülkelerinin egemenliği altındaydı. Örgütün merkezi bile İspanya‘nın Barcelona kentindeydi. İzmir‘de yapılan zirvenin oturumları arasındaki molalarda bile Türk sanatçıların icra ettiği Flamenko danslarını seyretmemiz de işin cabasıydı…

Ancak, 2013-2017 döneminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın UCLG genel başkanı olması ile başlayan süreçte, Türkiye‘nin UCLG içinde; özellikle de İsrail’deki kentlerin ve yerel yönetimlerin üye olmadığı Doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesi olarak tanımlanan UCLG-MEWA içinde etkin olmasını sağlamış gözüküyordu. UCLG-MEWA‘nın yıllık faaliyet raporları ise Türkiye’nin ve AKP‘li belediye başkanlarının bu durumdan memnun olduğunu kanıtlıyordu. AKP‘nin Türkiye‘nin Avrupa yerine içinde Arap ülkelerinin çoğunlukta olduğu bir bölgede yer almasından rahatsız olmadığı; aksine bu bölgedeki Arap ülkeleriyle ortak bir anlayış ve dil geliştirdiği görülüyordu. Örneğin Türk ve Arap belediye başkanları konuşmalarında “cinsiyetler arası eşitsizlik” derken, diğer ülke temsilcilerinin UNDP‘nin 17 hedefinden biri olan “Toplumsal cinsiyet eşitsizliği” kavramını kullanması bu farklılığı net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Bu durum en iyi şekilde İzmir Büyükşehir Başkanı Tunç Soyer‘in adeta gösteriye dönüşen üç dilli açılış konuşması ile başlayan açılış oturumunda konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, UCLG Eş Başkanı Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve UNDP Türkiye Büyükelçisi Louisa Vinton‘un dile getirdiği yerele, ulusala ve uluslararasına bakışla ilgili yaklaşımla beden ve söylem dilinde ortaya çıktı.

Kültürsüz bir gelişme mümkün müdür?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in zirve açılış konuşması ile zirve sonunda “Kültür İnsanlığın Geleceğini Kuruyor” başlığıyla açıklanan ortak metinde savaşın, kaosun, karmaşanın kültürü olmadığı, kültür eksikliğinin olması durumunda ilerlemenin olmayacağı ve böylelikle sanatın bilimden, bilimin siyasetten ve siyasetin de gerçek hayattan ayrılacağı, daha kötüsü kültürsüz bir ilerlemenin bencil ve ataerkil aklı güçlendirip yücelteceği iddia edilip parlak ve güzel sözlerle soyut kültür övgülerinin yapıldığını görüyoruz. Konuşma ve bildiri metninde yer alan bu ifadelerle dünyada bir kültürsüzlük halinin olabileceği ima edilerek o durumda ilerleme olsa bile bunun kötü bir şey olduğu anlatılmaya çalışıldı.

Şimdi gerçekten düşünmek gerekir; bir toplumun kültürsüz olması mümkün müdür?

Bu tez, kendilerini uygarlığın merkezi olarak ilan edip dünyadaki birçok ülkeyi her anlamda sömürüp bugün bunu çok farklı boyutlarda sürdüren Batı’nın, Avrupa‘nın tezi değil midir? Bu tavır, kültürsüz ilan ettikleri toplumlara kendi kültürlerini götürüp kabul ettirme derdindeki Batı’nın geleneksel tavrı değil midir? Hele ki bugün İtalya, İspanya ve Fransa üzerinden bir sektör olarak ihraç ettikleri kültürel hegemonyayı düşündüğümüzde…

Oysa birlikte yaşayan her insan grubunun bir araya gelişinden kaynaklanan kültür, bir arada olma halinin kendiliğinden ortaya çıkardığı değerlerin bir türevidir. Çünkü kültürün kaynağı insanın kendisidir. Bu anlamda, insanın ve beraberliğinin olduğu her yer ve zamanda kültür vardır, gelişir ve o beraberliği daha da güçlendirir. Kültür yoktur, kültürsüzlük hali vardır ya da kültürsüzlük halinde ortaya çıkan toplumsal ilerleme kötüdür, sakattır demek de aslında insanların ve toplumların kültürle kurdukları diyalektik birliği bilmemek anlamına gelir. Aksi takdirde o ünlü Alman ya da Fransız veya İspanyol kültürlerinin ataerkil ve bencil bir güçle defalarca dünyayı nasıl kana buladığını izah etmek güç olur… Hele ki Hitler, Franco, Salazar ve Mussolini faşizmi koşullarında Guernica‘da, Katalonya‘da, Auschwitz-Birkenau‘da, Srebrenitsa‘da ve Cezayir‘de ortaya çıkan barbarlık örneklerinde olduğu gibi…

“İzmir dünyanın her köşesinde çoğaltılabilecek bir örnektir”… Gerçekten mi?

UCLG İzmir Kültür Zirvesi sonrasında, zirve öncesinde düzenlendiği anlaşılan “Kültür İnsanlığın Geleceğini Kuruyor” başlıklı bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride kültürün, UNDP tarafından 2016 yılında formüle edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri açısından ne derece önemli olduğu anlatılıp; bu hedeflere ulaşmada ne derece etkili olduğu belirtildikten sonra, “İzmir, dünyanın her köşesinde çoğaltılabilecek bir örnektir” cümlesi ile sonuçlanıyor.

Şimdi durup düşünmek gerekir; İzmir, gerçekten dünyanın her köşesinde çoğaltılabilecek bir örnek midir? Bu yargıya kim, nasıl varmıştır?

Evet, İzmir tarihin ilk çağlarından beri uygarlığın merkezidir ve tarihi, toplumsal, kültürel ve doğal değerleri ile zaten iyi bir örnektir. Ancak bu kentteki mevcut yerel hizmetler itibariyle, -ne yazık ki- iyi bir örnek değildir. Bunu en iyi şekilde İzmir‘de yaşayan ya da çalışan insanlar yakından bilmekte ve daha iyi bir kamu hizmeti talep etmektedir.

Bu anlamda, İzmirlinin bu tür övgülere karnı toktur ve aldanmaz. Çünkü yaşadığı kentin ne durumda olduğunu, hangi sorunları yaşadığını birebir bilmektedir. Ayrıca ancak dünyada İzmir’den daha kötü durumda olan kentler ve insan yerleşimleri için örnek olabileceğini bilir… Örneğin UCLG-MEWA bölgesindeki çoğu Arap ya da Afgan kentleri gibi…

Zirve kaç paraya mal oldu?

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, özellikle de şirketlerinin hesapları şeffaf olmadığı için, UCLG İzmir Kültür Zirvesi için belediye bütçesinden, şirketlerden ya da başka kaynaklardan kaç para harcandığını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey ise, Folkart denilen yandaş şirketin bu etkinliğin sponsoru olduğu… Aynen 90. İzmir Enternasyonal Fuarı‘nda olduğu gibi…

Ama yine de ulaşabildiğim kaynakları kullanarak İnternete düşmüş harcama bilgilerini derlemeye çalıştım.

Bu çalışma sonucunda İnternete düşmüş 13 ayrı ihaleden 7’sinin sözleşme bedellerinin belli olduğunu, İZFAŞ ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bazı harcamaların ise belli olmadığını, yapılan ihale duyurularına göre yapılan harcamanın toplam olarak 1.687.850.-TL. düzeyinde gerçekleştiğini gördüm. Tabii ki bu listeye girmeyip ilk aklıma gelen zirve programı baskısı, gala yemeği, sanatçı ücretleri, iletişim, kırtasiye ve elektrik masrafları, afiş ve billboard masrafları, yapılan haberlerin bir ilan olduğunu söyleyen Hürriyet gibi gazetelerle Haber Türk gibi televizyonlara ödenen paraların ne kadar olduğunu, ne yazık ki bilmiyoruz.

Bütün bu tespit ve analizler sonucunda yapacağımız tek değerlendirme;

9-11 Eylül 2021 tarihleri arasında, dördüncü kez yapılan UCLG İzmir Kültür Zirvesi, ne kadar büyük bir kuruluş tarafından organize edilmiş, ne kadar fazla konuşmacı ve katılımcıya yer vermiş ve ne kadar önemli konular ele alınmış olsa da; temsil ettikleri kentlerde ve yerel yönetimlerde yaşayan ya da çalışan insanların, halkların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve taleplerini dikkate almadan yapılan, ‘katılımcı‘ adı verilen izleyiciye söz hakkı verilmeyen anti demokratik bir toplantı olmuştur. Bu nedenle de demokrasi, kültür ve daha birçok güzel bir şey için yapılabilir, uzun erimli ve olumlu bir etkisi olmayacaktır. Bu zirvenin bizde bıraktığı tek izlenim şu olmuştur:

Biz düşündük, uygun görüp yazdık, itirazsız dinleyin ve koşulsuz kabul edin!

Her derde deva bir kültür zirvesi…

Ali Rıza Avcan

Bugün, yakın bir arkadaşım önümüzdeki Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri İzmir’de yapılacak UCLG İzmir Kültür Zirvesi’nin tanıtımı amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından cadde ve sokaklardaki billboardlara yapıştırılan “Tarımın Geleceği İzmir’de” afişinin fotoğrafını gönderdi.

Tasarımında, her zaman gördüğümüzün aksine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer yerine bir çiftçiye yer verilen bu afişi görünce ister istemez uluslararası düzeyde kültürle ilgili kavramların tartışılacağı bir zirve organizasyonunun nasıl olur da tarımın geleceği ile ilişkilendirilebileceğini şaşkınla düşünüp durdum. Hem de Folkart gibi uzunca bir süredir bu kente musallat olmuş yandaş bir inşaat şirketinin ana sponsorluğunda yapılan bir zirvenin…

Evet, uzun boylu düşündüğümüzde kültürün ve kültürle ilgili kavramların, olsa olsa ikinci ya da üçüncü dereceden tarımla ilgilendirilebileceğini, tarımın da kendi içinde geleneksel bir kültüre sahip olduğunu bilmekle birlikte; Türkiye ve İzmir boyutunda tarımın ve tarımla ilgili kırsal kültürün çöktüğü bir ortamda, özellikle de kırsal kültürle ilgili konu ve kavramların ele alınmayacağı uluslararası bir zirvede tarımın geleceğinin nasıl belirleneceğini merak edip durdum…

İşte bütün bu nedenlerle, 9-11 Eylül 2021 tarihleri arasında İzmir‘de yapılacak UCLG Kültür Zirvesi ile bu zirveyi düzenleyen UCLG hakkında aşağıdaki açıklamaları yapmanın yararlı olacağını düşündüm.

UCLG; yani Türkçe’siyle Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Örgütü dünyadaki tüm kentlerin ve o kentleri yöneten yerel yönetimlerin üye olduğu uluslararası bir kuruluş. Kesin bir sayı verilmese de 240.000’in üstünde yerel yönetimin bu örgüte üye olduğu söyleniyor.

UCLG, 5 Mayıs 2004 tarihinde Paris’te gerçekleştirilen bir törenle, o tarihe kadar yerel yönetimler alanında faaliyet gösteren üç ayrı uluslararası kuruluşun birleşmesiyle kurulmuş:

1) Merkezi Hollanda’da olan Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği (IULA, International Union of Local Authorities),

2) Merkezi Fransa’da bulunan Birleşmiş Kent Örgütleri (UTO, United Towns Federation) ve

3) Dünyadaki büyükşehir belediyelerinin üye olduğu Metropolis örgütü.

Bu üç kuruluştan Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği (IULA)’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Bölge Teşkilatı olan IULA-EMME’yi ve bu örgütün o tarihlerdeki yöneticisi Sadun Emrealp’i, biz İzmirliler 2006 yılı öncesinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı‘nın (UNDP) liderliğinde İçişleri Bakanlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte oluşturdukları ortaklık çerçevesinde başarılı çalışmalar yapan İzmir Yerel Gündem’21 nedeniyle tanırız. Ayrıca 2000 yılında proje koordinatörlüğünü yaptığım İzmir 1. Sivil Toplum Kuruluşları Fuarı ile İzmirli büyük bilim insanı Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray‘a adadığımız Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu‘nu İzmir Büyükşehir Belediyesi Yerel Gündem’21 ve İZFAŞ A.Ş. olarak IULA-EMME ile birlikte yaptığımızı hatırlatmak isterim.

UCLG kendi içinde 7 ayrı alt bölgeye ayrılmakta; ayrıca büyükşehir belediyelerinin üye olduğu Metropolis adında özel bir bölümü bulunmakta. Bu yedi bölge şu şekilde sıralayabiliriz:

1. UCLG-Afrika, Afrika ülkelerini,

2. UCLG-ASPAC, Asya-Pasifik ülkelerini,

3. CEMR, Avrupa ülkelerini,

4. UCLG-EuroAsia, Avrasya,

5. UCLG-MEWA, Ortadoğu ve Batı Asya ülkelerini,

6. UCLG-FLACMA, Güney Amerika ülkelerini,

7. UCLG-North America, Kuzey Amerika ülkelerini kapsar.

Türkiye, sanıldığının aksine Avrupa ülkeleri kapsayan CEMR bölgesinde değil, Ortadoğu ve Batı Asya ülkelerini kapsayan UCLG-MEWA bölgesinde diğer 15 ülke (Filistin, Suriye, İran, Irak, Suriye, Katar, Ürdün, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri, Afganistan) ile bir aradadır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Kadir Topbaş, 2013 ve 2015 yıllarında iki kez UCLG Genel Başkanı olarak seçilip görev yapmış, kural olarak üçüncü bir kez seçilmesi mümkün olmadığı için yeniden aday olamamıştır.

Ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski başkanı BDP‘li Gülten Kışanak da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile birlikte 2015-2016 döneminde UCLG-MEWA‘nın eş başkanlığını yapmıştır.

UCLG’nin bugünkü başkanı ise Fas’ın El Hoceima Belediye Başkanı Mohamed Boudra, eş başkanı ise Konya Büyükşehir Belediyesi‘nin AKP’li Başkanı Uğur İbrahim Altay’dır.

Türkiye’nin üyesi olduğu UCLG-MEWA bölgesinin yürütme kurulunda Türkiye, Filistin, Lübnan, Ürdün, Afganistan ve İran’dan 32 üye bulunmakta, 11 kişilik yönetim kurulu ise Filistin Yerel Yönetimler Birliği başkanı Musa Hadid, Bani Naim Belediye Başkanı Ali Manasrah (Filistin), Nili Belediye Başkanı Zahra Amhadi (Afganistan), Chark Zahle Belediyeler Birliği Başkanı Rafic Deb

ess (Lübnan), Tahran Belediye Başkanı Piruz Hanachi (İran), Asira Al Shamaliya Belediye Başkanı (Filistin) ile Türkiye’den Balıkesir Büyükşehir Belediyesi‘nin AKP’li Başkanı Yücel Yılmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin CHP’li Başkanı M. Tunç Soyer, Mersin Büyükşehir Belediyesi‘nin CHP’li Başkanı Vahap Seçer, Sancaktepe Belediyesi‘nin AKP’li Başkanı Şeyma Döğücü, Türkiye Belediyeler Birliği ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi‘nin AKP’li başkanı Fatma Şahin’den oluşmaktadır.

Merkezi İstanbul’da bulunan UCLG-MEWA’nın Genel Sekreteri Mehmet Duman, Genel Koordinatörü ise Salim Korkmaz’dır.

Her yıl dünyanın değişik kentlerinde toplantılar yapan ya da diğer uluslararası kuruluşlara destek veren UCLG, 2015 yılından bu yana kültür zirveleri düzenlemektedir. Bu bağlamda ilk kültür zirvesi 18-20 Mart 2015 tarihlerinde “Kültür ve Sürdürülebilir Kentler” temasıyla İspanya’nın Bilbao kentinde, ikincisi 10-13 Mayıs 2017 tarihlerinde “Açık Kayıt” temasıyla Güney Kore’nin Jeju kentinde, üçüncüsü 3-5 Nisan 2019 tarihlerinde “Sürdürülebilir Kalkınmada Kültürün Rolüne İlişkin Eylemlere Öncülük Eden Şehirler” temasıyla Arjantin’in Buenos Aires kentinde düzenlenmiş ve her bir toplantıya 500 kişinin katılması hedeflenmiş. Yine aynı şekilde 500 katılımcının hedeflendiği ve temasıyla organize edilen dördüncü kültür zirvesi “Kültür: Geleceğimizi Kurarken” temasıyla bu kez de 9-11 Eylül 2021 tarihleri arasında İzmir’de yapılacak.

İzmir Kültür Zirvesi adı verilen ve üç günlük sürede 1 açılış, 1 kapanış, 4 genel ve 18 paralel oturumda gerçekleştirilecek uluslararası toplantıya, her geçen gün güncellenen program taslağın en son haline göre UCLG ve bileşenleri hariç 93 ulusal ve uluslararası kuruluştan 38’i Türk olmak üzere 138 kişi katılıp oturum başkanı, açılış konuşmacısı ya da konuşmacı olarak görev alacak.

Zirve’ye katılacağı duyurulan kentlerden biri, “Katılımcı Bütçe” uygulaması ile dünya çapında ünlenen Brezilya’nın Porto Alegre kenti olduğu için bu kent ile İzmir arasında bir ilişki ve iletişimin kurulması, halkın belediye yönetimine gerçek ve aktif katılımını talep eden bizler açısından önemli olacak.

Kent Stratejileri Merkezi’nin bir ekip olarak izleyeceği Zirve’ye Türkiye’den katılanların 9’u belediye başkanı, 6’sı odak oturum konuşmacısı, 5’i akademisyen, 5’i, belediye çalışanı, 2’si UCLG-MEWA görevlisi, 2’si özel şirket yetkilisi, 2’si uluslararası kuruluş temsilcisi, 1’i vali, 1’i bakanlık temsilcisi, 1’i İZKA görevlisi, 1’i şehir plancısı ve 1’i de sanatçı olup aralarında ulusal ya da uluslararası boyutta kültürle ilgilenip bu alanda uzmanlığı bulunan üç kişi (Doç. Dr. Serhan Ada, Prof. Dr. Asu Aksoy ve Prof. Dr. Şebnem Yücel) bulunuyor. Bunların da kültür ve kavramları üzerine düşünüp dünya çapında eserler veren ve bu nedenle “kültür insanı” olarak tanıdığımız Cengiz Bektaş, Bozkurt Güvenç, Enis Batur gibi isimlerle kıyaslanması dahi mümkün olmaz.   

Bu anlamda söz konusu Zirve‘nin iki önemli toplantısında, diğer konuşmacılardan farklı olarak iki ayrı konuşma yapacak olan Serhan Ada ile çalıştığı Bilgi Üniversitesi‘nden arkadaşı Asu Aksoy‘un, Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı İlhan Tekeli tarafından Havagazı Kültür Merkezi‘nde yapılan o ünlü ve vukuatlı Kültür Çalıştayı’nda da hem düzenleyici hem de konuşmacı olarak yer aldıklarını anımsamakta yarar var diye düşünüyorum.

Henüz kesinleşmemiş zirve programına göre 24 oturumda kavramsal boyutta kültürün kültürel miras, sürdürülebilir kalkınma, yaratıcı ekonomi, Covid 19, iklim krizi, kent diplomasisi, toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir turizm, Kültür2030, 2020 Roma Şartı, kentsel planlama ve tasarım, sakin şehir ve metropol ile ilişkileri üzerine konuşmalar yapılacak. Bu çerçevede çok fazla sayıdaki konuşmacı nedeniyle konuşulan konuların gerek katılımcılar gerekse izleyiciler düzleminde tartışılması gündeme gelmeyecek.

Programdaki konu ve konuşmacılara bakıldığında zirvede özel olarak ülkemizin ya da İzmir’in ele alınmayacağı, zirvenin o nedenle sadece İzmir’in geleceğini değil, kültür boyutunda dünyadaki kentlerin ve diğer yerleşimlerin geleceğini belirleme gibi bir hedefe sahip olduğu anlaşılıyor.

Ama İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, bu zirvenin tanıtımı amacıyla para vererek ya da vermeyerek yaptığı tüm tanıtımlarda, konuşmalarda ve sokaklardaki billboardlara astırdığı afişlerde sürekli olarak bu zirvenin İzmir’le ilgili olduğu gibi bir algı yaratmaya çalışıyor. Oysa zirve programı ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde de görüleceği gibi, Zirve’nin İzmir’le doğrudan bir ilgisi gözükmüyor. Sadece UCLG adı verilen bu büyük uluslararası kuruluş, dünyanın değişik kentlerinde yaptığı kültür zirvelerinden dördüncüsü bu kez İzmir’de yapıyor. Daha önce İspanya’nın Bilbao, Güney Kore’nin Jeju ve Arjantin’in Buenos Aires kentlerinde yapılan kültür zirveleri, zirve sonrasında yayınlanan raporların da gösterdiği gibi özel o kentlerle ilgili olmadığı gibi, bu kez yapılacak zirve de İzmir’in geleceğini gideceği ile filan uğraşmayacak, odağında sadece İzmir olmayacak…

Çünkü İzmir gibi uygarlığın merkezi olan kadim bir kentin geleceğini, Dünya’nın dört bir yanından gelen yabancılara katılan bir avuç belediye başkanı, akademisyen ve belediye görevlisinin belirlemesi ya da belirlemeye kalkması 9 Eylül‘le simgelenen bağımsızlık ve özgürlük idealine aykırıdır.

O nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ev sahipliğinde düzenlenen bu uluslararası zirvede, ‘sürdürülebilir kalkınma‘, ‘sürdürülebilir turizm‘ ve ‘yönetişim‘ gibi neoliberal kavramlar boyutunda Dünya Bankası, Fransız Kalkınma Ajansı, Fransa Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı gibi kapitalizmin uluslararası kuruluşlarıyla partner olarak işbirliği yapan ve yönetiminde yer alan Fransız, İspanyol ve İtalyanlarla birlikte Avrupa Birliği‘nin politikaları savunan UCLG‘nin İzmir‘e önericeği her şeyin, kültürel emperyalizmin yeni bir boyutu olduğu bilinmeli ve İzmir, 9 Eylül ruhuyla kendi geleceğini kendisi belirlemelidir.

CHP’nin Aşil topuğu: oybirliği

Ali Rıza Avcan

Aşil (Akhilleus), Homeros’un M.Ö. 720’de yazdığı on altı bin dizelik İlyada (Iliás) destanının yarı tanrı kahramanlarından biridir. Annesi Thetis tanrı, babası da ölümlü bir kraldır. Söylencelere göre Aşil‘e ne ok ne de mızrak işler. Nedeni de annesinin onu ölümsüzlük nehri Styx‘de yıkamasıdır. Ancak Truva savaşının önemli kahramanlarından olan Aşil, bu savaşta, “ölümlü erkeklerin en güzeli” olarak bilinen Truvalı prens Paris‘in attığı zehirli okun topuğuna saplanması nedeniyle ölür. Çünkü annesi onu kutsal nehirde yıkarken topuğundan tutmuş, o nedenle de topuğuna su değmemiştir. O nedenle, bu söylenceden hareketle herkesin ya da her kurumun Aşil’in topuğu gibi en zayıf olduğu bir noktanın var olduğu ve önemli olanın o noktayı fark edip bilmek olduğu söylenir.

Diğer yandan da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in 2019 Mart seçimlerinden bu yana dile getirdiği başka bir sözcük var: “İzmir Vizyon Ortaklığı

İzmir Vizyon Ortaklığı“, Mustafa Tunç Soyer‘in seçim broşürünün Demokrasi başlıklı bölümünde “Merkezi hükümet ile İzmir Vizyon Ortaklığı” kuracağız” şeklinde tanımlanıp bunun nasıl sağlanacağı belirtilmemekte. O nedenle, seçim döneminden bu yana bu “İzmir Vizyon Ortaklığı“, ortaklığın diğer tarafındaki merkezi yönetim istemediği sürece nasıl sağlanacak, şayet kurulursa nasıl yürütülecek, ilçe belediyeleri ile eşit paydaş olarak böylesi bir ortaklığı kuramayan İzmir Büyükşehir Belediyesi bunu merkezi yönetim düzeyinde nasıl sağlayacak şeklinde sorular sorup bu ortaklığın gelecek günlerde ne şekilde somutlanacağını merak edip durduk.

Çünkü İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları merkezi hükümet ile; daha doğrusu partili Cumhurbaşkanı ile açık bir çatışmaya girerken bunun tam tersini yapan Mustafa Tunç Soyer bu ortaklığı böylesi bir çatışmaya girmeden ve kendini teslim etmeden nasıl kuracak ve sürdürecekti, hep bunu merak ettik.

Evet, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul halkını arkasına alıp açık ve net bir şekilde “Kanal İstanbul’a Hayır” derken bu proje için belediyenin de katılımıyla seçim öncesi kurulmuş oluşumlardan ayrılıyor, Kanal İstanbul‘un yapılamayacağını göstermek amacıyla toplantılar düzenleyip raporlar yayınlıyordu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha yavaştan ve derinden gidip, seçilmemesi için açılan davalarla uğraşıyor, adeta “yeniden belediyecilik” sloganına sahip çıkarcasına Ankara‘daki imar yolsuzlukları hakkında işlemler yapıyor, Melih Gökçek‘in israf projeleri hakkında bilgi veriyor ve iktidarla arasına mesafe koyuyordu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer ise büyükşehir belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı ile yaptıkları ilk görüşmede, diğer belediye başkanlarından çok farklı davranışı ve manalı bakışlarıyla öne çıkıyor, basın uzun süre bu “aşk dolu” bakışı eleştiriyordu. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in iktidarla/Saray’la bir sorunu yoktu ve seçim döneminde adeta bir işbirliği mesajı gibi yinelediği “İzmir Vizyon Ortaklığı“nı oluşturmak derdindeydi.

İktidar cephesi ise, aynen Aziz Kocaoğlu‘nun Aşil topuğu olarak nitelenebilecek 397 yıllık dava dosyasının seçim öncesinde artık bundan böyle işe yaramayacağı düşüncesiyle kapatılması sonrasında yeni belediye başkanının zayıf olduğu Aşil topuğunu arıyordu. Kıbrıslı gazeteciyle yapılan görüşme, kayyuma bırakılan belediyeler, İzmir parası İZCOİN ve bayrağı iddiası, HDP ile yakın ilişkiler, belediye binasının gökkuşağının renklerine boyanması, Pagos ve Agamemnon gibi Grek kökenli eski yer isimlerinin kullanılması merakının didiklenişi hep bu arayışın ilk aşamalarıydı. Ama bir yandan da CHP üst yönetiminin büyük proje onayları için kendilerine gelip Saray ve bürokrasisi düzeyinde destek arayacaklarını, buna mahkum olduklarını da biliyorlardı. Bunun ilk denemesi Buca metrosunun onayı ile ortaya çıktı. Ardından da yabancı bankalardan alınacak kredilerin Hazine tarafından onaylanması olayları ile devam etti.

Bu arada, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin projesi olan İzmir Tarih Projesi ve onun başrol oyuncusu TARKEM, önce kayyum operasyonu, ardından da İzmir Ticaret Odası, İzmir Borsası gibi iktidarın dümen suyundaki meslek odalarıyla İzmir Valiliği‘nin ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün şirkete ortak olması, TARKEM‘in UNESCO süreçleri üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ahlaksız teklifleriyle teslim alınması, alan başkanlığına eski bir bakanlık görevlisinin atanması suretiyle proje ve o projenin as oyuncusu TARKEM, belediyenin projesi ve şirketi olmaktan çıkarak iktidarın dümen suyuna girdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in TARKEM yönetim kurulu başkanı olması bile bu fetihçi hareketin sonuç almasını engelleyemedi.

Ama bütün bunların yapılabilmesi için hem İzmir Büyükşehir Meclisi‘nde hem de ilçe belediye meclislerinde iktidardaki CHP ile muhalefetteki AKP arasında uyumlu bir çalışmanın olduğuna, çoğu kararın oybirliği ile alındığına dair bir algının yaratılması gerekiyordu. İzmir’de birbirleriyle iyi anlaşan, işi gerçek siyasi mücadeleye götürmeyen; o nedenle de belediye meclisi toplantıları sonrasında kol kola giren bu iki taraf arasındaki barış, işbirliği ve hatta uzlaşma havası, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ankara‘daki işlerini kolaylaştırıyor, böylelikle usta bir şekilde oluşturulan bağlılık ilişkisi üzerinden belediye yönetiminin iktidarın dümen suyuna girmesi mümkün oluyordu.

Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, sorun olarak tanımlanan birçok konuda iktidarı üzmemek için net bir tavır sergilemiyor; iktidar destekçisi Vestel Holding‘in Pasaport‘taki gökdelenine karşı çıkan meslek odalarıyla sivil toplum örgütleri ve sivil yurttaşlar için “istemezükçüler yatırımcıyı ürkütüyor” deyip topu Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un üstüne atmaya çalışıyor, “Çeşmenin Kanal İstanbulu” olarak adlandırılan Çeşme Turizm Projesi hakkında olumsuz tek bir söz etmiyor, bir yandan kem küm ederken söylemek istediklerini kendisine yakın meslek odalarıyla kent konseylerine söyletmeye, kendisi de suret-i haktan görünmeye çalışıyordu.

Bu pasifist ve oportünist politikanın; daha doğrusu teslim olmuşluğun doruk noktası, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında İzmir’de yıkılan binalara imar mevzuatı ve planına aykırı olarak verilmek istenen ayrıcalıklar konusunda yaşandı. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu’nun marifetiyle, hem merkezi hem de yerel yönetimlerin yıkılan binalarla ilgili sorumluluğunu unutturup gündeme getirmemek amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında kurulan “Kutsal İttifak” sayesinde tüm ilçelerin belirli alanlarında oluşturulan (K) bölgelerinde yıkılan bina sahiplerine mevzuata ve imar planına aykırı ayrıcalıklar tanındı.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu, bu harika formülün kendileri tarafından önerilip tüm taraflar arasında uzlaşma sağladıklarını belirterek belediye meclisi salonundaki CHP‘li üyelere dönüp “Söyleyin odalarınıza, bu anlaşmayı mahkemeye giderek bozmasınlar” ya da “gelin bu mecliste odalara karşı bir duruş sergileyelim” diye bağırarak tüm üyelerin bu “kutsal ittifak“a bağlı kalmasını istediler. Böylelikle TMMOB‘ne bağlı Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası İzmir şubelerini, CHP‘li meclis üyeleri üzerinden teslim almaya çalıştılar. Çünkü İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı‘na dahil siyasi partiler arasında kurulmuş bu sahte uzlaşma, artık bundan böyle ellerindeki en büyük güç, en büyük kozdu… Artık bundan böyle yereldeki iktidarın sahibi CHP‘yi zor duruma düştüğünde destekleyip esir alma ve yönetmenin zevkini yaşıyorlardı…

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki CHP‘li, AKP‘li, MHP‘li ve İyi Partili meclis üyeleri arasındaki bu “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, en çarpıcı şekilde İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener‘in ortak olduğu bir arsada tüm meclis üyelerinin oybirliği ile yapılan plan değişikliği ile ortaya çıkan “kent suçu” nedeniyle o oylamaya katılmayan CHP‘li meclis üyesi Taner Kazanoğlu‘nun önce o karara itiraz etmesi, ardından da itirazının kabul edilmemesi üzerine mahkemeye gitmesi üzerine yaşanmış, AKP‘li meclis üyeleri Taner Kazanoğlu‘nu adeta CHP‘li üyelere şikayet ederek onun da “oybirliği“ne bağlı kalmasını talep etmiştir. CHP Grubu ilk başta Taner Kazanoğlu‘nu meclis üyesinin özgür ve bağımsız iradesine saygı duyma gerekçesiyle savunmakla birlikte; itirazının reddedildiği daha sonraki toplantıya katılmayışı nedeniyle Grup Sözcüsü Nilay Kökkılınç tarafından kararın itirazı yapan Taner Kazanoğlu‘nun yokluğunda alındığı belirterek bir anlamda eleştirilmiştir. Böylelikle, CHP’yi teslim almakta kullanılan “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, onun yokluğunda oybirliği ile alınmış kararla kendini bağlı hissetmeyip özgür iradesi ile hareket eden CHP‘li meclis üyesinin uyarılmasını talep etme noktasına kadar getirilmiştir.

Bu arada, uyum içinde çalışıp “oybirliği” ile karar alma taktiğinin etkili olup sonuç aldığı iki güzel örneği de geçtiğimiz günlerde yaşadık:

Bunlardan ilki, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 12 Temmuz 2021 tarihli olağan Temmuz ayı toplantısı birinci birleşiminde konuşan CHP üyesi Şerif Sürücü‘nün;

Arkadaşlar, İzmir’de çıkarsınız, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kazanırsınız. Nasıl yöneteceğinizi siz belirlersiniz. Şu an Sayın Tunç Bey, Büyükşehir Belediye Başkanı. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır arkadaşlar. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır. O açıdan Sayın Başkan’ın yoğurt yiyişi böyle. Yaptığı çok demokratik. Yani siz “oybirliği” ile geçiriyoruz diyorsunuz. Benim açımdan sizin oybirliği çok önemli değil ki. Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz Millet İttifakı olarak, biz geçiriyoruz kardeşim, biz yapıyoruz. Ama Tunç Başkan, çok demokratik olduğu için size söz veriyor, size hak veriyor. Konuşmalarınızı öne alıyor. Ama ne olur yani biraz da siz de bunun önemini, bunun ehemmiyetini lütfen siz de anlayın…

şeklinde konuşup; belediye meclisinde her ne yapılıyorsa bunun iyilik ve güzelliğini Tunç Soyer‘e bağlayan, bu nedenle belediye meclisinde oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden, belediye meclisinin kurumsal kimliği ile muhalefetin gerekliliğini pek de dikkate almayan konuşmasıydı.

CHP’li meclis üyesi Şerif Sürücü‘nün bu konuşmasının, toplantıya başkanlık yapan Tunç Soyer tarafından dikkate alınıp uyarılmaması üzerine aynı meclisin 14 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleşen ikinci birleşiminde söz alan AKP Grup Sözcüsü Hakan Yıldız‘ın, Şerif Sürücü‘nün konuşmasında yaptığı saygısızlığı, özellikle de oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden söylemi nedeniyle kendisini uyarmayan Tunç Soyer‘in bu tutumu nedeniyle, daha önce gündemin okunması yerine gündem madde başlıkları üzerinden görüşme yapılması ile ilgili uzlaşmadan vazgeçtiklerini belirtmesi üzerine, görüşmelere 15 dakika ara verilmiş ve bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması üzerine, verilen ara sonrasında hem Meclis Başkan Vekili Mustafa Özuslu, hem de İyi Parti Grup Başkan Vekili Kemal Sevinç‘in konuşmaları ile adeta Şerif Sürücü adına özür dilenmesi suretiyle gündemin madde başlıkları üzerinden görüşülmesi ile ilgili uzlaşmanın devamı sağlanmıştır.

Hakan Yıldız (AKP Grup Sözcüsü): Bu konuyu, usul noktasında geçtiğimiz aylarda tartışmıştık ve ilkesel olarak madde başlıkları noktasında bir anlaşmamız vardı; ancak geçtiğimiz mecliste yaşanan bir ifadeden dolayı Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, biz, madde başlıkları halinde değil, gündemin okunarak oylanması noktasında, gündeme geldiği şekliyle okunarak oylanması ve meclisin devam etmesi noktasındaki irademize geri dönüyoruz. Çünkü sayın başkan, geçtiğimiz mecliste, grubumuzu ve ittifak ortağımızı, Milliyetçi Hareket Partisi’ni de katarak bir ifade kullanıldı. Bir meclis üyemiz, aynen şu ifadeyi kullandı, dedi ki; “Sayın Tunç Soyer, size söz vererek, demokratik olarak bir tavır ortaya koyuyor ve bizim açımızdan oybirliği yapmanızın hiçbir değeri yok, önemi yok. Biz, bütün bu kararları Millet İttifakı olarak zaten oyçokluğuyla alıyoruz ve alırız.” Doğal olarak bugün, bizim oyumuza ihtiyaç yoksa bu noktada da biz, bu konuya oybirliği yapmıyoruz. Bu şekilde ilkesel kararımızı geri çekiyoruz. Biz, o gün şunu beklerdik; sayın Şerif Bey’in bu ifadesini kullandığında, belki konuşmasının etkisiyle, hitabetin etkisiyle yapmış olabilirdi; ama sayın Tunç Soyer, meclisi yönetiyordu ve düzeltme yapabilirdi. Bu meclisin iradesini, hakkını teslim edebilirdi. Şimdi, genelge çok açık. Zaten söz hakkını da Tunç Soyer bize vermiyor. Tunç Soyer’in bize verdiği bütün söz hakkı yok. Meclisin 11. maddesi diyor ki; “Gündemle ilgili noktalarda, gruplar adına 10’ar dakika konuşulur. Gündeme esas döndüğünüzde, ihtisas komisyonu kararları ile ilgili de 20’şer dakika konuşma yapılır. Diğer üyeler de 10’ar dakikayı geçmemek kaydıyla konuşma yapar.” Yani iktidara ve muhalefete kaçar dakika bu anlamda konuşma hakkının verildiği, ilgili önergenin 11. maddesinde açık şekilde yazıyor. Biz, Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi’yle beraber kararların % 98’ini oybirliği yaptık, yapmaya devam etme irademizi bu güne kadar da sürdürdük. Bugün de esasında gündeme gelen maddenin büyük bir bölümünde oybirliği ile geliyoruz; ama madem bizim oyumuz kıymetsiz ve değersiz, madem demokratik olarak Tunç Soyer Bey, bize lütufta bulunup söz hakkı veriyor, bunu kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden Sayın Cumhuriyet Halk Partisi grup sözcüsünün ortaya koyduğu önergeyi kabul etmiyoruz. Yasanın açık olan hükmü diyor ki… “Daha sonra gündem maddeleri sırasıyla okunur.” Biz, bu noktadaki tek tek okunarak oylanması noktasında irademize geri dönüyoruz. Teşekkür ederim.

Çarpıcı olayların ikincisi ise, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin olağan Ağustos ayı 3. toplantısında yaşanmış, AKP Grubu’nun ısrarla takip ettiği Bornova ve Urla‘daki iki ayrı imar değişikliği, ısrarın devam etmesi üzerine görüşmelere 15 dakika ara verilmesi ve yine bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması suretiyle AKP Grubu‘nun istediği şekilde oylanıp kabul edilmiştir.

Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 25 Haziran 2021 tarihli “Depremzedeler kredi sözleşmesinin onayını bekliyor” (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/depremzedeler-kredi-sozlesmesinin-onayini-bekliyor/45186/156) başlıklı haberinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in ifadeleri olarak yer verilen,

Dünya Bankası’yla 250 milyon dolarlık bir kredi ile ilgili 30 yıl vadeli 5 yıl ödemezsiz çok önemli yol aldık. 2 yılda yapılacak kredi müzakerelerini 4,5-5 ayda tamamladık. Bu rakamı da 330 milyon dolara çıkardık. 7 bin ila 10 bin konutu yapabilecek bir mali kaynağı yarattık. İki aydır Sayın Cumhurbaşkanımızın onayında bekliyor. Bir an önce bu kaynağın aktarılması lazım ki çalışmaya başlayalım.

söylemi ile 17 Ağustos 2021 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat‘ın “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin depremzedeler için yarattığı 330 milyon dolarlık krediyi Cumhurbaşkanı onaylamıyor” iddiası üzerine 19 Ağustos 2021 tarihinde AKP İzmir İl Merkezi‘ndeki makamında AKP İl Başkanı Kerem Ali Sürekli, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Özuslu, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Özgür Hızal, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Meclis Üyesi Hakan Yıldız, AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı İsmail Çiftçioğlu ile bir araya gelip ortak bir görüşme yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in toplantı sonrasında

Gündemimizde Dünya Bankası’ndan gelmesi beklenilen 340 milyon dolarlık kentsel dönüşüm kredisiyle ilgili çalışma vardı. Bunu tekrar gözden geçirdik. Bununla ilgili Dünya Bankası ile üç-dört aydır süren bir müzakere süreci vardı. Hazine Bakanlığı ve İller Bankası ile görüşmelerimiz de devam etti. Bir mutabakat söz konusu oldu ama henüz imzalanmış bir sözleşme yok. Dünya Bankası Türkiye temsilcisiyle mutabakata vardık ama Hazine Bakanlığı’nın onayı ve garantisi olması gerekiyor. Bu süreç devam ediyor… Bu süreci hızlandıracak adımları beraber atacağız. Hem İller Bankası hem Hazine Bakanlığı bürokratlarının Büyükşehir bürokratlarıyla birlikte çalışmasını ve bu süreci sonlandırmasını canı gönülden arzu ediyoruz. Vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri gidermek için el birliğiyle çalışacağız ve bunu Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz edeceğiz. Olumlu bir sonuç da alacağımızı düşünüyorum.” diyerek (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/dunya-bankasi-ndan-alinacak-kentsel-donusum-kredisi-icin-isbirligi-karari/45417/156)

geri adım attığı ve kredi onayının henüz Cumhurbaşkanlık makamına sunulmadığını itiraf ettiği görülmektedir.

Verdiğimiz bütün bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in merkezi yönetimle; daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar; daha doğrusu iktidar cephesindeki işler konusunda etkin, net, tutarlı, ön alan, atak, kararlı ve azimli bir tavrı, yaklaşımı bulunmamaktadır.

Çünkü siyasi anlamda zengin bir birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi İzmir‘in sorunlarını etkin siyasi bir liderlik boyutunda takip edememekte, “İzmir Vizyon Ortaklığı” diyerek yola çıktığı merkezi yönetimle ilişkilerinde korkak, sinik ve her an geri çekilebilecek ya da suçu bir başkasının sırtına yükleyebilecek bir tutum sergilemektedir. Onun bu tavrı ise, işte tam da bu noktada CHP‘nin ya da Tunç Soyer‘in Aşil topuğu olarak algılanıp tüm ciddi sorunlarda belediye başkanını köşeye sıkıştırma, ezme, sindirme ve böylelikle dediğini yaptırma taktiği olarak kullanılmaktadır.

Oysa İzmirli, kentin çıkarları ve demokrasinin gerekleri doğrultusunda doğruları söyleyip savunan, tutarlı davranıp azimle mücadele eden bir belediye başkanı, aynen Ekrem İmamoğlu‘nun halkı örgütleyip arkasına alarak büyük bir cesaretle haykırdığı “Kanal İstanbul’a Hayır!” itirazında olduğu gibi, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır” ya da “İzmir İstanbul Olmasın!” diyebilen cesaretli ve mücadeleci bir belediye başkanı istiyor….

Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler… (2)

Ali Rıza Avcan

16 Ağustos 2021 tarihinde yayınladığımız “Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler…” başlıklı yazımız sonrasında, düşünce, öneri ve uyarılarına her zaman değer verdiğimiz değerli bir ulaşım uzmanından; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Ahmet Piriştina‘nın ulaşım danışmanı Yüksek Şehir Plancısı Erhan Öncü‘den Örnekköy Tramvay Projesi ile ilgili önemli bir açıklama, daha doğrusu yakıcı bir uyarı geldi.

Erhan Öncü‘nün yazımızı paylaştığımız Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook sayfasındaki paylaşımı aynen şu şekildeydi:

10. Kalkınma Planı ve en günceli 11. Kalkınma Planının ilgili maddesi olan 702.2.’de “Raylı sistemlerin, işletmeye açılması beklenen yıl için doruk saat-tek yön yolculuk talebinin tramvay sistemleri için asgari 7.000 yolcu/saat, hafif raylı sistemler için asgari 10.000 yolcu/saat, metro sistemleri için ise asgari 15.000 yolcu/saat düzeyinde gerçekleşeceği öngörülen koridorlarda planlanması şartı aranacaktır.” şeklinde raylı sistemlerin nerelere yapılacağı açıkça belitilmektedir.

Açıldığı yıldan daha sonrasında bile (2030’da) sadece 3.987 yolcu/saat-yön-kesit talep tahmin edilen yolcu talebi karşısında bu yatırım kararı gereksiz, lüks ve yanlış bir karardır. Otobüslerle çok kolayca karşılanabilecek bu yolculuk talebi için tramvay yapmaya kalkmak Rize valisinin makam aracı gibi bir çözüm olacaktır…

Bu açıklama üzerine konunun dikkatimizden kaçan bu yönü ile ilgili olarak hemen bir araştırma yaparak işin ayrıntısını öğrenmeye çalıştık.

Evet, 2019-2023 döneminde uygulanmak üzere hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 18.07.2019 tarih, 1225 sayılı kararı ile kabul edilen On Birinci Kalkınma Planı‘nın 179. sayfasında 702.2. numaralı tedbir olarak aynen şu hüküm yer alıyordu:

702.2. Raylı sistemlerin, işletmeye açılması beklenen yıl için doruk saat-tek yön yolculuk talebinin tramvay sistemleri için asgari 7.000 yolcu/saat, hafif raylı sistemler için asgari 10.000 yolcu/saat, metro sistemleri için ise asgari 15.000 yolcu/saat düzeyinde gerçekleşeceği öngörülen koridorlarda planlanması şartı aranacaktır.

Bu hükmün ortaya çıkması üzerine, 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun 9. maddesine göre yürürlükteki kalkınma planları ile Cumhurbaşkanlığı programı ve orta vadeli planda yazılı hükümlerin dikkate alınarak hazırlaması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı 2020-2024 ile 2021 Yılı Performans Programı‘na baktım. Amacım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait stratejik planda ve proje ihalesinin yapılacağı yıla ait 2021 Yılı Performans Programı‘nda Örnekköy ya da Girne Tramvay Hattı Projesi ile ilgili herhangi bir hedef ya da hükmin var olup olmadığını belirlemekti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı 2020-2024‘deki toplu ulaşımla ilgili “Yaşam Kalitesi” başlıklı hedef kartında herhangi bir faaliyet ya da projenin ismi verilmeden sadece “Tramvay Projeleri” şeklinde, her yöne çekilebilecek muğlak bir ifade kullanıldığından bu projeler arasında Örnekköy ya da Girne Tramvay Projesi‘nin yer alıp almadığını kesin olarak belirleyemedim.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2021 Yılı Performans Programı‘nı incelediğimde ise, “Deniz Ulaşım Hizmetleri İle Raylı Sistem Ağının Genişletilmesine Yönelik Faaliyetleri Yürütmek” başlıklı performans hedefi içinde, “Banliyö ve Raylı Sistemler Müşavirlik ve Proje Hizmetleri” işi için 30 Milyon liralık bir harcamanın öngörüldüğünü, 20 Ağustos 2021 tarihinde yapılacak ihale ile ilgili harcamaların muhtemelen bu bölümden yapılacağını anladım.

Şimdi gelelim Onur Mahallesi ya da Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı ile Bostanlı İskele Durağı arasında 2030 yılı itibariyle taşınması öngörülen yolcu sayılarına…

İşi özetleyecek olursak;

📌 On Birinci Kalkınma Planı bu konuda asgari 10.000 yolcu/saat sınırını getirdiği için yapılacak bilimsel ölçümler sonucunda bulunacak rakamın bu sayının altında kaldığı takdirde o yatırımı yapamayacağımızı biliyoruz.

📌 2019 yılında kabul edilen İzmir Ulaşım Ana Planı bu sayının 2030 yılında işletmeye alınmasını öngördüğü Onur Mahallesi-Bostanlı İskele Durağı arasındaki Girne Tramvay Hattı için 3.987 yolcu/saat olacağını söylüyor.

📌 Yapılacağı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer tarafından duyurulan Bostanlı İskele Durağı-Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı arasındaki Örnekköy Tramvay Hattı‘nın ise 1 saatte kaç adet yolcu taşıyacağı henüz hesaplanmış değil; yani bilinmiyor. Üstüne üstelik 18 hektarlık kentsel dönüşüm alanının birinci etabında yapılan 130 konut ile 13 işyerinin teslimi ile ikinci etabındaki temel atma töreni henüz çok yeni bir tarihte; 13 Mart 2021 tarihinde yapılmışken ve bu alandaki tüm konutların hangi tarihte ikamete açılacağı bilinmezken…

Diğer yandan tramvay hattının Bayraklı ilçesine bağlı Onur ve Postacılar mahalleleri güzergahından alınıp kaydırıldığı Karşıyaka‘ya bağlı Örnekköy mahallesinin 2020 yılı nüfusu 23.778, Bayraklı‘nın Umut (15.937) ve Postacılar (12.765) mahalleleri nüfusu toplam olarak 28.702 iken…

Daha önceki Konak, Karşıyaka ve Çiğli tramvayı projelerinden de bildiğimiz gibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu işler için hazırlanan ÇED raporlarıyla proje tanıtım raporlarına yolcu talebi ya da kestirimi olarak tanımlanan bu rakamları koymayıp hesaplamanın daha sonra yapılacağını belirterek Kalkınma Planlarının getirdiği sınırlamayı aşmakta, böylelikle hiç de gerekli olmayan israf niteliğindeki lüks yatırımlara imza atmaktadır. Bakalım bu yeni durumda, yani Örnekköy Tramvay Hattı Projesi ile ilgili ÇED raporuna ya Proje Tanıtım Dosyasına, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda gösterilen bir saatte taşınacak yolcu sayısı ile ilgili veriyi koyacaklar mı, koymayacaklar mı yoksa her zaman yaptıkları gibi “bu etütler halen yapılmaktadır” diye yazıp bu kalkınma planının getirdiği hükme aykırı bir işlem mi yapacaklar; bekleyip göreceğiz…

Proje etüt çalışmaları devam etmektedir, bu nedenle yolculuk sayıları öngörüleri yapılmamıştır.” (1)

Bu arada, Türkiye‘yi bir ortak olarak değil de mal ve hizmet satılacak bir müşteri olarak gören Avrupa Birliği Türk Delegasyonu‘nun ve bu delegasyon içinde yer alan kalkınma ajanslarıyla yabancı bankaların boş durmayıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘e bu tür projelerle finansman kaynaklarını satarak başarılı oldukları da anlaşılmaktadır.

Şimdi bu durumda bize düşen de;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 26 Ağustos 2021 tarihinde yapılacağı ihale sonrasında Bostanlı İskele Durağı-Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı arasındaki yolcu kapasitesinin yatırım kararının alınacağı tarih itibariyle en az 10.000 yolcu/saat olup olmadığına bakmak ve şayet bulunacak rakam 10.000 yolcu/saat altında çıkarsa bu yatırımın, On Birinci Kalkınma Planı‘nın 702.2 sayılı tedbir hükmü uyarınca israfa yol açacak gereksiz, yanlış ve lüks bir yatırım olması nedeniyle yapılamayacağını, bu hattaki toplu ulaşımın eskiden olduğu gibi lastik tekerlekli araçlarla yapılması gerektiğini ifade etmek olacaktır.

(1) İzmir Büyükşehir Belediyesi Çiğli Tramvayı Proje Tanıtım Dosyası, Temmuz 2017, İzmir, sayfa 16

Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 14 Ağustos 2021 tarihinde yayınladığı “Örnekköy’e de tramvay hattı geliyor” başlıklı haberiyle, kent içi trafiğe nefes aldırmak amacıyla Bostanlı İskele ile Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi arasında yapılacak 5 kilometrelik tramvay hattının mühendislik ve mimarlık projeleri hizmetlerinin elde edilmesi ve ÇED raporunun alınması ile ilgili ihalenin 20 Ağustos 2021 tarihinde yapılacağını duyurdu.

Yapılan duyuruya göre, yapılacak hattan nüfusun yoğun olduğu Bayraklı‘nın Soğukkuyu mahallesi ile Karşıyaka‘nın Örnekköy, İmbatlı ve Postacılar mahalleleri halkı yararlanacak; ayrıca, Böylelikle Kuzey İZBAN hattı, Karşıyaka Tramvayı, Karşıyaka ve Bostanlı iskeleleri arasındaki ulaşım birbiriyle entegre edilerek deniz ulaşımı güçlendirecektir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Devam Eden İhaleler” bölümünde yayınlanan ihale duyurusunda söz konusu işin, “Örnekköy, Yeni Girne Ana Hat Arası Tramvay Hattı Uygulamaya Esas Kesin Projeleri Hazırlanmasına Ait Danışmanlık Hizmet Alımı İşi” olarak tanımlandığı ve 365 takvim gününde tamamlanmasının öngörüldüğü belirlenmiştir.

Böylelikle, önümüzdeki günlerde yapılacak bir ihale ile bu işin projesi ve kuvvetle muhtemel ÇED raporu hazırlanarak bu projenin finansmanı için yeni arayışlara girilecek.

Gelelim işin geçmişini ve doğrusunu anlatmaya…

Her şeyden önce tüm ulaşım sisteminin denize paralel geliştiği Karşıyaka‘da, arka mahallelerle deniz kıyısındaki mahalle ve ulaşım merkezleri arasında denize dik inen raylı yeni toplu ulaşım hatları oluşturulmasının, toplumsal ihtiyaç ve sorunlar açısından yerinde bir yatırım olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Ancak mevcuttaki lastik tekerlekli toplu ulaşım ile gerçekleştirilmek istenen raylı toplu ulaşımın yolcu talebiyle kapasite, konfor, kullanılabilir, verimli, ekonomik olma, sorun çıkarma kapasitesi gibi ölçütlerin kullanılması suretiyle mukayese edilmesi ve bu mukayese sonucunda avantajlı olduğu anlaşılan sistemi öncelemek koşuluyla… Mevcut lastik tekerlekli toplu ulaşım içinde kaç hatta, kaç adetle seferle ve hangi özellikteki otobüslerle saatte kaç kişi, ortalama hangi süre, kalite ve maliyetle taşınıyor, yolcu memnuniyeti hangi düzeyde ve bu sistemin yerine konulmak istenen raylı sistem mevcut olanın üstünde farklı olarak neler sağlıyor, yeni sistemin yaratacağı olası sorun, tehlike ve riskler nelerdir? Örnekköy/Girne tramvay hattının yolcu kestirimleri yapılmış mıdır? Öncelikle bu veriye dayalı bilimsel mukayesenin yapılarak yukarıdaki sorulara doğru cevapların verilmesi gerekiyor…

Gelelim bu yeni Örnekköy tramvay hattı projesi ile ilgili doğru ve yanlışlara…

1. İzmir Ulaşım Ana Planı’nın uzun vadeli yatırımları arasında yer alan Örnekköy/Girne Tramvayının plana aykırı bir şekilde öne alınması, kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2019 yılında güncellediği İzmir Ulaşım Ana Planı‘na göre T4-Girne Tramvayı, planın 2030 yılı ile ilgili uzun vadeli hedefleri arasında yer alıyor. İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın 64. sayfasında yer alan aşağıdaki tabloya göre uzun vadeli projeler arasında yer alan tramvay hattının yapımından önce kısa vadede 9 (Aliağa-Bergama, Tepeköy-Selçuk, Ödemiş-Bayındır-Torbalı, Tire-Bayındır İZBAN hatları, Mavişehir-AOSB_Katip Çelebi Üniversitesi, Mavişehir-Çiğli Merkez-Katip Çelebi Üniversitesi tramvay hatları, Evka3-Bornova, Fahrettin Altay-Narlıdere HRS hattı, Buca-Çamlıkule-Üçyol metrosu) projenin ve orta vadede de 6 (Buca Çamlıkule-İnkılap, Üçyol-Konak-Bayraklı, Stadyum-Bozyaka-Karabağlar-Gaziemir-Sarnıç, Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Bornova, Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Halkapınar ve Halkapınar-Otogar-Pınarbaşı HRS hatları) projenin; toplam olarak 15 projenin yapılıp bitirilmesi gerekiyor.

İzmir‘in diğer birçok ilçesinde kısa ve orta vadede yapılması gereken çok daha önemli ve öncelikli ulaşım yatırımları dururken, 2030 yılında bitirilmesi öngörülen Örnekköy/Girne Tramvayı yatırımının öne alınması tercihinde, kısa ve orta vadeli yatırım projelerinin zor koşullarda yapılacak uzun süreli ve yüksek maliyetli projeler olmasının etkili olduğunu düşünmekle birlikte; daha fazla nüfusa hitap edecek büyük, önemli ve öncelikli projelerin arkaya bırakılması kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir politikanın izlendiğini göstermektedir.

2. Girne/Örnekköy Tramvay hattı, Karşıyaka ilçesinin mahalleleri arasındaki kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir şekilde Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı ile ilgili rantı arttırmak amacıyla değiştirilmiştir.

2019 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda, Karşıyaka ilçesinde 2030 hedef yılı itibariyle ilçenin kuzey kesimlerinden Karşıyaka‘nın merkezine doğru oluşacak yolculuk talebinin Girne Bulvarı‘nda toplulaşmasıyla bu aks üzerinde tramvay hattı olarak planlanmak üzere bir ana omurga hattın oluşturulduğu, T4-Girne Tramvay Hattı‘nın yaklaşık 5 km uzunluğunda olup üzerinde 11 istasyonun yer alacağı, güzergahın Bostanlı İskele Tramvay Durağı‘ndan başlayıp Girne Bulvarı‘na kadar Karşıyaka ve Çiğli Tramvay hatları ile aynı güzergahı kullanacağı, Girne ve devamında Yeni Girne Caddesi üzerinden Soğukkuyu ve Onur mahallelerine ulaşan hattın, Akın Kıvanç Sokak ile 7334 sokak kesişiminde son bulacağı, Soğukkuyu ve Onur mahalleleri içerisindeki güzergahının proje aşamasında yapılacak etütlerle yeniden değerlendirileceği, söz konusu hattın 2030 verilerine göre günlük toplam 64.127 yolcu/gün taşıyacağı, sabah zirve saatte iki yönde taşınacak yolcu sayısı toplam 8.103 yolcu/saat iken tek yönde en yüksek kesitteki yolcu değerinin 3.987 yolcu/saat-yön-kesit olacağı belirtilmektedir.

Ancak bu hattın yönü, 2021 yılında muhtemelen temelleri yeni atılan Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi‘nin bölgesel rantını arttırmak amacıyla Onur Mahallesi‘nden alınarak Örnekköy Mahallesi‘ne çevrilmiş; böylelikle planın hazırlandığı süreçte yapılan tüm bilimsel araştırma ve analizler bir köşeye konularak ve bu bölge ile ilgili planın bütünlüğü bozularak Onur mahallesinde oturup çalışanların aleyhine, Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi‘nde yaşayacak ve çalışacakların lehine ve hiçbir bilimsel araştırma ve analiz yapılmadan, makul bir gerekçe gösterilmeden planda esaslı bir değişiklik yapılmış; böylelikle bir kez daha kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir politika sergilenmiştir.

Bu tercih değişikliği, işin bilimsel gerekçeleri ışığında Karşıyaka Onur Mahallesi muhtarına ve halkına anlatılmalı; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi bundan böyle kent içinde bu tür ayrımcı politikalar izlemekten kesinlikle kaçınmalıdır.

3. Örnekköy Tramvayı, içinde bulunduğu bölgede İzmir Ulaşım Ana Planı’nına göre orta ve uzun vadede yapılması gerekli yatırımlar yapılmadan devreye gireceği için, özellikle trafiği zaten yoğun ve sıkışık Girne Bulvarı’nda yeni sorunların çıkmasına neden olacaktır.

İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın uzun ve orta vadede yapılmasını öngördüğü bazı ulaşım yatırımları; örneğin Mavişehir-AOSB-Çiğli-Merkez-Katip Çelebi Üniversitesi güzergahındaki tramvay hattı, Kuzey HRS Hattı (Yeni İşletme: Etap 1 Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Bornova ve Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Halkapınar hatları Girne ve Yeni Girne hattındaki trafiği azaltacak yatırımlar olduğu halde; bu yatırımlar yapılmadan Örnekköy Tramvay hattının yapılacak olması özellikle sabah ve akşam saatlerinde yoğun trafiğe konu olan Girne ve Yeni Girne trafiğini kilitleyecek, Konak Tramvayı‘nın Konak, Pasaport, Çankaya ve Alsancak bölgesinde yarattığı trafik yoğunluğu ile tıkanmaların bir benzeri Karşıyaka’da yaşanacaktır.

O nedenle Halkapınar, Bayraklı, Karşıyaka ve Çiğli bölgelerinde kısa ve uzun vadede yapılacak ulaşım yatırımları ile Girne Tramvayı arasındaki senkronizasyon bozulmamalı, diğer yatırımların getireceği rahatlamalar gerçekleşmeden sırf daha az finansman gerektiriyor diye Örnekköy/Girne tramvayı projesi öne alınmamalı, planlı ve programlı çalışma anlayışının gereği olarak her düzeydeki ulaşım yatırımı İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın öngördüğü süreler içinde yapılmalıdır.

Diğer yandan da, 2030 yılına kadar uygulanmak koşuluyla İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilip onaylanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘ndaki bir projenin, belediyelerdeki en üst karar organı olan belediye meclisinin onayı alınmadan doğrudan doğruya belediye başkanı tarafından değiştirilemeyeceğini, bilerek…

Tabii ki bütün bu uyarı, eleştiri ve önerilerimizin, üstlendiği uzun vadeli bütün yatırımları aynen Fevzipaşa Bulvarı ya da Hatay‘daki metro inşaatları ya da Mavişehir Opera Binası yapım işinde olduğu gibi “sittin sene” sürdürüp bitiremeyen, orta vadeli yatırımları da uzun vadede yapmakla ünlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi için ne anlama geldiğini de göz ardı etmeden değerlendirilmesi dileğiyle…

Kent pazarlamasında kullanılacak bir raf ürünü: Homeros!

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz 8-9 Temmuz 2021 tarihlerinde, İzmir Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi‘nde iki gün süren Uluslararası Sempozyum: İzmirli Homeros ve Dönemi başlıklı bir sempozyum yapıldı.

Söz konusu sempozyumun Organizasyon Komitesi’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yaşar Üniversitesi, Houston-Clear Lake Üniversitesi, Dünya Kenti İzmir Derneği ile İzmir Müzikleri Uygulama ve Araştırma Merkezi bulunuyordu.

Sempozyumla ilgili duyurular sosyal medyaya ilk düştüğünde haliyle bu sempozyumda hangi konuların hangi konuşmacılar tarafından ele alınacağını merak edip bu iş hazırlanan görsellerin üzerindeki yazıları okumaya çalıştık. Ancak hazırlanan görsellerde okunup anlaşılabilirlik yerine estetik kaygılar ağır bastığı için, bu okuyup öğrenme işinde başarılı olamadım. Onun üzerine hem bu sempozyum için oluşturulmuş hem de Yaşar Üniversitesi‘ne ait İnternet sayfalarına mesajlar göndererek sempozyumun indirilip okunabilir programını edinmeye çalıştım. Sonuç, orada da aynıydı ve geri dönüp bilgi veren tek bir ses yoktu. En sonunda konuşmacı bir arkadaşa gönderilen yüksek çözünürlüklü bir görsel imdadıma yetişti ve böylelikle sempozyumun programını öğrenme fırsatını yakalamış oldum.

İki gün arka arkaya izlediğim sempozyum sırasında çok değerli konuşmacıları dinleyip bilgilerimi tazelerken, çok ilginç olaylara da tanık oldum. Hatta Homeros adına yapıldığını düşündüğüm organizasyona yakıştıramadığım bu gariplikler nedeniyle kendimi zar zor lobiye attığım da oldu. İsterseniz şimdi bu tanıklıkları teker teker ele alıp değerlendirmeye çalışalım…

1. Sempozyumun yapıldığı Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi‘nde katıldığım en son etkinlikler, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde İzmir Akdeniz Akademisi tarafından yapılan sempozyumlardı. Çoğu, İzmir Akdeniz Akademisi Onursal Başkanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan danışmanlığını yaptığı sürede yapılan bu sempozyumlarda, sempozyumun başından sonuna saat gibi işleyen bir düzen sergilenir, salona girişinizden çıkışınıza kadar akademik bir ortamda olduğunuzu hissederdiniz. Lobide gelen konuklara sempozyum programının dağıtılması, etkinlikte yabancı konuk olması durumunda simultane çeviri aparatlarının verilmesi, İzmir Akdeniz Akademisi yayınlarının sergilenmesi, sempozyumun düzenli olarak kaydedilmesi ve yayınlanması, Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin tüm konuşmacıları izleyip notlar alması; hatta, zaman zaman tartışmalara katılıp sorular sorması, sempozyum programının Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin “kuramsal çerçeve” adını verdiği bir giriş bildirisi ile başlayıp tüm konuşma ve görüşmelerin bu çerçeve içinde gelişip sonucun bu çerçeveye bağlanması katılıp keyif aldığımız o toplantıların temel ritüelleriydi.

Ancak bu kez böyle olmadı. Ana kapının girişinde gelişigüzel bir şekilde bir masaya bırakılan program broşürleri, fuayedeki danışma masasında hiç bir görevlinin bulunmayışı, ilk günkü toplantının başında yapılmayan şehitlere saygı duruşu ve İstiklal Marşı‘nın okunması ritüelinin ilk konuşmacının organizasyon komitesini bu nedenle kınaması üzerine büyük bir kaygıyla toplantının yarısında yapılması, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in sempozyuma bizzat gelerek katılım yerine her iki günde de video kaydı ile konuşması, moderatörlere yardımcı olması gereken kürsü görevlilerinin yokluğu, zamanın iyi kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan gerginlik sonucunda gerek konuşmacılara gerekse soru sormak isteyen katılımcılara yapılan “zamanınız kalmadı” ya da “sorunuzu kısa sorun” şeklindeki tacizler, konuşmacılarla 30 dakikalık konuşma süresi üzerinden yapılan ilk anlaşmanın uygulamada kısaltılması nedeniyle bilimsel sunumlardaki kısıtlamalar, bir yanda zamanın yetmediği söylenirken diğer yanda programda olmayan korsan konuşmacıların kürsüye çıkıp konuşturulması, bir vefa örneği olarak hatırlanan Aydınlı Arkeolog Şükrü Tül‘ün bir İzmirli olarak tanıtılması gibi aksaklık ya da yanlışlıklar toplantının aslında iyi kurgulanmadığını ve bu işin İzmir‘le İzmir‘in değerlerini yeterince bilmeyen acemilerin eline kaldığını gösteriyordu.

2. Söz konusu uluslararası sempozyumu beş ayrı kuruluşun düzenlediği bilinmekle birlikte toplantının Dünya Kenti İzmir Derneği‘nin bir iki yöneticisinin elinde kaldığı: ancak, dernek yönetiminde yer aldığını bildiğimiz kişilerin bile sempozyuma katılmadığı görülüyordu.

Oluşum ve kaynağı, beslendiği mali ve siyasi yapı, Tunç Soyer ile Aziz Kocaoğlu arasında gidip gelen farklı isimlerden oluşan yönetim yapısı ve söylemiyle İzmir siyasetinin geleceği açısından nasıl bir rol üstleneceği şimdilik kestirilemeyen Dünya Kenti İzmir Derneği ile ilgili analiz ve değerlendirmelerimi başka bir yazıda ele almayı düşünmekle birlikte; bu organizasyondaki asıl ağırlık ve sorumluluğun söz konusu derneğin yönetici ve destekçilerine ait olduğu anlaşılıyordu.

3. Sempozyuma giderken gerek Dünya Kenti İzmir Derneği yöneticilerinin gerekse derneğin üyesi ya da sponsoru olarak tanıtılan destekçilerinin İzmir’in tanıtımında ünlü antik şair Homeros‘u bir marka olarak rafa yerleştirmek niyetinde olduğunu tahmin etmekle birlikte; dernek başkanı Ahmet Güler‘in yaptığı konuşmalarda adeta bir AKP’li siyasetçi gibi İzmir‘i bir marka şehir yapmaktan söz etmesi, Adnan Menderes Hava Limanı girişinde “Homeros’un kenti İzmir’e hoş geldiniz” tabelasının yerleştirilmesinden ya da kentin değişik yerlerine; özellikle de Homeros Vadisi‘ne yeni Homeros heykellerinin konulması gereğinden bahsetmesi derneği kuran bu ilginç siyasi yapıdaki Homeros algısının ne düzeyde olduğunu net bir şekilde göstermekteydi.

Evet, onlar için Homeros İzmir’in turizm pazarlamasında kullanılacak marka değeri yüksek bir mal ya da metaydı. İzmir‘in tanıtımlarında bu antik şair Homeros adı kullanıldığı, onun İzmirli Homeros olduğu söylenseydi İzmir‘e daha çok turist gelir, İzmir Dünya çapında tanınır, İzmir bir “Dünya Kenti” olarak marka olur çıkardı… Kısacası, iş bu kadar basitti…

Oysa bugüne kadar Homeros ya da İzmir turizminin geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine ciddi hiç bir araştırma yapmadan, Homeros sonrasında ondan bize kalan ya da kalamayan kültürel mirası yeterince ortaya koymadan onu alıp kullanmaya kalkmak…. Aynen süt veren ineği tanıyıp bilmeden ve onu sağlıklı bir şekilde beslemeden onu devamlı sağmayı istemek gibi… Homeros‘u ve ondan kaynaklanan kültüre sahip çıkıp özümsemeden onu kullanmaya kalkmak gibi… Aynen sahte Chanel, Gucci ya da Prada marka kadın çantalarının çakmasını merdiven altı imalathanelerde yapıp satmaya kalkmak gibi…

Neyse ki, davet edilen konuşmacıların tümü derneğin bu amacının farkındaydılar ve konuşmalarında bunun böyle olmaması için çok ciddi uyarılar yaptılar… Özellikle 2018 yılında düzenlenen Troya Yılı kutlamaları nedeniyle iktidarın gündeme getirdiği neoliberal söylemi hatırlatarak…

Ama anlaşılan o ki, arkalarına bir iki büyük sermayedarı, büyükşehir üst yönetimini ve vakıf üniversitesini alarak geniş ufuklara açılmak isteyen bu “ilginç” ve “siyasi” grup, yapılan uyarılardan hiç etkilenmemiş bir şekilde ‘İzmirli Homeros‘un tüyünden, etinden ve sütünden yararlanarak bir yerlere gelmek ve etkin olmak istiyor…

Bence söylenen güzel sözleri, verilen sertifika ve armağanları aşarak bunun arkasındaki asıl niyetleri fark etmek ve rahmetli Ekrem Akurgal‘ın “uygarlığın merkezidir” diye tanımladığı İzmir‘e “marka kent” ya da “dünya kenti” yaftalarının uygun görülmesi ile yapılan haksızlığı görmek gerekiyor.

Bağış ve kardeşliğin haddi hesabı yok…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımızın konusu, ince işçilik gerektiren bir çalışmanın ürünü… Günlerce, sayısı 10.000’e ulaşan belediye meclisi kararını tarayıp aralarından ilgili olanları ayırmayı ve ayrılan kararları kendi aralarında sınıflayıp çözümlemeyi gerektiren; adeta iğneyle kuyu kazmaya benzer uğraştırıcı bir iş… Hele ki havaların fazlasıyla ısındığı şu son günlerde oldukça yorucu bir uğraş…

Neyse ki bu sıkıcı işi dün itibariyle bitirip bugün yazımızın başına oturduk… Böylelikle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin yazımıza konu olan kararlarının yıllar ya da hizmet dönemleri itibariyle çözümleyip değerlendireceğiz ve hep birlikte yorumlayıp öneriler geliştirmeye çalışacağız.

Evet, bugün sizlerle birlikte İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde yaptığı toplam 325 toplantıda oylayıp kabul ettiği toplam 9.988 adet kararı tarayıp çıkardığım yurt içindeki belediyelerle kardeş belediye olma kararlarını; ayrıca, kardeş olsun ya da olmasın İzmir’in ilçe belediyelerine yaptığı taşıt aracı ve iş makinesi bağışlarını gözden geçirip belirli bir sonuca ulaşmaya çalışacağım. Bu yazı kapsamında ele almaya çalışacağım son bir konu da, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt dışındaki kardeş belediyeleri ve bu belediyelerle yürütülen ya da yürütülmeyen ilişkileri olacak.

I – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YURT İÇİNDEKİ KARDEŞ BELEDİYELERİ

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt dışındaki kardeş belediyeleri, belediyeye ait İnternet sayfasının özel bir bölümünde listelenmekle birlikte, yurt içinde kardeşlik ilişkisi kurduğu belediyelerin sayısı ve isimleri ne yazık ki kesin olarak bilinmiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait son dört stratejik planı, yıllık performans programlarını ve faaliyet raporlarını, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 150. kuruluş yıldönümü için yayınlanan 2 ciltlik “150. Yaşında İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi” isimli kitabı incelediğimizde -ne yazık ki- karşımıza bu konu ile ilgili bir bilgi çıkmıyor.

Biz de bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan 08.07.2013-18.06.2021 dönemine ait 9.988 adet karar özetini tarayarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt içinde kaç adet kardeş şehri/belediyesi olduğunu belirlemeye ve bu belediyelerle hangi düzeyde ilişkiler yürüttüğünü belirlemeye çalıştık. Eğer bu konuda biraz daha şüpheci davranıp, “efendim, 8 Temmuz 2013 tarihinden önce alınmış belediye meclisi kararlarını niye incelemediniz” diye bir sorunuz olursa; ben de o tarihten önce alınmış meclis karar özetlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasından kaldırıldığını, bu nedenle 8 Temmuz 2013 tarihli meclis kararlarını inceleyemediğimi söyleyebilirim.

Yaptığımız tarama sonucunda, 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kardeş şehir ilişkisi kurduğu 10 il, ilçe ve belde belediyesinin olduğunu belirledik. Bunların isimleri kardeş şehir olma kararının tarihine göre şu şekilde sıralanabilir:

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde 12 Mart 2012 tarihinde Erzincan Belediyesi,

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer döneminde de 11 Kasım 2019 tarihinde Malatya İli Hekimhan İlçe Belediyesi, 11 Aralık 2019 tarih, 1106.3 sayılı belediye meclisi kararı ile Adıyaman İli Tut İlçe Belediyesi, 10 Şubat 2020 tarih, 125 sayılı belediye meclisi kararıyla Manisa İli Saruhanlı ilçe Belediyesi, 126 sayılı belediye meclisi kararıyla Edirne İli Meriç İlçesi Küplü Belde Belediyesi, 127 sayılı belediye meclisi kararıyla Bilecik İli Bozüyük İlçe Belediyesi, 9 Mart 2020 tarih, 234.10 sayılı belediye meclisi kararı ile Giresun İli Tirebolu İlçe Belediyesi, 12 Nisan 2021 tarihli belediye meclisi kararıyla Kahramanmaraş İli Nurhak İlçe Belediyesi, 16 Nisan 2021 tarihli belediye meclisi kararıyla Ardahan Belediyesi ve kardeş şehir olma kararının tarih ve numarası bilinmeyen Ardahan İli Hanak İlçe Belediyesi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt içindeki kardeş şehirlerini gösteren yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, 2020 yılı nüfusu 4.394.694 olan İzmir‘in 10 kardeş şehrinden en büyüğü 234.431 nüfuslu Erzincan, en küçüğü de 2.264 nüfuslu Edirne İlinin Meriç İlçesine bağlı Küplü belde belediyesidir. Ama ne yazık ki, kardeş şehirler arasında nüfus ve dolayısıyla büyüklük ve önem açısından İzmir‘e denk bir belediye bulunmamaktadır. Kardeş olan belediyelerin tümü nüfus, büyüklük ve önem açısından İzmir‘den küçüktür. BU belediyelerle kardeşlik ilişkisi kurulmasına ilişkin meclis kararlarında, bunun gerekçeleriyle bu gerekçeler çerçevesinde kardeşliğin gelecekteki gelişimine dair kestirimlerin bulunmadığı görülmektedir. Bu durum ve ayrıca tüm kardeş belediye tekliflerinin küçük belediyelerden gelmiş olması, kardeşlik ilişkisi kurma gerekçesinin büyük belediyeden sağlanacak araç, gereç ve finans desteği; yani, menfaat beklentisi olduğunu düşündürmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kardeş Şehri Adıyaman İline bağlı Tut ilçesi yerleşimi

Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 dönemindeki 9.988 adet kararını incelediğimiz takdirde, 2012 yılında kardeş şehir olan MHP’li Erzincan Belediyesi‘ne hiçbir şekilde yardım yapılmadığı, diğer kardeş şehirlerden Ardahan İli Hanak İlçe Belediyesi‘ne 2 merdivenli itfaiye aracı ile 1 itfaiye arazözü, Adıyaman İli Tut Belediyesi‘ne 1 çöp kamyonu, Kahramanmaraş İli Nurhak İlçe Belediyesi‘ne 1 midibüs, Malatya İli Hekimhan İlçe Belediyesi‘ne 1 cenaze aracı hibe edildiği, kardeş olmayan birçok belediyeye çok daha fazla sayıda yardım yapıldığı halde geriye kalan kardeş şehirlerden Ardahan, Giresun/Tirebolu, Bilecik/Bozüyük, Manisa/Saruhanlı ve Edirne/Küplü belediyelerine bugüne kadar yardım yapılmadığı görülmektedir. Bu anlamda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurtiçindeki kardeş belediyeleri açısından, beklendiği gibi ‘verimli‘ olmadığını, kardeş olan belediyelerin beklediklerini alamadıklarını göstermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin aldığı kararların çözümlemesinden de anlaşılacağı üzere, küçük ve güçsüz belediye olarak kardeş belediye olmayı öneren bu 10 belediyenin aslında bugüne kadar aradıklarını pek bulamadıklarını, kardeş olmayan bazı belediyelerin kendilerinden daha fazla yardım aldığı belirlenmiştir.

Öte yandan, bu belediyelerle İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında bir kardeşlik ilişkisinin kurulması için, hangi partinin yönetiminde oldukları ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sahip olduğu cazip imkanlar dışında kardeş olan yerleşimler arasında tarihi, arkeolojik, ekonomik, toplumsal ya da kültürel yönden benzer bir ilişki, bir yakınlık olduğu da söylenemez. Bu anlamda İzmir‘in Erzincan‘la ya da Hanak‘la veya Tut‘la kardeş olmasını gerektirecek ortak ya da benzer özellikleri ya da birbirlerini tamamlayacak ne gibi nitelikleri olduğu bilinmemekte; bu nedenle de kardeş şehir olma kararlarının tarafsız, akılcı ve bilimsel bir temele dayanmadığı ve bunun doğal bir sonucu olarak anlamlı, verimli ve etkin bir sonuca ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

II – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ’NIN YURT İÇİNDEKİ BELEDİYELERE YAPTIĞI BAĞIŞLAR

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde aldığı 121 adet kararla, kardeş ya da kardeş olmayan belediyelere bağışladığı taşıt aracı, iş makinesi ve gemi gibi taşınmazları ayrıntılı olarak incelediğimizde;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı ESHOT ve İZSU gibi kurumlarla belediye şirketlerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne hibe yoluyla geçen taşıt aracı ve iş makineleriyle İzmir‘in 30 ilçe belediyesine ve İzmir dışındaki 85 belediyeye toplam olarak 591 araç ya da iş makinesinin bağışlandığını; bunlardan 316‘sının otobüs, 7‘sinin midibüs, 6‘sının cenaze aracı, 7‘sinin kamyon, 7‘sinin damperli kamyon, 2‘sinin çöp kamyonu, 46‘sının sıkıştırmalı çöp kamyonu, 20‘sinin vakumlu süpürge aracı, 56‘sının akülü çöp süpürme aracı, 4′ünün kamyon ve çekici, 8‘inin greyder, 1‘inin vinçli kamyon, 1‘inin vinçli platformlu çekici, 4‘ünün merdivenli itfaiye arazözü, 1‘inin platform bomlu itfaiye aracı, 3‘ünün itfaiye arazözü, 1‘inin merdivenli arazöz, 1‘inin arazöz, 2‘sinin dozer, 6‘sının ekskavatör, 1‘inin paletli ekskavatör, 6‘sının vibratörlü silindir, 1‘inin karla mücadele aracı, 4‘ünün Beko-Loder, 15‘inin hizmet aracı, 3‘ünün binek aracı, 2‘sinin yükleyici, 2‘sinin forklift, 4‘ünün tanker, 10‘unun sahil kumu temizleme aracı, 2‘sinin minibüs, 14‘ünün kamyonet, 13‘ünün engelli nakil aracı, 10‘unun traktör ve 5‘inin de gemi olduğunu görürüz.

Bağışlanan bu araçlardan 11‘i, 2013 yılı içinde ekonomik olmadıkları ya da faaliyette oldukları yerleşim için uygun olmadıkları gerekçesiyle 8 belediye tarafından iade edilmiş, diğerleri ise iade edilmemiştir. Araçların hibesiyle ilgili tüm kararlarda araçların ekonomik ömrünü doldurduğuna dair bir bilginin olmayışı nedeniyle hepsinin faal durumda oldukları, satın alındıkları tarihteki alım fiyatı üzerinden hesaplanan amortisman payı nedeniyle muhasebe kayıtlarındaki değerleri düşük olmakla birlikte faal olmaları, bağış sonrasında yaratacakları katma değer dikkate alındığında, muhasebe kayıtlarındaki rakamlardan daha değerli oldukları kabul edilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından bağışlanan taşıt araçlarıyla iş makinesi sayılarının yıllar itibariyle dağılımını gösteren aşağıdaki tablo ve grafik, bağışlanan 316 adet otobüsün % 53,46 oranıyla bağışlanan taşıt araçları arasında birinci sırayı aldığını, ikinci sırayı ise % 20,96 oranıyla temizlik hizmetlerinde kullanılan taşıt araçlarıyla iş makinelerinin aldığını; ayrıca, bağış kararlarının genellikle hizmet dönemlerinin ilk ve son yıllarında azalıp hizmet döneminin ikinci yılı ile dördüncü yılı arasında belirgin bir şekilde arttığını göstermektedir.

8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bağış kararları ile dağıtılan taşıt aracı ve iş makinelerinin 288 tanesi (% 48,73) İzmir’in ilçe belediyelerine, 170 tanesi (% 28,76) İzmir dışındaki belediyelere dağıtılmış olup ESHOT ve İZULAŞ kaynaklı 133 tanesi de (% 22,51) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin değişik hizmet birimlerine bağışlanmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir‘in ilçe belediyeleri dışındaki 85 belediyeye (kardeş belediyeler de dahil) bağışladığı toplam 170 adet taşıt aracı ile iş makinesinin hangi partinin yönetimindeki hangi belediyelere dağıtıldığını gösteren aşağıdaki tablo belediyeler arasında yapılan ayrımı daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmaktadır:

Yukarıdaki tabloda göreceğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İzmir dışındaki belediyelere yaptığı taşıt aracı ve iş makinesi bağışındaki en büyük payı, 50 otobüs ile diğer bir büyükşehir belediyesi; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi almış. Onu, alınan meclis kararında hangi belediyeler olduğu net bir şekilde belirtilmeyen Gaziantep belediyeleri alıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kardeş belediyesi olmadığı halde en ayrıcalıklı olan diğer belediyeler ise 5 taşıt aracı ya da iş makinesi ile Kütahya İli Simav İlçesi’ne bağlı Demirci Belediyesi, 4 taşıt aracı ya da iş makinesi alan Balıkesir İli Edremit Belediyesi, Kars Belediyesi ve Yalova Belediyesi‘dir. 3’er taşıt aracı ya da iş makinesi alanlar ise sırasıyla Adıyaman İli Besni İlçesi Şambayat Belediyesi, Ardahan İli Hanak Belediyesi, Denizli İli Bozkurt Belediyesi, Giresun İli Piraziz Belediyesi ve Kars İli Susuz Belediyesi olarak belirlenmiştir.

Kardeş belediye olmadığı halde bu belediyelerin diğer kardeş belediyelerden daha fazla hibe almasının bilinen bir nedeni bulunmamakta olup; belki de, belediye meclisi üyeleri arasında bu belediyelerin hemşerisi olan Ardahanlılar’ın, Karslılar’ın, Adıyamanlılar’ın, Giresunlular’ın ve benzerlerinin tüm meclis üyeleri üzerinde etkisi olması bu kararların alınmasına yol açmış olabilir.

Bu cömert bağışların hangi partinin yönetiminde olduğu belediyelere yapıldığını araştırdığımızda karşımıza tek bir doğru çıkmaktadır: Bağış yapılan 85 belediyeden 67‘sinin; yani % 79‘unun CHP‘li olması. Bu bağlamda kardeş belediye olsun ya da olmasın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin taşıt aracı ya da iş makinesi bağışlarken kullandığı tek kriterin, bağış yaptığı belediyenin yönetiminde kendi partisinden; yani CHP‘den olması olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yapılan bağışların partili belediyeler arasındaki dağılımını gösteren aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde bağışlanan taşıt araçlarıyla iş makinelerinin % 85,36’sı, 67 CHP’li belediyeye (% 78,88) verilmiş, geriye kalan % 14,64′ü ise 7 ayrı siyasi parti tarafından yönetilen belediyeler arasında paylaştırılmış; böylelikle hibe kararlarında CHP‘li belediyeleri öne çıkarıp kayıran partizan bir politikanın izlendiği anlaşılmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde yaptığı araç ve iş makinesi bağışları ile ilgili ayrıntılı listeye, yazımızın sonuna eklediğimiz linkten ulaşabilirsiniz.

III – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ’NİN İZMİR’İN İLÇE BELEDİYELERİNE YAPTIĞI BAĞIŞLAR

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde aldığı kararlarla İzmir’in 30 ilçe belediyesine bağışladığı taşıt araçlarıyla iş makinelerinin dağılımı her bir ilçe belediyesi itibariyle aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

Bu tabloda yazılı verilerin analizinden çıkan sonuç, bazı belediyelere daha fazla, bazı belediyelere de daha az bağış yapılmış olması, Seferihisar Belediyesi‘nin 30 belediye arasında birinciliği, Kınık Belediyesi‘nin 30. sırayı işgal etmesi, bir dönem AKP‘li diğer dönem CHP‘li olma şeklinde değişim gösteren Kemalpaşa, Torbalı ve Ödemiş gibi belediyeler herhangi bir kayırmanın söz konusu olmaması ortaya çıkan sonuçlar olmakla birlikte; son iki dönemdir MHP‘li belediye başkanının hizmet ettiği Aliağa Belediyesi‘nin yapılan bağışlardan yeterince yararlanmadığı, koskoca bir 9 yıl içinde sadece 4 taşıt aracı alabildiği, Özellikle İzmir İl Özel İdaresi‘nden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne devredilen iş makinelerinin Kemalpaşa, Bergama, Menderes ve Kiraz gibi ilçe belediyelerine bağışlanmasında, Aliağa Belediyesi‘ne isabet eden payın belediyesine verilmediği görülmektedir.

IV – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YURTDIŞINDAKİ KARDEŞ ŞEHİRLERİ

Yeni Asır Gazetesi‘nin 13 Aralık 2014 tarihli nüshasında yayınlanan “İzmir’in 5 kıtada 130 kardeşi var” başlıklı habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin, 2014 yılı itibariyle 130 kardeş belediyesi bulunmaktaymış.

Söz konusu habere göre 2014 yılı itibariyle Alaçatı‘nın 2, Aliağa‘nın 2, Balçova‘nın 4, Bergama‘nın 13, Bornova‘nın 5, Buca‘nın 2, Çeşme‘nin 8, Çiğli‘nin 6, Dikili‘nin 2, Foça‘nın 1, Gaziemir‘in 6, Güzelbahçe‘nin 2, Gümüldür‘ün 1, Karaburun‘un 1, Karşıyaka‘nın 12, Kemalpaşa‘nın 2, Konak‘ın 7, Özdere‘nin 1, Selçuk‘un 2, Tire‘nin 1, Torbalı‘nın 1, Yenikent‘in 1, Urla‘nın 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de 31 kardeş şehri bulunuyor.

Yeni Asır Gazetesi‘nin 13 Aralık 2014 tarihli kardeş kentler listesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sitesindeki 24 kentten oluşan “Kardeş Kentlerimiz” listesini karşılaştırdığımızda gazete haberinde yer alan İskenderiye/Mısır, Vina Del Mar/Şili, Wroclaw/Polonya, Zilina/Slovakya ve Simferopol/Ukrayna kentlerinin bugünkü güncel listede yer almadığını; ayrıca bu listeye İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 17 Aralık 2004 tarih, 338 ve 339 sayılı, 8 Haziran 2009 tarih, 539 sayılı, 12 Ekim 2009 tarih, 843 sayılı, 11 Şubat 2013 tarih, 108 sayılı ve 14 Mart 2016 tarih, 244 sayılı kararları ile kardeş kent ilan edilen Libya’nın Bingazi, Kazakistan’ın Shym City (Çimkent), Ukrayna’nın Harkov, Filipinler’in Cebu, San Marino’nun San Marino ve Brezilya’nın São Paulo kentlerinin eklenmesi gerekmektedir.

Bu durumda kardeş kent olduğunu, tarih ve sayısını verdiğimiz meclis kararları ya da gazete haberlerine göre düzenlediğimiz aşağıdaki tabloya göre bugün itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 35 kardeş kenti, işbirliği protokolü imzaladığı 4 ve karşılıklı iyiniyet mektuplarının verildiği 4 kent bulunmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında Kazakistan’ın Shym City (Çimkent) şehri ile 17 Aralık 2004 tarihinde işbirliği protokolü imzalandığı belirtilmekle birlikte, 17 Aralık 2004 tarih, 338 sayılı belediye meclisi kararına gidilip bakıldığında bu ilişki şeklinin karara “işbirliği protokolü” olarak değil, “kardeş şehir ilişkisi kurulması” şeklinde yazılı olduğu görülmektedir.

Karşımızda hepsi birbirinden farklı, nüfusu 40.920’den başlayıp 12.325.232’ye kadar uzanan, kimisi 12-13 bin kilometre kadar uzağımızda, kimisi de 222 kilometre kadar yakınımızda dünyanın dört bir yanında, farklı iklimlerinde, Avustralya ve Antartika dışında beş kıtada yer alıp birbirine ve İzmir‘e benzemez 35 ayrı kent… Bingazi, İskenderiye ve Tel Aviv dışında başka bir Akdeniz kentinin yer almadığı, ortak noktalarının ne olduğu hususunun bilinmediği bir dolu şehir… Hepsi de İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin talebi üzerine, bu talebini karşı tarafa iletmesi ile kardeşimiz olan kentler…

On beşi eski Sovyetler Birliği bağlaşıklarının çözülmesi ile ortaya çıkan ülkelerde, 10’u Osmanlı İmparatorluğu’nun eski topraklarında, 13’ü Müslüman coğrafyasında, 4’ü İzmir’in göç aldığı diyarlarda bulunan, 10’u Burhan Özfatura, 7’si Yüksel Çakmur, 11’i Aziz Kocaoğlu, 1’i de Mustafa Tunç Soyer döneminde kardeş olmuş toplam 35 şehir…

Kardeş şehir olma ile ilgili çoğu meclis kararında, “iki şehir arasında dostluk bağlarının güçlendirilmesi, karşılıklı işbirliğini geliştirmek ve sosyal, kültürel siyasi ve ekonomik alanlarda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla” şeklinde ifade edilen niyetin oluşumunda birbirinden çok farkı özelliklere sahip her bir şehrin birbirinden farklı özelliklerinin yeterince kavranmadığı, bütün şehirlere aynı bakışla yaklaşıldığı ortaya konulmakta… Oysa kardeş şehir olmak için yapılan her başvuru öncesinde her iki şehrin ortak olan ya da olmayan özelliklerinin iyice araştırılması, kardeş olunmak istenen kentin gerek ülkesindeki gerekse dünya kentleri arasındaki konumunun iyice irdelenmesi, özellikle o kentlerin yaşam kalitesini ortaya koyan göstergelerle İzmir’in göstergeleri arasında mukayeseler yapılması ve her yılın bitiminde bu göstergelerdeki gelişmelerin değerlendirilerek kardeş olmaktan kaynaklanan faydanın ölçülüp değerlendirilmesi gerekir.

Kardeşlik ilişkisi kurulan şehirler arasında ilgili meclis kararlarında yazılı olduğu gibi gerçek bir dostluk ilişkisinin olup olmadığı -ne yazık ki- bilinmemekte, karara esas olan komisyon raporlarında bile bu bilgilere yer verilmemekte, kardeşlik ilişkisinin gerekçe ve temelleri açıklanmamaktadır. İzmir’de ya da kardeş olunmak istenen diğer kentlerde yaşayan halkın böylesi bir ilişkinin kurulacağından haberdar olup olmadığı, buna ilişkin görüş, düşünce ve önerilerinin alınıp alınmadığı, diğer kentle yaşayanların İzmir’le kardeş olmayı isteyip istemediği dahi bilinmemektedir. Birileri bir kentle kardeş olunmasını istemekte ve bu görüş meclis çoğunluğuna kabul ettirildiği takdirde o kent kardeş kentimiz olmaktadır. Örneğin 1991 yılında kardeş kent olunan Danimarka‘nın Odense kentinde yaşayanlar ya da İzmir‘in her hangi bir ilçesinde ya da mahallesinde yaşayanlar İzmir‘le Odense‘nin kardeş olduklarını biliyorlar mı; daha doğrusu her iki kentte yaşayan insanlar Türkiye ile İzmir‘in ya da Danimarka ile Odense‘nin yerini biliyorlar mı? Kısacası, önceki yönetim dönemlerinde hangi gerekçe ile kardeş olunduğu bilinmeyen bu şehirlerle kardeşlik ilişkisi halen sürüyor mu? Sürüyorsa, hangi düzeyde devam ediyor; sürmüyorsa neden kesilip atılmış? Şehir yönetimleri ve halkı bütün bunlardan haberdar mı ve bu kardeşliğin devam etmesini istiyor mu?

Bütün bu can alıcı soruların, karar verici konumundaki İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerince dürüst bir şekilde cevaplanması gerekmektedir…

İzmir‘in dünyanın farklı kıtalarındaki şehirlerle kurduğu kardeşlik ilişkisini ele alıp sorgularken aklımıza gelen diğer bir konu da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in seçilmeden önce “benim en önemli projem” diyerek tanıttığı ve İzmir‘i Akdeniz‘in öncü kenti yapmayı hedefleyen Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı Projesi çerçevesinde, seçim sonrasında Barselona Belediye Başkanı Ada Colau, Beyrut Belediye Başkanı Jamal Itani, İskenderiye Valisi Dr. Abd El Aziz Konsowa, Marsilya Belediye Başkanı Jean-Claude Gaudin, Selanik Belediye Başkanı Yannis Butaris ve Venedik Belediye Başkanı Luigi Brugnaro’a hitaben yazılan 19 Nisan 2019 tarihli davet mektupları olacaktır.

Akdeniz’e kıyısı olan bu 6 kentle (Barselona, Beyrut, İskenderiye, Marsilya, Selanik ve Venedik) bir araya gelip oluşturulmak istenen Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı çağrısı bugüne kadar adı geçen kentlerin yöneticileri tarafından cevaplanmamış olmasına karşın, bu çağrıyı da bu 6 kente yapılmış; ancak bugüne kadar kabul görmemiş başarısız bir “kardeş kent” olma talebi olarak kabul edebiliriz. Üstüne üstlük Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı kapsamında ilişki kurulmak istenen Beyrut kentinde 4 Ağustos 2020 tarihinde meydana gelen büyük patlama sonrasında, gelecekteki kardeşlik ilişkisi ya da insanlık adına İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu kente yardım anlamında tek bir girişimi, tek bir desteği gündeme gelmemiş, o büyük patlama ile yok olan koskocaman kentin onarımı için çaba gösterilmemiştir.

Ayrıca İzmir‘in bu 35 kardeş kentle ne düzeyde kardeşlik ilişkisi sürdürdüğü, bu ilişki çerçevesinde kardeşlik adına neler yaptığı da kesin olarak bilinmemektedir. Evet, zaman zaman heyetler birbirlerini ziyaret etmekte, düzenledikleri toplantılara katılmaktadırlar; ama, bu kardeş kentlerin tümü ya da bir kısmı ile birlikte yapılan ortak bir proje ya da uygulamanın olup olmadığı, kardeşlik ilişkisinin somut bir şekilde eyleme dönüştürülüp dönüştürülmediği bilinmemektedir.

Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ülkemizdeki kardeş kentleri konusunda olduğu gibi yabancı kardeş kentler konusunda da tüm hizmet dönemleri boyunca ülkemizin uluslararası politika ve ilişkilerini dikkate alarak hazırlanmış ‘uygulanabilir“, ‘sürdürülebilir‘, ‘demokratik‘ ve ‘barışçı‘ bir diplomatik ilişki politikası, bu politikaya ait öncelik ve stratejileri, amaç ve hedefleri ile bu amaç ve hedeflere ulaşmayı sağlayan doğru, etkin, anlamlı ve sonuç alıcı eylem planları bulunmamaktadır. Bütün bunların mevcut olmayışı nedeniyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem yurt içindeki hem de dışındaki “kardeş kent” ilişkileri bir bilinmezlik ve ilgisizlik içinde sahipsiz ve sonuçsuz kalmaktadır.

V- ÖNERİLERİMİZ….

Bütün bu bilgi ve değerlendirmeler sonrasında yurt içi ve dışı kentlerle kurulacak kardeş kent ilişkileriyle bu kentlere yapılacak bağışlar konusunda geliştirdiğimiz önerileri şu şekilde sıralayabiliriz:

🎯 İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından yurt içindeki kardeş olsun ya da olmasın belediyelere bağışlanan her türlü taşıt aracı, iş makinesi ve benzerinin muhasebe kayıtlarındaki değeri yanında piyasadaki cari değerinin de dikkate alınması ve yapılan bağışın bir parti, belediye yönetimi ve bir siyasetçinin ikbali adına değil; İzmir halkı adına yapıldığı dikkate alınarak daha hesaplı, daha tutumlu davranılması,

🎯 Yurt içi ve dışındaki tüm kardeş kentlerin seçiminde bilgi, araştırma, analiz, bilimsel çalışma, ihtiyaç, sorun ve ölçüp değerlendirmeyi esas alan akılcı seçim yöntemlerinin kullanılması, verilen kararlarda politik kayırmalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşılması,

🎯 İki kentin kardeş olması sürecinde o kentlerdeki yaşam kalitesi ile ilgili göstergelerle önceden belirlenmiş objektif kriterlerin kullanılması,

🎯 Yapılabilir, sürdürülebilir ve sonuç alabilir kardeş kent ilişkilerinin kurulması için buna dair temel politika, öncelik, strateji, hedef ve amaçlarla eylem planlarının düzenlenerek uygulanması,

🎯 Kardeş kent kararlarında ve ilişkilerinde öncelikle ülkemizin yürüttüğü uluslararası diplomasinin dikkate alınması,

🎯 Kardeş kent olma gerekçelerinden biri kentler arasındaki mevcut ya da olası ekonomik, ticari ilişkiler olduğundan; kardeş kent seçiminde İzmir Ticaret Odası‘nın kardeş odası olup sayısı -şimdilik- 87 olan ticaret odalarının faaliyette bulunduğu kentlerin tercih edilmesi ve bu çerçevede belediye meclisince karar alınırken ilgili meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerinin alınması,

🎯 İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın son yıllardaki uygulamalarında “Misafir Ülke” ve “Misafir Kent” olarak kabul edilen ülke ve kentlerle ilişkilerin, kardeş kent ilişkileri ile ilgili politika, öncelik, strateji, hedef ve amaçlar içinde ele alınarak kent diplomasisi anlamında bütünlüğün sağlanması,

🎯 Kardeş kent ilişkilerinin, kentler arasındaki ekonomik/ticari, toplumsal, kültürel/sanatsal ve turistik faaliyetlerle ilgili bilgi ve istatistiklerin izlenerek güçlendirilmesi ve yıllık ölçekte değerlendirilerek yarattığı faydanın ölçülmesi,

🎯 Yurt içindeki kardeş kentlerle ilişkilerin güçlendirilmesi için o kentlerle ilgili hemşeri dernekleriyle olan ilişkilerin ele alınıp güçlendirilmesi ve bu derneklerin kent konseyi çalışmalarına dahil edilmesi,

🎯 İzmir‘e yurt içi ve dışı göçlerle gelen grupların geldikleri kentlerle kardeş kent ilişkisinin kurulması ve göçten kaynaklanan sorunların çözümünde bu tür ilişkilerin dikkate alınması,

🎯 İzmir’in ilçe belediyeleriyle yurt içi ve dışındaki belediyelerle “kardeş kent” olma gibi bir yöntem yerine daha çok somut bir işin ya da projenin birlikte yapılmasına veya yapılacak bir işin paylaşımına dayalı işbirliklerinin geliştirilmesine önem verilmesi,

doğru ve yerinde olacaktır.

Bundan böyle karar vericilerle uygulamacıların bu konudaki bilgileri daha da derinleştirerek araştırmalar yapması ve yukarıda sıralanan önerileri dikkate alıp tartışması dileğiyle…

Okunmasında yarar gördüklerim:

Akman, Ç., Akman, E. (2017) “Türkiye’de Kardeş Şehir Uygulamalarının Dört Büyükşehir Belediyesi Üzerinden Nitel Bir Analizi“, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2017/2, Sayı 27, s.228-254.

Bay, A. (2020) “Türkiye’nin Ulusal ve Uluslararası Ölçekteki Kardeş Şehir İlişkileri – Dönemsel, Mekânsal, Kültürel, Fonksiyonel ve Politik Etkenlerin Analizi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Çanakkale.

Bay, A., Çalışkan, V. (2020) “Türkiye’nin Uluslararası Kardeş Şehir Anlaşmalarında Tercih Faktörleri ve Mekansal Dağılış Özellikleri“, Doğu Coğrafya Dergisi, Haziran-2020, Yıl: 25, Sayı: 43, s.73-92.

Kurutçu, K., Memiş, L. (2020) “Kıyaslamanın (Benchmarking) ve Öğrenmenin Aracı Bir Unsuru Olarak Kardeş Kent Uygulaması“, Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, Yıl: 2020, Cilt:3, Sayı:1, s.37-47

Şahin, S.Z., Söylemez, E. (2014) “Türk Belediyelerinin Küresel Kardeş Kent Ağlarındaki Farklılaşmalar ve Benzerlikler“, Kentsel ve Bölgesel Araştırmalar Ağı (KBAM) 5. Kentsel ve Bölgesel Araştırmalar Sempozyumu, s.21-32.

Saldım çayıra, mevlâm kayıra…

Ali Rıza Avcan

İnsan, söz söyler. Söylediği sözün içinde, kendisi dışında kalanlara anlatmak ya da aktarmak istediği bir öz ve o özü dinleyip anlamasını istediği başka birileri vardır. Biz o öze ‘mesaj‘, mesajı alması istenen tarafa da ‘dinleyen‘ deriz. Ama bazen, oluşturulup iletilen sözün içinde herhangi bir mesaj ya da sözün iletildiği tarafta kulak kabartıp dinleyen birileri olmayabilir.

İnsan bir söz söylediğinde, o sözün içindeki mesajın dinleyen tarafından net bir şekilde anlaşılmasını ister. O nedenle düşünüp tasarladığı mesajın ‘dinlenebilir‘ ve ‘anlaşılır‘ olması gerekir. Çünkü gürültü ya da ağır işitme gibi nedenlerle dinlenemeyen mesajlar anlaşılamaz, bu nedenle de hedefine ulaşamaz.

İnsan söylediği sözün dinlenebilir ve anlaşılabilir olmasını sağlamak için elinden geleni yapar. O mesajı gürültü, karmaşa ve kaostan uzak bir ortamda sarf etmeye, ilettiği mesajın anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmeye çalışır. Şayet ilettiği mesaj dinlenememişse ya da yeterince anlaşılmamışsa o mesajı tekrarlamaya, başka mesajlarla desteklemeye, dinlemeyenin ya da dinleyemeyenin ilgisini çekmeye çalışır. Meramını anlatmakta yetersiz kalıyorsa beden dilini harekete geçirir, ilettiği mesajı anlayanlardan yardım ister ya da mesajının kalıcı olması için değişik teknikler kullanır. Elektronik ya da dijital kayıt teknolojilerinin geliştiği günümüz koşullarında bunu sağlamak, söylenen sözün yüzyıllar sonrasına aktarılması o kadar kolaydır ki…

Aynı durum belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelip örgütlenen devlet, belediye, şirket, vakıf, dernek, dediğimiz tüm kurum, kuruluş, işletme ve örgütler için de geçerlidir.

İnsanlar ve onların oluşturduğu örgütlenmeler arasındaki iyi, sağlıklı, verimli ve sonuç alıcı ilişki ve iletişimin temeli buna dayanır, buna göre işler.

Sözün iletilemediği ve dinlenmediği ortamlar ise iletişimsizlikle malûl her türlü kötülük, karmaşa ve kaosun egemen olduğu ortamlardır.

Gelelim bugünkü yazımızın konusuna…

Tahmin ettiğiniz gibi bugünkü yazımızın konusu insanlar, gruplar ve kurumlar arasındaki sağlıklı, verimli, etkin ve sonuç alıcı iletişimi hedefleyen; ancak bunu gerçekleştiremeyen örneklerle ilgili olacak.

Bugünkü yazımın konusunu, uzun bir zamandır bilgilenmek; özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi toplantıları canlı olarak izlemek amacıyla kullandığım İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmirtube isimli Youtube kanalının kurulduğu günden bu yana yapılan milyonlarca liralık harcamalar ve harcanan onca emek ve zamana rağmen ortaya koyduğu yayınlarla kendisi ile hedef kitlesi arasında iyi bir iletişim kurup kurmadığını, hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını; kısacası 4 yıllık faaliyet süresi içinde başarılı olup olmadığını ortaya koymak amacıyla, iki haftalık süre içinde adeta iğneyle kuyu kazarcasına gerçekleştirdiğim araştırmanın verileri oluşturuyor.

İzmirtube‘da yer alan videoların İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne olan maliyeti örneklemek niyetiyle, 23 Nisan 2021 tarihinde yapılan 1 saat 51 dakika 40 dakikalık “Dünya Çocukları İzmir’de Buluşuyor” isimli canlı yayın için yapılan ihale ile Ankara merkezli Enfest Organizasyon Limitet Şirketi‘ne 398.870.-TL’nin ödenmesi ya da “Uluslararası Maraton İzmir‘in kısa tanıtım filminin çekilmesi için yapılan ihale ile Seagull Crown and Partners Fikir Geliştirme İletişim ve Yönetim Danışmanlığı Anonim Şirketi‘ne 230.000.-TL.’nın ödenmesi örnek olarak verilebilir. Bu iki örneği dikkate aldığımızda, 4 yıllık süre içinde İzmirtube için çekilip yayınlanan ya da yayınlanmayan videolar ve filmler için ne miktarda bir bütçe ayrılıp harcama yapıldığını tahmin etmek zor olmasa gerek…

Yaptığım araştırma ve analizle ilgili verileri sizlerle paylaşmadan önce yaptığım çalışmanın zorluklarından söz etmemde sakınca görmüyorum. Çünkü bir Youtube kullanıcısının, örneğimizde İzmirtube hesabının kullanıcısı olan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendi hesabına ait ekranlarda gördüğü istatistiki verilere benim ulaşmamın mümkün olmadığını; o nedenle araştırmayı İzmirtube hesabının kullanıcısı olarak görebildiğim verilerle sınırlı olarak yaptığımı belirtmem gerekiyor. Ayrıca Youtube‘un 2019 yılından bu yana hesaba yüklenen videoların hangi tarihte yüklendiği bilgisini kaldırması nedeniyle, çoğu videonun hangi tarihte yüklendiğinin bizim tarafımızdan bilinmesi mümkün olmuyor.

Bu bağlamda 24 Mayıs 2017 tarihinde açılan İzmirtube hesabının benim araştırmayı bitirdiğim 11 Haziran 2021 tarihine kadar geçen 4 yıl 17 günlük faaliyet süresindeki performansını; ancak, bizim için görünebilir bilgiler olan ‘abone sayısı‘, ‘video sayısı‘, ‘video türleri‘, ‘türlerine göre video sayısı‘, ‘video süresi‘, ‘videoyu izleyen sayısı‘, ‘videoyu beğenen sayısı‘, ‘videoyu beğenmeyen sayısı‘ ve ‘video ile ilgili yorum sayısı‘ itibariyle analiz etiğimi, bunun dışında kalıp hesap sahibi kurumun elinde olan daha ayrıntılı verilere sahip olmadığımı söylemek isterim.

Bu analizlere göre;

📌 44.100 adet abonesi olan İzmirtube‘de 11 Haziran 2021 tarihi itibariyle toplam 612 adet video bulunuyor ki; bunların tümünü sırayla ve arka arkaya izlemeye kalksanız kendinize 14 gün 12 gün 53 dakika 21 saniye ayırmak zorundasınız.

📌 Videoların en uzunu, “İzmir Sanal Kitap Günleri 2. Gün – Gecikmeli Teslimiyet – Barış Muslu” ismini taşıyor ve süresi toplam olarak 9 saat 54 dakika 33 saniye. En kısa videolar ise “Menengiç Ağacı“, “Palamut Meşesi“, “Kermes Meşesi Ağacı“, “İncir Ağacı” ve “Ahlat Ağacı” isimli 15 saniyelik beş belgesel videoya ait.

📌Youtube’un 2019 tarihli uygulaması sonrasında tüm videolardan yüklenme tarihleri kaldırılmakla birlikte içeriğinden düzenlenme tarihi belli olan toplam video sayısı 189; yani tüm videoların % 30,88’i.

📌 Toplam 612 videonun türlerine göre dağılımı ise şu şekilde: Belediye meclisi toplantısı canlı yayınları 37 adet (% 6,04), fuar, zirve, çalıştay, turnuva, açılış töreni gibi nedenlerle yapılan diğer canlı yayınlar 195 adet (% 31,86), “İzmir’de Sanat” isimli program 8 adet (% 1,30), müzik yayınları 45 adet (% 7,35), tiyatro yayınları 7 adet (% 1,14), “Haberler” 16 adet (% 2,61), belgeseller 18 adet (% 2,94), “Kulis” isimli program 7 adet (% 1,14), diğer yayınlar 279 adet (% 45,62).

📌 Canlı olarak yayınlanan bir kısım tiyatro oyununun telif hakkı nedeniyle yayın sonrasında hesaptan silindiği ve bu şekilde yayınlanan tiyatro oyunu sayısının belli olmadığı belirlenmiştir.

📌 Farklı türdeki videoların süreleri itibariyle toplam içindeki dağılımı ise şu şekildedir: Belediye meclisi toplantısı canlı yayınları % 17,00 (57 saat, 14 dakika, 38 saniye), fuar, zirve, çalıştay, turnuva, açılış töreni gibi nedenlerle yapılan diğer canlı yayınlar % 54,26 (189 saat, 19 dakika, 21 saniye), “İzmir’de Sanat” isimli program % 1,20 (4 saat, 12 dakika, 29 saniye), müzik yayınları % 10,44 (36 saat, 25 dakika, 42 saniye), tiyatro yayınları % 1,58 (5 saat, 32 dakika, 24 saniye), “Haberler” % 0,47 (1 saat, 39 dakika, 57 saniye), belgeseller % 1,03 (3 saat, 36 dakika, 36 saniye)”Kulis” isimli program % 1,75 (6 saat, 6 dakika, 50 saniye), diğer yayınlar % 12,27 (44 saat, 45 dakika, 24 saniye).

📌 Toplam 612 videonun 24.05.23017-11.06.2021 tarihleri arasındaki 4 yıl 17 günlük süredeki izlenme sayısı 1.527.170 olup bu sayının aşağı yukarı 1.500-2.000’i muhtemelen bu araştırmayı yaptığım süreçte her bir videoyu 2, 3 kez incelediğim için bana aittir.

📌 Toplam izlenme sayısının 1.527.170, abone sayısının 44.100 olduğunu dikkate alıp tüm izlemelerin aboneler tarafından yapıldığını varsaydığımızda bir abonenin ortalama olarak 34 ya da 35 videoyu izlediğini düşünebiliriz.

📌 612 video arasında en fazla izlenen videonun ise, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi 23 Nisan 100. Yıl Konseri nedeniyle 23 Nisan 2020 tarihinde Haluk Levent‘in arabalı vapurda verdiği konsere ait video olduğu görülür. Toplam 263.185 kez izlenen bu videonun bu kadar fazla izlenmiş olmasının başlıca nedeni, 23 Nisan 2020 tarihinin önemli bir resmi bayram olması ve sanatçı Haluk Levent‘in kurduğu “Ahbap Grubu” isimli hayran grubunun büyük etkisi olabilir.

📌 612 video arasından beğeni almayan 4 adet videoyu kapsam dışında bıraktığımız takdirde geriye kalan 608 videonun aldığı toplam beğeni sayısının 47.204 olduğu görülür ki, bu sayı her videonun ortalama 29 beğeni aldığını; ayrıca toplam sayısı 44.100 olan abonelerin ortalama olarak 1 videoyu beğendiğini gösterir.

📌 608 video arasında 135 farklı şahıs tarafından beğenilmeyen “İzmir Digital Book Fair – Reunderstanding the World with Philisophy: New World After Pandemic” isimli video en fazla beğenilmeyen video olup, bu durumun ortaya çıkmasında İzmir Sanal Kitap Günleri kapsamında bir konuşmacı olarak bu videoda yer alan Slavoj Zizek isimli ünlü Sloven felsefecinin İslam düşmanı olduğu gerekçesiyle, konuşma öncesindeki günlerde başta Yeni Asır Gazetesi olmak üzere yandaş basın, AKP il örgütü ve AKP’li belediye meclisi üyeleri tarafından hedef gösterilmesinin ve bu nedenle konuşmasının engellenmek istenmesinin ve bu düşünceyi destekleyen taraftarlarının etkili olduğu söylenebilir. Oysa aynı felsefecinin 10 Haziran 2021 tarihinde A3Haber İnternet gazetesinde yayınlanan “İsrailliler Devletlerinin Batı Şeria’da Yaptıklarından Utanç Duymalı” başlıklı makalesine bu kesimlerden bugüne kadar olumlu ya da olumsuz tek bir tepki gelmemiştir.

📌 İzmirtube kanalında yayınlanan videolara, izleyiciler tarafından yazılan yorumların sayısı ise açıkçası abonelerin yorum yapma konusunda bu videolara ne ölçüde ilgi gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ancak yorumlarla ilgili verileri sizlerle paylaşmadan önce açıklanması gereken diğer ilginç bir durum, İzmirtube kanalının açılıp ilk faaliyetlerini yürüttüğü 2017 ve 2018 yıllarında videolara çok daha fazla sayıda yorum yazılırken, bunun 2019 yılı ile birlikte -yapılan paylaşımlar yoruma açık bırakıldığı halde- bıçak gibi kesilmesidir. İlgisizlikle eşdeğer bu kötüye gidişin içinde bulunduğumuz yıl itibariyle geldiği nokta ise yayınlanan hiç bir videoda yorumun bulunmayışıdır.

📌 Yayınlanan 612 video arasından sadece 165 tanesine yorum yapılmış olup, bunlar için yapılan yorum sayısı ise 1.292’dir. Bu durum bize mevcut abonelerin bile oturup tek bir yorum yazmadığını, bunu akıl edinemediğini ya da kaçındığını göstermektedir.

📌 Yorum yapılan 165 video arasında en fazla yorum yapılanı, Haluk Levent‘in 23 Nisan’ın 100. yılı nedeniyle verdiği arabalı vapur konseri ile ilgili videodur. Bu videonun 355 yorum almasının nedeni ise, Haluk Levent hayranlarıyla onun kurduğu “Ahbap Grubu” üyelerinin ilgisi olduğu görülür.

📌 Uzunca bir süredir izleyip arşivlediğim 37 adet belediye meclisi toplantısına ait canlı yayınlar ise tahmin edileceğinin aksine bu videoların çok az kişi (22.265) tarafından izlendiğini, bu sayının video başına ortalama 602 kişi olduğunu göstermektedir. 22.265 kişi tarafından izlenen 37 videonun aldığı beğeni sayısı 528, beğenilmeme sayısı ise 39 olup hiçbir izleyici tek bir kelime olsun yorum yazmamıştır.

Bütün bu veriler ışında yapacağımız değerlendirmeleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:

1. 2017 yılından bu yana geçen 4 yıllık süre içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki birçok görevlinin zamanını ve emeğini vererek çalıştığı ve bu amaçla milyonlarca liralık bütçelerin tüketildiği İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmirtube uygulaması geçirdiği değişim ve geldiği nokta itibariyle başarısız bir iletişim örneği olarak kabul edilebilir.

Hedef kitle olarak yurt içi ve dışındaki milyonlarca kişiye hitap etmesi gereken böylesi bir kanalın 2021 yılında geldiği nokta, 41.100 abone ile sınırlı kalmış, kanal ürettiği videolarla beklenen ilgiyi yaratamamış; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir halkı ve İzmir dışındaki İzmirlilerle gerekli düzeyde ilişki ve iletişim kuramamış, adeta paylaştığı videoları kendi personeline dahi izletemez bir duruma gelmiştir. 2019 öncesindeki videolarla sonrasındakiler arasındaki izlenme, beğenilme ve yorum yazma farklılığı bile bu kötüye gidişi göstermektedir.

Oysa yapılması gereken, “saldım çayıra mevlâm kayıra” anlayışından sıyrılarak İzmirtube‘a yüklenen her videonun takip edilip izlenmesi, daha fazla kişi tarafından izlenip beğenilmesi için çaba harcanması, yayın programıyla içeriğinin hedef kitlenin talep ve beklentileri doğrultusunda belirlenmesi; böylelikle, İzmirtube‘un belediye ile hemşerisi arasında karşılıklı etkileşimi esas alan bir iletişim kanalı haline getirilmesidir.

2. İzmirtube uygulamasının şeffaflık açısından en sorunlu olduğu diğer bir nokta da, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi toplantılarının canlı izlenmesi ile ilgili verilerdir. Bu rakamlara baktığımızda nüfusu 4,5 milyona yaklaşan bir büyük kentte meclis toplantılarını izleyenlerin sayısının toplantı başına 602 kişi olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda, seçim meydanlarında söylenen “belediye cebinizde” söylemlerinin aradan iki yıl geçmiş olmasına karşın ne ölçüde gerçeklikten uzak olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz.

Bu yetersizliğin diğer bir nedeni de, meclis toplantılarında meclis başkanı ve üyeleri tarafından kullanılan dilin, canlı yayınları izleyecek vatandaşlar tarafından anlaşılması zor, çetrefilli bir dil olmasıdır. Görüşme ve oylamaların karar numaralarıyla ifade edildiği, komisyon raporlarının okunmadığı, yüzlerce kararın tek bir çırpıda oylanıp kabul gördüğü şeffaflıktan uzak görüşmeler, bunu anlamak isteyen vatandaş açısından fazlasıyla anlaşılmaz ve zorlayıcıdır. O nedenle, katılımın meclis toplantılarının canlı yayınlanması suretiyle geliştirildiğini söylemek -ne yazık ki- mümkün değildir. Nitekim canlı meclis toplantılarını izleyen sayısı da bu gerçeği ortaya koymaktadır.

İzmirtube‘un 24.05.2017-11.06.2021 tarihleri arasındaki 4 yıl 17 günlük sürede yayınladığı toplam 612 videonun özelliklerini aşağıdaki linkten indirebileceğiniz PDF dosyasında görebilirsiniz:

Fare doğuran dağ olmak…

Ali Rıza Avcan

Halk arasında sıkça kullanılan “dağ fare doğurdu” deyimi, İnternet’in önemli bilgi kaynağı Vikisözlük‘e göre, “Kendisinden büyük şeyler beklenen bir kişinin küçük bir ürünle ortaya çıkması” anlamına geliyor. Ekşi Sözlük ise bu sözcüğün orijinal halinin ünlü Romalı şair Horatius‘un Ars Poetika yapıtının 139. satırında Latince deyişiyle parturient montes, nascetur ridiculus mus olarak geçtiğini söylüyor.

İnsanlarda büyük hayal kırıklıklarına neden olan bu halin siyasetteki versiyonu ise beğenip seçtiğiniz belediye başkanlarıyla milletvekillerinin ve meclis üyelerinin sizin onlardan beklediğiniz şeyleri yapmaması ya da yapamaması veya tam tersine yapması anlamına geliyor.

Bu içler acısı halin yaşadığımız kentteki en son örneği ise yazdığı özgeçmişlerde ve katıldığı söyleşilerde, lise öğrencisi iken Devrimci Liseliler Birliği‘nin kurucu üyeleri arasında yer aldığını söyleyerek kendisine devrimci bir profil çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Çeşme Yarımadası’nda yapılacak olan Çeşme Turizm Projesi‘ndeki ikircikli tutumu ve bu proje konusunda, sağ cenahtan gelmesi nedeniyle pek de umutlu olmadığımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul Projesi‘ne net bir şekilde karşı çıkıp halkı örgütleyen tutum ve cesaretinden yoksun oluşudur.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in bu konuda İzmirlinin tercihlerinden kopuk ikircikli siyaseti, yine aynı partiden Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran‘ın, 20 Temmuz 2020 tarihinde projeye karşı çıkanları vatan hainliği ile suçlayan tutumu ve 28 Nisan 2021 tarihinde online bağlantıyla İzmir Ticaret Odası Meclis Toplantısı‘na katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Çeşme Turizm Projesi İzmir halkı tarafından benimsenir ve beğenilirse, bir beton ormanına dönüşmezse, büyük ölçekte yeşil korunursa elbette destek veririz” söylemi ile birleştirildiğinde, CHP’nin teslimiyetçi bir siyasetle adeta projeye sahip çıktığını görürüz.

Nitekim, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy‘un 15 Haziran 2020 tarihinde Tarihi İzmir Agorası’nda düzenlediği basın toplantısında;

Başta ticaret odamıza ve ilgili belediyelerimize birçok STK’mıza projeyi desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Biz çok iyi niyetli bir şekilde bu projeye başladık. Türkiye’nin en şeffaf, en çevre duyarlı, koruma kullanma dengesi yüksek proje halinde sadece Türkiye’ye değil dünyaya örnek olmasını istiyoruz. Bu bağlamda odalarla da yakın ilişki içindeyiz. Geniş katılımlı bir komisyon oluşturduk. İnşallah bundan sonra daha da hızlı ilerleyeceğiz. Çeşme Projesi’nden elde edilecek gelirin büyük bir kısmını Çeşme projesinin altyapısında sonra da Ege Bölgesi’nin altyapısında kullanacağız ki İzmir öncelikli. Bu bağlamda da Kemeraltı ve Agora’yı gözlemlemek istedik. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak ilk etapta buraya destek vereceğiz. Bu projelerde elde ettiğimiz gelirin bir kısmı buraya.” diyerek yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in yaptığı TARKEM‘e işaret ettiğini ve bunun üzerine TARKEM yetkililerinin büyük bir memnuniyetle ellerini ovuşturduğunu hatırladığımız bir süreçte…

Ayrıca Çeşme Turizm Projesi ile ilgili karar ve tanıtım toplantılarının İzmir Ticaret Odası salonlarında yapıldığı bir süreç içinde, İzmir Kalkınma Ajansı ile İzmir Vakfı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi adına hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 başlıklı resmi belgede Çeşme Yarımadası‘ndaki agroturizm hedeflerinin gerçekleştirilmesi konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine İzmir Ticaret Odası‘nın görevli kılınması da bize gidilen yol konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Gelelim 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği tarafından düzenlendiği iddia edilen, gerçekte ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” başlıklı Çalıştay ve Forum‘u değerlendirmeye.

Bildiğiniz gibi, 1 Haziran 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu Düzenliyor” başlıklı yazımla, belediye ile bağlantısı ortaya çıkmasın kaygısıyla İzmir Düşünce Topluluğu ve İzmir Kent Konseyi seçeneklerini bir yana koyup çoğu İzmirlinin tanıyıp bilmediği ve tüzel kişiliği olmadığı için bu konuda dava açma yetkisi bile olmayan İzmir Kent Konseyleri Birliği isimli sivil bir oluşum tarafından düzenlendiği söylenen organizasyonu, bu tür toplumsal mücadelelerin dürüstlük ve samimiyet ilkesi çerçevesinde yürütülmesi gereğini hatırlatarak eleştirmiş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından görevlendirildiği anlaşılan bir eski İzmir milletvekili ve onun danışmanı ile TMMOB İKK tarafından danışıklı dövüş şeklinde İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne ısmarlanan çalışmanın aslında çalıştay formatına uygun olmayan kurgusu, konuyu bilimsel bir şekilde ele alıp tartışmaktan uzak vitrin süsü niteliğindeki medyatik konuşmacıları, belediyede üst düzey görevlerde çalışan bazı konuşmacıların gerçek görev unvanlarını gizlemeleri, TMMOB İKK kapsamındaki bazı meslek odalarının bu organizasyon içinde yer almayı doğru bulmamaları nedeniyle söz konusu organizasyonu sorgulayan değişik sorular sormuştum. Ardından da 2020 yılında 70 sayfalık Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nu düzenleyerek kamuoyunu bilgilendiren TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun bundan sonra yapması gereken işin, konuyu kendi kurumsal kimliğini arka plana alarak yeniden masaya yatırmak değil; halen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanlığı görevinde bulunan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun sorumluluğunda hazırlanan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesi ile TMMOB İKK tarafından 2020 yılında hazırlanan Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nda ortaya konulan ayrıntılı bilgileri kullanması gereken Millet İttifakı’na dahil tüm belediye başkanlarıyla siyasi partilerin il ve ilçe yöneticisi, milletvekili ve genel başkanlarının AKP’li Külltür ve Turizm Bakanı ile AKP’nin bu kentteki temsilciliğine soyunan İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi kurumların dümen suyunda dolaşan tavır ve tutumlarından vazgeçerek, aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul konusunda ortaya koyduğuna benzer bir tavırla konuyu siyasileştirmeleri gerektiğini ifade etmiş, bu öneriyi TMMOB İKK Dönem Sözcüsü ile bazı meslek odalarının başkanlarına iletmiştim.

Söz konusu çalıştay ve forum, duyurulduğu gibi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Havagazı Kültür Merkezi‘nde yapıldı. Çalıştay öncesinde oturumların İzmirtube tarafından canlı olarak yayınlanacağı duyurulduğu halde bu yayın yapılmadı ve biz de ancak çalıştay ve foruma katılan arkadaşlarımızın bizlere anlattıklarıyla yetindik.

Buna ek olarak aynı gün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “Bir belediye başkanının önce o şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek” başlıklı haberle bilgilenmeye çalıştık.

Belediye tarafından hazırlanan haber metninde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in söz konusu çalıştaya katılarak program dışı bir konuşma yaptığı belirtiliyor ve konuşmasından alıntılanan ve bizim de ayırt edilmesi niyetiyle kırmızı renkle işaretlediğimiz aşağıdaki dört ayrı paragraf aktarılıyordu. Aktarılan bu dört bölümde de Çeşme Turizm Projesi’ne net ve kesin bir şekilde karşı çıkılmıyor, “ortada fikir var proje yok” denildikten sonra projenin Yarımada’nın % 55’ini kapsadığı ve proje alanındaki arazilerin % 97’sinin kamuya ait olduğu, bu projenden elde edilecek faydanın küçük olması nedeniyle yapılmasından vazgeçilebileceği ihtimalinin olduğu belirtiliyordu.

Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

İnsanların doğanın dengesini bozup bir hayat kurmaya başlaması 12-13 bin yıl öncesine gidiyor. Tarımın keşfiyle doğanın ritmi dışında bir hayat arayışı başlıyor. İkinci kırılma Sanayi Devrimi ile başlıyor, doğa artık bir meta olarak görülmeye başlanıyor. Giderek doğanın daha çok talan edildiği bir 200 yıl yaşıyoruz. Rönesansı yaşamamış ülkelerde bu talan çok daha vahşi olabiliyor.” 

Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik. Bu fikrin istihdam gibi ışıltıları var ama proje yarımadanın yüzde 55’ini kapsıyor. Projedeki alanın yüzde 97’si kamu mülkü. Yüzde 97’si kamu arazisi olan bir yerde şöyle bir sonuç ortaya çıkabilir: Oraya sadece parası olan girer. Kapitalist üretim ilişkilerinin dayattığı hız ve büyüklük telaşı geçmişle bağımızı da kopartıyor. Kanal İstanbul yapılamayacak kadar mega bir proje. Çıkacak fayda ise yapılmamasına göre çok daha düşük. Bu projenin de böyle olma ihtimali var.

Gerçekten çok insan emek vermiş, ciddi bir çalışma yapılmış. Bu emek Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları veriyor. Bunu Kültür ve Turizm Bakanı ve bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğim. Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Altyapı, su, ulaşım hepsi arkasından geliyor. Önce yaşadığı şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

Bence İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmadan seçilip haber olarak yayınlanan dördüncü paragrafın, 2015 yılında kendisiyle yaptığım görüşme ve katıldığım bir arama konferansı nedeniyle özel bir önemi var. Çünkü dördüncü paragrafta, halen kendisinin danışmanlığını yaptığı halde çalıştay programında “akademisyen” sıfatıyla katılan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun 2014 yılında yayınlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgisi var. Tunç Soyer bu paragrafta bu çalışmayı ciddi bir çalışma olarak niteleyip Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları içerdiğini, bu hususu Kültür ve Turizm Bakanı ile bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğini belirtiyor.

Oysa geçmişte yaşanan şeyler hiç de kendisinin söylediği gibi değildir…

Her şeyden önce “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” isimli belge 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında, İzmir Kalkınma Ajansı tarafından İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi‘ne hazırlatılmıştır. Bu husus, söz konusu belgenin 2. sayfasında yazılıdır.

Bu çalışmaya İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Proje Yürütücüsü Olarak Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu, Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Araştırma Görevlisi Hamidreza Yazdani, Araştırma Görevlisi Dalya Hazar, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Öğretim Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Araştırma Görevlisi Eser Afşar, İzmir Kalkınma Ajansı’ndan Sibel Ersin, Saygın Can Oğuz, Filiz Morova İneler ve Hülya Ulusoy katılmıştır.

Geniş bir ekip tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde hazırlandığı ve bu dönem içinde Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ilk mahalli seçimde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilindiği için adeta Çeşme Yarımadası bütününde Seferihisar‘da yapılanları görmeme ya da önemsememe çabasındadır. Bu tespitin en önemli kanıtı 316 sayfadan oluşan belgede “Yavaş Şehir” sözcüğünün 5, “Citta Slow” sözcüğünün ise 3 kez geçmiş olması, bu sözcüklerle ifade edilen stratejinin bir hedef olarak gösterilmemesidir. Oysa o tarihlerde kamuoyunda yaygın olan görüşlere göre “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” projesinin Yarımada’nın Karaburun ve Urla gibi merkezlerinde de uygulanma şansı bulunmakta, bu nedenle bu projenin Yarımada geneline yaygınlaştırılması mümkün görülmektedir.

Tüm bir Yarımada’daki sürdürülebilir kalkınmanın stratejisini belirleme iddiasıyla yapılan bu çalışmada Seferihisar‘daki “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” hareketinin dikkate alınmaması, önemsenip önerilmemesi durumu haliyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de dikkatini çekmiş ve bundan rahatsız olmuştur.

Tunç Soyer bunun üzerine bir dönem birlikte çalıştığım yönetim danışmanı Nihat Demirkol‘dan düzenleyeceği Yarımada Arama Konferansı’nda moderatörlük yapması konusunda yardım ister. Bu talep üzerinde Nihat Demirkol da, “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgili olarak benim görüşlerimi sorar. Ben söz konusu strateji belgesi için hazırladığım değerlendirme raporunu Nihat Demirkol‘un isteği üzerine arama konferansı öncesinde Tunç Soyer‘e göndererek kendisinden övgüler alırım.

4 Nisan 2015 tarihinde Çeşme’den, Urla’dan, Karaburun’dan gelen geniş bir katılımcı kitlesi ile yapılan arama konferansı sırasında konferansın moderatörlüğünü yapan Nihat Demirkol‘a yardım ederim.

Ama yapılan bu arama konferansı sonrasında Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘den Yarımada ölçeğinde inisiyatif alma konusunda beklediğimiz ikinci, üçüncü hamleleri göremeyiz ve mevcut durumu kabullendiği yorumlarını yaparız.

BU durum bize, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2014 yılında hazırlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesinden haberdar olduğunu ve şimdiye kadar istediği takdirde bu belgeyi ve bu belgedeki bilgileri kullanabileceği noktasına getirir ki, bu belgede yazılı olan hedeflerin 2014 yılından bu yana uygulanıp uygulanmadığı ya da uygulansa bile hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı ne yazık ki belli değildir… Hazırlanan belgeye dair bir eylem planı bulunmadığı; ayrıca, bu belgenin ilişkili olduğu 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı‘nın da gerçeklerden uzak bir temenniler demeti olduğu bilindiği için her karşılaşmamızda, kendisinden net bir cevap alamayacağımı bile bile sayın Koray Velibeyoğlu‘na bu konuyu hatırlatırım.

4 Haziran 2021 tarihinde yapılan çalıştay ve forum ile ilgili en ayrıntılı haberi veren Yeni Haber İnternet Gazetesi’nin “Yarımada Projesi İzmir’in Kanal İstanbulu’dur” başlıklı yazısında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı İlker Kahraman‘ın söyledikleri ise bizlere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu proje için açık kapı bırakan siyasetini hatırlatmaktadır:

Üst ölçekli stratejilerle uyum yakalansaydı, mekânsal değişim kıyı art alan ilişkileri gözeten bir çerçeve oluşturulsaydı, doğal ekosistem önemsenseydi, bölgesel miras korunsaydı, sosyal entelektüel sermaye fırsat sunulsaydı, her kesimin karar verme süreçlerine dahil edilseydi bu projeye evet derdik.”

Oysa, karşımızda bütün bu koşullar sağlansa bile tüm Yarımada’nın % 55’ini kapsayan bir proje durmaktadır. Genel bir kabulün koşulu olarak öne sürülen bu hususlara başka projelerde AKP iktidarı tarafından ne ölçüde uyulduğu ortada iken bu projede iyimser bir yaklaşımla şu, şu olsaydı biz kabul ederdik demenin ne ölçüde anlamlı, etkili ve sonuç alıcı olduğu da dikkate alınmalı; hatta sorgulanmalıdır.

Evet, söyleyeceğimi söyleyip yazacağımı yazdıktan sonra gelelim son söz’e…

Ne demiştik yazının başında? Fare doğuran dağ ya da dağ fare doğurdu demiş ve karşımızdaki manzarayı doğru bir şekilde tarif etmeye çalışmıştık…

Adı sanı bilinmeyen ve tüzel kişiliği olmadığı için böylesi bir toplantıyı düzenleme ya da Çeşme Turizm Projesi‘ni dava etme hakkına bile sahip olmayan bir oluşum adına yaptırılan bu “utangaç” çalıştay ve forumun, projenin asıl sahibi AKP iktidarı nezdindeki vurucu etkisi, sonuç alıcı yankısı, şimdiye kadar ortaya konulandan farklı bir yanı ne olmuştur acaba?

Bir bilen varsa, lütfen bir adım ileri çıksın….

“Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik”….

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu düzenliyor…

Ali Rıza Avcan

Evet, işin doğrusunu söylemek gerekirse; İzmir Büyükşehir Belediyesi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ile birlikte “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” iddiasıyla Yarımada Çalıştay ve Forumu‘nu düzenliyor.

Hem de kendisine ait Tarihi Havagazı Fabrikası’nda…

Düzenlenen davet yazısı ile afişlerde bu organizasyonu İzmir Kent Konseyleri Birliği düzenlediği belirtilmiş olsa da; işin aslı, bu organizasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi düzenliyor. Hem de İzmir eski milletvekili Zeynep Altıok ve danışmanı Taylan Üstün Özgür‘ün sorumluluğunda… TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve bazı meslek odalarıyla işbirliği içinde…

Evet, son 15-20 gündür bu organizasyonun yapılacağını biliyorduk ve bu bilgi çerçevesinde düzenleyici kuruluş olarak ilk önce Tunç Soyer yandaşlarının bir araya getirildiği İzmir Düşünce Topluluğu‘nun düşünüldüğünü; ancak hem bu grup içindeki huzursuzluklar hem de organizasyonun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bağlantısı ortaya çıkar kaygısıyla bu topluluktan vazgeçildiğini öğrenmiştik.

Ardından düzenleyici kuruluş olarak İzmir Kent Konseyi‘ne gidildiğini; ancak, yine şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kent Konseyi arasındaki vesayet ilişkisi ve İzmir Kent Konseyi Başkanı Seniye Nazik Işık‘ın bu göreve Tunç Soyer‘in desteği ile gelmiş olması nedeniyle bu niyetten de vazgeçildiğini biliyoruz.

Sonunda anlaşılıyor ki, çalıştay ve forum düzenleme ihalesi tüzel kişiliği bile olmayan ve çoğu İzmirlinin bilgi sahibi olmadığı İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne kalmış gibi gözüküyor. Açıkçası hangi ilçe kent konseyinin üye olduğunu kesin olarak bilmediğimiz, üstüne üstlük üye olduğunu tahmin ettiğimiz Buca ve Seferihisar kent konseylerine ait genel kurulların mahkeme kararları ile iptal edildiği bir süreçte, bu organizasyonla ilgili kararın tüm kent konseylerine ve o konseylerin başkanlarına sorulup danışılmadan verildiğini, bu nedenle bazı kent konseylerinin kurumsal özgürlüğü ortadan kaldıran bu durumdan hoşnut olmadığını biliyoruz.

Şimdiye kadar Çeşme Projesi boyutunda bir sorunla ilgilenmemiş, bu konuda çalışmalar yapmamış bir oluşumun çıkıp ben bu konuda çalıştay düzenleyip forum yapacağım demesi İzmir kamuoyu ve toplumsal mücadeleler tarihi açısından hem görülmüş bir şey değil, hem de bu mücadeleyi başlatmış olan kurum ve şahıslar açısından akılcı, etik ve sonuç alıcı değil…

Ortada bu sorunla bugüne kadar ilgilenip koskocaman 70 küsur sayfalık rapor yazmış bir TMMOB İKK ve bu sorunu hukuki yoldan çözmek için avukat Şehrazat Mercan ve Senihi Özay gibi değerli hukukçuların liderliğinde dava açmış kurum ve kişiler varken çıkıp onlara bilgi dahi vermeden ya da danışmadan, alakasız bir oluşumu öne sürerek ve onun ismi altında TMMOB‘ye bağlı bazı odalarla eski bir milletvekilinin kendince düzenlemeler yapması İzmir’deki demokratik yaşamın geleceği açısından sorunlu gözüküyor.

Çünkü bir toplumsal hareket ya da mücadelenin nasıl başlarsa öyle devam edip sonuçlanacağına inanıyoruz. Başlangıçta yapılacak yanlışlık ya da eksikliklerin o mücadeleye ve bu kentteki demokratik yaşama zarar vereceğini, mücadele süreci içinde yolların ayrılmasına neden olacağını biliyoruz. Aynen Kültürpark mücadelesinde yaşadıklarımız gibi…

4 Haziran tarihli Yarımada Çalıştay ve Forumu ile ilgili olarak ayrıca 31 Mayıs 2021 tarihinde gönderilen davet mektubu ile 1 Haziran 2021 tarihinde dağıtılan afişlere baktığımızda Çeşme Yarımadası‘nın geçmişi, bugünü ve geleceğine dair araştırmalar İYTE öğretim üyesi Koray Velibeyoğlu‘nun başkanlığında İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) tarafından hiç incelenmemiş ve Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi Raporu gibi koskocaman bir araştırma hiç yapılmamış gibi ifadelerin kullanıldığı, Çeşme Yarımadası sanki ilk kez keşfedilip araştırılıyormuş gibi cümlelerle bugüne kadar yapılanlara; özellikle de bu çalışmayı geçmişte yıllarca yapmış Koray Velibeyoğlu‘na haksızlık edildiğini görüyoruz.

Ardından da organizasyonu yapan perde önündeki ve arkasındaki kurum ve şahıslara şu soruları sormak istiyoruz:

📌 Niye bu konu ile şimdiye kadar hiç bir ilgisi olmayan bir oluşum, düzenleyici kurum olarak seçilmiştir?

📌 Niye böylesi bir organizasyonun içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri yoktur?

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, TMMOB İKK‘da ya da İzmir Kent Konseyleri Birliği‘nde herhangi bir görevi olmayan eski bir İzmir milletvekili ile danışmanının organizasyon içindeki varlığı ne anlama gelmektedir?

📌 Konuşmacılar arasında bir adet CHP Bursa milletvekili varken niye bir İzmir milletvekili yoktur?

📌 Ülkemizin Akdeniz ve Ege sahillerinin yağmalandığı dönemlerde önce TÜRSAB başkanlığı ardından Refah Yol Hükümeti‘nin Turizm Bakanı ve ANAP milletvekilli olan eski bir siyasetçi, akil insan olarak programa nasıl dahil edilmiştir?

📌 Niye böylesi önemli bir organizasyonun içinde Millet İttifakı‘nı oluşturan CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe başkanları ve örgütleri yoktur?

📌 AKP İktidarının dayattığı Çeşme Turizm Projesi‘nin tartışması niye bu belediye başkanları, İzmir milletvekilleri, CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe örgütleriyle siyasi bir platforma taşınmamaktadır?

📌 Niye bu organizasyon için İzmir’de faaliyet gösteren EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları (İYA) gibi örgütlerle Çeşme’de faaliyet gösterdiğini bildiğimiz Ekinoks Çevre ve Kültür Derneği‘nden destek alınmamış, organizasyon komitesine bu örgütler niye dahil edilmemiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi için dava açan gruplar organizasyon komitesine dahil edilmemiştir?

📌 Niye, iki adet belediye başkan danışmanı hazırlanan programda bu görev unvanlarıyla değil de, “Doğa Derneği Eski Başkanı” ve “Akademisyen” gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilişkileri gizlenerek takdim edilmiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi‘nin değerlendirilmesi, konuşmacılar arasında sadece 15 dakika süre ile konuşacak Prof. Dr. Erdoğan Atmış‘a verilerek diğer konuşmacıların bu konudan uzak tutulması sağlanmıştır?

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu soruları doğru, inandırıcı ve samimi bir şekilde yanıtlamasını beklerken; böylesi büyük ve önemli bir mücadelenin davaya inanmış ilgili ve doğru seçilmiş kurum ve kişilerin yapacağı doğru ittifaklarla ve doğru yöntemlerle yönetilmesi gerektiğini, hiç bir kurum ya da şahsın perde arkasında kalma hakkı olmadığını ve hiçbir kurum ya da şahsa böyle bir pozisyonu kullanma hakkının verilmemesi, tüm kurum ve kişilerin cesaretle sorununun üstüne giderek korkak, sinik ve teslimiyetçi tutumlardan uzak durmasını gerektiğini söylemek istiyoruz.

Ama her şeyden önce;

Bu kentte yaşayan ya da bu kenti temsil eden tüm siyasetçilerin ve belediye başkanlarının Çeşme Turizm Projesi’ne karşı politik bir tavır alarak; aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul” projesine yaptığı gibi tüm varlığıyla karşı çıkmasını, korkusuzca ortaya atılarak bu çalıştay ve formu ben düzenledim, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır!” diyorum demesini,

“Betonlaşma çok olmazsa, yeşil büyük ölçüde korunursa ülkeye döviz getirecek bir projeye negatif bakmayı asla düşünmüyoruz” şeklinde ifade edilen teslimiyetçi CHP politikalarına izin verilmemesini talep ediyoruz.