Gediz Nehri, Havzası, Deltası ve İzmir Körfezi ile Bir Bütündür… (2)

Ali Rıza Avcan

Yazımızın birinci bölümünde Gediz Nehri‘nin, Gediz Nehri Havzası‘nın, Gediz Deltası ya da Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın ve İzmir Körfezi‘nin ekolojik özellikleri konusunda bilgiler vererek aslında bu dört değerin tek bir bütünü oluşturan eşsiz bir ekosistem olduğunu, o nedenle de birbirlerinden koparılarak ele alınamayacağını anlatmaya çalıştık.

Bugünkü bölümde ise bu ekosistemin bir bütün olarak nasıl ele alınabileceğini, bu amaçla kimlerle ne şekilde neler yapılabileceğini tartışmaya çalışıp ortaya çıkan değerlendirmeler üzerinden öneriler geliştirmeye çalışacağız.

Havza yapısı

O nedenle öncelikle elimizde mevcut olanları belirleyip masanın üstüne koyalım isterseniz:

I – Gediz Ekosistemi bileşeni olarak:

1) Gediz Nehri,

2) Gediz Nehri Havzası,

3) Gediz Deltası ya da Gediz Deltası Sulak Alanı,

4) İzmir Körfezi.

II – Gediz Ekosistemi sorunları olarak:

1) Yeraltı ve yer üstü su kaynaklarının yoğun bir şekilde talan edilip kirlenmesi,

2) Verimli tarım topraklarının kirlenip imara açılmalar nedeniyle azalması ve tuzlanması,

3) Ekosistemdeki tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin çevre kirliliğinden olumsuz bir şekilde etkilenmesi,

4) Ekosistemdeki çevre kirliliğinin toplum sağlığını olumsuz yönde etkilemesi.

III – Gediz Ekosistemi’nden sorumlu kurum ve kuruluşlar olarak:

1) Tarım ve Orman Bakanlığı: (Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Su Enstitüsü, Orman Genel Müdürlüğü, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu),

2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı: (Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Koruma Kurulu Müdürlükleri),

3) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: (Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü, Sanayi Bölgeleri Genel Müdürlüğü),

4) Sağlık Bakanlığı: (Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü),

5) İl valilikleri: Kütahya, Manisa, Aydın, Uşak, Denizli ve İzmir valilikleri,

6) Büyükşehir Belediyeleri: Aydın, İzmir ve Manisa Büyükşehir Belediyeleri,

7) Gediz Ekosistemi içinde yer alan 22 adet ilçe belediyesi: Manisa/Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Şehzadeler, Selendi, Turgutlu, Yunusemre, İzmir/Foça, Menemen, Çiğli, Kemalpaşa, Kütahya/Gediz, Şaphane ve Pazarlar,

8) Organize Sanayi Bölgeleri: Çiğli Atatürk, Kemalpaşa, Bağyurdu, Turgutlu, Manisa, Akhisar, Menemen, Kula, Demirci Organize Sanayi Bölgeleri.

IV – Gediz Ekosistemi ile ilgili çalışmalara yardımcı olabilecek kurum ve kuruluşlar: Üniversiteler, meslek odaları, ticaret borsaları, ziraat odaları, tarım kooperatifleri, çevre koruma ve ekoloji ile ilgili sivil toplum kuruluşları (Doğa Derneği, EGEÇEP, Ekoloji Birliği vb.)

1) Ege Belediyeler Birliği: Aralarında Gediz Nehri Havzası‘nda bulunan İzmir Büyükşehir, Çiğli, Foça, Kemalpaşa, Kütahya/Gediz, Şaphane, Manisa/Demirci, Selendi, Kula, Sarıgöl, Alaşehir, Salihli, Ahmetli, Turgutlu, Köprübaşı, Gördes, Akhisar, Marmara, Saruhanlı, Manisa Büyükşehir, Yunusemre, Kütahya/Gediz, Şaphane ve Pazarlar belediyelerinin de bulunduğu toplam 121 il, ilçe ve belde belediyesi.

2) Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV): İzmir, Afyon, Aydın, Denizli, Muğla, Manisa, Kütahya, Çanakkale, Balıkesir ve Uşak valilikleri.

3) Kalkınma Ajansları: İzmir Kalkınma Ajansı, Güney Ege Kalkınma Ajansı (Aydın, Denizli, Muğla), Zafer Kalkınma Ajansı (Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Uşak),

4) Diğer mahalli birlikler: Menemen Sol Sahil Sulama Birliği, Menemen Sağ Sahil Sulama Birliği, Katı Atık Birlikleri (Manisa İli Çevre Hizmet Birliği (MEÇEB), Turgutlu, Ahmetli İlçe ve Belde Belediyeleri Katı Atık Bertaraf Tesisi Birliği, İl Özel İdaresi, Salihli Belediyesi ve Belde Belediyeler Katı Atık Bertaraf Tesis Birliği, Kula İlçesi Belediyeleri Çevre Birliği, Akhisar, Gördes, Gölmarmara, Soma Kırkağaç İlçe ve Belde Belediyeleri Birliği AKÇEB + SOMKIRÇEB, İl Özel İdaresi, Demirci, Selendi, Köprübaşı İlçe ve Belde Belediyeleri Birliği, Uşak İli Sürdürülebilir Çevre Yönetimi Belediyeler Birliği, Kütahya İli Yerel Yönetimler Katı Atık Bertaraf Tesisleri Yapma ve İşletme Birliği)

V – Gediz Ekosistemi için şimdiye kadar yapılan işler: Gediz Ekosistemi ile ilgili olarak yapılan araştırma ve planlama çalışmalarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Gediz Havzası Koruma Eylem Planı, 2015,

2) Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı, Kasım 2018,

3) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, Ağustos 2015,

4) Gediz Havzası Hassas Su Kütleleri İyileştirme Eylem Planı, 2015,

5) Gediz Havzası Nehir Havza Yönetim Planın Yeraltı Suları Veritabanı, Kasım 2018,

6) Gediz Nehri Havza Yönetim Planı Yerüstü Suları Veritabanı, Kasım 2018,

7) Gediz Deltası Sulak Alan Yönetim Planı, Mart 2007.

Yukarıdaki uzun listeden de görülebileceği gibi, Gediz Ekosistemi olarak adlandırdığımız sistemle ilgili sorunlar ve bu sorunların çözümü konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olanlar o kadar çok olmasına karşın; bugüne kadar yapılıp ortaya çıkan somut çalışma -ne yazık ki- çok azdır. Gediz Ekosistemi‘ndeki bileşenleri birbirinden ayırarak yapılan uzun araştırmalar sonucunda ortaya konulan stratejik planlarla eylem planlarında hedef ve amaç olarak belirtilip altı üst düzey yetkililer tarafından mühürlenip imzalanan birçok hedef ve amaca bugün itibariyle ulaşılamadığı, bir anlamda planlama aşamasının sonrasına geçilemediği görülmektedir.

Bu çerçevede Gediz Nehri Havzası ile ilgili sorunların çözümü önce valiliklere bırakılmış, bunun başarısız olduğu görüldüğünde ise iş havza planı boyutunda tümüyle merkezi yönetim temsilcilerinden oluşan kurum ve kurullara (Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Havza Yönetimi Daire Başkanlığı, Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu, Havza Yönetimi Merkez Kurulu, Havza Yönetim Heyetleri ve İl Su Yönetimi Koordinasyon Kurulları) bırakılmış, Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki koruma bölgeleri İzmir Körfez Geçişi Projesi gibi büyük rant projelerine açılmış, sulak alan içindeki koruma bölgeleri sırf bu amaçla daraltılmış ve yapılaşmaya uygun hale getirilmiş, İzmir Körfezi‘nin temizliği ile ilgili “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“ne ise başlanmamıştır.

Kısacası Gediz Nehri, Gediz Nehri Havzası, Gediz Deltası ve İzmir Körfezi için söylenenler, verilen sözler şu an itibariyle yerine getirilmemiş, Gediz Ekosistemi hızlı bir şekilde kirlenmeye devam etmiştir.

Şimdi bu durumda, yukarıda tek tek belirttiğimiz faktörleri dikkate alarak ne yapılabiliriz?

1. Öncelikle Gediz Nehri Havzası gibi tüm havzalarda sadece merkezi yönetime görev, yetki ve sorumluluk veren, belediyeleri, üniversiteleri, sivil toplumu istendiği takdirde davet edilen kurum ve kuruluş mertebesine koyan yasal düzenlemeler en kısa sürede demokratikleştirilerek bu tür havza planlamalarında ve uygulamalarında oraları kirletenlerin ya da kirletilmesini önleyecek olanların sürece dahil edilmesi sağlanmalıdır. Çünkü bugüne kadarki uygulama, “ben her şeyi bilirim ve yaparım” diyen merkezi yönetim kurumlarının başarısızlığını net bir şekilde ortaya koymuştur.

2. İkinci olarak Gediz gibi kaynağı, yatağı, çevresindeki havzası, döküldüğü alan ve ulaştığı yer itibariyle özel bir ekosistem olan değerlerin parçacı bir anlayış yerine tüm parçaları hep bir arada ele alan bütüncül bir şekilde ele alınması, planlanması, uygulamanın bu planlamaya göre yapılması ve uygulamanın izlenerek her yıl düzenlenecek raporlarla kamuoyunun bilgisine sunulması gerekir.

Bu bağlamda Gediz Ekosistemi‘nin bir parçası olan Gediz Deltası‘nı ya da Gediz Nehri Sulak Alanı‘nı UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi‘ne dahil etmek çözüm olmayacak, söz konusu delta nehrin devamlı getirdiği kirlilikle bir Dünya Mirası olma özelliğini koruyamayacaktır. Yapılan başvuru ile Delta’nın Geçici Liste’ye alınması mümkün olmakla birlikte, Geçici Liste’de kaldığı süre içinde; hatta asıl listeye alınsa bile asıl listede bulunduğu süre içinde Gediz Nehri’ndeki kirlenme önlenemediği takdirde Gediz Nehri Sulak Alanı‘nın listelerden çıkarılması ihtimali her an için mümkün olabilecektir. Bu konuya geçmişten verilebilecek en iyi örnek, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi‘nde yer alan İstanbul Tarihi Yarımada‘daki çarpık yapılaşma üzerine 2010 yılında UNESCO‘nun, İstanbul Tarihi Yarımada‘sının listeden çıkarabileceğini belirtmesi üzerine bölgenin korunması konusuna daha fazla önem ve öncelik verilmesidir.

3. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, seçim öncesinde yayınladığı “Çok Renk, Çok Ses, Çok Nefes” isimli seçim bildirgesinin “Demokrasi” başlığını taşıyan bölümünde yazılı olan bir açılımı vardı. Tunç Soyer o bildirgede, “Merkezi hükümet ile İzmir Vizyon Ortaklığı kuracağız” diyerek AKP iktidarına bir başka deyişle birlikte çalışma çağrısı yapıyordu. Bu çağrıyı ve özellikle de “İzmir Vizyon Ortaklığı” sözcüğünü şu sıralar pek dile getirmese de; hem seçim döneminde, hem de sonrasında yaptığı sözlü açıklamalarda İzmir’in çıkarı için merkezi yönetimle birlikte çalışabileceğini, bu konuda ortak projeler geliştirebileceğini söylediğini hatırlıyoruz.

Bu nedenle, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in seçim öncesi ve sonrasında dile getirdiği “İzmir Vizyon Ortaklığı” önerisi bağlamında Gediz Nehri‘nin, Gediz Nehri Havzası‘nın, Gediz Deltası‘nın ve İzmir Körfezi ile ilgili her düzeydeki çalışma ya da projenin merkezi hükümetle belediyelerin işbirliği; özellikle de Tunç Soyer‘in başkanı olduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Ege Belediyeler Birliği‘nin katıldığı bir işbirliği içinde birlikte gerçekleştirilmesi, bunun için girişimde bulunulması, merkezi iktidar temsilcileriyle görüşüp ortak projeler geliştirilmesi; böylelikle Gediz Ekosistemi‘nin bir bütün olarak ele alınması mümkün değil midir?

Ayrıca, Kemalpaşa Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemi Stratejik Planı’nda bir hedef olarak belirlediğimiz; merkezi yönetim kurumlarının Gediz Nehri Havzası‘nın korunması konusundaki yetersizliği nedeniyle, havzada yer alan belediyeler arasında ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çiğli, Kemalpaşa ve Menemen belediyelerinin öncülüğünde havza sorunlarını merkezi yönetim ile birlikte çözmek üzere bir Gediz Nehri Havzası Belediyeler Birliği kurmak mümkün değil midir?

Şayet bu yapılamazsa bile, bu dört bileşenin her biriyle ilgili ayrı ayrı faaliyet ya da projelerde diğer bileşenlerin de dikkate alınması, birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerinin sorgulanması; örneğin, Gediz Deltası‘nın UNESCO‘nun Dünya Mirası Listesi‘ne alınması için girişimde bulunulurken, aslında bunun Gediz Nehri Havzası ile Deltası‘ndaki çevre kirliliği giderilmeden yapılmak istenmesinin yanlış olduğunun görülüp belirtilmesi; böylesi bir girişimde bulunulurken hem havzadaki hem de deltadaki çevre kirliliğinin giderilmesi için merkezi yönetime ortak çalışma çağrısının yapılması, bunun için gayret gösterilmesi, bu konuda -en azından- İzmir kamuoyundan destek istenmesi mümkün değil midir?

Kısacası, Gediz Ekosistemi‘ni oluşturan bileşenlerin biri için tek başına çalışmaya karar verilmesinden önce, merkezi yönetimle birlikte çalışma için bütün yolların, çarelerin tüketilip; yanıt alınmaması ya da çağrının kabul edilmemesi durumda “Ben uğraştım; ama, olmadı. Böylelikle günah da benden gitmiş oldu” demek ve bu konuyu İzmir kamuoyuna anlatmak, o kadar mı zor acaba?

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, ÇED Raporu onaylanmış “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“ne bir an önce başlanması suretiyle İzmir Körfezi‘ndeki mevcut su akıntısıyla kalitesinin arttırılması suretiyle körfezin temizlenmesi sağlanmalıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

1. Gediz Havzası Hassas Su Kütleleri İyileştirme Eylem Planı,

2. Gediz Havzası Koruma Eylem Planı Kitapçığı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü.

3. Gediz Havzası Koruma Eylem Planı- Proje Nihai Raporu, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü & TUBİTAK MAM, Kasım 2013, Gebze, Kocaeli.

4. Gediz Havzası Nehir Havza Yönetim Planın Yeraltı Suları Veritabanı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü & TUBİTAK MAM, Kasım 2018, Gebze, Kocaeli.

5. Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Kasım 2018.

6. Gediz Nehri Havza Yönetim Planı Yerüstü Suları Veritabanı, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü & TUBİTAK MAM, Kasım 2018, Gebze, Kocaeli.

7. Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi & Ege Üniversitesi & İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ağustos, 2015, İzmir.

8. Ulusal Havza Yönetim Stratejisi 2014-2023, T. C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2014.

9. Ulusal Su Planı 2019-2023, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı.

10. İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ÇED Raporu, 2013.

11. İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ÇED Raporu, 2016.

12. Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu’nun oluşumu ile ilgili 2012/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi, 20.03.2012 tarih, 28239 sayılı Resmi Gazete.

13.Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Havza Yönetimi Merkez Kurulu, Havza Yönetim Heyetleri ve İl Su Yönetimi Koordinasyon Kurullarının Teşekkülü, Görevleri, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliği, 18.01.2019 tarih, 30659 sayılı Resmi Gazete.

‘Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri’ ve İzmir (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2014 yılından bu yana, metropol olarak tanımladığımız kent merkezindeki 10 (Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere) ilçe dışında kalan diğer 20 ilçe için, bu ilçelerin içinde bulunduğu coğrafi havzaları dikkate alarak üç ayrı sürdürülebilir kalkınma stratejisi belgesi hazırladı.

001Bu belgeler sırasıyla, 2014 yılının Temmuz ayında yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2015 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi adlarını taşıyor.

Bu üç belge arasındaki en yenisi olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlandığı halde tanıtım toplantısı aradan tam 11 ay geçtikten sonra, 18 Kasım 2017, Cumartesi günü Havagazı Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Üç farklı coğrafi havza için hazırlanan sürdürülebilir kalkınma strateji belgelerini incelediğimizde; ilk yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 5 (Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Seferihisar ve Urla), ikincisi olan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 7 (Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Menemen ve Çiğli’nin Gediz Deltası’nı barındıran bölümleri), üçüncüsü ve en sonuncusu olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Strateji belgesinin ise 8  (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Ödemiş, Selçuk, Tire, Torbalı) ilçeyi; her üçünün toplam 20 ilçeyi kapsadığı görülecektir.

Her üç strateji belgesini hazırlayan bilimsel kadroyu sıralamaya kalktığımızda proje yöneticiliğinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu tarafından yapıldığını, proje ekibinde ise İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Doç. Dr. Semahat Özdemir‘in, Prof. Dr. Alper Baba‘nın, öğretim görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan‘ın, Yrd. Doç. Dr. H. Engin Duran‘ın, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan‘ın, Prof. Dr. Murat Boyacı‘nın, Prof. Dr. Yusuf Kurucu‘nun, araştırma görevlileri Nurdan Erdoğan ile Özlem Yıldız‘ın, Dr. Tolga Esetlili‘nin, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Orhan Gündüz‘ün, Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi için bu ekipten farklı olarak Prof. Dr. Hüsnü Erkan ile Araştırma Görevlisi Eser Afşar‘ın görev aldığını görürüz. 

002Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından hazırlattırıldığı halde Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ve Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlattırılmıştır.

Yapılan bu çalışmaların fiziki boyutlarına gelince; Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 283 sayfalık, Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 421 sayfalık, sonuncu belge olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin de 396 sayfalık bir yayın olduğu; böylelikle toplam hacmi 1.100 sayfa olan bu üç ayrı belge ile İzmir’in 20 farklı ilçesinin üç ayrı coğrafi havza boyutunda sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin belirlenmeye çalışıldığı görülür.

Her üç strateji belgesi de aynı akademik kadro tarafından hazırlandığı için havzalar ve ilçeler ölçeğindeki stratejilerin belirlenmesinde “varlık odaklı yaklaşım” adı verilen bir yöntem uygulanmış; böylelikle bu stratejileri belirleyenlerin kendi ifadesine göre “bardağın boş tarafı yerine dolu tarafı görülmeye” çalışılmıştır.

Her üç çalışmayı yapan akademik kadronun ifadesine göre üç ayrı havzanın bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirilmesi ve havzalarda yer alan her bir ilçenin kendine özgü öncelikleri doğrultusunda yerelde kalkınması hedeflenmiştir. “Yöntem olarak aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen, yerel varlıkları tanımlayıp bunun üzerinden varlık-odaklı kalkınma fikirleri geliştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım benimsenmiştir. Ortaya konulan hedeflerin uygulanmasına kolaylık sağlayacak strateji haritası ve yönetişim boyutu da geliştirilmiştir.” (1)

Ancak mevcut varlıklar dışında mevcut olmayan varlıklara; yani yaşanan sıkıntı ve sorunlara, dolu yanla boş yanın diyalektik ilişkisi içinde bütüncül bir açıdan bakılmadığı; böylelikle strateji belgesini dikkate alacak yöneticilerin hoşuna gidecek sonuçlara ulaşıldığı için hazırlanan belgelerin plan olarak nitelenmesi mümkün olmamış, bu belgeleri hazırlayanlar da ortaya çıkan şeye “plan” demekten ısrarlı bir şekilde kaçınmışlardır.

003O nedenle, bu üç ayrı stratejik belge ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemine ait stratejik planı; ayrıca mevcut fiziki planları arasında bir ilişkinin kurulması ya da bir uyumun sağlanması şeklinde bir kaygının bulunmadığı görülmektedir.

2014-2016 döneminde İzmir’in 20 ilçesi için arka arkaya hazırlattırılan bu üç sürdürülebilir kalkınma strateji belgesi sonrasında artık bundan böyle atılacak dördüncü bir adım kalmadığına göre; yazımızın bundan sonraki bölümlerinde bu üç ayrı belgenin kendi içindeki çözümlemelerini yaparak aradan geçen üç yılın sonunda bugüne kadar nasıl bir uygulamaya konu olduklarını, bu halleriyle ne işe yaradıklarını ve gelecek için ne vaat ettiklerini ortaya koymaya çalışacağız.


(1) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Aralık 2016, İzmir, s.21

Devam Edecek…

Bir Belediye Başkanının Gözünden Yönettiği Kent – 1

Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın düzenlediği üç günlük Polonya gezisine katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 29 Eylül 2016 tarihinde Ege’deSonSöz isimli internet gazetesinde yayınlanan “Kocaoğlu’ndan ‘Varşova’ mesajları: Kültürpark, dönüşüm ve çehre!” başlıklı röportajında yer alan değerlendirmelerle ilgili aklımıza ilk gelenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

Varşova ziyareti kapsamında gerçekleştirilen şehir turunda kentin yapısını özel olarak inceleyen Aziz Kocaoğlu, kentin çehresinin İzmir’e örnek olması konusunda vatandaşlara çağrı yaptı. Kocaoğlu, “Varşova ziyaretinde kentin bina cephelerindeki modeli İzmir’de uygulamak istiyoruz. Bina cephelerinde hiç tabela kirliliği, balkon çıkmaları, farklı panjurlar, görüntü kirliliği yok… Şehir çok düzenli görünüyor. Kentte ilk hissettiğimiz şey dinginlik… Biz bu modeli Kordon’da proje olarak yaptık. Daire sahiplerine binaların boyanmasını biz yapalım, panjurların aynı renk olmasını tekelden çıkmasını siz yapın dedik. Her apartmanı topladık. Daha bir adım yok ama kentin belli yerlerinde bina cephelerinin boyanması gibi bir kıpırtı var. Apartman sakinleri evlerin içine yaptıkları masrafın birazını dışarıya yaparsa, evlerine biraz da dışarıdan bakarsa ve düzeltmeye çalışırsa İzmir çok şey kazanır” şeklinde konuştu.

maxresdefault

Evet, bir kentin geleceği konusunda o kentin belediye başkanının gördüğü, düşünüp hayal ettiği ve ne söylediği birinci dereceden önemli olmakla birlikte bunun üç günlük bir Polonya yolculuğu sonucunda sağlıklı, doğru bir şekilde ortaya çıkmasını beklemek de mümkün değildir. Çünkü kentlerin bugününe ve geleceğine ilişkin bu tür değerlendirme ve projeksiyonlar, üç günlük gezilerle değil; o kentin anayasası niteliğindeki stratejik planların hazırlık aşamasında örnek alınacak yurtiçi ve dışındaki benzer kentlerin karşılaştırmalı bir şekilde araştırılıp analiz edilmesi; ayrıca o kentlerdeki gelişmelerin sürekli olarak izlenerek yapılmalıdır.

Belediyelerin yapacakları öncelikli hizmetleri tasarlayan stratejik planlarda, kentin içinde bulunduğu mevcut durum hem iç hem de dış koşullar dikkate alınarak değerlendirildikten sonra belirlenen bir vizyon ve misyon çerçevesinde ortaya konulur. Bu anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi için hazırladığı ve uygulamakta olduğu stratejik plandaki vizyonu, eski bir Doğu Avrupa ülkesi ya da kenti üzerinden değil, Akdeniz uygarlıkları üzerinden;

Uygarlıkların mirasını geleceğe taşıyan, Akdeniz’in zenginliklerini kentlisine ve dünyaya sunan, hizmet felsefesiyle akıllarda iz bırakan gözde belediye olmak

şeklinde belirlenmiştir.

Nitekim İzmir kent vizyonunun, bu şekilde Akdeniz’i ve Akdeniz kentlerini kendine örnek/odak alınarak belirlenmesini sağlayan temel dinamiğin nedeni de, uzun bir süredir belediye başkanının danışmanlığını yapan, ülkemizin önde gelen bölge ve kent planlamacılarından biri olan Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin önerileri ve yönlendirmeleridir. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir kuruluşu olan İzmir Akdeniz Akademisi’nin 2009 yılında Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin önderliğinde kurulmuş olması da bunun en somut örneğidir. Sayın Tekeli, uzun bir süredir İzmir’in Akdeniz uygarlığı içinde hak ettiği yeri alması için çabalamakta, bu konuda Akdeniz Uygarlığı üzerinden yeni bir vizyon açmaya çalışmaktadır.

alsancak-kibris-sehitleri-caddesi-izmir-bando-sol-balkon-konseri-1-mayis-2016_9310622-41060_1280x720Ama bir bakıyoruz ki, belediye başkanımız üç gün için Polonya’ya gitmiş ve oradaki görüntülerden ‘izlenim’ düzeyinde etkilenmesi nedeniyle bize Doğu Avrupa ovalarından, steplerinden yeni bir örnek, yeni bir vizyon getirmiş…

Şimdi ne yapacağız, belediye meclisi kararı ile kesinleşip uygulaması zorunlu olan Akdeniz odaklı stratejik planı değiştirip yönümüzü Doğu Avrupa’ya mı çevireceğiz, yoksa bu konuyu iki, üç gün sonra unutacak mıyız?

Oysa bir kentin Polonya’da olduğu gibi dingin, sakin, sessiz olmasının içinde bulunduğu bölgeye, ülkeye ve siyasi, sosyal coğrafyaya göre değiştiğini hepimiz biliyoruz. Sıcakkanlı, heyecanlı insanların yaşadığı Akdeniz’in kıyısındaki bir kentte bunu gerçekleştirmek, yoğun iç ve dış göçlerle insan coğrafyası devamlı değişen, Türk-Kürt ve İzmirliler-Mülteciler gibi gibi derin fay hatlarıyla yoğun bir kentsel gerilime sahip bu kentte sakin, sessiz ve dingin olmak ne ölçüde mümkündür? Şayet bunu gerçekleştirmek mümkün ise, benim sayın belediye başkanına önerim, bunu öncelikle belediye binasının hemen yakınındaki tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda hayata geçirmesi, bunun için girişimde bulunmasıdır. Görelim bakalım böylelikle sessiz, sakin ve dingin bir Kemeraltı nasıl mümkün oluyormuş, olabiliyormuş… Tabii sevgili arkadaşımız Emel Kayın’ın “Doğu Pazar ve çarşılarındaki kargaşa, kalabalık ve kaos o coğrafyaların temel özelliğidir” itirazını da unutmadan…

Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun röportajda ele aldığı ikinci konu ise kentteki tabela kirliliği ile ilgili… Başkan bu konuda aynen şunları söylüyor:

Toplumun genel yaşam biçimiyle kentlerde tabela kirliliği vardır. Biz de ortada kalıyoruz. Biz Kordon’daki tabelalara düzen vermeye başladık. Bir sürü telefon geldi. Daha yapmadan dejenere etmeye başlıyoruz. Bizde belli konularda kural mutlaka kıyısından köşesinden tırtıklanmış gibi görünüyor. Mutlaka burayı görenlerin kentin çehresine imrenmeleri kadar doğal bir şey yok. Türkiye’de de bunlar olacak. Sadece disiplinle, belediyenin ortamı germesiyle bu işlerin olmasının sürdürülebilirliği mümkün değil. Vatandaşların yardımcı olması gerekir.

733ceb6d3df9fd00795993b7cc0be683

Bu söylenenleri değerlendirmeden önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinde bu konuyu ele alan 3194 sayılı İmar Kanununun dışında 6 ayrı yönetmelik olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bunlar sırasıyla;

1)Belediye Emir ve Yasakları Yönetmeliği”,
2)İlan ve Reklam Yönetmeliği”,
3) Kısaca Kordon Yönetmeliği de denilen “Atatürk Caddesi’nin (Birinci Kordon) Cumhuriyet Meydanı ile Alsancak Limanı Arasında Yapılan Düzenleme ve Bu Alanın Kullanım Esaslarına Ait Yönetmelik”,
4)Kıbrıs Şehitleri Caddesi ve Ali Çetinkaya Bulvarı Kullanım Esasları Yönetmeliği”,
5)Pasaport-Konak Pier Arası Kıyı Düzenlemesi Kullanım Esasları Yönetmeliği”,
6)İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği”.

Bu yönetmeliklere ek olarak “Görüntü Kirliliği Önleme Esasları” ismini taşıyan 34 sayfalık açıklayıcı bir broşürün de mevcut olduğunu unutmamak gerekiyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi cadde, sokak, bulvar, meydan ve sahillerdeki görünümü düzenlemek için bu kadar çok yönetmelik hazırlamakla birlikte; 5-6 sene önce ve geçen yıl Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki iki ayrı zabıta harekatını yakından izlemiş; hatta bazı zabıta yöneticileriyle tartışmış biri olarak zaman zaman hatırlanan ama çoğu kez unutulan bu konu ile ilgili uygulamaların bir facia olduğunu, böylelikle ilan ve reklam tabelası yapanlara yeni işler, yeni kazanç kapıları yarattığını söyleyebilirim. Bir zabıta yöneticisinin tavsiye ettiği ile diğerinin farklı olması, bazı işletmelerin bilerek kapsam dışında tutulması, tabela kirliliği denilince sadece Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin hatırlanıp kentin diğer bulvar, cadde ve sokaklarının bu uygulamanın dışında tutulması gibi haksızlıkların düzenlemenin yapıldığı caddedeki işletmeleri çılgına çevirdiğini dün gibi hatırlıyorum.

O nedenle sayın başkana şayet İzmir’in görüntü kirliliğini gidermek gibi gerçekten samimi bir isteği varsa; bunu daha basit, daha yalın bir mevzuatla tüm kenti kapsayacak şekilde sürekli olarak yapmasını, sadece denetim aşamasında değil işyerlerinin açılışı ve ruhsatlandırma aşamalarında da görüntü kirliliği ile ilgili değerlendirmelerin yapılmasını öneriyorum. Belki de böylelikle elimizdeki yetkileri böylesi bir vizyonla sürekli kullandığımızda bakmışsınız bir süre sonra biz de Polonya kentlerine benzemişiz… Eee, ne de olsa her şeye hayal etmekle başlanıyor…

Tabii ki Folkart binalarındaki görüntü ve ışık kirliliği yaratan reklam panolarıyla Birinci Kordon’un estetiğini bozacak yeni İzmir Ticaret Odası binasını unutup gözardı etmemek koşuluyla…

Devam edecek…