‘Bir başka tarım mümkün’ iddiasının Seferihisar macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

Evet, Seferihisar tarımının 2009-2020 dönemindeki macerasını ele alıp incelemeye çalıştığımız dört bölümlük yazı dizimizin sonuna geldik. Bugünkü son bölümde ilk üç yazıda ayrıntılarını ortaya koyduğumuz somut durumun somut çözümlemesini yaparak, Tunç Soyer‘in Seferihisar’da belediye başkanı olduğu süre içinde tarım adına yapılanların ya da yapılmak istenenlerin aslında neoliberal kapitalist tarım sisteminin ve bunun Türkiye’deki uygulayıcısı olan AKP’nin politika ve uygulamalarından farklı bir şey olmadığını, ortada “başka” ya da mevcut olanın yerine konulabilecek alternatif bir şeyin bulunmadığını anlatmaya çalışacağız.

İşe isterseniz yaşlı bir Seferihisarlı olan Halil İbrahim amcanın torbasından çıkan ata tohumlarıyla; yani yerel tohumlarla ve onların korunup korunmadığı hikayesi ile başlayalım….

I- Yerel Tohumların Bulunup Korunması ve Kullanılması İle İlgili Çalışmalar

Hepimizin bildiği gibi 31.10.2006 tarih, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 5 ve 7. maddelerine göre Tarım ve Bakanlığı tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine ve ticaretine izin verilir. Aynı kanunun 14. maddesine göre de, ticarete konu olmamak ve şahsî ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri ile deneme ve denetim amacıyla kullanılan ve miktarları Bakanlıkça belirlenen tohumluklar, bu Kanunun getirdiği yasakların dışındadır.

5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 14. maddesine göre ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak koşuluyla sadece çiftçiler arasında yapılmasına izin verdiği ilk tohum takas etkinliği 2010 yılında Karaot Köyü Tohum Derneği tarafından Torbalı’nın Karaot Köyü‘nde düzenlenmiş (1) ve bunu farklı il ve ilçelerde düzenlenen yüzlerce tohum takas etkinliği izlemiştir. Seferihisar’da ise ilk kez 5 Şubat 2011 tarihinde Seferihisar Belediyesi tarafından düzenlenen Yarımada Tohum Takas Şenliği, 2012 yılından itibaren Seferihisar Tohum Takas Etkinliği adı altında yedi kez (13-14 Ekim 2012, 28 Şubat 2015, 18 Nisan 2016, 13 Mayıs 2017, 31 Mart 2018, 4 Mayıs 2019) yapılmış, 2020 etkinliği ise Pandemi koşulları nedeniyle iptal edilmiştir.

Yerel tohumların bulunup koruma altına alınması, kullanılıp çoğaltılması amacıyla Seferihisar ilçesinde şenlik ya da etkinlik adı altında “yerel tohumlara özgürlük” sloganıyla tohum takasları yapılırken diğer yanda bu konunun ülkemizdeki en üst örgütü olan Tarım ve Orman Bakanlığı ise biraz geç kalmış olsa da “Mirasımız Yerel Tohum” isimli proje kapsamında ve Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın himayesinde 1. Yerel Tohum Buluşmaları adı verilen organizasyonu 31 Mart 2017 tarihinde İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yapmış, bunu 25 Mayıs 2017 tarihinde Samsun‘da yapılan ikinci ve 25 Nisan 2018 tarihinde Şanlıurfa‘da yapılan üçüncü buluşmalar izlemiş, proje kapsamında oluşturulan yerel tohum toplama ekiplerinin Kahramanmaraş, Adana, Gaziantep, Eskişehir, Bilecik, Kütahya ve Bursa illerinden topladığı 1.131 çeşit yerli tohumun yarısı Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tohum Gen Bankası‘na teslim edilmiş, yarısı da yine aynı bakanlığa bağlı TİGEM – Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, TAGEM – Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü ve BÜGEM – Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından incelemeye alınarak 42 çeşidin 2020 yılında tescile sunulması planlanmıştır. Diğer yandan TİGEM tarafından üretilen domates, biber, patlıcan, karalahana, marul, pazı, turp ve beyaz lahana fideleri TKK – Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere dağıtılması sağlanmıştır.

‘Mirasımız Yerel Tohum” projesinin tanıtımı 4 Eylül 2019 tarihinde yine Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın katılımıyla TİGEM‘in Polatlı Tarım İşletmesi‘nde yapılmış ve 2020 yılı içinde Karacabey Tarım İşletmesi‘nde üretilen kavun ve karpuz fideleri Adana bölgesinde, domates, biber ve patlıcan fideleri ise Bursa bölgesindeki üreticilere dağıtılmıştır.

Ayrıca 3 Eylül 2019 tarih ve 30877 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik‘le, ülkemizdeki tarla ve bağ-bahçe bitkileri ve diğer bitki türlerine ait yerel çeşitlerin korunmasını sağlamak ve genetik erozyonlarını engellemek istenmiştir. Ayrıca söz konusu yönetmelikte, yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, tohumluklarının çoğaltımı, pazarlanması, idamesi ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili kurallar getirilerek ticareti yapılacak yerel tohumlukların üretimi, bunların piyasaya arzı ve bu konudaki denetimlere ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışmalardan anlaşıldığı kadarıyla, yerel tohumlara her iki taraf; yani Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Bakanlığı da önem vererek organizasyonlar, üretimler ve tohum dağıtımları yapmış; hatta hükümet cephesi bir kaç adım daha öteye giderek bu işin yasal çerçevesini çizerek Tohum Gen Bankası eliyle toplanan yerel tohumların tescillenmesi için çalışmalara başlamıştır.

Ancak söz konusu yönetmeliğin 4. maddesi hükmüne göre, “kamu malı” olarak tanımlanan yerel tohumların üretimi için sadece gerçek kişilere ihtiyaçları kadar üretim yapma izni verildiği halde; tüzel hukuk kişisi olan Seferihisar Belediyesi‘ne karakılçık buğdayının ya da diğer yerel tohumların, halka dağıtacak kadar üretim yapmasına Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince nasıl izin verildiği de kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca Seferihisar bölgesindeki yerel tohumları toplayıp bunlardan bazılarını üreten Can Yücel Tohum Merkezi‘nin yerel tohumları toplayıp barındırmak ve üretmek dışında başka ne iş yaptığı da henüz belli değildir.

Bugün itibariyle Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi‘ne ve Bornova’da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup Can Yücel‘in ismini taşıyan iki ayrı tohum merkezinde kaç adet yerel tohumun korumaya alındığı ve bunlardan hangilerinin ne miktarda üretildiği bilinmezken; Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 1.131 adet yerli tohumu Tohum Gen Bankası‘nda korumaya alıp bunlardan 42 çeşidi tescillediği bilinmektedir.

Ayrıca karakılçık buğdayının tohumu dışında kalan yerel tohumlardan hangilerinin; özellikle de verimliliği ve kabul görürlüğü açısından değerli olan yerel tohumlardan hangilerinin koruma altına alınıp üretildiği ve halka dağıtıldığı da belli değildir. Çünkü karakılçık buğdayının tohumu gibi uluslararası tohum tekelleri tarafından yasaklandığı ya da üretimi engellendiği için değil de; hasadı zor, üretimi verimsiz ve tatsız bulunduğu için üreticinin üretiminden kendiliğinden vazgeçtiği ya da rağbet görmeyen tohumlar yerine halen hasadı kolay, verimi yüksek, tadı beğenilen ve besin değeri yüksek olan bitkilere ait tohumların GDO’lu tohuma dönüşmemesi amacıyla korunup saklanması, takas edilip değiştirilmesi ve üretilip dağıtılması daha anlamlı ve doğru olacaktır.

Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi kapitalizmin uluslararası egemenlik kuruluşlarının uluslararası tohum tekellerinin çıkarlarını gözetecek şekilde ulusal hükümetleri baskılaması sonucunda çıkarılan kanunlarla yerel tohumların satışının yasaklanması ve sertifikalı hibrit tohumların yaygınlık kazanması karşısına gerçekleştirilecek ve bir noktaya kadar etkili olabilecek muhalefet biçimlerinden biri, kanunun izin verdiği ölçüde yerli tohumların toplanması ve takas edilerek üretilmesi olmakla birlikte; bu konuda yapılması gereken sonuç alıcı asıl muhalefetin, o kanunları çıkaran hükümetlere ve onlara destek veren uluslararası kuruluşlara karşı yapılması gereken anti-kapitalist içerikli politik mücadele olduğu unutulmamalı, sadece tohum takas etkinlikleriyle sonuç alınamayacağı bilinmelidir. O nedenle, siyasete bulaşmadan ve kimselerle kötü olmadan, kimsenin fincancı katırlarını ürkütmeden yürütülen tohum takas muhalefetinin, çiftçi ve üreticilerden daha çok gücünü daha da arttırmak isteyen iktidar sahiplerinin işine yarayan aldatıcı, oyalayıcı bir eylem olduğu da unutulmamalıdır.

Başka bir tarım” niyetine Seferihisar yapılanlarla, şikayet edilen mevcut tarım sistemini planlayıp uygulayan devletin yaptıkları arasında herhangi bir fark bulunmakta mıdır? : Aynı şeyi yapıp farklı göstermek…

Her kamu yöneticisinin, görevi olan kamusal hizmetleri planlamaya kalkması durumunda, bağlı olduğu üst birimlerin bu konuda bir plan yapıp yapmadığına ve bu planlarda kendi kurumu ile ilgili olarak nelerin yer aldığına bakması gerekir. Bu gerekliliğin ülkemizdeki örneği ise, her kamu idaresinin yaptığı hizmetlerle ilgili herhangi bir vizyon, misyon, stratejik hedef ve amaç belirlerken öncelikle beş yıllık kalkınma planlarına, Cumhurbaşkanlığı yıllık programlarına, orta vadeli programlara, orta vadeli mali planlara ve kalkınma ajansları tarafından hazırlanmış bölge planlarına bakması, o planlarda yer alan visyon, misyon, stratejik amaç ve hedefleri dikkate alması ve hazırladığı planları mümkün olduğu kadar o üst belgelerdeki vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu hale getirmesi gerekmektedir. Planlama tekniği açısından önemli olan bu husus, aynı zamanda 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca uyulması gereken yasal bir zorunluluktur.

2018 yılında seçime bir yıl kala Seferihisar Belediyesi’nin Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma boyutundaki vizyonunu belirlemek ve bu vizyona ulaşmak için gerekli olan pratik ve politik önerileri belirlemek amacıyla hazırlandığı anlaşılan “Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi” temelde bir stratejik plan olmayışı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma ile ilgili üst belgeleri dikkate alınmadan hazırlanıp yayınlanması ve Seferihisar Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmeyişi nedeniyle resmi, kurumsal bir özelliğe sahip olmamakla birlikte; Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in izni ile yayınlandığından büyük ölçüde Seferihisar Belediyesi‘nin kurumsal görüşlerini yansıttığı kabul edilebilir.

Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde 2009-2019 döneminde kabul edilip uygulama konulmuş tarımla ilgili bir çok plan (üst belge) bulunmaktadır. Aklımıza ilk gelenleri şu şekilde sıralayabiliriz: 9, 10 ve 11. Kalkınma Planları, Orta Vadeli Programlar, Orta Vadeli Mali Planlar, 2009-2020 dönemi Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları, Kırsal Kalkınma Eylem Planı 2015-2018, Türkiye Organik Tarım Stratejik Planı 2012-2016, Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi 2014-2020, Tohumculuk Sektör Politika Belgesi 2018-2022, Ulusal Su Planı 2019-2023, Ulusal Havza Yönetim Stratejisi 2014-2023, Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2017-2023, Çölleşme ile Mücadele Ulusal Stratejisi 2015-2023, Erozyonla Mücadele Eylem Planı 2013-2019, İzmir Bölge Planı 2014-2023 ve diğerleri.

Bu temel belgelerden biri olarak örnek aldığımız ve 20189 yılından bu yana uygulanmakta olan 2019-2023 dönemi ile ilgili 11. Kalkınma Planı’nın 2.2.2. Öncelikli Gelişme Alanları/2.2.2.1. Tarım başlıklı bölümünde “Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, ülke insanının yeterli ve dengeli beslenmesinin yanı sıra arz talep dengesini gözeten üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörünün oluşturulması” temel amaç olarak belirtilmiş olup, bu amaca ulaşmak için belirlenen toplam 82 politika ve tedbir arasında yer alan 403, 405.5, 406, 406.3, 407.2, 409.3, 411.6, 412.1, 412.2, 412.3, 413.2, 413.3, 414.1, 416.4 ve 418.1 sıra numaralı toplam 15 adet politika ve tedbirin, 2.3.5 Kadın başlıklı bölümünde 600.5 ve 600.9 sıra numaralı 2 adet politika ve tedbirin, Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışıyla, üretici birlikleri ve aile işletmelerinin üretim kapasitesinin ve kırsal işgücünün istihdam edilebilirliğinin artırılması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, yoksullukla mücadele ile kırsal toplumun düzenli ve yeterli gelir imkânlarına kavuşturularak refah düzeyinin artırılması ve nüfusun kırsalda tutundurulması temel amaç” olarak tanımlayan 2.4.6 Kırsal Kalkınma başlıklı bölümünde yer alan 706. 706.1, 706.2, 706.3, 706.4, 706.5, 707, 707.1, 707.2, 708, 708.1, 708.2, 709, 709.1, 709.2, 709.3, 710, 710.1, 711, 711.1, 711.2, 711.3 sıra numaralı toplam 22 adet politika ve tedbirin Seferihisar Belediyesi’nce 2009-2019 döneminde Seferihisar’da sürdürülebilir tarımsal kalkınma adına yapıldığı söylenen tarımsal etkinliklerle 2018 tarihli Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nde yazılı olan önerilerle birebir örtüştüğü, aynı içeriklere sahip olduğu görülecektir:

Makro ve mikro düzeyde doğru ve güvenilir veri temin edilerek, tohumdan sofraya uzanan tüm zincirin tam olarak kayıt altına alınacağı(403), “küçük aile işletmelerinin korunacağı(405.5), “suyun kalite ve miktar olarak korunması ve etkin kullanımına yönelik çalışmalara devam edileceği(406), “tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılacağı(406.3), “başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkilerde olmak üzere, ürün güvenilirliği, çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama ve markalaşma faaliyetlerinin destekleneceği” (407.2), “ürün çeşitliliği ve markalaşma ile uluslararası rekabet edebilirliğin artırılması çalışmalarının destekleneceği(409.3), “tarımsal üretimde yerel hayvan ırkı ve tohum alanında biyolojik çeşitliliğimizin korunacağı ve sürdürülebilir hale getirilmesinin sağlanacağı(411.6), “biyolojik çeşitlilik envanterinin tamamlanacağı, önemli türler ve özellikli alanların izleneceği, genetik kaynaklardan ve bağlantılı geleneksel bilgilerden elde edilen faydaların paylaşımına yönelik mekanizmanın oluşturulacağı, biyoçeşitliliğe dayalı geleneksel bilgilerin kayıt altına alınması suretiyle Ar-Ge amaçlı kullanıma sunulacağı(412.1), “yerel ırk hayvan ve tohum varlığının yeterli niceliğe ulaşmasını teminen akredite doğa çiftliklerinin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılacağı(412.2), “doğa çiftliklerinde, başta kışlık sebze olmak üzere meyve, tahıl, tıbbi ve aromatik bitkilerin yerel tohumları ve yerel hayvan ırkları çoğaltılacağı ve sürdürülebilir katma değerli ürünlere dönüştürülmesinin sağlanacağı, tarım ürünlerinin pazarlanmasında dağıtım zincirindeki aracıların sayısının azaltılacağı, tüketicinin makul fiyatlardan ürüne erişimi, üretici ile tüketici arasında doğrudan bağlantı kurulması yönünde kooperatiflerin ve üretici birliklerinin sistemde etkin olarak yer almasının sağlanacağı(412.3), “üretici birliklerinin ticari faaliyette bulunabilmelerinin kolaylaştırılması amacıyla düzenlemeler yapılacağı(413.2), “denetim ve yönetim altyapısı güçlü bir dağıtım modeliyle tarımsal ürünlerin piyasaya daha hızlı ve uygun fiyatla sunulmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılacağı, yerel ve bölgesel düzeyde üretimi yapılan tarımsal ürünleri hak ettiği katma değere eriştirecek mekanizmaların oluşturulacağı(413.3), “yöresel ürünler, coğrafi işaretli tarım ürünleri ile tıbbi ve aromatik ürünlerin tanıtım, pazarlama ve markalaşmaya yönelik iyileştirmelerle ürün değerinin artırılması suretiyle ticarete konu olmasının sağlanacağı(414.1), “akıllı tarım teknolojileri başta olmak üzere yenilikçi ve çevreci üretim teknikleri geliştirileceği ve destekleneceği, tarımda üreticilerin gelirini korumaya yönelik faaliyetlerin destekleneceği(416.4), “başta kadın ve genç çiftçilere yönelik olmak üzere, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknoloji kullanımı, kaliteli ve sağlıklı ürün üretimi konularında eğitimlerin verileceği, yayım ve sertifika programları ile tarımsal becerinin geliştirilmesine yönelik kursların düzenleneceği(418.1), “kadınlar tarafından kurulan kooperatiflere yönelik; eğitim, girişimcilik ve danışmanlık gibi alanlarda sunulan destekler yaygınlaştırılacak ve gerekli hukuki düzenlemeler yapılmak suretiyle kadınların kooperatif kurmaları kolaylaştırılacaktır(600.5), “kırsal kesimde kadın girişimciliğinin artmasına yönelik destek mekanizmaları sağlanacaktır(600.9) 11. Kalkınma Planı’nın öncelikli hedefleri arasında yer almıştır. 2009-2020 döneminde yürürlükte olan devletin diğer üst belgelerine de baktığımızda da aynı benzerliğin o belgelerde yazılı olan vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle de örtüştüğü, neredeyse birebir aynı olduğu görülmektedir.

Bu durumda Seferihisar Belediyesi’nin 2009-2020 döneminde Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma söylemiyle uyguladığı her şeyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü, IMF ve Avrupa Merkez Bankası gibi uluslararası kuruluşların önerileri doğrultusunda yerelleşmeyi, yönetişimi, yerel tohumları, şirketleşmiş kooperatif ve birlikleri, üretici kadınları, yenilikçi ve çevreci üretim tekniklerini, tanıtım, pazarlama ve markalaşma gibi kapitalist tarımın neoliberal uygulamalarını öne çıkararak tüm ülke sathında, İzmir’de ve Seferihisar’da uyguladığı güncel tarım politika ve uygulamalarının birbirine benzediği, her ikisinin aynı ideolojik ve siyasal odaktan kaynaklandığı; o nedenle de iflasını yaşadığımız tarım sistemi ile belirsizlik içeren “başka” sözcüğü ile tanımlanmaya çalışılan diğer tarım sistemi ya da modelinin bir paranın iki ayrı yüzü gibi birbirine benzediğini, aslında aynı şeyler olduğunu söyleyebiliriz.

Hayaller “Hollanda”, verilen bütçe ve kadrolarla yapılan işler “Seferihisar”…

🔻 Yazı dizimizin üçüncü bölümünde sözünü ettiğimiz Seferihisar Belediyesi’ne ait resmi belgelerdeki ödenek ve harcama miktarları ile bunların büyük bir kısmının personel giderlerinden oluşması, yapılan ya da yapılmak istenen hizmetlerle mevcut mali güç arasında bir dengesizliğin olduğunu ya da tarıma ayrılması gereken mali kaynakların başka alanlara ayrıldığını göstermektedir. Ayrıca bütün bu işlerde belediye bütçesi dışında belediyenin jeotermal şirketi ile üreticinin sırtına yüklenen gayret, hizmet ve maliyetleri de unutmamak gerekir… O nedenle kurulan hayallerle dile getirilen söylemlerin “Hollanda“, verilen ödenek ve yapılan harcamalarla ortaya çıkanların ise “Seferihisar” düzeyinde olduğu söylenebilir.

🔻 2014 yılında kurulup 2014-2017 dönemi bütçelerinde yetersiz ödeneklerle çalışıp 2018 yılı bütçesinde bu ödenekten de olan ve adı Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nden Tarımsal Kalkınma Müdürlüğü‘ne dönüşen birimde yönetici ve çalışan olarak istihdam edilenlerin bir belediyenin tarım hizmetlerini planlayıp uygulayacak bilgi, eğitim, birikim ve deneyime sahip olmadığı, tek bir tane bile olsa ziraat mühendisi ya da teknikeri unvanıyla personel çalıştırılmadığı bilinmektedir.

Ayrıca,

🔻 2012-2013 sezonunda Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne kiralanan Mandalina İşleme ve Ambalaj Tesisi ile 1.050 ton kapasiteye sahip Soğukhava Deposu’nun sezonluk çalıştığı ve her bir sezonda 500-600 ton mandalinayı işleyip paketledikten sonra yurtiçine ya da dışına pazarladığı bilinmekle birlikte bu tesisin Seferihisar üreticisine ve ekonomisine sağladığı faydanın,

🔻 Belediyeye ait arazilerden elde edilen tarımsal ürünlerin cins ve miktarı ile sahip olunan tarım alet ve makina parkının yıllık kapasitesinin,

🔻 Seferihisar Belediyesi’nin çiftçi ve üreticilere doğrudan ya dolaylı yoldan yaptığı yardımlarla yarattığı faydanın yıllar itibariyle miktarlarının,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinası ve kurutulan ya da reçel haline dönüştürülen mandalina ile ilgili üretim, işleme, paketleme, satış, pazarlama, ihracat ve gelir miktarlarının bilinmediği,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinasının Avrupa Birliği tarafından da tescillenmesi için çalışmalara devam edilmediği, bu nedenle coğrafi işaret alıp tescillenen mandalina üretimi ile yurt içi ve dışı satışlarının izlenmediği, Seferihisar mandalinasının Gümüldür ya da Mersin mandalinası gibi daha ucuz türlerle karıştırılıp paçal halde satışını önlemek için çalışmalar yapılmadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak;

2009-2019 dönemindeki Seferihisar belediye başkanlığı hizmetleri başarılı bulunduğu ya da böylesi bir algı yaratıldığı için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı hizmetine aday olup seçilen Tunç Soyer‘in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevindeki ikinci yılın başında, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganını şimdi de İzmir için atması vesilesiyle yaptığımız araştırma ve inceleme sonucunda;

🔴 Seferihisar’ın bir kıyı Ege yerleşimi olması nedeniyle, hem tarihsel düzeyde kapitalizmin ülkemizdeki ilk geliştiği bölgede yer alması hem de ekonomik düzeyde tarım dışında turizm, inşaat ve hizmetler gibi değişik sektörlerin getirdiği büyük bir dönüşüm gücüne sahip olması nedeniyle; İzmir’in iç kesimleriyle Anadolu’daki diğer yerleşimlere göre daha avantajlı, kapitalist tarım sistemi itibariyle yeniliklere ve teknolojik değişimlere daha yatkın bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir.

🔴Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında düzenlediği İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre Türkiye ölçeğinde 90 ve 61., İzmir ölçeğinde 5. sırada yer alıp aradan 13 yıl geçtikten sonra 2017 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca düzenlenen İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması‘nda Türkiye ölçeğinde 130., İzmir ölçeğinde de 15. sıraya gerileyen; ayrıca, İnsani Gelişme Vakfı‘nın 2017 yılında Türkiye’deki 161 ilçeyi dikkate alarak düzenlediği “İnsani Gelişme Endeksi – İlçeler 2017 – Tüketiciden İnsana Geçiş Araştırması“ndaki sıralamada ülke düzeyinde 56. ve 26 İzmir ilçesi arasında 11. sırada olan Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinin 2009-2019 dönemindeki gelişiminde İzmir ve Türkiye ölçeğindeki gelişimden farklı, olağanüstü boyutlarda ve ayrıksı bir eğilimin ortaya çıkmadığı belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesindeki ormanlık alanı tahrip edip yok eden büyük yangınların yanında ilçenin öne çıkan tarım ürünleri (satsuma mandalina, enginar, zeytin) lehine tarım alanlarıyla yapılaşmaya açılan yerleşim alanlarının devamlı büyüyüp genişlediği; bu durumun ilçe tarımının geleceği açısından riskli bir durum yarattığı belirlenmiştir.

🔴 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahılların, tahıl dışındaki diğer tarla bitkilerinin, sebze ve meyvelerin miktarında, verimlilik düzeyinde ve satış fiyatlarında, ülke tarımının içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve iklim değişikliği nedeniyle istikrarın söz konusu olmadığı, mevcut ürün deseni ve öne çıkan satsuma mandalina, enginar ve zeytin üretimi itibariyle belirgin bir değişikliğin olmadığı, tarım alanlarının yıllar içinde genişlemesine rağmen üretilen miktarlarda yer yer ve zaman zaman azalmalar olduğu belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesi tarımının 2009-2019 dönemindeki olağan gelişiminde sadece Seferihisar Belediyesi’nin değil; aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı birçok hizmet biriminin, kooperatif ve birliklerle üreticilerin ve Seferihisar halkının payı, katkısı ve desteği bulunmaktadır.

🔴Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi tarafından AKP iktidarının tarımda yaptıklarına alternatif bir tarım politikası izleniyormuş gibi yapıp söylediklerinin aslında Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN) ve ona bağlı Dünya Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (İMF), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve benzerleri gibi neoliberal kapitalizmin uluslararası kuruluşlarının öneri ve yönlendirmeleri doğrultusunda uygulamalar yapan Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın temel politika, strateji ve uygulamalarıyla aynı olduğu, aralarında bir fark olmadığı, düzenlenen kalkınma plan ve programlarına göre her iki tarafın da Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma adını verdikleri bir Truva Atı sayesinde; küçük üreticinin korunması, tarımdaki kadın işgücünün öne çıkarılıp geliştirilmesi, yerli tohumların korunup çoğaltılması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, tarımda markalaşma ve yeni teknolojilerin kullanılması gibi birçok konuda anlaşıp uzlaştığı ortaya çıkmış, her iki taraf arasında sanki uzlaşmaz bir farklılık varmış gibi anlatılanların ve “başka bir tarım” söylemiyle ifade edilmek istenenin şeyin gerçekte somut ve devrimci bir alternatif olduğunu ima eden söylem ve eylemlerin ise yanıltıcı bir algı çalışması olduğu anlaşılmıştır.

🔴 Nitekim “Başka bir tarım mümkün” sloganını Seferihisar ve İzmir’de farklı tarihlerde iki ayrı kez kullanıp belirsizliklere dolu farklı bir tarımı kurtarıcı gibi müjdeleyen Tunç Soyer‘in Seferihisar’daki tohum merkezinden daha büyük bir benzerini İzmir Bornova’da açtıktan sonra hem bu merkezi, hem de yeni açılan Girişimcilik Merkezi İzmir‘i, küçük üreticiyi korumak yerine, endüstriyel tarımı savunup uygulayan (2); ayrıca, üyeleri arasında genetiği değiştirilmiş GDO’lu tohum ve fide üreten uluslararası tekellerle ortaklık yapan (Hishtil-Toros Fidecilik San. ve Tic. A.Ş./Tekfen Holding, Carlgill Gıda A.Ş., BASF Türk Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti., Bayer Türk Kimya San. Ltd. Şti.) şirketlerin üyesi olduğu; Tekfen Holding adına dernek üyesi olan Feyyaz Berker’in derneğin kurucu üyesi olduğu ve 9 yıl süreyle yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı TÜSİAD‘a teslim etmesi (3), imzalanan protokol uyarınca Girişimcilik Merkezi İzmir‘in ilk uygulama yılında yapılacak İzmir tarımı ile ilgili araştırmaları TÜSİAD‘a yaptırması da aslında bu gözler önüne serilmek istemeyen gizli ilişki ve işbirliğinin en yeni örneklerini oluşturmaktadır.

Alıntı Yapılan Kaynaklar

(1) Çelik, Z. (2013) Tarımsal Biyoçeşitliliğin Korunmasında Yerel Tohum Bankalarının Rolü Üzerine Bir Araştırma: Karaot Köyü Tohum Derneği ve Yöresi Örneği, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Bornova İzmir.

(2) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TÜSİAD Yayını, 2020

(3) TÜSİAD 2019 Yılı Faaliyet Raporu, s.86-94

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/04/23/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-3/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (3)

Bu yazı dizimizin konusu, 2021 yılı başında İzmir için “Bir başka tarım mümkün” sloganını atarak İzmir’de belediye odaklı ikinci bir tarım hamlesini başlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı aynı slogan sonrasında Seferihisar ilçesi tarımında bir değişim, bir dönüşüm olup olmadığını, belirsizlik içeren “başka” sıfatının bu şekilde kullanılması sonrasında o bir “başka” tarımın Seferihisar’da hayata geçip geçmediğini araştırmakla ilgilidir.

O amaçla, dizi yazımızın birinci ve ikinci bölümünde Seferihisar ilçesinin genel özelliklerini, nüfusunu, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini, genel arazi kullanımını, Seferihisar tarımı konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan resmi kurum ve kuruluşları, Seferihisar Belediyesi’nin bu kurumlar arasındaki yerini, tarım arazilerinin dağılımını, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl, sebze ve meyve ürünlerinin gelişimini ve bu ürünlerin üretim değerlerindeki değişimi ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazımızın bugünkü bölümünde ise Seferihisar için “Başka bir tarım mümkün” sloganının söylendiği dönemde; yani 2009-2019 döneminde, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Seferihisar Belediyesi’nin, vaat ettikleri belirsizlik içeren “Başka bir tarım” için neler yaptığını, neleri gerçekleştirip neleri gerçekleştiremediğini belirlemeye çalışacağız.

Bunun için de öncelikle belediyenin yayınladığı belgelerdeki resmi verileri dikkate alıp bu bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapacağız.

I- 5 Hedef, 41 Proje Belgesi: 11 Eylül 2012 tarihinde Seferihisar’ın yeni vizyonunu ortaya koymak amacıyla açıklanan “5 Hedef, 41 Proje” belgesinde,

1) Yüksek yaşam kalitesi,

2) Aktif hemşerilik, her gün demokrasi,

3) Toplumsal barış,

4) Yaşayan kültür ve doğa,

5) Dünya vatandaşlığı ilkeleri çerçevesinde,

Bir yıl içinde başlayacağı söylenen toplam 41 proje vaadi yer almaktadır. Bu vaatler arasında tarımla ilgili olanlar ise ‘Okul Tarlaları‘, ‘Bereketli Sulama Projesi’, ‘Seferihisar Organik Pazarı’, ‘Mandalina İşletme Tesisi’ ve ‘Tohum Seferberliği’ isimli projelerdir.

5 Hedef 41 Proje” belgesi kapsamında yer alan tarımla ilgili bu beş projenin içerikleri ise şu şekilde açıklanabilir:

📌Okul Tarlaları: Seferihisar’daki okullarda okuyan çocukların, belediyenin düzenleyeceği “Tohum Seferberliği” ile sağlayacağı yerli tohumları okul bahçelerine ekerek ve kendi yetiştirdikleri ürünleri paylaşarak hem sağlıklı beslenmesi hem de küçük yaştan itibaren içinde yaşadığı toplumun kültürüne ve doğasına saygılı olması sağlanacak.

📌Bereketli Sulama Projesi: İlçede tarımın gelişmesine paralel olarak gittikçe azalan kullanılabilen su kaynaklarının bilinçsizce kullanımını engellemek amacıyla, Seferihisar Barajı’ndan sulama suyu alan her bir üreticinin su sayacı alıp taktırarak adil su kullanımı sağlanacak; böylelikle, bahçe sulaması için rotasyonla verilen sudaki basınç sıkıntısı giderilecek ve tarımda kullanılan damlama sulama sistemlerinin tıkanmadan verimli çalışması için baraj suyunun çıkışına son sistem filtreler konulacak.

📌Seferihisar Organik Pazarı: Organik tarımı desteklemek amacıyla tüm sene boyunca açık kalan bir organik pazarı kurulacak.

📌Mandalina İşletme Tesisi: Seferihisar’ın yerel ürünü olan satsuma cinsi mandalinanın değerinin ve pazarlama gücünün arttırılması için kurulan mandalina işletme tesisi kapsamında marka çalışmaları yapılacak, kurulacak narenciye paketleme tesisi ile diğer ilçelerden gelen narenciyenin paketlenmesi sağlanacak.

📌Tohum Seferberliği: Yerel tohumların tohum takas şenlikleri ve tohum merkezi eliyle çoğaltılarak yerel tarımda kullanılması sağlanacak.

II- 2014 Tarihli Seçim Bildirgesi: Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ikinci kez Seferihisar Belediye Başkanlığı’na aday olması nedeniyle “Seferihisar Değişiyor!” sloganıyla hazırlanan 2014 tarihli seçim bildirgesinde, kurulan Mandalina ve Zeytin Üretici Birlikleri yanında Üzüm Üretici Birliği‘nin de kurulup Seferihisar zeytini ile üzümünün marka çalışmalarının yapılacağı, Bereketli Sulama Projesi kapsamında Seferihisar Barajı‘na otomatik filtrasyon sisteminin takılacağı, sulama suyu iletim hattının yenileneceği, akıllı sayaç sistemi ile adil bir şekilde su dağıtımının yapılacağı, barajın kışın da açık kalacağı, yerel üretici ile köylünün ve ev kadınlarının destekleneceği belirtilmektedir.

III- 2011-2019 Dönemi Faaliyet Raporları: Belediye başkanlarının yıllık faaliyetlerini kapsayan faaliyet raporlarının 2011, 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarına ait olanlarında belediyenin tarımsal hizmetlerinden söz eden bir bölümün bulunmadığı; sadece 2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarında, 2014 yılında kurulduğu anlaşılan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘ne ait faaliyetlerin yer aldığı belirlenmiştir.

2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarının incelenmesi sonucunda; Seferihisar Belediyesi’nin,

🔻 2010 yılında Can Yücel Tohum Merkezi‘ni kurduğu, Can Yücel Tohum Merkezi‘nde üretilen Karakılçık buğdayına ait tohumla diğer yerel tohumların ekilmek üzere üreticilere dağıttığı,

🔻 Her yıl, 1999 yılında başlatılan Mandalina Festivali ile Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ile birlikte 2010 yılından itibaren düzenlenen Damızlık Koyun-Keçi Panayırı, 2017 yılında başlatılan Ata Ekmeği ve Armola Şenliği ile ilk kez 2009 yılında Torbalı’nın Karaot köyünde başlatılıp 13-14 Ekim 2012 tarihinden itibaren Seferihisar’da da yapılmaya başlanan Tohum Takas Etkinliklerini düzenlediği,

🔻 Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği ile Zeytin Üreticileri Birliği‘ni kurduğu,

🔻 Satın aldığı Mandalina İşleme ve Paketleme Tesisini Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne devrettiği halde; satın alınıp devredilen tesisinin, yıllık kapasitesi ile faaliyette bulunduğu yıllardaki işleme ve paketleme miktarlarının belli olmadığı,

🔻 Seferihisar mandalinası için coğrafi işaret aldığı ve tescillemekle birlikte coğrafi işaret alınıp tescillenen mandalina üretimi ile yurtiçi satış ve ihracat miktarlarının bilinmediği,

🔻Turgut köyünde 9 dekarlık tarımsal alanda lavanta üretimi yaptığı,

🔻 Tarımsal sulamada kullanılan Seferihisar Barajı ile ilgili sulama suyunun dağıtımını yönettiği,

🔻 Belediye arazilerinden toplanan zeytinlerin Beyler Zeytinyağı Fabrikası’nda sıkımlarını yapıp halka dağıttığı anlaşılmıştır.

Ayrıca 2010 yılı faaliyet raporunda, Seferihisar Belediyesi, Ege Üniversitesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Tarladan Sofraya İyi Tarım“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Seferihisar Belediyesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Sosyo-Ekonomik Kalkınma İçin Sürdürülebilir Bir Örnek: Yarımada’da Organik Tarım“, Seferihisar Belediyesi ile Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğinde “Kırsal Kalkınma Programının Hazırlanması” projelerinin hazırlandığı ama sonuçları hakkında bilgi verilmediği anlaşılmıştır.

IV- 2012-2019 Dönemi Kesin Hesapları: Seferihisar Belediyesi’nin yıllık gelir ve gider hesaplarının sonuçlarını gösteren 2012 ve 2013 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde tarım hizmetlerine ya da bu hizmetlerin desteklenmesine yönelik bir harcamaya rastlanmamıştır.

🔴Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nün kuruluğu 2014 yılı bütçesine bu müdürlük için 1.046.000.- TL: tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 497.900,36 TL. olup bunun 299.384,69 TL’sının (% 60,12) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2015 yılı bütçesine 1.393.000.-TL. tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 956.630,20 TL olup bunun 578.523,47 TL’sının (% 60,47) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2016 yılı bütçesine 2.031.000.- TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.244.202,51 TL olup bunun 609.155,94 TL’sının (% 48,95) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2017 yılı bütçesine 2.273.000.-TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.412.284,99 TL olup bunun 613.285,98 TL’sının (% 43,42) personel giderlerine, 631.886,12 TL’sının (% 44,74) mal ve hizmet alımlarına ait olduğu,

🔴 2018 yılı bütçesine Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü için herhangi bir harcama ödeneğinin konulmadığı,

🔴 2019 yılı bütçesine 642.648,59 TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 387.030,36 TL olup bunun 387.030,36 TL’sının (% 60,22) personel giderlerine, 191.394,99 TL’sının (% 29,78) mal ve hizmet alımlarına, 64.223,24 TL’sının (% 10,00) da sosyal güvenlik ödemelerine ait olduğu görülmüştür.

Görüldüğü gibi 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2019 yılları bütçelerine tarım hizmetlerini yürütecek Tarım Hizmetleri Müdürlüğü için büyük kısmı personel giderinden oluşan toplam 7.385.648,59 TL. ödenek konulmuş olup bunun 1 yıl için ortalaması 1.477.129,71 TL’ya tekabül etmektedir. Bu beş yıllık süre içinde Tarım Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yürütülen tarım hizmetleri için harcanan tutar ise 4.498.048,42 TL, yıllık ortalaması ise 899.609,68 TL’dır. Tarım hizmetlerine ayrılan yıllık bütçeler bu durumdayken 1999 yılından bu yana yapılmakta olan Mandalina Festivali’nin 2012 yılında yapılan 12ncisinin organizasyonu için, 2012 yılı Faaliyet Raporu kayıtlarına göre tek bir yılda toplam 124.539.-TL. harcanmış olması da tarım hizmetlerine verilen önem ve önceliğin durumunu göstermektedir.

V- Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018: Seferihisar Belediye Başkan Danışmanı Ruhi Su Al tarafından 2018 yılında hazırlanan bu belge, 2009-2018 döneminde yapılan tarımsal hizmetlerin dayandığı ya da dayanacağı temel öncelik, politika, strateji, uygulama ve önerileri derleyip toparlama açısından oldukça önemli olmakla birlikte; 2019 seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilinen Tunç Soyer‘e şans verme açısından yapılmasında oldukça geç kalınmış bir çalışmadır. Belediye başkanının görev süresinin bitimine bir yıl kala hazırlanan belgenin bir sonraki belediye başkanı için bir vizyon oluşturacağını düşünsek bile, bunun yeni belediye başkanı tarafından kabul görüp uygulanması da oldukça şüphelidir. Nitekim 2019 seçimlerinden bu yana geçen iki yıl içinde Seferihisar’ın yeni belediye başkanı İsmail Yetişkin, bu belgede yazılı vizyonun dışında çalışmalar yaparak belediye hizmetlerine kendi imzasını atmayı tercih etmiş, arazi satışları ve personel istihdamı konusundaki sert söylem ve eylemleri ile kendisi ve belediye üzerindeki Tunç Soyer vesayetini ortadan kaldırmaya niyetli olduğunu göstermiştir.

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi aslında Tunç Soyer döneminde tarım hizmetleri boyutunda Seferihisar’da yapılanları ya da yapılmak istenenleri gider ayak derli toplu bir şekilde bir araya getirip en iyi şekilde dile getiren tek belgedir. Belgenin giriş yazısında yer alan “Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözen, verimliliği yüksek, etkin bir üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, doğal kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanan tarım sektörünün oluşturulması, Sürdürülebilir Kalkınma vizyonunun özü ve bizim de önceliğimizdir.” ifadesi aslında tarım hizmetlerinin 10 yıllık Seferihisar macerasındaki yerini özetlemektedir. (1)

Evet, söz konusu çalışmanın başlangıç bölümünde yer alan bu cümleler, 2009-2018 döneminde yapılmak istenip de yapılanları ya da yapılamayanları en iyi şekilde ortaya koyan güzel ve parlak sözler olmakla birlikte; diğer yandan da, sahibini yitirdiği için gerçekleşme olanağına kaybeden söz sözler gibi belirsiz ve sonuçsuz bir “başka” duruma da işaret etmektedir…

Endüstriyel tarımın getirdiği yararları reddetmeden ama endüstriyel tarımın “müdahaleci” ve “emeği giderek ortadan kaldıran” anlayışı karşısında habitatı, tarımsal işgücünü, özellikle küçük üreticiyi ve gelecek nesillerin ihtiyacını gözeten sürdürülebilir bir sistemin kurulabileceğine inanıyoruz. Saydığımız bu nedenlerden ötürü başka bir tarımın mümkün olduğunu savunuyor ve sürdürülebilir tarımsal kalkınma hedefimizi dört temel prensibe dayandırıyoruz:

1. Yerli tohumu korumak,

2. Üretici pazarları kurmak,

3. Üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak ve

4. Yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek.

Seferihisar Belediyesi olarak bu prensipler doğrultusunda geliştirdiğimiz yerel tarımsal kalkınma modelinin en çok gençler, kadınlar ve dezavantajlı grupları içermesinden ve bahsi geçen bu grupları ilçe ekonomisine başarıyla dahil etmekten ötürü büyük gurur duyuyoruz.

Dolayısıyla en başta Cittaslow Türkiye belediyeleri olmak üzere uygulanmaya başlanan bu modelin ulusal tarım politikası haline gelmesini ve ülkemizin diğer bölgelerinde de yaygınlaşmasını arzu ediyoruz.” (2)

Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi, yerli tohumu korumak“, “üretici pazarları kurmak“, “üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak” ve “yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek” şeklinde özetlenip hiçbir ideolojik ya da siyasi içeriğe sahip olmayıp aynı zamanda neoliberal tarım politikalarının temel stratejilerinden olan dört farklı tarım stratejisi üzerine inşa edilmek istenen “Başka bir tarım mümkün” hayalinin, ne ölçüde politik içerikten yoksun, yetersiz ve yanlış olduğunu göstermek açısından da çok yararlı olmuştur.

Yerli tohumları koruyarak, üretici pazarları ile üretici birlikleri ve kooperatifler kurarak, yüksek katma değerli tarım ürünleri üreterek; kısacası sadece bu dört farklı yöntemi kullanarak Dünya Bankası’nın, BM Gıda Örgütü’nün, Dünya Ticaret Örgütü’nün, IMF’nin, Bayer, Monsanto, Cargill gibi uluslararası tohum ve kimyasal ilaç tekellerinin şekillendirdiği ülkemizdeki mevcut tarım sistemi nasıl değiştirilip dönüştürülecek, şayet mevcut ve “başka tarım” sistemleri ile bir arada var olunacaksa, ulusal ve uluslararası alanda sözü geçen bu güç ve iktidar odaklarıyla nasıl bir arada olunacak, onların olası engelleme ya da yok etme çalışmalarına karşı nasıl direnilecek, nasıl başarı sağlanacaktır? Bu “başka tarım” sisteminin zayıf yanları nasıl güçlendirilecek, tehlike ve riskler nasıl giderilecektir? Önerilen o “bir başka tarım sistemi“; yoksa mevcut kapitalist tarım sistemi içinde ona eklemlenecek bir model midir; yoksa onun rakibi olup onunla mücadele edecek devrimci bir alternatif midir? “Bir başka tarım” sistemi ile ilgili belirsizlikler mevcut olduğu müddetçe bu soruları daha da çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkün olacaktır… Peki, bu sorular karşısında hangi tatmin edici yanıtlar verilecek, tarım içinde olan ya da olmayan kurum, kuruluş ve kişiler nasıl ikna edilecek ve verilen yanıtların uygulamaları neler olacak, bütün bunlar nasıl hayata geçirilecektir?

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nin son kısmı ise yerelde ve ulusal düzeyde “ortak sorumluluk” ilkesiyle sonuca ulaşılabilecek politika önerileriyle somut önerilere yer verilmiştir.

Birleşmiş Milletler‘in 2015 yılında kabul ettiği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak düzenlenip mikro ve makro düzeyde uygulanmak üzere önerilen 9 politika şu şekildedir:

Mikro düzeydeki politika önerileri

1. Yerel yönetimler, sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı temel vizyon olarak belirlemeli ve bu doğrultuda ‘yerel tarım politikaları‘ oluşturmalıdır.

2. Yerel politikalar uygulanabilir, adil ve kapsayıcı olmalıdır.

3. Yerel yönetimler aralarında ortaklık ve işbirliği mekanizmaları geliştirmeli, yeni ağlar kurulmalıdır.

4. Yerel yönetimler ulusal tarım politikalarının oluşturulmasında daha fazla söz ve yetki sahibi olmalıdır.

5. Bu hususta yerel yönetimlerin tarımsal kalkınma amacıyla hazırlamış olduğu “yerel politika belgeleri” merkezi karar alıcılar tarafından dikkate alınmalıdır.

Makro düzeydeki politika önerileri

1. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığı sona erdirici tedbirler alınmalı ve yerelde üretimi teşvik eden ekonomik ve siyasi kararlar acilen hayata geçirilmelidir.

2. Çevresel şartlar da hesaba katılmak üzere, köylerin ekonomik ve sosyal kapasitesini güçlendiren entegre planlar ve kapsamlı projeler hazırlanmalıdır.

3. Ulusal tarım politikaları, bütünşehir yasası ve ekonomik gidişata bağlı olarak ortaya çıkan “köyden kente göç” sorunu durdurulmalı, köylerin statüsü korunmalıdır.

4. Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerini aynı çatı altında bir araya getiren ve işbirliğini güçlendiren platformlar kurulmalıdır.

Somut öneriler ise beş madde halinde düzenlenmiştir:

1. Sürdürülebilir bir tarımsal kalkınma için fosil yakıtlara olan bağımlılık azaltılmalı, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı teşvik edilmelidir.

2. Üreticiler toprak verimliliğini sürekli kılacak zirai ilaç ve gübre kullanımı konusunda eğitilmelidir. Bunun yanı sıra toprak rehabilitasyonu sağlanmalı humus kullanımı arttırılmalıdır.

3. Modern sulama sistemleri kurulmalı, bu sistemlerin yaygınlaştırılması için ihtiyaç duyulan finansman seçenekleri attırılmalıdır.

4. Tarımda biyoçeşitliliği sağlamak amacıyla yerel tohum korunmalı ve ülke çapında yerel tohum merkezlerinin sayısı arttırılmalıdır.

5. Sürdürülebilir bir gıda sistemi için “yerel üretici pazarları” yaygınlaştırılmalı ve “yerel ürün bakkalları” her yerde hayata geçirilmelidir.

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak ve adeta Tunç Soyer sonrasındaki Seferihisar belediye başkanlarına rehber olması amacıyla hazırlanan bu politika ve somut uygulama önerilerinin, ne ölçüde mevcut tarım sistemine benzediğini ya da farklı olduğunu ise yazı serimizin dördüncü ve sonuncu bölümünde açıklamaya çalışacağız.

Devam Edecek…

Çok az sayıda basıldığı için çoğu Seferihisarlı ya da İzmirlinin temin edemediği Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018 dosyasını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

(1) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.2

(2) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.19

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/ https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (2)

Ali Rıza Avcan

Bu yazı dizimizin ilk bölümünde 2021 yılının Ocak ayı başında “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile ortaya çıkan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında da aynı sloganla ortaya çıkıp Seferihisar için aynı özellikte bir vaatte bulunması nedeniyle, bu slogan ve vaat sonrasındaki 2016-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinde herhangi bir değişim ya da dönüşüm olup olmadığını ve “başka tarım” olarak nitelenen olası farklılıkların hayata geçip geçmediğini belirlemek amacıyla, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2008-2020 döneminde Seferihisar’daki genel arazi kullanımı ile tarım arazisi kullanımının gelişimini incelemeye çalışmış, tarımda kullanılan toprakların miktarında farklı ürün türleri itibariyle bir artış olup olmadığını ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla benzeri bitkilerin, sebze, meyve, zeytin yağı ve baharatlı bitkilerin dikildiği arazi miktarlarını, verimlerini, üretim miktarlarını, meyve veren ve vermeyen ağaç sayılarını, anlamlı bir değerlendirme yapabilmek amacıyla İzmir il genelindeki aynı verilerle mukayese ederek belirlemeye çalışacağız. Böylelikle Seferihisar’da, içinde yer aldığı İzmir’den farklı, olağanüstü boyutta bir gelişme olup olmadığını göstermeye çalışacağız.

I- Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünler

Seferihisar’da 2008-2019 döneminde dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) tarımı yapılmış olup; bu ürünlerden buğday, arpa, yonca ve hasıl mısırın üretimi her yıl düzenli olarak yapılırken kuru nohut ekimi sadece 2015, susam tohumu sadece 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarında, patates ekimi sadece 2010, 2011, işlenmemiş tütün ekimi sadece 2009 yılında, yemlik kuru bakla ekimi sadece 2014, yemlik bezelye ekimi de sadece 2016, 2017, 2018 yıllarında yapılmıştır. 2009-2013 döneminde yapılan fiğ ekimi 2014-2020 döneminde adi fiğ ekimine dönüşmüş, yulaf 2012-2020 döneminde, tritikale ise 2012-2020 döneminde ekilir olmuş, slaj mısır ise 2009 yılı ile 2011-2016 döneminde ekilmiştir.

Bu itibarla son yıllarda Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla ve benzeri bitkilerin buğday, arpa, yulaf, yonca, hasıl mısır, fiğ/adi fiğ ve tritikale olduğu söylenebilir.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl ve diğer bitkisel ürünlerle ilgili ekilen alan miktarı (dekar), hasat edilen alan miktarı (dekar), verim (kg/dekar) ve üretim miktarlarını (ton) gösteren tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin “ekilen alan miktarı”, “verim” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları ise şu şekildedir:

Buğday (Durum Buğdayı hariç) ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -30 azalırken Seferihisar’da % 1.000 oranında artmış, verim İzmir’de % 103 artarken Seferihisar’da % 110 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % -28 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.00 oranında artmış.

Arpa ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 114 oranında artarken Seferihisar’da % -3 azalmış, verim İzmir’de % 147 oranında artarken Seferihisar’da % 7 oranında artmış, üretilen arpa miktarı da İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 4 oranında artmış.

Fiğ/adi fiğ ekimi yapılan tarım arazisi miktarı % 229, verim % 125, yetiştirilen fiğ/adi fiğ miktarı da % 145 oranında artmış.

Yonca ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 119 oranında artarken Seferihisar’da % 1.191 oranında, verim İzmir’de % -37 oranında azalırken Seferihisar’da % 105 oranında artmış, üretilen yonca miktarı da İzmir’de % 882 oranında artarken Seferihisar’da % 1.177 oranında artmış.

Mısır ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -27 oranında azalırken Seferihisar’da % 266 oranında artmış, üretilen mısır miktarı da İzmir’de % -25 oranında azalırken Seferihisar’da% 444 oranında artmış, Seferihisar’daki verim artış oranı % 166 olmuştur..

Bu mukayeseden de anlaşılacağı üzere, 2008-2020 döneminde ekimi yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin maksimum üretim miktarlarının (buğday: 330 ton, arpa 210 ton, yonca 4.516 ton, yulaf 988 ton, hasıl mısır 815 ton) itibariyle ilçe düzeyindeki tarım sistemini değiştirip dönüştürecek büyüklük ve değerde olmadığı ortadadır. Nitekim başka bir tarım vaat eden yerel yöneticilerin de iddiası, tahıl ve benzeri bitkisel ürünlerle değil; satsuma mandalina, zeytin ve zeytinyağı gibi ürünlerle ilgilidir.

II- Sebzeler

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 20009-2020 döneminde Seferihisar’da toplam 27 çeşit sebzenin üretimi yapılmış olup; bunlardan 22’si her yıl düzenli ekilen, 5 tanesi de bazı yıllar ekilen, bazı yıllar ekilmeyen sebzelerdir.

Ekimi düzenli yapılan sebzeler sırasıyla taze fasulye, taze börülce, taze bakla, beyaz lahana, kırmızı lahana, karnabahar, brokoli, kıvırcık marul, göbekli marul, ıspanak, enginar, karpuz, kavun, dolamlık biber, sivri biber, sofralık hıyar, patlıcan, sofralık domates, bamya, sakız kabak, taze soğan ve pırasadır. Ekimi düzensiz yapılan sebzeler ise sap kereviz (2011-2020), maydanoz (2015-2019), roka (2015-2019), dereotu ((2015-2019) ve salçalık domatestir (2011-2012).

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin dikiminin yapıldığı tarım arazisinin sebze türlerine göre dağılımına baktığımızda en önde gelen sebzenin % 45,30 ile % 73,94 arasında değişimler gösteren enginar olduğunu, enginarı yıldan yıla % 4,90 ile % 17,85 arasında değişim gösteren sofralık domatesin, % 4,58 ile % 5,61 arasında değişim gösteren sivri biberin, % 4,93 ile % 7,18 arasında değişim gösteren karpuzun izlediğini söyleyebiliriz.

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin miktar yönünden gelişimine baktığımızda ise, en fazla üretilen sebzelerin sırasıyla enginar, karpuz, kavun, patlıcan, sofralık ve salçalık domates olduğunu; enginar ekilen arazi ile bu araziden elde edilen enginar miktarının aşağı yukarı aynı düzeyde kaldığını, enginarın yıllar içinde en fazla üretilen sebze olma unvanını zaman içinde sofralık domatese bıraktığını, üretilen karpuz miktarının son yıllarda artış eğilimi içine girdiğini söyleyebiliriz.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre enginar üretiminde ekim yapılan arazi miktarı itibariyle İzmir ilçeleri içinde 1.028 dekarlık ekim alanı ile üçüncü sırada olup 1. sırayı 3.300 dekar ile Urla, 2. sırayı da 3.110 dekar ile Çeşme almaktadır. Üretilen enginar miktarı açısından da 4.665 ton enginar ile Çeşme birinci, 4.290 ton ile Urla ikinci, 1.285 ton ile de Seferihisar üçüncü sıradadır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan sebzelerin ekim alanı miktarı (dekar) ile üretim miktarlarının (ton) gelişimini gösteren tablolara buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan 22 çeşit sebzenin “ekilen alan miktarı” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Taze Fasulye: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 153 oranında arterken Seferihisar’da % 168, üretim ise İzmir’de % 208 oranında artarken Seferihisar’da % 158 oranında artmış.

Taze Börülce: Ekilen alan miktarı İzmir’de % -42 oranında azalırken Seferihisar’da % 208 oranında, üretim ise İzmir’de % 45 oranında azalırken Seferihisar’da % 233 oranında artmış.

Taze Bakla: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 12 oranında azalırken Seferihisar’da % 31, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 28 oranında azalmış.

Beyaz Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300, üretim ise İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300 oranında artmış.

Kırmızı Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 213 oranında artarken Seferihisar % 20 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 252 oranında artarken Seferihisar’da % 20 oranında azalmış.

Karnabahar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 232 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 248 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış.

Brokoli: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 1,750 artarken Seferihisar’da % 150, üretim ise İzmir’de % 2.241 oranında artarken Seferihisar’da % 109 oranında artmış.

Kıvırcık Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 142 oranında artarken Seferihisar’da % 733, üretim ise İzmir’de % 202 oranında artarken Seferihisar’da % 700 oranında artmış.

Göbekli Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 38 oranında azalırken Seferihisar’da % 40, üretim ise İzmir’de ve Seferihisar’da % 40,00 oranında azalmış.

Ispanak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 174 oranında artarken Seferihisar’da % 213, üretim ise İzmir’de % 215 oranında artarken Seferihisar’da % 550 oranında artmış.

Enginar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 120 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 139 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış.

Karpuz, Ekilen alan miktarı İzmir’de % 57 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 46 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış.

Kavun: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında, üretim İzmir’de % % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında azalmış.

Dolmalık Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 5 oranında azalırken Seferihisar’da % 9 oranında, üretim ise İzmir’de % 115 oranında artarken Seferihisar’da % 9 oranında azalmış.

Sivri Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 7 oranında azalırken Seferihisar’da % 136 oranında, üretim ise İzmir’de % 104 oranında artarken Seferihisar’da % 127 oranında artmış.

Sofralık Hıyar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 32 oranında azalırken Seferihisar’da % 154 oranında, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 135 oranında artmış.

Patlıcan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 24 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında, üretim İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında azalmış.

Sofralık Domates: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 33 oranında azalırken Seferihisar’da % 672oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 101 oranında artarken Seferihisar’da % 177 oranında artmış.

Bamya: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 67 oranında azalırken Seferihisar’da % 814 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 56 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.350 oranında artmış.

Sakız Kabak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 509 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 494 oranında artmış.

Taze Soğan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 30 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 28 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış.

Pırasa: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 137 oranında, üretim ise İzmir’de % 209 oranında artarken Seferihisar’da % 325 oranında artmış.

III- Meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkiler

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde düzenli tarımı yapılan 11 çeşit meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkinin “meyve veren ağaç sayısı” ve “meyve vermeyen ağaç sayısı” ile “verim” ve “üretim miktarları” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Çekirdekli Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdekli üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 12,73 oranında azalırken Seferihisar’da % 180 oranında artmış, verim İzmir’de % 14 oranında, Seferihisar’da % 10 oranında azalmış, üretim miktarı ise İzmir’de % 25 oranında azalırken Seferihisar’da % 162 oranında artmış.

Çekirdeksiz Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdeksiz üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 295 artmış, verim İzmir’de % 128 artarken Seferihisar’da % 23 oranında azalmış, üretim miktarı da İzmir’de % 17 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.073 oranında artmış.

Şaraplık Üzüm: Şaraplık üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 23, Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, verim İzmir’de % % 125, Seferihisar’da % 147 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % 3 azalırken Seferihisar’da % 125 artmış.

Yaş İncir: İzmir’de meyve veren yaş incir ağacı sayısı % 116, Seferihisar’da % 146 oranında artmış, verim İzmir’de % % 101,52 oranında artarken Seferihisar’da % 3 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 185, Seferihisar’da da % 142 oranında artmış.

Mandalina (Satsuma): Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 110 oranında, Seferihisar’da % 115 oranında artmış, meyve vermeyen ağaç sayısı İzmir’de % 115 oranında, Seferihisar’da % 156 oranında artmış, meyve alanlarının kapsadığı alan İzmir’de % 109 oranında, Seferihisar’da % 116 oranında artmış, verim İzmir’de % 28 oranında, Seferihisar’da % 47 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 20 oranında, Seferihisar’da da % 39 oranında azalmış.

Armut: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 11 azalırken Seferihisar’da % 122 oranında artmış, toplam meyvelik alanlar İzmir’de % 123 oranında, Seferihisar’da % 384 oranında artmış, verim İzmir’de % % 114 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 102 oranında, Seferihisar’da da % 122 oranında artmış.

Ayva: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 156 oranında artarken Seferihisar’da % 37 oranında azalmış, verim İzmir’de % 112 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 67, Seferihisar’da da % 37 oranında azalmış.

Kayısı: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 17, Seferihisar’da % 22 azalırken üretim miktarı İzmir’e % 20, Seferihisar’da da % 22 oranında azalmış.

Erik: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 175, Seferihisar’da % 197 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 121 oranında artarken Seferihisar’da aynı kalmış ve üretim miktarı İzmir’de % 210, Seferihisar’da da % 197 oranında artmış.

Sofralık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 153, Seferihisar’da % 221 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 104 artarken Seferihisar’da % 167 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 377 artmış, ürün miktarı ise İzmir’de% 101 artarken Seferihisar’da % 848 oranında artmış.

Yağlık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 115, Seferihisar’da % 113 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 101, Seferihisar’da % 111 oranında artarken verimlilik İzmir’de % 22 oranında azalmış, Seferihisar’da ise aynı kalmış. Üretim miktarı ise İzmir’de % 14 oranında azalırken Seferihisar’da % 118 oranında artmış.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan meyve, yağlık zeytin ve baharatlı bitkilerle ilgili meyve veren ağaç sayısını, meyve vermeyen ağaç sayısını, toplu meyveliklerin alanını, verimi ve üretim miktarını tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu verilerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere Seferihisar’da en fazla yetiştirilen meyveler satsuma mandalina, şaraplık üzüm, çekirdekli sofralık üzüm, nar ve yağlık zeytindir.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre satsuma mandalina üretiminde Selçuk ve Menderes’ten sonra üçüncü, şaraplık üzüm üretiminde Menderes’ten sonra ikinci, çekirdekli sofralık üzüm üretiminde Kemalpaşa, Menderes, Selçuk, Bergama ve Karabağlar’dan sonra beşinci, nar üretiminde Selçuk, Torbalı ve Ödemiş’ten sonra dördüncü, yağlık zeytin üretiminde Bayındır’dan sonra ikinci sıradadır.

Bu ürünlerin 2009-2020 dönemindeki gelişimine baktığımızda ise;

Satsuma mandalina veren ağaç sayısının % 115, verimin % 154, üretilen satsuma mandalina miktarının % 177 oranında arttığı;

Şaraplık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 15 oranında azalırken verimin % 158, üretilen üzüm miktarının da % 34 oranında arttığı,

Çekirdekli sofralık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 181, verimin % % 135, üretilen üzüm miktarının da % 244 oranında arttığı,

nar veren ağaç sayısının % 125, üretim miktarının da % 25 oranında arttığı,

Yağlık zeytin veren ağaç sayısının % 113 oranında artarken verimin % 80, üretilen yağlık zeytin miktarının da % 73 oranında azaldığı belirlenmiştir.

IV- Hayvan Varlığı ve Hayvansal Üretim

2009-2020 döneminde Seferihisar’daki büyük ve küçükbaş hayvan varlığının, aşağıdaki tablo verileri ile grafik dikkate alındığı takdirde büyük oranda arttığı görülecektir. Bu çerçevede 2009-2020 döneminde her yaş, cins ve ırktan büyükbaş hayvan sayısı % 337,85, küçükbaş hayvan sayısı da % 333,45 oranında artmıştır.

Bu büyük artışta Seferihisar Belediyesi’nin maddi bir katkısının bulunmadığı bilindiği için bu artışın üreticinin kendi çabası ile merkezi yönetim tarafından sağlanan yardımlar çerçevesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

Bu hayvan varlığı üzerinden 2009-2020 döneminde elde edilen hayvansal üretimle ilgili veriler ve bu üretimin gelişimi aşağıdaki tablo/grafikte gösterilmiştir.

V- Su Ürünleri Üretimi

Seferihisar’da üretilen su ürünleri, kültür balıkçılığı gibi konularda ilçe düzeyinde üretilmiş bir veri mevcut olmadığı için 2008-2020 dönemindeki su ürünleri üretiminin gelişimi hakkında herhangi bir değerlendirmenin yapılması mümkün olmamıştır.

VI- Tarımsal Üretim Değerleri

Seferihisar’da 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yetiştirilen tahıl, sebze ve meyvelerin, TUİK tarafından belirlenen yıllık ortalama satış fiyatı (TL/Kg) üzerinden üretim değerlerini hesaplamaya kalktığımızda ise üretim miktarlarındaki dalgalanmalar nedeniyle toplam üretim değerlerinin azaldığı görülmektedir. Bu durumu ortaya koyan aşağıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere; satsuma mandarinin üretimi 2017 yılında 23.875 yılında iken 2018 yılında 55.552 tona yükselmesi, 2019 yılında da 19.611 tona inmesi ya da yağlık zeytinin üretimi 2017 yılında 15.546 ton iken 2018 yılında önce 1.831 tona, 2019 yılında da 8.331 tona düştüğü için üç yıl dönemde toplam üretim değeri büyük ölçüde azalmıştır.

Devam Edecek…

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (1)

Ali Rıza Avcan

Niyetim, 2021 yılının Ocak ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği büyük bir kampanya ile İzmir kamuoyuna duyurulan İzmir’de ‘Bir başka tarım mümkün‘ hamlesine ilişkin araştırma ve incelemeler yapıp bu yeni girişimin arka planını ortaya koyup ayaklarının ne ölçüde yere bastığını göstermekti.

Çünkü daha önce buna benzer bir çalışmayı bir önceki belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde önce ‘Tarım’da İzmir modeli‘ olarak lanse edilip daha sonrasında tarım dışı hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilip ‘İzmir Modeli‘ olarak kabul edilen çalışmalar hakkında da yapmış, yazdığım birden fazla yazı ile işin içyüzünü ortaya koymaya çalışmış ve aradan geçen zaman içinde tespit ve uyarılarımın ne ölçüde doğru olduğu, ortada model olarak adlandırılabilecek bir şeyin olmadığı görülmüştü. Ayrıca Sayıştay Başkanlığı’nın düzenlediği 2016 yılı Denetim Raporu da yapılan tarım yardımlarının ne ölçüde hukuksal dayanaktan uzak olduğunu ortaya koymuştu.

2017-2018 döneminde yazdığım yazıların linklerini bu yazımın sonunda görebilir ve geçmişle günümüz arasındaki bağlantıyı görmek istediğiniz takdirde istediğiniz takdirde okuyabilirsiniz.

Başlangıçtaki niyetim 2021 yılı Ocak ayında duyurulan bu yeni proje hakkında derinlemesine bir araştırma ve inceleme yapmak olmasına karşın; bu yeni girişimde kullanılan “Bir başka tarım mümkün” sloganı bana başka bir zaman ve yerden çağrışımlar yaptığı için Google’da yaptığım kısa bir araştırma sonucunda bu sloganın 2015-2016 döneminde o zamanlar Seferihisar Belediye Başkanı olan Tunç Soyer tarafından kullanıldığını, o tarihte de aynen şimdi yaptığı gibi bir lavanta tarlasına kasketi ile girerek Seferihisar için “Bir başka tarım mümkün” dediğini hatırladım. Bu benzerlik, bu tıpatıp aynı olma hali müthiş bir şeydi… Ortada resmen dejavu gibi gibi bir durum vardı ve o tarihlerde Seferihisar’ın, şimdi de İzmir’in belediye başkanı olan Tunç Soyer zamanın ve mekanın farklılıklarını dikkate almadan; hatta “aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” (ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ.) diyen ve her şeyin akıp değiştiğini söyleyen Efesli İlkçağ filozofu Herakleitos‘un söylediklerine meydan okurcasına başka bir tarım olabileceğini iddia ediyor, farklı yer ve zamanlarda aynı sloganı kullanmaktan kaçınmıyordu.

Oysa Tunç Soyer‘in Seferihisar Belediye Başkanı olarak görev yaptığı süre içinde bütün çalışmalarında dikkate aldığı “5 Hedef, 41 Proje” ve “Bu Daha Başlangıç!” başlıklı 2014 Seçim Bildirgesi ile “Seferihisar’da Güzel Şeyler Oluyor” isimli broşürde anlattığı mandalina işleme tesisi kurmak, soğuk hava deposu yapmak, üretici pazarlarıyla Seferipazar’ı kurmak, narenciye işleme ve paketleme tesisini kurmak, mevcut kooperatiflere destek olmak, bereketli su projesini uygulamak, tohum takas şenlikleri düzenlemek gibi her biri birbirinden bağımsız projelerden söz etmekle birlikte ilçe düzeyindeki tarımsal faaliyetleri bir bütün olarak başka bir şekilde yapmayı hedefleyen ya da bu bir “başka tarımın” ne olduğunu anlatıp tanımlayan bir araştırma, rapor, plan ya da program da ortada yoktu.

Bu anlamda, 2014 seçimlerinden iki yıl sonra, daha önce hiçbir resmi belge, plan ya da programa yansımamış ve dile getirilmemiş “Bir başka tarım mümkün” sloganın, aynı tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından dile getirilen “Tarımda İzmir Modeli” isimli çıkıştan etkilendiğini, eş zamanlı olarak Seferihisar’da Tunç Soyer, İzmir’de de Aziz Kocaoğlu tarafından dile getirilen ya da getirilmek istenenkerin aslında aynı şeyler olduğunu varsayabiliriz.

Ama belli olmaz… Belki de bu tekrarda, aynı sloganı farklı yerlerde atma olayının arkasında Seferihisar’da elde edilmiş bir başarıdan alınan cesaret de olabilirdi. Belki de Seferihisar’da başarılı olunduğu için o başarıya neden olan aynı bakış, aynı düşünce ve yaklaşımla İzmir’de de başarılı olunabileceğini, memnun olunmayan mevcut tarım sistemi yerine herkesin memnun olacağı başka bir sistemin oluşturulabileceğine inanıyordu… Olur mu? olurdu….

İşte o nedenle, şimdinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, 2015-2016 döneminde Seferihisar için ortaya attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganı sonrasında; yani 2015 yılından görevden ayrıldığı 1 Nisan 2019 tarihine kadar Seferihisar’da, mevcut tarım sistemi yerine başka bir tarım sistemi oluşturup oluşturamadığına bakıp “Bir başka tarım mümkün “sloganının 2015-2019 dönemindeki Seferihisar macerasını araştırıp incelemeye ve sonuçlarını da sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Gelelim Seferihisar tarımının 2008-2019 dönemindeki gelişimini izleyip inceleyerek, “Bir başka tarım mümkün” sloganının ilk kez kullanıldığı 2015-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım sisteminde bir değişim olup olmadığını belirlemeye…

Seferihisar, İzmir’in 30 ilçesinden biridir. İlçenin kuzeyinde Urla, kuzeydoğusunda Güzelbahçe ve Karabağlar, doğusunda Menderes ilçeleri, güneyinde ve batısında Ege Denizi bulunmaktadır. Seferihisar, 1884 yılında ilçe olmuştur ve il merkezine uzaklığı 45 kilometredir. İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre 386 km2 (38.600 hektar, 386.000 dekar) büyüklüğü ile 30 ilçe arasında 15. sıradadır ve 2020 yılı nüfusu 48.320 kişidir.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerine göre Seferihisar…

Seferihisar, ülkemizin diğer il ve ilçelerini dikkate aldığımızda sosyo-ekonomik yönden gelişmiş bir ilçedir. (DPT) Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında yaptığı İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre 1996 yılında 858 ilçe arasında 90. sırada, 30 İzmir ilçesi arasında Çeşme, Aliağa, Urla ve Selçuk’tan sonra 5. sıradadır. 2004 yılı araştırmasında da 872 ilçe arasında 61. sırada olup, İzmir’in 30 ilçesi arasında Aliağa, Çeşme, Urla ve Torbalı’dan sonra 5. sıradadır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 2017 yılında yapılan İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmasına göre toplam 970 ilçe arasında 130. sıraya, İzmir’in 30 ilçesi içinde de 15. sıraya düşmüştür. Bu durum Seferihisar’ın 2004-2017 döneminde hem İzmir’in ilçelerine hem de diğer illerin ilçelerine göre sosyo-ekonomik gelişmişlik kriterlerine göre gerileyerek arka sıralarda kaldığını göstermektedir.

Ayrıcalıklı konum, ayrıcalıklı tarımsal yapı

Seferihisar, Çağlar Keyder ile Zafer Yenal‘ın “Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük” isimli kitaplarında da belirttikleri gibi, tarımsal ve coğrafi konum açısından ayrıcalıklı bir bölgede bulunmaktadır. Her türlü tarımsal ürünün yetiştirilebildiği, hayvancılık faaliyetinin yürütüldüğü ve su ürünlerinin değerlendirilebildiği bir bölgede bulunması nedeniyle bu yerleşimdeki tarımsal üretimin kapitalist piyasa sistemine uyum sağlanması, üretimin çeşitlendirilmesi ve tarım dışı gelir kaynaklarına yönelme konusunda bugüne kadar ciddi dönüşümler yaşanmış, özellikle istihdam stratejileri bağlamında son yıllarda önemli farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. İster kısa süreli ya da mevsimlik istihdam olanaklarına yönelmek yoluyla olsun, ister farklı aktarımlar ve kira/rant gelirleri vasıtasıyla olsun yaratılan tarım dışı (turizm, inşaat vb.) gelirlerle topraktan elde edilen kazancın takviye edilmesi gelir yaratma ve arttırma stratejilerinin çok önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bu nedenle 19. yüzyılın son yarısından bu yana kapitalist tarım sistemine eklemlenen Seferihisar’da tarıma yönelik farklı politika ve stratejileri uygulamaya kalkmak sistemin gelişmişliği ve olası direnci nedeniyle hem kolay, hem de zordur. (1)

1990’dan 2018’e arazi kullanımının gelişimi

1990, 2000, 2006, 2012 ve 2018 yıllarında alınmış hava fotoğrafları üzerinden CBS ve uzaktan algılama Corine programı sınıflamasına göre üretilen aşağıdaki tablonun da gösterdiği gibi, 1990 yılında mevcut Seferihisar topraklarının % 26,62’sini oluşturan tarım toprakları 2018 yılında % 18,84’e inerken orman ve meralarla kaplı alanlar % 71,17’den % 76,06’ya, su ile kaplı alanlar % 0,29’dan % 0,96’ya, yerleşim alanları da % 1,92’den % 4,14’e yükselmiştir. Bu durum bize son 28 yıllık sürede yerleşim alanlarının, tarım alanlarının aleyhine aşağı yukarı 2,15 oranında arttığını göstermektedir. (2)

Tarım alanları azalırken yerleşim alanları düzenli ve yaygın bir şekilde artıyor…

Evet, yukarıdaki verilerin de ortaya koyduğu gibi, 1990 yılından bu yana Seferihisar’da tarım alanları sürekli azalırken kentsel yerleşime ait alanlar genişlemekte ve bu durum yeni yapılaşmalarla son hızla devam etmekte; böylelikle verimli tarım arazileri yeni yerleşme alanları için heba edilmektedir.

Tarım alanlarının kullanımı

Eski yıllardan bu yana bir tarım yerleşimi olan Seferihisar’daki tarım alanlarının kullanımı ile ilgili olarak elimizde biri İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, diğeri de Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olmak üzere iki ayrı kurum tarafından üretilmiş iki ayrı veri seti olmakla birlikte; 2018 yılından sonra üretilen veriler arasındaki büyük farklılıklar nedeniyle İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından veri üretilmesinden vazgeçilmiştir. Biz ise, İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Müdürlüğü tarafından üretilen veriler daha ayrıntılı olmakla birlikte daha güvenilir bulduğumuz Türkiye İstatistik Kurumu’na ait Bitkisel Üretim veri setinde yer alan rakamları kullanacağız.

TÜİK – Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2008-2020 dönemine ait verilerine göre, Seferihisar’da üretilen tahıl, sebze, süs bitkisi, meyve, içecek ve baharatlı bitkilerle ve nadasa bırakılan tarım alanlarının miktar, oran ve endeks ölçeğindeki gelişimini gösteren aşağıdaki üç ayrı tabloya baktığımızda;

1. Dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) yetiştirildiği tarımsal alanların 2013 yılındaki azalışa rağmen 2008-2019 döneminde 3 kat arttığı,

2. Nadas alanlarının yıllar içinde azalmakla birlikte 2013, 2014 ve 2020 yıllarında, başlangıçtaki büyüklüğü aşacak şekilde büyük oranlarda arttığı,

3. Yirmi yedi çeşit sebzenin ekildiği alanların 2008-2013 döneminde hızla artmakla birlikte 2014-2020 döneminde azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı,

4. 2011 yılından itibaren ekimi yapılan süs bitkileri alanının 2014 yılında en yüksek değerine ulaşıp 2020 yılına kadar bu düzeyde kaldığı,

5. İçinde satsuma cinsi mandalina, sofralık ve yağlık zeytinle zeytinyağının da bulunduğu 24 çeşit meyve, yağ ve baharatlı bitki tarımının yapıldığı alanların 2015 yılına kadar az bir gelişme göstermekle birlikte 2016 yılından sonra azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı belirlenmiştir.

Tarım yapılan toplam arazi miktarını dikkate aldığımızda ise 2008 yılında 72.829 dekar olan alanın 2020 yılına kadar % 116,52 oranındaki artışla 84.866 dekara ulaştığı görülecektir.

Başka bir tarımı mümkün hale getirmek sadece Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev midir?

Yazımızın bu bölümüne son vermeden önce Seferihisar ilçesindeki tarım faaliyetlerini yürütmek için resmi, özel ve sivil ölçekte bir çok kurum ve kişinin görevli olduğunu; bu nedenle 2008-2019 döneminde tarımsal faaliyetler nedeniyle ortaya çıkacak bir başarı ya da başarısızlık durumu olursa bunda bu kurum ya da şahısların da payının olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmak isteriz…

İsterseniz tarımsal faaliyetler konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan bu kurum ya da şahıslardan aklımıza ilk gelenleri bir çırpıda sıralamaya çalışalım….

1. Tarım ve Orman Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri,

2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü,

3. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA),

4. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),

5. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO),

6. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliğe sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),

7. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),

8. İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı,

9. İzmir Büyükşehir Belediyesi,

10. Seferihisar Belediyesi,

11. T.C. Ziraat Bankası Seferihisar Şubesi,

12. 85 Sayılı Seferihisar Tarım Kredi Kooperatifi,

13. SS Seferihisar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

14. SS Doğanbey Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

15. SS Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

16. SS Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

17. SS Ulamış Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

18. Seferihisar Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi,

19. Seferihisar İlçesi Mandalina Üreticileri Birliği,

20. Seferihisar İlçe Ziraat Odası.

İlk çırpıda aklımıza gelip sıraladığımız ve Seferihisar’daki tarım faaliyetleri konusunda, değişik düzey ve paylar içinde görevli, yetkili ve sorumlu olduğunu bildiğimiz bu kadar fazla sayıdaki resmi, özel, sivil kurum, kuruluş ve kişinin varlığından çıkaracağımız gerçek sonuç ise, Seferihisar’daki mevcut tarım sistemi yerine başka bir sistemi kurma gibi önemli ve büyük bir görevin, sadece ve tek başına Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev olmayıp geriye kalan kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte gerçekleştirilecek bir hedef olduğudur.

Devam Edecek…

Alıntılar

(1) Keyder, Ç., Yenal, Z. (2013) Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2013 İstanbul, s.54

(2) Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Gülersoy, A.E. (2014) “Seferihisar’da Arazi Kullanımının Zamansal Değişimi (1984-2010) ve İdeal Arazi Kullanımı İçin Öneriler“, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2014, Sayı:31, ss.155-180

Özyurt Ökten, S.S. (2015) Bir Yerel Kalkınma Modeli Olarak Sakinşehir (Cıttaslow) Kavramı: Seferihisar (İzmir) Örneği, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Adana.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü İstatistikleri 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019.

Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020.

…………………………………………………………………………………………………

2017 ve 2018 Yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı tarım hizmetlerini inceleyip değerlendirmek için yazdığım yazılar:

https://kentstratejileri.com/2017/04/29/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/05/02/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/05/04/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-3/

https://kentstrajileri.com/2017/05/08/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-4/

https://kentstratejileri.com/2017/05/10/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-5/

https://kentstratejileri.com/2017/05/14/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-6/

https://kentstratejileri.com/2017/07/14/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/17/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/07/24/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-3/

https://kentstratejileri.com/2017/07/26/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/28/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-2/

https://kentstratejileri.com/2017/08/05/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-3/

https://kentstratejileri.com/2018/06/20/ismarlama-raporlar/

İzmir turizmi adına uzun ince bir yol… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Kalkınma Ajansı‘nın kurulduğu 2006 yılından bu yana İzmir turizminin tanımlanıp geleceği ilgili yol haritasını belirleyecek temel politika ve stratejilerin belirlenmesi ve bugün yaşadığı sorunların çözümlenip gelişmesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı tarafından yapılanların gözden geçirilmesi ve bu çalışmaların son ürünü olan “Dijital Turizm Envanteri“nin incelenip değerlendirilmesi için kaleme aldığımız yazı dizisinin ikinci ve son bölümünde 4 Ocak 2021 tarihinde tanıtımı yapılan http://www.izmirvisit.org isimli İnternet sayfasını ele alacağız.

Bunun için haliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 4 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan “İzmir dijital turizm envanteri tamamlandı” başlıklı haberi inceleyip analiz etmemiz gerekiyor.

Toplam dört paragraftan oluşan haber metninde karşımıza çıkan ilk kafa karışıklığı, yapılan işe ne ad verileceği konusunda ortaya çıkıyor. Haber başlığında İzmir’in “dijital turizm envanteri tamamlandı” denmekle birlikte; daha ilk cümlede Türkiye’nin ilk dijital turizm ansiklopedisinin İzmir için hazırlandığı söylenmekte ve izleyen cümlelerde yapılan işe “İzmir’in destinasyon envanteri” ya da “İzmir turizm envanteri” farklı isimler veriliyor. Oysa hepimizin bildiği gibi “ansiklopedi“, “destinasyon” ve “turizm” sözcükleri birbirinden çok farklı anlamları olan sözcükler…

Ardından İzmir Turizm Tanıtım Strateji ile Eylem Planı 2020-2024, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın İnternet sayfasındaki bilgilere göre aynı ajansın 12.04.2019 tarihinde açtığı ihale ile İstanbul/Kadıköy merkezli Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘ne, 2019 yılı içindeki 9 aylık sürede yapılmak koşuluyla verildiği, 13 Kasım 2019 tarihinde sözleşme imzalandığı, 18 Ocak 2020 tarihinde saha çalışmasının tamamlandığı, 31 Ocak 2020 tarihinde geniş katılımlı İzmir Turizm Envanteri Toplantısı Yapıldığı ve 15 Nisan 2020 tarihinde İzmir Turizm Destinasyonları Envanteri tamamlandığı halde; söz konusu planın 2020 yılı içinde İzmir Vakfı koordinasyonunda yaptırıldığı iddia ediliyor.

Diğer bir yanıltıcı bilgi ise hazırlanan envanterin 11 başlık altında “tarih ve kültür“, “gastronomi“, “somut olmayan kültürel miras“, “etkinlik ve festivaller“, “inanç“, “endüstriyel miras“, “deniz ve kıyı“, “doğa ve kırsal alanlar“, “sinema“, “sağlık” ve “konaklama” olmak üzere toplam 11 başlık altında toplandığı belirtilmekle birlikte; hizmete sunulan http://www.visitizmir.org isimli İnternet sitesi ile mobil uygulamayı açıp baktığımızda başlık sayısının “tarih ve kültür“, “doğa ve agro“, “gastronomi“, “deniz“, “inanç“, “müze ve sanat“, “alışveriş“, “konaklama“, “el sanatları“, “spor“, “etkinlik altyapısı“, “endüstriyel miras” ve “etkinlik ve miras” olmak üzere 13 olduğunu görüyoruz.

Anlaşılan belediye haberi ile duyurulan bilgilerle http://www.izmirvisit.org isimli İnternet sitesindeki ve mobil uygulamadaki bilgi ve uygulamalar birbirine uymuyor….

Gelelim önce İnce Fikirler Reklam Ajansı, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Ünibel A.Ş. tarafından hazırlandığı söylenen “Dijital Turizm Envanteri‘nin masaüstü İnternet sayfası ile mobil uygulamasının özelliklerine…

1-7 Mart 2021 tarihleri arasındaki sürede hem http://www.visitizmir.org isimli İnternet sayfasında hem de “Visit İzmir” isimli mobil uygulamada yaptığımız incelemeler sonucunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

Envanterin turizm çeşit ve bileşenlerine göre dağılımı

1. Dijital Turizm Envanteri‘ne toplam 2.083 adet noktasal birim bilgisinin yüklendiği; bunlardan 191 tanesinin tarih ve kültür, 612 tanesinin gastronomi, 70 tanesinin doğa ve agro, 86 tanesinin deniz, 109 tanesinin inanç, 68 tanesinin müze ve sanat, 23 tanesinin alışveriş, 435 tanesinin konaklama, 93 tanesinin halk sanatları, 31 tanesinin spor, 148 tanesinin etkinlik altyapısı, 36 tanesinin endüstriyel miras, 182 tanesinin de etkinlik ve festival başlıkları altında toplandığı belirlenmiş olup bu dağılımın grafiği aşağıya eklenmiştir:

Bu grafikten de görüleceği gibi, Dijital Turizm Envanteri hazırlanırken en çok gastronomi ve konaklama konularına ağırlık verilmiş; neredeyse İzmir’in 30 ilçesinde bulunan tüm otel, motel, tatil köyü, lokanta ve restoranların listesi bir envanter düzeninde çıkarılmıştır.

Yapılan işin özellikleri, İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı’ndaki performans hedefleri ile uyumlu değildir.

2. Dijital Turizm Envanteri kapsamındaki envanterinin birimi (nokta bazlı veri ya da cazibe) sayısının, 2019-2020 döneminde İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Vakfı tarafından Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘ne yaptırılan İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı 2020-2024‘deki performans göstergeleri ile ilişkisi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Bu tablo verilerine göre, stratejik planı uygulanmakta olan görevlilerinin başarısını ve başarısızlığını sergileyen performans hedefleriyle 2020 yılı sonu, 2021 yılı başında yayına alınan Dijital Turizm Envanteri‘nin ortaya koyduğu gerçekleşmeyi “kültür, tarih ve arkeoloji“, “inanç“, “deniz ve kıyı“, “doğa ve gastronomi” ve “konaklama” başlıkları itibariyle mukayese etmek mümkün olmakla birlikte; “müze ve sanat“, “alışveriş“, “halk sanatları“, “spor“, “etkinlik altyapısı“, “endüstriyel miras” ve “etkinlik ve festival” başlıkları itibariyle mukayese etmek mümkün olmamaktadır.

Söz konusu planı hazırlayanlarla uygulayanlar arasındaki kafa karışıklığından ya da onların yanlış tercihlerinden kaynaklanan bu sorun hem İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı‘nın hem de Dijital Turizm Envanteri’nin temel sorunudur.

Ayrıca performans göstergelerinin belirlenmesinde sadece envanter birimi (nokta bazlı veri, cazibe) sayısının dikkate alınması; bunun yanında verilen bilginin çeşidi, doğruluğu, kullanıcı sayısı ve yorumları gibi kriterlerin oluşturulmaması büyük bir eksiklik olmuştur.

Envanter, deniz kıyısındaki yerleşimlere öncelik vermektedir

3. Dijital Turizm Envanteri kapsamına alınan envanter birimlerinin İzmir’in 30 ilçesi içindeki dağılımı ise aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Dijital Turizm Envateri kapsamına alınan birimlerin ilçeler arasındaki dağılımına bakıldığında ise, her zaman olduğu gibi Konak (% 24,55), Çeşme (% 11,35), Urla (% 5,49), Bornova (% 5,37), Selçuk (% 4,51) ve Bergama (% 4,46) gibi yerli ve yabancı turistler tarafından tanınıp bilinen ilçelerin öne çıktığı, Kiraz (% 0,09), Beydağ (0,28) ve Kınık ( 0,28) gibi ilçelerin ise listenin sonunda yer aldığı görülmektedir.

Bu tablo da bize, hem İzmir Turizm Tanıtım Strateji Planı ile Eylem Planı‘nda hem de Dijital Turizm Envanteri‘nin düzenlenmesinde İzmir’in sosyo-ekonomik düzeyde az gelişmiş Kiraz, Beydağ ve Kınık gibi ilçelerinin pozitif ayrımcılık anlamında öne çıkarılmadığını, bu yerleşimlerdeki doğa ve kırsal turizmin gelişmesi için özel bir çaba gösterilmediğini, eskiden beri tanınıp bilinen eski turizm merkezlerinin ve oralardaki turizm bileşenlerinin ön sıralardaki yerlerinin muhafaza edilmesi suretiyle turistik cazibe merkezlerinin ve turizmin tüm il düzeyinde dengeli bir şekilde dağıtılması için temel bir politika ve stratejinin geliştirilmediğini ve böylesi bir politika ve stratejinin uygulamaya konulması için öncü çaba gösterilmediği göstermektedir.

Dijital turizm envanteri turizm sektöründe bulunan birçok kurum ya da aktörü kapsamamaktadır

4. Dijital Turizm Envanteri‘nin alt başlıklarını oluştururken tarih, arkeoloji, kültür, somut olmayan kültürel miras, endüstriyel miras, halk sanatları ve gastronomi arasındaki güçlü ilişki ve bağlantıların dikkate alınmadığı; bu nedenle turizmin bileşenleri açısından karmaşık bir yapının ortaya çıktığı; ayrıca her türdeki turizmin temel bileşeni olan seyahat acenteleri, marinalar, iskeleler, havaalanları, helikopter pistleri, kayak merkezleri, rent a car şirketleri, otobüs firmaları, deniz nakliye firmaları, terminaller, konsolosluklar, döviz büroları, nehirler, göller, göletler, yaylalar, kanyonlar, mağaralar, yürüyüş ve tırmanış rotaları, izinli dalış sahaları, av sahaları, hastaneler, ilk yardım merkezleri gibi önemli kategorinin dikkate alınmadığı görülmüştür.

Dijital Turizm Envanteri‘ni oluşturan 13 başlık arasındaki ince ayrım ve iç bağlantıların dikkate alınmamasının en önemli sonuçlarından biri de, envantere 612 gibi oldukça fazla sayıda gastronomi birimi (lokanta, restoran vb) alınmakla birlikte bu birimlerden hangilerinin yerel mutfağı temsil ettiğine dair bir bilginin girilmemiş olmasıdır.

Gereksiz fazla bilgi bir turizm rehberinin kullanımını zorlaştırır

5. Hazırlanan Dijital Turizm Envanteri‘nin bir envanter mi; yoksa İzmir’e gelecek yerli ve yabancı turistler için bir rehber mi olduğu belli değildir. Çünkü gerçekleştirilen çalışma bir envanter için gerekli olan birçok bilgiyi kapsamamakta, diğer yandan da bir rehber olarak gelecek yerli ve yabancı turistin kafasını karıştıracak kadar fazla bilgiyi kapsamaktadır.

Gastronomi ve Konaklama başlıkları altında toplanan lokanta, restoran, otel, motel, tatil köyü, hostel, pansiyon gibi tesislerin kaç oda ve yatağa sahip olduklarıyla yeme içme mekanlarının kapasitelerinin belirtilmemiş olması bu eksikliğin en belirgin örnekleridir. Yapılan çalışma şayet bir envanter çalışması ise başta bu bilgiler olmak üzere daha birçok bilginin bu envanterde yer alması gerekir.

İzmir’e gelen yerli ya da yabancı turistlerin yemek yiyip konaklayacağı yeri belirlemek için 612 adet lokanta, restoran ya da 435 adet konaklama tesisi arasında nasıl zor ve uğraşçı bir seçim yapacağı da kolaylıkla tahmin edilebilecek bir durumdur.

Rehber olarak nitelenen envanterdeki birimler coğrafi konuma göre gruplanmamıştır

6. http://www.visitizmir.org adresindeki Dijital Turizm Envanteri‘nin diğer önemli bir eksikliği ise, 13 başlık altında toplanan 2.083 envanter biriminin bulunduğu coğrafi mekanlar (bölge, ilçe, mahalle) dikkate alınmaksızın karmaşık bir şekilde listelenmiş olmasıdır. Envanterin mobil uygulamasında ilçeler ölçeğinde liste çıkarmak mümkün olmakla birlikte, bunun masaüstü bilgisayarlarda kullanılması mümkün olmamaktadır.

Oysa turist, tüm ihtiyaç ve tercihlerini bulunduğu yeri, mekanı dikkate alarak yapar. O nedenle tüm envanter birimlerinin, aynen dünyaca tanınan Foursquare uygulamasında olduğu gibi kullanıcının konumunun dikkate alınması suretiyle sunulması doğru olacaktır.

İzmir’le ilgili birçok yer ve cazibe noktası envantere dahil edilmemiştir

Dijital Turizm Envanteri‘nin 13 başlığı itibariyle envantere dahil edilmesi gereken birçok envanter biriminin unutulduğu ya da fark edilmediği; ayrıca, birimlerle ilgili açıklamalarda büyük yanlışlıkların yapıldığı belirlenmiştir.

2.083 envanter birimini kapsayan İnternet sayfasını incelediğim 1-7 Mart 2021 tarihlerinde arasında envanterde olması gerektiğini belirlediğim 103 tarihi, arkeolojik, kültürel taşınmaz değerin ortaya çıkması bu büyük eksikliğin en somut örnekleridir. Aliağa Güzelhisar’da bulunan Balaban Paşa Camisi ile Hacıömerli Köyü halk kültürü derlemeleri, Balçova’da İnciraltı Doğal Sit Alanı ile Teleferik tesisleri ve piknik alanının, Bayındır tarihi tren istasyonunun, Bayraklı Turan’da yeni restore edilen Braggiotti Köşkü‘nün, Bayraklı’daki Saint Antoine Kilisesi‘nin, Atatürk Ormanı‘nın, Bergama’da Elaia ve Perperene antik kentlerinin, Bornova’da Peterson Köşkü ve bahçesinin, Doğanlar Şapeli‘nin ve Suphi Koyuncuoğlu Lisesi‘nin, Buca’da Hasanağa Bahçesi Doğal Alanı‘nın, Değirmen‘in ve Aziz İlyas Manastırı‘nın, Çeşme’de tescilli sakız ağaçlarının, Dalyan Kilisesi‘nin, tarihi Karabina, İstanbul ve Rasim Palas otelleriyle Pondopulp olarak anılan tarihi sahil lokantasının, Çiftlik’teki Rum mezarlığı ve kemik odasının, (Ildırı) Erythrai’deki Hippoi adalarının, Alaçatı’daki St. Triada Kilisesi kalıntılarının, Aziz Nikoli Manastırı Sarnıcı‘nın, Zoodohos Pigis Kilisesi olarak bilinen Dalyan Camisi‘nin, Çiğli’de Gediz Deltası Sulak Alanı’ndaki yılkı atlarının, Dikili’deki Karagöl krater gölü ile Kanai antik kentinin, Foça’da Akdeniz foklarının yaşadığı Siren Kayalıkları ile Agios Giorgios Kilisesi‘nin ve Sazlıca Rum köyü kalıntılarının, Gaziemir’deki tarihi tren istasyonu ile William Sherard botanik bahçesinin, Karabağlar’da Kavacık köyü ile Akçakale ören yerinin, Karaburun’da Saip köyünün, Karşıyaka’da Yamanlar Piknik Alanı ile Karşıyaka Belediyesi’ne ait Yamanlar Gençlik Merkezi‘nin, Kemalpaşa’daki Ulucak Höyük ile Nymphaion Kalesi‘nin ve Karabel Hitit Rölyef ve Yazıtları ile 9 ayrı mesire alanının; ayrıca Ulucak Aquaparkı‘nın ve Nif Şarap Bağları‘nın, Kınık’taki Asar Kale ile Kaleköy kent kalıntısının, Konak’taki Roma Dönemi yol kalıntısının, Altınpark Arkeoparkı‘nın, Shalom Havrası’nın, Atatürk Lisesi ile Ali Paşa Şadırvanı‘nın, Araphanı‘nın, Dönertaş Sebili‘nin, Halkapınar’daki Diana Hamamı kalıntılarının, Hilal İstasyonu’nda “Takatuka” adıyla anılan (Diamondcross) 90 derecelik tren yolu makasının ve Ticaret Odası Müzesi‘nin, Menderes’teki Notion antik kenti ile Keler Roma Hamamı‘nın, Menemen’deki Panaztepe antik kenti ile Surp Sarkis Ermeni ve Agios Konstantinos Rum kiliselerinin, Görece (Temnoz) kalesinin, Narlıdere’deki 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Yenikale‘nin, Ödemiş’teki Hypaipa antik kenti ile Yılanlıkale‘nin, antik Sardeis-Ephesos Pers Yolu‘nun, Bozdağ Kayak Evi‘nin, Gölcük Prenses Oteli‘nin, Kayaköy’deki Çakırcalı Evi‘nin, Seferihisar’daki Lebedos antik kenti ile Karaköse, Cuma ve Karakoç kaplıcalarının, Selçuk’taki Dünyanın 7 harikasından biri olduğu söylenen Artemis Tapınağı kalıntıları ile St. Paul Hapishanesi ve sur duvarlarının, Şirince’deki aşağı (Demetrius) ve yukarı (Vaftizci Yahya) kiliselerinin, Çamlık Atatürk Müzesi‘nin, Karina’nın, Şirince Nişanyan Evleri ile Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesi’nin, Torbalı’daki Hipodrom‘un, Abdülhamit Köşkü‘nün ve PTT’nin bahçesindeki Mantar Meşesi ağacının, Urla’daki Limantepe Höyüğü’nün, İçmeler, Airai (Demircili) antik kenti kalıntılarının, Gülbahçe Ilıcası’nın, Urla adalarının (Uzunada, Yassıca, Pırnallı, Hekim, İncirli), Bademler Musa Baran Çocuk Oyuncakları Müzesi‘nin, Söğüt Mevkii / Köyü Kutsal Alanı ile Çılga Koyu ve mağarasının, Buğday Dergisi‘nin WWOOF Türkiye & TaTuTa organik çiftliği olarak faaliyet gösteren Urla Yağcılar Sevgi Ana ve Adnan Erdoğan Organikoop Permakültür çiftliklerinin envanterde yer almaması, buraların çoğu İzmirli tarafından bilinip tanınması açısından büyük eksikliktir. Ayrıca Ege Üniversitesi’nin TÜBİTAK projeleri çerçevesinde hazırladığı Nif (Kemalpaşa) Dağı bitki envanterlerinden yararlanılmamış olması da yapılan çalışmanın büyük bir eksikliğidir.

Dijital Turizm Envanteri‘ndeki yanlışlıklara gelince…

Yapımına karşı çıkan uzun toplumsal mücadeleler sonucunda yapılan Yortanlı Barajı nedeniyle sular altında kalmış olan Allianoi antik kentine, gidilip gezilebilecek bir yer olarak Dijital Turizm Envanteri‘nde yer verilmesi… Açıklayıcı metinde belirtilmiş olmasına karşın şu sıralarda betonlanarak yok edilmiş olan Çaltılıdere Sulak Alanı‘nın, uzun süredir bakımları yapılmadığı için kullanım dışı kalan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Kayıkları‘nın yer alması, Buca’daki Protestan Saint Mary Kilisesi‘nin “Protestan Baptist Kilisesi” olarak, açıklamaya ekli görsellerde “Latin Katolik Kilisesi” tabelası gözüktüğü halde All Saints İngiliz Protestan Kilisesi‘nin “St. Babihist Kilisesi” olarak adlandırılması, halen inşaat halinde olup subasmanı düzeyine bile çıkamamış olan İzmir Opera Binası’nın envanterde yer alması, Karşıyaka’da otel olarak yenilenen eski Vilayetler Evi‘nin, Mavişehir’deki Atılgan Royal gökdeleninin önündeki alana, baktığımız hiçbir haritada rastlamadığımız “Angalya Burnu” isminin bilimsel dayanağı konusunda hiçbir bilginin verilmemiş olması, asıl adı “St John Avengelist Kilisesi” olan yerin “Saint John the Evangelist Anglican Kilisesi” olarak yazılması, Konak Meydanı’nın ismi yakın zamanda İzmir Büyükşehir ve Konak belediye başkanlarının katılımı ile gerçekleşen bir törenle “Konak Atatürk Meydanı” olarak değiştirildiği halde “Konak Meydanı” olarak envanterde yer alması, Urla Karantina Adası’ndaki “Tahaffuzhane Müzesi” adının “”Tahaffuzname” olarak yazılması, Doğa Derneği’nin yaptığı gözlemlere göre Gediz Deltası’nda bugüne kadar 298 adet kuş cinsine rastlandığı ve bunların en önde gelenleri flamingolar, tepeli pelikan, akça cılıbıt, küçük kerkenez, mahmuzlu kızkuşu, Akdeniz martısı, küçük sumru ve Hazar sumrusu olduğu halde Dijital Turizm Envanterine sadece “Uzunbacak” isimli kuşun alınması, Gediz Deltası’nda “Degaj” olarak adlandırılan bölgedeki endüstriyel miras niteliğindeki TEKEL binası ve iskeleler hakkında yeterli düzeyde tarihi bilginin verilmemesi, hiçbir turistik değeri olmayan Çiğli Pompa İstasyonu‘na yer verilmesi gözümüze çarpan ilk ve belirgin yanlışlıklardır. Muhtemeldir ki bu yanlışların sayısı derinlemesine yapılacak bir araştırma ile daha da artacaktır.

Ünlü Baedeker’s seyahat rehberleri… İstanbul ve Küçük Asya (Anadolu)

Turizm rehberi olarak tanımlanan envanterdeki ölçek ve kriter sorunu

8. Bir envanteri envanter yapan şey envantere dahil edilmesi gereken tüm envanter birimlerinin dikkate alınıp listelenmesi, bir turizm rehberini de rehber yapan şey yüzlerce; hatta binlerce turizm değeri içinden turistin değer verebileceği şeyleri belirleyip öne çıkarması ve turiste, “git bunu görmeni, tatmanı, hissedip yaşamanı öneriyorum” şeklinde öneride bulunmasıdır.

Bu anlamda bir turizm rehberi kentteki tüm lokantaları, restoranları, otelleri listeleyip ortaya koymaz. Öncelikle bunlar arasında sunulan hizmetin kalitesini ayırt edebilecek kriterler belirleyip belirlediği kriterlere uygun olanları ön plana çıkarır.

Oysa ayrıntılı olarak incelediğimiz Dijital Turizm Envanterinde ne bu kentteki lokanta, restoran ve otellerin tümü listelenmiş ne de bunlar arasında bir ayrım yapılarak bir bölümü öne çıkarılmış ve önerilmiştir.

Bu anlamda Dijital Turizm Envanterinin bu haliyle ne envanter ne de rehber olmadığı; envanter ile rehber arasında bir yerde durduğunu söyleyebiliriz.

Olmayan beğenilerle kimin kandırılması istenmektedir?

9. Hazırlanan Dijital Turizm Envanteri‘nde bulunan her bir birime ait sayfada dört tanesi açık sarı, bir tanesi açık gri renkte olmak üzere yan yana beş yıldızın konulduğu ve bu yıldızların yanına, yine her birim sayfasında 4,0 rakamının yazıldığı görülüyor.

Anlaşılan o ki, bu yıldızlar ve 4,0 rakamı o sayfanın beş puan üzerinden beğenildiğini göstermek üzere konulmuş. Ancak henüz hiçbir envanter birimi ve ona ait sayfada tek bir yorum yokken ve İnternet sayfası çok bir yeni bir tarihte yayına alındığı halde her bir sayfada “iyi” anlamına gelen 4,0 rakamının yazılarak dört yıldızın açık sarı renkle işaretlenmesi İnternet sayfasını ya da mobil uygulamayı inceleyen, hatta buradaki öneri ve beğenilerden yararlanmak isteyen insanları aldatmaya dayalı, etik değer ve kurallara aykırı “basit” bir tutum değil midir?

Dijital Turizm Envanteri öncelikli hedef kitle ve onun kullanım alışkanlıkları dikkate almadan hazırlanmıştır.

10. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün yayınladığı turizm istatistiklerine göre son yıllarda İzmir’e gelen turistlerin ülkelere göre dağılımında birinci sırayı Almanlar, ikinci sırayı İngilizler, üçüncü sırayı Hollandalılar, dördüncü sırayı Ukrayna vatandaşları, beşinci sırayı Fransızlar, altıncı sırayı Beyaz Rusya (Belarus) vatandaşları işgal ettiği halde; “Dijital Turizm Envanteri“nin sadece Türkçe ve İngilizce dillerinde hazırlandığı, envanter üzerinde bir yorum yazmak, bir değerlendirme yapabilmek için de önceden kayıt olma esasına dayalı üyelik sisteminin getirildiği belirlenmiştir.

Dijital Turizm Envanteri ile ilgili açıklamalarda İngilizce ve Türkçe şeklindeki iki ayrı dilin önümüzdeki günlerde arttırılacağı belirtilmekle birlikte; bu işin bir an önce ilk sıraya Almanca, Flamanca ve Rusça gibi dillere vermek suretiyle gerçekleştirilmesi; ayrıca, böylesi bir envantere ülkemize gelip ayrılan yabancı turistlerin üye olup izlemesi mümkün olmayacağı için kullanımın herkese açık olması uygun olacaktır.

Peki o halde, tanıtımı yapılan bu değerleri kim koruyup kollayacak?

11. İzmir kamuoyunun çevre mücadeleleri konusunda yakından tanıdığı arkadaşımız Avukat Şehrazat Mercan, bu yazıyı yazdığım 18 Mart 2021 Perşembe günü saat 21.24’de Facebook’taki hesabından aşağıdaki çağrıyı yaptı:

İyi akşamlar, Sığacık Koyu’nda 5. ÇED Olumlu kararını mahkemede iptal ettirdik. Daha gerekçeli karar yazılır yazılmaz, aynı lokasyon için, yeni karar almak üzere, aynı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünde, 22. Mart.2021 Pazartesi günü İDK toplantısı yapılacakmış. İşte bu toplantıya itirazlarımızı bir kez daha iletmek için Altınköy Koyunu Koruma Derneği (AKKOY) bir imza kampanyası başlattı. İmzaların atıldığı dilekçeyi, avukatları olarak ben hazırladım. Bu deniz yani Sığacık Koyu, yalnızca Seferihisar ve Urla Halkının yararlandığı bir deniz ve kıyı alanı değil. Yaz oldu mu dolup taşıyor. Eminim bu satırları okuduğunuzda;… ben de yaz gelse de denize gitsem… dediğiniz yerler, plajlar. Ekmeksiz, Akarca, Akkum Plajları. Azmak, Altınköy, Demircili, Melengeç, Muhtarın yeri, Papaz Koy, Gökliman… Buralar sizin de deniziniz, kıyınız. Aşağıdaki dilekçeye tıkladığınızda, imzalanacak bölüme ulaşabilirsiniz. İmzaları atar gönderirseniz, internet üzerinden. Yarın AKKOY Dernek Başkanı Sunday Özgen postaya verecek. Hepimiz adına imzaları yetiştirmiş olacak. Bakarlar mı? Bilemeyiz. Biz gönderelim de…Belki gelecek kuşaklara temiz bir denizi bırakmış oluruz.

Sevgili Şehrazat Mercan‘ın Seferihisar ve Urla‘daki kıyıları, koyları korumak amacıyla Altınköy Koyunu Koruma Derneği‘nin başlattığı imza kampanyasının amacı Sığacık Koyu, Ekmeksiz, Akarca, Akkum plajları ile Azmak, Altınköy, Demircili, Melengeç, Muhtarın Yeri, Papaz Koy ve Gökliman; hemen hepsi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kalkınma Ajansı‘nın ve İzmir Vakfı’nın birlikte hazırladığı Dijital Turizm Envanteri‘nde yer alan, yerli ve yabancı turistlere buralara gidin görün denilen yerlerdi…

Ama ne açılan imza kampanyalarında ne de davalarda ve bu davalarda ödenen binlerce liralık bilirkişi ücretlerinin toplanması için yapılan imecelerde bu üç kurumun adına dahi rastlanmıyordu… Geçmişte Allianoi antik kenti, İzmir Körfezi Geçiş Projesi ve Çaltılıdere Sulak Alanı gibi mücadele ve davalarda nasıl ilgisiz kalıp yok olduysalar; bugün de yoklar, Dijital Turizm Envanteri‘ne aldıkları doğa harikası bu yerleri korumak için dava açmadıkları gibi açılan davalara müdahil olmak bile istemiyorlar….

Konu ile İlgili Okuma Listesi

Ahmet Vatan; Bilecik İlinin Turizm Envanteri, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı 53, Eylül 2017, sayfa 183-205

Balıkesir Turizm Envanteri ve Strateji Çalışması, Güney Marmara Kalkınma Ajansı ve Balıkesir Üniversitesi, Eylül 2019, 85 sayfa.

Demet Ulusoy Binan, Miras 3, Bergama Kentsel Kültür Varlıkları Envanteri ve Çözümlemesi, Ege Yayınları, Bergama 2018.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri, 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2004, Sayı 3, sayfa 31-74.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri, 2004, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005, Sayı 4, sayfa 79-110.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kentsel Kültür Varlıkları Envanteri, 2005, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005, Sayı 5, sayfa 57-102.

İzmir Turizm Tanıtım Stratejisi ve Eylem Planı 2020-2024, İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Vakfı, 2021, İzmir, 199 sayfa.

Eti Akyüz Levi; İzmir Kentsel Kültür Varlıkları Envanter Raporu, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2003 Sayı 1, sayfa 46-89

Eti Akyüz Levi; Kemeraltı (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2004, Sayı 3, sayfa 75-124.

İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri, 3 Cilt, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İzmir-2012.

Sedat Emir, Zeynep Durmuş Arsan, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Kırsal Mimarlık Envanteri 2004 Yılı Çalışmaları: Çullu ve Hisarcık Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005 Sayı 4, sayfa 161-186.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2004 Yılı Çalışmaları: Çullu Köyü, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2005 Sayı 4, sayfa 187-202.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2005 Yılı Çalışmaları: Hisarcık, Ambarseki ve Saip Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005 Sayı 5, sayfa 117-134.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2006-2007 Yılı Çalışmaları: Eski Mordoğan, Çatalkaya, Hacılar, İnecik, Kösedere ve Eğlenhoca Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2007 Sayı 6, sayfa 151-196.

Van Kültür ve Turizm Envanteri (Doğal Değerler 2), Van Valiliği, 2014, Van, 23 sayfa.

Zafer Derin, Atila Batmaz, Bornova-Kemalpaşa (İzmir) Arkeolojik Envanteri, 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2004, Sayı 2, sayfa 75-100.

İzmir turizmi adına uzun ince bir yol… (1)

Ali Rıza Avcan

Envanter hazırlamak işi, benim en iyi yaptığım işlerden biri. Özellikle de kalkınma ajanslarının desteklediği projeler kapsamında hazırlanan turizm envanterlerini düzenleme işi…

Çünkü 2012 yılında şimdi mevcut olmayan Marmaris Turizm Altyapı Hizmet Birliği‘nin (MARTAB) Güney Ege Kalkınma Ajansı‘ndan (GEKA) aldığı destek çerçevesinde her biri kendi alanında uzman olan ekibimle birlikte Marmaris‘in 15 köyü (Adaköy, Akçapınar, Bayır, Çamlı, Çetibeli, Gökçe, Hisarönü, Karacasöğüt, Orhaniye, Osmaniye, Selimiye, Söğüt, Taşlıca, Turgut ve Yeşilbelde) ile ilgili kırsal turizm envanterini hazırlamış; ayrıca, bu 15 köyün uluslararası düzeydeki kırsal turizm potansiyelini belirlemek amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde bir araştırma çalışması yapmıştım.

Verilen küçük bir bütçe içinde, envanteri oluşturacak bilgilerin belirlenip derlenmesinden çok, ortaya çıkan sonuçların büyük renkli görseller ve parlak broşürlerle tanıtılmasına daha fazla önem verilmesi suretiyle hem kırsal turizm envanterinin nasıl yapılması ya da yapılmaması konusunda derin bir deneyim kazanmış, hem de envanter kavramının bu topraklarda gerçekten bilinmediğine ve ciddiye alınmadığına tanık olmuştum. Ama yaşadığım bütün bu olumsuzluklara karşın, şikayet etmeyip aldığımdan çoğunu vermek suretiyle Marmaris’in 15 köyüne ait kırsal turizm envanterini süresi içinde hazırlayarak yaptığım işe önem verdiğimi göstermiştim.

Oysa envanter kavramı ve envanter düzenlemek ciddi bir işti. Adeta cep, kasa, ya da deponuzdaki para ya da malınızın ne kadar olduğunu öğrenmek için yaptığınız sayım kadar önemli bir işti.

Latince inventarium sözcüğünden türeyen ve çoğu kez ticari anlamda kullanılan envanter sözcüğü sözlüklere göre “mal sayımı” ya da “mal sayımın gösteren liste ya da defter” anlamına geliyor. Aynı sözcüğü ticari anlamda “bir işletmenin para, değerli kâğıtlar, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarıyla alacaklarını ve borçlarını oluşturan bütün öğeleri miktarları ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme işlemi” olarak tanımlayanlar da var.

Bu anlamda düzenleyeceğimiz tüm envanterler, sahip olduğumuz varlıkların sayı, nitelik, yer ve farklılık gibi özelliklerini ortaya koyup yapılacak güncellemeler suretiyle bu özelliklerin değişimini izler.

Bir kentteki mevcut yapıların ya da bir botanik bahçesindeki bitki ve ağaçların sayı, yer ve özellikleri, tarih ve arkeoloji anlamında sahip olduğunuz tarihi yapılar, yollar, köprüler, kentler, tapınaklar ve benzerleri hazırlanan envanterlerin konu ve içeriğini oluşturur.

Tüm sahip olunanları belirleyip listelemek envanter çalışmasının ilk aşamasıdır. İkinci aşama ise sahip olup sürekli güncellediğiniz envanterlerdeki varlıkları birbirleriyle mukayese ederek az bulunma ya da farklı olma kriterlere göre ayırıp öne çıkarma amacı ile ilgilidir. Çünkü o varlıklar, diğerlerinden farklı olması ya da az bulunması gibi nedenlerle kendi değerlerini arttırıp sahip olanlar için önem ve öncelik kazanmaya başlarlar. Aynen envanteri çıkarılmış bir tablo koleksiyonunun içindeki Mona Lisa tablosunun diğerlerinden daha değerli hale gelmesinde olduğu gibi…

O nedenle envanter sözcüğü ve bu sözcüğün eyleme dönüşmüş haliyle “varlıkları belirleme” —> “tanımlama” —> “sayma” —> “değer biçme” —> “güncelleme” aşamalarından oluşan bilgi üretimi anlamına gelen envanter yönetimi önemli ve öncelikli bir iştir….

Fotoğraf: Andreas Gursky, 99 Cent II Diptychon

Envanter düzenleme işinin belediyelerde akla gelen ilk örneği ise sahip olunan nakdi ya da ayni mal varlıklarının belirlenip listelenmesi işlemidir. Bir belediyenin sahip olduğu arsa, arazi ve araçların envanterinin hazırlanması ya da o kentteki yapıların envanterinin çıkarılması hepimizin bildiği klasik uygulamalardır.

Bir adım daha öteye gidersek, karşımıza bu kez de yine belediyelerin düzenlediği “taşınmaz kültür varlıkları envanteri“, “somut olmayan kültürel varlıklar envanteri, “taşınır kültür varlıkları (tablo, heykel vb.) envanteri“, “doğal varlıklar envanteri” ve “turizm envanteri” gibi değişik envanter çeşitleri çıkar. Hepsinin amacı da belediye sınırları içindeki bazı değer ya da varlıkları belirleyerek bunlardaki gelişmeleri izleyip yönetmektir.

Bu anlamda geçtiğimiz 4 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in İzmir’in “Dijital Turizm Envanteri“ni tamamladık haberini duyunca konuyla yakından ilgili ve bilgili bir İzmirli olarak sevindim ve bu sevincimi söz konusu envanterin adresi olarak gösterilen http://www.visitizmir.org isimli İnternet sitesini açarak ve aynı ismi taşıyan mobil uygulamayı telefonuma indirerek köşe bucak incelemeye başladım.

Çünkü envanter çıkarmanın; özellikle de çok değişik alanlarda yapılan turizm için güncel bir envanter çıkarmanın ve bu envanterdeki bilgileri sürekli güncellemenin ne kadar zor olduğunu bilip konuya ciddiyetle yaklaştığım için sahip olduğum bilgi, birikim ve deneyimi yapılmış bir uygulamayı inceleyip; daha doğrusu, “tersten okuyarak” geliştirmeye çalıştım.

Ancak bu analiz çalışmasına başlamadan önce “Visit İzmir” isimli “Dijital Turizm Envanteri“nin hangi makro çalışmanın içinde yer aldığını ve bir mikro çalışma olarak turizm alanındaki makro çalışmalarla bağlantısını öğrenmeye çalıştım. O nedenle, bu çalışmanın İzmir Kalkınma Ajansı‘nın desteği çerçevesinde birlikte yapıldığı ifade edildiği için bu projede çalıştığını öğrendiğim bilişim şirketleriyle ve proje içinde yer almış arkadaşlarımı arayarak onlardan ek yeni bilgiler almaya çalıştım.

Yeniden gözden geçirdiğim ve edindiğim yeni bilgilere göre bu projenin başlangıcı İzmir Kalkınma Ajansı‘nın kurulduğu ilk yıllarda Art Group / Wolffs Olins, Blue Group, American World Services, TNS Global, Kıta Tasarım Reklam ve Danışmanlık grubuna hazırlattırılan “İzmir Kentsel Pazarlama Stratejik Planı 2010-2017” çalışmasına kadar gidiyordu. O tarihlerde aldığımız haberlerden hatırladığım kadarıyla bu çalışmayı hazırlayan ekibin adı İngilizce firma isimleriyle yaldızlanmış olmasına karşın, asıl işin adres olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni gösteren bir Türk şirketi ve ekibi tarafından yapıldığını biliyorduk.

Daha sonra devreye Yaşar Üniversitesi‘nin 23 Aralık 2012 tarihinde yaptığı İzmir Turizm Stratejisi Çalıştayı ile bu çalıştay sonrasında düzenlenen Şubat 2013 tarihli 65 sayfalık İzmir Turizm Mevcut Durum Raporu girdi.

Daha sonra konu uzun bir süre dondurucuya konulup unutulduktan sonra İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yeni bir duyurusu ile 12 Nisan 2019 tarihinde “İzmir Kalkınma Ajansı İzmir Turizm Stratejisi ve Eylem Planı Hizmet Alımı İşi“nin ihale edileceğini ve söz konusu planın ihaleyi alacak firma tarafından 9 ay içinde bitirileceğini öğrendik.

İhale sonuçları İzmir Kalkınma Ajansı kaynakları tarafından açıklanmamış olmakla birlikte, işi üstlenen İstanbul/Kadıköy kaynaklı Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘nin İnternet sayfasından hem 13.11.2019 tarihli İzmir Turizm Destinasyonları Envanter Çalışması‘nın üç ayrı boyutta (Deniz ve Kıyı Turizmi, İnanç Turizmi ve Kültür ve Tarih Turizmi) hazırlandığını hem de “İzmir Turizm Stratejisi ve Eylem Planı 2020-2024“nın hazırlandığını, plan hazırlığı kapsamındaki bütün bu işlerin Ömer Yılmaz, Cansu Çekli, İlayda Büyükgaga ve eski Arkitera Mimarlık Merkezi‘ndeki ekipleri eliyle gerçekleştirildiğini öğrendik.

Daha sonrasında işin içine eski adıyla İzmir Turizm Tanıtım Vakfı, yeni adıyla İzmir Vakfı‘nın girip işi üstlenmesi üzerine, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın adeta çalışmalardan çekildiği anlaşılıyor. Çünkü İzmir Vakfı tarafından basıma hazırlanıp “İzmir Tanıtım Turizm Stratejisi ve Eylem Planı 2020-2024” adıyla yayınlanan belge, İzmir Kalkınma Ajansı‘na ait İnternet sayfasının “Strateji ve Analizler” bölümünde bulunmadığı gibi, planın İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nun Şubat 2020 tarihli toplantısındaki tanıtımının da İzmir Vakfı Genel Müdürü ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Dr. Güven Eken tarafından yapıldığı görülüyor. Anlaşılan o ki, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın ihale edip yaptırdığı plan şu an itibariyle İzmir Vakfı tarafından sahiplenilip uygulanmaya çalışılmakta.

2019 yılında İzmir Kalkınma Ajansı tarafından Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘ne ihale edilen ve 2021 yılında İzmir Vakfı tarafından sahiplenilip yayınlanan “İzmir Tanıtım Turizm Strateji Planı ve Eylem Planı 2020-2024” belgesine baktığımızda da, yazımızın konusunu oluşturan İzmir Turizm Envanterinin Düzenlenmesi işinin 6 öncelikli alandan oluşan planın 25 stratejik amaç ve 128 hedefi arasında yer aldığını; planın “(3.2) Visit İzmir Dijital Turizm Altyapısının Hazırlanması ve Tanıtılması” başlıklı stratejik amaç kapsamında yer alıp; İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı‘nın sorumlu olarak gösterildiği “(3.2.1) Visit İzmir İnternet Sitesinin Farklı Dillerde İzmir Görsel Kimliğini Yansıtacak Şekilde Güncellenmesi” ve “(3.2.2) Visit İzmir Mobil Aplikasyonun Hazırlanması” başlıklı iki stratejik hedefe 2020 yılında, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İzmir Vakfı‘nın sorumlu olarak gösterildiği “(3.2.3) İnternet Sitesi ve Mobil Aplikasyonun Dijital Platformlarda Tanıtılması” başlıklı stratejik hedefe ise 2020-2024 dönemde ulaşılacağı belirtilmiştir.

İzmir Tanıtım Turizm Stratejisi Planı ve Eylem Planı“nın 2020-2024 dönemi içindeki uygulama başarısını ölçmek amacıyla geliştirilen performans göstergelerine baktığımızda ise;

1) 2020 yılında 2.000 adet olarak belirlenen destinasyon envanteri veri sayısının 2021 yılında 1.500, 2022 yılında 500, 2023 yılında 500 ve 2024 yılında 500 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 5.000 adete ulaşması,

2) 2020 yılında 2.000 adet olarak belirlenen görsel veritabanı sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında 1.00 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 6.000 adete ulaşması,

3) 2020 yılında 250 adet olarak belirlenen kültür, tarih ve arkeoloji envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021 ve 2022 yıllarında 100, 2023 ve 2024 yıllarında da 50 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 550 adete ulaşması,

4) 2020 yılında 35 adet olarak belirlenen inanç envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021 yılında 25, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 20 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 120 adete ulaşması,

5) 2020 yılında 80 adet olarak belirlenen deniz ve kıyı envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 20 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 160 adete ulaşması,

6) 2020 yılında 550 adet olarak belirlenen doğa ve gastronomi envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 100 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 950 adete ulaşması,

7) 2020 yılında 350 adet olarak belirlenen konaklama envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 100 adetlik artışla 750 adete ulaşması,

Hedeflenmiş, böylelikle bu sayılara ulaşılması durumunda plan uygulamasının başarılı olacağı ifade edilmiştir.

Devam Edecek…

Komisyon demokrasisi…

Ali Rıza Avcan

Uzunca bir zamandır İzmir Büyükşehir Belediyesi ile diğer ilçe belediyelerinin Youtube hesaplarından canlı yayınlanan meclis toplantılarını izliyor, o kayıtları indirip arşivliyor ve onca yıldır bu işin içinde olmama karşın şu an uygulanmakta olan toplantı ve karar alma sistematiğini anlamaya, alınan kararın ne anlama geldiğini çözmeye; başkan, meclis üyeleri ve grup sözcüleri arasındaki diyalogların gerçek anlamını analiz etmeye çalışıyorum. Hem de bir elimde oldukça ayrıntılı hazırlanıp 9 Ekim 2005 tarih, 25961 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği“, diğer elimde de basılı meclis gündemleri olduğu halde…

Meslek hayatımda büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyesi olmak üzere yüzlerce belediye meclisinin kararlarını, karar özetleri defteriyle tutanaklarını inceleyip teftiş etmiş, herhangi bir eksiklik ya da yanlışlık bulduğumda bu hususu teftiş raporunda belirtmiş ya da usulsüz bir karar alınmışsa soruşturma açmış biri olarak temsili demokrasinin kurumu olarak gösterilen belediye meclislerindeki canlı yayınlara yansıyan görüşme ve karar alma süreçlerinin katılımcı ve çoğulcu demokrasi ile şeffaflık, bilgi edinme hakkı ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından çok kötü bir noktada olduğunu düşünüyorum.

Merkezi yönetimi uzun yıllardır elinde tutan AKP iktidarının bir zamanlar bu hususlara önem veren tavrından vazgeçerek artık güvenlikçi politikalara yöneldiğini, katılım, şeffaflık, bilgi edinme hakkı, hesap verebilirlik gibi bir kavramlarla bir ilişkisi kalmadığını bildiğim için hem onların yönetimindeki belediyelerde bu saatten sonra bu konularda bir iyileşme olmayacağını hem de bu yozlaşmayı gidermek, belediye meclisi görüşmelerini daha demokratik, daha şeffaf, daha katılımcı, daha hesap verebilir hale getirmek için yeni yasal düzenlemeler yapmayacaklarını biliyorum.

Bu anlamda sözüm, eleştirilerim ve önerilerim, seçim döneminde yerel demokrasiyi daha da geliştireceğini, belediye hizmetleriyle ilgili karar süreçlerini daha şeffaf hale getireceğini ifade eden CHP’li belediyelere, onların belediye başkanlarına ve meclis üyelerine; özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘e…

Çünkü bize bir söz verdiler, bu konuda çeşitli vaatlerde bulundular…Hem de para harcamayı gerektirmeyen, milyonluk bütçelere ihtiyaç duymayan küçük ama anlamlı adımlarla yapılacak cinsten…

Ama ilk olumsuz adım da onlardan geldi… Çünkü, şu an itibariyle riskli bulunduğu için kullanılmayan eski hizmet binasındaki büyük meclis salonunun arkasındaki izleyici sıralarını 2020 yılı içinde 320.000 liraya ihale edip kaldırtarak salonu daha lüks hale getirdiler ve meclis toplantıları “Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği“nin 11. maddesine göre halka açık olduğu halde halktan aynen İnternet kullanıcıları gibi meclis toplantılarını ekrandan izleyebilmesi için salonun dışında ekranlı bir izleyici salonu yaptırdılar… Hem de İzmir Kent Konseyi Başkanı‘na toplantıları izlemesi için meclis salonundaki bir koltuğu lûtuf olarak sundukları bir dönemde…

2019 tarihli İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı aday kampanyasında, belediyeye ait meclis ve encümen kararlarıyla karar özetlerinin ve tutanakların; ayrıca bütçe, kesin hesap ve faaliyet raporlarıyla imar durum belgelerinin hem masaüstü hem de mobil uygulamalardaki e-belediye bölümlerinde yayınlandığı hususu, yeterince araştırıp öğrenilmediği için; dağıtılan seçim bildirgelerinde yer alan “Belediye Cebinizde” isimli seçim vaadi kapsamında “dört farklı mekanizma kapsamında özel bir mobil yazılımla İzmirlilerin öncelik ve tercihlerini karar alma süreçlerine dahil edeceğiz; Kararlar Cebinizde, Öneri ve Katkılar Cebinizde, Belediye Bütçesi Cebinizde, İmar Durumu Cebinizde” denilmiş olsa da eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde başlatılan bu uygulamalara devam edilmiştir.

Evet, İzmir Büyükşehir Belediyesi bugün kendisine ait 74 ayrı iletişim kanalı ve bunlara ek olarak Youtube hesapları üzerinden yaptığı canlı belediye meclisi toplantı yayınlarıyla; ayrıca bir havuz kapsamına alınıp desteklenen “yandaş” yerel basın kuruluşlarıyla bir dünya bilgiyi kamuoyuna aktarmakla birlikte; bunların, özellikle de belediye meclisi kararları, tutanakları, komisyon raporları, bütçe, kesin hesap, faaliyet raporları gibi okunup anlaşılması zor bilgi, belge ve kayıtların her sınıf ve kesimden halkın kolaylıkla okuyup anlayabilmesi ve bunun üzerinden bir fikir oluşturabilmesi için üslûp, dil ve içerik olarak sadeleşip anlaşılabilir olması için çaba gösterilmiyor. Bu karmaşık durum bazen öyle noktalara varıyor ki; bazı meclis üyeleri; hatta grup başkan vekilleri bile bazı kararların içeriğini anlamadığı için alınan kararın ne işe yarayacağını soruyor ya da 2017 yılında başıma geldiği gibi, bazı belediye meclisi üyeleri, “biraz önce belediye meclisinde bir konuda oy kullandım; ama oy verdiğim konunun ne olduğunu ben de bilmiyorum” diyebiliyor. Aynen Arapça bilmeyen birinin Kuran’ı anlayamamasında olduğu gibi…..

İsterseniz işe bu anlaşılmazlık halinden; daha doğru bir ifadeyle, belediye meclisindeki karar alma süreçlerinin yöntem, üslup, dil ve içerik yöntemiyle sonuçlarının anlaşılmaz hale gelmesi için yapılanları ele almakla işe başlayalım….

Demokrasinin özünü oluşturan fikir alışverişi ve tartışmalar komisyonlara teslim…

Görüp izlediğim kadarıyla belediye meclisi toplantıları önceden hazırlanan gündem çerçevesinde yapılıyor ve görüşmelerin gündemdeki madde numaralarına göre oylanması hususu her oturumun başında meclis üyelerince kabul edildikten bundan sonraki tüm süreçlerde sadece ve sadece madde numaralarından söz ediliyor. Buna gündem maddelerinin düzenlenmesi sırasında eklenen ve çoğu kez bilgi vermekten uzak, kuru bürokratik dili de eklediğimizde, hem belediye meclisi üyelerinin hem de toplantıyı izleyenlerin hangi konunun görüşüldüğünü anlamakta zorlandığı; hatta hiç anlamadığı bir durum ortaya çıkıyor.

Bunun sonucunda da, “görüşülen konu nasılsa komisyonda görüşülüp anlaşılacak ve biz de komisyonun görüşüne göre karar vereceğiz” düşüncesiyle gündem maddelerinin meclise sunulması sırasında hiç meclis üyesinin müdahalesi ya da katkısı olmuyor. Çünkü her gündem maddesi neredeyse istisnasız, meclis üyelerine daha fazla huzur hakkı ödensin düşüncesiyle komisyonlara havale ediliyor. Çünkü mevcut mevzuatta, kurulacak komisyonların sayısı ve konusu konusunda sınırlayıcı hiçbir hüküm bulunmuyor. O nedenle bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 176 meclis üyesine karşılık toplam 199 koltuğu olan 24 komisyon (meclis üyesi başına 1,13 koltuk), İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde de 312 meclis üyesine karşılık toplam 208 koltuğu olan 26 komisyon (meclis üyesi başına 0,66 koltuk) bulunmakta, neredeyse tüm kararlar bu bol sayıda koltuğa sahip komisyonlara sevk edilerek oralarda alınacak tavsiyesine göre karar alınmaktadır.

Bu anlamda belediye başkanı ile iktidar partisi grup sözcüsünün meclise gelen gündem maddelerinin hangi komisyonlara dağıtılacağı konusunda, tabii ki toplantı öncesinde diğer grup sözcülerinin görüşlerini almak suretiyle adeta bir trafik memuru gibi görev yaptıkları söylenebilir. İşte o nedenle Youtube’dan canlı bir meclis toplantısını izlemeye kalktığınızda meclis başkanlığı görevini yapan belediye başkanının ağzından en çok duyacağınız sözcükler şunlar olacaktır:

Kemal Bey, Selahattin Bey, Hakan Bey, 18 ve 19 nolu önergelerin Plan, Bütçe ve Tüketici Hakları komisyonlarına havalesini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler, etmeyenler. Oybirliği ile kabul edilmiştir. Teşekkür ederim.

Bu görüşe karşı, “meclis ile komisyonlar bir bütündür; sonuç olarak komisyonlar konuyu inceleyip görüş belirtiyor, meclis de kararını veriyor” şeklinde bir itiraz yapılabilir; ama bu itirazı yapanların unuttuğu en önemli husus, komisyon çalışmaların kamuya kapalı olmakla birlikte meclis çalışmalarının kamuya açık olmaması zorunluluğudur. Bu zorunluluğun en önemli nedeni de, meclisteki görüşülen konu ile ilgili farklı görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerin kamuoyuna açık bir şeffaflıkta yapılmasını sağlamaktır. Komisyonda ise birçok konu tartışılıp farklı fikirler beyan edilmekle birlikte bu görüşme ve tartışmaların kamuya açık olmaması nedeniyle kamuoyunun, diğer bir deyimle halkın karara esas olan farklı düşünceler hakkında bilgi edinmesi mümkün olmamakta; temsili demokrasinin temelini oluşturan anlayışa göre halkın kendi oyuyla seçtiği vekili hakkında bilgi edinmesi, onun nasıl davrandığı ve ne şekilde oy kullandığı konusunda bir fikri olmamaktadır. Alınan karardan bir süre sonra yayınlanan komisyon raporlarında farklı görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler üzerinden yapılan tartışmalar yerine sadece oybirliği ya da çoğunlukla alınan tavsiye kararının yazılması nedeniyle komisyonda yapılan görüşmelerin gelişimini görmek -ne yazık ki- mümkün olmamaktadır.

“Komisyon hemen toplansın, karar alsın!”

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 13 Şubat 2021 tarihli toplantısında bir örneğini gördüğümüz gibi, meclis toplantısı devam ederken meclis başkanı tarafından o toplantıda karara bağlanması gereken bazı acil konuların ilgili komisyonun hemen dışarıda toplanarak karara bağlanmasının talep edilmesi de; komisyon kararlarının gerektiğinde fazla düşünülüp danışılmadan alelacele alındığını, bu nedenle komisyonlardaki karar alma kalitesinin iyi ve doğru olmadığını gösteren kötü örnekleri oluşturmaktadır.

İmzalanan protokollerin komisyon kararları ile gizlenmesi…

Belediye meclisi tarafından komisyona havale edilen kararların bir kısmının, değişik kurum ve şahıslar arasında imzalanacak protokollerle ilgili olması durumunda ise bu anlaşmanın kurallarını gösteren protokollerin hiçbir şekilde yayınlanmaması nedeniyle şeffaflık, bilgi edinme hakkı ve hesap verebilirlik çerçevesinde halkın meclis ve komisyon kararlarını denetlemesi mümkün olmamaktadır. Örneğin hem geçen yıl hem de bu yıl İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Güven Eken‘in işin başında olduğu İzmir Vakfı ile yapılan protokoller ve bu protokollere göre İzmir Vakfı‘na aktarılan kamu kaynakları hakkında bilgi edinmek mümkün olmamaktadır.

Yapılmamış işlerin yapılmış gibi gösterilmesi hem suç hem de ahlaki bir zaafiyettir…

Bizim bütün bu sorunlardan yakınıp çözüm önerileri bulmaya çalıştığımız günlerde basın kuruluşlarıyla sosyal medyanın gündemine yeni bir belediye haberi düştü. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 26 Ocak 2021 tarihli bu yeni haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, kısa adı DEMOS olan Ankara merkezli Demokrasi Barış ve Alternatif Politikalar Araştırma Derneği (www.demos.org.tr) ile İzmir Kent Konseyi arasında imzalanan bir protokolle Türkiye’de ilk kez İzmir’de hayata geçirilen http://www.izmir.referandom.com adlı dijital katılım ve izleme aracı projesi ile İzmir’in seçilmiş en yetkili kurumu olan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, şehrin geleceği ile ilgili kararların alındığı meclis toplantılarında, gündeme alınmış ve alınacak maddelerin bir eleme sürecinden geçirilerek online bir platform üzerinden kentlilerin oylarına sunulacağını ifade etti. 2019, 2020 ve 2021 yıllarına ait İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararları arasında yaptığımız taramada İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ya da İzmir Kent Konseyi’nin bu dernekle işbirliği yapmasına ilişkin bir kararın olmadığı belirlenmiş olup; bu projenin duyurulduğu tarihten 20 gün sonra sözü edilen http://www.izmir.referandom.com isimli İnternet sayfasına baktığımızda ise, sanki 13 Temmuz 2020 ile 12 Şubat 2021 tarihleri arasında sürede bu siteye yazılan (55) adet öneride bulunulduğu ve bu önerilerden sanki 48’i kabul, 3’ü de reddedilmiş gibi yanıltıcı bir bilgilendirmenin yapıldığı görülmektedir.

(TUİK) Türkiye İstatistik Kurumu‘nun işsizlik ya da hayat pahalılığı gibi konularda manipülasyon yapıp yanlış ya da saptırılmış veri yayınlamasında olduğu gibi, burada da 26 Ocak 2021 tarihinde tanıtım toplantısı yapılan bir İnternet sitesiyle, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 2020 Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık aylarıyla 2021 yılı Ocak ve Şubat ayları gündeminde yer alan bazı konular hakkında sanki halkın görüşüne başvurulup öneri toplanmış ve bu önerilerin halk tarafından oylanması sonucunda bazı konular kabul, bazıları da reddedilmiş gibi algı yaratılarak konusu aynı zamanda suç olan ahlaki açıdan sorunlu bir durum oluşturulmuştur.

Ama işin asıl ilgi çekici; daha doğrusu trajik diğer bir yönü ise asıl olarak Karabağlar Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olan Fikret Mısırlı‘nın girişimiyle hazırlanıp meclis gündemine alınan “Hayvan Hakları Daire Başkanlığı kurulsun” önergesinin Sokak Hayvanları, Plan Bütçe ve Çevre, Kent Konseyi ve Sağlık Komisyonlarından gelen oybirliği ile “kabul“, Hukuk Komisyonu‘ndan gelen oy çokluğu ile “red “kararları, 13 Şubat 2021 tarihli son meclis oturumunda tartışmalı bir görüşmenin arkasından reddedildiği halde; sanki bu gündem maddesinin görüşülmesi talebi İzmirlilerden geliyormuş “İzmir Büyükşehir Belediyesi Hayvan Hakları Daire Başkanlığı kurulmalıdır.” önermesinin, sonucu henüz açıklanmamış bir öneri olarak http://www.izmir.referandom.com İnternet adresinde bir soru olarak yer almış olmasıdır.

Bu çerçevede, halkın doğrudan doğrudan kendisinden gelen talepler yerine kendi belirlediği konular üzerinden kısıtlayıcı oylamalar yaparak “bakın, halk benim belirlediğim gündem maddelerinden şunu kabul etti, şunları da kabul etmedi” demek, bunun için projeler geliştirmeye kalkmak tam anlamıyla popülist, aldatıcı bir uygulamadır. Ayrıca mevzuatın “gündem, belediye başkanı tarafından belirlenir ve toplantı günü de belirtilerek üyelere en az üç gün önceden bildirilir” dediği koşullarda gündemin duyurulmasından sonra, -değiştirmeye kalkan belediye başkanı da olsa- değiştirilemeyeceği de bilinmelidir. O nedenle, yasal dayanağı bulunmayan ya da yasal olarak yapılması mümkün olmayan uygulamaları, “dijitalleşme“, “inovasyon“, “yaratıcılık“, “demokrasi 4.0” ve “demokrasiyi geliştirme” gibi şık sözcüklerle hayata geçirmeye kalkmanın beraberinde birçok sorunu getireceği de bilinmelidir.

Sonuç olarak;

İnsanların birey, grup ya da toplum olarak var olduğu her durumda, birbirlerine karşı nasıl davranıp neler yapacaklarını ya da yapmayacaklarını her zaman için önceden düzenlenmiş metin, sözleşme ya da yasaklamalarla belirlemenin mümkün olmadığını biliyoruz. Bu anlamda 2005 yılında oldukça ayrıntılı düzenlenmiş olan Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği‘nin de yer yer ya da zaman zaman yeterli olmayacağını, o kadar ince düşünülüp ayrıntılı düzenlenmiş kuralların bile zaman içinde yetersiz kalacağını ve her bir düzenleme, kural ya da yasaklamanın çiğnenip geçileceğini tahmin ediyoruz.

İşte bu toplumsal gerçeklikten hareketle toplumlar, gücü elinde tutan iktidar sahiplerinin düzenlediği uyarıcı, yönlendirici ya da emredici metinlerin yetersiz kalması durumunda kişi ya da gruplar arası ilişkilerde geçerli olmak üzere bir takım alışkanlıklar, töreler ya da gelenekler geliştirirler. Anglosakson kültürünün egemen olduğu Birleşik Krallık ülkelerinde toplumsal ilişkileri düzenleyen yazılı bir anayasanın olmayışının dışında, çoğu ilişkinin geleneğin getirdiği toplumsal alışkanlıklar çerçevesinde düzenlenmiş olması bu durumun en iyi örneğidir.

Bu çerçevede seçmenleri tarafından belirlenen vekillerin bir araya geldiği belediye meclislerinde ya da parlamentolarda; hatta toplumun diğer resmi, özel ve sivil kesimlerindeki benzeri oluşumlarda her türlü ilişkiyi önceden belirlenmiş kural ve yasaklamalar üzerinden belirlemenin yetersiz kalması nedeniyle her kurumun, her oluşumun kendine özgü gelenekler, alışkanlıklar oluşturduğunu ve bunları zaman içinde geliştirdiğini görürüz.

Şayet yazımıza esas olan büyükşehir ve ilçe belediye meclislerindeki çalışma usul ve esaslarının daha da demokratikleşmesi ve meclis içindeki demokrasi kültürünün daha da gelişmesi isteniyorsa, sadece meclis üyelerinin kendi aralarındaki özel ilişkileri değil; aynı zamanda seçmenleri gözündeki yerlerini sorgulaması, bu meclislerde yaptıklarının seçmenleri tarafından anlaşılıp anlaşılmadığını düşünmesi, tüm tutum ve davranışlarını seçmeninin anlayabileceği sadelikte yapmaya çaba göstermesi, bu çerçevede belediye yapılanmasında belediye meclisi üyeleri ile seçmenleri arasındaki ilişkileri geliştirecek düzenlemelerin yapılması yerinde olacaktır. Örneğin belediyelere ait İnternet sayfalarında yurttaşların nasıl belediye başkanlarına doğrudan ulaşmasını sağlayacak iletişim bilgileri verilip düzenlemeler yapılıyorsa, aynı şey belediye meclisi üyeleri için de yapılmalı, belediye meclisi üyesi-seçmen/halk arasındaki ilişkinin daha kaliteli bir düzeye gelmesi sağlanmalı, belediye meclisi üyelerinin de belediye başkanı kadar temsil gücüne sahip olduğu kabul edilmelidir.

O anlamda, kamusal hizmetlerde hukukun evrensel kurallarına uygun davranmak kadar; demokrasiyi de katılımcı ve çoğulcu boyutta geliştirecek demokratik tutum ve davranışlara da uygun davranılması gerekmektedir diyebiliriz…

Açık mı, yoksa kapalı mı? (2)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hizmete sunduğu Açık Veri Portali nedeniyle kaleme aldığımız iki bölümlük araştırma yazısının ilk bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait bilgi/veri, belge ve haberlerin paylaşıldığı toplam 74 iletişim kanalından söz ederek; “Açık veri” ya da “Open data” kavramının ne anlama geldiğini, dünyada bu amaçla yapılan çalışmaların gelişme süreci ve kapsamıyla uygulama karşılaşılan temel zorlukları ele alarak Türkiye’nin bu konudaki yerini belirlemeye çalışmıştık.

Bugünkü yazımızda ise dünyada ve Türkiye’de “Açık veri” uygulamalarını ele alarak yerel yönetimlerin yönettikleri kentler adına neler yaptığını, uygulamakta oldukları açık veri portallerinin neleri kapsadığını değerlendirmeye çalışacağız.

Yazımızın bir önceki bölümünde adını verdiğimiz 68 ülke ile 56 yerel üyenin üye olduğu Açık Devlet Ortaklığı (Open Government Partnership), Açık Bilgi Vakfı (Open Knowledge Foundation) ve Open Knowledge International gibi kaynaklardan dünyadaki birçok ülke, bölge ve yerel yönetimin “Açık Veri” konusu ile ilgili çalışmalar yaptığını ve bu amaçla bir kısmı oldukça gelişmiş açık veri platformları oluşturduğunu, bu konuda bilgiler vererek toplumu eğitmeye çalıştıklarını, bu platformları diğer interaktif ortamlarla buluşturarak bilginin kitleselleşmesi için çaba harcadıklarını, kullanılan ya da yeniden üretilen verilerin standart olması için çaba gösterdiklerini ve ellerindeki verileri düzenli olarak güncelleyip zenginleştirdiklerini öğreniyoruz.

Biz de bu kent yönetimlerinin; bunlara özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından 2019 yılının Nisan ayında Akdeniz kentleri arasında bir iletişim ağı kurmak amacıyla davet mektupları gönderilen Barcelona, Marsilya, İskenderiye, Venedik, Beyrut ve Selanik gibi Akdeniz kentlerini dahil ederek, bugüne kadar açık veri konusunda ne yaptıklarını araştırarak ortaya koymak ve bu bilgiler ışığında ülkemizdeki uygulamalarla mukayese etmek için aşağıdaki tabloyu hazırladık:

Tablonun 24 dünya kentini kapsayan ilk iki bölümüne baktığımızda Berlin, New York ve Milano gibi dünya kentlerine ait açık veri portallerinde çok fazla kategorideki çok fazla sayıdaki açık veri setinin kullanımda olduğu, bu verilerin düzenli olarak güncellendiği, bu portaller içinde kent içinde kullanılabilecek mobil uygulamaların tanıtılıp onlarla bağlantılar kurulduğu, açık veriyi analiz etme yöntem ve teknolojileri hakkında ayrıntılı bilgi ve eğitimler verildiği, portallere binlerce; hatta milyonlarca kullanıcının üye olduğu ve bunlar arasında özel ağlar oluşturulduğu, bu üyelerin açık verileri kullanarak ürettiği yeni verilerin portal kapsamında değerlendirildiği, portaldeki açık verilerin büyük bir kısmının görselleştirildiği, web sitesi hizmet kalitesinin ölçülmesi ve iyileştirilmesi için sürekli çevrimiçi anketler yapıldığı, verilerin BS7911:2003, ISO 9110 ve ISO 20252 gibi kalite yönetim sistemleriyle standart hale getirildiği anlaşılmakta; çok katmanlı bu zenginlik içinde verinin ve yeni veri üretiminin bu ülke ve kentler için ne ölçüde önemli ve değerli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Aynı durumun, İzmir‘in Akdeniz’e kıyısı olduğu için özel ilişkiler kurmak istediği 6 kent için de geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Bu kentler arasında yer alan Beyrut‘a ait veriler ilk başta diğerlerine göre daha azmış gibi görülse de, bu özel durumun Beyrut‘un ülkesi Lübnan‘la ilgili çok fazla sayıdaki açık veriyi kapsayan açık veri portali içinde ele alınmasından kaynakladığını söylememiz gerekir. İskenderiye ise 2003 yılında oluşturduğu portalde (610) açık veri setini barındıran 5.200.000 nüfuslu bir kent olarak İzmir’in çok ötesindeki bir yerde durmaktadır. 1.603.000 nüfuslu Marsilya‘nın 16 kategoride (1.608), 637.000 nüfuslu Venedik‘in 9 kategoride (330) veri setini oluşturup kullanıcıların hizmetine sunmuş olması, bu kentlerin büyük ölçüde bilgiye ve bilgi üretimine önem veren Avrupa kentleri olması ile ilgilidir.

Ülkemizdeki 5 ayrı kente faaliyet gösteren yerel yönetimlere ait açık veri portalleri ise ülkemizin dünya ligindeki durumunu ve düzeyini yansıtmaktadır. Gaziantep/Şahinbey Açık Veri Portali 2015, İstanbul, Balıkesir ve İstanbul/Küçükçekmece Açık Veri Portalleri 2020, İzmir Açık Veri Portali de 2021 yılında oluşturulmuş ve her biri de bugünkü yapısıyla büyük ölçüde “kurulmuş olmak için kurulan” portallerdir. Büyük duyurularla kurulan Gaziantep/Şahinbey Açık Veri Portali‘nin araştırmayı yaptığımız tarihlerde aktif olmaması bu dağınıklığın ve içler acısı yoksunluğun en iyi örneğidir.

Gelelim ülkemizdeki açık veri portallerinin yapılanmasıyla uygulamalarını değerlendirmeye… Bu kapsamdaki değerlendirmeyi ise sadece İstanbul ve İzmir büyükşehir belediyelerine ait açık veri portalleri üzerinden yapacağımı belirtmek isterim…

2020 yılının Ocak ayında oluşturulan İstanbul Açık Veri Portali‘nde 8 kategoride (150), 2021 yılının Ocak ayında oluşturulan İzmir Açık Veri Portali‘nde de 10 kategoride (120) açık veri setinin kullanımda olduğu söylenmekle birlikte; bu rakamların her ikisi için de doğru olmadığını söylemek zorundayız.

Çünkü;

A. İstanbul’da (150) veri seti içinde yer aldığı söylenen “Toplu Taşıma Bilet Fiyatları”, “Muhtarlık Adres Bilgileri”, “İstanbul Güneş Enerjisi Santralleri Üretim Miktarları”, “Hal Ürünleri ve Fiyatları Web Sayfası”, “İtfaiye İstasyonları Konum Bilgileri”, “İstanbul Sağlık Kurumları ve Kuruluşları Verisi”, “İtfai İstatistikler”, “Rehabilite Edilip Alındığı Ortama Bırakılan Hayvanlar”, “Sahiplendirilen Hayvanlar”, “Muayene Edilen Hayvanlar”, “1. Sınıf Gayrisıhhi Müessese Kapsamındaki İşletme Sayısı ile Akaryakıt ve/veya Otogaz İstasyonu Sayısı”, “Ücretsiz ibbWİFİ Hizmeti Sunulan Lokasyonlar”, “ibbWİFİ Lokasyon Grubuna Göre Veri Kullanımı”, “İstanbul Baraj Doluluk Oranları Verisi”, “Parklar ve Yeşil Alanlar”, “İstanbul’a Verilen Temiz Su Miktarları”, “2019 Yılı Park Bahçe ve Yeşil Alan Verileri”, “İstanbul Genel Yeşil Alan Bilgileri 2004-2019” ve “Hava Kalitesi İstasyon Ölçüm Sonuçları Web Servisi” başlıklı (19) veri seti, değişik veri kategorileri içinde birden fazla yer aldığı,

B. 150 adet olduğu söylenen veri setleri arasında, “Belediye Nüfusları Veri Seti“, “İlçe Bazlı Ortalama Hane Halkı Büyüklüğü“, “Nüfus Bilgileri” ve “Meteoroloji Gözlem İstasyonu Veri Seti” gibi asıl olarak veri toplama yetkisi yasal olarak (TÜİK) Türkiye İstatistik Kurumu‘na ya da (DMİ) Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü‘ne ait olup belediye hizmetlerinin gerçekleştirilmesinden kaynaklanmayan veri setlerine yer verilmesi,

C. “Ekonomi” kategorisinde yer alan (3), “Afet Yönetimi” kategorisinde yer alan (3), “Enerji” kategorisinde yer alan (11), “Yaşam” kategorisinde yer alan (20), “Yönetişim” kategorisinde yer alan (12), “İnsan” kategorisinde yer alan (16), “Çevre” kategorisinde yer alan (20) ve “Bilgi ve İletişim Teknolojileri” kategorisinde yer alan (1) veri setleri dışında, veri seti sayısını 150’ye tamamlayacak başka veri setlerine rastlanmadığı için aktif olarak kullanılan toplam veri seti sayısının gerçekte (150) değil, (83) olduğu belirlenmiştir.

Bu (83) veri setinin kaynak olarak temin edildiği belediye hizmet birimlerinin ise 1 hukuk müşavirliği, 12 daire başkanlığı, 2 adet müdürlük, 2 bağlı genel müdürlük, 4 belediye şirketi ve İstanbul İstatistik Ofisi şeklinde dağılım gösterdiği, belediye dışındaki diğer resmi kurumların da TÜİK ve İstanbul Üniversitesi olduğu belirlenmiştir.

İlk kez 2020 yılının Ocak ayında oluşturulduğu anlaşılan veri setlerini izleyen takipçi sayısının 11 Şubat 2021 tarihi itibariyle topu topu (29) olması ise, dünyadaki diğer kent açık veri portalleriyle kıyasladığımızda, İstanbul gibi 15-16 milyon nüfusa sahip bir dünya kenti açısından son derece yetersiz kaldığını ve bunun için özel bir çaba gösterilmediğini göstermektedir.

Genellikle 2020 yılı Ocak ayı içinde ve 8 adet farklı formatta (PDF, HTML, XLSL, API, CSV, OGC, WMS, XML) oluşturulmuş veri setlerinin düzensiz aralıklarla; özellikle de bazı verilerde aradan bir yıl geçtikten sonra güncellendiği ya da aradan 1 yıldan fazla süre geçmiş olmasına karşın “izcilik faaliyetlerinden faydalanan kişi sayısı“, “Belnet şube ve üye sayısı“, “İş sağlığı ve güvenliği eğitimi alan İBB personeli“, “deprem farkındalık ve güvenli yaşam eğitimi alan kişi sayısı” gibi verilerin hiç güncellenmediği belirlenmiştir.

İstanbul Veri Portali‘nde yer alan veri kategori ve setleri ile bunların hangi formattaki dosyalarda bulunduğunu, veri setleriyle ilgili takipçi ve görüntülenme sayılarını, veri setinin kaynağı ile oluşturulma ve son güncellenme tarihlerini gösteren dosyayı, yazımızın sonundaki linkten indirip inceleyebilirsiniz.

İzmir Açık Veri Portali ise…

10 ayrı kategoride (afet ve acil durum yönetimi, hareketlilik, çevre, enerji, yaşam, sosyal belediyecilik, yönetişim, ekonomi, tarım, kriz belediyeciliği) toplam 120 veri setini kapsayan İzmir Açık Veri Portali, belediyeye bağlı 14 daire başkanlığı (Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı 6, Sosyal Projeler Daire Başkanlığı 7, Harita ve CBS Dairesi Başkanlığı 15, Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı 3, İtfaiye Dairesi Başkanlığı 3, Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı 5, Ulaşım Dairesi Başkanlığı 5, İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı 9, Atık Yönetimi Dairesi Başkanlığı 6, Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı 1, İşletme ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı 2, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı 4, Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı 1, Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı 1), 2 bağlı (İZSU 13, ESHOT 18) genel müdürlük, 1 başhekimlik, 6 belediye şirketi (İZELMAN 2, Grand Plaza 2, İZDENİZ 4, İZBAN 3, İzmir Metro 8, İZULAŞ 1) olmak üzere belediye içi toplam 23 kaynaktan beslenmektedir.

Askıda İzmirim Kart”, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Sosyal Yardım Başvuruları”, “Sosyal Yardım Talebinde Bulunan Hemşehrilerimize Yapılan Yardımlar”, “Afet ve Acil Durum Toplanma Alanları”, “CO2 Emisyon Değerleri ve Bir Milyon Yolcu Başına CO2 Miktarı”, “Harmandalı Elektrik Üretim Verileri”, “İzmir Elektrikli Otobüs Projesinin Ürettiği Çevresel Değerler”, “Metro ve Tramvay Enerji Tüketimi”, “Arıcılık Desteği”, “Küçükbaş Hayvan Desteği”, “Sebze ve Meyve Hal Fiyatları”, “Çocuk Keşif Atölyeleri Merkezi”, “Semt Pazarı Yerleri”, “Kısırlaştırılan Sokak Hayvanlarına Ait Veriler”, “Muayene Edilen Sokak Hayvanlarına Ait Veriler”, “Müdahale Edilen Sokak Hayvanlarına Ait Veriler”, “Sahiplendirilen Sokak Hayvanlarına Ait Veriler” ve “Sokak Hayvanlarına Dağıtılan Mama Miktarı” başlıklı toplam 18 veri setinin iki ayrı kategoride, “Güneş Enerjisi Santrali (GES) Projesi Kapsamında Elde Edilen Sonuçlar” başlıklı veri setinin de üç ayrı kategoride yer aldığı belirlenmiştir.

Toplam 120 veri setinde ise 9 ayrı dosya türü (CSV, XLSX, API, PDF, ZIP, GeoJSON, HTML, JPEG, TXT) kullanılmakta, açık veri portalinin henüz çok yeni olması nedeniyle her bir veri setinde 0-2 arasında değişen takipçi sayısı sadece “barajların doluluk oranı” setinde 4’ü bulmaktadır.

Aynı durum veri setlerinin görüntülenme istatistiklerinde de karşımıza çıkmakta, en fazla görüntülenen veri seti 12 Şubat 2021 tarihi itibariyle ve yine aynı şekilde “barajların doluluk oranı” setinde (222) görüntülenme olarak gözükmektedir.

120 veri setinden 17’si (% 14,16) sürekli, 18’i (% 15) günlük, 3’ü (% 2,50) haftalık, 20’si (% 16,66) düzensiz, 28’i (% 23,33) aylık, 1’i (% 0,83) altı aylık, 22’si (18,33) yıllık, 11’i de (% 9,19) nihai olup; “nihai” olarak nitelenen veri setleri arasındaki “baraj listesi“, “Havaalanları (iç ve dış hat)“, “İZBAN (banliyö) istasyonları“, “Metro istasyonları“, “Trafik kameraları“, “Tramvay hatları ve bağlı istasyonların bilgileri“, “Tren garları“, “Vapur iskeleleri” ve “Vapur teknik ve kullanım özellikleri” gibi paylaşılması halinde herhangi bir değer üretmeyecek sabit veriler olması; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İnternet (İZDENİZ; İZBAN, TRAM İZMİR, İZMİR METRO) sayfalarıyla mobil uygulamalarında (İBB, İZUM) yer alması nedeniyle bu veri setleri arasına niye dahil edildiği anlaşılamamıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İzmir Açık Veri Portali‘nin menüsünde yer alan iki ayrı bölüm, zaman içinde bu bölümlerde yer alacak taleplerin sayısı ve içeriği ile paylaşılacak geri bildirimler açısından oldukça ilginç olacağa benzemektedir. Bu bölümlerden “Veri isteği” başlıklı ilk bölüm kullanıcıların yeni veri seti talepleri ile ilgili olup; 13 Şubat 2021 tarihi itibariyle farklı kullanıcılar tarafından iletilen “Meteoroloji istasyonu verileri“, “İzmir Mimarlık Sergisi ve Ödülleri“, “İzmir Gürültü Haritaları” ve “Hat bazında günlük sefer başarım verileri” taleplerinden hangilerinin kabul görüp yayına alınacağı önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Platformu üzerinde yayımlanan verileri kullanarak hayata geçirilmiş projelerin tanıtıldığı sayfamız sizlere ilham verecek ve motivasyon sağlayacaktır” açıklamasının yer aldığı “Başarı örnekleri” bölümü ise portaldeki veri setlerinin kullanılması suretiyle gerçekleştirilen projeler hakkında bilgiler vererek portalin geçerliliği, etkinliği ve sürdürülebilirliği konusunda geri bildirimler edinmemizi sağlayacaktır.

Bence İzmir Açık Veri Portali‘nin en büyük eksikliği sunulan veri setlerinin nasıl kullanılacağı ve geliştirileceği konusunda eğitim amaçlı bölümlerle kullanıcılar arasında geniş bir bilgi/iletişim ağı oluşturulmasına ilişkin yetersizlikleridir. Bu amaçla oluşmuş akademik, profesyonel, amatör ve sivil gruplarla; özellikle de birey ya da grup olarak öğrencilerle ilişki kurmayı kolaylaştıran girişimlerde bulunulmaması şimdilik portalin en büyük eksikliğidir.

Sonuç olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından oluşturulan İzmir Açık Veri Portali‘nin geleceği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile bağlı birim ve şirketlerinin hangi bilgileri paylaşıma hazır olduğu, hangilerini de paylaşmak istemediği noktasında belirlenecektir. İşin daha başında paylaştığı birçok veri setinin gerek kendi iletişim kanalları gerekse diğer kamusal kanalları tarafından yapılan duyurularla zaten biliniyor olmasını da dikkate aldığımızda paylaşacağı yeni veri kaynaklarının fazla olmadığını söyleyebiliriz.

Örneğin 16 gün önce Onurcan Çakır isimli bir yurttaşın, “Belediyenizin internet sayfasında belirtildiği üzere (https://www.izmir.bel.tr/tr/KorfezHavaVeGurultuDenetimi/22/99 ) “İzmir İlinin stratejik gürültü haritasının hazırlanması 30.12.2015 tarihinde tamamlanmıştır”. Gürültü haritalarının vatandaşların erişimine açık olması gerektiği ilkesine bağlı olarak; gündüz-akşam-gece (Lgag) İzmir Gürültü Haritaları’nın tarafıma gönderilmelerini (veya erişebileceğim bir internet bağlantısının linkini) rica ederim.” ifadesiyle talep ettiği 2015 tarihli İzmir Stratejik Gürültü Haritası verileriyle buna ilişkin güncellenmiş verilerin ya da benim 14 Şubat 2021 tarihinde bir kullanıcı olarak “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 8 Şubat 2008 tarihinde yaptığı duyuruda (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/asbestli-borular-tarih-oluyor/3403/156),İZSU sorumluluğundaki içme suyu şebekesinde; özellikle de Aliağa, Torbalı, Menemen, Yeni Foça ve Kemalpaşa ilçeleriyle bağlı yerleşimlerinde 15-20 yıl önce döşendiği belirtilen Asbestli Çimento Boruların (AÇB) bulunduğu belirtildiğinden hem bu kanserojen boruların kaldırılıp kaldırılmadığını öğrenmek hem de dağıtım şebekesinde % 30’lara varan içme suyu kaybının gelişimini görebilmek için İZSU’nun sorumlu olduğu her bir ilçe itibariyle içme suyu şebekesinde kullanılan boruların teknik özelliklerini (çelik, yüksek yoğunluklu polietilen/HDPE, cam elyaf takviyeli polyester/CTP, asbestli çimento boru/AÇB vb.) gösteren veri setlerinin yayınlanmasını talep ediyorum.” şeklinde yaptığım “İçme suyu Şebekesi Borularının Teknik Özellikleri” ile ilgili veri setinin yayınlanıp yayınlanmayacağı; şayet yayınlanacaksa ne zaman ne şekilde yayınlanacağı da bu işin Turnusol kağıdı olarak kabul edilebilir…

İzmir Veri Portali‘nde yer alan veri kategori ve setleri ile bunların hangi formattaki dosyalarda bulunduğunu, veri setleriyle ilgili takipçi ve görüntülenme sayılarını, veri setinin kaynağı ile oluşturulma ve son güncellenme tarihlerini gösteren dosyayı, yazımızın sonundaki linkten indirip inceleyebilirsiniz.

Açık mı, yoksa kapalı mı? (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 26 Ocak 2021 tarihinde ekonomik kalkınma ve demokratik yönetim anlayışıyla kentle ilgili 10 kategori ve 120 set içinde yer alan verilerini ücretsiz olarak erişime açtığı, bundan böyle bu verilere http://acikveri.bizizmir.com adresinden ulaşılabileceğini duyurdu. Ardından da 28 Ocak 2021 tarihinde buna ilişkin bir tanıtım toplantısı yapıldı.

Bu düzenlemeye göre bundan böyle araştırmacılar, iş insanları, girişimciler, sivil toplum örgütleri ve benzerleri belediyenin yayınlandığı verilere rahatlıkla ulaşabilecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen açık veri (open data) uygulamasını ele alıp değerlendireceğimiz bu yazıda öncelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kentle ya da kendi çalışmaları ile ilgili bilgi, belge ve haberleri İnternet üzerinden kamuoyu ile paylaştığı iletişim kanalları hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

İnternet ve sosyal medya üzerinde yaptığımız kısa bir araştırma sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu iş için 53’ü web sitesi, 11’i sosyal medya kanalı, 4’ü uygulama (Application) ve 5’i basılı dergi olmak üzere toplam 73 iletişim kanalını kullandığını söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğinden hareketle bir büyükşehir belediyesinin farklı hedef kitlelere yönelik birden fazla iletişim kanalına sahip olması gerekliliği stratejik iletişim anlayışı açısından doğru olmakla birlikte; bu kanallar arasındaki optimizasyonun nasıl sağlandığı, verilen mesajlar arasındaki bütünleşik iletişimin ne ölçüde hangi iletişim deseni ile sağlandığı, aynı ya da benzer mesajların farklı mecralarda kaç kez farklı biçimlerde birbirlerini bütünleyerek verildiği, bu iletişim kanalları ile hangi bilgi, belge ve haberlerin paylaşıldığı, paylaşılan mesajlarla ilgili geribildirimlerin ne ölçüde izlendiği, bu kadar fazla mecra üzerinden gerçekleştirilen iletişimin ne düzeyde ölçülüp değerlendirildiği de kamuoyunca bilinmeyen hususlardır.

Bu konuda ortada bir bilinmezlik durumu olmakla birlikte; geçtiğimiz aylarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir yayını olarak paylaşılan “Biz Varız, Biz Yaparız, İlk 500 Gün” isimli e-kitapta yer alan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ilk 500 günde attığı 500 tweet ile ilgili geri bildirimlerin dikkate alınmaması, yine Tunç Soyer‘in bir belediye görevlisine kullandırdığı kendi hesabından yanlışlıkla atılan kendi övgüsü ile ilgili tweetin tespit edildiği tarihlerde bu yanlışlığı yapan görevliyi işten çıkaracağını dair beyanatı ya da Tunç Soyer‘le ilgili bir sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşıma övgü ya da eleştiri anlamında çok fazla sayıda yanıt verilmesine karşın dönüp hiçbirine cevap verilmemiş olması gibi örnekler yapılan paylaşımların sonrasında izlenmediğini ortaya koymaktadır.

Ancak kabul etmek gerekir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi kendisine ait bu iletişim kanalları ile kendi kurumsal yapısı, hizmetleri ve kentle ilgili birçok bilgi, belge ve haberi paylaşmakta, bu şekilde kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmaktadır. Ancak stratejik anlamda açıklanmasını uygun görmediği, ticari sır olarak nitelediği ve kamuoyunu ilgilendirmez dediği bilgileri bilgi edinme mevzuatı ile kendisine verilmiş yetkileri kötüye kullanarak paylaşmamakta; böylelikle bilgi edinme hakkı, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi temel ilkelere aykırı uygulamalar içine girmektedir.

Gelelim açık veri (open data) kavramına ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 74. iletişim kanalı olarak yeni oluşturulan açık veri portaline….

Bilindiği üzere kamu kurumları sundukları hizmetler sonucunda oldukça büyük miktarda bilgiye sahip olmakta; ancak, birçok bilgi herhangi bir sakıncası olmadığı halde erişime açılmamakta ve kamuoyunun bu bilgilerden yararlanması mümkün olmamaktadır. Oysa bilgi teknolojileri alanındaki gelişmeler bu bilgilerin diğer bilgilerle ilişkilendirilerek zenginleştirilmesini, bu bilgilerden yeni bilgilerin üretilmesini kolaylaştırmaktadır. İşte bu nedenle bilgiye ve bilgi üretimine önem veren toplumlarda birçok devlet kamu sektörü verisini paylaşıma açarak internet üzerinden direkt olarak vatandaşlarının erişimine açmıştır. Şeffaflık, bilgi edinme hakkı, katılım, hesap verebilirlik, erişilebilirlik, işbirliği ve yenilikçi uygulamalar açısından yararlı olan bu uygulamalar aynı zamanda kullanıcı ve yararlanıcılara farklı alanlarda birçok fırsat sağlamaktadır. Ancak her ne kadar bu tarz bir girişimin yaygınlaşmasını engelleyen bir takım hususlar söz konusu olsa da devletler bu hususlara yönelik önlemler almakta, ellerindeki bilginin güvenliğini sağlamaktadır. Tüm bunların sonucunda yurttaşlar, araştırmacılar, sivil toplum örgütleri, girişimciler, sivil uzmanlar ve diğer tüm kullanıcılar açık devlet verisini kullanarak topluma fayda sağlayabilecek yeni uygulamalar oluşturmaktadır.

Açık Bilgi Vakfı (Open Knowledge Foundation) açık veriyi, “Herhangi bir telif hakkı, patent ya da diğer kontrol mekanizmalarına tabi olmaksızın herkes tarafından ücretsiz ve özgürce kullanılan veri” olarak tanımlamaktadır. Söz konusu vakfın kurucularından Rufus Pollock’a göre; verinin yararlı uygulamalar ve hizmetler oluşturmak için şirketler, bireyler ve kar amacı gütmeyen sektörlere açılması, aynı zamanda demokrasinin teşvikini, hükümetin katılımını, şeffaflık ve hesap verilebilirliği de sağlar. Açık Bilgi Vakfı tarafından yürütülen bir başka proje olan Open Data Handbook, verinin açılması ile elde edilebilecek değer ve kazanımları şu şekilde ifade etmiştir: Şeffaflık ve demokratik kontrol, katılım, kendiliğinden güçlenme, geliştirilmiş ya da yeni, özel ürün ve hizmetler, inovasyon, devlet hizmetlerinin verimlilik ve etkinliğinin arttırılması, uygulanan politikaların etkisinin ölçülüp belirlenmesi, kombine veri kaynakları ve büyük hacimli veri desenlerinden yeni bilgi çıkarımı.

Bütün bunların yapılabilmesi için de devlete; yani merkezi yönetim kurumlarıyla yerel yönetimlere ait verilerin kendi hizmetlerinde ortaya çıkmış, kendilerine ait veriler olması, belirli kategoriler itibariyle sınıflanıp tanımlanması, standart olması ve yeni veri üretimine uygun, anlaşılabilir, anlamlı, geçerli ve güvenilir veriler olması gerekmektedir. Bu anlamda örneğin merkezi yönetimin istatistik otoritesi olan Türkiye İstatistik Kurumu’na ait nüfus, demografi, eğitim ve genel sağlık gibi hizmetlere verilerin belediyelere ait olarak gösterilmemesi gerekmektedir.

Ayrıca verinin “açık” olarak nitelendirilebilmesi için bazı temel özellikleri taşıması gerekmektedir. Sivil toplum gruplarının sosyal sorunlarla ilgili eylemlerde bulunmak için verilere erişmesine ve bunları kullanmasına yardımcı olmak amacıyla açık verilerin topluma yönelik değerini gerçekleştirmeye odaklanan, kar amacı gütmeyen küresel bir kuruluş olan Open Knowledge International‘ın projesi olan Açık Tanım (The Open Definition) bu gereklilikleri 11 madde halinde, Dünya Bankası ise 3 madde halinde ele almıştır.

Açık Tanı (The Open Definition) projesi açısından bu koşullar; 1) Erişim, 2) Yeniden dağıtım, 3) Yeniden kullanım, 4) Teknolojik sınırlamaların yokluğu, 5) Atıfta bulunma, 6) Dürüstlük, 7) Kişiler veya gruplara ayrımcılık yapılmaması, 8) Verinin kullanım alanlarına karşı ayrımcılık yapılmaması, 9) Lisansın adil dağıtımı, 10) Lisansın bir pakete ait olmaması, 11) Verilen lisansın diğer çalışmaların dağıtımını sınırlandırmaması.

Dünya Bankası‘nın koşulları ise 1) Etkileşimli yayıncılık, 2) Makine okunabilirliği ve 3) Tekrar kullanım iznidir.

Açık verinin bulunması ve kullanılması açısından karşılaşılan zorluklar ise;

1) Teknolojik zorluklar: yetersiz BT yapısı, karmaşıklık, veri yönetimi, mevcut BT sistemleriyle entegrasyon,

2) Sosyolojik zorluklar: yetersiz insan kaynağı, yetersiz finansal kaynak, yetersiz üst yönetim desteği, örgüt kültürü, mevzuat eksikliği, veri paylaşımına yönelik güven eksikliği, gizlilik ve güç kaybı korkusu) olarak sıralanabilir.

Ülkelerin açık devlet verisi konusunda farklı düzeylerde farklı uygulamalar yürüttüğü ve özellikle bilgi üretiminde önde gelen Batılı ülkelerin bu konuda büyük mesafeler aldığı söylenebilir. Türkiye’deki açık devlet uygulamalarının politik ve yasal altyapısına yönelik uygulamalar değerlendirildiğinde ise, konuya yönelik genel bir politik sahiplenme olmamasına karşın atılmış adımlar, açık devlet süreçlerine altyapı oluşturabilecek politika belgelerinin hazırlandığı, yasal düzenlemeler yapıldığı ve az da olsa uygulama içine girildiği görülmektedir. Devlet verisinin yeniden kullanımı ve paylaşımı anlamında yapılandırılmış genel bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte 2003 yılında yürürlüğe giren 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile 2016 yılında yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bu gelişmenin en önemli adımları olmuştur. Bilgi Edinme Kanunu’nun yanı sıra 2006 yılından bu yana uygulanıp önce Başbakanlık İletişim Merkezi Projesi (BİMER), daha sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi Projesi (CİMER) adını alan uygulama vatandaşlar tarafından yapılan yazılı veya sözlü bilgi başvuruların, ortak bir platformda yürütmesi açısından açık devlet ilkelerine uygun bir yapılanma olarak düşünülebilir. Kamu hizmetlerinin elektronik platformda verilmesini sağlayan e-Devlet Kapısı ise 2008 yılından beri hizmet vermektedir. Açık devlet verisi kapsamında değerlendirilebilecek http://dijitaldonusum.gov.tr adresi üzerinden çalışmalar zaman içine Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi (www.cbddo.gov.tr) olarak aralarında “Açık Veri Projesi“nin de olduğu 13 proje ile çalışmalarına devam etmektedir.

Açık devlet süreçlerine yönelik altyapı oluşturabilecek, stratejiler incelendiğinde ise Kalkınma Bakanlığı 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı, 2015-2018 Bilgi Toplu Stratejisi ve Eylem Planı; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal e-Devlet Strateji ve Eylem Planı çalışmalarında açık veri, açık devlet verisi ve kamu verisi paylaşımına yönelik hedefler ve stratejilerin temel düzeyde bulunduğunu söylemek mümkündür. Belirtilen strateji dokümanlarının yanı sıra Türkiye’nin uluslararası bir açık devlet örgütlenmesi olan Açık Devlet Ortaklığı’na (Open Government Partnership) 2012 yılında bir eylem planı sunmuş olduğu bilinmekle birlikte gerekli kriterleri yerine getirmediği için 27 Haziran 2017 tarihi itibariyle, 68 ülke ile 56 yerel üyeyi kapsayan Açık Devlet Ortaklığı‘ndan çıkmış durumdadır. Türkiye bu durumda Macaristan, Trinidad Tobago ve Tanzanya ile birlikte ortaklık dışına çıkarılmış dört ülkeden biridir.

Türkiye’de belirtilen strateji planlarında (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, 2016) açık veri paylaşım portalının oluşturulması (veri.gov.tr) hükmü bulunmasına rağmen; günümüzde bu adres kullanılarak yapılan İnternet aramasında karşımıza çıkan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi (www.cbddo.gov.tr) sayfasında söz konusu Ofis tarafından yürütülen 13 projeden biri olarak “Açık Veri Projesi“nin genel açıklaması olarak karşımıza çıkmakta, bu sayfadan proje uygulaması denilebilecek hiçbir veri setine ulaşmak mümkün olmamaktadır.

Nitekim 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı hazırlıkları için düzenlenen E-Devlet Çalışma Grubu Raporu‘nun 68. sayfasında “11. Kalkınma Planı döneminde kamu sektörü verisinin açık veri olarak değerlendirildiği farklı sektörlerden bir veya birkaç pilot proje üzerinden güncel, doğru ve güvenliği sağlanmış verilerin kamuoyu ile paylaşılması faydalı olacaktır.” ifadesine yer verilmiş olması bile Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu gayet iyi özetlemektedir.

Açık Devlet Ortaklığı‘nın 11 Mayıs 2020 tarihli bildirisine, Covit 19 salgını nedeniyle hükümetlerin salgınla ilgili doğru verileri kamuoyundan sakladıklarına dair ülke listesine Macaristan, Amerika Birleşik Devletleri, Filipinler, Kongo Cumhuriyeti ile birlikte Türkiye‘yi dahil etmeleri, ülkemizin “Açık veri” liginde nerede durduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Devam Edecek: Gelecek yazımızın konusu, Dünya’da ve Türkiye’de; özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portali‘nde yer alan ya da alması gereken veriler olacaktır…

Yararlanılan Kaynaklar

Akdamar, E. (2017) “Akıllı Kent İdealine Ulaşmada Açık Verinin Rolü“, Social Sciences Research Journal, Volume 6, Issue 1, 45-52 (March 2017).

Çaldağ, M.T., Gökalp, M.O., Gökalp, E. (2019) Açık Yönetim Verisi – Fayda ve Zorluk Analizi, IEEE 978-1-7281-3992

Eroğlu, Ş. (2018) “Açık Devlet ve Açık Devlet Uygulamaları – Türkiye’de Kamu Kurumlarına Yönelik Bir Değerlendirme“, DTCF Dergisi 58.1 (2018): 462-495.

Eroğlu, Ş.,Açık Devlet Verisinin Sosyo-Ekonomik Değeri ve Kullanım Engelleri – Uluslararası Göstergelerde Türkiye“, Bilgi Yönetimi ve Bilgi Güvenliği, e-Belge, – e-Arşiv, e-Devlet, Bulut Bilişim, Büyük Veri, Yapay Zekâ, s.432-449.

Topçu, A.E. – Işık, A. (2019) “Açık Devlet Verisi Süreçlerine Dair Bir Model Önerisi“, Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi ,Sayı 17, S. 833-843, Aralık 2019.

Açık Veri, Türkiye Bilişim Vakfı, Blockchain Türkiye, Ağustos 209.

Açık Veri, Vikipedia, Erişim Tarihi: 10.02.2021

11. Kalkınma Planı E-Devlet Çalışma Grubu Raporu, Kalkınma Bakanlığı, Ankara 2018.

Bu bakkal kimin bakkalı?

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Halkın Bakkalı” adını verdiği uygulama, İnternet gazetesi kayıtlarına göre 13 Mart 2020 tarihinde Kemeraltı’naki Eski Balıkçılar Meydanı’nda açılan ilk dükkanla başladı.

Böylesi bir projenin hayata geçmesinin nedeni, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in seçim döneminde sık sık dile getirdiği halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak olarak ifade ediliyordu.

Bu proje uygulaması ile ilgili ilk dükkanın, kentin tarihi merkezinde aynı ürün ve malzemeleri satan esnafların yer aldığı Kemeraltı Çarşısı‘nda açılması üzerine bunun çarşı esnafı açısından bir ‘haksız rekabet‘ durumu yarattığını dile getirip itiraz etmekle birlikte; açılışı izleyen aylarda, bu dükkanın bir iki merak dolu alışveriş dışında tüketicilerden yeterli ilgiyi görmediğine tanık olduk.

Ancak projenin geleceği açısından oldukça önemli olan bu sorun, yaygınlaşan Covid 19 salgını nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce başlatılan bağış kampanyasının İzmir Valiliği‘nce yasaklanması üzerine, “Halkın Bakkalı“nda satılan gıda malzemelerinden oluşan 63,75 ve 134 liralık iki ayrı gıda paketinin, belediye tarafından muhtaç kişilere dağıtılmak üzere üçüncü kişi ve kurumlar tarafından satın alınmasını öngören bir sistem içinde ticari gelire dönüştürülmesi suretiyle aşılmış; böylelikle, dağıtılan 63,75 lira bedelindeki 27.692 adet 1 numaralı paketten 1.765.365.-TL., 134 lira bedelindeki 17.419 adet 2 numaralı paketten 2.334.146.-TL. olmak üzere toplam 4.099.511.- TL.’nın tahsil edilmesi sağlanmış; ayrıca bu gelire ek olarak Ramazan ayı içinde satılan 262.252 kişilik gıda malzemesinden elde edilen gelir de bilançoyu daha yüksek düzeylere taşımıştı.

Başlangıçta yaşanan bu sıkıntının en önemli nedeni, oluşturulan dar ürün satış gamı ile fiyatların yoksul ve dar gelirli kesimlerden çok farklı çeşitteki pahalı ürünlerin peşine düşüp bunları yüksek fiyatlarla almaya hazır üst gelir gruplarına hitap etmesiydi. Buna bir de Covit 19 salgını nedeniyle alıcı ile satıcının bir araya gelmesini zorlaştıran kısıtlamalar eklenince ilk günlerde yaşanan sorunlar, “bağış“ları “alışveriş” olarak kamufle eden ayni yardım kampanyalarıyla aşılmıştı.

Bağışların, banka hesabına yatırma yerine “Halkın Bakkalı” üzerinden ticari bir işleme dönüştürülerek büyük bir ivme kazanması üzerine, bu ilk hamleden alınan cesaretle bir adım daha atılmaya kalkışılmış; Buca’da açılan “Halkın Pazarı” ve belediyeye ait kamyonetlere yüklenecek “Halkın Marketi” hamlesiyle geliştirilmesi arzulanmış; ancak, yasal dayanağı olmayan bu girişime İzmir Pazarcılar Odası ile sebze ve meyve hali örgütlerinin karşı çıkması üzerine, bu işin günahı Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç‘ın üstüne yıkılmak suretiyle son verilmişti.

Durum bu şekilde olmakla birlikte, her ilçe belediye başkanı, kendi ilçesinde bir “Halkın Bakkalı” dükkanının açılmasını arzuluyor ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eşi Neptün Soyer ile birlikte Buca, Güzelbahçe, Bornova, Karşıyaka, Konak ve Menemen gibi ilçelerde yeni “Halkın Bakkalı” dükkanları açıyor, kurdele kesme törenlerinde birlikte poz veriyorlardı.

Bugün İzmir’de, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi Grand Plaza Gıda Turizm A.Ş. tarafından işletilen kaç adet “Halkın Bakkalı” olduğunu ve bu dükkanlarda hangi üreticilere ait hangi ürünlerin satıldığını kesin olarak bilmiyoruz. İnternetteki (http://www.halkinbakkali.com) ve (http://www.grandplaza.com.tr) adreslerine baktığımızda hangi adreslerde kaç adet “Halkın Bakkalı” dükkanı olduğunu ve bu dükkanlarda hangi ürünlerin hangi fiyatla satıldığını öğrenmemiz mümkün olmuyor.

Ancak açılan her bir “Halkın Bakkalı“, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi Grand Plaza Gıda Turizm A.Ş.‘nin şubesi olarak kabul gördüğü için bu şubelerin açılışları ile ilgili ilamları yayınlayan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi bize bu konuda bir fikir veriyor.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 25 Şubat 2020-15 Ocak 2021 döneminde yayınlanan ilamlarına göre bugün İzmir’de, Grand Plaza Gıda Turizm A.Ş.‘nin şubesi olarak açılmış toplam 8 adet “Halkın Bakkalı” dükkanı bulunduğunu öğrenebiliyoruz.

Ama uzun bir süredir, bu dükkanlarda kimlere ait malların kaça alınıp kaça satıldığını kesin olarak bilmiyorduk. Bu tür bilgileri öğrenmek devlet sırrını öğrenmek kadar zor, hatta imkansızdı. Geçtiğimiz yaz aylarında bu amaçla 1-2 dükkana giderek raflardaki mallara bakmama ve görevlilerle görüşmeler yapmama rağmen net bir fikir edinmem mümkün olmamıştı. Görevliler kooperatiflerin tutumu ve lojistikten kaynaklanan sorunlar nedeniyle her malın her zaman gelmediğini, kooperatiflerin her malın her zaman raflarda bulunması konusunda sorunlar yaşadıklarını belirtiyor ve fiyatların yüksekliği nedeniyle sattıkları malın yoksul ve dar gelirlilere hitap etmediğini ifade ediyorlardı. Ayrıca sosyal yardım paketlerinde kullanılan markasız ürünlerin “Halkın Bakkalı” dükkanlarından temin edilmediğini, Kültürpark‘taki hangarlarda yapılan paketleme sırasında çoğu kez “dökme mal” olarak tanımlanan markasız malların kullanıldığını söylüyorlardı.

Ayrıca Grand Plaza Gıda Turizm A.Ş.‘nin “Halkın Bakkalı” ile ilgili bilgileri “ticari sır” olarak kabul etmesi nedeniyle alınıp satılan ürünlerin alış ve satış fiyatları ile miktarları konusundaki bilgileri 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde öğrenmemiz de mümkün görülmüyordu.

Ancak geçtiğimiz günlerde, İstanbul ve Balıkesir büyükşehir belediyeleri ile İstanbul/Küçükçekmece ve Gaziantep/Şahinbey belediyelerinden sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Açık Veri Portali‘nin hizmete girmesi ile birlikte “Halkın Bakkalı” ile ilgili bazı bilgilere ulaşmamız mümkün hale geldi.

Ayrı bir yazı serisi ile ele alıp iyi, doğru, eksik ve yanlış yanlarıyla birlikte analiz edeceğim İzmir Büyükşehir Açık Veri Portali‘nde yaptığımız ilk inceleme sırasında “Halkın Bakkalı” ile ilgili 2 adet veri setinin yer aldığını gördük. Bunlardan ilki “Halkın Bakkalı Siparişi Alınan Paket Miktarları” ile ilgiliydi. Buna göre, hangi dönem içinde gerçekleştiği belli olmamakla birlikte, “Halkın Bakkalı“nın açılışından bugüne kadar olduğunu tahmin ettiğimiz süre içinde 1 numaralı yardım paketinden 27.692 adet, 2 numaralı yardım paketinden17.419 adet, iftar sofraları için de 262.552 kişilik sipariş alındığı belirtiliyordu.

İkinci veri setinde ise, “Halkın Bakkalı” dükkanlarında satılan toplam 294 adet ürün ve malzemenin hangi kooperatiflerden alındığı ve satış fiyatlarının ne olduğu gösteriyordu.

Biz şimdi bu verileri kullanarak elde ettiğimiz sonuçları özetlemeye çalışacağız:

1. “Halkın Bakkalı“nda hangi tür ve çeşitteki ürünler satılıyor?

Halkın Bakkalı” dükkanlarında tümü tarımsal kaynaklı 60 tür içinde toplam 294 çeşit ürün satılıyor.

Aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; en çok satılan 36 ürün çeşidi ile reçeller, 17 ürün çeşidi ile peynirler, 16 ürün çeşidi ile kuru meyve, çay, turşu ve zeytinyağı, 12 ürün çeşidi ile zeytin, 12 ürün çeşidi ile salça, 11 ürün çeşidi ile et ve et ürünleri, 10 ürün çeşidi ile kuru sebzelerdir.

Bu listenin de ortaya koyduğu gibi, toplam 23 kooperatiften satın alınan tarım ürünleri genellikle yaş, kuru ya da konserve edilmiş geleneksel tarım ürünleridir. İçlerinde baklagiller, et ve et ürünleri, peynir, salça, turşu ve reçel gibi alışageldiğimiz temel tarımsal ürünler olmakla birlikte; kadın çantası, testi, leblebi, lokum ve kabak tatlısı gibi alışık olmadığımız ürünler de bulunmaktadır.

Tabii ki, mal sevkiyatındaki sorunlar nedeniyle bütün bu tür ve çeşitlerin aynı anda raflarda yer almadığı da bilinmektedir.

Öte yandan, kooperatiflerden satın alınması nedeniyle ucuz ve sağlıklı olduğu varsayılan ürünlerin piyasada satılan benzeri ürünlerden daha sağlıklı (güvenilir) olduğunu belgeleyen herhangi bir sertifikaya; örneğin yüksek fiyatlarını hak eden bir coğrafi işarete sahip olup olmadıkları da bilinmemektedir.

2. “Halkın Bakkalı“nda satılan ürünler hangi kooperatiflerden satın alınıyor?

Halkın Bakkalı“nın sadece kooperatiflerden mal aldığını ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portali‘ndeki bilgilere göre bu kooperatiflerin sayısının 23 olduğunu, 11 çeşit et ve et ürününün ürün adının başındaki “HB” rumuzu nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Aliağa, Bergama, Urla, Kiraz ya da Ödemiş mezbahalarından temin edilmiş olabileceğini söyleyebiliriz.

283 çeşit ürünün hangi kooperatiflerden temin edildiğini ve bu kooperatiflerin hangi illerde faaliyet gösterdiğini, satışı yapılan ürünlerin sayısı itibariyle hangi kooperatiflerin avantajlı olduğunu gösteren aşağıdaki tabloyu yorumlamaya kalktığımızda:

Halkın Bakkalı“nın mal aldığı 23 kooperatiften 11‘i İzmir dışındaki 10 ilde faaliyet gösteren kooperatifler olup; bu kooperatifler 294 üründen 144‘ünü; yani % 49‘unu temin etmektedir. Geriye kalan 12 kooperatif İzmir ilinde 8 ilçesinde faaliyet göstermekte ve “Halkın Bakkalı“nda satılan 294 çeşit malın % 51‘ini karşılamaktadır.

İzmir’den mal temin edilen 12 kooperatiften 3‘ü Seferihisar‘da, 2‘şer tanesi Ödemiş ve Bergama‘da faaliyet gösterip; Karabağlar, Kınık, Menemen ve Tire‘den birer kooperatif bu gruba katılmaktadır. Bu durumda İzmir’in kırsal bölgesi olarak tanımlanan Aliağa, Dikili, Karaburun, Kemalpaşa, Kiraz, Menderes, Selçuk, Urla ve Torbalı‘dan hiçbir kooperatifin “Halkın Bakkalı“na mal satmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda ister istemez, bu projedeki asıl amaç İzmir’deki halkın ucuz ve sağlıklı gıda temin ederek refahını arttırmak olduğuna göre satın alınan malların % 49‘unun niye Kastamonu, Balıkesir, Aydın, Tunceli, Artvin, Trabzon, Denizli, Bursa ve Denizli gibi İzmir’e uzak ya da yakın illerdeki kooperatiflerden temin edildiği ve bu tür malların aynısını üreten İzmir; özellikle de listeye dahil edilmeyen İzmir ilçelerindeki kooperatiflerden temin edilmediği de sorulmaya değer diğer bir konudur.

3. “Halkın Bakkalı“nda satılan ürünlerin tür ve çeşitlerine göre fiyatları nelerdir?

Halkın Bakkalı” konusunda görüşüp fikrini sorduğum herkes satış fiyatlarının yüksek olduğunu, bu nedenle “Halkın Bakkalı“nın yoksul ve dar gelirlilerden çok yüksek gelirli gruplara hitap ettiğini, un gibi önemli bir gıda maddesinde bile sadece 1 kilogramlık Siyez ununun satılmasında olduğu gibi ürün çeşidinin çok az olduğunu, turşu, reçel gibi bazı ürünlerde fazla çeşit olmasına rağmen yoğurt, baklagiller, pirinç gibi temel gıda gruplarındaki çeşidin çok az olduğunu söylüyor.

Gelelim 23 kooperatiften satın alınıp raflara yerleştirilen 294 ürün çeşidini kapsayan 60 tür gıda malzemesinin değişik kooperatiflerle ambalaj türü, ağırlık ve kalitelerine göre değişen en az ve en çok fiyatlarına…. Bunun için aşağıdaki listeye bakmamız yeterli olacaktır.

Aynı ürünleri satan diğer marketlerdeki fiyatları dikkate alarak yapacağımız mukayeseyi ise şu şekilde örnekleyebiliriz:

1)Halkın Bakkalı“nda satılan Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi‘nin ürünü 1 kg siyah zeytinin fiyatı 39,28 kg/TL olduğu halde; Migros‘ta 4-17 Şubat 2021 tarihleri arasında satılmakta olan ve yine bir kooperatif ürünü olan Marmara Birlik‘e ait 1 kg Trilye zeytininin satış fiyatı 32,90 kg/TL‘dir.

2) Halkın Bakkalı“nda satılan Kozak Çamavlu Tarım Kredi Kooperatifi‘nin ürünü 1 kg Bergama tulum peynirinin fiyatı 60.- kg/TL olduğu halde; Migros‘ta 4-17 Şubat 2021 tarihleri arasında satılmakta olan İpek Çiftliği‘ne ait 1 kg Bergama tulum peynirinin satış fiyatı 54,90 kg/TL‘dır.

3)Halkın Bakkalı“nda satılan Gereli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi‘nin ürünü 1kg klasik beyaz peynirin fiyatı 34.- kg/TL olduğu halde; 5 Şubat 2021 tarihinde Gürmar‘da satılmakta olan Gürsüt markalı 1 kg az tuzlu beyaz peynirin satış fiyatı 34.- kg/TL‘dir.

4)Halkın Bakkalı“nda satılan Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifi‘nin ürünü 1 kg Osmancık pirincinin fiyatı 12,50 kg/TL olduğu halde; Gürmar‘da satılmakta olan Doruk markalı 1 kg Osmancık pirincinin fiyatı 11,95 kg/TL‘dir.

5)Halkın Bakkalı“nda satılan Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi‘nin ürünü 2 lt. naturel sızma organik zeytinyağının fiyatı 71,50 TL olduğu halde; kendisi de bir kooperatif olan Tariş‘e ait 2 lt’lik naturel sızma organik zeytinyağının Migros‘taki satış fiyatının 69,95 TL‘dır.

Görüldüğü gibi satılan ürünlerin fiyatları, hem piyasadaki eşdeğer ürünlere ait markalardan hem de o ürünün benzerlerinden daha pahalı olmasını haklı çıkarabilecek sertifikalı üretim olma gibi bir avantaja sahip olması açısından; hatta, aynı kalitede ürün yetiştiren benzeri diğer kooperatiflerin fiyatlarına göre daha yüksektir. Üstüne üstlük “biricik olma“, “daha sağlıklı/güvenilir olma” gibi belgelere sahip olmadıkları halde…

İşte bütün bu nedenlerle,

13 Mart 2020 tarihinde başlatılıp bu tarihi izleyen süre içinde, İnternet gazetelerindeki “Halkın Bakkalı netten tüm ülkeye satış yapacak” ya da “Halkın Bakkalı yurtdışına taşınıyor” şeklindeki abartılı söylemlerle tanıtılan “Halkın Bakkalı” projesinin içinde bulunduğumuz 11. ayı içinde, yoksul ve dar gelirli halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaktan çok yerel iktidara yakın şirketleşmiş ayrıcalıklı ve bir kısmı İzmir dışında olan kooperatiflerin, piyasadaki diğer ürünlere göre daha sağlıklı, güvenilir, kaliteli olduğu belgelenip kanıtlanamayan pahalı ürünlerinin satışlarını kolaylaştırmak, onlara kira vermek, vergi ödemek gibi zahmetlere girmeden piyasa içinde yol açmak amacıyla tasarlanan ve sonuçları itibariyle kentte yaşayan üst gelir gruplarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelen bir uygulama olduğu söylenebilir. Sağdan soldan elde ettiğimiz bilgi kırıntıları ile gözlemlerimiz ve çevremizde yaptığımız görüşmeler neticesinde bu projenin arka sıralarda yaşayan yoksul ve dar gelirli İzmirliler yerine ön sırada yaşayan kentin elitleri için geliştirildiğini söyleyebiliriz.

Nitekim bu proje uygulamasına ait (http://www.halkinbakkali.com) isimli web sayfasının bile açılan dükkanlardaki ürünlerden ve onların özelliklerinden çok, Covid 19 salgını ve ya da 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi nedeniyle afetzedelere dağıtılan çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, koltuk, kanepe, yatak, uyku tulumu resimlerinin kullanımı ile adeta belediyenin bir sosyal yardım mecrasına dönüştüğü, projenin amacı olduğu söylenen “halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşması” hedefinden uzaklaşıldığı görülmektedir.

Şayet, “Halkın Bakkalı” ve uygulamaları konusunda İzmir Açık Veri Portali‘ne kooperatiflerden alınan ürünlerin kaça satın alındığı, her bir şube itibariyle hangi tür ve çeşit maldan kaç adet satıldığı, günlük, aylık ve yıllık ciro ile kar-zarar hesabının ne olduğu gibi veriler de eklenirse hem biz bu uygulamayı daha iyi tanıma imkanına kavuşuruz hem de İzmir Açık Veri Portali ile hayata geçirilmek istenen “katılımcılık“, “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik” gibi ilkelerin” hayata geçmesi daha kolay olmuş olur…

Sonuç olarak;

Tarım sektöründeki üreticilerin kendi aralarında birleşerek oluşturdukları ve Kapitalizmin son aşamasında, bizim anladığımız anlamda toplumcu kooperatifçilik yapmaktan çıkarak hızla şirketleşen kooperatiflerin; özellikle de merkezi ve yerel iktidara yakın kooperatiflerin, kentteki dar gelirli ve yoksul kesimlerin aleyhine, üst gelir grupları için ürettiği sağlıklı ama pahalı ürünlerin satışı için, yine kente ait kamu kaynaklarının kullanılması suretiyle bir tür sübvansiyon yaratmak, tarımdaki sorunların özüne dokunulmadıkça uzun vadede hem o üreticileri hem de tarımı kurtarmak açısından yeterli olmayacak; “Halkın Bakkalı” girişimi de aynen “Halkın Marketi” ya da “Halkın Pazarı” projeleri gibi, kaza geçirip yol kenarına atılmış taşıt araçları olarak hepimize ibretlik dersler verecektir…

Ekler

Ek 1-Halkın Bakkalı“nda satılan ürünlerin çeşidine göre temin edildiği kooperatifler ve satış fiyatları

Ek 2- Halkın Bakkalı“na mal temin eden kooperatiflere göre satılan ürünlerin çeşit ve fiyatları

Ek 3-Halkın Bakkalı“nda satılan ürün cinslerine göre temin edildikleri kooperatifler ve satış fiyatları

Ek 4-Halkın Bakkalı“nda satılan ürün türlerine göre satışı yapılan ürün çeşitlerinin en az ve en fazla satış fiyatları