İZKA: İzmir’in kalkınmasını planlamak mı; yoksa, hafızayı zorlayarak kentin algısını değiştirmek mi?

Ali Rıza Avcan

Ülke kalkınmasını, 30 Eylül 1960 tarih ve 91 sayılı kanunla kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) eliyle ülke bütününde ve merkezi ölçekte planlamayı sağlayan, bunu yaparken bölgeler arası eşitsizlikleri gidermeyi amaçlayan 20 yıllık başarılı bir planlama uygulaması, -ne yazık ki- 12 Eylül Faşist Cunta Dönemi‘nin altyapısını hazırlayan 24 Ocak 1980 kararlarıyla ortaya çıkan özelleştirmeci neoliberal dönüşüm fırtınası sonucunda DPT‘nin 2011 yılında kapatılması ile son bulmuş, onun yerine tüm bir ülke, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) adı verilen Avrupa Birliği (AB) şablonlarıyla 26 ayrı bölgeye ayrılmış ve her bir bölgenin başına o bölgeden sorumlu 26 kalkınma ajansı kurulmuştur.

26 Kalkınma Ajansı Bölgesi

Bu kapsamda tüm bir ülke tarihi, coğrafi, ekonomik, kültürel ve toplumsal geçmişleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan farklılıkları dikkate alınmadan gelişigüzel bir şekilde sanki hepsi aynı özellikteymiş gibi 26 ayrı bölgeye ayrılmış, bu kapsamda kendi içinde bir bütünlüğe sahip olan Ege Bölgesi birbirleriyle ilişkileri gözetilmeksizin üç alt bölgeye (İzmir, Kütahya-Afyonkarahisar-Manisa-Uşak ve Muğla-Aydın-Denizli) ayrılarak eskiden adeta Ege Bölgesi‘nin merkezi olan İzmir‘in Ege Bölgesi ile olan tüm ilişki ve etkileşimi koparılmıştır.

Bu durumu ilk yıllarda hararetle alkışlayan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) gibi değişik sektörleri temsil eden meslek kuruluşlarının baronları geçen zaman içinde hata yaptıklarını anlamaya ve bu konuyu sık sık dile getirmeye başlamış, Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı (EGEV) gibi tüm Ege Bölgesi‘ni ilgilendiren kurumlar sırf bu nedenle iş yapamaz hale gelmiş, Gediz, Bakırçay ve Büyük Menderes gibi nehir havzalarının tek bir otorite eliyle yönetilip çevre sorunlarından arındırılması mümkün olmamıştır.

İzmir ilini oluşturan 30 ilçeyi kapsayan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) görev alanı…

Türkiye‘de kurulan ilk kalkınma ajansı sıfatına sahip İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), faaliyete geçtiği 2006 sonrasında ülke gerçek ve geleneklerine yabancı kadro ve yöntemlerle İzmir‘i kalkındırmak gibi bir iddia ile yola çıkıp adeta suya yazarcasına üç ayrı bölge planı hazırlayıp bunlara dayanak olan analiz ve araştırmalar yaptığı, asıl kaynağını belediyelerden sağladığı finans gücü ile bazı projeleri desteklediği halde aradan geçen 20 yılın sonunda ilk yıllardaki gayret, heyecan ve çalışkanlığını bir köşeye koyarak; bir anlamda kendi asli görevine verdiği önem ve ağırlığı azaltarak gökdelenlerin üst katlarındaki lüks ofislerde kendisine yeni çalışma alanları, yeni uğraşlar bulmaya başlamış, kentin kalkınmasına verdiği destekten çok kentin geçmişine dair hangi kitabı çıkardığı, hangi toplantıyı yaptığı, hangi sergiyi açtığı ile anılır olmuştur.

Oysa kalkınma ajansları; bağlı olduğu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın söylemine göre “1 ve 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çerçevesinde kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle Cumhurbaşkanınca belirlenen politikalarla uyumlu olarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, gelişmenin sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak üzere kurulmuşlardır.

Bu doğrultuda, kalkınma ajanslarının temel faaliyetleri:

  • Yerel yönetimlerin plânlama çalışmalarına teknik destek sağlamak,
  • Bölge plân ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olmak; bu kapsamda desteklenen faaliyet ve projelerin uygulama sürecini izlemek, değerlendirmek ve sonuçlarını Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘na bildirmek,
  • Bölge plân ve programlarına uygun olarak bölgenin kırsal ve yerel kalkınma ile ilgili kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunmak ve bu kapsamdaki projelere destek sağlamak,
  • Bölgede kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen ve bölge plân ve programları açısından önemli görülen diğer projeleri izlemek,
  • Bölgesel gelişme hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik olarak kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek,
  • Bölgesel gelişmeye yönelik ajansa tahsis edilen iç ve dış kaynaklı fonları, bölge plân ve programlarına uygun olarak kullanmak veya kullandırmak,
  • Bölgenin kaynak ve olanaklarını tespit etmeye, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırmaya ve rekabet gücünü artırmaya yönelik araştırmalar yapmak, yaptırmak, başka kişi, kurum ve kuruluşların yaptığı araştırmaları desteklemek,
  • Bölgenin iş ve yatırım imkânlarının, ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak veya yaptırmak,
  • Bölge illerinde yatırımcıların, kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetki alanına giren izin ve ruhsat işlemleri ile diğer idarî iş ve işlemlerini, ilgili mevzuatta belirtilen süre içinde sonuçlandırmak üzere tek elden takip ve koordine etmek,
  • Yönetim, üretim, tanıtım, pazarlama, teknoloji, finansman, örgütlenme ve işgücü eğitimi gibi konularda, ilgili kuruluşlarla işbirliği sağlayarak küçük ve orta ölçekli işletmelerle yeni girişimcileri desteklemek,
  • Türkiye’nin katıldığı ikili veya çok taraflı uluslararası programlara ilişkin faaliyetlerin bölgede tanıtımını yapmak ve bu programlar kapsamında proje geliştirilmesine katkı sağlamak,” (1)

olarak belirlenmiştir.

Bütün bu görevler çerçevesinde, İZKA‘nın ve İZKA dışındaki İstanbul ve Ankara ajanslarının görevli oldukları bölgelerin kalkınıp gelişmesiyle halkın refahının artmasında ne ölçüde etkili olduğu konusunu ele alacak olursak; ajansların kurulduğu günden bu yana üç büyük kentin nereden gelip nereye gittiğini en iyi şekilde 2003 yılında DPT, 2011 yılında Kalkınma Bakanlığı, 2017 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanıp kısa adıyla SEGE olarak anılan 2003, 2011 ve 2017 yıllarına ait “İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması” sonuçlarında görürüz:

Kalkınma ajansları sonrasında İstanbul, Ankara ve İzmir’in gelişmişlik endekslerindeki ciddi düşüşler..

Yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, bölgesel kalkınmayı sağlayacağı iddiasıyla 2006 yılından itibaren kurulmaya başlanan kalkınma ajanslarının her biri ayrı bir istatistiki bölge birimi olan İstanbul, Ankara ve İzmir açısından pek hayırlı olmamış, gelişmişlik düzeyi açısından ülkenin ilk üç gelişmiş ilindeki gelişmişlik düzeyleri 2003 yılına göre artacağına azalmıştır.

Diğer yandan tabii ki ajansın bu 20 yıllık faaliyetini değerlendirirken 2016’dan başlayıp 2023’e kadar devam eden 8 yıllık bir dönemde İZKA içindeki FETÖ örgütlenmesi nedeniyle doktoralı genel sekreterin görevden alınıp mahkum edilmesini, birçok görevlinin KHK‘lerle görevden uzaklaştırılmış olmasını, danışma kurulunun dağıtılmasını, ajans içinde FETÖ operasyonlarıyla soruşturmalarının yapıldığını ve bu süre içinde İZKA‘nın fiilen çalışamaz hale geldiğini de unutmamak gerekir. (3)

İZKA gelirlerinin % 60’ını belediyeler karşılıyor…

İZKA‘nın 2008-2025 dönemine ait gelir-gider bütçeleriyle kesin hesapları ve faaliyet raporlarını incelediğimizde, bu 18 yıllık sürede tahsil edilen toplam 1.326.493.961,06 kuruşluk gelirin İzmir‘in kalkınmasını planlayıp izlemek, ölçmek ve değerlendirmek açısından son derece yetersiz olduğunu; ayrıca, bu gelirin %50 ila % 60 arasında değişen büyük bir diliminin aslında merkezi yönetimden değil İzmir belediyelerinden gelen paylardan oluştuğunu, merkezi yönetimle meslek odalarından gelen payların ise son derece yetersiz olduğunu görür; böylelikle, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın bu geliri kullanarak verdiği maddi destekler açısından başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını; özel sektörle ve yerel yönetimlerin İZKA tarafından hazırlanan her türlü plan, program, strateji, analiz ve araştırmayı pek de dikkate almadığını anlarız.

Her beş yılda bir hazırladığı bölge kalkınma planının hazırlık sonrasındaki uygulamasını izleyip ölçmesi ve değerlendirmesi gereken İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın bu çalışmaları yapmadığı yayınladığı faaliyet raporlarından anlaşıldığı için, hazırladığı planın bölge kalkınmasındaki yer ve etkisiyle İzmirlinin refahının artmasında, kentin yurtiçi ve dışı rakipleri karşısındaki yerinin güçlenmesinde, istihdam, işsizlik, yoksulluk ve çevre sorunları gibi toplumsal sorunların çözümlenmesinde ne ölçüde katkıda bulunduğu ile hazırlanan bölge planlarıyla diğer politika, strateji, plan, program, araştırma ve analizlerin özel sektör ve yerel yönetimler tarafından ne ölçüde dikkate alındığı ya da onların girişimlerine ne ölçüde yön verdiği belirlenerek bunlarla ilgili bilgilerin kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir.

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), mevzuatla belirlenen temel faaliyetleri çerçevesinde bütün bu görevleri yapması gerektiği halde yapmayıp 2019 yılından başlayarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu amaçla kurduğu Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘la işbirliği yapmak yerine adeta onun önüne geçip onun görevini yaparcasına arkeoloji, tarih, kültür ve sanat gibi konularda konferanslar, sempozyumlar, sergiler düzenlemeye başlamış, “Hafıza İzmir” adını verdiği çalışma alanı çerçevesinde kentin tarihi ile hafızasını ele alan yayınlar yapmaya başlamıştır.

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) İzmir Hafıza Atölyesi konusunda birlikte çalışma kararı alıyorlar…

İçinde bulunduğumuz 2026 yılı itibariyle 20 yaşını dolduran İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), İzmir‘in kalkınıp gelişmesini sağlayacak onca görevi varken yedi yılı kapsayan 2019-2026 faaliyet döneminde kentin kalkınıp gelişmesi ile ilgisi olmayan 20 tarih araştırmasını yayınlamayı, bu yaparken de BASİFED, Türkerler İnşaat, İzmir Ticaret Odası, İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlardan sponsorluk katkısı almayı adeta kendisinin ilk işi olarak kabul etmiş ve bu durum şu an itibariyle öyle bir noktaya gelmiştir ki, bu kentte bu işi yapması temel görevi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürlüğü son yıllarda tek bir ulusal ya da uluslararası projeyi hayata geçirmeyip tek bir ciddi yayın yapmazken “yeni ve güncel standartlara uygun bir arşiv yazılımı” sağlamak amacıyla İZKA‘nın kapısını çalmak zorunda kalmıştır. (2)

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürlüğü ile birlikte yapılan tek işbirliği ise, İZKA‘nın yayın ilkeleri arasında “…daha önce herhangi bir yayınevi tarafından kitap olarak basılmamış olmak kaydıyla” şeklinde bir ilke kararı olduğu halde Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel‘in 2000 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanmış olan “İzmir Fikir ve Sanat İnsanları (1850-1950)” isimli kitabının bu yayın kuralına aykırı olarak 2025 yılında ikinci bir yayınevi olarak basılması suretiyle gerçekleşmiştir.

2000’de Kültür Bakanlığı tarafından basılan aynı kitap 2025’de İZKA tarafından yeniden basılmış…

Kentin tarihine ve hafızasına yönelik araştırma ve yayınlar yapmak tabii ki biz araştırmacılar açısından arzulanıp memnuniyetle karşılanan çalışmalar olmakla birlikte; bu kentte faaliyette bulunan tüm resmi, özel, sivil kurum ve kuruluşlar arasında asıl görevi kentin geçmişini araştırıp bunu belgeleyip arşivleyecek kurumlar; örneğin, biraz önce de belirttiğim gibi APİKAM ya da üniversiteler varken ilk görevi kent ile ilgili kalkınma dinamiklerini planlayıp izlemek ve denetlemek olan bir kuruluşun, İzmir açısından çok önemli bu görevi bir köşeye bırakarak adeta yöneticilerin kişisel merak ve ilgilerini tatmin edercesine bir tarih kurumuna dönüşmesi yadırganacak bir tutum olarak kabul edilmelidir.

İZKA, “Hafıza İzmir adını verdiği tema çerçevesinde yürüttüğü bu çalışmaları, AKP iktidarı tarafından 2010 yılında kurulan ve 2017 yılında İzmir Valiliği ile Türk Tarih Kurumu tarafından ortaya atılan İzmir‘in 25 Mart 1081 tarihinde Orta Asya bozkırlarından çıkıp gelen kara yağız Türkmen beyi Çaka Bey tarafından fethedildiği iddiasını, yaptığı araştırma ve yayınlarla destekleyen İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ile birlikte yapmaya çaba göstermekte, bu amaçla Mart 2025’de söz konusu üniversite ile “Hafıza İzmir Atölyesi” isimli atölye çalışmasının başlatılması için protokoller imzalamaktadır.. (4)

Evet, böylelikle anlaşılmaktadır ki; 2006 yılında İzmir‘in kalkınıp gelişmesi konusunda görevlendirilmekle birlikte geldiğimiz 20 yılın sonunda bu alanda başarılı olamadığı bilinen bir ajans, üst yönetiminde yer alan Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve MÜSİAD gibi örgütlerle birlikte adeta kendilerini inandırmak istercesine Çaka Bey efsanesinin peşinden gitmekte, bu çerçevede İzmir‘in kent tarihi ve hafızasında yer alan kişi ve kurumları seçerek kamuoyu oluşturmaya başlamış; böylelikle Dr. Yasin Kayış ve Eyüp Şahin gibi emekli polis ve öğretmenlere, Ali Birinci gibi Türk Tarih Kurumu‘nun eski başkanlarına, Ömer Faruk Şerifoğlu gibi Zaman Gazetesi‘nin kültür sayfasından sorumlu sanat tarihçilerine, Enver Olgunsoy gibi iş insanlarına, Serhat Başar gibi belediye memurlarına kendi bilgi ve uzmanlık alanları dışında araştırma ve yayınlar yaptırarak ya da Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel gibi isimlere kendi koyduğu yayın kurallarını çiğneyerek ikinci bir kez yayın imkanı vermek suretiyle gelir temin etmenin yolunu bulmuştur.

Bütün bunları yaparken devamlı aynı isimlerle onların öğrencilerine büyük bütçeler ayırarak yürütülen tarih/hafıza projelerinin, kapsadığı sekiz antik yerleşim itibariyle hazırlandığı anlaşılan “İzmir Zaman Makinesi” (https://izmirtimemachine.com/) isimli dijital haritalama çalışmasının, 15, 16 ve 17 Mayıs 2026 tarihleri itibariyle aktif olmadığı görülen “İzmir Kent Kimliği Dijital Arşivi”nin (www.izmirkentkimligiarsivi.com) ve İZKA kültür yayınlarının künyesinde yazılı olan yasaklamaya rağmen müellifleri tarafından sahaflarda ya da müzayedelerde satılıyor olmasının İzmir‘in kalkınması ve İzmirlinin refah düzeyinin yükselmesi açısından nasıl bir fayda sağlayacağı hususunun dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

“Öteki/İzmir” sergisi ile ilgili iki ayrı kartın önlü arkalı yüzleri… Ne yazık ki, sergide fotoğrafları sergilenen sanatçıın adıyla ilgili tek bir bilgi yok!

Tarihi kayıtlara göre 1895’de Halifi Politi‘ye ait şarap fabrikasının faaliyette olduğu Havra Sokak‘taki tarihi “Politi Şaraphanesi“nin 2023-2024 döneminde TARKEM tarafından yürütülen restorasyonu sırasında binanın kültürel kimliğini; yani, hafızasını yok etmek amacıyla, o dönemdeki tüm uyarılarımıza rağmen daha sonraları kullanılan “Tarihi Akın Pasajı” adının kullanıldığını hatırlayacak olursak; 20 Nisan-20 Mayıs 2026 tarihleri arasında bu tarihi mekanda “Hafıza İzmir” temalı “Öteki İzmir” adıyla bir fotoğraf sergisi düzenleyen İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın yapının gerçek kimliğine duyacağı saygı nedeniyle sergi ile ilgili tüm duyuru, afiş, davetiye ve diğer belgelerde “Politi Şaraphanesi” adını kullanacağını ummak iyi niyetli bir beklentiydi.

İyi niyetli beklentim bu şekilde olmakla birlikte; söz konusu sergiyi gezdiğim gün Havra Sokağı‘ndaki gürültücü kalabalığın arasından sıyrılıp sokağa bakan kapıyı açarak içeri girdiğimde genç bir müzeci arkadaşa teslim edilen sergiyle ilgili -tüm örnekleri yukarıdaki fotoğraflarda görülen- basılı belgelerde mekân adının “Tarihi Akın Pasajı” olarak yazıldığını, İZKA gibi kentin hafızasına önem verdiğini söyleyen resmi bir kurum ait serginin, bu serginin İzmir hafızasında yer etmesini sağlayacak olan sergi kataloğuna sahip olmadığını ve asıl önemlisi, “Tarihi Akın Pasajı” adının yazılı olduğu tüm basılı belgelerde sanata ve sanatçıya saygının gereği olarak içeride fotoğrafları sergilenen fotoğraf sanatçısı Emin Araç‘ın isminin yazılmadığını gördüm.

Ardından durup bütün bu gördüklerimi düşünmeye başladığımda ise;

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın İzmir’in kalkınması işle ilgili asıl görev ve faaliyetleri dışında kalıp 2019’den sonra başlattığı kültür yayıncılığı ile 2025 yılından sonra geliştirdiği “Hafıza İzmir” temalı çalışmalara baktığımızda işin özünde yaptığı ya da yapmaya çalıştığı işi ciddiye alma gibi kurumsal bir tutumla demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışının olmayışı nedeniyle kentin hafızası ile ilgili en ufacık bir sergi organizasyonunda bile söylemle eylem arasındaki farklılıkları yakalamanın kolay olduğunu fark ettim.

Diğer yandan, toplumsal hafızanın unutulan ya da unutturulan yanlarını sadece araştırma ve yayınlar yaparak hatırlamanın yeterli olmadığını, bu tür çalışmalarla elde edilen bilgi ve anıların demokratik bir ortamda öğrenilip yaygınlaşması ve geniş toplum kesimlerince sahiplenilmesi gerektiğini düşünmeye başladım.

Ama böylesi bir çalışmayı layıkıyla yapmaya kalktığımızda ise yaşadığımız kent, bırakın hafızayı canlandırmak, onun yok edilmek ya da yeniden şekillendirilmek istendiği, bunun üzerine yeni yeni öykülerin yazıldığı, örneğin fethedilmiş olması uygun görüldüğü için gavurluğu yerine fetih ile kazanılmış bir Türk-İslam kenti olarak nitelenecek bir yerdi…

Çünkü onlara göre hafıza iyi şeyleri hatırlayıp kötü şeyleri unutmalıdır! Örneğin 1923 sonrasında “gavur İzmir” sıfatının yeniden şekillendirilmek istendiği toplumsal bir ortamda tüm cadde, sokak ve mahalle isimlerinin neden numaralandırıldığını, zorla ya da gönüllü olarak gidenlerin geride bıraktıklarının bir çırpıda emval-i metruke adıyla kimler tarafından kapışılıp paylaşıldığını, mezarlık ve ibadethanelerin neden bir çırpıda yok edilip görünmez kılındığını bilmek, bu konuların ayrıntılarını hatırlamak tehlikeliydi!

Çünkü hafızasını büyük ölçüde yitirmiş böylesi bir kentte, 5-6 Eylül olaylarının, 1967’de yaşanan Gomel skandalının, 2000’li yılların başında özelleştirilip haraç mezat satılan Sümerbank ve TEKEL‘i hatırlamanın ne ölçüde tehlikeli olduğu biliniyor, işte o nedenle yeniden restore edilen tarihi Tekel Sigara Fabrikası‘na bile “Kültür Sanat Fabrikası” adıyla yeni bir elbise biçiliyordu…

Kısacası bu kentin hafızası ile oynamak kimilerine göre tehlikeli, riskli bir konuydu… İşte o nedenle bu konu iktidarın emrindeki bir kalkınma ajansı ve üniversite eliyle kontrol altında tutulmalı, hafızanın nerede başlayıp nerede biteceği baştan bilinmeli, örneğin İzmir Alsancak Limanı‘nın satılacağı günlerde Pandora’nın Kutusu açılmamalıydı…

Aksi takdirde, İZKA yetkililerinin 2025 yılında eski Darağaç, yeni Umurbey mahallesi fabrikalarında çalışmış olanların kolektif hafızasını “emeğin miras hakkı” boyutunda ortaya çıkarıp toplumsal ilişkiler ağı sayesinde canlandırmayı hedeflediğimiz araştırma projesine ilk başta olumlu yaklaşıp birlikte çalışma önerisinde bulunmalarına rağmen proje çıktıları itibariyle özelleştirilecek Alsancak Limanı konusunda ne diyeceğimizi bilemedikleri ve bizim söyleyeceklerimizin kendi özelleştirmeci politikaları ile çelişeceğini sezmeleri üzerine bir süre sonra “bu çalışma bizim önceliklerimiz arasında bulunmuyor” gerekçesiyle bizimle birlikte çalışma fikrinden vazgeçtiklerinde yaşadığımız gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz…

“Karayağız Türkmen Beyi Çaka Bey” ve triumvira….

Çünkü merkezi iktidarının bir taşra kuruluşu olan İZKA açısından, temsil ettiği AKP iktidarının çıkarları dikkate alındığında “Hafıza İzmir“in de bir sınırı vardır ve bu sınırları zorlayan araştırma ve yayınlar hiçbir şekilde desteklenemez!

İşte o nedenle tüm mevzuat hükümleri İzmir‘in kalkınması ve İzmirlinin refah düzeyinin artması için İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘na görevler verip onları yerine getirilmesini bekliyorsa da, Türk Tarih Kurumu (TTK), İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ve İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) gibi iktidarın ideolojik üstyapı kurumlarının hep birlikte fethedilmiş bir İzmir algısı ya da tasavvuru yaratması iktidar açısından daha da önemlidir… İşte o nedenle de İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) hafıza ile ilgili tehlikeli sularda bırakın İzmir‘e yeni bir kimlik, yeni bir elbise biçsin ve bunun farkında olanlarla olmayanlar onun bu misyonuna yardımcı olsunlar…

İşte bütün bu nedenlerle ve sonuç olarak;

İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) yasal olarak görevi olmayan ve İzmir açısından herhangi bir önceliği bulunmayan kültür yayıncılığı yerine bir an önce sağlıklı, doğru, etkili ve sonuç alıcı bölge planlarının hazırlanması, izlenip ölçülmesi ve değerlendirilmesi ile temel faaliyetlerine ağırlık vererek İzmir‘in kalkınması ve İzmirlinin refahının artması için çalışmalı, bunun için çaba harcamalıdır derim…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

İZKA hakkında daha önce yazdıklarım: https://kentstratejileri.com/2020/10/09/dokum-dokum-dokulen-bir-ajans-izmir-kalkinma-ajansi/

(1) Kalkınma Ajansları, https://www.sanayi.gov.tr/bolgesel-kalkinma-faaliyetleri/kurumsal-yapilar/01129b

(2) İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü’nün İzmir Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği’ne hitaplı 07.07.2025 tarih, E-41204635-622.99-2596313 sayılı yazısı.

(3) Ahmet Bayram, “Firari FETÖ hükümlüsü eski İZKA Genel Sekreteri Can, Manisa’da yakalandı“, Anadolu Ajansı, 7.8. 2023, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/firari-feto-hukumlusu-eski-izka-genel-sekreteri-can-manisada-yakalandi/2963139

(4)İZKA’dan İKÇÜ’ye ‘Hafıza İzmir Atölyesi’, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ile İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) arasında, “Hafıza İzmir Atölyesi” kurulumuna ilişkin iş birliği protokolü imzalandı“, 7 Mart 2025, https://ikcu.edu.tr/Haber/17992/i-zka-dan-i-kc-u-ye-hafiza-i-zmir-ato-lyesi, https://izka.org.tr/hafiza-izmir-atolyesi-imza-toreni-gerceklestirildi/, https://ikcu.edu.tr/Haber/18189/ikcu-den-kulturel-mirasin-korunmasina-katki-hafiza-izmir-atolyesi-basliyor

“Sürdürebilirlik” diyorum; ama, sürdüremiyorum…”

Ali Rıza Avcan

Neoliberal yaklaşımın dilimize pelesenk ettiği* sözcüklerden biri de, Latincenin “sustinere” sözcüğünden türetilip İngilizcede “Sustainability” halini almış olan “sürdürülebilirlik” sözcüğüdür.

Sözcüğün Almanca kökeni “Nachhaltigkeit” ise 1713’te Saksonya’da bir ormancılık risalesinde ilk kez “Ormandan yalnızca yeniden yetişebilecek kadar ağaç kesilmelidir” anlamında kullanılmış.

Sürdürülebilirlik” sözcüğünde ise ne ormanın hafızası ne yükün ağırlığı var. “Sürdürmek” ilk akla gelen şekliyle devam ettirmek anlamına geliyor. Kullanılan fiil, pasif, nötr, neredeyse bürokratik bir fiil. Çünkü “-ebilir” olanak bildirmekte, “-lik” de soyut isim yapmaktadır. Ortaya çıkan bileşik ise “devam ettirilebilme hali” gibi bir anlama geliyor. O nedenle de bu sözcüğün hiçbir imgesi, hiçbir duygusu, hiçbir bedeni bulunmamaktadır…

Sözcük önce;

📌İhtiyaçları doğal kaynakları tüketmeden ve gelecek nesillerin haklarını tehlikeye atmadan karşılama, karbon ayak izinin azaltılması gibi çevresel anlamda kullanılmış olsa da; zaman içinde

📌Kaynakları tüketmeden ekonomik büyümeyi sağlama, İnovasyon, Ar-Ge ve yeşil yatırımlarla sürdürülebilir tarım ve üretimi ifade etmek amacıyla ekonomik,

📌Toplumsal eşitlikle hak ve özgürlüklerin sağlanması, yaşam kalitesinin artırılması ve toplumsal bütünlüğün korunması anlamında toplumsal ve

📌Kültürel inanç ve uygulamalarla kültürel mirasın korunması, kültürün kendi varlığı olarak sürdürülmesi boyutunda kültürel anlamda kullanılmaya başlanmış;

Böylelikle, neredeyse yaşamla ilgili her şeyin sürdürülebilirliğinden söz edilmeye başlanmıştır.

Oysa bütün bu durum ve olguları Türkçedeki “süreklilik“, “sürdürmek“, “sürdürebilmek“, “devamlılık“, “devam ettirmek“, “daimi” ve “daimilik” gibi hepimizin bilip kullandığı sözcüklerle ifade etmek ve daha anlaşılır olmak varken İngilizcedeki “ability” sözcüğünün bire bir çevrilmesi suretiyle yaratılan “sürdürülebilirlik” sözcüğü geldi hayatımızın tam ortasına oturup gereksiz bir şekilde sık sık kullandığımız bir sözcük haline geldi…

Hem de devamlılığın, kendi sözcükleriyle sürdürülebilirliğin sağlanamadığı durumlarda sanki “şıracının şahidi” gibi gerçek dışı durumlara şahit yapılmak amacıyla kullanılan bir sözcük olarak…

Sayın Bedriye Emir, Müessesemizde başarılı geçen hizmetlerinizin bir hatırası olarak en iyi dileklerimizle… Sümerbank İzmir Basma Sanayii Müessesesi”

Bugünkü yazımın giriş bölümünü oluşturan “sürdürülebilirlik” sözcüğünün kullanımı ile ilgili görüş ve yorumlarımın tam da bu noktasında, kendi söylem ve yayınlarında “sürdürülebilirlik” sözcüğünü üstüne basa basa sık sık kullanan; ama, bunu uygulamalarına yansıtmayan biri resmi, diğerleri sivil ve ticari olmak üzere üç ayrı İzmir kurumunun bir zamanlar başarıyla yaptıkları işi bugün nasıl sürdüremediğini örnekleyerek anlatmaya, söylemleri ile eylemleri arasındaki ciddi kopukluğa dikkat çekmeye çalışacağım.

Bu üç kurumdan biri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘na bağlı olup hazırladığı 220 sayfalık 2024-2028 dönemi İzmir Bölge Planı‘nda “sürdürülebilirlik” sözcüğünü 32 kez kullanan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA),

İkincisi, kendisine ait 144 sayfalık 2023-2026 Stratejik Planı‘nda “sürdürülebilirlik” sözcüğünü 15 kez kullanan İzmir Ticaret Odası (İZTO),

Üçüncüsü de “sosyal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemeyi” kendine misyon edinip sürdürülebilir yaşam için yaratıcı ve dönüştürücü çözümler üretmeyi vizyonu olarak belirleyen İzmir Ticaret Odası (İZTO) tarafından kurulmuş olan İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ)‘dir.

Şimdi ben de sizlere sürdürülebilirliği kendisine ilke edindiğini söyleyen bu üç kurumun kendilerine teslim edilen Cumhuriyet emaneti Sümerbank kumaş deseni kataloglarını, 2015-2018 sonrasında bilgi edinme hakkını kısıtlayıp yok edecek şekilde nasıl halktan kopardığının hikayesini anlatmaya çalışacağım:

1946 yılında Konak ilçesinin Umurbey mahallesi sınırları içinde ve Yeşildere kenarındaki geniş bir alanda kurulan ilk Sümerbank fabrikası için bir İngiliz şirketine 140 adet tezgah siparişi verilir ve burada 1947 yılından itibaren Nazilli Sümerbank Basma Sanayii için ham bez üretilmeye başlanır.

İmalathane daha sonra 5 Kasım 1953 tarihinde hizmete giren iplik ve dokuma işletmesi ve 1 Ocak 1955′ tarihinde hizmete giren basma işletmesi ile büyüyerek 27’si üretime, 10’u idari ve sosyal amaçlara hizmet eden 37 yapılık büyük bir fabrikaya dönüşür. Basma, pazen, saten, emprime, merserize döşemelik, divitin, hasse ve pike kumaşların üretildiği fabrikada 1960 yılı itibariyle 136 memur, 1.668 işçi, 1980 yılı itibariyle 140 memur, 2.168 işçi, kapatıldığı 2000 yılı itibariyle 50 memur, 679 işçi çalışmaktadır. (1)

Bu arada fabrikada üretilen kumaşların desenlerinin çizimi için 15.08.1955, 17.01.1957 ve 06.09.1957 tarihlerinde İsviçreli gravür uzmanı Georges Vuillamenet’in Sümerbank İzmir Basma Sanayi Müessesesi’nde çalıştırılması için Bakanlar Kurulu’ndan izin alınır, böylelikle Sümerbank kumaşlarında 1950’li yıllarla birlikte Avrupa ölçeğinde çağdaş desenlerin yer alması sağlanır.

İzmir Sümerbank Basma Sanayii Fabrikası, 1950’li yıllardan sonra gelişen özel dokuma, tekstil ve konfeksiyon sektörüne rakip olup zorlamaması, Sümerbank fabrikalarından çıkarılacak kalifiye elemanların özel sektöre devri ve elinde bulunan değerli taşınmazların rantından yararlanılması amacıyla 14 Ekim 2000 tarih, 2000/83 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile kapatılmış, 159.626 m2’lik arazisi 19 Ağustos 2003 tarihinde eğitim hizmetlerinde kullanılmak koşuluyla bedelsiz olarak İzmir İl Özel İdaresi’ne devredilmiştir.

İzmir Sümerbank Direnişi, 2001

Fabrikanın özelleştirilip kapatılması aşamasında fabrika işçileri uzun bir süre kahramanca direnip mücadele etseler de, hem işçilerin üye olduğu TEKSİF sendikasının pasif tutumu, hem de Deniz Baykal‘ın genel başkanlığındaki CHP gibi muhalefet partilerinin fabrikaya ve işçilere sahip çıkmayışı nedeniyle her gün girip çıktıkları ekmek kapılarının kapanışına tanık olup direnişlerine son vermek zorunda kalırlar.

Fabrika, özelleştirme çalışmalarının ilk aşamasında özel bir vakıf üniversitesi inşa edilmesi amacıyla İzmir Ticaret Odası Eğitim Vakfı‘na verilmek istenmesine rağmen, işçilerle sivil toplum kuruluşlarının karşı çıkması nedeniyle eğitim çalışmalarında kullanılmak üzere İzmir İl Özel İdaresi‘ne verilir ve ardından fabrika alanında lise eğitimi düzeyinde faaliyette bulunan 5 meslek okulu (Çok Programlı Anadolu Lisesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Otelcilik ve Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Denizcilik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi) Nevvar-Salih İşgören Kampüsü adı altında inşa edilip eğitim faaliyetine başlar.

İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, fabrika taşınmazlarının İzmir İl Özel İdaresi‘ne devredildiği tarihten önce verdiği 20.03.2001 tarih, 9212 sayılı kararında, “endüstri arkeolojisi kapsamında anılan taşınmazlara ait üretim araçlarının mimari bütünlük içerisinde korunmasına”, sonrasında verdiği 8 Nisan 2004 tarih ve 3500/2384 sayılı ikinci kararında da “basma işleme binasının; içinde yeterli miktardaki üretim araçlarının teknoloji ve müzecilik anlayışına uygun olacak şekilde sergilenmesi, endüstri müzesi yapılması, diğer üretim araçlarının ilgili kurumca uygun görülecek biçimde değerlendirilmesi” şeklinde karar vermiş olmasına karşın; bugüne kadar bu kararlar dikkate alınarak ayrı bir endüstri müzesi kurulmamış, kompleksteki üretim araçlarıyla ilgili ayrı bir tespit ve inceleme yapılmadığı için kurul kararına rağmen fabrikadaki üretim araçları aradan geçen süre içinde birer birer ortadan kaybolmuştur. (2)

19 Ağustos 2003 tarihli protokolle İzmir İl Özel İdaresi‘ne sadece fabrikanın taşınmazları devredildiği halde, bu devirden sonra fabrika binalarının korunması için hiçbir çaba harcamayan özel idare, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu‘nun 20.03.2001 tarih, 9212 sayılı kararında dile getirilen “endüstri arkeolojisi kapsamında anılan taşınmazlara ait üretim araçlarının mimari bütünlük içerisinde korunmasının esas alınması.” kararını dikkate almaksızın, bir kısım İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesinin yıkıntı halindeki fabrika binalarına izinsiz girerek buldukları kumaş desenleriyle üretim aracı niteliğindeki düğme, etiket ve baskı kalıbı gibi birçok taşınır malzemeyi sahiplenmesi üzerine, 44 yıllık Sümerbank emeğinin ürünü değerli taşınır kültür mirasını yetkisi olmadığı halde söz konusu kurul kararını çiğneyerek eğitim amacıyla İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ne vermiştir. (3)

İzmir İl Özel İdaresi‘nin 6360 sayılı yasa uyarınca kapatıldığı 2012 sonrasında Sümerbank mallarının paylaşımı konusunda İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında, işin içine İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO)‘nın da dahil olduğu çetin bir mücadele yaşanmış ve en nihayetinde fabrikanın bulunduğu arsalar ve binalar Hazine‘ye, fabrika alanının karşısındaki lojmanların bulunduğu parsel ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne verilmiştir.

Halkapınar tesislerinde soyunma odalarında tespit edilen kumaş arşivlerinin saklandığı bazı çekmece sistemleri“, Fotoğraf: F. Dilek Himam, 2006.

200.000’i aşkın kumaş deseninden oluşan kültürel miras niteliğindeki bu muazzam koleksiyonun yetkisiz bir kurum tarafından İzmir Ticaret Odası‘na bağlı özel bir vakıf üniversitesine verilmesinden sonra hayata geçirilen tek yararlı iş ise, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Ticaret Odası (İZTO) arasında yürütülen 2014 tarihli bir proje çerçevesinde bu koleksiyona sahip çıkılarak;

1. İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarım Bölümü tarafından bu kataloglardan seçilen desenli kumaşlarla dikilen dönem giysilerinin, önce 14-27 Kasım 2015 tarihleri arasında İzmir Ahmed Adnan Saygun Külltür Merkezi‘nde, 27 Ekim-13 Kasım 2016 tarihleri arasında Aydın Arkeoloji Müzesi‘nde, 19 Ocak-5 Mart 2017 tarihleri arasında Bursa Merinos Tekstil Sanayi Müzesi‘nde ve son olarak 12 Ocak-12 Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri Sergisi” adıyla sergilenmesi ve bu sergiler için aynı adla bir sergi kataloğunun hazırlanması, (4)(5)

2. 6.000’e yaklaşık kumaş deseninin yer aldığı “TUDİTA-Türkiye Dijital Tekstil Arşivi” adıyla oluşturulan http://www.tudita.com adresindeki İnternet sayfasının, 13 Kasım 2015 tarihinde yayına görmesi, (6) (7)

3. Fabrikadaki taşınır mallara tasarruf etme yetkisi olmayan İzmir İl Özel İdaresi‘nin, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun kararlarına rağmen kumaş desenleriyle ilgili kataloglarıyla baskı kalıbı, düğme ve etiketleri izin almaksızın fabrika alanından çıkaran İzmir Ekonomi Üniversitesi görevlilerine verdiği izin sonrasında fabrikaya giren ekip üyelerinden Fehmiye Dilek Er‘in bu malzemeleri kullanarak 2011 yılında “Sümerbank İzmir Halkapınar Basma Sanayi Müessesesi’ne Ait Desen Albümlerinin İncelenmesi, Arşivlenmesi ve Korunması” başlığıyla kendisiyle ilgili sanatta yeterlik tezini yazması,

4. Koleksiyondaki kumaş desenlerinin değerlendirilmesi suretiyle İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyeleri Ender Yazgan Bulgun, Elvan Özkavruk Adanır ve Dilek Himam Er tarafından hazırlanan “Türkiye Baskı Desenleri Tarihi: Sümerbank Örneği 1956-2001” ismini taşıyan 441 sayfalık bir kitabın İzmir Ekonomi Üniversitesi tarafından 2015 yılında yayınlanmış olmasıdır.

Aynen padişahın ihsanıyla Berlin‘e götürülen Bergama Zeus Tapınağı‘nın ihtiyaç duyduğu bakım ve restorasyonlar yapıldıktan sonra sahiplenilip Berlin‘deki Pergamon Müzesi‘nde sergilenmesinde olduğu gibi…

Ancak bugün eğitimde kullanılması amacıyla İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ne verilen kumaş desenlerinden 6.000’inin yüklendiği “TUDİTA-Türkiye Dijital Tekstil Arşivi” adı verilen İnternet sayfası çalışmamakta, 200.000’i aşkın kumaş deseninden oluşan koleksiyon İzmir Ticaret Odası‘na ait İzmir Ticaret Tarihi Müzesi‘nde sergilenmek yerine yakın zamanda kişisel veri sızıntısıyla siber zorbalık skandalının yaşandığı İzmir Ekonomi Üniversitesi‘nin güvenlik açısından riskli depolarında saklanmakta, yayınlanan sergi kataloğu ve kitap ise sadece İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Ekonomi Üniversitesi kütüphanelerinde bulunmakta, kentteki Dokuz Eylül, Ege, Katip Çelebi, Yaşar ve Demokrasi üniversitelerinin kütüphaneleriyle İzmir Milli Kütüphane gibi kentin diğer önemli kütüphanelerinde bulunmamakta, Türkiye çapındaki hiçbir kitapçı ya da sahaf tarafından satılmamaktadır.

Kısacası, İzmir Sümerbank Basma Sanayii Müessesesi‘nin yıkıntı halindeki binalarından, taşınmaz malların asıl sahibi Sümer Holding A.Ş.‘den izin almak yerine yetkisiz İzmir İl Özel İdaresi‘nden alınan izinle sahiplenilen kumaş deseni katalogları ve diğer üretim araçları, 2015-2018 dönemi sonrasında eğitim amacıyla kullanılmamakta, bu taşınır kültür mirası halka, bilim insanlarına ve uzmanlara sunulmak yerine bu koleksiyonu elinde tutanların kişisel amaçlarına hizmet eden bir malzeme olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca telif ve mülkiyet hakları açısından sanat eseri niteliğindeki her bir desenin aynı işi yapanlarca izinsiz kullanımını izleyip engellemek konusunda ne yapıldığı ise bilinmemektedir.

Cumhuriyet Dönemi‘nin kısıtlı kaynakları çerçevesinde, aralarında İsviçreli Georges Vuillamenet‘in de bulunduğu Sümerbanklı uzmanlar tarafından üretilen 200.000 adet kumaş deseninden oluşan bir koleksiyon, aradan geçen 10-11 yıllık sürenin sonunda bu üç kurumun bizlere taahhüt ettiği “sürdürülebilirlik” çerçevesinde ne yazık ki bugünlere gelememiş, bilgi edinme hakkı çerçevesinde ulaşıp yararlanabileceğimiz bir bilgi kaynağı olmaktan çıkmış ve kişisel veri sızıntılarının yaşandığı bir ortamda saklanıp bilimsel çalışma etiğine aykırı bir şekilde katalogları elinde bulunduran akademisyenlerin kariyer yolculuklarına malzeme olmuştur.

İzmir Sümerbank’tan geriye kalan…

2015-2018 döneminde İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ve İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın oluşturduğu işbirliği çerçevesinde dijital ve basılı yayınlara konu olan Sümerbank kumaş desenleri kataloğuna dijital ya da basılı yayınlar yoluyla erişmek artık mümkün olmamakta ve bu koleksiyon 2018’den bu yana bir koleksiyonu elinde bulunduran akademisyenin kendi kişisel çalışmalarına konu olmaktadır.

Hatta İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü ile ilgili İnternet sayfasının “Görsel Arşiv/Dijital Kataloglar ve Yayınlar” bölümünde “Defile Katalogları“, “Dergi 5,5” ve “Moda Kritiği Editoryal” linkleri bulunduğu halde Sümerbank kumaş desenlerine ait bir bölüm ya da link bulunmamaktadır.

İşte bütün bu nedenlerle, toplumun bilgi edinme hakkının sürdürülebilirliğini; yani, başka bir deyişle bilginin yaygınlaşıp toplumsallaşabilmesi için kamusal anlamda paha biçilmez bu kültürel mirasın özel kullanımdan çıkarılıp tescillenmesi suretiyle İzmir Ticaret Odası bünyesinde ve Kültür ve Turizm Bakanlığı denetimindeki İzmir Ticaret Tarihi Müzesi‘ne devri suretiyle tüm bilim dünyasının ve halkın bilgi ve kullanımına sunulması uygun olacaktır.

Evet, o değerli kumaş desenlerini kendilerine emanet edilen fabrika içinde bırakıp gidenler asıl suçlu olmakla birlikte; o katalogları ve diğer üretim araçlarını o konuda yetkisiz olan İzmir İl Özel İdaresi‘nden izin alarak kendilerine mal edenler, bu katalogları temizleyip onararak yeniden kullanılır hale getirmek suretiyle ne kadar yararlı bir iş yapmışlarsa da; kataloglardaki bilgiyi kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmak suretiyle -bence- o suçun ortağı olmuşlardır….

O nedenle fabrikanın özelleştirildiği 2000-2001 yıllarında fabrika arsası ve binalarının İzmir Ticaret Odası’na verilmesi fikrine karşı çıkan fabrika işçileriyle sivil toplum kuruluşlarının ne kadar haklı olduklarını anlamış oluyoruz… Ya gerçekten fabrika tümüyle İzmir Ticaret Odası‘na verilmiş olsaydı, ne olurdu, nelere tanık olurduk acaba?

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(*) Bir sözü, kelimeyi veya ifadeyi yerli yersiz, sürekli ve alışkanlık haline getirerek sık sık tekrar etmek.

(1) Şükür, R., Sümerbank İzmir Basma Fabrikası (1943-2000), Gece Kitaplığı, Şubat 2025, Ankara.

(2) Şükür, R., Sümerbank İzmir Basma Fabrikası (1943-2000), Gece Kitaplığı, Şubat 2025, Ankara, sh.455

(3) Er, F. Dilek, Sümerbank İzmir Halkapınar Basma Sanayii Müessesesi’ne ait Desen Albümlerinin İncelenmesi, Arşivlenmesi ve Korunması, Yayınlanmamış Sanatta Yeterlik Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi,Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Anasanat Dalı, İzmir, 2011.

(4) Bozkurt, E., “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arasında Sümerbank Desenleri, Arkitera, 26 Aralık 2017, https://www.arkitera.com/etkinlik/bir-ulusu-giydirmek1956-2000-yillari-arasi-sumerbank-desenleri/#goog_rewarded

(5) “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri Sergisi Açıldı, İzmir Ekonomi Üniversitesi, 17 Kasım 2015, https://ffad.ieu.edu.tr/tr/news/type/read/id/4045

(6) Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri, İzmir Ekonomi Üniversitesi, 5 Ocak 2018, https://mt.ieu.edu.tr/tr/news/type/read/id/5199

(7) Akdemir, N., “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri, Fashion Avenue, 11 Kasım 2015, https://nazakdemir.blogspot.com/2015/11/bir-ulusu-giydirmek1956-2000-yillari.html

Döküm döküm dökülen bir ajans: İzmir Kalkınma Ajansı…

Ali Rıza Avcan

Birkaç gün önce Sayıştay’ın birçok kamu idaresine ait 2019 yılı denetim raporları yayınlandı… Üniversiteler, sosyal güvenlik kurumları, düzenleyici ve denetleyici kurumlar ve kalkınma ajansları…

Bugünkü yazımızın konusu, ülkemizde ilk kez kurulan iki kalkınma ajansından biri olan İzmir Kalkınma Ajansı‘na, kısa adıyla İZKA‘ya ait 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda belirtilen ilginç işlemlerle, vahim hata ve eksikliklerle ilgili…

Sürdürülebilir yerel kalkınmada öncü ve etkin, uluslararası tanınırlığa sahip bir Ajans” olma vizyonu ile yola çıkıp “İzmir’in sürdürülebilir kalkınması için bütüncül bir yaklaşım ile yerel potansiyeli harekete geçirecek katılımcı araçlar geliştirmek ve uygulamak” misyonu için çalıştığını söyleyen İzmir Kalkınma Ajansı daha önce 2012, 2013 ve 2015 yıllarında Sayıştay tarafından denetlenmiş. Ajansın 2006 yılında kurulduğunu dikkate aldığımızda 2012 öncesindeki yıllarla 2014, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında Sayıştay denetiminden geçmediği anlaşılıyor.

Ajans buna rağmen, kendisi ile ilgili mevzuat uyarınca 2008 yılından bu yana her yıl faaliyet raporu düzenliyor, 2009-2017 yılları arasında hesaplarını bağımsız denetim kurumlarına denetletiyor, 2008-2020 döneminde her yıl sonunda yıllık gelir ve gider hesaplarını kamuoyu ile paylaşıyor. Bütün bu belgeleri, ajansın http://www.izka.org.tr isimli web sayfasının “Doküman Merkezi” bölümünde rahatlıkla bulabiliyoruz.

2012 yılına ait 75 sayfalık Sayıştay Denetim Raporu’na baktığımızda, tespit edilen eksiklik ve yanlışlıkların genellikle şekil şartlarıyla ilgili olduğunu ve bu yılki denetimde esas yönelik herhangi bir eleştirinin yer almadığı görülmektedir.

2013 yılına ait 19 sayfalık Sayıştay Denetim Raporu’nda ise kurumu tanımlayan bilgiler ve mali tablolar dışında eksiklik ya da yanlışlıklarla ilgili herhangi bir tespit ve değerlendirmenin yapılmadığı belirlenmiştir.

2015 yılına ait 25 sayfalık üçüncü Sayıştay Denetim Raporu’nda, bir iki muhasebe hesabının kullanılmaması, personel ödemelerinin “net” yapılması nedeniyle gelir vergisinin kurum bütçesinden ödenmesi, personele kurum bütçesinden cep telefonu alınıp görüşme bedellerinin kurum bütçesinin ödenmesi ve kurumda iç denetçi istihdam edilmemesi konuları dışında dişe dokunur herhangi bir eksiklik ya da yanlışlık bildiriminin yapılmadığı anlaşılmıştır.

Ama ne olduysa olmuş, ajansın 2019 yılı hesapları için yapılan denetimde belki daha deneyimli bir denetçinin gelmesi ya da ajanstaki işlerin iyice çığırından çıkması nedeniyle diğer üç denetim raporundan farklı olarak ajansın varlık nedeniyle çalışmalarını sorgulayan önemli tespitler yapılmış; böylelikle ajanstaki yönetim ve çalışma kalitesinin ne ölçüde kötü olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Gelelim, 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu verilerine….

Stratejik yönetim ve planlamadan söz eden bir kurumun stratejik planının bulunmaması…

4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereğince yerel yönetimlerin planlama çalışmalarına teknik destek sağlaması, bölge plan ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olması, bölge plan ve programlarına uygun olarak bölgenin kırsal ve yerel kalkınma ile ilgili kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunup destek sağlaması, bölgede kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları taratfından yürütülen ve bölge plan ve programları açısından önemli görülen diğer projeleri izlemesi, bölgesel gelişme hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gibi önemli stratejik görevleri bulunan; ayrıca, 3914 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi gereğince bölge planlarını hazırlaması gereken İzmir Kalkınma Ajansı’nın kendine ait kurumsal bir stratejik planı yoktur.

Bu eksiklik, 2019 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünün 12. maddesinde belirtilmiş olup ülkemizdeki 20 kalkınma ajansının stratejik plana sahip olduğu halde aralarında İzmir Kalkınma Ajansı’nın da olduğu 4 ajansın stratejik plana sahip olmadığı belirtilmiştir.

Ajansın bu konuyla doğrudan ilgili olan diğer bir eksikliği ise, stratejik planının olmayışı nedeniyle hazırlanan bütçelerin gerçeklikten kopuk olması, yıllık gelir ve gider tahminlerinin yıl sonu gerçekleşmeleriyle son derece uyumsuz olmasıdır.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere İzmir Kalkınma Ajansı gelir ve gider bütçelerine ulaşabildiğimiz 2008-2019 dönemindeki gelir bütçesi tahminleri büyük iniş ve çıkışlarla % 34,02 ile % 103,66 aralığında gidip gelmiş ve 12 yılın ortalaması % 68,71 düzeyinde gerçekleşmiştir. Aynı dönemdeki gider bütçesi tahminlerinin gerçekleşme oranı ise daha kötü durumdadır. % 11,25 ile % 52,34 arasında büyük zigzaglar yaparak ilerleyen gider bütçesi gerçekleşmelerinin 12 yıllık ortalaması ise sadece ve sadece % 29,19 olmuştur.

2008-2019 dönemindeki gelir ve gider bütçelerindeki büyük iniş ve çıkışlarla tahminlerin hiç bir şey tutturulmayışı aşağıdaki grafikte daha iyi görülmektedir.

Ajansın destekleyip mali katkıda bulunduğu projelerin kabul, uygulama, denetim ve bitiş işlemlerinin izlenmemesi…

İZKA 2019 yılı Sayıştay Raporu’ndaki “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünün 10, 11, 1314 ve 18. maddeleri bu konuyla ilgili olup; İzmir Kalkınma Ajansı’nın süresi geçmiş olan projeleri kapatmadığı ya feshetmediği, bütçe payını yatırmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne mevzuat gereğince destek verilmemesi gerektiği halde proje desteği verdiği, desteklenen projelere kamu kaynağı tahsis edilmiş olmasına karşın projeleri atıl bıraktığı, bazı projelerin seçiminde ön şartların yeterince araştırılmaması, eş finansmanların aktarılmaması ya da geç aktarılması nedeniyle kamu kaynağı tahsis edilen bazı projelerin sonuçsuz kaldığı belirtilmiştir.

Sözleşmeleri 2013-2016 döneminde imzalanan Aldur Madencilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.‘ne ait “Aldur Yeşil Enerji“, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait “Camilerde Engelsiz Teknoloji Uygulamaları“, Egesis Çevre Teknolojileri ve İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş.’ne ait “Atık Su Arıtımından Yenilenebilir Enerji Eldesi“, Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu“na ait “Özgür Enerji” projelerine hiçbir mali destekte bulunulmadığı; ayrıca Ödemiş Organize Sanayi Bölgesi‘nin “Ödemiş Organize Sanayi Bölgesi 1. Kısım Altyapı Projesi“, Sevin Plastik ve İnşaat Malzemeleri Ticaret Limited Şirketi‘nin “Sevin Plastik Büyüyor, Kiraz Biyüyor“, Kınık Belediyesi‘nin “Delez Yaşam Vadisi“, S.S. Tire Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi’nin “Tire Küçük Sanayi Sitesi Çevresel Alt Yapı ve Teknolojik Gelişim Projesi” ile Konak Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi‘nin “Geleceğin Aşçıları Teknomutfakta Pişiyor” projelerine gereğinden az mali destek yapıldığı halde bu başarısız projelerin, Ajans’ın genel performansını düşürür kaygısıyla açık tutulup kapatılmayışı ya da feshedilmeyişi bu kötü uygulamalara örnektir.

Ayrıca Kalkınma Ajansları Proje ve Faaliyet Destekleme Yönetmeliği‘nin 10. maddesine göre ajansa borcu olan kurumlara mali destek yapılmaması gerektiği halde; ajansa 11.162.536,41 TL borcu bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan 29.08.2018 tarihli sözleşme ile, “Kültürpark Çocuk Keşif Atölyeleri Merkezi (Çocuk Hakları ve Stem” başlıklı projenin 1.062.601.- TL’lık bütçesinin % 75’i ödenmiştir.

Kamu zararına yol açan projeler…

Bu konulardaki asıl önemli ve vahim gelişmeler ise bitti denildiği halde aslında bitmeyen projelerle ilgilidir. Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 03.11.2015 tarihinde başlayıp 27.02.2017 tarihinde sonuçlanan “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Koleji Topraksız (Sanayileşmiş) Tarım: Üretim, Kalite ve İstihdama Yatırım Projesi” için 287.203,87 TL tutarında destek verildiği halde 2019 Sayıştay denetimi sırasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Proje Temsilcisi ve Dikili Belediye Başkan Yardımcısı ile mahallinde yapılan denetim sırasında, projeye esas seranın önemli düzeyde zarar görmüş olduğu ve bu nedenle kullanılamadığı, mevcut haliyle seranın projede öngörülen eğitimler için uygun koşullara sahip olmadığı, bu haliyle harcanan kamu kaynağına rağmen projenin atıl durumda olduğu belirlenmiştir.

Kamu zararına yol açan diğer iki önemli proje ise Ege Soğutma Sanayicileri ve İş Adamları Derneği‘nin başvuru sahibi, 4 kuruluşun (Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ege Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İklimlendirme Sanayii İhracatçıları Birliği) ortağı olduğu 4.669.199.- TL. bütçeli “Endüstriyel Havalandırma, İklimlendirme ve Soğutma Amaçlı Akredite Test ve Analiz Laboratuvarı Projesi” ile Dokuz Eylül Üniversitesi‘nin başvuru sahibi olduğu 9.240.000.- TL. bütçeli “İzmir Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcısı (Bioİzmir) Projesi“dir. İlk proje için 1.191.398.- TL., ikinci proje için de 4.871.150.- TL. destek ödemesi gerçekleştirildiği halde; ilk projedeki laboratuvar binasının orman arazisine yapılması, ikinci proje için mahallinde yapılan denetim sırasında proje kapsamında yapılan bina bitirildiği halde bu bina içinde çalışma yapmakla sorumlu Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından herhangi bir proje uygulamasının yapılmadığı, proje için alınan laboratuvar teçhizatı ile ekipmanların kutular içinde bekletilip kullanılmadığı belirlenmiştir.

Diğer bir örnek ise, S.S. Kuşçular Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi‘ne Çok Amaçlı Soğuk Hava Deposu Yapımı amacıyla verilen 323.068.-TL.’lık destekle ilgili olup, 2016 yılında tamamlanmış görünen projenin ana unsuru olan soğuk hava deposunu halen tam olarak faaliyete geçmemiş olmasıdır.

Anlaşılan o ki, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın finansman kaynağını oluşturan belediyelerin, sanayi ve ticaret odalarıyla merkezi bütçenin zamanında ve yeterince yapmadığı transferle mali anlamda cılız kalan ve bu nedenle İzmir gibi oldukça büyük ve gelişmiş bir ilde yaptığı, ilin gerçek ihtiyaçlarına göre oldukça küçük ölçekli yardım ve desteklerle etkili olamayan, kendinden beklenenleri yerine getiremeyen Ajans gerçekleştirdiği desteklerde bile büyük kamu zararlarına yol açmakta, yönetim kalitesinin düşüklüğü ve kurumsallaşmaması nedeniyle kamu kaynaklarının israfına neden olmaktadır. Bunun en iyi kanıtı ise Sayıştay Başkanlığı‘nın 2019 tarihli denetim raporudur.

Sonuç olarak, 2019 tarihli söz konusu Sayıştay Denetim Raporu’nda yazılı olan eksiklik ve yanlışlıkların giderilip daha bölgesel kalkınma ajansları konusunda kamu yararını önceleyen daha demokratik bir yapılanma ve uygulamanın ortaya çıkması amacıyla,

Kamu parasının ve kaynaklarının, kendisine teslim edildiği kurum ya da kuruluşlar tarafından gerçek ihtiyaç ve sorunlar için harcanması,

Yapılan yardımlarla verilen desteklerin, kalkınma ajansı kurullarında yer alan ticaret ve sanayi odalarıyla belediyeler başta olmak üzere kamu kurumları dışında kalan sivil kurum ya da kişilere kullandırılması,

Yardım ve destek için kullanılan kaynakların yeterli düzeye çıkarılması,

Yapılan yardım ve desteklerin gerçekten yapılabilir ve sürdürülebilir projelere tahsis edilmesi,

Başarısız proje sahiplerine bir kez daha destek verilmemesi ve ortaya çıkan kamu zararının misliyle tazmin ettirilmesi,

Yapılan yardımlarla verilen desteklerin kişisel, grupsal, bürokratik ve siyasi etkilerden arındırılması ve

Ajans yapılanmasının merkezi ve yerel yönetimlerden ayrı, karar organlarında sanayi ve ticaret odaları dışında, TMMOB, Baro, Türk Tabipler Birliği, Türk Eczacılar Birliği gibi diğer meslek odalarıyla sivil toplum örgütlerinin ve ajans tarafından yapılan yardım ve desteklerden yararlanmış paydaşların yer aldığı özerk bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.