Fare doğuran dağ olmak…

Ali Rıza Avcan

Halk arasında sıkça kullanılan “dağ fare doğurdu” deyimi, İnternet’in önemli bilgi kaynağı Vikisözlük‘e göre, “Kendisinden büyük şeyler beklenen bir kişinin küçük bir ürünle ortaya çıkması” anlamına geliyor. Ekşi Sözlük ise bu sözcüğün orijinal halinin ünlü Romalı şair Horatius‘un Ars Poetika yapıtının 139. satırında Latince deyişiyle parturient montes, nascetur ridiculus mus olarak geçtiğini söylüyor.

İnsanlarda büyük hayal kırıklıklarına neden olan bu halin siyasetteki versiyonu ise beğenip seçtiğiniz belediye başkanlarıyla milletvekillerinin ve meclis üyelerinin sizin onlardan beklediğiniz şeyleri yapmaması ya da yapamaması veya tam tersine yapması anlamına geliyor.

Bu içler acısı halin yaşadığımız kentteki en son örneği ise yazdığı özgeçmişlerde ve katıldığı söyleşilerde, lise öğrencisi iken Devrimci Liseliler Birliği‘nin kurucu üyeleri arasında yer aldığını söyleyerek kendisine devrimci bir profil çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Çeşme Yarımadası’nda yapılacak olan Çeşme Turizm Projesi‘ndeki ikircikli tutumu ve bu proje konusunda, sağ cenahtan gelmesi nedeniyle pek de umutlu olmadığımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul Projesi‘ne net bir şekilde karşı çıkıp halkı örgütleyen tutum ve cesaretinden yoksun oluşudur.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in bu konuda İzmirlinin tercihlerinden kopuk ikircikli siyaseti, yine aynı partiden Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran‘ın, 20 Temmuz 2020 tarihinde projeye karşı çıkanları vatan hainliği ile suçlayan tutumu ve 28 Nisan 2021 tarihinde online bağlantıyla İzmir Ticaret Odası Meclis Toplantısı‘na katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Çeşme Turizm Projesi İzmir halkı tarafından benimsenir ve beğenilirse, bir beton ormanına dönüşmezse, büyük ölçekte yeşil korunursa elbette destek veririz” söylemi ile birleştirildiğinde, CHP’nin teslimiyetçi bir siyasetle adeta projeye sahip çıktığını görürüz.

Nitekim, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy‘un 15 Haziran 2020 tarihinde Tarihi İzmir Agorası’nda düzenlediği basın toplantısında;

Başta ticaret odamıza ve ilgili belediyelerimize birçok STK’mıza projeyi desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Biz çok iyi niyetli bir şekilde bu projeye başladık. Türkiye’nin en şeffaf, en çevre duyarlı, koruma kullanma dengesi yüksek proje halinde sadece Türkiye’ye değil dünyaya örnek olmasını istiyoruz. Bu bağlamda odalarla da yakın ilişki içindeyiz. Geniş katılımlı bir komisyon oluşturduk. İnşallah bundan sonra daha da hızlı ilerleyeceğiz. Çeşme Projesi’nden elde edilecek gelirin büyük bir kısmını Çeşme projesinin altyapısında sonra da Ege Bölgesi’nin altyapısında kullanacağız ki İzmir öncelikli. Bu bağlamda da Kemeraltı ve Agora’yı gözlemlemek istedik. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak ilk etapta buraya destek vereceğiz. Bu projelerde elde ettiğimiz gelirin bir kısmı buraya.” diyerek yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in yaptığı TARKEM‘e işaret ettiğini ve bunun üzerine TARKEM yetkililerinin büyük bir memnuniyetle ellerini ovuşturduğunu hatırladığımız bir süreçte…

Ayrıca Çeşme Turizm Projesi ile ilgili karar ve tanıtım toplantılarının İzmir Ticaret Odası salonlarında yapıldığı bir süreç içinde, İzmir Kalkınma Ajansı ile İzmir Vakfı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi adına hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 başlıklı resmi belgede Çeşme Yarımadası‘ndaki agroturizm hedeflerinin gerçekleştirilmesi konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine İzmir Ticaret Odası‘nın görevli kılınması da bize gidilen yol konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Gelelim 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği tarafından düzenlendiği iddia edilen, gerçekte ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” başlıklı Çalıştay ve Forum‘u değerlendirmeye.

Bildiğiniz gibi, 1 Haziran 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu Düzenliyor” başlıklı yazımla, belediye ile bağlantısı ortaya çıkmasın kaygısıyla İzmir Düşünce Topluluğu ve İzmir Kent Konseyi seçeneklerini bir yana koyup çoğu İzmirlinin tanıyıp bilmediği ve tüzel kişiliği olmadığı için bu konuda dava açma yetkisi bile olmayan İzmir Kent Konseyleri Birliği isimli sivil bir oluşum tarafından düzenlendiği söylenen organizasyonu, bu tür toplumsal mücadelelerin dürüstlük ve samimiyet ilkesi çerçevesinde yürütülmesi gereğini hatırlatarak eleştirmiş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından görevlendirildiği anlaşılan bir eski İzmir milletvekili ve onun danışmanı ile TMMOB İKK tarafından danışıklı dövüş şeklinde İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne ısmarlanan çalışmanın aslında çalıştay formatına uygun olmayan kurgusu, konuyu bilimsel bir şekilde ele alıp tartışmaktan uzak vitrin süsü niteliğindeki medyatik konuşmacıları, belediyede üst düzey görevlerde çalışan bazı konuşmacıların gerçek görev unvanlarını gizlemeleri, TMMOB İKK kapsamındaki bazı meslek odalarının bu organizasyon içinde yer almayı doğru bulmamaları nedeniyle söz konusu organizasyonu sorgulayan değişik sorular sormuştum. Ardından da 2020 yılında 70 sayfalık Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nu düzenleyerek kamuoyunu bilgilendiren TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun bundan sonra yapması gereken işin, konuyu kendi kurumsal kimliğini arka plana alarak yeniden masaya yatırmak değil; halen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanlığı görevinde bulunan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun sorumluluğunda hazırlanan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesi ile TMMOB İKK tarafından 2020 yılında hazırlanan Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nda ortaya konulan ayrıntılı bilgileri kullanması gereken Millet İttifakı’na dahil tüm belediye başkanlarıyla siyasi partilerin il ve ilçe yöneticisi, milletvekili ve genel başkanlarının AKP’li Külltür ve Turizm Bakanı ile AKP’nin bu kentteki temsilciliğine soyunan İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi kurumların dümen suyunda dolaşan tavır ve tutumlarından vazgeçerek, aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul konusunda ortaya koyduğuna benzer bir tavırla konuyu siyasileştirmeleri gerektiğini ifade etmiş, bu öneriyi TMMOB İKK Dönem Sözcüsü ile bazı meslek odalarının başkanlarına iletmiştim.

Söz konusu çalıştay ve forum, duyurulduğu gibi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Havagazı Kültür Merkezi‘nde yapıldı. Çalıştay öncesinde oturumların İzmirtube tarafından canlı olarak yayınlanacağı duyurulduğu halde bu yayın yapılmadı ve biz de ancak çalıştay ve foruma katılan arkadaşlarımızın bizlere anlattıklarıyla yetindik.

Buna ek olarak aynı gün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “Bir belediye başkanının önce o şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek” başlıklı haberle bilgilenmeye çalıştık.

Belediye tarafından hazırlanan haber metninde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in söz konusu çalıştaya katılarak program dışı bir konuşma yaptığı belirtiliyor ve konuşmasından alıntılanan ve bizim de ayırt edilmesi niyetiyle kırmızı renkle işaretlediğimiz aşağıdaki dört ayrı paragraf aktarılıyordu. Aktarılan bu dört bölümde de Çeşme Turizm Projesi’ne net ve kesin bir şekilde karşı çıkılmıyor, “ortada fikir var proje yok” denildikten sonra projenin Yarımada’nın % 55’ini kapsadığı ve proje alanındaki arazilerin % 97’sinin kamuya ait olduğu, bu projenden elde edilecek faydanın küçük olması nedeniyle yapılmasından vazgeçilebileceği ihtimalinin olduğu belirtiliyordu.

Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

İnsanların doğanın dengesini bozup bir hayat kurmaya başlaması 12-13 bin yıl öncesine gidiyor. Tarımın keşfiyle doğanın ritmi dışında bir hayat arayışı başlıyor. İkinci kırılma Sanayi Devrimi ile başlıyor, doğa artık bir meta olarak görülmeye başlanıyor. Giderek doğanın daha çok talan edildiği bir 200 yıl yaşıyoruz. Rönesansı yaşamamış ülkelerde bu talan çok daha vahşi olabiliyor.” 

Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik. Bu fikrin istihdam gibi ışıltıları var ama proje yarımadanın yüzde 55’ini kapsıyor. Projedeki alanın yüzde 97’si kamu mülkü. Yüzde 97’si kamu arazisi olan bir yerde şöyle bir sonuç ortaya çıkabilir: Oraya sadece parası olan girer. Kapitalist üretim ilişkilerinin dayattığı hız ve büyüklük telaşı geçmişle bağımızı da kopartıyor. Kanal İstanbul yapılamayacak kadar mega bir proje. Çıkacak fayda ise yapılmamasına göre çok daha düşük. Bu projenin de böyle olma ihtimali var.

Gerçekten çok insan emek vermiş, ciddi bir çalışma yapılmış. Bu emek Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları veriyor. Bunu Kültür ve Turizm Bakanı ve bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğim. Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Altyapı, su, ulaşım hepsi arkasından geliyor. Önce yaşadığı şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

Bence İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmadan seçilip haber olarak yayınlanan dördüncü paragrafın, 2015 yılında kendisiyle yaptığım görüşme ve katıldığım bir arama konferansı nedeniyle özel bir önemi var. Çünkü dördüncü paragrafta, halen kendisinin danışmanlığını yaptığı halde çalıştay programında “akademisyen” sıfatıyla katılan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun 2014 yılında yayınlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgisi var. Tunç Soyer bu paragrafta bu çalışmayı ciddi bir çalışma olarak niteleyip Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları içerdiğini, bu hususu Kültür ve Turizm Bakanı ile bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğini belirtiyor.

Oysa geçmişte yaşanan şeyler hiç de kendisinin söylediği gibi değildir…

Her şeyden önce “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” isimli belge 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında, İzmir Kalkınma Ajansı tarafından İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi‘ne hazırlatılmıştır. Bu husus, söz konusu belgenin 2. sayfasında yazılıdır.

Bu çalışmaya İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Proje Yürütücüsü Olarak Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu, Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Araştırma Görevlisi Hamidreza Yazdani, Araştırma Görevlisi Dalya Hazar, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Öğretim Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Araştırma Görevlisi Eser Afşar, İzmir Kalkınma Ajansı’ndan Sibel Ersin, Saygın Can Oğuz, Filiz Morova İneler ve Hülya Ulusoy katılmıştır.

Geniş bir ekip tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde hazırlandığı ve bu dönem içinde Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ilk mahalli seçimde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilindiği için adeta Çeşme Yarımadası bütününde Seferihisar‘da yapılanları görmeme ya da önemsememe çabasındadır. Bu tespitin en önemli kanıtı 316 sayfadan oluşan belgede “Yavaş Şehir” sözcüğünün 5, “Citta Slow” sözcüğünün ise 3 kez geçmiş olması, bu sözcüklerle ifade edilen stratejinin bir hedef olarak gösterilmemesidir. Oysa o tarihlerde kamuoyunda yaygın olan görüşlere göre “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” projesinin Yarımada’nın Karaburun ve Urla gibi merkezlerinde de uygulanma şansı bulunmakta, bu nedenle bu projenin Yarımada geneline yaygınlaştırılması mümkün görülmektedir.

Tüm bir Yarımada’daki sürdürülebilir kalkınmanın stratejisini belirleme iddiasıyla yapılan bu çalışmada Seferihisar‘daki “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” hareketinin dikkate alınmaması, önemsenip önerilmemesi durumu haliyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de dikkatini çekmiş ve bundan rahatsız olmuştur.

Tunç Soyer bunun üzerine bir dönem birlikte çalıştığım yönetim danışmanı Nihat Demirkol‘dan düzenleyeceği Yarımada Arama Konferansı’nda moderatörlük yapması konusunda yardım ister. Bu talep üzerinde Nihat Demirkol da, “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgili olarak benim görüşlerimi sorar. Ben söz konusu strateji belgesi için hazırladığım değerlendirme raporunu Nihat Demirkol‘un isteği üzerine arama konferansı öncesinde Tunç Soyer‘e göndererek kendisinden övgüler alırım.

4 Nisan 2015 tarihinde Çeşme’den, Urla’dan, Karaburun’dan gelen geniş bir katılımcı kitlesi ile yapılan arama konferansı sırasında konferansın moderatörlüğünü yapan Nihat Demirkol‘a yardım ederim.

Ama yapılan bu arama konferansı sonrasında Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘den Yarımada ölçeğinde inisiyatif alma konusunda beklediğimiz ikinci, üçüncü hamleleri göremeyiz ve mevcut durumu kabullendiği yorumlarını yaparız.

BU durum bize, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2014 yılında hazırlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesinden haberdar olduğunu ve şimdiye kadar istediği takdirde bu belgeyi ve bu belgedeki bilgileri kullanabileceği noktasına getirir ki, bu belgede yazılı olan hedeflerin 2014 yılından bu yana uygulanıp uygulanmadığı ya da uygulansa bile hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı ne yazık ki belli değildir… Hazırlanan belgeye dair bir eylem planı bulunmadığı; ayrıca, bu belgenin ilişkili olduğu 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı‘nın da gerçeklerden uzak bir temenniler demeti olduğu bilindiği için her karşılaşmamızda, kendisinden net bir cevap alamayacağımı bile bile sayın Koray Velibeyoğlu‘na bu konuyu hatırlatırım.

4 Haziran 2021 tarihinde yapılan çalıştay ve forum ile ilgili en ayrıntılı haberi veren Yeni Haber İnternet Gazetesi’nin “Yarımada Projesi İzmir’in Kanal İstanbulu’dur” başlıklı yazısında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı İlker Kahraman‘ın söyledikleri ise bizlere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu proje için açık kapı bırakan siyasetini hatırlatmaktadır:

Üst ölçekli stratejilerle uyum yakalansaydı, mekânsal değişim kıyı art alan ilişkileri gözeten bir çerçeve oluşturulsaydı, doğal ekosistem önemsenseydi, bölgesel miras korunsaydı, sosyal entelektüel sermaye fırsat sunulsaydı, her kesimin karar verme süreçlerine dahil edilseydi bu projeye evet derdik.”

Oysa, karşımızda bütün bu koşullar sağlansa bile tüm Yarımada’nın % 55’ini kapsayan bir proje durmaktadır. Genel bir kabulün koşulu olarak öne sürülen bu hususlara başka projelerde AKP iktidarı tarafından ne ölçüde uyulduğu ortada iken bu projede iyimser bir yaklaşımla şu, şu olsaydı biz kabul ederdik demenin ne ölçüde anlamlı, etkili ve sonuç alıcı olduğu da dikkate alınmalı; hatta sorgulanmalıdır.

Evet, söyleyeceğimi söyleyip yazacağımı yazdıktan sonra gelelim son söz’e…

Ne demiştik yazının başında? Fare doğuran dağ ya da dağ fare doğurdu demiş ve karşımızdaki manzarayı doğru bir şekilde tarif etmeye çalışmıştık…

Adı sanı bilinmeyen ve tüzel kişiliği olmadığı için böylesi bir toplantıyı düzenleme ya da Çeşme Turizm Projesi‘ni dava etme hakkına bile sahip olmayan bir oluşum adına yaptırılan bu “utangaç” çalıştay ve forumun, projenin asıl sahibi AKP iktidarı nezdindeki vurucu etkisi, sonuç alıcı yankısı, şimdiye kadar ortaya konulandan farklı bir yanı ne olmuştur acaba?

Bir bilen varsa, lütfen bir adım ileri çıksın….

“Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik”….

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu düzenliyor…

Ali Rıza Avcan

Evet, işin doğrusunu söylemek gerekirse; İzmir Büyükşehir Belediyesi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ile birlikte “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” iddiasıyla Yarımada Çalıştay ve Forumu‘nu düzenliyor.

Hem de kendisine ait Tarihi Havagazı Fabrikası’nda…

Düzenlenen davet yazısı ile afişlerde bu organizasyonu İzmir Kent Konseyleri Birliği düzenlediği belirtilmiş olsa da; işin aslı, bu organizasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi düzenliyor. Hem de İzmir eski milletvekili Zeynep Altıok ve danışmanı Taylan Üstün Özgür‘ün sorumluluğunda… TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve bazı meslek odalarıyla işbirliği içinde…

Evet, son 15-20 gündür bu organizasyonun yapılacağını biliyorduk ve bu bilgi çerçevesinde düzenleyici kuruluş olarak ilk önce Tunç Soyer yandaşlarının bir araya getirildiği İzmir Düşünce Topluluğu‘nun düşünüldüğünü; ancak hem bu grup içindeki huzursuzluklar hem de organizasyonun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bağlantısı ortaya çıkar kaygısıyla bu topluluktan vazgeçildiğini öğrenmiştik.

Ardından düzenleyici kuruluş olarak İzmir Kent Konseyi‘ne gidildiğini; ancak, yine şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kent Konseyi arasındaki vesayet ilişkisi ve İzmir Kent Konseyi Başkanı Seniye Nazik Işık‘ın bu göreve Tunç Soyer‘in desteği ile gelmiş olması nedeniyle bu niyetten de vazgeçildiğini biliyoruz.

Sonunda anlaşılıyor ki, çalıştay ve forum düzenleme ihalesi tüzel kişiliği bile olmayan ve çoğu İzmirlinin bilgi sahibi olmadığı İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne kalmış gibi gözüküyor. Açıkçası hangi ilçe kent konseyinin üye olduğunu kesin olarak bilmediğimiz, üstüne üstlük üye olduğunu tahmin ettiğimiz Buca ve Seferihisar kent konseylerine ait genel kurulların mahkeme kararları ile iptal edildiği bir süreçte, bu organizasyonla ilgili kararın tüm kent konseylerine ve o konseylerin başkanlarına sorulup danışılmadan verildiğini, bu nedenle bazı kent konseylerinin kurumsal özgürlüğü ortadan kaldıran bu durumdan hoşnut olmadığını biliyoruz.

Şimdiye kadar Çeşme Projesi boyutunda bir sorunla ilgilenmemiş, bu konuda çalışmalar yapmamış bir oluşumun çıkıp ben bu konuda çalıştay düzenleyip forum yapacağım demesi İzmir kamuoyu ve toplumsal mücadeleler tarihi açısından hem görülmüş bir şey değil, hem de bu mücadeleyi başlatmış olan kurum ve şahıslar açısından akılcı, etik ve sonuç alıcı değil…

Ortada bu sorunla bugüne kadar ilgilenip koskocaman 70 küsur sayfalık rapor yazmış bir TMMOB İKK ve bu sorunu hukuki yoldan çözmek için avukat Şehrazat Mercan ve Senihi Özay gibi değerli hukukçuların liderliğinde dava açmış kurum ve kişiler varken çıkıp onlara bilgi dahi vermeden ya da danışmadan, alakasız bir oluşumu öne sürerek ve onun ismi altında TMMOB‘ye bağlı bazı odalarla eski bir milletvekilinin kendince düzenlemeler yapması İzmir’deki demokratik yaşamın geleceği açısından sorunlu gözüküyor.

Çünkü bir toplumsal hareket ya da mücadelenin nasıl başlarsa öyle devam edip sonuçlanacağına inanıyoruz. Başlangıçta yapılacak yanlışlık ya da eksikliklerin o mücadeleye ve bu kentteki demokratik yaşama zarar vereceğini, mücadele süreci içinde yolların ayrılmasına neden olacağını biliyoruz. Aynen Kültürpark mücadelesinde yaşadıklarımız gibi…

4 Haziran tarihli Yarımada Çalıştay ve Forumu ile ilgili olarak ayrıca 31 Mayıs 2021 tarihinde gönderilen davet mektubu ile 1 Haziran 2021 tarihinde dağıtılan afişlere baktığımızda Çeşme Yarımadası‘nın geçmişi, bugünü ve geleceğine dair araştırmalar İYTE öğretim üyesi Koray Velibeyoğlu‘nun başkanlığında İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) tarafından hiç incelenmemiş ve Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi Raporu gibi koskocaman bir araştırma hiç yapılmamış gibi ifadelerin kullanıldığı, Çeşme Yarımadası sanki ilk kez keşfedilip araştırılıyormuş gibi cümlelerle bugüne kadar yapılanlara; özellikle de bu çalışmayı geçmişte yıllarca yapmış Koray Velibeyoğlu‘na haksızlık edildiğini görüyoruz.

Ardından da organizasyonu yapan perde önündeki ve arkasındaki kurum ve şahıslara şu soruları sormak istiyoruz:

📌 Niye bu konu ile şimdiye kadar hiç bir ilgisi olmayan bir oluşum, düzenleyici kurum olarak seçilmiştir?

📌 Niye böylesi bir organizasyonun içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri yoktur?

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, TMMOB İKK‘da ya da İzmir Kent Konseyleri Birliği‘nde herhangi bir görevi olmayan eski bir İzmir milletvekili ile danışmanının organizasyon içindeki varlığı ne anlama gelmektedir?

📌 Konuşmacılar arasında bir adet CHP Bursa milletvekili varken niye bir İzmir milletvekili yoktur?

📌 Ülkemizin Akdeniz ve Ege sahillerinin yağmalandığı dönemlerde önce TÜRSAB başkanlığı ardından Refah Yol Hükümeti‘nin Turizm Bakanı ve ANAP milletvekilli olan eski bir siyasetçi, akil insan olarak programa nasıl dahil edilmiştir?

📌 Niye böylesi önemli bir organizasyonun içinde Millet İttifakı‘nı oluşturan CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe başkanları ve örgütleri yoktur?

📌 AKP İktidarının dayattığı Çeşme Turizm Projesi‘nin tartışması niye bu belediye başkanları, İzmir milletvekilleri, CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe örgütleriyle siyasi bir platforma taşınmamaktadır?

📌 Niye bu organizasyon için İzmir’de faaliyet gösteren EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları (İYA) gibi örgütlerle Çeşme’de faaliyet gösterdiğini bildiğimiz Ekinoks Çevre ve Kültür Derneği‘nden destek alınmamış, organizasyon komitesine bu örgütler niye dahil edilmemiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi için dava açan gruplar organizasyon komitesine dahil edilmemiştir?

📌 Niye, iki adet belediye başkan danışmanı hazırlanan programda bu görev unvanlarıyla değil de, “Doğa Derneği Eski Başkanı” ve “Akademisyen” gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilişkileri gizlenerek takdim edilmiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi‘nin değerlendirilmesi, konuşmacılar arasında sadece 15 dakika süre ile konuşacak Prof. Dr. Erdoğan Atmış‘a verilerek diğer konuşmacıların bu konudan uzak tutulması sağlanmıştır?

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu soruları doğru, inandırıcı ve samimi bir şekilde yanıtlamasını beklerken; böylesi büyük ve önemli bir mücadelenin davaya inanmış ilgili ve doğru seçilmiş kurum ve kişilerin yapacağı doğru ittifaklarla ve doğru yöntemlerle yönetilmesi gerektiğini, hiç bir kurum ya da şahsın perde arkasında kalma hakkı olmadığını ve hiçbir kurum ya da şahsa böyle bir pozisyonu kullanma hakkının verilmemesi, tüm kurum ve kişilerin cesaretle sorununun üstüne giderek korkak, sinik ve teslimiyetçi tutumlardan uzak durmasını gerektiğini söylemek istiyoruz.

Ama her şeyden önce;

Bu kentte yaşayan ya da bu kenti temsil eden tüm siyasetçilerin ve belediye başkanlarının Çeşme Turizm Projesi’ne karşı politik bir tavır alarak; aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul” projesine yaptığı gibi tüm varlığıyla karşı çıkmasını, korkusuzca ortaya atılarak bu çalıştay ve formu ben düzenledim, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır!” diyorum demesini,

“Betonlaşma çok olmazsa, yeşil büyük ölçüde korunursa ülkeye döviz getirecek bir projeye negatif bakmayı asla düşünmüyoruz” şeklinde ifade edilen teslimiyetçi CHP politikalarına izin verilmemesini talep ediyoruz.

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (7)

Ali Rıza Avcan

Nihayetinde, yedi bölümden oluşan yazı dizimizin sonuncu bölümüne geldik…

Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik; bu dizimizin başlangıcı olan Seferihisar ile ilgili üç bölümlük diziyi de dikkate alırsak, toplam 10 bölümde Seferihisar’la İzmir arasındaki Karadağ‘ı aşıp gerçeklerin harman olduğu İzmir Çukuru’na vardık… Bu uzun ve zorlu güzergahta, Evliya Çelebi misali azimle mücadele edip İzmir’in orta yerine geldiğimizde, ünlü efelerle kızanlarının yattığı mapusanenin yıkılarak yerine ruhsatsız bir otopark yapıldığını, işgalin başında ilk kurşunu kimin attığı ya da İzmir’i kimin yaktığı konusunda hararetli tartışmalarının yapıldığını, sokak isimlerinin numaralara dönüştürülmesi nedeniyle şehrin hafızasını yetirdiğini, rıhtımdaki bin bir çeşit dil karmaşasının yok olduğunu; ama asıl önemlisi Seferihisar’da büyük bir heyecanla “küçük çiftçiyi koruyoruz“, “atalık yerli tohumlara sahip çıkıyoruz“, “kooperatifleşmeyi teşvik ediyoruz” ve “tarımda kadın işgücüne değer veriyoruz” diyenlerin burada rotayı tam 180 derece döndürerek uluslararası tarım tekellerinin bu ülke ve kentteki işbirlikçileriyle iş tuttuğunu, küçük çiftçiyi unutup endüstriyel tarımı savunanlarla birlikte karışık işler çevirmeye kalktığını, daha düne kadar üreticiyi tarım işçisine dönüştürür dedikleri yeni yeni şirketler kurduklarını görüyoruz.

Evet, bugün -sizin de tahmin ettiğiniz gibi- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “girişimciliği destekliyoruz” söylemiyle tarım konusunda Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ve onun İzmir’deki üyeleriyle işbirliği yapmasını ele alacağız.

Bilindiği üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı‘nın iki ayrı talebi üzerine 13.07.2020 tarih, 376 sayılı kararıyla 1 yıllık süre için Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ile ve 08.03.2021 tarih, 217 sayılı kararıyla 3 yıllık süre için TÜSİAD üyesi Yaşar Üniversitesi ile işbirliği protokolü yapılmasına ve protokollerin Mustafa Tunç Soyer tarafından imzalanmasına karar verir.

Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı‘nın ve bu başkanlığa bağlı şube müdürlüklerinin çalışma esas ve usullerini belirlemek amacıyla İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilmiş yönetmeliklerle kurum üst yöneticisi tarafından onaylanmış yönergelere göre kendi görev alanına girmeyen bu iki önerinin niye Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanıp belediye meclisine sunulduğu da anlaşılamamıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin TÜSİAD ile işbirliği yapılması için aldığı kararın gerekçesi, “İzmir’in girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, girişimcilik alanında eğitimlerin verilmesi ve girişimci gençlere yönelik ortak çalışma alanı sağlanmasına yönelik İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulacak Girişimcilik Merkezi ile programının oluşturulabilmesi“, Yaşar Üniversitesi için de “İzmir’in girişimcilik ekosistemini geliştirmek, girişimciliğe ilişkin farkındalığı ve yetkinliği artırmak, İzmir’in sorunlarına girişimciler ile birlikte sürdürülebilir çözümler geliştirmek“,

Yaşar Üniversitesi ile işbirliği yapılması için aldığı kararın gerekçesi ise, “İzmir’in girişimcilik ekosistemini geliştirmek, girişimciliğe ilişkin farkındalığı ve yetkinliği artırmak, İzmir’in sorunlarına girişimciler ile birlikte sürdürülebilir çözümler geliştirmek amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Girişimcilik Merkezi’nde İzmir’de Yaşar Üniversitesi ile iş birliği halinde üç (3) yılla sınırlanan bir ortak hizmet projesinin yapılabilmesi” olarak belirtilmiştir.

Bu iki karara göre, TÜSİAD ve Yaşar Üniversitesi ile imzalanan işbirliği protokollerinin içeriği İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kamuoyuna açıklanmadığı için, 27 Nisan 2020 tarihinde CİMER kanalıyla yaptığımız bilgi edinme talebimize, yasal süre olan 15 gün içinde henüz cevap verilmediği için bu iki protokolün ayrıntıları konusunda şimdilik herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu iki meclis kararında belirtilen Girişimcilik Merkezi İzmir‘i bizlerin Darağacı mevkii olarak bildiği Umurbey Mahallesi, 1512 Sokak No:29 Konak adresindeki belediyeye ait tarihi bir yapı restore ederken, Mustafa Tunç Soyer de 27 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmada, “TÜSİAD ile kurduğumuz, önümüzdeki ay açacağımız, girişimcilik merkezinde önceliğimiz tarım olacak.” diyerek adeta müjde verircesine kamuoyuna açıklamaktadır.

Girişimcilik Merkezi İzmir’in açılışı öncesinde TÜSİAD tarafından kamuoyuna duyurulan 4 Şubat 2021 tarihli haber bülteni şu bilgileri içermektedir:

Girişimcilik Merkezi İzmir” yarın kapılarını açıyor TÜSİAD’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yaptığı işbirliği kapsamında hayata geçirilen “Girişimcilik Merkezi İzmir”de kentin sorunlarına girişimcilerle birlikte çözüm üretilmesi planlanıyor.

TÜSİAD’ın 2018 yılında başlattığı “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi”, girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi ve dünya girişimcilik ekosistemi sıralamalarında Türkiye’den bir şehrin bulunmasına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. TÜSİAD’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile 2019 yılından beri yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda hayata geçirilen “Girişimcilik Merkezi İzmir” 5 Şubat tarihinde (yarın) kapılarını açıyor. TÜSİAD’ın içerik ve uygulama desteği verdiği Merkezin, yerelde girişimcilik ekosistemlerini ve altyapısını desteklemek amacıyla Türkiye genelinde belediyelerle geliştirilecek işbirliklerine örnek oluşturması planlanıyor.

Konak Umurbey Mahallesi’nde kurulan Merkezin açılışı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Girişimcilik ve Gençlik Yuvarlak Masa Başkanı İrem Oral Kayacık’ın katılımlarıyla gerçekleşecek.

Girişimcilik Merkezi’nde, kentin sorunlarına genç girişimcilerle birlikte sürdürülebilir çözümler üretilmesini sağlayacak kapsamlı bir Girişimcilik Programı yürütülecek. İzmir’in stratejik öncelikleri dikkate alınarak her yıl farklı bir temada düzenlenmesi planlanan Girişimcilik Programı’nın ilk teması ise tarım olarak belirlendi. Merkezin ilk döneminde genç girişimcilerin İzmir’de gıda arzı, tarımsal üretim, pazarlama ve kırsal kalkınma alanlarında yaşanan sorunlara ilişkin yenilikçi çözümler geliştirmesi planlanıyor.

TÜSİAD, Türkiye girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik yerel yönetimlerle yürüttüğü işbirliği çalışmalarına farklı illerde devam edecek. “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında geliştirilen bu işbirlikleri ile belediyelerin elindeki atıl binaların girişimcilere yönelik ortak çalışma alanlarına dönüştürülmesi planlanıyor. Ayrıca, yerel yönetim verilerinin ilgili şehrin sorunlarına çözüm bulunması amacıyla girişimcilere açılması, ekosistemin gelişmesi ve şehrin girişimciler açısından çekim merkezi haline getirilmesi hedefleniyor.

Bu haber bülteninden de anlaşılacağı üzere, TÜSİAD ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasındaki işbirliği, TÜSİAD‘ın daha önce geliştirdiği “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında gerçekleşmiş olup bundan sonraki süreçte, diğer belediyelerle oluşturulacak işbirlikleri çerçevesinde devam ettirilecektir.

Girişimcilik Merkezi İzmir‘in açılış günü İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TÜSİAD‘a ait 5 Şubat 2021 tarihli haber bültenlerinde ise bu işbirliği daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin TÜSİAD işbirliğiyle kurduğu “Girişimcilik Merkezi İzmir” kapılarını açtı. Gençlere yönelik girişimcilik eğitimlerinin yanı sıra çeşitli desteklerin de verileceği merkezin açılışında konuşan Başkan Tunç Soyer, “Burası, dünyayı daha iyi bir yönde değiştirmek için fikirleri olan ama bu fikirleri yaşama geçiremeyen gençlerimiz için açılmış bir meydandır” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kentin girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, girişimciliğe ilişkin farkındalık ile yetkinliğin artırılması ve İzmir’in katma değer yaratan dönüşümüne katkı sağlanması amacıyla kurduğu “Girişimcilik Merkezi İzmir” bugün kapılarını açtı. TÜSİAD’ın Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi kapsamında içerik ve uygulama desteği verdiği Merkez’in açılışında konuşan Başkan Tunç Soyer, “Burası, dünyayı daha iyi bir yönde değiştirmek için fikirleri olan ve fakat bu fikirleri yaşama geçiremeyen gençlerimiz için açılmış bir meydandır. Bugün burada sadece bir bina açmıyoruz. Gençlerimizin yenilikçi düşüncelerinin ete kemiğe bürünmesinin önündeki engellerden birini daha ortadan kaldırıyoruz. Şehrimizin refahını artırmak ve adilce paylaşmak için attığımız adımlara bir yenisini ekliyoruz” dedi.

Konak Umurbey Mahallesi’nde kurulan Merkez’in açılış törenine TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, CHP Parti Meclisi (PM) Üyeleri Rıfat Nalbantoğlu ve Devrim Barış Çelik, CHP İzmir Milletvekilleri Tacettin Bayır, Atilla Sertel, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda, İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Başkanı Fadıl Sivri, Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cemali Dinçer, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi, Girişimcilik ve Gençlik Yuvarlak Masa Başkanı İrem Oral Kayacık, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı Zekeriya Mutlu ve Büyükşehir bürokratları katıldı. Açılış öncesi TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Başkan Tunç Soyer’i makamında ziyaret etti.

Girişimcilik Merkezi’nde İzmir’in ihtiyaçlarını dikkate alarak her yıl farklı tematik alanlarda girişim programı belirleneceğini ve şehrin girişimcilik ekosistemine başarılı iş fikirleri kazandırılacağını söyleyen Başkan Soyer, “Tüm paydaşlarımız ile merkezimizin ilk yılındaki temasını ‘tarım’ olarak belirledik. Tarımsal girişimcilik projelerine ev sahipliği yapacak Girişimcilik Merkezimiz bu çerçevede tarımsal lojistik ve gıda arzı, pazarlama ve markalaşma, tarımda bilişim ve teknoloji, kırsal kalkınma ve kooperatifçilik gibi alanlarda yenilikçi çözümler üretecek. Böylece bu merkez, Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu ile belirlediğimiz İzmir Tarımı stratejimiz doğrultusunda, İzmir’de tarımsal üretim seviyesinin artmasına ve refahın büyümesine önemli katkılar sağlayacak” şeklinde konuştu.

Girişimcilik Merkezi’ndeki programlara başvuru sürecini de kısaca özetleyen Soyer, projelerin üç aşamalı değerlendirmeden geçirilerek kabul edileceğini belirtti. Soyer,İlk değerlendirme, projenin başvuru koşullarını sağlayıp sağlamadığına yönelik olacak. İkinci aşamada, proje fikrinin potansiyel etkisi, getirdiği yenilik ve uygulanabilirliği sektör uzmanlarınca değerlendirilecek. Üçüncü ve son aşama ise Belediyemiz ve TÜSİAD tarafından oluşturulan seçici kurul tarafından gerçekleştirilecek. İlk yıl için belirlenen tarım teması kapsamında, 6-7 aylık kuluçka süresi sonunda ilgili projelerin yatırıma uygun hale getirilmesini hedefliyoruz” dedi.

İzmir’i dünya ile bütünleştirirken yerel potansiyelini doğru yöneten bir “ekonomik iklim” kurduklarını söyleyen Soyer, “Ülkemizdeki ekonomik kriz, pandemiyle çok daha derinleşen bir hâl aldı. Şüphesiz İzmir de bu olumsuz süreçten çok etkileniyor. Tüm bu sıkıntılara karşı İzmir’i dirençli kılmak için tüm aktörlerle uyum içinde girişimciliği, yenilikçiliği ve inovasyonu teşvik eden çalışmalar yürütüyor, çatı kurumlar tesis ediyoruz. Bu konuda ilk adımımız Tarihi Havagazı’nı Gençlik Yerleşkesi olarak gençlerin hizmetine sunmak olmuştu. Girişimcilik ekosistemi için önemli bir adımı da, geçen hafta açık veri portalımız ile attık. Ayrıca İzmir’in köklü iş kuruluşları ve meslek odaları ile güçlerimizi birleştirerek ‘IzQ’ adıyla Girişimcilik ve İnovasyon şirketi kuruyoruz. Önümüzdeki günlerde kurulacak şirketimizin, bu yıl içerisinde faaliyete girerek şehrimizin girişimcilik ve inovasyon ekosistemine büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Bugün de TÜSİAD’ın deneyim ve uzmanlığıyla gücümüzü birleştirerek bu çerçevede attığımız adımlara bir yenisini ekliyoruz” şeklinde konuştu.

Liman arkasında kalan Umurbey Mahallesi’nin İzmirli genç sanatçılar ile bölge halkının benzersiz bir üretim yeri olduğunu da sözlerine ekleyen Soyer, “Tarihi Havagazı Gençlik Yerleşkesi ve bugün açılışını yaptığımız Girişimcilik Merkezi’nin burada hâlihazırda bulunan bu olağanüstü değerli enerjiden beslenmesine büyük önem veriyorum. Tüm bu gelişmeler planlaması devam eden Alsancak Garı Meydan projemizle birleştiğinde, İzmir’in belki de en ilham verici mahallerinden biri ortaya çıkacakdedi. Soyer, konuşmasının sonunda Yaşar Üniversitesi’ne de Girişimcilik Merkezi’ne gösterdiği ilgi ve destek için teşekkür etti.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ise törendeki konuşmasında “Yaklaşık 3 trilyon dolar değerlemeye sahip küresel startup ekonomisindeki payımızın yükselmesi ülkemizin gelişimi ve dönüşümü açısından kritik önem taşıyor. Vakit, Türkiye’nin girişimcilik kanatlarını açmasının vaktidir” dedi.

TÜSİAD olarak uzun yıllardır Türkiye genelinde girişimcilik konusunda farkındalığı artırmaya, başta gençler olmak üzere tüm fikri olanları girişimciliğe teşvik etmeye yönelik kapsamlı çalışmalar yürüttüklerine dikkat çeken Simone Kaslowski “Bu inanç ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte hayata geçirdiğimiz Girişimcilik Merkezi’nin, İzmir’in girişimcilerle birlikte yenilikçi çözümler üretme kültürünün tüm Türkiye’ye yayılmasına öncülük edeceğine ve bu çerçevede 1300’ü aşkın belediyemize örnek oluşturacağına gönülden inanıyoruz” şeklinde konuştu.

TÜSİAD Girişimcilik ve Gençlik Masası Başkanı İrem Oral Kayacık, güçlü bir girişimcilik ekosistemi pek çok paydaşın işbirliği yapmasını gerektiğini ifade ederek şu ifadeleri kullandı:

“Bu süreçte yerel yönetimlerin ellerindeki kaynak ve olanakları ile girişimcilik ekosisteminde kilit ve dönüştürücü güce sahip. Girişimcilik Merkezi İzmir ile İzmirli gençlerin şehrin ihtiyaçlarına girişimci bakış açısıyla, yenilikçi çözümler getirmesini ve böylece doğrudan Belediye desteği ile İzmir girişimcilik ekosisteminin daha da güçlenmesini hedefliyoruz.

TÜSİAD olarak, alandaki bilgi birikimimiz ve networkumuz ile belediye içinde inovasyon ve girişimcilik konusunda kapasite geliştirme eğitimleri verdik. İş fikri toplama sürecinde teknik, hukuki ve altyapısal birikimimizi de aynı şekilde bu projeye aktardık. Merkez, TÜSİAD’ın “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü” projesi kapsamında yerel yönetimlerle gerçekleştirdiği işbirliklerinin ilki. Diğer belediyelere örnek teşkil etmesini temenni ettiğimiz bir modelin ilk adımını atıyoruz.

TÜSİAD, Türkiye girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik yerel yönetimlerle yürüttüğü işbirliği çalışmalarına farklı illerde devam edecek. “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında geliştirilen bu işbirlikleri ile belediyelerin elindeki atıl binaların girişimcilere yönelik ortak çalışma alanlarına dönüştürülmesi, girişimcilere eğitim ve mentörlük verilmesi, kuluçka ve hızlandırma programları yürütülmesi planlanıyor. Bu sayede ilgili şehrin ihtiyaçlarına girişimcilerle yenilikçi çözümler üretilmesi, ekosistemin gelişmesi ve şehrin girişimciler açısından çekim merkezi haline getirilmesi hedefleniyor.

Açılış töreninin 1,5 ay sonrasında TÜSİAD‘ın web sitesinde yayınlanan 18 Mart 2021 tarihli basın bülteninde ise Girişimcilik Merkezi İzmir‘de yapılacak çalışmalar şu şekilde anlatılıyordu:

TÜSİAD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliğiyle geçtiğimiz Şubat ayında kurulan Girişimcilik Merkezi İzmir’de, ilk girişimcilik programı “tarım” temasıyla başlıyor.

3 Mayıs’a kadar başvuru alacak olan program 18-35 yaş arası girişimcilere açık olacak. Başvurular, Girişimcilik Merkezi İzmir’in web sitesinde yer alan başvuru formu üzerinden kabul edilecek.

İzmir’in sorunlarına genç girişimcilerle birlikte sürdürülebilir çözümler üretilmesi hedefi ile Şubat ayında faaliyete geçirilen Girişimcilik Merkezi İzmir’de, kentin ihtiyaçları doğrultusunda her yıl farklı alanlarda programlar yürütülecek. Yaşar Üniversitesi işbirliği ile hayata geçirilecek olan programın ilk teması ise “tarım” olarak belirlendi. Bu çerçevede 3 Mayıs’a kadar sürecek ilk çağrı döneminde bitkisel ve hayvansal üretim, tarımsal lojistik, pazarlama ve markalaşma, tarımda bilişim ve teknoloji, kırsal kalkınma, kooperatifçilik vb. konularda yenilikçi fikir ve çözüm önerileri ile programa başvurulabilecek.

Girişimcilik Merkezi İzmir’in web sitesi (https://girisimcilikmerkezi.izmir.bel.tr) üzerinden başvuru alacak programa katılım şartları arasında 18-35 yaş arası olmak, tarım konusunda belirlenen temalardan birinde yenilikçi bir iş fikrine sahip olmak ve 2 ila 5 kişilik bir ekip kurmak bulunuyor. Ayrıca programa her bir katılımcının sadece bir iş fikri ile başvurması bekleniyor.

Üç aşamalı bir değerlendirme süreci sonrasında belirlenecek program katılımcılarına mentor desteği, birebir danışmanlık, eğitim ve atölye çalışmalarının yanı sıra ofis desteği de verilecek. Çalışma alanları, sosyal alanlar, toplantı odaları ve dinlenme bölümleri bulunan Merkez’de katılımcılar açık ofis mantığıyla çalışabilecek, iş dünyası liderleri, girişimciler, yatırımcılar ve ekosistem aktörleri ile düzenli olarak buluşmalar gerçekleştirecek. Program kapsamında katılımcıların Ar-Ge için gerekli donanımların bulunduğu Fabrikasyon Laboratuvarı İzmir’e erişimleri de sağlanacak.

Görüldüğü gibi Seferihisar’dan bu yana “Küçük üreticiyi koruyacağız“, “kooperatiflerin gelişmesini sağlayacağız“, “atalık yerli tohumları koruyacağız” ve “çiftçinin, üreticinin refahını arttıracağız” şeklinde dünyadaki, ülkemizdeki, yaşadığımız Ege Bölgesi’ndeki ve İzmir’deki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini, içinde bulunduğu sistemin bütününden kopararak istediği alanlarda ütopik ve pastoral söylemlerle süsleyip sahneleyen anlayış, en sonunda tüm söylediklerinin tersine endüstriyel tarımı savunan TÜSİAD‘la işbirliği yapma yoluna gitmiş, İzmir tarımı ile ilgili tüm plan, program, araştırma çalışmalarını girişimcilik boyutunda TÜSİAD‘a ve onun uzmanlarının eline teslim etmiştir.

Bu durum, ‘Bir başka tarım‘ macerasının 19 Nisan 2021 tarihinden bu yana anlatmaya çalıştığımız ilginç macerası içinde, esasen bildiğimiz, tahmin ettiğimiz ya da başka bir deyimle öngördüğümüz bir kırılma olmakla birlikte; bundan sonraki süreçte henüz uyanmamış olanları, taraftarları, destekçileri ve fanatikleri de uyandıracak; ancak, küçük üretici ve çiftçinin elleri kanlı büyük sermaye eliyle kırılıp yok edilmesi ya da yoksullaştırılması anlamında İzmir tarımına büyük zarar verecektir.

TÜSİAD ve onun İzmir temsilcileriyle yapılan ikinci işbirliği

Başka bir tarım mümkün” sloganıyla gerçekleştirilen TÜSİAD işbirliğinin diğer ortaklarının da, -anlaşılan o ki- TÜSİAD ya da onun türevi SİAD‘lı ya da GİAD‘lı derneklerle temsil edilen İzmir sermayesi sayesinde AKP iktidarının merkezi yönetim kurumları olacağı anlaşılıyor. Görülen o ki, TÜSİAD sermayesinin yapıştırıcı etkisi ve Mustafa Tunç Soyer‘in başından beri iktidarla birlikte iş tutmayı arzulayan heveskar tutumu, İzmir Büyükşehir Belediyesi-TÜSİAD-AKP iktidarı şeklindeki üçlü beraberliği oluşturacak gibi gözüküyor.

Zira, bir zamanlar; daha doğrusu eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde oldukça etkin olup bu etkisini Mustafa Tunç Soyer‘le birlikte yitiren İzmir Tarım Grubu‘nun üyelerinden ve tarım makineleri üreten Teta Teknik Tarım isimli şirketin genel müdürü ve Tarım 4.0 Teknoloji ve Etik Derneği yönetim kurulu başkanı Sümer Tömek Bayındır‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte düzenlediği ve bu yazıyı okuduğunuz saatlerde devam etmekte olan 25-26 Mayıs 2021 tarihli Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nde İZFAŞ‘ın dijital platformu sayesinde bir araya gelerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonunu tartışıyorlar…

Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nin duyurulan programına göre bu organizasyonu Tarım ve Orman Bakanlığı ve İzmir Valiliği başta olmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Odası, Köy-Koop İzmir Birliği, İzmir Ticaret Borsası, İZFAŞ, 2002 yılında Tarişbank‘ı satın alan Denizbank, İzmir Tarım Teknoloji Merkezi, İzmir Tarım Teknoloji Derneği, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği, Tarım Kültür Grubu, Naras Makina A.Ş. ile sermaye gruplarının gazeteleri Dünya, Gözlem ve Ticaret gazeteleri; yani ülke tarımının bugünkü halinden sorumlu olanlar destekliyor ya da sponsor oluyormuş.

İlk duyurulan programa göre toplantının açılışında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank konuşacağı bildirilmekle birlikte 24 Mayıs 2021 tarihinde duyurulan kesinleşmiş programda bu iki bakanın adına rastlanmıyor.

Oturumlarda konuşacakların listesi ise şu şekilde:

01. Sumer Tömek Bayındır, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği Başkanı, TETA Teknik Tarım Genel Müdürü, (ESİAD),

02. Mustafa Özen, Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürü,

03. Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

04. Ali Ekber Yıldırım, Dünya Gazetesi Yazarı,

05. Işınsu Kestelli, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı, (TUSİAD),

06. Yavuz Tekelioğlu, Prof. Dr., Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı Derneği (YUCİTA) Yürütme Kurulu Başkanı, Antalya

07. Bülent Gülçubuk, Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü,

08. İsmail Ertürk, Manchester Üniversitesi, Kıdemli Okutman,

09. Murat Onkardeşler, Baysan A.Ş. Genel Müdürü,

10. Ender Yorgancılar, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı

11. Doğan Yaşar, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Çevresel Yer Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı, (Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi)

12. Mine Pakkaner, Tarım ve Gıda Etiği Derneği Onur Kurulu Üyesi, İzmir Kent Konseyi Yerelde Kalkınma Çalışma Grubu,

13. Mustafa Fatih Bakır, Mimar, Permakültür Tasarımcısı ve Eğitimcisi,

14. Tanzer Bilgen, Doktar Tarım Kurucu Ortağı, (Firmasının kurumsal referansları: Bayer, Syngenta, BASF Kimya)

15. Pınar Türkmen, Dijital Tarım ve İnovasyon Lideri, Tekfen Tarımsal Araştırma, Üretim ve Pazarlama A.Ş. (TUSİAD)

16. Bahadır Açık, Anadolu Etap Genel Müdürü, (TUSİAD)

17. Uğur Mursaloğlu, Çiftçiden Eve Kurucusu, Operasyon Yöneticisi,

18. Suna Kalaycı, Seferihisar Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Çiftçi/Ortak,

19. Neptün Soyer, İzmir Köy-Koop Birliği Yönetim Kurulu Başkanı,

20. Ömer Yuluğ, Yuluğ Mühendislik, SmartMole’s Sensör ve Su Yönetimi Teknolojileri Genel Müdürü, İzmir.

21. Nilüfer Aktaş, Genedos Sosyal Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi,

22. Mahmut Özgener, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı,

23. Canan Madran, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi,

24. Tülin Akın, Tabit Akıllı Tarım Teknolojileri A.Ş. Kurucu Ortağı,

25. Gürsel Tonbul, Değirmen Eko Yatırım A.Ş. ve Yerlim Kurucusu

26. Birol Celep, Koordinatör Başkan Yardımcısı, Ege İhracatçı Birlikleri Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı

27. Ali Rıza Ersoy, Ion Academy Kurucusu, İstanbul.

28. Başak Türkoğlu, Başak Medya, Ankara,

29. Tuncay Topdemir, Tarım ve Orman Bakanlığı Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürü, Menemen,

30. Şevket Meriç, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı,

31. Şenol Önal, Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) Yönetim Kurulu Başkanı, Önallar Tarım Aletleri Gıda Nakliye Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi, Konya,

32. Cemal Taluğ, Prof. Dr., Tarım ve Gıda Etiği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, 2008-2012 dönemi Ankara Üniversitesi Rektörü.

33. Serdar Can, Naras Makina A.Ş. Ortaklar Kurulu Üyesi & Paksan Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü,

34. Serhat Çiçekoğlu, Sente Foundry,

35. Halil Aksu, Digitopia Kurucusu, Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI),

36. Nevzat Birişik, Dr., Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü,

37. Arif Behiç Tekin, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Tarım Makineleri Anabilim Dalı,

38. Hulusi Berik, Keiretsu Forum Türkiye ve Kitlesel Fonlama Derneği Başkanı,

39. Kenan Çolpan, Boğaziçi Girişimcileri Ortağı,

40. Mustafa İhsan Kızıltaş, Teknoloji Yatırımcıları Girişimcisi,

41. Aykut Özbuğday, Atay Tarım A.Ş. Genel Müdür, Progen Tohum A.Ş. YK Üyesi, Tarım 4.0 TED/YK Üyesi, TÜRKTED Tohumculuk Endüstrisi Derneği,

42. İ. Pınar Nacak, İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreter Yardımcısı, İzmir Tarım Grubu Başkanı.

Gördüğünüz gibi aralarında uluslararası tohumculuk tekelleriyle kimyasal gübre ve ilaç üreten firma temsilcilerinin de bulunduğu bu 42 kişi iki gün boyunca dijital ortamda konuşarak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in “Başka Bir Tarım Mümkün” söylemiyle harekete geçirmek istediği küçük üreticiyi iktidarın ve sermayenin gemisine yanaştırma çabasına yardımcı olacaklar….

Neyse ki, Türkiye genelinde on binlerce üyeye sahip TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve bunun % 10,3’üne sahip TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile İzmir‘in 20 ilçesinde örgütlü İzmir Ziraat Odası gibi tarım sektörünün önde gelen örgütleri onların arasında olmadan…

“Yerli ve Milli Tarım”

TÜSİAD’la yapılan işbirliğinin ilçe belediyelerinden esirgenmesi

İzmir tarımı konusunda “başka” bir şeyler yapmayı isteyen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin TUSİAD, Yaşar Üniversitesi ya da AKP iktidarındaki merkezi yönetim kurumları ile işbirliği yapmadan önce kendi bağlaşıkları olan ilçe belediyeleri ile; özellikle de tarımsal hizmetleri yürütmek amacıyla tarımsal hizmetler müdürlüğü adıyla ayrı bir hizmet birimi kurmuş ilçe belediyeleriyle bir araya gelmesi, bu birimi kurmamış olan belediyelere kurma önerisinde bulunup teşvik etmesi ve hem onların hem de kendisinin çakışan hizmet alanlarında bu işi birlikte nasıl yapacaklarını tartışıp planlar programlar hazırlaması gerekir. Örneğin Ödemiş Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü ya da Kemalpaşa Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü ile…

Yaptığımız tespitlere göre İzmir’in 30 ilçesinden sadece Bornova, Buca, Çeşme, Kemalpaşa, Ödemiş ve Seferihisar belediyelerinde tarımsal hizmetler müdürlüklerinin kurulduğu, Bergama, Tire, Torbalı, Menemen, Menderes ve Selçuk gibi yoğun tarımsal faaliyetlere konu olan ilçelerde ilçe belediyelerinin böylesi bir örgütlenmeye gitmediği belirlenmiştir.

Bu durumda İzmir tarımı ile ilgili önemli iddia ve hedeflerle yola çıkan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncelikle kendi bağlaşığı olan Bornova, Buca, Kemalpaşa, Ödemiş ve Seferihisar belediyeleriyle birlikte çalışıp o belediyelerin sınırları içinde yapacaklarını hep birlikte belirleyip planlaması; ayrıca tarımsal hizmetler birimi olmayan belediyelerde, özellikle de Bergama, Tire, Torbalı, Menemen, Menderes ve Selçuk belediyelerini teşvik etmesi gerektiği halde bunları yapmayıp doğrudan TÜSİAD ve bir vakıf üniversitesi olarak TÜSİAD üyesi olan Yaşar Üniversitesi ile anlaşması ve halen devam etmekte olan Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nde AKP‘nin bakanlarıyla işbirliği yapması ilginç ve İzmir tarımının geleceği açısından önemlidir.

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/

https://kentstratejileri.com/2021/05/24/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-6/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (6)

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 döneminde uygulayacağı tarım politika ve uygulamalarını açıklamak için 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı uzun konuşmanın son kısmındaki ifadeleri ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

O halde incelemeye ve yazmaya devam…

Kooperatifler, Köyler ve de Kırsal Mahalleler

Konuşmanın bu bölümünde küçük üreticiyi bir araya getiren kooperatifleşmenin önemi ile 2012 yılında köyden mahalleye, 2021 yılında da mahalleden “kırsal mahalle“ye dönüştürülen kırsal yerleşimler üzerinde durulmaktadır:

Tüm bu çalışmalarımızda kooperatifleşmeyi, örgütlülüğü çok önemsiyor ve teşvik ediyoruz. Çünkü küçük üreticinin hayatta kalabilmesi için bir araya gelerek güçlenmesi ve haklarını birlikte savunması şart. Küçük üreticinin örgütlenmesi ve bu örgütlülük içinde üretimin gerçekleşmesi, İzmir Tarımı’nın temel özelliklerinden biri.” 

Türkiye’de tarımın içine düştüğü sıkıntıların en temel sebeplerinden biri; 8 yıl önce, 2012 yılında Büyükşehir Yasası ile toplamda 16 bin 220 köyün kapatılması oldu. 

Buna karşı Seferihisar’da “Geleceğin Köyleri” adıyla bir hareket başlatmıştık ve kısa sürede 1000’e yakın köyün katıldığı bu oluşum tüm Türkiye’ye yayılmıştı. 2013 yılında Teos Antik Kenti Tarihi Parlamentosu’nda, yüzlerce köy muhtarıyla bir araya gelerek Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylere karşı tepkimizi haykırdık ve mücadelemizi başlattık.

Çünkü köylerin mahalleye dönüştürülmesinin, bir isim değişikliğinden ziyade Türkiye tarımının çökmesine neden olacak sonuçlar doğuracağını biliyorduk. Ne yazık ki dediğimiz gerçek oldu ve bu yasa değişikliği sonrası aradan geçen 8 yılda Türkiye tarımı, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük yara aldı.

Yakın zamanda bir torba yasa ile köylerin “kırsal mahalle” olarak belirlenebilmesinin önü açıldı. Bu yasa bir kez daha, bizim köy kapatmalara karşı mücadelemizin haklılığını ortaya koydu. Kırsal mahalle olarak belirlenecek köylerde; vergi, harç ve su gibi çeşitli muafiyet ve indirimler getirilmesi, elbette olumlu bir gelişme ama yeterli değil.

Köyler kapatılınca ortak mülkiyet alanları, ortak meralar ve araziler elden çıkmıştı. Yapılan düzenlemeler bu malları, köylere geri vermiyor. 

“Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek hayata geçirdiğimiz İzmir Tarımı’nın, şehrimizden başlayarak tüm ülkemizde, köylerimizin ve çiftçimizin dertlerine derman olacağına inanıyoruz. Buradan, adı mahalle olarak değiştirilen tüm köylerimize sesleniyorum. Kırsal mahalle statüsü için başvurunuzu bir an önce ilçe belediyelerine gerçekleştirin. Büyükşehir Belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da köylerimizin yanında olacak, üreticimizin refahını büyütmek için sizlerle birlikte canla başla çalışacak.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘nden aldığımız verilere göre, 2020 yılı verilerine göre İzmir’de 158’i tarımsal kalkınma, 85’i sulama ve 45 su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 288 adet kooperatif faaliyet göstermektedir. Son iki yıl içinde Covit19 salgını nedeniyle bu kooperatiflerin genel kurulları yapılamadığı için eldeki son verilere göre bu kooperatiflere ortak olanların sayısını yaklaşık 32.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda kooperatif başına düşen ortalama üye sayısının 112,84 kişi ve 32.500 kişinin de Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı verilerine göre, İzmir’de tarım sektöründe istihdam edilen 110.000 kişi içindeki oranının % 29,54 olduğu görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği‘ne de 74’ü (% 74) tarımsal kalkınma, 25’i (% 25) sulama ve 1’i (% 1) su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 100 kooperatifin üye olduğu belirlenmiş; ancak kendilerine aylar önce yazılı olarak sormuş olmamıza rağmen, Birliğe üye kooperatiflerin her birine ortak olanların sayıları öğrenilememiştir. (1)

Bu rakamları ülke rakamları ile mukayese etmeye kalktığımızda ise, elimizdeki 2016 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 7.201’i tarımsal kalkınma, 2.523’ü sulama ve 553’ü su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 10.277 tarım kooperatifi bulunuyor (2) ve tarımsal faaliyetler açısından oldukça gelişmiş bir il olan İzmir, 2020 verilerine göre bu sayının sadece % 2,80’ine sahip bir il olarak diğer illerin arkasından gelmektedir.

Bu anlamda tarımdaki kooperatifleşme açısından gerilerden gelen İzmir’de kooperatifleşmenin özendirilmesi, bunun için çaba gösterilmesi yerinde ve olumlu bir çaba olmakla birlikte kooperatifleşmenin o bildiğimiz kooperatifleşme olmaktan çıkıp çok ortaklı şirketleşme süreci içine girdiği; ayrıca mevcut kooperatiflerin hızla demokratik, katılımcı ve şeffaf olmaktan çıkıp yönetimlerinde kooperatif ağalarının uzun yıllar iktidarını sürdürdüğü , üstüne üstlük Avrupa Birliği ortak hukuk çalışmaları içinde karşımıza “Avrupa kooperatif şirketi” adıyla yeni bir şirket türü çıkarıldığı için (3), böylesi bir ortamda kooperatiflerin çağdaş sorunlarından söz edip bu sorunları çözümü ve toplumcu kooperatiflerin oluşumu için mücadele etmeden kooperatifleşmeyi desteklemenin ya da Tarihi Kemeraltı Ç:arşısı ya da tarım gibi sorun olan her yerde kooperatifleşmeyi bir öneri olarak ileri sürmenin doğru, geçerli ve anlamlı olmadığını düşünüyorum.

2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüştürülen köyler için Seferihisar ilçesindeki 9 köyün öncülüğünde “Geleceğin Köyleri Hareketi“ne 367 köyün katıldığı, köylerin mahalleye dönüştürülmemesi için düzenlenen imza kampanyasında 4.525 kişinin imza verdiği süreçte “bizim amacımız, bu yasayı Anayasa Mahkemesi’nden bozduracağız… Konuyu Başbakan Erdoğan’a ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyacağız… Köylerimizin kapanmaması için büyük bir mücadele başlatıyoruz” (4) şeklinde demeçler verip konuşmalar yapan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Belediye Başkan Yardımcısı avukat Nilgün Durmazer‘e 2015 yılındaki özel bir söyleşide bu mücadele kapsamında açıldığını öğrendiğim davanın sonucu hakkında sorular sormuş; ancak net bir cevap alamamıştım.

İşte o nedenle, 2012 yılında 367 köyün ve 4.525 imzacının katıldığı bir mücadelenin söylendiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürülmesi gerektiği halde verilen sözlerin yerine getirilmediği gibi, bu konuda o tarihten 2021 yılına kadar tek bir sözün söylenmediği, bunun için özel bir politika ve uygulamanın geliştirilmediği ve özet olarak bugün övünçle anlatılan o mücadelenin sürdürülüp sonucunun alınmadığı anlaşılmaktadır.

Sıra Hamasette…

Gelelim, benim ‘yerli ve milli‘m senin ‘yerli ve milli‘nden daha iyidir hamasetine… Daha doğrusu ötekinin hamasetini kendi hamaseti ile kötüleme çabasına…

Değerli katılımcılar,

Yerli ve millî olmak, sözde değil, özde olması gereken bir meseledir. Bir bayrak düşünün! Göklerde dalgalanması için göğsünüzü siper edeceksiniz. Bir memleket düşünün! Sınırlarını korumak için binlerce şehit vereceksiniz. Fakat o sınırların içindeki vatan toprağını kaderine terk edeceksiniz. Tarlaların ve köy evlerinin birer birer boşalmasına seyirci kalacaksınız. Yerli ve milli tohumlarımız hızla yok olurken, yabancı tohumlara teşvik vereceksiniz. Kültürümüzü, köklerimizi ve geçmişimize ait ne varsa her şeyi inşaat sektörüne kurban edeceksiniz. Büyük bir ustalıkla, tarımın doğduğu topraklarda tarımı yok etmeyi başaracaksınız. Buğdayın, koyunun, keçinin, sığırın, armudun, kirazın, üzümün, incirin, zeytinin ve daha nicesinin ana vatanında, tarımın binlerce yıldır yapıldığı bu topraklarda, Anadolu tarımından geriye eser bırakmayacaksınız. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğacak, yerli tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye edeceksiniz. Yabancı tohumlar ülkemizi istila ederken, topraklarımız çoraklaşacak, göllerimiz bir bir kuruyacak, yer altı sularımız yüzlerce metre derinlerde kaybolacak.

Üstelik tüm bunlar olup biterken, yerli ve milli olmak hamasetini yapmaya devam edeceksiniz. Merak ediyorum. Bizi biz yapan toprağımızdan, suyumuzdan, doğamızdan daha yerli ve milli ne olabilir? Ellerimiz ülkemize ait tüm değerleri tek tek yok ederken, sözlerimizin neresi yerli ve milli olmaktan bahsedebilir?

Kimse kusura bakmasın. Tarım tekelleri daha da büyüsün; yabancı şirketler borç batağı altında ezilen köylümüze daha da fazla ithal tohum, daha çok ithal ilaç, ithal yem ve hayvan satsın diye; topraklarımızın kuraklaşmasına ve halkımızın yoksullaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz için yoksulluğun ve topraklarımız için kuraklığın kader olmadığını çok iyi biliyoruz. Eskiden savaşlar topla tüfekle, işgaller askerlerle, postallarla olurdu. Bugünün savaşları ve işgalleri ise tohumla, ilaçla ve topraklarımızı çoraklaştıran, köylümüzü esir eden yanlış tarım politikaları ile oluyor.

Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmekte kararlıyız. Bu büyük işgale yine İzmir’den başlamak üzere başkaldırıyoruz.

Yoksulluğa ve kuraklığa karşı ilk adımımızı, “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek bugün burada Ödemiş’te atıyoruz. Üreticimizle yan yana, yerli ve milli bir tarım politikası inşa ediyoruz.

Memleketimize hayırlı olsun. Bereketi bol olsun!

Bu şekilde ucuz ‘vatan, millet, Sakarya‘ ya da ‘Kurtuluş‘ edebiyatı ile yapılan bu hamasete konu yapılan ‘yerli, ve milli olma‘ halinin her iki yan için geçerli ya da doğru olmadığını söylememiz gerekiyor.

Çünkü tarımda kullanılan tohum, gübre, ilaç, hormon, makine, mazot gibi birçok girdinin binlerce yerli ve yabancı kaynaktan karşılandığı; hatta yerli ile yabancının bu kadar fazla iç içe girip hemhal olduğu, yerli ya da milli diye bildiğimiz bir çok şeyin arkasından yerli ya da milli olmayan şeylerin çıktığı böylesi bir ortamda benim tarımım yerlidir ya da millidir demenin ne kadar aldatıcı, yanıltıcı ve kötü niyetli bir girişim olduğunu hepimiz biliyoruz.

Örneğin, Covid19 salgınını en yoğun yaşadığımız şu günlerde biri çıkıp da “bu aşılar yerli ve milli değil, yabancı aşı ve ilaçlar insanlarımızın genetik yapısını bozarken neslimiz kuruyacak, nüfus artış oranımız azalacak, ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya kalacak” dese ya da diyorsa, ne derdiniz? Ya da yerli ve milli olmayan aşı ve ilaçları kabul etmeyip yerli aşıyı beklemeye kalksa ne yapardınız? Ya da Küba hükümetinin ya da halkının yaptığı gibi, birileri çıkıp “tüm insanlığı ilgilendiren konularda yerli ve milli olmaktan söz etmek bilime aykırıdır, insanlığa zarar vermektedir; o nedenle gelin bizim sağlık hizmetlerimizden yararlanın, bizim aşı ve ilaçlarımızı ücretsiz kullanın” deseler o insanlar sizden olmadığı, verdikleri malzeme ve hizmetler yerli ve milli olmadığı için tekliflerini kabul etmez misiniz? Bir düşünün isterseniz….

Sanırım, hangi taraftan gelirse gelsin tarımda da yerli ve milli olmanın gerekliliğinden söz eden herkese buna benzer sorular sormak gerekir. Çünkü Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılından bu yana karşı olup mücadele ettiğimiz şey, yerli ya da yabancı bir mal ve hizmeti kabul edip kullanmak değil; Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarını kabul etmesi nedeniyle tarımda kendi ulusal çıkarlarını gözeten politika ve uygulamalardan vazgeçmiş olmasıdır. Bu anlamda yerli ve milli olması gereken şey kullanılan girdilerin yerli ve milli olması değil; o girdilerin seçimini ve ülkeye girişini yönetecek olan ulusal tarım politika, strateji ve uygulamalarının varlığı ve onun etkinliğidir. Şayet öyle bir politika, strateji ve uygulama varsa gerektiğinde yerli ve milli kaynakları, gerektiğinde de yerli ve milli olmayan kaynakları kullanması söz konusu olabilir.

O nedenle asıl mücadele etmemiz gereken şey, bir ülkenin kendi yerli tohumlarını doğrudan ya da geliştirerek kullanması veya yabancı tohumları tercih etmesi değil; kendi ürettiği hibrit tohumların kullanımını zorunlu kılan neoliberal kapitalist sistemin tarım alanında ortaya koyduğu politikalardır.

Devam Edecek

(1) https://www.koykoopizmir.com/tr/Ortaklar/Index (Tarih: 17.05.2021)

(2) Türkiye Kooperatifçilik Raporu 2016, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.13.

(3) Avrupa Kooperatif Şirketi için bakınız: https://kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-sirketler/

(4)Geleceğin Köyleri Hareketi kuruldu: Köy yoksa gelecek de yok“, Sol Portal, 15.03.2013;”Köy yoksa geleceğimiz de yok“, OdaTV, 17.02.2013; “Seferihisar’da Geleceğin Köyleri Hareketi: Köy yoksa geleceğimiz de yok“, Karasaban, Nisan 2013

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (5)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, “Başka Bir Tarım Mümkün” programını açıklamak amacıyla, 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmayı kelimesi kelimesine inceleyip değerlendirmeye devam ediyoruz. Bugün, “İzmir Tarım Operasyonu” adı verilen 6 aşamalı sürecin 3, 4, 5 ve 6. aşamalarını yorumlamaya çalışacağız.

3. Aşama – Lojistik, İşleme ve Markalaşma Çalışmaları

Tarım stratejimizin bir sonraki ayağında lojistik, işleme ve markalaşma çalışmaları yer alıyor. İklim krizine ve kuraklığa çözüm ürettiğimiz bu stratejik ürünlerin lojistiği; yani üreticilerden alınması, işlenmesi, paketlenmesi ve satılacak hale getirilmesi Belediye şirketimiz olan Baysan tarafından gerçekleştiriliyor. Baysan’ın burada üstlendiği rol çok önemli; çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi adına tüm operasyonel süreçleri gerçekleştirerek diğer tarımsal şirketlere ve kooperatiflere örnek teşkil ediyor. Baysan, özel sektörün risk almadığı veya küçük üreticinin yatırım yapamayacağı konularda, bu yatırımı gerçekleştirerek İzmir Tarımı’nın lokomotif gücünü oluşturacak.

Öz kaynaklarımızla Ödemiş’e et işleme tesisi kurduk, Bayındır’a ise dev bir süt işleme fabrikası kuruyoruz. Yaklaşık 65 milyon liraya mal olacak olan süt işleme fabrikamızın inşaat zemin alanı yedi bin metrekareye oturuyor. 2021 Mayıs ayında temeli atılacak fabrikamızın, 2021 yılı aralık ayında deneme üretimine başlamasını planlıyoruz. Fabrikamız, 2022 Ocak ayından itibaren tam kapasite çalışmaya başlayacağını söylemek istiyorum. Bu tesiste 100 kişinin çalışmasını öngörüyoruz. Yarın bu tesisimizin tüm özelliklerini Bayındır’da, yerinde inceleyeceğiz.

Önümüzdeki dönemde inek sütündeki alımlarımızı Belediye şirketimiz Baysan sayesinde 16 milyon litreden 22 milyon litreye yükseltiyoruz. Bunun 16 milyonu süt kuzusu projesiyle hemşerilerimize ulaşacak, geri kalanı ise paketlenerek kendi markamızla piyasaya sunulacak. Büyükbaş yetiştiriciliğinde su tasarrufu yapan yerli yem bitkilerine geçişi bu süreçte tedricen hızlandıracağız.

2021 ve 2022 döneminde inek sütü alımına küçükbaş sütü alımını da ilave ediyoruz. Baysan şirketimiz aracılığıyla bu tesiste kullanılmak üzere ilk yılda 7 milyon 500 bin litre koyun sütü, 5 milyon litre keçi sütü ve 2 milyon litre manda sütünü üreticilerimizden satın alacağız. Süt işleme fabrikamız, günlük 100 ton süt işleme kapasitesine sahip olacak. 2021 yılı içinde et entegre tesisimiz için 50 bin adet kuzu ve 4 bin adet karasığırı, üreticilerimizden satın alıyoruz. Ödemiş’teki et işleme tesisimiz, Nisan ayından itibaren tam kapasiteyle çalışmaya başlıyor.

Öte yandan Baysan, 10 bin dönüm arazide susuz yem bitkisi ve hububat ekiminde de sözleşmeli alım gerçekleştirecek. Alacağımız yem miktarının değeri yaklaşık 15 milyon lira. Havza ölçeğinde yapacağımız alımlarda ise örneğin Beydağ’dan 100 ton kestane, Ödemiş’ten 300 ton patates satın alacağız.

2021 ve 2022 döneminde toplam 338 milyon 600 bin TL’lik alım gerçekleştireceğiz. Böylece belediyemizin köylümüze yapacağı maddi destek neredeyse üç dört kat artacak. Bunun 154 milyon 600 bin lirası süt ürünlerine, 97 milyon lirası et ürünlerine, 15 milyonu yem bitkilerine ve geri kalan 72 milyon lirası diğer ürünlere tekabül ediyor.

Tüm et ve süt alım sözleşmeleri, kuraklıkla mücadelemize katılan üreticilerimizle bu yıl içinde gerçekleşecek. 2021’de alım garantisi verdiğimiz tüm bu ürünleri, piyasa değerinin üzerinde bir bedelle satın alacağız. Bu da üreticilerimizin emeğinin karşılığını almasını sağlayarak, İzmir Tarımı ilkelerini harfiyen uygulamalarını teşvik edecek.

Tüm bu süreçler İzmir Tarımı markalaşma çalışmalarımızı da hızlandıracak. Bu kapsamda Çiğli Sasalı’daki tarımsal araştırmalar merkezimizde bir tarımsal tasarım ofisi kuracağımızı buradan müjdelemek istiyorum. Üreticimiz, burada kuracağımız merkez sayesinde ürünlerinin paketlenebilmesi için ücretsiz tasarım desteği alabilecek.

Amacımız, İzmir Tarımı’nın marka değerini büyütmek. İzmir’de bu vizyon ve strateji çerçevesinde üretilen ürünlerin; hem doğanın, hem de insanların sağlığını koruyan bir uygulama olduğunu anlatmak ve İzmir Tarımı’nın farkını ortaya koymak.

Fotoğraf: Aytaç Özcan

Konuşmanın bu bölümü ile ilgili olarak ele alıp tartışmamız gereken üç önemli konudan biri tarımsal desteklerde lokomotif rolü biçilen Baysan A.Ş. isimli şirket, küçük çiftçilerle imzalanacak garantili ya da garantisiz alım sözleşmeleri ve İzmir Tarımını bir marka olarak geliştirme düşüncesidir. Şimdi isterseniz bu üç önemli konuyu sırasıyla ele alıp tartışalım.

İzmir Tarımının Lokomotifi” Baysan A.Ş.: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 dönemindeki yeni tarım politika ve uygulamaları açısından lokomotif olarak nitelenen Baysan A.Ş. ilk kez 11.10.1984 tarihinde 343 Bayındırlı yurttaş ile 48.048 metrekarelik arsasını sermaye payı olarak koyan Bayındır Belediyesi’nin katılımı ile Baysan Küspe, Yem ve Süt Sanayi ve Ticaret A.Ş. adı ile kurulmuştur.

344 ortaklı bu şirketin kuruluş amacı her çeşit ziraat ve hayvancılık ürünlerini (hususen küspe, yem ve süt) üretmek, pazarlamak ve satmaktır.

Şirketin adı zaman içinde Bay-San Nebati Yağ ve Toprak Sanayi Ticaret A.Ş. olarak değiştirilmiş ve sermayenin % 96,79’u İzmir İl Özel İdaresi’nin eline geçmiştir. Yönetim kurulu başkanlığını il valisinin yaptığı şirket, bu dönemde tuğla ve nebati yağ fabrikası kurup çalıştırmaya başlamıştır.

Şirketin hisseleri, 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile İzmir İl Özel İdaresi’nin kaldırılması üzerine İzmir Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı’na devredilmiş; ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava üzerine İzmir 6. İdare Mahkemesi’nin 2016/1648 E. sayılı kararı doğrultusunda İzmir Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu’nun 13.09.2017 tarih ve 61/C sayılı kararı ile 817.909,19 adet 817.909,19 TL. bedelli hisselerin tamamı (% 96,79) İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredilerek belediye muhasebe kayıtlarına alınmıştır.

Bunun üzerine Bayındır Belediye Başkanlığı’nın, İzmir Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu’nun 13.09.2017 tarih ve 61/C sayılı kararının iptali istemiyle İzmir Valiliği aleyhine, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nde E.2017/1916 no ile dava açtığı bilinmekle birlikte gelişen son olaylar çerçevesinde Bayındır Belediye Başkanlığı’nın bu davadan feragat ettiği anlaşılmaktadır.

Söz konusu şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği tarih itibariyle sermayesinin % 96,79’u (817.909,19 TL) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, % 1,34’ü (11.353,09 TL) Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği‘ne, % 1,33’ü (11.285,46 TL) Tarım Kredi Kooperatifleri İzmir Bölge Birliği‘ne, % 0,07’si (615,49 TL) Bayındır Belediyesi‘ne, % 0,47’si de (3.836,77 TL) gerçek ve tüzel kişilere aittir.

Şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devri sonrasında 26.09.2019 tarihinde Olağan Genel Kurul Toplantısı yapılarak Yönetim Kurulu Başkanlığına Buğra Gökçe, yönetim kurulu üyeliklerine ise Pervin Şenel Genç, Hilmi Özen, Abdurrahman Suphi Şahin ve Haluk Karabulut getirilmiş, daha sonra 20.05.2019 tarihinde istifa eden Pervin Şenel Genç‘in yerine Barış Karcı, 22.05.2019 tarihinde istifa eden Hilmi Özen‘in yerine de Yıldız Devran getirilmiştir.

Bayındır Ticaret Sicili Müdürlüğü’ne bağlı şirketin karar ve ilamlarının yayınlandığı 5 Mayıs 2020, 10071 sayılı, 13 Temmuz 2020 tarih, 10117 sayılı, 21 Ağustos 2020 tarih, 10143 sayılı, 15 Ekim 2020 tarih, 10182 sayılı, 26 Mart 2021 tarih, 10296 sayılı ve 28 Nisan 2021 tarih, 10318 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına baktığımızda bu yeni “lokomotif” şirketin:

🔻 İsminin Baysan Eğitim Kurumları Danışmanlık Tarımsal Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olarak yeniden adlandırıldığı,

🔻 Şirket ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer alan “Amaç ve Konu” bölümünün anaokulu, kreş, çocuk yuvası, ilköğretim, lise, yüksek okul, üniversite, enstitü, sanat ve mesleğe yönelik kurslar, okulların hazırlık kursları, yabancı dil kursları, etüt merkezleri vb. eğitim ve öğretim tesisleri açmak, işletmek, işlettirmek, devretmek, kiralamak, kiraya vermek başta olmak üzere ve belediyelere verilmiş görev, yetki ve sorumluluklara bağlı kalınmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nun verdiği geniş yetkiler içinde çok geniş bir şekilde yeniden düzenlendiği,

🔻 Şirket sermayesinin 94.633.692.-TL‘ya çıkarıldığı, bu işlem sırasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Ödemiş Mezbahası’ndaki tüm ekipman ve donanım karşılığında mahkeme tarafından belirlenmiş 9.788.691,30 TL‘lık değerin beş yıl için ayni sermaye olarak değerlendirildiği

🔻 Yönetim Kurulu Başkanlığı’na bir süre önce özel sektörden “Şirketler Koordinatörü” adıyla transfer edilen Ali İhsan Özgürman‘ın, yönetim kurulu üyeliklerine ise İzmir Büyükşehir Belediyesi Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Pınar Çalışkan‘ın, İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanı Hatice Gökçe Başkaya‘nın, İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı Yeter Erten‘in ve eski futbol hakemi olup halen Spor Adamları Derneği Başkan Danışmanlığı görevini yürüten İsmet Arzuman‘ın getirildiği,

🔻 Şirket genel müdürlüğü görevine ise son 10 yıldır Silivri Belediyesi’nde stratejik plan sorumlusu olarak çalışan Murat Onkardeşler‘in atandığı belirlenmiştir.

Baysan A.Ş., İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği 13 Eylül 2017 tarihinden sonraki 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları İzmir Büyükşehir Belediyesi faaliyet raporlarının hiçbirinde belediyenin hissedarı olduğu şirket olarak belirtilmemiştir. Aynen TARKEM A.Ş. ve TETUSA A.Ş. şirketlerinde olduğu gibi….

Genel kurul kararı ile meşrulaştırılan yeni yolsuzluk ve suçlara merhaba!

Bu şirketin tarihi açısından ilginç olan bir diğer nokta ise, 12 Nisan 2021 tarihinde yapılan son genel kurul gündeminin 9. maddesi, “TTK m. 395 ve 396 uyarınca Yönetim Kurulu Üyeleri’nin şirketin iştigal konusuna giren işleri bizzat veya başkaları adına yapmalarına ve bu nevi işleri yapan şirkete ortak girmelerine izin verilmesi hususunun görüşülmesi” ile ilgili öneri olup 12 Nisan 2021 tarihli genel kurulda yapılan oylamada bu öneri oybirliği kabul edilmiş ve bundan böyle Baysan A.Ş. yönetim kurulu üyelerinin şirketin iştigal konusuna giren işleri bizzat veya başkası adına yapmalarına ve bu nevi işler yapan şirkete ortak girmelerine izin verilmiştir. Yani bundan böyle yönetim kurulu üyelerinin aynı sektörde Baysan A.Ş.’nin zararına kişisel girişimlerde bulunmalarına, aynı işleri yapan şirketlere ortak olmalarına izin verilerek yeni yeni yolsuzlukların kapısı açılmış olmaktadır.

Baysan A.Ş.‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım politika ve uygulamaları için lokomotif görevi üstlenmesinin en önemli yanı, bu şirketin gündeme getirilmesinden sonraki tüm tarımsal faaliyetlerin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanından çıkarılarak faaliyet alanı genişletilmiş şirkete terk edilmesidir ki; bunun, özelleştirmenin ülkemizdeki önder ismi Turgut Özal‘a bir kez daha ve derinden gelen hislerle hayır duası okumaktan başka bir anlamı yoktur. Böylelikle Aziz Kocaoğlu döneminde hiç değilse belediye bünyesinde yürütüldüğü için daha şeffaf olan tüm tarımsal faaliyetler ve bunlara ilişkin harcamalar belediye dışındaki bir şirkete; hatta ileride oluşturulacak holdinge aktarılarak “ticari sır” ya da “biz, Bilgi Edinme Kanunu kapsamında değiliz” gerekçeleriyle korunan karanlık bir dünyaya terk edilecek; böylelikle bilinmezler, saklanıp gizlenenler dünyasındaki yolsuzluklarla küçük tarım üreticisi sözleşmeli tarım yöntemi ile yoksullaşıp tarım işçisine dönüşecektir. Aynen, Tunç Soyer‘in 9 Mart 2019 tarihinde Ödemiş’te yaptığı 2. Cemre Toplantısı’nda şirketler konusunda söylediklerini doğrularcasına…

İsterseniz bir kez daha dinleyelim Tunç Soyer‘in İzmir tarımı konusunda görev yapacak şirket ya da şirketler hakkındaki farklı görüşlerini…

Garantili ya da Garantisiz Alım Sözleşmeleri: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın görüşüne göre çiftçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin bir aracı haline dönüşen sözleşmeli tarım yöntemi, küçük üreticiyi ya da köylüyü yoksullaştırıp proterleştirecek, onun topraksız köylü haline gelmesini sağlayacak neoliberal tarım düzeninin, Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Dünya Bankası (WD), Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (UN-FAO) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi kapitalizmin uluslararası örgütlerinin bizim gibi ülkelere önerdiği; hatta zorladığı bir sömürü yöntemidir. Bunun garantili ya da garantisiz alım sözleşmeleriyle yapılması veya üretici, köylü ya da kooperatiflerle yapılması işin özünü değiştirmez, o bağımlılık ilişkisi içinde çiftçinin, üreticinin ya da kooperatif ortağının sömürüldüğü gerçeğini ortadan kaldırmaz. O nedenle, kamuoyuna açıklanması bile yasaklanan sözleşmelerle üretimi desteklediğini ya da geliştirdiğini söylemek koskoca bir yalandan başka bir şey değildir… Dün, Aziz Kocaoğlu döneminde sözleşmeli tarım yöntemiyle teslim alınıp obez gelişmeye konu olan Tire Süt‘ün bugün gözden çıkarılmış bunun en somut örneğidir…. Muhtemeldir ki, bugünün Neptün Soyer başkanlığındaki Köy-Koop İzmir Birliği şemsiyesindeki ayrıcalıklı kooperatiflerin yarın öbür gün başına gelecek olan şey de aynı durumdur…

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden aldığımız bilgilere göre 2020 yılı içinde sözleşmeli tarım kapsamında imzalanan sözleşme sayısı 6.000, bu sözleşmelerin ilgili olduğu tarım alanı büyüklüğü ise 150.000 dekardır. Bu veriler, 2020 yılındaki toplam 3.231.823,7 dekar büyüklüğündeki toplam tarım alanı içinde % 4,64 gibi düşük bir düzeyde kalması nedeniyle bazı sözleşmelerin 26 Nisan 2008 tarih, 26858 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Sözleşmeli Üretim İle İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine aykırı olarak İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bildirilmediği anlaşılmaktadır.

İzmir Tarımı” Diye Bir Marka Yaratmak: Bir kenti, bir ülkeyi ya da o kentteki tarımı bir marka haline düşürmek hayali, neoliberal kapitalist anlayışın, kapitalist işletmeci anlayışın iddialarından biridir. AKP iktidarı tarafından desteklenen bu politika ile uzun yıllardır hiçbir kent, hiçbir ülke, hiçbir tarım marka haline gelmemiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer seçim döneminde sık sık kullandığı “marka kent” kavramını daha sonra yaptığı açıklamalarla düzeltmeye çalışmış, örneğin 11 Mart 2019 tarihinde NTV’de katıldığı bir televizyon programında bir kentin marka olamayacağını, bu anlamda bir kentin tanınırlığından ya da bilinirliğinden söz edilebileceğinden söz etmiş olmasına karşın; içindeki o neoliberal ruh nedeniyle bu kez de “İzmir Tarımı“nın marka olmasından söz etmeye başlamıştır.

4. Aşama – Satış, Pazarlama ve İhracat

Üretilen, markalaşma süreci tamamlanmış, paketlenmiş ürünler İzmir Tarım stratejimizin sonraki aşaması olan satış, pazarlama ve ihracat için hazır hale geliyor. Bu dördüncü aşamada yapmaya çalıştığımız katma değeri yüksek bu ürünleri İzmir, Türkiye ve dünyadaki diğer mecralarda satışa sunmak ve üreticilerimize, çiftçimize daha fazla gelir sağlamak. 

İzmir’deki doğa dostu stratejik ürünlerimize olan talep, uluslararası piyasalarda da hızla artıyor. Dolayısıyla biz İzmir Tarımı’nın ürünlerini sadece iç piyasa için değil, aynı zamanda ihracat için de geliştiriyoruz. Belediye şirketimiz İZFAŞ, bu konuda çok büyük bir rol üstleniyor. Markalaşma, e-ticaret ve ihracat konularında tecrübesi olmayan küçük üreticilerimizi fuarlarımız ile dünyaya açıyoruz. Buradan yine müjdelemek isterim ki Sasalı’daki tarım merkezimizde bir ihracat destek ofisi de kuruyoruz. Katma değeri yüksek, markalaşmaya ve teknolojiye dayalı ihracatı artırmak için bir seferberlik başlatıyoruz. Bu konuda Ege İhracatçı Birlikleri, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Ticaret Odası ile ortaklık içinde çalışıyoruz. 

Önümüzdeki dönemde Belediye şirketimiz Baysan üzerinden doğrudan ihracat yapacağız. 

Özetle, yeni dönemde sadece alım garantisi vermekle kalmıyoruz, artık satış garantisini de gündemimize alıyoruz. Bu satış garantisinde de en önemli hedefimiz elbette ihracat.  İZFAŞ’ın düzenlediği fuarlar üreticimizi dünyadan alıcılar ile buluşturmaya devam edecek. Türkiye’nin tek zeytin ve zeytinyağı fuarı Olivtech, yine Türkiye’nin tek organik ürünler fuarı Ekoloji İzmir, Türkiye’de ilk defa düzenlenecek Terra Madre gibi fuarlarla küçük üreticilerimizi doğrudan doğruya ihracatçı haline getiriyoruz. Flowera Kesme Çiçek Süs Bitkileri ve Peyzaj Fuarı ile Küçük Menderes havzamızdaki bu önemli sektöre destek vereceğiz. Amacımız, 13 milyon dolara düşen ihracatı 250 milyon dolar seviyesine yükseltmek. Bu kapsamda, az su tüketen süs ve peyzaj bitkileri, hem alım garantisinde, hem ihracat desteğimizde önceliğimiz olacak. Desteğimiz iç piyasaya erişim ve e-ticaret alanında da elbette sürecek.

Bu bölümde ifade edilen “İzmir’deki doğa dostu stratejik ürünlerimize olan talep, uluslararası piyasalarda da hızla artıyor. Dolayısıyla biz İzmir Tarımı’nın ürünlerini sadece iç piyasa için değil, aynı zamanda ihracat için de geliştiriyoruz.” iddiası, aslında her geçen gün gelişip değişmekte olan tarımın nasıl bir süreç içinde olduğunu bilmemekle eşdeğerdir. Sözleşmeli tarımın, özellikle de yabancı firmalar eliyle yapılan sözleşmeli tarımın bu kadar yaygınlaştığı bir coğrafyada ihracat düzeyinde sanki yerli ürün ve yeri üreticinin gücü ve etkisi kalmış gibi bir anlayışla sarf edilen bu sözler ülke ve İzmir tarımındaki küresel sermayenin etkisini bilmemek anlamına gelir.

5. Aşama – Araştırma, Geliştirme, Eğitim ve Sertifikasyon

İzmir Tarımı’nın beşinci aşamasında ise; “araştırma geliştirme, eğitim ve sertifikasyon süreçleri”ni gerçekleştireceğiz. Bu konuda Büyükşehir Belediyemizin pek çok yatırımı var. Geniş kapsamlı Can Yücel Tohum merkezimiz kurulma sürecinde. TÜSİAD ile kurduğumuz, önümüzdeki ay açacağımız, girişimcilik merkezinde önceliğimiz tarım olacak. Gediz Deltası Sasalı’da iklim değişikliği ve kuraklık ile ilgili tarım araştırmalarının yapılacağı bir merkezimiz açılıyor. Burada hem ürün planlama çalışmaları, hem de az önce bahsettiğim tasarım ve ihracat destek ofislerimiz yer alacak. Seçim vaatlerimizden biri olan Tarım Lisesi de 2022’de eğitime başlıyor. 

Pandemi koşulları iyileşir iyileşmez metropolde yaşayan çocuklarımızın kırsal alanda eğitimiyle ilgili çalışmalar yapacağız. Buradaki amacımız, şehirlerde yaşayan çocuklarımızın doğayla buluşması, toprakla haşır neşir olması ve tarımsal üretim sürecini görerek öğrenmeleri. 

Araştırma, geliştirme, eğitim ve sertifikasyon süreçlerinin, konuşma metninde de belirtildiği üzere endüstriyel tarımı savunan ve üyeleri adına bu konuda politika, strateji, hedef ve amaçlar geliştirip iktidar düzeyinde lobi çalışmaları gerçekleştiren TÜSİAD ile yapılacak olması, hem küçük üretici hem de küçük üretici adına yola çıktığını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi için büyük bir talihsizlik olmuş, küçük üretici ile ilgili söylemler karşılarına çıkan makasta TÜSİAD’ın hattına girmiştir.

Ayrıca 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri öncesinde, CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer tarafından sık sık dile getirilen “Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız” vaadinin, aradan iki yıl geçtikten sonra “Seçim vaatlerimizden biri olan Tarım Lisesi de 2022’de eğitime başlıyor” müjdesine dönüştüğünü görüyoruz. Anlaşılan o ki, bu tarım lisesi, Baysan Eğitim Kurumları Danışmanlık Tarımsal Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ne ait ana sözleşmenin “Amaç ve Konu” başlıklı 4. maddesindeki değişiklik sayesinde Baysan A.Ş. isimli şirket tarafından bir özel okul/kolej olarak çalıştırılacaktır.

6. Aşama – Agroturizm

İzmir Tarımı’nın son olarak altıncı aşamasında, agroturizm gibi yan ekonomiler oluşturma çalışmamız var. Agroturizm tüm dünyada, çiftçiye ek gelir oluşturan bir sektör haline geldi. Zaten bu modeli, Seferihisar’da bir nebze uygulamış ve orada çiftçimizin yan ekonomik gelire kavuşmasını sağlamıştık. Gayemiz, İzmir’in agroturizm için uygun noktalarında köylülerimizin sadece belirli bir dönem değil, on iki ay boyunca yan gelir elde etmesini sağlamak.

Bu cümleleri duyan ya da okuyan birinin ilk yapacağı iş, İzmir Tarımı nedeniyle gelişeceği söylenen agroturizmle ilgili bir politika, strateji, amaç, hedef ve faaliyetin 2019-2020 döneminde İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı tarafından hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesinde bulunup bulunmadığına bakmaktır.

Biz de aynı şeyi yapıp, İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesine baktığımızda “agroturizm” sözcüğüne sadece iki bölümde rastladık:

Bunlardan ilki, söz konusu eylem planının 164. sayfasında yer alan “2.5.5-Küçük Menderes Havzası’nda Agroturizm ve Spor Turizminin Geliştirilmesine Yönelik Çalışma Grubunun Oluşturulması” şeklindeki faaliyetti ve bu faaliyetin 2020-2024 döneminde sorumlu kuruluş olarak İzmir Vakfı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütüleceği belirtilip; bu faaliyetle ilgili paydaşların Torbalı, Menderes, Tire, Seferihisar, Ödemiş, Karabağlar, Kemalpaşa, Bayındır ve Bergama (?) belediyeleri olduğu belirtiliyordu. (1)

Diğeri ise yine aynı eylem planının aynı sayfasında yer alan “2.5.6-Çeşme’de Etkinlik, Sağlık ve Agroturizmin Geliştirilmesine Yönelik Çalışma Grubunun Oluşturulması” şeklindeki faaliyetti ve bu faaliyetin de 2020-2024 döneminde sorumlu kuruluşlar tarafından yürütüleceği belirtiliyordu. Ancak bu kez, sorumlu kuruluş olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Vakfı yerine İZTO kısaltmasıyla İzmir Ticaret Odası‘nın adı yazılmıştı. Paydaş olarak belirtilen kurum ise Çeşme Belediyesi‘ydi.

Aynı nitelikteki iki ayrı iş için bir yerde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Vakfı‘nı adını verip, bunun Çeşme‘de (İZTO) İzmir Ticaret Odası olarak yazılmış olmasının nedeni de belli değildi. Gerçi insanın aklına, tanıtım toplantıları genellikle İzmir Ticaret Odası‘nda yapılan Çeşme Projesi nedeniyle bu işle ilgili çalışma grubunun oluşturulması sorumluluğu (İZTO) İzmir Ticaret Odası ile Çeşme Belediyesi‘ne mi terk edildi şeklinde hınzır bir soru da gelmiyor değil; ama, sanırım bunun eylem planının içinde saklı daha aklı başında ve mantıki bir cevabı vardır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemindeki tanıtım ve turizm faaliyetlerini planlayan tek belge, İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesi olduğuna göre ve bu husus sık sık İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in beyanları ile doğrulandığına göre; İzmir Tarımı nedeniyle gelişeceği söylenen agroturizm için bu planda sadece Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda çalışma gruplarının oluşturulması ile yetinilip bunun ötesinde bir faaliyete ya da projeye yer verilip verilmediği açıklanmaya ihtiyaç duyan bir durumdur. Bu eylem planına göre agroturizm şayet sadece Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda yapılacaksa; hem Çeşme ve Küçük Menderes Havzası dışında kalan ilçe ve hazalarda agroturizm adına neler yapılacağı hem de Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda çalışma grupları oluşturmak dışında neler yapılacağı, hangi süreler içinde hangi yöntemlerin uygulanacağı acilen açıklanmalıdır. Ayrıca bu çalışmalar sonucunda varılmak istenen noktanın performans hedefleri nedir ve buna göre hangi göstergeye göre başarılı ya da başarısız olacağız? 2020-2024 döneminde İzmir Tarımı‘nın da sağlayacağı ivme ile kaç adet agroturizm tesisi açılacak, kaç adet turist agroturizm boyutunda İzmir’e gelecek ve İzmir agroturizmin gelişmesi nedeniyle ne düzeyde gelir elde edecektir?

Bu sorulara ikna edici ve doğru yanıtlar verilmediği sürece hem İzmir Tarımı hem de İzmir Turizmi boyutunda işin uygulaması ile ilgili araştırma ve kestirimlerin düşünülmediği ortaya çıkacaktır.

Devam Edecek…

(1) İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024, İzmir Vakfı, İzmir, 2021.

Daha önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

21 Ocak 2021 tarihinde Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni tarım ve hayvancılık politikasıyla buna ilişkin vaatleri ele alıp tartışmak amacıyla başlattığımız yazı dizisinin bugünkü dördüncü bölümünde, bu açıklamada dile getirilen vaatlerin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in artakalan hizmet dönemi içinde yapılabilir ve sürdürülebilir olup olmadığını, eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun başına geldiği gibi bütün bu söylenenlerin unutulup unutulmayacağını araştırıp değerlendirmeye çalışacağız.

2021 Yılına Gelindiğinde Tarım Adına Söylenenler ve Vaat Edilenler

21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan yeni tarım politikaları ile ilgili olarak belediyenin önceden ya da sonradan yayınladığı temel bir belge, plan, program ya da rapor olmadığı için; ayrıca Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmanın metni konuşma sonrasında birebir yayınlanmadığı için, yapacağımız değerlendirmelerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihli “Çiftçi doğduğu yerde doyacak kentli adil gıdaya ulaşacak“, 22 Ocak 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Bayındır’a dev tesis” ve 27 Ocak 2021 tarihli “Başka bir tarımın mümkün olduğunu Türkiye’ye göstereceğiz” başlıklı belediye haberleri ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşmasının, daha sonra basın bürosunca düzeltilmiş yanlarını dikkate alınmaksızın tarafımızca çözümlenip kağıda dökülmüş halini kullanacağız ve bu konuşmada Tunç Soyer tarafından anlatılan bilgi, yorum ve değerlendirmeleri bölüm bölüm ele alıp tartışmaya çalışacağız. Tabii ki bunu yaparken, Tunç Soyer‘e ait kısmı bizim yaptığımız değerlendirmelerden ayırabilmek için onun konuşmalarını kırmızı renkle işaretleyeceğiz.

Yapılan şeyin adını koymakta yaşanan sorunlar: Vizyon mu, model mi, strateji mi yoksa başka bir şey mi?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşma ile izleyen günlerde Bayındır ve İzmir’de yaptığı konuşmaların metinlerine baktığımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihinden sonra tarım ve hayvancılık alanında yapacağı çalışmaların adını koymakta ciddi zorluklar yaşadığını görürüz.

Konuşmaların içine yerleştirilen ve farklı yer ve zamanlarda farklı şekillerde ifade edilen;

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu,

📌 “İzmir’in yeni tarım ekonomisi modeli“,

📌 “İzmir Tarım Stratejisi“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün mantığı“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi,

📌 “İzmir Tarımı adı verilen bu yeni model“,

📌 İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yerli ve milli bir tarım ekonomisi inşa etmenin mümkün olduğunu gösteren proje” ya da bunun farklı bir versiyonu olan

📌 “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisi inşa etme projesi”

Aslında elde tutulan şeyin tanımlanıp adlandırılması aşamasında yaşanan farklılıklar hem “vizyon,” “mantık“, “felsefe“, “model“, “strateji“, “yerli ve milli bir tarım“, “yeni ve farklı bir tarım” gibi birbirinden çok farklı anlamlara gelen kelimelerinin gerçekte ne anlama geldiği konusunda derin bir cehaletin, hem de yapılmak istenen şeyin bütünü konusunda derin bir belirsizliğin yaşandığını göstermektedir.

Oysa bütün iyi çalışma ve projelerde öncelikle yapılması gereken ilk şey, ulaşılmak istenen hedefi net bir şekilde tanımlayarak bu hedefe ulaşmak için izlenecek araç ve yöntemlerle birlikte işin bir bütün olarak tanımlanmasıdır. Burada ise henüz yapılacak işin bir strateji mi, bir model mi; yoksa bir vizyon mu olduğuna karar verilememiştir…

Tarım Üzerinden Siyasi Bir Gelecek Kurmak…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmaya aşağıdaki cümlelerle başladı:

Bugün Ödemiş’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Başka bir tarım mümkün” vizyonunu sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Kampanya döneminde de 2. Cemre başlığımız olan Yerel Kalkınma Stratejimizi ilk defa yine Ödemiş’te duyurmuştuk. Yaklaşık iki yıl önce duyurduğumuz bu projeleri bugün bir bir hayata geçirmenin verdiği gururu yaşıyoruz. Pandemi ve deprem süreçleri bize gösterdi ki, belediyecilik hizmetleri yol, su, altyapı hizmetleri ile sınırlı değil. Vatandaşın bizden çok daha fazla beklentileri var. Zaten farkında olduğumuz bu beklentilerin ne kadar acil olduğunu bu süreçte gördük. İzmir’de yaklaşık 1,5 milyon kişi ekmeğini tarımdan kazanıyor, üstelik Türkiye’nin tarımsal üretiminin çok önemli bir bölümü İzmir’de gerçekleşiyor. Dolayısı ile benim başkanlığımdaki İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en temel önceliği, bu toprakların bereketini arttırarak refahını büyütmek olacak, bu kentte yaşayan insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak olacak. İzmir Tarımı, İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme projesidir. Tarımda dışa bağımsızlığımızı sonlandırmak için geliştirdiğimiz, İzmir’den doğan yepyeni bir vizyondur.”

Görüldüğü gibi daha ilk cümlelerden başlamak üzere, ülke tarımı açısından oldukça önemli başarılar kazanacakları ve bu başarıların onları “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme” noktasına götüreceği iddiasındadırlar. Hatta bu iddia, milliyetçilikle karışık hamaset içinde bir adım daha ileri noktaya götürülerek, bu çalışmalar sayesinde ülke tarımı dışa bağımlılıktan kurtulacağı; böylelikle, Tunç Soyer’in başkanlığındaki (sanki komutasında der gibi) İzmir Büyükşehir Belediyesi ülke tarımının dışa bağımlılığını sonlandıracağı ifade edilmektedir.

Aslında bu durum, daha önce Aziz Kocaoğlu döneminde de görüp tanık olduğumuz gibi, İzmir’de tarım adına yapılanları ya da yapılacak olanları eşsiz, bulunmaz bir model gibi takdim edip, İzmir dışında yeni görevler, yeni misyonlar üstlenme konusunda Tunç Soyer‘in ve ekibinin de aynı heves, aynı heyecan içinde olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi bu heves, Aziz Kocaoğlu döneminde genel başkanlık zaafiyetinin yaşandığı CHP içinde hakim olup genel başkanlığı üstlenme niyeti olarak yorumlanmıştı. O nedenle, İzmir’de yapılanları ya da yapılacakları fazlasıyla abartıp diğer belediyelerin önüne geçmek, onlardan farklı bir şeyler yaptığını iddia ederek onlara örnek ya da model olmak, bu çalışmalarda kalıcı başarıların elde edilmediği ve yapılan hizmetler kurumsallaşmadığı sürece içten içe duyulan bir yetersizlik ya da güvensizlik duygusunun tezahürü olarak da kabul edilebilir. Aynen, mezarlık yanından geçerken korkanların yüksek sesle şarkı söylemesi gibi…

Ayrıca bir büyükşehir belediyesinin, bu konuşmada iddia edildiğinin aksine, tek başına yaptığı hizmetlerle insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını ve toplumsal refahın büyütülmesini sağlayamayacağı, yeni ve farklı bir tarım ekonomisi kuramayacağı da hepimizin bildiği somut bir gerçektir.

Doğal Bir Kaynak Olarak Su ve Kuraklıkla Mücadele

“İzmir Tarımı’nı, Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikasından ayıran iki temel farktan biri kuraklıkla mücadele.…. İzmir Tarımı, ekonomik değeri yüksek ve suyu az tüketen stratejik ürünleri destekleyerek tarımsal sulamada harcanan suyu yüzde elli oranında azaltmayı hedefliyor. Kuraklığa karşı çiftçimizi ve şehrimizdeki milyonları koruyor, içme suyu kaynaklarımızı teminat altına alıyor. Yeni politikamızın ikinci farkı ise yoksullukla mücadele hedefi. Biz tarımı sadece tarlada yapılan ve sonlanan bir zirai faaliyet olarak görmüyoruz. İzmir Tarımı, tohum aşamasından başlayıp son tüketiciye uzanan tüm süreçleri kapsıyor. Satış ve pazarlamayı en baştan planlayarak ürünlerimizin katma değerini büyütüyor, yoksullukla mücadele ediyor ve refahı artıyoruz

Türkiye’de tarımda bu kadar çok su tüketmemizin iki temel nedeni var. Birinci ve en önemli neden köylümüze dayatılan yanlış ürün tercihleri. Türkiye iklimine uygun olmayan, aşırı su tüketen yabancı tohumların desteklenmesi ve topraklarımızı işgal etmesi. Dolayısıyla siz ne kadar sulama yatırımı yaparsanız yapın, ürün deseni hatalı olmaya devam ettiği sürece su ihtiyacını karşılamamız asla mümkün olmayacak. Yeraltı suları, Küçük Menderes Havzası’nda olduğu gibi yüzlerce metre aşağılara gidecek. 

Tarımsal sulama oranının bu kadar yüksek olmasının ikinci nedeni ise vahşi sulama. Yani sulama sırasında yapılan israf. 

İzmir’in yeni tarım vizyonunun en temel özelliği, sulamaya hiç gerek duyulmayan, yağmur suyunun yettiği ya da tasarruflu sulamayla yetişebilen tarımsal ürünlere öncelik vermesi. Tarımı havza ölçeğinde planlayarak bölgenin iklim koşullarına uygun stratejik ürünleri teşvik etmesi, yani daha planlama aşamasından itibaren kuraklıkla mücadele etmesi. Böylece bugün tarımsal sulamada kullanılan suyu en az yüzde 50 seviyesinde azaltmayı hedefliyoruz. Bu yüzde 50’nin büyük kısmı havza planlamasıyla, yani doğru ürünün doğru yerde ekilmesiyle sağlanacak. Öngörülen su tasarrufunun diğer kısmı ise modern sulama teknikleriyle gerçekleşecek.

İzmir’de, el birliğiyle, tarımsal su kullanım oranını yarı yarıya düşürmek mecburiyetindeyiz. Böylelikle hem meralarımızın daha sağlıklı gelişmesini ve yeraltı sularının korunmasını; hem de tüm İzmirliler için içme suyu rezervlerimizin teminat altında olmasını sağlayacağız.

Evet, ülkemizdeki doğal su kaynaklarının korunması açısından söylenenler doğrudur; ama bu doğruyu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, tarımdaki sulama suyu yönetiminden çok sorumluluğu altındaki İZSU’nun 2019 yıl verilerine göre şehir içme suyu şebekesindeki % 34’leri bulan su kaybı ile ilgilenmesi, en kısa sürede barajlardan ya da derin su kuyularından enerji harcanarak elde edilen suyun 1/3’ünün kaybını önlemesi ya da şehrin önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Tahtalı Barajı’nı tehdit eden TÜPRAG altın madeni konusunda sonuç alması gerekmez mi? Bunu yapamadığı ve buna ilişkin sözler, vaatler vermediği, buna ilişkin plan ve programlar hazırlamadığı sürece tarımdaki kuraklığa çözüm bulacağını, tarımsal sulamada harcanan suyu % 50 oranında azaltacağını söylemesine kim inanır, kim güvenir?

Ayrıca tarımsal sulama konusu doğrudan doğruya Tarım ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’ne ait görev olduğu halde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarımsal sulama konusunda bu bakanlık ve genel müdürlük dışında neyi hangi yetkiyle nasıl yapacaktır? Cevaplanması gereken önemli sorulardan biri de budur…

Aliağa’daki büyük sanayi tesislerinin ve demir çelik haddehanelerinin; ayrıca Kemalpaşa ve Torbalı gibi sanayi bölgelerinde açtıkları binlerce kuyu ile yerin altından çektikleri milyonlarca metreküp suyu kullanıp kirlettikten sonra yüzeye salan sanayi kuruluşlarını bile kontrol edemeyen ve bu konularda kılını bile kıpırdatmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarım havzalarındaki suyun kullanımını nasıl yönetecek, sözünü ettiği önlemleri nasıl alacaktır? Anlaşılan o ki, açıklanan vaatlerin görev, yetki ve sorumluluklarla ilgili hukuki altyapısı yeterince araştırılmamış ve “biz her şeyi yaparız” rahatlığıyla davranılmıştır.

Tarımı Bir Süreç Olarak Görmek…

“İzmir Tarımı’nı, bugünün tarım politikasından ayıran temel farklardan ikincisi ise şu. Biz tarımı tohum aşamasından başlayarak son tüketiciye uzanan ve tarım sektörünün tüm halkalarını içeren bir süreç olarak görüyoruz. Yani bizim için tarım, sadece tarlada başlayıp biten bir süreç değil. Lojistiği, paketlenmesi, ürünlerin işlenmesi, markalaşması, tanıtılması, satışı, pazarlanması, ihracatı, araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri, sertifikasyon süreçleri ve ürün planlaması ile bir bütün. Bunu böyle görmemizin sebebi, çiftçimizin doğduğu yerde doymasını sağlamak. Biliyoruz ki, dökme ürün anlayışıyla bu değirmen dönmez. Bu nedenle tarım ürünlerimize katma değer sağlamayı daha en baştan gündemimize aldık ve bu durumu muhakkak üreticimizin lehine dönüştüreceğiz.

Tarımla uğraşan ya da tarım ekonomisi ile ilgilenen herkes tarımı birbirine zincirleme bir şekilde bağlanmış aşamalardan oluşan bir süreç olarak görür. Bu konuda farklı düşünen bir anlayış, bir kurum ya da şahıs bulunmamaktadır. Örneğin TÜSİAD‘ın “Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi” başlıklı son tarım raporunu yazan akademisyenler ve tarım uzmanları bile bu süreci “değer zinciri” olarak tanımlayarak tarımın gıda ile ilişkisini sağlayan biyoekonomi kavramı üzerinden bu zincirin her geçen gün yan disiplinlerle nasıl zenginleştiğini ortaya koymuştur:

Tarım ve gıda sektörleri, küresel gelişmelere bağlı olarak alışageldiğimiz geleneksel rollerine ilave çok farklı yeni rolleri ve sorumlulukları da taşımaya başlamıştır. Kapsayıcı bir kavram olan biyoekonomi, bitkilere, hayvanlara ve diğer canlılara yönelik üretimi ve tüketimi, biyolojik atıkları ve bunların işlevlerine ve ilkelerine dayanan tüm sektörleri ve sistemleri içermektedir. Bu sektör ve sistemler kara ve deniz ekosistemlerini ve sağladıkları hizmetleri; biyolojik kaynakları kullanan ve üreten tüm temel üretim sektörlerini; gıdayı; yemi; biyo-temelli ürünleri; enerji ve hizmet üretmek için biyolojik kaynakları ve süreçleri kullanan tüm ekonomik ve endüstriyel sektörleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, tarım ve gıda dendiğinde artık sağlık, gıda güvenliği, gıda güvencesi, çevre, doğal kaynaklar, enerji, lojistik, finansman, yoksulluk ve kırsal kalkınma gibi farklı açılardan toplumu etkilemekte olan kavramlardan bahsetmek durumundayız. Tarımın ekonomi geneline etkileri ve katkıları düşünüldüğünde, ekonomik kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, gıda güvencesi ve çevresel sürdürülebilirlik akla gelmektedir. Böylesine karmaşık bir yapı, sorunları iyileştirmeye yönelik olarak tasarlanacak politikaların kapsayıcı olmasının yanı sıra, aynı zamanda somut ve hayata geçirilebilir olmasını da gerektirmektedir.” (1)

1. Aşama – Ürün Envanteri ve Planlaması: Hangi Yetkiyle ve Niçin?

İzmir Tarımını eşsiz kılan ve ülkemize örnek olmasını sağlayacak “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi, altı ayak üzerinde şekilleniyor. Şimdi bunları tek tek anlatmak istiyorum.

İzmir Tarımı aşamalarından birincisi “ürün envanteri ve planlaması”. Belki de yeni vizyonumuzun en önemli özelliği bu. İzmir Tarımı modelinin kilit taşı, bölgeye, iklime ve coğrafyaya özgü üretim olacak. Bunun için İzmir’in iklimi, doğası ve toprağına uygun il genelinde yetişebilen stratejik ürünler tespit ettik. Bunlar küçükbaş süt ve et ürünleri, zeytin ve zeytinyağı, hububat, baklagiller ve son olarak üzüm. Öte yandan, alt havzalara göre değişen kestane, su ürünleri ve aromatik bitkiler gibi birçok yan ürünü de destekleyeceğiz.

Bunları tercih etmemizin temel nedeni, çiftçiye en çok para kazandıracak ürünler olmaları. Tümü, girdi maliyeti düşük, kış ve bahar yağmurlarıyla gelişen, sulama ihtiyacı çok düşük ürünler. Öncelik vereceğimiz ürünlerin tamamı, hem İzmirliyi, hem Türkiye’yi, diğer şehirlerimizi, hem de ihracat yoluyla dünyayı besleyebilecek kadar büyük üretim ve satış potansiyeline sahip. 

Örneğin keçi, Ege ikliminde son derece iyi büyüyebilen, çok fazla yem istemeyen, makiliklerde otlayan, son derece yüksek verimli ve sağlıklı şekilde büyüyebilen bir hayvan. Koyun ile birlikte Anadolu’ya özgü bir sığır ırkı olan karasığır da yine destekleme kapsamında olacak. Bu hayvanlar traktörün ve tarım makinelerinin giremediği eğimli arazilerdeki doğal meralarda, ot ihtiyaçlarını yılın 7-8 aylık döneminde karşılayabiliyor. Türkiye’nin, son yıllarda samanı ve yem bitkilerini ithal eder duruma geldiği düşünüldüğünde, bu kadim yöntemin gerekliliği ve kârlılığı çok daha iyi anlaşılıyor. 

Bunun dışında yine hiç su istemeden ve kış yağmurlarıyla büyüyen karakılçık ve saz çavdarı gibi tahıllara; gambilya ve mürdümük gibi atalık yem bitkilerine; İzmir iklimine en uygun tarımsal ürünlerden zeytin ve zeytinyağı ile üzüme de alım garantisi veriyoruz. Çünkü bunlar, kendi doğal koşullarında, çok fazla girdi ve sulamaya ihtiyaç olmadan yetişen hayvan ve bitkiler. Bilimsel araştırmalar, az sulanan ürünlerde kolay kolay hastalık olmadığını ve dolayısıyla bunları ilaçlama ihtiyacının da çok az olduğunu ortaya koyuyor.

Bu stratejik ürünleri üreten veya üretebilecek çiftçimizle çalışacak bir saha ekibi kurduk. Bu ekibimiz; İzmir’in otuz ilçesini gezerek bu stratejik ürünleri yetiştiren her üreticiyle tek tek görüşmeler yapmaya başladı. Bu sayede her üreticinin hangi üründen ne kadar ve hangi yöntemlerle ürettiğini, hayvancılık yapıyorsa hayvana ne yedirdiğini, zeytincilik yapıyorsa zeytin ağaçlarını nasıl işlediğini detaylı bir şekilde öğreniyoruz. Bu araştırmanın sonucunda İzmir’in ürün envanteri ortaya çıkıyor; yani elimizde hangi üründen, hangi kalitede ve ne kadar olduğunu tüm detaylarıyla öğreniyoruz. Böylece üreticilerimizle birlikte çalışmalara başlıyor, İzmir tarımının geleceğine birlikte yön veriyoruz.

Ürün envanterini yapıp ardından da planlamasını yapacağız diyebilmek için bunu yapabilecek hukuki yetkilere sahip olmanız gerekir. Son tarım sayımının bile 2000 yılında yapılıp tarım sayımının yapılması hedefinin 11. Kalkınma Planı’na konulduğu bir ülkede ben İzmir’de envanter düzenleyecek şekilde tarım sayımı yapacağım, bunu da kurduğum ekipler gerçekleştirecek, ardından da tarımla ilgili planları yapacağım deyip daha sonra Yaşar Üniversitesi ve TÜSİAD‘la birlikte bunları yapmak için protokoller imzalamak, açıkçası hukuk dilinde “gabin” olarak adlandırılan bir hakkın aşırı kullanımı anlamına gelir. Ayrıca tüm bir ildeki tarım faaliyetlerini planlamaya kalkmak, açıkçası merkezi yönetimin bu konuyla görev, yetki ve sorumlulukları dikkate almaksızın adeta bir “şehir devleti” kurulmuşçasına davranmak anlamına gelir…

Ayrıca kuraklığa ve iklim değişikliğine karşı ismi verilen bitkilerin de herkesin bildiği, kuraklıktan ve iklim değişiminden etkilenen her ülkede, her tarım havzasında akla gelen ilk bitkiler olduğu da dikkate alınmalıdır… Herkesin alternatif hayvan yemi olarak Saz çavdarı, Gambilya [Lathyrus orchus (L.) DC Kıbrıs Mürdüğümü, Cyprus Vetch, Yabani Bakla, Sarı Mercimek] ya da Mürdümük [Lathyrus sativus L., Grass Pea, Külür, Ak Burçak, İmirdik, Mürdük, Mürdüme, Mürdümek) ektiği durumda karşımıza nasıl bir tarım ekonomisi çıkacağı da bilinmemektedir.

Gambilya

Öte yandan Mürdümük üzerine yapılan bilimsel araştırmalar bu bitki ile ilgili bir tehlikeyi gündeme getirerek dikkatli olunmasını önermektedir. Bu kaynaklara göre, “tüm dünyada mürdümük kullanımı ve dolayısı ile üretimini kısıtlayan en önemli faktör Latirizmdir (Haqqani ve Arshad, 1995). Nörotoksin, β-N-oxalyl-L-a, β-diaminopropionok asit, Latirizim hastalığının ana nedeni olup bitkinin tüm kısımlarında bulunmakta ve olgunlaşmamış tohumlarda olgunlaşmış tohumlara göre daha fazla bulunmaktadır. Latirizm neurolatirizm ve osteolatirizm olarak ikiye ayrılmaktadır. Neurolatirizm, insanlar, at, domuz, sığır, civciv, ördek, fare, fil, yavru güvercin ve tavus kuşu gibi çok geniş yelpazede hayvan türlerini etkileyebilmektedir. Bu hastalığa karşı gençler yaşlılardan daha hassastırlar. Neurolatirizmde, akut bir zaafiyet, omurilik bölgesinde ağrılar, hafif veya spastik felç, kasların yeterli beslenemediğinden körelmesi veya dumura uğraması başlıca klinik belirtilerdir. Osteolatirizm ise omurga, kaburga ve bacak kemiklerinde patoloji deformasyonlar oluşturmaktadır (Murti ve ark. 1964). Enneking (1998), mürdümükte bulunan ODAP’ın insan ve hayvanlarda sinirlere etki ederek latirizime neden olan bir amino asit içerdiğini bildirmektedir. Mürdümük tohumlarının aylarla ifade edilen uzun sürelerde ve ana yiyecek olarak tüketildiği durumlarda özelliklede atlarda latirizme rastlanmakta, omurilikteki dejenerasyon sinirlerde lezyonlara neden olmakta, bunu bacaklardaki felç takip etmekte ve ekstrem durumlarda ölümler meydana gelmektedir. Bu gün latirizm kuraklığın sebep olduğu kıtlık, yoksulluk ve bu koşulların doğal sonucu dengesiz beslenme ile iç içe olduğu ve latirizm meydana gelmesinin, tüketimini yapan insanların ve hayvanların düzenli olarak mürdümük yemelerinden daha ziyade günlük öğünün ana kaynağını mürdümüğün oluşturduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır.” (2)

Bu nedenle Mürdümük ürününün İzmir’in değişik havzalarındaki üretim koşullarıyla ilgili bilimler araştırmalar ve tarla denemeleri yapılmadan bu tür bitki isimlerinin ağza dahi alınmaması gerekir. Bu nedenle, topluma hitap eden kamu görevlilerinin halk ve hayvan sağlığına zararlı olabilecek alternatif bitki türleriyle ilgili açıklamalarını bilimsel araştırma raporlarının dayandırması ve bu kararları olası tehlike ve riskleri dikkate alarak açıklaması daha doğru olacaktır.

2. Aşama – Tarımsal Destek Hizmetleri

İzmir Tarımı Operasyon Planı olarak tanımlanan altı aşamalı sürecin 2. aşamasını, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca yürütülen tarımsal destekler oluşturmaktadır. Bu desteklerle ilgili olarak Tunç Soyer‘in söyledikleri ise şu şekildedir:

“İzmir Tarımı’nın ikinci aşaması Tarımsal Hizmetler Dairemiz tarafından yürütülen tarımsal destek çalışmaları. Bu kapsamda, kooperatifler aracılığıyla yüksek miktarda ürün alıyoruz. Üretilen tüm ürünler kooperatiflerden Büyükşehir Belediyemiz tarafından satın alınarak vatandaşlarımıza ulaştırılıyor. 

Bir yandan kırsaldaki üretimi desteklerken, diğer yandan şehrimizdeki milyonların sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimini sağlıyoruz. Bu kapsamda 2019 yılında yaptığımız toplam alımların miktarı 125.377.092 Türk Lirası. Bu alımın İzmir kooperatiflerinden alınan kısmı 121.447.379 lira. 2020’de yaptığımız toplam alımların miktarı  ise 144.762.472 lira. Bu alımın 127.595.174 liralık kısmı İzmir kooperatiflerinden gerçekleştirildi. Bu alımları 2021 yılında da sürdüreceğiz. Belediyemiz aynı zamanda makine ekipman sağlıyor, makine parkları kuruyor, tohum ve küçükbaş hayvan desteği veriyor ve arıcılığı destekliyor.

Kooperatiflere yapılan tarımsal destekler konusunda şimdiye kadar yaşanan iki önemli sorundan biri İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Raporu’nda da dile getirilen 5393 sayılı Belediye Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde adı geçmeyen kooperatiflerle ortak hizmet projesi adı altında işbirliği protokolleri imzalanması ve o protokoller çerçevesinde kooperatiflere süt kazanı, tarım iş makinesi gibi ayni ya da nakdi yardımda bulunmasının mümkün olmayışı ile ilgilidir. O nedenle, 1 Nisan 2019 tarihinden sonra, 5393 sayılı Belediye Kanununun 75. maddesinin (c) fıkrası hükmüne göre, madde kapsamında sayılmayan, neye göre seçildikleri belli olmayan ve çoğu Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in başkanlığını yaptığı Köy-Koop İzmir Birliği‘ne üye bazı ayrıcalıklı kooperatiflere yapılan ayni ya da nakdi yardımların masanın üstüne yatırılarak yeniden incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Kooperatiflere yapılan desteklerle ilgili diğer sorun ise yardım yapılan kooperatiflerden alınıp Halkın Bakkalı şubelerinde satılan mal ve malzemelerin yoksul ve dar gelirli kesimlere hitap etmeyecek kadar pahalı olmasıdır. Bu konuda her bir mal ve hizmet grubu itibariyle diğer market ve kooperatiflerle yapılan mukayeseleri gösterir “Bu bakkal kimin bakkalı?” isimli ve 8 Şubat 2021 tarihli yazımızı okumak için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız.

https://kentstratejileri.com/2021/02/08/bu-bakkal-kimin-bakkali/

Devam Edecek…

(1) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TUSİAD, 2020.

(2) Bucak, B., Konca, Y., Baysal, İ., Çetin, M. (1999) “Mürdümüğün (Lathyrus sp ) Hayvan Beslemede Kullanılma İmkanları“, Uluslararası Hayvancılık ’99 Kongresi, İzmir 1999, s.

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (3)

Ali Rıza Avcan

Dizi yazımızın bugünkü üçüncü bölümünde, 21 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından “Bir Başka Tarım Mümkün Vizyonu” şeklinde açıklanan vaatler öncesinde; yani hem 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri sırasında CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in neler vaat ettiğini ve göreve başlama tarihi olan 1 Nisan 2019 tarihi ile 20 Ocak 2021 tarihi arasındaki yaklaşık iki yıllık sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarım adına neler yapıldığını belirlemeye çalışacağız.

Seçim Döneminde Tarım ve Kırsal Kalkınma Adına Neler Vaat Edilmişti?

Tunç Soyer, Millet İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Projeleri, Çok Renk, Çok Ses, Çok Nefes, Aşkla İzmir” başlıklı seçim broşüründe, Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığı altında yer alan toplam 27 vaadi şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kooperatifler Şehri İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kooperatiflere desteğini artırarak sürdüreceğiz. Çiftçimizin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesini teşvik edeceğiz. Kooperatiflerimizin ürünleri için coğrafi işaret ve markalaşma çalışmaları yürüteceğiz. Kooperatiflerimizin altyapı, dolum ve paketleme tesisi ile diğer donanım eksikliklerini gidermek için öz kaynaklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. İZKA projeleri geliştireceğiz.

2. Gübre Kooperatifleri Kuracağız: Çiftçimizin ucuz kaliteli gübre ihtiyacını karşılamak üzere gübre kooperatiflerinin kurulmasına destek vereceğiz.

3. Tarıma Destek Vermeye Devam Edeceğiz: Yıllık dağıtılan meyve fidanı sayısını 700 binden bir milyona çıkaracağız. Bugüne kadar gerçekleşen küçükbaş hayvan dağıtımı il genelinde artarak devam edecek. Ödemiş, Menderes, Tire, Torbalı, Menemen, Foça, Aliağa ilçelerinde arıcılık desteği verilecek. Küçük ölçekli üreticileri güçlendirmek amacıyla köylerde kümes hayvancılığı desteklenerek “Köy Tavukçuluğu“nun yaygınlaştırılması sağlanacak.

4. Alım Garantili Üretim: Üreticimize alım garantili üretim desteği vereceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü alım garantili ürün projesini artırarak devam ettireceğiz. Fidan, mevsimlik çiçek, zeytinyağı, süt, yoğurt, peynir, zeytin ve patates gibi ürünlerin yanı sıra yeni ürünlerin de alımını gerçekleştireceğiz.

5. Yerel Tohum Merkezleri Kuracağız: Verimli ve yerel tohumlar üreterek köylümüze sunacağız. Binlerce yılın geleneğini, yerel tohumlarımızı, hayatı, doğayı, geleceğimizi koruyacağız. Her ilçede kurulacak olan Yerel Tohum Merkezlerimizde tohum ve fideler üreteceğiz; bu ürünleri ücretsiz dağıtacağız.

6. İyi Tarım: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

7. Kültürpark’a Köy Pazarı Geliyor: Kültürpark’ta ve her ilçede haftada bir gün Üretici Pazarı kuracağız. Üreticilerimizin, ürünlerini aracısız satma imkanı bulacakları Üretici Köy Pazarları kuracağız. Bostanlı ve Balçova organik pazarlarını sürdürerek, yeni organik pazarlar oluşturacağız.

8. Tarım Ürünleri İşleme Tesisleri Kuracağız: Tarıma katma değer sağlamak için tarımsal ürünlerin işlenerek yüksek fiyatla satılmasını sağlayacağız. Jeotermal enerji bakımından zengin olan Bergama, Bayındır, Çiğli, Seferihisar ve Dikili bölgelerinde yörenin ürünleri için kurutma tesisleri kuracağız.

9. Sulama Maliyetini Düşüreceğiz, Yeni Sulama Tesisleri Kuracağız: İzmir’in tüm ilçelerinde yeni sulama yatırımları yapacak, ihtiyaç olan bölgelere göletler inşa edeceğiz. Kuyulardan elektrik maliyeti olmadan su çekilmesi için güneş enerjisi kaynaklı pompa yardımı yapacağız.

10. Altı Stratejik Ürün: İzmir’i tarımda marka yapacak altı stratejik ürünün değerini ve satış kanallarını artıracağız. Coğrafi işaretlemeyle ürünlerimizi İzmir’e mal edeceğiz. ZEYTİNYAĞI, ÜZÜM ÜRÜNLERİ, BUĞDAY, KEÇİ ÜRÜNLERİ, TUZ VE DENİZ ÜRÜNLERİ.

11. İzmir Süs Bitkilerinde İhracat Merkezi Olacak: İzmir süs bitkileri üretiminde cazibe üssü ve bir ihracat merkezi haline gelecek. Süs bitkisi üreten ilçelerimizde ve şehir merkezinde süs bitkileri fuarları kurulacak. İzmir uluslararası süs bitkileri fuarına ev sahipliği yapacak. Ziraat odaları, Pazarcılar Odası ve belediyenin koordinasyonuyla Humus Birlikleri kurulacak. Fide üreticisi için ucuza kompost temin edilecek.

12. Kadim Tarım: İzmir’in verimi düşük olan fakat doğa dostu geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlerinin piyasa değerini artıracağız. İzmir’in verimi düşük, eğimli, ikinci ve üçüncü sınıf tarım arazilerinde yetişen ürünlerin verim eksikliğini bu ürünlerin piyasa değerini artırarak telafi edeceğiz.

13. Soğuk Hava ve Paketleme Tesisleri: Çok sayıda yeni soğuk hava ve paketleme tesisi kurulacak. Yatırımları devam eden projelerin yanında güneş enerjisiyle çalışan yeni tesisler kuracağız.

14. İzmir’e Özgü Çiçek Soğanları: Karaburun ilçesi nergisleri başta olmak üzere İzmir’e özgü soğanlı bitkilerin üretimine ve pazarlamasına destek olunacak. Nergis ve sümbül soğanı yardımı yapılacak.

15. Tarım Araştırma Merkezleri Kuracağız: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren iyi tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

16. Su Ürünleri Halini Geliştireceğiz: Su ürünleri satışının muhafazasının ve dağıtımının yapıldığı hali geliştirip geleceğe taşıyacağız. Buca Kaynaklar’daki büyük balık halinin gelişmesini ve tanıtımını sağlayacağız. 30 ilçesinden 17’sinin denize kıyısı olan İzmir’deki su ürünleri zenginliğini artı değere dönüştürüp potansiyel ekonomik katkısını İzmir için geliştirerek kullanacağız. Her ilçede balık halleri kuracağız.

17. Mezbahalar: Kınık ve Tire olmak üzere mezbaha ve kesimhaneler kuracağız. Kurban Bayramı’nda kesimhane olarak hizmet verecek merkezlerin kurulması sürecini hızlandıracağız.

18. Tarım Üniversitesi Kuracağız: Tarımsal eğitim projelerimizle İzmirli çiftçilere yaşam boyu eğitim programları sunan bir eğitim üssü kuracağız. Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız.

19. Halk Gıda: Düşük fiyatlı ürün satış noktaları kuracağız. İzmirliler ekonomik, güvenilir, sağlıklı ve doğa dostu gıdaya ulaşacak. Tüketiciye doğrudan ürün ulaştıracağız. Kooperatifler ve üretici birlikleri ile birlikte çalışarak İzmir için ekonomik ve güvenilir gıda üretimini destekleyeceğiz. Esnafımızla birlikte çalışarak Halk Ekmek, Halk Et, Halk Süt, Halk Balık projelerini uygulayacağız.

20. Süt Kuzusu Projesi: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Süt Kuzusu projesiyle 134 bin çocuğumuza ulaştırdığı sütü 250 bine çıkaracağız ve bu sütü kooperatiflerimizden temin edeceğiz.

21. Köylerde Yaşayan Gençlere Burs Desteği: İzmir’in köylerinde yaşayan başarılı gençlere yüksek öğrenim bursu verilecek.

22. Arazi Yolları İyileştirilecek: Kırsal mahallelerimizdeki arazi içi ve arazilere giden yollar Büyükşehir Belediyesi imkanlarıyla iyileştirilecek.

23. Düğün Salonları ve Futbol Sahaları Kuruluyor: İhtiyacı olan köylere kapalı ve açık düğün salonları ile futbol sahaları yapılacak.

24. Köylerde Üretici Satış Noktaları : Köylere, üretici satış noktaları kurulacak, köydeki üreticiler doğrudan alıcılarıyla buluşacak.

25. Köy ve İlçe Festivalleri: İlçe ve mahallelerimizdeki halk festivalleri ve bayramlara olan Büyükşehir Belediyesi desteği artarak sürdürülecek.

26. Halk Dansları Kursları: Köylerdeki çocuk ve gençler için müzik, zeybek ve diğer halk dansları kursları açılacak.

27. Kırsal Turizme Destek Vereceğiz: Kırsal turizm rotalarıyla köylerin ekonomisi güçlendirilecek, şehir merkezi ve köyler arasındaki bağlar güçlendirilecek.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer, tarımsal kalkınma projelerine ayırdığı 9 Mart 2019 tarihinde “İkinci Cemre” adını verdiği Ödemiş toplantısında yukarıda sıralanan 27 projeye “İzmir merkez ve ilçelerinde Türkü Festivali düzenlemek” şeklinde bir projeyi daha eklemek suretiyle proje sayısını 28’e çıkarmış; ayrıca, bunlara ek olarak tarıma el vererek çiftçinin yanında duran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun bıraktığı yerden devam edeceklerini, bu konuda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini belirtmiş.

Ancak, Ödemiş toplantısında AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi‘nin tarım projeleri hakkında ilginç bir değerlendirme yapmış. Bu değerlendirme ile ilgili söyledikleri kelimesi kelimesine şöyle:

Bu arada sizinle paylaşmak istediğim son bir şey var. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı da, daha birkaç gün önce İzmir’le ilgili tarım projelerini açıkladı. Ortak projeler var, benzer projeler var; ama aramızda çok önemli bir uçurum var, çok önemli bir fark var. O da ne, biliyor musunuz? Diyor ki; tarımla ilgili, İzmir’deki bütün tarım sektörünü bir üst şirket ve ondan sonra da bir holding bünyesine taşıyacakmış. Bu, tamamen farklı olduğumuz nokta, bu. Tamamen farklı bakıyoruz. Şirketler sadece kar, bilanço üzerinden yürür ve sonunda tarım işçisi, tarım işçisidir. Şirketlerin yöneticileri gelir gider, yeni belediye başkanları gelir gider, şirketlerin yeni yöneticileri olur, br gün böyle yapar, bir gün başka türlü yapar; ama kooperatif öyle değil, kooperatifçilik öyle değil. Kooperatifçilik nasıl, biliyor musunuz? Kooperatifçilik toprağın bereketini paylaşmak, toprağın ürettiği refaha ortak olmak. Aramızdaki fark bu! O, sizi tarım işçisi yapmak istiyor, biz sizi bu toprağın bereketine, refahına ortak yapmak istiyoruz. Uçurumun büyüklüğü burada! Şirketten, holdingten anlarlar, eyvallah. Biz kooperatiften anlarız. Biz kooperatifi büyüteceğiz, biz üreticimizi kooperatifimizle büyüteceğiz, zenginleştireceğiz, refahını arttıracağız! Bunun için size söz veriyorum! Bu topraklarda yaşarken refahınız büyüyecek, yaşam kaliteniz yükselecek, bu topraklarda yaşamaktan, üretmekten gurur duyacaksınız. Biz de sizinle gurur duyacağız. İzmir’i, kırsal kalkınmanın başkenti yapacağız! Köylü milletin efendisidir diyeceğiz! Bütün millet de, İzmir’den bunu bir kere daha hatırlayacak! Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

CHP İzmir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in, 9 Mart 2019 tarihinde 3. Cemre adıyla Ödemiş’te düzenlenen toplantıda önerdiği tarım projelerinin AKP adayı Nihat Zeybekçi‘nin önerdiği tarım projelerinden farklı olduğu en önemli noktanın, bu projelerin şirketler değil kooperatifler eliyle yürütüleceğini ve şirketler eliyle yürütülen tarım faaliyetlerinin küçük üreticiyi tarım işçisine dönüştüreceğini iddia ettiği tarihten 1 yıl 10 ay 12 gün sonra rakibi Nihat Zeybekçi ile aynı noktada buluşması ise 21 Ocak 2021 tarihi sonrasındaki yeni gelişme ve değişimlerin de habercisi gibidir.

Tunç Soyer‘in şirketlerin tarım faaliyetleri içindeki yeri ile ilgili olarak 9 Mart 2019 ve 21 Ocak 2021 tarihlerinde Ödemiş toplantılarında söylediklerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz:

“Aramızda Çok Önemli Bir Uçurum Var”

Tarımın Stratejik Plandaki Yeri

2019 yılı içinde hazırlanan ve 2020-2024 dönemini kapsayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘nın Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nün doğrudan sorumlu olacağı üç stratejik hedefi bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla “3.3-Herkes İçin Tam Zamanlı, Üretken ve Yenilikçi Bir İş Ortamı Sağlanacak ve Yoksulluğun Her Türlü Şekli Azaltılacak“, “3.4-Gıda Güvenliği Sağlanacak, Beslenme İyileştirilecek ve Sürdürülebilir Tarım Desteklenecek” ve “5.2-İklim Değişikliği ve Bunun Etkilerine Uyumlanmak İçin Tarım ve Enerji Başta Olmak Üzere Tüm Alanlarda Harekete Geçilecek” olup bu hedefler için tahsis edilen beş yıllık tutar 1.076.379.021.-TL.’dır.

Stratejik Planda Öngörülen Hedeflerin 2020 ve 2021 Yıllarındaki Durumu

2020-2024 hizmet dönemini kapsayan beş yıllık süre için öngörülen harcama tutarı 1.076.379.021.-TL. olmakla birlikte Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın sorumlu tutulduğu toplam 22 adet proje/faaliyet için 2020 yılı Performans Programı’na göre 2020 yılı içinde 251.825.000.-TL., 2021 yılı Performans Programı’na göre de 2021 yılı içinde 304.408.000.-TL; toplam olarak 556.233.000.-TL. olduğu halde 2020 ve 2021 yıllarındaki gerçekleşmenin ne olduğu henüz belli değildir. Ancak belediyelerin harcama bütçelerinde stratejik planda yer alan ya da yer almayan tüm harcamaların yer aldığını dikkate aldığımızda, 2020 ve 2021 yılları bütçesinde bu hedefler için Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne tahsis edilen ödeneklerle performans programlarındaki olası harcama tutarlarına baktığımız takdirde;

2020 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 251.825.000.-TL. harcanması gerektiği halde 2020 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 69.492.000.-TL.,

2021 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 304.408.000.-TL. harcanması gerektiği halde, 2021 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 68.127.000.-TL. olduğu belirlenmiştir.

Aşağıdaki tabloda açık bir şekilde gösterilen bu durum ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım hizmetleri için 2020 ve 2021 performans programlarına koyduğu tutarları harcamadığı ya da çok az harcadığı; dolayısıyla bu hedeflere ulaşmak için hiç bir çaba göstermediğini gösterir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda Yaşanan Olumsuzluklar

2019 ve 2020 yılları, “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile Seferihisar’dan yola çıkıp İzmir’e gelen Tunç Soyer için nispeten sessiz, sakin yıllardır. Kendisinden önceki hizmet döneminde Aziz Kocaoğlu ve danışmanları tarafından verilen demeçler, yazılan makale ve kitaplar, düzenlenen sempozyumlar ve bir kısım akademisyenin Moskova, Londra ve Afrika’ya gönderilmesi gibi bir misyon içinde, önce tarımda, daha sonra tüm belediye hizmetlerinde bir model olarak takdim edilen “İzmir Modeli” politikasına bu dönemde Tunç Soyer tarafından devam edilip edilmeyeceği ilk günlerin önemli sorularından biri olmuştu.

Aradan geçen süre içinde, “İzmir Modeli” müellifi danışmanların belediyeden fiilen ayrılması, Pandemi nedeniyle önem kazanan sosyal yardımlarda Neptün Soyer‘in Köy-Koop İzmir Birliği‘ndeki iktidarını güçlendirdiği söylenen mal alımlarının ağırlıklı olarak bu birliğe üye kooperatiflerden yapılması, vazgeçilmez olmaktan çıkan Tire Süt‘e olan büyük borçların uzun süre ödenmemesi, Bu nedenle Tire-Süt’ün “Süt Kuzusu” projesi kapsamındaki 6 ilçeden çekilerek diğer ilçelerdeki dağıtım için işbirliğini sürdürmesi, Tire-Süt‘ün bıraktığı 6 ilçe için başında Neptün Soyer‘in bulunduğu Köy-Koop İzmir Birliği kooperatiflerinden süt alınmaya başlanması ve bu kooperatiflerin verdiği sütlerin, Tire-Süt‘ün sütlerini paketleyen Pınar Süt‘ün aradığı standartları aramayan Balıkesir’deki Kay Süt tarafından paketlenmesi, Kültürpark’ta ve Kadifekale’de açılan üretici pazarların bekleneni vermemesi ve Kültürpark’ta açılan üretici pazarına yoğun eleştirilerin gelmesi, Halk Bakkal‘da daha çok üst gelir gruplarına hitap eden pahalı ürünlerin satılması, büyük ümitlerle geliştirilen Halk Et ve Halk Market uygulamalarında beklenenin gerçekleşmemesi, tarım hizmetlerinden sorumlu uzmanların meslekleri ile ilgisiz birimlere sürülmesi, tarımsal hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısının İZSU‘ya genel müdür olarak atanması, mesleki eğitimi olmayan eski bir Seferihisar belediyesi çalışanının bilgi, birikim ve deneyim; yani, liyakat aranmaksızın zorlama bir şekilde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanı yapılması…

Devam Edecek…

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (2)

Ali Rıza Avcan

21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde ‘İzmir Tarımı‘, ‘Bir başka tarım mümkün‘ ve ‘Çiftçi doğduğu yerde doyacak, kentli adil gıdaya ulaşacak‘ sloganları eşliğinde duyurulan, ardından 27 Ocak 2021 tarihinde 28 tarımsal kalkınma kooperatifi ile ürün alım sözleşmesi imzalamak için Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen törende dile getirilenlerle ortaya konulan İzmir Tarım Modeli‘ni inceleyip değerlendirmek amacıyla başlattığımız yazı dizimizin ilk bölümünde mevcut hukuki düzenlemeler çerçevesinde Büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyelerin tarım ve hayvancılık alanında faaliyet ve hizmette bulunup bulunamayacağını ve 2017 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2016 yılı hesaplarını inceleyen Sayıştay denetçisinin bu konuda ortaya koyduğu çekinceleri ele alıp düzenlediği İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nda belirttiği üç ayrı sorunun hukuki düzlemde henüz çözümlenmediğini ortaya koymuştuk.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise, ülkemizdeki tarım, hayvancılık ve balıkçılık faaliyetlerine yönelik kamu hizmetleriyle bu hizmetlerin hangi kamu kurumları tarafından yürütüldüğünü ortaya koyup, büyükşehir belediyelerinin bu kurum ve kuruluşlar arasındaki yerini araştıracağız. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu konularda düzenlenmiş yönetmelik ve yönergeleri inceleyerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen tarımsal hizmetlerin nasıl bir yapı içinde ve hangi çerçevede yerine getirildiğini belirlemeye çalışacağız.

Fotoğraf: Ahmet Çetintaş, “Zeytin”

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’deki tarımsal faaliyetler içindeki yüzlerce kurum ve kuruluştan sadece biridir…

Bilindiği üzere Türkiye’de ve yazı konumuz itibariyle İzmir’de, çatı örgütü Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere tarım, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık ve ormancılık faaliyetlerinin yönetimi boyutunda doğrudan ya da dolaylı olarak çalışıp katkıda bulunan ya da destek veren, hiyerarşik olarak birbirine bağlı ya da bağımsız toplam 62 resmi kurum ve kuruluş bulunmaktadır. İzmir tarımının yönetiminde pay sahibi olan kurum ve kuruluşlar sırasıyla;

Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İlçe Müdürlükleri (30 adet), Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü İzmir Orman Bölge Müdürü, Türkiye Su Enstitüsü, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, Çaykur Bölge Müdürlüğü, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü İzmir Bölge Birliği, Ege Tarımsal Araştırma Müdürlüğü, Veteriner Kontrolör Enstitüsü Müdürlüğü, Zeytincilik Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Zirai Araştırma ve Mücadele Müdürlüğü, İzmir Gıda Laboratuvar Müdürlüğü, Zirai Karantina İl Müdürlüğü, Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Veteriner Sınır Kontrol Noktası Müdürlüğü, T.C. Ziraat Bankası şubeleri, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve kurumsal yapısı içinde kırsal kalkınma birimi olan 8 ilçe (Bornova, Buca, Çeşme, Kemalpaşa, Menemen, Ödemiş, Seferihisar ve Torbalı) belediyesidir.

Ayrıca üniversitelerin ilgili akademik birimleri, meslek örgütleri olarak toplam 69 resmi kurum ve kuruluş bulunmaktadır. Bunlar da sırasıyla Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, Katip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi, Katip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, İzmir Ticaret Borsası, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ege Bölgesi İhracatçıları Birliği, İlçe Ziraat Odaları (30 adet), TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, TMMOB Orman Mühendisleri Odası, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, İzmir Veteriner Hekimler Odası, S.S. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği, S.S. Tariş Üzüm Tarım Kooperatifleri Birliği, S.S. Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Kooperatifleri Birliği, S.S. İncir Tarım Kooperatifleri Birliği, Köy-Koop İzmir Birliği, İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne bağlı 20 (Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Bornova, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı ve Urla) odadır.

Diğer kurumları (sendikalar, dernekler, vakıflar, platformlar, holding ve şirketler vb.) dikkate aldığımızda ise aklımıza Tarım-İş Sendikası İzmir Şubesi, Türk Tarım Orman-Sen İzmir Şubesi, Tarım Orman-İş Sendikası, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO), Tarım Ekonomisi Derneği, S.S. Tire Süt Müstahsilleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi gibi yüzlerce tarımsal kalkınma kooperatifi, Tarım Grubu, Yaşar Holding, Akça Holding gibi kuruluşlar gelmektedir.

Tarım, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılık gibi faaliyetler içinde yönetmek, katkıda bulunmak, destek olmak ve para kazanmak gibi amaçlarla var olan bu kadar fazla sayıdaki resmi, özel ve sivil kurum, kuruluş, işletme, holding ve şirketin yer aldığı listenin uzayıp gitmesi aslında insanın tarımsal faaliyetlere başladığı tarihlerden bu yana konumu, iklimi, verimli toprakları ve bol sayıdaki verimli su kaynakları ile uygarlığın beşiği olan bu coğrafyada insanların ve onların oluşturduğu kurumların hep birlikte el ele vererek, işbirliği ve dayanışma içinde toprağı işlediklerini, hayvanları ehlileştirip onlardan yararlandıklarını ve böylelikle İzmir tarımının bugünkü düzeyine gelmesini sağladıkları anlaşılmaktadır.

Tarımsal veri üretimi ile şeffaflığın geçerli olacağı bir ortamda, tarımsal faaliyette bulunan ya da katkıda bulunup destekleyen her bir kurum ve kuruluşun İzmir’de yaratılan tarımsal değer içindeki payını büyüklük ve etki boyutunda ölçmek mümkün olmakla birlikte; bu olanaklardan mahrum olduğumuz günümüz koşullarında fark edip bildiğimiz tek şey, Tarım ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı ya da ilgili olan resmi kurum ve kuruluşların bu konuda aslan payına sahip oldukları, büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyelerinin ise yapılan yardımlarla verilen desteklerin büyüklük ve etkisi açısından arka sıralarda geldiğidir.

Fotoğraf: Özkan Olcay, “Sulama”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve hayvancılıkla ilgili görevleri diğer kurum ve kuruluşların görevleri ile çakışıyor mu?

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde de belirttiğimiz gibi, büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyeler, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları‘ başlıklı 15. maddesinin (a) fıkrasında yazılı olan “belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunurlar” hükmü çerçevesinde, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ‘Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları‘ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi ile aynı maddeye 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmüne göre, “Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlayıp ağaçlandırma yaparlar” veBüyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.

İzmir’deki tarım, hayvancılık, su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği, arıcılık ve ağaçlandırma gibi faaliyetlerde Anayasa’nın ve diğer hukuki düzenlemelerin verdiği en bütüncül ve üst yetkiler nedeniyle ön sırada yer alan Tarım ve Orman Bakanlığı’na verilen görevlerle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 10.06.2019 tarih, 426 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile kabul ettiği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘te kendisine verdiği görevleri birbiriyle mukayese etmemiz gerekmektedir.

10 Temmuz 2018 tarih, 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi‘nin Ondördüncü Bölüm – Tarım Orman Bakanlığı başlığı altındaki 410. maddesinde Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 8 ayrı görev ve yetkisi olduğu belirtilmiştir. Bunlar sırasıyla:

a) Bitkisel ve hayvansal üretim ile su ürünleri üretiminin geliştirilmesi, tarım sektörünün geliştirilmesi ve tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik araştırmalar yapmak,

b) Gıda üretimi, güvenliği ve güvenirliği, kırsal kalkınma, toprak, su kaynakları ve biyoçeşitliliğin korunması ile verimli kullanılmasını sağlamak,

c) Çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlendirilmesi, tarımsal desteklemelerin etkin bir şekilde yönetilmesi, tarımsal piyasaların düzenlenmesi gibi ana faaliyet konularının gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak; tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikaların belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapmak, uygulanmasını izlemek ve denetlemek,

ç) Ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, ıslahı ve bakımı, çölleşme ve erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve ormanla ilgili mera ıslahı konularında politikalar oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak,

d) Tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak,

e) Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikaların oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak, ulusal su yönetimini koordine etmek,

f) Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda uluslararası çalışmaların izlenmesi ve bunlara katkıda bulunulması amacıyla ulusal düzeyde yapılan hazırlıkları ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde yürütmek,

g) Kanunlarla veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle verilen diğer görevleri yapmak,

Ayrıca bu görevlere ek olarak bakanlık bünyesindeki 21 birimden 13 hizmet birimine ait 111 adet görev ve yetkiyi dikkate aldığımızda, ülkemizdeki tarım ve orman faaliyetleri ile ilgili tüm kamu hizmet ve yetkisinin Tarım ve Orman Bakanlığı’na verildiğini görürüz.

Fotoğraf: Cemal Sepici, “Nasip”

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (a) fıkrası ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7. maddesinin 1 ve ek fıkraları hükümlerine dayanılarak 10.06.2019 tarih, 426 sayılı kararı ile kabul edilen ve mali yönden Sayıştay Başkanlığı’nca onaylanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ise Tarımsal Projeler Şube Müdürlüğü, Kırsal Kalkınma Şube Müdürlüğü ve Sulama Şube Müdürlüğü olarak üç ayrı şube müdürlüğünden oluşan Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın görev, yetki ve sorumluluklarını söz konusu yönetmeliğin 5. maddesinde, aynı maddenin bazı fıkralarında yazılı olan “tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanlarında faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, sivil toplum örgütleri, ziraat odaları, tarımsal kalkınma kooperatifleri, su ürünleri kooperatifleri ve tarımsal sulama kooperatifleri ile bağlı bulunduğu yasalar çerçevesinde“, “Ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile başkanlığın orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarına uygun olarak” ve “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikalarla uyumlu olacak şekilde Bakanlığı İl Müdürlüğü ile koordinasyon halinde yürütülmesini sağlamak” gibi göndermelerle tamı tamamına 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluğa yer verildiği ve bu görev, yetki ve sorumluluklarının çoğunun yönetmeliğe eklenen projelerle ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Anlaşılan o ki, yasal olarak büyükşehir belediyesince yapılamayacak bazı faaliyet ve hizmetlerin yapılmasını sağlamak amacıyla dokuz ayrı proje üzerine oturtulmuş bir yönetmelik hazırlanmıştır. Yönetmeliğin 5. maddesinde sıralanan 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluktan 9’unun yönetmelik ekindeki projelerle ilişkilendirilmiş olması örnektir.

Evet, bu 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluğun üç ayrı fıkrada yazılı ilişkilendirmeler içinde diğer resmi, özel, sivil kurum ve kuruluşlarla birlikte ve uyum içinde yapılacağı belirtilmekle birlikte; “tarımsal sulama alt yapısına yönelik yıllık etüt proje program tekliflerini hazırlamak“, “kooperatiflerle birlikte tarımsal ve hayvansal üretim altyapısının modernizasyonu ve ortak teknoloji kullanımına yönelik projeler yapmak, uygulamak ve uygulatmak“, “Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri, Tarımsal Sulama Kooperatifleri, Su Ürünleri Kooperatifleri ve Tarımsal Üretici Birlikleri ile ortak projeler yaparak üretimde verimin, kalitenin artırılması, ürün işleme, boylama, paketleme ve depolama gibi tesislerin kurulmasına destek olarak kırsaldaki üreticiye katma değer kazandıracak hizmetlerin götürülmesini sağlamak” gibi yasalara aykırı ya da belediyelerin hizmet ve faaliyet olarak yerine getiremeyeceği görev, yetki ve sorumluluklara söz konusu yönetmelikte yer verildiği görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek destek amaçlı hizmet ve faaliyetlerin uygulamasında başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere bu kadar fazla sayıda kurum ve kuruluşla nasıl bir işbirliği, yardımlaşma ya da dayanışma modelinin hayata geçirileceği konusunda tek bir düzenlemenin yapılmadığı; bu nedenle, tarım ve hayvancılık sektörünün diğer paydaşlarıyla nasıl bir araya gelinip iş yapılacağı konusunun henüz belli olmadığı görülmektedir.

1981 Anayasası’nın “Mahalli idareler” başlığını taşıyan 127. maddesine göre, “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir.

Ayrıca, Anayasa’nın “Planlama, Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlığını taşıyan 166. maddesine göre;

Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.

Merkezi ve yerel yönetimin tarıma yönelik hizmet ve faaliyetleri, hukuk, demokrasi, verimlilik, etkinlik, yeterlilik, kaynakların doğru kullanımı boyutlarında ve “idarenin bütünlüğü” ilkesi çerçevesinde net bir şekilde belirlenmelidir.

Anayasa’nın bu hükümleri, mahalli idareler tarafından yapılan kamu hizmetleriyle merkezi yönetim tarafından yürütülen kamu hizmetlerinin “idarenin bütünlüğü ilkesi” çerçevesinde birbiri ile çakışmaması ve birbirlerini bütünleyecek şekilde daha hukuki, daha demokratik, daha verimli, daha etkin, daha kaliteli ve yeterli yapılmasını öngördüğü için; ayrıca 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7. maddesinin 1. ve ek fıkra hükmü ile büyükşehir belediyeleri ile diğer belediyelerce yapılması mümkün kılınan tarım ve hayvancılık destekleri ile ilgili hizmet ve faaliyetlerin nasıl yapılacağını belirleyen bir uygulama yönetmeliği merkezi yönetim tarafından bugüne kadar hazırlanmadığı için merkezi yönetimin, aynen 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı’nda (1) ya da Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programlarında (2) olduğu gibi tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin iç paydaşı olan her resmi kurum ve kuruluşun, bu arada büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerinin üzerine düşen görev, yetki ve sorumlulukları işin hukuk, demokrasi, yönetim kalitesi, verimlilik, etkinlik, yeterlilik ve mevcut kaynakların doğru kullanımı gibi kriterleri dikkate alarak, bu kurum ve kuruluşlar arasında işleri paylaştırması, işbirliği yapılacak faaliyet ve hizmetleri belirleyerek bunun da nasıl yapılacağını ortaya koyan modelleri geliştirmesi gerekmektedir.

Devam Edecek…

(1) Kırsal Kalkınma Eylem Planı 2015-2018

(2) 2019, 2020 ve 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları.

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (1)

Ali Rıza Avcan

Evet… Seferihisar’dan sonra sıra şimdi de İzmir’e geldi…

İzmir’de ‘Bir başka tarım mümkün‘ iddiasıyla ilgili bu yeni yazı dizimizde, 2016 yılında Seferihisar, 2021 yılında da İzmir tarımının geleceği için kullanılan aynı sloganın olası İzmir maceralarını ele almaya çalışacağız. Böylelikle başarısız Seferihisar deneyi sonrasında bu kez daha büyük boyut ve cesaretle kurgulanan İzmir versiyonu boyutunda nelerin yapılmak istendiğini ve mevcut hukuk düzeni, sahip olunan kaynak ve olanaklar çerçevesinde nelerin yapabileceğini, hem 2009-2019 dönemindeki başarısız Seferihisar macerası, hem de 2012-2019 yıllarını kapsayan Aziz Kocaoğlu dönemindeki “İzmir Tarım Modeli” deneyimiyle benzerlik ve farklılıklarını ortaya koyarak, 2021-2024 döneminde İzmir tarımı adına karşımıza çıkabilecek olası olumlu ya da olumsuz durumları tartışıp değerlendireceğiz.

O nedenle, işe isterseniz büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyelerin kendileriyle ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde “belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçları karşılamak” ya da desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık adına hangi faaliyet ve hizmetleri yapabileceklerini araştırarak başlayalım.

Büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılık faaliyeti yapabilir mi?

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ‘Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları‘ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi hükmüne göre, “…Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak” büyükşehir belediyelerinin görevlerinden biri olup; aynı maddeye 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmüne göre “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları‘ başlıklı 15. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre, “belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunmak” belediyelerin yetki ve imtiyazları arasındadır.

Sayıştay, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve hayvancılık alanındaki nakdi ve ayni yardımlarını mevzuata uygun bulmuyor.

5216 sayılı Kanunun 7. maddesine 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmünde “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” ifadesine yer verilmekle birlikte; İzmir Büyükşehir Belediyesi harcamalarının denetimine ilişkin İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünde yer alan “Mevzuata aykırı olarak tarımsal yardımların yapılması” başlıklı Bulgu 20, “Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerine süt soğutma tankları desteği sağlanması” başlıklı Bulgu 21, “S.S Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi zeytinyağı tesisinin yenilenmesi” başlıklı Bulgu 22, “İlçe ziraat odaları ile ortak tarım makinaları parkı kurulması” başlıklı Bulgu 23, “İncir ve zeytin üreticilerine hasat sürecinde üründe kalite ve verimi arttırmak amacıyla incir üreticilerine incir kurutma kereveti (kasası) ve zeytin üreticilerine zeytin kasası desteği” sağlanması başlığını taşıyan Bulgu 24. maddelerinde:

📌5216 sayılı Kanunun 7. maddesinde büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabileceği belirtilmekle birlikte; bu yetkiye ait konu ve kapsamın herhangi bir uygulama yönetmeliğince belirlenmemesi nedeniyle, ‘faaliyet‘ ve ‘hizmet‘ olarak tanımlanan bu yetkinin nakdi ya da ayni yardımlar için kullanılamayacağı,

📌Yapılan yardımların, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesi (a) bendinde belirtilen belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçları kapsamında olmaması,

📌İl Özel İdarelerinin kapanmasına neden olan 6360 sayılı yasa sayesinde il özel idarelerinin yereldeki görevlerinin belediyelere devredilmesi nedeniyle il özel idarelerinin tarımsal hizmet ve faaliyet yetkilerinin büyükşehir belediyelerine geçtiğini iddia etmenin, belediyelerin kendi çerçeve yasaları olan 5393 ve 5216 sayılı yasalar çerçevesinde mümkün olmaması,

📌Ayrıca, 5393 sayılı Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde belediyelerin; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebileceği belirtildiği halde; bunlar arasında yer almayan kooperatiflerle ortak hizmet projesi yapılmasının ve bu proje kapsamında ayni ya da nakdi katkıda bulunulmasının mümkün olmaması,

📌İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.11.2015 tarih, 05-1184 sayılı kararı ile kabul edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma, Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te 5393 ve 5216 sayılı yasalarda bulunmayan görevlere yer verilmesi ve mali düzenlemelere izin veren bu yönetmelik için 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 27. maddesine göre Sayıştay’dan istişari görüş alınmaması nedeniyle,

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin; kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar ve istediği türde nakdi veya ayni yardımda bulunmasının, mevzuata uymadığı belirtilmiştir. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 1986 yılı gelir ve giderlerini inceleyen Sayıştay denetçisinin düzenlediği Ekim 2017 tarihli raporun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünde on üç (13) sayfa gibi oldukça uzun bir bölümde beş (5) bulgu olarak ele alınıp sonuç kısmında “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin; kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar ve istediği türde nakdi veya ayni yardımda bulunmasının mevzuata uygun olmadığı” şeklindeki bir değerlendirme yapılmasına karşın; bu değerlendirmenin bugüne kadar bu yardımların sürdürülmesini ve bu yardımlar için harcamalar yapılmasını engellememekle birlikte, bu değerlendirmenin İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Sayıştay Başkanlığı arasında nasıl bir pratik sonuca ulaştığı bilinmemekte; ayrıca 2016 yılı sonrasında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 10.06.2019 tarih, 426 sayılı kararı ile kabul edilen “İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 15. maddesi hükmene göre, bu yönetmeliğin yürürlüğe girebilmesi için Sayıştay görüşünün alındığı belirlenmiştir.

Yapılan tarım ve hayvancılık yardımlarıyla ilgili yönetmelik için Sayıştay’ın uygun görüşünün alınmasından sonra geriye sadece üç sorun kalmıştır:

1. Tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapılan her türlü hizmet ve faaliyetin, 2012 yılında 5216 sayılı Kanunun 7. maddesine eklenen fıkra hükmüne göre mümkün olup olmadığı, Sayıştay denetçisinin deyimiyle konu ve içerik itibariyle bu hizmet ve faaliyetlerin sınırsız olup olmayacağı; dolayısıyla, tarım ve hayvancılık hizmetlerini yerine getirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuş olan Tarım ve Orman Bakanlığı ile bakanlığa bağlı birimlerin ve diğer tarım ve hayvancılık kurumlarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çakışıp çakışmadığı ya da adını verdiğimiz bu resmi kuruluşlarına verilen görev, yetki ve sorumlulukların belediyelerin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapacağı her türlü hizmet ve faaliyeti engelleyip engellemeyeceği veya sınırlayıp sınırlamayacağı sorunu.

2. Tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapılan her türlü hizmet ve faaliyetin, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesi (a) bendinde belirtilen belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarından olup olmadığı sorunu.

3. Belediyelerin, 5393 sayılı Belediye Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde adı geçmeyen kooperatiflerle ortak hizmet projesi adı altında işbirliği protokolleri imzalayıp ayni ve nakdi yardımda bulunmasının mümkün olup olmadığı.

Yazımızın bir sonraki bölümünde bu üç sorunu mevzuat düzenlemeleriyle pratikteki uygulamalar itibariyle ele alıp tartışmaya çalışacağız.

Devam Edecek…

(1) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Ekim 2017, s.82-94.

‘Bir başka tarım mümkün’ iddiasının Seferihisar macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

Evet, Seferihisar tarımının 2009-2020 dönemindeki macerasını ele alıp incelemeye çalıştığımız dört bölümlük yazı dizimizin sonuna geldik. Bugünkü son bölümde ilk üç yazıda ayrıntılarını ortaya koyduğumuz somut durumun somut çözümlemesini yaparak, Tunç Soyer‘in Seferihisar’da belediye başkanı olduğu süre içinde tarım adına yapılanların ya da yapılmak istenenlerin aslında neoliberal kapitalist tarım sisteminin ve bunun Türkiye’deki uygulayıcısı olan AKP’nin politika ve uygulamalarından farklı bir şey olmadığını, ortada “başka” ya da mevcut olanın yerine konulabilecek alternatif bir şeyin bulunmadığını anlatmaya çalışacağız.

İşe isterseniz yaşlı bir Seferihisarlı olan Halil İbrahim amcanın torbasından çıkan ata tohumlarıyla; yani yerel tohumlarla ve onların korunup korunmadığı hikayesi ile başlayalım….

I- Yerel Tohumların Bulunup Korunması ve Kullanılması İle İlgili Çalışmalar

Hepimizin bildiği gibi 31.10.2006 tarih, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 5 ve 7. maddelerine göre Tarım ve Bakanlığı tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine ve ticaretine izin verilir. Aynı kanunun 14. maddesine göre de, ticarete konu olmamak ve şahsî ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri ile deneme ve denetim amacıyla kullanılan ve miktarları Bakanlıkça belirlenen tohumluklar, bu Kanunun getirdiği yasakların dışındadır.

5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 14. maddesine göre ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak koşuluyla sadece çiftçiler arasında yapılmasına izin verdiği ilk tohum takas etkinliği 2010 yılında Karaot Köyü Tohum Derneği tarafından Torbalı’nın Karaot Köyü‘nde düzenlenmiş (1) ve bunu farklı il ve ilçelerde düzenlenen yüzlerce tohum takas etkinliği izlemiştir. Seferihisar’da ise ilk kez 5 Şubat 2011 tarihinde Seferihisar Belediyesi tarafından düzenlenen Yarımada Tohum Takas Şenliği, 2012 yılından itibaren Seferihisar Tohum Takas Etkinliği adı altında yedi kez (13-14 Ekim 2012, 28 Şubat 2015, 18 Nisan 2016, 13 Mayıs 2017, 31 Mart 2018, 4 Mayıs 2019) yapılmış, 2020 etkinliği ise Pandemi koşulları nedeniyle iptal edilmiştir.

Yerel tohumların bulunup koruma altına alınması, kullanılıp çoğaltılması amacıyla Seferihisar ilçesinde şenlik ya da etkinlik adı altında “yerel tohumlara özgürlük” sloganıyla tohum takasları yapılırken diğer yanda bu konunun ülkemizdeki en üst örgütü olan Tarım ve Orman Bakanlığı ise biraz geç kalmış olsa da “Mirasımız Yerel Tohum” isimli proje kapsamında ve Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın himayesinde 1. Yerel Tohum Buluşmaları adı verilen organizasyonu 31 Mart 2017 tarihinde İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yapmış, bunu 25 Mayıs 2017 tarihinde Samsun‘da yapılan ikinci ve 25 Nisan 2018 tarihinde Şanlıurfa‘da yapılan üçüncü buluşmalar izlemiş, proje kapsamında oluşturulan yerel tohum toplama ekiplerinin Kahramanmaraş, Adana, Gaziantep, Eskişehir, Bilecik, Kütahya ve Bursa illerinden topladığı 1.131 çeşit yerli tohumun yarısı Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tohum Gen Bankası‘na teslim edilmiş, yarısı da yine aynı bakanlığa bağlı TİGEM – Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, TAGEM – Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü ve BÜGEM – Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından incelemeye alınarak 42 çeşidin 2020 yılında tescile sunulması planlanmıştır. Diğer yandan TİGEM tarafından üretilen domates, biber, patlıcan, karalahana, marul, pazı, turp ve beyaz lahana fideleri TKK – Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere dağıtılması sağlanmıştır.

‘Mirasımız Yerel Tohum” projesinin tanıtımı 4 Eylül 2019 tarihinde yine Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın katılımıyla TİGEM‘in Polatlı Tarım İşletmesi‘nde yapılmış ve 2020 yılı içinde Karacabey Tarım İşletmesi‘nde üretilen kavun ve karpuz fideleri Adana bölgesinde, domates, biber ve patlıcan fideleri ise Bursa bölgesindeki üreticilere dağıtılmıştır.

Ayrıca 3 Eylül 2019 tarih ve 30877 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik‘le, ülkemizdeki tarla ve bağ-bahçe bitkileri ve diğer bitki türlerine ait yerel çeşitlerin korunmasını sağlamak ve genetik erozyonlarını engellemek istenmiştir. Ayrıca söz konusu yönetmelikte, yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, tohumluklarının çoğaltımı, pazarlanması, idamesi ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili kurallar getirilerek ticareti yapılacak yerel tohumlukların üretimi, bunların piyasaya arzı ve bu konudaki denetimlere ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışmalardan anlaşıldığı kadarıyla, yerel tohumlara her iki taraf; yani Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Bakanlığı da önem vererek organizasyonlar, üretimler ve tohum dağıtımları yapmış; hatta hükümet cephesi bir kaç adım daha öteye giderek bu işin yasal çerçevesini çizerek Tohum Gen Bankası eliyle toplanan yerel tohumların tescillenmesi için çalışmalara başlamıştır.

Ancak söz konusu yönetmeliğin 4. maddesi hükmüne göre, “kamu malı” olarak tanımlanan yerel tohumların üretimi için sadece gerçek kişilere ihtiyaçları kadar üretim yapma izni verildiği halde; tüzel hukuk kişisi olan Seferihisar Belediyesi‘ne karakılçık buğdayının ya da diğer yerel tohumların, halka dağıtacak kadar üretim yapmasına Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince nasıl izin verildiği de kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca Seferihisar bölgesindeki yerel tohumları toplayıp bunlardan bazılarını üreten Can Yücel Tohum Merkezi‘nin yerel tohumları toplayıp barındırmak ve üretmek dışında başka ne iş yaptığı da henüz belli değildir.

Bugün itibariyle Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi‘ne ve Bornova’da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup Can Yücel‘in ismini taşıyan iki ayrı tohum merkezinde kaç adet yerel tohumun korumaya alındığı ve bunlardan hangilerinin ne miktarda üretildiği bilinmezken; Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 1.131 adet yerli tohumu Tohum Gen Bankası‘nda korumaya alıp bunlardan 42 çeşidi tescillediği bilinmektedir.

Ayrıca karakılçık buğdayının tohumu dışında kalan yerel tohumlardan hangilerinin; özellikle de verimliliği ve kabul görürlüğü açısından değerli olan yerel tohumlardan hangilerinin koruma altına alınıp üretildiği ve halka dağıtıldığı da belli değildir. Çünkü karakılçık buğdayının tohumu gibi uluslararası tohum tekelleri tarafından yasaklandığı ya da üretimi engellendiği için değil de; hasadı zor, üretimi verimsiz ve tatsız bulunduğu için üreticinin üretiminden kendiliğinden vazgeçtiği ya da rağbet görmeyen tohumlar yerine halen hasadı kolay, verimi yüksek, tadı beğenilen ve besin değeri yüksek olan bitkilere ait tohumların GDO’lu tohuma dönüşmemesi amacıyla korunup saklanması, takas edilip değiştirilmesi ve üretilip dağıtılması daha anlamlı ve doğru olacaktır.

Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi kapitalizmin uluslararası egemenlik kuruluşlarının uluslararası tohum tekellerinin çıkarlarını gözetecek şekilde ulusal hükümetleri baskılaması sonucunda çıkarılan kanunlarla yerel tohumların satışının yasaklanması ve sertifikalı hibrit tohumların yaygınlık kazanması karşısına gerçekleştirilecek ve bir noktaya kadar etkili olabilecek muhalefet biçimlerinden biri, kanunun izin verdiği ölçüde yerli tohumların toplanması ve takas edilerek üretilmesi olmakla birlikte; bu konuda yapılması gereken sonuç alıcı asıl muhalefetin, o kanunları çıkaran hükümetlere ve onlara destek veren uluslararası kuruluşlara karşı yapılması gereken anti-kapitalist içerikli politik mücadele olduğu unutulmamalı, sadece tohum takas etkinlikleriyle sonuç alınamayacağı bilinmelidir. O nedenle, siyasete bulaşmadan ve kimselerle kötü olmadan, kimsenin fincancı katırlarını ürkütmeden yürütülen tohum takas muhalefetinin, çiftçi ve üreticilerden daha çok gücünü daha da arttırmak isteyen iktidar sahiplerinin işine yarayan aldatıcı, oyalayıcı bir eylem olduğu da unutulmamalıdır.

Başka bir tarım” niyetine Seferihisar yapılanlarla, şikayet edilen mevcut tarım sistemini planlayıp uygulayan devletin yaptıkları arasında herhangi bir fark bulunmakta mıdır? : Aynı şeyi yapıp farklı göstermek…

Her kamu yöneticisinin, görevi olan kamusal hizmetleri planlamaya kalkması durumunda, bağlı olduğu üst birimlerin bu konuda bir plan yapıp yapmadığına ve bu planlarda kendi kurumu ile ilgili olarak nelerin yer aldığına bakması gerekir. Bu gerekliliğin ülkemizdeki örneği ise, her kamu idaresinin yaptığı hizmetlerle ilgili herhangi bir vizyon, misyon, stratejik hedef ve amaç belirlerken öncelikle beş yıllık kalkınma planlarına, Cumhurbaşkanlığı yıllık programlarına, orta vadeli programlara, orta vadeli mali planlara ve kalkınma ajansları tarafından hazırlanmış bölge planlarına bakması, o planlarda yer alan visyon, misyon, stratejik amaç ve hedefleri dikkate alması ve hazırladığı planları mümkün olduğu kadar o üst belgelerdeki vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu hale getirmesi gerekmektedir. Planlama tekniği açısından önemli olan bu husus, aynı zamanda 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca uyulması gereken yasal bir zorunluluktur.

2018 yılında seçime bir yıl kala Seferihisar Belediyesi’nin Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma boyutundaki vizyonunu belirlemek ve bu vizyona ulaşmak için gerekli olan pratik ve politik önerileri belirlemek amacıyla hazırlandığı anlaşılan “Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi” temelde bir stratejik plan olmayışı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma ile ilgili üst belgeleri dikkate alınmadan hazırlanıp yayınlanması ve Seferihisar Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmeyişi nedeniyle resmi, kurumsal bir özelliğe sahip olmamakla birlikte; Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in izni ile yayınlandığından büyük ölçüde Seferihisar Belediyesi‘nin kurumsal görüşlerini yansıttığı kabul edilebilir.

Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde 2009-2019 döneminde kabul edilip uygulama konulmuş tarımla ilgili bir çok plan (üst belge) bulunmaktadır. Aklımıza ilk gelenleri şu şekilde sıralayabiliriz: 9, 10 ve 11. Kalkınma Planları, Orta Vadeli Programlar, Orta Vadeli Mali Planlar, 2009-2020 dönemi Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları, Kırsal Kalkınma Eylem Planı 2015-2018, Türkiye Organik Tarım Stratejik Planı 2012-2016, Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi 2014-2020, Tohumculuk Sektör Politika Belgesi 2018-2022, Ulusal Su Planı 2019-2023, Ulusal Havza Yönetim Stratejisi 2014-2023, Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2017-2023, Çölleşme ile Mücadele Ulusal Stratejisi 2015-2023, Erozyonla Mücadele Eylem Planı 2013-2019, İzmir Bölge Planı 2014-2023 ve diğerleri.

Bu temel belgelerden biri olarak örnek aldığımız ve 20189 yılından bu yana uygulanmakta olan 2019-2023 dönemi ile ilgili 11. Kalkınma Planı’nın 2.2.2. Öncelikli Gelişme Alanları/2.2.2.1. Tarım başlıklı bölümünde “Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, ülke insanının yeterli ve dengeli beslenmesinin yanı sıra arz talep dengesini gözeten üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörünün oluşturulması” temel amaç olarak belirtilmiş olup, bu amaca ulaşmak için belirlenen toplam 82 politika ve tedbir arasında yer alan 403, 405.5, 406, 406.3, 407.2, 409.3, 411.6, 412.1, 412.2, 412.3, 413.2, 413.3, 414.1, 416.4 ve 418.1 sıra numaralı toplam 15 adet politika ve tedbirin, 2.3.5 Kadın başlıklı bölümünde 600.5 ve 600.9 sıra numaralı 2 adet politika ve tedbirin, Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışıyla, üretici birlikleri ve aile işletmelerinin üretim kapasitesinin ve kırsal işgücünün istihdam edilebilirliğinin artırılması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, yoksullukla mücadele ile kırsal toplumun düzenli ve yeterli gelir imkânlarına kavuşturularak refah düzeyinin artırılması ve nüfusun kırsalda tutundurulması temel amaç” olarak tanımlayan 2.4.6 Kırsal Kalkınma başlıklı bölümünde yer alan 706. 706.1, 706.2, 706.3, 706.4, 706.5, 707, 707.1, 707.2, 708, 708.1, 708.2, 709, 709.1, 709.2, 709.3, 710, 710.1, 711, 711.1, 711.2, 711.3 sıra numaralı toplam 22 adet politika ve tedbirin Seferihisar Belediyesi’nce 2009-2019 döneminde Seferihisar’da sürdürülebilir tarımsal kalkınma adına yapıldığı söylenen tarımsal etkinliklerle 2018 tarihli Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nde yazılı olan önerilerle birebir örtüştüğü, aynı içeriklere sahip olduğu görülecektir:

Makro ve mikro düzeyde doğru ve güvenilir veri temin edilerek, tohumdan sofraya uzanan tüm zincirin tam olarak kayıt altına alınacağı(403), “küçük aile işletmelerinin korunacağı(405.5), “suyun kalite ve miktar olarak korunması ve etkin kullanımına yönelik çalışmalara devam edileceği(406), “tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılacağı(406.3), “başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkilerde olmak üzere, ürün güvenilirliği, çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama ve markalaşma faaliyetlerinin destekleneceği” (407.2), “ürün çeşitliliği ve markalaşma ile uluslararası rekabet edebilirliğin artırılması çalışmalarının destekleneceği(409.3), “tarımsal üretimde yerel hayvan ırkı ve tohum alanında biyolojik çeşitliliğimizin korunacağı ve sürdürülebilir hale getirilmesinin sağlanacağı(411.6), “biyolojik çeşitlilik envanterinin tamamlanacağı, önemli türler ve özellikli alanların izleneceği, genetik kaynaklardan ve bağlantılı geleneksel bilgilerden elde edilen faydaların paylaşımına yönelik mekanizmanın oluşturulacağı, biyoçeşitliliğe dayalı geleneksel bilgilerin kayıt altına alınması suretiyle Ar-Ge amaçlı kullanıma sunulacağı(412.1), “yerel ırk hayvan ve tohum varlığının yeterli niceliğe ulaşmasını teminen akredite doğa çiftliklerinin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılacağı(412.2), “doğa çiftliklerinde, başta kışlık sebze olmak üzere meyve, tahıl, tıbbi ve aromatik bitkilerin yerel tohumları ve yerel hayvan ırkları çoğaltılacağı ve sürdürülebilir katma değerli ürünlere dönüştürülmesinin sağlanacağı, tarım ürünlerinin pazarlanmasında dağıtım zincirindeki aracıların sayısının azaltılacağı, tüketicinin makul fiyatlardan ürüne erişimi, üretici ile tüketici arasında doğrudan bağlantı kurulması yönünde kooperatiflerin ve üretici birliklerinin sistemde etkin olarak yer almasının sağlanacağı(412.3), “üretici birliklerinin ticari faaliyette bulunabilmelerinin kolaylaştırılması amacıyla düzenlemeler yapılacağı(413.2), “denetim ve yönetim altyapısı güçlü bir dağıtım modeliyle tarımsal ürünlerin piyasaya daha hızlı ve uygun fiyatla sunulmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılacağı, yerel ve bölgesel düzeyde üretimi yapılan tarımsal ürünleri hak ettiği katma değere eriştirecek mekanizmaların oluşturulacağı(413.3), “yöresel ürünler, coğrafi işaretli tarım ürünleri ile tıbbi ve aromatik ürünlerin tanıtım, pazarlama ve markalaşmaya yönelik iyileştirmelerle ürün değerinin artırılması suretiyle ticarete konu olmasının sağlanacağı(414.1), “akıllı tarım teknolojileri başta olmak üzere yenilikçi ve çevreci üretim teknikleri geliştirileceği ve destekleneceği, tarımda üreticilerin gelirini korumaya yönelik faaliyetlerin destekleneceği(416.4), “başta kadın ve genç çiftçilere yönelik olmak üzere, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknoloji kullanımı, kaliteli ve sağlıklı ürün üretimi konularında eğitimlerin verileceği, yayım ve sertifika programları ile tarımsal becerinin geliştirilmesine yönelik kursların düzenleneceği(418.1), “kadınlar tarafından kurulan kooperatiflere yönelik; eğitim, girişimcilik ve danışmanlık gibi alanlarda sunulan destekler yaygınlaştırılacak ve gerekli hukuki düzenlemeler yapılmak suretiyle kadınların kooperatif kurmaları kolaylaştırılacaktır(600.5), “kırsal kesimde kadın girişimciliğinin artmasına yönelik destek mekanizmaları sağlanacaktır(600.9) 11. Kalkınma Planı’nın öncelikli hedefleri arasında yer almıştır. 2009-2020 döneminde yürürlükte olan devletin diğer üst belgelerine de baktığımızda da aynı benzerliğin o belgelerde yazılı olan vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle de örtüştüğü, neredeyse birebir aynı olduğu görülmektedir.

Bu durumda Seferihisar Belediyesi’nin 2009-2020 döneminde Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma söylemiyle uyguladığı her şeyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü, IMF ve Avrupa Merkez Bankası gibi uluslararası kuruluşların önerileri doğrultusunda yerelleşmeyi, yönetişimi, yerel tohumları, şirketleşmiş kooperatif ve birlikleri, üretici kadınları, yenilikçi ve çevreci üretim tekniklerini, tanıtım, pazarlama ve markalaşma gibi kapitalist tarımın neoliberal uygulamalarını öne çıkararak tüm ülke sathında, İzmir’de ve Seferihisar’da uyguladığı güncel tarım politika ve uygulamalarının birbirine benzediği, her ikisinin aynı ideolojik ve siyasal odaktan kaynaklandığı; o nedenle de iflasını yaşadığımız tarım sistemi ile belirsizlik içeren “başka” sözcüğü ile tanımlanmaya çalışılan diğer tarım sistemi ya da modelinin bir paranın iki ayrı yüzü gibi birbirine benzediğini, aslında aynı şeyler olduğunu söyleyebiliriz.

Hayaller “Hollanda”, verilen bütçe ve kadrolarla yapılan işler “Seferihisar”…

🔻 Yazı dizimizin üçüncü bölümünde sözünü ettiğimiz Seferihisar Belediyesi’ne ait resmi belgelerdeki ödenek ve harcama miktarları ile bunların büyük bir kısmının personel giderlerinden oluşması, yapılan ya da yapılmak istenen hizmetlerle mevcut mali güç arasında bir dengesizliğin olduğunu ya da tarıma ayrılması gereken mali kaynakların başka alanlara ayrıldığını göstermektedir. Ayrıca bütün bu işlerde belediye bütçesi dışında belediyenin jeotermal şirketi ile üreticinin sırtına yüklenen gayret, hizmet ve maliyetleri de unutmamak gerekir… O nedenle kurulan hayallerle dile getirilen söylemlerin “Hollanda“, verilen ödenek ve yapılan harcamalarla ortaya çıkanların ise “Seferihisar” düzeyinde olduğu söylenebilir.

🔻 2014 yılında kurulup 2014-2017 dönemi bütçelerinde yetersiz ödeneklerle çalışıp 2018 yılı bütçesinde bu ödenekten de olan ve adı Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nden Tarımsal Kalkınma Müdürlüğü‘ne dönüşen birimde yönetici ve çalışan olarak istihdam edilenlerin bir belediyenin tarım hizmetlerini planlayıp uygulayacak bilgi, eğitim, birikim ve deneyime sahip olmadığı, tek bir tane bile olsa ziraat mühendisi ya da teknikeri unvanıyla personel çalıştırılmadığı bilinmektedir.

Ayrıca,

🔻 2012-2013 sezonunda Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne kiralanan Mandalina İşleme ve Ambalaj Tesisi ile 1.050 ton kapasiteye sahip Soğukhava Deposu’nun sezonluk çalıştığı ve her bir sezonda 500-600 ton mandalinayı işleyip paketledikten sonra yurtiçine ya da dışına pazarladığı bilinmekle birlikte bu tesisin Seferihisar üreticisine ve ekonomisine sağladığı faydanın,

🔻 Belediyeye ait arazilerden elde edilen tarımsal ürünlerin cins ve miktarı ile sahip olunan tarım alet ve makina parkının yıllık kapasitesinin,

🔻 Seferihisar Belediyesi’nin çiftçi ve üreticilere doğrudan ya dolaylı yoldan yaptığı yardımlarla yarattığı faydanın yıllar itibariyle miktarlarının,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinası ve kurutulan ya da reçel haline dönüştürülen mandalina ile ilgili üretim, işleme, paketleme, satış, pazarlama, ihracat ve gelir miktarlarının bilinmediği,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinasının Avrupa Birliği tarafından da tescillenmesi için çalışmalara devam edilmediği, bu nedenle coğrafi işaret alıp tescillenen mandalina üretimi ile yurt içi ve dışı satışlarının izlenmediği, Seferihisar mandalinasının Gümüldür ya da Mersin mandalinası gibi daha ucuz türlerle karıştırılıp paçal halde satışını önlemek için çalışmalar yapılmadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak;

2009-2019 dönemindeki Seferihisar belediye başkanlığı hizmetleri başarılı bulunduğu ya da böylesi bir algı yaratıldığı için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı hizmetine aday olup seçilen Tunç Soyer‘in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevindeki ikinci yılın başında, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganını şimdi de İzmir için atması vesilesiyle yaptığımız araştırma ve inceleme sonucunda;

🔴 Seferihisar’ın bir kıyı Ege yerleşimi olması nedeniyle, hem tarihsel düzeyde kapitalizmin ülkemizdeki ilk geliştiği bölgede yer alması hem de ekonomik düzeyde tarım dışında turizm, inşaat ve hizmetler gibi değişik sektörlerin getirdiği büyük bir dönüşüm gücüne sahip olması nedeniyle; İzmir’in iç kesimleriyle Anadolu’daki diğer yerleşimlere göre daha avantajlı, kapitalist tarım sistemi itibariyle yeniliklere ve teknolojik değişimlere daha yatkın bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir.

🔴Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında düzenlediği İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre Türkiye ölçeğinde 90 ve 61., İzmir ölçeğinde 5. sırada yer alıp aradan 13 yıl geçtikten sonra 2017 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca düzenlenen İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması‘nda Türkiye ölçeğinde 130., İzmir ölçeğinde de 15. sıraya gerileyen; ayrıca, İnsani Gelişme Vakfı‘nın 2017 yılında Türkiye’deki 161 ilçeyi dikkate alarak düzenlediği “İnsani Gelişme Endeksi – İlçeler 2017 – Tüketiciden İnsana Geçiş Araştırması“ndaki sıralamada ülke düzeyinde 56. ve 26 İzmir ilçesi arasında 11. sırada olan Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinin 2009-2019 dönemindeki gelişiminde İzmir ve Türkiye ölçeğindeki gelişimden farklı, olağanüstü boyutlarda ve ayrıksı bir eğilimin ortaya çıkmadığı belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesindeki ormanlık alanı tahrip edip yok eden büyük yangınların yanında ilçenin öne çıkan tarım ürünleri (satsuma mandalina, enginar, zeytin) lehine tarım alanlarıyla yapılaşmaya açılan yerleşim alanlarının devamlı büyüyüp genişlediği; bu durumun ilçe tarımının geleceği açısından riskli bir durum yarattığı belirlenmiştir.

🔴 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahılların, tahıl dışındaki diğer tarla bitkilerinin, sebze ve meyvelerin miktarında, verimlilik düzeyinde ve satış fiyatlarında, ülke tarımının içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve iklim değişikliği nedeniyle istikrarın söz konusu olmadığı, mevcut ürün deseni ve öne çıkan satsuma mandalina, enginar ve zeytin üretimi itibariyle belirgin bir değişikliğin olmadığı, tarım alanlarının yıllar içinde genişlemesine rağmen üretilen miktarlarda yer yer ve zaman zaman azalmalar olduğu belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesi tarımının 2009-2019 dönemindeki olağan gelişiminde sadece Seferihisar Belediyesi’nin değil; aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı birçok hizmet biriminin, kooperatif ve birliklerle üreticilerin ve Seferihisar halkının payı, katkısı ve desteği bulunmaktadır.

🔴Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi tarafından AKP iktidarının tarımda yaptıklarına alternatif bir tarım politikası izleniyormuş gibi yapıp söylediklerinin aslında Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN) ve ona bağlı Dünya Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (İMF), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve benzerleri gibi neoliberal kapitalizmin uluslararası kuruluşlarının öneri ve yönlendirmeleri doğrultusunda uygulamalar yapan Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın temel politika, strateji ve uygulamalarıyla aynı olduğu, aralarında bir fark olmadığı, düzenlenen kalkınma plan ve programlarına göre her iki tarafın da Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma adını verdikleri bir Truva Atı sayesinde; küçük üreticinin korunması, tarımdaki kadın işgücünün öne çıkarılıp geliştirilmesi, yerli tohumların korunup çoğaltılması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, tarımda markalaşma ve yeni teknolojilerin kullanılması gibi birçok konuda anlaşıp uzlaştığı ortaya çıkmış, her iki taraf arasında sanki uzlaşmaz bir farklılık varmış gibi anlatılanların ve “başka bir tarım” söylemiyle ifade edilmek istenenin şeyin gerçekte somut ve devrimci bir alternatif olduğunu ima eden söylem ve eylemlerin ise yanıltıcı bir algı çalışması olduğu anlaşılmıştır.

🔴 Nitekim “Başka bir tarım mümkün” sloganını Seferihisar ve İzmir’de farklı tarihlerde iki ayrı kez kullanıp belirsizliklere dolu farklı bir tarımı kurtarıcı gibi müjdeleyen Tunç Soyer‘in Seferihisar’daki tohum merkezinden daha büyük bir benzerini İzmir Bornova’da açtıktan sonra hem bu merkezi, hem de yeni açılan Girişimcilik Merkezi İzmir‘i, küçük üreticiyi korumak yerine, endüstriyel tarımı savunup uygulayan (2); ayrıca, üyeleri arasında genetiği değiştirilmiş GDO’lu tohum ve fide üreten uluslararası tekellerle ortaklık yapan (Hishtil-Toros Fidecilik San. ve Tic. A.Ş./Tekfen Holding, Carlgill Gıda A.Ş., BASF Türk Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti., Bayer Türk Kimya San. Ltd. Şti.) şirketlerin üyesi olduğu; Tekfen Holding adına dernek üyesi olan Feyyaz Berker’in derneğin kurucu üyesi olduğu ve 9 yıl süreyle yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı TÜSİAD‘a teslim etmesi (3), imzalanan protokol uyarınca Girişimcilik Merkezi İzmir‘in ilk uygulama yılında yapılacak İzmir tarımı ile ilgili araştırmaları TÜSİAD‘a yaptırması da aslında bu gözler önüne serilmek istemeyen gizli ilişki ve işbirliğinin en yeni örneklerini oluşturmaktadır.

Alıntı Yapılan Kaynaklar

(1) Çelik, Z. (2013) Tarımsal Biyoçeşitliliğin Korunmasında Yerel Tohum Bankalarının Rolü Üzerine Bir Araştırma: Karaot Köyü Tohum Derneği ve Yöresi Örneği, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Bornova İzmir.

(2) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TÜSİAD Yayını, 2020

(3) TÜSİAD 2019 Yılı Faaliyet Raporu, s.86-94

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/04/23/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-3/