Çevre adına söylenen yalanlar…

Ali Rıza Avcan

Peynircioğlu Deresi… İzmir’de şu son 2-3 yıl öncesine kadar kimselerin bilmediği, bilenler için de, Mavişehir‘deki Selçuk ve Pamukkale bloklarıyla Karşıyaka ve İzmir Evleri arasındaki akar suyun dere olmaktan çıkartılıp beton kanal haline getirildiği yerdir. Çoğu kimse bu küçük su birikintisinin, gerçekte 2,135 kilometresi İZSU tarafından ıslah edilmiş, 100 yıllık debisi 7,10 m³/s, 500 yıllık debisi de 9,80 m³/s olan küçük bir dere olduğunu, Yamanlar Dağı yamaçlarında olan kaynağı ile çevresinde su tutucu herhangi bir bendin bulunmadığını, bu nedenle dere yatağına atılan her bir şeyin gidip Mavişehir‘de süs amacı ile yapılan bu kanala ulaştığını bilmez. (1)

Mavişehir 1. Etap Toplu Yapı Konutları‘nın 1990’lı yıllarda Emlak Bankası tarafından yapıldığı dönemde, satışa çıkarılan dairelerin değerini arttırmak amacıyla bloklar arasından akıp giden derenin, ıslah adı altında betonla kaplanıp gölet, havuz, fıskiye ve köprülerle süslenmesi sonrasında, gerek aşırı yağışların dere yatağından getirdiği katı atıklar, gerekse denizin gelgitleri nedeniyle askıda kalan plankton ve birikintiler nedeniyle kirlenip yakın çevresi için tehlike oluşturduğu bilinmektedir. Örneğin İZSU‘nun 25 Nisan 2017 tarih, 76333422-312.99-33637 sayılı yazısında, 2017 yılında Mavişehir 1. Etap Toplu Konut Yapı Yönetim Kurulu‘nun talebi üzerine, Mavişehir Göleti ile kıyı arasındaki 510 metrelik güzergahta geniş kapsamlı temizlik ve tarama çalışmaları yaparak toplam 725 ton atık malzeme topladığı belirtilmektedir.

Mavişehir 1. Etap Toplu Yapı Yönetimi‘ne ait İnternet sayfasındaki bilgilere göre, bu alanın bakım, onarım ve yönetimi, başlangıçta Emlak Bankası‘nın iştiraki olan Mavişehir İşletme ve Servis A.Ş.‘ne ait olduğu halde, 1997 yılının Temmuz ayında Toplu Yapı Kat Malikleri Kurulu tarafından şirketin görevine son verilerek bu alanın belediyeye terki yapılmıştır. Bu duruma göre, Mavişehir 1. Etap‘daki dairelerin başlangıçtaki değerlerini arttıran yeşil alanlarla gölet ve kanalın bakım, onarım ve yönetiminin zor ve maliyetinin de yüksek olması nedeniyle belediyeye devredilerek blok ve evlerin pencere ya da balkonlarından bu güzel alanlara bakanların masrafları tüm İzmir halkının sırtına yüklenmiştir.

İlk yıllar yeşil alan, gölet ve kanal bakımlı olmakla birlikte, geçen yıllar içinde bu alanın bakım, onarım, temizlik ve güvenlik hizmetleri artmış, bu nedenle çevredeki blok sakinleri açısından güvensiz olmaya başlamıştır. Bunun çaresi ise 1. Etap Toplu Yapı Yönetimi tarafından kendi sorumlulukları içindeki alanların dikenli tellerle çevrilmesinde, yüzlerce kamera ve özel güvenlik elemanıyla korunmasında bulunmuş; böylelikle bırakın bloklar arasında yürümek isteyen insanları, kediler, köpekler bile güvenlik elemanlarının denetimindeki kapılar dışında bu alana giremez ya da girse bile çıkamaz hale gelmiştir.

Artık iş başa düşmüş ve belediyenin kendi üzerine düşeni yapması, bu alanın bakım, onarım, temizlik ve güvenliğini sağlamasının zamanı gelmiştir. Nitekim 2017 yılında İZSU tarafından yapılan geniş tarama ve temizlik çalışması bu tür hizmetlerin bilinen tek bir örneğidir.

Ama şimdilik öncelik burada değil, yeni lüks yapılaşmaların halen devam ettiği ve buradaki lüks konutları alanların yeni yeni yerleştiği Peynircioğlu Deresi‘nin ikinci etabında; yani, Soyak Mavişehir Konutları‘nın (1.568 konut), Soyak Mavişehir Optimus Gold‘un (1.109 konut), Park Yaşam Mavişehir Evleri‘nin (537 konut), Mavişehir Sedef Sitesi‘nin, Albayrak Evleri‘nin (536 konut) ve Öğünç Sitesi‘nin bulunduğu, binlerce lüks konutun inşa edildiği bölgededir. Ayrıca burada derenin güneyinde olduğu gibi inşaat firmalarının önceden yaptığı bir rekreasyon alanı da bulunmamaktadır. O nedenle, tüm İzmir halkının vergileriyle gerçekleştirilip yapılmakta olan daire fiyatlarını yükseltecek yeni bir belediye operasyonuna ihtiyaç vardır. Hem de “Halk Park” adıyla yapılacak yeni bir rekreasyon çalışmasıyla…

2017 yılında başlayıp 2018 yılında bitirilen, ihale duyurusunda 66.500 metrekare olduğu belirtilmekle birlikte gazete haberlerinde 100.000 metrekare olarak yazılan ve 2017/60923, 2017/193670 ve 2018/103055 numaralı ihale dosyaları ile toplam 9.812.700.-TL‘ya yaptırılan Halk Park‘ın ortasından geçen Peynircioğlu Deresi, zemin ve kıyısındaki betonarme kaplamanın üstüne yerleştirilen taşlarla eski doğal haline benzetilmek istenmiştir. Diğer yandan da savunma sanayi, tekstil, inşaat, medya, lojistik, şeker sanayi ve turizm gibi birçok sektörde faaliyette bulunup Seferihisar‘daki Teos Village Tatil Köyü ile Yeni Şafak gazetesinin sahibi olan iktidara; özellikle de Tayyip Erdoğan‘a yakın Albayraklar Grubu‘nun yaptığı Albayrak Evleri‘nin ayağına kadar yeşil alan düzenlemesi yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu parkın açılışı ile ilgili haberinde aynen şunlar söylenmektedir:

“İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Mavişehir’deki yaklaşık 100 dönümlük arazi üzerine kurulan Halkpark’ta, İngiltere’nin başkenti Londra’daki ünlü Hyde Park’ta olduğu gibi, halkın kendini ifade edebileceği serbest kürsü ve yazı duvarları bulunuyor. 7’den 70’e her yaş grubuna uygun aktivite ve spor alanlarıyla İzmirlilerin nefes alacağı yeni buluşma mekanı modern ve yenilikçi düzenlemesi ile dikkat çekiyor. Halk Park’ta 66 bin 500 metrekare yeşil alanın dışında 3 adet ayrı çocuk oyun alanı ve bir tanesi ileri yaş olmak üze 2 tane kondisyon alanı yer alıyor. Bunların yanı sıra parkta ücretsiz wifi erişimi, karavan kafe, 2 adet su duvarı ile 3 adet yaya köprüsü de bulunuyor.  Ayrıca Büyükşehir Belediyesi, tasarladığı çim dinlenme alanlarıyla da İzmirlilere keyifli bir güneşlenme olanağı da sağlıyor. Halk Park’a farklı türlerde 931 ağaç, 18 bin çalı, 5 bin yer örtücü ve sarılıcı bitki dikildi.”

Yapılan ya da yapılmakta olan lüks konutların değerlerini artıran bu yatırımın toplam tutarı bilinmemekle birlikte bunun milyonları bulduğu; böylelikle, bu parkın çevresindeki her bir sitedeki binlerce lüks konutun değerine değer katıldığı hepimizce bilinmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kentin sahildeki mutena semtlerine buna benzer yatırımlar yapmasını eleştirip “ben ön sıralar yerine arka sıralara hizmet edeceğim” söylemi ile göreve gelen Tunç Soyer ise, Avrupa Birliği‘nin sekiz ayrı kent (Vallodolid-İspanya, Liverpool-İngiltere, Mantova-İtalya, Ludwigsburg-Almanya, Medellin-Kolombiya, Chengdu-Çin, Binh Dinh-Quy Nhon-Vietnam ve İzmir-Türkiye) için hazırladığı 14 Milyon Avro tutarındaki Horizon 2020 Programı‘ndan URBAN GreenUP stratejisi kapsamında sağlanan 2.236.000 Avro düzeyindeki maddi destek çerçevesinde, Peynircioğlu Deresi’nin birinci bölümündeki çalışmaların devamı olarak derenin denize ulaştığı 2. bölümdeki çalışmayla devam etmiş; 2018/246265 ve 2018/343187 no’lu ihalelerle uygulama projeleri hazırlanan iş, 18 Ekim 2019 tarihinde 11.349.000.- TL‘lık ihale bedeli ile Murat Batuğhan Eroğlu‘na ihale edilmiş ve 3 Temmuz 2020 tarihinde bitirilmesi gerektiği halde 2020 yılının Ekim ayı içinde bitirilerek 17 Ekim 2020 tarihinde düzenlenen tören ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açılmış; böylelikle Peynircioğlu Deresi’nin her iki bölümünde Avrupa Birliği‘nin Horizon 2020 Programı‘na göre “kesintisiz bir ekolojik koridor” oluşturulduğu iddia edilmiştir.

2018-2020 döneminde Peynircioğlu Deresi‘nin iki ayrı bölümünde açılan altı ayrı ihale ile toplam 21.516.700.- TL.‘ya ihale edilerek yapılan iş ve imalatların ne ölçüde ekolojik bir koridor yarattığı konusu da ayrı bir sorunu oluşturmaktadır. Çünkü önce dere tabanı ile kıyısının betonlanması ardından da bu beton kesitin taş döşenerek doğal bir görünüm kazandırma çabası kendini kandırmanın dışında halkı kandırmanın, bu konuda açıkça yalan söylemenin diğer bir yoludur.

Betonlama suretiyle insanın ve her türlü canlının toprakla ilişkisini koparmanın ve dereyi dere olmaktan çıkararak onu beton bir kanala dönüştürmenin ekoloji ile hiçbir ilişkisi bulunmamakta; aksine bu şekilde çevreye, doğaya ve doğadaki ekolojik bütünlüğe büyük bir zarar verilmektedir.

Açılışı 17 Ekim 2020 tarihinde yapılan çevre düzenlemesinin 13 Aralık 2019 tarihinde çekilen aşağıdaki fotoğrafları bu bölgedeki toprağın, dere yatağının ve kıyısının ne ölçüde doğal halinden koparılarak nasıl betona, taşa, fayansa, plastiğe gömüldüğünün en net kanıtlarını oluşturmaktadır. Aynı şey, “Doğal Esaslı Çözümler Projesi” kapsamında “Halk Park, İzmir’in Hyde Park’ı olacak” şeklinde tanıtımı yapılan 2017-2018 yapımı Halk Park‘ın yapımında da gerçekleştirilmiş; böylelikle Peynircioğlu Deresi’nin büyük bir kısmı doğal olmayan malzemelerin kullanımı suretiyle ekolojik niteliğini kaybetmiştir.

Oysa belediye çıkışlı bültenlere dayanarak haberlerine “İzmir’e beton kullanılmayacak proje“, “Peynircioğlu Deresi’nde ezber bozan ıslah projesi“, “Peynircioğlu Deresi’nde ezber bozan dönüşüm” gibi başlıklar atarak yalanı çoğaltan gazeteciler inşaatın sürdüğü dönemde gelip bakmış olsalardı, derenin her santimetrekaresinin betonla kaplandığını ve sonrasında doğal görünüm vermek için taşlarla örtüldüğünü, yüksek karbon salınımı ile üretilen ve kullanım açısından sakıncalı olan bol sayıdaki büyük granit blokları görürler, bu projenin de diğer projeler gibi çevreye, doğaya, ekolojiye zarar veren bir proje olduğunu anlarlardı.

Açılışı 17 Ekim 2020 tarihinde yapılan Peynircioğlu Deresi Çevre Düzenlemesi çalışmalarını 20 Ekim 2020; yani aradan üç gün geçtikten sonra ziyaret ettiğimizde ise 17 Ekim 2020 tarihli tören sırasında çekilen fotoğraflarda bakımlı gözüken alanın kirlilik, bakımsızlık ve düzensizlik içinde olduğu, gölet ve kanaldaki su yüzeyinin çöp, yosun, atık inşaat malzemeleri ve planktonlarla kaplı olduğu görülmekte…

20 Ekim 2020 tarihli fotoğrafların gösterdiği gibi, bundan böyle ekolojik bir koridor olacağı söylenen gölet ve kanal iki gün içinde çöp ve inşaat atıklarıyla kirlenmiş, inşaat sırasında kullandığı anlaşılan köhne bir sal sahile terk edilmiş, yazın güneş altında kızacağı, kışın da yağmurdan ıslanıp soğuk olacağı için kimselerin oturmak istemeyeceği bol sayıdaki pahalı granit oturma elemanları ile donatılmış vaziyetteydi. Hatta yeşil alana dikilmek amacıyla Bitkisan A.Ş.‘den satın alındığı anlaşılan gövde çevresi 25-30 santimetrelik Akkavak (Populus alba) fidanlarına ait çok sayıdaki plastik barkod fişleri ortaya saçılmış vaziyetteydi. O barkod fişlerinden birini kanıt olarak alıp cebimize koymak da bize nasip oldu….

Peynircioğlu Deresi çevresindeki yeşil alan düzenlemeleri için 2018-2020 döneminde yapılan toplam 21.516.700.-TL‘lık harcamaya, ihalesi 20 Ağustos 2020 tarihinde yapılan 2020/417569 ihale kayıt numaralı “Mavişehir Kıyı Rehabilitasyonu Yapılması” ile ilgili ihalenin de 32.561.055.-TL‘lık harcama. ile sonuçlandığını dikkate aldığımızda; “ben ön sıralara değil, arka sıralara hizmet götüreceğim” iddiası ile seçilen bir belediye başkanının iki yıl gibi kısa bir süre içinde, % 20 iş ilavesi ya da malzeme fiyat farkı gibi olasılıkları dikkate almadan tek bir mahalle için toplam 58.485.085.-TL‘lık hizmet götürdüğünü tespit ettiğimizde aşağıdaki sonuçlara ulaşmamız kolay olacaktır:

1. İzmir Büyükşehir Belediyesi aynen Aziz Kocaoğlu döneminde olduğu gibi, yoksul ve dar gelirli insanların yaşadığı bölge ve mahalleler yerine daire fiyatlarının 17-18 milyona kadar çıktığı kentin mutena semti Mavişehir bölgesine, asıl olarak o bölgedeki mal sahiplerinin yapması gereken lüks yatırımlar yapmaya devam etmekte, “Katılımcı Bütçe” anlayışı çerçevesinde kentin değişik bölge ve mahalleleri; özellikle de yoksul ve dar gelirlilerin oturduğu yerleşimlerle üst gelir gruplarının oturduğu bölge ve mahalleler arasında ihtiyaç, sorun, önem ve öncelikleri dikkate alan adil, dengeli ve eşit hizmetler sunmamaktadır.

2. Peynircioğlu Deresi‘nde derenin doğal halinden alınıp beton bir kanala dönüştürülmesi suretiyle yapılan yeşil alan düzenlemelerinin doğa, çevre koruma, iklim değişikliği politikaları ya da ekolojik koridor yaratma gibi hedef ve amaçlarla hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülmektedir.

3. Yapılan yatırımların malzeme ve işçilik açısından kalitesizliği, harcanan onca paraya karşın açılış töreninden iki üç gün sonra ortaya çıkmakta, yapılan milyonluk ödemelerle ortaya çıkan manzaranın kıyaslanması sayesinde yapılan harcamanın israf boyutlarında olduğu ortaya çıkmaktadır.

4. Asıl önemlisi, her iki park ya da yeşil alan yapımının, gazeteci arkadaşımız Hayrullah Yıldırım‘ın geçtiğimiz günlerde A3 Haber‘de yayınlanan haberinde de ortaya çıktığı gibi, her iki yeşil alan düzenlemesini şirketinin genel müdürü Ömer Cihat Akay‘ı AKP İzmir İl Başkanı, eşi Melek Eroğlu‘nu 2019 tarihli son yerel seçimde AKP Konak Belediye Başkan adayı yapmış Cemer Kent Ekipmanları San. Tic. A.Ş. ile Cemer İnşaat‘ın sahibi Fuat Eroğlu‘nun yeğeni Murat Batuğhan Eroğlu‘na yaptırmak suretiyle CHP’li belediye eliyle AKP’yi besleme politikasının her iki hizmet döneminde de geçerli olduğunun ortaya çıkmasıdır.

(1) Ayşe Yarıcı, “Kentimizde Su Taşkınlarının Meydana Geliş Sebepleri ve Çözümler”, TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, s. 347-361

(2) https://www.mavisehir1.com/sayfalar/kurumsal/sunum – Tarih: 22.10.2020

Döküm döküm dökülen bir ajans: İzmir Kalkınma Ajansı…

Ali Rıza Avcan

Birkaç gün önce Sayıştay’ın birçok kamu idaresine ait 2019 yılı denetim raporları yayınlandı… Üniversiteler, sosyal güvenlik kurumları, düzenleyici ve denetleyici kurumlar ve kalkınma ajansları…

Bugünkü yazımızın konusu, ülkemizde ilk kez kurulan iki kalkınma ajansından biri olan İzmir Kalkınma Ajansı‘na, kısa adıyla İZKA‘ya ait 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda belirtilen ilginç işlemlerle, vahim hata ve eksikliklerle ilgili…

Sürdürülebilir yerel kalkınmada öncü ve etkin, uluslararası tanınırlığa sahip bir Ajans” olma vizyonu ile yola çıkıp “İzmir’in sürdürülebilir kalkınması için bütüncül bir yaklaşım ile yerel potansiyeli harekete geçirecek katılımcı araçlar geliştirmek ve uygulamak” misyonu için çalıştığını söyleyen İzmir Kalkınma Ajansı daha önce 2012, 2013 ve 2015 yıllarında Sayıştay tarafından denetlenmiş. Ajansın 2006 yılında kurulduğunu dikkate aldığımızda 2012 öncesindeki yıllarla 2014, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında Sayıştay denetiminden geçmediği anlaşılıyor.

Ajans buna rağmen, kendisi ile ilgili mevzuat uyarınca 2008 yılından bu yana her yıl faaliyet raporu düzenliyor, 2009-2017 yılları arasında hesaplarını bağımsız denetim kurumlarına denetletiyor, 2008-2020 döneminde her yıl sonunda yıllık gelir ve gider hesaplarını kamuoyu ile paylaşıyor. Bütün bu belgeleri, ajansın http://www.izka.org.tr isimli web sayfasının “Doküman Merkezi” bölümünde rahatlıkla bulabiliyoruz.

2012 yılına ait 75 sayfalık Sayıştay Denetim Raporu’na baktığımızda, tespit edilen eksiklik ve yanlışlıkların genellikle şekil şartlarıyla ilgili olduğunu ve bu yılki denetimde esas yönelik herhangi bir eleştirinin yer almadığı görülmektedir.

2013 yılına ait 19 sayfalık Sayıştay Denetim Raporu’nda ise kurumu tanımlayan bilgiler ve mali tablolar dışında eksiklik ya da yanlışlıklarla ilgili herhangi bir tespit ve değerlendirmenin yapılmadığı belirlenmiştir.

2015 yılına ait 25 sayfalık üçüncü Sayıştay Denetim Raporu’nda, bir iki muhasebe hesabının kullanılmaması, personel ödemelerinin “net” yapılması nedeniyle gelir vergisinin kurum bütçesinden ödenmesi, personele kurum bütçesinden cep telefonu alınıp görüşme bedellerinin kurum bütçesinin ödenmesi ve kurumda iç denetçi istihdam edilmemesi konuları dışında dişe dokunur herhangi bir eksiklik ya da yanlışlık bildiriminin yapılmadığı anlaşılmıştır.

Ama ne olduysa olmuş, ajansın 2019 yılı hesapları için yapılan denetimde belki daha deneyimli bir denetçinin gelmesi ya da ajanstaki işlerin iyice çığırından çıkması nedeniyle diğer üç denetim raporundan farklı olarak ajansın varlık nedeniyle çalışmalarını sorgulayan önemli tespitler yapılmış; böylelikle ajanstaki yönetim ve çalışma kalitesinin ne ölçüde kötü olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Gelelim, 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu verilerine….

Stratejik yönetim ve planlamadan söz eden bir kurumun stratejik planının bulunmaması…

4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereğince yerel yönetimlerin planlama çalışmalarına teknik destek sağlaması, bölge plan ve programlarının uygulanmasını sağlayıcı faaliyet ve projelere destek olması, bölge plan ve programlarına uygun olarak bölgenin kırsal ve yerel kalkınma ile ilgili kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunup destek sağlaması, bölgede kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları taratfından yürütülen ve bölge plan ve programları açısından önemli görülen diğer projeleri izlemesi, bölgesel gelişme hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gibi önemli stratejik görevleri bulunan; ayrıca, 3914 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi gereğince bölge planlarını hazırlaması gereken İzmir Kalkınma Ajansı’nın kendine ait kurumsal bir stratejik planı yoktur.

Bu eksiklik, 2019 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünün 12. maddesinde belirtilmiş olup ülkemizdeki 20 kalkınma ajansının stratejik plana sahip olduğu halde aralarında İzmir Kalkınma Ajansı’nın da olduğu 4 ajansın stratejik plana sahip olmadığı belirtilmiştir.

Ajansın bu konuyla doğrudan ilgili olan diğer bir eksikliği ise, stratejik planının olmayışı nedeniyle hazırlanan bütçelerin gerçeklikten kopuk olması, yıllık gelir ve gider tahminlerinin yıl sonu gerçekleşmeleriyle son derece uyumsuz olmasıdır.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere İzmir Kalkınma Ajansı gelir ve gider bütçelerine ulaşabildiğimiz 2008-2019 dönemindeki gelir bütçesi tahminleri büyük iniş ve çıkışlarla % 34,02 ile % 103,66 aralığında gidip gelmiş ve 12 yılın ortalaması % 68,71 düzeyinde gerçekleşmiştir. Aynı dönemdeki gider bütçesi tahminlerinin gerçekleşme oranı ise daha kötü durumdadır. % 11,25 ile % 52,34 arasında büyük zigzaglar yaparak ilerleyen gider bütçesi gerçekleşmelerinin 12 yıllık ortalaması ise sadece ve sadece % 29,19 olmuştur.

2008-2019 dönemindeki gelir ve gider bütçelerindeki büyük iniş ve çıkışlarla tahminlerin hiç bir şey tutturulmayışı aşağıdaki grafikte daha iyi görülmektedir.

Ajansın destekleyip mali katkıda bulunduğu projelerin kabul, uygulama, denetim ve bitiş işlemlerinin izlenmemesi…

İZKA 2019 yılı Sayıştay Raporu’ndaki “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünün 10, 11, 1314 ve 18. maddeleri bu konuyla ilgili olup; İzmir Kalkınma Ajansı’nın süresi geçmiş olan projeleri kapatmadığı ya feshetmediği, bütçe payını yatırmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne mevzuat gereğince destek verilmemesi gerektiği halde proje desteği verdiği, desteklenen projelere kamu kaynağı tahsis edilmiş olmasına karşın projeleri atıl bıraktığı, bazı projelerin seçiminde ön şartların yeterince araştırılmaması, eş finansmanların aktarılmaması ya da geç aktarılması nedeniyle kamu kaynağı tahsis edilen bazı projelerin sonuçsuz kaldığı belirtilmiştir.

Sözleşmeleri 2013-2016 döneminde imzalanan Aldur Madencilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.‘ne ait “Aldur Yeşil Enerji“, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait “Camilerde Engelsiz Teknoloji Uygulamaları“, Egesis Çevre Teknolojileri ve İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş.’ne ait “Atık Su Arıtımından Yenilenebilir Enerji Eldesi“, Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu“na ait “Özgür Enerji” projelerine hiçbir mali destekte bulunulmadığı; ayrıca Ödemiş Organize Sanayi Bölgesi‘nin “Ödemiş Organize Sanayi Bölgesi 1. Kısım Altyapı Projesi“, Sevin Plastik ve İnşaat Malzemeleri Ticaret Limited Şirketi‘nin “Sevin Plastik Büyüyor, Kiraz Biyüyor“, Kınık Belediyesi‘nin “Delez Yaşam Vadisi“, S.S. Tire Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi’nin “Tire Küçük Sanayi Sitesi Çevresel Alt Yapı ve Teknolojik Gelişim Projesi” ile Konak Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi‘nin “Geleceğin Aşçıları Teknomutfakta Pişiyor” projelerine gereğinden az mali destek yapıldığı halde bu başarısız projelerin, Ajans’ın genel performansını düşürür kaygısıyla açık tutulup kapatılmayışı ya da feshedilmeyişi bu kötü uygulamalara örnektir.

Ayrıca Kalkınma Ajansları Proje ve Faaliyet Destekleme Yönetmeliği‘nin 10. maddesine göre ajansa borcu olan kurumlara mali destek yapılmaması gerektiği halde; ajansa 11.162.536,41 TL borcu bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan 29.08.2018 tarihli sözleşme ile, “Kültürpark Çocuk Keşif Atölyeleri Merkezi (Çocuk Hakları ve Stem” başlıklı projenin 1.062.601.- TL’lık bütçesinin % 75’i ödenmiştir.

Kamu zararına yol açan projeler…

Bu konulardaki asıl önemli ve vahim gelişmeler ise bitti denildiği halde aslında bitmeyen projelerle ilgilidir. Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 03.11.2015 tarihinde başlayıp 27.02.2017 tarihinde sonuçlanan “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Koleji Topraksız (Sanayileşmiş) Tarım: Üretim, Kalite ve İstihdama Yatırım Projesi” için 287.203,87 TL tutarında destek verildiği halde 2019 Sayıştay denetimi sırasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Proje Temsilcisi ve Dikili Belediye Başkan Yardımcısı ile mahallinde yapılan denetim sırasında, projeye esas seranın önemli düzeyde zarar görmüş olduğu ve bu nedenle kullanılamadığı, mevcut haliyle seranın projede öngörülen eğitimler için uygun koşullara sahip olmadığı, bu haliyle harcanan kamu kaynağına rağmen projenin atıl durumda olduğu belirlenmiştir.

Kamu zararına yol açan diğer iki önemli proje ise Ege Soğutma Sanayicileri ve İş Adamları Derneği‘nin başvuru sahibi, 4 kuruluşun (Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ege Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İklimlendirme Sanayii İhracatçıları Birliği) ortağı olduğu 4.669.199.- TL. bütçeli “Endüstriyel Havalandırma, İklimlendirme ve Soğutma Amaçlı Akredite Test ve Analiz Laboratuvarı Projesi” ile Dokuz Eylül Üniversitesi‘nin başvuru sahibi olduğu 9.240.000.- TL. bütçeli “İzmir Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcısı (Bioİzmir) Projesi“dir. İlk proje için 1.191.398.- TL., ikinci proje için de 4.871.150.- TL. destek ödemesi gerçekleştirildiği halde; ilk projedeki laboratuvar binasının orman arazisine yapılması, ikinci proje için mahallinde yapılan denetim sırasında proje kapsamında yapılan bina bitirildiği halde bu bina içinde çalışma yapmakla sorumlu Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından herhangi bir proje uygulamasının yapılmadığı, proje için alınan laboratuvar teçhizatı ile ekipmanların kutular içinde bekletilip kullanılmadığı belirlenmiştir.

Diğer bir örnek ise, S.S. Kuşçular Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi‘ne Çok Amaçlı Soğuk Hava Deposu Yapımı amacıyla verilen 323.068.-TL.’lık destekle ilgili olup, 2016 yılında tamamlanmış görünen projenin ana unsuru olan soğuk hava deposunu halen tam olarak faaliyete geçmemiş olmasıdır.

Anlaşılan o ki, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın finansman kaynağını oluşturan belediyelerin, sanayi ve ticaret odalarıyla merkezi bütçenin zamanında ve yeterince yapmadığı transferle mali anlamda cılız kalan ve bu nedenle İzmir gibi oldukça büyük ve gelişmiş bir ilde yaptığı, ilin gerçek ihtiyaçlarına göre oldukça küçük ölçekli yardım ve desteklerle etkili olamayan, kendinden beklenenleri yerine getiremeyen Ajans gerçekleştirdiği desteklerde bile büyük kamu zararlarına yol açmakta, yönetim kalitesinin düşüklüğü ve kurumsallaşmaması nedeniyle kamu kaynaklarının israfına neden olmaktadır. Bunun en iyi kanıtı ise Sayıştay Başkanlığı‘nın 2019 tarihli denetim raporudur.

Sonuç olarak, 2019 tarihli söz konusu Sayıştay Denetim Raporu’nda yazılı olan eksiklik ve yanlışlıkların giderilip daha bölgesel kalkınma ajansları konusunda kamu yararını önceleyen daha demokratik bir yapılanma ve uygulamanın ortaya çıkması amacıyla,

Kamu parasının ve kaynaklarının, kendisine teslim edildiği kurum ya da kuruluşlar tarafından gerçek ihtiyaç ve sorunlar için harcanması,

Yapılan yardımlarla verilen desteklerin, kalkınma ajansı kurullarında yer alan ticaret ve sanayi odalarıyla belediyeler başta olmak üzere kamu kurumları dışında kalan sivil kurum ya da kişilere kullandırılması,

Yardım ve destek için kullanılan kaynakların yeterli düzeye çıkarılması,

Yapılan yardım ve desteklerin gerçekten yapılabilir ve sürdürülebilir projelere tahsis edilmesi,

Başarısız proje sahiplerine bir kez daha destek verilmemesi ve ortaya çıkan kamu zararının misliyle tazmin ettirilmesi,

Yapılan yardımlarla verilen desteklerin kişisel, grupsal, bürokratik ve siyasi etkilerden arındırılması ve

Ajans yapılanmasının merkezi ve yerel yönetimlerden ayrı, karar organlarında sanayi ve ticaret odaları dışında, TMMOB, Baro, Türk Tabipler Birliği, Türk Eczacılar Birliği gibi diğer meslek odalarıyla sivil toplum örgütlerinin ve ajans tarafından yapılan yardım ve desteklerden yararlanmış paydaşların yer aldığı özerk bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.

İşbirliği; ama kimlerle ve nasıl?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 15 Nisan 2019-18.09.2020 tarihleri arasındaki dönemde aldığı toplam 1.645 adet kararı ve bu kararın eki komisyon raporlarını inceledim.

Böylesine uzun ve yorucu bir çalışmayı yapmamın temel nedeni ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 1 yıl 5 ay, 3 günlük; başka bir deyişle, toplam 518 günlük hizmet süresinde hangi resmi, özel ve sivil kurum ya da kuruluşla birlikte çalışma kararı aldığını ya da yardımcı olduğunu, bu yardım ya da işbirliği ilişkisini nasıl kurgulandığını ortaya koyabilmekti.

Bu çalışmanın sonuçlarını sizinle paylaşmadan önce söylemeliyim ki; Seferihisar Belediye Başkanı iken En Şeffaf Belediye Ödülü‘nü alıp 2019 seçimleri öncesinde Uluslararası Şeffaflık Derneği‘nin Şeffaflık Taahhütnamesi‘ni imzalayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in hizmet döneminde, birlikte çalışma ya da işbirliği yapma kararı alınan veya yardım edilen kurum ve kuruluşlarla imzalanan protokollerin hiç biri ne belediye meclisi kararı ne de komisyon raporunun eki olarak paylaşılmamış durumda. O nedenle, değişik kurum ve kuruluşlarla imzalanan protokollerin şeffaf olmadığını, bu metinlerdeki düzenlemelerin kamuoyu tarafından bilinmediğini söyleyebiliriz.

Böylesi bir çalışmayı yapmamın çıkış noktası olarak da, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2025 Dönemi Stratejik Planı‘yla birlikte 30 ilçe belediyesine ait stratejik planların eş zamanlı olarak hazırlandığı süreçte, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü tarafından tüm ilçe belediyelerine gönderilen 7 Ağustos tarih, 46407285-602.04.99-E187139 sayılı bir yazıyı gösterebilirim.

Bizzat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer tarafından imzalanan bu yazıda her ilçe belediyesinden, 2020-2025 hizmet döneminde kendi ilçesinde yapacağı projeler hakkında bilgi istenmekte ve doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmasını arzuladıkları projelerle İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yapılması istenen işbirliği projeleri ile ilgili önerileri sorulup, üç grup halinde hazırlanacak bu proje önerilerinin 19 Ağustos 2019 tarihine kadar yazılı olarak bildirilmesi ve 29 Ağustos 2019 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile tüm ilçe belediye başkanlarının katılacağı toplantıda sunulması isteniyordu.

O tarihlerde, Kemalpaşa Belediyesi‘nin 2020-2025 Dönemi Stratejik Planı‘nın hazırlığına eğitim ve planlama süreçleri boyutunda danışmanlık yaptığım için, kısa bir süre içinde gerçekleştirilen yoğun bir çalışma sonucunda 2020-2025 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Kemalpaşa Belediyesi‘nin işbirliği içinde yapabileceğini düşündüğümüz 16 büyük proje önerisini hazırlayarak bu projelerin ayrıntılarını belirtilen süre içinde yazılı olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne göndermiş ve 29 Ağustos 2019 tarihinde yapılan büyük toplantıda bu projeler Kemalpaşa Belediye Başkanı Rıdvan Karakayalı ve Belediye Başkan Yardımcısı Arzu Külahçıoğlu Altıntoz tarafından, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘le diğer ilçe belediye başkanlarına sunulmuştu.

Ardından da Kemalpaşa Belediyesi 2020-2025 Dönemi Stratejik Planı‘nın kabul edildiği tarihe kadar, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sunulan 16 büyük proje önerisinden hangisinin kabul edildiği konusunda ısrarlı bir takip yapmış; ancak, hem İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem de Kemalpaşa Belediyesi‘nin stratejik planlarının kabul edildiği tarihe kadar önerdiğimiz projelerden hangisinin ortak proje olarak kabul gördüğünü öğrenmemiz mümkün olmamıştı.

Uzun yıllardır büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri ya da birbirine komşu ilçe belediyeleri arasında yapılabilir ve sürdürülebilir işbirliği projelerinin hayata geçirilmesini; böylelikle, belediyeler arasında birlikte iş yapma alışkanlığı ve kültürünün gelişebileceğini savunan biri olarak anlattığım sürecin başlangıcını oluşturan 7 Ağustos 2019 tarihli yazı ve bu yazıda dile getirilen proje talebi beni fazlasıyla heyecanlandırıp umutlandırmakla birlikte; bunun onaylanan stratejik planlara yansıtılamaması, bir o kadar üzmüş ve hayal kırıklığı yaşatmıştı.

Ama yine de 2020 yılının başından bu yana hem ilçe belediyelerindeki hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki arkadaş ve dostlarımla görüşerek, 7 Ağustos 2019 tarihli yazıdaki eşit ortaklar olarak birlikte iş yapma düşüncesinin 2020 yılı içinde hayata geçip geçmediğini öğrenmeye çalıştım.

Sözünü ettiğim uzun ve yorucu araştırmayı ise, işte bu sözünü ettiğim ilgi ve merakla, acaba benim bilip öğrenemediğim bir işbirliği, birlikte çalışma girişimi var mı düşüncesiyle başlattım.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 15 Nisan 2019 tarihi ile 18 Eylül 2020 tarihleri arasında aldığı toplam 1.645 adet kararın ve eklerinin incelenmesi sonucunda ulaştığım sonuçları şu şekilde özetleyebilirim:

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi 15 Nisan 2019-18 Eylül 2020 tarihleri arasında toplam 79 kurum ya da kuruluşla birlikte çalışma, işbirliği yapma ya da yardım yapma kararı almıştır.

Alınan 79 meclis kararı ile ilgili kurum ve kuruluşlarla bu kurumların kaç kez yardım aldığı ya da birlikte çalışma protokolü düzenlendiği; ayrıca her bir kurum türünün, toplam içindeki oranı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Tablonun ayrıntılı incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, en fazla işbirliği protokolü düzenlenen ya da yardım yapılan kurum % 17,75 oranıyla tarımsal kalkınma kooperatifleri, % 15,20 oranıyla ilçe belediyeleri, % 10,15 oranıyla vakıflar ve % 8,87 oranıyla üniversiteler olmuş, onları % 7,59 oranıyla dernekler ve kamu kurumları, % 5,06 oranı ile mesleki ve teknik Anadolu liseleri izlemiştir.

1. En fazla yardım ya da işbirliğine mazhar olan kurumlar

2019 ve 2020 yılları içinde yardım alan ya da işbirliği protokolü imzalayan resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşların yardım alma ya da işbirliği yapma sıklığı, başkanlığını Neptün Soyer‘in yaptığı S.S. İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifleri Birliği; yani kısa adıyla İzmir Köy-Koop, aynı şekilde yönetim kurulu başkanlığını Mustafa Tunç Soyer‘in yaptığı Tarihi Kemeraltı Yatırım İnşaat Ticaret A.Ş.; yani kısa adıyla TARKEM A.Ş. ve genel müdürlük görevi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in danışmanı Güven Eken tarafından yapılan ve eski adı İzmir Turizm Tanıtım Vakfı olup yakın zamanda İzmir Vakfı olarak değiştirilen vakıf için diğer kurum ve kuruluşlara göre daha fazladır. Bu 3 kurum, 2019 ve 2020 yıllarında diğer kurum ve kuruluşların aksine bir kez değil, iki kez yardım almışlar ya da kendileriyle 2 kez işbirliği protokolü imzalanmış, geriye kalan 74 kurum ya da kuruluşa ise sadece birer kez yardım yapılmış ya da işbirliği protokolü imzalanmıştır.

2. Tarım sektörüne yapılan yardımlar

2019 ve 2020 yılları içinde tarım sektörü içinde yer alan ziraat odası, kooperatif birliği, tarımsal sulama ve tarımsal kalkınma kooperatifi gibi kurumlara yapılan yardımları ya da bu kurumlarla yapılan protokolleri incelediğimizde, gerçekleştirilen toplam 79 yardım ya da protokolden 22’sinin; yani % 27,84’ünün tarım sektörüne yönelik olduğu görülür.

22 yardım ya da işbirliği protokolü içindeki dağılıma baktığımızda ise en fazla yardımın tarımsal kalkınma kooperatiflerine (14 adet, % 17,75) yapıldığını; bunu 3’er yardımla (% 3,79) sulama kooperatifleriyle tarım birliklerinin izlediğini, bunun dışında kalan 2 ayrı ziraat odasına da (Bergama, Kemalpaşa) iyi tarım uygulamaları ve erken uyarı sistemi kurulması konusunda yardımcı olunduğu belirlenmektedir.

Hangi tarımsal kalkınma kooperatiflerine yardım yapıldığı araştırıldığında ise, Bergama‘daki 4, Ödemiş‘teki 3, Kınık‘taki 2, Kiraz, Aliağa, Beydağ, Seferihisar ve Torbalı‘daki 1’er kooperatife yardım yapıldığı ya da protokol imzalandığı, İzmir’in tarımsal ilçeleri olarak bilinen Tire, Torbalı, Selçuk, Urla, Çeşme, Karaburun, Menderes, Güzelbahçe, Kemalpaşa, Menemen, Dikili, Bayındır ve Gaziemir‘deki tarımsal kalkınma kooperatiflerine şimdiye kadar herhangi bir şekilde yardım yapılmadığı ya da işbirliği protokolü imzalanmadığı görülmektedir.

2020 yılı içinde Tarımsal kalkınma kooperatiflerine yapılan yardımların genel şekli 3 ya da 6 ton büyüklüğündeki sabit süt soğutma tankının temini şeklinde olup (7 adet: Kozak Çamavlu, Kiraz Çömlekçi, Beydağ, Bıçakçı, Göbeller, Bergama Tırmanlar ve Ödemiş Yılanlı TKK); bazı kooperatiflerde (Aliağa TKK), kooperatifin daha önce başka kurumlarla yaptığı protokollerde kooperatif olarak gerçekleştiremediği bakım, onarım ve işletme işlerinin yapılması ya da Seferihisar Doğanbey TKK’ne sağlanan ayrıcalıkta olduğu gibi büyük maliyetli olduğu bilinen bir meyve ve sebze kurutma tesisi kurulması şeklinde gerçekleşmiştir. Yapılan yardımların diğer biçimleri de tarım makinesi temini (Yayakent, Bergama Örenli, Ödemiş Yılanlı TKK), İZKA proje desteği çerçevesinde karma yem üretim tesisi inşaatı (Karakızlar TKK), mevcut mandıranın revizyonu (Kınık Karadere TKK) ve mevcut taş sistem un değirmeninin revizyon, bakım, onarım ve işletilmesi (Ödemiş Demircili TKK) şeklinde gerçekleşmiştir.

3. Derneklere yapılan yardımlar ya da derneklerle imzalanan protokoller

Yardım yapılan ya da işbirliği protokolü imzalanan 6 dernek arasındaki en ilginci, geçtiğimiz günlerde kamuoyunu fazlasıyla meşgul eden dinci ve siyasi bir dernek olarak tanınan Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği ile Türkiye sermayesinin amiral gemisi TÜSİAD‘dır.

4. Meslek odalarıyla imzalanan protokoller

2019 ve 2020 yılları içinde beş meslek odasıyla birlikte çalışma protokolü imzalanmış olup bunlar sırasıyla İzmir Barosu, Veteriner Hekimler Birliği İzmir Şubesi, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve İzmir Kitap ve Kırtasiyeciler Esnaf Odası‘dır.

5. İlçe belediyelerine yapılan yardımlar

Belediyelerle yapılan yardımların şekil ve miktarı ise oldukça ilginçtir. Ödemiş, Menemen, Tire, Kınık ve Torbalı gibi tarımsal ilçelerde “alaçık” olarak tanımlanan ve daha çok tarımsal ürünün satışının yapıldığı üstü kapalı, etrafı açık yapıların inşaatı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından üstlenilirken, geriye kalan Kemalpaşa, Bergama, Dikili, Aliağa, Gaziemir, Menderes, Selçuk, Çeşme, Urla, Karaburun, Güzelbahçe, Seferihisar ve Bayındır için böyle bir yardımın yapılmadığı görülmektedir.

Merkezde yer alan ilçe belediyelerinde ise yardımın boyutu ve miktarı değişmekte; ya yarım kalan inşaatların hakediş bedellerinin ödenmesi ya da spor tesislerinin yapılması veya ortak eğitim programları düzenlenmesi için yardım yapılmakta ya da işbirliği protokolü düzenlenmektedir. Balçova ve Gaziemir‘de futbol sahası zeminin yenilenmesi ve tartan pistin yapımı için, Narlıdere‘de ortak mesleki eğitim ve gençlik faaliyetlerinin düzenlenmesi, Konak ve Karabağlar‘da yapılan semt merkezi inşaatı ve sosyal tesis ikmal inşaatı ihale bedelinin % 60’ının ödenmesi, Foça‘da üç adet umumi tuvaletin yapılması, Tire‘de mülkiyeti Tire Belediyesi‘ne ait binanın kütüphane olarak kullanılması amacıyla bakım ve onarımının yapılması bu tür yardımların başlıca örnekleridir.

Sonuç olarak…

Bütün bu araştırma ve incelemeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yardım yapacağı ya da işbirliği protokolü imzalayacağı kurum, kuruluş ve kişilerle ilgili temel bir politikasının, bu politikası çerçevesinde belirlenmiş öncelikli konu ve stratejilerinin olmadığı, yapılacak yardımlarla işbirliği protokolleri için yıllık bir eylem plan ve programı hazırlanmadığı, yardım yapmak ya da işbirliği protokolü yapmak için başvuran kurum ve kuruluşların nasıl seçileceğine dair kriterlerin belli olmadığı, toplam 518 günlük hizmet süresinde yapılan yardımların ya da imzalanan protokollerin, yardım alan ya da protokol imzalayan kurum ya da kuruluş yöneticilerinin kişisel ya da siyasi düzeyde belediye üst yönetimi ile ne ölçüde yakın olduklarına göre belirlendiği anlaşılmıştır.

Ayrıca Ağustos 2019 tarihli Özel Kalem Müdürlüğü yazısında sözü edilen işbirliği projeleri için herhangi bir kararın alınmadığı, yapılacak işbirliği çalışmalarında tarafların eş değerde olmasını sağlayacak ve işbirliği girişimlerinin yapılabilir ve sürdürülebilir olması için herhangi bir modelleme çalışmasının yapılmadığı, ilçe belediyelerine yapılan yardımlarda her zaman olduğu gibi “büyük abi” istediği takdirde, “küçük kardeş“e yardım eder ilişkisinin geçerli olduğu, bu çerçevede muhalif partilere ait belediyelere genellikle yardım yapılmadığı ya da daha küçük ölçekte tutulduğu, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin “eş ortak” olarak kabul edileceği demokratik, eşitlikçi ve adil bir işbirliği modelinin geliştirilip uygulanmadığı, birini diğerinden fazla kayıran bir sistemin ortaya çıkmaması için tüm ilçe belediyelerini kapsayan adil ve şeffaf bir eylem planı ile programının hazırlanmadığı görülmektedir.

Anlaşılan o ki, hem diğer resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlarla hem de ilçe belediyeleriyle eş ortak olarak işbirliği içinde çalışıp birlikte iş yapma kültürünü geliştirmek hedefi başka bir bahara kalmıştır…

Özet olarak, belediyelerin elindeki kamu kaynaklarının aynen eski İstanbul ve Ankara büyükşehir uygulamalarında olduğu gibi, din, dil, ırk ve mezhep ayrımı gibi yasal olmayan nedenlerle birtakım vakıf, dernek, kurum ve kişilere aktarılarak israfına neden olmamak için;

1) Belediyelerce yapılacak yardım ya da işbirliği çalışmaları için önceden birtakım kriterlerin belirlenmesi ve bu kriterlerin kamuoyu tarafından bilinmesi,

2) Yapılan yardım miktarı ile imzalanan işbirliği protokollerinin şeffaflık, bilgi edinme ve bilgiye ulaşım hakkı uyarınca kamuoyuna duyurulması, protokollerde kullanılan dilin basit, anlaşılır bir hale getirilerek anlaşılmayan, eksik kalmış ve yanlış anlamalara yol açacak hiçbir noktanın bırakılmaması,

3) Yardım ya da işbirliği talebi ile başvuran kurum ya da kişilerin belirli periyotlarla halka duyurulması,

4) Değişik resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlara tek yanlı olarak yardım yapmak yerine birlikte iş yapmayı sağlayacak işbirliği modellerinin geliştirilip uygulanması sağlanmalı;

Böylelikle yardım ya da işbirliği yapma konusunda herkese örnek olabilecek demokratik bir adım atılmalıdır.

Önemli Not: İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2019 ve 2020 yılları içinde resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlara yardım yapılması ya da bu kurum ve kuruluşlarla işbirliği protokolü imzalanmasına ilişkin kararlarının tarih ve sayısıyla yardım ya da protokolün konuları aşağıdaki linke eklenmiş PDF formatındaki dosyada görülebilir.

Sosyal yardım anlayışındaki büyük kırılma…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi 2020 Eylül ayı olağan toplantısında, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın “acil” notuyla meclis gündemine taşıdığı Başkanlık önerisini kabul ederek, dini ve siyasi kimliğiyle tanıyıp bildiğimiz Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği ile ‘birlikte çalışma‘nın önünü açmış oldu.

Böylelikle ilk kez, yemek yardımı yaparak sempati kazanan dini ve siyasi bir dernek eliyle, AKP’nin yoksulluğu yeniden üreterek geniş kitleleri kendine bağımlı hale getiren merhamet, acıma ve hayırseverlik temelli himayeci (klientalist) sosyal yardım anlayışı, CHP yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sosyal yardım hizmetlerine dahil edilerek hak temelli sosyal politikalardan uzaklaşılmış oldu. Daha doğrusu, CHP’li belediyelerin her geçen gün himayeci (klientalist) sosyal yardım anlayışına dönüşen uygulamaları bu kırılma ile birlikte önemli bir darbe aldı.

Neden derseniz, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 18 Eylül 2020 tarih, 754 sayılı kararı ile kabul edilen ortak kullanım ve hizmet protokolü uyarınca uzun yıllardır sıcak yemek yardımı yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi, bundan böyle aynı yardımı Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği ile birlikte aynı mekânda yapacak.

Hatuniye Camii ve Ortak Kullanım ve Hizmet Protokolü’ne konu olan bina

Konunun ayrıntısına girip İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin durduk yerde dinci siyasi bir dernekle niye böyle bir işbirliğine gittiğini anlamak için, İzmir Büyükşehir Belediyesi İle Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği Tarafından Yürütülecek Ortak Kullanım ve Hizmet Protokolü olarak adlandırılmış metni incelemeye başlayabiliriz.

Ama daha önce her iki tarafın; yani hem İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem de Hatuniye İlim Yayma Derneği‘nin bu protokol öncesinde neler yaptığına bir bakalım.

Uzun yıllardan bu yana sosyal yardım adı altında çok değerli hizmetler veren İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2019 yılı Faaliyet Raporu kayıtlarına göre;

2019 yılı içinde Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimliği eliyle okul ve mahallelerde gezici diş ve sağlık taramaları yaparak 1.120 adet diş fırçası ve macun seti dağıtmış, Eşrefpaşa Hastanesi’nde görevli sağlık personeli eliyle binlerce hastanın teşhis ve tedavisini yapmış, evde bakım hizmetleri kapsamında 113 kişiye psikolojik, 205 kişiye ev temizliği, 215 kişiye kişisel bakım desteği vermiş, toplum sağlığı eğitimleri düzenlemiş, 1.130 çölyak ve fenilketonüri hastasına 3.390 adet gıda paketi dağıtmış, dini bayramlarda 45.014 vatandaşa toplu yardım yapmış, muhtaç durumda olan 946 vatandaşa 2.242.760., TL tutarında nakdi yardımda bulunmuş, ayni yardım kapsamında 46.219 kişiye gıda paketi, 457 kişiye malzeme, 361 kişiye yakacak malzemesi vermiş, 600 hükümlünün çay ve şeker ihtiyacı karşılanmış, 50.777 öğrenciye malzeme yardımı yapmış, 504 engelli vatandaşa malzeme vermiş, kentsel olanaklara erişimi kısıtlı 1.443 kadın için kent ve körfez turları düzenlemiş, 80.760 kişiye çorba, 814.540 kişiye pide, 2.540.368 kişiye yemek ve 247.033 kişiye kumanya vermiş, 154.482 çocuğa 12.814.544 litre, 121.601 Suriyeli çocuğa da 972.808 litre süt yardımı yapmış, kadın, genç, çocuk, engelli, yoksul, dar gelirli ve dezavantajlı birçok gruba değişik kategorilerde hizmetler sunmuştur.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020 yılı Performans Programı‘na baktığımızda ise, 2020 yılı içinde 60.000 kişiye 18.000.000.- TL tutarında nakdi, 60.000 kişiye gıda, 650 kişiye malzeme, 150.000 öğrenciye giyecek ve kırtasiye, 500 kişiye ayni, 1.250 kişiye düşük proteinli ve glutensiz gıda ve 57.000 kişiye engelli yardımı yapılmasının hedeflendiği; ancak bu hedeflerin, yaşanan Pandemi nedeniyle çok daha büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı sosyal yardımlara, burada gündeme getirmediğimiz Konak, Karşıyaka, Karabağlar, Bornova gibi 30 ilçe belediyesinin yaptığı sosyal yardımları da eklediğimizde; belediyelerin yaptığı sosyal yardımların, bu kentte değişik resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlar kişiler tarafından yapılan sosyal yardımlar arasındaki en büyük dilimi oluşturduğunu düşünebiliriz.

1989 yılında kurulan Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği ise, İnternet sitesindeki kendi anlatımlarına göre sahip olduğu 10 metrekarelik büro, bir soğukhava deposu, Hatuniye Camii avlusunda üstü örtülmüş yemek masaları ve 6 personel ile birlikte fakir, fukara, kimsesiz, evsiz, garip, yardıma muhtaç kişilere, aile reisinin öldüğü, evi terk ettiği ya da cezaevine düştüğü ailelerle aile reisinin çalışamayacak kadar hasta olduğu durumlarda ailelerle göçmen, mülteci ve sığınmacılara yemek, barınma, temizlik (banyo), eğitim bursu, kira, su, elektrik, erzak ve giysi yardımı yapmakta, her gün 300 ila 500 kişiye sabahları çorba, öğlenleri de yemek dağıtmaktadır.

Dernek ayrıca, A3 Haber İnternet gazetesi yazarı Hayrullah Yıldız arkadaşımızın haberiyle gündeme getirdiği şekilde, 2015 öncesinde Kestanepazarı Öğrenci Derneği‘nin müdürlüğü ile Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği‘nin kurucu başkanlığını yapıp şu sıralar derneğin danışmanı olarak çalıştığı söylenen Nuri Akay‘ın “Allah’a Yakarış”, “Oruç“, “Kurban”, “Kenzü’l-Arş Duası”, “Hatıralar”, “Stres”, “Zamanı Durduramayız” ve “Nasıl Yaşamalıyız” isimli dini kitaplarını yayınlayıp ücretsiz olarak dağıtıyor.

Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği yayını olarak dağıtılan Nuri Akay kitapları

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sağladığı büyük boyuttaki sosyal yardımların miktarı ile Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği‘nin sağladığı sosyal yardımların miktarını birbiriyle kıyaslamak anlamlı olmamakla birlikte; çok fazla sayıdaki insana büyük miktarlarda yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bile, aynen Pandemi döneminde yapılan yardımlar gibi, yer yer ya da zaman zaman desteğe ihtiyaç duyduğu durumlar olabilir ve bu durumların yaşanması durumunda yardım yapan diğer kurum ve kişilerden destek alması; hatta onlarla işbirliği yapması gerekebilir.

Ama böylesi bir işbirliğinde neden sadece Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği ile birlikte çalışmak tercih edilir ve böyle bir işbirliğine diğer kurum ya da şahıslar dahil edilmez?

Gelelim söz konusu ortak kullanım ve hizmet protokolünü inceleyip değerlendirmeye…

İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşavirliği‘nin görüşü alınarak hazırlanan protokolde toplam 17 madde yer alıyor.

Protokol, Sayıştay‘ın belediyelerin derneklere yaptığı her tür nakdi ya da ayni yardımı kamu zararı olarak niteleyip tazmin ettirmesi nedeniyle oldukça dikkatli bir şekilde hazırlanmış. O nedenle, Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği‘ne tek yanlı olarak ayni ya da nakdi yardım yapılması yerine, bu yardımın “ortak kullanım ve birlikte iş yapma” adı altında kamufle etmesi hedeflenmiş.

Buna göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği, belediye mülkiyetindeki Fettah (Akıncı) Mahallesi 945 Sokak 39 numaradaki binayı birlikte kullanacakmış ve belediyeye ait yardımlar belediye görevlileri, derneğe ait yardımlar ise dernek görevlileri tarafından yapılacakmış gibi bir senaryo hazırlanmış. Hatta binada kullanılan elektrik ve su bedellerinin dernek tarafından ödeneceği şeklinde bir hüküm getirilerek bu konularda dahi derneğe yardım yapılmadığı gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılmış.

Fettah Mahallesi, 945 Sokak No.39 adresindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bina

İzmir Büyükşehir Belediyesi sanki bu bina dışında başka bir yerde ya da gezici araçla bu yardımları yapamazmış gibi…. Derneğin ve belediyenin yardım yapabilmesi için illa ki bu binada bir arada olmaları ve yardımı birlikte yapmaları gerekliymiş gibi…

Oysa biz biliyoruz ki, yemek yardımlarını yapabilmek için bu tür mekana ihtiyacı olan kurum, bunca geniş ve büyük imkanlara sahip olan belediye değil, dernektir… Böylelikle derneğin çıkarları doğrultusunda ve hem belediyeyi hem de derneği zor duruma düşürmeyecek bir formül hayata geçirilmiş oluyor…

Anlayacağınız, belediyelerin derneklere yardım yapmasını engelleyen hukukun ve mevzuatın arkasından dolanılarak bulunan bu formül çerçevesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Truva Atı‘nın kendisi olmuş, dernek ise o atın içine gizlenip Truva’yı fethedecek Odysseus ve askerleri olmuş vaziyette…

Yapılan ortak kullanım ve hizmet protokolünün amacı ya da konusu ise, “hafta içi/sonu, ihtiyaç sahibi vatandaşlar için sıcak yemek hizmetleri sunulması, Ramazan aylarında bölgede iftar organizasyonlarının düzenlenmesi gibi hizmetlerin yürütülmesi…. dernek ya da belediye tarafından tespit edilmiş bölgede yaşayan ihtiyaç sahibi vatandaşlardan İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Yardım Yönetmeliği ile ilgili kanun, yönetmelik kriterlerine göre yardım almaya kazananların belediyenin sosyal yardımlarından yararlanması” olarak belirlenmiş olup; sıcak yemek hizmeti sunulması ve iftar organizasyonlarının düzenlemesi dışında kalıp “gibi” sözcüğü ile tanımlanan hizmetlerin neler olacağı ise, ne yazık ki henüz belli değil.

Ayrıca bu düzenlemeden de görüleceği gibi, derneğin yardım yaptığı kişilerin, mevcut mevzuat çerçevesinde belediye yardımlarından da yararlanması mümkün olabilecek; böylelikle yardım yapılan kişiler düzleminde derneğin yardım yaptığı kişilerin belediyeye transferi suretiyle derneğin üstündeki mali yük hafifletilmiş olacaktır.

Protokolde açıklaması yapılmadığı için anlaşılamayan konulardan biri de, ortak kullanım ve hizmet konuları, Protokol’ün 3. maddesinde, “sıcak yemek hizmetleri sunulması ve Ramazan aylarında bölgede iftar organizasyonlarının düzenlenmesi gibi hizmetlerin sunulması” olarak tanımlandığı halde; 4. maddede sözü edilen “ortak hizmet projeleri”nin ne olduğu, bu projelerle neyin kastedildiği konusudur. Bu anlamda, 3. maddede sayılan hizmetler dışında kalan başka hizmetler de “ortak hizmet projeleri” altında düzenlenip yapılabilecek midir? Bu da, yapılan düzenleme içinde pek belli değildir.

Söz konusu Protokol’ün ilginç bir düzenlemesi de, 10. madde içinde gizlidir. Bu düzenlemeye göre Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği, mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup derneğe kiralanmayan binanın içinde tek başına yürüteceği hizmet ve etkinliklerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi sorumlu olmayacaktır. Hem de mülkiyetinin kendisine ait olduğu ve söz konusu dernekle birlikte kullandığı bir mekanda!

Anlaşılan o ki, belediye bu mekanda dernek tarafından tek başına yapılan etkinliklerde bir sorun olması durumunda sorumlu olmaktan, kendisine hesap sorulmasından kurtulmak istemektedir… Protokol düzenlemesi bu şekilde olmakla birlikte, gerçekte; yani herhangi bir şikayet, olay tespiti ya da dava sürecinde bu sorumluluktan kaçınma hali ne ölçüde geçerli ve etkili olacaktır, o da belli değil… Örneğin kamu (belediye) mülkiyetinde olan bu binada belediyeden izin alınarak yapılan dernek etkinliklerinde, Anayasa’ya ya da Cumhuriyet Halk Partisi‘nin savunduğu laiklik anlayışına veya parti politikalarına aykırı konuşma ya da etkinlikler düzenlendiğinde belediye buna nasıl engelleyecek ve tepki verecektir; daha doğrusu, bırakın o etkinliğe izin vermeyi, etkinliklerde neler yapıldığından haberi dahi olacak mıdır? İktidarın etkisindeki İzmir Valiliği ile ona bağlı Emniyet ve Müftülük gibi kuruluşların önceden tahmin edilebilir tavrı karşısında nasıl bir tepki gösterecektir?

İzmir Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşavirliği‘nin hukuki görüşü çerçevesinde düzenlenen Ortak Kullanım ve Hizmet Protokolü‘nün (söz konusu hukuki görüş ve protokol yazımızın sonundaki linkten indirilebilir) incelenmesinden de anlaşılacağı üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait bir bina, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği tarafından ortaklaşa kullanılacaktır.

Peki, böylesine bir ortak kullanım gereği hem belediye hem de dernek açısından hangi somut ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır? Bu ihtiyacın, dernek açısından daha uygun bir mekan arayışından kaynaklandığını tahmin edebilmekle birlikte, buna benzer bir ihtiyacın belediye açısından mevcut olup olmadığı hususu şüphelidir…

Belediye bu mekanı gerçekten böylesi bir ihtiyacı olduğu için mi; yoksa, derneğin bu mekandan yararlanmasını kolaylaştırmak amacıyla mı kullanır gözükmeyi tercih etmektedir?

Bu anlamda böylesi bir mekan, oradaki derneğin varlığı yanında belediyenin ihtiyacı için yeterli olacak mıdır?

Öte yandan, belediye kendi mülkiyetindeki bir binayı sosyal yardımlar yaptığı için bir derneğe kullandırırken, başka bir binasını, örneğin Konak’taki ya da Halkapınar’daki hizmet binalarının bir kısmını, Alevi, Ortodoks ya da başka bir inançtan yurttaşlarımızın kendi aralarında kurdukları başka bir dernek eliyle başka bir yer talebinde bulunması durumunda kullandıracak mıdır?

Bu tür sorulara verilecek yanıtlar, belediyenin bu tür konularda ne ölçüde samimi olduğunu anlamak açısından tabii ki de önemlidir.

Yoksulu daha yoksul yapan hayırseverlik politikaları

Ayrıca böylesi bir ortak kullanımın belediyeye sağlayacağı yarar ya da getireceği artı değer ne olacaktır? Belediye böylelikle, zaten tek başına yaptığı yardımların dışında ilave olarak fazladan nasıl bir yarar sağlayacaktır? Derneğin yardım ettiği ya da etmediği insanlara kendi eliyle ulaşabilmesi için dernekten yazılı bilgi alması ya da muhtarlar eliyle çevrede bir araştırma yapması veya muhtarlara danışması o kadar mı zordur?

Ama bütün bu soru ve cevaplardan çok daha önemli olansa; CHP’nin hak temelli olduğu söylenen sosyal politikalarındaki himayeci (klientalist) kırılma ve bu kırılmaya karşı, CHP’nin sosyal politikalarını şekillendiren ekipten tek bir kişinin çıkıp yapılanları eleştirmemesi ve yapanları uyarmamasıdır.

Şeffaflık ve İzmir belediyeleri (3)

Ali Rıza Avcan

Bugün, İzmir’deki 30 ilçe belediyesinin İnternet sayfası ile sosyal medya kanalları düzeyindeki şeffaflılığı ile ilgili yazı dizimizin sonuncusunu yayınlıyorum. Bugünkü bölümde şeffaflık olgusu açısından çok önemli olan ‘mali şeffaflık’ ile yapılan ya da yapılacak faaliyet ve projeleri gösterip bilgi veren ‘uygulamaya yönelik şeffaflık‘ konularında tespitler yapıp, 30 ilçe belediyesinden hangilerinin bu konuda iyi ya da kötü olduğunu belirlemeye çalışacağız.

Bugün ele alacağımız ilk konu, mali konularla ilgili bilgi ve belgelerin belediyelerin İnternet sayfalarıyla sosyal medya kanallarında yurttaşları bilgilendirmek amacıyla paylaşılıp paylaşılmadığına ilişkin olup bu durumu önceden belirlediğimiz 9 ayrı alt kriter çerçevesinde değerlendireceğiz.

Ancak bu değerlendirmeden önce yapmamız gereken ilk açıklama, Bayındır, Beydağ, Çeşme, Dikili, Foça, Güzelbahçe, Karaburun, Kınık, Kiraz ve Seferihisar gibi nüfusu 50.000’i aşmamış belediyelerde stratejik plan ile performans programlarının düzenlenmesi yasal bir zorunluluk olmadığı için onların mali şeffaflıkla ilgili değerlendirmelerinde bu hususu özel olarak dikkate almamız gerekliliğidir.

Bütün bu açıklamalar çerçevesinde, İzmir’deki ilçe belediyeleri arasında mali yönden en şeffaf belediyenin, kendi ölçeğinde sadece iç ve dış denetim raporlarını yayınlamadığı için bir not eksiği olan Narlıdere Belediyesi olduğunu söyleyebiliriz.

Karabağlar Belediyesi ise yıllık gelir ve gider bütçesi ile 1 aylık bütçe gerçekleşmelerini gösteren raporu ve yıllık kesin hesapları yayınlamadığı için 5 puanla ikinci sıradadır.

Üçüncü gruptaki Balçova, Bayraklı, Konak, Menderes, Ödemiş ve Urla belediyelerinin hepsinde stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporları yayınlandığı halde Balçova, Bayraklı, Konak ve Urla belediyelerinde bütçe, Menderes ve Ödemiş belediyelerinde kurumsal mali durum ve beklentiler raporu yayınlanmamıştır. Bu grupta bulunan tüm belediyelerde yayınlanmayan belgeler ise aylık bütçe gerçekleşmesi raporu, kesin hesap ve iç/dış denetim raporlarıdır.

Sekiz mali şeffaflık kriteri açısından 3 olumlu puanı olan gruptaki Buca, Çiğli, Gaziemir, Karşıyaka, Kemalpaşa, Menemen, Seferihisar ve Torbalı belediyelerinden sadece Seferihisar‘ın nüfusunun henüz 50.000’i geçmediği dikkate alındığında; hepsinin stratejik planıyla performans programının bulunduğu, tüm belediyelerin faaliyet raporlarının yayınlandığı, Seferihisar Belediyesi hariç tüm belediyelerde bütçenin ve kesin hesabın yayınlanmadığı; ayrıca hiçbir belediyenin aylık bütçe gerçekleşme raporları ile kurumsal mali durum ve beklentiler raporunu ve iç/dış denetim raporlarını yayınlamadığı belirlenmiştir. Seferihisar Belediyesi Sayıştay tarafından denetlendiği 2009 denetim raporunu yayınlamakla birlikte her yıl belediye meclisince yapılan denetimlerin raporlarını yayınlamamaktadır.

Bornova, Dikili, Güzelbahçe, Selçuk ve Tire belediyelerinden oluşan grupta her bir belediyenin sekizde bir oranında olumlu şeffaflık puanına sahip olduğu, nüfusu 50.000’den fazla olan Bornova ve Tire‘de stratejik planla performans programlarının yayınlanmasına rağmen faaliyet raporlarının yayınlanmadığı, nüfusu 50.000’i aşmadığı için stratejik planla yıllık performans programı hazırlamayan Dikili, Güzelbahçe ve Selçuk belediyelerinde ise faaliyet raporlarının yayınlandığı, sadece Selçuk Belediyesi‘nde aylık bütçe gerçekleşme raporunun yayınlanıp diğerlerinde yayınlanmadığı, yine aynı şekilde sadece Dikili ve Güzelbahçe belediyelerinde kurumsal mali durum ve beklentiler raporunun yayınlanıp diğer belediyelerin hiçbirinde yayınlanmadığı; ayrıca bu grupta bulunan tüm belediyelerin İnternet sayfalarında bütçe, kesin hesap ve iç/dış denetim raporlarının yayınlanmadığı görülmüştür.

Nüfusları 50.000’nin altında kaldığı için stratejik planla yıllık performans programına sahip olmayan Beydağ, Çeşme, Foça ve Karaburun belediyelerinin bütçeleriyle aylık gelir-gider gerçekleşme raporlarını, kurumsal mali durum ve beklentiler raporlarını, kesin hesaplarını ve iç/dış denetim raporlarını İnternet sayfalarında yayınlamadığı, bu grupta bulunan Aliağa Belediyesi‘nin ise sadece faaliyet raporunu yayınlayıp geriye kalan 7 mali belgenin yayınlamadığı belirlenmiştir.

Bayındır, Bergama, Kınık ve Kiraz belediyeleri ise hiçbir mali belgesini İnternet sayfasında yayınlamamaktadır.

Belediyelerin yapacakları ya da yaptıkları projelerle ilgili bilgilerin verilmesi eskiden çok daha yaygınken son yıllarda bunun yerini zabıta, sağlık, evlenme, imar gibi rutin hizmetlerin aldığı, faaliyet ya da proje gibi büyük boyutlu yatırımlar hakkında bilgi vermekten kaçınıldığı görülmektedir.

Nitekim ‘uygulama ile ilgili saydamlık‘ kriterlerini kullanarak yaptığımız araştırmada sırasında Aliağa, Bayraklı, Bornova, Gaziemir, Karabağlar, Konak, Menderes, Menemen ve Narlıdere belediyelerinin hem gerçekleştirilen hem de devam etmekte olan faaliyet ve projeler hakkında bilgi verdiği, Balçova ve Seferihisar belediyelerinin sadece gerçekleştirilen faaliyet ve projeler hakkında bilgi verdiği, geriye kalan 19 belediyenin (Bayındır, Bergama, Beydağ, Buca, Çeşme, Çiğli, Dikili, Foça, Güzelbahçe, Karaburun, Karşıyaka, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Tire, Torbalı, Urla) hem gerçekleştirilen hem de devam eden faaliyet ve projeler hakkında bilgi vermekten kaçındığı belirlenmiştir.

Bu tutumda bu tür faaliyetlerin genellikle uzun sürmesi ya da yapılan işin genellikle öngörülen sürenin çok üstündeki bir sürede bitirilmesi ya da bitirilememesi durumunda bu sorunun kamuoyu ile paylaşılmasının tehlikeli olacağı konusundaki yaklaşımın etkili olduğu düşünülebilir.

SONUÇ OLARAK

Üç gündür bölüm bölüm yayınladığımız 4 ana kriterle 26 alt kriteri tek bir tabloda bir arada göstermeye kalktığımızda ise,

26 kriterden 17’sine olumlu yanıt veren Konak ve Karabağlar belediyelerinin ilk sıraları işgal ettiği,

26 kriterden 15’ine olumlu yanıt veren Narlıdere Belediyesi‘nin üçüncü sırayı işgal edip onu 14 olumlu puan alan Seferihisar ve Bayraklı belediyelerinin takip ettiği,

Diğer belediyelerin ise, 26 tam puan üzerinden Menderes ve Balçova belediyelerinin 12, Karşıyaka ve Ödemiş belediyelerinin 11, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir ve Menemen belediyelerinin 10, Tire Belediyesi‘nin 9, Selçuk Belediyesi‘nin 8, Urla, Dikili ve Kemalpaşa belediyelerinin 7, Aliağa, Çeşme, Güzelbahçe ve Torbalı belediyelerinin 6, Foça Belediyesi‘nin 4, Bayındır ve Kiraz belediyelerinin 3, Bergama, Beydağ ve Karaburun belediyelerinin 2, Kınık Belediyesi‘nin ise 1 puan alarak sıralandığı görülmektedir.

Bu veriler ışığında 30 ilçe belediyesi genelinde şu sonuçlar çıkarılabilir:

1. İzmir’deki 30 ilçe belediyesinin İnternet sayfası ve sosyal medya kanalları düzlemindeki şeffaflığıyla ilgili bir yazının başında olmasa bile sonunda belirtilmesi gereken en önemli hususlardan biri, bu 30 ilçe belediyesinin kurduğu ya da ortak olduğu toplam 51 şirketin şeffaflıkla hiçbir ilgisinin bulunmadığı, belediyelerin tümü tam anlamıyla şeffaf olsa bile bilanço, kar-zarar cetveli, hizmet maliyetleri, alımlar ve çalışan personel sayısı gibi en temel bilgilerin bile bir sır gibi saklandığı, şirketlerin belediye başkanlarının her türlü şeyi yapabileceği bir yan cebi vaziyetinde olduğu ve bu nitelikleri nedeniyle bu yazı dizisinin dışında kaldıkları bilinmelidir.

2. Büyükşehir, büyükşehire bağlı ilçe, il, ilçe ve belde belediyeleri; yani tüm belediyeler ellerindeki tüm belge ve bilgileri büyük bir gayretle İnternet siteleri ya da sosyal medya kanalları ile yayınlayıp % 100 şeffaf olsalar bile, yayınlanan bilgi ve belgelerde kullanılan dilin, konunun uzmanları dışındaki kişiler tarafından anlaşılamaması nedeniyle şeffaflık dediğimiz açıklığın sağlanması mümkün olmayacaktır. Bunun nedeni ise, bu belgelerde kullanılan bürokratik yazışma dili ile bilerek ve isteyerek yaratılan jargon ve kodlamalardır. Böylelikle bilgiye sahip olanla bilgiyi talep eden arasında yaratılan parazitli ortam nedeniyle bilgi ya da belge paylaşılsa bile şeffaflık sağlanamamaktadır.

Bunun en iyi örneği, geçtiğimiz yıllarda Kültürpark‘taki İZFAŞ‘a ait binanın bir çırpıda Tınaztepe Üniversitesi‘ne üç yıl süreyle bedelsiz tahsis edilmesi olayında görüştüğümüz gibi, bazı belediye meclisi üyelerinin kendi önlerine gelen gündem maddesinde sadece ada ve parsel numaralarının yazılı olması nedeniyle kabul oyu verdikleri karardaki yerin İZFAŞ binası olduğunun farkında olmadıklarını belirterek kendilerini savunmaya kalkmış olmalarıdır.

3. Yaptığımız araştırma sonucunda şeffaflığı engelleyen diğer bir hususun da, İnternet sayfalarının labirenti andıran tasarımından kaynaklandığını, kullanıcı dostu olmayan bu tasarımlar sayesinde bizim bile bazı bilgi ve belgelere ulaşmakta zorluk yaşadığımızı söyleyebilirim. Bu sorunu aşmak için de her İnternet sitesinde bir ‘site haritası’nın bulunması ya da belediyelere ait İnternet sayfalarının bazı bilgi ve belgeler için standart hale getirilmesi düşünülebilir.

4. Seferihisar Belediyesi 2018 yılında Uluslararası Şeffaflık Derneği ile yaptığı bir çalışma sonucunda Türkiye’de ilk kez “Şeffaf Belediyecilik Ödülü” almış olmakla birlikte; o tarihten bu yana şeffaflık konusundaki performansında düşüş olduğu, bu ortak çalışma sonrasında İnternet sayfasına konulan “Mal Varlığı Bildirimleri” bölümünde belediye başkanına ait mal bildirimi yerine belediye memurlarının mal bildiriminin bulunduğu, Kurumsal Şeffaflık Bülteni‘nin 2018 Kasım-Aralık ayından sonra hazırlanıp yayınlanmadığı, “İş İlanları” bölümünün kullanım dışı olması nedeniyle boş olduğu, 2018 yılında Uluslararası Şeffaflık Derneği tarafından hazırlanıp “Şeffaf Belediyecilik Ödülü“ne temel olan şeffaflık raporunun yayınlanmadığı, “Seferihisar Ortak Akıl Platformu” sayfasının ise çalışmadığı belirlenmiştir.

5. İzmir’deki 30 ilçe belediyesine ait İnternet sayfası ve sosyal medya kanalları üzerinde yaptığımız araştırmanın genel sonuçları olarak;

a) Belediye üst yönetimini oluşturan kamu görevlileriyle belediye meclisi üyelerinin niteliklerini ortaya koyan kişisel bilgilerine; özellikle de yurttaşların o görevlilere ulaşımını sağlayacak iletişim bilgilerine yer verilmediği,

b) Meclis kararlarında ya da karar özetlerinde anlaşılır bir dilin kullanılmadığı, karara esas olan komisyon ya da bilirkişi raporu gibi belgelerin eklenmediği,

c) Çoğunlukla encümen kararlarının paylaşılmadığı,

d) İhale duyuruları yayınlamakla birlikte çoğunlukla ihale kararlarının ya da bazı ihale kararlarının yayınlanmadığı,

e) Çoğu belediyede hazırlanan ya da değiştirilen imar planlarıyla ilgili duyuruların paylaşılmadığı,

f) Çoğu belediyenin yıllık gelir ve gider bütçesi ile bütçenin ayılık gerçekleşmesini gösteren raporları ve kesin hesapları yayınlamadığı,

g) Tüm belediyelerin belediye meclisi tarafından hazırlanıp kabul edilen denetim raporunu yayınlamadığı,

h) Çoğu belediyenin Sayıştay raporlarını yayınlamaktan kaçındığı,

ı) Belediyeler tarafından gerçekleştirilen büyük boyutlu faaliyet ve projelerle ilgili bilgilerin verilmediği, verilse bile işle ilgili bilgiler yerine büyük, gözalıcı fotoğraflara yer verildiği,

i) Çoğu belediye İnternet sitesinde, ‘SSS‘ imi ile gösterilen “Sık Sorulan Sorular” bölümünün bulunmadığı görülmüştür.

Varın artık gerisini siz düşünün…

Yararlanılan kaynaklar:

Avcı, M.; Mali Saydamlık: “Türkiye’de Büyükşehir Belediyeler Uygulaması“, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2015, Zonguldak.

Aydın, A.H.; Çamur, Ö.; Koçar, H.; “Belediyelerde Şeffaflık – Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Örneği“, Kamu Yönetiminde Değişimin Yönü ve Etkileri (Kayfor 13 Bildiri Kitabı), s. 424-437.

Gezici, Z.; “Kent Yönetiminde Şeffaflık“, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Aralık 2017, İstanbul.

Kalkan, A.; Alparslan, A.M.; “Şeffaflık, İletişim ve Hesap Verebilirliğin Yerel Yönetim Başarıların Etkileri“, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, C.1, S.1, 2009, s. 25-40.

Yavuz, S.; “Türkiye’de Büyükşehir Belediyelerinde Gerçek Zamanlı Mali Saydamlık Endeksi Önerisi ve Uygulama“, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ocak 2020, Ankara.

Yerel Şeffaflık Sistemi Analizi, Uluslararası Şeffaflık Derneği

Yerel Yönetim Şeffaflık Taahhütnamesi, Uluslararası Şeffaflık Derneği

Şeffaflık ve İzmir belediyeleri (2)

Ali Rıza Avcan

Şeffaflık ve İzmir belediyeleri” başlıklı yazı dizimizin dün yayınlanan ilk bölümünde ‘şeffaflık‘ olgusunun katılımcı ve çoğulcu demokrasi açısından önemini ve katılım olgusunun temeli olan bilgi edinme ya da bilgiye erişim hakkı ile ilişkisini ortaya koyarak, İzmir’in 30 ilçe belediyesinin, İnternet sayfaları ve sosyal medya kanalları düzleminde ne kadar şeffaf olduklarını belirlemek amacıyla dört ana ve 26 alt düzeyde belirlediğimiz şeffaflık kriterleri hakkında bilgi vermeye çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü ikinci bölümünde ise ilçe belediyelerinin bu 4 ayrı ana kriterden ilk ikisi; yani, kurumsal düzeydeki şeffaflık ile karar süreçleri ile ilgili şeffaflık anlamında ne ölçüde şeffaf olduğunu ya da olmadığını belirlemeye çalışacağız.

Yazımızın ilk bölümündeki açıklamalardan da anımsayacağınız gibi, 4 ana kriterin ilki ‘Kurumsal Saydamlıkla İlgili Kriterler‘ boyutunda, o kentte yaşayanların belediye başkanı ile belediye meclisi üyelerini yeterince tanıması; özellikle de kendilerine kolaylıkla ulaşabilmeleri için iletişim bilgilerinin paylaşılıp paylaşılmadığına bakacağız. O nedenle belediye başkanlarıyla başkan yardımcılarının ve meclis üyelerinin kişisel özellikleri (Doğum yeri, yılı, eğitim düzeyi, medeni durumu, mesleği, iletişim bilgileri vb.) ile ilgili bilgilerin İnternet sayfalarında yazılı olup olmadığına; ayrıca belediye yapılanması ile ilgili örgüt çizelgesinin ve bu çizelge içinde yer alan birimlerin görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren yönetmeliklerin paylaşılıp paylaşılmadığına baktığımızda:

Belediyelerin, belediye başkanları üzerinden tanıtıldığı, belediye başkanları dışındaki belediye başkan yardımcısı gibi diğer üst yöneticilerle belediyelerin karar organı olan belediye meclisi üyelerinin sanki hiç yokmuşlar gibi ihmal edilip unutulduğu, belediyelere ait her türlü basılı malzeme ile ekran görüntülerinde belediye başkanı fotoğraflarının boy boy yer aldığı bir ortamda belediye başkan yardımcıları ve belediye meclisi üyeleri kendilerine ne ölçüde yer bulmakta, belediyenin karar organı meclis üyelerine ne ölçüde saygı duyulmaktadır acaba?

Bu sorulara en iyi yanıtın verildiği bu ilk kategoride beş alt kriterden dördüne olumlu yanıt veren Çiğli Belediyesi‘nin kurumsal saydamlık anlamında en önde geldiğini; bu belediyeye ait İnternet sayfasında sadece meclis üyeleri ile bilgilerin paylaşılmadığını, garip bir durum olarak kayyum yönetiminde olduğu için antidemokratik bir yapılanmaya sahip olduğunu düşündüğümüz olan Urla Belediyesi‘nde, bu antidemokratik yaklaşım nedeniyle fiilen görev yapamayan belediye meclisi üyeleriyle ilgili ayrıntılı bilgilere yer verildiğini görüyoruz.

Ama her şeye rağmen hiç bir ilçe belediyesinde vatandaşın belediye başkanından ayrı olarak oy verip seçtiği belediye meclisi üyeleri hakkında ayrıntılı bilgi edinip onlara ulaşması mümkün görülmemektedir.

Beş ayrı alt kriterden üçüne olumlu yanıt veren Aliağa, Balçova, Bayraklı, Bornova, Karabağlar, Karşıyaka, Buca, Menderes ve Seferihisar belediyelerinde, Aliağa hariç belediye başkanı hakkında ayrıntılı bilgilere yer verildiği, sadece Aliağa ve Menderes belediyelerinde belediye başkan yardımcıları hakkında bilgi verildiği, bu grupta meclis üyeleri hakkında bilgi veren hiç bir belediyenin olmadığı, Menderes hariç tüm belediyelerin örgüt çizelgesini paylaştığı ve yine tüm belediyelerin kurumsal yönetmeliklerini yayınladığı anlaşılmaktadır.

Beş ayrı alt kriterden ikisine olumlu yanıt veren Bayındır, Bergama, Dikili, Güzelbahçe, Konak, Narlıdere, Ödemiş, Selçuk, Tire ve Urla belediyelerinden oluşan üçüncü grupta ise sadece Urla Belediyesi‘nde, muhtemelen belediye başkanı yerine atanan kayyumun kaymakam olması nedeniyle belediye başkanı ile ilgili kişisel bilgilere yer verilmediği, sadece Bergama, Dikili ve Selçuk belediyelerinde belediye başkan yardımcılarıyla ilgili kişisel bilgilere yer verildiği, Urla hariç hiç bir belediyede meclis üyeleriyle ilgili kişisel bilgilerin bulunmadığı, Bayındır, Güzelbahçe, Konak ve Tire belediyelerine ait İnternet sitelerinde örgüt çizelgesinin bulunduğu, Narlıdere, Ödemiş ve Urla belediyelerine ait İnternet sitelerinde kurumsal yönetmeliklerin barındırıldığı belirlenmiştir.

Beş ayrı alt kriterden sadece birine olumlu yanıt veren Beydağ, Çeşme, Foça, Gaziemir, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menemen ve Torbalı belediyelerinin oluşturduğu son grupta, sadece Gaziemir ve Kemalpaşa belediyelerine ait İnternet sitelerinde belediye başkanlarının kişisel özelliklerine ait bilgilerin bulunmadığı, tüm belediyelerin İnternet sayfalarında başkan yardımcılarıyla belediye meclis üyelerine ait kişisel bilgilere yer verilmediği, sadece Gaziemir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasında örgüt çizelgesinin yer aldığı ve yine sadece Kemalpaşa Belediyesi‘nin İnternet sayfasında kurumsal yönetmeliklerin var olduğu belirlenmiştir.

Belediyelerdeki şeffaflık konusunda kullanacağımız ikinci ana kriter ise, ‘Karar Süreçleri İle İlgili Kriterler“‘ olup; bu ana kriterin altında da belediye meclisi ve encümeni kararlarıyla ihale kararları ve imar planı ile ilgili kararların ‘askıya çıkarılma‘ olarak ifade edilen duyurularıyla ilgili 11 ayrı alt kriter bulunmaktadır.

İzmir’deki 30 ilçe belediyesine ait İnternet sayfalarını bu 11 ayrı alt kriter açısından incelediğimizde ise aşağıdaki şu sonuçlara ulaşılmaktadır:

11 alt kriterden oluşan bu kategoride en iyi durumda olan belediyenin 9 olumlu yanıt itibariyle Konak Belediyesi olduğu, bu sırayı 7 olumlu yanıta sahip Karabağlar ve Seferihisar belediyelerinin takip ettiği görülmektedir. Konak Belediyesi‘nin bu kategorilerdeki olumsuz yanı ihaleleri canlı yayınlamayışı ve ihale kararlarını duyurmayışıdır. Karabağlar Belediyesi belediye meclisi komisyon kararlarıyla belediye encümeni ve ihale kararlarını,; ayrıca ihaleleri canlı olarak yayınlamamaktadır. Seferihisar Belediyesi ise meclis kararlarıyla ihaleleri canlı yayınlamamakta, encümen kararlarını paylaşmamaktadır.

Karar süreçlerinin şeffaf olup olmadığını gösteren 11 kriterden 5’ini olumlu yanıtlayan Ödemiş, Bayraklı, Karşıyaka ve Tire‘den oluşan üçüncü grupta ise Ödemiş, Bayraklı ve Tire belediyelerinin kararın tümünü yayınlamadığı, sadece Bayraklı Belediyesi‘nin görüşme tutanaklarını yayınladığı, komisyon raporlarının ise sadece Bayraklı ve Tire belediyeleri tarafından yayınlandığı görülmüştür. Meclis görüşmelerini canlı yayınlayan tek belediye Karşıyaka, belediye encümeni kararlarını tek yayınlayan belediye Tire, ihale duyurularıyla imar planı değişikliklerini tek yayınlamayan belediye Karşıyaka Belediyesi olup; hiç bir belediye ihaleleri canlı yayınlamamakta ve sonuçlarını duyurmamaktadır.

Aslında ihalelerin hem ihale duyurusu hem de ihale sonucu gösteren karar olarak yayınlanmamış olması ya da bazı ihale duyurularıyla kararlarının yayınlanıp bazılarının yayınlanmamış olması bu konularda şeffaf olmayan belediyelerdeki yolsuzlukların halk tarafından bilinmemesine ve bu suçların üstüne gidilmesini engellemektedir. O nedenle ihale duyurularıyla kararlarını gizleyip yayınlamayan belediyeler özel bir şekilde izlenmeli, bu belediyelerle ilgili her türlü öncelikle değerlendirilmelidir.

Bu durum halkın, adını andığımız tüm belediyelerde çok önemli konularda bilgi edinme ya da bilgiye erişim hakkının bulunmadığını ve belediye yönetimi ile ilgili konularda edindiği bilgiler çerçevesinde yönetime katılımının söz konusu olamayacağını, belediye başkanı, meclisi ve encümeninin denetiminde olan karar alma süreçlerinde yer almasının ya da o süreçlere etki etmesinin hem kağıt üstünde hem de fiilen mümkün olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bugün ele aldığımız kurumsal ve karar süreçleri ile ilgili şeffaflık kriterlerinin de gösterdiği gibi 30 ilçe belediyesinden hiç birinde 16 kriterin tümüne olumlu yanıt veren verilmesi mümkün gözükmemektedir.

Bugün ele aldığımız toplam 16 kriterden 11’ine olumlu yanıt veren Konak Belediyesi başı çekerken Konak Belediyesi’ni 10 kritere olumlu yanıt veren Karabağlar ve Seferihisar belediyeleriyle 8 kritere -yani yarısına- olumlu yanıt veren Bayraklı ve Karşıyaka belediyeleri izlemektedir. Ancak bu durum bile 30 ilçe belediyesinin ‘kurumsal‘ ölçekte ve ‘karar süreçleri‘ itibariyle istenen düzeyde şeffaf olmadığını, bu konularla ilgili bilgi ve belgeleri halkla paylaşmadığını göstermektedir.

Yarın: mali konularla yapılacak ya da yapılan büyük iş ve faaliyetler konusundaki şeffaflık ne düzeyde?

Devam Edecek…

Şeffaflık ve İzmir belediyeleri (1)

Ali Rıza Avcan

Uluslararası Şeffaflık Derneği‘nin, “kararların, kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda alınması ve uygulanması, alınan kararlardan etkileneceklerin bilgiye erişiminin sağlanması ve bu bilginin de ulaşılabilir, anlaşılır ve somut olması prensibidir.” diye tanımladığı şeffaflık olgusu, temsili demokrasinin temel uygulaması olan genel ve yerel seçimlerle belirlenmiş temsilcilerin, o temsilcileri seçen halkın izleyip denetleyebilmesi açısından oldukça önemlidir.

Seçimlerde verdiği oyla belediye başkanını ve belediye meclis üyelerini seçen yurttaşların, kendi vekillerinin seçim sonrasındaki karar ve uygulamalarını izleyip değerlendirebilmesi için, vekillerin aldığı ya da alacakları kararlarla yaptıkları ya da yapacakları uygulamalar hakkında önceden bilgi sahibi olması, sahip olduğu bu bilgilerle verilen/verilecek ya da yapılan/yapılacak uygulamaların doğru, yerinde ve sonuç alıcı olup olmadığı konusunda kanaat sahibi olması gerekmektedir. Bu bir anlamda vekillerin, seçmenin çıkarları doğrultusu çalışıp çalışmadığının izlenip denetlenmesi anlamına da gelmektedir.

Bu çerçevede şeffaflık ilkesinin ‘katılım‘, ‘bilgi edinme‘ ya da ‘bilgiye erişim‘ hakları ile de ilişkisi olduğu; günümüzde tüm inandırıcılığını kaybetmiş olan temsili demokrasinin yerine koymaya çalıştığımız katılımcı ve çoğulcu demokrasinin, ‘şeffaflık‘, ‘katılım‘, ‘bilgi edinme‘ ya da ‘bilgiye erişim‘ haklarının varlığı ve bu varlık içinde karşılıklı olarak birbirlerini etkileyip beslemesi durumunda gelişip güçlenebileceği söylenebilir.

Şeffaflık olmadan bilgiye erişim ya da bilgi edinme hakkının yaşam bulması ya da bilgiye erişim ya da bilgi edinme hakkının olmadığı bir ortamda sahici ve etkili bir katılımın gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle, bilgiye erişim, bilgi edinme ve katılım hakkının temeli ya da ana kaynağı bilgiye ulaşma konusundaki şeffaflıktır diyebiliriz…

Şeffaflık açısından önemli olan diğer bir husus da, kamu yönetimi ile ilgili bu bilgilerin ‘düzenli‘, ‘anlaşılabilir‘, ‘tutarlı‘ ve ‘güvenilir‘ bir şekilde kamuoyuna aktarılmasıdır. Arada sırada düzensiz yapılan bilgilendirmeler, teknik ya da mesleki bir dille yapılan anlaşılamayan açıklamalar, birbiri ile ya da diğer bilgi kaynaklarıyla uyuşmayan bilgilerin bu anlamdaki şeffaflığın kapsamına girmesi mümkün değildir.

Katılımcı ve çoğulcu demokrasi açısından çok önemli olan şeffaflık ilkesinin belediyeler düzleminde, özellikle de İzmir’deki 30 ilçe belediyesindeki uygulama pratiği nedir? Belediyeler bilgi vermek, tanıtım yapmak ve yönetsel bir araç olarak kullanmak amacıyla tasarlayıp yayına koydukları İnternet siteleri ve sosyal medya kanalları ölçeğinde ne ölçüde şeffaftır? Şeffaf olma adına ne yapmaktadırlar? İsterseniz, gelin bu soruların yanıtlarını her bir belediyenin İnternet sayfasıyla sosyal medya kanallarını inceleyerek ortaya koymaya çalışalım.

Ama ondan önce sahip oldukları bilgi ve belgeleri anlaşılır bir dil ve yöntemle nasıl paylaştıklarını ortaya koymak amacıyla önceden belirlediğimiz şeffaflık kriterleri hakkında bilgi verelim:

Belediyelerdeki şeffaflık kriterlerinin neler olabileceği konusunda değişik kurum ve kişilerin yaptığı çalışmalar olmakla birlikte; bu kriterlerin belediyelerde belge üzerinde yapılan incelemeler, belediye İnternet sitelerinde yapılan incelemeler, hemşehrilerin yaptığı başvurular üzerinden gerçekleştirilen incelemeler gibi farklı şekil ve düzlemleri bulunmaktadır. Örneğin, Uluslararası Şeffaflık Derneği‘nin, ilgili belediyenin talebi üzerine yaptığı değerlendirmelerde kullandığı kriterlerin temeli mahallinde belge üzerinde yapılan incelemelerle belediye görevlileri ve yurttaşlarla görüşmelere dayanmaktadır. Bizim bugün yapmaya çalışacağımız inceleme ise İnternet sayfalarıyla sosyal medya kanallarının tasarım ve uygulaması üzerinden yapılan tespitlere dayanmaktadır.

2020 yılı Ağustos ayı içinde İzmir’deki 30 ilçe belediyesine ait İnternet sayfaları ve sosyal medya kanalları üzerinden yaptığımız incelemede başlıca 4 ana kriter ve bu kriterlere bağlı toplam 26 kriter dikkate alınmıştır.

Bu 4 ana kriterle toplam 26 alt kriteri şu şekilde açıklayabiliriz.

I. ANA KRİTER: KURUMSAL ŞEFFAFLIK – Bu bölümde, belediyenin kurumsal yapısı hakkında bilgi verilip verilmediğine ve hemşehrilerin belediye üst yönetimine kolaylıkla ulaşıp ulaşmadığını gösteren bilgilerin olup olmadığına bakılmaktadır.

1. Belediye başkanı ile ilgili kişisel bilgiler: Belediye başkanının kişisel özellikleri (Doğum yeri, yılı, eğitim düzeyi, medeni durumu, mesleği, iletişim bilgileri vb) ile ilgili bilgilerin var olup olmadığı,

2. Belediye başkan yardımcılarıyla ilgili kişisel bilgiler: Başkan yardımcılarının kişisel özellikleriyle (Doğum yeri, yılı, eğitim düzeyi, medeni durumu, mesleği, iletişim bilgileri vb) ilgili bilgilerin var olup olmadığı,

3. Belediye meclisi üyeleriyle ilgili kişisel bilgiler: Belediye meclisi üyelerinin kişisel özellikleriyle (Doğum yeri, yılı, eğitim düzeyi, medeni durumu, mesleği, iletişim bilgileri vb) ilgili bilgilerin var olup olmadığı,

4. Örgüt şeması: Belediye örgüt yapısını gösterir çizelgenin var olup olmadığı,

5. Kurumsal yönetmelikler: Belediye meclisi tarafından kabul edilen yönetmeliklerin var olup olmadığı dikkate alınmıştır.

II. ANA KRİTER – KARAR SÜREÇLERİ İLE İLGİLİ ŞEFFAFLIK – Belediye başkanı, meclisi, encümeni ve ihale komisyonu gibi karar organlarının aldığı kararların yayınlanıp yayınlanmadığı,

6. Belediye meclisi gündem duyurusu: Belediye meclisi gündemlerinin yayınlanıp yayınlanmadığı,

7. Belediye meclisi kararları: Belediye meclisi kararlarının yayınlanıp yayınlanmadığı,

8. Belediye meclisi karar özetleri: Belediye meclisi karar özetlerinin yayınlanıp yayınlanmadığı,

9. Belediye meclisi görüşme tutanağı: Belediye meclisi görüşmelerinin tümünü gösteren görüşme tutanağın yayınlanıp yayınlanmadığı,

10. Belediye meclisi komisyon raporları: Belediye meclisi kararlarına dayanak olan komisyon raporlarının yayınlanıp yayınlanmadığı,

11. Belediye meclisi toplantısının canlı yayınlanması: Belediye meclisi toplantılarının canlı yayınlanıp yayınlanmadığı ve buna ilişkin videoların kayıtlı olup olmadığı,

12. Belediye encümeni kararları: Encümen kararlarının yayınlanıp yayınlanmadığı,

13. İhale duyurusu: İhalelere ilişkin tüm ilanların yayınlanıp yayınlanmadığı,

14. İhale kararı: Yapılan tüm ihale kararlarının yayınlanıp yayınlanmadığı,

15. Canlı ihale yayını: İhalelerin canlı olarak yayınlanıp yayınlanmadığı ve buna ilişkin videoların kayıtlı olup olmadığı,

16. Askıdaki imar planı duyuruları: İmar planı yapım ve değişiklikleriyle ilgili ilanların yayınlanıp yayınlanmadığı dikkate alınmıştır.

III. ANA KRİTER – MALİ ŞEFFAFLIK – Gelir ve giderle ilgili bilgi ve belgelerin yayınlanıp yayınlanmadığı,

17. Stratejik plan: Dört yıllık stratejik plan belgesinin yayınlanıp yayınlanmadığı,

18. Performans programı: Yıllık performans programının yayınlanıp yayınlanmadığı,

19. Faaliyet raporu: Belediye başkanı tarafından hazırlanan faaliyet raporunun hazırlanıp hazırlanmadığı,

20. Bütçe: YIllık bütçelerin yayınlanıp yayınlanmadığı,

21. Aylık bütçe gerçekleşme raporu: Bütçenin aylık gerçekleşmesini gösteren raporun yayınlanıp yayınlanmadığı,

22. Kurumsal mal durum ve beklentiler raporu: Kurumsal mali durum ve beklentiler raporunun yayınlanıp yayınlanmadığı,

23. Kesin hesap: Belediyenin yıllık kesin gelir ve gider hesaplarını gösteren raporun yayınlanıp yayınlanmadığı,

24. İç ve dış denetim raporu: Belediye meclisi, İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay tarafından hazırlanan denetim raporlarının yayınlanıp yayınlanmadığı dikkate alınmıştır.

IV. ANA KRİTER – UYGULAMA İLE İLGİLİ ŞEFFAFLIK – Belediyenin yapmayı hedeflediği ve yaptığı büyük proje ve faaliyetler hakkında bilgi verilip verilmediği,

25. Gerçekleştirilen projeler: Hizmet dönemi içinde gerçekleştirilip bitirilen projeler hakkında bilgi verilip verilmediği,

26. Devam eden projeler: Hizmet dönemi içinde halen devam etmekte olan projeler hakkında bilgi verilip verilmediği dikkate alınmıştır.

Önceden belirlenmiş bu kriterler dikkate alınarak yapılan değerlendirmelerde, her bir kriterin varlığı (1), yokluğu ise (0) değeri ile belirlenmiş, yerleşik nüfusu 50.000’e ulaşmadığı için stratejik plan ve performans programı hazırlama zorunluluğu bulunmayan belediyelerde bu değerlendirme (0) üzerinden yapılmıştır.

Bu değerlendirmeler öncesinde söylenmesi gereken diğer bir husus ise, Urla Belediyesi’ne 18 Aralık 2019 tarihi itibariyle kayyum atanması nedeniyle birçok şeffaflık kriteri açısından dezavantajlı bir durumda olduğunun hatırlatılması ve değerlendirmenin bu durum dikkate alınarak yapılması gereğidir.

Şeffaflık konusunda unutulmaması ve yapılacak değerlendirmelerde özel olarak ele alınması gereken bir ilçe belediyesi, 2108 yılında Uluslararası Şeffaflık Derneği ile ortak çalışmalar yapıp şeffaflık konusunda özel bir rapor hazırlatan ve Türkiye’de ilk kez Şeffaf Belediyecilik Ödülü‘nü alan Seferihisar Belediyesi‘dir. O nedenle Seferihisar Belediyesi’nin şeffaflık düzeyi bu çalışmalar nedeniyle daha dikkatli bir şekilde ele alınacak ve daha önce yapılan bu çalışmaların bugünkü şeffaflık düzeyine etki edip etmediği araştırılacaktır.

Devam Edecek…

Akdeniz; ama…

Ali Rıza Avcan

Ticaret dünyasının diliyle aklı başında, itidalli ve basiretli bir tüccarın ya da iş adamının bilmediği bir yerde yeni bir iş yeri açmaya kalktığında ilk yapacağı iş, iş yerinin faaliyette bulunacağı yerdeki mevcut ve olası rakiplerini öğrenmek, o yerde aynı işi yapan kimlerin olduğunu belirleyip onların kendisinden önce neler yaptığını ya da yapabileceğini öğrenmek ve kendi açacağı iş yerinin özellikleriyle mevcut iş yerlerinin özellikleri arasında bir mukayese yaparak onlardan farklı bir hizmet sunmaya çalışmaktır.

Bu bağlamda, 2019 yerel seçimleri sırasında en önemli projesinin Akdeniz kentleri arasında bir birlik oluşturmak olduğunu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘e bu düşüncesinin yapılabilirliği ve sürdürülebilirliği konusundaki ciddi kaygılarımı içeren bir raporu, o tarihlerde hep yanında olup yardımcı olan Nezih Öztüre eliyle iletmiş ve vereceği tepkiyi merakla beklemiştim.

Zira Tunç Soyer‘in sözünü ettiği bir Akdeniz kentleri arasında bir birlik oluşturması fikri, Avrupa Birliği‘nin bir Güney Projesi olarak 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy‘nin öncülüğünde kurulan Akdeniz İçin Birlik (Union for the Mediterranean) örgütü, Akdeniz’e kıyısı olsun ya da olmasın 48 ülkeyi kapsayacak şekilde 2008 yılında kurulmuş ve aradan geçen sürenin sonunda Akdeniz dünyasındaki büyük anlaşmazlıklar nedeniyle başarısız bir proje olarak anılmaya başlamıştı. Ama yine de bu birlik varlığını koruyor ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Katı Atık Entegre Projesi‘nin finansmanı bu birlik tarafından karşılanıyordu.

Öte yandan Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ve o ülkelerde yaşayan halklar; özellikle Avrupa Kıtası halklarıyla Araplar, Filistinliler, Museviler ve Türkler arasında yaşanan büyük sorunlar böylesi bir birliğin etkili bir şekilde çalışmasını engelliyordu.Üstüne üstlük Türkiye’nin Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Libya konusunda İsrail, Fransa, Mısır gibi ülkelerle yaşadığı sorunlar İzmir merkezli bir birliğinin yaşama geçmesini, Ankara’nın buna izin vermesini engelliyordu. O nedenle kendisine Dışişleri Bakanlığı’ndaki Akdeniz İçin Birlik çalışmalarıyla ilgili birim yetkilileriyle ya da İzmir’de yaşayan eski büyükelçi Ertuğrul Apakan ile görüşerek bilgi almasını önermiştim.

“Akdeniz İçin Birlik” Örgütü Üye Ülkeleri

Bir süre sonra Tunç Soyer‘in, Nezih Öztüre üzerinden verdiği cevabı, “ben bütün bunların hepsini biliyorum” şeklindeydi ve anlaşıldığı kadarıyla bu konunun tartışmaya açılmasından yana değildi.

Bunun üzerine, zamanında yapılması gereken uyarıyı yapmış olmanın rahatlığıyla olası gelişmeleri izlemeye karar verdim.

Beklediğim gelişmelerin ilki, 10 Nisan 2019 tarihinde Akdeniz’deki 6 kentin yöneticilerine; Barselona Belediye Başkanı Ada Colau‘ya, Beyrut Belediye Başkanı Jamal Itani‘ye İskenderiye Valisi Dr. Abd El Aziz Konsowa‘ya, Marsilya Belediye Başkanı Jean-Claude Gaudin‘e, Selanik Belediye Başkanı Yannis Butaris‘e ve Venedik Belediye Başkanı Luigi Brugnaro‘ya davet mektuplarının yazılmasıydı.

Tunç Soyer imzalı bu mektuplarda “Dört buçuk milyon nüfusu ile İzmir, Türkiye’nin batı sahilindeki en büyük, tüm ülkenin ise üçüncü büyük kentidir. Batı Anadolu’da uzanan kökleri sayesinde zenginleşen kent, yüzyıllardır Akdeniz’in ana limanlarından biri olarak işlev görmektedir. Bu tarihsel nedenlerle, batı ile doğu arasında köprü kuran bu bölgede kentimiz kültürlerin çeşitliliğine şahitlik etmiştir. İzmir limanı, diğer Akdeniz limanlarına benzer şekilde sadece uluslararası ticaret merkezi olarak işlev görmemiş; aynı zamanda pek çok kültürün uyumlu bir şekilde bir arada yaşamasına da olanak sağlamıştır. Bu çeşitlilik, Türkiye’nin diğer illerinden gelen ve diğer Akdeniz ile Avrupa ülkelerinden birçok insana yuva olan İzmir’de günlük yaşamın temelini oluşturmaya devam etmektedir. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak öncelikli sorumluluklarımızdan birinin doğal bir liman olma özelliğimizi daha da güçlendirmek olduğuna inanmaktayım. Bu, kuşkusuz ekonomik ve kültürel açıdan Akdeniz kentlerinin çok yönlü ve ikili işbirliğini gerektirmektedir.” denilmekte ve bu mektupların sonu, “Lütfen bu mektubumu Akdeniz ligi ruhuyla gelecekteki işbirliğimiz için bir iyi niyet ifadesi olarak addedin. Yakın gelecekteki olası diyalogumuz ve işbirliğimiz üzerine bilgi paylaşımında bulunmak üzere sizinle en kısa sürede şahsen buluşmayı içtenlikle umuyorum.” şeklinde bitmekteydi.

Bugün bu mektupların gönderilişinden bu yana tam tamına 1 yıl 4 ay 9 gün geçti ve ortada bu kentlerin yöneticileri tarafından cevaplanmış tek bir mektup bile yok…

Üstüne üstlük mektup gönderilen Beyrut kenti, yakın bir zamanda büyük bir felaketle adeta yok olacak düzeye geldiği halde, davet mektubunun gönderildiği İzmir‘den bu kente uzanmış tek bir yardım eli, tek bir ilgi, tek bir mesaj da yok…

Şimdi de okuduğumuz gazetelerle izlediğimiz İnternet sayfalarından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan‘ı ziyaret ederek kendisini 9-13 Eylül 2020 tarihleri arasında yapılacak “Akdeniz” temalı 89. İzmir Enternasyonal Fuarı‘na davet ettiğini öğreniyor ve ister istemez pandeminin kontrolden çıkma ihtimalinin yüksek olduğu günlerde yapılacak bu fuara bu kentlerin ya da kent yöneticilerinin katılıp katılmayacağını merakla bekliyoruz.

Ayrıca Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde kullanılan dilleri öğretmek amacıyla kurulduğu söylenen Akdeniz Dilleri Merkezi‘nde, Arapça, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ve İspanyolca ile ilgili eğitim verileceğini öğrenmekle birlikte; bu dillere kentimizde ve Akdeniz’e kıyısı olan İsrail’de, Lübnan ve Suriye’de yüzyıllardır konuşulan kadim diller İbranice ile Ladino ve Ermenice‘nin niye dahil edilmediğini; ayrıca, bu yeni dil eğitim merkezi ile şimdilik sonuçsuz kalan Akdeniz kentleri birliği girişimi arasında nasıl bir bağ kurulduğunu da merak etmekteyiz.

Ama her şeyden önemlisi; Covit19 salgınının hem ülkemizde hem de kentimizde yeniden artmaya başladığı, bu nedenle, 18 Ağustos 2020 tarihi itibariyle 65 yaş üstü gruba yeni kısıtlamaların getirildiği bir kentte, beş gün de olsa büyük kalabalıkları bir araya getiren fuar, konser ve eğlence organizasyonunda ısrar etmenin nedenini de merak etmekteyiz…

İşte o nedenle;

Şimdi içinde bulunduğumuz bu koşullarda halkın sağlığı mı daha önemli; yoksa ticaret, kazanç ve eğlence mi? diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Tabii ki bu sorunun, tarihe örnek olacak insani sorumluluk duygusuyla cevaplanması koşuluyla…

Başarısız bir projenin ardından söylenmesi gerekenler…

Ali Rıza Avcan

31 Temmuz ile 1 ve 2 Ağustos 2020 tarihlerinde , A3 Haber sitesinde, yazılarını ilgiyle okuduğum gazeteci Serdar Öztürk’ün, “Kent Konseyleri Dosyası” başlıklı birbirini izleyen üç ayrı yazısını okudum.

Söz konusu yazılarda Karşıyaka Belediye Başkanı Şebnem Tabak‘ın hizmet döneminde Karşıyaka Kent Meclisi ve Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan‘ın hizmet döneminde Konak Kent Konseyi’nde görev yapmış Doç. Dr. Metin Erten’in kent konseyleri ile ilgili değerlendirmelerini bir kez daha okuma olanağına kavuşmuş olduk.

Bu söyleşi üzerine Metin Erten tarafından dile getirilen fikirlerin ne ölçüde yanlış, eksik ve yetersiz olduğunu ifade etmenin artık bir zorunluluk haline geldiğini düşünerek, 4 Ağustos 2020 tarihinde “Ağaçların yerine ormanı görebilmek”, 6 Ağustos 2020 tarihinde de “Toplumsal mücadele, dürüst ve doğru olmamızı gerektirir” başlıklı yazıları sizlerle paylaştım.

Bugün ise, aynı söyleşide dile getirilen diğer görüşleri ele alıp bu konuyla ilgili yazılarıma son vermek istiyorum.

Kent konseylerine sade yurttaşların ve eski belediye başkanlarının katılamadığı iddiası

A3 Haber sitesinin kent konseyleri konusunda uzman olduğu gerekçesiyle görüştüğü Metin Erten, eski belediye başkanlarıyla bakanların ve bu alanda çalışmış uzmanların kent konseylerinde çalışamadıklarını ifade etmektedir:

İzmir için şöyle somutlaştırayım. Bu konuda tarihe geçmiş dört kişi bu kentte yaşıyor. Osman Özgüven, Bülent Baratalı, Hakkı Ülkü ve Şebnem Tabak. Bu kişiler yönetmeliğe göre konsey üyesi değiller. Bu işin tarihini oluşturmuşlar ama şimdi bir konseye gidip düşüncelerini anlatamıyorlar. Bu yanlış. Karşıyaka Kent Meclisi tüzüğünü hazırlarken de bunu düşünmüş ve alanında uzman olan insanların başka hiç kurumun temsilcisi olmalarına gerek kalmadan doğrudan kent meclisine üye olmalarını sağlamıştım. “Uzmanlar” diye bir grup oluşturmuştum. Bir eski bakanımız vardı örneğin. O, bu gruptan meclis üyemiz olmuştu. Çok önemli katkılar yapmıştı. Şimdi siz o eski bakana “sen burada üye olamazsın, kentinle ilgili bir şey söyleyemezsin, sen git kendine bir dernek bul, orası adına toplantılarımıza katıl” diyemezsiniz, dememelisiniz. O zaman, onun da orada olabileceği bir yapı oluşturmanız gerek.Metin Erten, 31 Temmuz 2020, A3 Haber

Oysa bireylerin ve eski belediye başkanlarının kent konseylerine katılması, yasal olarak mümkün olup bunu yasaklayan ya da engelleyen bir mevzuat düzenlemesi bulunmamaktadır.

8 Ekim 2006 tarih, 26313 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Kent Konseyi Yönetmeliği’nin “meclisler ve çalışma grupları” başlığını taşıyan 12. maddesine göre kent konseyi tarafından kurulabilen meclislere ve çalışma gruplarına üye olan bireyler, yine aynı yönetmeliğin “kent konseyi üyeliği” başlığını taşıyan 8. maddesinin (g) fıkrası hükmüne göre, “kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi” olarak kent konseyi genel kuruluna katılabilir. Bu madde düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, kent konseylerinde asıl çalışma alanını oluşturan meclislerin ve çalışma grubu temsilcilerinin kent konseyi genel kuruluna katılmaları mümkün olup, yasal düzenlemede “başkan” yerine “temsilci” denilmesi de meclis ya da çalışma grubu başkanı olmayan herhangi bir katılımcının da genel kurula katılmasının yolunu açmıştır.

Ayrıca, değişik kent konseylerinin örgütlenme çizelgelerine baktığımızda eski belediye başkanlarının; hatta valilerin, milletvekillerinin kent konseyleri ile ilişkisini kurabilecek yapılanmalara izin verildiği görülecektir. Örneğin İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönerge‘nin 18. maddesinin “Danışma Kurulu” başlıklı 2. fıkrası hükmüne göre, “İzmir Kent Konseyi Yürütme Kurulu tarafından oluşturulan Danışma Kurulu, geçmişte görev yapmış belediye başkanları, milletvekilleri, il genel meclisi üyeleri, belediye çalışanları, geçmişte görev almış kent konseyi yöneticileri, ihtisas sahipleri ve kanaat önderlerinden oluşur. Söz konusu danışma kurulu 6 ayda bir çağrılır.” Yine aynı şekilde, kent konseyleri arasında örnek olarak gösterilen Nilüfer Kent Konseyi Çalışma Yönergesi‘nin “Kent Konseyi Üyeliği” başlığını taşıyan 8. maddesinin (ı) fıkrası hükmüne göre “geçmiş dönemlerde görev yapmış Nilüfer Belediye Başkanları, Nilüfer Kent Konseyi Başkanları ve Nilüfer Kent Konseyi Genel SekreterleriNilüfer Kent Konseyi Genel Kurulu‘nun üyesidir.

Noterlerin kent konseylerine katılımı sorunu

Noterlerin katılımı yasanın iyi hazırlanmadığının bir göstergesidir aslında. Ben bir noterin ya da kurumunun bugüne dek çıkıp kent ile ilgili bir öneride bulunduğunu duymadım. Tarih boyunca tek bir örnek yokken, yasaya “noterler mutlaka olacak” denmesi ne kadar anlamlıdır bilmiyorum…Metin Erten, 1 Ağustos 2020, A3 Haber

Vikipedi’nin verdiği bilgilere göre; “Türkiye Noterler Birliği, Anayasa’nın 135’inci maddesine göre Noterlik Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olup, kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliğe sahip bir meslek kuruluşudur. Bu Kanun’da gösterildiği şekilde devletin idari ve mali denetimine t​​abidir. Birliğin merkezi Ankara’dadır.” Bu anlamda Türkiye Noterler Birliği ile Birliğe bağlı Noter Odası temsilcilerinin, kent konseylerine katılan TMMOB, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Eczacıları Birliği gibi kent konseylerine katılması mümkündür.

Adalet Bakanlığı’nın 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de toplam 2.061, İzmir’de de 89 adet noter bulunmakta olup; kent konseylerinin bu noterlere ulaşması, onların katılımını özendirmesi durumunda noterlerin de bir meslek kuruluşu olarak kent konseylerinde daha etkin bir şekilde çalışması mümkün hale gelebilir. Aksini savunmak ise hem demokrasi hem de katılımcı yaklaşım açısından sorunlu bir tutum olacaktır.

Katılımcıları “belirlemek” ve bunu yaparken ayrımcılık yapmak

A3 Haber sitesinin Metin Erten ile yaptığı söyleşiden Karşıyaka Kent Meclisi‘nin oluşumunda katılımcıların belediye başkanı ile kendisi tarafından belirlenmesinin doğru bir iş olarak yorumlandığını görüyoruz.

“Bir anımla sorunun yanıtını vermek istiyorum. Karşıyaka Kent Meclisi tüzüğünü hazırlıyorum. Belediye başkanımız Şebnem Tabak’la görüşüyoruz sık sık. İş meclis genel kurulunun kimlerden oluşacağına geldi. Odasındayız ve başkaları da var. “50 kişi yeter” diyen de çıktı, “700-800 kişi olsun” diyen de. Ama ben buraya gelmeden önce dersimi çalışmış ve Sayın Hakkı Ülkü’ye sormuşum, “sizde neden 200 kişiydi” diye. Yanıtı çok basit ve etkiliydi. “Bu insanları toplayacağımız en büyük salonumuz 200 kişilikti de ondan”. 50 çok azdı ama 800 kişiyi toplayacak salonumuz da yoktu. Ben 270 önermiştim. Öyle de yapıldı. Ama yukarıda da söylediğim gibi 15 sayfalık dernek listesini ve bin 500 STK’nın arasından rakamı neye göre eksiltecektik. (Konak Kent Konseyinde rakam 4 bin civarındaydı) Her türlü hemşeri derneğini dışarıda bıraktık, listenin yarısı silindi. Her engelli grubunda yalnızca birini aldık, liste yine azaldı. Kahvehane açmak için kurulan dernekleri sildik, liste azaldı. Ama yine çoktu. Bu kez bu derneklerin ne kadar etkinlik yaptıklarını, çalışma alanlarını inceledik. Çok etkinlik yapan, üreten, koşturan dernekleri bulduk. Sonunda bin 500 rakamını 30 dernek, 8 sendika ve 25 odaya kadar düşürdük. “Biz neden orda yokuz” diyen de çıkmadı. Sonuç olarak, her konsey kendi rakamını, kendi ölçütünü kendisi bulacaktır. Kimisi sayı çokluğundan ötürü birilerini eleyecek, kimisi de kentinde zaten 3-5 tane dernek olduğu için hepsine “katılın” diyecektir.” Metin Erten, 2 Ağustos 2020, A3 Haber

Oysa halkın belediye yönetimine katılımı için kurulduğu söylenen alternatif bir meclise kimlerin gireceğinin belediye başkanı ya da onun belirlediği bir sekreter tarafından belirlenmesi ile aynı işin Fransa Kralı XVI. Louis ya da Kardinal Richelieu tarafından yapılması arasında hiçbir fark yoktur. Aslında bu örneği vererek yapılanın doğru olduğunu savunmanın da katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Bu çerçevede böyle bir şey yaptığınızda size şu soruları sorarlar;

  • Hemşehri derneklerini niye dışarıda bıraktınız?
  • Engelli derneklerinden sadece birini niye seçtiniz?
  • Derneklerin ne ölçüde etkin olduğunu o derneklere üye ya da yönetici olmadan nasıl ölçtünüz?
  • Bu ölçme ve değerlendirme sırasında kullandığınız kriterler neydi?
  • Böyle bir şeyi yapma konusunda kendinizi nasıl yetkili gördünüz?
  • Böyle yaparak aslında temsili demokrasinin yozlaşmış bir örneğini daha yeniden üretmiş olmadınız mı?

Bence bu kadar demokrasiden, katılımcı anlayıştan, çoğulculuktan, örgütlenme ve kendini ifade etme özgürlüğünden uzak kalmış, zamanında yaptığı yanlışları bugün sanki bir meziyetmiş, olumlu bir deneyimmiş gibi anlatıp yaptığı iyi, güzel, yanlış ve eksik işlerin özeleştirisini yapmayan; bu nedenle de İzmir Kent Konseyi başkanlığı için kendisine davet yapılmadığı için küsen insanlara bu işin erbabı, uzmanı, en iyi bileni unvanlarını dağıtırken daha dikkatli davranmamız, geçmişte yapılan işlerin içindeki doğru, iyi ve anlamlı olanları seçip geleceğe taşımamız gerektiğini kendisine yeniden hatırlatmamız gerekiyor…

Bir kenti bilerek ve hissederek analiz etmek…

Ali Rıza Avcan

Evet, şanslı biriyim… Daha doğrusu uzun bir süredir ilgilendiğim; o nedenle, ilgi duyduğum mesleki konuların odağını oluşturan ‘kent ve kente dair her şey‘le ilgili eğitimimde ve meslek yaşamımda işinin ustası bilim insanlarıyla tanışmış, birlikte çalışmış ve uygulama içinde onlardan çok şey öğrenmiş olduğum için kendimi şanslı gören biriyim…

Bu çerçevede, üniversitedeki ilk yılımda bana sosyolojinin ne olduğunu, ne işe yaradığını ve sosyolojik araştırmaların nasıl yapılacağını öğreten rahmetli hocam İbrahim Yasa, iyi ki bize ders kitabı olarak yine sosyolojinin diğer bir efsane ismi, Mübeccel Belik Kıray‘ın 1964 tarihli “Ereğli: Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” kitabını tavsiye edip okutmuş; böylelikle, Cumhuriyet Dönemi’nde küçük bir köyken büyük bir sanayi kentine dönüşen Karadeniz Ereğli gibi önemli bir yerleşimin nüfus, sosyoekonomik yaşam, gelir farklılıkları ve tüketim normları, aile yapısı ve aile içi ilişkiler, eğitim, boş zaman uğraşları, iletişim, mülkiyet yapısı, din ve dünya görüşü, sanayi ve yerleşimin yakın çevre ile ilişkileri gibi her yönüyle nasıl incelenip analiz edileceğini öğrenmişim diye düşünüyorum.

Üniversite birinci sınıfta karşıma çıkan bu şans, üniversite öğretimimin izleyen yıllarında diğer bir değerli hocam Nermin Abadan Unat sayesinde devam etmiş; üçüncü ve dördüncü sınıflardaki siyaset bilimi ve sosyolojisi derslerinde, İzmir Kız Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan Mübeccel Belik Kıray‘ı derslerimize getirip bizlerle tanıştırması sayesinde dünyaya bakışımızı şekillendiren değişik konularda bilgilenmemiz mümkün olmuştu.

Soldan sağa: Nermin (Süleymanoviç) Abadan Unat, Türkan (Özer) Erkin, Günseli Tamkoç, Perihan Perçin, Nerime Elbe ve Mübeccel (Belik) Kıray. İzmir, Bozyaka Hatırası, 1939 (Olcay Akkent’in arşivinden)

Nitekim daha sonraki mesleki ve özel yaşantımda bir kente ilk kez gittiğimde, sadece o kentle ilgili yayınları ve resmi istatistikleri değil; onun yanı sıra, o kentte yaşayan ve çalışanların oluşturduğu toplumsal yaşamı, bu yaşama ilişkin değişik katman ve dinamikleri anlamaya çalışmış, her biri hakkında inceleme, araştırma ya da planlama çalışmaları yaptığım İstanbul Bahçelievler, Şişli, Bursa Osmangazi, İzmir Aliağa, Torbalı, Bayraklı, Balçova, Çiğli, Güzelbahçe, Kemalpaşa, Aydın Kuşadası ve Muğla Marmaris gibi ilçelerle Bayraklı Turan gibi mahallelerde öncelikle o yerleşimlerin sokaklarını dolaşmış, kahvehane, işlik ve meydanlarında yöre insanlarıyla konuşup sohbet etmiş, onlarla birlikte iş yapıp onları anlamayı denemiş, kentin arkeolojisi, kentteki sokak hayvanlarıyla çöp kutularının durumu, insanların seçtiği giysi rengi ve tarzları, kentin yerleşim düzeni, cadde ve sokaklarıyla yapı özellikleri gibi kendimce anlamlı birçok ipucunu değerlendirerek o kenti ve o kentte yaşayanları, onları bir araya getiren dinamikleri anlamaya çalışmıştım.

Belki inanmayacaksınız ama bir kentin nasıl okunup analiz edileceği konusunda hocam Mübeccel Belik Kıray‘la kurduğum bu şanslı ilişki, 1983-1991 döneminde yaşadığım İstanbul, Yeşilyurt’ta kendisiyle komşu olmam ve sahildeki Yeşilyurt Spor Kulübü tesislerindeki her karşılaşmamızda yaptığımız keyifli sohbetlerle devam etmişti.

Ben bu şanslı ilişkiyi, 1997-1998 yıllarında yerleştiğim İzmir’de de devam ettirmeye çalışmış, İzmir Yerel Gündem 21 Yürütme Kurulu üyesi olarak önerip İzmir Yerel Gündem 21, IULA-EMME ve İZFAŞ ortaklığı çerçevesinde 2000 yılında gerçekleştirdiğimiz 1. Sivil Toplum Kuruluşları Fuarı ve Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu‘nda, İzmir’e gelemeyecek kadar hasta olması nedeniyle kendisi adına İzmir’e gelen değerli hocam Nermin Abadan Unat‘a, İzmir’in vefa borcu olarak verdiğimiz plaketle devam ettirmiş ve plaket töreninde kürsüden herkese gösterdiğim 1972 tarihli “Örgütleşemeyen Kent – İzmir’de İş Hayatının Yapısı ve Yerleşme Düzeni” isimli o muhteşem araştırma kitabı ile sürdürmüş, İzmir’in sevgili hocamıza vefa borcunu ödemek istediğini ifade etme şansını yakalamıştım.

Girit kökenli bir aileden gelip 1940’de İzmir Kız Lisesi’nden, 1944’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünden mezun olup “Ankara’da Tüketim Normları” ile ilgili doktorasını Behice Boran‘ın danışmanlığında yapan Mübeccel Belik Kıray‘ın 1950 yılında Sosyal Antropoloji alanında yeni bir doktora çalışması ile sonuçlanan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bilimsel çalışmaları sonrasında, 1959 yılında Türkiye’ye dönüp yeni kurulan ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nün oluşumuna emek verdiği ve uzun bir süre bu bölümün başkanlığını yaptığı konuyla ilgili herkes tarafından bilinir ve o nedenle Türkiye’de akademik anlamda sosyolojinin köşe taşlarından biri olarak kabul edilir.

Öğrencisi Hatice Kurtuluş‘un anlatımına göre, Mübeccel Belik Kıray’ın “Türkiye üzerine yaptığı toplumbilimsel çalışmalardaki derinlikli ve katmanlı kavrayışında, çoğu kez yanlış yorumlandığı gibi Chicago Okulu’nun pozitivizmi değil, sosyal antropolojiden gelen ampirik araştırmaya yatkınlığı belirleyici olacaktır. Bu nedenle Kıray’ın toplumbilimsel araştırmaları, sosyolojide pozitivist geleneğin temel metodolojik sorunu olan, yüzeyin betimlenmesi yoluyla “genellemelere” ulaşan klasik betimlemelerden çok farklı bir ampirik boyuta sahiptir. Kıray’ın araştırma sorunsalının belirlenmesinden, ampirik araştırmayı kurgulama ve analizi içeren tüm düzeylerde; sahada elde edilecek verilerden çok daha geniş bir tarihsel perspektifle hareket edilmektedir. Üstelik sadece üretim ilişkileri gibi tarihsel olumsal faktörleri değil, coğrafi (mekânsal), kültürel olumsallıkları ve dışsal dinamikleri analizine dahil eden bir metodolojik perspektife sahiptir. Bu basit bir tarih bilgisini analizine katmak değildir. Toplumsal olguyu ortaya çıkaran katmanların derinlemesine analizine dayanır. Kıray’ın Ereğli, İzmir ve Adana gibi makro ölçekli çalışmaları ve mikro ölçekteki pek çok çalışması, yukarıda sözü edilen metodolojik gerilimden uzak Türkiye’yi kavramaya yönelik özgünlükler barındıran bir sosyolojik araştırma yöntemine sahiptir.” (1)

Mübeccel Belik Kıray 1967-1968 yıllarında, aralarında Şerif Mardin, Ruşen Keleş, Cevat Geray, Oğuz Arı, Ergun Özbudun, Deniz Baykal, Şefik Uysal, Emre Kongar ve Çiğdem Kağıtçıbaşı gibi değerli bilim insanlarının da bulunduğu Türk Sosyal Bilimler Derneği ile birlikte yaptığı araştırmalar sonucunda “Örgütleşemeyen Kent, İzmir’de İş Hayatının Yapısı ve Yerleşme Düzeni” isimli o muhteşem kitabı 1972 yılında yayınlar.

Bence, İzmir üzerine yapılan araştırmaların miladı olan bu çalışma, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı, iki ayrı saha çalışmasının tarih ve arşiv çalışmalarıyla desteklenmesi nedeniyle, o tarihten bu yana İzmir üzerine söz söylemeye kalkacak herkesin öncelikle okuyup anlaması gereken ilk kaynaktır.

Ancak bundan da önemlisi, aynen Karadeniz Ereğli üzerine yaptığı çalışmadaki gibi bir kentin sadece resmi yayın ve istatistikler, gazete arşivleri, belediye haber bültenleri ya da yaygın kent söylemleri üzerinden değil; bunlarla birlikte, o şehrin tarihsel ve mekânsal katman ve dinamiklerini derinlemesine araştırıp ortaya koyarak, o dinamiklerin kaynağı olan kentlilerle bir araya gelerek, kentin özünde yatanı fark edip yaşayarak analiz edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Bir kentin sadece kuru, soyut ve yüzeysel veriler ve o kente yakıştırılan yaygın sıfat ve yakıştırmalar üzerinden değil; bunlarla birlikte o kenti oluşturan tüm katmanlardaki bileşenlerin, kentin tarihi ve mekânsal boyutları çerçevesinde çözümlenmesi gerekliliğini, sevgili hocam Mübeccel Belik Kıray‘ın söyleyip eyledikleri üzerinden vurgulamaya çalışmamın asıl nedeni ise, salgın nedeniyle uzun bir süre sonra ilk kez gittiğim Alsancak’taki Yakın Kitabevi raflarında görüp aldığım E. Fuat Keyman‘la Berrin Koyuncu-Lorasdağı‘nın 2020 yılı Haziran ayında Metis Yayınları arasından çıkan “Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar” isimli yeni kitabının İzmir’le ilgili “Ne Anadolu Sermayesi, Ne İstanbul Burjuvazisi: İzmir” başlıklı bölümünde yaptığı vahim yanlışlar ve yüzeysel analizlerle ilgili olduğunu ifade etmek isterim.

Aslında biri Sabancı, diğeri Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi olan bu iki akademisyen, benzeri bir çalışmayı bundan 10 yıl önce de yapmışlar, 292 sayfalık “Kentler – Anadolu’nun Dönüşümü, Türkiye’nin Geleceği” ismini verdikleri bir kitapla Kayseri’den Çorum ve Gaziantep’e, Konya’dan Diyarbakır’a, Bolu’dan Denizli’ye, Şanlıurfa’dan Eskişehir’e, Adıyaman’dan İzmir’e açılan yelpazede 11 Anadolu kentini mercek altına alıp o kentlerle ilgili değerlendirmeler yaparak İzmir’i de “mazereti olmayan kent” olarak tanımlamışlardı. Şimdi ise Adıyaman, Çorum ve Bolu’yu dışarıda bırakarak Kayseri, Konya, Gaziantep, İzmir, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır ve Şanlıurfa üzerine değerlendirmeler yapıp bu kentlerin gelecekleri ile ilgili beklentilerini ortaya koyuyorlar.

Açık söylemek gerekirse 2020 baskılı yeni kitabın, “Giriş, Yirmi Birinci Yüzyılda Türkiye’de Kentlere ve Kent Yönetimine Eleştirel Bir Bakış” bölümü ile yaşadığım kent İzmir’le ilgili, “Ne Anadolu Sermayesi, Ne İstanbul Burjuvazisi: İzmir” dışındaki bölümlerini okumadım. O nedenle yapacağım değerlendirmelerin sadece “Giriş” bölümü ile İzmir’le ilgili bölümde yazılı olanlarla sınırlı olduğunu belirtmem gerekiyor.

2020 tarihli kitabın iki yazarı, kitabın “Giriş” bölümünde temel amaçlarının “Türkiye’de kentleri ve kent yönetimini, mekân ile sermaye arasında kurulan ilişkiyi, sermayenin yükselişinin beraberinde getirdiği orta sınıflaşmayı ve orta sınıflaşmanın kültürel ve sosyal hayattaki izlerini Konya, Kayseri, İzmir, Eskişehir, Denizli, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa olmak üzere sekiz kentin hikâyesi üzerinden ‘yeni yerellik’ bağlamında incelemek” olduğunu belirtiyorlar. (2)

Ancak kendi görüş, düşünce, eleştiri ve değerlendirmelerime geçmeden önce 2010 tarihli “Kentler: Anadolu’nun dönüşümü, Türkiye’nin Geleceği” isimli kitabın değerlendirmesini yapan Sosyolog Zafer Çelik‘in İdealkent Dergisi’nin Mayıs 2010 sayısında yayınlanan kitap eleştirisinden önemli bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum:

Yazarlar, neo-liberal küreselleşmeci bir teorik bakış ile –rekabetçilik, girişimcilik, bireysel başarıya vurgu vb.- küreselleşme ve Avrupalılaşma süreçlerinin kentler üzerinde olumlu etkisi olduğunu vurgulamaktadırlar. Ekonomik ve kentsel mekânda yürüyen mücadelelere/çatışmalara metinde hiç değinilmemektedir. Dahası, kentsel mekânda dönüşüm sürecinde bir mücadele yaşandığına ve küreselleşmenin olumsuz etkilerine ilişkin en küçük bir ima bile yoktur. Küreselleşme ve Avrupalılaşma herkese refah ve saadet getiren ve getirmesi beklenen bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Neo-liberal küreselleşmenin etkileri üzerine yapılan birçok çalışma, durumun hiç de bu çalışmada ifade edildiği gibi herkese refah, saadet ve mutluluk getirmediğini göstermektedir. Çalışma, yöntem olarak kentsel aktörlerin görüşlerine değindiğinden, kentsel aktörlerin bu süreçten etkin faydalanıyor olmalarını herkesin faydalandığı şeklinde yorumlamakta ve kentsel dönüşüm sürecinde yaşanan mücadeleleri ihmal etmektedir. Dahası, daha önce de bahsedildiği üzere metin, kentsel mekânın dönüşümünü açıklamaktan çok kentlerin ekonomik dönüşümünü açıklamaktadır. Kentsel mekânın ne şekilde dönüşüm yaşadığı sorusunun cevabı bu çalışmada yer almamaktadır.” (3)

Evet, paylaştığım alıntının da ortaya koyduğu gibi, her iki yazarın ilgilendiği konular, bardağın boş tarafındaki ihtiyaç ve sorunlardan çok ele alıp analiz etmeye çalıştıkları kentlerdeki küreselleşmeyi destekleyen olumlu gelişmelerdir. O nedenle, neo-liberal küreselleşmeci yaklaşımların gözden düşüp sorgulandığı günümüz koşullarında yaptıkları analiz ve değerlendirmelerde çoğu kez, resmi kurumların mevcut ihtiyaç ve sorunları dikkate almadan ürettiği belge, yayın, rapor ve istatistikleriyle haber bültenlerini tercih etmekte, bu bilgilerin doğruluğunu ve geçerliliğini sorgulayıp eleştirmeye kalkmaksızın kente dair kendi beklentileri üzerinden değerlendirmeler yapıp o kentlerdeki toplumsal ihtiyaç ve sorunlardan uzak durduklarını görmekteyiz.

Örneğin 2020 basımı “Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar” isimli kitabın İzmir’le ilgili bölümünde kaynak olarak gösterdikleri bilgilerin çoğunu İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı ve Türkiye İstatistik Kurumu gibi resmi kuruluşların derleyip duyurdukları veriler oluşturmaktadır. Kente ilişkin analizlerde dikkate alınan en yeni bilimsel yayın ise, 2010 tarihli “İzmir’i Anlamak” isimli derlemedeki makalelerdir. Anlaşılan o ki, İzmir üzerine araştırmaların miladı olan “Örgütleşemeyen Kent İzmir, İzmir’de İş Hayatının Yapısı ve Yerleşme Düzeni” isimli araştırmadan söz etmek, analizi o tarihten 2020’ye taşımak akıllarına bile gelmemiştir. Bu bağlamda yazarlar, kente yönelik göç, mülteci ve sığınmacılar, gelir dağılımı, işsizlik, yoksulluk, soylulaştırma ve çarpık yapılaşma gibi el yakan konulara girmekten hoşlanmamakta, geleceğe yönelik olumlu yorumlarla “Tarihte Bayrağı Olan Nadir Şehir: İzmir” başlıklı makaleyi yazan tarihçi gibi kentin kalbi aşk ve heyecanla atan yöneticilerini etkilemeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca hem ilk hem de ikinci kitapta es geçilen diğer bir konu, küreselleşme-yerelleşme boyutunda etkili olan Avrupa Birliği şablonları nedeniyle İzmir’in tarihi, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutta bağlı olduğu Ege Bölgesi bütününden koparılarak ayrı bir kalkınma bölgesi olarak güçsüz ve yalnız bırakılmasıdır.

Gelelim kitaptaki önemli yanlışlıklara;

Nitekim, EXPO 2015 hedefine ulaşmış ve organizasyona evsahipliği yapmıştır” (4)

Doğrusu: EXPO 2015 organizasyonu İzmir’in tüm çabalarına rağmen İzmir’de değil, Milano’da yapılmıştır.

Bu tür bir yerelde kalkınma modelinin ‘İzmir modeli’ olarak sunulduğu ve Sudan gibi ülkeler tarafından örnek alındığı söyleniyor” (5)

Doğrusu:İzmir Modeli‘ denilen kavram, Aziz Kocaoğlu döneminin son yıllarında (2018-2019) ortaya atılmış olmakla birlikte; bırakın Sudan’ı, İzmir’de bile uygulanmamaktadır.

Ayrıca yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla kentlerle ilgili analizlerin 2019 yılında hazırlanıp yayınevine teslim edildiği, bu nedenle 2020 yılının Haziran ayında yayınlanan kitaptaki çoğu bilginin bugün itibariyle eskiyip güncelliğini yitirdiği görülmektedir.

Yazımızın asıl amacını oluşturan bir kenti tarihsel ve mekansal boyutta tüm katmanlarıyla derinlemesine analiz etmek ya da onu hissedip ruhuna dokunabilmek konusuna geri döndüğümüzde ise, kitapta yer alan İzmir’le ilgili değerlendirmelerin resmi veriler ışığında zaten kamuoyunca bilinen ve tartışılan konular olduğunu, kente ilişkin birçok tespit ve değerlendirme alanının yazarların kentin ruhunu oluşturan sorun, ihtiyaç ve dinamiklerden uzak durması, bu ruhu fark edip algılamaması nedeniyle es geçildiğini, yazılıp çizilenlerin bütüncül bir anlayışla ele alınmadığını anlıyoruz.

O nedenle Mübeccel Belik Kıray imzalı sosyolojik araştırmaların ortaya koyduğu gibi, kentlere yönelik doğru, geçerli ve sağlıklı analizlerin sadece resmi kurumların yayın ve istatistikleri ya da kurumsal görüşleri gibi kuru bilgilerin kullanıldığı yüzeysel araştırmalarla değil; bunların yanı sıra, o kentte yaşayan ve çalışanlarla yapılan nicel ve nitel araştırmalarla (gözlem, derinlemesine görüşmeler, odak grup görüşmeleri, olay analizleri vb.) sosyal antropolojinin gereği olarak bu verilerin tarihsel ve mekânsal ölçekte çok katmanlı ve derinlikli değerlendirilmesiyle yapılabileceğini hatırlatmak istiyorum.

Bu anlamda, tam 48 yıl önce nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanımı suretiyle elde edilen verilerin tarihsel ve mekânsal dinamiklerin ışığında, derinlemesine analizi suretiyle yapılan 1972 tarihli “Örgütleşemeyen Kent İzmir: İzmir’de İş Hayatının Yapısı ve Yerleşme Düzeni” araştırmasıyla ortaya konulan mükemmelliğin, 2010 tarihli “Kentler: Anadolu’nun Dönüşümü, Türkiye’nin Geleceği” ya da 2020 tarihli “Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar” isimli kitaplar dahil yakın zamanda yapılan hiçbir yeni araştırma ile aşılamadığı; bu nedenle, nüfusu 4,5 milyona yaklaşan İzmir’in gelecekteki yol haritasını doğru çizebilmek amacıyla bu boyut ve kalitede yapılacak yeni araştırmalara ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.

(1) Kurtuluş, H.; “Mübeccel B.Kıray’ın Ardından…” Bilim ve Gelecek Dergisi, 01.12.2007.

(2) Keyman E.F., Koyuncu-Lorasdağı, B.; Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar, Metis Yayınları, Haziran 2020, s.16

(3) Çelik, Z.; “Kentler: Anadolu’nun Dönüşümü, Türkiye’nin Geleceği“, İdealkent Dergisi, S.1, Mayıs 2010, s.154-159

(4) Keyman E.F., Koyuncu-Lorasdağı, B.; Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar, Metis Yayınları, Haziran 2020, s.140

(5) Keyman E.F., Koyuncu-Lorasdağı, B.; Sekiz Kentin Hikâyesi, Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar, Metis Yayınları, Haziran 2020, s.141