İşgal edenlerden bedelini almamak…

Ali Rıza Avcan

Kentlerdeki yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi kamusal alanların kurum ya da şahıslar tarafından herhangi bir amaçla geçici bir süreliğine işgal edilmesi işgal harcı adı verilen bir belediye gelirinin tahakkuk ve tahsiline konu olur.

Buna ilişkin yasal düzenleme, 26.05.1981 tarih, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “İşgal Harcı” başlığını taşıyan 52. maddesinde şu şekilde yapılmıştır:

Belediye sınırları içinde bulunan aşağıdaki yerlerden herhangi birinin satış yapmak veya sair maksatlarla ve yetkili mercilerden usulüne uygun izin alınarak geçici olarak işgal edilmesi işgal harcına tabidir:

1. Pazar veya panayır kurulan yerlerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali,

2. Yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için işgali,

3. Motorlu kara taşıtlarının park etmeleri için il trafik komisyonlarının olumlu görüşü alınarak belediyelerce şehir merkezlerinde tesis edilen ve işletilen mahallerin çalışma saatleri içinde, taşıtlar tarafından işgali (Bisiklet ve motosikletler hariç)

Yukarıda sayılan yerlerin izinsiz işgalleri mükellefiyeti kaldırmaz.

(Ek fıkra: 3.3.2004-5101/3 Madde) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan eser, icra ve yapımların tespit edildiği kitap, kaset, CD, VCD ve DVD gibi taşıyıcı materyallerin birinci fıkrada bahsi geçen yerlerde satışına izin verilmez.”

Yine aynı kanunun 53, 54, 55 ve 56. maddelerine göre işgal harcını, işgale harca tabi yerleri 52. maddede yazılı amaçlarla işgal edenler ödemekle yükümlü olup; genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ve bunların oluşturduğu birliklere ait kara taşıtlarının işgalleri ile ilgili mevzuata uygun olarak kara ticari taşıtlarının beklemelerine ayrılan yerlerin bu taşıtlar tarafından işgal edilmeleri durumunda, işgal harcı ödemeleri mümkün değildir. Ayrıca, yetkili kılınacak memur veya kişilerce makbuz karşılığında tahsil edilecek işgal harcının matrahı, 52. maddenin 1 ve 2. bentlerinde yazılı işgallerde, işgal edilen yerlerin metrekare olarak alanı veya hayvan adedi, 3. bendinde yazılı işgallerde de taşıt sayısıdır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 52. maddesinin 1 ve 2. bentlerinde yazılı geçici işgal durumlarında alınacak harcın miktarı ise metrekare başına en az 0,5, en çok 2,5 TL olmak üzere düzenlenecek tarife ile belirlenecektir.

Şimdi, buraya kadar anlattıklarımızın tümü olması gerekeni gösteren kurallar bütününden oluşuyor. Hem de günümüz koşulları açısından metrekare başına alınması gereken harç miktarları çok az bile olsa…

Gelelim bu kuralların, mevzuat hükümlerinin günlük hayatta ne şekilde uygulandığına… Daha doğrusu, mevzuatla uygulama arasındaki farklılığa..

Çünkü, yaşadığımız kentlerde asıl olarak bize ait olan yol, kaldırım, meydan, park, köprü ve iskelelerin bir takım şirket ve şahıslar tarafından sürekli olarak işgal edilmesi nedeniyle yaptığımız itirazlara çoğu kez belediye yetkilileri tarafından “ama biz oralardan işgal ücreti ya da ecrimisil alıyoruz” dediklerinde bunun ne ölçüde doğru olduğunu, bu işgaller karşılığında ne düzeyde bir gelir sağlandığını anlamak istiyoruz. 

O nedenle bize en yakın olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kentin merkezi yerinde iktisadi açıdan oldukça büyük ve önemli olan bir alandan sorumlu Konak Belediyesi’nin bu işgaller karşılığında ne miktarda harç ve ecrimisil (1) aldığını merak ettik.

Bunun için, -hepinizin tahmin edeceği gibi- önce Hemşeri İletişim Merkezi (HİM) aracılığıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde Konak Belediyesi’ne başvurarak her iki belediyenin kesin hesabı alınmış 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarında işgal harcı ve ecrimisil adıyla ne miktarda tahakkuk ve tahsilat yaptıklarını sorduk.

İlk yanıtı Konak Belediyesi verdi. Belediyenin verdiği bu yanıttan, belediye encümeni tarafından 2018 yılı içinde işgal edilen her metrekare için bir (1) lira olarak belirlenen tarife çerçevesinde 2015 yılında 2.007.561,81 lira, 2016 yılında 4.562.337,63 lira, 2017 yılında da 4.883.244,94 liranın tahsil edildiğini öğrendik. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise bu rakamların yayınladığı 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait kesin hesaplarda yer aldığını belirtip hiçbir bilgi vermediği için haliyle belirtilen yıllara ait kesin hesap cetvellerine baktık. Baktığımızda gördüklerimiz ise aynen aşağıdaki tabloda olduğu gibiydi:

İBB 2015-2017 Mali Yılları İşgal Harcı ve Ecrimisil Bedeli Gelirleri

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde yazılı olan verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda yer alan rakamların incelenmesinden de görüleceği gibi, 9 ilçeyi kapsayan kent merkezi ile kent merkezini çevreleyen diğer 21 ilçe toplamında; yani tüm İzmir ili genelinde gerçekleşen işgaller nedeniyle harç ve ecrimisil bedellerinin toplanmasından görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2015 yılında hiç bir tahsilat yapmayıp geriye red ve iadeler yapmış, 2016 yılında 151, 2017 yılında da 55 bin lira gibi oldukça komik düzeylerde tahsilat yapmış, kendi kendine koyduğu hedeflere bile ulaşamamıştır.

İşgal harcı tahsilatlarının 2016 ve 2017 mali yıllarında belirlenen hedefin % 5’i düzeyinde gerçekleşmiş olması, bugüne kadar kamusal alanların bedeli ödenerek işgal edildiği ve böylelikle belediyenin bu işten para kazandığı hikayesi ile kandırılan bizler için oldukça hazin bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Evet, bu rakamlar da göstermektedir ki, İzmir’de cadde, sokak, kaldırım, meydan, park, iskele ve köprü gibi kamusal alanları herhangi bir bedel ödemeden işgal etmek mevcut belediye yönetimi nedeniyle son derece kolay, yaygın ve bedelsizdir.

Aynen İZFAŞ hizmet binasının belediye meclisi kararıyla özel bir vakıf üniversitesine üç yıl süreyle ücretsiz tahsis edilmesi olayında olduğu gibi, işgal adına yapılacak her şey bu kentte kolaydır…

kaldırım ic resim
Fotoğraf: gaze-temiz.com (27.08.2014)

Uzun lafın kısası, uzunca bir süredir İzmir’de, belediyelere ait kamusal alanlar ücretsiz tahsis, işgal, görmemezlikten gelme, yapılan işgalleri tüm İzmir’i kapsamayan özel yönetmeliklerle korumak, belediyeleri çok ortaklı şirketlerin ortağı yapmak ya da ihalesiz kiralama gibi yöntemlerle yağmalanmakta, diğer bir anlatımla talan edilmektedir. 


(1) Ecrimisil: Bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. (kira bedeli tayin edilmeden bir yerin kiralanması halinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl’idir). Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 11. Baskı, Ankara-1993, sayfa 202,

Hazin bir danışmanlık öyküsü

Ali Rıza Avcan

1937, İzmir doğumlu Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin İzmir macerası 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı olmasıyla başlar. Çünkü ilk ve orta öğretiminden sonra İzmir’den ayrılmış ve uzun yıllar Ankara’da yaşamıştır. Aslında 2009 sonrasındaki İzmir’deki varlığı da hep Ankara merkezli olmuş, İzmir’e yerleşmeyi tercih etmemiştir.

Belediye başkan danışmanlığını üstlendiği 2009 yılındaki ilk danışmanlık icraatı ise, çoğu Ankara ve İstanbul’dan gelen akademisyen ve kültür pazarlamacısıyla birlikte Tarihi Havagazı Kültür Merkezi’nde yaptığı 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı’dır.

Bu çalıştay öyle bir çalıştaydır ki; adı bizde saklı birçok İzmirli kültür ve sanat emekçisi çalıştaya ya katılamamış ya da zorlama ile girmenin yolunu bulmuştur. Bu çalıştayla ilgili olarak değerli akademisyen ve tiyatro adamı Semih Çelenk’in Milliyet gazetesinde yazdıkları halen akıllardadır..

aztr232

Prof. Dr. İlhan Tekeli, o çalıştay sonrasında ortaya attığı “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi“, “İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi” ve “Yeni Kültürpark Projesi” gibi tartışmalı birçok büyük projenin kaynağı olarak hep bu Kültür Çalıştayı’nı gösterir.

Oysa yeni imiş gibi sunulan bütün bu büyük projeler, 1999-2004 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yapan Ahmet Piriştina’nın hizmet döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başta Mimarlar Odası olmak üzere çeşitli meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıp geliştirdiği düşünce ve projelerin isim değiştirmiş halinden başka bir şey değildi.

Öte yandan, Tekeli’nin 2009 yılından bu yana gerçekleştirdiği bütün çalıştay, forum ve sempozyum gibi organizasyonlarda uyguladığı temel yöntem, “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi neoliberal kavramlar üzerinden geliştirdiği ve “genel düşünceler” olarak adlandırdığı şablon özelliğindeki kuramsal bir çerçeveyi önceden katılımcılara dağıtarak ya da düzenlediği toplantıdaki inisiyatifini ortaya koyan ilk konuşmayı yaparak bu toplantıların “katılımcısı” olmaya layık bulduğu davetlileri kendi hedefi çevresinde toplama çabasından başka bir şey değildir. O nedenle, ortaya attığı tüm projeler düşünsel olarak hem Piriştina döneminde geliştirilen projelerin bir sonucu hem de kendi kontrolünde birbiri ile ilişkisi olan projelerdir. Böylelikle kendince bir “İzmir Yönetişim Modeli” oluşturduğuna inanır.

Geçen zaman içinde kendisi gibi düşünmeyenleri ya da kendi görüşlerine karşı çıkanları pek sevmediği, onlara genellikle “ayrık otu” muamelesi yaptığı görülmüştür. Şayet bu “ayrık otları” kazara bu tür toplantılara katılıp farklı bir görüş ifade edecek olsalar, onları toplum içinde azarlamaya kadar giden tepkiler verir. Bu durum, tanıklıklarla kanıtlanmış sıradan olaylardandır.

Çünkü başının üstünde şehir ve bölge plancısı olmanın dışında, her şeyle ilgilenmiş olmaktan kaynaklanan akademik bir hâle vardır. O nedenle, her şeyi bilen ve yanılmayan, yanılması mümkün olmayan, bu nedenle de kutsanan bir “hoca“dır.

Kendisi öylesine bir “hoca“dır ki, bir toplantıda ya da görüşmede fikirlerine karşı çıkıp “bir de şöyle olabilir mi?” diye soracak olsanız; kendisinden çok çevresindekiler size karşı çıkıp, “hocamızdan daha iyi mi biliyorsun?” ya da “o hocadır, onu dinleyip saygı göstermek gerekir” gibi itirazlarla sizi dışlamaya kalkarlar.

Oysa bilim, tek bir doğruyu desteklemez ve önermez. Bilim; özellikle de sosyal bilimler farklı fikirlerin varlık ve önemini, farklı koşullardaki geçerliliğini ve bu fikirler üzerinden gerçekleştirilecek tartışma ve değerlendirmelerle o koşullarda geçerli olan doğrunun bulunmasını savunur.

O nedenle camideki, mescitteki “hoca” ile üniversitedeki ya da başka bir yerdeki bilim emekçisi “hoca“yı birbirine karıştırmamak gerekir.  

İzmir Büyükşehir Belediyesi de onun bu başının üstündeki hâlenin ne gibi işlere yarayabileceğinin -elbette ki- farkındadır ve çoğu kez ona bile sormadan adını başka başka yerlerde yazıp çizerek onun itibarını kullanmaya çalışır. Bu konu da, yine kendi ağzından doğrulanmış hazin bir durumdur.

Bazen danışman olmakla uygulayıcı olmayı birbirine karıştırdığı da olur ve Kültürpark Projesi gibi önemli ve tartışmalı projelerde belediye başkanından daha fazla öne çıkarak ve meslek odalarına ayar vermeye çalışarak kibirli bir dille projeyi savunmaya kalkar.

Evet, ne yazık ki, doğup büyüdüğü bu kent, sevgili hocamızın yıllardır başka diyarlarda yazıp çizip biriktirdiği akademik itibarı çok kısa bir süre içinde kaybettiği, bütün umutlarını bağladığı “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi kavramların dünya çapında hızla gözden düştüğü bir dönemde onu umutsuzluğa düşüren bir kent olmuştur.

Kapak

Kısacası akademik bilgi ve birikim, İzmir düzlemindeki büyük proje uygulamalarıyla iflas etmiş, kurguladığı hiçbir proje sonuca ulaşamamıştır.

Sevgili Hocamız şimdi de bütün bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını, sonuçlandırdıklarını ya da sonuçlandıramadıklarını “İzmir Modeli” adı verilen beş ciltlik serinin ikinci cildinde bir araya getirerek kendini ve düşüncelerini yeniden ve yeniden pazarlamaya çalışmaktadır. Sanki belediye başkanının başarısızlığı altında kendi projeleri, kendi çalışmaları yokmuş gibi….

Hem de aday olmayacağını açıklayarak kendini “topal ördek” konumuna düşüren sevgili başkanı adına kendi ekibi ile birlikte beş ciltlik yeni bir methiye yazmayı göze alarak…

Kemeraltı Yayalaştırma Projesi, Eksiklikleri Giderilerek Devam Ettirilmelidir.

BASIN DUYURUSU

Yaya Derneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında 15 Temmuz 2018 tarihinde başlattığı Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ni, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi’nde yazılı olan yaya haklarının gündeme gelmesi ve İzmir’in tarihi kent merkezindeki önemli bir yaya alanının daha da genişleyip iyi hale getirilmesi açısından bir fırsat olarak görüp destekliyor olmakla birlikte; bu projenin, tarafımızca tespit edilen eksikliklerinin tamamlanması, yanlışlıklarının giderilmesi suretiyle daha da geliştirilip eksiksiz bir şekilde devam ettirilmesini talep etmektedir.  

Bu çerçevede,

* Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ne temel olduğu anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” raporunu inceleyip analiz ettikten,

* Uygulama ile ilgili olarak proje alanında ekipler halinde tespit ve gözlemler yaptıktan,

* Kemeraltı esnafı ve onun örgüt temsilcileriyle görüştükten ve

* İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TARKEM yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra,

15 Temmuz 2018 tarihinden bu yana uygulanmakta olan Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’nin önümüzdeki yıllarda da sürdürülüp geliştirilebilmesi için aşağıdaki önerileri, çözüm odaklı yaklaşımımızın bir gereği olarak kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

1. Yapılan uygulamalar gerçek ve tam bir yayalaştırma projesi haline getirilmelidir.

Yapılan uygulamanın tümü, değişik cadde ve sokaklara yerleştirilmiş 24 adet elektronik bariyerin belirli saatlerde açılıp kapanması ile ilgili olup; yaya bölgesi olarak ilan edilen alanda genel tuvaletler, aydınlatma, sağlık, esenlik ve güvenlik açısından yayaları rahatlatacak yeni bir uygulamaya rastlanmamıştır.

Alanı ziyaret edenlerin daha fazla zaman geçirmesini sağlamak için güvenli, konforlu ve temiz bir ortam sunmak gerekir. İnsanlar rahat ve güvenli hissettikleri ortamlarda daha fazla zaman geçirirler. Bu anlamda mevcut yaya bölgesinde yeniden düzenlenmiş, modern, temiz ve engellilerin yararlanabileceği tek bir genel tuvalet dahi bulunmamaktadır. Gerek güvenlik gerekse konforlu bir ortam yaratmak maksadıyla herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Yapılan iş, UKOME tarafından aşağı yukarı 20 yıldır alınmış olan değişik yayalaştırma kararlarının, fiilen yaya bölgesi olarak kullanılan bir alanda gecikmeli bir şekilde uygulamasından öteye gidememiştir.

1

Elektrik kesintisi nedeniyle çalışmayan Birinci Beyler girişindeki elektronik bariyer

2. Uygulamaya konulan proje, yakın çevredeki diğer yaya alanlar ile ilişkilendirilmelidir.

Proje alanının çevresinde yayalaştırılmış birçok bölge olmasına karşın, bu bölgeler Kemeraltı Yaya Alanı ile ilişkilendirilmemiştir. Ziyaretçilerin alana kolaylıkla ulaşabilmeleri için yaya geçişleri ve yaya yolları proje dâhilinde irdelenmeli ve gerekli fiziksel düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Ancak bölgede yer alan yaya alanları dahi otomobillerin işgali altındadır. Bunun en somut örneği, Konak Meydanı ve çevresindeki yaya alanlarının uzunca bir süredir resmi ve özel plakalı araçların işgali altında olmasıdır.

 

9
Yaya bölgesi olmasına karşın otoparka dönüşmüş 926 Sokak

3. Proje uygulamasında taraflar arası ikna, uzlaşma, katılım ve işbirliği süreçlerine önem verilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, proje öncesinde, Kemeraltı esnafı ve onların mesleki örgütleriyle kurumsal ve bireysel ölçekte ikna ve uzlaşmaya dayalı bir katılım sürecini hayata geçirmediği, uygulamaya konulan sistemin oluşumunda esnafın ve onun meslek örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinden yararlanılmadığı belirlenmiş, o nedenle çok sayıda esnafın; özellikle de toptancı esnafın bu uygulamadan şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.

Proje her ne kadar doğru bir adım olsa da, önemli sayıdaki esnafın desteği alınmamıştır. Özellikle bu tür projelerde, uygulamalardan etkilenecek kişilerin desteğini almak, projenin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

3
İzmir Büyükşehir Belediyesi bisikletli zabıtalarının bisikletlerle oluşturduğu bariyer

4. Proje uygulamasında Kemeraltı’nın kendine özgü bölgesel özelliklerinin dikkate alınmalıdır.

Yaya alanının belirlenmesinde, Kemeraltı’ndaki farklı ticari bölgelerin özelliklerinin dikkate alınmadığı; ayrıca, yaya bölgesine mal giriş ve çıkışlarını düzenleyen özel bir lojistik planının hazırlanmadığı ve böylesi bir planın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce halen hazırlanmakta olan Kemeraltı Lojistik Planı ve İzmir Lojistik Ana Planı ile ilişkilendirilmediği belirlenmiştir. Bölgede yer alan lojistik faaliyetler özenle incelenmeli ve bu faaliyetlerin aksamaması için çözüm önerileri geliştirilmelidir.

4
Üçüncü Beyler Sokağın bitiminde araç parkı ile önü kapatılmış elektronik bariyer

5. Proje uygulamasında, proje alanının yakın çevresinde oluşan sorunlar dikkate alınmalıdır.

Yaya alanı dışındaki araç trafiğine açık cadde ve sokaklarda mal indirme ve bindirmek için yeterli park alanları yapılmadığı için hem bariyerlerin önü hem de çoğu cadde ve sokak park eden araçlar nedeniyle tıkanmaktadır. Bu nedenle bu noktalarda denetimler sıklaştırılmalı ve gerekli fiziksel önlemler alınmalıdır.

5
Kestelli Caddesi’ndeki bariyerin önü: Park eden araç ve bekleyen çocuk arabalı anne…

6. Yaya güvenliğini tehdit eden motosikletlerle ilgili gerekli önlemler alınmalıdır.

Yaya bölgesinde dikkate alınmayan ve önlenemeyen motosikletler yaya güvenliğini tehdit etmekte, yürüme konforunu azaltmaktadır. Bu durum bölgede şikâyetlere de konu olmaktadır. Bu nedenle bölgedeki motosikletlerin kullanımı ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

6
Kestelli Caddesi’ndeki elektronik bariyeri üstüne park ederek açan araç…

7. Proje ile ilgili bir kriz planının hazırlanması sağlanmalıdır.

Bariyerlerin tek bir enerji kaynağına bağlı olması nedeniyle elektriğin kesik olduğu gün ve saatlerde bariyerler çalışmamaktadır. Bu ve benzer durumlara hazırlıklı olmak için bölge özelinde bir kriz yönetim planı hazırlanmalıdır.

7
919 Sokak bariyerinin önü…

8. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin proje alanındaki diğer çalışmaları, projenin başarısı açısından dikkate alınmalıdır.

Yine İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi kapsamında yapıldığı söylenen 4,5 kilometrelik kuşaklama hattı inşaatının hem içinde bulunduğumuz günlerde hem de gelecekte bu projeye vereceği olası zararların dikkate alınması, iki proje uygulaması arasındaki ilişkileri esas alan bir uyum programının hazırlanması ve olası zararlarla ilgili olarak ayrı bir risk planının düzenlenmesi gerekmektedir.

                                                          YAYA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

8
921 (Azizler) Sokaktaki elektronik bariyerin önü

Fedakârlığı yanlış adresten istemek…

Ali Rıza Avcan

Bir kentte, yeni açılan tramvay hatlarının bulunduğu ulaşım koridorlarında diğer toplu ulaşım araçlarıyla dolmuş ve minibüsleri tümden kaldırmak…

Lastik tekerlekli toplu ulaşım aracı otobüs hatlarını kaldırmak ya da yeni yeni aktarmalara konu olacak şekilde kısaltmak; taksi dolmuşları ve minibüsleri başka hatlara aktarmak ya da onlara taksi plakası vererek toplu ulaşımdan çekilmelerini sağlamak…

Bu yöntem geçen yıl Karşıyaka tramvay hattında denendi.

Hem de halkın, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün, Trafik Müdürlüğü’nün, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen. 

Şimdi, dava açan meslek örgütlerinin açılan davaları teker teker kazanmaları nedeniyle, Şemikler-Karşıyaka hattı minibüslerinde olduğu gibi, tramvay hattında olan eski güzergahlarına dönmeye başladılar.

Bu yöntem şimdi de deneme seferleri bitip ticari işletmeye geçen Konak tramvay hattında deneniyor. 

Yine aynı şekilde tramvay hattının bulunduğu güzergahtaki çoğu otobüs hattı ya kaldırılıyor ya da tramvayla ilişkilendirilecek şekilde kısaltılıyor. 

Bu kez yapılan operasyondan, Karşıyaka yönünden gelen otobüsler ve onların yolcuları da etkileniyor. 

002

ESHOT Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Göztepe Spor Kulübü taraflarının gönlünü çelmek amacıyla sarı-kırmızı renkli “Otobüs Hatları Değişiyor” başlıklı 11 ayrı duyuruda özet olarak şunlar söyleniyor:

1) 802 Egekent Aktarma-Konak, 63 Evka 3 Metro-Konak, 121 Bostanlı İskele-Konak otobüsleri sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Talatpaşa Bulvarı üzerinden Konak’a gidecek, bu saatler dışında yolcular 912 Egekent Aktarma-Alsancak Gar, 963  Evka 3 Metro-Alsancak Gar otobüsleriyle Alsancak Gar istasyonuna kadar gelecek, yolcular Alsancak Gar tramvay istasyonunu kullanarak Konak’a gidecekler.

2) 90 Gaziemir-Halkapınar Metro otobüsü yolcuları sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro İstasyonu’na gidecek, bu saatler dışında 691 Gaziemir-Lozan Meydanı otobüsü olarak Lozan Meydanı’na kadar gelerek Halkapınar yönünde olan yolculukları için Kültürpark Atatürk Lisesi  tramvay istasyonunu kullanarak Halkapınar’a gidecekler.

3) 12 Fahrettin Altay Aktarma-Halkapınar Metro, 169 Balçova-Konak, 554 Narlıdere-Konak otobüs hatları, yolcularının tramvayı kullanmaları istenerek iptal edilmiş; sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında İnönü Caddesi’nden gidip gelmek koşuluyla 654 Narlıdere-Konak ve 669 Balçova-Konak hatları açılmıştır.

4) 202 Cumhuriyet Meydanı-Havalimanı otobüsü, bundan böyle Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerinde yolcu iniş ve binişi yapmayacaktır.

5) 811 Engelliler Merkezi-Montrö otobüsü bundan böyle Mithatpaşa Caddesi üzerinden gidip gelecektir.

6) 70 Şirinyer Aktarma-Halkapınar Metro otobüs hattı, 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak düzenlenmiş olup; bu hattaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak, bu saatler dışında 470 Tınaztepe-Lozan Meydanı olarak çalışacak, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenler Kültürpark Atatürk Lisesi tramvay istasyonunu kullanacaktır.

7) 253 Halkapınar Metro-Konak hattı 253 Halkapınar Metro 2-Konak olarak düzenlenmiş olup bu hattaki otobüsler İşçiler Caddesi-Talatpaşa Bulvarı güzergahından gidip gelecektir.

8) 251 Halkapınar Metro-Konak ve 252 Halkapınar Metro 2-Konak hatları iptal edilmiş, 951 Kahramanlar-Konak ring otobüs hattı hizmete açılmış, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenlerin tramvaydan yararlanması istenmiştir.

9) 80 Bozyaka-Halkapınar Metro hattındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında hizmet verecek, bu saatler dışında 680 Bozyaka-Lozan Meydanı hattında çalışacaktır.

10) Narlıdere Şehitlik-Fahrettin Altay Aktarma hattı 551 Narlıdere-Fahrettin Altay Aktarma olarak yeniden düzenlenerek güzergahı kısaltılmıştır.

11) 255 Üçyol Metro-Halkapınar Metro ve 581 Fahrettin Altay-Halkapınar Metro hatlarındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro istasyonuna kadar gidecek, bu saatler dışında 655 Üçyol Metro-Lozan Meydanı ve 681 Fahrettin Altay-Lozan Meydanı olarak çalışacaktır.

001

Görüldüğü gibi Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Buca’dan, Gaziemir’den, Balçova’dan ve Narlıdere’den; özet olarak kentin çeperlerinden merkezine gelen birçok otobüs hattı ya kaldırılarak ya da kısaltılarak yolcuların tramvaya binmesi adeta bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Böylelikle kentin çevresinden merkezine gelmek isteyenlerin Alsancak Gar, Lozan Meydanı ve Fahrettin Altay gibi duraklarda yeni aktarmalar yaparak yolculuklarının daha da zorlaştırılması sağlanmıştır.

Peki böylesi bir operasyon durduk yerde niye yapılıyor? 

Bu konu ile ilgili birinci soru şu: Kent merkezinde diğer araçlarla birlikte aynı güzergahı kullanacak tramvayın otobüslerden ortadan kaldırılması suretiyle rahatlatılmış bir güzergahta daha kolay hareket edebilmesi için mi?

Yanıtı ise; evet, amaçlanan şeylerden biri bu. Aynı güzergahta diğer özel araç ve otobüslerle birlikte aynı hattı kullanan tramvayın, öngörülen süre içinde hareket edebilmesi, önünde ya da arkasında hareketini engelleyecek bir otobüs, taksi dolmuş ya da minibüsün yer almaması için.

Bu konu ile ilgili ikinci soru ise şu: Bütün bu operasyonlar, tramvay işletme masrafının daha az olması amacıyla tramvaya daha fazla yolcunun binmesi sağlamak için mi?

Bu sorunun yanıtı olarak, “evet, ona da evet” diyebiliriz. Çünkü gerek Karşıyaka gerekse Konak tramvay hatlarının fizibilite raporlarıyla çevre etki değerlendirme (ÇED) raporlarının düzenlenmesi sırasında tramvaya kaç kişinin binebileceğini gösteren yolcu talep kestirimleri şu ana kadar yapılmamış durumda. O nedenle de tramvay işletmelerinin işletme masraflarını karşılayıp kara geçebilmesi için tramvaylara kaç kişinin binmesi gerektiği bilinmiyor. Ama ne kadar fazla yolcu binerse kişi başına taşıma maliyetinin daha da düşeceği herkesin bildiği bir şey. İşte o nedenle, tramvaya rakip olabilecek bütün toplu ulaşım seçenekleri ortadan kaldırılıp tramvay tek seçenek haline getiriliyor. Böylelikle tramvay hattındaki herkesin tramvaya binmesi sağlanmış, bir anlamda zorlanmış oluyor. Bu nedenle otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler kaldırılıyor, yok ediliyor.

Bu durumun yaratılan haksız rekabet ortamı açısından ne ölçüde doğru, hukuki, ahlaki ve geçerli bir yöntem olduğu, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak hukuki süreçlerle çözümlenecekmiş gibi gözüküyor.

Ama bütün bu operasyonlar sırasında son derece önemli bir şey unutuluyor, unutturuluyor ya da bilerek gözden kaçırılıyor.

Tramvayların kent merkezinde daha rahat, daha hızlı, daha seri hareket edebilmesi için toplu ulaşım aracı olan otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler ortadan kaldırılırken ya da başka yerlere kaydırılırken trafik içinde asıl sayısal çoğunluğu oluşturan özel araçlar niye unutuluyor, niye onlar göz ardı ediliyor? Kent merkezine girişi yasaklanmış ya da kısıtlanmış özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye dikkate alınmıyor? Özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye unutuluyor? 

Yoksa bu konuda hukuki, adil, ahlaki ve insaflı olmayan bir tercih hakkının kullanılması mı söz konusu?

karikatürü-bile-var

Kent merkezindeki tramvay hattının daha hızlı, daha seri ve daha rahat bir şekilde daha fazla yolcuya hizmet vermesi hedeflenirken, tramvayın trafik içinde daha hareket edebilmesini sağlayacak ortamın yaratılmasında niye özel araçlar değil de sadece ve sadece dar gelirli işçi ve emekçilerle emekli, yoksul ve gençlerin tercih ettiği toplu ulaşım araçları; otobüsler, dolmuşlar ve minibüsler gündeme getiriliyor?

Sahi, otobüs, taksi dolmuş ve minibüs yolcularının fedakârlık yapması istenirken bu fedakarlık özel araç sahiplerinden niye istenmiyor? 

Neden ya da niye?

Yaşanacak şehir İzmir (!)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde kent içi ulaşım konusunda  Londra merkezli FIA Foundation destekli çalışmalar yapan -eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan- uluslararası bir kurumun İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki ulaşım seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla hazırladığı bir rapor elime geçti. 

İzmir Tarih, Sürdürülebilir Ulaşım Projesi başlığını taşıyan 193 sayfalık bu raporu şu an itibariyle inceliyor ve yapılan çalışma hakkında bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi_Sayfa_001

Rapor kapağındaki isim ve logolardan anladığım kadarıyla bu çalışmanın, 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 248 hektar büyüklüğündeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde uygulanmakta olan İzmir-Tarih İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında yaptırıldığı anlaşılıyor.

Söz konusu raporun 5. sayfasındaki anlatıma göre “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’nin konusu, İzmir-Tarih Projesi’ni destekleyecek ve bütünleyecek biçimde, İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı Kapsamında ulaşım seçeneklerinin sunulması, bölgenin çevre kentsel ulaşım ağlarına entegrasyonunun sağlanarak erişebilirliğinin artırılması, bölgenin yaya ve bisiklet öncelikli sürdürülebilir ulaşım odaklı bir yaklaşımla yeniden ele alınması” olarak belirlenmiş.

Raporun anlatımına göre bunu sağlamak amacıyla ilk önce başta 116 ortaklı soylulaştırma şirketi TARKEM A.Ş. olmak üzere 3 dernekle (Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Çağdaş Görmeyenler Derneği ve İzmir Bisiklet Derneği); ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi yöneticileriyle odak grup görüşmeleri yapılmış.

Bunun ardından 12-13 Mayıs 2016 tarihinde İzmir Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı‘nda bir SWOT (GZFT) analizi yapılmış.

Sonrasında ise 19 ayrı bölgeden oluşan bu alanda 1.714’ü yaya, 288’i bisikletli, 686’sı esnaf ve 663’ü hanehalkı olmak üzere toplam 3.351 kişi ile bir anket çalışması yapılmış.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak İlçesi İçin ‘İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’ Anketi” başlığını taşıyan sekiz sayfalık ankette toplam olarak 107 adet soru sorulmuş. 

Raporun 190 ve 191. sayfalarındaki bilgilere göre, anketlerin Ağustos ayı içinde yapıldığı anlaşılmakla birlikte; 12-13 Mayıs 2016 tarihli Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı sonrasında yapıldığını düşündüğümüz bu araştırmanın, 2016 yılının mı; yoksa 2017 yılının mı Ağustos ayında yapıldığı kesin olarak anlaşılamamıştır.

Biz şimdi bugün bu araştırma ile ilgili raporun 22, 23 ve 24. sayfalarında yazılı olan sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü Londra merkezli FIA Foundation desteğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WRI Türkiye işbirliği içinde, saha ve analiz çalışmaları Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Şenyay ile Yrd. Doç. Dr. İstem Köymen Keser, araştırma görevlileri Efe Sarıbay ve Yasin Büyükuçaş tarafından yapılan bu anket çalışması sonuçlarının, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere herkesi bağlayan güvenilir, geçerli ve doğru bilgiler barındırdığına inanıyoruz.

Gelelim şimdi bu araştırmanın ilginç sonuçlarına:  

1. Yayaların % 75‘i, işyeri çalışanlarının % 84‘ü, hanehalkının % 74‘ü Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesindeki dinlenme alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

2. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 88‘i çocuk parklarıyla oyun alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

3. Yayaların % 70‘i, işyeri çalışanlarının % 88‘i, hanehalkının % 74‘ü bölgedeki ağaçlandırmayı yetersiz bulmaktadır.

4. Yayaların % 53‘ü, işyeri çalışanlarının % 66‘sı ve hanehalkının % 55‘i sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

5. Yayaların % 58‘i, işyeri çalışanlarının % 58‘i ve hanehalkının % 73‘ü bölgedeki yönlendirme çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

6. Yayaların % 74‘ü, işyeri çalışanlarının % 77‘si ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki sokak temizliği çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

7. Yayaların % 69‘u, işyeri çalışanlarının % 74‘ü ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki yürüme alanlarını yetersiz bulmaktadır.

8. Yayaların % 84‘ü, hanehalkının % 92‘si ve engellilerin % 90‘ı bölgedeki engelli rampalarını yetersiz bulmaktadır.

9. Yayalarla işyeri çalışanlarının % 81‘i, hanehalkının % 90‘ı ve engellilerin % 93‘ü bölgedeki dokunsal yüzeylerin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

10. Yayaların % 40‘ının, işyeri çalışanlarının % 66‘sının ve hanehalkının % 78‘i bölgedeki trafiğe kapalı yolların yetersiz olduğunu bulmaktadır.

11. Yayaların ve işyeri sahiplerinin % 63‘ü, hanehalkının % 88‘i bölgedeki bisiklet yollarını yetersiz bulmaktadır.

12. Yayaların % 42‘si, işyeri çalışanlarının % 48‘i ve hanehalkının % 59‘u bölgeye yönelik toplu taşıma isteminin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

13. Yayaların, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 45‘i, engellilerin de % 47‘si bölgedeki toplu taşıma hizmetlerini yeterli bulmamaktadır.

14. Yayaların % 48‘i, işyeri çalışanlarının % 52‘si ve hanehalkının % 48‘i toplu taşımadaki sıklığın yetersiz olduğunu düşünmektedir.

15. Yayaların % 72‘si, işyeri çalışanlarının % 78‘i ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki otopark olanaklarını yeterli bulmamaktadır.

16. Yayaların ve  işyeri çalışanlarının % 71‘i, hanehalkının % 80‘i araçların verdiği rahatsızlıktan şikayetçidir.

17. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının % 73‘ü ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki taşıt kaynaklı gürültüden rahatsızdır.

Bu durum en iyi şekilde, WRI Türkiye tarafından hazırlanıp söz konusu raporun 24. sayfasında yer alan Tablo 2 ile görülmektedir.

002

Evet, karşımızda ya da elimizde, bölgedeki memnuniyetsizliği ortaya koyan -deyim yerindeyse- “kapı gibi” 17 adet doğru, geçerli ve güvenilir bilgi bulunmaktadır.

Üstüne üstlük bir uluslararası kuruluşun desteğinde, yine bir uluslararası kuruluş ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir üniversiteye yaptırılan araştırma sonucunda ortaya çıkmış verilerle doğrulanan “resmi” bilgiler…

2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 248 hektarlık alandaki 48 mahallede 52.759 kişinin ikamet ettiği, her gün binlerce kişinin çalıştığı ve gezip alışveriş yaptığı kentin en önemli ve tarihi merkezinde…

izmir

Kentte yaşayan herkesin öncelikle o kentte yerel yönetimler tarafından sunulan kamu hizmetlerini yeterli bulup o kentte yaşamaktan memnun olmasının istendiği bir çağda…

Özellikle de afişlerde yazılı olduğu gibi “Yaşanacak Şehir İzmir“de…


WRI Türkiye ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” başlıklı rapora ve o rapordaki anket verilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdfİzmirSurdurulebilirUlasimProjesi.pdf

 

 

Ismarlama raporlar…

Ali Rıza Avcan

Devlette, yerel yönetimlerde ya da özel kurum, kuruluş ve şirketlerde genellikle yönetimdekilerin bir girişimini, iddiasını ya da öne çıkarmak istediği bir durumu desteklemek veya onun tanıtımını yapmak amacıyla yazılıp çizilen belgelerde, sipariş verilip yaptırılan çalışmalarda çoğu kez isminin önünde “profesör“, “doçent“, “doktor” ya da “uzman” gibi unvanlar bulunan insanların imzasının bulunmasına özen gösterilir. Böylelikle o bilim insanının temsil ettiği varsaılan bilimselliğin o girişim, iddia, öne çıkarılan durum ya da benzerlerini kutsayıp haklı çıkaracağı düşünülür. 

Aynen, yakın zamanda Mersin Akkuyu’da yapılacak nükleer santralin desteklenmesi amacıyla hazırlattırılan kamu reklamlarında Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar ile UNESCO ödüllü bilim kadını Prof. Dr. M. Bilge Demirköz‘e yer verilmesi gibi…

Tabii ki bu işi layıkıyla yapan, yazdığı rapor, makale ya da bildiride; hatta kitapta bilimsel gerçekleri olduğu gibi yazıp çizen dürüst kişiler de olmakla birlikte; bu tür belge ya da işler genellikle bu işi sipariş edenlerin beklentilerine göre hazırlanıp düzenlenir. Beklentileri karşılamayanlar ise işe yaramadıkları için genellikle sümen altında saklanır ya da çöpe atılır.

Asıl gerçeği yansıtan, doğru, düzgün raporlar ise üstlerindeki “özel” ya da “gizli” damgası ile çoğu kez kamuoyu ile paylaşılmaz ya da batı ülkelerinde olduğu gibi özel müşterisine binlerce dolara satılan raporlar olarak kullanılır.

Reports-in-Hand

Geçtiğimiz 18 Haziran 2018, Pazartesi günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İnternet sayfasında “Bunun adı İzmir mucizesi” başlıklı bir haber yayınlandı.  Bu haberde, bir akademisyen tarafından hazırlanan rapora göre, tarım sektöründeki büyümede İzmir’in lider rolü her yıl daha da pekiştiği ve İzmir tarımının Aziz Kocaoğlu’yla birlikte adeta bir mucizeye imza attığı belirtiliyordu.

Bunun üzerine söz konusu raporu Reşat Yörük sayesinde temin ettim. İlk incelemede, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından, İzmir Büyükşehir Belediyesi için hazırlanan 16 sayfalık bu raporun “İzmir Tarımında Büyümenin Analizi” başlığını taşıdığını gördüm. 

Rapor, “Giriş”, “Hesaplamalar Nasıl Yapıldı?“, “İzmir Tarımında Genel Gelişmeler“, “İzmir Tarımında Alt Sektörlerde Üretim ve Büyüme“, “İzmir ve Türkiye Tarımındaki Gelişmelerin Karşılaştırılması” başlığını taşıyan beş ayrı bölümden oluşuyor.

Raporun “Giriş” bölümünde bu raporun “Aziz Kocaoğlu döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarıma yönelik özgün ve önemli proje ve desteklerinin yansımalarını / sonuçlarını makro düzeyde değerlendirmek” amacıyla yazıldığı, bu çerçevede İzmir tarımının 1990-2003 dönemindeki 14 yılı ile 2004-2017 dönemindeki 14 yılının hem tarım sektörünün geneli hem de alt ürün grupları bağlamında istatistiksel analizlerinin yapılması suretiyle kıyaslanacağı belirtiliyor.

Özet olarak, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun hizmet döneminde tarım adına yapılanlarla ondan önceki 14 yılda yapılanların birbirleriyle kıyaslanması suretiyle, Aziz Kocaoğlu‘nun tarım alanında ne kadar “özgün ve önemli proje ve destekleri” sağladığı anlatılıyor.  

Amaç, başta da belirttiğimiz gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2004-2017 döneminde tarım alanında ortaya koyduğu çalışmaların ne kadar başarılı olduğunu göstermek.

Değerli akademisyenden istenen ya da kendisinin göstermek istediği şey, sadece ve sadece bu!

Şimdi gelelim değerli akademisyenin bunu nasıl yaptığına ya da yapmak istediğine:

18

“Kuşkusuz bunun eleştirilebilir yönleri vardır.”

Prof. Dr. Yaşar Uysal‘ın elinde ya da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) ürettiği resmi istatistiklerin arasında İzmir tarımının 1990-2004 dönemiyle 2004-2017 dönemini kıyaslayacak güvenilir bir veri olmadığı için kendi verilerini, yanlış olduğunu bile bile kendisi üretmiş ve bunun eleştirilebilir olduğunu raporunun birinci sayfasında büyük bir samimiyetle itiraf etmiştir.

Bu durumda İzmir ile Türkiye karşılaştırması, zorunlu olarak, tarafımızdan hesaplanan verilerle TÜİK verileri arasında yapılmıştır. Kuşkusuz bunun eleştirilebilir yönleri vardır. Ancak 1990-2017 dönemine ilişkin değerlendirme yapmak açısından başka bir imkân ve yöntem ne yazık ki, bulunmamaktadır.

Tarım istatistikleri alanında çalışmış, üstüne üstlük il tarım ve hayvancılık müdürlükleri tarafından hazırlanan verilerin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından çoğu kez düzeltilerek kullanıldığını ya da hiç kullanılmadığını, il tarım müdürlükleri tarafından hazırlanan verilerin çoğu kez TÜİK verilerinden farklı olduğunu, il tarım ve hayvancılık müdürlüklerinin alanda yaptıkları veri toplama çalışmalarının kalitesini bilen herkes, bu veriler üzerinden hesaplama yapanlara İzmir İl Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından derlenen bilgilerin, özellikle de il bazındaki sektörel hasıla verilerinin, bu bağlamda bu veriler üzerinden 1989 bazlı tarım deflatörü hesabının ne ölçüde güvenilmez olduğunu söyleyecektir.

Neyse ki, söz konusu raporu hazırlayan akademisyen de bunun farkında olduğu için böyle bir hesaplama üzerinden analiz yaptığı için kendisinin eleştirilebilir olabileceğini hesap etmiş ve bunu daha baştan söylemiştir.

Ama verilen ya da üstlenilen görev daha önemli olduğu için, “kadı kızında bile olabilecek” bu kusur geçiştirilerek, bulunan veriler üzerinden analiz ve değerlendirmeler yapılmaya devam edilmiştir.

 

002

Yapılan iş, iddia edildiği gibi bir makro değerlendirme midir?

Prof. Dr. Yaşar Uysal, hazırladığı raporun ilk satırlarında yaptığı işin makro düzeyde bir değerlendirme olduğunu iddia etmekte; ardından da, bakış açısını genişletmeye filan kalkmadan aklına koyduğu methiyeyi yazacak şekilde, kendi hesapladığı veriler üzerinden İzmir ve Türkiye tarımı verilerini birbirleriyle kıyaslamaya odaklanmaktadır.

Oysa İzmir tarımının 1990-2017 dönemindeki gelişimini, bir belediye başkanının hizmet süresine endeksleyerek iki alt bölüme ayırmak ve bu iki alt dönemi birbiri ile kıyaslayarak o belediye başkanının başarısını kanıtlamaya çalışmak, makro bir analiz ve değerlendirme yapmak değil; olsa olsa, o belediye başkanına ithaf edilen bir güzelleme yazmak çabasından başka bir şey değildir.

Çünkü, bizim bildiğimiz kadarıyla İzmir tarımının makro değerlendirmesinin, İzmir’in, İzmir’in içinde bulunduğu Ege Bölgesi’nin ve ülkenin, ülke içinde İzmir’e rakip olan diğer illerin ve genel olarak dünya tarımının, özellikle de neoliberal tarım politikaları sonucunda çöken ülke tarımıyla buna neden olan iç ve dış dinamiklerin ve bunların İzmir tarımına yansımalarının ele alınması suretiyle yapılması gerekir. 

015

İzmir tarımındaki bu olumlu gelişmeyi sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi mi sağlamıştır?

Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında görevli, yetkili ve sorumlu diğer merkezi yönetim örgütlerinin toplam sayısı 20 olup bunlar sırasıyla;

1. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

2. Kalkınma Bakanlığı,

3. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,

4. Orman ve Su İşleri Bakanlığı,

5. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı 26 adet bölge kalkınma ajansı,

6. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),

7. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (TMO),

8. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM),

9. T. C. Ziraat Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,

10. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),

11. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),

12. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR),

13. Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK),

14. Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,

15. T. C. Şeker Kurumu,

16. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DAP),

17. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP),

18. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Güney Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP),

19. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (KOP),

20. İçişleri Bakanlığı’na bağlı İl özel idareleridir.

Görüldüğü gibi tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi alanında 4 bakanlık, bakanlıklara bağlı 8 ayrı merkez ya da yerel birim, 7 bağımsız kamu kurumu ve 1 ulusal banka olmak üzere toplam 20 merkezi ya da yerel kamu kurumu hizmet vermektedir. Görevli olan kamu kurumları sayısının, 2015-2018 döneminde uygulanmakta olan Kırsal Kalkınma Eylem Planı açısından irdelediğimiz takdirde, sorumlu ve işbirliği yapılacak kuruluşlar itibariyle 20’si sorumlu, 22’si de işbirliği yapılacak kurum olmak üzere 42’ye yükseldiğini görürüz.

Yukarıda listelenen 20 adet kurumdan İzmir ilinde faaliyeti olmadığını bildiğimiz ÇAYKUR ile DAP, DOKAP, GAP ve KOP’u; ayrıca Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ile T.C. Şeker Kurumu’nu ve kapatılmış olan İzmir İl Özel İdaresi’ni dışarıda bıraktığımız takdirde geriye kalan 12’sinin İzmir’deki tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimine, çiftçi ve üreticilere destek vererek faaliyette oldukları söylenebilir.

O nedenle, Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından yazılan raporda 14 yıllık iki alt döneme ayrılan 1990-2017 dönemindeki tüm olumlu ya da olumsuz tarımsal gelişmenin sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait değil; aynı zamanda, diğer 12 merkezi yönetim biriminin de görevi olduğunu, ortaya çıkan başarı ya da başarısızlıkta onların da payı bulunduğunu kabul etmek gerekir. Hele ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’in 1990-2017 dönemindeki tarım, hayvancılık ve su ürünü üretimi içindeki yeri, payı ve etkisi kesin bir şekilde belirlenip ortaya konulmamışken…

Bu anlamda, başarı olarak tanımlanan tüm sonuçların İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun başkanı hanesine yazmak, tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi ile ilgili diğer kamu kurumlarındaki yönetici ve emekçiler açısından büyük bir haksızlık olacaktır.

Nitekim bu durumun farkında olan Prof. Dr. Yaşar Uysal, söz konusu raporun 14. sayfasında; Bu verilere göre İzmir tarımı 1990-2003 döneminde Türkiye genelinden daha yavaş büyümüştür. Ancak 2004 sonrasındaki 14 yılda ortalama olarak Türkiye tarımı yüzde 3,1, İzmir tarımı ise yüzde 7,5 oranında, yani Türkiye ortalamasından 2,4 kat daha hızlı büyümüştür. Dolayısıyla bu veri de 2004 sonrası İzmir tarımında çok önemli gelişmeler yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu noktada bu “olağanüstü” gelişmeyi sadece Aziz Kocaoğlu’nun tarıma verdiği öneme ve Büyükşehir Belediyesinin tarıma yönelik faaliyetlerinden kaynaklandığını söylemek gerçekçi olmayacak, ancak bunlardan tamamen bağımsız olduğunu söylemek de haksızlık olacaktır.” diyerek bu sonuçta sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin payının olmadığını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Ama bu yargıya varırken, kendisi gibi bir akademisyenden beklenen şeyin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu sonuçtaki yerini, payını ve etkisini bir bilim insanına yaraşır şekilde net bir şekilde ortaya koymak olmalıydı diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

 

Tarım 011

İzmir tarımının iki dönemi arasında mukayese yapmanın yasal zemini yoktur…

Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından yazılan 16 sayfalık “İzmir Tarımında Büyümenin Analizi” başlıklı raporu okuduğumuzda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir tarımına yaptığı destekler açısından 1990-2004 dönemi ile 2004-2017 dönemlerinin birbirleriyle kıyas edildiğini görüyoruz.

Ancak böylesi bir kıyaslamayı yapabilmek için, her iki dönemde de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında hizmet veriyor ya da verebiliyor olması gerekir. O anlamda tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında hizmet vermediği ya da veremediği yıllarla hizmet vermesinin yasal olarak mümkün olmadığı yılları birbiri ile kıyaslamak mantıki olarak mümkün değildir.

Çünkü, bildiğimiz kadarıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer büyükşehir belediyeleri, 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesine 20 Kasım 2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” hükmü sonrasında yukarıda sıraladığımız bu merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının yanında tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi alanında hizmet vermeye başladılar.

O nedenle, bu kıyaslamayı yapmak adına rakamları eğip büküp bir sonuç çıkarmaya kalksanız bile, büyükşehir belediyelerinin tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi konusunda hizmet verdiği yıllardaki hizmetleriyle, yasal olarak hizmet vermesinin zaten mümkün olmadığı 2012 öncesindeki verilerle kıyaslamanın bilim, mantık ve adalet anlayışı açısından doğru olmayacağı ortadadır.

Çünkü doğru, bilimsel ve adil bir kıyaslama, kıyaslanan verilerle ilgili tüm değişkenlerin eşit, denk ya da benzer olduğu koşullar içinde yapılmalıdır. Aksi takdirde, her birimiz elmalarla armutları birbiriyle kıyaslanıp doğru sonuca ulaşılamayan durumların aktörleri olup çıkarız…

StrawMan2

Gediz Deltası tek ve benzersiz…

İzmir gibi büyük bir metropolle iç içe yaşayan bir delta sistemi Gediz ve bu özelliğiyle de dünyada tek. Denizle karanın kenetlendiği bu bereketli yaşam alanı, başta flamingolar olmak üzere pek çok türün de yuvası. Aslında delta kent için büyük bir zenginlik ama İzmir bu benzersiz sulak alanı faaliyetleriyle boğuyor; acil önlem alınmalı.

Yazı: Güven Eken / Fotoğraf: Cüneyt Oğuztüzün

Önce denizin içinde küçük midye kabukları vardı. Nehirden gelen çamur onların üzerini yavaş yavaş örttü. Derken, çamurun üzerinde bir denizbörülcesi çimlendi. Deltada hayat, işte böyle başladı…

Gediz Deltası’ndan İzmir Körfezi’ne uzanan geniş çamur düzlüğündeydim. Birden gözüme tuzlu çamurun üzerinde çimlenmiş bir denizbörülcesi çarptı. Sonra onun önündeki sığ denizi fark ettim. Sonra arkamdaki tuzlu çayırları, ılgın çalılıklarını gördüm. En sonunda bir kez daha o denizbörülcesine ve çevresindeki diğer börülce filizlerine baktım.

240ATGedizDeltasi01

Bu deltada çok uzun zaman geçirmiş olmama rağmen, ancak o sabah idrak etmiştim. Denizbörülcesi adı verilen bu bitki, deltadaki yaşamın başlangıç noktasıydı. Onunla birlikte denizdeki yaşam son buluyor, yaşam denizden karaya taşıyordu.

Karanın ve denizin arasında iyi anlaşılması gereken bir bağ olduğunu işte o gün, Gediz Deltası’nda öğrendim. Bu öyle bir bağ ki, atomu bir arada tutan veya dünyayı güneşin, ayı ise dünyanın etrafında döndüren bağ gibi görünmez ama çok güçlü.

Bir deltada bu kadar çok canlının ve kuşun yaşamasının asıl nedeni de bu. Deltalar, karayla denizin birbirine kenetlendiği, yaşamın her an yeniden tazelendiği üretim yerleri. Yazık ki pek çoğumuz bir deltanın ne demek olduğunu bilmiyoruz. Deltalar, olsa olsa coğrafya dersinde ezberlenmesi gereken yer isimleri. Oysa deltalar, doğanın ana rahmi.

Doğanın Hayat Felsefesi

Bazen küçük ama sağlam bir adım, bütün dünyayı değiştirebilirmiş. Denizbörülcesinin hikâyesi işte tam da buna benziyor. Deltanın kıyısında bu cılız bitkilerle başlayan hayat iç kesimlere uzandıkça renkleniyor, önce tuzcul çayırlara, sonra ılgın çalılıklarına, sazlıklara, kındıra düzlüklerine, hatta makiye ve kızılçam ormanlarına dönüşüyor. Yüzlerce yıl süren, yavaş ama kararlı bir başkalaşma… İşte bir deltanın hayat felsefesi.

Gediz Deltası da diğer pek çok Akdeniz deltası gibi denizden karaya doğru yaşlanan, yaşlandıkça başkalaşan bitki örtülerini bir arada barındırıyor. Hemen her bitki örtüsü, kendi canlı türüne ev sahipliği yapıyor: Denizbörülcelerinin arasında cılıbıtlar, tuzcul çayırlarda kocagözler, ılgın çalılarında saksağanlar, sazlıklarda ördekler, kındıralarda düdükçünler ve makide ötleğenler. Et ve tırnak gibi bir arada duran ama her biri ötekinden farklı yaşam birlikleri, deltada uyum içinde yaşıyor.

Gediz Deltası’nı kuşlar için vazgeçilmez kılan en önemli şey ise deniz ve kara arasında uzanan çamur adacıkları. Gediz, bugün dünyanın en önemli sulak alanlarından biri kabul ediliyorsa, bunun ana nedeni bu adalar. Zaman zaman birleşerek dalyanlar oluşturan, zaman zaman ise denize dik ve dağınık bir şekilde uzanan bu adalar, Gediz Nehri’nin biriktirdiği çamur ve kumla oluşmuş. Üzerinde yeşeren denizbörülceleri, çamur adalarını fırtınalara ve denizin dalgalarına karşı koruyarak onların sağlamlaşmasını sağlamış. Gediz’in çamur adalarını aslında deltadaki kuşların evi olarak görmek gerek.

240ATGedizDeltasi13

Gündüz saatlerinde körfezin ve deltanın hemen her yerine dağılan kuşlar, akşam olunca adalara, yani evlerine dönüyor ve geceyi burada güvenli bir şekilde geçiriyor. Körfez vapurundan ekmek attığınız martılardan, İnciraltı İskelesi’ne tünemiş karabataklara kadar neredeyse tüm kuşlar, akşam olunca deltadaki adalarda buluşuyor. Günbatımında binlerce kuşun sözleşmiş gibi Gediz Deltası’ndaki adalara doğru uçuşu, belki de doğada görebileceğimiz en muazzam şölenlerden biri. Her günün sonunda ve binlerce yıldır tekrarlanan bir şölen…

Deltanın kalbi çamur adaları, aynı zamanda kuşların yumurtalarını bırakıp yavrularını yetiştirdiği yerler. Her yıl bahar geldiğinde, Ege Denizi’nde yaşayan binlerce deniz ve kıyı kuşu nesillerini sürdürebilmek için Gediz Deltası’nın çamur adalarına geliyor.

Deltada çamur adalarının birleşerek denize açık göller oluşturduğu üç de dalyan var: Homa, Çil Azmak ve Kırdeniz. Dalyanların en önemli özelliği, balıkların yumurtlama, dolayısıyla da kuşların temel beslenme alanı olması. Deltanın ortasında yer alan tuzlalar Gediz Nehri’nin dalyanlara tatlı su ve çamur taşımasını engellediği için, yazık ki Gediz’in dalyanları hızla eriyor ve canlılığını kaybediyor.

Tuzcul Çayırlar

Çamur adalarının ve dalyanların hemen arkasında ise Gediz’in dünya ölçeğinde önemli tuzcul çayırları uzanıyor. Bilmeyen bir gözün ilk bakışta “boş arazi” diyebileceği bu alanlar, Gediz Deltası’nın dünyaca önemli olmasının ikinci ana nedeni. Kocagöz, çayır delicesi gibi çok sayıda kuşun yuva kurduğu ve çakalların en yoğun olarak görüldüğü bu düzlükler, Ege ve Akdeniz’de neredeyse tümüyle yok olmuş. İzmir’in Gediz Deltası’nda ise son geniş örnekleri bulunuyor.

Tuzcul çayırların asıl önemi, deniz yaşamını tetikleyen minerallerin kaynağı olmaları. Yağmurlar tuzcul çayırlardan denize doğru sürüklenirken beraberinde, burada yer alan mineralleri de taşıyor. Denizdeki besin zincirini mikroorganizmalar yoluyla işte bu mineraller tetikliyor. Başka bir deyişle, tuzcul bozkırlar ve deniz arasındaki ilişki korunmazsa, denizdeki canlılar da besinsiz kalıyor.

Yazık ki bu alanların dörtte biri son on yıl içinde körfezden çıkan çamurun depolanması için kullanıldı ve doğadaki işlevini yitirdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi şimdilerde daha da ileri giderek tuzcul çayırların tamamının üzerinde çamur depolamayı planlıyor. Doğa Derneği ve pek çok başka gönüllü kuruluş, deltadaki yaşama zarar verecek bu projenin karşısında.

Flamingonun Yuvası

Gediz’in diğer deltalardan farklarından biri, yüz yılı aşkın süredir işletilen geleneksel bir tuzlaya sahip olması. Çamaltı Tuzlası’nda Türkiye’nin tuz üretiminin dörtte biri gerçekleşiyor. Deltanın güneybatı kıyılarında uzanan tuzlalar, flamingolar başta olmak üzere birçok kuşun yuva kurma yeri. Tuzlaların arasındaki adacıklarda, her yıl binlercesi yuva kuruyor. İzKuş bölgedeki flamingo nüfusunun artırılması için yoğun olarak çalışan kuruluşlardan biri.

Üç Tepeler denen bölge ise deltanın orta kesimlerinde yer alıyor. Bir zamanlar Gediz’in taşıdığı alüvyonların arasında kalan ve aslında “Üç Ada” olan tepeler zamanla karaya bağlandı. Şayet bu tepeler doğal karakterini koruyabilseydi, Türkiye’de bir bataklığın içinde yer alan en büyük geçici ada sistemi ve eşsiz bir doğa mirası olacaktı. Ne yazık ki, geçen yüzyılın içinde bu adalardan biri tümüyle dinamitle patlatıldı ve elde edilen malzeme tuzlaları genişletmek için kullanıldı. Böylece adalar, deniz ve bataklık arasındaki su akışları durdu, yerine yollar geçti. Deltayı en iyi gören Abdul Tepesi’nden ovaya baktığımda bazen şunu düşünürüm… Keşke bir gün deltada bir restorasyon projesi yapılsa ve aralardaki taş yollar kaldırılarak “Üç Tepeler” yeniden “Üç Adalar” olsa. Bu belki de dünyanın en önemli ve büyük doğal alan restorasyon projesi olurdu.

Dünyada Tek

Gediz Deltası için şu ana kadar söylediklerimin benzerlerini dünyadaki pek çok başka delta için de söylemek mümkün aslında. Ne var ki deltanın öyle bir özelliği daha var ki, bu yalnızca Gediz’e özgü. Bunu sona sakladım…

Gediz, İzmir kadar büyük bir metropolle iç içe yaşayan tek delta sistemi. Düşünün, bir yanda Mavişehir’in gökdelenleri, öte yanda onların arasında uçan flamingolar. Pelikanları şehrin içinde martı gibi besleyen kıyı balıkçıkları. Dünyanın başka neresinde bunları görebilirsiniz? Gediz’den başka hiçbir yerde bu mümkün değil.

Hemen şunu sorabilirsiniz. Madem İzmir’in böylesine önemli bir özelliği var, biz neden bilmiyoruz? Bu sorunun yanıtını ben de bilmiyorum. Bildiğim, İzmir’i yöneten kurumların bu alanı otuz yıldır yalnızca kâğıt üzerinde koruduğu. İzmir’deki milyonlarca insanı, deltadaki doğal yaşamla buluşturmak için hiçbir anlamlı adımın atılmadığı. Tersine, deltanın tam kalbinde milyonlarca metreküp çamur depolandığı. Daha da fazlasının depolanması için projeler yapıldığı. Bu konudaki eleştirilere karşı bilimsel temeli olan hiçbir tepki verilmediği…

240ATGedizDeltasi19

Gediz Deltası’nda 1995 ve 1996 yılları içinde toplam 212 gün yürümüştüm. Aynı güzergâhı, dört mevsim boyunca yürüyerek gördüğüm tüm kuşları kayıt altına almıştım. Bu yolculuk bana doğanın düşünme biçimiyle ilgili çok şey öğretmişti. Doğa sadece bir ekosistem değildi. Doğanın bir zekâsı ve bir adalet anlayışı vardı. Okuyup görebilenler için tek başına Gediz Deltası bile bugüne kadar yazılmış bilgilerden daha fazlasını anlatıyordu. Ne var ki bu izi sürenler pek azdı. Delta, günden güne yok ediliyordu.

Deltadaki durumun er ya da geç değişmesi gerekiyor. Şehir ne pahasına olursa olsun Gediz Deltası’nı yok etmemeli. İzmir bugün bulunduğu yerde ise, bunun nedeni Gediz Deltası ve yüzlerce yıldır şehre sunduğu nimetler. Aslında şöyle de denebilir; İzmirli, delta, şehir ve flamingolar, birbiriyle bir an önce barışmalı. Çünkü en eski İzmirli flamingolar, en eski İzmir ise Gediz Deltası.

Atlas Dergisi, Mart 2013, Sayı: 240