Kaçak yapılaşma affının sürprizleri…

Ali Rıza Avcan

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10 Mayıs 2018 tarihli 98. birleşiminde bir yasa kabul edilir. Yasanın numarası 7143, adı da “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun“dur.

Bu yasanın 16. maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici madde hükmüne göre, “afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31.10.2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31.12.2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde yapı kayıt belgesi verilebilecek“, böylelikle yasa dışı olan yapı yasal hale gelecektir.

Bu, düpedüz cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi öncesinde kaçak yapı sahiplerine iktidar partisine oy versinler düşüncesiyle sunulan bir seçim rüşvetidir.

Bu nedenle de yasayla getirilmiş olsa bile öncelikle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yasadır ve yasalara saygı duyup ona göre davranan yurttaşları aptal yerine koyan ahlaksız bir girişimdir.

Nitekim, bu affa karşı çıkan Türkiye Mimar ve Mühendisleri Odası (TMMOB) Genel Başkanı Emin Koramaz, yasanın kabulünden bir gün önce 9 Mayıs 2018 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile yasa teklifinin bu gerekçelerle geri çekilmesini istemiştir. 

Bu basın toplantısından bir gün sonra yasa teklifinin kabul edilmesi üzerine, başta TMMOB Şehir Plancıları Odası, Mimarlar Odası ve Peyzaj Mimarları Odası olmak üzere Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı birçok meslek odası çıkarılan yasayla bu yasaya dayanılarak düzenlenen “Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Tebliği“nin bir imar darbesi olduğunu belirterek bir seçim yatırımı olarak yürürlüğe giren kaçak yapılaşma affının barış değil kaos getirdiğini ifade etmişlerdir. (1) 

5948_11_45_37

Kentlerin planlı bir gelişmesini arzulayan tüm kesim, kurum ve bireyler bu yasanın gerekçesine ve içeriğine karşı çıkıp bunun bir seçim rüşveti olduğunu belirtmekle birlikte; yasanın kabulü ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşme ve oy sayımı tutanaklarına baktığımızda, karşımıza çok ilginç ve şaşırtıcı bilgiler çıkmaktadır. (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10 Mayıs 2018 tarihli 98. birleşimi ile ilgili tutanakları incelediğimizde bu birleşime meclisteki toplam 537 milletvekilinden 223’ünün katıldığını, 5 milletvekilinin “red“, 217 milletvekilinin de “kabul” oyu verdiğini görüyoruz.

Yapılan açık oylama ile ilgili tutanakları incelediğimizde “red” oyu verenlerin,

1. HDP Diyarbakır milletvekili Sibel Yiğitalp,

2. HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan,

3. HDP İzmir milletvekili Ertuğrul Kürkçü,

4. HDP Batman milletvekili Mehmet Ali Aslan ve

5. HDP Şırnak milletvekili Aycan İrmez olduğunu ortaya çıkıyor.

Söz konusu yasanın kabulü yönünde oy kullanan milletvekillerini araştırdığımızda ise karşımıza son derece şaşırtıcı bir sonuç çıkıyor:

Bu sonuca göre yasayı kabul eden 209 milletvekilinin AKP’li, 8 milletvekilinin de CHP’li olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz…

Bu şaşkınlık, “Kabul” oyu veren CHP’li milletvekillerinin adlarını araştırdığımızda daha da artıyor. Çünkü, kamuoyunda kaçak yapı affı olarak bilinen yasanın kabul edilmesi için oy veren CHP’li milletvekillerinin;

1. CHP Bursa milletvekili Lale Karabıyık,

2. CHP Mersin milletvekili Hüseyin Çamak,

3. CHP İstanbul milletvekili Sibel Özdemir,

4. CHP İstanbul milletvekili Barış Yarkadaş,

5. CHP İzmir milletvekili Musa Çam,

6. CHP Sakarya milletvekili Engin Özkoç,

7. CHP Samsun milletvekili Hayati Tekin ve

8. CHP Tokat milletvekili Kadim Durmaz

olduğunu anlıyoruz. 

Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 86. döneminin son oturumunda kabul edilen bu yasaya “kabul” oyu veren CHP’li milletvekilleri bunlar (!)

Üstüne üstlük bunlar arasında hepimizin solculuğu, devrimciliği ve demokratlığı ile tanıyıp bildiğimiz eski sendikacı Musa Çam var (!)

Yakın zamanda TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi’nin “2018 yılının örnek politikacısı” olarak ödül verdiği iki CHP’li milletvekilinden biri olan CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Kültürpark mücadelesinde bizlerin yanında durup önüne konulan dilekçeyi imzalayan CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Hepimizin düne kadar; daha doğrusu bu yasanın kabulüne kadar tanıyıp bildiğini sandığı CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Ve tabii ki diğerleri…

Şimdi bu durumu görmezlikten ya da bilmezlikten gelip kulağımızın üstüne mi yatacağız?

Yoksa gerçeğin, her zaman ve koşul altında bilinmesi gereğinden hareketle, bu bilgiyi kendisine güvenip oy vermiş İzmirli seçmenlerle paylaşacak mıyız?

Bu yasaya karşı çıkıp kampanyalar düzenleyen kurum, kuruluş ve bireylere bunu söyleyecek miyiz?

Seçimler öncesinde bunu söylemenin ya da yazmanın zamanı mıydı?” diye soranlara ya da “bunu yazarak AKP’ye hizmet ediyorsunuz” diyenlere ne diyeceğiz peki?

Tabii ki her zaman için gerçeği araştırıp dosdoğru söyleyeceğimizi… Hiçbir gerçeğin bilinmemesi, fark edilmemesi ya da unutulmaması dileğiyle…

Resim1

Peki, o halde CHP’li bu sekiz milletvekili niye böyle davranıp böylesi bir karara katıldılar?

Bunun muhakkak bir açıklaması, bizleri ikna edecek bir gerekçeleri olmalıdır…

Özellikle de her şeyi yasalara uygun yapmaya çalışan, bugüne kadar hiçbir şekilde kaçak yapı yapmayan ve bu siyasetçileri milletvekili olarak seçen yurttaşlara açıklanıp söylenecek bir şeyler olmalıdır…

Tüm bir ülkeyi ve kentleri ilgilendiren böylesine büyük bir kötülük uğruna iktidar milletvekilleriyle işbirliği yapıp çıkarılan bu yasanın kabulü için niye oy verildiği bir an önce açıklanmalı ve dürüst insanlardan özür dilenmelidir…

Partileri tarafından yeniden aday gösterilmedikleri için mi yoksa AKP ile yarışmak adına mı veya başka bir nedenle mi?

Bütün bunların nedeni bir an önce açıklanmalı ve giderayak yapılan bu büyük kötülük için özür dilenmelidir…

Tabii ki, bu yasanın kabulünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunmayan ve 5 HDP’li milletvekili gibi “red” oyu vermeyen 123 CHP’li milletvekilinin o anda ne yaptıklarını sorup tarihi sorumluluklarını hatırlatarak…


(1) https://www.tmmob.org.tr/icerik/imar-affi-duzenlemesi-geri-cekilmelidir

(2) https://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem26/yil3/ham/b23136oylama.htm

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (2)

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan adayların cumhurbaşkanı oldukları takdirde neler yapacaklarını gösteren manifestolarda kente ve yerel yönetimlere dair neler vaat ettiklerini araştırıp incelediğimiz yazı dizimizin bugünkü bölümünde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adayı olarak seçime katılan Recep Tayyip Erdoğan‘ın manifestousunu ele alacağız.

Recep Tayyip Erdoğan 15 Mart 2003 – 10 Ağustos 2014 tarihleri arasında 9 yıl 4 ay 25 gün süreyle başbakanlık, 10 Ağustos 2014 – 24 Haziran 2018 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay 14 gün süreyle cumhurbaşkanlığı; toplam olarak 15 yıl 3 ay 9 ay başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak ülkeyi en üst düzeyde yönetmiş; bu anlamda şimdiye kadar defalarca seçim bildirisi ya da hükümet programı hazırlamış bir siyasetçi.

Daha önceki seçim bildirilerini anımsadığımızda daha içerikli olduğunu, birçok konuya değindiğini, asıl önemlisi her bildiriyi büyük, abartılı projelerle doldurduğunu anımsıyoruz.

Ama bu kez adeta fazla hazırlık yapılamadığı için bir gecede hazırlanmış gibi bir manifesto ile karşı karşıya kalıyoruz.

Hem de bol bol “biz“, “bize” ve “bizdik” sözcükleri kullanmanın dışında öznesi “biz” olan hamaset dolu bir metinle karşılaşıyoruz.

Bütün bu “biz” söylemiyle yazılmış metnin bir partinin lideri ve adayı için hazırlandığını hatırladığınızda “biz“den kastedilenin o partiye ya da liderine oy verip destekleyenlerle sınırlı olduğunu, oy vermeyip desteklemeyenlerin ise “onlar” olduğunu kolaylıkla anlayabiliyorsunuz.

Biz” olanın “millet” olduğu iddia edilse bile…

Cumhurbaskani-Erdogan-AK-Parti-secim-manifestosunu-acikladi-5468

12 punto ile yazılan toplam 22 sayfalık mmanifestoda kullanılan 4.695 sözcükten 72’sinin “biz“, 8’nin “bize“, 11’inin de “bizdik” olduğunu, hamaset diliyle adeta bir “kahramanlık menkıbesi” gibi yazılmış bu metinde 1071 Malazgirt savaşının, Söğüt’ün, Osman Gazi’nin, Fatih’in, Süleymaniye’nin, Yavuz’un, Selahaddin Eyyubi’nin, Abdülhamit’in, Kut-ül Amare’nin, Seyit Onbaşı’nın, Çanakkale’nin, Sütçü İmam’ın, Hasan Tahsin’in, Nene Hatun’un, Şahin Bey’in, Gazze’nin, Somali’nin, Arakan’ın, “One minute“ın, Fırat Kalkanı’nın, Zeytin Dalı’nın ve tabii ki 15 Temmuz’un unutulmadığını görüyor ve 15 asırdır Okçular Tepesi’ni beklediklerini öğreniyoruz.

Dünyanın dört bir köşesindeki isimlerin teker teker sayıldığı bu metinde tek bir “kent” sözcüğüne rastlamayıp onun yerine kullanıldığını anladığınız “şehir” sözcüğünün 4 kez kullanıldığını, “yerel” ya da “mahalli” sözcüklerinin ise hiç kullanılmadığını görüyorsunuz.

Gezi kalkışmasıyla istikrarımıza kastettiler, şehirlerimizi talan ettiler, demokrasimizi hedef aldılar.

Mamur kılınacak şehirlerimiz, işlenecek bereketli topraklarımız, yetiştirilecek yavrularımız var.

Şehirlerimiz kültür sanat üreten kimlikli şehirler haline gelecek.

Kent sözcüğü yerine tercih ettikleri “şehir” sözcüğü ile ifade ettikleri topu topu bu üç tümce… Bunun dışında “kent” ya da “şehir”le ilgili başka bir şey yok!

Kent” ya da “şehir“lerle ilgili dolaylı iki sözcük ise, seçimlere az bir zaman kala bir seçim rüşveti olarak yasalaştırdıkları imar affıyla ilgili olarak, Ülkemizdeki bağımsız binaların yarısını oluşturan imarsız veya imara aykırı yapıların durumuna hukuki çözüm getirdik. Böylece kentsel dönüşüm ve planlı yapılaşma çalışmalarının önündeki engelleri kaldırmış olduk.” dediklerini görüyoruz.

Yaptıkları, yapacakları ve vaat ettikleri topu topu bu kadar!

Kentler ve yerel yönetimler üzerine başkaca bir şey söyledikleri yok!

Tabii ki 15 yıldır yaptıkları, yapmak istemedikleri, yapamadıkları hepimizin gözü önünde ya da hafızalarımızda…

O nedenle “Ahdim olsun ki” diye başlayan vaatlere aklı başında olan kimse inanmıyor, inandırıcı bulmuyor.

Çünkü “Ahdim olsun ki” diye başlayıp söylediklerinin nasıl yapılacağına ilişkin hiçbir açıklamaya gerek duyulmuyor. Bütün bunların yapılacağının tek garantisi, “Ahdim olsun ki” diyen kişinin kendisi.

dvye7zww4ag74e6

Aynı kişi eskiden, hepsi de çok anlamlı olmasa bile, bir takım gösterişli projeleri sıralamayı severdi. Bu kez Kanal İstanbul ve 1915 Çanakkale Köprüsü, bir de son mitinglerde ortaya attığı “Zihni Sinir Projesi” niteliğindeki “Millet Kıraathanesi Projesi” dışında bir proje sayamıyor.

Ele alıp incelemeye çalıştığımız manifestonun en iyi yanı da bu galiba.

Devam edecek

 

Yargıya intikal etmiş konularda pazarlık yapmak…

Ali Rıza Avcan

Körfez geçişi bizim için önemli. Tüm projeler hazırlanmış durumda. Sanıyorum bir dava açılmış. Ulaşım master planına baktığımızda orada göremedim. Herhalde taslak olduğundan dolayı. Sizin bu projeyi desteklediğinizi biliyorum. Bu dava açanları da incelediğimizde arka planda bir organizasyon olduğunu görüyoruz. Bu da bizi rahatsız ediyor. İzmir’de yatırımları engellemek adına bir yapı var. Hükümet burada kendine bir yatırım yapmıyor. Yapılması gereken neyse onu yapıyoruz. Açık desteğinizi bekliyoruz.

Bu sözler geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından makamında ziyaret edilen AKP İzmir İl Başkanı Aydın Şengül tarafından söylendi ve Ege’de Son Söz gibi birçok İnternet gazetelerinde paylaşıldı.

baskan-kocaoglu-na-ak-parti-de-surpriz-dosyaya-dosyayla-cevap-977382

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun elindeki mavi renkli bir dosya ile gidip ziyaret ettiği, karşılığında da AKP yönetiminde olan yedi ilçeye ait taleplerin yer aldığı diğer bir mavi dosyayı teslim aldığı bu görüşmede, AKP İl Başkanı Aydın Şengül açık bir şekilde İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kendileri için çok önemli olduğunu, bu projeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda göremediklerini, bu durumun söz konusu belgenin henüz taslak durumunda olmasından kaynaklanmış olabileceğini belirterek, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılmaması için dava açılmış olmasından ve bu davaları destekleyen İzmirliler’in kendilerini rahatsız ettiğini söyleyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan kendilerine yardımcı olmasını; bu anlamda desteğini açık bir şekilde göstermesini istemiştir. 

Açıkçası, kendisine teslim edilen dosyadaki taleplere karşılık İzmir Körfez Geçişi Projesi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan destek istemiş; böylelikle herkesin önünde çirkin bir pazarlığın kapısını açmıştır.

Böylesi bir pazarlık girişimi karşısında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun yapacağı tek olumlu hareket, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında görüş beyan etmenin adaleti etkileme anlamına geleceğini söyleyerek bu pazarlık kapısını kapatması olurdu.

Ama öyle olmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında suskun kalmayı tercih etti.

Böylelikle, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili idari davalara bakan hakimlerin iktidardan ve yerel yönetimden kaynaklanan bir baskı altına girmesine göz yummuş oldu.

Diğer yandan da üyesi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylem ve eylemlerine aykırı bir tutum sergilemiş oldu.

Şimdi bundan sonraki süreçte İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘na girip girmeyeceğine ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni desteklemek için neler yapacağına bakacağız.

HKN_9176

İşte bütün bu nedenlerle, bugünlerde;

Ülkenin uzun bir süredir KHK’larla yönetildiği, seçim yasalarının iktidardan yana adaletsiz bir şekilde düzenlendiği, insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, her türlü kötülüğün kol gezdiği bugünlerde,

Bir kentin ve o kenti var eden en önemli değerlerin böylesi çirkin bir pazarlığa konu edilmesi; en azından tehdit kokan bir pazarlığa konu ediliyor olması, İzmir için büyük bir talihsizliktir…