İzmir’in şirketleri… (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin bu bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin % 10 ile % 100 oranı arasında değişen hisselerle ortak olduğu dokuz faal şirketiyle bilgileri bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmayan 2 “sorunlu” şirketi hakkındaki bilgileri paylaşmaya devam ediyoruz.

Böylelikle, İzmir Valisi ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının da içinde bulunduğu “seçkin” olduğu ya da “işini bildiği” söylenen toplam 167 kişinin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, üyesi ya da genel müdür olarak görev yaptığı bu şirketler hakkındaki bilgileri paylaşmaya devam edelim. 

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ EGE ŞEHİR PLANLAMASI ENERJİ VE TEKNOLOJİK İŞBİRLİĞİ MERKEZİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 31.618.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mehmet Şakir Başak

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Eser Atak

Genel Müdür: Ekrem Tükenmez

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Orhunbilge

Yönetim Kurulu Üyesi: Candan Dipli

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemile Bektaş

Yönetim Kurulu Başkanı: Erdal Çapan

Yönetim Kurulu Üyesi: Ergüven Pasin

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Hıdır Uludağ

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Keskin

Yönetim Kurulu Üyesi: Şule Kök Yıldırım

Yönetim Kurulu Üyesi: Ertuğrul Tugay

Ege Şehir Planlama Logo

İZFAŞ İZMİR FUARCILIK HİZMETLERİ KÜLTÜR VE SANAT İŞLERİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 207.509.360.-TL.

Sermaye Payı: % 99,96

Yönetim Kurulu Başkanı: Mustafa Tunç Soyer

Genel Müdür: Canan Karaosmanoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Pınar Meriç

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşen Kalpalı

Yönetim Kurulu Üyesi: Sezer Hakan Alpsoykan

Yönetim Kurulu Üyesi: Mahmut Özgener (İzmir Ticaret Odası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Ender Yorgancılar (Ege Bölgesi Sanayi Odası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Işınsu Kestelli (İzmir Ticaret Borsası)

Yönetim Kurulu Üyesi: Abdurrahman Suphi Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Behiye Fügen Selvitopu

Yönetim Kurulu Üyesi: Canan Mut

Yönetim Kurulu Üyesi: Jak Eskinazi

Yönetim Kurulu Üyesi: Barış Karcı

İZFAş Logo

İZBELCOM İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÇEVRE KORUNMASI İYİLEŞTİRİLMESİ MÜŞAVİRLİK VE PROJE HİZMETLERİ TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 61.250.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Erdal İzgi

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Mustafa Suphi Şahin

Genel Müdür: Ahmet Ersagun Yücel

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Güven Ağar

Yönetim Kurulu Üyesi: Erhan Bey

Yönetim Kurulu Üyesi: Lütfü Ünal

Yönetim Kurulu Üyesi: Tufan Eker

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Öztürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdar Yücel

Yönetim Kurulu Üyesi: Murat Varlıorpak

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemal Mete

Yönetim Kurulu Üyesi: Kadir Efe Oruç

Yönetim Kurulu Üyesi: Özkan Dönmez

İZBELCOM Logo

İZENERJİ İNSAN KAYNAKLARI TEMİZLİK BAKIM ONARIM ENERJİ GÜVENLİK HİZMETLERİ İLAÇLAMA VE TURİZM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 237.150.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Ardahan Totuk

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Gülay Demircioğlu

Genel Müdür: Ali Celal Ergin

Yönetim Kurulu Üyesi: Alp Ulusoy

Yönetim Kurulu Üyesi: Yusuf İncili

Yönetim Kurulu Üyesi: Filiz Yıldız

Yönetim Kurulu Üyesi: Haluk Karabulut

Yönetim Kurulu Üyesi: Kader Sertpoyraz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Kardaş

Yönetim Kurulu Üyesi: Figen Seyis

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşe Arzu Özçelik

İzenerji Logo

İZBAN – İZMİR BANLİYÖ TAŞIMACILIĞI TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 1.155.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 50

Yönetim Kurulu Başkanı: Buğra Gökçe

Başkan Yardımcısı: Ahmet Selçuk Sert

Murahhas Üye: Hacer Eke

Murahhas Üye: Güler Sağıt

Murahhas Üye: Sönmez Alev

Murahhas Üye: Mehmet Oğuz Ergenekon

Murahhas Üye: Mehmet Seçkin Mutlu

Murahhas Üye: Selim Koçbay

İZBAN Logo

İZMİRGAZ – İZMİR DOĞALGAZ DAĞITIM ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 58.677.900.-TL.

Sermaye Payı: % 10

Yönetim Kurulu Başkanı: Naci Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Hilmi Özen

Yönetim Kurulu Üyesi: Veysi Akın Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Demir Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Timur Koloğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Arif Aktürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Anıl Koloğlu

İzmirgaz Logo

TARKEM – TARİHİ KEMERALTI İNŞAAT YATIRIM İNŞAAT  ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 25.000.000.-TL

Sermaye Payı: % 30 (?)

Yönetim Kurulu Başkanı: Samim Sivri

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Murat Demirer

Genel Müdür: Sergenç İneler

Yönetim Kurulu Üyesi: Uğur Yüce

Yönetim Kurulu Üyesi: Hasan Eke

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Muzaffer Tunçağ

Yönetim Kurulu Üyesi: Bekir Pakdemirli

Yönetim Kurulu Üyesi: Temel Aycan Şen

Yönetim Kurulu Üyesi: Moris Bencuya

Yönetim Kurulu Üyesi: Nesim Bencuya

Yönetim Kurulu Üyesi: Deniz Barçın

Yönetim Kurulu Üyesi: Şefika Günseli Ünlütürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdar Dağıstan

Yönetim Kurulu Üyesi: Perihan İnci

Yönetim Kurulu Üyesi: İlknur Denizli

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Salih Özen

Yönetim Kurulu Üyesi: Ayşegül Kurtel

TARKEM Logo

İZMİR JEOTERMAL ENERJİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 43.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 50

Yönetim Kurulu Başkanı: Erol Ayyıldız (İzmir Valisi)

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Mustafa Tunç Soyer

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemil Özgür Öneği

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Engin (Narlıdere Belediye Başkanı)

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Çalkaya (Balçova Belediye Başkanı)

Yönetim Kurulu Üyesi: Adil Kırgöz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Ensarioğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ömer Albayrak

Yönetim Kurulu Üyesi: Orhan Demirağlar

İzmir Jeotermal Logo

TETUSA ÖZEL SAĞLIK HİZMETLERİ TERMAL TURİZM SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 50.000.000.-TL.

Sermaye Payı: % 40

Yönetim Kurulu Başkanı: Veysi Öncel

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Muhittin Dalgıç

Yönetim Kurulu Üyesi: Uğur Yüce

Yönetim Kurulu Üyesi: Abdurrahman Suphi Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Barış Karcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Yıldız Devran

Yönetim Kurulu Üyesi: İsmail Öz

Yönetim Kurulu Üyesi: Osman Rakip Köfüncü

Tetusa Logo

AKIBETİ BELLİ OLMAYAN BELEDİYE ŞİRKETLERİ

1) İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK ANONİM ŞİRKETİ

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura döneminde (Ekim 1987), Hilton İzmir Oteli’nin bulunduğu yerdeki 7.200 metrekarelik belediye arsası karşılığında % 23,84 oranında ortak olunan şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde kayıtlı en son işlemi 26.09.2000 tarihlidir. 

Bugün itibariyle Ata Holding’in büyük ortak olduğu şirketin sermayesi 82.846.400.-TL. olup bu şirkete verilen arsaya inşa edilen Hilton İzmir Oteli’nden bugüne kadar hiçbir kazanç temin edilmemiştir. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin her yıl düzenlediği faaliyet raporlarında adı geçen bu şirkete verilen değerli arsanın karşılığı bugüne kadar alınmadığı için bu sorunun bir an önce İzmir halkı adına çözümlenmesi, oluşan kamu zararının sorunu bugüne kadar çözmeyen belediye yöneticilerine tazmin ettirilmesi gerekmektedir.

2) BAY-SAN ANONİM ŞİRKETİ

Adını ilk kez geçtiğimiz ay içinde, bu şirketin yönetim kurulu başkanlığına Buğra Gökçe’nin, genel müdürlüğüne de Cengiz Türksoy’un atandığını bildiren belediye duyurusu ile öğrendiğimiz şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’ndeki en son kaydının 4 Haziran 2002 tarihli olduğu, o tarihten bu yana (en azından şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlanarak devredildiğine dair bir ilamın) hiçbir işlemin bulunmadığı görülmektedir.

Sermayesi, ortaklık yapısı, yönetim kurulu üyeleri bilinmeyen bu şirketin Aziz Kocaoğlu’nun son günlerinde belediyeye armağan edilen “kötü bir hediye” olduğu anlaşılmaktadır.

bankrupt

İzmir’in şirketleri… (1)

Ali Rıza Avcan

Bugün burada, zaman zaman ortaya çıkan ihtiyaç ya da talep üzerine, hem ilgili şirketlerin İnternet sayfalarındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümlerine, hem de Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına bakarak edindiğim, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili bazı bilgileri paylaşacağım…

Böylelikle, birçok İzmirlinin İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili olarak merak ettiği doğru ve güncel bilgileri paylaşacağım.

Ancak baştan söylemek gerekir ki, bu bilgiler sadece şirketlerin sermaye miktarlarıyla ortaklık yapılarını; ayrıca şirket yönetim kurullarında kimlerin yer aldığını ve genel müdürlerinin kim olduğu ile sınırlı kalıyor.

Bir şirketin mali performansını kapsayan bilanço, kar-zarar cetvelleri ve çalıştırdıkları personel sayısı gibi temel ve önemli bilgileri öğrenmek ise şimdilik mümkün değil… Bu konu ile ilgili mevzuat, bu tür bilgilerin ilgili şirketin İnternet sayfasında yayınlanmasını zorunlu kıldığı halde; bu bilgiler şirketlerin İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bulunmuyor…

Bulamadığımız bu bilgileri, HİM ya da CİMER eliyle öğrenmeye kalktığımızda ise, “biz Bilgi Edinme Kanunu kapsamına girmiyoruz” ya da “bu bilgiler ticari sır kapsamına girmektedir” gerekçesiyle reddediliyoruz…

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ile ilgili elimizdeki güncel bilgileri paylaşmaya…

İZBETON – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BETON ASFALT ENERJİ ÜRETİM DAĞITIM TESİSLERİ, SU, KANALİZASYON TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 486.550.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mustafa Tunç Soyer

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Barış Karcı

Genel Müdür: Heval Savaş Kaya

Yönetim Kurulu Üyesi: Belma Özeş

Yönetim Kurulu Üyesi: Erdal Kukul

Yönetim Kurulu Üyesi: Fazıl Ölçer

Yönetim Kurulu Üyesi: Hakan Özsel

Yönetim Kurulu Üyesi: İrfan Erol

Yönetim Kurulu Üyesi: Serdal Selçuk Savcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Sevcan Tınaztepe

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Levent Sınmaz

İzbeton Logo

GRANDPLAZA – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ GRANDPLAZA GIDA OTELCİLİK VE TURİZM İŞLETMELERİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 79.458.415.-TL

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Özcan Işıklar

Yönetim Kurulu Başkan Vekili: Buğra Gökçe

Genel Müdür: Hasan İkat

Yönetim Kurulu Üyesi: Ahmet Hamdi Türkmen

Yönetim Kurulu Üyesi: Çiğdem Aşıcı

Yönetim Kurulu Üyesi: Aydın Korkmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Yıldız Devran

Yönetim Kurulu Üyesi: Hülya Şahin

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Sayar

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Tahtasız

Yönetim Kurulu Üyesi: Güzin Özbaş

Yönetim Kurulu Üyesi: Gözde Dilikan Parçalı

Grandplaza

ÜNİBEL ÖZEL EĞİTİM BİLGİ TEKNOLOJİLERİ KÜLTÜR TANITIM VE YAYINCILIK SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermayesi: 8.000.000.- TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Nilüfer Çınarlı Mutlu

Başkan Vekili: Onur Demirci

Genel Müdür: Nihal Ağca

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Aytuğ Balcıoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Muhsin Kurt

Yönetim Kurulu Üyesi: Fatma Mesutgil

Yönetim Kurulu Üyesi: Tamer Nurgöz

Yönetim Kurulu Üyesi: Fitnat Perihan Utan

Yönetim Kurulu Üyesi: Mustafa Ceyhun Minareci

Yönetim Kurulu Üyesi: Hülya Oker

Yönetim Kurulu Üyesi: Sertan Ertuğrul

 

Ünibel Logo

İZELMAN GENEL HİZMET OTOPARK ÖZEL EĞİTİM İTFAİYE VE SAĞLIK HİZMETLERİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 643.000.000.- TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Adnan Akyarlı

Genel Müdür: Burak Alp Ersen

Yönetim Kurulu Üyesi: Alpay Çakarcan

Yönetim Kurulu Üyesi: Bilgihan Akpak

Yönetim Kurulu Üyesi: Cahit Kurtulan

Yönetim Kurulu Üyesi: Levent İşler

Yönetim Kurulu Üyesi: Koray Velibeyoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Muhittin Cumhur Şener

Yönetim Kurulu Üyesi: Vahyettin Akyol

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Ötücü

Yönetim Kurulu Üyesi: Zeliha Demirel

Yönetim Kurulu Üyesi: Tayfun İlhan

Yönetim Kurulu Üyesi: Özgür Ozan Yılmaz

İzelman Logo

İZULAŞ – İZMİR ULAŞIM HİZMETLERİ VE MAKİNA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 752.500.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Erhan Bey

Genel Müdür: Arda Şekercioğlu

Murahhas Üye: Ahmet Ali Uslu

Murahhas Üye: Ahsen Düşenkalkan

Murahhas Üye: Ayşen Kalpalı

Murahhas Üye: Turgay Akkaya

Murahhas Üye: Pınar Meriç

Murahhas Üye: Tülay Yılmaz

Murahhas Üye: Mustafa Kubilay Yıldırım

Murahhas Üye: Ahmet Gürbüz

Murahhas Üye: Melek Ünlü

Murahhas Üye: Semih Kök

İZULAŞ Logo

İZDENİZ – İZMİR DENİZ İŞLETMECİLİĞİ NAKLİYE TURİZM VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 124.250.000.-TL.

Sermaye Payı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Turgay Bozoğlu

Genel Müdür: İlyas Murtezaoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Sezer Hakan Alpsoykan

Yönetim Kurulu Üyesi: İlyas Murtezaoğlu

Yönetim Kurulu Üyesi: Ümit Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Aysel Özkan

Yönetim Kurulu Üyesi: Kadir Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Mehmet Faruk İşgenç

Yönetim Kurulu Üyesi: Şemi Albat

Yönetim Kurulu Üyesi: Saffet Özdemir

Yönetim Kurulu Üyesi: Utku Arslan

Yönetim Kurulu Üyesi: Yusuf Değerli

İZDENİZ Logo.png

İZMİR METRO – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ METRO İŞLETMECİLİĞİ TAŞIMACILIK İNŞAAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

Sermaye Miktarı: 8.000.000.- TL.

Ortaklık Yapısı: % 100

Yönetim Kurulu Başkanı: Mehmet Ufuk Tutan

Genel Müdür: Sönmez Alev

Yönetim Kurulu Üyesi: Adnan Çelikkal

Yönetim Kurulu Üyesi: Buğra Gökçe

Yönetim Kurulu Üyesi: Ali Serdar Pedükcoşkun

Yönetim Kurulu Üyesi: Cemal Yıldız

Yönetim Kurulu Üyesi: Raif Canbek

Yönetim Kurulu Üyesi: Sönmez Alev

Yönetim Kurulu Üyesi: Serpil Baran

Yönetim Kurulu Üyesi: Mert Yaygel

Yönetim Kurulu Üyesi: Özlem Özdemir Yılmaz

Yönetim Kurulu Üyesi: Funda Erkal Öztürk

Yönetim Kurulu Üyesi: Erkan Arsu

İzmir Metro Logo


Devam Edecek…

“İzmir’deki açlık sonlandırılacak” mı?

Ali Rıza Avcan

Yıl 2010, aylardan Eylül…

CNBC-e Business dergisinin 2009 yılından başlayarak yapmaya başladığı “Türkiye’nin En Yaşanabilir Şehirleri – 81 İlin Yaşam Kalitesi Araştırması“nın ikincisinin yayınladığı tarih…

Dergi, 81 ilin yaşam kalitesini, sahip oldukları nüfus, eğitim düzeyi, kişi başına düşen elektrik tüketimi, havayolu ile taşınan yolcu sayısı, istihdam, iş gücüne katılma ve işsizlik oranları, kişi başına düşen kamu yatırımı miktarı ve otomobil sayıları, konut sayısı, mevduat miktarı, ortalama kira bedeli, rekabet endeksi, ödenen vergi miktarları, deprem riski olasılığı, suç oranı, alışveriş merkezi ve beş yıldızlı otel sayısı, boşanma hızı, hava kalitesi, orman miktarı, sporcu sayısı, trafik, kültür-sanat, kütüphane, müze, opera ve bale, sinema, tiyatro, özel-resmi hastane ve doktor sayılarını yaşam kalitesinin göstergesi olarak belirleyip 81 il arasında bu değerlere bir sıralama yapıyor. Bu sıralamanın en başında yer alan iller yaşam kalitesi yüksek, alt sıralarında yer alan iller de yaşam kalitesi düşük iller olarak duyuruluyor.

Bu bağlamda İzmir’in, 2010 yılı koşulları içinde 81 il itibariyle genel olarak 9., eğitim düzeyi itibariyle 7., sağlık koşulları itibariyle 11., kent hayatı itibariyle 38., kültür ve sanat itibariyle 46. ve ekonomi itibariyle 3. sırada yer aldığı duyuruluyor. 

Ancak, İzmir’in güvenlik açısından 81 il arasında 81. sırada; yani en sonda yer aldığı belirtiliyor. Güvenlik açısından sorunlu olduğunu bildiğimiz Doğu ve Güneydoğu illeri bile İzmir’in önünde, güvenli iller olarak gözüküyor. Örneğin Mardin 6., Diyarbakır 35., Van 12. sırada yer alıyor.

Kısacası derginin bu iddiası, İzmir açısından kötü, oldukça kötü bir durumu, hiç de hak etmediği bir konuma yerleştirildiğini ortaya koyuyor. 81 il arasında en güvenliksiz kent olarak belirlenen İzmir bir anda kimsenin gelmek istemeyeceği bir kente dönüşüyor… Özellikle de iç ve dış turizm açısından…

Bunun üzerine bir yandan dergi yönetiminden bu sıralamaya esas olan göstergelerin analizini istiyor, diğer yandan da İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni ve İzmir Ticaret Odası’nı bilgilendirip bir şeyler yapmalarını istiyorum.

O zamanlar İzmir Valisi olan Cahit Kıraç’ın yaptığı itiraz üzerine; bu yanlışlığın, İzmir Valiliği’nin araştırma kapsamında hem polis hem de jandarmadaki güvenlik verilerini dergiye göndermiş olmasına karşın, diğer valiliklerin jandarma ile ilgili verileri bildirmemiş olmasından kaynaklandığını öğreniyor ve derginin 2010 yılı Ekim sayısının “Editör” sayfasında bu yanlışlığın açıklanmaya çalışıldığını görüyoruz…

Kimse de çıkıp CNBC-e Business dergisinden bu yanlış araştırmanın olası sonuçlarının hesabını İzmir adına sormuyor, soramıyor… 

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları_Sayfa_1

Aradan geçen dokuz yıl sonrasında da İzmir bu kez hiç de hak etmediği bir şekilde açlık sorununun yaşandığı bir kent olarak cümle aleme takdim ediliyor….

Hem de İzmir’deki açlığı ortadan kaldıracağını iddia eden yeni belediye başkanının stratejik planlama ekibini oluşturan danışman ve uzmanlar tarafından…

Olayın ayrıntısı şu şekilde özetleyebilirim:

Bilindiği üzere, her belediyede yeni seçilen belediye başkanının göreve başlama tarihini izleyen altı ay içinde, 2020-2024 döneminde, hangi öncelikler çerçevesinde neler yapacaklarını gösteren stratejik planları hazırlayarak belediye meclislerinin onayına sunması gerekiyor…

Üstüne üstlük belediye meclisince kabul edilen bu planları eskiden Kalkınma Bakanlığı’na göndermeleri işlemin sonuçlanması açısından yeterli olduğu halde; şimdi, yeni hukuki düzenlemelere göre doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığı’na göndermeleri gerekiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı, bundan böyle belediyeleri stratejik planlar üzerinden izleyip değerlendireceğini açık açık belirtiyor.

Bizde; yani İzmir’de, belediye başkanları seçim sonrasında uzun bir tebrik ve karşı tebrik süreci yaşadıkları; ayrıca, bir kördüğüme dönüşen İstanbul seçimlerini merakla izleyip destekledikleri için ancak şimdilerde plan yapmanın gerekli olduğunu fark edip ekiplerini stratejik plan hazırlığına yöneltmeye başladılar.

Şimdi o nedenle hemen her belediye stratejik planını hazırlayabilmek için toplantılar düzenliyor, anketler yapıyor, ilgili ilgisiz herkese fikrini, projesini soruyor. 

İşte tam da bu süreç içinde, iki hafta önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2020-2024 dönemindeki stratejik amaçlarını taslak şeklinde ortaya koyan iki sayfalık bir metin elime geçti. Bu belgenin kaynağı güvenilir olduğu için belgenin geçerliliğini sorgulamaya kalkmadım.

Belgeyi ilk incelediğimde taslağa yazılı olan stratejik amaçların Birleşmiş Milletler tarafından benimsenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi dikkate alınarak belirlendiğini, bu 17 hedeften uygun görülenlerin İzmir’e uyarlanmak istendiğini gördüm. Ancak, bu konuyla ilgili herkesin bildiği bu uluslararası belgenin kötü bir Türkçe ile çevrildiği, metin içinde “iyi iş” ya da “tüketimin ve üretimin sürekliliği” gibi ne anlama geldiği bilinmeyen tanımlamaların kullanıldığını, yasal anlamda belediyelerin görevleri arasında bulunmayan enerji üretimi ile ilgili amaçlara yer verildiğini ya da “… fakirliğin İzmir’deki her türlü şekli son bulacak” gibi kapitalist sistem içinde gerçekleşmesi mümkün olmayacak ütopik amaçların yazılı olduğunu gördüm.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları” başlığıyla yazılan bu metinde yer alan bir ifade ise tüm aklım, bilgim, deneyimim, birikimlerim ve duygularımla karşı çıktığım, şiddetle protesto ettiğim, kabullenemediğim ve asla kabul etmeyeceğim toplumsal bir olgudan söz ediyordu.

Söz konusu metnin, “İzmir’de Refahın Adil Bölüşümünün Sağlanması” başlıklı üçüncü bölümünün 2. maddesinde açık bir şekilde; “Açlığa Son: İzmir’deki açlık sonlandırılacak, gıda güvenliği sağlanacak, beslenme iyileştirilecek ve sürdürülebilir tarım desteklenecek” denmekteydi.

Bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi düzeyinde yaptığım kişisel araştırmalarda, bu metnin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı Tunç Soyer’in yakın çevresi tarafından hazırlandığını, belediye çalışanları tarafından pek de kabul görmediğini anladım.

Ama bu arada  devamlı kendi kendime sormadan edemedim: İzmir’de sosyo-ekonomik boyutta bir açlık olgusunun mevcudiyetini iddia edip, kendince yeni belediye başkanına bunu sonlandırma görevi veren bilim insanı, uzman, danışman, teknokrat, plancı, belediye yöneticisi; her kimse, kimdi? Yaşadığımız ülkenin koşullarını ve İzmir’i iyi biliyor muydu? İzmir’deki açlık sorununu bilimsel verilerle kanıtlayabiliyor muydu? Yoksa bir “sömürge aydını” zihniyetiyle Birleşmiş Milletler’in Uganda, Nijer, Nijerya gibi gerçekten açlık sorunuyla karşı karşıya olan ülkeler için gündeme getirdiği açlığı İzmir’e layık gören kimdi ve İzmir’e bu kötülüğü niye yapıyordu?

Ardından bu iki sayfalık metnin, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan 03 Temmuz 2019 tarihinde İzmir Valiliği’yle 30 ilçe kaymakamlığına, 30 ilçe belediyesine ve meslek örgütlerine; toplam olarak 127 kuruma gönderilerek görüş sorulduğuna, söz konusu yazıyı elimde tutmak suretiyle tanık oldum.

Bu durumu, 18 Temmuz 2019 tarihinde İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yapılan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetilen “Tarım ve Sağlıklı Gıdaya Erişim” toplantısına gidip bizzat Tunç Soyer’e sormak istedim. Ancak söz konusu toplantının amacından sapıp, katılımcıların koltuklarının altında getirdikleri projeleri takdim etme eylemine dönüşmesi nedeniyle bu soruyu orada sorma fırsatını yakalayamadım. Ama bu toplantıda hiç kimsenin İzmir’deki açlık sorunundan söz etmediğine de tanık oldum.

Toplantıyı izleyen gün, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin stratejik plan hazırlığı kapsamında ilçe belediyeleriyle yaptığı toplantıya katıldığımda söz konusu belgenin 3. taslağının hazırladığını görmekle birlikte aynı ifadenin bu 3. taslakta da aynen yer aldığını fark ettim. Bunun üzerine, hiçbir üst yöneticinin bulunmadığı bu toplantıda bu konuyla ilgili itirazımı tüm samimiyetim ve öfkemle dile getirdim.

Şimdi ise yaşadığım ülkeye ve kente büyük haksızlık yapan bu ifadenin o metinden çıkarılmasını umutla bekliyorum.

Çünkü ülkemde ve kentimde, kent yoksuluğun var olduğunu ve her geçen gün yoğunlaştığını, gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğunu, her sınıf, küme, grup ve kimlikteki insanın yaşama tutunmak anlamında büyük zorluklar içinde olduğunu bilmekle birlikte; ülkemde ve İzmir’de Birleşmiş Milletler’in kastettiği anlamda, Afrika ülkeleri boyutunda bir açlığın mevcut olmadığını biliyorum ve böylesine bir yalanı cahilce dile getirenleri şiddetle kınıyorum…

Ayrıca bu gerçek dışı ifadenin hem gerçeklik hem de siyasi liderlik açısından büyük bir gaf olduğuna inanıyorum…

Yarın öbür gün vali, CHP’nin ya da diğer partilerin milletvekilleri, temsilcileri, stratejik planları izleyip değerlendirecek olan “Saray çevresi” çıkıp da “İzmir’de açlığın var olduğunu söylüyorsunuz. Nerede bu açlık?” diye sorsalar ya da bu ifadeyi siyasi anlamda istismar etmeye kalksalar ne denilecek, ne cevap verilecektir?

Oysa son üç stratejik planını her yerde, her stratejik yönetim ve planı eğitiminde örnek gösterdiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2020-2024 dönemindeki stratejik amaçlarının böylesine gerçek olmayan iddialara değil; bilimsel anlamda kanıtlanan, görülen, hissedilen ve yaşanan gerçek tespitler üzerine oturtması gerekir.

Anlaşılan o ki, bilmeyen ya da konusunda uzman olmayan “çokluk” arasında, mevcut bilgisiyle iyi bilen “biricik” olmak, bazı yöneticilerimizin gönlünü okşayan cazip bir durum olmaya başlamış…

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2020-2024 Stratejik Amaçları_Sayfa_2Şu andaki tek dileğim ve umudum; stratejik plan gibi bir kent ve onun insanları açısından böylesine önemli bir belgenin yüreği ve fiziksel varlığı ile bu topraklarda yaşayan, buraları keşfeden değil; gerçekten bilen, kendi insanına “sömürge aydını” gözüyle bakmayan, uluslararası şablonları işin ayırdında olmadan yaşadığı topraklara uyarlamayan, burada yaşamaktan memnun, onurlu, bilgili, deneyimli, birikimli ve sorgulayan, analitik düşünebilen insanlar tarafından yapılmasıdır…

Yoksa, çok şey mi istiyorum?

“Şato” hakkındaki doğru bilgiler…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz ayın son günlerinde İzmir gündeminin önemli konularından biri, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Varyant’taki ‘Şato’ isimli binasının başkanlık konutu olarak tahsis edilmesi, bu tahsis sonrasında mekânın yeniden düzenlenmesi ve tahsis nedeniyle yükselen toplumsal muhalefete, belediyenin yeni başkanı ya da yetkilendirdiği görevliler yerine yeni belediye başkanımızın zevcesi tarafından yanıt verilmesiydi.

Biz bu haberleri sosyal medyadan izleyip değerlendirirken okumaya başladığım İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 150. kuruluş yıldönümü nedeniyle yayınladığı “150. Yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi (1867-2017)” isimli iki ciltlik kitabın birinci cildinin 353-354. sayfalarında, herkesin ‘Şato Restoran’ adıyla bildiği bu binanın 1953-1954 döneminde neden ve nasıl yapıldığını anlatan bir bölümle karşılaştım. 

Kent boyutundaki tartışma ve değerlendirmelerin doğru bilgiler üzerinden yapılmasına inandığım ve bugüne kadar bunu gerçekleştirmeye çalıştığım için okuduğum bu doğru bilgileri burada sizlerle de paylaşmak isterim.

Sözkonusu kitabın birinci cildini yazan sevgili arkadaşım Dr. Erkan Serçe‘nin kaleminden çıkan ifadelerle bu binanın yapımı aynen şu şekilde gerçekleşmiş:

Şark Kahvesi (Şato Restoran)

İzmir Belediye Başkanı “Rauf Onursal, belediye başkanlığının en önemli işlerinden biri olarak gördüğü Birleşmiş Milletler Caddesi’ni, sadece Eşrefpaşa ile Konak’ı birbirine bağlayan yol olarak görmüyordu. Burası, alışveriş mekânları ve bahçeli evleriyle canlı bir yaşam alanı olacaktı. Bu nedenle, varyant yol, araları boş olan beton kolonlar üzerinde yükseltilmişti. Süreç içinde bu kolonlar, dükkânlara dönüşecekti. Rauf Onursal, ‘Şark Kahvesi’ teklifini Varyant yolun birinci bölümünün tamamlanmasından kısa bir süre sonra, 13 Temmuz 1954’te Belediye Meclisi’nin gündemine getirdi ve bazı itirazlara rağmen, bunun için bütçeden 45.000 lira ödenek ayrılmasını sağladı (216). Bahribaba Parkı’nın üst kısmında, Birleşmiş Milletler Caddesi üzerinde ‘Körfezin, Karşıyaka’nın ve Yamanlar Dağı ile İzmir Şehrinin en güzel görünüşlerine hakim bir yerde’ inşa edilecek olan Şark Kahvesi, İzmir halkının sosyal ihtiyaçlarına cevap verecek bir tesis olacaktı (217).

Belediye İmar Müdürü Rıza Aşkan tarafından çizilen (218) Şark Kahvesi’nin keşif sonunda 84.852 liraya tamamlanacağı görülmüş ve inşaat 1953 yılında eksiltmeye konulmuştu (219). Şark Kahvesi inşa sürecinde de eleştirilere de maruz kaldı. Ancak Onursal tüm bu eleştirilere karşı koydu. Örneğin, Meclis üyelerinden biri “Şark kahvesi inşaatına 80 bin lira çoktur. Fakat daha müştemilatı da yapılacaktır. İlaveler vardır. Muazzam bir rakamla karşılaşmış durumdayız. Şark usulü şilteler ve nargileler de olacaksa fen işleri alayişe kapılmış bulunuyor demektir” dediğinde, Onursal, “Bunlar alayiş değil, ihtiyaçtır. Vali Rahmi, bey parkındaki Şark kahvesi işini hususi bir teşebbüs yapamazdı ve yapamaz. İmkanını sağlayamaz. Fakat belediye yapar” diyerek inşaatı savunmuştu (220).

001
‘Şato’ yapılırken…

Rauf Onursal’ın ısrarla savunduğu Şark Kahvesi inşaatı, milletvekili seçildiği için onun döneminde tamamlanamadı; açılış ilk teklife karşı çıkanlardan biri olan Selahattin Akçiçek döneminde, 29 Ağustos 1954 günü gerçekleştirilebildi (221). Şark Kahvesi, ilk hesaplanan miktardan çok daha fazlasına, 238.000 liraya mal oldu. İhaleyle kiraya çıkarılan bina, Recep Özgen tarafından kiralandı ve Şato Restoran adıyla hizmete girdi.”


(216) İzmir Belediyesi (Şehir) Meclisi Zabıt Defterleri, No. 69, (18.6.1952), s. 191, APİKAM.

(217) Beyaz Kitap, İzmir Belediyesi, 1954.

(218) Arkitekt (1955), Sayı 1 (279), s. 5.

(219) Riyaset Raporu (1953), s. 5.

(220) İzmir Belediyesi (Şehir) Meclisi Zabıt Defterleri, No. 719, (20.20.1953), s. 316-317, APİKAM.

(221) Yeni Asır, 30 Ağustos 1954.


Erkan Serçe, 150. Yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi (1867-2017), Cilt 1, İzmir 2018, s. 353-354

Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikasını Son Gelişmeler Işığında Okumak*

Cengiz Aktar**

Barselona Sonrası Akdeniz İçin Birlik
2008 Temmuz ayında Paris’te, eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin daveti üzerine, Moritanya’dan Türkiye’ye kadar kırk dört ülkenin en üst düzey yöneticileri 1995 yılında hayata geçirilen, Avrupa-Akdeniz ortaklığını [Barselona Süreci] yeniden canlandırmak üzere toplandı. 13 Temmuz 2008 tarihinde yapılan zirveye Türkiye, başbakan düzeyinde katıldı.

Adını ilk kez, 2007 yılının Şubat ayında, o vakit Cumhurbaşkanlığına aday olan Sarkozy’nin seçim konuşmasında işittiğimiz bu girişim, o zaman Akdeniz Birliği olarak anılıyordu. Amaçları, başta Akdeniz’in güneyinden gelen göç baskısını engellemek ve Türkiye’nin Avrupa Birliği [AB] adaylığına bir alternatif yaratmaktı. Zaman içinde parasızlık, programsızlık bu iddialı girişimi epey köstekledi. Ama esas 1995 yılından beri var olan Barselona Süreci’nin neden çalışmadığı, yeterince sorgulanmadan bir fikir ortaya atmanın yanlışlığı ortaya çıktı. Almanya, diğer Kuzeyli Avrupa Birliği Üyeleri ve Avrupa Komisyonu devreye girdi ve Sarkozy, baştaki hayallerinden vazgeçmek zorunda kaldı. Bütün bu belirsizliklerin sonunda gelinen nokta, Barselona Süreci’nin ‘Akdeniz İçin Birlik’ [AİB] adıyla yeniden canlandırılması oldu. Akdeniz güneyinin siyasî, iktisadî ve içtimaî durumu anımsanacak olursa bu dahi iyi bir gelişme sayılabilirdi ancak içi doldurulmazsa işbirliğini canlandırma girişiminin akıbeti de, Barselona Süreci gibi olabilirdi. Ve nitekim de oldu.

family-photo

Akdeniz İçin Birlik’ [AİB], baştan sorunlu başlamış bir girişimdi. Türkiye’yi, Avrupa Birliği’den [AB] Akdeniz’e kaydırarak, Avrupa Birliği’ne [AB] gayri kanunî yollardan göçmen girişini asgarîye indirerek, Avrupa Birliği’ni [AB] koruma amacıyla ortaya atılmış bir fikirdi. Hal böyle olunca, ortak denizin iki yakasını birbirinden uzaklaştıran nedenler ve Barselona’nın yürümemesinin arka planındaki temel sorunlar, hiçbir zaman masaya yatırılmadı. Akdeniz’in Kuzey kıyısındaki Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkelerin Güney kıyıdaki kolonyal geçmişleriyle yüzleşme konusundaki isteksizlikleri; Akdeniz’deki, her barış girişimini zehirleyen Filistin meselesinde Avrupa’nın tarafgir tavrı; bir araya gelerek ortak meselelere çare üretmek durumunda olan ülkelerin, en az yarısının antidemokratik ve otoriter hükümetlere sahip olması gibi tüm bu çocukluk hastalıkları Barselona gibi, ‘Akdeniz İçin Birlik’ [AİB] projesinin başarısızlığını başından belli etti.

Bu kadar çok ve bu kadar derin tarihî ve siyasî sorun mevcutken, olası mutabakat ancak teknik konular üzerinde mümkündü. Nitekim projeler listesine göz atınca, yeni girişimin teknik veçhesi iyice ortaya çıkıyordu: Akdeniz Güneş Enerjisi Planı; Deniz Güvenliği; Akdeniz’de Kirlilikle Mücadele ve Çevreci İyi Yönetişim; Arap-Mağrip Otoyolu; Deniz Otoyolları. Üstelik bu projelerin çoğu, ya daha önceden düşünülmüş ya da epeyidir yürümekte olan projelerdi. Bu anlamda, Akdeniz İçin Birlik’ [AİB] girişimi Barselona’yı siyaset dışılık anlamında teyit ediyordu.

Akdeniz, Dünya merkezleri, medeniyet beşikleri arasında en kadimlerindendir. Envai çeşit sorunuyla bölgenin ilgiye ihtiyacı olduğu aşikârdır. Mesele, bu ilginin Sarkozy ve yandaşlarının zihinlerindeki küçük hesaplarla gerçekleşemeyecek olmasıydı. Onların gündemi, kendilerini Güneydekilerden korumak; Güneydekilerin gündemiyse, başlarındaki ceberut hükümetlerle siyasî İslâm arasında sıkışıp kalmış olmaktan gelen çaresizliktir. Bunun sonucuysa, sağırlar diyaloğu ve ‘Akdeniz İçin Birlik’ [AİB] gibi fiyakalı ama içi boş bürokratik yapılardır. Nitekim ‘Akdeniz İçin Birlik’ [AİB], Arap ayaklanmalarıyla başlayan altüst olma durumlarına müdahil olmada son derece yetersiz kalmış ve Avrupa Birliği [AB] kurumlarının yaptığı birkaç olumlu girişimin dahi dışında kalmıştır. Bu çaresizliğe yakından bakalım.

Arap Uyanışı’na Verilen Cevap
Tunus ve Mısır’da halk ayaklanmalarıyla başlayan, ‘Arap Baharı’nın ya da daha doğrusu uyanışının üzerinden geçen zaman zarfında, Arap dünyasındaki çalkantılar bitmek bilmiyor. Başta, demokratik reformları teşvik etmek için geniş çaplı ilerlemeler kaydedildiyse de, geçişlerin başarılı bir şekilde yerleştirilmesi için hala çok sayıda engelin aşılmasına ihtiyaç var. Tunus dışında, bir nebze siyasî istikrara kavuşabilmiş başka bir ülke yok. İstikbal, çoğu ülke için karanlık olduğu gibi ülkeler ve bölgeler arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmış durumdadır. Olağanüstü güvenlik sorunları, varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunların arasında en korkuncu hala devam eden, artık komşulara sirayet etmiş bulunan ve milyonlarca Suriyelinin komşu Irak, Lübnan, Türkiye ve Ürdün’e sığınmasına sebep olan Suriye’deki iç savaş. Bunların yanı sıra Libya’nın ikiye bölünmesi, Irak’ta süren iç savaşlar ve Mali ile Cezayir’i kapsayan Arap Mağrip’te, El Kaide’nin sebep olduğu istikrarsızlık bölgeyi kasıp kavuruyor. Bu yeterince karışık ortamda, geçiş yaşayan Arap ülkelerindeki toplumsal uyum, yeni iç siyasi kutuplaşma biçimleri [seküler ve İslamcı güçler arasında, aynı zamanda kadınlar, gençler, dinî ve ırksal azınlıklar gibi etkilenen gruplar arasında] ve kötüleşen ekonomik durum nedeniyle tamamen altüst oldu. Bölgenin istikrarsızlığının Avrupa kıtası üzerindeki etkilerine gelince, bugün göç baskısı hiç olmadığı kadar artmış durumda, Güney kıyıda Avrupa Birliği’yle [AB] eşgüdüm halinde çalışan Muammer Kaddafi’nin, Libya’sı artık yok; üstüne üstlük Akdeniz’i baştan aşağıya tehdit eden El-Kaide ve IŞİD gibi iki heyula var.

Union_for_the_Mediterranean_-_updatable.svg

Böylesine kaotik bir ortamda, Avrupa Birliği nasıl bir yol izliyor? Bölge ülkeleri hükümetlerinin yatırım, istihdam ve büyüme için verimli bir ortam yaratılmasına katkıda bulunmaları şartıyla, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik edecek Avrupa Birliği desteği, demokratik kurumların desteklenmesi için elzem. Siyasî istikrarın, ekonomik gidişata derinden bağlı olduğunun altı ne kadar çizilse azdır. Ekonomik çöküş, geçişlerin siyasî başarısızlığı anlamına gelecektir. Bu nedenle Avrupa Birliği desteği, geçişlerin doğru yönde olması için her zamankinden daha acildir.

İslam’ı ana referans noktası olarak alan siyasî partiler, seçimler yoluyla parlamentolarda ve birkaç geçiş ülkesinde yürütme organlarının kontrolünü sağlama yolunda önemli kazanımlar elde ettiler. Halkın demokratik seçimine saygı duyan Avrupa Birliği, yeni hükümetlerle yoğun diyalog geliştirdi ve desteğini arttırdı. Avrupa Birliği’nin bütün komşularıyla ilişkileri, ‘Güney Komşuluğu’yla ‘Yeni ve Gözden geçirilmiş Avrupa Komşuluk Politikası’ kapsamında kabul edilen iki tebliğdeki prensiplere dayanıyor. Bu temel prensipler, ‘daha fazla reform daha fazla destek’ ve ‘karşılıklı hesap verebilirliktir’.

Siyasi geçişe destek konusunda, Arap Uyanışı’nın ilk günlerinden itibaren Avrupa Birliği liderleri, Avrupa Birliği’nin siyasî taahhütlerini tekrarlamak için bölgeyi sık sık ziyaret etmişlerdir. Ziyaretlerin yanı sıra, bir ‘Güney Akdeniz için Avrupa Birliği Özel Temsilcisi’ atanmış, Mısır, Tunus ve Ürdün’le üst düzey Avrupa Birliği Görev Güçleri organize edilmiştir. Bu Görev Güçleri, Avrupa Birliği üye ülkeleri hükümetlerinin, önemli uluslararası finans kurumlarının ve özel sektör yatırımcılarının, bu ülkelere yapabilecekleri katkılar hakkında potansiyel sinerjilerini geliştirmekte önemli rol oynamıştır.

Özgür seçimlere destek vermek açısından, Avrupa Birliği önemli bir rol üstlenmiş ve Cezayir, Tunus ve Ürdün’de gözlemcilik görevleri ifa etmiştir. Her ne kadar bir sonuç vermemiş olsa da Libya’ya, bir Seçim Değerlendirme Heyeti gönderilmiştir. Avrupa Birliği; Fas, Libya, Mısır ve Tunus’ta özgür seçimlerin organize edilmesi için otoritelere yardımcı olmuş, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve seçim gözlemcilerinin eğitilmesi için çalışan Sivil Toplum Örgütlerine destek olmuştur. Seçimlerin ötesinde, Avrupa Birliği, demokratik kurumların inşa edilmesine büyük destek vermektedir.

Ekonomi açısından bakıldığında, geçtiğimiz dört yılda, geçiş sürecinde olan birkaç ülkede ekonomik durum ciddi şekilde kötüleşmiştir. 2011-2013 yılları için programlanmış olan üç buçuk milyar avroya ek olarak Avrupa Birliği [AB], Güney komşuları için özellikle SPRING programı aracılığıyla yeni kaynaklar yaratmaktadır. SPRING programı, demokratikleşmeyi de desteklemektedir. Ayrıca Görev Gücü çalışmaları, Avrupa Birliği kurumlarının, üye devletlerin, Avrupa Yatırım Bankası’nın, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın ve diğer Uluslararası Finans Kuruluşları [IFI] gelecekteki yatırımlarının optimum koordinasyonunu kolaylaştırmıştır. Avrupa Birliği Konseyi Fas, Mısır, Tunus ve Ürdün’le ‘Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşmaları’ imzalanabilmesi için yürütülecek müzakerelerin yönergelerini onaylamıştır. Avrupa Yatırım Bankası, bir milyar avrosu Akdeniz Mandate’ altında ve yedi yüz milyon avrosu iklim değişikliklerini hedefleyecek şekilde, bir miyar yediz bin avro ek kaynak sağlamaktadır; Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ysa genişleyen yetki alanı sayesinde Fas, Mısır, Tunus ve Ürdün’deki faaliyetler için fazladan bir milyar avroyu bölgeye kanalize etmektedir.  Komisyon, tarımsal üretimi iyileştirmek için tarım ve kırsal kalkınma girişimi [ENPARD] başlatmıştır. Ayrıca KOBİ’leri desteklemek ve işsizliği azaltmak için Avrupa Birliği, programları finanse etmektedir.

Enerji konusunda, Avrupa Birliği piyasa reformları ve bölgesel bütünleşme için desteğini arttırmıştır ve AİB ile Akdeniz Güneş Planı’nın oluşturulmasına destek vermektedir. Çevre hakkında, Avrupa Birliği Akdeniz’in temizlenmesine, Horizon 2020 girişimiyle destek olmaya devam etmektedir. 

Temasların toplumlar düzeyinde geliştirilmesine bakacak olursak, Avrupa Komisyonu ilk ayaklanmaların akabinde 2011 yılında, Fas ve Tunus’la ‘hareketlilik ortaklığı’ [mobility partnership] anlaşmalarını hedefleyen göç, hareketlilik ve güvenlik diyaloglarını başlattı. Fas, Tunus ve Ürdün’le süren görüşmelerde, hareketlilik ortaklığı anlaşması imzalandıktan sonra bir sonraki adım, bu ülkeler için vize kolaylığı anlaşmaları ve geri kabul anlaşmaları için müzakereleri açmak üzere Komisyon’un üye devletlerden yetki istemesi olacaktır.

Bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla Avrupa Birliği, bölgesel örgütlerle ilişkilerini yeniledi. 2012 yılında, AİB’in Kuzey Başkanlığı’nı üstlendikten sonra Mağrip’te bölgesel bütünleşmeyi destekledi. Ayrıca 5+5 bağlamında başlatılacak girişimleri desteklemeye hazır olduğunu ifade etti.

Avrupa Birliği, demokrasiye geçiş sürecinde bulunan bütün Arap ülkelerine, uzun vadeli destek vermeyi taahhüt etmekte ve bu ülkelere demokrasiye geçiş çabalarında karşılaştıkları kısa vadeli engelleri aşmaları için yardımcı olmaya gayret etmektedir. Arap Uyanışı’yla ortaya çıkan veya öne çıkmış siyasi aktörlerle yapıcı ilişkiler kurmaya devam edecektir. Arap ülkelerinde, canlı demokratik kültürler inşa edebilmek ve sürdürebilmek için Avrupa Birliği ayrıca, sivil toplum örgütlerini ve ilgili hükümet dışı örgütlerin çalışmalarını desteklemeye devam edecektir.

LE_Eithne_Operation_Triton

Bilanço
Bu iyi niyetli girişimlerin, bugüne kadar çok etkin olduklarını söylemek mümkün değil. Bunun nedenleri ve yapılması gerekenleri şöyle özetleyebiliriz:

• Arap Uyanışı’ndan önce, Avrupa Birliği bu ülkelerde siyasî reformun ancak ekonomik liberalizasyonla gerçekleşeceğini düşünür ve yaptığı bütün ortaklık anlaşmalarını, bu prensibe göre oluştururdu. Bu yaklaşımdan, hiçbir şey çıkmadığı gibi sonuçta artık olmayan otokratlarla çalışmış bir Avrupa Birliği imajı oluşmuş oldu.

• Ortalık iyice karışınca Avrupa Birliği, bir takım girişimlerde bulundu ama daha fazla reform daha fazla destek reform’ prensibi, bugüne kadar somut sonuç vermedi. Bugünkü tabloda, Avrupa Birliği malî kaynaklarının kullanımında hangi ülkeye öncelik verileceği belli değil, Mağrip Ülkeleri tarım ürünleri, hala Avrupa Birliği pazarına giremiyor; antiterör ve kaçak göçle mücadele, demokrasi desteğini tamamen gölgelemiş bulunuyor.

•Avrupa Birliği’nin, Güney komşularıyla ilişkilerini külliyen yeniden ele alması, topyekûn bir politika yerine ülke bazında destek verilmesi ve demokratik reform desteğini, demokrasiye doğru çaba sarf eden ülkelere yönlendirmesi gerekiyor.

• Yolsuzluğu önleyecek ve şeffaflığı yerleştirecek şekilde devlet memurlarına eğitim, çok hayatî bir ihtiyaç olarak ortada duruyor.

• KOBİ’lere, diğer uluslararası finans kuruluşlarını da dâhil ederek destek vermek gerekiyor.

• Geçiş ülkeleri arasında, ticaret anlaşmasının şekillendirilmesi gerekiyor.

• Makul bir iş ortamı ve demokratik toplum için adlî reform ihtiyacı aşikârdır.

• Enformasyon ve iletişim teknolojileri ağırlıklı eğitime öncelik verilmesi gerekiyor.

• ‘Reverse migration’ yani Avrupa Birliği ülkelerindeki, Arap ülkesi kökenli vasıflı işgücünün geri dönüşünü özendirecek programların şekillendirilmesi gerekiyor.

• Sahra da dâhil Avrupa Birliği, Maşrık ve Mağribi içine alan geniş bir güvenlik çemberi, bir nevî ‘Akdeniz Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’nın altyapısının oluşturulması gerekiyor.

Sonuç itibariyle Avrupa Birliği ülke ve kurumları, Arap Uyanışı ve sonuçlarına, hele Ocak 2015 tarihinde vuku bulan Paris terör saldırıları sonrasında, klasik destek, yardım ve teşvik yaklaşımlarının ötesinde nasıl yaklaşacağını bilememektedir.


* Akdeniz Tarihi, Kültürü ve Siyaseti, “Çoğulluğu ve Farklılığı İçeren Bir Birlik Özlemi“, Akdeniz Tarihi, Kültürü ve Siyaseti Sempozyumu Bildirileri, 27-28 Kasım 2014, İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi Yayını, Haziran 2016, sh.115-119

** Türk gazeteci ve yazar.

Ciddi bir uyarı…

Ali Rıza Avcan

2018 yılının son ayları içinde kamuoyu ile paylaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” başlığını taşıyan 7. bölümündeki 20. maddesi “Mevzuata Aykırı Olarak Tarımsal Yardımların Yapılması” başlığını taşıyor.

Raporun 81-94 sayfaları arasında yer alan bu maddeye göre, 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce değişik kurum ve şahıslara nakdi ya da ayni olarak yapılan 10.241.533,81 TL tutarındaki tarımsal yardım, bir belediye hizmeti ya da faaliyeti olarak düzenlenmeksizin verildiği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Eğitime Destek ve Sosyal Dayanışma Yönetmeliği kapsamı dışında olduğu için, 5108 sayılı Kamu Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun 29. maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 3. ve 5217 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 7. maddelerine aykırı bulunmuş ve “belediyenin, kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar nakdi veya ayni yardımda bulunmasının mevzuatla uyarlılığı bulunmamaktadır” denilmiş. (1)

Rapor KapağıBu bulgu üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan uzun cevap yazısında yapılan yardımların gerekçe, uygulama boyutu ve sonuçları uzun uzun açıklanmakla birlikte Sayıştay denetçisi tarafından hazırlanan raporun 94. sayfasında sonuç olarak şu ifadelere yer verilmiş:

…kanunlarda yer almayan bir yetkinin yönetmelikte yer verilerek kullanılması hukuken mümkün değildir. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın Çalışma, Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğe çiftçilerin üretimle ilgili araç, gereç ve diğer tarımsal girdi ve ihtiyaçlarının giderilmesine yardımcı olmak, ortak makine parkı kurmak gibi ne 5393/5216 sayılı Kanunlarda ne de diğer kanunlarda yer almayan bir hüküm koyamaz ve bu hükmü uygulayamaz. Diğer taraftan 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 27 inci maddesinde; Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerince mali konularda düzenlenecek yönetmelikler ile yönetmelik niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, Sayıştay’ın istişari görüşü alınarak yürürlüğe konulacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2016 yılında yapmış olduğu 10.241.533,81.-TL tutarındaki kaynak transferini dayandırdığı Yönetmeliğini, Sayıştay’ın istişari görüşüne sunması gerekirdi. Şekil şartı olan bu istişari görüş alınmadan Yönetmeliğin mali konularda düzenleme yapması mümkün değildir.

Yapılan açıklamalar uyarınca bulguda belirtildiği üzere; Büyükşehir Belediyesinin; kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar ve istediği türde nakdi veya ayni yardımda bulunmasının, mevzuatla uyarlılığının bulunmadığı mütalaa edilmektedir.” 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2012 yılından bu yana yapmakta olduğu tarımsal yardımlar konusunda Sayıştay’ın 2016 yılında kaleme alınmış hukuki görüşü bu şekilde olmakla birlikte bu harcamanın harcamayı yapanlara tazmin edilip edilmeyeceği konusu raporda belirtilmediği için bu soruyu geçtiğimiz günlerde Sayıştay’da uzman denetçi olarak çalışan bir arkadaşıma, şu andaki mevzuat hükümleri ve geçerli uygulamaya göre, “Sayıştay denetçisinin mevzuata uygun bulmayıp rapora döktüğü bu harcamalar, yarın öbür herhangi bir şekilde ödemeyi yapanlara tazmin ettirilebilir mi?” diye sordum. 

Aldığım cevap ise, “raporda yer aldığı bölüm ve yazım dili itibariyle tazmine konu edilmemiş; ama yarın öbür gün nasıl değerlendirilir, herhangi bir şikayet durumunda nasıl bir sonuca ulaşılır, nasıl değerlendirilir bilemem” şeklindeydi.

s893501

Yani bu 10.241.533,81 TL. tutarındaki 2016 yılı harcaması ile bu tarihten önce ve sonra aynı amaç ve şekilde yapılmış diğer harcamalar için ne yapılacağı şimdilik belli değildi. Kısacası, ortada bu rapor ve bu rapordaki değerlendirmeler olduğu sürece harcamayı yapan ödeme (ita) ve gerçekleştirme (tahakkuk) görevlileri hakkında nen gibi bir işlem yapılacağı bilinmiyordu.

Bu durum, uzunca bir süredir belediye eliyle yapılan tarımsal yardımları “tarımsal kalkınma modeli” adıyla lanse eden İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Ankara’daki merkezi iktidarın ve onun en yüksek hesap mahkemesi arasındaki görüş ayrılığının devam ettiğini göstermektedir. Çünkü, şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni denetleyen Sayıştay denetçisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendisine verdiği uzun cevabi yazıyla ikna olmuş olsaydı, bu harcamaları rapora alıp yazmaz ve Sayıştay’ın İnternet sayfasına koyarak kamuoyu ile paylaşmazdı.

Aslında bu durum, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce 2007 yılından itibaren başlatıldığı söylenen; ancak, yasal dayanağını 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile edinen tarım hizmetlerinin ne ölçüde plansız, programsız bir şekilde gelişigüzel yapıldığını ve yasa, tüzük ve yönetmelik düzeyinde yasal bir temele sahip olmadığını net bir şekilde göstermektedir.

Şimdi ister istemez, insanın aklına şu soruları sormak geliyor:

Devlet yapılanmasının en üst hesap mahkemesi olarak örgütlenen Sayıştay’ın mütalaasına göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan tarımsal yardımların “mevzuatla uyarlılığının bulunmadığı” belirtildiğine göre;

Karşımıza çıkan bu durum, yerel iktidarı kendince ehlileştirip uysallaştırmaya; hatta esir almaya yönelik 397 yıllık hapis cezası tehdidinin seçim öncesinde mahkemenin verdiği kararla ortadan kalkması üzerine onun yerine kaim olmak üzere başka bir tehdidin konulması anlamına mı geliyor?

Hele ki, bu kez sadece 2016 yılına ait 10.241.533,81 TL’lık harcama yerine 2016 yılı öncesi ve sonrasında yapılan diğer tüm harcamaları alt alta yazıp topladığımızda karşımıza çıkacak daha büyük bir meblağın (İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerin verdiği rakamlara göre 330 Milyon civarında bir harcama) tazmin ettirilmesi olasılığının karşımıza çıkması söz konusu olacaksa…

Ya da bu yardımların, herhangi bir geçerli hukuki dayanak yaratmadan ya da bu yardımlarla ilgili yönetmeliğin Sayıştay’ın görüşünü alınmadan sürdürülmesi durumunda yeni belediye başkanlarının da aynı sorunla karşılaşıp onların da teslim alınabileceği olasılığını düşündüğümüzde…

the internet fails me sword of damocles images

İşte o nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da diğer belediyeler tarafından ayni ya da nakdi yardım şeklinde yürütülen tarımsal hizmetlerin, Sayıştay tarafından kabul edilen hukuki bir dayanak olmadığı sürece gözden geçirilmesi konusunda hem mevcut hem de aday belediye başkanlarını, belediye meclisi üyelerini ve yerel siyasetçileri uyarıyor, daha dikkatli olmaya davet ediyorum…

Durum tespiti – 1

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde; yani, ikinci cemrenin suya düştüğü söylenen 26 Şubat 2019, Salı günü (TMMOB), Türkiye Mimar ve Mühendisleri Odası Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’ne ait Tepekule Kültür ve Kongre Merkezi’nin Anadolu Salonu’nda, (CHP) Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer‘in, projelerinin birinci bölümünü açıkladığı “Tunç Soyer Projeleri – Birinci Cemre” “lansmanına” (!) katılıp orada yaşanan her şeyi büyük bir dikkatle izledim. Ardından da toplantı sonrasında dağıtılan broşürü inceleyerek ve aynı gün Youtube kanalına yüklenen videoyu izleyerek toplantı sırasında fark edemediğim hususları belirlemeye çalıştım.

Salı sabahı 10.00-11.30 saatleri arasında gerçekleştirilen toplantının açış konuşmasını yapan sunucunun ardından Tunç Soyer‘in bizzat kendisi tarafından anlatılan İzmir’e dair toplam 97 projenin kısa açıklamasını dinledim. 

Sosyal Projeler“, “Demokrasi“, “Kentin Planlanması ve Yenilenmesi“, “Sürdürülebilir Ulaşım“, “Doğa“, “Altyapı“, “Enerji“, “Çocuk ve Gençlik“, “Spor“, “Kültür-Sanat” ve “Dünya Kenti İzmir” olmak üzere 11 ayrı başlık altında sunulan 97 ayrı projeye önümüzdeki günlerde ikinci ve üçüncü cemre adı altında düzenlenecek yeni toplantılarla yeni projelerin ekleneceği haberini aldık.

001

Bu toplantı sırasında öğrendiğimiz sevindirici haberler ise, “Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğal Mirası ilan edilmesi“, “Kültürpark’a kültürünü geri vereceğiz” ve “Elektrik Fabrikası’nı kentte kazandırıp Havagazı Fabrikası ile birlikte bir kültür vahası olarak konumlandıracağız” şeklinde formülleştirilen üç ayrı projeydi. O nedenle toplantı sonrasında bu projelerin bu listede yer alması için çaba gösterip mücadele verdiklerinden haberdar olduğumuz “en pahalı danışman” (!) arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi ilettik. 

Bu toplantı sonrası gerek sosyal medyada gerekse yazılı basın ve kamuoyunda birtakım ihtiyatlı ve iyi niyetli değerlendirmelere rastlamakla birlikte; özellikle ulaşımla ilgili projeler konusunda ciddi eleştiri ve çıkışların yapıldığını gördüm.

26 Şubat 2019 tarihli toplantıda sunulan 97 proje hakkında görüş belirtmeyi, tüm projelerin belli olmadığı şu aşamada gereksiz gördüğüm için, öncelikle hem bu toplantıda hem de önümüzdeki günlerde yapılacak iki ayrı toplantıyla anlatılacak projelerin bütünü hakkında yorum yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.  İşte o nedenle, şimdi burada önümüzdeki dönemde yapacağım değerlendirme ve yorumlara esas olmak üzere görerek, duyarak ya da okuyarak edindiğim izlenim ve gözlemleri “tespit” adı altında sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Bu nedenle, organizasyonu Dev Ajans (Erhan Gölbey) tarafından üstlenilen toplantının karşılama, ses ve görüntü yönetimi, protokol, ağırlama ve basın ilişkileri gibi teknik yanlarını bir yana bırakarak sadece bize anlatılan projelere odaklanmak ve ilerideki tarihlerde yapacağım değerlendirmelere esas olmak üzere bazı tespitlerimden söz etmek istiyorum.  

“İzmir Modeli”nin gölgesi altında…

005

1. Toplantının protokolde yer alan önemli konuklarından biri, “İzmir Modeli” adı verilen çalışmanın yaratıcısı Prof. Dr. İlhan Tekeli idi. Kendisinin fiziki varlığı sunucunun yaptığı açış konuşmasında 3 kez tekrarladığı şu ifadelerle daha da güçlendi:

Yaratılan İzmir Modelinin peşinden yürüyeceğimiz“, “İzmir, İzmir Modelinin yaratıldığı kenttir” ve “İzmir Modeli’ni tüm Türkiye’ye yaymaya…”

Yeni ve farklı olan ne var?

2. 11 başlık altında sunulan toplam 97 projenin 76’sı (% 78,35) İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 Dönemi Stratejik Planı ile 2019 yılı Performans Programı’nda yer alan stratejik öncelik, amaç, hedef ve projelerden; yani, şu an yapılmakta olan ya da yapılacak işlerden oluşuyor. Nitekim bu husus, Tunç Soyer’in projeleri anlatmaya başlamadan önce yaptığı açıklamada da şu şekilde ifade ediliyor:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde uzun yıllardır birikmiş veri ve çalışmalar, elbette bu projenin temel ilham kaynakları arasında yer alıyor. Gerek bu buluşmada, gerekse önümüzdeki buluşmalarda sunacağımız projelerin bir kısmı bu verilerden ve hafızadan besleniyor.

Bu durumun doğal bir sonucu olarak, hem şu anki belediye yönetimine ait öncelikli stratejik konu, amaç, hedef ve projeler kapsamında ekrana yansıtılan bir çok veri, tablo, grafik, fotoğraf ve video da haliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne aitti.

Katılım denince ne anlıyoruz?

3.Demokrasi” başlıklı stratejik önceliğin 3. projesinde, “30 ilçede aktif ve kapsayıcı kent konseyleri örgütlenmesine gideceğiz” denilmek suretiyle İzmir Kent Konseyi’nin, her ilçedeki kent konseylerinin dışında, 30 ayrı ilçede aktif ve kapsayıcı bir şekilde çalışmak üzere örgütleneceği belirtiliyor…

4.Demokrasi” başlıklı stratejik önceliğin 5. projesinde, “Dört mekanizma ile İzmirlilerin öncelik ve tercihlerini karar alma süreçlerine dahil edeceğiz: a. Belediye Cebinizde b. Kararlar Cebinizde c. Öneriler ve Katkılar Cebinizde d. Belediye Bütçesi Cebinizde” denilerek İzmirli’nin karar alma süreçlerine dahil edilmesinde akıllı telefon uygulamalarından yararlanılacağı belirtiliyor…

adb95f629183975d

“Sürdürülebilir Ulaşım” denince ne anlıyoruz?

5.Sürdürülebilir Ulaşım” başlıklı stratejik önceliğin 4. projesinin Tunç Soyer tarafından açıklanması sırasında, “Çiğli Metro (Tramvay) hattı yine hazır, parası, projesi, her şeyi hazır. Yine Ankara’dan bir imza bekliyoruz. Ama mutlaka da Çiğli’ye de metroyu ulaştıracağız.” denildiği;

6.Sürdürülebilir Ulaşım” başlıklı stratejik önceliğin 5, 7, 8, 9 ve 10. projeleri olarak, “Trafiğin kilitlenmesine neden olan 111 noktada kavşak düzenlemeleri gerçekleştireceğiz.“, Alternatif yeni ana arterler açacağız“, İzmir genelindeki 62.641 araçlık otopark kapasitesini 100 bin araca çıkaracağız“, Üç kritik noktada trafiği yer altına alarak yaşayan meydanlar yaratacağız. * Şair Eşref-Havagazı Tüneli ile Alsancak Garı önündeki alan * Karşıyaka Vapur İskelesi önü, * Basmane Garı-Dokuz Eylül Meydanı“; ve Bisiklet ve yaya ulaşımını geliştireceğiz“;  sözlerinin verildiği;

7.Sürdürülebilir Ulaşım” başlıklı stratejik önceliğin 12. projesinde yer alan “Elektrikli otobüslerin sayısını 500’e çıkaracağız” vaadi ile “Enerji” başlıklı stratejik önceliğin 5. projesinde yer alan “Belediye hizmet araçları filosunu kademeli olarak elektrikli hale getireceğiz” vaadinin aslında birbiriyle ilişkili ve birbirini tamamlayan tek bir proje olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu görülüyor…

Ön ve arka sıradakiler…

8. CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer‘in daha önceki söylemlerinin omurgasını oluşturan iki önemli akstan biri olan ve mevcut belediye yönetiminin yaptığının tam aksini oluşturan “İzmir’e denizden baktığımızda ön sıradakiler yerine arka sıradakilere öncelik vereceğiz” şeklinde ifade edilen görüşün, “Doğa” başlıklı stratejik önceliğin 3. projesinde, “İzmirDeniz Projesi ile kıyılarımızda yaşanan yenilik ve güzelliği iç ve art alanlara uzatıp, İzmir geneline yayacağız” şeklindeki bir formülasyona dönüştüğü görülüyor…

Bilgiler ne ölçüde doğru?

9.Doğa” başlığını taşıyan stratejik önceliğin 5. projesinde, “İzmir’de 16,6 metrekare olan kişi başına yeşil alan miktarını 30 metrekareye çıkaracağız” vaadi yer alıyor…

10.Doğa” başlığını taşıyan stratejik önceliğin 11. projesinde, “geri dönüşüm işçilerinin kooperatifleşmesi için il bazında destek ve teşvik sağlayacağız” ifadesi yer alıyor…

003

Projelerin yapılabilirliği…

11.Çocuk ve Gençlik” başlığını taşıyan stratejik önceliğin ilk projesi olarak ifade edilen “Kapalı alanlara alternatif olarak, çocuk ve gençlerin İzmir’in hayatına, kırsal ve doğal yaşamına karışması için imkan tanıyacağız. Çocuk köyleri kuracağız” vaadinin Tunç Soyer tarafından açıklanması sırasında Bayraklı’nın Turan mahallesinde bir çocuk köyü kurulacağı belirtiliyor…

TARKEM’le yolculuğa devam etmek…

12.Kültür-Sanat” başlığını taşıyan stratejik önceliğin ikinci projesi olarak takdim edilen İzmir-Tarih Projesi’nin, Tunç Soyer tarafından anlatımı sırasında, “TARKEM’le beraber büyükşehir belediyesi büyük bir entegrasyon kurdu ve gerçekten belki sonsuza kadar devam edecek bir proje ama TARKEM’le beraber yürüteceğimiz Kemeraltı projesi ile Kemeraltı İzmir’in turizm lokomotiflerinden biri olacak” denilerek Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından tasarlanan projeye devam edileceği belirtiliyor…

26 Şubat 2019 tarihli birinci cemre proje tanıtım toplantısında sunulan 97 ayrı proje ölçeğinde daha sonra yapacağımız değerlendirmelere esas alacağımız tespitler şimdilik bu kadar…

132146

Önümüzdeki günlerde ikinci ve üçüncü cemre adıyla yapılacak iki ayrı toplantıda sunulacak yeni projelerle ilgili tespitlerimizi sunumları izleyen günlerde sizlerle paylaşıp proje tanıtım sürecinin bitmesiyle birlikte tüm proje tanıtım toplantılarında anlatılan projelerin değerlendirmesine başlayacağız…

Tabii ki, birinci ve ikinci toplantılarda sunulan projelerin proje tanıtımının sonuçlanacağı üçüncü cemre toplantısına kadar değişebileceği ihtimalini de dikkate alarak…