“İzmir Metro”, TARKEM, “Kent Karşıyaka”, “İzmirgaz” ve diğerleri…

Ali Rıza Avcan

2026 yılı Şubat ayının ilk 3 haftasını İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 34 şirketinden 19’una ayırdık. Bu üç haftalık süre içinde gerek sermaye ve ciro, gerekse çalıştırdığı kişi sayısı ve İzmir ekonomisine yaptığı katkı itibariyle 19 büyük belediye şirketinin yönetim yapısı ile neler yaptığı konusunu ortaya koyup Sayıştay ve mahkemeler nezdindeki durumlarını incelemeye çalıştık.

Bugünkü son yazımızda ise İzmir Metro A.Ş. dışında diğer ufak 14 şirketi ele alarak belediyenin ya da belediye şirketlerinin bu şirketlerin sermayesi içindeki payını ve işlevini irdeleyip değerlendirmeye çalışacağız. ,

Alıştığımız bir şeydir metro ve tramvay kazaları…

Şirketin yönetim kurulu üyelerinin çoğu 2024 yılı sonunda yaptığımız son tespite göre oldukça fazla sayıda değişmiş vaziyette… İzmir Metro‘yu günümüzde aşağıdaki şahıslardan oluşan bir ekip yönetiyor:

1. Alpaslan Kara, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

2. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Şehir Plancısı, ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi eski başkanı,

3. Ulaş Eroğlu, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Makine İkmal, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanı,

4. Zeki Hozer, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Medicalpark Hastanesi Başhekim Yardımcısı,

5. Mete Güzelocak, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Ulaşım Teknolojileri ve Yatırım Dairesi Başkanı, Aliağa Belediyesi Park Bahçe ve Fen İşleri Müdürlüğü eski müdürü,

6. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

7. Pınar Meriç, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet Geliştirme Dairesi Başkanı,

8. İsmail Duran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Koruma ve Güvenlik Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Emniyet Müdürlüğü eski çalışanı,

9. Gökhan Daca, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanı,

10. Ahmet Sinan Karakuzu, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, TCDD eski çalışanı.

Görüldüğü gibi bir metro ve tramvay işletme şirketi aralarında işten anlamayan hekimlerin, hukuk müşavirlerinin, eski polis ve zabıtaların bulunduğu bir yöneticiler ekibi eliyle yürütülmekte; ancak, işletme kapsamındaki 84 asansör ile 194 yürüyen merdiven uzunca bir süredir bir türlü düzenli olarak çalışmamakta, vagonlar sık sık raydan çıkmakta ya da trafik kazalarına karışmaktadır.

34 adet belediye şirketi arasında 2024 yılının faaliyet raporu ile 2025-2029 dönemi stratejik planını hazırlayıp kamuoyu ile paylaşan tek şirket olmakla birlikte her iki belgeyi de bir reklam broşürü gibi hazırlayıp şirketin mali ve finansal durumu hakkında tek bir bilgi verilmeyip öngörüde bulunulmadığı gibi web sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne bu konularla ilgili resmi belgelerin konulmadığı görülmektedir.

Tuvaleti olmayan metro, tramvay ve İZBAN duraklarında bekleyen yolcularla çalışanların çektiği eziyet yeri geldiğinde ölümle sonuçlanır…

İlk kez 8 Ekim 2021 tarihli ilamla kurulan şirketin 5.000.000 lira tutarındaki sermayesinin % 100’ü İZENERJİ‘ye aittir.

Şirketin yönetimi bugün itibariyle kendisine ait özel bir şirketin yöneticisi olan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu‘nun yönetim kurulu başkanlığında, Cemil Tugay‘ın “prensesi” olarak nitelenip Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘ın yönetim kurulu başkan vekilliği ve İZTARIM‘daki kötü yönetimi nedeniyle görevinden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un yönetim kurulu üyeliği ile yönetilmektedir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi olup bu meclislerde görev aldığı komisyonlar nedeniyle birden fazla huzur hakkı alan alan Saadet Çağlın‘ın İZENERJİ yönetim kurulu başkan vekilliğinin yanında bir de İZETAŞ‘dan huzur hakkı ve murahhas aza ücreti aldığını düşündüğümüzde; ayrıca, yasama, yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden bağımsız olmasını hedefleyen demokratik ilkeleri dikkate aldığımızda 2 ayrı karar organında yer alıp şirketleri denetlemekle görevli bir meclis üyesinin denetlemekle görevli şirketlerde yönetici olmasının bırakın CHP‘nin ilke ve programıyla aykırılığını muhalefet olarak savunduğu politikalarla insanlığın ahlak denilen ortak evrensel değerlerine de aykırı olduğu ortadadır….

Küçük bir sermaye ile kurulan bu şirketin kendine özgü bir İnternet sayfası olmadığı gibi hangi işleri yapıp ne ölçüde kar ya da zarar ettiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili bu dördüncü ve son yazımın en önemli şirketlerinden biri de kısa adı TARKEM olan İzmir Tarihi Kemeraltı Yatırım Ticaret A.Ş.’dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA şirketi, bu şirketin 50 milyon liralık sermayesinin % 36,68 oranında hissedarı olup bu pay karşılığında sadece yönetim kurulu başkanlığını elinde bulundurmaktadır.

Göreve geldiği günden bu yana sergilediği kötü yönetim ve onun olumsuz sonuçları itibariyle devamlı eleştirmek zorunda kaldığım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bugüne kadar bu şehrin hayrına -belki de bilmeden- yaptığı nadir iyiliklerden biri de, kurulduğu 2012 yılından bu yana yazılar yazarak sürekli eleştirdiğim soylulaştırma şirketi TARKEM‘i dizginlemesi, devamlı belediyeden ve valilikten otlanmak suretiyle ne yaptıysa hepsini kendine mal ederek sergilenen şımarık ve agresif tavır, en nihayetinde ortadan yok olmuş, söz konusu şirket bugün adeta serseri bir mayın gibi sahipsiz bir şekilde, bir zamanların Güçbirliği, KİPA‘sı ya da İzmirair‘i gibi kaybedenler kulübünün yeni üyesi olmaya başlamıştır.

Bir zamanlar “İzmir’in kanaat önderi” olarak takdim edilen şirket kurucularının ise Cemil Tugay‘ın çevresinde ona “akıl veren abiler” olarak görülmesi de bu kentin kaderi olsa gerek…

Bir yanda ülke yasalarının uygulanmadığı, vergilerin verilmediği, insanların kolaylıkla sömürüldüğü ve belediye imkanlarının rahatlıkla kullanıldığı serbest bölgeler kurarak zenginleşmek isteyen Amerikalılar ve Amerikan şirketleri, diğer yandan da kalkınacağız, gelişeceğiz iddiasıyla ortaya çıkan bu sömürücü güçleri, sermayeyi destekler gözükmek isteyen, o nedenle de büyük zararları bulunan İZTARIM A.Ş.‘ne ait 13 milyon 500 bin lirayı vererek sermayenin % 2,22’sine ortak olunan 610 milyon sermayeli Bergama’daki Basbaş, Batı Anadolu Serbest Bölge Kurucu ve İşletici A.Ş

Ve sonuç olarak tarımla alakası olmayan şirketin kuruluşunda halka ait 13 milyon 500 bin lirayı lirayı verdiği halde yönetimde yer verilmeyen ve bu nedenle de söz hakkı olmayan bir İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun şirketi İZTARIM….

Şirketin yönetiminde, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapanlar ise aynen ESBAŞ‘ta olduğu gibi Amerikalı şirket CPE Enterprises LCC şirketi ve onu temsilen Deniz Tuncer ile şirket sermayesinin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘ni temsilen Faruk Güler‘dir.

Amerikan şirketi CPE Enterprises LCC şirketinin Basbaş A.Ş.‘nde hissesi bulunmamakla birlikte; Basbaş A.Ş.‘nin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘nde %51 hissesi bulunmaktadır.

Bir zamanlar belediyeler arası sermaye paylaşımıyla kurulan ve %96 hissesi Karşıyaka Belediyesi‘ne ait batık, iflas etmiş şirket: Kent, Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş...

Karşıyaka Belediyesi‘nin bir önceki belediye başkanı iken 1 Nisan 2024’den itibaren İzmir Büyükşehir Belediye başkanı olan Cemil Tugay ve onun ekibinin kötü yönetimi sayesinde uçan kuşa borçlu olup yerlerde sürünen, zararın karşılanması için sermayesi devamlı olarak az az arttırılan ve çocuk parklarıyla intifa hakkı karşılıklarının bile sermayeye dahil edildiği bir şirket… Cemil Tugay ve ekibinin Karşıyaka‘daki başarısızlığının en somut göstergesi…

Şirketin yönetiminde olanları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Utku Yılmaz, Yönetim Kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Adı kendisi gibi İstanbul‘dan gelen Konak Belediye Başkan Yardımcısı Simge İldeniz birlikte anılan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş‘ın, dolayısıyla İmamoğlu ekibinin Karşıyaka Belediyesi temsilcisi olarak bilinen isim,

2. Figen Özyurt, Yönetim kurulu başkan vekili, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski personel müdürü,

3. Hilmi Aksoy, Yönetim Kurulu üyesi, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski satınalma müdürü, Grand Plaza A.Ş.‘nin eski genel müdürü,

4. Aytuğ Aydost, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Bakırçay ve İzmir Kuzey teknoloji geliştirme merkezlerinin eski yöneticisi, A101 eski satış müdürü, Karşıyaka‘daki “Cat Bar” ve “Ahh Leyla Restoran“ın sahibi, 

5. Volkan Barboros, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi başkan yardımcısı.

Şİrketin İnternetteki web sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü bulunmakla birlikte hiçbir bilgi ve belgenin bu bölüme konulmadığı görülmektedir.

Karşıyaka Belediyesi ile Kent A.Ş.’de çalışmanın zorlukları…

Kısa adıyla İZMİRGAZ, uzun adıyla İzmir Doğalgaz Dağıtım Ticaret ve Taahhüt A.Ş., İzmir ve ilçelerinde doğalgaz dağıtımını sağlamak amacıyla 2005 yılında 60 milyon lira sermaye ile kurulup dağıtım ihalesini almış bir şirkettir. Şirket şu an itibariyle Çeşme ve Karaburun hariç İzmir’in 28 ilçesine hizmet vermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin merkezi Ankara‘da olan bu şirkete % 10 oranında hissedar olmasının nedeni ise hem ana şebekenin döşenmesi hem de doğalgazın dağıtımın yapıldığı yıllarda yollarda, caddelerde doğal gaz için bir kazı yapıldığında şirketin bu tahribatın bedelini ödememesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleridir. Böylelikle bu tür yandaş dağıtım şirketlerine belediyelerin ortak olması sağlanarak şebeke döşeme tazminatları nedeniyle zarara uğramaması istenmiştir!

Şirket Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen Kolin-Koloğlu Holding‘e bağlı bir şirkettir ve yedi kişiden oluşan yönetim kurulunun 5’i Koloğlu ailesinin bireylerinden oluşmaktadır. Bence İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki ya da bu şirketleri belediye başkanının ulufe dağıttığı bir heybeye benzettiğimiz takdirde “heybedeki turbun büyüğü” bu şirketin yönetim kurulundaki belediye temsilcisinin şahsında saklıdır. Çünkü hem Tunç Soyer, hem de Cemil Tugay dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen bu kuruldaki belediye temsilcisi, her dönemde belediye başkanının adamı olma becerisini gösteren İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Mustafa Özuslu‘dan başka biri değildir. Şirket iktidardan yana yandaş bir holding şirketi olduğu ve şirketle ilgili her türlü bilgi ticari sır kapsamına sokulup şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketle ilgili hiçbir belge eklenmediği için girdiği için Mustafa Özuslu dahil tüm yönetim kurulu üyelerinin burada bulunmaları nedeniyle ne miktarda ödeme aldıklarını sormak; “sümme haşa!” mümkün değildir…

Tabii ki Mustafa Özuslu‘nun bu şirketteki yönetim kurulu üyeliğinin, İZFAŞ‘taki yönetim kurulu üyeliği yanında ikinci bir görevlendirme olduğunu da unutmadan…

Bu arada şunu da söylemeden de geçmemek gerekir; Konak ve Karabağlar belediye başkanları gibi bazı CHP‘li belediye başkanları mahalle aralarında doğalgazı olmayan insanlara “size doğalgaz getireceğiz” vaadinde bulunduklarında o işi yapacak asıl kurumun o belediye ya da o vaadi veren belediye başkanı değil, bu yandaş şirket olduğunu; böylelikle, bu şirketin yeni müşteriler kazandığını; ayrıca İzmir halkı olarak doğalgaz kullanarak her daim bu şirketi zenginleştirdiğimizi bilmemiz koşuluyla…

Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 12 Mart 2021 tarihinde İZFAŞ, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Ticaret Borsası (İTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO)‘nın %19, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) ile Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD)nin %2, İzmir Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB)‘nın ise &1 hisseyle dahil olduğu İZQ Girişimcilik İnovasyon Danışmanlık Şirketi‘nin sermayesi ilk kuruluşunda 2.000.000.- lira olarak belirlenmiş, 5 Ekim 2021 tarihinde de katılım oranları korunmak suretiyle 10.000.000.- liraya yükseltilmiştir.

Yönetim kurulu başkanlığı görevinin kurulduğu günden bu yana İzmir Ticaret Odası başkanı Mahmut Özgener, yönetim kurulu üyeliklerinin de yine aynı şekilde kurulduğu günden bu yana EBSO adına Ender Yorgancılar, İTO adına Işınsu Kestelli, EİB adına Jak Eskinazi, ESİAD adına Fadıl Sivri tarafından yapıldığı şirketin yönetim kurulu üyeliklerindeki tek değişiklik İZFAŞ, İzmir Valiliği ve EGİAD temsilcileri cephesinde yaşanmış, şirketin kuruluşunda yönetim kurulu başkan vekilliği görevini İZFAŞ adına üstlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Buğra Gökçe‘nin istifası sonrasında bu işi bir süre yine genel sekreter olan Barış Karcı, onun görevden alınması sonrasında İstanbul’dan İmamoğlu ekibinin temsilcisi olarak getirilip genel sekreter yapılıp “İzmir’in Elitleri” ile bir araya getirilen Ramazan Tezcan, onun zorla görevden alınması sonrasında da yine genel sekreter yapılan Zeki Yıldırım yerine getirmiştir. İzmir Valiliği cephesinde de valilik adına görevlendirilen vali yardımcılarının değişik illere tayin olması nedeniyle değişiklikler yapılmıştır.

Söz konusu şirketin https://izq.com.tr/ adresindeki web sayfasını incelediğimizde şirketin onca geçim sıkıntısı, yoksulluk, işsizlik ve ekonomik çöküşün yaşandığı bir ortamda, fabrikalarını emeğin daha ucuz olduğu Mısır, Romanya, Irak gibi ülkelere taşırken, yüzlerce firma konkordato ilan ederken, girişimcilik ve inovasyon gibi olguları bilimsel çalışmanın bir ürünü olarak görmek yerine daha fazla para kazanmayı sağlayacak bir kaldıraç gibi görürken gençleri lüks ofislere çağırıp “yarın siz de Musk ya da Zuckerberg gibi başarılı girişimciler olup yeni, yepyeni inovasyonlara imza atacaksınız” şeklindeki hayalleri satmak dışında hem İzmir, hem de kurucu ortaklar için eğitim ve atölye çalışmaları yapmak dışında neler ürettiği, girişimcilik ve inovasyon cephesi itibariyle İzmir‘in kalkınma ve gelişmesi için AB fonlarıyla yapılan işler dışında nasıl bir katma değer yarattığı -ne yazık ki- belli değildir.

Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesin altına pisletmiştir.” Hint Atasözü

Yine 2002 yılında çok büyük iddialarla çok fazla sayıdaki ortağın katılımı ile kurulmuş, sermayesi 5 milyon liralık bir şirketle karşı karşıyayız. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu sermayenin 1 milyon 250 bin lirasını ödeyerek şirkete % 25 oranında hissedar olmuş. Aradan geçen 24 yılın sonunda ise sonuç hüsran, başarısızlık ve yılgınlık….

Şirketle ilgili en yeni ilam 3 Temmuz 2024 tarihli. Çünkü o tarihten bu yana değişiklik anlamına gelecek hiçbir şey yapılmamış. O son ilama göre de yönetim kurulu şu üyelerden oluşuyor:

1. Mehmet Maraşlı, Yönetim kurulu Başkanı, Çeşme kaymakamı,

2. Lal Denizli, Yönetim kurulu başkan vekili, CHP‘nin vukuatlı ve ithal Çeşme belediye başkanı,

3. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Termal A.Ş. temsilcisi,

4. Yakup Demir, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Turistik Otelciler Birliği (ÇEŞTOB) temsilcisi,

5. Veysi Öncel, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. (ÇETAŞ) temsilcisi,

6. Saadet Çağlın, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi, Kimya mühendisi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

7. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi.

Evet, burada da Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin ayrıcalıklı bir üyesi üzerinden üstüne üstlük Anayasal bir ilke olan yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki kuvvetler ayrılığı ya da güçler ayrılığı ilkesini dikkate almayan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hukuk dışı bir tutumu ile karşılaşıyoruz. Hem de 2025 yılı içinde yayınlanan CHP genelgesiyle Sayıştay denetçisinin uyarılarına rağmen o görevde bırakılan ve o yasadışı görevi bırakmayı bilmeyen, ısrarla koltuğuna yapışan bir hukuksuzluk örneği olarak…

İzmir‘deki, özellikle de Balçova-Narlıdere bölgesindeki jeotermal enerji kaynaklarını kullanmak amacıyla 2004 yılında İzmir Özel İdare Özel Eğitim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.‘nin adı değiştirilerek dönüştürülmesi suretiyle kurulan şirketin bugünkü sermayesi 43 milyon lira olup İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin yarısına; yani %50’sine hissedardır.

Toplam çalışan sayısı 63 olan şirketin yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Süleyman Elban, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Valisi,

2. Cemil Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

3. Erhan Uzunoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İnşaat mühendisi, İZENERJİ Yönetim Kurulu Başkanı,

4. Onur Yiğit, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Belediye Başkanı,

5. Mahmut Halal, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Balçova Kaymakamı,

6. İsmail Yetişkin, Yönetim kurulu üyesi, Seferihisar Belediye Başkanı,

7. Adil Kırgöz, Yönetim kurulu üyesi, Dikili Belediye Başkanı,

8. Ahmet Ulusal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Strateji ve Koordinasyon Müdür Vekili,

9. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB İdari ve Mali İşler Müdür Vekili,

10. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Doğal Kaynaklar Ruhsat ve Kültür Varlıkları Müdür Vekili,

11. Elif Didem Gölcük, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Rehberlik ve Denetim Müdürü,

12. Tolga Sayık, İşletme Müdürü.

Daha çok İzmir Valiliği ile jeotermal şirketlerinin hakimiyetinde olan bu şirketteki belediye ait koltuklar görüldüğü gibi belediye başkanı ile enerji konusunda görevlendirildiği anlaşılan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından doldurulmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi için düzenlenen Sayıştay denetim raporlarında adın rastlayıp Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarında bulamadığım bu adi ortaklığın sermayesinin 71 milyon lira olup yine aynı denetim raporuna göre bu sermayenin %10’unun İZENERJİ‘ye, %90’ının da İZELMAN‘a ait olduğunu öğreniyoruz.

Bir zamanlar çok fazla değer verilen Üniversite-Sanayi İşbirliği rüzgarıyla Ege‘de yüksek teknolojinin merkez üssü olacağı söylenen İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)‘nü İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Ege İhracatçılar Birliği (EİB), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) , Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) gibi sermaye örgütleriyle ve İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) gibi esnaf kuruluşlarıyla bir araya getirmek amacıyla kurulan 2 Milyon lira sermayeli bu şirkete İzmir Büyükşehir Belediyesi de %3 hisseyle ortak olmuştur.

Şirketin kurulduğu 2003 yılından bu yana geçen süre içinde asıl amacın bu şirket eliyle belediyenin sağlayacağı olanaklardan yararlanmak ve belediye yönetiminde etkili olmak olduğu ortaya çıkmaya başlamıştır. 2003 öncesinde aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de bulunduğu CHP‘li birçok belediye tüm üniversitelerle dengeli ilişkiler kurarken bu ilişkiler siyasal yaşamdaki kutuplaşmaların etkisiyle azalmış; hatta, üniversitelerle belediyeler arasında siyasetten kaynaklanan tartışma ve çekişmeler yaşanmıştır. Bunun en son örneği Dokuz Eylül Üniversitesi eski rektörü Nükhet Hotar ile İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer arasında yıkılan güzel sanatlar fakültesi nedeniyle yaşanan tartışmalardır.

Artık bundan böyle belediyeler ile AKP iktidarının yerel örgütü olarak algılanan üniversiteler arasındaki işbirliği ilişkileri eskisi gibi olmamakla birlikte; Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay dönemlerinde, rektörü diğer devlet üniversitelerinin rektörü gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile sıkı ilişkiler geliştirmeye başlanmış, kendisi de bir devlet üniversitesi olmasına rağmen İYTE üzerinden belediye yönetimine danışmanlık yapan, belediye yöneticilerine akıl verip onları yönlendiren; hatta bizzat uygulamanın içine giren, belediye ya da şirket yöneticisi olarak çalışan akademisyenlerin belediyede bilfiil görev yapmasına izin verilmiş, adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi-İYTE ortak yönetimi denilen bir durum ortaya çıkmıştır.

İşte bu anlamda, İzmir Büyükşehir belediye yönetimi üzerinde etkili olmak amacıyla kullanılan bu şirketin bugünkü yönetimi aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Yusuf Baran, Yönetim kurulu üyesi, 2018’den bu yana İYTE Rektörü,

2. Fadıl Sivri, Yönetim kurulu başkan vekili, Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) temsilcisi, İKSAŞ A.Ş. yönetim kurulu başkanı,

3. Uğur Yüce, Yönetim kurulu üyesi, TARKEM kurucusu, şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın fahri danışmanı, BİM Grup Holding yönetim kurulu başkanı,

4. Sinan Yılmaz, Yönetim kurulu üyesi, Teknopark İzmir Genel Müdürü,

5. Mehmet Raşit Özsaruhan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası temsilcisi, Modern Medya Group CEO,

6. Erçin Güdücü, Yönetim kurulu üyesi, Dr., İzmir Ticaret Odası Genel Sekreteri,

7. Yalçın Ata, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı,

8. Erk Hacıhasanoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Yönetim Bilimleri Fakültesi İşletme Bölümü. Merkez Bankası ile İstanbul Borsası’nda da çalışıyor.

9. Recep Burak Sertbaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Giyim İhracatçıları Birliği Başkanı, Sun Tekstil,

10. Aydın Buğra İlter, Yönetim kurulu üyesi, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) temsilcisi, avukat, Guatemala Fahri Konsolosu, İTA Hukuk Danışmanlık Bürosu,

11. Metin Akdaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi, Dinamik Yalıtım CEO.

Hilton İzmir Oteli: “Kapalıyız“…
Kentin orta yerinde geleceği meçhul bir gökdelen olarak başımıza gelecekleri bekliyoruz…. “Ne sen bunun farkındasın, ne belediye farkında“…

İzmir‘deki 12 Eylül Faşist darbe dönemiyle onu izleyen yereldeki sağ iktidarların kentin başına sardığı belalardan biri de Hilton İzmir Oteli ve onu yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin otelin inşa edildiği parseldeki hissesine karşılık % 23,84 oranında hissedar olduğu bu şirket tarafından işletilen otelden, otelin açılış tarihi olan 1991’den bu yana tek kuruş yararı olmamıştır.

Aslında biz bu durumu bu şekilde anlatmaya çalışırken, şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ya da şirketlerinin hissedar olduğu toplam tüm şirketlerin hiçbirinden yıllardır kar etmediğini de bilip kamu kaynaklarıyla kurulmuş olmalarına rağmen bu şirketlerin devamlı zarar ederek halkın sırtına nasıl bindiklerini de bilip unutmamamız gerekir.

Sermayesi 1.200.000.- lira olan şirketin yönetiminde Ata Holding‘in (A) grubu hisselerine sahip Kurdoğlu ailesinin egemen olduğunu, belediyeye düşen % 23,84 oranındaki hissenin de (B) grubu olarak 2 yönetim kurulu üyesi tarafından temsil edildiğini görürüz.

1. Korhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkanı, Ata Holding, (A) grubu hisse,

2. Erhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkan vekili, Ata Holding, (A) grubu hisse,

3. Tuna Kurdoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Ata Holding, (A) grubu hisse,

4. Mehmet Nazif Günal, Yönetim kurulu üyesi, MNG Holding Yönetim Kurulu Başkanı,

5. Elmas Melih Araz, Yönetim kurulu üyesi, (A) Grubu hisse, Ata Holding, Ata Yatırım Yönetim Kurulu Başkan Vekili,

6. Ekrem Selami Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse (TMSF), Vakıfbank Hukuk Danışmanı,

7. Başar Başaran, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse TMSF Grup Başkanı,

8. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, Avukat, (B) Grubu hisse, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

9. Ahmet Okyay, Yönetim kurulu üyesi, (B) Grubu hisse, Avukat, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Genel Sekreter Yardımcısı Pınar Okyay‘ın eşi, Cemil Tugay döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinasyon Kurulu ve bu yönetim kurulunun üyesi olmuş.

Son zamanlarda bu şirketteki % 5 oranındaki TMSF hisselerinin MNG Holding tarafından satın alındığına dair haberleri okumakla birlikte Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki ilamlarda buna ilişkin bir duyuruya rastlanmamaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, 24 Mayıs 1988 tarihinde 200.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı bu şirketteki hissesi % 1 düzeyinde olup; 16 Mart 1992 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim ya da tür değişikliğine dair hiçbir ilamın duyurusu yapılmadığı için bu şirketin ne vaziyette olduğu -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İZULAŞ VE İZELMAN şirketlerinin, 9 Şubat 1999 tarihinde 1.220.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı şirketteki toplam hissesi % 0,12 düzeyinde olup; 27 Haziran 2016 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim, tür ve adres değişikliğine ilişkin herhangi bir ilamın yayınlanmamış olması nedeniyle bugün bu şirketin faal olup olmadığına dair bir bilgiye -ne yazık ki- sahip değiliz.

Her şey serbest…

Serbest bölgedeki kuruluşlar vergi vermesinler, çalıştırdıkları işçi ve emekçileri daha iyi sömürsünler düşüncesiyle Amerikan sermayesi ve Amerikalı patronlarla birlikte kurulan bir diğer serbest bölge şirketi daha karşınızda…

Şirketin 37.815.000 lira düzeyindeki sermayesinin %98,06’sına E.A.C. Turkey International Enterprises Inc. isimli Amerikan şirketi, %0,80’ine İzmir Ticaret Odası (İZTO), %0,74’ine İzmir Büyükşehir Belediyesi, %0,40’ına Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) sahiptir.

Şirket yönetim kurulunda görev alanlar ise şu şekildedir:

1. Mary Mills Tuncer, Yönetim kurulu başkan vekili, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.,

2. Faruk Güler, Yönetim kurulu başkan vekili, ESBAŞ & BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı (CEO), Abalıoğlu Holding eski CEO ve genel koordinatörü,

3. Süleyman Elban, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valisi,

4. Cemil Tugay, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

5. Aran Herschl Dpkovna, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

6. Ender Yorgancılar, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı,

7. Hakan Kilitçioğlu, Yönetim kurulu üyesi, ARGE Danışmanlık,

8. Mahmut Özgener, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı,

9. Larry Stephen Hymes, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

10. Ayshe Tuncer, Yönetim kurulu üyesi,

11. Deniz Tuncer, Yönetim kurulu başkanı, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.

Milyarlarca liralık ciroya sahip olduğunu düşündüğümüz bu şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde -ne yazık ki- 2025 ve 2026 yıllarına ait tek bir bilgi ya da belge yok!

Benden bu kadar…

Son dört hafta yazdığım dört ayrı yazı ile gündeme getirmeye çalıştığım belediye şirketlerinden kaynaklanan tüm kötülüklerin ortadan kaldırılması için, en kısa sürede “şirket belediyeciliği“nden vazgeçilerek; belediye eliyle “yeniden hizmet belediyeciliği“nin uygulamaya konulması dileğiyle…

Kayırmacılığın geldiği nokta: iktidarla suç ortaklığı…

Ali Rıza Avcan

2 ve 9 Şubat 2025 tarihlerinde yayınladığım “Kamu Kaynaklarını Kullanıp Suç İşleyen Belediye Şirketleri ve Suçluları” (1) ve “Başkan’ın Bütün Adamları” (2) başlıklı iki ayrı yazıda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin %50 ila %100 arasında değişen oranlarda hissedar olduğu toplam 11 şirketini (İZELMAN, İZDENİZ, İZBETON, GRAND PLAZA, İZULAŞ, İZFAŞ, EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA, İZENERJİ ve İZTARIM) ele alıp bu şirketlerin nepotizm dediğimiz kayırmacılık uygulamalarının sonucu olarak kimler tarafından nasıl kötü yönetildiğini ve bu şirketlerdeki sorunlarla açılmış soruşturma ve davaları incelemeye çalıştık.

Bu haftaki yazımda ise, bir kısmı Tunç Soyer‘in başkanlık döneminde İZENERJİ, İZDOĞA, İZFAŞ, İZBETON gibi belediye şirketleri tarafından kurulan, bir kısmı daha önceki dönemlerde kurulmuş olmasına karşın isimleri değiştirilerek yeniden piyasaya sürülen, tümü Sayıştay denetiminden kurtulmak için belediye ya da belediye şirketi hissesinin %49’da düzeyinde sabitlendiği, geriye kalan %51 çoğunluk hissesinin kamuoyunca tanınmayan özel kişilere teslim edildiği küçük sermayeli, ancak, ne yaptığı ve ne işe yaradığı belli olmayan, belli olanlarda ise AKP iktidarınca desteklenen yandaş şirket ya da şahıslarla işlerin kotarıldığı, genellikle belediye başkanının yakın ilişki içinde olduğu 1-2 kişiye teslim edilen, geride pek iz bırakmadığı için “suç yatağı” olmaya fazlasıyla müsait 8 hibrit şirketi ele alacağım: İzmir İnovasyon, İzyaşam, İzkültür, İzarıtma, İzgüneş, İzhabitat, İzar ve İzmavi anonim şirketleri…

Böylelikle ele alıp incelediğimiz şirket sayısı, birbirini izleyen üç ayrı yazı ile 19’a yükselmiş olacak…

Kimisi steteskopu, kimisi musluklardan akmayan suyu, kimisi tamir ettiği motoru, kimisi de çapası ile gelir… Çünkü aldıkları eğitim ve yaptıkları iş itibariyle ancak ondan anlarlar…

Eski kısaltılmış adı “ÜNİBEL” olan bu şirket, 31.05.2021 tarihinde şimdiki adını almış ve yönetim kurulu başkanlığına da bugünün Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, genel müdürlüğüne de İyi Parti kurucularından Nihal Ağca getirilmişti.

Şirketin 24.700.000.-TL tutarındaki sermayesinin %100’ü 13 Aralık 2024 tarihi itibariyle tek ortak olarak İZDOĞA A.Ş.‘ne devredilmiş, böylelikle şirket tek ortaklı anonim şirket haline dönüştürülmüştür.

Şirketin http://www.izmirteknoloji.com.tr adresindeki İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamlarına göre yönetim kurulu;

1. Ümit Yalçın, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi eski Bilgi İşlem Müdürü, Makine mühendisliği ve uluslararası ilişkiler eğitimi almış,

2. Andaç Pamuk, Yönetim kurulu başkan vekili, 14 Ocak 2026 tarihli TTSG ilamı ile görevden alınmış.

3. Filiz Dağ, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, İzmir Eşrefpaşa Hastanesi Patoloji Uzmanı,

4. İbrahim Gürbüz, Yönetim kurulu üyesi, Makine mühendisi, İZSU eski genel müdür yardımcısı,

5. Mustafa Ceyhun Minareci, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu,

6. Övünç Özgen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdürü, Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu,

7. Tamer Nurgöz, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı, Akdeniz Üniversitesi Antalya MYO Motor Bölümü, Anadolu Üniversitesi İktisat ve Tarım Bölümü mezunu,

8. Tülay Yeşillik, Yönetim kurulu üyesi, Çevre Mühendisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı.

Olmakla birlikte 14 Ocak 2026 tarihli TTSG’de yayınlanan bir ilamla yönetim kurulu başkan vekili Andaç Pamuk‘un görevden alınıp yerine yeni bir görevlendirme yapılmadığı görülmektedir.

13.12.2024-14.01.2026 döneminde yayınlanan TTSG ilamlarına göre şirketin genel müdür yardımcısının Hüseyin Gümüş, şube müdürlerinin de Yusuf Aydın ile Erdoğan Altay olduğu anlaşılmaktadır.

Gördüğünüz gibi karşımızda şirket patolog, iktisatçı, çevre mühendisi ve motor ustaları tarafından yönetilen bir inovasyon ve bilişim teknolojisi şirketi var. İnovasyon ve teknoloji gibi son derece önemli, karmaşık, kapsamlı ve teknik konular -ne yazık ki- belediye başkanınca belirlenen bu “işbilmezler kadrosu” tarafından karara bağlanmaktadır…

Bu şirket de eski bir şirkettir… Eski kısaltılmış adı TETUSA olup Çeşme‘deki termal kaynakları turizm boyutunda değerlendirmek amacıyla bazı Çeşmeli şirketleri ve isimleri de aralarına alarak kurulmuştur. Şirketin güncel sermayesi 135.000.000.- TL’dır ve bunun %55,93’ü İZENERJİ şirketine aittir… Şirketin yeni adı ise İZYAŞAM‘dır…

Şirketin bugünkü yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır;

1. Utku Kılınç, Yönetim kurulu başkanı, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, 9 Eylül 2019-13 Mayıs 2023 döneminde İzgazete köşe yazarı,

2. Mürüvvet Kılıç, Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı,

3. Hakkı Pamukçu, Yönetim kurulu üyesi, ÇEŞTUR temsilcisi,

4. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, gazeteci, Konak Belediyesi eski başkanı, İZENERJi temsilcisi

5. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

6. Levent Köstem, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Köstem Vakfı kurucusu.

2025 yılı içinde bu şirket özelindeki önemli bir gelişme ise, sahiplerinin CHP‘li olduğu bilinen ve çoğu kez CHP‘li belediyelerden iş alan Barankaya İnşaat Hafriyat Taahhüt Akaryakıt Maden Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.‘nin 190.000 lira değerindeki hissesini Engin Kaya‘ya devretmesidir. Engin Kaya‘nın ise 2001-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde idari işler görevlisi olarak çalışan Engin Kaya mı; yoksa, başka bir Engin Kaya mı olduğunu -ne yazık ki- kesin olarak belirlenememiştir.

BU şirketle ilgili diğer ilginç bir konu ise, Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi ile İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı Mürüvvet Kılıç‘ın adeta bu şirketin demirbaşları gibi -belediye başkanları değişse bile- uzun bir süredir bu şirketin yönetim kurulunda yer alıyor oluşudur.

27 Haziran 2025 tarihli gazete haberlerinden, yönetim kuruluna İZENERJİ‘yi temsilen katılan Erdal İZGİ‘nin projelerin hayata geçmemesini, maaşların ödenmeyişini, şirketin işlevsiz kalması ve Cemil Tugay‘ın görüşme talebine yanıt vermemesi gibi gerekçelerle istifa ederek ayrıldığını öğrenmekle birlikte bu istifa ile boşalan yönetim kurulu üyeliği konusunda Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde tek bir ilamın yayınlanmadığı da görülmektedir. (3)

Şirketin İnternet sayfası 14 Şubat 2026 tarihi itibariyle çalışmamaktadır.

İZKÜLTÜR: Yüzlerce doğal çam ağacının bulunduğu Kültürpark’ta yılbaşını plastik çam ağacı ile kutlamak… Her şeyin özentisi, işte böyle saçmalıklarla sonuçlanıyor…

Varlığından İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sayesinde haberdar olduğum ve İZFAŞ tarafından 5.000.000.- lira sermaye ile 15 Ağustos 2023 tarihinde kurulmuş hibrit şirketin Kültürpark’ta düzenlenen yılbaşı etkinlikleri dışında ne yaptığı bilinmemektedir.

Kuruluşunda, yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in, yönetim kurulu başkan vekilliğinin genel sekreter Barış Karcı‘nın, yönetim kurulu üyeliğinin İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatörü Ali İhsan Özgürman‘ın, genel müdür vekilliğinin de İZFAŞ yönetim kurulu başkan vekilliğinin avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı tarafından yapılması nedeniyle yöneticileri VİP düzeyinde önemli ve ünlü olan bir şirketti.

Ancak göreve Cemil Tugay‘ın gelmesi ile birlikte tüm bu zevat görevden alınarak bilinip tanınmayan; üstüne üstlük bu konularda uzmanlaşmamış isimlerin koltukları doldurduğu, yönetim kurulu başkanı olarak Ömer Genç, yönetim kurulu üyesi olarak halk sağlığı hekimi, genel sekreter yardımcısı Pınar Okyay ve yönetim kurulu üyesi olarak Cemalberk Kürekçi‘nin görevlendirildiği hibrit bir şirkettir.

İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporundaki yorumlardan da anlaşılacağı üzere, Sayıştay denetimindeki İZFAŞ‘ın yapamayacağı işleri ve ödemeleri yapma; daha doğrusu “kirli çıkı” niyetine kurulmuş bir şirkettir.

Yönetim kurulu başkanı Ömer Genç‘in İZFAŞ 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sonrasında istifa ettiğini bilmemize (4) ve kendisine ait Linkedin sayfasında Ocak 2025 tarihi itibariyle görevden ayrıldığını belirtmesine rağmen (5) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde görevden ayrıldığına dair bir ilam duyurusuna rastlanmamakta; geride kalan Pınar Okyay ile görevden alınan avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı yerine yönetim kurulu üyesi olarak atanan Cemalberk Kürekçi‘nin, daha doğrusu bu iki yönetim kurulu üyesinin bu şirkette ne yaptıkları, hangi işleri gerçekleştirdikleri -ne yazık ki- bilinmemekte, üstüne üstlük şirkete ait https://www.izmirkultur.com.tr sitesi çalışmamaktadır.

Birden fazla şirketi şahıslara emanet etmek….

17 Haziran 2022 tarihinde İZENERJİ’nin %50, İZDOĞA‘nın %50 katılımıyla kurulan 1.000.000.- TL sermayeli İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. isimli şirketin ismi, 3 Ağustos 2022 tarihinde İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. olarak değiştirilmiştir.

Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla birlikte İZDOĞA temsilcisi Güven Eken ile İZENERJİ temsilcisi Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu üyeliklerinden alınarak yerlerine İZENERJİ temsilcisi olarak Erhan Uzunoğlu ve İZDOĞA temsilcisi Onur Kadir Eryüce atanmıştır.

Onur Kadir Eryüce‘nin İZFAŞ‘tan usulsüz ödemeler aldığının anlaşılması üzerine 29 Kasım 2024 tarihinde görevden alınarak yerine İZDOĞA adına Orhan Timurhan atanmış; ancak o da 21 Mart 2025 tarihinde görevden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

Şirket bugün Cemil Tugay‘ın as oyuncuları olan İZDOĞA temsilcisi ve yönetim kurulu başkanı olarak şehir plancısı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu ile İZENERJi temsilcisi ve yönetim kurulu başkan vekili inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından yönetilmektedir.

2019-2024 döneminde Konak ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak çalışan Erhan Uzunoğlu‘nun ise diğer yandan baskı ve karton ambalaj imalatı firması Promat Makina Tesisat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı olarak söz konusu şirketi yönettiği bilinmektedir.

İZDOĞA‘nın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu verilerine göre sermayesi sadece 1.000.000.- lira tutarındaki şirketin 2022-2023 yılı zararı 2022 yılında 120.194,39 TL ve 2023 yılında 827.120,44 TL. olmak üzere toplam 947.314,83 TL düzeyindedir.

İZGÜNEŞ tarafından yapılan Tire Gazi Mustafa Kemal Stadyumu Güneş Enerjisi Santrali (GES)’nin açılış töreni, Kaynak: Gündeme Bakış Gazetesi, 3 Şubat 2024

İZGÜNEŞ, Tire Gazi Mustafa Kemal Atatürk Stadyumu çatısına 1.300 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi sistemini (GES) kurmak ve 15 yıl süreyle işletmek amacıyla bu sektörde faaliyet gösteren Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ne (Osman Barlas Kuşçu) 1.000.000.- liralık sermayenin %51’nin, geriye kalan % 49’luk hissenin de İZENERJİ‘ye verilmesi suretiyle 24 Ocak 2023 tarihinde sessiz sedasız kurulmuştur.

O nedenle şirketin çoğunluk hissesi Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Şirketi‘nin tek ortağı Osman Barlas Kuşçu‘ya ait ve şirket Sayıştay denetimi dışında kalmaktadır.

Şirketin yönetiminde 24 Nisan 2024 tarihine kadar BARTEŞ‘i temsilen Osman Barlas Kuşçu, İZENERJİ adına da Ali Ercan Türkoğlu bulunmakla birlikte; Ali Ercan Türkoğlu, 24 Nisan 2024 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp yerine Erhan Uzunoğlu getirilmiş.

Şirketin kuruluşuna vesile olan güneş enerjisi sistemi 3 Şubat 2024 tarihinde bitirilip hizmete alınmakla birlikte söz konusu şirketin o tarihten sonra birlikte ya da tek başına ne yaptığı bilinmiyor.

9 Haziran 2022 tarih, 10595 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamla kurulan 1.000.000 lira sermayeli İZHABİTAT Bitkisel Üretim Peyzaj Planlama ve Tasarım Anonim Şirketi‘nin ilk oluşumunda Selçuk‘ta faaliyet gösteren Bitkisan Ziraat Peyzaj İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi %51 oranında, İZDOĞA da % 49 oranında hissedar olmakla birlikte;

2024 yılının sonunda yerel basının, bir önceki görevi olan “ODEA Bank Eski İzmir Ticari Bölge Direktörü” sıfatını öne çıkarıp Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerinden biri olan Kocaer Çelik‘in genel müdürü ve yönetim kurulu başkan vekili (CEO) olduğunu (6) ısrarla gizlediği Orhan Timurhan, İZDOĞA‘nın ve İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZMAVİ, İZHABİTAT ve İZARITMA şirketlerinin başına geçmiş (7)(8); ancak, 5 Mart 2025 tarihinde Aliağa‘daki İzmir Elektrik Üretim Anonim Şirketi‘ne ait kömür yakıtlı termik santralinin gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadığı gerekçesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından mühürlenmesi (9) ve bunun yürütmesinin idare mahkemesi tarafından durdurulması üzerine 18 Mart 2025 tarihinde şirketin tüm hisseleri İZDOĞA‘ya devredilip Selçuk‘tan İzmir‘e taşınması sağlanmış; ancak, Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerine ruhsat verilmesini hedefleyen planın bozulması üzerine 20 Mart 2025 tarihinde İZDOĞA ve İZHABİTAT‘daki, 21 Mart 2025 tarihinde İZARITMA‘daki ve 25 Mart 2025 tarihinde de İZMAVİ‘deki görevlerinden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

İZHABİTAT 10 Nisan 2025’de Bitkisan A.Ş. ile olan ortaklığına son vererek yeni adı olan İZPA Araştırma Şehircilik Danışmanlık PLanlama ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. ile yola devam kararı almış, yönetim kurulu başkanlığı yine Koray Velibeyoğlu‘na, başkan vekilliği de aynı zamanda İZDOĞA‘nın genel müdürlüğünü yapan Yücel Kar‘a verilmiş ve sermayesini 15 Ekim 2025’de 91.000.000.- liraya çıkarmıştır. 30 Ocak 2026 tarihinde de daha önce Güven Eken ve Koray Velibeyoğlu ile birlikte çalışıp halen Karaburun Kent Konseyi genel sekreterliği görevini yapan Aykut Uçar genel müdürü olmuştur.

Şirketin kurucu ortağı İZDOĞA ile İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZHABİTAT, İZMİR ARITMA ve İZMAVİ şirketleri şu an itibariyle İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından sürdürülmekte olan soruşturma kapsamında incelenmekte olup; yerel basının verdiği haberlerden bütün bu işlerin mimarı olarak tanıdığımız Tunç Soyer‘in danışmanı Güven Eken‘in ifadesine başvurulduğunu öğreniyoruz.

Kayırmacılığın ve yandaş şirketlerle işbirliğinin sonucu: kırılan yumurtalar…

Yine varlığından haberdar olmakta geç kaldığımız başka bir hibrit şirket daha… İZENERJİ‘nin şirketi İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş.‘nin 1.000.000.- liralık sermayeye %49 oranında, merkezi İstanbul‘da olan Mehmet İZOLLUOĞLU‘na ait ABASU Arıtma ve Yenilenebilir Enerji Mühendislik İmalat Taahhüt Anonim Şirketi‘nin de %51 oranında hissedar olarak 4 Ekim 2022 tarihinde kurdukları bir şirket…

Şirketin çoğunluk hissesine sahip olan ABASU, İZAR kurulmadan 1 ay önce, 2 Eylül 2022 tarihinde yine Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun adeta İZAR‘a ortak olmak için, sahibi olduğu ARBİOGAZ Çevre Teknolojileri İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin tek ortak olarak kurduğu 100.000.-‘lık sermayeye sahip başka bir İstanbul şirketi… Yönetimindeki isimler ise yönetim kurulu başkanı olarak Mehmet İZOLLUOĞLU ve yönetim kurulu başkan vekili olarak Hande Coşkuntürk

Bildiğim kadarıyla Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun bu şirketin kuruluşuna % 51 hisseyle dahil edilmesinin başlangıç noktası, ARBİOGAZ‘ın 2012 yılında Çiğli‘deki Çamur Kurutma Tesisi‘ni Yunan ortağı AKTOR firması ile üstlenip yapmasına dayanıyor… (10)

Küçük miktardaki sermayelerle şirket kuran ya da şirketlere çoğunluk hissesiyle katılan Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun seçilmesinin diğer nedenleri ise şimdilik bilinmiyor…

4 Ekim 2022 tarihli şirket kuruluşunda İZARITMA temsilcisi olarak görevlendirilen ve Tunç Soyer döneminde İZGÜNEŞ ve İZARITMA gibi şirketlerin yönetiminde de görev almış profesyonel yönetici Ali Ercan Türkoğlu ise görevini halen sürdürmektedir…

İZMAVİ Şirketinin gemilerden sıvı atık alma işinde kullandığı 2021 itibariyle 84, 2026 itibariyle 89 yaşında olan BER C gemisi…

Biraz garibinize gidecek, size ilginç gelecek bir konu ki, İZMAVİ isimli şirketin temeli 6 Eylül 2021 tarihinde tam 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan 10.000.- liralık sermayeli bir ticari işletmeye dayanmaktadır:

Atlas Atık Yönetimi ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi İzdoğa İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Korunması İyileştirilmesi Müşavirlik ve Proje Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi İzbeton İzmir Büyükşehir Belediyesi Beton ve Asfalt Enerji Üretim ve Dağıtım Tesisleri Su Kanalizasyon Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi Ber Çevre ve Lojistik Anonim Şirketi İş Ortaklığı Ticari İşletmesi.

Anlaşılan o ki, ATLAS ATIK YÖNETİMİ (Pilot/Lider Ortak), İZDOĞA, İZBETON VE BER ÇEVRE isimli 4 şirketi bir araya getirip aralarındaki ticari ortaklığı adlandıranlar bu konuda pratik bir zekaya sahip değil…. Ama neyse ki, adı bu kadar uzun ticari işletmeyi temsil etme konusunda tek bir kişiyle yetinmişler: ATLAS ATIK şirketinin sahibi Ender Haberdar

Neyse ki bu 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan ticari işletme 6 Eylül 2021 tarihinde İZMAVİ Çevre Yönetimi ve Denizcilik Anonim Şirketi ismini alarak bizi yormaktan vazgeçiyor…

1.000.000 lira olan sermaye A ve B adı verilen iki grup arasında paylaştırılıyor. A grubundaki ATLAS ATIK‘ın sermayenin %51 (510.000.-)’ini, yine aynı gruptaki BER ÇEVRE sermayenin % 5 (50.000.-)’ini, B grubundaki İZDOĞA sermayenin %22 (220.000.-)’sini, aynı grupta yer alan İZBETON yine sermayenin %22 (220.000.-)’sini alarak yine çoğunluk hissesi belediyede ya da belediye şirketinde olmayan yeni bir hibrit şirket daha kurulmuş oluyor… Hem de Sayıştay denetiminden kaçırılarak… Anlaşılan o ki, Sayıştay‘ın fark edeceği bir şeyler yapma niyetindeler…

Yönetimi ise ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla Ender Haberdar, İZBETON‘u temsilen ve yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla Erdal İzgi, ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu üyesi olarak Güldenir Kurtar, İZDOĞA‘yı temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Heval Savaş Kaya, BER ÇEVRE‘yi temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Serdar GÖKTÜRK oluşturuyor.

Bu arada 17 Mart 2022’de sermaye 1.000.000.- liradan 16.000.000’ya çıkarılırken Heval Savaş Kaya 11 Eylül 2024 tarihinde görevinden alınıp yerine Onur Kadir Eryüce, 12 Aralık 2024 tarihinde Onur Kadir Eryüce görevinden alınıp yerine Orhan Timurhan, 25 Mart 2025 tarihinde de Orhan Timurhan görevinden alınıp yerine Koray Velibeyoğlu getiriliyor.

“Haberdar” ailesi bireylerinin, aynen Binali Yıldırım eşi Semiha Yıldırım gibi Erzincan İli, Refahiye İlçesi Kayı Köyü’nden olduğunu belgeleyen en doğru bilgiler: mezar taşları…

Şirketin yönetim kurulu son kez 28 Ocak 2026 tarihinde yapılan genel kurulla şu şekli alıyor:

1. Ender Haberdar, Yönetim kurulu başkanı, ATLAS ATIK temsilcisi, AKP iktidarına ve Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen ve 2023 depremi sonrasında Kahramanmaraş Merkez 13-14 Etap Konut ve Ticaret İnşaatları ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi işini alan yandaş ATLAS İNŞAAT ŞİRKETLER GRUBU‘nun sahibi, bazı yayınlarda Binali Yıldırım‘ın eşi Semiha Yıldırım‘ın yeğeni olduğu belirtilmekle birlikte Ender Haberdar’ın kendisi bu iddiayı kabul etmemekle birlikte Haberdar ailesinin aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere Semiha Yıldırım‘ın doğum yeri Erzincan ilinin Refahiye ilçesi Kayı köyünden olduğu kesin bir bilgidir. (11)

2. Serdar Göktürk, Yönetim kurulu başkan vekili, BER ÇEVRE temsilcisi olarak gösteriliyor ama aslında Ender Haberdar‘a ait N Capital GSYO A.Ş.‘nde yönetim kurulu başkan vekili,

3. Güldenir Kurtar, Yönetim kurulu üyesi, ATLAS ATIK temsilcisi,

4. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., İYTE, İZDOĞA temsilcisi, İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı,

5. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, İZBETON temsilcisi, Konak Belediyesi eski başkanı, gazeteci.

Burada dikkatimizi çeken ilginç bir gelişme ise, Cemil Tugay‘dan randevu alamıyorum diyerek İZYAŞAM‘daki yönetim kurulu üyeliğinden istifa eden Erdal İZGİ‘nin, İZMAVİ‘deki İZBETON temsilciliği görevini sürdürmeyi tercih edişidir.

BU şirketin şimdilik bilinen ilk icraatı, usta gazeteci sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, ‘haberdar’ etmemişler” başlıklı -henüz tekzip edilmemiş olan- yazısıyla öğrendik. (12)

Söz konusu yazıya göre 18 Mart 2021 tarihinde yapılan ihale sonucuna göre 2.745.720.- TL. muhammen bedelli İzmir Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda bulunan deniz ve kara yetki sahalarında her türlü yerli ve yabancı bandıralı deniz araçlarına ait atıkların 29 yıl süreyle alınması, atık kabul tesisinin kurulması ve işletilmesi işi aralarında İZDOĞA, İZBETON, ATLAS ATIK ve BER ÇEVRE VE LOJİSTİK (tek ortak: Erkan Remzioğlu)’in bulunduğu 4 firmanın oluşturduğu iş ortaklığı tarafından üstlenilir.

İhale şartnamesine göre isteklilerin 1 (bir) adet sıvı atık alma gemisi (40 m3-250 m3) ve 1 (bir) adet kara tehlikeli atık taşıma tankerinin (en az 15 ton) kendi malı olduğunu gösteren belgeleri teklif ekinde idareye sunması gerekmektedir.

Ancak bu alanda ayrıntılı bir araştırma yaptığımızda, Türkiye‘de sıvı atık alma kapasitesi 40m3 ile 250 m3 arasında olup ihale katılacakların “kendi malı olma” koşulunu taşıyan tek geminin, bu 4’lü ortaklığın içinde yer alan BER ÇEVRE‘ye ait toplam uzunluğu (LOAM) 20 m, genişliği 4 m olan Zonguldak Limanı‘na bağlı 1937 yapımı; yani ihale tarihine göre 84 yaşında olan BER C (MMSI: 271042691) isimli gemi olduğu (13); o nedenle ihale şartnamesinin “adrese teslim” hazırlandığı anlaşılır.

Ayrıca gemilerin mevcut durumunu bildiren uluslararası Marine Traffic‘in güncel verilerine göre İzmir Körfezi‘nde çalışmak için İzmir Valiliği‘nden izin almamış olan söz konusu geminin, 26 Ekim 2024 tarihinde İzmir Körfezi‘ni terk ederek İstanbul‘a gittiği anlaşıldığından, şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından sık sık dile getirilen “limana gelen gemiler sintinelerini boşaltarak körfezi kirletiyor” şikayetinin aslında belediyenin bu iş için kurduğu İZMAVİ şirketinin görevini yapmadığı, başkanın da kendi görevi olan bir işi yapmadığı şeklinde yorumlamamız da mümkündür.

Anlaşılan o ki, Tunç Soyer döneminde bir zamanlar Konak Belediye‘nin başkanı olduğunu unutup “Kemeraltı Koordinatörü” gibi anlamsız bir görevi üstlenen gazeteci Erdal İzgi ile İzmir’in geleceğini birlikte planlama iddiasındaki İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı Koray Velibeyoğlu‘nun Amsterdam‘dan ithal ettiği “İzmir gevrek planı” yanında “kent denetçileri“, “yeni nesil belediyecilik“, “iyi olma hali” ve “tek sağlık” gibi “çok katmanlı” kavramlarla oyalanıp suya yazı yazma dışında Refahiye‘nin Kayı köyünden gelen Ender Haberdar ile Serdar Göktürk ve Güldenir Kurtar gibi yandaş şirket yöneticileriyle bir araya geldikleri İZMAVİ‘deki muhabbetleri iyi olacak ki, birlikte İzmir için ne yaptıkları konusunda tek bir haber alamıyoruz…

Yer edinmek ya da yükselmek çoğu kez yakınlara sağlanan kolaylıklar nedeniyle daha zor ve uzun gerçekleşir…

Sonuç niyetine…

Zaman zaman kendimize, yakınlarımıza ya da tuttuğumuz partiye yararlı olduğunu düşünüp teselli bulduğumuz kayırmacılık illeti öylesine bir insanlık suçudur ki, sizi alıp karşı olduğunuz AKP iktidarı ile birlikte, onun yandaş şirket ve akrabalarıyla işbirliğine, suç ortaklığına kadar götürebilir… Göreceğiniz gibi en yakın ve somut örnekleri İZMAVİ adı verilen şirketin geçmişinde ve bugününde…

O nedenle, geçen hafta da dile getirdiğim gibi gelin bu şirketlerin yöneticilerini tek başınıza değil, halkla birlikte -ama sadece parti üyeleriniz ve taraftarlarınca değil- her siyasi görüşten gelen hemşehrilerinizle ya da sizin deyiminizle “komşularınızla” birlikte seçelim diyorum… İnanın, önerimin tüm popülist yanlarına rağmen sonuçları bugünkünden daha iyi olacaktır… Hodri meydan!!!

Devam edecek…

(2) Avcan, A. R., “Başkan’ın Bütün Adamları”, Kent Stratejileri Merkezi, WordPress, 9 Şubat 2026, https://kentstratejileri.com/2026/02/09/baskanin-butun-adamlari/

(3)İzmir Büyükşehir’de İstifa: Erdal İzgi Görevinden Ayrıldı“, Ege’de Son Söz Gazetesi, 27 Haziran 2025,

https://www.egedesonsoz.com/izmir-buyuksehirde-istifa-erdal-izgi-gorevinden-ayrildi

(4)İZBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Ömer Genç İstifasını Duyurdu“, Evrensel Gazetesi, 28 Ocak 2025,

https://www.evrensel.net/haber/541202/izbb-kultur-a-s-genel-muduru-omer-genc-istifasini-duyurdu.php

(5) Ömer Genç, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/omer-genc-95007523/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(6) Orhan Timurhan, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/orhan-timurhan-74233a196/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(7)Büyükşehir’de Yönetim Kurulu Başkanı İstifa Etti: Yerine Gelen İsim Belli Oldu“, Gerçek İzmir Gazetesi, 18.03.2025,

https://www.gercekizmir.com/haber/Buyuksehir-de-yonetim-kurulu-baskani-istifa-etti-Yerine-gelen-isim-belli-oldu/168026

(8) Bianet, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Aliağa’daki termik santrali mühürledi“, 5 Mart 2025

https://bianet.org/haber/izmir-buyuksehir-belediyesi-aliagadaki-termik-santrali-muhurledi-305135

(9)İzdemir’den açıklama: Belediye mühürledi, mahkeme yürütmeyi durdurdu”, Ege Postası Gazetesi, 15.03.2025,

https://www.egepostasi.com/haber/Izdemir-den-aciklama-Belediye-muhurledi-mahkeme-yurutmeyi-durdurdu/356094

(10) “İzmir’de 61 milyonluk tarihi çevre yatırımı”, Egede Son Söz Gazetesi, 5 Mayıs 2012, https://www.egedesonsoz.com/izmirde-61-milyonluk-tarihi-cevre-yatirimi

(11) Öztürk, S., “Şanslı yeğen: Varlık Barışı’ndan bile yararlanarak kat kat büyüdü!, A3 Haber, 13 Ekim 2020, https://a3haber.com/2020/10/13/sansli-yegen-varlik-barisindan-bile-yararlanarak-kat-kat-buyudu/

(12) Öztürk, S., “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, haberdar etmemişler, 20 Kasım 2024.

https://serdarozturkizmir.wordpress.com/2024/11/20/dedem-yasinda-gemiye-ihale-vermisler-haberdar-etmemisler/

(13) https://www.marinetraffic.com/en/ais/details/ships/shipid:339374/mmsi:271042691/imo:0/vessel:BER%20C

“Başkan’ın bütün adamları”

Ali Rıza Avcan

Başkanın Bütün Adamları (İngilizce özgün adıyla All the President’s MenABD Başkanı Richard Nixon‘ın sonunu hazırlayan 1972-1974 tarihli Watergate skandalı ile ilgili, 1976 yapımı bir Amerikan gerilim filmidir. Senaryosu William Goldman tarafından yazılıp Alan J. Pakula tarafından yönetilen kült filmde skandalı araştıran Washington Post gazetesi muhabirleri Carl Bernstein ile Bob Woodward‘ın başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır. Filmde Carl Bernstein‘ı Dustin Hoffman, Bob Woodward‘ı da yakın zamanda vefat eden ünlü aktör Robert Redford canlandırmaktadır.

Film çok sayıda Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödülüne aday gösterilip 2010 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihsel veya estetik açıdan önemli” bir film olarak seçilmiştir.

Filmde ABD Başkanı Richard Nixon‘un, kendisine sadık olduklarını bilip güvendiği adamlarıyla birlikte işlediği suçlar anlatılmaktadır. Film o nedenle öncesi ve sonrasıyla Türkiye ve hatta İzmir dahil birçok ülke, şehir ve coğrafyada işin içine siyaset, sermaye, nepotizm denilen kayırmacılık, ve hukuksuzluk gibi şeyler karıştığı takdirde basının ne şekilde davranması gerektiğini göstermektedir.

İşte ben de bugün, “adamlarım” ve “başkanım” söylemiyle başlayan bu suç ortaklığının her başkan değişiminde nasıl tekrarlandığını, başkanlar değişse bile yeni gelen adamları eliyle yapılan soygunların birbirine ne kadar benzediğini ve “sürdürülebilir” olduğunu somut örnekleriyle anlatıp ulusal ve yerel basının neler yaptığını göstermeye çalışacağım…

İşte o nedenle bugünkü yazımı, “Başkanım!” söylemi ile dile gelen kabullenişlerle koltuk, makam ve para kazanıp karşılığında onun sosyal medya paylaşımlarını “❤️” işaretiyle beğenip sadakatini sergileyen Başkan’ın tüm adamlarına adıyorum!

Tabii ki öne çıkardığım “adamları” sözcüğüne, er kişiler kadar kadınları da dahil ettiğimi; hatta, onların duygusal dürtüleri genellikle erkeklere göre daha fazla ya da güçlü olduğu için başkana bağlanma, duygusal aidiyet kurma, kendini onunla var etme açısından daha güçlü duygular içinde olduklarını, daha kolay ve güçlü bağlandıklarını söyleyebilirim…

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin fuarcılık hizmetlerini yürütmek amacıyla 1990 yılında kurulan İZFAŞ A.Ş.‘nin 2024 yılı sonundaki yönetim kurulu üyeleri,

Yönetim kurulu başkanı Cemil Tugay, yönetim kurulu başkan vekili Canan Karaosmanoğlu, yönetim kurulu üyeleri Mustafa Özuslu, Mustafa Oktay Korkmaz, Şule Kök Yıldırım, Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener ve Burak Orkun Macar olmakla birlikte;

Şirket yönetimi, Haziran/2024 ile Haziran/2025 arasındaki bir yıllık sürede -tabii ki İzmir sermayesinin temsilcisi olan 4 doğal üye (Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi ve Mahmut Özgener) hariç- adeta hallaç pamuğu gibi atılmış, şirket yönetim kurulu bu kısa sürede yayınlanan 8 ayrı ilamla büyük ölçüde değiştirilmiştir.

Sahipleniş….
Ve vazgeçiş…

Bunun nedeni ise, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun desteğini almak amacıyla 2025/Mart ayında Ekrem İmamoğlu ile görüşen Cemil Tugay‘ın, Ekrem İmamoğlu‘nun tutuklanıp Silivri‘ye konulması sonrasında 2024/Ağustos ayında genel sekreter yardımcısı, 2025/Ocak ayında genel sekreter, 2025/Nisan ayında da İZFAŞ yönetim kurulu başkanı yaptığı İstanbul‘dan gelen Ramazan Ercan‘dan bir an önce kurtulmak için çaba harcadığı görülmüş; ancak, Ramazan Ercan‘ın yönetim kurulu başkanlığı görevinden kendi isteği ile ayrılmayı istememesi üzerine 2 ve 25 Haziran 2025 tarihli iki ayrı ilamla başkanlık görevinden almış ve onun boş bıraktığı koltuğa Sayıştay‘ın tüm uyarılarına rağmen kendisi oturmuştur.

Haziran/2024-Haziran/2025 tarihleri arasındaki baş döndüren görevlendirmelerin trafiği şu şekilde gerçekleşmiştir:

Kasım/2024’de yapılan ilamla Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı yapılmış, bundan 2 gün sonra Şule Kök Yıldırım yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Cemalberk Kürekçi getirilmiş, tam 1 gün sonra Canan Karaosmanoğlu Alıcı yönetim kurulu başkan vekilliğinden alınıp yerine yönetim kurulu üyesi Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu getirilmiş, 1 ay sonra Mustafa Oktay Korkmaz yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Fatma Taşkent getirilmiş, 23 gün sonrasında Fatma Taşkent yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Elvin Sönmez Güler getirilmiş,

Nisan/2025’de yapılan şirket genel kurulunda Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı, Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Pınar Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü çalışanı ve İZFAŞ Fuar ve Etkinlikler Danışmanı Cemalberk Kürekçi, İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Mustafa Özuslu, Ege Sanayi Odası (EBSO) başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanı Işınsu Kestelli, Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) koordinatör başkanı Jak Eskinazi ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) başkanı Mahmut Özgener yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiştir.

Bu genel kurul sonrasında Ramazan Tezcan‘dan yönetim kurulu başkanlığından, Cemalberk Kürekçi yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yeni genel sekreter Zeki Yıldırım yönetim kurulu üyesi yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kurulan ilişki ve sağlanan destek çerçevesinde genel sekreter ve İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilen İstanbul‘daki Reform Enstitüsü‘nün kurucusu Ramazan Tezcan, İmamoğlu‘nun tutuklanması sonrasında hızla ve acele olarak tüm görevlerinden alınarak İstanbul‘a gönderilmiş; böylelikle, İZFAŞ‘taki yönetim yeniden Cemil Tugay‘ın eline geçmiş, genel sekreter Zeki Yıldırım‘ın varlığı sayesinde başkanın bu şirket üstündeki gücü daha da artmıştır.

Şimdilerde ise asıl iştigal konusu fuarcılık olan bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı plastik cerrah bir hekim (Dr. Cemil Tugay), yönetim kurulu başkan vekilliği TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı bir şehir plancısı (Zeki Yıldırım), yönetim kurulu üyelikleri ise yanar-döner kişiliği ile siyasi liderini ve ekibini devamlı değiştiren lise mezunu yerel bir siyasetçi (Mustafa Özuslu), belediye başkanının sınıf arkadaşı halk sağlığı uzmanı bir hekim (Dr. Pınar Okyay), yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak yurtiçi ve yurtdışında ambalaj ve inşaat sektörleri dahil farklı sektörlerde çalışıp İZFAŞ uluslararası ilişkiler koordinatörü olarak görev yapan profesyonel bir yönetici (Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu) tarafından ifa edilmektedir.

İZFAŞ genel müdür yardımcılığı görevi ise Temmuz/2017-Eylül/2024 döneminde, Ankara‘daki Kaçak Saray‘la İzmir-Turan‘da yapılmakta olan Neva Yalı isimli gökdelenlerin şirketi yandaş Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın Karşıyaka Mavişehir‘deki AVM‘sinin önce müdür yardımcılığını, daha sonra müdürlüğünü yapan Hüseyin Koca tarafından yürütülüyor… Ne genel müdür yardımcısı ama! Hem Rönesans‘ın eski yöneticisi, hem Karşıyaka‘dan gelme, hem de Cemil Tugay‘ın takım elbiselerini aldığı söylenen imara aykırı AVM‘nin eski müdürü! Tam da gözlerden uzak köşelerde usulsüz işler yapmaya hibrit şirketler kuran İZFAŞ‘a layık şekilde….

İZFAŞ, yasal bir zorunluluk olmakla birlikte kendisine ait İnternet sayfasında Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümünü bulundurmamakta, o nedenle de şirketin cirosu, kar-zarar rakamları bilinmemektedir.

Ayrıca İZFAŞ‘la ilgili 2023 yılı Sayıştay denetim raporunda dile getirilip basının günlerce gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin izleyen yıllarda da devam edip etmediği henüz bilinmemektedir.

Diğer merak edilen bir konu ise, 2023 yılı Sayıştay denetim raporuna yazılan bütün bu yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılırken, yönetim kurulunun değişmez üyeleri olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanlarıyla belediye başkanı Cemil Tugay‘ın ve İZFAŞ A.Ş.‘ni denetlemekle yükümlü Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘nin bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri önlemek için neler yaptığıdır…

Bir zamanlar İZBETON…
Şimdi de onun yerini almaya çalışan Egeşehir Yapı Planlama…

Şimdilerde 2024-2025 döneminde iflas edip soruşturma ve davaların öznesi haline getirilen İZBETON‘un yerini almaya aday olan EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA ile ilgili olarak aynı dönemde toplam 12 ilam yapılmış ve bu duyurulara göre daha önce şirket yönetiminde yer alan Rafet Yacan, Güler Sağıt, Candan Dipli, Koray Velibeyoğlu, Olgun Soydan, Yüksel Bakış ve Işıl Konya görevden alınmış, onların yerine İsmail Mutaf, Özkan Yıldız, Hüseyin Gökhan Özdemir, Gökhan Gündüzoğlu, Nehir Yüksel, Süleyman Ekinci ve Turan Dilek getirilmiş, 30 Ekim 2024 tarihinde 283.618.000.- lira olan şirket sermayesi % 1.146,65 oranındaki olağanüstü büyüklükteki bir artışla 3.252.088.465.- liraya yükseltilmiş, bunu sağlamak amacıyla da belediyeye ait değerli arsa ve arazilerin değerlemesi yapılıp şirket sermayesine eklenmiştir.

Bu arada adeta şirketin demirbaş oyuncusu olup Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz skandalının başrolündeki Nilüfer Bakoğlu Aşık ile Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran gidene “güle güle“, gelene de “hoş geldin” diyebilecek bir şekilde görevlerinde kalmıştır…

EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA‘nın mevcut yönetim kurulu aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Emlak Yönetimi Dairesi eski başkanı, harita mühendisi,

2. Süleyman Ekinci, Yönetim kurulu başkan vekili, genel müdür, inşaat mühendisi,

3. Mehmet Anıl Kaçar, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Dairesi başkanı, Ankara Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü mezunu, Tüm-Bel-Sen eski işyeri temsilcisi,

4. Ayten Başaran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Abone İşleri Dairesi başkanı, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu,

5. Özkan Yıldız, Yönetim kurulu üyesi, öğretim üyesi, sosyolog, CHP parti meclisi eski üyesi, Torbalı Belediyesi eski başkan yardımcısı,

6. Gökhan Gündüzoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Akıllı Şehir ve Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı, harita mühendisi,

7. Nehir Yüksel, Yönetim kurulu üyesi, şehir plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi başkanı, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Cemil Tugay’ın Karşıyaka’dan getirdiği bürokratı.

8. Hüseyin Gökhan Özdemir, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi başkanı,

9. Nilüfer Bakoğlu Aşık, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, harita ve kadastro mühendisi,

10. Turan Dilek, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Dairesi başkanı, harita mühendisi,

İZBAN A.Ş., 10 Ocak 2007 tarihinde % 50+%50 sermaye payı dağılımı çerçevesinde TCDD Genel Müdürlüğü ile birlikte kurulduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay yönetim kurulu içinde sadece ve sadece 4 üyenin görevlendirilmesi ile ilgili yetkiye sahip olduğu için 2024-2025 dönemindeki Cemil Tugay kaynaklı değişim trafiği oldukça sakin geçmiştir.

Bu dönemde değiştirilen yönetici sayısı az olmakla birlikte, uzun yıllardır İZBAN‘a emek veren Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in istifa edip ayrılmaları sonrasında yerlerine oldukça tecrübesiz isimlerin atanması nedeniyle şirketin hizmet kalitesini büyük ölçüde bozulmuştur. Cemil Tugay ise kendisinden kaynaklanan bu olumsuzlukları, TCDD yetkililerinin üzerine atarak ve 2010 yılında uluslararası düzeyde ödüllendirilen 2007 tarihli İzmir Büyükşehir Belediyesi-TCDD Genel Müdürlüğü anlaşmasını tartışmaya açarak örtmeye çalışmıştır. Adeta bir histeri krizi şeklinde ortaya çıkan bu kavgacı tutum halen devam etmekte olup bu durum İZBAN‘ın devamlı tartışılan bir şirket, bir kurum olmasına yol açıp kurumsal itibar ve güvenilirliğini zedelemektedir.

2025 yılı başında iki deneyimli şirket yöneticisi Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in ayrılması ile başlayan yönetim zaafiyeti, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Çağatay Güç‘ün yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi suretiyle çözülmeye çalışılmakla birlikte; Çağatay Güç‘ün başka bir süreç içinde “belediye başkanının adamı” olarak CHP il başkanlığı görevine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan yönetim boşluğu uzun yıllar ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi Başkanlığı görevini yapıp Temmuz/2025’de Çağatay Güç‘ün boşalttığı genel sekreter yardımcılığı koltuğuna oturan Hakan Uzun‘un İZBAN Yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi ile çözülmeye çalışılmaktadır.

Mevcut filonun eskiyip artan nüfus karşısında yetersiz ve bakımsız hale gelmesi, mevcut istasyon platformlarının uzun dizilere uygun olmaması, gelen-giden yolcu koridorlarının yetersizliği, istasyonlardaki asansörlerle yürüyen merdivenlerin devamlı arızalı olması, yapımına başlanan iki adet istasyon inşaatının henüz bitirilmemiş olması, seferlerin devamlı gecikmesi, 90 dakika uygulamasının kaldırılması ve yüksek taşıma ücretleri gibi gerçek sorunlar yerine sahte sorunların gündeme getirildiği günümüz koşullarında şirketin mevcut yönetim kurulunun yapısı aşağıdaki gibidir:

1. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

2. Suat Altın, Yönetim kurulu başkan vekili, TCDD temsilcisi

3. Mahmut Civan, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

4. Mehmet Özalp, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Metro genel müdür yardımcısı. Kendisine ait Linkedin sayfasında Kasım/2024’de görevlendirildiği İzmir Metro genel müdür yardımcılığından başka ne yaptığına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

5. Cemal Yaşar Tangül, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

6. Rahmi Kamil Gayda, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

7. Alpaslan Kara, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

8. Hakan Ünal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi temsilcisi, makine mühendisi, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi eski başkanı, genel müdür yardımcısı, (Benzeri bir alanda çalışması olup olmadığı bilinmiyor)

9. Volkan Yurtoğlu, Genel müdür, Kendisine ait Linkedin sayfasındaki bilgilere göre daha önce İzmir Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü, 112 Acil Servisi ve Menemen Belediyesi gibi kurumlarda bugün yaptığı işin eğitim, bilgi, deneyim ve becerilerini gerektirmeyecek işlerde çalıştığı anlaşılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Nisan/2017-Aralık 2024/döneminde İZBAN genel müdürü olarak çalışmakta iken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın yanlış tercihi ile görevden alınıp şimdi Masel İnşaat Grubu‘nda genel müdürlük yapan Dr. M. Seçkin Mutlu‘yu, onun eğitimi ile bilgi, birikim ve tecrübesini dikkate aldığımızda bu yeni genel müdürün kalitesini ve o kalitenin yolcu hizmetlerine yansıyan olumsuzluklarını daha iyi değerlendirmemiz mümkün olacaktır. (1)

Şirketin 15 Mayıs 2025 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağındaki 6. madde hükmüne göre yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyelerine bir yıl süreyle her ay net 30.000.- lira huzur hakkı, net 108.000.- lira murahhas aza ücreti olmak üzere toplam net 138.000.- lira ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer döneminde kıymetli danışmanı ve dostu Güven Eken tarafından kurulup çoğunluğu Doğa Derneği yönetici ve üyelerinden oluşan ekibini astronomik rakamlarla kiraladığı Fevzipaşa Bulvarı üzerindeki tarihi Çukur Han‘a yerleştirdiği vukuatlı bir şirket daha! Devamlı zararda, devamlı ehil olmayan ellerde oyuncağa ve suç yatağına dönüşen bir şirket… Belli ki birilerinin cebinin dolması için kuruldu.. Lüks mekanlardaki ofisler, sağda solda kahve satan “tiny house” şubeler, % 49 hisse ile kurulan ve kamuoyunca tanınıp bilinmeyen şahıslara % 51’lik hisselerin adeta bahşedildiği hibrit şirketler, 2023 yılında toplam 3.256, 2024 yılında da toplam 3.222 personel çalıştıran şirket… 2023 ve 2024 yılı Sayıştay denetim raporları bu usulsüzlük ve yolsuzlukların büyük bir kısmını açık bir şekilde ortaya koyuyor…

Benim son kez 8 Kasım 2024 tarihinde ele alıp analiz ettiğim şirket o tarihten bu yana 13 ayrı ilamın konusu olmuş durumda… Buna göre o tarihlerde Onur Kadir Eryüce‘nin yönetim kurulu başkanlığı ve Cemil Tugay‘ın yakınında olup en fazla güvendiği avukat Aylin Öz‘ün başkan vekilliğinde üyeler Ayhan Bülent Topbaş, Hatice Gökçe Başkaya, Fatma Taşkent, Cemal Mete, Elif Demirci İşleğen, Nermin Özgül, Müge Deniz Bal ve Ergin Hacığolu‘ndan oluşan yönetim kurulu üyeleri görev yapıyormuş.

O tarihten sonra yayınlanan Sayıştay denetim raporunda yazılı usulsüz ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanı Onur Kadir Eryüce ile daha sonraki tarihlerde Cihan Mete, Hatice Gökçe Başkaya ve Ayhan Bülent Topbaş görevden alınmış.

Kasım/2024’de görevlendirilen Zeynal Abidin Akdağ Temmuz/2025’de, Kasım/2024’de görevlendirilen Orhan Timurhan ise Mart/2025’de görevden alınmış.

Nisan/2025’te yapılan son şirket genel kurulunda alınan karar ve onu izleyen üç ayrı karara göre şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle aşağıdaki şahıslardan oluşmaktadır:

1. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi ve İzmir Planlama Ajansı Başkanı,

2. Aylin Öz, Yönetim kurulu başkan vekili, avukat, Cemil Tugay‘ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı‘ndan bu yana beraberinde taşıdığı ve en fazla güvendiği kişilerden biri,

3. Elif Demirci İşleğen, Yönetim Kurulu üyesi, başkan danışmanı, eski başbakan ve ulaştırma bakanı Binali Yıldırım‘ın AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu 2014’te hem Doğan Haber Ajansı İzmir yöneticisi, hem de seçim kampanyasının Binali Yıldırım‘a tahsisli “embedded” basın danışmanı, diğer bir anlatımla, gazeteciler tarafından Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak adlandırılıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın AKP‘ye savrulan işçi düşmanı sağ politikalarında etkili olduğu söylenen bir figür, benim kendisinin ve eşinin beni tehdit etmeleri üzerine İzmir Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet ettiğim şahıs,

4. Ergin Hacıoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi‘nde iken ihale şefi konumunda çalışırken önce zabıta ve afet işleri müdürü olup ardından Cemil Tugay tarafından önce Destek Hizmetleri Dairesi başkanı, ardından da Satın Alma Dairesi başkanı yapılan, eğitim düzeyi hakkında bilgi sahibi olmadığımız görevli,

5. Esin Merve Kırkar, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı,

6. Selin Zağpus Yiğitoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüt Projeler Dairesi başkanı, Konak Belediyesi kentsel tasarım eski müdürü. Kendisi, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur döneminde kimseler görmesin diye geceleri iş makinası çalıştırılıp 1. derece koruma altındaki zemine hasar verilen ve ilk önce “Silahhane“, daha sonra “Sanathane” adı verilen restorasyon çalışması nedeniyle, adeta önüne çıkan her şeye ödül veren Tarihi Kentler Birliği tarafından ödüllendirilmiştir.

7. Nermin Özgül, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Cemil Tugay, göreve geldiği ilk günlerde CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa’nın yeğeni olan Nermin Özgül’ü Karabağlar Belediyesi’nden özel kalem müdürü olarak transfer etmiş; ancak, kısa süre sonra Özgül görevden alınarak yerine İstanbul’dan Esra Huri Bulduk getirilmişti. Göreve gelmesinin üzerinden 6 ay geçmeden Esra Huri Bulduk görevden alındı ve Nermin Özgül yeniden özel kalem müdürü olarak atandı.

8. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Bu görev Yusuf Kurucu‘nun İZTARIM‘daki yönetim kurulu üyeliği dahil ikinci yönetim kurulu üyeliği görevidir. Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı,

9. Sinan Toyğun, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun çalışmak istemediği için görevden aldığı eski başkan yardımcısı,

10. Yücel Kar, Genel müdür, 2023 yılına ait Sayıştay denetim raporunda dile getirilen fazla ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanının görevden alındığı İZFAŞ‘ta genel müdür yardımcısı görevinden alınarak Mayıs 2024’de bu göreve getirilmiştir.

Şirket, 26 Mart 2025 tarihli genel kurul toplantısında diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi her bir yönetim kurulu üyesine her ay net 40.000.- lira tutarında huzur hakkı, 108.000.- lira tutarında murahhas aza ücreti olmak üzere toplam 148.000.- lira verilmesini kararlaştırmıştır.

İZDOĞA yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı ve murahhas aza ücreti konusunda bu kadar hassas olmakla birlikte şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketin bilançosu ile kar-zarar tablolarına yer verilmeyip kamu kaynaklarıyla kurulan şirketin mali durumu ile ilgili her türlü bilgi kamudan saklanmakla birlikte 2023 ve 2024 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarından 2022 yılı net zararının 4.684.544,47, 2023 yılı net zararının 208.429.507,43, 2024 yılı net zararının da 178.566.399,72 lira olduğu öğrenilmektedir.

Anlaşılan o ki, yönetim kurulunun işten anlamaz, tecrübesiz, deneyimsiz üyeleri bu rakamları 2025 ve 2026 yıllarında da arttırarak sürdürecek… Böylelikle suç ekosisteminden beslenen bu kalitesiz yöneticiler sayesinde kamu kaynaklarının israf edilmesi hali, İzmirli CHP seçmeninin “…ya AKP gelirse” paranoyası sayesinde daha da büyüyüp sürdürülebilir hale gelecektir…

İZENERJİ A.Ş.‘ni son kez 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek” başlıklı yazımla gündeme getirip (2); bu şirkette yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında kuvvetler ayrılığı ilkesiyle Sayıştay denetim raporlarındaki uyarılara ve konu ile ilgili CHP genelgesine rağmen; ayrıca, sermayesi 105.417.390.- lira olan şirketin 2023 yılındaki birikmiş zararı bunun 15-16 katına ulaştığı halde yönetim kurulu başkan vekili olarak görevlendirilen Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘la İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi eski üyesi ve makine mühendisi yönetim kurulu başkanı Erhan Uzunoğlu ve diğer yönetim kurulu üyelerinin (ESHOT avukatı Figen Seyis, İZSU Bilgi İşlem Dairesi eski başkanı Nefise Meltem Turgut, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Yaşar Korkmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Başak Bayram) şirket genel kurulunun aldığı karar uyarınca hem net 40.000 lira tutarındaki huzur hakkını, hem de net 108.000.- lira tutarındaki murahhas aza ücretini alarak her ay net 148.000.- lira tutarında haksız bir ödeme aldıklarını anlatmıştık.

Bu yazıdan sonra Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış 8 Temmuz ve 12 Kasım 2025 tarihli ilamlara baktığımızda Konak Belediye Meclisi üyesi ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘nun yönetim kurulundan kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığını, genel müdür Dilek Yaylalar Aras ile onun yardımcısı Berna Şen Günal‘ın görevden alındığını, genel müdürlük görevine ise İZTARIM‘daki genel müdürlük görevinden alınan Öztürk Kurt‘un getirildiğini görürüz.

İZTARIM genel müdürü iken Sayıştay‘ın 2024 yılı İZTARIM denetim raporunun açıklanması üzerine 5 Kasım 2025 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp İZENERJİ genel müdürlüğüne atanan Öztürk Kurt‘un İZTARIM‘daki kötü performansından sonra önümüzdeki süreçte İZENERJİ A.Ş.‘ne ne katacağı ise henüz bilinmemektedir.

İZTARIM A.Ş.‘ni son kez inceleyip analiz ettiğim Ağustos/2024 tarihinden sonra yayınlanan 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda 2024 yılı zararının 662.830.050,27 lira gibi muazzam bir rakama ulaştığının ortaya çıkması ve buna ek olarak şirketteki büyük ihale yolsuzlukları nedeniyle oldukça çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu çerçevede, yönetim kurulu başkanı olan Ziya Çavdar, yönetim kurulu başkan vekili ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Uygulama dairesi başkanı Pınar Çalışkan, yönetim kurulu üyesi gazeteci-yazar Tuncer Beybağ, yönetim kurulu üyesi yerel siyasetçi Nurşen Balcı, yönetim kurulu üyesi şehir plancısı Ali Süha Sabuktay, yönetim kurulu üyesi Hüseyin Sezer ve şirket genel müdürü Öztürk Kurt tarihinde görevden alınmış; onların yerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu ve Karşıyaka İlçe ve Tarım eski müdürü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı veteriner hekim Bülent Üngür getirilmiştir.

İZTARIM Sayıştay denetim raporunda iç denetim birim başkanıyla belediye meclisi üyelerinin şirket yöneticisi yapılmaması istendiği halde; ayrıca, CHP‘nin Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek tarafından imzalanan 11 Temmuz 2025 tarihli CHP genelgesinde belediye meclisi üyelerinin şirketler düzeyinde yapılan soruşturmalar nedeniyle tutuklandıkları belirtilerek bu görevlerinden ivedilikle ayrılması istendiği halde İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi Başkanı Cahit Kurtulan yönetim kurulu üyeliği görevinden, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Candaş Yeter de yönetim kurulu başkanlığından ve diğer şirketlerdeki diğer meclis üyeleri (Zafer Levent Yıldır, Saadet Çağlın, Nilüfer Bakoğlu Aşık), CHP‘den özel izin aldık gerekçesiyle görevlerinden istifa edip ayrılmamıştır.

Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay kendi belediyesi için bir soruşturma yapılmayacağı ya da soruşturma açılsa bile CHP‘li meclis üyelerinin tutuklanmayacakları konusunda iktidardan bir teminat almış ya da meclis üyelerini tümden gözden çıkarmıştır.

İZTARIM 2024 yılı Sayıştay denetim raporu üzerine Cemil Tugay tarafından apar topar görevden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un bu kez görevlendirildiği İZENERJİ‘ye ne verebileceği ise şimdilik belli değildir.

Tabii ki, gelecek yıllarda İZENERJİ için de İZBETON gibi soruşturmalar açılmaması dileğiyle…

Tunç Soyer: “Halkın Bakkalı”….
Cemil Tugay: Aynı dükkan bu kez de “İZMAR”…

Öte yandan Cemil Tugay‘ın kafasının belediyenin tarımsal yardım ve hizmetleri konusunda karışık olduğu anlaşılmaktadır… Daha doğrusu, bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda bir fikrinin, bir idealinin, bir vizyonunun olmadığı söylenebilir… Kendisinin ve çevresindeki insanların yetersiz kaldığı bu alana, devreye ziraat mühendisliği ya da şehir plancılığı konularında teorik çalışmalar yapıp sahaya inmemiş akademisyenleri sokarak işin içinden çıkmaya çalıştığı anlaşılmaktadır… Örneğin gelir gelmez “ben marketçilik yapmayacağım” demesine rağmen Tunç Soyer‘in zamanında sayısı 14’e ulaşan “Halkın Bakkalı” adı verilen marketlerin benzeri yerleri “İzmar” adıyla yeniden açmaya başlamış ve bu marketlerin sayısı şimdiden 20’ye ulaşmıştır.

Son aylarda şirkette ortaya çıkan flaş gelişmelerden bir diğeri de, Aziz Kocaoğlu‘na yakınlığı ile tanınan yönetim kurulu üyesi ve genel müdür Hüseyin Sezer‘in görevinden alınması suretiyle Aziz Kocaoğlu ile kurulan köprülerin atılmasıdır.

Şirket cephesindeki en son gelişme ise, geçtiğimiz haftaki yazımda 1.148.241.441 TL. olarak açıkladığım şirket sermayesinin geçtiğimiz 5 Şubat 2026, Perşembe günü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan son bir ilamla 1 milyar lira daha arttırılarak 2.148.241.441.- liraya çıkarılmış olmasıdır. Şirket bu sermaye ile bundan böyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük 6. şirketi olma özelliğine kavuşmuştur.

İZTARIM‘ın bugünkü yönetim kurulu üyeleri her biri Cemil Tugay tarafından görevlendirilen aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. Candaş Yeter, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediye meclisleri üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı‘nın 15 Mayıs 2020 tarih, 2020/2012 sayılı kararı ile asaleti onaylanan eski vergi müfettişi.

2. Ali Kemal Elitaş, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi başkanı, T.C. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü eski teknisyeni, İzmir Büyükşehir Belediyesi Menemen Yerel Hizmetler Şube Müdürü, 2015 seçimlerinde CHP İzmir milletvekili aday adayı, 2019 ve 2024 seçimlerinde CHP Menemen belediye başkan aday adayı olarak “hararetli” bir yerel siyasetçi,

3. Cahit Kurtulan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi başkanı,

4. Bülent Üngür, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı, Karşıyaka İlçe ve Tarım Müdürlüğü eski müdürü, veteriner hekim,

5. Hüseyin Koca, Yönetim kurulu üyesi, (İZENERJİ‘ye geçen Hüseyin Koca mı; yoksa aynı ad ve soyadı taşıyan başka biri mi olduğu belli olmadığı için kişisel ve mesleki özellikleri belirlenememiştir.)

6. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı.

7. Samet Yoldaş, Genel Müdür, Gülermak Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret A.Ş. eski satın alma ve idari işler sorumlusu,

8. Mihriban Yücesoy Ercan, Genel müdür yardımcısı, Özgörkey Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. eski planlama ve lojistik yöneticisi,

9. Tamer İşleğen, Marketlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, Başkan danışmanı Elif Demirci İşleğen‘in eşi

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediyesi son günlerde işçi alımlarının mülakat aşamasında “halk” dediği ve kendisinin belirlediği kişileri sözlü mülakatlara sokarak liyakata uygun davrandığı iddiasında bulunuyor. (3) Bunu hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in son konuşmalarında “kamuda mülakatları mutlaka kaldıracağız” dediği bir anda hem sözlü mülakat yapıp hem de sözlü mülakatlara kendisinin uygun gördüğü kişileri sokarak gerçekleştiriyor. Özellikle de yapılan idari işlemin hukuka uygun olmasını sağlayacak görüşler alınmadan, yönetmelik ve yönergeler hazırlanmadan, bunun usul ve esasları belirlenmeden… Böylesi bir uygulamanın Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından ne ölçüde doğru olduğu araştırılıp tartışılmadan…

Bense böylesi bir uygulama şayet iddia ettikleri gibi liyakati sağlıyorsa bunu öncelikle belediyeyi ve doğrudan şirketleri büyük zararlara uğratan, haklarında açılan soruşturma ve davalarla kurumsal itibara zarar veren şirket yöneticileri için de uygulanmasını; yani, bir şirketin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyeleri belirlenirken, belediye başkanları bu konuda karar verip şirket yönetim kurullarına Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır gibi parti baronlarının akrabalarını alırken ya da kendi eş, dost, arkadaşlarıyla onların zevcelerini seçerken bu sürece “halk” adını verdikleri ve tarafsız olduğunu iddia ettikleri insanların da katılmasını; hatta, halkın temsilcisi olduğu söylenenlerin buna ilave olarak şirket toplantılarına katılıp herkesten gizlenen bilançolarla kar-zarar tablolarını halkla paylaşmalarını öneriyorum.

Çünkü o liyakatsiz şirket yöneticilerinin kendilerine teslim edilen şirketleri kötü yönetip zarara uğrattıkları her durumda, “halk” ya da “vatandaş” adı verilen sade yurttaşların, sıradan insanların vergi, harç, ücret, faiz ya da gecikme zammı adı altında devlete, belediyelere ödediği, öderken de zorlandığı paralar hem israf ediliyor, hem de belediyelere ait kamu malları ve hizmetleri gizli özelleştirmelerle belediye şirketlerine devredilerek ticari kazancın ve bir sömürü aracına dönüşen arsa ve arazi rantının konusu haline getiriliyor…

Çünkü mülakata alınmayan ve mülakatında halktan insanların bulunmadığı şirket yöneticisi seçimlerinde yanlış seçilen şirket yöneticileri işe alınan işçilerin yaratabileceği kamu zararından çok daha fazla zarar verip şirketin kurumsal itibarını yerlerde süründürebiliyor, şirketin milyarlarca lira zarara uğramasına neden olabiliyor…

İşte o nedenle, ben de şirket yönetici adaylarının da vatandaşların gözetiminde belirlenmesini ve bu adaylar belirlenirken halk oyuna başvurulmasını öneriyor ve sade bir yurttaş olarak “hodri meydan!” diyorum…

Devam edecek…

Bir önceki yazım: https://kentstratejileri.com/2026/02/02/kamu-kaynaklarini-kullanip-suc-isleyen-belediye-sirketleri-ve-suclulari/

(1) https://kentstratejileri.com/2025/05/19/izban-gercekleri/

(2) https://kentstratejileri.com/2025/06/09/deveyi-hamuduyla-goturmek/

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/mulakata-halk-girdi/57817/156

Kamu kaynaklarını kullanıp suç işleyen belediye şirketleri ve suçluları…

Ali Rıza Avcan

Bildiğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir‘in ilçe belediyelerindeki belediye şirketlerinin son durumunu, 2017 yılından bu yana kaleme aldığım değişik yazılarla ele alıp sizleri bilgilendirmeye çalışıyorum.

19 Haziran 2017 tarihli “Belediye şirketleri ve şeffaflık“, 6 Temmuz 2017 tarihli “Tarkem, İzenerji, Tetusa ve diğerleri“, 31 Temmuz 2017 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve saydamlık“, 14 Ağustos 2017 tarihli “Halkın çarçur edilen parası“, 23 Ekim 2017 tarihli “İzmir’deki özelleştirmelerin klasik yöntemi: çok ortaklı şirketler“, 3 ve 6 Ağustos 2019 tarihli “İzmir’in şirketleri“, 30 Temmuz 2023 tarihli “İzmir Büyükşehir’in arpalıkları“, 11 Aralık 2023 tarihli “Şirket belediyeciliği, toplumcu belediyecilik midir?“, 22 ve 23 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum“, 29 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim“, 28 Ekim 2024 ve 4 Kasım 2024 tarihli “Belediye meclis komisyonları ve huzur hakkı demokrasisi“,18 Kasım 2024 tarihli “Yağma devam ediyor“, 10 Mart 2025 tarihli “Tüh be! şimdi ne olacak ortaya saçılan bu ticari sırlara?“, 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek“, 16 Haziran 2025 tarihli “İZELMAN’ı eş, dost, arkadaş ve onların eşleri ile birlikte yönetip zarar ettirmek“, 23 Haziran 2025 tarihli “İZBETON Olmadı Egeşehir Yapı Planlama Verelim“, 10 Kasım 2025 tarihli “Kamu zararı ve belediye şirketleri” başlıklı yazılarım bunun örnekleridir.

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere şu an yazdığım bu son yazı, bu konuda kaleme aldığım 21. yazı olmuş olacak….

Ancak bu kez şirketleri tek bir yazıda değil; 5’er, 6’şarlık bölümler halinde ele alarak bu yazı dizisini gelecek haftalara doğru uzatmak istiyorum.

34 şirket; adeta bir holding yapılanması….

Barındırdığı nüfus itibariyle ülkemizin üçüncü kentini yöneten İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem kendi verdiği bilgilere, hem de 2024 yılına ait Sayıştay denetim raporuyla Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin verdiği bilgilere göre 16’sı doğrudan, 18’i de kendi şirketleri üzerinden hissedarı olduğu toplam 34 şirketi bulunuyor.

Yazımın yayınlandığı tarih itibariyle toplam sermayesi 25.240.760.770 liraya ulaşan bu şirketlerde belediyenin 18.576197809,78 liralık sermaye payı; yani kamu kaynağı bulunuyor.

Kamu kaynaklarıyla kurulan bu şirketlerin cirosu ile kar-zarar durumu ise “ticari sır” olduğu gerekçesiyle açıklanmıyor…

İZELMAN, İZULAŞ, İZBAN, İzmir Metro gibi sermayesi ve cirosu büyük şirketlerin İnternet sayfalarında olması gereken “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bu konuyla ilgili bilgileri çoğunlukla bulamıyorsunuz… Bulsanız bile eklenen bilgi ve tabloların eski olduğunu görürsünüz… İZDENİZ‘in İnternet sayfasındaki Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümüne 2018-2019 tarihli belgelerin konulmuş olması bu durumun en iyi örneğidir.. Çünkü sırf mevzuata uymuş olmak için sizden bir şeyler saklandığını, gizlendiğini hissediyorsunuz…

Belediye böylelikle bir holding yapısına kavuşan bu şirketlerle istediğini yapıp asıl olarak belediye hizmeti olmayan danışmanlık yapmak, fizibilite raporu hazırlamak gibi at oynattığı her alanda her türlü suçu işliyor, siyasi kişilikleri ortada olan kişi ve kurumları şirkete ortak yapabiliyor…

Bunun en yakın örnekleri ise İZBETON; İZTARIM ve İZDOĞA gibi şirketler…

BU şirketlerde “kamu zararı” diye bir kavram yok, her şey “şirket zararı” diye geçiştirilebiliyor, şirketlerde kaç kişinin çalıştığı, yönetim kurulu üyelerine değişik adlar altında ne ödendiğini sorduğunuzda karşınıza “ticari sırdır, açıklanamaz” itirazı ile çıkıyorlar…

O nedenle o şirketlerde hangi arkadaşım, dostum, yoldaşım görev almışsa onu suça bulaşmış insan muamelesi yapıyorum… Çünkü kazara o görevlere atansalar bile çok kısa zamanda düzene itiraz edip asilik yaptıkları için atılıyorlar ya da kendileri ayrılmak zorunda kalıyorlar…

Kentimizin muteber yeminli mali müşavirleri ise bu şirketlerin işini almak için ve aldıktan sonra da her şeyi gizlemek saklamak için çok uğraşırlar…

Velhasıl, kapitalizmin kutsal mabedi şirketler her türlü suçu işlemeye müsait yapısıyla kenti yönetiyor, insanları satın alıyor ve onlara istediğini yaptırıyor…

Bütün bunları dışarıdan seyredip bu fikirlere ulaşmadım… Aynı zamanda yanlış zamanda, yanlış yerlerde bulunma gafletiyle ya da belediyeleri Yerel Yönetimler ya da İçişleri Bakanı adına denetlediğim dönemlerde yakından görüp tanık oldum… Hoş bizim zamanlarda belediye başkanları belediye şirketi diye bir mefhumu tanımadan gerçek belediyecilik denilen hizmetleri yapıyorlardı…

Şirketin içinden çıkan her türlü yolsuzlukta kullanılabilir küçük şirketler…

Gelelim bugün itibariyle bu 34 şirketin yönetiminde kimlerin bulunduğu konusuna

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay seçim öncesinde şirketlerin yönetim kurullarında görev alanların sayısını azaltacağı sözünü vermiş olmasına karşın bu şirketin yönetiminde full kadro toplam 15 kişi bulunuyor. Bunlar:

1. Işıkhan Güler, Yönetim kurulu başkanı, inşaat mühendisi,

2. Gökhan Marım, Yönetim kurulu başkan vekili ve genel müdür, Sufen Proje Yazılım Şirketi’nin sahibi, inşaat mühendisi. Uzmanlık konusu daha çok İZSU’nun faaliyet alanına giren deniz taşkınları ve borulu sulama şebekesi optimizasyonu yazılımlarıyla coğrafi bilgi sistemleri, su-deniz yapıları, enerji projeleri, su bütçesi ve su kalite modelleme ile ilgili olduğu halde körfez içindeki yolcu taşımacılığı ile ilgili bir görevde bulunuyor. İZSU üst yönetimi arasında ise bu konularda uzmanlık bilgisine sahip kimse bulunmuyor.

3. Ferit Çağlar, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Kanalizasyon Dairesi başkanı,

4. Banu Bulakeri, Yönetim kurulu üyesi, İZBB İmar ve Şehircilik Dairesi başkanı,

5. Necdet Evrim Eryılmazlı, Yönetim kurulu üyesi, İZSU İşletmeler 1. Dairesi başkanı,

6. Gülay Uysal, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, inşaat yüksek mühendisi,

7. Serdar Sadi, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı,

8. Muzaffer Ayhan Kara, Yönetim kurulu üyesi. Gazeteci ve CHP eski milletvekili Osman Korutürk‘ün eski danışmanı. Yönetim kurulunun en eski üyesi. Tunç Soyer zamanında, Tunç Soyer‘in tweetlerini “Tweet’lerle, #Biz Varız, #Biz Yaparız, İlk 500 Gün” isimli bir e-kitapta toplaması ile hatırlanıyor. Anlaşılan o ki, yeni dönemde de Cemil Tugay‘la arası iyi…

9. Sezer Hakan Alpsoykan, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Su Arıtma Dairesi başkanı,

10. Ertan Dikmen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet İyileştirme ve Kurumsal Gelişim Dairesi başkanı,

11. Ferit Yüzer, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı,

12. Fatma Taşkent, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Mali Hizmetler Dairesi başkanı,

13. Ceyla İnmeler, Yönetim kurulu üyesi, genel müdür yardımcısı,

14. Ela Hızlı, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Sosyal Hizmetler Dairesi başkanı,

15. Halit Çelik, Yönetim kurulu üyesi, Park ve Bahçeler Dairesi eski başkanı, yeni Genel Sekreter Yardımcısı.

Görüldüğü gibi temel görevi İzmir Körfezi‘nde yolcu taşımacılığı yapmak olan İZDENİZ‘in yönetim kurulunda çoğu başka alanlarda uzmanlaşmış 1 adet genel sekreter yardımcısı, 3 genel müdür yardımcısı ve 8 daire başkanının oluşturduğu bürokratların ağırlığı bulunmaktadır..

Ancak buna rağmen uzmanı olmadıkları, bilmedikleri ve anlamadıkları bir alanda yolcu taşımacılığı ile ilgili önemli kararları alıp deniz yoluyla yolcu taşımacılığının toplu ulaşımın içindeki oranının devamlı azalmasını sağlıyorlar… Ayrıca yönetim kurulunda 3 üst düzey ESHOT yöneticisi görev yapmasına rağmen yıllardır iskelelerden hareket eden ESHOT otobüslerinin hareket saatleri ile vapurların hareket ya da varış saatleri birbiriyle ilişkilendirilmiyor, vapur ya da otobüs yolcularının beklemeden yolculuğa devam etmesi sağlanamıyor…

Bence bu 3 üst düzey ESHOT görevlisi en azından iskelelere yanaşan gemilerle o iskelenin bulunduğu duraktan hareket eden ESHOT otobüsleri arasındaki senkronizasyonu bugüne kadar sağlamış olsalar bir nebze İzmir’e hizmet etmiş olurlar diye düşünüyorum…

Bu kadar şirket boşuna kurulmuyor…

2025 yazının işçi direnişleriyle hatırladığımız İZELMAN A.Ş. yönetimi de şirketin faaliyet konusu ile ilgisi olmayan kişilerden oluşuyor:

1. Aybala Yentürk, Yönetim kurulu başkanı, gıda mühendisi, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Dr. Nejat Yentürk‘ün zevcesi olup APİKAM‘da “danışman” olarak çalıştırılmaktadır. Dr. Nejat Yentürk ise Grand Plaza A.Ş.‘nin yönetim kurulu üyesi olarak atanmıştır,

2. Ertuğrul Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, Tunç Soyer döneminin “makbul” Genel Sekreter Yardımcısı,

3. Cenk Erdöl, Yönetim kurulu üyesi, CHP Gençlik Kolları (Ege Bölgesi’nden Sorumlu) Genel Başkan Yardımcısı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in eski danışmanı, Kent A.Ş. eski genel müdürü,. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi, Manisa‘nın Şehzadeler ilçesinde yaşıyor.

4. Atilla Hakan Özel, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, inşaat mühendisi,

5. Özgür Akkavak, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, endüstri mühendisi,

6. Eylem Başar Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, Genel Sekreter Zeki Yıldırım‘ın zevcesi.

7. Sinan Alper, Yönetim kurulu üyesi, daha önce ne yaptığı, uzmanlığının ne olduğu belli değil,

8. Bayram Köse, Yönetim kurulu üyesi,  İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü‘nde hekim,

9. Selahattin Mamikoğlu: Yönetim kurulu üyesi, (Linkedin‘deki şahsi hesabıyla gazete haberlerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı, makine mühendisi,

10. Yılmaz Mede, Genel Müdür, Karşıyaka Belediye Meclisi aday adayı,

11. İlknur Tanrıverdi, Genel Müdür Yardımcısı,

12. Caner Peynirci, Genel müdür yardımcısı, Anadolu Üniversitesi Turizm ve Seyahat Hizmetleri Yönetimi bölümünden mezun olup Afyon‘un Şuhut ilçesinden İzmir‘e gelen CHP‘li bir siyasetçi.

Biri genel sekreterin, diğeri sınıf arkadaşının eşi olmak üzere aile yakınlığından kaynaklı kayırmacılığın (nepotizm) en iyi ve somut iki örneğiyle gücünü siyasetten; yani, CHP ve onun genel başkanı Özgür Özel‘den alan birinin görev yaptığı Dokuz (9) kişilik böylesi bir yönetim kurulunun şirketin asıl faaliyet alanı ve konusu dışındaki her şeyle ilgili olduğu söylenebilir.

Hele ki 16 Temmuz 2025 tarihinde şirket ana sözleşmesinde yapılan esaslı değişiklik sonrasında şirketin “resmi kurum ve kuruluşlara, özel firma ve şirketlere, bankalara, otel, motel ve restoranlara, turistik tesislere, gerçek kişi ve tüzel kişilere genel hizmetler konusunda eleman temin edeceğini” ya da İZSU dururken ve İZSU bu hizmetleri zaten yeterli düzeyde yapamazken şirketin “su ve kanalizasyon hizmetleri vereceğini, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının temin edilmesi ile ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için her türlü tesisin etüt, projesini yapmayı, bu amaçla her türlü faaliyeti yapmayı, yaptırmayı, kurulu olanları devralıp işletmeyi, kullanılmış sular ile yağış sularının toplanmasını, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılmasını, bu amaçla her türlü tesisin kurulmasını, kurdurulmasını, işletilmesini ve işlettirilmesini” kendine vazife edindiğini okuduğumuzda, yönetim kurulunda yer alan İZSU üst yöneticilerinin neden bu şirkette görev aldığını anlamamız bir o kadar kolay olmaktadır…

İZELMAN‘nın, ayrıca bir sermaye şirketi olarak sermaye ve cirosu itibariyle İnternetteki sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünü açıp bu bölümde şirketle ilgili güncel bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaşması gerektiği halde bu yasal zorunluluğu yerine getirmediği görülmektedir.

Kapitalizmin kutsal suç ve sömürü mabedi…

Bilindiği üzere, belediyenin en büyük şirketlerinden biri olan İZBETON, Tunç Soyer döneminde şirket yöneticileri eliyle yapılan yolsuzluklar nedeniyle mahkemede sorgulanmaktadır. O nedenle şu an itibariyle tüm maddi ve manevi değerini kaybetmiş, bir anlamda iflas etmiş bir şirkettir.

Ancak ona rağmen belediye açısından devamlı sağılması, yerel politikacıları beslemesi gereken bir kurum olarak algılanmakta; o nedenle, yasama-yürütme-yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesini çiğneyecek şekilde görevlendirmelere konu olmaktadır.

1. Zafer Levent Yıldır: Yönetim kurulu başkanı, Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclis başkan vekili, inşaat mühendisi, sosyolog,

2. Gürkan Erdoğan: Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Genel Müdürü, inşaat mühendisi, İZBETON davasında adli kontrolle serbest bırakılmış durumda,

3. Belma Özeş: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, matematik mühendisi, Manisalı, İZBETON davasında yargılanıyor.

4. Levent İşler: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri ve Kararlar Dairesi Başkanı, İZBETON davasında yargılanıyor,

5. Burhan Ergül: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, İZBETON davasında yargılanıyor,

6. Mete Gürbüz: Yönetim kurulu üyesi, eski mülkiye başmüfettişi,

7. Elvin Sönmez Güler: Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, yüksek peyzaj mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Bayındır Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi müteşebbis heyet üyesi, SDR Grup & Sedir İzmir Peyzaj Mimarlığı ortağı,

8. Gökhan Kara: Yönetim kurulu üyesi, genel müdür. Genel müdür olduktan sonra makamındaki Abdülhamit resmini kaldıran “Abdülhamitsever” şahsı şirket içindeki “Truva Atı” nitelemek mümkün,

9. Kazım Kaya: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri dairesi başkanı.

Görüldüğü gibi karşımızda bir kısmı İZBETON davasında yargılanan kamu görevlileri ya da şirket çalışanları; ayrıca, T.C. Anayasası’nın temel ilkelerinden biri olan “güçler ayrılığı ilkesi” ile CHP‘nin bu konu ile ilgili genelgesine rağmen görevde tutulan ya da kalmakta ısrar eden iki meclis üyesi ve iktidardan yana tutum ve davranış sergileyen Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var…

Şirketin kendisi tüm itibarını yitirerek yargılanıyor ve yargılananlar arasında bazı yönetim kurulu üyeleri var… Belediye başkanının göreve gelişi ile birlikte başlayan İZBETON soruşturması çerçevesinde hiç kimsenin aklına -ne yazık ki- İZBETON‘un kurumsal itibarını düşünmek ya da kurtarmak gelmemiş… Sanıklar ya da şüpheliler mahkemede kendilerini savunmaya çalışırken eski belediye başkanı hapiste gün dolduruyor… Yenisi ise rakibini yok etmek amacıyla yarattığı bu manzara karşısında son derece memnun… Kaybeden ise İzmir, İzmir‘in şirketi İZBETON ve İzmir‘in umudu olduğu söylenen CHP

Şirketlerin bir suç örgütüne dönüşmesi…

Geçmişi yolsuzluklarla anılan bu şirketin mevcut yönetim kurulu ise şu şahıslardan oluşmaktadır:

1. Önder Koç: Yönetim kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş. eski yöneticisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi,

2. Hakan Barçın: Yönetim kurulu başkan vekili, CHP Foça Belediye Başkan Aday Adayı, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi,

3. Güzin Özbaş: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı, biyoloji uzmanı,

4. Nejat Yentürk: Yönetim kurulu üyesi, emekli pratisyen hekim, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı,

5. Aktan Akarsu: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Mali Hizmetler Dairesi başkanı, makine mühendisi,

6. Serpil Keskin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Muhtarlık İşleri Dairesi başkanı, 2011-2012 dönemindeki Grand Plaza Soruşturmasında 6 ay süreyle tutuklu kalmıştı,

7. Eylem Ulutaş Ayatar: Yönetim kurulu üyesi, inşaat mühendisi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

8. Asuman Türkmen Meral: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Strateji Geliştirme Dairesi başkanı, DEÜ Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi Bölümü mezunu,

9. Berkhan Alptekin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Spor Dairesi başkanı, Cemil Tugay tarafından ödüllendirilen Karşıyaka Belediyesi‘nin ünlü “tacizci” personeli,

Evet, yine karşımızda Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var… Hem de Karşıyaka‘dan sonra fethettikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi surlarından içeri girer girmez Grand Plaza adı verilen “sabıkalı” şirkete doluşan leventler; pardon, Karşıyakalılar: Kent A.Ş. genel müdürü Önder Koç, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi/danışmanı Hakan Barçın ve Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı olarak, Karşıyaka‘da eşi Aybala Yentürk ile birlikte çalışıp sergiler açan, eşi belediyede para karşılığında danışman olarak çalışan Dr. Nejat Yentürk… Kayırmacılık denilince ilk akla gelen arkadaşlar, kankalar grubu olarak… Bunlara ilave olarak Aziz Kocaoğlu‘nun 2019’da aday olmaması üzerine birden bire kapatılan 397 yıllık ceza davası dosyasının kahramanları; meslek odasındaki makamını hiçbir etik değeri dikkate almaksızın belediyede makam edinmek için kullanıp daire başkanı olanlar ve Karşıyaka‘nın biricik “tacizci” kahramanı…

Suç mekanı şirketler ve suçlular…

Bu yazıda ele alacağım şirketin yönetiminde ise belediye daire başkanlarının yanında belediye başkanının çevresindeki insanların ne ölçüde az, bu konuyla ilgili portföyünün ne kadar zayıf olduğunu gösteren; ayrıca İZBETON yolsuzluğunda Cemil Tugay‘ı savunup Tunç Soyer‘i suçladığı için şirket yöneticiliği ile ödüllendirilen isimler bulunuyor:

1. Yalçın Alver: Yönetim kurulu başkanı, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nde görev yapıyor,

2. Melek Ünlü, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, muhtemelen Belediye Başkanı Cemil Tugay‘a bir kamu mülkü olan “Basmane Çukuru” konusunda akıl veren belediye hukukçularının başında geliyor,

3. Semih Kök: Yönetim Kurulu Üyesi, ESHOT Otobüs İşletmesi Dairesi başkanı, Bu göreve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürü iken naklen geçmiş eski bir polis,

4. Seha Özmen: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Dairesi başkanı,

5. Fatih Özkurt: Yönetim kurulu üyesi, Yörük Ali Efe ile ilgili kitapların yazarı, yazdığı kitaplarla ilgili İnternet sitelerinde daha önce Milli Savunma Bakanlığı‘nda protokol müdürü olarak çalıştığı belirtiliyor,

6. Onur Açık: Yönetim kurulu üyesi, (İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasının “Birimlerimiz” bölümü bilgilerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı,

7. Ayşe Arzu Özçelik: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Dairesi başkanı, Daha önceden TOKİ‘de birim sorumlusu olarak çalışmış. İZBETON davasına zorla getirilip ifade veren Özçelik, Tunç Soyer döneminde görev yaptığı daire başkanlığının kaldırılması nedeniyle suçun işlendiği tarihte hiç bir şekilde inşaat hakkında bilgi sahibi değilmiş gibi kendisini sadece yazışmalar üzerinden savunmuş, bizler belediye dışındaki gazeteci ve araştırmacıların bile kooperatiflerin taşeron firmalara iş yaptırdığını bildiği; ancak, bu taşeron firmaların hangi firmalar olduğunu öğrenemediği bir süreçte, bir daire başkanı olarak bundan haberdar olmadığını iddia etmiştir.

8. Ahmet Soner Emre: Yönetim kurulu üyesi, hekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi başkanı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü‘nden alması üzerine Cemil Tugay tarafından daire başkanı olarak atandığı biliniyor.

Evet, bu 21. yazıda da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İZDENİZ, İZELMAN, İZBETON, GRAND PLAZA ve İZULAŞ gibi beş büyük şirketini inceleyerek bu şirketlerin yönetiminde yer alan toplam 50 ismin bilgi, birikim, tecrübe, deneyim ve uzmanlık açısından görev yaptıkları şirketlere ne ölçüde uygun olduklarını irdelemeye; eş-dost-akraba-arkadaş ilişkileriyle atanan bu kişilerin hem bu şirketlere ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de İzmir‘e ne ölçüde zarar verdiklerini görmeye çalıştık…

Ama her düzeydeki araştırmamıza rağmen bu şirketlerde kaç kişinin çalıştığını, ne kadar ciro yaptıklarını, ne kadar zarar ettiklerini ve yönetim kurulu üyelerine ne miktarda ödeme yapıldığını öğrenemedik…

Çünkü kamu kaynakları ile kurulan bu şirketlere ait önemli bu bilgilerin, yine aynı şirket yöneticileri tarafından halktan gizlenmesi gereken “ticari sır” olduğu söylendi bize…

Önümüzdeki hafta ise İZFAŞ, EGEŞEHİR PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA ve İZENERJİ şirketlerini ele alarak belediyenin holding yapısını tartışmaya devam edeceğim….

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (2)

Ali Rıza Avcan

2009-2024 döneminde İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirilen çalışmalarla bunun sonucunda elde edilen suyun ne şekilde harcandığına ilişkin süreçleri ele alan üç bölümlük yazı dizisinin geçen haftaki ilk bölümünde;

Nüfusu son 16 yıl içinde % 16,44 artış oranıyla 3.868.308’den 4.504.475’e yükselen İzmir‘in artan su ihtiyacının karşılanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün hangi yatırımları yaptığına, bunun sonucunda ne kadar içme suyuna ulaşıldığına ve bu suyu hangi tarihlerde nerelerden ne şekilde temin ettiğine dair verileri, üç ayrı resmi veri kaynağını kullanarak anlatmaya çalışmış ve yer yer birbirinden farklı olan bu verilerin inandırıcı olması için birbirini doğrulayarak geçerli ve güvenilir olması gereğinden söz etmiştik.

İzmir ve Manisa topraklarında ne kadar su çektiği bilinmeyen binlerce kaçak su kuyusu…

Bu haftaki yazımızda ise, İZSU‘nun verdiği bilgiye göre İzmir ve Manisa illerindeki sayısı 1.516’ya ulaşan derin içme suyu kuyusuyla gerçek sayısı bilinmeyen, denetlenmeyen, o nedenle de DSİ ve İZSU tarafından faaliyetine göz yumulan binlerce sulama, kullanma ve sanayi suyu kuyusunun yeraltı su potansiyeli üzerindeki baskısını; ayrıca, DSİ ile İZSU‘nun yapıldıktan üç yıl sonra tabanından su kaçırdığı için kullanılmaz hale gelen Gördes Barajı konusunda İzmirlilerden sakladığı gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Ege uygarlıklarının ortaya çıktığı tarihlerden bu yana İzmir‘i çevreleyen büyük nehirler eşliğinde denize ulaşan verimli Gediz, Bakırçay, Küçük ve Büyük Menderes havzalarında gerçekleştirilen tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hem nüfusun az olması hem de kadim tarım anlayışının doğanın dengesini gözeten yapısı nedeniyle hiçbir zaman için fazla suya ihtiyaç duyulmamış, sadece zaman zaman bu havzalardaki nehirlerde görülen taşkınların getirdiği alüvyonlar toprağın zenginleşmesini sağlarken insanların ve insan topluluklarının büyük ölçüde zarar görmesini sağlamıştır.

19. yüzyılda Ege topraklarında kapitalizmin gelişmeye başlaması ve bunun doğal bir sonucu olarak daha fazla üretime, daha fazla kazanca, doğanın ve emeğin daha fazla sömürüsüne dayalı tütün, pamuk, üzüm gibi tek ürüne dayalı kapitalist tarım uygulamalarının, geleneksel ürün deseniyle insan-doğa dengesini bozan karakteri nedeniyle su, özellikle de tarımsal sulama suyu özel mülkiyetin eline geçmiş ve bu da Ege‘deki toplumsal eşitsizliklerin gelişip derinleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Aynı durumun katlanarak devam ettiği; hatta, giderek daha da içinden çıkılmaz hale geldiği Cumhuriyet Dönemi‘nde de makinalı tarımın gelişmesi, vahşi sulama sistemlerinin uygulanması ve daha fazla suya ihtiyaç duyan mısır, silaj, elma, domates gibi çok su çeken ürünlerin ürün desenine eklenmesiyle bırakın yer üstü su kaynaklarını, onlara göre daha zengin olan yer altı su kaynakları da daha fazla tarımsal üretim için ruhsat alma gereği duyulmaksızın yağmalanmaya, kaçak su kuyuları eliyle yok olmaya, yer altındaki su kaynakları hesapsız kitapsız yok edilmeye başlanmıştır.

Bu bağlamda, her geçen gün gerçek bir sorun haline dönüşen İzmir‘in içme-kullanma-sanayi-sulama suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla DSİ‘nin geliştirdiği 1970 tarihli “İzmir İçme Suyu Projesi Master Planı“, 1981 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Revizyonu”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Projesi”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Proje Revizyonu“, 1997 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Raporu“, 2007 tarihli “İzmir İçme Suyu II. Kademe Projesi Kati Proje Raporu” (1) ve 2012 yılı Yatırım Programı‘nda 1999K050050 proje numarası ile yer alan “İzmir İçme Suyu 2. Merhale Projesi” kapsamında bugün İzmir‘in içme suyunu temin eden Güzelhisar, Balçova, Ürkmez, Tahtalı, Kutlu Aktaş ve Gördes barajları ile bunlara bağlı muhtelif isale hatları ve arıtma tesisleri yapılmıştır. (2)

DSİ‘nin İzmir, Manisa ve Uşak illerinde görevli 2. Bölge Müdürlüğü‘nün son yıllarda güncellenmemiş verilerine göre, İzmir‘in içme suyu barajları dışında kalan sulama-kullanma-sanayi amaçlı su temini amacıyla yapılan toplam 31 baraj ile 42 sulama tesisi halen faal olup; 11 baraj ile 42 adet sulama tesisi de yapım halindedir. (3)

Ancak İzmir‘de tarımsal sulama için bunca baraj ve gölet yapılmasına; hatta Manisa topraklarından su getirilmesine rağmen tarım toprağı olarak nitelenen alanlarda çoğu ruhsatsız ve yer altından ne kadar su çektiği bilinmeyen su kuyusu sayısının binleri bulduğu, PETKİM dışındaki neredeyse tüm sanayi kuruluşlarının yeraltı suyu ile üretim yaptığı bilinmekte ve bu duruma ne bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olan DSİ, ne de DSİ ile işbirliği yapması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ses çıkarmayıp görmemezlikten gelmekte; hatta “daha çok kuyu, daha çok kuyu ruhsatı” ısrarıyla yeraltı suyunu talan eden uygulamalara destek vermektedir.

Örneğin 2018 tarihli Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı‘nda sadece Gediz Nehri Havzası‘nda 2014 yılı itibariyle toplam 21.472 adet su kuyusu bulunduğu (4) ve bunlardan % 89’unun tarımsal amaçlı, % 8’inin kullanma suyu amaçlı, % 2’sinin de içme suyu amaçlı olduğu belirtilirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hazırladığı 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Strateji Belgesi‘nde Menemen‘de 1.374 adet su kuyusu bulunduğu (5) belirtilirken yine aynı belgede 2014 tarihi itibariyle DSİ denetiminde Kemalpaşa‘da 6.730 (6), Menemen‘de de 1.753 adet su kuyusu bulunduğu (7) belirtilmekte, 2019 yılında Küçük Menderes Havzası için Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca hazırlanan resmi belgelerde havzadaki sulama ve sanayi amaçlı su kuyuları konusunda rakam bile verilemezken (8) İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2016 yılında hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinde tarımsal amaçlı su kuyularının sayısı için kesin bir rakam verilmeyip 10.000’den fazla olduğu söylenmektedir. (9)

2014 yılı DSİ verilerine göre İzmir’deki su kuyusu sayısı: 1.374

Son yıllarda İZSU‘nun, Gördes Barajı‘nın yer seçiminde DSİ tarafından yapılan hatalar, 250 bin kişiye hizmet etmesi öngörülen 21,5 milyon m3’lük su kapasitesine sahip Çamlı Barajı projesinden çevreyi zehirleyen altın madeni ocaklarının açılıp genişletilmesi nedeniyle vazgeçilmesi, bazı barajların ömrünü doldurmaya başlaması ya da yaz aylarında % 55’lere varan buharlaşma nedeniyle suyun kaybolması, Değirmendere, Çağlayan, Başlamış, Düvertepe ve Bostanlı barajlarının yapımının gecikmesi ya da vaz geçilmiş olması gibi gerekçelerle içme suyu kuyularından elde edilen yeraltı suyunun miktarını arttırdığı görülmekte; her ne kadar belediye başkanı Cemil Tugay her zamanki şikayetçi söylemiyle “DSİ kuyusu açmamızı engelliyor” diyerek iki kurum arasındaki iş birliğini bozsa da, İZSU‘nun 2009-2024 dönemindeki faaliyet raporu, stratejik plan ve performans programı gibi resmi belgelerle DSİ açıklamalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, iddia edilenin aksine su kuyusu açma/yenileme ruhsatı verilmesi konusunda sorun yaşanmadığı, 2023 yılı sonuna kadar ruhsat verilen 840 kuyuya ilave olarak 2024’te 61, 2025’te de son verilen 11 kuyu açma/yenileme ruhsatı ile birlikte 211 kuyu açma/yenileme belgesinin verildiği, böylelikle bugüne kadar açma/yenileme ruhsatı verilen toplam kuyu sayısının 1.112’ye ulaştığı, yaşanan sorunun ise İZSU‘nun açtığı bazı kuyuların verimsiz çıkması, kuyu bakımlarının zamanında yapılmaması ya da mevcut su kıtlığı nedeniyle süratle ek kuyuların açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Menemen ve Çiğli bölgesindeki su kuyuları ( (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Gerçeğin içme suyu kuyularıyla ilgili yanı bu şekilde olmakla birlikte, vahşi kapitalizmin ürünü Aliağa Sanayi Bölgesi, Gediz-Bakırçay Havzası ve ona bağlı Nif Çayı Alt Havzası ile Küçük Menderes Havzası‘nda tarımsal sulama ve sanayi tesislerine (9 adet büyük ark ocaklı demir-çelik haddehanesi ve Kemalpaşa PepsiCo tesisleri) ruhsatsız su kuyularından milyonlarca m3 su çekilmesi nedeniyle resmi hiçbir kayıtta gözükmeyen bu binlerce kaçak kuyudan büyük bir kısmına denizden gelen tuzlu suyun karıştığı gerçeğini fark edip kabul etmemiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde Foça ve Dikili bölgesindeki altere volkanik birimlerde açılan kuyularda yüksek demir, mangan ve yer yer arsenik konsantrasyonlarının ölçüldüğü, Menemen Ovası‘ndaki kuyuların da tuzlanma riski ile karşı karşıya olduğu belirtildiğinden (10), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in, İZSU‘nun Menemen kuyularından çıkarılıp Karşıyaka ve Çiğli‘deki abonelere dağıtılan içme suyundaki arseniği öğrenip gündeme taşıdığı 2007-2008 yıllarında, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun önce bu durumu reddedip daha sonra televizyonlara çıkıp özür dilediğini, bu nedenle Karşıyaka ve Çiğli abonelerinden uzunca bir süre içme suyu parasının alınmadığı hatırlanmalıdır.

O nedenle, İZSU‘nun İzmir‘de kuraklığın yaşandığı her dönem DSİ‘ni zorlayarak aldığı ruhsatlarla yaptığı her sondaj ve aşırı üretimle yeraltındaki kısıtlı su kaynağını tehlikeli düzeylere indirebileceği ya da kuyularda yaygın bir şekilde kumlanma, tuzlanma ya da arsenik gibi zehirli elementlerle kirlenme sorunlarıyla karşılaşılabileceği, bunun da ek harcamalara yol açabileceği dikkate alınmalıdır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Kemalpaşa bölgesindeki su kuyusu sayısı: 6.730 (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Daha fazla su elde etmek için acımasızca çalıştırılan kuyulardan hesapsız bir şekilde su çekilirken suyun çekildiği yeraltı su haznelerindeki (akifer) yeraltı suyu miktarı, -DSİ 2. Bölge Müdürlüğü’nün görev alanına gören İzmir, Manisa ve Uşak illerindeki yer altı suyu potansiyeli her ne kadar 1.048.000.000 m3/yıl olarak açıklanmış olsa da- ile bu suyun zaman içindeki artış ya da azalışları devamlı ölçüm yapılıyor dense de -ne yazık ki- gerçek anlamda bilinmemekte ve nasıl daha iyi bir şekilde yönetileceği konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır.

Bu konuda Prof. Dr. Doğan Yaşar‘ın 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklama (11) çerçevesinde mevcut yer altı suyunun sayıları her geçen gün artıp derinlikleri 600 ila 1.200 metreye kadar ulaşan derin su kuyularıyla tüketilmesi durumunda yerleşim alanlarının zemininde çökmelerin olabileceği bilinmeli, bu durumla ilgili bir riskin benim de tanık olduğum şekilde, 1990’lı yıllarda İstanbul Bahçelievler sınırları içindeki ruhsatsız içme su kuyularından aşırı derecede su çekilmesi nedeniyle ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Gördes Barajı, 1998-2009 yılları arasında Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerinde 58.900.000 m3/yıl kapasiteyle inşa edilmiş bir içme ve sulama suyu barajıdır. 5.500.000 m3 hacmindeki gövde tipi beton ve kaya dolgudur. Akarsu yatağından normal yüksekliği 95 metre, normal su kotundaki göl hacmi 448.460.000 m3, normal su kotundaki göl alanı 14,05 km2’dir.

Gördes Barajı‘nın projelendirilip henüz yapılmadığı tarihlerde Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fuzuli Yağmurlu ile DSİ 2. Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Baykal tarafından hazırlanıp Türkiye Jeoloji Bülteni‘nin Şubat-Ağustos 1989 tarihli 1-7. sayısında yayınlanan “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri” başlıklı bilimsel makalenin son kısmında;

Yapımı tasarlanan Gördes baraj rezervuarmm sağ ve sol sahillerinde büyük bölümüyle mermerler yayılım göstermektedir. Mermerler içinde yeralan faylar ve eklemler iyi gelişmiş karstik boşluklara sahiptir. Özellikle mermerler içinde gelişen KD gidişli Ahmetler fayı, Gördes çayından Akpınar kaynaklarma doğru önemli bir iletim yolu oluşturmaktadır. Bu nedenle öngörülen barajın yapılması durumunda, Ahmetler fayı boyunca Akpınar kaynaklarına doğru önemli su kaçaklarının meydana gelmesi kaçınılmaz olacaktır.” (12)

denilip gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen baraj yapılmış ve Dr. Hasan Baykal 2021 yılında EgedeSonSöz gazetesine verdiği demeçte “inşaat aşamasında proje değişikliğine gidilerek hem bu baraj katledildi, hem de mühendislik katledildi” diyerek yapılan vahim hatayı açıklamıştır. (13)

Gördes, Gördes Barajı, Çağlayan Barajı…

Barajın yapımındaki mühendislik hatalarının üstünü örtüp bu sayede hem kamu kaynaklarını israf eden, hem de İzmirlinin cebinden daha fazla su parası çıkmasına neden olan DSİ ve İZSU yöneticilerinin 2006 yılında yaptıkları bir diğer önemli yanlışlık ise İZSU Genel Müdürlüğü ile ilgili 2021 ve 2022 yılı Sayıştay denetim raporlarında şu şekilde ortaya konmuştur:

“İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) arasında İzmir iline içme, kullanma ve endüstri suyu sağlanması amacıyla Gördes Barajı ile ilgili 16.11.2006 tarihinde, yapım bedelinin yarısı, su verilmeye başlandıktan sonra İZSU tarafından ödenmek üzere 19 maddelik bir protokol imzalanmış, protokol gereği İZSU’nun, kendisine düşen yapım süreciyle ilgili maliyetin yarısını barajdan su verilmeye başlandıktan sonra 30 yıl süreyle eşit taksitler halinde ödemeye başlaması gerekirken, su verilmeye başlanmadan; tam olarak su verilemeyen (suyun hiç verilemediği ya da tahminlerden çok daha düşük oranlarda verildiği) dönemler için DSİ tarafından gecikme faizi ile birlikte bedel talep edilmiş, bu da İZSU açısından satamadığı suyun maliyetine katlanmak durumunu doğurmuş, bütçesinde karşılıksız bir yük oluşturmuştur.”

Sayıştay denetim raporlarının verdiği bilgiye göre imzalanan 16.11.2006 tarihli ana protokolde DSİ‘nin, barajın yapımını ne zaman tamamlayacağı, yapımı tamamlanan barajdan ne zaman su verilmeye başlanacağı, ortalama yaklaşık yıllık kaç m³ su verilebileceği, geri ödeme tarihinin ne zaman başlayacağı, DSİ’nin kusurundan kaynaklanan gecikmelerin ödeme planını nasıl etkileyeceği ya da tarafların kusurlarında, kusurun ödeme ve gecikme faizlerini ne şekilde etkileyeceği hususlarına yer verilmemiştir.

Nitekim 2006 yılında protokolü yapılan Gördes Barajı‘ndan İZSU’ya ilk su 2011 yılında verilebilmiş, verilen su miktarı yıllık beklentiden (59.000.000 m³) çok daha az miktarda (11.720.757 m³) gerçekleşmiş, 2012’de barajın tabanından su sızdırdığının anlaşılması üzerine 2013’de yapılan beton enjeksiyon işlemi sonuç vermeyince 2015’de barajdaki su boşaltılmış ve 20.800.000 lira ek maliyetle barajın zemini kaplanmış, 2016 yılında yeniden su tutulmaya başlanmış ve 2017-2018 döneminde hiç su verilememiştir. 2019-2024 döneminde de sürekli olarak beklenen su miktarından daha az su verilebilmiştir.

Bu durumda her iki tarafın da; yani DSİ ve İZSU‘nun büyük kamu zararlarına neden olan suçları bir olmakla birlikte; DSİ, sanki barajı bitirip taahhüt ettiği suyu vermiş gibi 2010 yılını başlangıç kabul ederek İZSU‘dan ödemelerin yapılmasını talep etmiş, ödemelerin zamanında yapılmayışı gerekçesiyle gecikme faizi tahakkuk ettirmiştir.

Risklerin dikkate alınmadığı bir süreçte belirsizliğin altına atılan imzalar…

1989 tarihli bilimsel makalede yapılacak barajda su tutulmasının şüpheli olduğu ortaya konulduğu ve bu teknik sorun yapılan tüm müdahalelere rağmen çözülemediği; ayrıca, 2011-2020 döneminde barajdan her yıl öngörülen miktardan az su verildiği halde, üstüne üstlük 2015-2018 döneminde tek bir damla suyun verilmediği böylesi bir süreçte DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hatlarına ilişkin teslim protokolü, barajdan su gelip gelmediğine bakılmaksızın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 26 Temmuz 2020 tarihinde, İZSU Genel Müdürü Aysel Özkan ile DSİ 2. Bölge Müdürü Birol Çınar tarafından imzalanmış ve böylelikle İzmir’e getirilemeyen Gördes suyunu iletmek ve arıtmak için yapılan tesisler İZSU‘ya devredilmiştir.

Böylelikle 250 milyon liraya mal olan barajdan sağlanan içme suyu DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hattı İZSU‘nun kullanımına verilmiş; ancak, İzmir‘e her yıl 58.900.000 m3 miktarında içme suyu sağlayacağı öngörüsü ile yapılan barajdan, 2011-2024 döneminde toplam 824.600.000 m3 su sağlanması gerektiği halde barajın yapımındaki önemli teknik hatalar nedeniyle aynı dönemde 557.667.141 m3 eksiği ile 266.932.859 m3 kadar su üretilebilmiş; böylelikle, İzmir‘in içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük bir eksikliğin ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Ama diğer yandan 2021 ve 2022 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarındaki bulgulara göre Gördes Barajı‘ndan beklenen düzeyde su gelmediği halde İZSU‘nun barajın yapımı ile ilgili harcamaların kendisine isabet eden kısmını ödemeye devam ettiği belirlenmiştir. Söz konusu denetim raporlarına göre 2016-2020 döneminde ödenen tutar 16.245.078,02 TL’sı faiz olmak üzere toplam 116.951.246,02 TL’dır. Ayrıca Sayıştay raporları sonrasında ödemelere devam edilip edilmediği hususu ise belli değildir.

Suyun tutulamadığı Gördes Barajı…

Devletin en yüksek hesap mahkemesi Sayıştay‘ın birbirini izleyen iki ayrı yıla ait denetim raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, her iki resmi kurumda onlarca hukuk müşaviri ve avukat bulunduğu halde DSİ ile İZSU arasında 16.11.2006 tarihinde imzalanan protokolde tarafların; yani DSİ ile İZSU‘nun protokol kapsamındaki işlerde üstlendikleri karşılıklı yükümlülükler belirlenmediğinden ve sözleşmede yazılı olmayan bu yükümlülükler çerçevesinde baraj yapımının gecikmesi ya da barajın yapılamaması veya yapılmış olsa bile taahhüt edilen suyun verilememesi gibi durumlarda ne yapılacağı hususunun ayrıntılı olarak düzenlenmeyişi; ayrıca, 2011-2024 döneminde teknik anlamda barajın bitirilmediği ve taahhüt edilen suyun verilmediği halde sanki bitilmiş ve veriliyormuş gibi 2016-2020 döneminde DSİ‘ye toplam 116.951.246,02 TL’yı ödenerek kamu zararına sebep olunması olaylarında konu ile ilgili tüm DSİ ve İZSU yöneticilerinin, özellikle de İZSU‘nun o dönemlerdeki üst yöneticileri olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanları Aziz Kocaoğlu veTunç Soyer‘le İZSU genel müdürleri Dr. Ahmet Hamdi Alpaslan, Aysel Özkan ve Ali Hıdır Köseoğlu‘nun payı olduğunu, o nedenle acilen yargılanarak DSİ‘ye yapılan fazla ödemelerin bir kamu zararı olarak sebep olanlara tazmin ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet, gazete ve gazetecilerin diliyle: “İzmirli kullanmadığı suyun bedelini ödüyor…

Tabii ki, bu bedeli öncelikle buna sebep olanlara tazmin ettirmek koşuluyla…

Haliyle ödediği fahiş su bedeline ya da musluğundan akmayan suya gerçekten itiraz ediyorsa…

Devam Edecek: Gelecek haftaki yazımda da su şebekesindeki gerçek kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun “adil kullanım hakkı“na aykırı olarak nasıl adaletsiz dağıtıldığını ele alıp tartışmaya çalışacağım.

Yazı dizisinin birinci bölümü: https://kentstratejileri.com/2026/01/12/izmirin-icme-suyu-nereden-geliyor-1/

……………………………………………………………………………………………………

(1) Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları”, 1. TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, s.315-318.

(2) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İşletmedeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/861, İşletmedeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/862

(3) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İnşa Halindeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/867, İnşa Halindeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/868

(4) Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE, sh.356,

(5) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(6) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(7) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.184.

(8) Küçük Menderes Havzası Nehir Havza Yönetim Planı Nihai Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019 ve Küçük Menderes Havzası Yeraltı Suyu Kütlesi Künyeleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019.

(9) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2016 İzmir.

(10) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2015, sh.184.

(11)Uzmanlar tarih verip uyardı. Basmane semti sular altında kalabilir“, Cumhuriyet Gazetesi, 08.01.2026, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/uzmanlar-tarih-verip-uyardi-basmane-semti-sular-altinda-kalabilir-2468251

(12) Yağmurlu, F., Baykal, H., “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.32, 1-7, ŞUbat-Ağustos 1989.

(13) “DSİ eski bürokratı Gördes’teki acı gerçeği anlattı: Maliyetten kaçırıldı, saniyede 2 bin litre su kaçağı!, EgedeSon Söz Gazetesi, 17.04.2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Esen, A., Alıcı O. V., Şehirlerde Su ve Atıksu Hizmetlerinin Yönetimi, Türkiye Belediyeler Birliği Yayını, Ankara 2020.

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (1)

Ali Rıza Avcan

Bu soruyu, kuraklığın artık kendini iyiden iyiye hissettirdiği, aylardır geceleri sularımızın akmadığı; ama, dışarda rüzgarların çılgınca esip yağmurların yağdığı, çalıştığım oda balkonunun su içinde kaldığı yağmurlu bir havada soruyorum.

Bir yandan da masamın üstündeki gazetenin 2 Ocak 2026 tarihli haberinde Prof. Dr. Doğan Yaşar Hoca “Kuraklık saati doluyor” dediğini okuyorum…

Tabii ki kuraklığın ciddiyetini dikkate almayanlar, “Nereden geliyor; tabii ki, Allah’tan geliyor, onun yağdırdığı sular dere, çay, göl ve denizlere ulaşıyor, yeraltındaki su kaynaklarını ve yer üstündeki barajları dolduruyor, biz de o suları içiyor, yiyeceklerimize katıyor ve yıkanıp temizleniyoruz” diyerek cevaplayabilirler.

Yağdır mevlâm su…

Evet, su; özellikle de içilebilir temiz su, her çağda bazı coğrafyalar için zor bulunur, kıt bir yaşam kaynağı olma özelliğini göstermiş. Orta Asya‘dan geldiklerini söyleyip övünenler ise yaşadıkları coğrafyaları kurutup suyu daha bol, yeşilliği daha fazla bu topraklara, Anadolu‘ya gelerek kıtlıktan ve kuraklıktan kaçmışlar.

Kaçmışlar kaçmasına; ama, geldikleri bu yeni toprakları da kurutup su kıtlığına yol açmışlar, geniş geniş ovaların ortasında büyük büyük obrukların açılmasına, kuruyan göl ve sazlıkların hayvanların otladığı meralara dönüşmesine neden olmuşlar, suyu iyi kullanmayı, iyi yönetmeyi bilmedikleri, bileni de hakir gördükleri için ne yapacaklarını bilemez hale gelmişler.

Bunun en iyi örneğini ise yakın zamanda Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın kuraklıkla ilgili uyarılarını dikkate almayarak ve onu “cahilce konuşmakla” itham ederek aslında kendi cahilliğini ortaya koyan ya da İzmir‘deki kuraklığın nedeni olarak çok su içtiklerini iddia ettiği 1 milyon ineğe işaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay oluşturmuştu.

Ben de bu haftadan başlamak üzere üç ayrı bölüm halinde yazacağım “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” ve “İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?” başlıklı birbirini tamamlayan yazılarda, işin başından başlayarak, bilimsel gerçeklere dayanarak ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU Genel Müdürlüğü‘nün bu konu ile ilgili resmi verilerini kullanarak su sıkınttısına neden olan mevcut durumu ortaya koymaya, bu durum karşısında ne yapılması gerektiğine ilişkin analiz, değerlendirme, yorum ve önerileri ortaya koymaya çalışacağım. Yer yer kendi aklım ve arşivimdeki bilgileri, yer yer de yeni yeni öğrendiğim Microsoft Copilot isimli yapay zeka uygulamasının test edilip doğrulanmış bilgilerini kullanmak suretiyle…

Evet, nüfusu 2025 yılı itibariyle 4.504.475’e ulaşan ve yaz aylarında sahildeki turizm merkezleri nüfusunun olağanüstü boyutlarda artması nedeniyle hangi nüfusa hizmet edildiği bilinmeyen İzmir‘in içme suyu nereden geliyor,? İzmir‘de halkın içme suyu ihtiyacını karşılamakla görevli İZSU hangi yeraltı ve üstü kaynaklardan su temin edip bunları içilebilir hale getiriyor? sorularına cevap vermeye kalktığımızda….

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri (https://acikveri.bizizmir.com/) isimli İzmir Açık Veri Portalına baktığımızda, 2009-2024 yılları arasında İzmirlilerin kullandığı içme suyunun İzmir ve Manisa illeri sınırları içindeki 14 ayrı kaynaktan temin edildiğini, bunların 6’sının yeraltı; yani, kuyulardan, 9’unun baraj, gölet ve yerüstü su kaynaklarından geldiğini görürüz. (*)

Ancak İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘nı incelediğimizde ise bu kaynaklar dışında kalmakla birlikte “Diğer Yeraltı Su Kaynağı” olarak nitelenen 1.412 ayrı su kuyusu ile DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 1.570.000 m3 su çekilebilen Mordoğan ve 2.134.000 m3 su çekilebilen Çandarlı göletlerine rastlarız. Anlaşılan o ki, bu kaynaklardan, özellikle de 1.412 ayrı kaynaktan gelen sular İzmir Açık Veri Portalı setinde 14’le sınırlandırılan yeraltı su kaynaklarına dahil edilerek değerlendirilmiştir. (1)

İzmir İZSU içme suyu kaynakları haritası

Bu yeraltı su kaynaklarından temin edilen suyun miktarını dikkate alarak bir sıralama yapmaya kalktığımızda;

1. Göksu kuyuları: 1988 yılında Manisa ili Muradiye ilçesinin 4 km kuzeydoğusunda açılan (22) derin su kuyusundan oluşmaktadır. Bu kuyulardan DSİ‘nin belirlediği kota uyarınca yılda en fazla 63.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

2. Halkapınar kuyuları: Sayısı 1972-2009 döneminde açılan 17 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota çerçevesinde yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir. İ

3. Menemen Çavuşköy kuyuları: Menemen‘de, Gediz Nehri‘nin Menemen Ovası‘na açıldığı bölgede yer alan toplam toplam 24 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 25.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

4. Sarıkız kuyuları: 1977-1995 döneminde Manisa ili, Saruhanlı İlçesi, Lütfiye ve Nuriye mahalleleri arasındaki bölgede açılan toplam 35 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

5. Pınarbaşı kuyuları: 1972-1990 döneminde Bornova ilçesi, Pınarbaşı bölgesinde açılan 2 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

6. Buca ve Sarnıç kuyuları: 1972-1990 döneminde Gaziemir Sarnıç‘ta bulunan 4 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında bu kaynaklara ek olarak toplam 1.412 ayrı su kuyusunun daha faaliyette olduğu; böylelikle, faal olan toplam su kuyusu sayısının 1.516 olduğu belirtilmektedir. (1)

Ha biraz daha sık dişini, yakında gelecek, eli kulağındadır…

Yer üstündeki içme suyu kaynaklarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

7. Tahtalı Barajı: 2009 yılında İzmir‘e 40, Gümüldür‘e 5 km. uzaklıktaki Tahtalı Deresi üzerinde yapılan barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 306.650.000 m3 su çekilebilmektedir.

8. Ürkmez Barajı: 1990’da Seferihisar‘ın Ürkmez mahallesine 3 km uzaklıktaki Ürkmez Deresi üzerine yapılan baraj hem sulama hem de içme suyu amaçlıdır. Baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 7,03 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 4,04 milyon m3 olup DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 8.625.000 m3 su çekilebilmektedir.

9. Balçova (Cengiz Saran) Barajı: 1984 yılında Balçova Ilıca Deresi üzerinde içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 12,4 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 12 milyon m3 olup; DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 7.759.000 m3 su çekilebilmektedir.

10. Güzelhisar Barajı: 1993 yılında PETKİM‘in su ihtiyacını karşılamak amacıyla Aliağa‘da yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 109 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 90 milyon m3’tür. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 155.350.000 m3 su çekilebilmektedir.

11. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: Çeşme yarımadasındaki içme suyu hizmetlerinin Turgut Özal‘ın başbakanlığı dönemindeki özelleştirilmesi girişimlerinin ürünü olarak 2000 yılında yapılan barajın yıllık su üretme kapasitesi 3 milyon m3 olup; DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 16.480.000 m3 su çekilebilmektedir.

12. Gördes Barajı: İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun hizmet dönemine rastlayan 2009 yılında Manisa‘nin Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerine hem sulama hem de içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan 448 milyon m3 hacmindeki baraj ilk yıllar İzmir‘e su vermekle birlikte gövdesinde ve tabanında ortaya çıkan kaçaklar nedeniyle istenen randımanı verememiştir. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 453.380.000 m3 su çekilebilmektedir.

13. Karaçam Göleti: Yakın zamanlarda Bornova‘da yapılan göletten DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 670.000 m3 su çekilebilmektedir.

14. Ödemiş İçme Suyu Arıtma Tesisleri: Ödemiş ilçesindeki Pıtrak ve Suçıktı kaynaklarından gelen suyun içme suyu şebekesine verilmesi ile elde edilen 18.612 gün/m3 kapasitesindeki bir su kaynağıdır.

Bu listenin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere İzmir‘in içme suyunun temin edildiği İzmir Açık Veri portalı verilerine göre 14, İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘na göre 16 yeraltı ve yerüstü kaynağından 3’ü (Göksu ve Sarıkız kuyuları ile Gördes Barajı) Manisa‘ya, geriye kalan 11/13’ü İzmir‘e ait olup; bu şekildeki bir dağılımın suyun İzmir ve Manisa arasındaki adil dağılım ve kullanımı açısından sorunlu olduğunu ve bu sorunun önümüzdeki yıllarda Manisa ve ilçelerinin artan nüfusuna bağlı olarak artacak içme suyu talebi nedeniyle daha da artarak etkisini genişleteceğini göstermektedir.

Bu kaynakların İzmir‘in içme suyu ihtiyacı içindeki dağılımını İZSU‘nun ya da bazı araştırmacıların yaptığının aksine tek bir yıl ölçeğinde değil de daha uzun dönemli bir eğilim içinde; daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı setinde olduğu gibi 2009-2024 dönemi; yani, 16 yıl gibi uzun bir süre itibariyle değerlendirdiğimizde karşımıza daha sağlıklı ve anlamlı bir sonuç çıkmaktadır:

İZSU içme suyu kaynaklarının 2009-2024 döneminde ürettiği su miktarı, m3

Bunun bir ilk adımı olarak İZSU‘nun 16 yıllık sürede 14 farklı kaynağını kullanarak ürettiği toplam 3 milyar 613 milyon 426 bin 72 m3 miktarındaki içme suyu miktarının bu su kaynakları arasındaki dağılımını gösteren aşağıdaki pasta grafikte görebiliriz:

Bu pasta grafikten de görüleceği gibi, İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılayan ilk ve en önemli kaynak, 16 yıllık sürede 1.264.742.175 m3 su sağlayan Tahtalı Barajı‘dır. Onu sırasıyla 727.326.260 m3 ile Manisa‘daki Göksu kuyuları, 507.120.346 m3 su ile İzmir‘deki Halkapınar kuyuları izlemektedir. Dördüncü sırayı ise gövdesinde ve tabanında delikler olmasına karşın sağladığı 297.313.536 m3 su ile Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Barajı işgal etmektedir. 5. sırada 278.190.328 m3 ile Menemen-Çavuşköy kuyuları, 6. sırada da 251.692.167 m3 ile yine Manisa‘daki Sarıkız kuyuları bulunmaktadır.

Bu rakamlar bize 2009-2024 gibi oldukça uzun bir sürede İzmirlilerin kullanması için üretilen içme suyunun % 47,21 (1.705.913.207 m3)’inin baraj ve göletlerden, % 52,79 (1.907.512.865 m3)’unun da derin su kuyularından temin edildiğini; ayrıca, üretilen 3.613.426.072 m3 hacmindeki içme suyunun 1/3’ünün (% 35,33, 1.276.331.963 m3)’nün Manisa‘dan, geriye kalan 2/3’sinin (% 64,67, 2.337.094.109 m3) İzmir‘in kendi öz kaynaklarından temin edildiğini, şayet Gördes Barajı beklenen verimlilikle çalışmış olsaydı Manisa‘ya ait payın daha artacağını göstermektedir.

2009-2024 döneminde İZSU tarafından üretilen içme suyunun kaynaklar itibariyle dağılımını çubuk grafikler itibariyle göstermeye kalktığımızda ise aşağıdaki grafiği incelememiz gerekmektedir.

İZSU‘nun İzmir ve Manisa‘daki kaynaklardan temin ettiği içme suyunun 2009-2024 döneminde yıl ölçeğinde gösterdiği eğilimi gösteren aşağıdaki tablo ve grafikten de anlaşılacağı üzere; bu 16 yıl/192 aylık süre içinde İzmir‘e “sadakatle“; yani, daimi olarak su temin eden kaynakların sırasıyla Balçova ve Tahtalı barajlarıyla Halkapınar, Menemen ve Pınarbaşı kuyuları olduğunu, Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı‘nın 2014-2019 döneminde, Buca kuyularının 2009-2013 ve 2018-2024 dönemlerinde, Göksu kuyularının 2011-2024 döneminde, Gördes ve Güzelhisar barajlarının 2009-2010 ve 2012-2018 dönemlerinde, Karaçam Göleti‘nin 2020-2021 ve 2023 yıllarında, Ödemiş‘teki su kaynaklarının 2009 yılına ek olarak 2015-2018 döneminde, Sarıkız kuyularının 2009-2012, 2015-2019 ve 2022-2024 dönemlerinde dalgalı bir şekilde su temin ettiğini görürüz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilere göre 14 ayrı kaynaktan elde edilen içme suyunun 2009-2024 dönemindeki gelişimini eğer ay ay her bir kaynak ölçeğinde izlemek istiyorsanız aşağıdaki PDF dosyasını indirip inceleyebilirsiniz:

Bu ayrıntılı tablodan da anlaşılacağı üzer İzmir’in 14 su kaynağının 2009-2024 döneminde faal oldukları dönemleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1) Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: 2014 Nisan-2019 Ekim döneminde,

2) Balçova Barajı: 2009 Mart-Aralık, 2010 Mart-Ekim, 2011 Ocak-2012 Aralık, 2013-Mart-Ekim, 2014 Ocak-Mart, 2014 Mayıs-Ekim, 2015 Şubat-Kasım dönemleri, 2016/Şubat ayı, 2016 Nisan-Ekim, 2017 Mayıs-Ekim, 2018 Nisan-Aralık, 2019 Mart-Ekim, 2020 Temmuz-Eylül, 2021 Mayıs-Kasım, 2022 Ocak ayı, 2022 Mart-Ağustos, 2022 Ekim-Kasım, 2023 Haziran-Eylül, 2023 Nisan-Kasım ve 2025 Haziran ayında,

3) Buca ve Sarnıç Kuyuları: 2009 Ocak-2011 Kasım, 2012 Ocak-2013 Ağustos ve 2018 Ocak-2025 Haziran dönemlerinde,

4) Göksu Kuyuları: 2011 Ocak-2025 Haziran döneminde, 

5) Gördes Barajı: 2011 Mayıs-Ekim, 2012 Haziran-Temmuz, 2012 Ekim-Aralık, 2013 Ocak-Haziran, 2013 Ağustos-2015 Haziran, 2019 Kasım-2020 Kasım, 2021 Ocak, 2022 Mart-2022 Ocak ve 2023 Mart-2025 Haziran dönemlerinde,

6) Güzelhisar Barajı: 2009 Şubat-Haziran, 2010 Ocak-Nisan, 2012 Ağustos ve 2013 Ocak-2018 Aralık dönemlerinde,

7) Halkapınar Kuyuları: Ocak 2009-Haziran 2025 döneminde,

8) Karaçam Göleti: 2009 Ocak-2010 Aralık, 2020 Aralık-2021 Ocak, 2023 Temmuz-Aralık, 2024 Nisan-Aralık ve 2025 Nisan-Haziran dönemlerinde,

9) Menemen Çavuşköy Kuyuları: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

10) Ödemiş kaynakları: 2009 Haziran ve Ekim ayları, 2015 Ocak-Temmuz, 2015 Ekim-2016 Temmuz ve 2016 Kasım-2018 Aralık dönemlerinde,

11) Pınarbaşı Kuyuları: 2009 Ocak-2021 Nisan, 2021 Ağustos ayı, 2021 Ekim-2023 Mart, 2023 Ekim-2024 Mart, 2024 Temmuz, 22025 Şubat ve 2025 Mayıs-Haziran dönemlerinde,

12) Sarıkız Kuyuları: 2009 Ocak-2012 Ağustos, 2015 Haziran-Kasım, 2016 Mart-2019 Kasım, 2022 Şubat-2024 Şubat ve 2024 Temmuz-2025 Haziran dönemlerinde,

13) Tahtalı Barajı: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

14) Ürkmez Barajı: 2010 Ocak-Kasım, 2011 Ekim, 2011 Aralık-2019 Ekim dönemlerinde faal olup bu dönemlerde içme suyu şebekesini beslemişlerdir.

Bu yazının son bölümü olarak, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi değişik ortamlardaki İZSU verilerinin birbirinden farklı olmasına; hatta, birbiriyle çelişmesine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü bu yazı dizisini hazırlarken İZSU Genel Müdürlüğü‘nün İnternetteki web sayfasında yazılı olan bilgiler dışında İZSU Genel Müdürlüğü‘ne ait faaliyet raporları ile stratejik planlarda ve performans programlarında yazılı olan bilgileri; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki bilgileri kullanırken bu bilgi ve verilerin yer yer birbirinden farklı olduğunu görüp hangisini kullanacağım konusunda tereddütler yaşadım.

Doğru, geçerli ve güvenilir veriler oluşturmak…

Örneğin, İzmir Açık Veri Portalı‘nda İZSU‘nun içme suyu temin ettiği kaynakların sayısı 14 olarak verilirken bu sayının İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 16 olarak verilmesi ve 1.412 su kuyusu ile bunlardaki üretimle ilgili verilerin İzmir Açık Veri Portalı‘nda belirtilmemiş olması, bu serideki verilerin aylık dönemler itibariyle güncelleneceği belirtildiği halde en son 12 Ağustos 2025 tarihinde güncellenen verilerin aradan geçen 6 ay sonra halen güncellenmemiş olması, bu serideki verilerin yer yer araştırmacıyı yanıltacak şekilde tekrar tekrar yazılması ya da Gördes Barajı‘nın normal su kotundaki göl hacmi internet linkinde 448,46 hektometreküp; yani 448.460.000 m3 olarak yazılı iken bunun İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 453.380.000 m3 olarak gösterilmiş olmasıdır.

O nedenle, İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilerle İZSU‘nun web sayfasındaki verileri ve resmi belgelerindeki (faaliyet raporları, performans Programları, stratejik planları) verileri dikkate alarak hazırladığım tablo ve grafiklerdeki her düzeydeki maddi hatadan sorumlu olmadığımı peşinen belirtmek isterim.

Her zaman ve koşulda; ama, özellikle de kuraklığın var olduğu dönemlerde İZSU tarafından açıklanan verilerin açık, kesin ve güvenilir olması son derece önemli olduğundan gerek bu verilere dayanılarak verilecek kararlarda, gerekse halka açıklanacak verilerle kamuoyunun doğru bilgilerle aydınlatılması amacıyla tüm verilerin doğru, birbiriyle uyumlu olması, bu konuda titiz davranılması uygun ve doğru olacaktır.

Devam edecek: Yazı dizisinin ikinci bölümünü oluşturacak gelecek haftaki yazımızda “defolu” Gördes Barajı ile yapılan ya da yapılmayan diğer barajların, ha bire açılan yeni kuyuların son durumunu dikkate alarak önerilerde bulunacağız.

…………………………………………………………………………………….

(*) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri isimli açık veri portalının “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” başlığını taşıyan veri setinde 2009 Ocak ayı ile 2025 Haziran ayı arasındaki verilere yer verilmekle birlikte 2025 yılına ait verilerin yıllık döngüsü tamamlanmadığı için bundan sonraki tüm tespitlerde 2025 yılı dikkate alınmayacaktır.

(1) İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı, sh.33, ((https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13))

(2) Z. Ruhsar Şenoğlu, “Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan korkutan uyarı: İzmir yer altından çöküyor, deniz Basmane’ye dayanabilir, Egetelgraf gazetesi, 8 Ocak 2026, https://www.egetelgraf.com/prof-dr-dogan-yasardan-korkutan-uyari-izmir-yer-altindan-cokuyor-deniz-basmaneye-dayanabilir

………………………………………………………………………………….

Yararlanılan Kaynaklar

1. İZSU Genel Müdürlüğü 2009-2024 dönemi faaliyet raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/11), 2010-2014, 2015-2019, 2020-2024, 2025-2029 dönemi stratejik planları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13) ve 2010-2025 dönemi performans programları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/9),

2. İZSU Genel Müdürlüğü 2015-2024 dönemi Su Kayıp Raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12),

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı İZSU Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı 2009-2025 verileri (https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-uretiminin-aylara-ve-kaynaklara-gore-dagilimi),

4. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin 2009, 2015, 2016, 2017, 2018, 2021, 2022 ve 2024 yılları İzmir Çevre Durum Raporları (www.cmo.org.tr),

5. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 2024 Yılı İzmir Su Raporu (https://api2.cmo.org.tr/uploads/ContentFiles/2025-04-25-18-46-36-489865.pdf),

6. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü 2012, 2016, 2017, 2021, 2023 ve 2024 İzmir İli Çevre Durum Raporları (https://ced.csb.gov.tr/il-cevre-durum-raporlari-i-82671),

7. Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları“, TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, s. 315-318 (http://www.tmmobizmir.org/wp-content/uploads/2014/05/200828.pdf).

8. Aydoğdu, M. H., “Türkiye’de Son Çeyrek Yüzyılda Gerçekleşen Belediye İçme ve Kullanma Suyu Göstergelerinin Analizi, International Journal of Social, HUmanities and Administrative Sciences, Open Access Refereed E-Journal & Refereed & Indexed e-ISSN: 2630-6417, 2023, 9 (63), April, (https://journalofsocial.com/files/josasjournal/99359ed5-377d-4e5f-aa6b-126e79b653ca.pdf).

Denetim ve gönüllülük ciddi bir iştir, sulandırmaya gelmez…

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde iş yapmaktan, sorunları çözmekten ve hizmet üretmekten çok devamlı konuşan, huzursuz haliyle biteviye tartışıp hır çıkarmaya çalışan, işçileri ve sendikalarını tehdit edip kentin rantını bir komisyoncu gibi pazarlık ve takasla yönetmek isteyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın belediyesi, bu beceriksizlik ve kötü yönetim nedeniyle ortaya çıkan hayal kırıklığını kâh acemi il başkanını öne sürerek, kâh AKP‘li Binali Yıldırım ekibinden ve MÜSİAD‘dan transfer ettiği basın danışmanlarıyla toplumsal algıyı yönetmeye çalışarak telafi etmeye çalışıyor…

Havan dövücünün hınk deyicileri…

2019-2030 dönemi için hazırlanan İzmir Ulaşım Master Planı‘nı değiştirmeye, 2024 ve 2025 yıllarında yönetemediği kentin elli yıl sonrasını planlamaya kalkıyor, hiç gereği yokken Birinci Kordon‘u değiştireceğini söylüyor, her gün ya da her hafta içtiği meçhul sıvının derecesine göre Buca‘dan Karşıyaka‘ya, Konak‘tan Seferihisar‘a, Alsancak‘tan Bergama‘ya metro ya da banliyö hattı yapacağını, şebekede % 31 oranında kaybettiği içme suyunu nasıl önceleyeceğini düşünmek yerine deniz suyunu arıtıp içme suyu yapacaklarını söyleyip halkı oyalamaya çalışıyor…

Ağustos ayı çoktan geçmiş olmasına rağmen halen bıkmayan bir inatla söylüyor da söylüyor….

Son günlerde gündeme gelen bu tür manipülasyonlardan biri de, Kapitalizme, sermayeye hizmette kusur etmeyen neoliberal çevrelerin; özellikle de, başta ülkemiz olmak üzere Letonya, Estonya, Litvanya, Gürcistan ve Ermenistan gibi ülke gençliğini teslim alan AB fonlarının, “yönetişim“, “yerel demokrasi“, “katılın, birlikte yönetelim” ve “şeffaflık” gibi kavram ve söylemlerle vitrine koyduğu “kent denetçiliği” denilen olgusu piyasaya sürülen yeni bir aldatmaca olduğu için, akademik eğitimim dışında kente, kentleşmeye ve yerel yönetimlere yönelik 50 yıllık mesleki kariyerimi, “kamu yönetim ve denetimi” denilen temeller üzerine inşa edip, 13 yıl süreyle Yerel Yönetim ve İçişleri bakanlıkları adına yüzlerce belediyeyi denetleyip soruşturmuş; ayrıca, aynı konularda hiçbir çıkar karşılığı olmaksızın gönüllü çalışmalar çerçevesinde Habitat II İstanbul, Yerel Gündem 21 İzmir, İzmir Büyükşehir, Konak ve Karabağlar kent konseyi çalışmalarına katılıp, Alsancak Sivil Katılım Platformu‘nu kurup mahalle örgütlenmesi anlamında İstanbul/Bahçelievler ve Bursa/Osmangazi Semt Danışma Merkezleri (SEDAM) ve Kent Bilgi İşlem Merkezi (KEBİM) projelerini yönetmiş biri olarak beni fazlasıyla meşgul ediyor…

O nedenle, isterseniz söze bize anlatılmaya çalışılan masalı tanımlayarak ve ardında yatan niyeti açıklayarak girelim:

Avrupa Birliği‘nin konu ile ilgili web sayfasını ziyaret edip (1) İzmir Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Tanıtım Şube Müdürlüğü‘nün 12.09.2025 tarihli haber metnini okuduğumuzda, yenilikçi finansman yöntemlerini araştırmak ve tanınırlığı artırmak için bir “vatandaş bilim” (citizen science) inovasyon programı oluşturmayı hedefleyen İMPETUS Projesi kapsamında gıda, hareketlilik (mobility) ve atık ile ilgili sürdürülebilir yaşam tarzları, iklim direnci ve sağlık ile ilgili adalet ve eşitlik, toplumla birlikte ve toplum için “vatandaşlık bilimi” konularına odaklanan Kent Denetçileri Projesi‘nde, AB‘nin verdiği 10.000 ilâ 20.000 Avro arasında değişen bağış çerçevesinde İzmir‘de kentsel çevre ve kamu hizmetlerinin izlenmesine katkı sağlayacak, 18 yaşını dolduran ve İzmir‘de en az 6 aydır yaşayan 20 kent denetçisinin sadece “gözlemci” değil, “denetleyici“, “karar verici” ve “çözüm ortağı” olmasının sağlandığını anlıyoruz. (2)

Ayrıca bu amaçla başvuranlar arasından seçilen 20 denetçinin Konak, Karşıyaka, Balçova ve Buca‘da (1) ay süreyle değişik daire başkanlıklarının denetiminde yarı zamanlı olarak istihdam edileceğini, o nedenle bu ekibin içinde bulunduğumuz tarih itibariyle görevlerini bitirip evlerine döndüklerini, yapılan açıklamalarda “gönüllü” olduğu söylenen bu kişilere, yarı zamanlı çalışmaları karşılığında herhangi bir ücret ödenip ödenmeyeceği hususu belirtilmemekle birlikte; sahada kentsel yaşamla ilgili çeşitli alanlarda gözlem ve veri toplama faaliyetlerinde bulunan bu şahıslara proje bütçesinden ödeme yapıldığı ya da buna ek olarak birtakım belediye olanaklarının sağlandığı tahmin edilmektedir.

Kent denetçisi Basmane’de denetim yapıyor… 🙂

Bu bilgiler ışığında ücretli çalışma düzeni, gönüllü çalışma ahlakına aykırı olduğu için bu kişilere yaptıkları iş karşılığında ayrıca bir ücretin ödenip ödenmediği, ödendi ise ne miktarda ödeme yapıldığı; ayrıca, bu 20 kişinin 1 aylık süre içinde yaptığı çalışmaların sonuçları şeffaflık ilkesi dikkate alınarak açıklanmalı, kamuoyu bu konuda bilgilendirilmelidir.

Gelelim 2 bin 911 başvuru arasından seçilen gönüllü denetçilere ve yaptıkları iddia edilen denetimlerine…

Kamu yönetimi ile ilgili tüm ders kitapları, bilimsel yayınlar ve hukuki düzenlemeler kamu denetimini; kamu yönetimi alanındaki iktisadi, mali, idari faaliyet ve işlemlerle ilgili durumların önceden saptanmış hukuki düzenlemelere uygunluk derecesini araştırıp sonuçlarını ilgililere bildirmek amacıyla tarafsızca kanıt toplayan ve bunları değerlendirerek raporlayan sistematik bir süreç olarak tanımlar. Ardından da bunun amaçlarını şu şekilde sıralar:

a) Kamu yararı odaklı kamu hizmetlerinin hukuka uygun, daha iyi, kaliteli, verimli, yararlı ve etkin sonuçlara ulaşmasını sağlamak ve

b) Kamu görevlilerinin uygulamada karşılaşılan ihmal ve kötüye kullanma gibi tutum ve davranışlarını belirleyip ilgililerin cezalandırılmasını sağlamak.

Kent denetçileri: “Saldım Kültürpark’a, mevlam kayıra”…

5393 sayılı Belediye Kanunu ise belediyelerin denetimini “faaliyet ve işlemlerde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve belediye teşkilatının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere duyurmak” olarak tanımlar.

Aynı kanunun “denetimin kapsamı ve türleri” başlıklı 55. maddesi ise denetimin neleri kapsayacağını, kaç tür denetim yapılabileceğini düzenleyip denetime ilişkin sonuçların kamuoyuna açıklanıp meclisin bilgisine sunulacağını söyler.

Öte yandan “belediye hizmetlerine gönüllü katılım” başlığını taşıyan 77. madde ile bu maddeye dayanılarak çıkarılan “İl Özel İdaresi ve Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılım Yönetmeliği” hükümlerine göre, belediye hizmetleriyle ilgili denetimin gönüllülük çerçevesinde yaptırılması mümkün olmayıp; belediye, sadece “…sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, engellilere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği arttırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular“.

Çünkü kente yönelik belediye hizmetlerinin denetlenmesi kamusal bir görev olup; bu hizmetin kamu görevlisi olmayan gönüllülere yaptırılması, bunun sonucunda elde edilen tespitlere dayanılarak işlem yapılması yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde mümkün değildir. Avrupa Birliği‘nin para dağıtan fonları bunu bu şekilde istese bile kamu adına yapılan bu tür kamusal denetimler o kişilere “gönüllü” adı verilse de, söz konusu projeden fonlanan kişilere yaptırılamaz. Bu durum diğer yandan da projenin uygulandığı ülkedeki mevcut hukuk düzeninin dikkate alınmaması ya da proje uygulayıcılarının mevzuat hükümlerinden bihaber oldukları anlamına gelir.

Yeni ve “geçici” kent denetçilerimiz…

Belediyeler tarafından seçilen gönüllülerin imzalanan özel hukuk sözleşmeleriyle kamu denetçiliği yapmaları hususunun mevcut hukuki düzenlemeler çerçevesinde mümkün olmamasının nedeni, bir kamu görevi olarak yerine getirilen kamu hizmeti niteliğindeki belediye hizmetlerinin kamu görevlisi tarafından yerine getirilmesi zorunluluğundan kaynaklanır. Çünkü kamu görevlisi olmayanların yapacakları denetimler sırasında sergileyecekleri olası olumsuzlukları kamu kurumu tarafından sahiplenilmesi, belediye ile özel şahıslar arasında imzalanan özel sözleşmelerle istihdam edilenlerin devlet ile onun memuru arasındaki ilişkileri düzenleyen kamu hukukunun temel ilke ve yöntemleriyle sorumlu tutulup yargılanması mümkün olmayacaktır. Aksi takdirde eline kamu denetçisi kartını geçirip belediyenin verdiği giysileri giyen herkes görevli, yetkili ve sorumlu olmadığı kamu yetkilerini kullanarak, gerçeği yansıtmayan raporlar düzenleyerek kamu adına suç işleyip kamu düzenini bozabilecek ve belediye ile imzaladığı özel hukuk sözleşmesi nedeniyle kamu görevlisi gibi işlem görmeyecek, onun kadar cezalandırılamayacaktır.

Örneğin kent denetçisi olarak görev yapan biri aldığı kısa eğitim sonrasında taktığı şapka ve giydiği kıyafetlerle şehir içinde çalışmaya başladığında belediye görevlilerin ihmali ya da hoşgörüsüyle işgal edilen kaldırımları, belediyece zamanında toplanmayan çöpleri, belediye görevlilerin belediye araçlarını makam aracı gibi kullandığını, görmezden gelinen kaçak, ruhsatsız yapılan inşaatları, tıkanan trafiği, tramvayın yolunu kapatan özel araçları, zamanında gelmeyen toplu ulaşım araçlarını ve benzerlerini gördüğünde bunu kamu denetiminin olmazsa olmaz koşulu olan “tarafsızlık” ilkesi çerçevesinde kime iletecek, bu kent suçlarını işleyen belediye yöneticileri için ne söyleyecek, ne yapacaktır?

Kamu hukukunun düzenlediği bütün bu hususları dikkate almadan başvurusu uygun görülen her kişiye “gönüllü” adı altında kamu gücünün kullanımı yetkisini vermek ise “kamu denetiminin özelleştirilmesi” anlamında mevcut hukuk düzenine aykırı kötü niyetli bir işlem olmakla eşdeğerdir.

Belediye yönetici ve danışmanlarının bihaber olduğu bu durumu; aynen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş‘ın yaptığı gibi “belediye hizmetleriyle ilgili denetim özel kişi ya da şirketlere yaptırılabilir mi?” şeklinde yapay zekaya; örneğin, Chatgpt‘ye sorduğumuzda bile kelimesi kelimesine şu cevabı almaktayız:

Kısa cevap: tam anlamıyla hayır; kısmen ve sınırlı biçimde evet. .. Çünkü,

1) İlke olarak denetim kamu yetkisidir.

Belediye hizmetlerinin asli denetimi, kamu gücü kullanımı içerdiği için özel sektöre devredilemez. Çünkü hukuka uygunluk denetiminin, kamu zararı tespitinin, disiplin ve yaptırım uygulama işlemlerinin, hesap ve sorumluluk belirlemenin kamu otoriteleri tarafından yapılmak zorundadır.

Türkiye’de bu görevler Sayıştay (mali denetim), İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri (idari denetim), belediye meclisi ve encümeni ve yargı organları tarafından yürütülür. Bunlar özelleştirilemez.

2) Ancak destekleyici denetim hizmetleri dışarıdan alınabilir.

Belediyelerin bağımsız mali müşavirlik ve finansal denetim şirketlerine performans ölçümü ve verimlilik analizleriyle altyapı, inşaat, çevre ölçümü ve benzeri konularda teknik incelemeler yaptırması; ayrıca, iç kontrol ve risk analizi danışmanlığı gibi konularda özel firmalardan hizmet alması mümkündür.

Burada önemli olan nokta şudur: özel sektör denetler gibi rapor hazırlar; ama, karar verme ve yaptırım yetkisi kamu idaresinde kalır. Yani özel sektör araçtır, yetki sahibi değildir.

3) Neden tamamen özelleştirilemez?

Çünkü demokratik hesap verebilirlik zedelenir, tarafsızlık ve kamu yararı riske girer, yetki-sorumluluk dengesi bozulur, Anayasa’daki idarenin bütünlüğü ilkesine aykırılık doğar. Bu uygulamada görülen en yaygın modeller ise belediyelerin özel denetim/analiz raporları düzenletmesi, kamu denetçilerine ait raporların girdi olarak kullanılması ve kamu makamlarında nihai kararların verilmesidir.

Sonuç olarak, belediye hizmetlerinin denetimi özelleştirilemez; ama, denetime yardımcı teknik ve mali hizmetler kontrollü biçimde özel sektörden alınabilir.

Chatgpt‘nin verdiği bu cevap karşısında ne dersiniz?

Hukuki açıdan en doğrusunu ve iyisini yapmak için, bu tür soruları belediye mevzuatını iyi bilen gerçek danışmanlar yerine aynen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ya da Adana Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı gibi Chatgpt, Gemini gibi yapay zeka uygulayıcılarına mı sormamız gerekiyor? Ne dersiniz?

………………………………………………………………………………………………………….

(1) https://ufukavrupa.org.tr/tr/haberler/impetus-vatandas-bilimi-projeleri-cagrisi

(2)İzmir’de kent denetçileri dönemi başlıyor“, https://basinhaberleri.izmir.bel.tr/tr/Haberler/1/62066

Yararlanılan Kaynaklar

Alıcı, O. V. (2008) “Belediyelerin Denetlenmesi Üzerine Bir Değerlendirme“, Akademik İncelemeler, Cilt 3, Sayı 2, s.223-233.

Karakılçık, Y., Küçük, Ü. (2021) “Devlet Denetleme Kurulu ve Yerel Yönetimlere İlişkin Denetim Yetkileri – Yasal Düzenlemeler Üzerinden Bir Değerlendirme“, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2021-31/2, s. 977-988.

Küçük, H. (2018) “Yerel Özerklik Bağlamında Belediyelerin Denetimi İtalya ve Türkiye Örneği“, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, s.35-60.

Türkyılmaz, A. (2014) “Belediyelerde Denetim“, Denetişim, 2014-15, s. 16-33.

Bir sömürü mekânı olarak açık ofisler…

Ali Rıza Avcan

1972-1976 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi; eski adıyla, Mekteb-i Mülkiye‘deki eğitimini bitirir bitirmez, herhangi bir müfettişlik ya da uzmanlık sınavına girmeksizin evime oldukça yakın Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü (SSK)‘nde çalışmaya başlamıştım. Çünkü babam emekli demiryolu işçisi, büyük dayım ise 1946 Mülkiye mezunu olup aynı tarihlerde kurulan SSK‘nın üst düzey yöneticisi olduğu için burs almam kolay olmuş ve tüm eğitimim süresince SSK‘dan, mezuniyetimi izleyen 4 yıl zorunlu çalışma koşuluyla burs almıştım.

Böylelikle birçok arkadaşımın iş arayıp sınavlara girdiği bir süreçte, ben SSK Genel Müdürlüğü‘ndeki İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sonucu Ölüm Servisi‘nde, kurum içindeki adıyla (13) Servisi’nde 9. derecenin 1. kademesinden aday memur olarak çalışmaya başlamıştım. 18 aylık bu kısa süre içinde memur olmanın ne demek olduğunu öğrendiğim bu serviste, bize teslim edilen kaza ya da hastalık belgelerini, özellikle de otopsi raporlarını inceleyerek tüm Türkiye’de meslek hastalığı ya da iş kazası sonucu ölen binlerce SSK‘lı işçinin meslek hastalığı ya da iş kazası sonucu ölüp ölmediğine karar veriyor ve geride bıraktığı eşiyle çocuklarına son derece yetersiz düzeyde maaş bağlıyor, bu maaşı zaman zaman çıkarılan bakanlar kurulu kararnamelerine göre arttırıyorduk.

Bilgisayarın henüz kullanılmadığı o koşullarda hafta içindeki 8 saatlik günlük çalışma süresine ek olarak her gün 2, Cumartesi günleri 8 ve Pazar günleri 4 saat fazla mesai yaparak üzerimize düşeni yapmaya çalıştığımız bu işin bana yüklediği ağır sorumluluk ve bu sorumluluğun karşılığını yeterince verememekten kaynaklanan sıkıntılar, örneğin kısa sürede maaş bağlayamadığımız durumlarda karşımıza gelen kadın ve çocukların beş kuruşa muhtaç halleriyle karşımıza gelip yakınmaları; hatta, açlık, yorgunluk ve çaresizlikten bayılmaları bir süre sonra bende tükenmişlik sendromunun ortaya çıkmasına neden olmuştu. Ancak bütün bunlara rağmen bu yoğun, yorucu ve yıpratıcı işin getirdiği değerli bilgi ve birikimleri işten izin alarak devam ettiğim sosyal güvenlik ve iş hukuku yüksek lisans programında hocalarıma ve arkadaşlarıma aktararak kuram ile uygulama arasındaki ilişkiyi kurmaya ve o güne kadar işçi sınıfı adına savunduğum şeyleri öznesi işçi ve ailesi olan bir uygulama içinde hayata geçirmeye çalışıyordum.

Bu çabadan geriye kalan en değerli anım ise, o tarihlerde İzmir‘de gündeme gelen Tariş Direnişi sırasında fabrikayı işgal eden işçilerden birinin çatıdan düşüp ölmesi ile ilgili olayda bunun bir iş kazası olduğunu şef yardımcıma, şefime, müdür yardımcıma ve müdürüme kabul ettirmek için tam 4 ay uğraşıp eş ve çocuklarına maaş bağlayarak kendimce zafer kazandığım mücadele ile ilgilidir.

İlk çalıştığım bina, Ankara‘nın Sıhhiye semtindeki Mithatpaşa ve Süleyman Sırrı caddelerinin kesiştiği köşede yer alıp, şimdilerde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)‘na ait Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı‘nın bulunduğu eski tarihi binaydı. Bu binanın dördüncü katında 1 şef, 1 şef yardımcısı, 3 memur ve 3 işçi olarak 6 kişinin birlikte çalıştığı ofisin tam karşısındaki binada, öğrenciyken Ankara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) ve Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) isimli gençlik örgütlerinin kuruluş toplantılarına katıldığım DİSK‘e bağlı Maden İş ve Genel İş sendikalarının bulunduğu apartman vardı.

İşe başladığım tarihten 8-9 ay sonra çalıştığım binanın hemen arkasında modern mimariye uygun olarak yapılan ve üç büyük bloktan oluşan 7 katlı büyük bir binaya taşındık. Geçtiğimiz yer binanın 4. katındaydı ve çalıştığımız mekan ortadaki büyük beton direklerin arasındaki koskocaman bir salondan oluşuyordu. Bu salona bizim servisle diğer üç servisi yerleştirmişlerdi. Açık ofis adı verilen bu düzenlemede müdür ve müdür yardımcıları bizlerden cam bölmelerle ayrılmış durumdaydı; ama, bizim bütün hareketlerimizi izleyip konuştuklarımızı duyabiliyorlardı. Böylelikle George Orwell‘ın 1984‘de gerçekleşeceğini söylediği totaliter düzende; yani, müdür-müdür yardımcısı-şef-şef yardımcısından oluşan “Büyük Biraderler” zinciri sayesinde ve her bir servisin kendi içindeki işleyişiyle servisler arasında ilişki ve etkileşimi dikkate alınmaksızın 1977 yılında; yani, kehanete konu olan 1984‘den 7 yıl, sonunu getirmek üzere olduğumuz 2025 yılından tamı tamamına 48 yıl önce Türkiye‘nin payitahtı Ankara‘da oluşturulan bir açık ofis düzenlemesi sayesinde, bugünün mobesesi ya da gizli kamerası yerine koyabileceğimiz “Büyük Biraderler” tarafından izlenen enterne edilmiş mükemmel bir gözetim sahasında çalışmaya başlıyorduk.

Bu şekilde bir süre çalıştıktan sonra hem biz çalışanlardan hem de yöneticilerden kaynaklanan işe odaklanamama, dikkat dağınıklığı, her bir servis ve bireyden kaynaklanan uğultu ve hatta gürültü sonucu ortaya çıkan duyma sorunları nedeniyle servisler aralarına cam bölmeler yerleştirilerek ya da bölmelerin yüksekliği arttırılarak içinde 60-70 kişinin çalıştığı o koskocaman açık ofis kendi içinde bal peteğinin gözlerine benzeyen küçük odacıklara bölünmüş, böylelikle her birimiz eski ofisimize göre daha çok yorulup sinirlenir hale gelmiştik.

Bütün direnme gücümü tüketip beni masamda biriken yüzlerce dosyayla baş başa bırakan o ortamdan, hocam Metin Kazancı‘nın önerisi üzerine geride kalan burs borcumu ödeyerek müfettiş yardımcısı unvanıyla Yerel Yönetimler Bakanlığı‘na geçmem sayesinde kurtulmuş; ancak orada edindiğim bilgi ve birikimi çalıştığım sürece unutmamıştım.

Bu vesileyle o kısacak memuriyet dönemimde şefim olan Ayhan Hanım‘a, şef yardımcım sevgili Kadriye Şimşek‘e, sınıf arkadaşım rahmetli Osman Ünal‘ın ablası Tülay Uğural‘a, İstanbul’daki 1 Mayıs 1977 kutlamasına birlikte katılıp ardından gelişen olayları birlikte yaşadığımız devrimci arkadaşım Özcan‘a, sevgili küçük Ayhan‘a, sevgili Bilgen ve Semiha hanımlara -beni duysunlar ya da duymasınlar- iyi ki birlikte çalışıp birbirimizi tanımışız düşüncesiyle en derin sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki açık ofisin oyun alanı ve oyuncuları…

Gelelim son bir kaç haftadır, (ben bundan tam 48 yıl önce Ankara‘daki SSK Genel Müdürlüğü binasında bir açık ofis deneyimi yaşamışken)”Büyükşehirdeki makam odalarını kaldırıyoruz“, “İzmir Büyükşehir’de makam odası devrimi“, “Kamuda ilk açık ofis“, “Kamuda Türkiye ilki: Açık Ofis… Başkan Tugay’a sordum!” (1) gibi buram buram cehalet kokan gazete başlıkları ve sosyal medya paylaşımlarıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi daire başkanlarının Kültürpark‘taki hangarlardan birinde elden geldiğince lüks bir çalışma ortamı yaratılarak zorla bir araya getirilişi olayına…. Ama ondan önce açık ofis nedir, ne değildir, açık ofisin yararları ve zararları nelerdir gibi konular üzerinde düşünüp tartışmaya başlayalım derim…

Fabrikalarda işçiye nefes aldırtmayan Taylorist üretim süreçlerinin ofislere yansıyan izdüşümü: İlk açık ofisler…

Antik Mısır’daki katipler ile Ortaçağ rahiplerinin kayıt ve arşiv alanı olarak kullandıkları “scriptourium“ların habercisi olduğu söylenen açık ofisler, 1950’li yıllarda ortaya çıkan ve popülerliği 1970’li yılların başında giderek artan bir işyeri düzeni biçimdir. Bu düzen, kapalı işyeri düzenine göre değişime açık olması, bireyler, gruplar ve birimler arasındaki iletişimi kolaylaştırması, çalışanların moral ve üretkenliğini arttırması; ayrıca, daha az maliyetli olması nedeniyle tercih edilmiştir.

Ancak işyerinde açık ya da kapalı çalışma düzenlerinden hangisinin uygulanacağına dair seçimin orada çalışacak olanlar yerine hiyerarşik olarak bağlı olduğu iktidar sahibince yapıldığını dikkate aldığımızda, asıl amacın en kısa sürede en fazla verim ve kazanç temin etmeyi amaçlayan bir anlayışa dayandığını görürüz. İşte o nedenle de, açık ofis düzeninde, bu düzene geçişin düşünülüp tartışıldığı zamanlarda çalışanlarla bu alanda araştırmalar yapan bilim insanlarının görüş, düşünce ve önerilerini öğrenip; hatta bu konuda pilot araştırma ve uygulamalar yapılıp her hizmet biriminin kendi iç işleyiş ve iş akış süreçlerinin; ayrıca, bu süreç ve birimlerin karşılıklı ilişki ve etkileşimlerinin dikkate alınması gerektiğinden; bunlar yapılmadan sadece belediye başkanının tek yanlı otoriter kararıyla uygulamaya konulan bu düzenin, 1970’lerden bu yana değişip demokratikleştiği söylenen yönetim anlayışı çerçevesinde, çalışanların çalıştıkları mekânla ilgili karar ve uygulamalara aktif katılımını öngören çağdaş eğilimlere aykırı bir tutum olduğu söylenebilir.

Birbirinden yalıtılmış kübik açık ofisler

Çünkü kapalı çalışma ofislerinde görev yapıp 2-3 sekreter çalıştıran; ayrıca, her birine farklı belediye şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği ile makam arabası verilen; böylelikle, aldığı yüksek maaş ve ücretlerin yanında edindiği çalışma koşulları nedeniyle çalıştırdığı personele göre daha ayrıcalıklı bir konuma düşen ve bu nedenle kendini bu nimetleri sunan belediye başkanına borçlu hissedip o ne isterse yapmaya hevesli “kurşun askerler” yaratmayı hedefleyen bir düzenin emir kullarının başlangıçta rızası alınmamış, onlara sorulmadan böylesi bir düzenin kurulmasına karar verilmiştir.

Nitekim İYTE Cemaati‘nin belediyedeki başı olarak, “DüşkünTARKEM A.Ş. kurucusu ve “kent simsarıUğur Yüce‘den büyük destek alan İzmir Planlama Ajansı (İZPA) başkanı Koray Velibeyoğlu‘nun tüm itirazlarına rağmen bu düzen, emir-komuta zinciri içinde belediye başkanının isteği ve baskısıyla kabul edilmiş; böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin üst yönetimi, adeta Koray Velibeyoğlu‘nu haklı çıkarırcasına hesapsız kitapsız tasarlanan yeni bir maceranın peşinden koşar adım gitmeye başlamıştır. (2)

Öte yandan, 16 Eylül 2020 ve ondan sonraki değişik (7 Nisan 2021, 12 Aralık 2021, 11 Şubat 2022, 27 Temmuz 2023, 28.11.2025) tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Birimlerimiz” bölümünde yazılı bilgileri dikkate alarak hazırladığım aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere; daire başkanlarıyla şube müdürlerinin ve bunlara bağlı memur ve işçilerin sayılarıyla bunlara ait personel harcamalarının 2020 yılından bu yana devamlı arttığı, kadın çalışan sayısı ve oranının ise devamlı azaldığı bir süreçte, tasarruf adına yapılabilecek en akıllıca hareket, sayısı devamlı arttırılan daire başkanı ve şube müdürü sayılarını azaltmak iken bu yola gidilmeyip bunların tek bir salonda toplanarak sekreterleriyle makam araçlarının ellerinden alınmasındaki asıl amacın, tasarruftan çok belediye başkanının daire başkanlarını kendi eteği altında toplayarak daha güçlü olma arzusunda olduğunu göstermektedir.

Gerçeği söylemek gerekirse, daire başkanı olmak ya da olmamak belediye başkanının iki dudağının arasından çıkan talimatlarla mümkün olduğundan, tepeden inme bir şekilde getirilen bu karara bir iki itiraz dışında tümü, tüm daire başkanları ellerindeki daire başkanlı makamını kaptırmamak endişesiyle ses çıkarmamış, ses çıkarmaya cesaret edememiş, önüne konulanı yemeye hazır olduğunu göstermiştir. Ancak kulağıma gelen taze bilgilere göre çoğu daire başkanı kendisine bağlı şube müdürlüklerinde “zula” olarak nitelenebilecek yerler hazırlamaya, çok sıkıştıklarında ya da sıkılıp bunaldıklarında orada kalmayıp “ben şube müdürlüğümde çalışacağım” bahanesiyle ortadan kaybolabileceği kovuklar, kuytu köşeler hazırlamaya başlamış. O nedenle yakın zamanda onların çalışacağı iddia edilen hangarlardaki o açık ofise gittiğimizde çoğunun orada olmadığını görmeye hazır olmalıyız diye düşünüyorum. (3)

Yurt içinde ve dışında yapılan tüm bilimsel çalışmalar, açık ofis çalışma düzeninin iddia edildiğinin aksine çalışanın performansı ve iş memnuniyeti ile psikolojik rahatlığını olumsuz yönde etkileyip dikkat kaybı ile odaklanamamaya yol açan, aşırı ses ve gürültü nedeniyle çalışanlarda gizli işitme kayıpları yaratan, kurumun ve birimin gizli bilgileriyle ilgili ihlallere yol açabilecek, çalışanların kişisel olarak ihtiyaç duydukları görsel ve işitsel mahremiyet ihtiyacını karşılayamayan, buna bağlı olarak verimliliği azaltan bir sistem olarak karşımıza çıktığını göstermektedir. Bu duruma inanmayanlar ya da ayrıntısını merak edenler, yazımın son bölümünde “Meraklısı için” adıyla listelediğim yayınları okuyabilirler.

Gelişen büro ve iletişim teknolojisinin geliştirdiği açık ofisler

Açık ofis kavramı 2001 tarihli iki Ekşi Sözlük paylaşımında şu şekilde tanımlanıyor:

İşte o nedenle, açık ofisin İzmir Büyükşehir Belediyesi uygulamasını yere göğe koyamadan metheden, ardından da bunun yüklü faturasını belediyenin basın danışmanlığına teslim eden yerel basınla sosyal medya methiyeleri yerine bu alanda yapılmış ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmaları gösteren literatürle Ekşi Sözlük‘ün 13 sayfasına sığdırılan paylaşımlara bakmak bile yeterli olacaktır…

Ayrıca belediyeler gibi yöneticilerin halkla iç içe geçmesi, sıkı ilişki ve bağlantılar kurması gereken kurumlarda, özellikle basın ve halkla ilişkiler, zabıta, imar, kültür ve sosyal ilişkiler gibi halkla birebir temas eden hizmet birimlerinde, onların daire başkanlarını kendi şube müdürlüklerinden yalıtıp belediye başkanına fiziki olarak yakın, o nedenle de onun her an kolaylıkla denetleyebileceği koğuş benzeri sessiz, sakin, nezih ve lüks ortamlara taşımak hizmetin kalitesini arttırmayı amaçlayan iyi yöneticilik pratiği olmak yerine işleri işin içinden çıkılmaz hale getiren bir iş bilmezin darbesi olarak kabul edilmelidir.

Çünkü daire başkanlarının, kendisine bağlı şube müdürlükleri eliyle yapılan işlerin tanımı, bu işlerin yapılma sürecini, bu süreç içindeki birbirini izleyen aşamaları, daireler ve şube müdürlükleri arasındaki ilişki ve etkileşimleri dikkate almadan, bu konularda araştırma ve analizler yapmadan ve sadece daire başkanlarıyla toplantılar yaparak tümünü adeta bir çuvala tıkıp “biz devrim niteliğinde bir iş yapıp açık ofis kurduk” demek aslında bu işi yapanın bu işten tek bir kelime bile olsun anlamadığını göstermektedir. Örneğin İtfaiye Dairesi Başkanını Tepecik‘teki tüm birimlerinden ya da Makine, İkmal Bakım ve Onarım Dairesi Başkanını emrindeki atölye ve depolardan alıp hangarların birindeki bir odaya tıkıştırmak, yapsa yapsa bu işin cahili olan belediye başkanlarının yapacağı ve o nedenle de en kısa sürede tekrar eski haline, belki de içinden çıkılmaz bir kaosa dönüşecek bir iş olacaktır.

Ayrıca Kapitalist sistem içinde işçilerin sömürü mekânı olarak bilinen atölye ve fabrikalardaki Taylorizm esaslı açık çalışma düzeninin, “modern“, “yenilikçi” gibi sıfatlarla emekçilerin çalıştığı hizmet bürolarına taşınması aslında emeğin daha fazla kontrol altına alınarak daha fazla sömürülmesi anlamına gelmektedir. Buna bir de iş süreçlerinin kamera ile izlendiği çağdaş izleme, gözetleme ve baskı mekanizmalarını eklediğimizde, bu çalışma şeklinin her geçen gün nasıl 1984 romanında anlatıldığı şekilde baskıcı ve otoriter bir düzene dönüştüğü görülebilir.

En kısa sürede en fazla kar anlayışıyla yola çıkan Taylorizmin geldiği nokta!

Aynen büyükbaş hayvan çiftliklerinde, hayvanlara geniş otlak ve meralarda dolaşıp otlama imkânı verilmeksizin bulunduğu yerde beslenip bulunduğu yerde sağılması, bunu yaparken de süt verimini arttırmak amacıyla müzik dinletilip su içtikleri arklara arıtılmış su verilmesinde olduğu gibi… Tıpkı açık ofis ortamında çalışmalarından daha fazla hizmet alınıp daha fazla artı değer elde edilmesi için ortamın daha fazla ısıtılıp havalandırılmasında, daha fazla aydınlatılıp dekoratif yeşil bitkilerle süslenmesinde, emekçinin kendini evinde gibi hissetmesi için özel bir çaba gösterilmesinde olduğu gibi…

……………………………………………………………………….

Meraklısı için makaleler…

1) Çağatay, K., Yıldırım, K., Arı, P., (2022) “Açık Ofislerin İç Düzeninin Çalışanların Memnuniyet Değerlendirmelerine Etkisi “, 5. International Social Sciences and Innovation Congress, 11-12.11.2022, s. 563-573

2) Evans, G. W., & Johnson, D. (2000). “Stress and open-office noise“. Journal of Applied Psychology, 85(5), 779–783. https://doi.org/10.1037/0021-9010.85.5.779

3) Gerçek, M. (2019) “Geleneksel ve Yenilikçi İşyeri (Ofis) Düzeni Türlerinin Çalışanlar Üzerindeki Etkileri, Karşılaştırmalı Bir Derleme Çalışması“, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 55, Ocak-Nisan 2020, s.91-116

4) Gerçek, M. (2022), “Çalışanların Gözünden Açık Ofis Deneyimi – Nitel Bir Araştırma“, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 23 (1), 2022, s.149-163

5) Göçer, Ö., Karahan, E., Oygür İlhan, I. (2017)”Esnek Çalışma Mekânlarının Çalışan Memnuniyetine Etkisinin Akıllı Bir Ofis Binası Örneğinde İncelenmesi“, Megaron Dergisi 2018, Cilt 13/1, s.39-50

6) Hedge, A., “The open-plan office: A systematic investigation of employee reactions to their work environment”, Environment and Behavior, 1982 – journals.sagepub.com, September 1982.

7) Noraslı, M., Köse Doğan, R., (2020) “Çağdaş Ofis Tasarımı Bağlamında Bee Renderin Tasarım Ofisi”, Artium 8/1, s. 1-10.

8) Öztürk, P., Özcan, U., (2025) “Açık Plan Ofis Alanlarındaki Fiziksel Konforun Kullanıcı Verimliliği Üzerindeki Etkisi“, Gazi Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Dergisi, 40:2, 2025, s. 847-861

9) Robert W. M., Kent F. Spreckelmeyer, “Evaluating Open and Conventional Office Design“, Volume 14, Issue 3, May 1982, https://doi.org/10.1177/0013916582143005

Meraklısı için bilimsel tezler…

1) Ağır, S. D., Açık Ofis Ortamlarının Gizli İşitme Kaybı Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2021, İstanbul.

2) Avşaroğlu Dirim, A., Açık Ofislerde Fiziksel Çevre Faktörlerinin Kullanıcıların Algısal Performansı Üzerine Etkileri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Temmuz 2010, Ankara.

3) Civelek, S., Açık Ofis Mekan Organizasyonu Oluşumunda Esnek ve Değişebilir Yaklaşımlar, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2021, Ankara.

4) Mestan, A., Açık Ofis İç Mekan Kullanıcıların Algısal Değerlendirmeleri Üzerindeki Etkisinin Belirlenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Nisan 2019, Ankara.

5) Sade, S., Açık Ofis Tasarımlarında Performatif Kişisel Mekan Örgütlenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2014.

6) Yılmaz, G., Açık Ofislerin İç Mekan Çevresel Faktörlerinin Kullanıcıların Algısal Değerlendirmeleri Üzerindeki Etkilerinin Tespit Edilmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Haziran 2016, Ankara.

Kaynaklar

(1) Sercan Avcı, “Kamuda Türkiye ilki, açık ofis, başkan Tugay’a sordum“, Gerçek İzmir Gazetesi, 25.11.2025, https://www.gercekizmir.com/yazar/Kamuda-Turkiye-ilki-Acik-Ofis-Baskan-Tugay-a-sordum/827

(2) Alper Temiz, Tugay’ın açık ofis kararı yöneticileri karıştırdı, felaket olur, uygulanamaz“, Sonmühür Gazetesi, 21.11.2025, https://www.sonmuhur.com/tugayin-acik-ofis-karari-yoneticileri-karistirdi-felaket-olur-uygulanamaz

(3) Başkan Tugay: makam odalarını kaldırıyoruz“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 1 Kasım 2025, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/baskan-tugay-makam-odalarini-kaldiriyoruz/57209/156

Otopark hizmeti İZELMAN yerine belediye tarafından verilmelidir!

Ali Rıza Avcan

İzmir‘deki otopark sorununu ele aldığım yazı serisinin geçtiğimiz haftaki ilk bölümü beklediğimden fazla ilgi görüp çeşitli tartışmalara konu oldu.

Böylelikle motorlu araç sahibi olmayan çoğu insanın küçümseyip önemsemediği bir konunun aracını park edecek yer bulamayan ya da İZELMAN‘ın uyguladığı yüksek otopark ücretlerinden yakınan araç sahipleri açısından ne ölçüde önemli olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Bu arada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) de ülkemizdeki ve İzmir‘deki yeni araç sayılarıyla ilgili verilerini açıkladı ve böylelikle 2025 yılı Eylül ayında İzmir‘de trafiğe çıkan araç sayısının Ekim ayında 10.685 araçlık artışla 2.071.425’e ulaştığını öğrendik.

Soru: Daha nereye kadar?, Fotoğraf: Andy Arthur

Evet, geçen haftadaki yazımda da belirttiğim gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile diğer 30 ilçe belediyesinin trafiğe çıkan 2.071.425 adet aracın tümüne otopark yeri sağlamak gibi bir yükümlülüğü olmamakla birlikte; bir yandan, araç sahibi 2.071.425 İzmirli ile araç sahibi olmayan 2.421.817 İzmirli arasında belediyelerce yapılan otoparkların harcamalarına katılma açısından adaletin sağlanması, diğer yandan da başta yollar ve kaldırımlar başta olmak üzere kamusal alanlara park eden araçlar nedeniyle araç trafiğini kolaylaştırmak ve yaya haklarını korumak amacıyla artan araç sayısı ile paralel bir şekilde kent merkezi dışında bu araçların park edebileceği uygun yerlerin bir an önce oluşturulup araç sahiplerinden uygun miktarlarda otopark ücreti alınması ya da toplu ulaşımın daha fazla kullanılması koşuluyla motorlu taşıt araçlarının kent merkezine girişlerinin kısıtlanması gerekiyor.

Kent içinde trafiğe çıkan motorlu araç sayısı ile mevcut otoparkların yetersizliği arasındaki dengesizliğe ilave olarak, son yıllarda ortaya çıkan diğer bir belâ; yani, kentin her yerine, her köşesine pervasızca park edip yıllarca orada park eden motorlu ve motorsuz binlerce karavanla neoliberal zihniyetin bu sorun olan “ulaşım” kavramıyla “kamusal” olanı tu kaka ederek bir kent sorunu olmaktan çıkarması ve bir yerden bir yere gitmeyi bireyin istek, arzu ve keyfine dönüştüren “hareketlilik” kavramını piyasaya sürmesi, bu kavramın gönüllü pazarlamacılığı üstlenen başta akademisyenler olmak üzere planlamacılar ve belediye bürokratları tarafından kabul görüp ulaşım planlarının baş köşesine yerleştirilmesi ve bu bağlamda kentte hareket eden her şeyin kutsaması ile birlikte sayısı denetimsiz bir şekilde artan elektrikli e-scooter ve bisikletlerle e-motorlar ulaşımı içinden çıkılmaz hale getirdiğinde belediyeler üzerindeki mevcut yükün daha da arttığını görürüz.

Belediyelerce mahalle aralarında büyük bir maharetle yaratılan cep şeklindeki otoparklara park edip günlerce, aylarca; hatta, yıllarca orada kalan motorlu taşıt araçlarından ve karavanlardan ücret alınmadığını biliyor musunuz?
Bölgedeki araç sahiplerinin kullanması amacıyla yakınındaki bir yeşil alanın kemirilmesi suretiyle yaratılan en az 10 araçlık bu otoparktan ücret alınmadığını biliyor musunuz?

Kentlerdeki otopark hizmetleriyle ilgili sorunları daha etkili bir şekilde çözmek ve kentlerin uygun yerlerinde yeterli düzeyde otopark yapılmasını sağlamak amacıyla motorlu taşıt aracının fabrika çıkışı ya da ithali sonrasındaki satışı sırasında, o taşıt aracının hangi kentte, hangi koşullar altında kullanılacağı hususu dikkate alınmadan yüksek vergiler almayı ve buna ek olarak kentteki yeni bina yapımlarında bina sahibine otopark yapma zorunluluğu getirilmesini, bu sağlanamadığı takdirde belediyelerce genel otoparkların yapılması amacıyla ayrı bir fonun oluşturulmasını ve bu fondaki paranın sadece otopark yapımına harcanmasını öngören ve günlük pratik içinde çoğu kez çalışmayan ya da çalıştırılmayan mevcut sistemden vazgeçerek, aracın hangi kentte hangi koşullarda kullanıldığını, bu bağlamda otopark ihtiyacının hangi kentlerde ortaya çıktığını dikkate alan daha güncel ve pratiğe daha yakın bir yaklaşımla kentte yaşayan ve çalışan her araç sahibinden her yıl motorlu araç vergisine benzer bir verginin belediyelerce alınmasını ve bu şekilde tahsil edilen verginin sadece otopark yapımına tahsis edilmesini, otopark yapımlarında o bölgede bulunan vergi mükelleflerinin dikkate alınmasını sağlayan bir sistemin oluşturulması sağlanabilir.

Tabii ki bunu sağlamak amacıyla öncelikle otopark hizmetinin bir kamu hizmeti olduğunu kabul ederek; hizmeti, ticareti ve kârı ön plana alan, özellikle de şehir içi yolların bir şeridinde yaratılan uyduruk otoparklarda görevlendirilen işçilerin maliyetini karşılamak amacıyla otopark ücretlerini devamlı arttıran, bazı hatırlı semt, meslek mensubu ve şahıslara ait ücretleri düşüren, bunu yaparken de yurttaşlar arasında ayrımcılık yapmaktan çekinmeyen belediye şirketleri yerine işi doğrudan doğruya belediyede boş boş oturup çalışmadığı söylenen kamu görevlilerine ve bu görevlilerin hiyerarşik olarak bağlı olduğu birimlere yaptırmak gerekmektedir.

İzmir’in orta yerinde, Kemeraltı’nın girişindeki bu binlerce aracın park ettiği katlı otoparkın belediyece ruhsat alınmadan yapıldığını ve halen ruhsatsız olduğunu biliyor musunuz?

Ayrıca bunu yaparken kentteki otopark mafyasını besleyen mevcuttaki yüzlerce kaçak otoparkı yok etmek, yerleşim alanları içindeki çocuk oyun alanlarıyla mahalle parklarının içine araçların park etmesi amacıyla cep şeklinde yapılan otoparklar kullanımlarını ücrete bağlamak, başka bir deyimle tüm otoparkları belediye denetimine almak da gerekmektedir.

Tabii ki, bunu yapabilecek bilgi, birikim, deneyim ve beceriye sahipseniz…

Tabii ki laf ebesi gibi bol bol konuşmaktan çok sessizce hizmet vermeye değer verip işinizi yapıyorsanız…

Tabii ki “kamu hizmeti“, “kamu yararı“, “kamu kaynağı” ve “kamu zararı” gibi toplumsal mücadelenin kavramlarını kabul edip şirketleri bu işten alabiliyorsanız…

Tabii ki, şirketler ve onların kârı yerine halkın; yani, kamunun menfaatlerini düşünüyorsanız…

İzmir: Artan araç sayısı, yetersiz otopark kapasitesi…

Ali Rıza Avcan

Bu haftaki yazımla gelecek haftalardaki yazılarımda İzmir‘de yaşadığımız otopark sorununu ele alarak; hem bu konu ile ilgili mevzuat hükümlerini, hem de bu konuda yaşananları dikkate alarak geliştirmeye çalıştığım çözüm önerilerini anlatmaya çalışacağım.

Bunu yapmadan önce de, konuyu düzenlemek amacıyla TBMM tarafından kabul edilen ya da bu yasalara göre çıkarılan yönetmelik hükümlerini, yazının ilerdeki bölümlerinde yer alacak hukuki değerlendirme ve tartışmalara temel yapmak üzere hatırlatacağım:

Toplu ulaşımın başarısız olduğu her yerde bireysel araç kullanımı artar ve otoparklar ağzına kadar dolar…

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun 7. maddesinin (l) fıkrası hükmüne göre, “kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek” büyükşehir belediyelerinin, yine aynı maddenin son fıkrası hükmüne göre, “bölge otoparkı, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek” büyükşehir kapsamındaki ilçe belediyelerinin görevidir.

5216 sayılı yasanın 26. maddesine göre büyükşehir belediyesi kendisine ait otoparkları işletebilir ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmek üzere devredebilir. Ancak, belediye şirketlerince işletilen bu yerlerin üçüncü kişilere devredilmesi, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘nun hükümlerine göre yapılacaktır.

Otopark hizmeti konusunu düzenleyen 5216 sayılı kanunun “belediyeler arası hizmet ilişkileri ve koordinasyon” başlıklı 27. maddesinin son paragrafında ise, “İmar mevzuatı uyarınca belediyelerin otoparkla ilgili olarak elde ettikleri gelirler beş yıllık imar programına göre hazırlanan kamulaştırma projesi karşılığında bölge otoparkı için gerekli arsa alımları ile inşasında kullanılır. Bu gelirler bu fıkrada belirtilen amaç dışında kullanılamaz” hükmü bulunmaktadır.

Her gün trafiğe çıkan yeni taşıt araçlarının artması…

Otopark hizmeti konusunun ele alındığı diğer bir kanun ise 3194 sayılı İmar Kanunu‘dur. Kanunun 37. maddesine göre; imar planlarının düzenlenmesi sırasında planlanan yerleşimin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli otopark yerleri ayrılır. Otopark ihtiyacı bulunan bina ve tesislere gerekli otopark yeri ayrılmadıkça yapı izni, otopark yapılmadıkça da kullanma izni verilmez. Kullanma izni alındıktan sonra otopark yeri, plana ve yönetmelik hükümlerine aykırı olarak başka maksatlara ayrılamaz. Bu fıkra hükmüne aykırı hareket edildiği takdirde, ilgili idarece yapılacak tebligat üzerine en geç üç ay içerisinde bu aykırılık giderilir. Mülk sahibi tebligata rağmen müddeti içerisinde gerekli düzeltmeyi yapmaz ise, belediye encümeni veya il idare kurulu kararı ile bu hizmet ilgili idarece yapılır ve masrafı mal sahibinden tahsil edilir.

Aynı kanunun 44. maddesinin III. bendinde ise otopark yapılması gereken bina ve tesisler ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikte tespit edilir hükmü bulunduğu için bu hükme uyularak düzenlenen Otopark Yönetmeliği, 15 Eylül 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu yönetmelik, büyükşehir belediyeleriyle nüfusu 10.000 ve daha fazla olan yerleşmelerde; ayrıca, nüfusu 10.000’den az olmakla birlikte imar planı onaylanmış yerleşme ve alanlarla imar planı bulunmamakla birlikte bu yönetmeliğin uygulanacağına karar alınan bütün yerleşmelerde, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 15 Eylül 2018 tarihinden sonra yapı ruhsatı düzenlenmesi ve binalarda araçların yol açtığı parklanma ve trafik sorunlarının çözümü amacıyla otopark yapılmasını gerektiren bina ve tesislerde otopark ihtiyacının miktar, ölçü ve diğer koşullarıyla ilkelerini belirlenmiştir.

17 maddeden oluşan ve kabul edildiği tarihten bu yana geçen 7 yıl içinde 12 kez değiştirilen 2018 tarihli Otopark Yönetmeliği‘ni daha ayrıntılı incelediğimiz takdirde;

5216 ve 3194 sayılı kanunlarda yazılı olduğu şekilde, ihtiyacı karşılamak üzere imar planlarında gösterilen otopark alanlarını verimli ve etkin bir şekilde işletme anlayışından neredeyse vazgeçildiğini, kentlerde sayıları her geçen gün artan taşıt araçlarına yer bulmak kaygısıyla her iki kanuna aykırı bazı düzenlemelerin yapıldığını görürüz.

Bırakayım mı, bırakmayayım mı?

Örneğin yönetmeliğin “yol üstü (yol boyu) araç park yeri” tanımı imar planlarında kamu yolu olarak belirlenmiş cadde ve sokakların bir şeridinin yatay ve düşey işaretlemeler yapmak suretiyle otopark olarak kullanılabileceğini ifade etmekte ya da insanların esenlik ihtiyacını karşılamak amacıyla oluşturulan yapıların çevresindeki bahçeleri kemiren ortak otopark uygulamalarına yol açılmakta; böylelikle, kamunun genel kullanımına açık yol ve alanların 5216 ve 3194 sayılı kanunlara aykırı olarak özel araç sahiplerine tahsis edilmesini sağlamaktadır.

Aslında söz konusu yönetmeliğin yedi yıl gibi kısa bir süre içinde 12 kez değiştirilmesi bile yapılan düzenlemelerin artan taşıt aracı ve otopark ihtiyacı nedeniyle nasıl esnetilip tahrip edildiğini göstermektedir.

Tabii ki bu esnetmeye imar planlarının yapılmasında ya da değiştirilmesinde veya belediyelerce yürütülen fiili uygulamasında göz yumup izin veren; başka bir deyimle, mevcut mevzuata aykırılıkları dahil ettiğimizde karşımıza gerçekten kangrene dönüşmüş bir sorun çıkmaktadır.

Bu duruma örnek olarak, halen oturmakta olduğum 10 yaşındaki yeni binanın 1 metre kazılsa suyun çıktığı bataklık bir arazide yapılması nedeniyle yağmurlu havalarda su içinde kalan zemin altı otoparklara hiç bir taşıt aracının girememesini ya da 10 daireli binanın müteahhidi olduğunu daha sonradan öğrendiğim Mehmet Cengiz‘in amca oğlu Ahmet Cengiz‘in bu bina için yüksek miktardaki otopark ücretini ödememek amacıyla zemin seviyesinin altındaki otoparklara taşıt aracının girebilmesi için projesinde gösterilen duvarı örmeyişini en yakından deneyimlemiş biri olarak gösterebilirim. (1)

Yağmurla birlikte su içinde kalan yeraltı otoparkları…

Gelelim İzmir‘deki otopark ihtiyacının nereden kaynaklandığı ve nasıl karşılandığı ya da karşılanamadığı; daha doğrusu bu konudaki yetersizlik konusuna…

Tabii ki otoparka ihtiyaç duyanlar bu kentte yaşayan ya da çalışan insanların milyonlarca lira vererek satın aldığı ya kiraladığı, o nedenle de onlar için çok değerli olan motorlu taşıt araçlarıdır… Aynen bir zamanlar ata binerek seyahat edenlerin atlarını hanlara, kervansaraylara teslim ettikleri gibi arzu nesnesi araçlarını güvenilir kişi ve yerlere; hatta, ne yaptıklarını bile bile çaresizlik içinde otopark mafyasının yönettiği otoparklara bırakırlar… Tabii ki, evlerinin, işlerinin önündeki buldukları sahipsiz bedava yerlere, kamuya ait alanlara park etmeyi fazlasıyla sevip bu tür yerlerin çoğalmasını şiddetle arzularlar… Milyonlarca liraya kıyıp aldıkları lüks arabalarını oralarda tek başına bırakıp arkalarına bile bakmadan gidebilirler…

O araçları üreten, onlara akaryakıt satan ya da malzemesini sağlayan ulusal ve uluslararası sermaye ise o araçların nerelere nasıl park edeceğini düşünmeden siyasi iktidara yaptığı baskılarla belediyeleri otopark yapmaya zorlar… Belediyeler ise araç sahibi olmayanların haklarını dikkate almaksızın araç sahipleri için otoparklar yapmaya, onları memnun etmeye çalışır… Hem de bu işin maliyeti, her geçen gün artan trafik sıkışıklığı ve bu araçların atmosfere saldığı zehirli gazları dikkate almadan… Hem de “sıfır karbon” ya da “sürdürülebilirlik” laflarını gevelemeden…

İzmir, nüfusu ve buna bağlı olarak yollarında dolaşan taşıt aracı sayısı her geçen gün devamlı artan bir kenttir… Hem ülkenin diğer bölge ve illerine göre daha gelişmiş, hem de bu kentteki tüketim ekonomisi hesapsız kitapsız bir düzeye yükseldiği için bu kentteki kişi başına düşen araç sayısı, ülke ortalamalarına göre daha fazladır… Bu durumu da en iyi şekilde 2018-2025 döneminde ülkemizdeki ve İzmir’deki araç sayısı ile kişi başına düşen araç sayılarının gelişimini gösteren aşağıdaki mukayeseli tablodan görmek mümkündür…

Yukarıdaki tablodan da görüleceği gibi, 2018 yılında 1 milyon 394 olan motorlu araç sayısı aradan geçen 7 yıl içinde % 47,83, otomobil sayısı % 39,18 oranında, genel olarak her yıl ortalama % 6,84 oranında artarak 2 milyonu geçmiş durumdadır.

Hem de anlı şanlı profesörlerin, şehircilik hocalarının suya yazılar yazarak hazırladığı “İzmir Modeli“, “Vizyon 2050” ve “Vizyon 2074” gibi afilli plan ve programlardaki motorlu taşıt sayılarıyla ilgili öngörüleri çiğneyip geçerek…

Üstüne üstlük kent bütününde yer alan 30 ilçede havayı kirleten araç sayısı böylesine olağanüstü bir artış gösterirken İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin; daha doğrusu belediyenin yetki verdiği İZELMAN‘ın şirketinin, 2024 yılı ADNKS verilerine göre diğer 19 ilçede yaşayıp çalışan1.481.997 kişiyi; yani, İzmir nüfusunun% 32,99’unu sanki İzmirli değillermiş, İzmir Büyükşehir Belediyesi sanki onların ödediği vergilerden pay almıyormuş gibi sadece 11 metropol ilçede görev yapmakta, ilçe belediyeleriyle işbirliği içinde bir çalışma yürütmemekte ve işlettiği otopark sayı ve kapasitesinde bu artışı karşılayacak ciddi bir yatırım yapmadığını dikkate aldığımızda kentteki otopark sorununun içinden çıkılmaz bir kaosa dönüşeceğini söyleyebiliriz.

Aynen yıllardır katı atık toplama ve arıtma konusunda çözüm bulunmayıp tek bir yatırım yapılmayışı nedeniyle bugün hep birlikte yaşadığımız içinden çıkılmaz durum gibi!

İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde faaliyette bulunan 30 ilçe belediyesiyle ilgili otopark hizmeti verilerinin bilinmeyişinin yanında, İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da İZELMAN tarafından işletilen otoparklarla ilgili verilerin geçmiş yıllarda yayınlanmayışı nedeniyle 2019 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı 2030 ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 28 Kasım 2022 tarihli İzmir Veri Seti rakamlarını; ayrıca, halen İZELMAN‘a ait web sayfasında yer alan rakamları dikkate alarak hazırladığım aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZELMAN, hizmet verdikleri 11 metropol ilçede son yıllarda ciddi bir otopark yatırımı yapmamış, sayıları her geçen gün taşıt araçlarının yarın öbür gün nereye park edeceklerini kendine dert edinmemiştir.

Görüldüğü gibi bir yanda toplam sayısı 2.065.740’a ulaşıp her geçen yıl hızla artan motorlu araç sayısı, diğer yanda da bu araçların ancak 14.797’sine; yani, % 0,72’sine otopark hizmeti sunabilen ve bununla övünüp sudan sebeplerle tarifeleri indirip yükselten bir büyükşehir belediyesi ve onun kangren haline gelmiş otopark hizmeti… Diğer yandan da gerek metropol alan içinde yer alan 11, gerekse bu alan dışında yer alan 19; toplam olarak 30 ilçe belediyesinin otopark hizmeti konusunda kendi başına ya da büyükşehir belediyesi ile birlikte ne yaptığından haberdar olmadığımız, belki de kendilerinin de ilgilenmediği bir bilinmezlik… Karşımıza çıkan bu kötü manzaradan da anlaşılacağı üzere, ismi ister İzmir Büyükşehir olsun, ister İZELMAN olsun 12.012 kilometrekarelik büyük bir alanda hizmet vermekle yükümlü olan bir büyükşehir belediyesi ile 30 ilçe belediyesi bu hizmeti yeterince vermiyor ve gelecekte de vereceğe pek benzemiyor…

Bu durumda tabii ki mevcut otopark kapasitesinin, trafiğe kayıtlı motorlu taşıt aracı kadar olması gerektiğini söyleyip adeta her motorlu taşıt aracına bir otopark yeri ayrılmasını istemiyoruz. Ama kent içi ve dışında bugün itibariyle 2 milyonu aşan taşıt aracı için daha fazla otopark yapılması gerektiğini, otopark yapımı için inşaat sahiplerinden toplanan paraların başka işlere harcanmayıp bu işe harcanması gerektiğini; ayrıca, en iyi çözümlerden birinin kent içindeki trafiği hafifletmek olduğunu bilmekle birlikte -ne hikmetse- her tür otoparkın, özellikle de katlı otoparkların kent içinde yoğunlaştığını görüyoruz.

Devam edecek…

(1) https://www.izgazete.net/luks-araclar-sular-altinda-kaldi-kapali-otoparki-su-basti

UPİ 2030, İzmir Ulaşım Ana Planı, İzmir, 2019.