Aklımıza ne gelirse ya da elimizde ne varsa…

Ali Rıza Avcan

İnsan mekânla ilişkisini, mekân içinde yolunu kaybedip kaybolmayı da dahil ettiğimiz bir süreçte onu tanıyıp öğrenerek kurar.

Böylesi bir ilişkinin kurulması için, önce mekânın kendine özgü niteliklerinin hem kendi bütünlüğü içinde hem de diğer mekanlardan ayrıksılığı ile belirlenmesi ve belirlenen bu özelliklerin kişisel ve toplumsal hafızaya yerleşmesi gerekir.

Karmaşa, kaos, gürültü ve kalabalığın egemen olduğu eski bir Doğu çarşısına gittiğimizde ya da genellikle aynı tür ağaçların bulunduğu bir orman köşesine düştüğümüzde bulunduğumuz yeri belirleyebilmek için öncelikle o mekânın özellik ve farklılıklarının ayırdında olmamız gerekir. Mekân içindeki belirgin, ayırt edici özellikler nedir? Bu özellikler nasıl bir dağılım gösteriyor? Birbirlerinden farklı mı yoksa diğer mekanlardaki özelliklere mi benziyor? Benzeri diğer mekanlardan farklı olduğu noktalar ne? Ben bu mekânın neresindeyim ve onunla nasıl ilişki kuruyorum? gibi…

Yukarıda anlatmaya çalıştığım bu tanıyıp öğrenme süreci, İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı örneğinden hareket ederek; yani Çarşı‘yı ilk kez görüp tanımaya kalktığım 1997-98 yılları itibariyle anlatmaya kalkarsam; İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nı daha önce görüp öğrendiğim benzerleri; yani, İstanbul Kapalıçarşı, Bursa Ulu Çarşı ve Halep Ulu Çarşısı ile karşılaştırdığımı, çarşıyı eski bildiğim kapalı çarşılar üzerinden okuyup anlamaya çalıştığımı, oradan farklı olarak şu var ya da yok diyerek mukayese ederek öğrendiğimi söyleyebilirim.

Gidip geleceğim yol ve yerleri biraz biraz öğrendikten sonra da kendime cami ya da hanları nirengi noktası olarak seçip onun sağında, bunun solunda diye çıkarımlar yaptığımı; ayrıca Kemeraltı ile ilgili harita ve krokilerden yararlandığımı hatırlıyorum.

2004-2007 yılları arasında genel koordinatör olarak görev yaptığım İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘ndeki çalışmalarım sırasında ise, o koskocaman fiziki mekanı insanlarıyla; o insanların arkadaşlık ve dostluk boyutunda acı, sevinç, hüzün ve dramlarıyla öğrenmem mümkün oldu. O nedenle, bugün ölmüş olsa da her gördüğümde Şükrü Tül anısına sırtını sıvazladığım “Uzun Apo” lakaplı Boşnak Abdullah Ruhcan ile bugünlerde eski havasında olmayan bir zamanların havalı ‘Prenses‘ini hiç unutmam ya da dükkanını kapayıp giden veya vefat eden esnaflar birdenbire karşıma çıkacakmışlar gibi hissederim.

Tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nı tanıyalı aradan 24 yıl geçmiş olsa da, oraya gittiğim her gün o koskocaman labirent içinde yeni bir bilmeceyi çözercesine yeni öğrendiğim yerler olduğunu, ben burayı daha önce neden fark etmemişim diye kendi kendime kızarken bugün de yeni bir yerin farkına vardım diye sevindiğimi, kendi sırlarını kolay kolay ele vermeyen ve onları öğrenmek için çaba ve emek isteyen bu Çarşı‘yı her geçen gün daha fazla sevdiğimi biliyorum. O nedenle, bazı arkadaşlarımın söylediği gibi Çarşı içinde dolaştığımda gözlerim daha fazla parlayıp heyecanlanıyorum… Evet, ben de bu durumu biliyor ve o nedenle kendilerini bu Çarşı‘dan sorumlu görüp de; o sorumluluğu “esnaf kurnazlığı” ya da “sınıf atlama gayreti” ile yerine getirmeyip kendisini eskiden “esnaf“, şimdi ise “yatırımcı” olarak görenleri zaman zaman Çarşı‘nın ruhu adına sert bir şekilde eleştiriyor, onlara bu işin doğrusunu ve makulünü göstermeye çalışıyorum. Sanki Çarşı‘nın sahibi benmişim gibi…

Gelelim bugünkü yazımızın konusuna….

Bugünkü yazımda, Kemeraltı‘nda yürüyerek, bisiklete binerek ya da arabayla girip çıkarak o mekânı kullanan herkesin şikayetçi olduğu çarşı zeminin içler acısını ele almak istiyorum…

Bu konuda bir şeyler söyleyebilmek için de bazı doğru tespitleri yeniden hatırlamamız gerekiyor. Bu tespitleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, geleneksel ticaret kültürü ile ekonomik faaliyetlerin tarih boyutunda bir araya geldiği üstü açık bir alışveriş merkezidir.

2. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, değişik işkollarındaki esnafın belirli bölgelerde kümelendiği, bu bölgelerin ticaretin farklı yapısı nedeniyle zemini ve yapılarıyla birlikte zaman içinde birbirinden farklılaştığı ve her bir bölgenin çevresindeki diğer bölgelerle özel ilişkiler geliştirip bütünleştiği tarihi bir çarşıdır.

3. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, Kemeraltı Koruma Amaçlı İmar Planı ile koruma altına alınmış özel bir bölgedir. O nedenle, bu büyük bölge içindeki cadde, sokak ve yapılar kadar bunları çevreleyen yol, meydan, cadde ve sokak zeminlerinin özgünlüklerini koruyacak şekilde ve özel bir ilgiyle korunması gerekir.

Elimde, İzmir Tarih Projesi kapsamında eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan ve sivil toplum kuruluşu kimliğiyle Avrupa Birliği proje ve mali kaynaklarının pazarlamasını yapan kurumun, 2018 yılında Fia Foundation isimli İngiltere kaynaklı yabancı bir finans kurumundan elde ettiği bir fonla İzmir Büyükşehir Belediyesi adına yaptığı; ancak o yıllarda dikkate alınıp uygulanmadığı için bugün itibariyle unutulan “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” adındaki araştırma raporu var. Bu araştırma raporu, Kemeraltı Çarşısı‘ndaki ulaşımı sürdürülebilir boyuta taşıma iddiasında olmakla birlikte; bozuk, karmaşık ve düzensiz olduğunu ifade ettiği çarşı zemini ile ilgili olarak ayrıntılı bilgiler vermemektedir. Örneğin Kemeraltı Çarşısı‘ndaki tarihi dönemlerdeki özgün yer kaplamasının ne olduğuna, bugün gördüğümüz değişik kalitedeki birbirinden farklı zemin döşemelerinin ne zaman yapıldığına, ne ölçüde kullanışlı olduğuna, değişik tür zemin kaplamalarının çarşının hangi bölgelerinde ne kadar yer kapladığına ve kullanıcı memnuniyetine dair tek bir bilgi bu araştırma raporunda bulunmamaktadır… Oysa bu çalışma o tarihlerde Kemeraltı Çarşısı‘nda uygulamaya konulacak Kemeraltı Yayalaştırma Projesi için yürünebilirliğin arttırılması amacıyla bir şeyler yapma iddiasındaydı…

Günümüzde Kemeraltı Çarşısı‘nda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin son günlerde uzatmalı bir şekilde yaptığı 848 (İkinci Beyler) Sokak ile Havra Sokak‘ta kullanılan zemin kaplama malzemesi dahil 6 çeşit malzeme kullanılmış durumda. Yol, meydan ve kaldırımlardaki yürüyüş zeminlerinin çoğunluğunu bitüm esaslı asfalt oluşturmakla birlikte geriye kalan tüm zeminlerin granit parke, beton parke, mineralli parke, kilitli beton parke ve kayrak taşı ile kaplı olduğunu görülmektedir.

848 (2. Beyler) ve Havra sokaklarının yeni zemin döşemesi

Anafartalar Caddesi ve Hisarönü dışında kalan çoğu cadde ve sokağın döşemesi: bitümlü asfalt…

Kilitli parke döşemeler… Belirli yerlerde…

Hisarönü çevresi için uygun görülen zemin döşemesi…

Çok az yerde karşımıza çıkan doğal granit parke döşeme… Ama eski değil, yeni ve özensiz…

Anafartalar Caddesi zeminini kaplayan desenli, beton parke…

Bu konuda Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından hazırlanmış Kemeraltı Koruma Amaçlı İmar Planı ile notlarına baktığımızda bugüne kadar “şu bölgede, şu cadde ve sokaklarda şu şekilde malzeme kullanılacak, şu şu malzemeler kullanılmayacak“, “kullanılacak malzemelerin özellikleri şunlar olacak” şeklinde tek bir kuralın oluşturulmadığını, Koruma Kurulu‘nun aldığı kararlarda zemin uygulamasında genellikle doğal malzemenin seçilmesi konusunda görüş belirtmekle birlikte bu doğal malzemelerin neler olduğu ve hangi özellikleri taşıması gerektiği konusunda bir standardın belirlenmediğini görüyoruz. Anlaşılan o ki, Kemeraltı Çarşısı‘ndaki zemin döşemesi için eskinin özgün doku ve malzemeleri önceleyen net, ayrıntılı bir karar, kural ya da standart bulunmamakta. O nedenle de, zaman zaman yapılan zemin yenilemelerinde projeyi hazırlayan mühendisin aklına ne gelirse ya da o sıralarda hangi malzemeler üretilip piyasada satılıyorsa o malzemelerin kullanıldığını görüyoruz. Aynen 848 (2. Beyler) ve Havra sokaklarının yakın zamanda yenilenen zeminlerinde olduğu gibi…

Bu vesileyle geçtiğimiz yıllarda, daha doğrusu Muzaffer Tunçağ’ın Konak Belediye Başkanı olduğu 2004-2008 döneminde benim de tanık olduğum Hisarönü çevresinin doğal granit parke ile kaplanması üzerine çevre esnafların, “kadınların topuklu ayakkabıları bu taşlara uygun değil, o nedenle parkeleri kaldırın” talebi üzerine parke taşlarının arasına beton dolgu yapılarak zeminin düzleştirildiğini hatırlıyorum…

Ayrıca yakın zamanda kent gözlemcisi dostum Orhan Beşikçi‘nin Anafartalar Caddesi‘nin Basmane bölümündeki yol yapım çalışmaları sırasında görüp fotoğrafını çektiği üstü yeni malzemelerle kapatılmış eski parke taşlarını da hatırlamadan da geçmeyelim…

Evet, insanların bu tür tarihi merkezlerde rahat yürüyebilmesi için zemin malzemesi seçiminde dikkatli olmalıyız; ama bunu yaparken de, ince topuklu ayakkabıları mı, yoksa alışageldiğimiz yürüyüş ayakkabılarını mı dikkate almamız gerekiyor? Böylesi bir soru ya da sorunla karşılaştığımızda buna vermemiz gereken cevap tabii ki, o çevre ya da bölgenin kendine has döşeme malzemesini tercih etmemiz şeklinde olacaktır. Ancak, Cici Park’ın karşısındaki eski Roma yolunu koruma konusunda yıllardır tek bir adım atmayan, o yolun değerli taşları üzerinde semt pazarı kurulmasına ses çıkarmayan belediye yönetimlerinin ya da kurul üyelerinin Kemeraltı zemininin kendine özgün malzemelerle döşenmesi konusunda hassas olmasını ne kadar bekleyebilir, ne kadar onlardan bir şeyler isteyebiliriz?

CHP’nin Aşil topuğu: oybirliği

Ali Rıza Avcan

Aşil (Akhilleus), Homeros’un M.Ö. 720’de yazdığı on altı bin dizelik İlyada (Iliás) destanının yarı tanrı kahramanlarından biridir. Annesi Thetis tanrı, babası da ölümlü bir kraldır. Söylencelere göre Aşil‘e ne ok ne de mızrak işler. Nedeni de annesinin onu ölümsüzlük nehri Styx‘de yıkamasıdır. Ancak Truva savaşının önemli kahramanlarından olan Aşil, bu savaşta, “ölümlü erkeklerin en güzeli” olarak bilinen Truvalı prens Paris‘in attığı zehirli okun topuğuna saplanması nedeniyle ölür. Çünkü annesi onu kutsal nehirde yıkarken topuğundan tutmuş, o nedenle de topuğuna su değmemiştir. O nedenle, bu söylenceden hareketle herkesin ya da her kurumun Aşil’in topuğu gibi en zayıf olduğu bir noktanın var olduğu ve önemli olanın o noktayı fark edip bilmek olduğu söylenir.

Diğer yandan da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in 2019 Mart seçimlerinden bu yana dile getirdiği başka bir sözcük var: “İzmir Vizyon Ortaklığı

İzmir Vizyon Ortaklığı“, Mustafa Tunç Soyer‘in seçim broşürünün Demokrasi başlıklı bölümünde “Merkezi hükümet ile İzmir Vizyon Ortaklığı” kuracağız” şeklinde tanımlanıp bunun nasıl sağlanacağı belirtilmemekte. O nedenle, seçim döneminden bu yana bu “İzmir Vizyon Ortaklığı“, ortaklığın diğer tarafındaki merkezi yönetim istemediği sürece nasıl sağlanacak, şayet kurulursa nasıl yürütülecek, ilçe belediyeleri ile eşit paydaş olarak böylesi bir ortaklığı kuramayan İzmir Büyükşehir Belediyesi bunu merkezi yönetim düzeyinde nasıl sağlayacak şeklinde sorular sorup bu ortaklığın gelecek günlerde ne şekilde somutlanacağını merak edip durduk.

Çünkü İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları merkezi hükümet ile; daha doğrusu partili Cumhurbaşkanı ile açık bir çatışmaya girerken bunun tam tersini yapan Mustafa Tunç Soyer bu ortaklığı böylesi bir çatışmaya girmeden ve kendini teslim etmeden nasıl kuracak ve sürdürecekti, hep bunu merak ettik.

Evet, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul halkını arkasına alıp açık ve net bir şekilde “Kanal İstanbul’a Hayır” derken bu proje için belediyenin de katılımıyla seçim öncesi kurulmuş oluşumlardan ayrılıyor, Kanal İstanbul‘un yapılamayacağını göstermek amacıyla toplantılar düzenleyip raporlar yayınlıyordu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha yavaştan ve derinden gidip, seçilmemesi için açılan davalarla uğraşıyor, adeta “yeniden belediyecilik” sloganına sahip çıkarcasına Ankara‘daki imar yolsuzlukları hakkında işlemler yapıyor, Melih Gökçek‘in israf projeleri hakkında bilgi veriyor ve iktidarla arasına mesafe koyuyordu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer ise büyükşehir belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı ile yaptıkları ilk görüşmede, diğer belediye başkanlarından çok farklı davranışı ve manalı bakışlarıyla öne çıkıyor, basın uzun süre bu “aşk dolu” bakışı eleştiriyordu. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in iktidarla/Saray’la bir sorunu yoktu ve seçim döneminde adeta bir işbirliği mesajı gibi yinelediği “İzmir Vizyon Ortaklığı“nı oluşturmak derdindeydi.

İktidar cephesi ise, aynen Aziz Kocaoğlu‘nun Aşil topuğu olarak nitelenebilecek 397 yıllık dava dosyasının seçim öncesinde artık bundan böyle işe yaramayacağı düşüncesiyle kapatılması sonrasında yeni belediye başkanının zayıf olduğu Aşil topuğunu arıyordu. Kıbrıslı gazeteciyle yapılan görüşme, kayyuma bırakılan belediyeler, İzmir parası İZCOİN ve bayrağı iddiası, HDP ile yakın ilişkiler, belediye binasının gökkuşağının renklerine boyanması, Pagos ve Agamemnon gibi Grek kökenli eski yer isimlerinin kullanılması merakının didiklenişi hep bu arayışın ilk aşamalarıydı. Ama bir yandan da CHP üst yönetiminin büyük proje onayları için kendilerine gelip Saray ve bürokrasisi düzeyinde destek arayacaklarını, buna mahkum olduklarını da biliyorlardı. Bunun ilk denemesi Buca metrosunun onayı ile ortaya çıktı. Ardından da yabancı bankalardan alınacak kredilerin Hazine tarafından onaylanması olayları ile devam etti.

Bu arada, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin projesi olan İzmir Tarih Projesi ve onun başrol oyuncusu TARKEM, önce kayyum operasyonu, ardından da İzmir Ticaret Odası, İzmir Borsası gibi iktidarın dümen suyundaki meslek odalarıyla İzmir Valiliği‘nin ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün şirkete ortak olması, TARKEM‘in UNESCO süreçleri üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ahlaksız teklifleriyle teslim alınması, alan başkanlığına eski bir bakanlık görevlisinin atanması suretiyle proje ve o projenin as oyuncusu TARKEM, belediyenin projesi ve şirketi olmaktan çıkarak iktidarın dümen suyuna girdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in TARKEM yönetim kurulu başkanı olması bile bu fetihçi hareketin sonuç almasını engelleyemedi.

Ama bütün bunların yapılabilmesi için hem İzmir Büyükşehir Meclisi‘nde hem de ilçe belediye meclislerinde iktidardaki CHP ile muhalefetteki AKP arasında uyumlu bir çalışmanın olduğuna, çoğu kararın oybirliği ile alındığına dair bir algının yaratılması gerekiyordu. İzmir’de birbirleriyle iyi anlaşan, işi gerçek siyasi mücadeleye götürmeyen; o nedenle de belediye meclisi toplantıları sonrasında kol kola giren bu iki taraf arasındaki barış, işbirliği ve hatta uzlaşma havası, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ankara‘daki işlerini kolaylaştırıyor, böylelikle usta bir şekilde oluşturulan bağlılık ilişkisi üzerinden belediye yönetiminin iktidarın dümen suyuna girmesi mümkün oluyordu.

Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, sorun olarak tanımlanan birçok konuda iktidarı üzmemek için net bir tavır sergilemiyor; iktidar destekçisi Vestel Holding‘in Pasaport‘taki gökdelenine karşı çıkan meslek odalarıyla sivil toplum örgütleri ve sivil yurttaşlar için “istemezükçüler yatırımcıyı ürkütüyor” deyip topu Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un üstüne atmaya çalışıyor, “Çeşmenin Kanal İstanbulu” olarak adlandırılan Çeşme Turizm Projesi hakkında olumsuz tek bir söz etmiyor, bir yandan kem küm ederken söylemek istediklerini kendisine yakın meslek odalarıyla kent konseylerine söyletmeye, kendisi de suret-i haktan görünmeye çalışıyordu.

Bu pasifist ve oportünist politikanın; daha doğrusu teslim olmuşluğun doruk noktası, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında İzmir’de yıkılan binalara imar mevzuatı ve planına aykırı olarak verilmek istenen ayrıcalıklar konusunda yaşandı. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu’nun marifetiyle, hem merkezi hem de yerel yönetimlerin yıkılan binalarla ilgili sorumluluğunu unutturup gündeme getirmemek amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında kurulan “Kutsal İttifak” sayesinde tüm ilçelerin belirli alanlarında oluşturulan (K) bölgelerinde yıkılan bina sahiplerine mevzuata ve imar planına aykırı ayrıcalıklar tanındı.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu, bu harika formülün kendileri tarafından önerilip tüm taraflar arasında uzlaşma sağladıklarını belirterek belediye meclisi salonundaki CHP‘li üyelere dönüp “Söyleyin odalarınıza, bu anlaşmayı mahkemeye giderek bozmasınlar” ya da “gelin bu mecliste odalara karşı bir duruş sergileyelim” diye bağırarak tüm üyelerin bu “kutsal ittifak“a bağlı kalmasını istediler. Böylelikle TMMOB‘ne bağlı Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası İzmir şubelerini, CHP‘li meclis üyeleri üzerinden teslim almaya çalıştılar. Çünkü İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı‘na dahil siyasi partiler arasında kurulmuş bu sahte uzlaşma, artık bundan böyle ellerindeki en büyük güç, en büyük kozdu… Artık bundan böyle yereldeki iktidarın sahibi CHP‘yi zor duruma düştüğünde destekleyip esir alma ve yönetmenin zevkini yaşıyorlardı…

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki CHP‘li, AKP‘li, MHP‘li ve İyi Partili meclis üyeleri arasındaki bu “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, en çarpıcı şekilde İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener‘in ortak olduğu bir arsada tüm meclis üyelerinin oybirliği ile yapılan plan değişikliği ile ortaya çıkan “kent suçu” nedeniyle o oylamaya katılmayan CHP‘li meclis üyesi Taner Kazanoğlu‘nun önce o karara itiraz etmesi, ardından da itirazının kabul edilmemesi üzerine mahkemeye gitmesi üzerine yaşanmış, AKP‘li meclis üyeleri Taner Kazanoğlu‘nu adeta CHP‘li üyelere şikayet ederek onun da “oybirliği“ne bağlı kalmasını talep etmiştir. CHP Grubu ilk başta Taner Kazanoğlu‘nu meclis üyesinin özgür ve bağımsız iradesine saygı duyma gerekçesiyle savunmakla birlikte; itirazının reddedildiği daha sonraki toplantıya katılmayışı nedeniyle Grup Sözcüsü Nilay Kökkılınç tarafından kararın itirazı yapan Taner Kazanoğlu‘nun yokluğunda alındığı belirterek bir anlamda eleştirilmiştir. Böylelikle, CHP’yi teslim almakta kullanılan “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, onun yokluğunda oybirliği ile alınmış kararla kendini bağlı hissetmeyip özgür iradesi ile hareket eden CHP‘li meclis üyesinin uyarılmasını talep etme noktasına kadar getirilmiştir.

Bu arada, uyum içinde çalışıp “oybirliği” ile karar alma taktiğinin etkili olup sonuç aldığı iki güzel örneği de geçtiğimiz günlerde yaşadık:

Bunlardan ilki, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 12 Temmuz 2021 tarihli olağan Temmuz ayı toplantısı birinci birleşiminde konuşan CHP üyesi Şerif Sürücü‘nün;

Arkadaşlar, İzmir’de çıkarsınız, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kazanırsınız. Nasıl yöneteceğinizi siz belirlersiniz. Şu an Sayın Tunç Bey, Büyükşehir Belediye Başkanı. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır arkadaşlar. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır. O açıdan Sayın Başkan’ın yoğurt yiyişi böyle. Yaptığı çok demokratik. Yani siz “oybirliği” ile geçiriyoruz diyorsunuz. Benim açımdan sizin oybirliği çok önemli değil ki. Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz Millet İttifakı olarak, biz geçiriyoruz kardeşim, biz yapıyoruz. Ama Tunç Başkan, çok demokratik olduğu için size söz veriyor, size hak veriyor. Konuşmalarınızı öne alıyor. Ama ne olur yani biraz da siz de bunun önemini, bunun ehemmiyetini lütfen siz de anlayın…

şeklinde konuşup; belediye meclisinde her ne yapılıyorsa bunun iyilik ve güzelliğini Tunç Soyer‘e bağlayan, bu nedenle belediye meclisinde oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden, belediye meclisinin kurumsal kimliği ile muhalefetin gerekliliğini pek de dikkate almayan konuşmasıydı.

CHP’li meclis üyesi Şerif Sürücü‘nün bu konuşmasının, toplantıya başkanlık yapan Tunç Soyer tarafından dikkate alınıp uyarılmaması üzerine aynı meclisin 14 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleşen ikinci birleşiminde söz alan AKP Grup Sözcüsü Hakan Yıldız‘ın, Şerif Sürücü‘nün konuşmasında yaptığı saygısızlığı, özellikle de oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden söylemi nedeniyle kendisini uyarmayan Tunç Soyer‘in bu tutumu nedeniyle, daha önce gündemin okunması yerine gündem madde başlıkları üzerinden görüşme yapılması ile ilgili uzlaşmadan vazgeçtiklerini belirtmesi üzerine, görüşmelere 15 dakika ara verilmiş ve bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması üzerine, verilen ara sonrasında hem Meclis Başkan Vekili Mustafa Özuslu, hem de İyi Parti Grup Başkan Vekili Kemal Sevinç‘in konuşmaları ile adeta Şerif Sürücü adına özür dilenmesi suretiyle gündemin madde başlıkları üzerinden görüşülmesi ile ilgili uzlaşmanın devamı sağlanmıştır.

Hakan Yıldız (AKP Grup Sözcüsü): Bu konuyu, usul noktasında geçtiğimiz aylarda tartışmıştık ve ilkesel olarak madde başlıkları noktasında bir anlaşmamız vardı; ancak geçtiğimiz mecliste yaşanan bir ifadeden dolayı Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, biz, madde başlıkları halinde değil, gündemin okunarak oylanması noktasında, gündeme geldiği şekliyle okunarak oylanması ve meclisin devam etmesi noktasındaki irademize geri dönüyoruz. Çünkü sayın başkan, geçtiğimiz mecliste, grubumuzu ve ittifak ortağımızı, Milliyetçi Hareket Partisi’ni de katarak bir ifade kullanıldı. Bir meclis üyemiz, aynen şu ifadeyi kullandı, dedi ki; “Sayın Tunç Soyer, size söz vererek, demokratik olarak bir tavır ortaya koyuyor ve bizim açımızdan oybirliği yapmanızın hiçbir değeri yok, önemi yok. Biz, bütün bu kararları Millet İttifakı olarak zaten oyçokluğuyla alıyoruz ve alırız.” Doğal olarak bugün, bizim oyumuza ihtiyaç yoksa bu noktada da biz, bu konuya oybirliği yapmıyoruz. Bu şekilde ilkesel kararımızı geri çekiyoruz. Biz, o gün şunu beklerdik; sayın Şerif Bey’in bu ifadesini kullandığında, belki konuşmasının etkisiyle, hitabetin etkisiyle yapmış olabilirdi; ama sayın Tunç Soyer, meclisi yönetiyordu ve düzeltme yapabilirdi. Bu meclisin iradesini, hakkını teslim edebilirdi. Şimdi, genelge çok açık. Zaten söz hakkını da Tunç Soyer bize vermiyor. Tunç Soyer’in bize verdiği bütün söz hakkı yok. Meclisin 11. maddesi diyor ki; “Gündemle ilgili noktalarda, gruplar adına 10’ar dakika konuşulur. Gündeme esas döndüğünüzde, ihtisas komisyonu kararları ile ilgili de 20’şer dakika konuşma yapılır. Diğer üyeler de 10’ar dakikayı geçmemek kaydıyla konuşma yapar.” Yani iktidara ve muhalefete kaçar dakika bu anlamda konuşma hakkının verildiği, ilgili önergenin 11. maddesinde açık şekilde yazıyor. Biz, Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi’yle beraber kararların % 98’ini oybirliği yaptık, yapmaya devam etme irademizi bu güne kadar da sürdürdük. Bugün de esasında gündeme gelen maddenin büyük bir bölümünde oybirliği ile geliyoruz; ama madem bizim oyumuz kıymetsiz ve değersiz, madem demokratik olarak Tunç Soyer Bey, bize lütufta bulunup söz hakkı veriyor, bunu kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden Sayın Cumhuriyet Halk Partisi grup sözcüsünün ortaya koyduğu önergeyi kabul etmiyoruz. Yasanın açık olan hükmü diyor ki… “Daha sonra gündem maddeleri sırasıyla okunur.” Biz, bu noktadaki tek tek okunarak oylanması noktasında irademize geri dönüyoruz. Teşekkür ederim.

Çarpıcı olayların ikincisi ise, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin olağan Ağustos ayı 3. toplantısında yaşanmış, AKP Grubu’nun ısrarla takip ettiği Bornova ve Urla‘daki iki ayrı imar değişikliği, ısrarın devam etmesi üzerine görüşmelere 15 dakika ara verilmesi ve yine bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması suretiyle AKP Grubu‘nun istediği şekilde oylanıp kabul edilmiştir.

Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 25 Haziran 2021 tarihli “Depremzedeler kredi sözleşmesinin onayını bekliyor” (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/depremzedeler-kredi-sozlesmesinin-onayini-bekliyor/45186/156) başlıklı haberinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in ifadeleri olarak yer verilen,

Dünya Bankası’yla 250 milyon dolarlık bir kredi ile ilgili 30 yıl vadeli 5 yıl ödemezsiz çok önemli yol aldık. 2 yılda yapılacak kredi müzakerelerini 4,5-5 ayda tamamladık. Bu rakamı da 330 milyon dolara çıkardık. 7 bin ila 10 bin konutu yapabilecek bir mali kaynağı yarattık. İki aydır Sayın Cumhurbaşkanımızın onayında bekliyor. Bir an önce bu kaynağın aktarılması lazım ki çalışmaya başlayalım.

söylemi ile 17 Ağustos 2021 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat‘ın “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin depremzedeler için yarattığı 330 milyon dolarlık krediyi Cumhurbaşkanı onaylamıyor” iddiası üzerine 19 Ağustos 2021 tarihinde AKP İzmir İl Merkezi‘ndeki makamında AKP İl Başkanı Kerem Ali Sürekli, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Özuslu, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Özgür Hızal, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Meclis Üyesi Hakan Yıldız, AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı İsmail Çiftçioğlu ile bir araya gelip ortak bir görüşme yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in toplantı sonrasında

Gündemimizde Dünya Bankası’ndan gelmesi beklenilen 340 milyon dolarlık kentsel dönüşüm kredisiyle ilgili çalışma vardı. Bunu tekrar gözden geçirdik. Bununla ilgili Dünya Bankası ile üç-dört aydır süren bir müzakere süreci vardı. Hazine Bakanlığı ve İller Bankası ile görüşmelerimiz de devam etti. Bir mutabakat söz konusu oldu ama henüz imzalanmış bir sözleşme yok. Dünya Bankası Türkiye temsilcisiyle mutabakata vardık ama Hazine Bakanlığı’nın onayı ve garantisi olması gerekiyor. Bu süreç devam ediyor… Bu süreci hızlandıracak adımları beraber atacağız. Hem İller Bankası hem Hazine Bakanlığı bürokratlarının Büyükşehir bürokratlarıyla birlikte çalışmasını ve bu süreci sonlandırmasını canı gönülden arzu ediyoruz. Vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri gidermek için el birliğiyle çalışacağız ve bunu Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz edeceğiz. Olumlu bir sonuç da alacağımızı düşünüyorum.” diyerek (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/dunya-bankasi-ndan-alinacak-kentsel-donusum-kredisi-icin-isbirligi-karari/45417/156)

geri adım attığı ve kredi onayının henüz Cumhurbaşkanlık makamına sunulmadığını itiraf ettiği görülmektedir.

Verdiğimiz bütün bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in merkezi yönetimle; daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar; daha doğrusu iktidar cephesindeki işler konusunda etkin, net, tutarlı, ön alan, atak, kararlı ve azimli bir tavrı, yaklaşımı bulunmamaktadır.

Çünkü siyasi anlamda zengin bir birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi İzmir‘in sorunlarını etkin siyasi bir liderlik boyutunda takip edememekte, “İzmir Vizyon Ortaklığı” diyerek yola çıktığı merkezi yönetimle ilişkilerinde korkak, sinik ve her an geri çekilebilecek ya da suçu bir başkasının sırtına yükleyebilecek bir tutum sergilemektedir. Onun bu tavrı ise, işte tam da bu noktada CHP‘nin ya da Tunç Soyer‘in Aşil topuğu olarak algılanıp tüm ciddi sorunlarda belediye başkanını köşeye sıkıştırma, ezme, sindirme ve böylelikle dediğini yaptırma taktiği olarak kullanılmaktadır.

Oysa İzmirli, kentin çıkarları ve demokrasinin gerekleri doğrultusunda doğruları söyleyip savunan, tutarlı davranıp azimle mücadele eden bir belediye başkanı, aynen Ekrem İmamoğlu‘nun halkı örgütleyip arkasına alarak büyük bir cesaretle haykırdığı “Kanal İstanbul’a Hayır!” itirazında olduğu gibi, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır” ya da “İzmir İstanbul Olmasın!” diyebilen cesaretli ve mücadeleci bir belediye başkanı istiyor….

Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler… (2)

Ali Rıza Avcan

16 Ağustos 2021 tarihinde yayınladığımız “Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler…” başlıklı yazımız sonrasında, düşünce, öneri ve uyarılarına her zaman değer verdiğimiz değerli bir ulaşım uzmanından; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Ahmet Piriştina‘nın ulaşım danışmanı Yüksek Şehir Plancısı Erhan Öncü‘den Örnekköy Tramvay Projesi ile ilgili önemli bir açıklama, daha doğrusu yakıcı bir uyarı geldi.

Erhan Öncü‘nün yazımızı paylaştığımız Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook sayfasındaki paylaşımı aynen şu şekildeydi:

10. Kalkınma Planı ve en günceli 11. Kalkınma Planının ilgili maddesi olan 702.2.’de “Raylı sistemlerin, işletmeye açılması beklenen yıl için doruk saat-tek yön yolculuk talebinin tramvay sistemleri için asgari 7.000 yolcu/saat, hafif raylı sistemler için asgari 10.000 yolcu/saat, metro sistemleri için ise asgari 15.000 yolcu/saat düzeyinde gerçekleşeceği öngörülen koridorlarda planlanması şartı aranacaktır.” şeklinde raylı sistemlerin nerelere yapılacağı açıkça belitilmektedir.

Açıldığı yıldan daha sonrasında bile (2030’da) sadece 3.987 yolcu/saat-yön-kesit talep tahmin edilen yolcu talebi karşısında bu yatırım kararı gereksiz, lüks ve yanlış bir karardır. Otobüslerle çok kolayca karşılanabilecek bu yolculuk talebi için tramvay yapmaya kalkmak Rize valisinin makam aracı gibi bir çözüm olacaktır…

Bu açıklama üzerine konunun dikkatimizden kaçan bu yönü ile ilgili olarak hemen bir araştırma yaparak işin ayrıntısını öğrenmeye çalıştık.

Evet, 2019-2023 döneminde uygulanmak üzere hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 18.07.2019 tarih, 1225 sayılı kararı ile kabul edilen On Birinci Kalkınma Planı‘nın 179. sayfasında 702.2. numaralı tedbir olarak aynen şu hüküm yer alıyordu:

702.2. Raylı sistemlerin, işletmeye açılması beklenen yıl için doruk saat-tek yön yolculuk talebinin tramvay sistemleri için asgari 7.000 yolcu/saat, hafif raylı sistemler için asgari 10.000 yolcu/saat, metro sistemleri için ise asgari 15.000 yolcu/saat düzeyinde gerçekleşeceği öngörülen koridorlarda planlanması şartı aranacaktır.

Bu hükmün ortaya çıkması üzerine, 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun 9. maddesine göre yürürlükteki kalkınma planları ile Cumhurbaşkanlığı programı ve orta vadeli planda yazılı hükümlerin dikkate alınarak hazırlaması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı 2020-2024 ile 2021 Yılı Performans Programı‘na baktım. Amacım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait stratejik planda ve proje ihalesinin yapılacağı yıla ait 2021 Yılı Performans Programı‘nda Örnekköy ya da Girne Tramvay Hattı Projesi ile ilgili herhangi bir hedef ya da hükmin var olup olmadığını belirlemekti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı 2020-2024‘deki toplu ulaşımla ilgili “Yaşam Kalitesi” başlıklı hedef kartında herhangi bir faaliyet ya da projenin ismi verilmeden sadece “Tramvay Projeleri” şeklinde, her yöne çekilebilecek muğlak bir ifade kullanıldığından bu projeler arasında Örnekköy ya da Girne Tramvay Projesi‘nin yer alıp almadığını kesin olarak belirleyemedim.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2021 Yılı Performans Programı‘nı incelediğimde ise, “Deniz Ulaşım Hizmetleri İle Raylı Sistem Ağının Genişletilmesine Yönelik Faaliyetleri Yürütmek” başlıklı performans hedefi içinde, “Banliyö ve Raylı Sistemler Müşavirlik ve Proje Hizmetleri” işi için 30 Milyon liralık bir harcamanın öngörüldüğünü, 20 Ağustos 2021 tarihinde yapılacak ihale ile ilgili harcamaların muhtemelen bu bölümden yapılacağını anladım.

Şimdi gelelim Onur Mahallesi ya da Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı ile Bostanlı İskele Durağı arasında 2030 yılı itibariyle taşınması öngörülen yolcu sayılarına…

İşi özetleyecek olursak;

📌 On Birinci Kalkınma Planı bu konuda asgari 10.000 yolcu/saat sınırını getirdiği için yapılacak bilimsel ölçümler sonucunda bulunacak rakamın bu sayının altında kaldığı takdirde o yatırımı yapamayacağımızı biliyoruz.

📌 2019 yılında kabul edilen İzmir Ulaşım Ana Planı bu sayının 2030 yılında işletmeye alınmasını öngördüğü Onur Mahallesi-Bostanlı İskele Durağı arasındaki Girne Tramvay Hattı için 3.987 yolcu/saat olacağını söylüyor.

📌 Yapılacağı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer tarafından duyurulan Bostanlı İskele Durağı-Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı arasındaki Örnekköy Tramvay Hattı‘nın ise 1 saatte kaç adet yolcu taşıyacağı henüz hesaplanmış değil; yani bilinmiyor. Üstüne üstelik 18 hektarlık kentsel dönüşüm alanının birinci etabında yapılan 130 konut ile 13 işyerinin teslimi ile ikinci etabındaki temel atma töreni henüz çok yeni bir tarihte; 13 Mart 2021 tarihinde yapılmışken ve bu alandaki tüm konutların hangi tarihte ikamete açılacağı bilinmezken…

Diğer yandan tramvay hattının Bayraklı ilçesine bağlı Onur ve Postacılar mahalleleri güzergahından alınıp kaydırıldığı Karşıyaka‘ya bağlı Örnekköy mahallesinin 2020 yılı nüfusu 23.778, Bayraklı‘nın Umut (15.937) ve Postacılar (12.765) mahalleleri nüfusu toplam olarak 28.702 iken…

Daha önceki Konak, Karşıyaka ve Çiğli tramvayı projelerinden de bildiğimiz gibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu işler için hazırlanan ÇED raporlarıyla proje tanıtım raporlarına yolcu talebi ya da kestirimi olarak tanımlanan bu rakamları koymayıp hesaplamanın daha sonra yapılacağını belirterek Kalkınma Planlarının getirdiği sınırlamayı aşmakta, böylelikle hiç de gerekli olmayan israf niteliğindeki lüks yatırımlara imza atmaktadır. Bakalım bu yeni durumda, yani Örnekköy Tramvay Hattı Projesi ile ilgili ÇED raporuna ya Proje Tanıtım Dosyasına, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda gösterilen bir saatte taşınacak yolcu sayısı ile ilgili veriyi koyacaklar mı, koymayacaklar mı yoksa her zaman yaptıkları gibi “bu etütler halen yapılmaktadır” diye yazıp bu kalkınma planının getirdiği hükme aykırı bir işlem mi yapacaklar; bekleyip göreceğiz…

Proje etüt çalışmaları devam etmektedir, bu nedenle yolculuk sayıları öngörüleri yapılmamıştır.” (1)

Bu arada, Türkiye‘yi bir ortak olarak değil de mal ve hizmet satılacak bir müşteri olarak gören Avrupa Birliği Türk Delegasyonu‘nun ve bu delegasyon içinde yer alan kalkınma ajanslarıyla yabancı bankaların boş durmayıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘e bu tür projelerle finansman kaynaklarını satarak başarılı oldukları da anlaşılmaktadır.

Şimdi bu durumda bize düşen de;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 26 Ağustos 2021 tarihinde yapılacağı ihale sonrasında Bostanlı İskele Durağı-Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı arasındaki yolcu kapasitesinin yatırım kararının alınacağı tarih itibariyle en az 10.000 yolcu/saat olup olmadığına bakmak ve şayet bulunacak rakam 10.000 yolcu/saat altında çıkarsa bu yatırımın, On Birinci Kalkınma Planı‘nın 702.2 sayılı tedbir hükmü uyarınca israfa yol açacak gereksiz, yanlış ve lüks bir yatırım olması nedeniyle yapılamayacağını, bu hattaki toplu ulaşımın eskiden olduğu gibi lastik tekerlekli araçlarla yapılması gerektiğini ifade etmek olacaktır.

(1) İzmir Büyükşehir Belediyesi Çiğli Tramvayı Proje Tanıtım Dosyası, Temmuz 2017, İzmir, sayfa 16

Kentsel adalet ve eşitlik anlayışıyla plan ve programlara aykırı işler…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 14 Ağustos 2021 tarihinde yayınladığı “Örnekköy’e de tramvay hattı geliyor” başlıklı haberiyle, kent içi trafiğe nefes aldırmak amacıyla Bostanlı İskele ile Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi arasında yapılacak 5 kilometrelik tramvay hattının mühendislik ve mimarlık projeleri hizmetlerinin elde edilmesi ve ÇED raporunun alınması ile ilgili ihalenin 20 Ağustos 2021 tarihinde yapılacağını duyurdu.

Yapılan duyuruya göre, yapılacak hattan nüfusun yoğun olduğu Bayraklı‘nın Soğukkuyu mahallesi ile Karşıyaka‘nın Örnekköy, İmbatlı ve Postacılar mahalleleri halkı yararlanacak; ayrıca, Böylelikle Kuzey İZBAN hattı, Karşıyaka Tramvayı, Karşıyaka ve Bostanlı iskeleleri arasındaki ulaşım birbiriyle entegre edilerek deniz ulaşımı güçlendirecektir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Devam Eden İhaleler” bölümünde yayınlanan ihale duyurusunda söz konusu işin, “Örnekköy, Yeni Girne Ana Hat Arası Tramvay Hattı Uygulamaya Esas Kesin Projeleri Hazırlanmasına Ait Danışmanlık Hizmet Alımı İşi” olarak tanımlandığı ve 365 takvim gününde tamamlanmasının öngörüldüğü belirlenmiştir.

Böylelikle, önümüzdeki günlerde yapılacak bir ihale ile bu işin projesi ve kuvvetle muhtemel ÇED raporu hazırlanarak bu projenin finansmanı için yeni arayışlara girilecek.

Gelelim işin geçmişini ve doğrusunu anlatmaya…

Her şeyden önce tüm ulaşım sisteminin denize paralel geliştiği Karşıyaka‘da, arka mahallelerle deniz kıyısındaki mahalle ve ulaşım merkezleri arasında denize dik inen raylı yeni toplu ulaşım hatları oluşturulmasının, toplumsal ihtiyaç ve sorunlar açısından yerinde bir yatırım olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Ancak mevcuttaki lastik tekerlekli toplu ulaşım ile gerçekleştirilmek istenen raylı toplu ulaşımın yolcu talebiyle kapasite, konfor, kullanılabilir, verimli, ekonomik olma, sorun çıkarma kapasitesi gibi ölçütlerin kullanılması suretiyle mukayese edilmesi ve bu mukayese sonucunda avantajlı olduğu anlaşılan sistemi öncelemek koşuluyla… Mevcut lastik tekerlekli toplu ulaşım içinde kaç hatta, kaç adetle seferle ve hangi özellikteki otobüslerle saatte kaç kişi, ortalama hangi süre, kalite ve maliyetle taşınıyor, yolcu memnuniyeti hangi düzeyde ve bu sistemin yerine konulmak istenen raylı sistem mevcut olanın üstünde farklı olarak neler sağlıyor, yeni sistemin yaratacağı olası sorun, tehlike ve riskler nelerdir? Örnekköy/Girne tramvay hattının yolcu kestirimleri yapılmış mıdır? Öncelikle bu veriye dayalı bilimsel mukayesenin yapılarak yukarıdaki sorulara doğru cevapların verilmesi gerekiyor…

Gelelim bu yeni Örnekköy tramvay hattı projesi ile ilgili doğru ve yanlışlara…

1. İzmir Ulaşım Ana Planı’nın uzun vadeli yatırımları arasında yer alan Örnekköy/Girne Tramvayının plana aykırı bir şekilde öne alınması, kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2019 yılında güncellediği İzmir Ulaşım Ana Planı‘na göre T4-Girne Tramvayı, planın 2030 yılı ile ilgili uzun vadeli hedefleri arasında yer alıyor. İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın 64. sayfasında yer alan aşağıdaki tabloya göre uzun vadeli projeler arasında yer alan tramvay hattının yapımından önce kısa vadede 9 (Aliağa-Bergama, Tepeköy-Selçuk, Ödemiş-Bayındır-Torbalı, Tire-Bayındır İZBAN hatları, Mavişehir-AOSB_Katip Çelebi Üniversitesi, Mavişehir-Çiğli Merkez-Katip Çelebi Üniversitesi tramvay hatları, Evka3-Bornova, Fahrettin Altay-Narlıdere HRS hattı, Buca-Çamlıkule-Üçyol metrosu) projenin ve orta vadede de 6 (Buca Çamlıkule-İnkılap, Üçyol-Konak-Bayraklı, Stadyum-Bozyaka-Karabağlar-Gaziemir-Sarnıç, Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Bornova, Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Halkapınar ve Halkapınar-Otogar-Pınarbaşı HRS hatları) projenin; toplam olarak 15 projenin yapılıp bitirilmesi gerekiyor.

İzmir‘in diğer birçok ilçesinde kısa ve orta vadede yapılması gereken çok daha önemli ve öncelikli ulaşım yatırımları dururken, 2030 yılında bitirilmesi öngörülen Örnekköy/Girne Tramvayı yatırımının öne alınması tercihinde, kısa ve orta vadeli yatırım projelerinin zor koşullarda yapılacak uzun süreli ve yüksek maliyetli projeler olmasının etkili olduğunu düşünmekle birlikte; daha fazla nüfusa hitap edecek büyük, önemli ve öncelikli projelerin arkaya bırakılması kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir politikanın izlendiğini göstermektedir.

2. Girne/Örnekköy Tramvay hattı, Karşıyaka ilçesinin mahalleleri arasındaki kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir şekilde Örnekköy Kentsel Dönüşüm Alanı ile ilgili rantı arttırmak amacıyla değiştirilmiştir.

2019 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda, Karşıyaka ilçesinde 2030 hedef yılı itibariyle ilçenin kuzey kesimlerinden Karşıyaka‘nın merkezine doğru oluşacak yolculuk talebinin Girne Bulvarı‘nda toplulaşmasıyla bu aks üzerinde tramvay hattı olarak planlanmak üzere bir ana omurga hattın oluşturulduğu, T4-Girne Tramvay Hattı‘nın yaklaşık 5 km uzunluğunda olup üzerinde 11 istasyonun yer alacağı, güzergahın Bostanlı İskele Tramvay Durağı‘ndan başlayıp Girne Bulvarı‘na kadar Karşıyaka ve Çiğli Tramvay hatları ile aynı güzergahı kullanacağı, Girne ve devamında Yeni Girne Caddesi üzerinden Soğukkuyu ve Onur mahallelerine ulaşan hattın, Akın Kıvanç Sokak ile 7334 sokak kesişiminde son bulacağı, Soğukkuyu ve Onur mahalleleri içerisindeki güzergahının proje aşamasında yapılacak etütlerle yeniden değerlendirileceği, söz konusu hattın 2030 verilerine göre günlük toplam 64.127 yolcu/gün taşıyacağı, sabah zirve saatte iki yönde taşınacak yolcu sayısı toplam 8.103 yolcu/saat iken tek yönde en yüksek kesitteki yolcu değerinin 3.987 yolcu/saat-yön-kesit olacağı belirtilmektedir.

Ancak bu hattın yönü, 2021 yılında muhtemelen temelleri yeni atılan Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi‘nin bölgesel rantını arttırmak amacıyla Onur Mahallesi‘nden alınarak Örnekköy Mahallesi‘ne çevrilmiş; böylelikle planın hazırlandığı süreçte yapılan tüm bilimsel araştırma ve analizler bir köşeye konularak ve bu bölge ile ilgili planın bütünlüğü bozularak Onur mahallesinde oturup çalışanların aleyhine, Örnekköy Kentsel Dönüşüm Bölgesi‘nde yaşayacak ve çalışacakların lehine ve hiçbir bilimsel araştırma ve analiz yapılmadan, makul bir gerekçe gösterilmeden planda esaslı bir değişiklik yapılmış; böylelikle bir kez daha kentsel adalet ve eşitlik anlayışına aykırı bir politika sergilenmiştir.

Bu tercih değişikliği, işin bilimsel gerekçeleri ışığında Karşıyaka Onur Mahallesi muhtarına ve halkına anlatılmalı; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi bundan böyle kent içinde bu tür ayrımcı politikalar izlemekten kesinlikle kaçınmalıdır.

3. Örnekköy Tramvayı, içinde bulunduğu bölgede İzmir Ulaşım Ana Planı’nına göre orta ve uzun vadede yapılması gerekli yatırımlar yapılmadan devreye gireceği için, özellikle trafiği zaten yoğun ve sıkışık Girne Bulvarı’nda yeni sorunların çıkmasına neden olacaktır.

İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın uzun ve orta vadede yapılmasını öngördüğü bazı ulaşım yatırımları; örneğin Mavişehir-AOSB-Çiğli-Merkez-Katip Çelebi Üniversitesi güzergahındaki tramvay hattı, Kuzey HRS Hattı (Yeni İşletme: Etap 1 Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Bornova ve Katip Çelebi Üniversitesi-Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Halkapınar hatları Girne ve Yeni Girne hattındaki trafiği azaltacak yatırımlar olduğu halde; bu yatırımlar yapılmadan Örnekköy Tramvay hattının yapılacak olması özellikle sabah ve akşam saatlerinde yoğun trafiğe konu olan Girne ve Yeni Girne trafiğini kilitleyecek, Konak Tramvayı‘nın Konak, Pasaport, Çankaya ve Alsancak bölgesinde yarattığı trafik yoğunluğu ile tıkanmaların bir benzeri Karşıyaka’da yaşanacaktır.

O nedenle Halkapınar, Bayraklı, Karşıyaka ve Çiğli bölgelerinde kısa ve uzun vadede yapılacak ulaşım yatırımları ile Girne Tramvayı arasındaki senkronizasyon bozulmamalı, diğer yatırımların getireceği rahatlamalar gerçekleşmeden sırf daha az finansman gerektiriyor diye Örnekköy/Girne tramvayı projesi öne alınmamalı, planlı ve programlı çalışma anlayışının gereği olarak her düzeydeki ulaşım yatırımı İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın öngördüğü süreler içinde yapılmalıdır.

Diğer yandan da, 2030 yılına kadar uygulanmak koşuluyla İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilip onaylanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘ndaki bir projenin, belediyelerdeki en üst karar organı olan belediye meclisinin onayı alınmadan doğrudan doğruya belediye başkanı tarafından değiştirilemeyeceğini, bilerek…

Tabii ki bütün bu uyarı, eleştiri ve önerilerimizin, üstlendiği uzun vadeli bütün yatırımları aynen Fevzipaşa Bulvarı ya da Hatay‘daki metro inşaatları ya da Mavişehir Opera Binası yapım işinde olduğu gibi “sittin sene” sürdürüp bitiremeyen, orta vadeli yatırımları da uzun vadede yapmakla ünlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi için ne anlama geldiğini de göz ardı etmeden değerlendirilmesi dileğiyle…

Kent pazarlamasında kullanılacak bir raf ürünü: Homeros!

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz 8-9 Temmuz 2021 tarihlerinde, İzmir Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi‘nde iki gün süren Uluslararası Sempozyum: İzmirli Homeros ve Dönemi başlıklı bir sempozyum yapıldı.

Söz konusu sempozyumun Organizasyon Komitesi’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yaşar Üniversitesi, Houston-Clear Lake Üniversitesi, Dünya Kenti İzmir Derneği ile İzmir Müzikleri Uygulama ve Araştırma Merkezi bulunuyordu.

Sempozyumla ilgili duyurular sosyal medyaya ilk düştüğünde haliyle bu sempozyumda hangi konuların hangi konuşmacılar tarafından ele alınacağını merak edip bu iş hazırlanan görsellerin üzerindeki yazıları okumaya çalıştık. Ancak hazırlanan görsellerde okunup anlaşılabilirlik yerine estetik kaygılar ağır bastığı için, bu okuyup öğrenme işinde başarılı olamadım. Onun üzerine hem bu sempozyum için oluşturulmuş hem de Yaşar Üniversitesi‘ne ait İnternet sayfalarına mesajlar göndererek sempozyumun indirilip okunabilir programını edinmeye çalıştım. Sonuç, orada da aynıydı ve geri dönüp bilgi veren tek bir ses yoktu. En sonunda konuşmacı bir arkadaşa gönderilen yüksek çözünürlüklü bir görsel imdadıma yetişti ve böylelikle sempozyumun programını öğrenme fırsatını yakalamış oldum.

İki gün arka arkaya izlediğim sempozyum sırasında çok değerli konuşmacıları dinleyip bilgilerimi tazelerken, çok ilginç olaylara da tanık oldum. Hatta Homeros adına yapıldığını düşündüğüm organizasyona yakıştıramadığım bu gariplikler nedeniyle kendimi zar zor lobiye attığım da oldu. İsterseniz şimdi bu tanıklıkları teker teker ele alıp değerlendirmeye çalışalım…

1. Sempozyumun yapıldığı Ahmed Adnan Saygun Kültür Merkezi‘nde katıldığım en son etkinlikler, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde İzmir Akdeniz Akademisi tarafından yapılan sempozyumlardı. Çoğu, İzmir Akdeniz Akademisi Onursal Başkanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan danışmanlığını yaptığı sürede yapılan bu sempozyumlarda, sempozyumun başından sonuna saat gibi işleyen bir düzen sergilenir, salona girişinizden çıkışınıza kadar akademik bir ortamda olduğunuzu hissederdiniz. Lobide gelen konuklara sempozyum programının dağıtılması, etkinlikte yabancı konuk olması durumunda simultane çeviri aparatlarının verilmesi, İzmir Akdeniz Akademisi yayınlarının sergilenmesi, sempozyumun düzenli olarak kaydedilmesi ve yayınlanması, Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin tüm konuşmacıları izleyip notlar alması; hatta, zaman zaman tartışmalara katılıp sorular sorması, sempozyum programının Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin “kuramsal çerçeve” adını verdiği bir giriş bildirisi ile başlayıp tüm konuşma ve görüşmelerin bu çerçeve içinde gelişip sonucun bu çerçeveye bağlanması katılıp keyif aldığımız o toplantıların temel ritüelleriydi.

Ancak bu kez böyle olmadı. Ana kapının girişinde gelişigüzel bir şekilde bir masaya bırakılan program broşürleri, fuayedeki danışma masasında hiç bir görevlinin bulunmayışı, ilk günkü toplantının başında yapılmayan şehitlere saygı duruşu ve İstiklal Marşı‘nın okunması ritüelinin ilk konuşmacının organizasyon komitesini bu nedenle kınaması üzerine büyük bir kaygıyla toplantının yarısında yapılması, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in sempozyuma bizzat gelerek katılım yerine her iki günde de video kaydı ile konuşması, moderatörlere yardımcı olması gereken kürsü görevlilerinin yokluğu, zamanın iyi kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan gerginlik sonucunda gerek konuşmacılara gerekse soru sormak isteyen katılımcılara yapılan “zamanınız kalmadı” ya da “sorunuzu kısa sorun” şeklindeki tacizler, konuşmacılarla 30 dakikalık konuşma süresi üzerinden yapılan ilk anlaşmanın uygulamada kısaltılması nedeniyle bilimsel sunumlardaki kısıtlamalar, bir yanda zamanın yetmediği söylenirken diğer yanda programda olmayan korsan konuşmacıların kürsüye çıkıp konuşturulması, bir vefa örneği olarak hatırlanan Aydınlı Arkeolog Şükrü Tül‘ün bir İzmirli olarak tanıtılması gibi aksaklık ya da yanlışlıklar toplantının aslında iyi kurgulanmadığını ve bu işin İzmir‘le İzmir‘in değerlerini yeterince bilmeyen acemilerin eline kaldığını gösteriyordu.

2. Söz konusu uluslararası sempozyumu beş ayrı kuruluşun düzenlediği bilinmekle birlikte toplantının Dünya Kenti İzmir Derneği‘nin bir iki yöneticisinin elinde kaldığı: ancak, dernek yönetiminde yer aldığını bildiğimiz kişilerin bile sempozyuma katılmadığı görülüyordu.

Oluşum ve kaynağı, beslendiği mali ve siyasi yapı, Tunç Soyer ile Aziz Kocaoğlu arasında gidip gelen farklı isimlerden oluşan yönetim yapısı ve söylemiyle İzmir siyasetinin geleceği açısından nasıl bir rol üstleneceği şimdilik kestirilemeyen Dünya Kenti İzmir Derneği ile ilgili analiz ve değerlendirmelerimi başka bir yazıda ele almayı düşünmekle birlikte; bu organizasyondaki asıl ağırlık ve sorumluluğun söz konusu derneğin yönetici ve destekçilerine ait olduğu anlaşılıyordu.

3. Sempozyuma giderken gerek Dünya Kenti İzmir Derneği yöneticilerinin gerekse derneğin üyesi ya da sponsoru olarak tanıtılan destekçilerinin İzmir’in tanıtımında ünlü antik şair Homeros‘u bir marka olarak rafa yerleştirmek niyetinde olduğunu tahmin etmekle birlikte; dernek başkanı Ahmet Güler‘in yaptığı konuşmalarda adeta bir AKP’li siyasetçi gibi İzmir‘i bir marka şehir yapmaktan söz etmesi, Adnan Menderes Hava Limanı girişinde “Homeros’un kenti İzmir’e hoş geldiniz” tabelasının yerleştirilmesinden ya da kentin değişik yerlerine; özellikle de Homeros Vadisi‘ne yeni Homeros heykellerinin konulması gereğinden bahsetmesi derneği kuran bu ilginç siyasi yapıdaki Homeros algısının ne düzeyde olduğunu net bir şekilde göstermekteydi.

Evet, onlar için Homeros İzmir’in turizm pazarlamasında kullanılacak marka değeri yüksek bir mal ya da metaydı. İzmir‘in tanıtımlarında bu antik şair Homeros adı kullanıldığı, onun İzmirli Homeros olduğu söylenseydi İzmir‘e daha çok turist gelir, İzmir Dünya çapında tanınır, İzmir bir “Dünya Kenti” olarak marka olur çıkardı… Kısacası, iş bu kadar basitti…

Oysa bugüne kadar Homeros ya da İzmir turizminin geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine ciddi hiç bir araştırma yapmadan, Homeros sonrasında ondan bize kalan ya da kalamayan kültürel mirası yeterince ortaya koymadan onu alıp kullanmaya kalkmak…. Aynen süt veren ineği tanıyıp bilmeden ve onu sağlıklı bir şekilde beslemeden onu devamlı sağmayı istemek gibi… Homeros‘u ve ondan kaynaklanan kültüre sahip çıkıp özümsemeden onu kullanmaya kalkmak gibi… Aynen sahte Chanel, Gucci ya da Prada marka kadın çantalarının çakmasını merdiven altı imalathanelerde yapıp satmaya kalkmak gibi…

Neyse ki, davet edilen konuşmacıların tümü derneğin bu amacının farkındaydılar ve konuşmalarında bunun böyle olmaması için çok ciddi uyarılar yaptılar… Özellikle 2018 yılında düzenlenen Troya Yılı kutlamaları nedeniyle iktidarın gündeme getirdiği neoliberal söylemi hatırlatarak…

Ama anlaşılan o ki, arkalarına bir iki büyük sermayedarı, büyükşehir üst yönetimini ve vakıf üniversitesini alarak geniş ufuklara açılmak isteyen bu “ilginç” ve “siyasi” grup, yapılan uyarılardan hiç etkilenmemiş bir şekilde ‘İzmirli Homeros‘un tüyünden, etinden ve sütünden yararlanarak bir yerlere gelmek ve etkin olmak istiyor…

Bence söylenen güzel sözleri, verilen sertifika ve armağanları aşarak bunun arkasındaki asıl niyetleri fark etmek ve rahmetli Ekrem Akurgal‘ın “uygarlığın merkezidir” diye tanımladığı İzmir‘e “marka kent” ya da “dünya kenti” yaftalarının uygun görülmesi ile yapılan haksızlığı görmek gerekiyor.

Bağış ve kardeşliğin haddi hesabı yok…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımızın konusu, ince işçilik gerektiren bir çalışmanın ürünü… Günlerce, sayısı 10.000’e ulaşan belediye meclisi kararını tarayıp aralarından ilgili olanları ayırmayı ve ayrılan kararları kendi aralarında sınıflayıp çözümlemeyi gerektiren; adeta iğneyle kuyu kazmaya benzer uğraştırıcı bir iş… Hele ki havaların fazlasıyla ısındığı şu son günlerde oldukça yorucu bir uğraş…

Neyse ki bu sıkıcı işi dün itibariyle bitirip bugün yazımızın başına oturduk… Böylelikle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin yazımıza konu olan kararlarının yıllar ya da hizmet dönemleri itibariyle çözümleyip değerlendireceğiz ve hep birlikte yorumlayıp öneriler geliştirmeye çalışacağız.

Evet, bugün sizlerle birlikte İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde yaptığı toplam 325 toplantıda oylayıp kabul ettiği toplam 9.988 adet kararı tarayıp çıkardığım yurt içindeki belediyelerle kardeş belediye olma kararlarını; ayrıca, kardeş olsun ya da olmasın İzmir’in ilçe belediyelerine yaptığı taşıt aracı ve iş makinesi bağışlarını gözden geçirip belirli bir sonuca ulaşmaya çalışacağım. Bu yazı kapsamında ele almaya çalışacağım son bir konu da, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt dışındaki kardeş belediyeleri ve bu belediyelerle yürütülen ya da yürütülmeyen ilişkileri olacak.

I – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YURT İÇİNDEKİ KARDEŞ BELEDİYELERİ

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt dışındaki kardeş belediyeleri, belediyeye ait İnternet sayfasının özel bir bölümünde listelenmekle birlikte, yurt içinde kardeşlik ilişkisi kurduğu belediyelerin sayısı ve isimleri ne yazık ki kesin olarak bilinmiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait son dört stratejik planı, yıllık performans programlarını ve faaliyet raporlarını, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 150. kuruluş yıldönümü için yayınlanan 2 ciltlik “150. Yaşında İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi” isimli kitabı incelediğimizde -ne yazık ki- karşımıza bu konu ile ilgili bir bilgi çıkmıyor.

Biz de bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan 08.07.2013-18.06.2021 dönemine ait 9.988 adet karar özetini tarayarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt içinde kaç adet kardeş şehri/belediyesi olduğunu belirlemeye ve bu belediyelerle hangi düzeyde ilişkiler yürüttüğünü belirlemeye çalıştık. Eğer bu konuda biraz daha şüpheci davranıp, “efendim, 8 Temmuz 2013 tarihinden önce alınmış belediye meclisi kararlarını niye incelemediniz” diye bir sorunuz olursa; ben de o tarihten önce alınmış meclis karar özetlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasından kaldırıldığını, bu nedenle 8 Temmuz 2013 tarihli meclis kararlarını inceleyemediğimi söyleyebilirim.

Yaptığımız tarama sonucunda, 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kardeş şehir ilişkisi kurduğu 10 il, ilçe ve belde belediyesinin olduğunu belirledik. Bunların isimleri kardeş şehir olma kararının tarihine göre şu şekilde sıralanabilir:

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde 12 Mart 2012 tarihinde Erzincan Belediyesi,

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer döneminde de 11 Kasım 2019 tarihinde Malatya İli Hekimhan İlçe Belediyesi, 11 Aralık 2019 tarih, 1106.3 sayılı belediye meclisi kararı ile Adıyaman İli Tut İlçe Belediyesi, 10 Şubat 2020 tarih, 125 sayılı belediye meclisi kararıyla Manisa İli Saruhanlı ilçe Belediyesi, 126 sayılı belediye meclisi kararıyla Edirne İli Meriç İlçesi Küplü Belde Belediyesi, 127 sayılı belediye meclisi kararıyla Bilecik İli Bozüyük İlçe Belediyesi, 9 Mart 2020 tarih, 234.10 sayılı belediye meclisi kararı ile Giresun İli Tirebolu İlçe Belediyesi, 12 Nisan 2021 tarihli belediye meclisi kararıyla Kahramanmaraş İli Nurhak İlçe Belediyesi, 16 Nisan 2021 tarihli belediye meclisi kararıyla Ardahan Belediyesi ve kardeş şehir olma kararının tarih ve numarası bilinmeyen Ardahan İli Hanak İlçe Belediyesi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurt içindeki kardeş şehirlerini gösteren yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, 2020 yılı nüfusu 4.394.694 olan İzmir‘in 10 kardeş şehrinden en büyüğü 234.431 nüfuslu Erzincan, en küçüğü de 2.264 nüfuslu Edirne İlinin Meriç İlçesine bağlı Küplü belde belediyesidir. Ama ne yazık ki, kardeş şehirler arasında nüfus ve dolayısıyla büyüklük ve önem açısından İzmir‘e denk bir belediye bulunmamaktadır. Kardeş olan belediyelerin tümü nüfus, büyüklük ve önem açısından İzmir‘den küçüktür. BU belediyelerle kardeşlik ilişkisi kurulmasına ilişkin meclis kararlarında, bunun gerekçeleriyle bu gerekçeler çerçevesinde kardeşliğin gelecekteki gelişimine dair kestirimlerin bulunmadığı görülmektedir. Bu durum ve ayrıca tüm kardeş belediye tekliflerinin küçük belediyelerden gelmiş olması, kardeşlik ilişkisi kurma gerekçesinin büyük belediyeden sağlanacak araç, gereç ve finans desteği; yani, menfaat beklentisi olduğunu düşündürmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kardeş Şehri Adıyaman İline bağlı Tut ilçesi yerleşimi

Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 dönemindeki 9.988 adet kararını incelediğimiz takdirde, 2012 yılında kardeş şehir olan MHP’li Erzincan Belediyesi‘ne hiçbir şekilde yardım yapılmadığı, diğer kardeş şehirlerden Ardahan İli Hanak İlçe Belediyesi‘ne 2 merdivenli itfaiye aracı ile 1 itfaiye arazözü, Adıyaman İli Tut Belediyesi‘ne 1 çöp kamyonu, Kahramanmaraş İli Nurhak İlçe Belediyesi‘ne 1 midibüs, Malatya İli Hekimhan İlçe Belediyesi‘ne 1 cenaze aracı hibe edildiği, kardeş olmayan birçok belediyeye çok daha fazla sayıda yardım yapıldığı halde geriye kalan kardeş şehirlerden Ardahan, Giresun/Tirebolu, Bilecik/Bozüyük, Manisa/Saruhanlı ve Edirne/Küplü belediyelerine bugüne kadar yardım yapılmadığı görülmektedir. Bu anlamda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yurtiçindeki kardeş belediyeleri açısından, beklendiği gibi ‘verimli‘ olmadığını, kardeş olan belediyelerin beklediklerini alamadıklarını göstermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin aldığı kararların çözümlemesinden de anlaşılacağı üzere, küçük ve güçsüz belediye olarak kardeş belediye olmayı öneren bu 10 belediyenin aslında bugüne kadar aradıklarını pek bulamadıklarını, kardeş olmayan bazı belediyelerin kendilerinden daha fazla yardım aldığı belirlenmiştir.

Öte yandan, bu belediyelerle İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında bir kardeşlik ilişkisinin kurulması için, hangi partinin yönetiminde oldukları ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sahip olduğu cazip imkanlar dışında kardeş olan yerleşimler arasında tarihi, arkeolojik, ekonomik, toplumsal ya da kültürel yönden benzer bir ilişki, bir yakınlık olduğu da söylenemez. Bu anlamda İzmir‘in Erzincan‘la ya da Hanak‘la veya Tut‘la kardeş olmasını gerektirecek ortak ya da benzer özellikleri ya da birbirlerini tamamlayacak ne gibi nitelikleri olduğu bilinmemekte; bu nedenle de kardeş şehir olma kararlarının tarafsız, akılcı ve bilimsel bir temele dayanmadığı ve bunun doğal bir sonucu olarak anlamlı, verimli ve etkin bir sonuca ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

II – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ’NIN YURT İÇİNDEKİ BELEDİYELERE YAPTIĞI BAĞIŞLAR

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde aldığı 121 adet kararla, kardeş ya da kardeş olmayan belediyelere bağışladığı taşıt aracı, iş makinesi ve gemi gibi taşınmazları ayrıntılı olarak incelediğimizde;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı ESHOT ve İZSU gibi kurumlarla belediye şirketlerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne hibe yoluyla geçen taşıt aracı ve iş makineleriyle İzmir‘in 30 ilçe belediyesine ve İzmir dışındaki 85 belediyeye toplam olarak 591 araç ya da iş makinesinin bağışlandığını; bunlardan 316‘sının otobüs, 7‘sinin midibüs, 6‘sının cenaze aracı, 7‘sinin kamyon, 7‘sinin damperli kamyon, 2‘sinin çöp kamyonu, 46‘sının sıkıştırmalı çöp kamyonu, 20‘sinin vakumlu süpürge aracı, 56‘sının akülü çöp süpürme aracı, 4′ünün kamyon ve çekici, 8‘inin greyder, 1‘inin vinçli kamyon, 1‘inin vinçli platformlu çekici, 4‘ünün merdivenli itfaiye arazözü, 1‘inin platform bomlu itfaiye aracı, 3‘ünün itfaiye arazözü, 1‘inin merdivenli arazöz, 1‘inin arazöz, 2‘sinin dozer, 6‘sının ekskavatör, 1‘inin paletli ekskavatör, 6‘sının vibratörlü silindir, 1‘inin karla mücadele aracı, 4‘ünün Beko-Loder, 15‘inin hizmet aracı, 3‘ünün binek aracı, 2‘sinin yükleyici, 2‘sinin forklift, 4‘ünün tanker, 10‘unun sahil kumu temizleme aracı, 2‘sinin minibüs, 14‘ünün kamyonet, 13‘ünün engelli nakil aracı, 10‘unun traktör ve 5‘inin de gemi olduğunu görürüz.

Bağışlanan bu araçlardan 11‘i, 2013 yılı içinde ekonomik olmadıkları ya da faaliyette oldukları yerleşim için uygun olmadıkları gerekçesiyle 8 belediye tarafından iade edilmiş, diğerleri ise iade edilmemiştir. Araçların hibesiyle ilgili tüm kararlarda araçların ekonomik ömrünü doldurduğuna dair bir bilginin olmayışı nedeniyle hepsinin faal durumda oldukları, satın alındıkları tarihteki alım fiyatı üzerinden hesaplanan amortisman payı nedeniyle muhasebe kayıtlarındaki değerleri düşük olmakla birlikte faal olmaları, bağış sonrasında yaratacakları katma değer dikkate alındığında, muhasebe kayıtlarındaki rakamlardan daha değerli oldukları kabul edilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından bağışlanan taşıt araçlarıyla iş makinesi sayılarının yıllar itibariyle dağılımını gösteren aşağıdaki tablo ve grafik, bağışlanan 316 adet otobüsün % 53,46 oranıyla bağışlanan taşıt araçları arasında birinci sırayı aldığını, ikinci sırayı ise % 20,96 oranıyla temizlik hizmetlerinde kullanılan taşıt araçlarıyla iş makinelerinin aldığını; ayrıca, bağış kararlarının genellikle hizmet dönemlerinin ilk ve son yıllarında azalıp hizmet döneminin ikinci yılı ile dördüncü yılı arasında belirgin bir şekilde arttığını göstermektedir.

8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bağış kararları ile dağıtılan taşıt aracı ve iş makinelerinin 288 tanesi (% 48,73) İzmir’in ilçe belediyelerine, 170 tanesi (% 28,76) İzmir dışındaki belediyelere dağıtılmış olup ESHOT ve İZULAŞ kaynaklı 133 tanesi de (% 22,51) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin değişik hizmet birimlerine bağışlanmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde İzmir‘in ilçe belediyeleri dışındaki 85 belediyeye (kardeş belediyeler de dahil) bağışladığı toplam 170 adet taşıt aracı ile iş makinesinin hangi partinin yönetimindeki hangi belediyelere dağıtıldığını gösteren aşağıdaki tablo belediyeler arasında yapılan ayrımı daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmaktadır:

Yukarıdaki tabloda göreceğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İzmir dışındaki belediyelere yaptığı taşıt aracı ve iş makinesi bağışındaki en büyük payı, 50 otobüs ile diğer bir büyükşehir belediyesi; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi almış. Onu, alınan meclis kararında hangi belediyeler olduğu net bir şekilde belirtilmeyen Gaziantep belediyeleri alıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kardeş belediyesi olmadığı halde en ayrıcalıklı olan diğer belediyeler ise 5 taşıt aracı ya da iş makinesi ile Kütahya İli Simav İlçesi’ne bağlı Demirci Belediyesi, 4 taşıt aracı ya da iş makinesi alan Balıkesir İli Edremit Belediyesi, Kars Belediyesi ve Yalova Belediyesi‘dir. 3’er taşıt aracı ya da iş makinesi alanlar ise sırasıyla Adıyaman İli Besni İlçesi Şambayat Belediyesi, Ardahan İli Hanak Belediyesi, Denizli İli Bozkurt Belediyesi, Giresun İli Piraziz Belediyesi ve Kars İli Susuz Belediyesi olarak belirlenmiştir.

Kardeş belediye olmadığı halde bu belediyelerin diğer kardeş belediyelerden daha fazla hibe almasının bilinen bir nedeni bulunmamakta olup; belki de, belediye meclisi üyeleri arasında bu belediyelerin hemşerisi olan Ardahanlılar’ın, Karslılar’ın, Adıyamanlılar’ın, Giresunlular’ın ve benzerlerinin tüm meclis üyeleri üzerinde etkisi olması bu kararların alınmasına yol açmış olabilir.

Bu cömert bağışların hangi partinin yönetiminde olduğu belediyelere yapıldığını araştırdığımızda karşımıza tek bir doğru çıkmaktadır: Bağış yapılan 85 belediyeden 67‘sinin; yani % 79‘unun CHP‘li olması. Bu bağlamda kardeş belediye olsun ya da olmasın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin taşıt aracı ya da iş makinesi bağışlarken kullandığı tek kriterin, bağış yaptığı belediyenin yönetiminde kendi partisinden; yani CHP‘den olması olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yapılan bağışların partili belediyeler arasındaki dağılımını gösteren aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde bağışlanan taşıt araçlarıyla iş makinelerinin % 85,36’sı, 67 CHP’li belediyeye (% 78,88) verilmiş, geriye kalan % 14,64′ü ise 7 ayrı siyasi parti tarafından yönetilen belediyeler arasında paylaştırılmış; böylelikle hibe kararlarında CHP‘li belediyeleri öne çıkarıp kayıran partizan bir politikanın izlendiği anlaşılmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde yaptığı araç ve iş makinesi bağışları ile ilgili ayrıntılı listeye, yazımızın sonuna eklediğimiz linkten ulaşabilirsiniz.

III – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE MECLİSİ’NİN İZMİR’İN İLÇE BELEDİYELERİNE YAPTIĞI BAĞIŞLAR

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 8 Temmuz 2013-18 Haziran 2021 döneminde aldığı kararlarla İzmir’in 30 ilçe belediyesine bağışladığı taşıt araçlarıyla iş makinelerinin dağılımı her bir ilçe belediyesi itibariyle aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

Bu tabloda yazılı verilerin analizinden çıkan sonuç, bazı belediyelere daha fazla, bazı belediyelere de daha az bağış yapılmış olması, Seferihisar Belediyesi‘nin 30 belediye arasında birinciliği, Kınık Belediyesi‘nin 30. sırayı işgal etmesi, bir dönem AKP‘li diğer dönem CHP‘li olma şeklinde değişim gösteren Kemalpaşa, Torbalı ve Ödemiş gibi belediyeler herhangi bir kayırmanın söz konusu olmaması ortaya çıkan sonuçlar olmakla birlikte; son iki dönemdir MHP‘li belediye başkanının hizmet ettiği Aliağa Belediyesi‘nin yapılan bağışlardan yeterince yararlanmadığı, koskoca bir 9 yıl içinde sadece 4 taşıt aracı alabildiği, Özellikle İzmir İl Özel İdaresi‘nden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne devredilen iş makinelerinin Kemalpaşa, Bergama, Menderes ve Kiraz gibi ilçe belediyelerine bağışlanmasında, Aliağa Belediyesi‘ne isabet eden payın belediyesine verilmediği görülmektedir.

IV – İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YURTDIŞINDAKİ KARDEŞ ŞEHİRLERİ

Yeni Asır Gazetesi‘nin 13 Aralık 2014 tarihli nüshasında yayınlanan “İzmir’in 5 kıtada 130 kardeşi var” başlıklı habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin, 2014 yılı itibariyle 130 kardeş belediyesi bulunmaktaymış.

Söz konusu habere göre 2014 yılı itibariyle Alaçatı‘nın 2, Aliağa‘nın 2, Balçova‘nın 4, Bergama‘nın 13, Bornova‘nın 5, Buca‘nın 2, Çeşme‘nin 8, Çiğli‘nin 6, Dikili‘nin 2, Foça‘nın 1, Gaziemir‘in 6, Güzelbahçe‘nin 2, Gümüldür‘ün 1, Karaburun‘un 1, Karşıyaka‘nın 12, Kemalpaşa‘nın 2, Konak‘ın 7, Özdere‘nin 1, Selçuk‘un 2, Tire‘nin 1, Torbalı‘nın 1, Yenikent‘in 1, Urla‘nın 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de 31 kardeş şehri bulunuyor.

Yeni Asır Gazetesi‘nin 13 Aralık 2014 tarihli kardeş kentler listesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sitesindeki 24 kentten oluşan “Kardeş Kentlerimiz” listesini karşılaştırdığımızda gazete haberinde yer alan İskenderiye/Mısır, Vina Del Mar/Şili, Wroclaw/Polonya, Zilina/Slovakya ve Simferopol/Ukrayna kentlerinin bugünkü güncel listede yer almadığını; ayrıca bu listeye İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 17 Aralık 2004 tarih, 338 ve 339 sayılı, 8 Haziran 2009 tarih, 539 sayılı, 12 Ekim 2009 tarih, 843 sayılı, 11 Şubat 2013 tarih, 108 sayılı ve 14 Mart 2016 tarih, 244 sayılı kararları ile kardeş kent ilan edilen Libya’nın Bingazi, Kazakistan’ın Shym City (Çimkent), Ukrayna’nın Harkov, Filipinler’in Cebu, San Marino’nun San Marino ve Brezilya’nın São Paulo kentlerinin eklenmesi gerekmektedir.

Bu durumda kardeş kent olduğunu, tarih ve sayısını verdiğimiz meclis kararları ya da gazete haberlerine göre düzenlediğimiz aşağıdaki tabloya göre bugün itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 35 kardeş kenti, işbirliği protokolü imzaladığı 4 ve karşılıklı iyiniyet mektuplarının verildiği 4 kent bulunmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasında Kazakistan’ın Shym City (Çimkent) şehri ile 17 Aralık 2004 tarihinde işbirliği protokolü imzalandığı belirtilmekle birlikte, 17 Aralık 2004 tarih, 338 sayılı belediye meclisi kararına gidilip bakıldığında bu ilişki şeklinin karara “işbirliği protokolü” olarak değil, “kardeş şehir ilişkisi kurulması” şeklinde yazılı olduğu görülmektedir.

Karşımızda hepsi birbirinden farklı, nüfusu 40.920’den başlayıp 12.325.232’ye kadar uzanan, kimisi 12-13 bin kilometre kadar uzağımızda, kimisi de 222 kilometre kadar yakınımızda dünyanın dört bir yanında, farklı iklimlerinde, Avustralya ve Antartika dışında beş kıtada yer alıp birbirine ve İzmir‘e benzemez 35 ayrı kent… Bingazi, İskenderiye ve Tel Aviv dışında başka bir Akdeniz kentinin yer almadığı, ortak noktalarının ne olduğu hususunun bilinmediği bir dolu şehir… Hepsi de İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin talebi üzerine, bu talebini karşı tarafa iletmesi ile kardeşimiz olan kentler…

On beşi eski Sovyetler Birliği bağlaşıklarının çözülmesi ile ortaya çıkan ülkelerde, 10’u Osmanlı İmparatorluğu’nun eski topraklarında, 13’ü Müslüman coğrafyasında, 4’ü İzmir’in göç aldığı diyarlarda bulunan, 10’u Burhan Özfatura, 7’si Yüksel Çakmur, 11’i Aziz Kocaoğlu, 1’i de Mustafa Tunç Soyer döneminde kardeş olmuş toplam 35 şehir…

Kardeş şehir olma ile ilgili çoğu meclis kararında, “iki şehir arasında dostluk bağlarının güçlendirilmesi, karşılıklı işbirliğini geliştirmek ve sosyal, kültürel siyasi ve ekonomik alanlarda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla” şeklinde ifade edilen niyetin oluşumunda birbirinden çok farkı özelliklere sahip her bir şehrin birbirinden farklı özelliklerinin yeterince kavranmadığı, bütün şehirlere aynı bakışla yaklaşıldığı ortaya konulmakta… Oysa kardeş şehir olmak için yapılan her başvuru öncesinde her iki şehrin ortak olan ya da olmayan özelliklerinin iyice araştırılması, kardeş olunmak istenen kentin gerek ülkesindeki gerekse dünya kentleri arasındaki konumunun iyice irdelenmesi, özellikle o kentlerin yaşam kalitesini ortaya koyan göstergelerle İzmir’in göstergeleri arasında mukayeseler yapılması ve her yılın bitiminde bu göstergelerdeki gelişmelerin değerlendirilerek kardeş olmaktan kaynaklanan faydanın ölçülüp değerlendirilmesi gerekir.

Kardeşlik ilişkisi kurulan şehirler arasında ilgili meclis kararlarında yazılı olduğu gibi gerçek bir dostluk ilişkisinin olup olmadığı -ne yazık ki- bilinmemekte, karara esas olan komisyon raporlarında bile bu bilgilere yer verilmemekte, kardeşlik ilişkisinin gerekçe ve temelleri açıklanmamaktadır. İzmir’de ya da kardeş olunmak istenen diğer kentlerde yaşayan halkın böylesi bir ilişkinin kurulacağından haberdar olup olmadığı, buna ilişkin görüş, düşünce ve önerilerinin alınıp alınmadığı, diğer kentle yaşayanların İzmir’le kardeş olmayı isteyip istemediği dahi bilinmemektedir. Birileri bir kentle kardeş olunmasını istemekte ve bu görüş meclis çoğunluğuna kabul ettirildiği takdirde o kent kardeş kentimiz olmaktadır. Örneğin 1991 yılında kardeş kent olunan Danimarka‘nın Odense kentinde yaşayanlar ya da İzmir‘in her hangi bir ilçesinde ya da mahallesinde yaşayanlar İzmir‘le Odense‘nin kardeş olduklarını biliyorlar mı; daha doğrusu her iki kentte yaşayan insanlar Türkiye ile İzmir‘in ya da Danimarka ile Odense‘nin yerini biliyorlar mı? Kısacası, önceki yönetim dönemlerinde hangi gerekçe ile kardeş olunduğu bilinmeyen bu şehirlerle kardeşlik ilişkisi halen sürüyor mu? Sürüyorsa, hangi düzeyde devam ediyor; sürmüyorsa neden kesilip atılmış? Şehir yönetimleri ve halkı bütün bunlardan haberdar mı ve bu kardeşliğin devam etmesini istiyor mu?

Bütün bu can alıcı soruların, karar verici konumundaki İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerince dürüst bir şekilde cevaplanması gerekmektedir…

İzmir‘in dünyanın farklı kıtalarındaki şehirlerle kurduğu kardeşlik ilişkisini ele alıp sorgularken aklımıza gelen diğer bir konu da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in seçilmeden önce “benim en önemli projem” diyerek tanıttığı ve İzmir‘i Akdeniz‘in öncü kenti yapmayı hedefleyen Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı Projesi çerçevesinde, seçim sonrasında Barselona Belediye Başkanı Ada Colau, Beyrut Belediye Başkanı Jamal Itani, İskenderiye Valisi Dr. Abd El Aziz Konsowa, Marsilya Belediye Başkanı Jean-Claude Gaudin, Selanik Belediye Başkanı Yannis Butaris ve Venedik Belediye Başkanı Luigi Brugnaro’a hitaben yazılan 19 Nisan 2019 tarihli davet mektupları olacaktır.

Akdeniz’e kıyısı olan bu 6 kentle (Barselona, Beyrut, İskenderiye, Marsilya, Selanik ve Venedik) bir araya gelip oluşturulmak istenen Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı çağrısı bugüne kadar adı geçen kentlerin yöneticileri tarafından cevaplanmamış olmasına karşın, bu çağrıyı da bu 6 kente yapılmış; ancak bugüne kadar kabul görmemiş başarısız bir “kardeş kent” olma talebi olarak kabul edebiliriz. Üstüne üstlük Akdeniz Kentleri Yönetim Ağı kapsamında ilişki kurulmak istenen Beyrut kentinde 4 Ağustos 2020 tarihinde meydana gelen büyük patlama sonrasında, gelecekteki kardeşlik ilişkisi ya da insanlık adına İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu kente yardım anlamında tek bir girişimi, tek bir desteği gündeme gelmemiş, o büyük patlama ile yok olan koskocaman kentin onarımı için çaba gösterilmemiştir.

Ayrıca İzmir‘in bu 35 kardeş kentle ne düzeyde kardeşlik ilişkisi sürdürdüğü, bu ilişki çerçevesinde kardeşlik adına neler yaptığı da kesin olarak bilinmemektedir. Evet, zaman zaman heyetler birbirlerini ziyaret etmekte, düzenledikleri toplantılara katılmaktadırlar; ama, bu kardeş kentlerin tümü ya da bir kısmı ile birlikte yapılan ortak bir proje ya da uygulamanın olup olmadığı, kardeşlik ilişkisinin somut bir şekilde eyleme dönüştürülüp dönüştürülmediği bilinmemektedir.

Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ülkemizdeki kardeş kentleri konusunda olduğu gibi yabancı kardeş kentler konusunda da tüm hizmet dönemleri boyunca ülkemizin uluslararası politika ve ilişkilerini dikkate alarak hazırlanmış ‘uygulanabilir“, ‘sürdürülebilir‘, ‘demokratik‘ ve ‘barışçı‘ bir diplomatik ilişki politikası, bu politikaya ait öncelik ve stratejileri, amaç ve hedefleri ile bu amaç ve hedeflere ulaşmayı sağlayan doğru, etkin, anlamlı ve sonuç alıcı eylem planları bulunmamaktadır. Bütün bunların mevcut olmayışı nedeniyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem yurt içindeki hem de dışındaki “kardeş kent” ilişkileri bir bilinmezlik ve ilgisizlik içinde sahipsiz ve sonuçsuz kalmaktadır.

V- ÖNERİLERİMİZ….

Bütün bu bilgi ve değerlendirmeler sonrasında yurt içi ve dışı kentlerle kurulacak kardeş kent ilişkileriyle bu kentlere yapılacak bağışlar konusunda geliştirdiğimiz önerileri şu şekilde sıralayabiliriz:

🎯 İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından yurt içindeki kardeş olsun ya da olmasın belediyelere bağışlanan her türlü taşıt aracı, iş makinesi ve benzerinin muhasebe kayıtlarındaki değeri yanında piyasadaki cari değerinin de dikkate alınması ve yapılan bağışın bir parti, belediye yönetimi ve bir siyasetçinin ikbali adına değil; İzmir halkı adına yapıldığı dikkate alınarak daha hesaplı, daha tutumlu davranılması,

🎯 Yurt içi ve dışındaki tüm kardeş kentlerin seçiminde bilgi, araştırma, analiz, bilimsel çalışma, ihtiyaç, sorun ve ölçüp değerlendirmeyi esas alan akılcı seçim yöntemlerinin kullanılması, verilen kararlarda politik kayırmalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşılması,

🎯 İki kentin kardeş olması sürecinde o kentlerdeki yaşam kalitesi ile ilgili göstergelerle önceden belirlenmiş objektif kriterlerin kullanılması,

🎯 Yapılabilir, sürdürülebilir ve sonuç alabilir kardeş kent ilişkilerinin kurulması için buna dair temel politika, öncelik, strateji, hedef ve amaçlarla eylem planlarının düzenlenerek uygulanması,

🎯 Kardeş kent kararlarında ve ilişkilerinde öncelikle ülkemizin yürüttüğü uluslararası diplomasinin dikkate alınması,

🎯 Kardeş kent olma gerekçelerinden biri kentler arasındaki mevcut ya da olası ekonomik, ticari ilişkiler olduğundan; kardeş kent seçiminde İzmir Ticaret Odası‘nın kardeş odası olup sayısı -şimdilik- 87 olan ticaret odalarının faaliyette bulunduğu kentlerin tercih edilmesi ve bu çerçevede belediye meclisince karar alınırken ilgili meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerinin alınması,

🎯 İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın son yıllardaki uygulamalarında “Misafir Ülke” ve “Misafir Kent” olarak kabul edilen ülke ve kentlerle ilişkilerin, kardeş kent ilişkileri ile ilgili politika, öncelik, strateji, hedef ve amaçlar içinde ele alınarak kent diplomasisi anlamında bütünlüğün sağlanması,

🎯 Kardeş kent ilişkilerinin, kentler arasındaki ekonomik/ticari, toplumsal, kültürel/sanatsal ve turistik faaliyetlerle ilgili bilgi ve istatistiklerin izlenerek güçlendirilmesi ve yıllık ölçekte değerlendirilerek yarattığı faydanın ölçülmesi,

🎯 Yurt içindeki kardeş kentlerle ilişkilerin güçlendirilmesi için o kentlerle ilgili hemşeri dernekleriyle olan ilişkilerin ele alınıp güçlendirilmesi ve bu derneklerin kent konseyi çalışmalarına dahil edilmesi,

🎯 İzmir‘e yurt içi ve dışı göçlerle gelen grupların geldikleri kentlerle kardeş kent ilişkisinin kurulması ve göçten kaynaklanan sorunların çözümünde bu tür ilişkilerin dikkate alınması,

🎯 İzmir’in ilçe belediyeleriyle yurt içi ve dışındaki belediyelerle “kardeş kent” olma gibi bir yöntem yerine daha çok somut bir işin ya da projenin birlikte yapılmasına veya yapılacak bir işin paylaşımına dayalı işbirliklerinin geliştirilmesine önem verilmesi,

doğru ve yerinde olacaktır.

Bundan böyle karar vericilerle uygulamacıların bu konudaki bilgileri daha da derinleştirerek araştırmalar yapması ve yukarıda sıralanan önerileri dikkate alıp tartışması dileğiyle…

Okunmasında yarar gördüklerim:

Akman, Ç., Akman, E. (2017) “Türkiye’de Kardeş Şehir Uygulamalarının Dört Büyükşehir Belediyesi Üzerinden Nitel Bir Analizi“, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2017/2, Sayı 27, s.228-254.

Bay, A. (2020) “Türkiye’nin Ulusal ve Uluslararası Ölçekteki Kardeş Şehir İlişkileri – Dönemsel, Mekânsal, Kültürel, Fonksiyonel ve Politik Etkenlerin Analizi”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Çanakkale.

Bay, A., Çalışkan, V. (2020) “Türkiye’nin Uluslararası Kardeş Şehir Anlaşmalarında Tercih Faktörleri ve Mekansal Dağılış Özellikleri“, Doğu Coğrafya Dergisi, Haziran-2020, Yıl: 25, Sayı: 43, s.73-92.

Kurutçu, K., Memiş, L. (2020) “Kıyaslamanın (Benchmarking) ve Öğrenmenin Aracı Bir Unsuru Olarak Kardeş Kent Uygulaması“, Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, Yıl: 2020, Cilt:3, Sayı:1, s.37-47

Şahin, S.Z., Söylemez, E. (2014) “Türk Belediyelerinin Küresel Kardeş Kent Ağlarındaki Farklılaşmalar ve Benzerlikler“, Kentsel ve Bölgesel Araştırmalar Ağı (KBAM) 5. Kentsel ve Bölgesel Araştırmalar Sempozyumu, s.21-32.

Fare doğuran dağ olmak…

Ali Rıza Avcan

Halk arasında sıkça kullanılan “dağ fare doğurdu” deyimi, İnternet’in önemli bilgi kaynağı Vikisözlük‘e göre, “Kendisinden büyük şeyler beklenen bir kişinin küçük bir ürünle ortaya çıkması” anlamına geliyor. Ekşi Sözlük ise bu sözcüğün orijinal halinin ünlü Romalı şair Horatius‘un Ars Poetika yapıtının 139. satırında Latince deyişiyle parturient montes, nascetur ridiculus mus olarak geçtiğini söylüyor.

İnsanlarda büyük hayal kırıklıklarına neden olan bu halin siyasetteki versiyonu ise beğenip seçtiğiniz belediye başkanlarıyla milletvekillerinin ve meclis üyelerinin sizin onlardan beklediğiniz şeyleri yapmaması ya da yapamaması veya tam tersine yapması anlamına geliyor.

Bu içler acısı halin yaşadığımız kentteki en son örneği ise yazdığı özgeçmişlerde ve katıldığı söyleşilerde, lise öğrencisi iken Devrimci Liseliler Birliği‘nin kurucu üyeleri arasında yer aldığını söyleyerek kendisine devrimci bir profil çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Çeşme Yarımadası’nda yapılacak olan Çeşme Turizm Projesi‘ndeki ikircikli tutumu ve bu proje konusunda, sağ cenahtan gelmesi nedeniyle pek de umutlu olmadığımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul Projesi‘ne net bir şekilde karşı çıkıp halkı örgütleyen tutum ve cesaretinden yoksun oluşudur.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in bu konuda İzmirlinin tercihlerinden kopuk ikircikli siyaseti, yine aynı partiden Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran‘ın, 20 Temmuz 2020 tarihinde projeye karşı çıkanları vatan hainliği ile suçlayan tutumu ve 28 Nisan 2021 tarihinde online bağlantıyla İzmir Ticaret Odası Meclis Toplantısı‘na katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Çeşme Turizm Projesi İzmir halkı tarafından benimsenir ve beğenilirse, bir beton ormanına dönüşmezse, büyük ölçekte yeşil korunursa elbette destek veririz” söylemi ile birleştirildiğinde, CHP’nin teslimiyetçi bir siyasetle adeta projeye sahip çıktığını görürüz.

Nitekim, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy‘un 15 Haziran 2020 tarihinde Tarihi İzmir Agorası’nda düzenlediği basın toplantısında;

Başta ticaret odamıza ve ilgili belediyelerimize birçok STK’mıza projeyi desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Biz çok iyi niyetli bir şekilde bu projeye başladık. Türkiye’nin en şeffaf, en çevre duyarlı, koruma kullanma dengesi yüksek proje halinde sadece Türkiye’ye değil dünyaya örnek olmasını istiyoruz. Bu bağlamda odalarla da yakın ilişki içindeyiz. Geniş katılımlı bir komisyon oluşturduk. İnşallah bundan sonra daha da hızlı ilerleyeceğiz. Çeşme Projesi’nden elde edilecek gelirin büyük bir kısmını Çeşme projesinin altyapısında sonra da Ege Bölgesi’nin altyapısında kullanacağız ki İzmir öncelikli. Bu bağlamda da Kemeraltı ve Agora’yı gözlemlemek istedik. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak ilk etapta buraya destek vereceğiz. Bu projelerde elde ettiğimiz gelirin bir kısmı buraya.” diyerek yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in yaptığı TARKEM‘e işaret ettiğini ve bunun üzerine TARKEM yetkililerinin büyük bir memnuniyetle ellerini ovuşturduğunu hatırladığımız bir süreçte…

Ayrıca Çeşme Turizm Projesi ile ilgili karar ve tanıtım toplantılarının İzmir Ticaret Odası salonlarında yapıldığı bir süreç içinde, İzmir Kalkınma Ajansı ile İzmir Vakfı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi adına hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 başlıklı resmi belgede Çeşme Yarımadası‘ndaki agroturizm hedeflerinin gerçekleştirilmesi konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine İzmir Ticaret Odası‘nın görevli kılınması da bize gidilen yol konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Gelelim 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği tarafından düzenlendiği iddia edilen, gerçekte ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” başlıklı Çalıştay ve Forum‘u değerlendirmeye.

Bildiğiniz gibi, 1 Haziran 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu Düzenliyor” başlıklı yazımla, belediye ile bağlantısı ortaya çıkmasın kaygısıyla İzmir Düşünce Topluluğu ve İzmir Kent Konseyi seçeneklerini bir yana koyup çoğu İzmirlinin tanıyıp bilmediği ve tüzel kişiliği olmadığı için bu konuda dava açma yetkisi bile olmayan İzmir Kent Konseyleri Birliği isimli sivil bir oluşum tarafından düzenlendiği söylenen organizasyonu, bu tür toplumsal mücadelelerin dürüstlük ve samimiyet ilkesi çerçevesinde yürütülmesi gereğini hatırlatarak eleştirmiş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından görevlendirildiği anlaşılan bir eski İzmir milletvekili ve onun danışmanı ile TMMOB İKK tarafından danışıklı dövüş şeklinde İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne ısmarlanan çalışmanın aslında çalıştay formatına uygun olmayan kurgusu, konuyu bilimsel bir şekilde ele alıp tartışmaktan uzak vitrin süsü niteliğindeki medyatik konuşmacıları, belediyede üst düzey görevlerde çalışan bazı konuşmacıların gerçek görev unvanlarını gizlemeleri, TMMOB İKK kapsamındaki bazı meslek odalarının bu organizasyon içinde yer almayı doğru bulmamaları nedeniyle söz konusu organizasyonu sorgulayan değişik sorular sormuştum. Ardından da 2020 yılında 70 sayfalık Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nu düzenleyerek kamuoyunu bilgilendiren TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun bundan sonra yapması gereken işin, konuyu kendi kurumsal kimliğini arka plana alarak yeniden masaya yatırmak değil; halen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanlığı görevinde bulunan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun sorumluluğunda hazırlanan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesi ile TMMOB İKK tarafından 2020 yılında hazırlanan Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nda ortaya konulan ayrıntılı bilgileri kullanması gereken Millet İttifakı’na dahil tüm belediye başkanlarıyla siyasi partilerin il ve ilçe yöneticisi, milletvekili ve genel başkanlarının AKP’li Külltür ve Turizm Bakanı ile AKP’nin bu kentteki temsilciliğine soyunan İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi kurumların dümen suyunda dolaşan tavır ve tutumlarından vazgeçerek, aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul konusunda ortaya koyduğuna benzer bir tavırla konuyu siyasileştirmeleri gerektiğini ifade etmiş, bu öneriyi TMMOB İKK Dönem Sözcüsü ile bazı meslek odalarının başkanlarına iletmiştim.

Söz konusu çalıştay ve forum, duyurulduğu gibi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Havagazı Kültür Merkezi‘nde yapıldı. Çalıştay öncesinde oturumların İzmirtube tarafından canlı olarak yayınlanacağı duyurulduğu halde bu yayın yapılmadı ve biz de ancak çalıştay ve foruma katılan arkadaşlarımızın bizlere anlattıklarıyla yetindik.

Buna ek olarak aynı gün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “Bir belediye başkanının önce o şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek” başlıklı haberle bilgilenmeye çalıştık.

Belediye tarafından hazırlanan haber metninde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in söz konusu çalıştaya katılarak program dışı bir konuşma yaptığı belirtiliyor ve konuşmasından alıntılanan ve bizim de ayırt edilmesi niyetiyle kırmızı renkle işaretlediğimiz aşağıdaki dört ayrı paragraf aktarılıyordu. Aktarılan bu dört bölümde de Çeşme Turizm Projesi’ne net ve kesin bir şekilde karşı çıkılmıyor, “ortada fikir var proje yok” denildikten sonra projenin Yarımada’nın % 55’ini kapsadığı ve proje alanındaki arazilerin % 97’sinin kamuya ait olduğu, bu projenden elde edilecek faydanın küçük olması nedeniyle yapılmasından vazgeçilebileceği ihtimalinin olduğu belirtiliyordu.

Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

İnsanların doğanın dengesini bozup bir hayat kurmaya başlaması 12-13 bin yıl öncesine gidiyor. Tarımın keşfiyle doğanın ritmi dışında bir hayat arayışı başlıyor. İkinci kırılma Sanayi Devrimi ile başlıyor, doğa artık bir meta olarak görülmeye başlanıyor. Giderek doğanın daha çok talan edildiği bir 200 yıl yaşıyoruz. Rönesansı yaşamamış ülkelerde bu talan çok daha vahşi olabiliyor.” 

Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik. Bu fikrin istihdam gibi ışıltıları var ama proje yarımadanın yüzde 55’ini kapsıyor. Projedeki alanın yüzde 97’si kamu mülkü. Yüzde 97’si kamu arazisi olan bir yerde şöyle bir sonuç ortaya çıkabilir: Oraya sadece parası olan girer. Kapitalist üretim ilişkilerinin dayattığı hız ve büyüklük telaşı geçmişle bağımızı da kopartıyor. Kanal İstanbul yapılamayacak kadar mega bir proje. Çıkacak fayda ise yapılmamasına göre çok daha düşük. Bu projenin de böyle olma ihtimali var.

Gerçekten çok insan emek vermiş, ciddi bir çalışma yapılmış. Bu emek Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları veriyor. Bunu Kültür ve Turizm Bakanı ve bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğim. Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Altyapı, su, ulaşım hepsi arkasından geliyor. Önce yaşadığı şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

Bence İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmadan seçilip haber olarak yayınlanan dördüncü paragrafın, 2015 yılında kendisiyle yaptığım görüşme ve katıldığım bir arama konferansı nedeniyle özel bir önemi var. Çünkü dördüncü paragrafta, halen kendisinin danışmanlığını yaptığı halde çalıştay programında “akademisyen” sıfatıyla katılan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun 2014 yılında yayınlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgisi var. Tunç Soyer bu paragrafta bu çalışmayı ciddi bir çalışma olarak niteleyip Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları içerdiğini, bu hususu Kültür ve Turizm Bakanı ile bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğini belirtiyor.

Oysa geçmişte yaşanan şeyler hiç de kendisinin söylediği gibi değildir…

Her şeyden önce “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” isimli belge 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında, İzmir Kalkınma Ajansı tarafından İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi‘ne hazırlatılmıştır. Bu husus, söz konusu belgenin 2. sayfasında yazılıdır.

Bu çalışmaya İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Proje Yürütücüsü Olarak Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu, Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Araştırma Görevlisi Hamidreza Yazdani, Araştırma Görevlisi Dalya Hazar, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Öğretim Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Araştırma Görevlisi Eser Afşar, İzmir Kalkınma Ajansı’ndan Sibel Ersin, Saygın Can Oğuz, Filiz Morova İneler ve Hülya Ulusoy katılmıştır.

Geniş bir ekip tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde hazırlandığı ve bu dönem içinde Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ilk mahalli seçimde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilindiği için adeta Çeşme Yarımadası bütününde Seferihisar‘da yapılanları görmeme ya da önemsememe çabasındadır. Bu tespitin en önemli kanıtı 316 sayfadan oluşan belgede “Yavaş Şehir” sözcüğünün 5, “Citta Slow” sözcüğünün ise 3 kez geçmiş olması, bu sözcüklerle ifade edilen stratejinin bir hedef olarak gösterilmemesidir. Oysa o tarihlerde kamuoyunda yaygın olan görüşlere göre “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” projesinin Yarımada’nın Karaburun ve Urla gibi merkezlerinde de uygulanma şansı bulunmakta, bu nedenle bu projenin Yarımada geneline yaygınlaştırılması mümkün görülmektedir.

Tüm bir Yarımada’daki sürdürülebilir kalkınmanın stratejisini belirleme iddiasıyla yapılan bu çalışmada Seferihisar‘daki “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” hareketinin dikkate alınmaması, önemsenip önerilmemesi durumu haliyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de dikkatini çekmiş ve bundan rahatsız olmuştur.

Tunç Soyer bunun üzerine bir dönem birlikte çalıştığım yönetim danışmanı Nihat Demirkol‘dan düzenleyeceği Yarımada Arama Konferansı’nda moderatörlük yapması konusunda yardım ister. Bu talep üzerinde Nihat Demirkol da, “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgili olarak benim görüşlerimi sorar. Ben söz konusu strateji belgesi için hazırladığım değerlendirme raporunu Nihat Demirkol‘un isteği üzerine arama konferansı öncesinde Tunç Soyer‘e göndererek kendisinden övgüler alırım.

4 Nisan 2015 tarihinde Çeşme’den, Urla’dan, Karaburun’dan gelen geniş bir katılımcı kitlesi ile yapılan arama konferansı sırasında konferansın moderatörlüğünü yapan Nihat Demirkol‘a yardım ederim.

Ama yapılan bu arama konferansı sonrasında Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘den Yarımada ölçeğinde inisiyatif alma konusunda beklediğimiz ikinci, üçüncü hamleleri göremeyiz ve mevcut durumu kabullendiği yorumlarını yaparız.

BU durum bize, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2014 yılında hazırlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesinden haberdar olduğunu ve şimdiye kadar istediği takdirde bu belgeyi ve bu belgedeki bilgileri kullanabileceği noktasına getirir ki, bu belgede yazılı olan hedeflerin 2014 yılından bu yana uygulanıp uygulanmadığı ya da uygulansa bile hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı ne yazık ki belli değildir… Hazırlanan belgeye dair bir eylem planı bulunmadığı; ayrıca, bu belgenin ilişkili olduğu 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı‘nın da gerçeklerden uzak bir temenniler demeti olduğu bilindiği için her karşılaşmamızda, kendisinden net bir cevap alamayacağımı bile bile sayın Koray Velibeyoğlu‘na bu konuyu hatırlatırım.

4 Haziran 2021 tarihinde yapılan çalıştay ve forum ile ilgili en ayrıntılı haberi veren Yeni Haber İnternet Gazetesi’nin “Yarımada Projesi İzmir’in Kanal İstanbulu’dur” başlıklı yazısında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı İlker Kahraman‘ın söyledikleri ise bizlere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu proje için açık kapı bırakan siyasetini hatırlatmaktadır:

Üst ölçekli stratejilerle uyum yakalansaydı, mekânsal değişim kıyı art alan ilişkileri gözeten bir çerçeve oluşturulsaydı, doğal ekosistem önemsenseydi, bölgesel miras korunsaydı, sosyal entelektüel sermaye fırsat sunulsaydı, her kesimin karar verme süreçlerine dahil edilseydi bu projeye evet derdik.”

Oysa, karşımızda bütün bu koşullar sağlansa bile tüm Yarımada’nın % 55’ini kapsayan bir proje durmaktadır. Genel bir kabulün koşulu olarak öne sürülen bu hususlara başka projelerde AKP iktidarı tarafından ne ölçüde uyulduğu ortada iken bu projede iyimser bir yaklaşımla şu, şu olsaydı biz kabul ederdik demenin ne ölçüde anlamlı, etkili ve sonuç alıcı olduğu da dikkate alınmalı; hatta sorgulanmalıdır.

Evet, söyleyeceğimi söyleyip yazacağımı yazdıktan sonra gelelim son söz’e…

Ne demiştik yazının başında? Fare doğuran dağ ya da dağ fare doğurdu demiş ve karşımızdaki manzarayı doğru bir şekilde tarif etmeye çalışmıştık…

Adı sanı bilinmeyen ve tüzel kişiliği olmadığı için böylesi bir toplantıyı düzenleme ya da Çeşme Turizm Projesi‘ni dava etme hakkına bile sahip olmayan bir oluşum adına yaptırılan bu “utangaç” çalıştay ve forumun, projenin asıl sahibi AKP iktidarı nezdindeki vurucu etkisi, sonuç alıcı yankısı, şimdiye kadar ortaya konulandan farklı bir yanı ne olmuştur acaba?

Bir bilen varsa, lütfen bir adım ileri çıksın….

“Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik”….

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu düzenliyor…

Ali Rıza Avcan

Evet, işin doğrusunu söylemek gerekirse; İzmir Büyükşehir Belediyesi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ile birlikte “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” iddiasıyla Yarımada Çalıştay ve Forumu‘nu düzenliyor.

Hem de kendisine ait Tarihi Havagazı Fabrikası’nda…

Düzenlenen davet yazısı ile afişlerde bu organizasyonu İzmir Kent Konseyleri Birliği düzenlediği belirtilmiş olsa da; işin aslı, bu organizasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi düzenliyor. Hem de İzmir eski milletvekili Zeynep Altıok ve danışmanı Taylan Üstün Özgür‘ün sorumluluğunda… TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve bazı meslek odalarıyla işbirliği içinde…

Evet, son 15-20 gündür bu organizasyonun yapılacağını biliyorduk ve bu bilgi çerçevesinde düzenleyici kuruluş olarak ilk önce Tunç Soyer yandaşlarının bir araya getirildiği İzmir Düşünce Topluluğu‘nun düşünüldüğünü; ancak hem bu grup içindeki huzursuzluklar hem de organizasyonun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bağlantısı ortaya çıkar kaygısıyla bu topluluktan vazgeçildiğini öğrenmiştik.

Ardından düzenleyici kuruluş olarak İzmir Kent Konseyi‘ne gidildiğini; ancak, yine şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kent Konseyi arasındaki vesayet ilişkisi ve İzmir Kent Konseyi Başkanı Seniye Nazik Işık‘ın bu göreve Tunç Soyer‘in desteği ile gelmiş olması nedeniyle bu niyetten de vazgeçildiğini biliyoruz.

Sonunda anlaşılıyor ki, çalıştay ve forum düzenleme ihalesi tüzel kişiliği bile olmayan ve çoğu İzmirlinin bilgi sahibi olmadığı İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne kalmış gibi gözüküyor. Açıkçası hangi ilçe kent konseyinin üye olduğunu kesin olarak bilmediğimiz, üstüne üstlük üye olduğunu tahmin ettiğimiz Buca ve Seferihisar kent konseylerine ait genel kurulların mahkeme kararları ile iptal edildiği bir süreçte, bu organizasyonla ilgili kararın tüm kent konseylerine ve o konseylerin başkanlarına sorulup danışılmadan verildiğini, bu nedenle bazı kent konseylerinin kurumsal özgürlüğü ortadan kaldıran bu durumdan hoşnut olmadığını biliyoruz.

Şimdiye kadar Çeşme Projesi boyutunda bir sorunla ilgilenmemiş, bu konuda çalışmalar yapmamış bir oluşumun çıkıp ben bu konuda çalıştay düzenleyip forum yapacağım demesi İzmir kamuoyu ve toplumsal mücadeleler tarihi açısından hem görülmüş bir şey değil, hem de bu mücadeleyi başlatmış olan kurum ve şahıslar açısından akılcı, etik ve sonuç alıcı değil…

Ortada bu sorunla bugüne kadar ilgilenip koskocaman 70 küsur sayfalık rapor yazmış bir TMMOB İKK ve bu sorunu hukuki yoldan çözmek için avukat Şehrazat Mercan ve Senihi Özay gibi değerli hukukçuların liderliğinde dava açmış kurum ve kişiler varken çıkıp onlara bilgi dahi vermeden ya da danışmadan, alakasız bir oluşumu öne sürerek ve onun ismi altında TMMOB‘ye bağlı bazı odalarla eski bir milletvekilinin kendince düzenlemeler yapması İzmir’deki demokratik yaşamın geleceği açısından sorunlu gözüküyor.

Çünkü bir toplumsal hareket ya da mücadelenin nasıl başlarsa öyle devam edip sonuçlanacağına inanıyoruz. Başlangıçta yapılacak yanlışlık ya da eksikliklerin o mücadeleye ve bu kentteki demokratik yaşama zarar vereceğini, mücadele süreci içinde yolların ayrılmasına neden olacağını biliyoruz. Aynen Kültürpark mücadelesinde yaşadıklarımız gibi…

4 Haziran tarihli Yarımada Çalıştay ve Forumu ile ilgili olarak ayrıca 31 Mayıs 2021 tarihinde gönderilen davet mektubu ile 1 Haziran 2021 tarihinde dağıtılan afişlere baktığımızda Çeşme Yarımadası‘nın geçmişi, bugünü ve geleceğine dair araştırmalar İYTE öğretim üyesi Koray Velibeyoğlu‘nun başkanlığında İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) tarafından hiç incelenmemiş ve Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi Raporu gibi koskocaman bir araştırma hiç yapılmamış gibi ifadelerin kullanıldığı, Çeşme Yarımadası sanki ilk kez keşfedilip araştırılıyormuş gibi cümlelerle bugüne kadar yapılanlara; özellikle de bu çalışmayı geçmişte yıllarca yapmış Koray Velibeyoğlu‘na haksızlık edildiğini görüyoruz.

Ardından da organizasyonu yapan perde önündeki ve arkasındaki kurum ve şahıslara şu soruları sormak istiyoruz:

📌 Niye bu konu ile şimdiye kadar hiç bir ilgisi olmayan bir oluşum, düzenleyici kurum olarak seçilmiştir?

📌 Niye böylesi bir organizasyonun içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri yoktur?

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, TMMOB İKK‘da ya da İzmir Kent Konseyleri Birliği‘nde herhangi bir görevi olmayan eski bir İzmir milletvekili ile danışmanının organizasyon içindeki varlığı ne anlama gelmektedir?

📌 Konuşmacılar arasında bir adet CHP Bursa milletvekili varken niye bir İzmir milletvekili yoktur?

📌 Ülkemizin Akdeniz ve Ege sahillerinin yağmalandığı dönemlerde önce TÜRSAB başkanlığı ardından Refah Yol Hükümeti‘nin Turizm Bakanı ve ANAP milletvekilli olan eski bir siyasetçi, akil insan olarak programa nasıl dahil edilmiştir?

📌 Niye böylesi önemli bir organizasyonun içinde Millet İttifakı‘nı oluşturan CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe başkanları ve örgütleri yoktur?

📌 AKP İktidarının dayattığı Çeşme Turizm Projesi‘nin tartışması niye bu belediye başkanları, İzmir milletvekilleri, CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe örgütleriyle siyasi bir platforma taşınmamaktadır?

📌 Niye bu organizasyon için İzmir’de faaliyet gösteren EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları (İYA) gibi örgütlerle Çeşme’de faaliyet gösterdiğini bildiğimiz Ekinoks Çevre ve Kültür Derneği‘nden destek alınmamış, organizasyon komitesine bu örgütler niye dahil edilmemiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi için dava açan gruplar organizasyon komitesine dahil edilmemiştir?

📌 Niye, iki adet belediye başkan danışmanı hazırlanan programda bu görev unvanlarıyla değil de, “Doğa Derneği Eski Başkanı” ve “Akademisyen” gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilişkileri gizlenerek takdim edilmiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi‘nin değerlendirilmesi, konuşmacılar arasında sadece 15 dakika süre ile konuşacak Prof. Dr. Erdoğan Atmış‘a verilerek diğer konuşmacıların bu konudan uzak tutulması sağlanmıştır?

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu soruları doğru, inandırıcı ve samimi bir şekilde yanıtlamasını beklerken; böylesi büyük ve önemli bir mücadelenin davaya inanmış ilgili ve doğru seçilmiş kurum ve kişilerin yapacağı doğru ittifaklarla ve doğru yöntemlerle yönetilmesi gerektiğini, hiç bir kurum ya da şahsın perde arkasında kalma hakkı olmadığını ve hiçbir kurum ya da şahsa böyle bir pozisyonu kullanma hakkının verilmemesi, tüm kurum ve kişilerin cesaretle sorununun üstüne giderek korkak, sinik ve teslimiyetçi tutumlardan uzak durmasını gerektiğini söylemek istiyoruz.

Ama her şeyden önce;

Bu kentte yaşayan ya da bu kenti temsil eden tüm siyasetçilerin ve belediye başkanlarının Çeşme Turizm Projesi’ne karşı politik bir tavır alarak; aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul” projesine yaptığı gibi tüm varlığıyla karşı çıkmasını, korkusuzca ortaya atılarak bu çalıştay ve formu ben düzenledim, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır!” diyorum demesini,

“Betonlaşma çok olmazsa, yeşil büyük ölçüde korunursa ülkeye döviz getirecek bir projeye negatif bakmayı asla düşünmüyoruz” şeklinde ifade edilen teslimiyetçi CHP politikalarına izin verilmemesini talep ediyoruz.

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (7)

Ali Rıza Avcan

Nihayetinde, yedi bölümden oluşan yazı dizimizin sonuncu bölümüne geldik…

Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik; bu dizimizin başlangıcı olan Seferihisar ile ilgili üç bölümlük diziyi de dikkate alırsak, toplam 10 bölümde Seferihisar’la İzmir arasındaki Karadağ‘ı aşıp gerçeklerin harman olduğu İzmir Çukuru’na vardık… Bu uzun ve zorlu güzergahta, Evliya Çelebi misali azimle mücadele edip İzmir’in orta yerine geldiğimizde, ünlü efelerle kızanlarının yattığı mapusanenin yıkılarak yerine ruhsatsız bir otopark yapıldığını, işgalin başında ilk kurşunu kimin attığı ya da İzmir’i kimin yaktığı konusunda hararetli tartışmalarının yapıldığını, sokak isimlerinin numaralara dönüştürülmesi nedeniyle şehrin hafızasını yetirdiğini, rıhtımdaki bin bir çeşit dil karmaşasının yok olduğunu; ama asıl önemlisi Seferihisar’da büyük bir heyecanla “küçük çiftçiyi koruyoruz“, “atalık yerli tohumlara sahip çıkıyoruz“, “kooperatifleşmeyi teşvik ediyoruz” ve “tarımda kadın işgücüne değer veriyoruz” diyenlerin burada rotayı tam 180 derece döndürerek uluslararası tarım tekellerinin bu ülke ve kentteki işbirlikçileriyle iş tuttuğunu, küçük çiftçiyi unutup endüstriyel tarımı savunanlarla birlikte karışık işler çevirmeye kalktığını, daha düne kadar üreticiyi tarım işçisine dönüştürür dedikleri yeni yeni şirketler kurduklarını görüyoruz.

Evet, bugün -sizin de tahmin ettiğiniz gibi- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “girişimciliği destekliyoruz” söylemiyle tarım konusunda Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ve onun İzmir’deki üyeleriyle işbirliği yapmasını ele alacağız.

Bilindiği üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı‘nın iki ayrı talebi üzerine 13.07.2020 tarih, 376 sayılı kararıyla 1 yıllık süre için Türkiye Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ile ve 08.03.2021 tarih, 217 sayılı kararıyla 3 yıllık süre için TÜSİAD üyesi Yaşar Üniversitesi ile işbirliği protokolü yapılmasına ve protokollerin Mustafa Tunç Soyer tarafından imzalanmasına karar verir.

Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı‘nın ve bu başkanlığa bağlı şube müdürlüklerinin çalışma esas ve usullerini belirlemek amacıyla İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilmiş yönetmeliklerle kurum üst yöneticisi tarafından onaylanmış yönergelere göre kendi görev alanına girmeyen bu iki önerinin niye Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanıp belediye meclisine sunulduğu da anlaşılamamıştır.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin TÜSİAD ile işbirliği yapılması için aldığı kararın gerekçesi, “İzmir’in girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, girişimcilik alanında eğitimlerin verilmesi ve girişimci gençlere yönelik ortak çalışma alanı sağlanmasına yönelik İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulacak Girişimcilik Merkezi ile programının oluşturulabilmesi“, Yaşar Üniversitesi için de “İzmir’in girişimcilik ekosistemini geliştirmek, girişimciliğe ilişkin farkındalığı ve yetkinliği artırmak, İzmir’in sorunlarına girişimciler ile birlikte sürdürülebilir çözümler geliştirmek“,

Yaşar Üniversitesi ile işbirliği yapılması için aldığı kararın gerekçesi ise, “İzmir’in girişimcilik ekosistemini geliştirmek, girişimciliğe ilişkin farkındalığı ve yetkinliği artırmak, İzmir’in sorunlarına girişimciler ile birlikte sürdürülebilir çözümler geliştirmek amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Girişimcilik Merkezi’nde İzmir’de Yaşar Üniversitesi ile iş birliği halinde üç (3) yılla sınırlanan bir ortak hizmet projesinin yapılabilmesi” olarak belirtilmiştir.

Bu iki karara göre, TÜSİAD ve Yaşar Üniversitesi ile imzalanan işbirliği protokollerinin içeriği İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kamuoyuna açıklanmadığı için, 27 Nisan 2020 tarihinde CİMER kanalıyla yaptığımız bilgi edinme talebimize, yasal süre olan 15 gün içinde henüz cevap verilmediği için bu iki protokolün ayrıntıları konusunda şimdilik herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu iki meclis kararında belirtilen Girişimcilik Merkezi İzmir‘i bizlerin Darağacı mevkii olarak bildiği Umurbey Mahallesi, 1512 Sokak No:29 Konak adresindeki belediyeye ait tarihi bir yapı restore ederken, Mustafa Tunç Soyer de 27 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmada, “TÜSİAD ile kurduğumuz, önümüzdeki ay açacağımız, girişimcilik merkezinde önceliğimiz tarım olacak.” diyerek adeta müjde verircesine kamuoyuna açıklamaktadır.

Girişimcilik Merkezi İzmir’in açılışı öncesinde TÜSİAD tarafından kamuoyuna duyurulan 4 Şubat 2021 tarihli haber bülteni şu bilgileri içermektedir:

Girişimcilik Merkezi İzmir” yarın kapılarını açıyor TÜSİAD’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yaptığı işbirliği kapsamında hayata geçirilen “Girişimcilik Merkezi İzmir”de kentin sorunlarına girişimcilerle birlikte çözüm üretilmesi planlanıyor.

TÜSİAD’ın 2018 yılında başlattığı “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi”, girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi ve dünya girişimcilik ekosistemi sıralamalarında Türkiye’den bir şehrin bulunmasına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. TÜSİAD’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile 2019 yılından beri yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda hayata geçirilen “Girişimcilik Merkezi İzmir” 5 Şubat tarihinde (yarın) kapılarını açıyor. TÜSİAD’ın içerik ve uygulama desteği verdiği Merkezin, yerelde girişimcilik ekosistemlerini ve altyapısını desteklemek amacıyla Türkiye genelinde belediyelerle geliştirilecek işbirliklerine örnek oluşturması planlanıyor.

Konak Umurbey Mahallesi’nde kurulan Merkezin açılışı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Girişimcilik ve Gençlik Yuvarlak Masa Başkanı İrem Oral Kayacık’ın katılımlarıyla gerçekleşecek.

Girişimcilik Merkezi’nde, kentin sorunlarına genç girişimcilerle birlikte sürdürülebilir çözümler üretilmesini sağlayacak kapsamlı bir Girişimcilik Programı yürütülecek. İzmir’in stratejik öncelikleri dikkate alınarak her yıl farklı bir temada düzenlenmesi planlanan Girişimcilik Programı’nın ilk teması ise tarım olarak belirlendi. Merkezin ilk döneminde genç girişimcilerin İzmir’de gıda arzı, tarımsal üretim, pazarlama ve kırsal kalkınma alanlarında yaşanan sorunlara ilişkin yenilikçi çözümler geliştirmesi planlanıyor.

TÜSİAD, Türkiye girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik yerel yönetimlerle yürüttüğü işbirliği çalışmalarına farklı illerde devam edecek. “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında geliştirilen bu işbirlikleri ile belediyelerin elindeki atıl binaların girişimcilere yönelik ortak çalışma alanlarına dönüştürülmesi planlanıyor. Ayrıca, yerel yönetim verilerinin ilgili şehrin sorunlarına çözüm bulunması amacıyla girişimcilere açılması, ekosistemin gelişmesi ve şehrin girişimciler açısından çekim merkezi haline getirilmesi hedefleniyor.

Bu haber bülteninden de anlaşılacağı üzere, TÜSİAD ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasındaki işbirliği, TÜSİAD‘ın daha önce geliştirdiği “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında gerçekleşmiş olup bundan sonraki süreçte, diğer belediyelerle oluşturulacak işbirlikleri çerçevesinde devam ettirilecektir.

Girişimcilik Merkezi İzmir‘in açılış günü İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TÜSİAD‘a ait 5 Şubat 2021 tarihli haber bültenlerinde ise bu işbirliği daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmaktadır:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin TÜSİAD işbirliğiyle kurduğu “Girişimcilik Merkezi İzmir” kapılarını açtı. Gençlere yönelik girişimcilik eğitimlerinin yanı sıra çeşitli desteklerin de verileceği merkezin açılışında konuşan Başkan Tunç Soyer, “Burası, dünyayı daha iyi bir yönde değiştirmek için fikirleri olan ama bu fikirleri yaşama geçiremeyen gençlerimiz için açılmış bir meydandır” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kentin girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, girişimciliğe ilişkin farkındalık ile yetkinliğin artırılması ve İzmir’in katma değer yaratan dönüşümüne katkı sağlanması amacıyla kurduğu “Girişimcilik Merkezi İzmir” bugün kapılarını açtı. TÜSİAD’ın Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi kapsamında içerik ve uygulama desteği verdiği Merkez’in açılışında konuşan Başkan Tunç Soyer, “Burası, dünyayı daha iyi bir yönde değiştirmek için fikirleri olan ve fakat bu fikirleri yaşama geçiremeyen gençlerimiz için açılmış bir meydandır. Bugün burada sadece bir bina açmıyoruz. Gençlerimizin yenilikçi düşüncelerinin ete kemiğe bürünmesinin önündeki engellerden birini daha ortadan kaldırıyoruz. Şehrimizin refahını artırmak ve adilce paylaşmak için attığımız adımlara bir yenisini ekliyoruz” dedi.

Konak Umurbey Mahallesi’nde kurulan Merkez’in açılış törenine TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, CHP Parti Meclisi (PM) Üyeleri Rıfat Nalbantoğlu ve Devrim Barış Çelik, CHP İzmir Milletvekilleri Tacettin Bayır, Atilla Sertel, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda, İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) Başkanı Fadıl Sivri, Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cemali Dinçer, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi, Girişimcilik ve Gençlik Yuvarlak Masa Başkanı İrem Oral Kayacık, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı Zekeriya Mutlu ve Büyükşehir bürokratları katıldı. Açılış öncesi TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Başkan Tunç Soyer’i makamında ziyaret etti.

Girişimcilik Merkezi’nde İzmir’in ihtiyaçlarını dikkate alarak her yıl farklı tematik alanlarda girişim programı belirleneceğini ve şehrin girişimcilik ekosistemine başarılı iş fikirleri kazandırılacağını söyleyen Başkan Soyer, “Tüm paydaşlarımız ile merkezimizin ilk yılındaki temasını ‘tarım’ olarak belirledik. Tarımsal girişimcilik projelerine ev sahipliği yapacak Girişimcilik Merkezimiz bu çerçevede tarımsal lojistik ve gıda arzı, pazarlama ve markalaşma, tarımda bilişim ve teknoloji, kırsal kalkınma ve kooperatifçilik gibi alanlarda yenilikçi çözümler üretecek. Böylece bu merkez, Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu ile belirlediğimiz İzmir Tarımı stratejimiz doğrultusunda, İzmir’de tarımsal üretim seviyesinin artmasına ve refahın büyümesine önemli katkılar sağlayacak” şeklinde konuştu.

Girişimcilik Merkezi’ndeki programlara başvuru sürecini de kısaca özetleyen Soyer, projelerin üç aşamalı değerlendirmeden geçirilerek kabul edileceğini belirtti. Soyer,İlk değerlendirme, projenin başvuru koşullarını sağlayıp sağlamadığına yönelik olacak. İkinci aşamada, proje fikrinin potansiyel etkisi, getirdiği yenilik ve uygulanabilirliği sektör uzmanlarınca değerlendirilecek. Üçüncü ve son aşama ise Belediyemiz ve TÜSİAD tarafından oluşturulan seçici kurul tarafından gerçekleştirilecek. İlk yıl için belirlenen tarım teması kapsamında, 6-7 aylık kuluçka süresi sonunda ilgili projelerin yatırıma uygun hale getirilmesini hedefliyoruz” dedi.

İzmir’i dünya ile bütünleştirirken yerel potansiyelini doğru yöneten bir “ekonomik iklim” kurduklarını söyleyen Soyer, “Ülkemizdeki ekonomik kriz, pandemiyle çok daha derinleşen bir hâl aldı. Şüphesiz İzmir de bu olumsuz süreçten çok etkileniyor. Tüm bu sıkıntılara karşı İzmir’i dirençli kılmak için tüm aktörlerle uyum içinde girişimciliği, yenilikçiliği ve inovasyonu teşvik eden çalışmalar yürütüyor, çatı kurumlar tesis ediyoruz. Bu konuda ilk adımımız Tarihi Havagazı’nı Gençlik Yerleşkesi olarak gençlerin hizmetine sunmak olmuştu. Girişimcilik ekosistemi için önemli bir adımı da, geçen hafta açık veri portalımız ile attık. Ayrıca İzmir’in köklü iş kuruluşları ve meslek odaları ile güçlerimizi birleştirerek ‘IzQ’ adıyla Girişimcilik ve İnovasyon şirketi kuruyoruz. Önümüzdeki günlerde kurulacak şirketimizin, bu yıl içerisinde faaliyete girerek şehrimizin girişimcilik ve inovasyon ekosistemine büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Bugün de TÜSİAD’ın deneyim ve uzmanlığıyla gücümüzü birleştirerek bu çerçevede attığımız adımlara bir yenisini ekliyoruz” şeklinde konuştu.

Liman arkasında kalan Umurbey Mahallesi’nin İzmirli genç sanatçılar ile bölge halkının benzersiz bir üretim yeri olduğunu da sözlerine ekleyen Soyer, “Tarihi Havagazı Gençlik Yerleşkesi ve bugün açılışını yaptığımız Girişimcilik Merkezi’nin burada hâlihazırda bulunan bu olağanüstü değerli enerjiden beslenmesine büyük önem veriyorum. Tüm bu gelişmeler planlaması devam eden Alsancak Garı Meydan projemizle birleştiğinde, İzmir’in belki de en ilham verici mahallerinden biri ortaya çıkacakdedi. Soyer, konuşmasının sonunda Yaşar Üniversitesi’ne de Girişimcilik Merkezi’ne gösterdiği ilgi ve destek için teşekkür etti.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ise törendeki konuşmasında “Yaklaşık 3 trilyon dolar değerlemeye sahip küresel startup ekonomisindeki payımızın yükselmesi ülkemizin gelişimi ve dönüşümü açısından kritik önem taşıyor. Vakit, Türkiye’nin girişimcilik kanatlarını açmasının vaktidir” dedi.

TÜSİAD olarak uzun yıllardır Türkiye genelinde girişimcilik konusunda farkındalığı artırmaya, başta gençler olmak üzere tüm fikri olanları girişimciliğe teşvik etmeye yönelik kapsamlı çalışmalar yürüttüklerine dikkat çeken Simone Kaslowski “Bu inanç ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte hayata geçirdiğimiz Girişimcilik Merkezi’nin, İzmir’in girişimcilerle birlikte yenilikçi çözümler üretme kültürünün tüm Türkiye’ye yayılmasına öncülük edeceğine ve bu çerçevede 1300’ü aşkın belediyemize örnek oluşturacağına gönülden inanıyoruz” şeklinde konuştu.

TÜSİAD Girişimcilik ve Gençlik Masası Başkanı İrem Oral Kayacık, güçlü bir girişimcilik ekosistemi pek çok paydaşın işbirliği yapmasını gerektiğini ifade ederek şu ifadeleri kullandı:

“Bu süreçte yerel yönetimlerin ellerindeki kaynak ve olanakları ile girişimcilik ekosisteminde kilit ve dönüştürücü güce sahip. Girişimcilik Merkezi İzmir ile İzmirli gençlerin şehrin ihtiyaçlarına girişimci bakış açısıyla, yenilikçi çözümler getirmesini ve böylece doğrudan Belediye desteği ile İzmir girişimcilik ekosisteminin daha da güçlenmesini hedefliyoruz.

TÜSİAD olarak, alandaki bilgi birikimimiz ve networkumuz ile belediye içinde inovasyon ve girişimcilik konusunda kapasite geliştirme eğitimleri verdik. İş fikri toplama sürecinde teknik, hukuki ve altyapısal birikimimizi de aynı şekilde bu projeye aktardık. Merkez, TÜSİAD’ın “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü” projesi kapsamında yerel yönetimlerle gerçekleştirdiği işbirliklerinin ilki. Diğer belediyelere örnek teşkil etmesini temenni ettiğimiz bir modelin ilk adımını atıyoruz.

TÜSİAD, Türkiye girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik yerel yönetimlerle yürüttüğü işbirliği çalışmalarına farklı illerde devam edecek. “Türkiye’nin Girişimcilik Dönüşümü Projesi” kapsamında geliştirilen bu işbirlikleri ile belediyelerin elindeki atıl binaların girişimcilere yönelik ortak çalışma alanlarına dönüştürülmesi, girişimcilere eğitim ve mentörlük verilmesi, kuluçka ve hızlandırma programları yürütülmesi planlanıyor. Bu sayede ilgili şehrin ihtiyaçlarına girişimcilerle yenilikçi çözümler üretilmesi, ekosistemin gelişmesi ve şehrin girişimciler açısından çekim merkezi haline getirilmesi hedefleniyor.

Açılış töreninin 1,5 ay sonrasında TÜSİAD‘ın web sitesinde yayınlanan 18 Mart 2021 tarihli basın bülteninde ise Girişimcilik Merkezi İzmir‘de yapılacak çalışmalar şu şekilde anlatılıyordu:

TÜSİAD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliğiyle geçtiğimiz Şubat ayında kurulan Girişimcilik Merkezi İzmir’de, ilk girişimcilik programı “tarım” temasıyla başlıyor.

3 Mayıs’a kadar başvuru alacak olan program 18-35 yaş arası girişimcilere açık olacak. Başvurular, Girişimcilik Merkezi İzmir’in web sitesinde yer alan başvuru formu üzerinden kabul edilecek.

İzmir’in sorunlarına genç girişimcilerle birlikte sürdürülebilir çözümler üretilmesi hedefi ile Şubat ayında faaliyete geçirilen Girişimcilik Merkezi İzmir’de, kentin ihtiyaçları doğrultusunda her yıl farklı alanlarda programlar yürütülecek. Yaşar Üniversitesi işbirliği ile hayata geçirilecek olan programın ilk teması ise “tarım” olarak belirlendi. Bu çerçevede 3 Mayıs’a kadar sürecek ilk çağrı döneminde bitkisel ve hayvansal üretim, tarımsal lojistik, pazarlama ve markalaşma, tarımda bilişim ve teknoloji, kırsal kalkınma, kooperatifçilik vb. konularda yenilikçi fikir ve çözüm önerileri ile programa başvurulabilecek.

Girişimcilik Merkezi İzmir’in web sitesi (https://girisimcilikmerkezi.izmir.bel.tr) üzerinden başvuru alacak programa katılım şartları arasında 18-35 yaş arası olmak, tarım konusunda belirlenen temalardan birinde yenilikçi bir iş fikrine sahip olmak ve 2 ila 5 kişilik bir ekip kurmak bulunuyor. Ayrıca programa her bir katılımcının sadece bir iş fikri ile başvurması bekleniyor.

Üç aşamalı bir değerlendirme süreci sonrasında belirlenecek program katılımcılarına mentor desteği, birebir danışmanlık, eğitim ve atölye çalışmalarının yanı sıra ofis desteği de verilecek. Çalışma alanları, sosyal alanlar, toplantı odaları ve dinlenme bölümleri bulunan Merkez’de katılımcılar açık ofis mantığıyla çalışabilecek, iş dünyası liderleri, girişimciler, yatırımcılar ve ekosistem aktörleri ile düzenli olarak buluşmalar gerçekleştirecek. Program kapsamında katılımcıların Ar-Ge için gerekli donanımların bulunduğu Fabrikasyon Laboratuvarı İzmir’e erişimleri de sağlanacak.

Görüldüğü gibi Seferihisar’dan bu yana “Küçük üreticiyi koruyacağız“, “kooperatiflerin gelişmesini sağlayacağız“, “atalık yerli tohumları koruyacağız” ve “çiftçinin, üreticinin refahını arttıracağız” şeklinde dünyadaki, ülkemizdeki, yaşadığımız Ege Bölgesi’ndeki ve İzmir’deki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini, içinde bulunduğu sistemin bütününden kopararak istediği alanlarda ütopik ve pastoral söylemlerle süsleyip sahneleyen anlayış, en sonunda tüm söylediklerinin tersine endüstriyel tarımı savunan TÜSİAD‘la işbirliği yapma yoluna gitmiş, İzmir tarımı ile ilgili tüm plan, program, araştırma çalışmalarını girişimcilik boyutunda TÜSİAD‘a ve onun uzmanlarının eline teslim etmiştir.

Bu durum, ‘Bir başka tarım‘ macerasının 19 Nisan 2021 tarihinden bu yana anlatmaya çalıştığımız ilginç macerası içinde, esasen bildiğimiz, tahmin ettiğimiz ya da başka bir deyimle öngördüğümüz bir kırılma olmakla birlikte; bundan sonraki süreçte henüz uyanmamış olanları, taraftarları, destekçileri ve fanatikleri de uyandıracak; ancak, küçük üretici ve çiftçinin elleri kanlı büyük sermaye eliyle kırılıp yok edilmesi ya da yoksullaştırılması anlamında İzmir tarımına büyük zarar verecektir.

TÜSİAD ve onun İzmir temsilcileriyle yapılan ikinci işbirliği

Başka bir tarım mümkün” sloganıyla gerçekleştirilen TÜSİAD işbirliğinin diğer ortaklarının da, -anlaşılan o ki- TÜSİAD ya da onun türevi SİAD‘lı ya da GİAD‘lı derneklerle temsil edilen İzmir sermayesi sayesinde AKP iktidarının merkezi yönetim kurumları olacağı anlaşılıyor. Görülen o ki, TÜSİAD sermayesinin yapıştırıcı etkisi ve Mustafa Tunç Soyer‘in başından beri iktidarla birlikte iş tutmayı arzulayan heveskar tutumu, İzmir Büyükşehir Belediyesi-TÜSİAD-AKP iktidarı şeklindeki üçlü beraberliği oluşturacak gibi gözüküyor.

Zira, bir zamanlar; daha doğrusu eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde oldukça etkin olup bu etkisini Mustafa Tunç Soyer‘le birlikte yitiren İzmir Tarım Grubu‘nun üyelerinden ve tarım makineleri üreten Teta Teknik Tarım isimli şirketin genel müdürü ve Tarım 4.0 Teknoloji ve Etik Derneği yönetim kurulu başkanı Sümer Tömek Bayındır‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte düzenlediği ve bu yazıyı okuduğunuz saatlerde devam etmekte olan 25-26 Mayıs 2021 tarihli Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nde İZFAŞ‘ın dijital platformu sayesinde bir araya gelerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin “Başka Bir Tarım Mümkün” vizyonunu tartışıyorlar…

Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nin duyurulan programına göre bu organizasyonu Tarım ve Orman Bakanlığı ve İzmir Valiliği başta olmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Odası, Köy-Koop İzmir Birliği, İzmir Ticaret Borsası, İZFAŞ, 2002 yılında Tarişbank‘ı satın alan Denizbank, İzmir Tarım Teknoloji Merkezi, İzmir Tarım Teknoloji Derneği, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği, Tarım Kültür Grubu, Naras Makina A.Ş. ile sermaye gruplarının gazeteleri Dünya, Gözlem ve Ticaret gazeteleri; yani ülke tarımının bugünkü halinden sorumlu olanlar destekliyor ya da sponsor oluyormuş.

İlk duyurulan programa göre toplantının açılışında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank konuşacağı bildirilmekle birlikte 24 Mayıs 2021 tarihinde duyurulan kesinleşmiş programda bu iki bakanın adına rastlanmıyor.

Oturumlarda konuşacakların listesi ise şu şekilde:

01. Sumer Tömek Bayındır, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği Başkanı, TETA Teknik Tarım Genel Müdürü, (ESİAD),

02. Mustafa Özen, Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürü,

03. Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

04. Ali Ekber Yıldırım, Dünya Gazetesi Yazarı,

05. Işınsu Kestelli, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı, (TUSİAD),

06. Yavuz Tekelioğlu, Prof. Dr., Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı Derneği (YUCİTA) Yürütme Kurulu Başkanı, Antalya

07. Bülent Gülçubuk, Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü,

08. İsmail Ertürk, Manchester Üniversitesi, Kıdemli Okutman,

09. Murat Onkardeşler, Baysan A.Ş. Genel Müdürü,

10. Ender Yorgancılar, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı

11. Doğan Yaşar, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Çevresel Yer Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı, (Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi)

12. Mine Pakkaner, Tarım ve Gıda Etiği Derneği Onur Kurulu Üyesi, İzmir Kent Konseyi Yerelde Kalkınma Çalışma Grubu,

13. Mustafa Fatih Bakır, Mimar, Permakültür Tasarımcısı ve Eğitimcisi,

14. Tanzer Bilgen, Doktar Tarım Kurucu Ortağı, (Firmasının kurumsal referansları: Bayer, Syngenta, BASF Kimya)

15. Pınar Türkmen, Dijital Tarım ve İnovasyon Lideri, Tekfen Tarımsal Araştırma, Üretim ve Pazarlama A.Ş. (TUSİAD)

16. Bahadır Açık, Anadolu Etap Genel Müdürü, (TUSİAD)

17. Uğur Mursaloğlu, Çiftçiden Eve Kurucusu, Operasyon Yöneticisi,

18. Suna Kalaycı, Seferihisar Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Çiftçi/Ortak,

19. Neptün Soyer, İzmir Köy-Koop Birliği Yönetim Kurulu Başkanı,

20. Ömer Yuluğ, Yuluğ Mühendislik, SmartMole’s Sensör ve Su Yönetimi Teknolojileri Genel Müdürü, İzmir.

21. Nilüfer Aktaş, Genedos Sosyal Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi,

22. Mahmut Özgener, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı,

23. Canan Madran, Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi,

24. Tülin Akın, Tabit Akıllı Tarım Teknolojileri A.Ş. Kurucu Ortağı,

25. Gürsel Tonbul, Değirmen Eko Yatırım A.Ş. ve Yerlim Kurucusu

26. Birol Celep, Koordinatör Başkan Yardımcısı, Ege İhracatçı Birlikleri Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı

27. Ali Rıza Ersoy, Ion Academy Kurucusu, İstanbul.

28. Başak Türkoğlu, Başak Medya, Ankara,

29. Tuncay Topdemir, Tarım ve Orman Bakanlığı Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürü, Menemen,

30. Şevket Meriç, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı,

31. Şenol Önal, Türk Tarım Alet ve Makinaları İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) Yönetim Kurulu Başkanı, Önallar Tarım Aletleri Gıda Nakliye Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi, Konya,

32. Cemal Taluğ, Prof. Dr., Tarım ve Gıda Etiği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, 2008-2012 dönemi Ankara Üniversitesi Rektörü.

33. Serdar Can, Naras Makina A.Ş. Ortaklar Kurulu Üyesi & Paksan Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü,

34. Serhat Çiçekoğlu, Sente Foundry,

35. Halil Aksu, Digitopia Kurucusu, Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI),

36. Nevzat Birişik, Dr., Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü,

37. Arif Behiç Tekin, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Tarım Makineleri Anabilim Dalı,

38. Hulusi Berik, Keiretsu Forum Türkiye ve Kitlesel Fonlama Derneği Başkanı,

39. Kenan Çolpan, Boğaziçi Girişimcileri Ortağı,

40. Mustafa İhsan Kızıltaş, Teknoloji Yatırımcıları Girişimcisi,

41. Aykut Özbuğday, Atay Tarım A.Ş. Genel Müdür, Progen Tohum A.Ş. YK Üyesi, Tarım 4.0 TED/YK Üyesi, TÜRKTED Tohumculuk Endüstrisi Derneği,

42. İ. Pınar Nacak, İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreter Yardımcısı, İzmir Tarım Grubu Başkanı.

Gördüğünüz gibi aralarında uluslararası tohumculuk tekelleriyle kimyasal gübre ve ilaç üreten firma temsilcilerinin de bulunduğu bu 42 kişi iki gün boyunca dijital ortamda konuşarak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in “Başka Bir Tarım Mümkün” söylemiyle harekete geçirmek istediği küçük üreticiyi iktidarın ve sermayenin gemisine yanaştırma çabasına yardımcı olacaklar….

Neyse ki, Türkiye genelinde on binlerce üyeye sahip TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve bunun % 10,3’üne sahip TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile İzmir‘in 20 ilçesinde örgütlü İzmir Ziraat Odası gibi tarım sektörünün önde gelen örgütleri onların arasında olmadan…

“Yerli ve Milli Tarım”

TÜSİAD’la yapılan işbirliğinin ilçe belediyelerinden esirgenmesi

İzmir tarımı konusunda “başka” bir şeyler yapmayı isteyen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin TUSİAD, Yaşar Üniversitesi ya da AKP iktidarındaki merkezi yönetim kurumları ile işbirliği yapmadan önce kendi bağlaşıkları olan ilçe belediyeleri ile; özellikle de tarımsal hizmetleri yürütmek amacıyla tarımsal hizmetler müdürlüğü adıyla ayrı bir hizmet birimi kurmuş ilçe belediyeleriyle bir araya gelmesi, bu birimi kurmamış olan belediyelere kurma önerisinde bulunup teşvik etmesi ve hem onların hem de kendisinin çakışan hizmet alanlarında bu işi birlikte nasıl yapacaklarını tartışıp planlar programlar hazırlaması gerekir. Örneğin Ödemiş Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü ya da Kemalpaşa Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü ile…

Yaptığımız tespitlere göre İzmir’in 30 ilçesinden sadece Bornova, Buca, Çeşme, Kemalpaşa, Ödemiş ve Seferihisar belediyelerinde tarımsal hizmetler müdürlüklerinin kurulduğu, Bergama, Tire, Torbalı, Menemen, Menderes ve Selçuk gibi yoğun tarımsal faaliyetlere konu olan ilçelerde ilçe belediyelerinin böylesi bir örgütlenmeye gitmediği belirlenmiştir.

Bu durumda İzmir tarımı ile ilgili önemli iddia ve hedeflerle yola çıkan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öncelikle kendi bağlaşığı olan Bornova, Buca, Kemalpaşa, Ödemiş ve Seferihisar belediyeleriyle birlikte çalışıp o belediyelerin sınırları içinde yapacaklarını hep birlikte belirleyip planlaması; ayrıca tarımsal hizmetler birimi olmayan belediyelerde, özellikle de Bergama, Tire, Torbalı, Menemen, Menderes ve Selçuk belediyelerini teşvik etmesi gerektiği halde bunları yapmayıp doğrudan TÜSİAD ve bir vakıf üniversitesi olarak TÜSİAD üyesi olan Yaşar Üniversitesi ile anlaşması ve halen devam etmekte olan Tarım ve Teknoloji Zirvesi‘nde AKP‘nin bakanlarıyla işbirliği yapması ilginç ve İzmir tarımının geleceği açısından önemlidir.

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/

https://kentstratejileri.com/2021/05/24/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-6/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (6)

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 döneminde uygulayacağı tarım politika ve uygulamalarını açıklamak için 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı uzun konuşmanın son kısmındaki ifadeleri ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

O halde incelemeye ve yazmaya devam…

Kooperatifler, Köyler ve de Kırsal Mahalleler

Konuşmanın bu bölümünde küçük üreticiyi bir araya getiren kooperatifleşmenin önemi ile 2012 yılında köyden mahalleye, 2021 yılında da mahalleden “kırsal mahalle“ye dönüştürülen kırsal yerleşimler üzerinde durulmaktadır:

Tüm bu çalışmalarımızda kooperatifleşmeyi, örgütlülüğü çok önemsiyor ve teşvik ediyoruz. Çünkü küçük üreticinin hayatta kalabilmesi için bir araya gelerek güçlenmesi ve haklarını birlikte savunması şart. Küçük üreticinin örgütlenmesi ve bu örgütlülük içinde üretimin gerçekleşmesi, İzmir Tarımı’nın temel özelliklerinden biri.” 

Türkiye’de tarımın içine düştüğü sıkıntıların en temel sebeplerinden biri; 8 yıl önce, 2012 yılında Büyükşehir Yasası ile toplamda 16 bin 220 köyün kapatılması oldu. 

Buna karşı Seferihisar’da “Geleceğin Köyleri” adıyla bir hareket başlatmıştık ve kısa sürede 1000’e yakın köyün katıldığı bu oluşum tüm Türkiye’ye yayılmıştı. 2013 yılında Teos Antik Kenti Tarihi Parlamentosu’nda, yüzlerce köy muhtarıyla bir araya gelerek Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylere karşı tepkimizi haykırdık ve mücadelemizi başlattık.

Çünkü köylerin mahalleye dönüştürülmesinin, bir isim değişikliğinden ziyade Türkiye tarımının çökmesine neden olacak sonuçlar doğuracağını biliyorduk. Ne yazık ki dediğimiz gerçek oldu ve bu yasa değişikliği sonrası aradan geçen 8 yılda Türkiye tarımı, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük yara aldı.

Yakın zamanda bir torba yasa ile köylerin “kırsal mahalle” olarak belirlenebilmesinin önü açıldı. Bu yasa bir kez daha, bizim köy kapatmalara karşı mücadelemizin haklılığını ortaya koydu. Kırsal mahalle olarak belirlenecek köylerde; vergi, harç ve su gibi çeşitli muafiyet ve indirimler getirilmesi, elbette olumlu bir gelişme ama yeterli değil.

Köyler kapatılınca ortak mülkiyet alanları, ortak meralar ve araziler elden çıkmıştı. Yapılan düzenlemeler bu malları, köylere geri vermiyor. 

“Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek hayata geçirdiğimiz İzmir Tarımı’nın, şehrimizden başlayarak tüm ülkemizde, köylerimizin ve çiftçimizin dertlerine derman olacağına inanıyoruz. Buradan, adı mahalle olarak değiştirilen tüm köylerimize sesleniyorum. Kırsal mahalle statüsü için başvurunuzu bir an önce ilçe belediyelerine gerçekleştirin. Büyükşehir Belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da köylerimizin yanında olacak, üreticimizin refahını büyütmek için sizlerle birlikte canla başla çalışacak.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘nden aldığımız verilere göre, 2020 yılı verilerine göre İzmir’de 158’i tarımsal kalkınma, 85’i sulama ve 45 su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 288 adet kooperatif faaliyet göstermektedir. Son iki yıl içinde Covit19 salgını nedeniyle bu kooperatiflerin genel kurulları yapılamadığı için eldeki son verilere göre bu kooperatiflere ortak olanların sayısını yaklaşık 32.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda kooperatif başına düşen ortalama üye sayısının 112,84 kişi ve 32.500 kişinin de Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı verilerine göre, İzmir’de tarım sektöründe istihdam edilen 110.000 kişi içindeki oranının % 29,54 olduğu görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği‘ne de 74’ü (% 74) tarımsal kalkınma, 25’i (% 25) sulama ve 1’i (% 1) su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 100 kooperatifin üye olduğu belirlenmiş; ancak kendilerine aylar önce yazılı olarak sormuş olmamıza rağmen, Birliğe üye kooperatiflerin her birine ortak olanların sayıları öğrenilememiştir. (1)

Bu rakamları ülke rakamları ile mukayese etmeye kalktığımızda ise, elimizdeki 2016 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 7.201’i tarımsal kalkınma, 2.523’ü sulama ve 553’ü su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 10.277 tarım kooperatifi bulunuyor (2) ve tarımsal faaliyetler açısından oldukça gelişmiş bir il olan İzmir, 2020 verilerine göre bu sayının sadece % 2,80’ine sahip bir il olarak diğer illerin arkasından gelmektedir.

Bu anlamda tarımdaki kooperatifleşme açısından gerilerden gelen İzmir’de kooperatifleşmenin özendirilmesi, bunun için çaba gösterilmesi yerinde ve olumlu bir çaba olmakla birlikte kooperatifleşmenin o bildiğimiz kooperatifleşme olmaktan çıkıp çok ortaklı şirketleşme süreci içine girdiği; ayrıca mevcut kooperatiflerin hızla demokratik, katılımcı ve şeffaf olmaktan çıkıp yönetimlerinde kooperatif ağalarının uzun yıllar iktidarını sürdürdüğü , üstüne üstlük Avrupa Birliği ortak hukuk çalışmaları içinde karşımıza “Avrupa kooperatif şirketi” adıyla yeni bir şirket türü çıkarıldığı için (3), böylesi bir ortamda kooperatiflerin çağdaş sorunlarından söz edip bu sorunları çözümü ve toplumcu kooperatiflerin oluşumu için mücadele etmeden kooperatifleşmeyi desteklemenin ya da Tarihi Kemeraltı Ç:arşısı ya da tarım gibi sorun olan her yerde kooperatifleşmeyi bir öneri olarak ileri sürmenin doğru, geçerli ve anlamlı olmadığını düşünüyorum.

2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüştürülen köyler için Seferihisar ilçesindeki 9 köyün öncülüğünde “Geleceğin Köyleri Hareketi“ne 367 köyün katıldığı, köylerin mahalleye dönüştürülmemesi için düzenlenen imza kampanyasında 4.525 kişinin imza verdiği süreçte “bizim amacımız, bu yasayı Anayasa Mahkemesi’nden bozduracağız… Konuyu Başbakan Erdoğan’a ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyacağız… Köylerimizin kapanmaması için büyük bir mücadele başlatıyoruz” (4) şeklinde demeçler verip konuşmalar yapan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Belediye Başkan Yardımcısı avukat Nilgün Durmazer‘e 2015 yılındaki özel bir söyleşide bu mücadele kapsamında açıldığını öğrendiğim davanın sonucu hakkında sorular sormuş; ancak net bir cevap alamamıştım.

İşte o nedenle, 2012 yılında 367 köyün ve 4.525 imzacının katıldığı bir mücadelenin söylendiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürülmesi gerektiği halde verilen sözlerin yerine getirilmediği gibi, bu konuda o tarihten 2021 yılına kadar tek bir sözün söylenmediği, bunun için özel bir politika ve uygulamanın geliştirilmediği ve özet olarak bugün övünçle anlatılan o mücadelenin sürdürülüp sonucunun alınmadığı anlaşılmaktadır.

Sıra Hamasette…

Gelelim, benim ‘yerli ve milli‘m senin ‘yerli ve milli‘nden daha iyidir hamasetine… Daha doğrusu ötekinin hamasetini kendi hamaseti ile kötüleme çabasına…

Değerli katılımcılar,

Yerli ve millî olmak, sözde değil, özde olması gereken bir meseledir. Bir bayrak düşünün! Göklerde dalgalanması için göğsünüzü siper edeceksiniz. Bir memleket düşünün! Sınırlarını korumak için binlerce şehit vereceksiniz. Fakat o sınırların içindeki vatan toprağını kaderine terk edeceksiniz. Tarlaların ve köy evlerinin birer birer boşalmasına seyirci kalacaksınız. Yerli ve milli tohumlarımız hızla yok olurken, yabancı tohumlara teşvik vereceksiniz. Kültürümüzü, köklerimizi ve geçmişimize ait ne varsa her şeyi inşaat sektörüne kurban edeceksiniz. Büyük bir ustalıkla, tarımın doğduğu topraklarda tarımı yok etmeyi başaracaksınız. Buğdayın, koyunun, keçinin, sığırın, armudun, kirazın, üzümün, incirin, zeytinin ve daha nicesinin ana vatanında, tarımın binlerce yıldır yapıldığı bu topraklarda, Anadolu tarımından geriye eser bırakmayacaksınız. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğacak, yerli tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye edeceksiniz. Yabancı tohumlar ülkemizi istila ederken, topraklarımız çoraklaşacak, göllerimiz bir bir kuruyacak, yer altı sularımız yüzlerce metre derinlerde kaybolacak.

Üstelik tüm bunlar olup biterken, yerli ve milli olmak hamasetini yapmaya devam edeceksiniz. Merak ediyorum. Bizi biz yapan toprağımızdan, suyumuzdan, doğamızdan daha yerli ve milli ne olabilir? Ellerimiz ülkemize ait tüm değerleri tek tek yok ederken, sözlerimizin neresi yerli ve milli olmaktan bahsedebilir?

Kimse kusura bakmasın. Tarım tekelleri daha da büyüsün; yabancı şirketler borç batağı altında ezilen köylümüze daha da fazla ithal tohum, daha çok ithal ilaç, ithal yem ve hayvan satsın diye; topraklarımızın kuraklaşmasına ve halkımızın yoksullaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz için yoksulluğun ve topraklarımız için kuraklığın kader olmadığını çok iyi biliyoruz. Eskiden savaşlar topla tüfekle, işgaller askerlerle, postallarla olurdu. Bugünün savaşları ve işgalleri ise tohumla, ilaçla ve topraklarımızı çoraklaştıran, köylümüzü esir eden yanlış tarım politikaları ile oluyor.

Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmekte kararlıyız. Bu büyük işgale yine İzmir’den başlamak üzere başkaldırıyoruz.

Yoksulluğa ve kuraklığa karşı ilk adımımızı, “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek bugün burada Ödemiş’te atıyoruz. Üreticimizle yan yana, yerli ve milli bir tarım politikası inşa ediyoruz.

Memleketimize hayırlı olsun. Bereketi bol olsun!

Bu şekilde ucuz ‘vatan, millet, Sakarya‘ ya da ‘Kurtuluş‘ edebiyatı ile yapılan bu hamasete konu yapılan ‘yerli, ve milli olma‘ halinin her iki yan için geçerli ya da doğru olmadığını söylememiz gerekiyor.

Çünkü tarımda kullanılan tohum, gübre, ilaç, hormon, makine, mazot gibi birçok girdinin binlerce yerli ve yabancı kaynaktan karşılandığı; hatta yerli ile yabancının bu kadar fazla iç içe girip hemhal olduğu, yerli ya da milli diye bildiğimiz bir çok şeyin arkasından yerli ya da milli olmayan şeylerin çıktığı böylesi bir ortamda benim tarımım yerlidir ya da millidir demenin ne kadar aldatıcı, yanıltıcı ve kötü niyetli bir girişim olduğunu hepimiz biliyoruz.

Örneğin, Covid19 salgınını en yoğun yaşadığımız şu günlerde biri çıkıp da “bu aşılar yerli ve milli değil, yabancı aşı ve ilaçlar insanlarımızın genetik yapısını bozarken neslimiz kuruyacak, nüfus artış oranımız azalacak, ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya kalacak” dese ya da diyorsa, ne derdiniz? Ya da yerli ve milli olmayan aşı ve ilaçları kabul etmeyip yerli aşıyı beklemeye kalksa ne yapardınız? Ya da Küba hükümetinin ya da halkının yaptığı gibi, birileri çıkıp “tüm insanlığı ilgilendiren konularda yerli ve milli olmaktan söz etmek bilime aykırıdır, insanlığa zarar vermektedir; o nedenle gelin bizim sağlık hizmetlerimizden yararlanın, bizim aşı ve ilaçlarımızı ücretsiz kullanın” deseler o insanlar sizden olmadığı, verdikleri malzeme ve hizmetler yerli ve milli olmadığı için tekliflerini kabul etmez misiniz? Bir düşünün isterseniz….

Sanırım, hangi taraftan gelirse gelsin tarımda da yerli ve milli olmanın gerekliliğinden söz eden herkese buna benzer sorular sormak gerekir. Çünkü Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılından bu yana karşı olup mücadele ettiğimiz şey, yerli ya da yabancı bir mal ve hizmeti kabul edip kullanmak değil; Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarını kabul etmesi nedeniyle tarımda kendi ulusal çıkarlarını gözeten politika ve uygulamalardan vazgeçmiş olmasıdır. Bu anlamda yerli ve milli olması gereken şey kullanılan girdilerin yerli ve milli olması değil; o girdilerin seçimini ve ülkeye girişini yönetecek olan ulusal tarım politika, strateji ve uygulamalarının varlığı ve onun etkinliğidir. Şayet öyle bir politika, strateji ve uygulama varsa gerektiğinde yerli ve milli kaynakları, gerektiğinde de yerli ve milli olmayan kaynakları kullanması söz konusu olabilir.

O nedenle asıl mücadele etmemiz gereken şey, bir ülkenin kendi yerli tohumlarını doğrudan ya da geliştirerek kullanması veya yabancı tohumları tercih etmesi değil; kendi ürettiği hibrit tohumların kullanımını zorunlu kılan neoliberal kapitalist sistemin tarım alanında ortaya koyduğu politikalardır.

Devam Edecek

(1) https://www.koykoopizmir.com/tr/Ortaklar/Index (Tarih: 17.05.2021)

(2) Türkiye Kooperatifçilik Raporu 2016, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.13.

(3) Avrupa Kooperatif Şirketi için bakınız: https://kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-sirketler/

(4)Geleceğin Köyleri Hareketi kuruldu: Köy yoksa gelecek de yok“, Sol Portal, 15.03.2013;”Köy yoksa geleceğimiz de yok“, OdaTV, 17.02.2013; “Seferihisar’da Geleceğin Köyleri Hareketi: Köy yoksa geleceğimiz de yok“, Karasaban, Nisan 2013

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/