Bu ülkede, bu kentte mezar sahibi olabilmek… (2)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta kaleme aldığım yazıda İzmirli yazar, gazeteci ve siyaset insanı Bezmi Nusret Kaygusuz ile eşi Devlet Kaygusuz‘un, 2024 yılında yaptığım iki ayrı denemede başarısız olup 2026 yılında Dr. Metin Özer‘in yardımıyla Kokluca Mezarlığı‘nda bulduğum mezarlarından hareketle hem Kokluca Mezarlığı‘nın içler acısı hâl-i perişanını, hem de bu tür mezarlıklar hakkındaki gözlemlerimi sıralayarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yürütülen mezarlık hizmetlerinin hukuki alt yapısını irdelemiş ve uygulamadan kaynaklanan sorunları bir sonraki yazıda ele alacağımı belirtmiştim.

Kokluca Mezarlığı…

2000-2015 döneminde Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü‘nde teknisyen olarak çalıştıktan sonra istifa ederek 2015 seçimlerinde CHP milletvekili adayı, 2019 ve 2024 yerel seçimlerinde de yine aynı partiden Menemen belediye başkan aday adayı olmakla birlikte partisince aday gösterilmemesi nedeniyle önce İzmir Büyükşehir Belediyesi Gediz Şube Müdürü, daha sonra Mezarlıklar Dairesi Başkanı olarak görevlendirilen, buna ilave olarak 1 Ocak 2025 tarihinde ikinci görev olarak Tarım Dairesi Başkanlığı‘na atanan ve bütün bu görevlendirmelerin ödülü olarak önümüzdeki yıllarda yapılacak seçimlere katılması da kuvvetle muhtemel Ali Kemal Elitaş‘a bağlı olarak faaliyet gösteren üç şube müdürlüğünün (Mezarlıklar Defin, Bakım ve Onarım Hizmetleri Şube Müdürlüğü, Mezarlıklar Destek Hizmetleri Şube Müdürlüğü ve Mezarlıklar Plan ve Yapım Şube Müdürlüğü) 2025-2029 dönemi itibariyle politika, öncelik, strateji, amaç, hedef ve faaliyetlerini gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘na göre;

Gün geçtikçe artan yaşlılık oranı ve iç göç nedeniyle büyük bir yeni mezarlık alanları bulma sorunu ile karşı karşıya kalan İzmir‘de, Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığı‘nın verdiği bilgiye göre toplam 1.880 adet mezarlık (1) olmasına karşın, bu mezarlıkların isim ve özellikleriyle kullanım durum ve kapasitelerini gösteren belediye kaynaklı resmi bir bilgiye ulaşmak -ne yazık ki- mümkün olmamaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2025-2029 dönemi stratejik planında yazılı bilgilere göre 2024 yılı sonu itibariyle belediye 1.880 adet mezarlığın mülkiyetine sahip olmakla birlikte (1); aşağı yukarı bir yıl sonra; yani, 29 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan bir belediye haberinde (2) bu sayının 139 fazlasıyla 2.109 olarak belirtilmesi nedeniyle 2024 ile 2025 arasındaki bir yıllık bir süre içinde mevcut mezarlık sayısının nasıl olup da birden 139 adet artarak 2.109’a ulaştığı izaha muhtaç bir konudur. Aksi takdirde mezarlık hizmetlerini yürüten Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı‘nın başka bir belediye birimi olan Emlak ve İstimlak Dairesi Başkanlığı‘nca 2024 yılı sonunda belirtilen sayının dışında kalan bir kısım mezarlığı mülkiyetine sahip olmadan fiili olarak kullandığı sonucuna ulaşırız ki, bu da İzmir gibi bir kentte karşılaşmayı hiç istemediğimiz bir işgal durumu ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi mezarlık hizmetleriyle ilgili tüm verilere yer verilmesi gereken açıkveri portalında (3), İstanbul ve Ankara belediyelerine ait açık veri portallarının aksine belediye mülkiyetinde olan ya da belediyece ölü gömme hizmetlerinde kullanılan mezarlıklar ve mezarlık hizmetleriyle ilgili herhangi bir veriye yer verilmediği, böylelikle, belediyenin yürüttüğü mezarlık hizmetleri konusunda resmi belgelere yansıyan ya da basına servis edilen yalan yanlış bilgiler dışında doğru bir bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığı görülmektedir.

Bunun dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2023, 2024, 2025 ve 2026 yılları bütçe eklerindeki mezarlık tarifeleri ile 2024 ve 2025 yıllarına ait faaliyet raporlarında gerçekleştirilen mezarlık hizmetleriyle ilgili çok az bilgiye ulaşabildim.

İnternette tesadüfen bulduğum ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi) web servislerinden biri olan “Mezarlık Bilgi Sistemi Mobil” servisine ait olduğu anlaşılan bir linkte ise ilçeler itibariyle listelenen toplam 1.047 mezarlığın isimleri hakkında bilgi sahibi olabildim (4) ve ardından da bu bilgileri kullanarak bu mezarlıkların sayısıyla temel inanç sistemleri arasındaki dağılımını ilçelere göre gösteren “İzmir Mezarlıkları Listesi” ile bu listeyi dikkate alarak düzenlediğim “İzmir Mezarlıkları” isimli tabloyu hazırladım.

İzmir mezarlıklarının ilçelere göre dağılımı: 2023-2026 Dönemi

Yazıya eklediğim bu liste ve tabloların incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; toplam sayısının 2.109 mı yoksa 1.880 mi ya da 1.047 mi olduğunu bilemediğimiz mezarlıkların çoğunu Müslüman mezarlıkları oluşturmakta olup; geriye kalan 5 Hıristiyan ve 2 Musevi mezarlığı Bayraklı, Bornova, Buca ve Karabağlar gibi tarihi ilçelerde yer almakta ve Cumhuriyet öncesinde var olduğunu bildiğimiz diğer Müslüman, Ermeni, Rum, Hıristiyan ve Musevi mezarlıklarının (Sulu mezar, Maşatlık, Damlacık, Sinan Dede, Eşrefpaşa, Kanlı Dere, Paşa, Ulu Mezarlık vb.), Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında okul, yol ve park yapmak gibi gerekçelerle yok edildiği anlaşılmaktadır. Tümüyle yok edilen Ermeni mezarlıkları konusundaki tek istisna ise Ödemiş Birgi‘de koruma altına alınan küçük Ermeni mezarlığıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 25 Aralık 2025 tarihli haberinde (2) İzmir‘deki mezarlıkların toplam 23 milyon metrekarelik bir alanı kapladığı belirtildiğinden bu alanın 11 milyar 906 milyon 850 bin metrekare büyüklüğündeki İzmir il alanının % 0,20’sine tekabül ettiği bilinmelidir. Ancak belediyece dile getirilen bu alan büyüklüğünün, sayısı 1.880 veya 1.047 ya da 2.109 olarak dile getirilen mezarlıkların hangisine tekabül ettiğini bilmediğimiz için kendilerini başarılı göstermek amacıyla verilerle kolaylıkla oynayan bir belediye yönetiminin verdiği bu bilgiye de güvenmemiz doğru olmayacaktır.

2025 yılında kullanılan belediye mezarlıklarıyla ilgili veriler…

İnsan ölülerinin gömüldüğü mezarlıklar dışında 2016 yılında açılan Menemen, Seyrek‘teki 4.000 kapasiteli bir hayvan mezarlığı kapasitesini çoktan doldurmuş olup İnternet’teki Ekşi Sözlük portalinde yazılı olan yorumlarda tesis yetkililerine teslim edilen hayvan cesetlerinin topluca bilinmeyen bir yere gömüldüğü ifade edilmektedir.(5)

1930 tarih, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu‘nun 224, 225 ve 226. maddelerine göre Türkiye‘de isteyen şahısların öldükten sonra “Kremasyon” adı verilen bir işlemle yakılması ve bunun için de kanunun “ihrak (yakma) fırını” olarak tanımladığı tesislerin belediyelerin talebi ve Sağlık Bakanlığı‘nın izni vermesi suretiyle yapılması mümkün olduğu halde cesedini yaktırmak isteyenlerin kullanabileceği ölü yakma tesisleri 1930 yılından bu yana ülkenin genelinde hayata geçirilmediği gibi İzmir‘de de yapılmamıştır. Bugün bu tür talepler olduğu takdirde ceset birtakım şirketler tarafından yurt dışına çıkarılarak kremasyona izin veren yabancı ülkelerde yapılmaktadır.

Ülkemizde mezarlıkların yapımını ve işletilmesini düzenlemek üzere TBMM tarafından kabul edilmiş iki kanun, bakanlar kurulunca kabul edilmiş bir tüzük ve yine bakanlar kurulunca kabul edilmiş bir adet yönetmelik olmasına; ayrıca bu mevzuat düzenlemelerine göre belediyelerce düzenlenmiş yönetmelikler düzenlenip uygulanmakla birlikte 2010 tarihli “Mezarlık Yerlerinin İnşaası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmelik” ile belediyelerin yönetmeliklerinde 1930 tarih, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 1931 tarihli Mezarlıklar Hakkında Nizamname“ye aykırı hükümlere yer verildiği görülmüştür.

1930 tarihi Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nin ikinci sınıf mezarları düzenleyen 20. maddesinin (b) fıkrasında bu konuda temel inanç sistemlerine göre herhangi bir ayrım yapılmaksızın her bir ölü için 3m X 1,50m = 4,50 m2 boyutlarında mezarlık yapılmasını öngörüp bu rakamların bakanlar kurulu, bakanlıklar ya da belediyeler tarafından değiştirilebileceğine dair ilişkin bir hükme yer verilmediği halde gerek Bakanlar Kurulu‘nca 2010 yılında kabul edilen yönetmelikle İzmir ve İstanbul büyükşehir belediyelerine ait yönetmeliklerde bu boyutların çok altında kalan rakamlara yer verilmesi; ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘ne ait yönetmelikte tüm mezar yerlerinin boyutu 1,20m X 2,20m = 2,64m2 olarak belirlendiği halde ekalliyet (azınlık) mezarlıklarında bu boyutların TC vatandaşı olanlar arasında ayrımcılık yapmak suretiyle 1m X 2m = 2 m2 olarak belirlenmesi yapılan hukuksuzlukların en iyi örnekleridir.

Nitekim bu yetersizliğin en iyi örneğini belediyenin resmi belgeleri ortaya koymaktadır. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2025 yılı Faaliyet Raporu‘nda yıl sonu itibariyle 126 mezarlığın coğrafi mezarlık sistemine kaydedildiği belirtilmekle birlikte; (6) 7 Temmuz 2026 tarihinde yaptığım tespite göre İzmir’deki belediye mülkiyetindeki 1.880 mezardan sadece 106’sının; yani, % 5,64’ünün 2013 yılında kurulan İzmir Mezarlık Bilgi Sistemi‘ne dahil edildiği, 13 yıldır CBS‘ne kaydı yapılmayan diğer mezarlıklar konusunda ise bilgi sahibi olmanın mümkün olmadığı görülmektedir.

Bir kentteki mezarlık hizmetlerinin daha iyi, yeterli, sağlıklı ve etkin hale getirilebilmesi amacıyla o kentin ölüm ve doğum istatistikleriyle yurtiçi ve dışı göç verilerinin; ayrıca, bu verilerin kullanılması suretiyle hazırlanacak geleceğe yönelik nüfus projeksiyonlarının dikkate alınması, mezarlık hizmetleriyle ilgili politika ve öncelikler, amaç, hedef, strateji ve faaliyetlerin yöneticilerin sürelerini aşıp kurumsallaşabilmesi için sürdürülebilirliği sağlayan plan ve programların hazırlanması gerekir.

Oysa İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mezarlık hizmetlerini ele alan araştırmamız kapsamında hiçbir resmi belediye belgesinde bu tür çalışmaların yapılarak “şeffaflık ilkesi” uyarınca kamuoyu ile paylaşıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2023, 2024, 2025 ve 2026 yıllarına ait mezarlık tarifesini İstanbul ve Ankara‘nın aynı yıllarına ait tarifeleri ile karşılaştığımıza karşımıza gelir ortalaması İstanbul ve Ankara‘ya göre daha düşük olan İzmirliler için oldukça pahalı bir tarife çıkar. Hem gerçekleştirilen tüm mezarlık hizmetleri için yüksek rakamların belirlenmesi hem de bu rakamların her yıl büyük oranlarda arttırılması nedeniyle Ankara, İstanbul ve İzmir arasındaki en pahalı mezar yerinin İzmir‘de olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca İzmir tarifesine ek olarak İstanbul tarifesinde de bir film stüdyosuna dönüştürülen mezarlıklarda çekilen filmler için ayrı bir ücret tarifesinin düzenlendiği, filmlerde rol alan imamlar, şoförler, cenaze araçları ve benzerleri için ücret alındığı görülmektedir.

Ankara, İstanbul ve İzmir mezarlık tarifelerinin 2024-2026 dönemindeki artış oranları…

2023-2026 döneminde hazırlanan dört ayrı ücret tarifesindeki yıllık artış oranlarının Ankara‘da 2024 yılında % 41,27, 2025 yılında % 175,72, 2026 yılında % 41,27, İstanbul‘da 2024 yılında % 54,04, 2025 yılında % 65,11, 2026 yılında % 112,99 olmasına karşın İzmir‘de 2024 yılında % 98,19, 2025 yılında % 124,78, 2026’da da % 96,35 düzeyinde gerçekleşmiş olması örnektir.

Bu şekilde her yıl daha pahalı tarifeler hazırlanmasının nedeni, 2025-2029 dönemi İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘nın hazırlığı için düzenlenen PESTLE Analizi‘nde “yeni mezarlık alanlarının oluşturulmasında yaşanan bürokratik izin sıkıntısı ve bunun il genelinde yarattığı mezarlık alanı eksikliği” şeklinde tanımlanan tehdidin karşılanması için dile getirilen “Yaşanan sıkıntıların kamuoyunca bilinirliğinin arttırılması, defin, aile kabri vb. ücretlerin kademeli olarak yükseltilmesiyle elde edilen gelirlerin yeni mezarlık alanlarının oluşturulmasında kamulaştırma alternatiflerine katkı sağlaması” ifadesiyle ortaya konulduğu, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu amaçla ve bu kafa yapısıyla her yıl neredeyse ülkedeki pahalılıktan daha fazla, ekteki mezarlık tarifesinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere % 300’lere, % 400’lere varan artış oranlarında “daha da pahalı” mezarlık tarifeleri hazırladığı söylenebilir.

Oysa İzmir‘de yüksek rakamlarla ücretlendirilen birçok hizmet Ankara ve İstanbul‘da ücretsiz sağlanmakta, 5393 sayılı Belediye Kanunu kentin farklı sosyo-ekonomik düzeylerindeki bölgeleri için farklı tarife bedellerini içeren tarifeler hazırlanmasına izin verirken ve bu uygulama Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankara‘da hayata geçirilirken İzmir‘de, kentin farklı bölgelerinde, özellikle ulaşılması hayli zor olan mezarlıklarında bile aynı yüksek rakamlarla hizmet verilmesine devam edilmektedir.

İşte bu nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sosyal belediyecilik yapmak yerine adeta bir emlak komisyoncusu gibi arsa ve arazi değerlerini dikkate alarak tarife hazırladığı söylenebilir.

Bu konuda ortaya çıkabilecek itirazları ortadan kaldırmak amacıyla 2023, 2024 ve 2025 yıllarında her üç büyük kentte uygulanan mezarlık tarifeleriyle bu tarifelerdeki makul ve astronomik artış oranlarını gösteren tabloları incelemeniz dileğiyle yazıma ekledim. İsteyen ya da itiraz etmek isteyen herkes bu tarifeleri inceleyerek bilgi sahibi olabilir ya da itirazının geçerli olmadığını fark eder.

Mezarlıklardaki mezar bakımlarının mezar yeri sahipleri ya da onların varisleri tarafından yapılmasını beklemekle birlikte tek tek her mezarda tapuya kaydedilen bir mülkiyet hakkının bulunmadığını dikkate aldığımızda bu işin bir yandan da o mezarlığın yönetimi konusunda görevli, sorumlu ve yetkili belediyeler tarafından yapılması gerektiğine inanırım. O nedenle belediyelerin mezarlık duvarı, mezarlık yolları ve ağaçlandırma çalışmaları kadar her bir mezarın bakım, temizlik ve onarımından da sorumlu olduğunu, bu durumu yasal olarak engelleyen bir durum olmadığını ve bunu gerçekleştirmeleri gerektiğini düşünürüm.

Oysa bugün, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin mevzuata aykırı Cenaze ve Defin Hizmetleri Yönetmeliği olmak üzere yönetmelikler konulan hükümlere göre belediyeden çalışma izni almak koşuluyla mezarlıklarda resmi olarak çalıştırılan “mezar bakıcıları” ya da benim İzmir’in Kokluca Mezarlığı’nda bizzat görüp tanık olduğum kadarıyla İstanbul’daki gibi bir düzenlemeye başvurulmaksızın birtakım şahısların “mezar bakıcısı” olarak çalıştırıldığını görüyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sessiz ya da pasif kalması nedeniyle Kokluca‘da görüp tanık olduğum bu hukuksuz istihdam olayında, yakınlarına ait mezarların her daim bakımlı ve temiz kalmasını; hatta yeşillendirilmesini isteyen bazı yurttaşlar, mezarlık içinde dolaşan ve kendilerini mezarlardan sorumlu gören bu tür insanlara her ay belirli bir parayı; örneğin 1.000, 2.000 ve hatta 3.000 lirayı ödeyerek vergisiz, makbuzsuz bir şekilde hizmet alıyorlar. Bakım işleminin 10, 20 ve hatta daha fazla mezar için yapıldığını düşündüğümüzde mezarlıkları yönetmekle görevli belediyelerin bu tür insanlara kolayına yeni bir işkolu ve yeni bir gelir kapısı yarattığını anlıyoruz. Hem de adeta belediyeye ait mezarlık bakım hizmetlerinin bu tür insanlara ihale edilmesini esas alan bir tür özelleştirme yöntemi ile…

Bu kazanç sahipleri bakımını ve temizliğini yaptıkları mezarların o vaziyette kalması için gerektiğinde diğer bakımlı mezarlardan malzeme çalıp, yeşillendirdikleri mezarları eşeleyen köpeklerin insanları ısırdığı iddiasıyla köpekleri belediye eliyle toplatıp yok etmeye çalışıyorlar. Böylelikle bir zamanlar dua etmek için ellerinde su bidonlarıyla dolaşan çocukların yasaklanması sonrasında aslında aynı işi yapan yetişkinler bu yeni yöntemle mezarlıkları parsellemiş oluyorlar.

Kokluca Mezarlığı, Kaynak: Ekşi Sözlük, “minnoklokumcuk” rumuzlu Ekşi yazarı.

Mezarlıklar başlangıçta aynen kentlerde olduğu gibi kendine özgü bir imar planıyla düzenlenmiş olmasına karşın çoğu kez hatırlı, gönüllü tanıdıkların, arkadaşların ya da kentin zengin, itibarlı kişilerinin cenazelerini en iyi mezarlığa ve o mezarlığın da en görünür yerine defnetmek amacıyla mezarlıkta daha önce yapılmış yollar bozulmakta, mezarlar arasındaki mesafeler geçişi zorlaştıracak şekilde daraltılmakta; hatta yeni mezar yerleri açabilmek amacıyla mevcut mezarlar tahrip edilmektedir.

Nitekim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı meclis kararı ile kabul edilen yönetmeliğinin 5. maddesinin (i) fıkrasına göre 5 yıl boyunca inşası yapılmayan ya da kaybolan mezarlardan müdüriyetin sorumlu olmayacağı; yani mezarlık gömünün yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde beton dökülerek şekillendirilmediği takdirde müdüriyetin; yani, belediyenin sorumlu olmayacağı ifade edilerek aslında “ben bu işi yapamıyorum” demekten başka bir anlama gelmemektedir. Ayrıca, belediyeler tarafından yönetilip belediyelerin sorumluluğunda olan bir mezarlıkta o mezarlıktan sorumlu olan kamu otoritesinin “kaybolan mezarlardan” söz etmesi, soruyorum size ne anlama gelmektedir? O müdüriyetin yönetimi ya da işletimi altındaki bir mezarlıkta “kaybolan mezarlardan” söz etmek açıkçası “ben işimi iyi yapamadığım ya da işimi iyi niyetle yapmadığım için benim yönettiğim mezarlıkta mezarlar kaybolabilir” anlamına gelmektedir. Bu ifade açıkçası savcıların, o müdüriyetten sorumlu belediye başkanlarının ve İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin sorup sorgulayacağı bir suç itirafından başka bir şey değildir!

O nedenle söylemeliyim ki, bu anlayış çerçevesinde bir gün herkes bir yakınına ait mezarı bu suç kokan yaklaşım ve ifadeler nedeniyle kaybedebilir ve karşısında sorumlu olarak kimseyi bulamayabilir….

Ayrıca A. Buğra Tokmakoğlu‘nun Ege Telgraf Gazetesi‘nin 23 Mayıs 2012 tarihli nüshasında yayınlanan “Mezarlık fırsatçıları” başlıklı haberinde de anlatıldığı şekilde Kokluca Mezarlığı‘ndaki ada ve parsel kayıtlarının güncellenmesi sırasında bazı mezarların kaçak durumuna düşmesi nedeniyle bu kayıtların düzeltilebileceğini söyleyen dolandırıcıların ortaya çıkması mezarlıkların bu kötü durumu üzerinden suç işlemenin ne kadar kolay olduğunu göstermektedir. (7)

Mezarlıklar içinde ticaret yapmak yasak olmasına rağmen Kokluca Mezarlığı‘na yaptığımız ziyaretlerde Hocazade Camiisi Kuran Kursu ile bağlantılı olduğunu düşündüğüm seyyar satıcıların cami yakınında konfeksiyon ürünleri sattığına tanık olmuştum. Kuran kursuna gelir temin etmek amacıyla yapılan bu satışların engellenmesi, ziyaretçilerin işportacıların vereceği rahatsızlıktan uzak tutulması, mezarlıklara bir ticarethane kimliği kazandırma çabasından uzaklaşılması doğru ve yerinde olacaktır.

Kokluca Mezarlığı şu an itibariyle İzmir‘in en eski ve itibarlı mezarlıklarından biri olarak İzmir‘in VİP mezarlığı gibidir… Kokluca isimli bir Rum köyünün Rum Ortodoks mezarlığı iken 1930’lu yıllarda Müslümanların kullanımına açılmış olmakla birlikte neredeyse İzmir‘in Karacaahmet‘i ayarındadır… O nedenle Behçet Uz, Ekrem Akurgal, Sait Altınordu, Ayla Dikmen, İhsan Alyanak, Ayşe Mayda, Rakım Elkutlu, Süleyman Ferit Eczacıbaşı, Şeref Bakşık, Vahap Özaltay ve Şerif Remzi Reyent gibi İzmir‘in tanınmış ekabir isimleri bu mezarlıkta yatıp girişteki anayolun kenarındaki bakımlı ve ihtişamlı mezarlarından bizlere “Merhaba! beni görmeden geçme ve güçlü olduğum günleri hatırla!” dercesine bizleri karşılarlar. Yoksul, dar gelirli, kimsesizler ve emekliler ise mevzuat hazretlerinin emri gereğince mezarlığın görünmez köşelerine atılır ve mezarlık dolup gömüye kapatıldığında bile ilk hatırlı-gönüllü birinin ölümünde yerinden kaldırılarak yeni misafirini ağırlamaya hazır halleriyle adeta mezarlıklardaki sınıf ayrımının göstergesi olarak varlıklarını korurlar.

Çünkü toplumdaki sınıf ayırımını birebir yansıtan mezarlıklarda ölülerin sınıf mücadelesi yapmasına imkan yoktur. Aynen egemen ideolojiyle, sarı sendikalarla, gerici eğitimle, devletin ideolojik aygıtlarıyla ve toplumun afyonu olarak nitelenen dini inançlarla uyutulup sersemletilen işçi sınıfının ne yapacağını bilmeyişi gibi…

Yakın bir zaman önce belediye başkanının sınıf arkadaşı olarak belediyede çalışan bir tanıdığımın ölen kayınvalidesinin daha önce ölmüş kayınbabasının yanına yatırılması için mezarlığa giren belediyeye ait iş makinalarının o eski mezarlığın yanındaki çukuru nasıl doldurup da bir mezar yeri hazırladığına tanık olan biri olarak, mezarlıkların asıl sahibinin, aynen içinde bulunduğumuz toplum gibi egemenler, zenginler ve iktidar sahipleri olduğuna, ölseler bile sipariş ettikleri mezarlarla bu gücü sergilemeye çalıştıklarına inanıyor ve bir zamanlar “anahtarlarının sayısını bilmiyor” denen İzmir‘in en zengin gayrimenkul sahibi Şerif Remzi Reyent‘in Kokluca Mezarlığı‘ndaki o muhteşem ama bakımsız mezarını gördükçe, “dünyada mekan, ahrette iman” deyişinin ironisi olarak sahip olduğum sınıf bilinciyle keyif alıyorum.

Kokluca Mezarlığı’ndaki tescilsiz ve çevresindeki diğer mezarlara göre zemin seviyesinde kalan Osmanlı mezar taşları….

Birçok mezarlıkta, özellikle tarihi mezarlıklarda Osmanlı dönemine ait sarıklı, süslemeli mezar taşı bulunmasına karşın bunların özelliklerine ve tescillendiğine dair bilgilere rastlamayız. Oysa bir çok defineci ve tarihi eseri kaçakçısı için değerli olan ve dipleri define var denilerek eşelenip kazılan bu eserlerin kendi özgün mekanlarında sergilenerek bazen karşımıza çıktığı gibi kendi kendi ruhlarından koparılarak mezarlığın ya da kazı alanlarının bir köşesinde sergilenmesi yönteminden vazgeçilmesi gerekmektedir.

Mezarlıkları korumak keşke toplanıp resim çektirmek ve beyanat vermek kadar kolay olsaydı… Hem de özenle korumadıklarını bile bile…

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen mezarlık hizmetleri konusundaki tespitlerimizle bu tespitler karşısında gerçekleştirilmesini arzuladığımız öneriler konusuna:

1. Sağlıklı bir envantere duyulan ihtiyaç: Acil olarak kentteki tüm mezarlıkların ve mezarların doğru, basit ve anlaşılır bir envanterinin hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılması sağlanmalıdır.

2. Tüm mezarlık ve mezarların CBS’ne aktarılması: Yine acil olarak, tüm mezarlıklarla mezarların Coğrafi Bilgi Sistemlerine (CBS) aktarılarak her bilgisayar kullanıcısının bu bilgilere kolaylıkla ulaşması sağlanmalıdır.

3. Mezar bakım ve onarımlarının bizzat belediyeler tarafından yapılması: Mezarların temizlik, bakım ve onarımı yeni icat edilen ve belediye personeli özelliklerine sahip olmayan “mezar bakıcıları” yerine bizzat belediyeler tarafından yapılmalıdır.

4. Tüm belediye yönetmeliklerinin yasa ve tüzük hükümlerine uygun hale getirilmesi: Başta İzmir ve İstanbul büyükşehir belediyelerinin mezarlık yönetmelikleri olmak üzere mevzuata aykırı tüm belediye yönetmeliklerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 3998 sayılı Mezarlıkların Korunması Kanunu‘na; ayrıca 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi hükümlerine uygun hale getirilmesi sağlanmalıdır.

5. Defin işlemlerinin mevzuat hükümleriyle planlara göre yapılması: Mezarlıklardaki defin işlemleri hatır gönül tanıdık işine göre değil; mevzuatın belirlediği yöntemlere ya da mezarlık gömü planlarıyla belirlenmiş düzene göre yapılmalı, bu uğurda mezarlık imar planları bozulmamalıdır.

6. Mezarlıklardaki tarihi eserlerin yerinde tescillenmesi: Tüm mezarlıklardaki tarihi mezar taşlarının kendi özgün yerinde korunmak suretiyle tescillenmesi sağlanmalıdır.

7. Mezarlıkların ticari faaliyetlerden arındırılması: Hiçbir mezarlıkta ticarete konu olacak faaliyetlere izin verilmemeli, mezarlıkların zaten var olan kargaşasına bir de bunun kargaşası, bunun kaosu eklenmemelidir.

8. Mezar yerlerinin değişik bahanelerle değiştirilmemesi: Mezarlıklardaki mezar yerlerinin inşaatları yapılmadı ya da uzun zamandır ziyaret edilmedi gibi gerekçelerle değiştirilerek başkalarına mezar yeri açma çabasından vazgeçilmesi gerekmektedir.

9. Mezarlık hizmetlerinin bir sosyal yardım hizmeti olarak kabul edilmesi: Mezarlık tarifelerinin mezarlıkların bulunduğu bölge ve mahallelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyleri dikkate alınarak düzenlenmesi ve tarife değerlerinin emlak komisyoncusu zihniyetiyle değil gömü sahiplerinin ekonomik düzeylerine göre belirlenmesi, asıl olarak tüm mezarlık hizmetlerinin tüm ölüler için eşit, adil bir sosyal hizmet olarak sunulması sağlanmalıdır.

10. Hayvan Mezarlığı ve Kremasyon: Kapasitesi dolmuş olan hayvan mezarlığının daha genişletilerek yapımı ve işletilmesi yasal olarak mümkün yakma fırını (kremasyon) uygulamasının bir an önce başlatılması sağlanmalıdır.

Başka bir yazıda, başka bir konuda buluşmak üzere…

Yazının Birinci Bölümü: https://kentstratejileri.com/2026/07/06/bu-ulkede-bu-kentte-mezar-sahibi-olabilmek-1/

(1) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025-2029 Dönemi Stratejik Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2024-İzmir, sh. 44

(2) “İzmir’e 2,5 milyon metrekare yeni mezarlık alanı“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 29 12 2025, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/%E2%80%8Bizmir-e-25-milyon-metrekare-yeni-mezarlik-alani/57579/156

(3) İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı: https://acikveri.bizizmir.com

(4) İzmir Büyükşehir Belediyesi (CBS) Coğrafi Bilgi Sistemi) Mezarlık Bilgi Sistemi Mobil Servisi – https://cbs.izmir.bel.tr/cbswebservisleri/CbsKurumSozelServisi/Mezarlik/MezarlikBilgiSistemiMobil.asmx/mezarlikListesiDondur

(5) İzmir’in ilk hayvan mezarlığında doluluk oranı yüzde 35’e ulaştı, 13 Temmuz 2022, Haberler, İzmir Büyükşehir Belediyesi, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmir-in-ilk-hayvan-mezarliginda-doluluk-orani-yuzde-35-e-ulasti/46964/156, İzmir Hayvan Mezarlığı, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/izmir-hayvan-mezarligi–5456328

(6) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025 Yılı Faaliyet Raporu, 2026-İzmir, sh. 132.

(7) A. Buğra Tokmakoğlu, “Mezarlık fırsatçıları, Ege Telgraf, 23 Mayıs 2012, https://blog.milliyet.com.tr/mezarlik-firsatcilari/Blog/?BlogNo=364083

Yararlanılan kaynaklar

1) “İzmir’in eski Yahudi mezarlıklarının ortak kaderi“, Şalom Gazetesi, 8 Mayıs 2024, https://www.salom.com.tr/haber/133544/izmirin-eski-yahudi-mezarliklarinin-ortak-kaderi

2) “Kategori: Kokluca Mezarlığı’na defnedilenler“, Wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:Kokluca_Mezarlığı%27na_defnedilenler

3) “Kokluca Mezarlığı”, Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kokluca_Mezarlığı

4) “Kokluca Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/kokluca-mezarligi–2905179

5) “Kategori: Soğukkuyu Mezarlığı’na defnedilenler”, Wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:Soğukkuyu_Mezarlığı%27na_defnedilenler

6) “İzmir Doğançay Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/izmir-dogancay-mezarligi–7866002

7) “Doğançay Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/dogancay-mezarligi–8085475

8) “İzmir Doğançay Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/entry/167441443

9) “İzmir Doğançay Mezarlığı’nın Acınası Hali”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/izmir-dogancay-mezarliginin-acinasi-hali–7106144

10) “İzmir Bornova’daki Yahudi Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/izmir-bornovadaki-yahudi-mezarligi–5767075

11) “İzmir Hayvan Mezarlığı”, Ekşi Sözlük, https://eksisozluk.com/izmir-hayvan-mezarligi–5456328

12) Saadet Erciyas, “Paşaköprü’de mezarlar ilgiye muhtaç”, Kent-Yaşam, 18 Temmuz 2021, https://kentyasam.com.tr/wp/2021/07/18/pasakoprude-mezarlar-ilgiye-muhtac/

13) Yaşar Ürük, “İzmir’de Müslüman mezarlıkları”, Kent Yaşam, 30 Mayıs 2017, https://kentyasam.com.tr/wp/2017/05/30/izmirde-musluman-mezarliklari/

14) Siren Bora, “İzmir’de Yahudi Mezarlıkları, Tarihçe, Kitabeler ve Smyrna Agorası’nda Yer Alan Yahudi Mezar Taşları”, 2017, Smyrna/İzmir Kazı ve Araştırmaları II, İzmir 2017, sh.45-67.

15) Rakel Mizrahi, İzmir Yahudi Mezarlıkları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019-İzmir,

Bu ülkede, bu kentte mezar sahibi olabilmek… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmirli yazar, gazeteci ve siyasetçi Bezmi Nusret Kaygusuz (1890-1961) üzerine 17 Haziran ve 29 Temmuz 2024 tarihlerinde iki ayrı yazı yazmıştım.

Bu yazılarda, Bezmi Nusret Kaygusuz‘un yaşamı üzerine bilgiler verip bir yazar ve gazeteci olarak yazıp çizdiklerini, Osmanlı Demokrasi Partisi genel sekreteri olarak İttihatçılara karşı yapıp eylediklerini ve onların hışmına uğradığında ne zorluklar yaşadığını anlatarak hayattayken ailesi ile birlikte yaşadığı evi 3 Temmuz 2024’de Ballıkuyu‘da arayıp bulduğumuzu, 26 Temmuz 2024’de eşi Devlet Hanım‘la yan yana yattığı Kokluca Mezarlığı‘ndaki kabrini ise tüm aramalarımıza rağmen bulamadığımızı anlatarak bir sonraki aramada bulup çekeceğimiz mezar fotoğraflarını sizlerle paylaşmayı vaat etmiştim.

Değişik tarihlerde Bezmi Nusret Kaygusuz…
Urla Özbek’te Bezmi Nusret Kaygusuz’un oğlu Bezmi Nusret ve eşi Vesile Kaygusuz’la birlikte… Soldan sağa Erol Şaşmaz, Orhan Beşikçi, Bezmi Kaygusuz, APİKAM görevlisi Selin Ezelçakar, Ali Rıza Avcan ve Vesile Kaygusuz…

Mezar yerini bulup fotoğrafını çekme vaadi verdiğim bu yazılar sonrasında Bezmi Nusret Kaygusuz‘un oğlu Bezmi Nusret ile eşi Vesile Kaygusuz‘a ulaşıp 4 Eylül 2024 tarihinde Urla Özbek‘teki evlerinde ziyaret ederek, mezarların bulunması için 7 Temmuz 2024 tarihinde CİMER üzerinden başvuruda bulunup İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş ile görüşerek kendisinden yardım istememize; ayrıca, Urla Özbek ziyaretinden sonra Kokluca‘ya 11 Eylül 2024’de bir kez daha gidip geniş bir alanı saatlerce aramamıza rağmen tahrip edilen mezarlıktaki büyük tahribat nedeniyle yan yana yattığı söylenen Bezmi Nusret Kaygusuz ile eşi Devlet Kaygusuz‘a ait mezarı bulamamıştık.

Ancak aradan iki yıl geçtikten sonra sevgili Dr. Metin Özer, 14 Mayıs 2026 tarihinde İzmir Life dergisinin Mayıs/Haziran 2026 tarihli sayısında yayınlanan “Müellif ve gazeteci Bezmi Nusret Kaygusuz’un mezarı Kokluca’da bulundu” başlıklı yazısını göndermesi üzerine hem bu habere fazlasıyla sevinmiş hem de Dr. Metin Özer‘le birlikte yeniden Kokluca‘ya gidip mezarın yerini iyice öğrenmeye karar vermiştim.

Kokluca Mezarlığı’nda yan yana iki mezar: Hüseyin Bezmi Kaygusuz ve Devlet Kaygusuz…
Kokluca Mezarlığı’nın bugünkü perişan hali…

Nitekim 26 Haziran 2026 tarihinde Orhan Beşikçi ve Dr. Metin Özer‘le birlikte üçüncü kez Kokluca Mezarlığı‘na giderek onun rehberliğinde yan yana yatan iki değerli insanın mezarlarını bularak önceki ziyaretlerimizde bu mezarları nasıl olup da görmediğimizi anlamaya ve hem mezarları hem de çevresini temizleyerek fotoğraf çekilebilir bir hale getirmeye çalıştık. Çünkü mezarların çevresi oralarda yatan büyüklerimize, bu kentin geçmişini oluşturan değerli isimlere saygısızlık oluşturacak şekilde oldukça tahrip edilmiş, birçok mezar ve mezar taşı parçalanmıştı. Sonuçta sağdan soldan bulduğumuz sular ve malzemelerle mezarları biraz olsun temizleyip fotoğraf çekilebilir hale getirdik.

Böylelikle 29 Temmuz 2024 tarihinde verdiğim bir sözü, değerli Dr. Metin Özer‘in rehberliğinde bularak ve fotoğraflarını çekerek yerine getirebilmiş, bu kentin unutulmuş bir değerine vazifemi yerine getirebilmiştim. O nedenle başta Dr. Metin Özer olmak üzere Orhan Beşikçi, Erol Şaşmaz ve Anadolu Üniversitesi araştırma görevlisi Murat Kaya‘ya bu konuda yaptıkları yardım ve katkılar için teşekkür etmek isterim.

Bu ziyaret sonrasında ise her mezarlık ziyareti sonrasında görüp tanık olduğum bu tür kötü manzaralarla ölüm ve bir toprak parçasına gömülmek gibi konularda, bu ülke ve kentte bir mezar yeri sahibi olmak ya da olamamak üzerine, bunun bir hak olup olmadığı üzerine düşünmeye, araştırmaya ve kendimce bir sonuca ulaşmaya çalıştım… Tabii ki ben bunları düşünürken sizlerin de “hayatta olanımıza mı sahip çıktık da, ölümüze ve mezarına sahip çıkalım?” şeklindeki uyarı ve itirazlarınızı da duyar gibi oldum…

Şimdi isterseniz, Kokluca‘yı üç kez ziyaret edip her seferinde hayal kırıklığına uğramış biri olarak düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum….

Her ölümlü canlının vakti zamanı geldiğinde ölüp dünyayı terk edeceği hepimizin bildiği; ancak, bir yandan da korkup çekindiği bir olgudur…

İşte o nedenle hukuki anlamda gerçek kişilerin kişiliğini sona erdiren bu durum, “yolun sonuna gelip var olduğu iddia edilen öte dünyaya geçme halinin” gereği olarak dünyadaki birçok inanç sistemince insanları ölümle korkutup yola getirmek, o inanca inanıp iman göstermeleri için kullanılmıştır. Böylesi bir korkutmadan muaf olan canlılar ise ölme ile korkutulamayan bitki ve hayvanlardır!

İnsanoğlu için ölüp yok olmanın zorluğu bir yana öldükten sonra geriye kalan cansız bedene ne yapılacağı da ayrı bir sorundur. Cesedi alıp istediğimiz dağda bayırda toprağa mı gömelim yoksa yakıp küllerini havaya mı savuralım? Cesedin defnedildiği yeri bir ziyaretgâha mı çevirelim; yoksa unutup gidelim mi?

Anlaşılan o ki, Hindistan, Bangladeş ve Pakistan gibi nüfusu fazla, insan başına düşen toprağı az toplumlarda bir de mezarlar için yer aramayalım, değerli topraklarımızı mezarlıklarla doldurmayalım denilerek cesetlerin odun yığınlarının üstünde yakılıp kutsal Ganj nehrine serpilmesi, tek tanrılı dinlerin çıktığı Ortadoğu ülkelerinde ise genellikle bol bol bulunan ve kullanılmayan çöl toprağına gömme usulü kabul edilmiş…

Ölünün toprağa gömüldüğü ülke ve inançlarda ise gömü yeri ölenin ölüm amacına ve şekline, mensup olduğu toplumsal sınıf ve ilişkiye göre sıradan mezar formundan başlayıp oldukça süslü lahit (sanduka), hazire, türbe, şehitlik ya da anıt mezarlar (mozole) oluşturularak, bunların başına ölenin toplumsal statüsünü simgeleyen mezar taşları dikilerek geride kalanların kullanabileceği hafıza mekânları yaratılmış, yoksul ve kimsesiz olanlar ise bu sistemin dışında tutularak mezarlıklardaki en değersiz bölümlere defnedilerek gözden uzak tutulmuş, dünyevi gücü tehdit eden mezar ve mezarlıklar ise tahrip edilerek ya da tümden yok edilerek toplumun hafızasından çıkarılmak istenmiştir.

Aynen Cumhuriyet öncesinde İzmir‘de bulunan büyük Ermeni, Ortodoks ve Yahudi mezarlıklarının eğitim, sağlık, güvenlik gibi kamusal hizmetlere tahsis edilmek suretiyle yok edilmesi ya da küçültülerek kent dışına çıkarılmasında olduğu gibi… Ya da İzmir, Bornova‘daki Kokluca Mezarlığı‘nın ilk önce yakındaki eski Rum köyü Kokluca (Koukloutzas)’nın mezarlığı olmasına karşın daha sonraki yıllarda Müslüman mezarlığına dönüştürülmesinde olduğu gibi…

Kokluca Müslüman Mezarlığı içinde bulduğumuz Rumca yazılı lahit parçası (11.09.2024): “Anastasias Hadzhi Grousalis anıtı, Ioannou Usalof tarafından Aedion anısına kurulmuştur.

Ölüm, tarih boyunca kültür ve sanatta sanatçıya ilham veren, daha doğrusu onu anlayıp ehlileştirebilmek için ele alınan ezeli ve ebedi olgulardan biri olmuş, bu çerçevede;

Müzikte Mozart‘ın Requiem, Chopin‘in Marche Funèbre (Cenaze Marşı), Samuel Barber‘in Yaylı Çalgılar için Adagio isimli eserleri hep ölümün ötesini, kabullenmeyi veya kaybın acısını anlatan en güçlü eserler olarak klasik müzik tarihinin başyapıtları olmuş,

Resimde Michalengo‘nun Defin Töreni, Pablo Picasso‘nun Guernica,  Jacques-Louis David‘in Marat’nın Ölümü isimli tabloları ölüm ve yaşamın geçiciliğini en iyi anlatan tablolar olarak kabul edilmiş,

Edebiyatta ise ölüm, ölmek ve mezar gibi kavramlar değişik yazarlar tarafından farklı şekillerde yorumlanarak; örneğin ünlü Türk romancı Adalet Ağaoğlu ölmeye yatarak, Brezilyalı roman ve söz yazarı Paulo CuelhoVeronika ölmek istiyor” diyerek, Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen, çevirmen ve maden mühendisi Boris Vian mezarlara tükürerek, korku, doğaüstü kurgu, gerilim, polisiye, bilimkurgu ve fantezi türlerinde eserler üreten Amerikalı yazar, senarist ve yapımcı Stephen King hayvan mezarlıklarını gündeme getirerek, İtalyan yazar Umberto Eco ise Prag Mezarlığı isimli romanında Siyon belgesi protokollerinin ortaya çıkışını ele alarak apayrı bir ölüm ve mezar edebiyatı yaratmış; böylelikle edebiyatı, müziği ve resim sanatı ile birlikte ölüm ehlileştirip korkulan bir şey olmaktan çıkarılmak istenmiş; ancak, evcilleşen hayvan ve bitkiler gibi ölümü teslim alan bir sonuca ulaşılamamıştır.

İnsanoğlu ölümü, öteki dünyayı ve yaşamın geçiciliği gibi kendisini korkutan olguları müzikte, resimde ve edebiyatta ele alıp işleyerek adeta onlara meydan okumuş ya da onun teslim olmayışı karşısında bir tür kabullenme içine girmiştir.

Ama bu korkuları en iyi, en somut şekilde hissedip yüzleştiğimiz yerler ise hep mezarlıklar olmuştur. İşte o nedenle geceleri mezarlıkların kenarından geçmek istemeyiz, psikologların “tafefobi” adını verdikleri bir duygu ile ölümden, özellikle de diri diri gömülmekten korkarız. Bu korkumuzu kontrol altında tutup bir mezarlığı ziyaret etmek istediğimizde ise o ölüler diyarında kendimizi yalnız, güçsüz ve terk edilmiş hisseder, o dünyadan çıktığımızda ise adeta “şükür ki içerde kalmadım” dercesine kendimizi ferahlamış, rahatlamış hissederiz.

Gömülmek ya da gömülememek, ziyaret edilmek ya da edilmemek…

İşte, tam da bu nedenle; yani insanların mezarlıklarda tedirgin olmaması, ölüm algısını normalleştirerek kendini güvende hissedebilmesi için mezarlığı ziyaret eden her insan için görünür, bilinir, önceden tahayyül edilebilir ve güvenilebilir bir mekâna dönüştürülmesi gerekir. O nedenle; hem ölenlere saygı duymanın gereği, hem de onları ziyarete gelenlerin Brezilya‘nın gecekondu mahallesi favelaların, İstanbul Tarlabaşı‘ndaki dar sokakların ya da çoğu İzmirlinin korktuğu için gitmediği Kadifekale‘nin aksine kendilerini güvenli bir ortamda hissedebilmesi için mezarlıkların temiz ve bakımlı olmasına, öngörülenin dışında bir şey barındırmamasına, düzenli ana ve ara geçişlerle çekingenlik ve korku hissinin azaltılmasına, böylelikle mekânın estetik, huzurlu ve saygı duyulan bir yaşam döngüsü parkına dönüştürülmesi sağlanmak istenir.

Şimdi isterseniz 2024 yılından bu yana Bezmi Nusret Kaygusuz‘un mezarını bulmak üzere üç kez gidip ziyaret ettiğim Bornova Kokluca Mezarlığı özelinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yürüttüğü mezarlık hizmetlerini ele alıp ilk adım olarak bu hizmetlerin hukuki altyapısını hazırlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü Mezarlık ve Defin Hizmetleri Yönetmeliği‘ni evrensel insan haklarına ve mevzuata aykırı özelliklerini ortaya koymaya başlayalım:

Sonuç olarak;

Ülkemizdeki cenazelerin mezarlıklara defni ve mezarlıkların yönetimi konusunda işlev gören 2 ayrı yasa (1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve 1994 tarihli Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun), 1 adet nizamname/tüzük (1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi) ve belediyelerin kendilerine ait özel yönetmelikler bulunmaktadır. Bu durumun İzmir‘deki örneğini ise İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı kararı ile kabul edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü Mezarlık ve Defin Hizmetleri Yönetmeliği oluşturmaktadır. Pratikte uygulamayı ise hem bu yasal düzenlemeler hem de idari ve adli yargının aldığı kararlar yönlendirmektedir.

Mezarlıklarla ilgili mevcut mevzuat düzenlemeleriyle bunların pratikteki uygulamasında gündeme gelen “Mezar Yeri Kullanım Hakkı” ise ilgili belediye tarafından belirlenen bir bedel karşılığında, mevzuatın öngördüğü sınırlar çerçevesinde, hakka konu mezar yerini kullanma yetkisi veren bir hak olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu hak teoride ve uygulamada bir mülkiyet hakkı olarak değil, sui generis (kendine özgü) bir kullanma hakkı olduğu, mevzuatın mümkün kıldığı kişilere ilgili belediye biriminin düzenlediği ya da onayladığı bir sözleşme ile devredilebileceği bilinmelidir. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından mevcut mezarlıklar mevzuatına dayanılarak hazırlanması gereken 2013 tarihli yönetmeliğini hukuki yönden değerlendirmeye kalktığımızda ülkemizdeki idare hukuku ilkelerinden biri olan normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca yönetmeliklerin, yasama organı kabul edilen yasalarla Bakanlar Kurulunca çıkarılan tüzüklere (nizamnamelere) aykırı olması mümkün olmadığından İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da herhangi başka bir belediye tarafından normlar hiyerarşisinin üst basamaklarında olan 1593 ve 3998 sayılı yasalarla Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘ne aykırı yönetmelik düzenleyemeyeceği; ayrıca bu üst hukuki düzenlemelerde bulunmayan ya da bu düzenlemelerin izin vermediği konularda herhangi bir düzenleme yapılamayacağını bilmemiz gerekmektedir.

1) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nin 20. maddesinin (A) ve (B) fıkralarına göre ikinci sınıf mezarlıklarda kişi başına 3m X 1,50m = 4,50 m2, aile mezarlıkları için en çok 3m X 4m = 12 m2 yer tahsis edilmesi gerektiği; ayrıca söz konusu nizamnamede bu miktarın altında ya da üstünde kalan büyüklükte bir alanın tahsis edilmesini mümkün kılan bir düzenleme bulunmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait yönetmeliğin 6. maddesinde ikinci sınıf mezarlık alanlarının 1,60 metrekareye indirildiği görülmektedir.

Kokluca Mezarlığı’ndaki mezarların son hali… 26 Haziran 2026
Kokluca Mezarlığı, aksi gibi 27 Mart 2025 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş ve Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki tarafından incelenip “Sevdiklerimizi anma yerlerini saygı, düzen ve özenle korumaya devam ediyor, her ayrıntıya önem veriyoruz.” mesajı verilmiş. (2)

2) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde “azınlıklar” ya da “gayrimüslimler” için ayrı bir hukuki düzenleme bulunmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı meclis kararı ile kabul edilen yönetmeliğin 6 ve 10. maddelerinde ayrımcı bir tutumla “Türk İslam” mensubu mezarlıklarıyla “azınlık” mezarlıklarının ayrı ayrı ele alındığı görülmektedir.

Bu yönetmeliğin dayanağı olarak gösterilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanunu‘nun mezarlıklarla ilgili 211 ilâ 234. maddeleri arasında ve 3998 sayılı Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun‘da; ayrıca, 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde azınlıklarla azınlık olmayanlar şeklinde bir ayrım bulunmadığı halde yönetmeliğin 6 ve 10. maddelerinde durduk yerde azınlık mezarlarıyla gayrimüslim mezarlığını gündeme getirmek kime ne kazandırmıştır bilemem ama azınlıkların ya da gayrimüslimlerin Müslümanlardan fiziki yapı; yani, en ve boy itibariyle farklı boyutta olabileceği kaygısının da bulunmadığı böylesi bir durumda Türk vatandaşı olan yurttaşların bir kısmını böylesine ötekileştiren bu politikanın bir hukuk metnine yansıtılmasının evrensel insan hak ve değerlerine aykırı olması nedeniyle en kısa sürede yönetmelik metninden çıkarılması sağlanmalıdır.

3) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde inşası yapılmayan ya da kaybolan mezarlar konusunda belediyenin sorumlu olmayacağına ilişkin bir hüküm olmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı meclis kararı ile kabul edilen yönetmeliğin 5. maddesinin (i) fıkrasına göre 5 yıl boyunca inşası yapılmayan ya da kaybolan mezarlardan müdüriyetin sorumlu olmayacağının belirtilmiştir.

İşin hukuki durumu bu şekilde….

İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı‘nın fiili uygulamalarını ve bu uygulamalardan kaynaklanan sorunlarla bu sorunların çözümü için önerdiğimiz düşünceleri ise gelecek haftaki yazımda dile getireceğimi ifade ederek bu sıcak havalarda herkese iyi okumalar diliyorum…

Devam edecek…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) İlyas Sağlam, “Mezar Yeri Kullanım Hakkı”, Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (ÇÜHAD), 2025 (8), sh. 115-135.

(2) Bornova Belediyesi, https://www.facebook.com/bornovabld/posts/bugün-kokluca-mezarlığında-izmir-büyükşehir-belediyesi-mezarlıklar-daire-başkanı/1079110604246048/

Cansu Dönmez, Kültürel İnşanın Mekânsal İzleri, Mezarlıklarda Toplumsal Cinsiyet İzleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Balıkesir-2025.

Nurbanu Özkartal, Kentsel Yeşil Doku İçerisinde Mezarlıkların Yeri, Önemi. ve Planlama Kriterleri – İzmir Kenti Örneği, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı ABD, Isparta-2016.

Özge Uçar Çığşar, Mezarlık Bekçisi (Kısa Film), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tez Raporu, Beykent Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Sinema-TV Anasanat Dalı, İstanbul-2020.

Rakel Mizrahi, İzmir Yahudi Mezarlıkları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji Anabilim Dalı, İzmir-2019.

Sümeyye Karadavut, Mezarlıkta statü, kimlik, cinsiyet – Gölbaşı Mezarlığı, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale-2025.

Varlık Dergisi, “Öteki Kimlikler ve Türkiye’nin Yas Tutan Mezar Taşları, Sayı 1329, 2018 Haziran.

İzmir Körfezi dip çamurundaki tehlikeli ağır metalleri unutmak…

Ali Rıza Avcan

Uzun zaman oldu Gediz Nehri Ekosistemi; yani, nehri, havzası, deltası ve denize döküldüğü İzmir Körfezi ile ilgili yeni bir yazıyı kaleme almayalı…

Oysa bir zamanlar, özellikle de Gediz, “İzmir Körfez Geçişi Projesi” gibi büyük bir saldırı altındayken birbirini izleyen onlarca yazıyı kaleme almış, Kütahya‘nın Murat ve Şaphane dağlarından doğup Foça yakınlarındaki Agriya Körfezi‘nden Ege‘ye; yani, İzmir Körfezi‘ne dökülen bu efsanevi nehri, eskilerin adlandırmasıyla Hermos‘u adeta milim milim anlatmaya çalışmış, açılan davalarda müdahil olup verilen mücadeleye katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Tabii ki bu mücadeleye destek olması için kamu, özel ve sivil kurumlarca yazılmış binlerce sayfalık kitap, rapor, plan ve programları okuyarak en önemsiz bir konuda bile bilgi edinmeye çalışmış ve bu şekilde öğrendiklerimi başkalarına anlatarak ya da yazarak paylaşmaya çalışmıştım.

Aynı tehlike bugün de gündemde… Gediz, korunup yönetilmesi ile ilgili beceriksizlikler, kötü niyetli girişimler ve koyu bir cehalet nedeniyle yine kirlenip kapkara akıyor, çevresini, deltasını ve İzmir Körfezi‘ni kirletiyor, İzmir, ülkemiz ve dünyamız için büyük bir çevre sorunlarına yol açıyor…

Manisa yakınlarında Gediz (Hermos) Nehri, Fotoğraf: Sebah & Joaillier, 1890’lar
1860-1901 yılları arasında 16 kez taşan Koca Hermos yolları, ovayı ve her yeri işgal etmiş vaziyette…

Çünkü Gediz adını ağzına alan herkes, her grup, oluşum, platform, kurum, kuruluş ya da işletme aynen körlerin dokundukları fili kendilerince tarif ettikleri gibi Gediz‘i bir bütün olarak göremeyip kendi açısından, kendi çıkarı doğrultusunda, kendi meşrebince tanımlıyor ve kendini de ona göre konumluyor. Bu grup ve oluşumların bir kısmı doğrudan doğruya nehirle ilgileniyor, diğer bir kısmı sırf deltaya, deltadaki kuşlara yoğunlaşıyor, sona kalan bir grup ise sorunun sonuç kısmını oluşturan körfezdeki çamurla uğraşıyor.

Bu anlamda hiçbir kamu kuruluşuyla özel ya da sivil kuruluşun aklına korunup savunulacak çevrenin birbirine eklemlenmiş bütünlüğü üzerinden mücadeleyi bütünleştirmek gelmiyor…

Buna merkezi yönetim denilen AKP‘nin denetimindeki bakanlıklar, genel müdürlükler dahil olduğu gibi yerel yönetim denilen CHP denetimindeki belediyeler, meslek odaları, çevre örgütleri de dahil…

Böyle bir şeye gerek duymadıkları gibi bu konuda bireysel ölçekte çalışıp başarılar elde etmiş bilim insanlarına, uzmanlara, çevrecilere de saygı duymuyor, soruna adeta “bu iş bizim işimizdir, bizden sorulması gerekir” anlayışıyla yaklaşıyorlar.

O nedenle yıllarını deltanın korunmasına, Kuş Cenneti‘ne vermiş değerli bir bilim insanının uyarılarına, işi sırf proje yapıp para kazanmak olan bir derneğin dünden haberi olmayan delta gözlemcisi yüksek perdeden ayar vermeye kalkıyor, bunu yaparken de 2019’da başvurdukları UNESCO‘dan neden ses gelmediğini ya da o dernek kurucusunun belediye başkan danışmanı sıfatıyla “dereler körfezi temizliyor; o nedenle, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi‘ne gerek yok” deyip belediye başkanını ikna etmesi üzerine İZSU-TCDD ortaklığı ile gerçekleştirilmekte olan önemli ve yararlı bir projeden vazgeçilmesi nedeniyle bugün karşı karşıya kaldığımız sorunları açıklamaya kalkmıyor.

İşte o nedenle Gediz, bu tür kurum, kuruluş, grup ve kişilerin her biri için derlemek istediği kendi toplumsal rantını, proje gelirlerini ilgilendiren, böylesi bir ilgi oluşmadığı takdirde unutulan, ihmal edilen ya da başına ne gelirse gelsin ilgilenilmeyen bir değer olarak kalıyor…

İşte o nedenle Gediz Nehri Ekosistemi‘nin, Gediz Nehri, Gediz Nehri Havzası, Gediz Deltası Sulak Alanı ve İzmir Körfezi ile bir bütün olduğunu, bununla ilgili mücadelenin de ayrı ayrı değil, bir bütün olarak verilmesi gereğini hatırlatmak için bu yazıyı kaleme aldım.

Gediz Nehri Havzası

Bilindiği üzere Gediz Nehri Ekosistemi,

1) Kütahya’nın Murat ve Şaphane dağlarından doğup 6 il valiliği ile 3 büyükşehir, 19 büyükşehir ilçesi ve 3 ilçe belediyesinin yer aldığı toprakları geçip Foça yakınlarındaki Agriya Körfezi’nden İzmir Körfezi’ne dökülen 401 km uzunluğundaki Gediz (Hermos) Nehri,

2) 17.500 km² büyüklüğündeki Gediz Nehri Havzası,

3) Havza içinde bulunan 5 baraj (Demirköprü, Gördes, Küçükler, Afşar, Buldan) ve2 gölet,

4) 40.000 hektar büyüklüğündeki Gediz Deltası Sulak Alanı ile

5) Gediz Nehri’nin döküldüğü 200 km²’lik büyüklükteki ve 11,5 milyar m³’lük su kapasitesiyle 464 km’lik kıyı şeridine sahip İzmir Körfezi,

Aslında birbirinden ayrılması mümkün olmayan Gediz Nehri Ekosistemi’nin birbirini tamamlayan, bir bütün olarak ele alınması gereken parçalarıdır.

Böylesine büyük bir ekosistemden sorumlu kamu kurum ve kuruluşlarını tek tek tespit etmeye kalktığımızda ise karşımıza Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı 9, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı 5, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı 2, Sağlık Bakanlığı’na bağlı 2 genel müdürlük, 6 valilik, 3 büyükşehir belediyesi, 19 büyükşehir ilçe belediyesi, 3 ilçe belediyesi, 3 kalkınma ajansı, 9 adet organize sanayi bölgesi, İzmir Kuş Cenneti‘ni koruma ve geliştirmeden sorumlu İZKUŞ isimli bir belediyeler birliği, Ege Bölgesi valiliklerinin kurduğu 1 vakıf, 2 sulama birliği, 8 katı atık birliği; toplam olarak 73 adet kamu kurum ve kuruluşu çıkmaktadır.

Gediz Nehri Havzası adına yapılan bilimsel araştırmalarla planlama çalışmalarını incelemeye kalktığımızda ise karşımıza üniversitelerin yaptığı yüzlerce araştırma, tez ve makale dışında kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanmış;

  1. Gediz Havzası Koruma Eylem Planı,
  2. Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı,
  3. Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi,
  4. Gediz Havzası Hassas Su Kütleleri İyileştirme Eylem Planı,
  5. Gediz Havzası Nehir Havza Yönetim Planı Yeraltı Suları Veritabanı,
  6. Gediz Nehri Havza Yönetim Planı Yerüstü Suları Veritabanı,
  7. Gediz Deltası Sulak Alan Yönetim Planı gibi onlarca çalışma ve binlerce sayfa çıkacaktır.

Sayısı oldukça fazla kurum ve kuruluşların hazırladığı bu resmî belge, rapor, plan ve programlarla uygulamalardan görülebileceği gibi, Gediz Nehri Ekosistemi’ndeki bileşenlerini birbirinden ayırarak yapılan tüm çalışmalarda, ortaya konulan hedef ve amaçlara bugün itibariyle ulaşılamamış ve ulaşmak için de çözüm odaklı hiçbir çalışma yapılmamıştır.

Bu çerçevede Gediz Nehri Havzası ile ilgili sorunların çözümü öncelikle valiliklere bırakılmış olmakla birlikte 6 il valisinin yaptığı çalışmaların başarısız olduğu görüldüğünden iş Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı kurum ve kurullara (Havza Yönetimi Daire Başkanlığı, Su Yönetimi Koordinasyon Kurulu, Havza Yönetimi Merkez Kurulu, Havza Yönetim Heyetleri, İl Su Yönetimi Koordinasyon Kurulları) bırakılmış ve onlar da alandaki yerel yönetimlerle sivil toplumun desteğini almadan sırf kendi güçleriyle çözmek yoluna gittiklerinden Gediz Nehri Havzası ile İzmir Körfezi’nin temizliğinde başarılı olunamamıştır.

İşte o nedenle Gediz Nehri, kapladığı tüm havza alanındaki kolları ile birlikte sürekli kirlenmekte ve bu önlenemeyen kirliliği akıttığı İzmir Körfezi’ni kirleterek büyük bir çevre sorununa neden olmaktadır.

Uzun süredir Gediz Nehri Ekosistemi üzerine birçok çalışma yapılmış olmakla birlikte;

1) İzmir Körfezi için hayati önemde olan İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi’nin süresi içinde etkin bir şekilde uygulanmamış olması.

2) İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi gibi büyük projelerde nehrin kirleten özelliğiyle körfeze tehlikeli ağır metalleri taşıyan yapısının dikkate alınmaması nedeniyle nehrin körfezi kirletmesi önlenmediği sürece körfezde yapılacak her çalışmanın sürdürülebilir olmadığı hususunun dikkate alınmaması,

3) DSİ tarafından Gediz Nehri üzerinde yapılan çalışmalarda nehrin yer yer beton kaplı bir kanala dönüştürülmesi,

4) Gediz Nehri Ekosistemi‘nin yönetiminde sadece merkezi yönetimin görevli, yetkili ve sorumlu kılınması nedeniyle nehrin geçtiği bölgede faaliyette olan; hatta kirleten konumundaki yerel yönetimlerle sivil toplumun dikkate alınmaması, yönetimde katılımcılığın sağlanamaması,

5) Ülke yönetimindeki kutuplaşma siyasetinin sonucu olarak merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında ortaya çıkan kopukluk ve mücadelelerin birlikte iş yapma kültürünün gelişmesini engellemesi. 

6) Gördes Barajı ile bağlaşığı olan diğer barajların yaşadığı sorunların henüz çözümlenmemiş olması.

Deniz dibinden çıkarılan çamurun ağır metal içerip içermediği hususu bilinmeden, bunun için ÇED raporu hazırlanmadan yapılan çalışmalar…

2016 tarihli İzmir Limanı ve Körfezi Rehabilitasyon Projesi‘nin ortaklarından TCDD Genel Müdürlüğü, aradan geçen 10 yıllık süre içinde işletmekte olduğu İzmir Alsancak Limanı‘nın özelleştirilip satılması nedeniyle hem limanın yeni rıhtımlarla genişletilmesi hem de büyük gemilerin limana girişini sağlayacak olan navigasyon kanalının derinleştirilmesi işinden çekilmiş; böylelikle, söz konusu proje, hem projenin bütünlüğü hem de hedeflerinin bundan böyle gerçekleşmeyecek olması nedeniyle kadük; yani, işlevsiz hale düşmüştür.

Oysa 2872 sayılı Çevre Kanunu ile 29.07.2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği“nin 19. maddesinin (b) fıkrası hükmüne göre 15 Ağustos 2016 tarihli ÇED raporuna göre proje ortaklarından TCDD Genel Müdürlüğü‘nün nihai ÇED raporunda yazılı taahhütlerine uymaması durumunda verdiği sözlere uyması için bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak üzere süre verilmesi, bu sürenin sonunda taahhüt edilen hususlara uymadığı takdirde tüm proje ortaklarına ait yatırımın durdurulması gerekmektedir. Yine aynı madde hükmüne göre yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararının kaldırılmayıp 2872 sayılı Çevre Kanunu‘nun ilgili hükümlerine göre işlem yapılması gerekir.

Projenin diğer ortağı İzmir Büyükşehir Belediyesi ise proje sanki devam ediyormuş gibi iddia ettiği 47 milyon metreküplük dip çamurunun çıkarılmasından kendini görevli sayarak işi yapmaya devam etmektedir.

Oysa 2016 tarihli ÇED raporuna göre İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğal yaşam adaları yapımında kullanacağı tarama malzemesinin miktarı 14.438.000 metreküp dip çamuru olup bunu da toplam 2,57 yılda (937 günde) yapması gerekmekteydi. (4)

Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 3 Mart 2026 tarihli ve “Körfez’den 1 milyon ton çamur çıkarıldı” haberini dikkate aldığımızda çıkarılan çamur miktarının 2016 yılından bu yana geçen 10 yıllık sürede hedeflenenin çok gerisinde kaldığı; ayrıca, çıkarılan dip çamuru bugüne kadar yapay yaşam adalarının yapımında kullanılmadığına göre tehlikeli ağır metallerle yüklü 1 milyon metreküp dip çamuruna ne yapıldığı, ne şekilde nereye götürüldüğü veya nereye döküldüğü de cevaplanması gereken diğer bir önemli konudur.

Üstüne üstlük Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın yapay yaşam alanı olarak adlandırılan adaların yapımını, sanki proje TCDD Genel Müdürlüğü‘nün taahhüt ettiği görevleri yerine getirmediği bir durumda getiriyormuş gibi 28 Kasım 2025 tarihinde proje kapsamından çıkardığını bildiğimiz bir durumda…

Bence bu konudaki en önemli sorun, 3 Mart 2026 tarihli belediye haberine göre deniz dibinden çıkarıldığı söylenen 1 milyon metreküp hacmindeki dip çamurunun, Gediz Nehri‘nin İzmir Körfezi‘ne taşıdığı cıva, kurşun, kadmiyum ve arsenik gibi tehlikeli ağır metaller açısından ne ölçüde kirli olduğu hususudur.

Çünkü, İZSU-TCDD işbirliğinde gerçekleştirilmek üzere 2013-2016 döneminde hazırlanan “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon ProjesiTCDD Genel Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılacak dip taraması ile ortaya çıkacak çamurun Gediz Nehri‘nin körfeze taşıdığı tehlikeli kurşun, cıva, kadmiyum ve arsenik gibi ağır metallerle ne ölçüde kirlendiğini belirleyip bunların nasıl imha edileceğini gösteren ayrı bir Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanmadığı için halen devam etmekte olan tarama çalışmalarına bir an önce son verilmesi gerekmektedir.

Oysa aynı konu İzmit Körfezi tabanından çıkarılan dip çamurunun çevresinde geniş tarım arazileriyle mera alanlarının bulunduğu boş taş ocaklarına atıldığı iddiasıyla İzmit Büyükşehir Belediyesi için gündeme getirilmekte, bu çalışmaları dikkatle izleyen CHP Kocaeli İl Örgütü ise bu şekilde çıkarılan dip çamurunun boş taş ocaklarına atılması ile ilgili işlemlerin ÇED sürecinden geçip geçmediğini, bunun için ÇED raporu alınıp alınmadığını sorup sorgulamaktadır. (1, 2, 3)

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, yine kendisi tarafından hazırlanacak Ekolojik Değerlendirme Raporu‘nun bitmesini beklemeksizin -belki de dip çamurunun ağır metaller itibariyle taşıdığı riskleri dikkate alarak- dip çukurunun kullanımına konu olacak yapay doğal yaşam adaları uygulamasından vazgeçmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise bir yandan proje ortağı TCDD Genel Müdürlüğü projeden çekilirken, diğer yandan da 1 milyon metreküp dip çamuruyla bugüne kadar hangi yapay adayı yaptığını gösterememekte; böylelikle, Foçalı balıkçılarla Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu‘nun çamurun Foça yakınlarındaki balık yataklarına atıldığına ilişkin iddialara yanıt verememektedir.

Sonuç niyetine…

1) Gediz Nehri, Gediz Nehri Havzası, havza içindeki baraj ve göletler, Gediz Deltası Sulak Alanı ve İzmir Körfezi’nden oluşan Gediz Nehri Ekosistemi’nin bugünküne göre daha iyi yönetilip ekosistemin daha iyi korunması, mevcut çevre sorunlarının acilen çözümlenmesi amacıyla merkezi yönetimin yerel kuruluşlarınca yerine getirilen planlama, yönetim ve denetleme çalışmalarının, işin içine havzadaki yerel yönetimlerle sivil toplum kuruluşlarının da dahil edildiği bir yönetim modeliyle güçlendirilip geliştirilmesi gerekmektedir.

2) Bilimin ve uygulamadan kaynaklanan pratiklerin bugün bize dayattığı bu gerçekler çerçevesinde, havza alanındaki merkezi idare kuruluşlarıyla tüm yerel yönetimleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren bir Gediz Nehri Ekosistemi Koruma Birliği’nin oluşturulması ve bunu sağlayacak hukuki yapılanmanın gerçekleştirilmesi için İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nce öneri niteliğinde karar verilerek girişimde bulunulması yerinde olacaktır.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Dilara Polat, “Dip çamuru temizliği gündem oldu. CHP sordu: ÇED raporu sürecinden geçti mi?”, Kocaeli Gazetesi, 14 Kasım 2023, https://www.kocaeligazetesi.com.tr/haber/17633749/dip-camuru-temizligi-gundem-oldu-chp-sordu-ced-surecinden-gecti-mi

(2) “CHP’den dip çamuru projesine suç duyurusu“, Bağımsız Kocaeli Gazetesi, 20 Aralık 2023, https://www.bagimsizkocaeli.com.tr/siyaset/chpden-dip-camuru-projesine-suc-duyurusu-h208392.html

(3) “Büyükşehir dip çamuru iddialarına cevap verdi”, 14 Kasım 2023, https://www.ozgurkocaeli.com.tr/haber/17636509/buyuksehir-dip-camuru-iddialarina-cevap-verdi

(4) ÇED raporu, Sh. 209

Kütüphane mi; yoksa, etüt merkezi mi?

Ali Rıza Avcan

Ülkemiz arkeolojisinin duayeni rahmetli Ekrem Akurgal‘a göre uygarlığın merkezi olup nüfusu Helenistik dönemde 100.000’e dayanan antik Smyrna kenti, 20 bin kişilik tiyatrosu, 12.000-14.000 parşömen ruloyu (kitabı) barındıran Ephesus‘daki Celcius, 16 kitap rafına sahip Sultanhisar‘daki Nysa Akharaka ve İskenderiye Kütüphanesi ile rekabet eden dört büyük odalı Bergama kraliyet kütüphaneleri ile tanınmasına rağmen; bugünkü 4,5 milyonluk devasa nüfusuna göre kültür ve sanat altyapısı açısından geri kalmış, sağda solda yapılanların da da artan nüfusa göre yetersiz kaldığı ve iyi yönetilmediği; ayrıca, yapımı kolay olduğu için çoğu kez kapalı salonlardan çok açık yazlık amfitiyatrolara sahip bir kent…

Sultanhisar, Nysa, Akharaga Kütüphanesi…

Bu durumu İzmir tiyatrolarını ele aldığımız 12 Ağustos 2024 tarihli ve “İzmir tiyatrosunun unutulup dile getirilmeyen gerçekleri” başlıklı yazıda dile getirmeye çalışmış, 2023 yılı TÜİK verilerine göre İzmir‘de 64 tiyatro salonu varken aşağı yukarı aynı nüfusa sahip Atina‘da bu sayının 2,5 kat fazlasıyla 152 olduğunu belirtmiştik. (1)

Bu yazıyı yazmadan önce yaptığımız araştırmalarda ise 5 milyon 700 bin nüfusa sahip Barcelona’da 40 halk kütüphanesine ek olarak 200’den fazla belediye kütüphanesi ve 13 gezici kütüphane olduğunu, 3 milyon 638 bin nüfusa sahip Atina’da ise 71 adet belediye kütüphanesi olduğunu öğrendik. (2)(3)

Tiyatro salonu ve izleyicisi açısından yaptığımız bu kıyaslama elbette ki diğer kültür ve sanat etkinlikleriyle bilimsel çalışmalar açısından da geçerliydi…Sinema ve konser salonları, kütüphaneler açısından da aynı durum söz konusuydu…

İzmir’deki halk kütüphaneleriyle üniversite, belediye ve özel kütüphaneleri dile getirdiğimiz 14 Mart 2017 tarihli ve “Daha sağlıklı ortamlarda kitap okuyup ders çalışmak…” başlıklı bir başka yazımızda ise İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın 2012 yılı verilerine göre okullardaki kütüphaneler dışındaki toplam kütüphane sayısının 70’e ulaştığını, bunun 38’inin halk kütüphanelerine ait olduğunu, kütüphanelerden yararlananların sayısının ise 2011 yılı itibariyle 303.094’e ulaştığını belitmişiz. (4)

Ve aradan, kütüphanelerle ilgili bütün bu sayıların artan nüfusa göre daha da arttığı koskocaman bir 9 yıl daha geçmiş durumda…. Geçmiş olmasına geçmiş; ama, bu arada konu ile ilgili resmi istatistikleri hazırlayıp kamuoyu ile paylaşması gereken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) gibi resmi kurum ve kuruluşların İzmir‘deki tüm kütüphanelerle ilgili verileri bir arada gösteren istatistikleri hazırlamadıklarını, kamuoyunu bu konuda aydınlatmadıklarını görüyoruz…

Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hazırladığı resmi istatistiklerde sadece halk kütüphaneleriyle eğitim kurumlarına ait kütüphanelerle ilgili verileri belirtirken üniversitelere, belediyelere, vakıf, sendika, dernek gibi resmi, özel ve sivil kurumlara ait kütüphanelerle ilgili verileri vermiyor. Daha önceki yıllarda her bir üniversite kütüphanesi ile ilgili verileri derleyip paylaşan Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) artık bundan böyle bu bilgileri kamuoyu ile paylaşmıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı sadece halk kütüphaneleriyle ilgili istatistikleri düzenliyor, bölge planını hazırlayan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) bu plan için hazırladığı mevcut durum analizinde bile sadece halk kütüphaneleriyle ilgili verileri kullanıyor. Belediyeler ise kendi kütüphaneleriyle ilgili verileri, işlerine yarayacak bazı bilgileri aradan cımbızlayarak sadece reklam amacıyla kullanıyor. İşte tam da bu durumda kimsenin aklına, İzmir‘deki bütün kütüphanelerle ilgili bilgileri bir araya getirip mevcut durumu görmek, bu rakamları İzmir‘in geleneksel rakibi olan Atina, Marsilya ve Barcelona gibi kentlerdeki kütüphanelerle mukayese ederek bu konuda bir yol haritası hazırlamak gelmiyor, hiçbir kurum ya da kuruluş böylesi bir plan ve programı hazırlamayı yapmayı düşünmüyor.

Varsa yoksa şurada şu kütüphaneyi, burada bu kütüphaneyi açtık diyerek ya da en büyüğünün kendisine ait olduğunu iddia ederek elde herhangi bir plan, program olmadan kendi reklamlarını yapmaya çalışıyorlar…

Hem de gelecekte nerede, ne büyüklükte bir kütüphane açacaklarını ve bu kütüphaneleri nasıl daha iyi yönetebileceklerini bilmedikleri böylesi bir ortamda kamu yöneticilerinin, belediye başkanlarının kendi koltuklarını korumak için insanların gözünün içine baka baka yalan söylediklerine tanık oluyoruz…

İçinde 170.000.000 basılı ve elektronik kitapla süreli yayın bulunduran British Library….

Gelelim doğru ve geçerli istatistiki bilgilerine sahip olmadığımız kütüphaneleri kendi içlerinde kime ait olduklarına ve hangi kurum ya da kuruluş tarafından yönetildiklerine göre altı gruba ayırabiliriz:

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)‘nun 2024 yılı verilerine göre İzmir‘in 30 ilçesinden Güzelbahçe hariç olmak üzere 29 ilçesinde bulunan toplam 44 halk kütüphanesindeki kitap sayısı 673.226, yararlanan kişi sayısı 883.147, kayıtlı üye sayısı da 285.197 olup; bunların en büyüğü İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi‘ndeki kitap sayısı 65.942, okuyucu sayısı 123.348, üye sayısı 60.486 ve ödünç alınan materyal sayısı da 36.474’tür.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2024 yılı verilerine göre;

a) Resmi okullarda 954 kütüphane, bu kütüphanelerde 1.611.963 kitap, 8.394 süreli yayın, 1.144 CD, 644 DVD, 7.069 afiş, atlas, harita vb., 208 bilgisayar, 54 etkileşimli tahta, 61 satranç masası, 289 zeka oyunu,

b) Özel okullarda 954 kütüphane, bu kütüphanelerde 1.171.923 kitap, 9.243 süreli yayın, 12.089 CD, 6.360 DVD, 9.110 afiş, atlas, harita vb., 2 bilgisayar, 1 etkileşimli tahta, 20 zeka oyunu,

c) Özel kurslarda 401 kütüphane, bu kütüphanelerde 35.954 kitap, 1.700 adet süreli yayın, 1.640 CD, 677 DVD, 1.271 afiş, atlas, harita vb., 2 bilgisayar olmak üzere;

Toplam 1.784 kütüphane, bu kütüphanelerde 2.819.840 kitap, 19.337 süreli yayın, 14.873 CD, 7.681 DVD, 17.450 afiş, atlas, harita vb., 212 bilgisayar, 55 etkileşimli tahta, 61 satranç masası, 309 zeka oyunu bulunmaktadır.

İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi…

Bakanlık, genel müdürlük, yargı ve denetim kurumları, bağımsız kuruluşlar, başkanlıklar gibi merkezi yönetim kurum ve kuruluşlarının İzmir il birimlerindeki kütüphanelere; örneğin, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘na ya da İzmir Liman Başkanlığı‘na veya TCDD 3. Bölge Müdürlüğü‘ne ait hiçbir istatistiki veri bulunmamakta ya da bulunmasına rağmen yayınlanmamaktadır.

İzmir‘deki Ege, Dokuz Eylül, İzmir Katip Çelebi, İzmir Demokrasi, İzmir Yüksek Teknoloji, İzmir Bakırçay üniversiteleri gibi devlet üniversiteleriyle İzmir Ekonomi, Yaşar, Tınaztepe ve İzmir Konak Meslek Yüksekokulu gibi özel vakıf üniversitelerine ait kütüphanelere ait kütüphanelerin istatistikleri -ne yazık ki- bulunmamakta ya da bulunsa dahi kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Ancak İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Kütüphane ve Dokümantasyon Birimi Sorumlusu sayın Mehmet Erken‘in, Tınaztepe Üniversitesi haricindeki diğer (8) sekiz üniversitenin 2025 yılı faaliyet raporlarını dikkate alarak düzenlediği bilgi notunu dikkate alarak hazırladığım aşağıdaki tablo sayesinde İzmir’de bulunan 6 devlet, 2 özel üniversitenin sahip olduğu basılı kitap, dergi ve tez sayısı ile elektronik kitap, dergi, tez, multimedya materyali, veri tabanı ve kullanıcı sayılarını öğrenmemiz mümkün olmaktadır.

Ancak tabloyu daha ayrıntılı incelediğimiz takdirde merkezi olarak Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK)‘na bağlı olmasına rağmen üniversitelerin kütüphane istatistikleri konusunda tanımlar ve kavramlar konusunda bir standart oluşturmadığını, çoğu üniversitenin kütüphaneleri ile ilgili olarak olarak farklı kavram ve tanımları kullandığı, bu sakıncayı ortadan kaldırmak için doğru, güvenilir ve geçerli merkezi bir veri seti oluşturmadığı görülecektir. (5)

Yeni açılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi: Kültürpark Hasan Ali Yücel Kütüphanesi

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri setinde (6) “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneleri Bilgileri” ve “Kütüphaneler” başlığıyla iki ayrı sayfa bulunmakla birlikte bu bölümlerde sadece ilçe belediyeleriyle halk kütüphanelerine ait isimlerle adres bilgileri yazılı olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait temel verileri öğrenmek mümkün olmamaktadır.

2025 yılı sonunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından çıkarılan 2025 Yılı Bülteni (7) sadece (9) (Kent kütüphanesi, Şato Kütüphanesi, adı daha önce Buca Yahya Kemal Beyatlı Kütüphanesi olan Buca Kadın ve Çocuk Kütüphanesi, Konak Metro Kütüphanesi, Işılay Saygın Çocuk Kütüphanesi, Menemen Gençlik Kütüphanesi, Kültür 68 Kütüphanesi, İlber Ortaylı Kütüphanesi, Araştırma Kütüphanesi) kütüphane ile (2) gezici kütüphanenin adresleri, bu kütüphanelerin çalışma saatlerinin verilmesiyle yetinilmekte, kütüphanelerdeki kitap, elektronik kitap ve malzeme sayılarıyla okuyucu, üye ve emanet verilen kitap ve malzeme sayıları verilmemektedir.

Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin daha sonraki tarihlerde düzenlemekle birlikte 5 Nisan 2026 tarihinde açılan Hasan Ali Yücel Kütüphanesi‘ni bu açıklamaya dahil etmediği anlaşılan “Kütüphanelerimiz” başlıklı bilgi notu ve kütüphanelerin açıldığı tarihlerdeki belediye ve gazete haberlerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 1 Mayıs 2026 tarihi itibariyle 2 gezici kütüphaneye ek olarak toplam 10 adet sabit kütüphaneye sahip olduğunu, hem belediye hem de gazete haberlerinden bazı kütüphanelerdeki Türkçe ve İngilizce kitap sayılarıyla elektronik kitap, dergi ve sesli kitap sayılarını, bu arada Buca Yıkıkkemer‘deki kütüphanenin adından Yahya Kemal Bayatlı isminin kaldırılarak yerine “Buca Kadın ve Çocuk Kütüphanesi” adının verildiğini görerek elde ettiğimiz bu bilgi kırıntıları çerçevesinde aşağıdaki tabloyu düzenleyebildim.

Ancak bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, Burhan Özfatura döneminde 1’i, Aziz Kocaoğlu döneminde 1’i, Tunç Soyer döneminde 4’ü, son belediye başkanı Cemil Tugay döneminde de şu ana kadar 4’ü açılmış olan bu kütüphanelerden yararlanan okuyucu sayılarıyla üye olanlara ve ödünç alınan malzemelere ait sayıların; yani, büyük harcamalarla kütüphane olarak düzenlenen mekanların gerçekten kütüphane mi, yoksa çoğu kez görüp tanık olduğumuz gibi öğrencilerin ders çalışma yeri olarak mı kullanıldığını öğrenmemiz mümkün olmadı.

Ayrıca kütüphaneleri İzmir’in sadece Konak, Buca ve Menemen ilçelerinde yoğunlaşıp, diğer 27 ilçeyi gezici kütüphanelerle idare etme dışında bu kütüphanelerdeki 66.893 düzeyindeki toplam kitap sayısının İzmir Atatürk İl Kütüphanesi’ndeki (65.942) kitaplar kadar olması da bu kütüphanelerin coğrafi dağılımındaki eşitsizlik kadar bilginin kent içindeki dağılım ve paylaşımındaki diğer bir adaletsizlikle yetersizliği göstermesi açısından son derece anlamlıdır diye düşünüyorum. Örneğin Kültürpark‘ın ortasında birbirinden 50 metre uzaklıktaki iki ayrı mekana birbirlerinden hiçbir farkı olmaksızın 20.000 iki ayrı kütüphane açmak yerine bu kütüphanelerden biri niye Bergama‘ya, diğeri de niye Selçuk‘a ya da belediye kütüphanesinin bulunmadığı bir ilçeye yapılmadı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

O nedenle de İzmir Büyükşehir Belediyesi kütüphanelerini hem sahip oldukları malzemeler hem de kütüphane yatırımlarının adil bir şekilde kent içine dağıtılmaması nedeniyle yetersiz; hatta kötü buluyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı ilçe belediyelerine ait kütüphaneler konusu ise daha karmaşık ve anlaşılmazdır. Bu karmaşık ve sorunlu durum, 9-10 Mayıs 2025 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Türk Kütüphaneciler Derneği (TKD) tarafından düzenlenen “Belediye Kütüphaneleri İzmir Bölge Semineri”nde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Kütüphanecilik ABD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Akkaya tarafından sunulan “İzmir’de Belediye Kütüphaneleri Hizmeti” başlıklı sunum dosyasındaki ayrıntılı bilgilerle ortaya konulmuştur. (8)

Bu tür kütüphanelerin en önemlisi ve bilineni 2009 yılı itibariyle 670.000 adet kitap, 4.800 adet dergi ve 7.400 adet gazeteyi barındırdığı söylenen Milli Kütüphane Vakfı‘nın yönetiminde yetersiz hizmetler veren İzmir Milli Kütüphanesi‘dir. Bu tür kütüphanelerin diğer bir örneği de TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin, bir zamanlar birlikte çalışma onuruna kavuştuğum Prof. Dr. Gürhan Tümer adına oluşturduğu kütüphane olup İzmir‘de bu tür kütüphanelerden kaç adet olduğu ve her birinin özellikleri -ne yazık ki- bilinmemektedir.

Bütün bu inceleme ve araştırmalar sonucunda vardığımız nokta ise İzmir‘deki tüm kütüphanelerin sayısı ile bu kütüphanelerdeki basılı ve elektronik yayınlarla diğer malzemelerin; ayrıca bu kütüphanelerden yararlanan insanların sayısı ile üye sayılarının ve ödünç alınan yayın ya da malzeme sayısının kesin olarak bilinmediği, bu konuda ne İzmir Valiliği ne de İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da İzmir‘in her alandaki kalkınmasını planlayıp programlaması için kurulan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından güvenilir ve geçerli bir istatistiğin kamuoyu ile paylaşılmadığı gerçeğidir.

Ancak temel anlamda bilinen bir gerçek vardır ki; o da İzmir‘de kapladığı alan, barındırdığı basılı ve elektronik yayın, sahip olduğu malzeme, üye yaptığı kişi, çalıştırdığı kütüphane görevlisi sayısı itibariyle en büyük olan kütüphaneler sırasıyla Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi kütüphaneleri ile İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi olduğu gerçeğidir.

Bir belediye başkanı düşünün ki, yönettiği 10 ayrı kütüphanedeki toplam kitap sayısı, İzmir Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından yönetilen tek bir kütüphanedeki; İzmir Atatürk İlk Halk Kütüphanesi‘ndeki kitapların sayısına denk gelsin, üniversite kütüphanelerindeki ya da İzmir Milli Kütüphanesi‘ndeki kitap sayılarının yanına bile yaklaşamasın, mekan büyüklüğü açısından da Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi kütüphanelerinin büyüklüğüne dahi ulaşamasın ve sonra çıkıp meydana, “Gençler, İzmir’in en büyük kütüphanesini Kültürpark’ta sizler için açtık” desin ve bu ifadeyi Instagram’daki kendi şahsi hesabına taşısın….

Buna en hafif ifadeyle “başkan sen hayal mi görüyorsun?” sorusunu sorarlar, en ağır ifadeyle de “sen bir yalancısın!” derler…

Evet, yalancıdır; çünkü hem kendisine ait hem de diğer resmi kurum ve kuruluşlara ait kütüphanelerle ilgili veriler, bizler bu verileri Atina ya da Barcelona‘daki kütüphane verileri ile kıyaslayıp kültür, sanat ve bilim altyapısı itibariyle ne kadar geride olduğumuzu anlayıp başkalarına anlatmayalım isterler…

Diğer yandan İzmir‘deki kütüphanelerin araştırmacıların, bilim insanlarının, bir konuyu merak edip okumak isteyenlerin mekanı değil, evinde, yurdunda çalışacak yer bulamadığı için gelip buralardan yararlanan öğrenciler tarafından adeta bir etüt merkezi olarak kullanıldığını bilirler…

Geçtiğimiz haftalarda Şato Kütüphanesi‘nde, İlber Ortaylı Kütüphanesi‘nde ve Hasan Ali Yücel Kütüphanesi‘ne yaptığım ziyaretler ve kütüphane görevlileriyle yaptığım görüşmeler sonucunda buraların bir kütüphane olarak değil, bir ders çalışma yeri, bir etüt merkezi olarak kullanıldığını gösterdi.

Evet, bu kentte eğitim gören öğrencilerin ders çalışma yeri bulma konusunda büyük bir ihtiyaçları var ve bu ihtiyaç İzmir Milli Kütüphane dahil olmak üzere -ne yazık ki- etüt merkezleri tarafından değil kütüphaneler tarafından karşılanıyor. O nedenle herhangi bir kütüphaneye araştırma yapmak, kütüphane kaynaklarından yararlanmak amacıyla gittiğinizde tüm masaların ders çalışan öğrenciler tarafından işgal edildiğini görüp çalışacak masa bulamıyorsunuz.

Kütüphane dediğin…

O nedenle kentteki tüm resmi, özel ve sivil kuruluşların bir an önce bir araya gelerek kentteki kütüphane ve etüt merkezi ihtiyacını karşılamak amacıyla bir uygulama planı-programı hazırlayarak ve el ele vererek yola koyulmaları gerekiyor…

Ayrıca kütüphane kurmanın sadece kitap ve dergileri alıp raflara dizmek olmadığını bilerek üyelik ve okuma kulüpleri eliyle yakın çevrelerindeki çocukları, gençleri, kadınları ve yetişkinleri örgütlemeleri, okunacak malzeme sayısı ile birlikte okuyucu sayısını da arttırmaları gerekiyor…

Kütüphaneler raflardaki kitapların tozlandığı yerler değil, kitapların sürekli okunduğu ve bilgi yönetimi açısından daha fazlasının talep edildiği, uzmanları tarafından yönetilen yerler olmalıdır…

Özel teşekkür: Bu yazının hazırlanması aşamasında değerli katkılarını aldığım İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Kütüphane ve Dokümantasyon Sorumlusu Mehmet Erken‘e teşekkür etmek isterim

……………………………………………………………………………………………………………………………

(1) Avcan, Ali Rıza, “İzmir tiyatrosunun unutulup dile getirilmeyen gerçekleri”, Kent Stratejileri Merkezi, 12.08.2024, https://kentstratejileri.com/2024/08/12/izmir-tiyatrosunun-unutulup-dile-getirilmeyen-gercekleri/

(2) https://www.shbarcelona.com/blog/en/libraries/

(3) https://www.xo.gr/dir-az/L/Libraries-Municipal-Libraries/Athens/?lang=en

(4) Avcan, Ali Rıza, “Daha sağlıklı ortamlarda kitap okuyup ders çalışmak, Kent Stratejileri Merkezi, https://kentstratejileri.com/2017/03/14/daha-saglikli-ortamlarda-kitap-okuyup-ders-calismak/

(5) “Üniversiteler”,

(6) İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneleri Bilgileri https://acikveri.bizizmir.com/dataset/izmir-buyuksehir-belediyesi-kutuphaneleri-bilgileri , Kütüphaneler, https://acikveri.bizizmir.com/dataset/kutuphaneler

(7) İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı 2025 Yılı Bülteni,

(8) Akkaya, M. A., “İzmir’de Belediye Kütüphaneleri Hizmeti“, Belediye Kütüphaneleri İzmir Bölge Semineri, 9-10 Mayıs 2025, Powerpoint sunum dosyası, İzmir.

Kamu malı mı; yoksa, halkın ya da İzmir’in malı mı?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde belediye başkanımızın direniş adını verdiği garip bir eylemle militanlaştığı; ancak, o kadar kararlı gözükmesine rağmen işin nihayetinde azmini, mücadele direncini göstermek için ölüm orucuna başlayamadığı bir eylemle karşı karşıya kaldık…

Bu eylem sırasında belediye mülklerine vakıflar eliyle el konulmasını sağlayan kanun meclisten geçerken meclise uğramayıp kürsüye çıkmayan, söz konusu yasanın kabul edilmemesi için kendisine verilmiş muhalefet görevini yerine getirmeyip ret oyu vermeyen tüm İzmir milletvekillerinin, kanun çıktıktan sonra başlarına gelecekleri öngörüp politik bir mücadele hattı örgütlemeyen CHP yönetici ve üyelerinin, göze girmek isteyen belediye memur ve işçileriyle, onların sarı sendikalarının, CHP virüsü bulaşmış meslek odalarıyla İzmir Barosu‘nun ve CHP kuyrukçuluğu ile malul bazı sol parti ve kesimlerin belediyeden alınan Tuzakoğlu Un Fabrikası‘nın önünde gördük…

İzmir’in, halkın kahramanı!” Yeltsin’in yaptığı gibi tankların üstüne çıkamasa da polis panzerlerinin üstüne çıkmayı ve ölümüne mücadele edeceğini gösteren ölüm orucunu başlatamayan şehr-i eminimiz!

Toplanıp toplanıp nutuk atan belediye başkanının dizinin dibinden ayrılmayıp ardından da “harç bitti, yapı paydos!” anlayışıyla direnişi bir anda kesip geldikleri yerlere döndüler… Ardından da büyük laflarla başlayıp amacına ulaşmayan bu garip eyleme “Şanlı İzmir direnişi” adını verdiler.

Çünkü mülkiyetini bırakmak istemedikleri bina, bütün o şanlı direnişe rağmen düşman güçler tarafından işgal edilmiş, direnip yenilenlere ise cephe gerisine çekilmekten başka bir şey kalmamıştı!

Bu sözde direniş sırasında oraya gelip birikenlerin sık sık dile getirdikleri ya da kendi medyalarında çarşaf çarşaf yazılan sözler ise şu şekildeydi:

İzmirlinin malını kurban etmeyeceğiz!

İzmirlinin hakkını sonuna kadar savunacağız!

İzmir’in hakkını yedirmeyiz!

İzmir boyun eğmez

Şimdi aradan makul bir süre geçtikten sonra hamaset kokan bu sözleri okuyup tekrar tekrar düşündüğümüzde, insanın aklına, “neden bunca sözden sonra orada kalıp direnmeye devam etmediniz?“, hatta direnişi bir adım öteye taşıyarak “madem bu kadar kararlıydınız; neden, ölüm orucuna filan durmadınız?” diye sormak geliyor…

Tabii ki bu soruların muhatapları şimdi ortada olmadığına, kısa bir süre direnişe benzer eylemler yapıp cenk meydanını terk ettiklerine göre onlara bundan böyle şu soruları sorabiliriz:

Daha fazla düşündükçe, daha fazla merak ettikçe bu sorular çoğalır gider…

Hepimizin hatırlayacağı gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, Meslek Fabrikası olarak kullandığı Tuzakoğlu Un Fabrikası‘nı 25 Kasım 2021 tarih, 1358 sayılı kararıyla, Mevlüt Adıgüzel tarafından kurulup bugünkü mütevellisinde yönetim kurulu başkanı olarak kızı Ebru Adıgüzel Tunaboylu ile yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak damadı Erdem Tunaboylu ve İsmail Nalbant, Ayşe Adıgüzel, Özlem Sıkıcan ve Osman Mehmet Erduğan gibi isimlerin bulunduğu Adıgüzel Eğitim, Kültür, Araştırma, Yardımlaşma ve Sağlık Vakfı‘na tahsis ettiği halde, bu karar AKP‘li ve MHP‘li meclis üyelerinin açtığı dava sonucunda yeniden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne verilmiştir; böylelikle, CHP yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 5 yıl önce bu binayı “İzmir’in malı” olarak görmeyip bu binanın –İzmir‘de değil- İstanbul‘daki özel bir vakfa tahsis edilmesi konusunda herhangi bir itirazının olmadığı anlaşılmıştır.

Gelelim her iki tarafın; yani AKP iktidarının ve CHP‘li belediyelerin uzun yıllardır hepimizin malı olan değerleri özelleştirme, ihale, kamulaştırma gibi yöntemlerle yandaşlarına, sermaye kesimlerine satma ve verme konusunda yapıp eylediklerine;

AKP iktidarı, hepimizin bildiği gibi iktidarda olduğu 24 yıllık süre içinde kamu mallarını özelleştirme, ihale, tahsis, kamulaştırma ve acele kamulaştırma gibi değişik yöntemlerle kendi yandaşlarına, kendisine finans kaynağı olan şirket ve holdinglere verdi, dağıttı, paylaştırdı. Bu konuda farklı bir görüşümüz ya da endişemiz yok, hepimiz fikir birliği içindeyiz. Üstüne üstlük bu yağma, soygun düzeni halen de devam ediyor. Bu kez de mahkemeler, vakıflar ve tapu üçlüsünün komplolarıyla Osmanlı vakıflarını hortlatıp kentlerde yeni gelir kaynakları, yeni rant kapıları arayarak elindekini daha da büyütmeye çalışıyor.

Henüz ülke yönetimini ele geçiremeyen CHP ve onun belediyeleri ise kendi beceriksiz yönetimleri ya da iktidarın kendilerini zorlamaları sonucunda içine düştükleri büyük borçları ödemek ya da kendi siyasi güçlerini beslemek adına belediyelerin elinde bulunan değerleri, onların da kamu malı olduğuna bakmaksızın belediye şirketleri eliyle özelleştirmeye, satıp savmaya çalışıyor; böylelikle iktidara giden yoldaki engelleri elindeki bu büyük mali güçle aşmaya çalışıyor.

CHP ve CHP‘liler bunu yaparken İzmir‘i gibi kendisinin kalesi olarak gördüğü büyük kentlerde, o kentlerin büyük iç ve dış göçlerle oluştuğunu dikkate almaksızın ve “ya AKP burayı da ele geçirirse” korkusu ya da paranoyası ile o kentte yaşayanların tümünü kendi arkasında tutmaya, bu tehdit sayesinde seçmenlerini bir arada tutup arttırmaya çalışıyor.

Bunu yaparken “öz be öz İzmirli olmak” ya da “yedi kuşaktır İzmirli olmak” ayrımını şovenist bir toplumsal histeri ile kışkırtmaya, İzmir‘deki her şeyi; her malı, her alışkanlığı, her tutum ve davranışı altında yatan kültürel zenginliği dikkate almaksızın bu kibirli “İzmirli olma” hali üzerinden tanımlamaya, kentteki her şeyin –Meslek Fabrikası dahil- İzmirlilere ait olduğunu iddia etmeye, İzmirli kızları güzel bulmaya, İzmir gevreğini ya da boyozunu yüceltmeye, İzmirli kadınları “Çağdaş cumhuriyetçi kadınlar” ya da “Ata’nın kızları” olarak tanımlamaya, bunu yaparken de İzmirlilerle İzmirli olmayan ya da kendini İzmirli olarak tanımlamayan Mardinli, Diyarbakırlı, Trabzonlu, Konyalı ve Erzurumlu vb. gibi hemşeri grupları arasında kendilerini daha üste taşımak suretiyle tehlikeli ayrımcılık oyunları oynamaya çalışıyor. Hatta bir adım daha atarak, İzmir‘in büyük bir ülkenin 81 ilinden sadece biri olduğunu unutarak İzmir‘de toplanan vergi gelirlerinin sosyo-ekonomik dengesizlikleri gidermek amacıyla diğer iller adına harcanmayıp kendisi için harcanmasını istiyor.

Bir kentte yaşayanları siyaset eliyle böylesine ayrıştırıp kendi aralarında birbirlerine karşı kışkırtıp tahrik eden bir “İzmir şovenizmi” yaratmanın en doğal sonucu da, o kentte yaşayanların bir süre sonra birbirlerine rahatlıkla “ya sev ya terket!” diyebilecekleri küçük faşist mekanlar yaratmaya benzer. Aynen Hitler‘in saf ırk olarak nitelediği Almanları “biz” olarak öne çıkarırken o ırkdan gelmediğini iddia ettiği çingeneleri, Slav halklarını ve benzerlerini “onlar” ya da “ötekiler” olarak yaftalayıp düşman olarak ilan etmesinde olduğu gibi…

Evet, 10 gün süreyle Meslek Fabrikası önünde toplaşanlar en sonunda “hiçbir yere” gitmediler… Çünkü Balkanlar’dan, Anadolu’dan, Girit ve diğer Ege adalarından gelip bu coğrafyada kentin hemşehrisi olarak bir araya gelen çoğunluk bu sahte mücadelenin arkasında durmadı…

CHP‘nin, CHP‘li belediyelerin ve onun beceriksiz, yeteneksiz ve defolu belediye başkanları, 10 günlük sahte ve geçici direniş kahramanları ne yaparsa yapsın, böylesi bir duruma düşmemesi, bu kentin hemşehrilerinin aşırı siyasi kutuplaşmalarla birbirine düşürülmemesi, AKP iktidarının bilerek ve isteyerek yaptığı aynı hatanın tekrarlanmaması, halkın “bizler” ve “onlar” şeklinde düşman kamplara ayrılmaması gerektiğini düşünüyor ve CHP‘nin iktidara gelmesi durumunda neler olabileceğini düşünüp öngören akl-ı selim sahibi insanlar olarak kendilerinin böylesine tehlikeli bir oyunu bırakmalarını öneriyorum.

Yoksa bile isteye halkı birbirine karşı düşürürler ya da pılıyı pırtıyı toplayıp geldikleri yere dönerler… Çünkü görüldü ki, 10 gün süreyle Meslek Fabrikası önünde toplaşanlar en sonunda yerlerinde kalmadıkları, kalamadıkları gibi “hiçbir yere” gitmediler, gidemediler… Çünkü asırlardır Balkanlar‘dan, Anadolu‘dan, Girit, Midilli ve diğer Ege adalarından gelip bu coğrafyada kentin hemşehrisi olarak bir araya gelen çoğunluk, bu timsah gözyaşlarıyla dolu sahte mücadelenin arkasında durmadı…

“İzmir Metro”, TARKEM, “Kent Karşıyaka”, “İzmirgaz” ve diğerleri…

Ali Rıza Avcan

2026 yılı Şubat ayının ilk 3 haftasını İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 34 şirketinden 19’una ayırdık. Bu üç haftalık süre içinde gerek sermaye ve ciro, gerekse çalıştırdığı kişi sayısı ve İzmir ekonomisine yaptığı katkı itibariyle 19 büyük belediye şirketinin yönetim yapısı ile neler yaptığı konusunu ortaya koyup Sayıştay ve mahkemeler nezdindeki durumlarını incelemeye çalıştık.

Bugünkü son yazımızda ise İzmir Metro A.Ş. dışında diğer ufak 14 şirketi ele alarak belediyenin ya da belediye şirketlerinin bu şirketlerin sermayesi içindeki payını ve işlevini irdeleyip değerlendirmeye çalışacağız. ,

Alıştığımız bir şeydir metro ve tramvay kazaları…

Şirketin yönetim kurulu üyelerinin çoğu 2024 yılı sonunda yaptığımız son tespite göre oldukça fazla sayıda değişmiş vaziyette… İzmir Metro‘yu günümüzde aşağıdaki şahıslardan oluşan bir ekip yönetiyor:

1. Alpaslan Kara, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

2. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Şehir Plancısı, ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi eski başkanı,

3. Ulaş Eroğlu, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Makine İkmal, Bakım ve Onarım Dairesi Başkanı,

4. Zeki Hozer, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Medicalpark Hastanesi Başhekim Yardımcısı,

5. Mete Güzelocak, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Ulaşım Teknolojileri ve Yatırım Dairesi Başkanı, Aliağa Belediyesi Park Bahçe ve Fen İşleri Müdürlüğü eski müdürü,

6. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

7. Pınar Meriç, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet Geliştirme Dairesi Başkanı,

8. İsmail Duran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Koruma ve Güvenlik Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Emniyet Müdürlüğü eski çalışanı,

9. Gökhan Daca, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi Başkanı,

10. Ahmet Sinan Karakuzu, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, TCDD eski çalışanı.

Görüldüğü gibi bir metro ve tramvay işletme şirketi aralarında işten anlamayan hekimlerin, hukuk müşavirlerinin, eski polis ve zabıtaların bulunduğu bir yöneticiler ekibi eliyle yürütülmekte; ancak, işletme kapsamındaki 84 asansör ile 194 yürüyen merdiven uzunca bir süredir bir türlü düzenli olarak çalışmamakta, vagonlar sık sık raydan çıkmakta ya da trafik kazalarına karışmaktadır.

34 adet belediye şirketi arasında 2024 yılının faaliyet raporu ile 2025-2029 dönemi stratejik planını hazırlayıp kamuoyu ile paylaşan tek şirket olmakla birlikte her iki belgeyi de bir reklam broşürü gibi hazırlayıp şirketin mali ve finansal durumu hakkında tek bir bilgi verilmeyip öngörüde bulunulmadığı gibi web sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne bu konularla ilgili resmi belgelerin konulmadığı görülmektedir.

Tuvaleti olmayan metro, tramvay ve İZBAN duraklarında bekleyen yolcularla çalışanların çektiği eziyet yeri geldiğinde ölümle sonuçlanır…

İlk kez 8 Ekim 2021 tarihli ilamla kurulan şirketin 5.000.000 lira tutarındaki sermayesinin % 100’ü İZENERJİ‘ye aittir.

Şirketin yönetimi bugün itibariyle kendisine ait özel bir şirketin yöneticisi olan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu‘nun yönetim kurulu başkanlığında, Cemil Tugay‘ın “prensesi” olarak nitelenip Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘ın yönetim kurulu başkan vekilliği ve İZTARIM‘daki kötü yönetimi nedeniyle görevinden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un yönetim kurulu üyeliği ile yönetilmektedir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi olup bu meclislerde görev aldığı komisyonlar nedeniyle birden fazla huzur hakkı alan alan Saadet Çağlın‘ın İZENERJİ yönetim kurulu başkan vekilliğinin yanında bir de İZETAŞ‘dan huzur hakkı ve murahhas aza ücreti aldığını düşündüğümüzde; ayrıca, yasama, yargı ve yürütme güçlerinin birbirinden bağımsız olmasını hedefleyen demokratik ilkeleri dikkate aldığımızda 2 ayrı karar organında yer alıp şirketleri denetlemekle görevli bir meclis üyesinin denetlemekle görevli şirketlerde yönetici olmasının bırakın CHP‘nin ilke ve programıyla aykırılığını muhalefet olarak savunduğu politikalarla insanlığın ahlak denilen ortak evrensel değerlerine de aykırı olduğu ortadadır….

Küçük bir sermaye ile kurulan bu şirketin kendine özgü bir İnternet sayfası olmadığı gibi hangi işleri yapıp ne ölçüde kar ya da zarar ettiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleriyle ilgili bu dördüncü ve son yazımın en önemli şirketlerinden biri de kısa adı TARKEM olan İzmir Tarihi Kemeraltı Yatırım Ticaret A.Ş.’dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA şirketi, bu şirketin 50 milyon liralık sermayesinin % 36,68 oranında hissedarı olup bu pay karşılığında sadece yönetim kurulu başkanlığını elinde bulundurmaktadır.

Göreve geldiği günden bu yana sergilediği kötü yönetim ve onun olumsuz sonuçları itibariyle devamlı eleştirmek zorunda kaldığım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bugüne kadar bu şehrin hayrına -belki de bilmeden- yaptığı nadir iyiliklerden biri de, kurulduğu 2012 yılından bu yana yazılar yazarak sürekli eleştirdiğim soylulaştırma şirketi TARKEM‘i dizginlemesi, devamlı belediyeden ve valilikten otlanmak suretiyle ne yaptıysa hepsini kendine mal ederek sergilenen şımarık ve agresif tavır, en nihayetinde ortadan yok olmuş, söz konusu şirket bugün adeta serseri bir mayın gibi sahipsiz bir şekilde, bir zamanların Güçbirliği, KİPA‘sı ya da İzmirair‘i gibi kaybedenler kulübünün yeni üyesi olmaya başlamıştır.

Bir zamanlar “İzmir’in kanaat önderi” olarak takdim edilen şirket kurucularının ise Cemil Tugay‘ın çevresinde ona “akıl veren abiler” olarak görülmesi de bu kentin kaderi olsa gerek…

Bir yanda ülke yasalarının uygulanmadığı, vergilerin verilmediği, insanların kolaylıkla sömürüldüğü ve belediye imkanlarının rahatlıkla kullanıldığı serbest bölgeler kurarak zenginleşmek isteyen Amerikalılar ve Amerikan şirketleri, diğer yandan da kalkınacağız, gelişeceğiz iddiasıyla ortaya çıkan bu sömürücü güçleri, sermayeyi destekler gözükmek isteyen, o nedenle de büyük zararları bulunan İZTARIM A.Ş.‘ne ait 13 milyon 500 bin lirayı vererek sermayenin % 2,22’sine ortak olunan 610 milyon sermayeli Bergama’daki Basbaş, Batı Anadolu Serbest Bölge Kurucu ve İşletici A.Ş

Ve sonuç olarak tarımla alakası olmayan şirketin kuruluşunda halka ait 13 milyon 500 bin lirayı lirayı verdiği halde yönetimde yer verilmeyen ve bu nedenle de söz hakkı olmayan bir İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun şirketi İZTARIM….

Şirketin yönetiminde, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapanlar ise aynen ESBAŞ‘ta olduğu gibi Amerikalı şirket CPE Enterprises LCC şirketi ve onu temsilen Deniz Tuncer ile şirket sermayesinin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘ni temsilen Faruk Güler‘dir.

Amerikan şirketi CPE Enterprises LCC şirketinin Basbaş A.Ş.‘nde hissesi bulunmamakla birlikte; Basbaş A.Ş.‘nin % 94,36’sını elinde bulunduran Duo Yönetim Danışmanlığı San. ve Tic. Ltd. Şti.‘nde %51 hissesi bulunmaktadır.

Bir zamanlar belediyeler arası sermaye paylaşımıyla kurulan ve %96 hissesi Karşıyaka Belediyesi‘ne ait batık, iflas etmiş şirket: Kent, Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş...

Karşıyaka Belediyesi‘nin bir önceki belediye başkanı iken 1 Nisan 2024’den itibaren İzmir Büyükşehir Belediye başkanı olan Cemil Tugay ve onun ekibinin kötü yönetimi sayesinde uçan kuşa borçlu olup yerlerde sürünen, zararın karşılanması için sermayesi devamlı olarak az az arttırılan ve çocuk parklarıyla intifa hakkı karşılıklarının bile sermayeye dahil edildiği bir şirket… Cemil Tugay ve ekibinin Karşıyaka‘daki başarısızlığının en somut göstergesi…

Şirketin yönetiminde olanları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Utku Yılmaz, Yönetim Kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Adı kendisi gibi İstanbul‘dan gelen Konak Belediye Başkan Yardımcısı Simge İldeniz birlikte anılan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş‘ın, dolayısıyla İmamoğlu ekibinin Karşıyaka Belediyesi temsilcisi olarak bilinen isim,

2. Figen Özyurt, Yönetim kurulu başkan vekili, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski personel müdürü,

3. Hilmi Aksoy, Yönetim Kurulu üyesi, Kent Karşıyaka A.Ş.‘nin eski satınalma müdürü, Grand Plaza A.Ş.‘nin eski genel müdürü,

4. Aytuğ Aydost, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Bakırçay ve İzmir Kuzey teknoloji geliştirme merkezlerinin eski yöneticisi, A101 eski satış müdürü, Karşıyaka‘daki “Cat Bar” ve “Ahh Leyla Restoran“ın sahibi, 

5. Volkan Barboros, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi başkan yardımcısı.

Şİrketin İnternetteki web sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü bulunmakla birlikte hiçbir bilgi ve belgenin bu bölüme konulmadığı görülmektedir.

Karşıyaka Belediyesi ile Kent A.Ş.’de çalışmanın zorlukları…

Kısa adıyla İZMİRGAZ, uzun adıyla İzmir Doğalgaz Dağıtım Ticaret ve Taahhüt A.Ş., İzmir ve ilçelerinde doğalgaz dağıtımını sağlamak amacıyla 2005 yılında 60 milyon lira sermaye ile kurulup dağıtım ihalesini almış bir şirkettir. Şirket şu an itibariyle Çeşme ve Karaburun hariç İzmir’in 28 ilçesine hizmet vermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin merkezi Ankara‘da olan bu şirkete % 10 oranında hissedar olmasının nedeni ise hem ana şebekenin döşenmesi hem de doğalgazın dağıtımın yapıldığı yıllarda yollarda, caddelerde doğal gaz için bir kazı yapıldığında şirketin bu tahribatın bedelini ödememesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleridir. Böylelikle bu tür yandaş dağıtım şirketlerine belediyelerin ortak olması sağlanarak şebeke döşeme tazminatları nedeniyle zarara uğramaması istenmiştir!

Şirket Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen Kolin-Koloğlu Holding‘e bağlı bir şirkettir ve yedi kişiden oluşan yönetim kurulunun 5’i Koloğlu ailesinin bireylerinden oluşmaktadır. Bence İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki ya da bu şirketleri belediye başkanının ulufe dağıttığı bir heybeye benzettiğimiz takdirde “heybedeki turbun büyüğü” bu şirketin yönetim kurulundaki belediye temsilcisinin şahsında saklıdır. Çünkü hem Tunç Soyer, hem de Cemil Tugay dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen bu kuruldaki belediye temsilcisi, her dönemde belediye başkanının adamı olma becerisini gösteren İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Mustafa Özuslu‘dan başka biri değildir. Şirket iktidardan yana yandaş bir holding şirketi olduğu ve şirketle ilgili her türlü bilgi ticari sır kapsamına sokulup şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketle ilgili hiçbir belge eklenmediği için girdiği için Mustafa Özuslu dahil tüm yönetim kurulu üyelerinin burada bulunmaları nedeniyle ne miktarda ödeme aldıklarını sormak; “sümme haşa!” mümkün değildir…

Tabii ki Mustafa Özuslu‘nun bu şirketteki yönetim kurulu üyeliğinin, İZFAŞ‘taki yönetim kurulu üyeliği yanında ikinci bir görevlendirme olduğunu da unutmadan…

Bu arada şunu da söylemeden de geçmemek gerekir; Konak ve Karabağlar belediye başkanları gibi bazı CHP‘li belediye başkanları mahalle aralarında doğalgazı olmayan insanlara “size doğalgaz getireceğiz” vaadinde bulunduklarında o işi yapacak asıl kurumun o belediye ya da o vaadi veren belediye başkanı değil, bu yandaş şirket olduğunu; böylelikle, bu şirketin yeni müşteriler kazandığını; ayrıca İzmir halkı olarak doğalgaz kullanarak her daim bu şirketi zenginleştirdiğimizi bilmemiz koşuluyla…

Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 12 Mart 2021 tarihinde İZFAŞ, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Ticaret Borsası (İTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO)‘nın %19, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) ile Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD)nin %2, İzmir Valiliği Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB)‘nın ise &1 hisseyle dahil olduğu İZQ Girişimcilik İnovasyon Danışmanlık Şirketi‘nin sermayesi ilk kuruluşunda 2.000.000.- lira olarak belirlenmiş, 5 Ekim 2021 tarihinde de katılım oranları korunmak suretiyle 10.000.000.- liraya yükseltilmiştir.

Yönetim kurulu başkanlığı görevinin kurulduğu günden bu yana İzmir Ticaret Odası başkanı Mahmut Özgener, yönetim kurulu üyeliklerinin de yine aynı şekilde kurulduğu günden bu yana EBSO adına Ender Yorgancılar, İTO adına Işınsu Kestelli, EİB adına Jak Eskinazi, ESİAD adına Fadıl Sivri tarafından yapıldığı şirketin yönetim kurulu üyeliklerindeki tek değişiklik İZFAŞ, İzmir Valiliği ve EGİAD temsilcileri cephesinde yaşanmış, şirketin kuruluşunda yönetim kurulu başkan vekilliği görevini İZFAŞ adına üstlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Buğra Gökçe‘nin istifası sonrasında bu işi bir süre yine genel sekreter olan Barış Karcı, onun görevden alınması sonrasında İstanbul’dan İmamoğlu ekibinin temsilcisi olarak getirilip genel sekreter yapılıp “İzmir’in Elitleri” ile bir araya getirilen Ramazan Tezcan, onun zorla görevden alınması sonrasında da yine genel sekreter yapılan Zeki Yıldırım yerine getirmiştir. İzmir Valiliği cephesinde de valilik adına görevlendirilen vali yardımcılarının değişik illere tayin olması nedeniyle değişiklikler yapılmıştır.

Söz konusu şirketin https://izq.com.tr/ adresindeki web sayfasını incelediğimizde şirketin onca geçim sıkıntısı, yoksulluk, işsizlik ve ekonomik çöküşün yaşandığı bir ortamda, fabrikalarını emeğin daha ucuz olduğu Mısır, Romanya, Irak gibi ülkelere taşırken, yüzlerce firma konkordato ilan ederken, girişimcilik ve inovasyon gibi olguları bilimsel çalışmanın bir ürünü olarak görmek yerine daha fazla para kazanmayı sağlayacak bir kaldıraç gibi görürken gençleri lüks ofislere çağırıp “yarın siz de Musk ya da Zuckerberg gibi başarılı girişimciler olup yeni, yepyeni inovasyonlara imza atacaksınız” şeklindeki hayalleri satmak dışında hem İzmir, hem de kurucu ortaklar için eğitim ve atölye çalışmaları yapmak dışında neler ürettiği, girişimcilik ve inovasyon cephesi itibariyle İzmir‘in kalkınma ve gelişmesi için AB fonlarıyla yapılan işler dışında nasıl bir katma değer yarattığı -ne yazık ki- belli değildir.

Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesin altına pisletmiştir.” Hint Atasözü

Yine 2002 yılında çok büyük iddialarla çok fazla sayıdaki ortağın katılımı ile kurulmuş, sermayesi 5 milyon liralık bir şirketle karşı karşıyayız. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu sermayenin 1 milyon 250 bin lirasını ödeyerek şirkete % 25 oranında hissedar olmuş. Aradan geçen 24 yılın sonunda ise sonuç hüsran, başarısızlık ve yılgınlık….

Şirketle ilgili en yeni ilam 3 Temmuz 2024 tarihli. Çünkü o tarihten bu yana değişiklik anlamına gelecek hiçbir şey yapılmamış. O son ilama göre de yönetim kurulu şu üyelerden oluşuyor:

1. Mehmet Maraşlı, Yönetim kurulu Başkanı, Çeşme kaymakamı,

2. Lal Denizli, Yönetim kurulu başkan vekili, CHP‘nin vukuatlı ve ithal Çeşme belediye başkanı,

3. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Termal A.Ş. temsilcisi,

4. Yakup Demir, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Turistik Otelciler Birliği (ÇEŞTOB) temsilcisi,

5. Veysi Öncel, Yönetim kurulu üyesi, Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. (ÇETAŞ) temsilcisi,

6. Saadet Çağlın, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinin üyesi, Kimya mühendisi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

7. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi.

Evet, burada da Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye meclislerinin ayrıcalıklı bir üyesi üzerinden üstüne üstlük Anayasal bir ilke olan yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki kuvvetler ayrılığı ya da güçler ayrılığı ilkesini dikkate almayan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hukuk dışı bir tutumu ile karşılaşıyoruz. Hem de 2025 yılı içinde yayınlanan CHP genelgesiyle Sayıştay denetçisinin uyarılarına rağmen o görevde bırakılan ve o yasadışı görevi bırakmayı bilmeyen, ısrarla koltuğuna yapışan bir hukuksuzluk örneği olarak…

İzmir‘deki, özellikle de Balçova-Narlıdere bölgesindeki jeotermal enerji kaynaklarını kullanmak amacıyla 2004 yılında İzmir Özel İdare Özel Eğitim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.‘nin adı değiştirilerek dönüştürülmesi suretiyle kurulan şirketin bugünkü sermayesi 43 milyon lira olup İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin yarısına; yani %50’sine hissedardır.

Toplam çalışan sayısı 63 olan şirketin yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Süleyman Elban, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Valisi,

2. Cemil Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

3. Erhan Uzunoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İnşaat mühendisi, İZENERJİ Yönetim Kurulu Başkanı,

4. Onur Yiğit, Yönetim kurulu üyesi, Balçova Belediye Başkanı,

5. Mahmut Halal, Yönetim kurulu üyesi, Genel Müdür, Balçova Kaymakamı,

6. İsmail Yetişkin, Yönetim kurulu üyesi, Seferihisar Belediye Başkanı,

7. Adil Kırgöz, Yönetim kurulu üyesi, Dikili Belediye Başkanı,

8. Ahmet Ulusal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Strateji ve Koordinasyon Müdür Vekili,

9. Derya Suluova, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB İdari ve Mali İşler Müdür Vekili,

10. Gülçin Aşkın, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Jeotermal A.Ş. temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Doğal Kaynaklar Ruhsat ve Kültür Varlıkları Müdür Vekili,

11. Elif Didem Gölcük, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valiliği temsilcisi, İzmir Valiliği YİKOB Rehberlik ve Denetim Müdürü,

12. Tolga Sayık, İşletme Müdürü.

Daha çok İzmir Valiliği ile jeotermal şirketlerinin hakimiyetinde olan bu şirketteki belediye ait koltuklar görüldüğü gibi belediye başkanı ile enerji konusunda görevlendirildiği anlaşılan inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından doldurulmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi için düzenlenen Sayıştay denetim raporlarında adın rastlayıp Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarında bulamadığım bu adi ortaklığın sermayesinin 71 milyon lira olup yine aynı denetim raporuna göre bu sermayenin %10’unun İZENERJİ‘ye, %90’ının da İZELMAN‘a ait olduğunu öğreniyoruz.

Bir zamanlar çok fazla değer verilen Üniversite-Sanayi İşbirliği rüzgarıyla Ege‘de yüksek teknolojinin merkez üssü olacağı söylenen İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)‘nü İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Ege İhracatçılar Birliği (EİB), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) , Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) gibi sermaye örgütleriyle ve İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) gibi esnaf kuruluşlarıyla bir araya getirmek amacıyla kurulan 2 Milyon lira sermayeli bu şirkete İzmir Büyükşehir Belediyesi de %3 hisseyle ortak olmuştur.

Şirketin kurulduğu 2003 yılından bu yana geçen süre içinde asıl amacın bu şirket eliyle belediyenin sağlayacağı olanaklardan yararlanmak ve belediye yönetiminde etkili olmak olduğu ortaya çıkmaya başlamıştır. 2003 öncesinde aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de bulunduğu CHP‘li birçok belediye tüm üniversitelerle dengeli ilişkiler kurarken bu ilişkiler siyasal yaşamdaki kutuplaşmaların etkisiyle azalmış; hatta, üniversitelerle belediyeler arasında siyasetten kaynaklanan tartışma ve çekişmeler yaşanmıştır. Bunun en son örneği Dokuz Eylül Üniversitesi eski rektörü Nükhet Hotar ile İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer arasında yıkılan güzel sanatlar fakültesi nedeniyle yaşanan tartışmalardır.

Artık bundan böyle belediyeler ile AKP iktidarının yerel örgütü olarak algılanan üniversiteler arasındaki işbirliği ilişkileri eskisi gibi olmamakla birlikte; Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer ve Cemil Tugay dönemlerinde, rektörü diğer devlet üniversitelerinin rektörü gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile sıkı ilişkiler geliştirmeye başlanmış, kendisi de bir devlet üniversitesi olmasına rağmen İYTE üzerinden belediye yönetimine danışmanlık yapan, belediye yöneticilerine akıl verip onları yönlendiren; hatta bizzat uygulamanın içine giren, belediye ya da şirket yöneticisi olarak çalışan akademisyenlerin belediyede bilfiil görev yapmasına izin verilmiş, adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi-İYTE ortak yönetimi denilen bir durum ortaya çıkmıştır.

İşte bu anlamda, İzmir Büyükşehir belediye yönetimi üzerinde etkili olmak amacıyla kullanılan bu şirketin bugünkü yönetimi aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:

1. Yusuf Baran, Yönetim kurulu üyesi, 2018’den bu yana İYTE Rektörü,

2. Fadıl Sivri, Yönetim kurulu başkan vekili, Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD) temsilcisi, İKSAŞ A.Ş. yönetim kurulu başkanı,

3. Uğur Yüce, Yönetim kurulu üyesi, TARKEM kurucusu, şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın fahri danışmanı, BİM Grup Holding yönetim kurulu başkanı,

4. Sinan Yılmaz, Yönetim kurulu üyesi, Teknopark İzmir Genel Müdürü,

5. Mehmet Raşit Özsaruhan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası temsilcisi, Modern Medya Group CEO,

6. Erçin Güdücü, Yönetim kurulu üyesi, Dr., İzmir Ticaret Odası Genel Sekreteri,

7. Yalçın Ata, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) Başkanı,

8. Erk Hacıhasanoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Yönetim Bilimleri Fakültesi İşletme Bölümü. Merkez Bankası ile İstanbul Borsası’nda da çalışıyor.

9. Recep Burak Sertbaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Giyim İhracatçıları Birliği Başkanı, Sun Tekstil,

10. Aydın Buğra İlter, Yönetim kurulu üyesi, Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) temsilcisi, avukat, Guatemala Fahri Konsolosu, İTA Hukuk Danışmanlık Bürosu,

11. Metin Akdaş, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi, Dinamik Yalıtım CEO.

Hilton İzmir Oteli: “Kapalıyız“…
Kentin orta yerinde geleceği meçhul bir gökdelen olarak başımıza gelecekleri bekliyoruz…. “Ne sen bunun farkındasın, ne belediye farkında“…

İzmir‘deki 12 Eylül Faşist darbe dönemiyle onu izleyen yereldeki sağ iktidarların kentin başına sardığı belalardan biri de Hilton İzmir Oteli ve onu yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin otelin inşa edildiği parseldeki hissesine karşılık % 23,84 oranında hissedar olduğu bu şirket tarafından işletilen otelden, otelin açılış tarihi olan 1991’den bu yana tek kuruş yararı olmamıştır.

Aslında biz bu durumu bu şekilde anlatmaya çalışırken, şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ya da şirketlerinin hissedar olduğu toplam tüm şirketlerin hiçbirinden yıllardır kar etmediğini de bilip kamu kaynaklarıyla kurulmuş olmalarına rağmen bu şirketlerin devamlı zarar ederek halkın sırtına nasıl bindiklerini de bilip unutmamamız gerekir.

Sermayesi 1.200.000.- lira olan şirketin yönetiminde Ata Holding‘in (A) grubu hisselerine sahip Kurdoğlu ailesinin egemen olduğunu, belediyeye düşen % 23,84 oranındaki hissenin de (B) grubu olarak 2 yönetim kurulu üyesi tarafından temsil edildiğini görürüz.

1. Korhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkanı, Ata Holding, (A) grubu hisse,

2. Erhan Kurdoğlu, Yönetim kurulu başkan vekili, Ata Holding, (A) grubu hisse,

3. Tuna Kurdoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Ata Holding, (A) grubu hisse,

4. Mehmet Nazif Günal, Yönetim kurulu üyesi, MNG Holding Yönetim Kurulu Başkanı,

5. Elmas Melih Araz, Yönetim kurulu üyesi, (A) Grubu hisse, Ata Holding, Ata Yatırım Yönetim Kurulu Başkan Vekili,

6. Ekrem Selami Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse (TMSF), Vakıfbank Hukuk Danışmanı,

7. Başar Başaran, Yönetim kurulu üyesi, (C) Grubu hisse TMSF Grup Başkanı,

8. Utku Kılınç, Yönetim kurulu üyesi, Avukat, (B) Grubu hisse, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri,

9. Ahmet Okyay, Yönetim kurulu üyesi, (B) Grubu hisse, Avukat, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Genel Sekreter Yardımcısı Pınar Okyay‘ın eşi, Cemil Tugay döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinasyon Kurulu ve bu yönetim kurulunun üyesi olmuş.

Son zamanlarda bu şirketteki % 5 oranındaki TMSF hisselerinin MNG Holding tarafından satın alındığına dair haberleri okumakla birlikte Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki ilamlarda buna ilişkin bir duyuruya rastlanmamaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, 24 Mayıs 1988 tarihinde 200.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı bu şirketteki hissesi % 1 düzeyinde olup; 16 Mart 1992 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim ya da tür değişikliğine dair hiçbir ilamın duyurusu yapılmadığı için bu şirketin ne vaziyette olduğu -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İZULAŞ VE İZELMAN şirketlerinin, 9 Şubat 1999 tarihinde 1.220.000 liralık sermaye ile kurulan bu çok ortaklı şirketteki toplam hissesi % 0,12 düzeyinde olup; 27 Haziran 2016 tarihinden bu yana şirketin feshine, isim, tür ve adres değişikliğine ilişkin herhangi bir ilamın yayınlanmamış olması nedeniyle bugün bu şirketin faal olup olmadığına dair bir bilgiye -ne yazık ki- sahip değiliz.

Her şey serbest…

Serbest bölgedeki kuruluşlar vergi vermesinler, çalıştırdıkları işçi ve emekçileri daha iyi sömürsünler düşüncesiyle Amerikan sermayesi ve Amerikalı patronlarla birlikte kurulan bir diğer serbest bölge şirketi daha karşınızda…

Şirketin 37.815.000 lira düzeyindeki sermayesinin %98,06’sına E.A.C. Turkey International Enterprises Inc. isimli Amerikan şirketi, %0,80’ine İzmir Ticaret Odası (İZTO), %0,74’ine İzmir Büyükşehir Belediyesi, %0,40’ına Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) sahiptir.

Şirket yönetim kurulunda görev alanlar ise şu şekildedir:

1. Mary Mills Tuncer, Yönetim kurulu başkan vekili, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.,

2. Faruk Güler, Yönetim kurulu başkan vekili, ESBAŞ & BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı (CEO), Abalıoğlu Holding eski CEO ve genel koordinatörü,

3. Süleyman Elban, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Valisi,

4. Cemil Tugay, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı,

5. Aran Herschl Dpkovna, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

6. Ender Yorgancılar, Yönetim kurulu üyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı,

7. Hakan Kilitçioğlu, Yönetim kurulu üyesi, ARGE Danışmanlık,

8. Mahmut Özgener, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Başkanı,

9. Larry Stephen Hymes, Yönetim kurulu üyesi, Avukat,

10. Ayshe Tuncer, Yönetim kurulu üyesi,

11. Deniz Tuncer, Yönetim kurulu başkanı, E.A.C. Turkey International Enterprises Inc.

Milyarlarca liralık ciroya sahip olduğunu düşündüğümüz bu şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde -ne yazık ki- 2025 ve 2026 yıllarına ait tek bir bilgi ya da belge yok!

Benden bu kadar…

Son dört hafta yazdığım dört ayrı yazı ile gündeme getirmeye çalıştığım belediye şirketlerinden kaynaklanan tüm kötülüklerin ortadan kaldırılması için, en kısa sürede “şirket belediyeciliği“nden vazgeçilerek; belediye eliyle “yeniden hizmet belediyeciliği“nin uygulamaya konulması dileğiyle…

Kayırmacılığın geldiği nokta: iktidarla suç ortaklığı…

Ali Rıza Avcan

2 ve 9 Şubat 2025 tarihlerinde yayınladığım “Kamu Kaynaklarını Kullanıp Suç İşleyen Belediye Şirketleri ve Suçluları” (1) ve “Başkan’ın Bütün Adamları” (2) başlıklı iki ayrı yazıda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin %50 ila %100 arasında değişen oranlarda hissedar olduğu toplam 11 şirketini (İZELMAN, İZDENİZ, İZBETON, GRAND PLAZA, İZULAŞ, İZFAŞ, EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA, İZENERJİ ve İZTARIM) ele alıp bu şirketlerin nepotizm dediğimiz kayırmacılık uygulamalarının sonucu olarak kimler tarafından nasıl kötü yönetildiğini ve bu şirketlerdeki sorunlarla açılmış soruşturma ve davaları incelemeye çalıştık.

Bu haftaki yazımda ise, bir kısmı Tunç Soyer‘in başkanlık döneminde İZENERJİ, İZDOĞA, İZFAŞ, İZBETON gibi belediye şirketleri tarafından kurulan, bir kısmı daha önceki dönemlerde kurulmuş olmasına karşın isimleri değiştirilerek yeniden piyasaya sürülen, tümü Sayıştay denetiminden kurtulmak için belediye ya da belediye şirketi hissesinin %49’da düzeyinde sabitlendiği, geriye kalan %51 çoğunluk hissesinin kamuoyunca tanınmayan özel kişilere teslim edildiği küçük sermayeli, ancak, ne yaptığı ve ne işe yaradığı belli olmayan, belli olanlarda ise AKP iktidarınca desteklenen yandaş şirket ya da şahıslarla işlerin kotarıldığı, genellikle belediye başkanının yakın ilişki içinde olduğu 1-2 kişiye teslim edilen, geride pek iz bırakmadığı için “suç yatağı” olmaya fazlasıyla müsait 8 hibrit şirketi ele alacağım: İzmir İnovasyon, İzyaşam, İzkültür, İzarıtma, İzgüneş, İzhabitat, İzar ve İzmavi anonim şirketleri…

Böylelikle ele alıp incelediğimiz şirket sayısı, birbirini izleyen üç ayrı yazı ile 19’a yükselmiş olacak…

Kimisi steteskopu, kimisi musluklardan akmayan suyu, kimisi tamir ettiği motoru, kimisi de çapası ile gelir… Çünkü aldıkları eğitim ve yaptıkları iş itibariyle ancak ondan anlarlar…

Eski kısaltılmış adı “ÜNİBEL” olan bu şirket, 31.05.2021 tarihinde şimdiki adını almış ve yönetim kurulu başkanlığına da bugünün Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, genel müdürlüğüne de İyi Parti kurucularından Nihal Ağca getirilmişti.

Şirketin 24.700.000.-TL tutarındaki sermayesinin %100’ü 13 Aralık 2024 tarihi itibariyle tek ortak olarak İZDOĞA A.Ş.‘ne devredilmiş, böylelikle şirket tek ortaklı anonim şirket haline dönüştürülmüştür.

Şirketin http://www.izmirteknoloji.com.tr adresindeki İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamlarına göre yönetim kurulu;

1. Ümit Yalçın, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanı, Karşıyaka Belediyesi eski Bilgi İşlem Müdürü, Makine mühendisliği ve uluslararası ilişkiler eğitimi almış,

2. Andaç Pamuk, Yönetim kurulu başkan vekili, 14 Ocak 2026 tarihli TTSG ilamı ile görevden alınmış.

3. Filiz Dağ, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, İzmir Eşrefpaşa Hastanesi Patoloji Uzmanı,

4. İbrahim Gürbüz, Yönetim kurulu üyesi, Makine mühendisi, İZSU eski genel müdür yardımcısı,

5. Mustafa Ceyhun Minareci, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu,

6. Övünç Özgen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdürü, Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu,

7. Tamer Nurgöz, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı, Akdeniz Üniversitesi Antalya MYO Motor Bölümü, Anadolu Üniversitesi İktisat ve Tarım Bölümü mezunu,

8. Tülay Yeşillik, Yönetim kurulu üyesi, Çevre Mühendisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı.

Olmakla birlikte 14 Ocak 2026 tarihli TTSG’de yayınlanan bir ilamla yönetim kurulu başkan vekili Andaç Pamuk‘un görevden alınıp yerine yeni bir görevlendirme yapılmadığı görülmektedir.

13.12.2024-14.01.2026 döneminde yayınlanan TTSG ilamlarına göre şirketin genel müdür yardımcısının Hüseyin Gümüş, şube müdürlerinin de Yusuf Aydın ile Erdoğan Altay olduğu anlaşılmaktadır.

Gördüğünüz gibi karşımızda şirket patolog, iktisatçı, çevre mühendisi ve motor ustaları tarafından yönetilen bir inovasyon ve bilişim teknolojisi şirketi var. İnovasyon ve teknoloji gibi son derece önemli, karmaşık, kapsamlı ve teknik konular -ne yazık ki- belediye başkanınca belirlenen bu “işbilmezler kadrosu” tarafından karara bağlanmaktadır…

Bu şirket de eski bir şirkettir… Eski kısaltılmış adı TETUSA olup Çeşme‘deki termal kaynakları turizm boyutunda değerlendirmek amacıyla bazı Çeşmeli şirketleri ve isimleri de aralarına alarak kurulmuştur. Şirketin güncel sermayesi 135.000.000.- TL’dır ve bunun %55,93’ü İZENERJİ şirketine aittir… Şirketin yeni adı ise İZYAŞAM‘dır…

Şirketin bugünkü yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır;

1. Utku Kılınç, Yönetim kurulu başkanı, avukat, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, 9 Eylül 2019-13 Mayıs 2023 döneminde İzgazete köşe yazarı,

2. Mürüvvet Kılıç, Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı,

3. Hakkı Pamukçu, Yönetim kurulu üyesi, ÇEŞTUR temsilcisi,

4. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, gazeteci, Konak Belediyesi eski başkanı, İZENERJi temsilcisi

5. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

6. Levent Köstem, Yönetim kurulu üyesi, Hekim, Köstem Vakfı kurucusu.

2025 yılı içinde bu şirket özelindeki önemli bir gelişme ise, sahiplerinin CHP‘li olduğu bilinen ve çoğu kez CHP‘li belediyelerden iş alan Barankaya İnşaat Hafriyat Taahhüt Akaryakıt Maden Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.‘nin 190.000 lira değerindeki hissesini Engin Kaya‘ya devretmesidir. Engin Kaya‘nın ise 2001-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde idari işler görevlisi olarak çalışan Engin Kaya mı; yoksa, başka bir Engin Kaya mı olduğunu -ne yazık ki- kesin olarak belirlenememiştir.

BU şirketle ilgili diğer ilginç bir konu ise, Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi ile İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı Mürüvvet Kılıç‘ın adeta bu şirketin demirbaşları gibi -belediye başkanları değişse bile- uzun bir süredir bu şirketin yönetim kurulunda yer alıyor oluşudur.

27 Haziran 2025 tarihli gazete haberlerinden, yönetim kuruluna İZENERJİ‘yi temsilen katılan Erdal İZGİ‘nin projelerin hayata geçmemesini, maaşların ödenmeyişini, şirketin işlevsiz kalması ve Cemil Tugay‘ın görüşme talebine yanıt vermemesi gibi gerekçelerle istifa ederek ayrıldığını öğrenmekle birlikte bu istifa ile boşalan yönetim kurulu üyeliği konusunda Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde tek bir ilamın yayınlanmadığı da görülmektedir. (3)

Şirketin İnternet sayfası 14 Şubat 2026 tarihi itibariyle çalışmamaktadır.

İZKÜLTÜR: Yüzlerce doğal çam ağacının bulunduğu Kültürpark’ta yılbaşını plastik çam ağacı ile kutlamak… Her şeyin özentisi, işte böyle saçmalıklarla sonuçlanıyor…

Varlığından İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sayesinde haberdar olduğum ve İZFAŞ tarafından 5.000.000.- lira sermaye ile 15 Ağustos 2023 tarihinde kurulmuş hibrit şirketin Kültürpark’ta düzenlenen yılbaşı etkinlikleri dışında ne yaptığı bilinmemektedir.

Kuruluşunda, yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in, yönetim kurulu başkan vekilliğinin genel sekreter Barış Karcı‘nın, yönetim kurulu üyeliğinin İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatörü Ali İhsan Özgürman‘ın, genel müdür vekilliğinin de İZFAŞ yönetim kurulu başkan vekilliğinin avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı tarafından yapılması nedeniyle yöneticileri VİP düzeyinde önemli ve ünlü olan bir şirketti.

Ancak göreve Cemil Tugay‘ın gelmesi ile birlikte tüm bu zevat görevden alınarak bilinip tanınmayan; üstüne üstlük bu konularda uzmanlaşmamış isimlerin koltukları doldurduğu, yönetim kurulu başkanı olarak Ömer Genç, yönetim kurulu üyesi olarak halk sağlığı hekimi, genel sekreter yardımcısı Pınar Okyay ve yönetim kurulu üyesi olarak Cemalberk Kürekçi‘nin görevlendirildiği hibrit bir şirkettir.

İZFAŞ‘ın 2023 yılı Sayıştay denetim raporundaki yorumlardan da anlaşılacağı üzere, Sayıştay denetimindeki İZFAŞ‘ın yapamayacağı işleri ve ödemeleri yapma; daha doğrusu “kirli çıkı” niyetine kurulmuş bir şirkettir.

Yönetim kurulu başkanı Ömer Genç‘in İZFAŞ 2023 yılı Sayıştay denetim raporu sonrasında istifa ettiğini bilmemize (4) ve kendisine ait Linkedin sayfasında Ocak 2025 tarihi itibariyle görevden ayrıldığını belirtmesine rağmen (5) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde görevden ayrıldığına dair bir ilam duyurusuna rastlanmamakta; geride kalan Pınar Okyay ile görevden alınan avukat Canan Karaosmanoğlu Alıcı yerine yönetim kurulu üyesi olarak atanan Cemalberk Kürekçi‘nin, daha doğrusu bu iki yönetim kurulu üyesinin bu şirkette ne yaptıkları, hangi işleri gerçekleştirdikleri -ne yazık ki- bilinmemekte, üstüne üstlük şirkete ait https://www.izmirkultur.com.tr sitesi çalışmamaktadır.

Birden fazla şirketi şahıslara emanet etmek….

17 Haziran 2022 tarihinde İZENERJİ’nin %50, İZDOĞA‘nın %50 katılımıyla kurulan 1.000.000.- TL sermayeli İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. isimli şirketin ismi, 3 Ağustos 2022 tarihinde İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş. olarak değiştirilmiştir.

Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla birlikte İZDOĞA temsilcisi Güven Eken ile İZENERJİ temsilcisi Ali Ercan Türkoğlu yönetim kurulu üyeliklerinden alınarak yerlerine İZENERJİ temsilcisi olarak Erhan Uzunoğlu ve İZDOĞA temsilcisi Onur Kadir Eryüce atanmıştır.

Onur Kadir Eryüce‘nin İZFAŞ‘tan usulsüz ödemeler aldığının anlaşılması üzerine 29 Kasım 2024 tarihinde görevden alınarak yerine İZDOĞA adına Orhan Timurhan atanmış; ancak o da 21 Mart 2025 tarihinde görevden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

Şirket bugün Cemil Tugay‘ın as oyuncuları olan İZDOĞA temsilcisi ve yönetim kurulu başkanı olarak şehir plancısı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu ile İZENERJi temsilcisi ve yönetim kurulu başkan vekili inşaat mühendisi Erhan Uzunoğlu tarafından yönetilmektedir.

2019-2024 döneminde Konak ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak çalışan Erhan Uzunoğlu‘nun ise diğer yandan baskı ve karton ambalaj imalatı firması Promat Makina Tesisat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı olarak söz konusu şirketi yönettiği bilinmektedir.

İZDOĞA‘nın 2023 yılı Sayıştay denetim raporu verilerine göre sermayesi sadece 1.000.000.- lira tutarındaki şirketin 2022-2023 yılı zararı 2022 yılında 120.194,39 TL ve 2023 yılında 827.120,44 TL. olmak üzere toplam 947.314,83 TL düzeyindedir.

İZGÜNEŞ tarafından yapılan Tire Gazi Mustafa Kemal Stadyumu Güneş Enerjisi Santrali (GES)’nin açılış töreni, Kaynak: Gündeme Bakış Gazetesi, 3 Şubat 2024

İZGÜNEŞ, Tire Gazi Mustafa Kemal Atatürk Stadyumu çatısına 1.300 kWp kurulu güce sahip güneş enerjisi sistemini (GES) kurmak ve 15 yıl süreyle işletmek amacıyla bu sektörde faaliyet gösteren Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘ne (Osman Barlas Kuşçu) 1.000.000.- liralık sermayenin %51’nin, geriye kalan % 49’luk hissenin de İZENERJİ‘ye verilmesi suretiyle 24 Ocak 2023 tarihinde sessiz sedasız kurulmuştur.

O nedenle şirketin çoğunluk hissesi Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Şirketi‘nin tek ortağı Osman Barlas Kuşçu‘ya ait ve şirket Sayıştay denetimi dışında kalmaktadır.

Şirketin yönetiminde 24 Nisan 2024 tarihine kadar BARTEŞ‘i temsilen Osman Barlas Kuşçu, İZENERJİ adına da Ali Ercan Türkoğlu bulunmakla birlikte; Ali Ercan Türkoğlu, 24 Nisan 2024 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp yerine Erhan Uzunoğlu getirilmiş.

Şirketin kuruluşuna vesile olan güneş enerjisi sistemi 3 Şubat 2024 tarihinde bitirilip hizmete alınmakla birlikte söz konusu şirketin o tarihten sonra birlikte ya da tek başına ne yaptığı bilinmiyor.

9 Haziran 2022 tarih, 10595 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilamla kurulan 1.000.000 lira sermayeli İZHABİTAT Bitkisel Üretim Peyzaj Planlama ve Tasarım Anonim Şirketi‘nin ilk oluşumunda Selçuk‘ta faaliyet gösteren Bitkisan Ziraat Peyzaj İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi %51 oranında, İZDOĞA da % 49 oranında hissedar olmakla birlikte;

2024 yılının sonunda yerel basının, bir önceki görevi olan “ODEA Bank Eski İzmir Ticari Bölge Direktörü” sıfatını öne çıkarıp Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerinden biri olan Kocaer Çelik‘in genel müdürü ve yönetim kurulu başkan vekili (CEO) olduğunu (6) ısrarla gizlediği Orhan Timurhan, İZDOĞA‘nın ve İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZMAVİ, İZHABİTAT ve İZARITMA şirketlerinin başına geçmiş (7)(8); ancak, 5 Mart 2025 tarihinde Aliağa‘daki İzmir Elektrik Üretim Anonim Şirketi‘ne ait kömür yakıtlı termik santralinin gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadığı gerekçesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından mühürlenmesi (9) ve bunun yürütmesinin idare mahkemesi tarafından durdurulması üzerine 18 Mart 2025 tarihinde şirketin tüm hisseleri İZDOĞA‘ya devredilip Selçuk‘tan İzmir‘e taşınması sağlanmış; ancak, Aliağa‘daki ruhsatsız demir-çelik haddehanelerine ruhsat verilmesini hedefleyen planın bozulması üzerine 20 Mart 2025 tarihinde İZDOĞA ve İZHABİTAT‘daki, 21 Mart 2025 tarihinde İZARITMA‘daki ve 25 Mart 2025 tarihinde de İZMAVİ‘deki görevlerinden alınarak yerine Koray Velibeyoğlu atanmıştır.

İZHABİTAT 10 Nisan 2025’de Bitkisan A.Ş. ile olan ortaklığına son vererek yeni adı olan İZPA Araştırma Şehircilik Danışmanlık PLanlama ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. ile yola devam kararı almış, yönetim kurulu başkanlığı yine Koray Velibeyoğlu‘na, başkan vekilliği de aynı zamanda İZDOĞA‘nın genel müdürlüğünü yapan Yücel Kar‘a verilmiş ve sermayesini 15 Ekim 2025’de 91.000.000.- liraya çıkarmıştır. 30 Ocak 2026 tarihinde de daha önce Güven Eken ve Koray Velibeyoğlu ile birlikte çalışıp halen Karaburun Kent Konseyi genel sekreterliği görevini yapan Aykut Uçar genel müdürü olmuştur.

Şirketin kurucu ortağı İZDOĞA ile İZDOĞA‘nın hissedarı olduğu İZHABİTAT, İZMİR ARITMA ve İZMAVİ şirketleri şu an itibariyle İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından sürdürülmekte olan soruşturma kapsamında incelenmekte olup; yerel basının verdiği haberlerden bütün bu işlerin mimarı olarak tanıdığımız Tunç Soyer‘in danışmanı Güven Eken‘in ifadesine başvurulduğunu öğreniyoruz.

Kayırmacılığın ve yandaş şirketlerle işbirliğinin sonucu: kırılan yumurtalar…

Yine varlığından haberdar olmakta geç kaldığımız başka bir hibrit şirket daha… İZENERJİ‘nin şirketi İZARITMA İzmir Arıtma Teknolojileri A.Ş.‘nin 1.000.000.- liralık sermayeye %49 oranında, merkezi İstanbul‘da olan Mehmet İZOLLUOĞLU‘na ait ABASU Arıtma ve Yenilenebilir Enerji Mühendislik İmalat Taahhüt Anonim Şirketi‘nin de %51 oranında hissedar olarak 4 Ekim 2022 tarihinde kurdukları bir şirket…

Şirketin çoğunluk hissesine sahip olan ABASU, İZAR kurulmadan 1 ay önce, 2 Eylül 2022 tarihinde yine Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun adeta İZAR‘a ortak olmak için, sahibi olduğu ARBİOGAZ Çevre Teknolojileri İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin tek ortak olarak kurduğu 100.000.-‘lık sermayeye sahip başka bir İstanbul şirketi… Yönetimindeki isimler ise yönetim kurulu başkanı olarak Mehmet İZOLLUOĞLU ve yönetim kurulu başkan vekili olarak Hande Coşkuntürk

Bildiğim kadarıyla Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun bu şirketin kuruluşuna % 51 hisseyle dahil edilmesinin başlangıç noktası, ARBİOGAZ‘ın 2012 yılında Çiğli‘deki Çamur Kurutma Tesisi‘ni Yunan ortağı AKTOR firması ile üstlenip yapmasına dayanıyor… (10)

Küçük miktardaki sermayelerle şirket kuran ya da şirketlere çoğunluk hissesiyle katılan Mehmet İZOLLUOĞLU‘nun seçilmesinin diğer nedenleri ise şimdilik bilinmiyor…

4 Ekim 2022 tarihli şirket kuruluşunda İZARITMA temsilcisi olarak görevlendirilen ve Tunç Soyer döneminde İZGÜNEŞ ve İZARITMA gibi şirketlerin yönetiminde de görev almış profesyonel yönetici Ali Ercan Türkoğlu ise görevini halen sürdürmektedir…

İZMAVİ Şirketinin gemilerden sıvı atık alma işinde kullandığı 2021 itibariyle 84, 2026 itibariyle 89 yaşında olan BER C gemisi…

Biraz garibinize gidecek, size ilginç gelecek bir konu ki, İZMAVİ isimli şirketin temelii Türk Ticaret Sicili Gazetesi’nin kamuya açık verilerine göre 6 Eylül 2021 tarihinde tam 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan 10.000.- liralık sermayeli bir ticari işletmeye dayanmaktadır:

Atlas Atık Yönetimi ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi İzdoğa İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Korunması İyileştirilmesi Müşavirlik ve Proje Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi İzbeton İzmir Büyükşehir Belediyesi Beton ve Asfalt Enerji Üretim ve Dağıtım Tesisleri Su Kanalizasyon Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi Ber Çevre ve Lojistik Anonim Şirketi İş Ortaklığı Ticari İşletmesi.

Anlaşılan o ki, ATLAS ATIK YÖNETİMİ (Pilot/Lider Ortak), İZDOĞA, İZBETON VE BER ÇEVRE isimli 4 şirketi bir araya getirip aralarındaki ticari ortaklığı adlandıranlar daha kısa bir ad yaratma konusunda pratik davranmamışlar… Ama neyse ki, adı bu kadar uzun ticari işletmeyi temsil etme konusunda tek bir kişiyle yetinmişler: ATLAS ATIK şirketinin sahibi Ender Haberdar

Neyse ki bu 54 sözcüğün bir araya getirilmesi suretiyle kurulan ticari işletme, 6 Eylül 2021 tarihinde İZMAVİ Çevre Yönetimi ve Denizcilik Anonim Şirketi ismini alarak bizi yormaktan vazgeçiyor…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin kamuya açık verilerine göre 1.000.000 lira olan sermaye (A) ve (B) adı verilen iki grup arasında paylaştırılıyor. (A) grubundaki ATLAS ATIK‘ın sermayenin %51 (510.000.-)’ini, yine aynı gruptaki BER ÇEVRE sermayenin % 5 (50.000.-)’ini, (B) grubundaki İZDOĞA sermayenin %22 (220.000.-)’sini, aynı grupta yer alan İZBETON yine sermayenin %22 (220.000.-)’sini alarak yine çoğunluk hissesi belediyede ya da belediye şirketinde olmayan yeni bir hibrit şirket daha kurulmuş oluyor… Hem de Sayıştay denetiminden kaçırılarak… Anlaşılan o ki, Sayıştay‘ın fark edip uyaracağı bir şeyler yapma niyetindeler ve Devlet’in en yüksek hesap mahkemesinin denetimine girmek istemiyorlar.

Nitekim İZMAVİ A.Ş.‘nin %22 oranında hissedarı olan İZDOĞA A.Ş.‘ni 2023 ve 2024 yıllarında denetleyen Sayıştay denetçileri, 2023 yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Bulgular” başlığını taşıyan bölümündeki 17. maddesiyle 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Bulgular” başlığını taşıyan bölümündeki 10. maddede, bu konuya değinerek belediye meclisinden karar almadan ve bu kararı Cumhurbaşkanlığı‘nın onayına sunmaksızın bu şekilde şirket kurulmasını 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun‘la 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘na ve 5393 sayılı Belediye Kanunu‘na aykırı olduğunu belirtmişlerdir.

Şirketin yönetimi ise ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla Ender Haberdar, İZBETON‘u temsilen ve yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla Erdal İzgi, ATLAS ATIK‘ı temsilen ve yönetim kurulu üyesi olarak Güldenir Kurtar, İZDOĞA‘yı temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Heval Savaş Kaya, BER ÇEVRE‘yi temsilen ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla Serdar GÖKTÜRK oluşturuyor.

Bu arada Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilama göre 17 Mart 2022’de şirket sermayesi 1.000.000.- liradan 16.000.000’ya çıkarılırken Heval Savaş Kaya 11 Eylül 2024 tarihinde görevinden alınıp yerine Onur Kadir Eryüce, 12 Aralık 2024 tarihinde Onur Kadir Eryüce görevinden alınıp yerine Orhan Timurhan, 25 Mart 2025 tarihinde de Orhan Timurhan görevinden alınıp yerine Koray Velibeyoğlu getiriliyor.

“Haberdar” ailesi bireylerinin, aynen Binali Yıldırım eşi Semiha Yıldırım gibi Erzincan İli, Refahiye İlçesi Kayı Köyü’nden olduğunu belgeleyen en doğru bilgiler: mezar taşlarında…

Şirketin yönetim kurulu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilama göre son kez 28 Ocak 2026 tarihinde yapılan genel kurulla şu şekli alıyor:

1. Ender Haberdar, Yönetim kurulu başkanı, ATLAS ATIK temsilcisi, Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen ve 2023 depremi sonrasında Kahramanmaraş Merkez 13-14 Etap Konut ve Ticaret İnşaatları ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi işini alan ATLAS İNŞAAT ŞİRKETLER GRUBU‘nun sahibi, -bazı yayınlarda Binali Yıldırım‘ın eşi Semiha Yıldırım‘ın yeğeni olduğu belirtilmekle birlikte Ender Haberdar‘ın kendisi bu iddiayı kabul etmemekte-. Ancak Ender Haberdar‘ın mensubu olduğu Haberdar ailesinin (aşağıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere) Semiha Yıldırım‘ın doğum yeri olan Erzincan ili Refahiye ilçesi Kayı köyünden olduğu anlaşılmaktadır. (11)

2. Serdar Göktürk, Yönetim kurulu başkan vekili, BER ÇEVRE temsilcisi olarak gösteriliyor ama aynı zamanda N Capital GSYO A.Ş.‘ne ait İnternet sayfasının “Yönetim Kurulu Bilgileri” bölümünde Ender Haberdar‘ın yönetim kurulu başkanı olduğu N Capital GSYO A.Ş.‘nde yönetim kurulu başkan vekili,

3. Güldenir Kurtar, Yönetim kurulu üyesi, ATLAS ATIK temsilcisi,

4. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., İYTE, İZDOĞA temsilcisi, İzmir Planlama A.Ş. yönetim kurulu başkanı, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) başkanı,

5. Erdal İzgi, Yönetim kurulu üyesi, İZBETON temsilcisi, Konak Belediyesi eski başkanı, gazeteci.

Burada dikkatimizi çeken ilginç bir gelişme ise, gazete haberlerine göre Cemil Tugay‘dan randevu alamıyorum diyerek İZYAŞAM‘daki yönetim kurulu üyeliğinden istifa eden Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İZGİ‘nin, İZMAVİ‘deki İZBETON temsilciliği görevini sürdürmeyi tercih edişidir.

Bu şirketin şimdilik bilinen ilk icraatı, usta gazeteci sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, ‘haberdar’ etmemişler” başlıklı -henüz tekzip edilmemiş olan- yazısıyla öğrendik. (12)

Söz konusu yazıya göre 18 Mart 2021 tarihinde yapılan ihale sonucuna göre 2.745.720.- TL. muhammen bedelli İzmir Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda bulunan “Atıkların Alınması, Atık Kabul Tesisi/Tesisleri Kurulması ve İşletilmesi İşi“, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgilere göre Devlet İhale Kanunu‘nun 35. maddesinin (a) fıkrasına göre kapalı teklif usulüyle ve İzmir Büyükşehir Belediye Encümeni‘nin 18.03.2021 tarih, 169 sayılı kararı ile aralarında İZDOĞA, İZBETON, ATLAS ATIK ve BER ÇEVRE VE LOJİSTİK (tek ortak: Erkan Remzioğlu)’in bulunduğu 4 firmanın oluşturduğu iş ortaklığına verilir..

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Geçmiş İhaleler” bölümündeki hale şartnamesinin 1.13.2. fıkrasına göre isteklilerin 1 (bir) adet sıvı atık alma gemisi (40 m3-250 m3) ve 1 (bir) adet kara tehlikeli atık taşıma tankerinin (en az 15 ton) kendi malı olduğunu gösteren belgeleri teklif ekinde idareye sunması gerekmektedir.

Ancak bu alanda ayrıntılı bir araştırma yaptığımızda, Türkiye‘de sıvı atık alma kapasitesi 40 m3 ile 250 m3 arasında olup ihale katılacakların “kendi malı olma” koşulunu taşıyan tek geminin, bu 4’lü ortaklığın içinde yer alan BER ÇEVRE‘ye ait toplam uzunluğu (LOAM) 20 m, genişliği 4 m olan Zonguldak Limanı‘na bağlı 1937 yapımı; yani ihale tarihine göre 84 yaşında olan BER C (MMSI: 271042691) isimli gemi olduğu (13); o nedenle ihale şartnamesinin “adrese teslim” hazırlandığı anlaşılır.

Ayrıca gemilerin mevcut durumunu bildiren uluslararası Marine Traffic‘in güncel verilerine göre İzmir Körfezi‘nde çalışmak için İzmir Valiliği‘nden izin almamış olan söz konusu geminin, 26 Ekim 2024 tarihinde İzmir Körfezi‘ni terk ederek İstanbul‘a gittiği anlaşıldığından, şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından sık sık dile getirilen “limana gelen gemiler sintinelerini boşaltarak körfezi kirletiyor” şikayetinin aslında belediyenin bu iş için kurduğu İZMAVİ şirketinin ihale ile üstlendiği işi yapmadığı şeklinde yorumlamamız da mümkündür.

Anlaşılan o ki, Tunç Soyer döneminde bir zamanlar Konak Belediye‘nin başkanı olduğunu unutup “Kemeraltı Koordinatörü” gibi anlamsız bir görevi üstlenen gazeteci Erdal İzgi ile İzmir’in geleceğini birlikte planlama iddiasındaki İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı Koray Velibeyoğlu‘nun Amsterdam‘dan ithal ettiği “İzmir gevrek planı” yanında “kent denetçileri“, “yeni nesil belediyecilik“, “iyi olma hali” ve “tek sağlık” gibi “çok katmanlı” kavramlarla oyalanıp suya yazı yazma dışında Refahiye‘nin Kayı köyünden gelen Ender Haberdar ile Serdar Göktürk ve Güldenir Kurtar gibi şirket yöneticileriyle bir araya geldikleri İZMAVİ‘deki muhabbetleri iyi olacak ki, birlikte İzmir için ne yaptıkları konusunda tek bir haber alamıyoruz…

Yer edinmek ya da yükselmek çoğu kez yakınlara sağlanan kolaylıklar nedeniyle daha zor ve uzun gerçekleşir…

Sonuç niyetine…

Zaman zaman kendimize, yakınlarımıza ya da tuttuğumuz partiye yararlı olduğunu düşünüp teselli bulduğumuz kayırmacılık illeti öylesine bir insanlık suçudur ki, sizi alıp karşı olduğunuz siyasi partilerin, onun şirket ve akrabalarıyla iş birliğine, suç ortaklığına kadar götürebilir… Göreceğiniz gibi en yakın ve somut örnekleri İZMAVİ adı verilen şirketin geçmişinde ve bugününde…

O nedenle, geçen hafta da dile getirdiğim gibi gelin bu şirketlerin yöneticilerini tek başınıza değil, halkla birlikte -ama sadece parti üyeleriniz ve taraftarlarınca değil- her siyasi görüşten gelen hemşehrilerinizle ya da sizin deyiminizle “komşularınızla” birlikte seçelim diyorum… İnanın, önerimin tüm popülist yanlarına rağmen sonuçları bugünkünden daha iyi olacaktır… Hodri meydan!!!

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Ufak Bir Hatırlatma: İzmir Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi‘nin 31.052023 tarih, E. 2023/1495, K. 2023/1890 sayılı kararı ile İstinaf Mahkemesi olarak karar veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi‘nin 09.11.2023 tarih, E.2023/1495, K. 2023/1890 sayılı kararında tüzel kişilere; yani meslek odası, şirket gibi kurumlara ait bilgilerin, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun (KVKK) kapsamında olmadığı belirtildiğinden; belediye şirketleriyle belediye şirketlerinin ortak olduğu şirketlere ortak olan diğer şirketlerle ilgili her türlü bilgi KVKK kapsamına girmedikleri bilinerek, çoğu kez Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ve ilgili şirketin İnternet sayfasındaki bilgilerle “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde yazılı bilgiler; ayrıca söz konusu şirket yöneticileriyle bilgiler de Linkedin‘deki kendi şahsi hesaplarına yazdıkları bilgiler dikkate alınarak kullanılmıştır.

Devam edecek…

(2) Avcan, A. R., “Başkan’ın Bütün Adamları”, Kent Stratejileri Merkezi, WordPress, 9 Şubat 2026, https://kentstratejileri.com/2026/02/09/baskanin-butun-adamlari/

(3)İzmir Büyükşehir’de İstifa: Erdal İzgi Görevinden Ayrıldı“, Ege’de Son Söz Gazetesi, 27 Haziran 2025,

https://www.egedesonsoz.com/izmir-buyuksehirde-istifa-erdal-izgi-gorevinden-ayrildi

(4)İZBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Ömer Genç İstifasını Duyurdu“, Evrensel Gazetesi, 28 Ocak 2025,

https://www.evrensel.net/haber/541202/izbb-kultur-a-s-genel-muduru-omer-genc-istifasini-duyurdu.php

(5) Ömer Genç, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/omer-genc-95007523/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(6) Orhan Timurhan, Linkedin, https://www.linkedin.com/in/orhan-timurhan-74233a196/?originalSubdomain=tr, Erişim Tarihi: 15 Şubat 2026

(7)Büyükşehir’de Yönetim Kurulu Başkanı İstifa Etti: Yerine Gelen İsim Belli Oldu“, Gerçek İzmir Gazetesi, 18.03.2025,

https://www.gercekizmir.com/haber/Buyuksehir-de-yonetim-kurulu-baskani-istifa-etti-Yerine-gelen-isim-belli-oldu/168026

(8) Bianet, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Aliağa’daki termik santrali mühürledi“, 5 Mart 2025

https://bianet.org/haber/izmir-buyuksehir-belediyesi-aliagadaki-termik-santrali-muhurledi-305135

(9)İzdemir’den açıklama: Belediye mühürledi, mahkeme yürütmeyi durdurdu”, Ege Postası Gazetesi, 15.03.2025,

https://www.egepostasi.com/haber/Izdemir-den-aciklama-Belediye-muhurledi-mahkeme-yurutmeyi-durdurdu/356094

(10) “İzmir’de 61 milyonluk tarihi çevre yatırımı”, Egede Son Söz Gazetesi, 5 Mayıs 2012, https://www.egedesonsoz.com/izmirde-61-milyonluk-tarihi-cevre-yatirimi

(11) Öztürk, S., “Şanslı yeğen: Varlık Barışı’ndan bile yararlanarak kat kat büyüdü!, A3 Haber, 13 Ekim 2020, https://a3haber.com/2020/10/13/sansli-yegen-varlik-barisindan-bile-yararlanarak-kat-kat-buyudu/

(12) Öztürk, S., “Dedem yaşında gemiye ihale vermişler, haberdar etmemişler, 20 Kasım 2024.

https://serdarozturkizmir.wordpress.com/2024/11/20/dedem-yasinda-gemiye-ihale-vermisler-haberdar-etmemisler/

(13) https://www.marinetraffic.com/en/ais/details/ships/shipid:339374/mmsi:271042691/imo:0/vessel:BER%20C

“Başkan’ın bütün adamları”

Ali Rıza Avcan

Başkanın Bütün Adamları (İngilizce özgün adıyla All the President’s MenABD Başkanı Richard Nixon‘ın sonunu hazırlayan 1972-1974 tarihli Watergate skandalı ile ilgili, 1976 yapımı bir Amerikan gerilim filmidir. Senaryosu William Goldman tarafından yazılıp Alan J. Pakula tarafından yönetilen kült filmde skandalı araştıran Washington Post gazetesi muhabirleri Carl Bernstein ile Bob Woodward‘ın başlarından geçen olaylar anlatılmaktadır. Filmde Carl Bernstein‘ı Dustin Hoffman, Bob Woodward‘ı da yakın zamanda vefat eden ünlü aktör Robert Redford canlandırmaktadır.

Film çok sayıda Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödülüne aday gösterilip 2010 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihsel veya estetik açıdan önemli” bir film olarak seçilmiştir.

Filmde ABD Başkanı Richard Nixon‘un, kendisine sadık olduklarını bilip güvendiği adamlarıyla birlikte işlediği suçlar anlatılmaktadır. Film o nedenle öncesi ve sonrasıyla Türkiye ve hatta İzmir dahil birçok ülke, şehir ve coğrafyada işin içine siyaset, sermaye, nepotizm denilen kayırmacılık, ve hukuksuzluk gibi şeyler karıştığı takdirde basının ne şekilde davranması gerektiğini göstermektedir.

İşte ben de bugün, “adamlarım” ve “başkanım” söylemiyle başlayan bu suç ortaklığının her başkan değişiminde nasıl tekrarlandığını, başkanlar değişse bile yeni gelen adamları eliyle yapılan soygunların birbirine ne kadar benzediğini ve “sürdürülebilir” olduğunu somut örnekleriyle anlatıp ulusal ve yerel basının neler yaptığını göstermeye çalışacağım…

İşte o nedenle bugünkü yazımı, “Başkanım!” söylemi ile dile gelen kabullenişlerle koltuk, makam ve para kazanıp karşılığında onun sosyal medya paylaşımlarını “❤️” işaretiyle beğenip sadakatini sergileyen Başkan’ın tüm adamlarına adıyorum!

Tabii ki öne çıkardığım “adamları” sözcüğüne, er kişiler kadar kadınları da dahil ettiğimi; hatta, onların duygusal dürtüleri genellikle erkeklere göre daha fazla ya da güçlü olduğu için başkana bağlanma, duygusal aidiyet kurma, kendini onunla var etme açısından daha güçlü duygular içinde olduklarını, daha kolay ve güçlü bağlandıklarını söyleyebilirim…

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin fuarcılık hizmetlerini yürütmek amacıyla 1990 yılında kurulan İZFAŞ A.Ş.‘nin 2024 yılı sonundaki yönetim kurulu üyeleri,

Yönetim kurulu başkanı Cemil Tugay, yönetim kurulu başkan vekili Canan Karaosmanoğlu, yönetim kurulu üyeleri Mustafa Özuslu, Mustafa Oktay Korkmaz, Şule Kök Yıldırım, Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi, Mahmut Özgener ve Burak Orkun Macar olmakla birlikte;

Şirket yönetimi, Haziran/2024 ile Haziran/2025 arasındaki bir yıllık sürede -tabii ki İzmir sermayesinin temsilcisi olan 4 doğal üye (Ender Yorgancılar, Işınsu Kestelli, Jak Eskinazi ve Mahmut Özgener) hariç- adeta hallaç pamuğu gibi atılmış, şirket yönetim kurulu bu kısa sürede yayınlanan 8 ayrı ilamla büyük ölçüde değiştirilmiştir.

Sahipleniş….
Ve vazgeçiş…

Bunun nedeni ise, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun desteğini almak amacıyla 2025/Mart ayında Ekrem İmamoğlu ile görüşen Cemil Tugay‘ın, Ekrem İmamoğlu‘nun tutuklanıp Silivri‘ye konulması sonrasında 2024/Ağustos ayında genel sekreter yardımcısı, 2025/Ocak ayında genel sekreter, 2025/Nisan ayında da İZFAŞ yönetim kurulu başkanı yaptığı İstanbul‘dan gelen Ramazan Ercan‘dan bir an önce kurtulmak için çaba harcadığı görülmüş; ancak, Ramazan Ercan‘ın yönetim kurulu başkanlığı görevinden kendi isteği ile ayrılmayı istememesi üzerine 2 ve 25 Haziran 2025 tarihli iki ayrı ilamla başkanlık görevinden almış ve onun boş bıraktığı koltuğa Sayıştay‘ın tüm uyarılarına rağmen kendisi oturmuştur.

Haziran/2024-Haziran/2025 tarihleri arasındaki baş döndüren görevlendirmelerin trafiği şu şekilde gerçekleşmiştir:

Kasım/2024’de yapılan ilamla Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı yapılmış, bundan 2 gün sonra Şule Kök Yıldırım yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Cemalberk Kürekçi getirilmiş, tam 1 gün sonra Canan Karaosmanoğlu Alıcı yönetim kurulu başkan vekilliğinden alınıp yerine yönetim kurulu üyesi Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu getirilmiş, 1 ay sonra Mustafa Oktay Korkmaz yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine Fatma Taşkent getirilmiş, 23 gün sonrasında Fatma Taşkent yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yerine İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Elvin Sönmez Güler getirilmiş,

Nisan/2025’de yapılan şirket genel kurulunda Ramazan Tezcan yönetim kurulu başkanı, Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Pınar Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü çalışanı ve İZFAŞ Fuar ve Etkinlikler Danışmanı Cemalberk Kürekçi, İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi Mustafa Özuslu, Ege Sanayi Odası (EBSO) başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanı Işınsu Kestelli, Ege İhracatçılar Birlikleri (EİB) koordinatör başkanı Jak Eskinazi ve İzmir Ticaret Odası (İZTO) başkanı Mahmut Özgener yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiştir.

Bu genel kurul sonrasında Ramazan Tezcan‘dan yönetim kurulu başkanlığından, Cemalberk Kürekçi yönetim kurulu üyeliğinden alınıp yeni genel sekreter Zeki Yıldırım yönetim kurulu üyesi yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kurulan ilişki ve sağlanan destek çerçevesinde genel sekreter ve İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirilen İstanbul‘daki Reform Enstitüsü‘nün kurucusu Ramazan Tezcan, İmamoğlu‘nun tutuklanması sonrasında hızla ve acele olarak tüm görevlerinden alınarak İstanbul‘a gönderilmiş; böylelikle, İZFAŞ‘taki yönetim yeniden Cemil Tugay‘ın eline geçmiş, genel sekreter Zeki Yıldırım‘ın varlığı sayesinde başkanın bu şirket üstündeki gücü daha da artmıştır.

Şimdilerde ise asıl iştigal konusu fuarcılık olan bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı plastik cerrah bir hekim (Dr. Cemil Tugay), yönetim kurulu başkan vekilliği TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı bir şehir plancısı (Zeki Yıldırım), yönetim kurulu üyelikleri ise yanar-döner kişiliği ile siyasi liderini ve ekibini devamlı değiştiren lise mezunu yerel bir siyasetçi (Mustafa Özuslu), belediye başkanının sınıf arkadaşı halk sağlığı uzmanı bir hekim (Dr. Pınar Okyay), yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak yurtiçi ve yurtdışında ambalaj ve inşaat sektörleri dahil farklı sektörlerde çalışıp İZFAŞ uluslararası ilişkiler koordinatörü olarak görev yapan profesyonel bir yönetici (Tuğçe Hanoğlu Cumalıoğlu) tarafından ifa edilmektedir.

İZFAŞ genel müdür yardımcılığı görevi ise Temmuz/2017-Eylül/2024 döneminde, Ankara‘daki Kaçak Saray‘la İzmir-Turan‘da yapılmakta olan Neva Yalı isimli gökdelenlerin şirketi yandaş Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın Karşıyaka Mavişehir‘deki AVM‘sinin önce müdür yardımcılığını, daha sonra müdürlüğünü yapan Hüseyin Koca tarafından yürütülüyor… Ne genel müdür yardımcısı ama! Hem Rönesans‘ın eski yöneticisi, hem Karşıyaka‘dan gelme, hem de Cemil Tugay‘ın takım elbiselerini aldığı söylenen imara aykırı AVM‘nin eski müdürü! Tam da gözlerden uzak köşelerde usulsüz işler yapmaya hibrit şirketler kuran İZFAŞ‘a layık şekilde….

İZFAŞ, yasal bir zorunluluk olmakla birlikte kendisine ait İnternet sayfasında Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümünü bulundurmamakta, o nedenle de şirketin cirosu, kar-zarar rakamları bilinmemektedir.

Ayrıca İZFAŞ‘la ilgili 2023 yılı Sayıştay denetim raporunda dile getirilip basının günlerce gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin izleyen yıllarda da devam edip etmediği henüz bilinmemektedir.

Diğer merak edilen bir konu ise, 2023 yılı Sayıştay denetim raporuna yazılan bütün bu yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılırken, yönetim kurulunun değişmez üyeleri olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) başkanlarıyla belediye başkanı Cemil Tugay‘ın ve İZFAŞ A.Ş.‘ni denetlemekle yükümlü Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘nin bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri önlemek için neler yaptığıdır…

Bir zamanlar İZBETON…
Şimdi de onun yerini almaya çalışan Egeşehir Yapı Planlama…

Şimdilerde 2024-2025 döneminde iflas edip soruşturma ve davaların öznesi haline getirilen İZBETON‘un yerini almaya aday olan EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA ile ilgili olarak aynı dönemde toplam 12 ilam yapılmış ve bu duyurulara göre daha önce şirket yönetiminde yer alan Rafet Yacan, Güler Sağıt, Candan Dipli, Koray Velibeyoğlu, Olgun Soydan, Yüksel Bakış ve Işıl Konya görevden alınmış, onların yerine İsmail Mutaf, Özkan Yıldız, Hüseyin Gökhan Özdemir, Gökhan Gündüzoğlu, Nehir Yüksel, Süleyman Ekinci ve Turan Dilek getirilmiş, 30 Ekim 2024 tarihinde 283.618.000.- lira olan şirket sermayesi % 1.146,65 oranındaki olağanüstü büyüklükteki bir artışla 3.252.088.465.- liraya yükseltilmiş, bunu sağlamak amacıyla da belediyeye ait değerli arsa ve arazilerin değerlemesi yapılıp şirket sermayesine eklenmiştir.

Bu arada adeta şirketin demirbaş oyuncusu olup Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz skandalının başrolündeki Nilüfer Bakoğlu Aşık ile Mehmet Anıl Kaçar ve Ayten Başaran gidene “güle güle“, gelene de “hoş geldin” diyebilecek bir şekilde görevlerinde kalmıştır…

EGEŞEHİR YAPI PLANLAMA‘nın mevcut yönetim kurulu aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. İsmail Mutaf, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı, Emlak Yönetimi Dairesi eski başkanı, harita mühendisi,

2. Süleyman Ekinci, Yönetim kurulu başkan vekili, genel müdür, inşaat mühendisi,

3. Mehmet Anıl Kaçar, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Dairesi başkanı, Ankara Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü mezunu, Tüm-Bel-Sen eski işyeri temsilcisi,

4. Ayten Başaran, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Abone İşleri Dairesi başkanı, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu,

5. Özkan Yıldız, Yönetim kurulu üyesi, öğretim üyesi, sosyolog, CHP parti meclisi eski üyesi, Torbalı Belediyesi eski başkan yardımcısı,

6. Gökhan Gündüzoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Akıllı Şehir ve Kent Bilgi Sistemleri Dairesi başkanı, harita mühendisi,

7. Nehir Yüksel, Yönetim kurulu üyesi, şehir plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi başkanı, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Cemil Tugay’ın Karşıyaka’dan getirdiği bürokratı.

8. Hüseyin Gökhan Özdemir, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi başkanı,

9. Nilüfer Bakoğlu Aşık, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, harita ve kadastro mühendisi,

10. Turan Dilek, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Dairesi başkanı, harita mühendisi,

İZBAN A.Ş., 10 Ocak 2007 tarihinde % 50+%50 sermaye payı dağılımı çerçevesinde TCDD Genel Müdürlüğü ile birlikte kurulduğu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay yönetim kurulu içinde sadece ve sadece 4 üyenin görevlendirilmesi ile ilgili yetkiye sahip olduğu için 2024-2025 dönemindeki Cemil Tugay kaynaklı değişim trafiği oldukça sakin geçmiştir.

Bu dönemde değiştirilen yönetici sayısı az olmakla birlikte, uzun yıllardır İZBAN‘a emek veren Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in istifa edip ayrılmaları sonrasında yerlerine oldukça tecrübesiz isimlerin atanması nedeniyle şirketin hizmet kalitesini büyük ölçüde bozulmuştur. Cemil Tugay ise kendisinden kaynaklanan bu olumsuzlukları, TCDD yetkililerinin üzerine atarak ve 2010 yılında uluslararası düzeyde ödüllendirilen 2007 tarihli İzmir Büyükşehir Belediyesi-TCDD Genel Müdürlüğü anlaşmasını tartışmaya açarak örtmeye çalışmıştır. Adeta bir histeri krizi şeklinde ortaya çıkan bu kavgacı tutum halen devam etmekte olup bu durum İZBAN‘ın devamlı tartışılan bir şirket, bir kurum olmasına yol açıp kurumsal itibar ve güvenilirliğini zedelemektedir.

2025 yılı başında iki deneyimli şirket yöneticisi Sönmez Alev ile Raif Canbek‘in ayrılması ile başlayan yönetim zaafiyeti, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Çağatay Güç‘ün yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi suretiyle çözülmeye çalışılmakla birlikte; Çağatay Güç‘ün başka bir süreç içinde “belediye başkanının adamı” olarak CHP il başkanlığı görevine getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan yönetim boşluğu uzun yıllar ESHOT Ulaşım Planlama Dairesi Başkanlığı görevini yapıp Temmuz/2025’de Çağatay Güç‘ün boşalttığı genel sekreter yardımcılığı koltuğuna oturan Hakan Uzun‘un İZBAN Yönetim kurulu başkanlığına getirilmesi ile çözülmeye çalışılmaktadır.

Mevcut filonun eskiyip artan nüfus karşısında yetersiz ve bakımsız hale gelmesi, mevcut istasyon platformlarının uzun dizilere uygun olmaması, gelen-giden yolcu koridorlarının yetersizliği, istasyonlardaki asansörlerle yürüyen merdivenlerin devamlı arızalı olması, yapımına başlanan iki adet istasyon inşaatının henüz bitirilmemiş olması, seferlerin devamlı gecikmesi, 90 dakika uygulamasının kaldırılması ve yüksek taşıma ücretleri gibi gerçek sorunlar yerine sahte sorunların gündeme getirildiği günümüz koşullarında şirketin mevcut yönetim kurulunun yapısı aşağıdaki gibidir:

1. Hakan Uzun, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı,

2. Suat Altın, Yönetim kurulu başkan vekili, TCDD temsilcisi

3. Mahmut Civan, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

4. Mehmet Özalp, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Metro genel müdür yardımcısı. Kendisine ait Linkedin sayfasında Kasım/2024’de görevlendirildiği İzmir Metro genel müdür yardımcılığından başka ne yaptığına ilişkin hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

5. Cemal Yaşar Tangül, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

6. Rahmi Kamil Gayda, Yönetim kurulu üyesi, TCDD temsilcisi,

7. Alpaslan Kara, Yönetim Kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistemler Dairesi Başkanı,

8. Hakan Ünal, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi temsilcisi, makine mühendisi, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi eski başkanı, genel müdür yardımcısı, (Benzeri bir alanda çalışması olup olmadığı bilinmiyor)

9. Volkan Yurtoğlu, Genel müdür, Kendisine ait Linkedin sayfasındaki bilgilere göre daha önce İzmir Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü, 112 Acil Servisi ve Menemen Belediyesi gibi kurumlarda bugün yaptığı işin eğitim, bilgi, deneyim ve becerilerini gerektirmeyecek işlerde çalıştığı anlaşılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Nisan/2017-Aralık 2024/döneminde İZBAN genel müdürü olarak çalışmakta iken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın yanlış tercihi ile görevden alınıp şimdi Masel İnşaat Grubu‘nda genel müdürlük yapan Dr. M. Seçkin Mutlu‘yu, onun eğitimi ile bilgi, birikim ve tecrübesini dikkate aldığımızda bu yeni genel müdürün kalitesini ve o kalitenin yolcu hizmetlerine yansıyan olumsuzluklarını daha iyi değerlendirmemiz mümkün olacaktır. (1)

Şirketin 15 Mayıs 2025 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağındaki 6. madde hükmüne göre yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyelerine bir yıl süreyle her ay net 30.000.- lira huzur hakkı, net 108.000.- lira murahhas aza ücreti olmak üzere toplam net 138.000.- lira ödenmesine karar verildiği görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer döneminde kıymetli danışmanı ve dostu Güven Eken tarafından kurulup çoğunluğu Doğa Derneği yönetici ve üyelerinden oluşan ekibini astronomik rakamlarla kiraladığı Fevzipaşa Bulvarı üzerindeki tarihi Çukur Han‘a yerleştirdiği vukuatlı bir şirket daha! Devamlı zararda, devamlı ehil olmayan ellerde oyuncağa ve suç yatağına dönüşen bir şirket… Belli ki birilerinin cebinin dolması için kuruldu.. Lüks mekanlardaki ofisler, sağda solda kahve satan “tiny house” şubeler, % 49 hisse ile kurulan ve kamuoyunca tanınıp bilinmeyen şahıslara % 51’lik hisselerin adeta bahşedildiği hibrit şirketler, 2023 yılında toplam 3.256, 2024 yılında da toplam 3.222 personel çalıştıran şirket… 2023 ve 2024 yılı Sayıştay denetim raporları bu usulsüzlük ve yolsuzlukların büyük bir kısmını açık bir şekilde ortaya koyuyor…

Benim son kez 8 Kasım 2024 tarihinde ele alıp analiz ettiğim şirket o tarihten bu yana 13 ayrı ilamın konusu olmuş durumda… Buna göre o tarihlerde Onur Kadir Eryüce‘nin yönetim kurulu başkanlığı ve Cemil Tugay‘ın yakınında olup en fazla güvendiği avukat Aylin Öz‘ün başkan vekilliğinde üyeler Ayhan Bülent Topbaş, Hatice Gökçe Başkaya, Fatma Taşkent, Cemal Mete, Elif Demirci İşleğen, Nermin Özgül, Müge Deniz Bal ve Ergin Hacığolu‘ndan oluşan yönetim kurulu üyeleri görev yapıyormuş.

O tarihten sonra yayınlanan Sayıştay denetim raporunda yazılı usulsüz ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanı Onur Kadir Eryüce ile daha sonraki tarihlerde Cihan Mete, Hatice Gökçe Başkaya ve Ayhan Bülent Topbaş görevden alınmış.

Kasım/2024’de görevlendirilen Zeynal Abidin Akdağ Temmuz/2025’de, Kasım/2024’de görevlendirilen Orhan Timurhan ise Mart/2025’de görevden alınmış.

Nisan/2025’te yapılan son şirket genel kurulunda alınan karar ve onu izleyen üç ayrı karara göre şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle aşağıdaki şahıslardan oluşmaktadır:

1. Koray Velibeyoğlu, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi ve İzmir Planlama Ajansı Başkanı,

2. Aylin Öz, Yönetim kurulu başkan vekili, avukat, Cemil Tugay‘ın Karşıyaka Belediye Başkanlığı‘ndan bu yana beraberinde taşıdığı ve en fazla güvendiği kişilerden biri,

3. Elif Demirci İşleğen, Yönetim Kurulu üyesi, başkan danışmanı, eski başbakan ve ulaştırma bakanı Binali Yıldırım‘ın AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu 2014’te hem Doğan Haber Ajansı İzmir yöneticisi, hem de seçim kampanyasının Binali Yıldırım‘a tahsisli “embedded” basın danışmanı, diğer bir anlatımla, gazeteciler tarafından Binali Yıldırım‘ın “manevi kızı” olarak adlandırılıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın AKP‘ye savrulan işçi düşmanı sağ politikalarında etkili olduğu söylenen bir figür, benim kendisinin ve eşinin beni tehdit etmeleri üzerine İzmir Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet ettiğim şahıs,

4. Ergin Hacıoğlu, Yönetim kurulu üyesi, Karşıyaka Belediyesi‘nde iken ihale şefi konumunda çalışırken önce zabıta ve afet işleri müdürü olup ardından Cemil Tugay tarafından önce Destek Hizmetleri Dairesi başkanı, ardından da Satın Alma Dairesi başkanı yapılan, eğitim düzeyi hakkında bilgi sahibi olmadığımız görevli,

5. Esin Merve Kırkar, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı,

6. Selin Zağpus Yiğitoğlu, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüt Projeler Dairesi başkanı, Konak Belediyesi kentsel tasarım eski müdürü. Kendisi, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur döneminde kimseler görmesin diye geceleri iş makinası çalıştırılıp 1. derece koruma altındaki zemine hasar verilen ve ilk önce “Silahhane“, daha sonra “Sanathane” adı verilen restorasyon çalışması nedeniyle, adeta önüne çıkan her şeye ödül veren Tarihi Kentler Birliği tarafından ödüllendirilmiştir.

7. Nermin Özgül, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem Müdürü. Cemil Tugay, göreve geldiği ilk günlerde CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa’nın yeğeni olan Nermin Özgül’ü Karabağlar Belediyesi’nden özel kalem müdürü olarak transfer etmiş; ancak, kısa süre sonra Özgül görevden alınarak yerine İstanbul’dan Esra Huri Bulduk getirilmişti. Göreve gelmesinin üzerinden 6 ay geçmeden Esra Huri Bulduk görevden alındı ve Nermin Özgül yeniden özel kalem müdürü olarak atandı.

8. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Bu görev Yusuf Kurucu‘nun İZTARIM‘daki yönetim kurulu üyeliği dahil ikinci yönetim kurulu üyeliği görevidir. Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı,

9. Sinan Toyğun, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi başkanı, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun çalışmak istemediği için görevden aldığı eski başkan yardımcısı,

10. Yücel Kar, Genel müdür, 2023 yılına ait Sayıştay denetim raporunda dile getirilen fazla ödemeler nedeniyle yönetim kurulu başkanının görevden alındığı İZFAŞ‘ta genel müdür yardımcısı görevinden alınarak Mayıs 2024’de bu göreve getirilmiştir.

Şirket, 26 Mart 2025 tarihli genel kurul toplantısında diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi her bir yönetim kurulu üyesine her ay net 40.000.- lira tutarında huzur hakkı, 108.000.- lira tutarında murahhas aza ücreti olmak üzere toplam 148.000.- lira verilmesini kararlaştırmıştır.

İZDOĞA yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı ve murahhas aza ücreti konusunda bu kadar hassas olmakla birlikte şirketin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne şirketin bilançosu ile kar-zarar tablolarına yer verilmeyip kamu kaynaklarıyla kurulan şirketin mali durumu ile ilgili her türlü bilgi kamudan saklanmakla birlikte 2023 ve 2024 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarından 2022 yılı net zararının 4.684.544,47, 2023 yılı net zararının 208.429.507,43, 2024 yılı net zararının da 178.566.399,72 lira olduğu öğrenilmektedir.

Anlaşılan o ki, yönetim kurulunun işten anlamaz, tecrübesiz, deneyimsiz üyeleri bu rakamları 2025 ve 2026 yıllarında da arttırarak sürdürecek… Böylelikle suç ekosisteminden beslenen bu kalitesiz yöneticiler sayesinde kamu kaynaklarının israf edilmesi hali, İzmirli CHP seçmeninin “…ya AKP gelirse” paranoyası sayesinde daha da büyüyüp sürdürülebilir hale gelecektir…

İZENERJİ A.Ş.‘ni son kez 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek” başlıklı yazımla gündeme getirip (2); bu şirkette yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında kuvvetler ayrılığı ilkesiyle Sayıştay denetim raporlarındaki uyarılara ve konu ile ilgili CHP genelgesine rağmen; ayrıca, sermayesi 105.417.390.- lira olan şirketin 2023 yılındaki birikmiş zararı bunun 15-16 katına ulaştığı halde yönetim kurulu başkan vekili olarak görevlendirilen Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi kimya mühendisi Saadet Çağlın‘la İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi eski üyesi ve makine mühendisi yönetim kurulu başkanı Erhan Uzunoğlu ve diğer yönetim kurulu üyelerinin (ESHOT avukatı Figen Seyis, İZSU Bilgi İşlem Dairesi eski başkanı Nefise Meltem Turgut, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Yaşar Korkmaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Başak Bayram) şirket genel kurulunun aldığı karar uyarınca hem net 40.000 lira tutarındaki huzur hakkını, hem de net 108.000.- lira tutarındaki murahhas aza ücretini alarak her ay net 148.000.- lira tutarında haksız bir ödeme aldıklarını anlatmıştık.

Bu yazıdan sonra Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanmış 8 Temmuz ve 12 Kasım 2025 tarihli ilamlara baktığımızda Konak Belediye Meclisi üyesi ve Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘nun yönetim kurulundan kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığını, genel müdür Dilek Yaylalar Aras ile onun yardımcısı Berna Şen Günal‘ın görevden alındığını, genel müdürlük görevine ise İZTARIM‘daki genel müdürlük görevinden alınan Öztürk Kurt‘un getirildiğini görürüz.

İZTARIM genel müdürü iken Sayıştay‘ın 2024 yılı İZTARIM denetim raporunun açıklanması üzerine 5 Kasım 2025 tarihinde Cemil Tugay tarafından görevden alınıp İZENERJİ genel müdürlüğüne atanan Öztürk Kurt‘un İZTARIM‘daki kötü performansından sonra önümüzdeki süreçte İZENERJİ A.Ş.‘ne ne katacağı ise henüz bilinmemektedir.

İZTARIM A.Ş.‘ni son kez inceleyip analiz ettiğim Ağustos/2024 tarihinden sonra yayınlanan 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda 2024 yılı zararının 662.830.050,27 lira gibi muazzam bir rakama ulaştığının ortaya çıkması ve buna ek olarak şirketteki büyük ihale yolsuzlukları nedeniyle oldukça çalkantılı bir dönem geçirmiştir.

Bu çerçevede, yönetim kurulu başkanı olan Ziya Çavdar, yönetim kurulu başkan vekili ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Uygulama dairesi başkanı Pınar Çalışkan, yönetim kurulu üyesi gazeteci-yazar Tuncer Beybağ, yönetim kurulu üyesi yerel siyasetçi Nurşen Balcı, yönetim kurulu üyesi şehir plancısı Ali Süha Sabuktay, yönetim kurulu üyesi Hüseyin Sezer ve şirket genel müdürü Öztürk Kurt tarihinde görevden alınmış; onların yerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu ve Karşıyaka İlçe ve Tarım eski müdürü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı veteriner hekim Bülent Üngür getirilmiştir.

İZTARIM Sayıştay denetim raporunda iç denetim birim başkanıyla belediye meclisi üyelerinin şirket yöneticisi yapılmaması istendiği halde; ayrıca, CHP‘nin Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek tarafından imzalanan 11 Temmuz 2025 tarihli CHP genelgesinde belediye meclisi üyelerinin şirketler düzeyinde yapılan soruşturmalar nedeniyle tutuklandıkları belirtilerek bu görevlerinden ivedilikle ayrılması istendiği halde İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi Başkanı Cahit Kurtulan yönetim kurulu üyeliği görevinden, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Candaş Yeter de yönetim kurulu başkanlığından ve diğer şirketlerdeki diğer meclis üyeleri (Zafer Levent Yıldır, Saadet Çağlın, Nilüfer Bakoğlu Aşık), CHP‘den özel izin aldık gerekçesiyle görevlerinden istifa edip ayrılmamıştır.

Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay kendi belediyesi için bir soruşturma yapılmayacağı ya da soruşturma açılsa bile CHP‘li meclis üyelerinin tutuklanmayacakları konusunda iktidardan bir teminat almış ya da meclis üyelerini tümden gözden çıkarmıştır.

İZTARIM 2024 yılı Sayıştay denetim raporu üzerine Cemil Tugay tarafından apar topar görevden alınıp İZENERJİ‘ye genel müdür yapılan Öztürk Kurt‘un bu kez görevlendirildiği İZENERJİ‘ye ne verebileceği ise şimdilik belli değildir.

Tabii ki, gelecek yıllarda İZENERJİ için de İZBETON gibi soruşturmalar açılmaması dileğiyle…

Tunç Soyer: “Halkın Bakkalı”….
Cemil Tugay: Aynı dükkan bu kez de “İZMAR”…

Öte yandan Cemil Tugay‘ın kafasının belediyenin tarımsal yardım ve hizmetleri konusunda karışık olduğu anlaşılmaktadır… Daha doğrusu, bu konuda ne yapılması gerektiği konusunda bir fikrinin, bir idealinin, bir vizyonunun olmadığı söylenebilir… Kendisinin ve çevresindeki insanların yetersiz kaldığı bu alana, devreye ziraat mühendisliği ya da şehir plancılığı konularında teorik çalışmalar yapıp sahaya inmemiş akademisyenleri sokarak işin içinden çıkmaya çalıştığı anlaşılmaktadır… Örneğin gelir gelmez “ben marketçilik yapmayacağım” demesine rağmen Tunç Soyer‘in zamanında sayısı 14’e ulaşan “Halkın Bakkalı” adı verilen marketlerin benzeri yerleri “İzmar” adıyla yeniden açmaya başlamış ve bu marketlerin sayısı şimdiden 20’ye ulaşmıştır.

Son aylarda şirkette ortaya çıkan flaş gelişmelerden bir diğeri de, Aziz Kocaoğlu‘na yakınlığı ile tanınan yönetim kurulu üyesi ve genel müdür Hüseyin Sezer‘in görevinden alınması suretiyle Aziz Kocaoğlu ile kurulan köprülerin atılmasıdır.

Şirket cephesindeki en son gelişme ise, geçtiğimiz haftaki yazımda 1.148.241.441 TL. olarak açıkladığım şirket sermayesinin geçtiğimiz 5 Şubat 2026, Perşembe günü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan son bir ilamla 1 milyar lira daha arttırılarak 2.148.241.441.- liraya çıkarılmış olmasıdır. Şirket bu sermaye ile bundan böyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük 6. şirketi olma özelliğine kavuşmuştur.

İZTARIM‘ın bugünkü yönetim kurulu üyeleri her biri Cemil Tugay tarafından görevlendirilen aşağıdaki zevattan oluşmaktadır:

1. Candaş Yeter, Yönetim kurulu başkanı, İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediye meclisleri üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Cumhurbaşkanlığı‘nın 15 Mayıs 2020 tarih, 2020/2012 sayılı kararı ile asaleti onaylanan eski vergi müfettişi.

2. Ali Kemal Elitaş, Yönetim kurulu başkan vekili, İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi başkanı, T.C. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü eski teknisyeni, İzmir Büyükşehir Belediyesi Menemen Yerel Hizmetler Şube Müdürü, 2015 seçimlerinde CHP İzmir milletvekili aday adayı, 2019 ve 2024 seçimlerinde CHP Menemen belediye başkan aday adayı olarak “hararetli” bir yerel siyasetçi,

3. Cahit Kurtulan, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İç Denetim Birimi başkanı,

4. Bülent Üngür, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi başkanı, Karşıyaka İlçe ve Tarım Müdürlüğü eski müdürü, veteriner hekim,

5. Hüseyin Koca, Yönetim kurulu üyesi, (İZENERJİ‘ye geçen Hüseyin Koca mı; yoksa aynı ad ve soyadı taşıyan başka biri mi olduğu belli olmadığı için kişisel ve mesleki özellikleri belirlenememiştir.)

6. Yusuf Kurucu, Yönetim kurulu üyesi, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Toprak Bilimi ABD (Üniversiteden ayrılmış),İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı.

7. Samet Yoldaş, Genel Müdür, Gülermak Çelik Konstrüksiyon Sanayi ve Ticaret A.Ş. eski satın alma ve idari işler sorumlusu,

8. Mihriban Yücesoy Ercan, Genel müdür yardımcısı, Özgörkey Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. eski planlama ve lojistik yöneticisi,

9. Tamer İşleğen, Marketlerden sorumlu genel müdür yardımcısı, Başkan danışmanı Elif Demirci İşleğen‘in eşi

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediyesi son günlerde işçi alımlarının mülakat aşamasında “halk” dediği ve kendisinin belirlediği kişileri sözlü mülakatlara sokarak liyakata uygun davrandığı iddiasında bulunuyor. (3) Bunu hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in son konuşmalarında “kamuda mülakatları mutlaka kaldıracağız” dediği bir anda hem sözlü mülakat yapıp hem de sözlü mülakatlara kendisinin uygun gördüğü kişileri sokarak gerçekleştiriyor. Özellikle de yapılan idari işlemin hukuka uygun olmasını sağlayacak görüşler alınmadan, yönetmelik ve yönergeler hazırlanmadan, bunun usul ve esasları belirlenmeden… Böylesi bir uygulamanın Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) açısından ne ölçüde doğru olduğu araştırılıp tartışılmadan…

Bense böylesi bir uygulama şayet iddia ettikleri gibi liyakati sağlıyorsa bunu öncelikle belediyeyi ve doğrudan şirketleri büyük zararlara uğratan, haklarında açılan soruşturma ve davalarla kurumsal itibara zarar veren şirket yöneticileri için de uygulanmasını; yani, bir şirketin yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyeleri belirlenirken, belediye başkanları bu konuda karar verip şirket yönetim kurullarına Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır gibi parti baronlarının akrabalarını alırken ya da kendi eş, dost, arkadaşlarıyla onların zevcelerini seçerken bu sürece “halk” adını verdikleri ve tarafsız olduğunu iddia ettikleri insanların da katılmasını; hatta, halkın temsilcisi olduğu söylenenlerin buna ilave olarak şirket toplantılarına katılıp herkesten gizlenen bilançolarla kar-zarar tablolarını halkla paylaşmalarını öneriyorum.

Çünkü o liyakatsiz şirket yöneticilerinin kendilerine teslim edilen şirketleri kötü yönetip zarara uğrattıkları her durumda, “halk” ya da “vatandaş” adı verilen sade yurttaşların, sıradan insanların vergi, harç, ücret, faiz ya da gecikme zammı adı altında devlete, belediyelere ödediği, öderken de zorlandığı paralar hem israf ediliyor, hem de belediyelere ait kamu malları ve hizmetleri gizli özelleştirmelerle belediye şirketlerine devredilerek ticari kazancın ve bir sömürü aracına dönüşen arsa ve arazi rantının konusu haline getiriliyor…

Çünkü mülakata alınmayan ve mülakatında halktan insanların bulunmadığı şirket yöneticisi seçimlerinde yanlış seçilen şirket yöneticileri işe alınan işçilerin yaratabileceği kamu zararından çok daha fazla zarar verip şirketin kurumsal itibarını yerlerde süründürebiliyor, şirketin milyarlarca lira zarara uğramasına neden olabiliyor…

İşte o nedenle, ben de şirket yönetici adaylarının da vatandaşların gözetiminde belirlenmesini ve bu adaylar belirlenirken halk oyuna başvurulmasını öneriyor ve sade bir yurttaş olarak “hodri meydan!” diyorum…

Devam edecek…

Bir önceki yazım: https://kentstratejileri.com/2026/02/02/kamu-kaynaklarini-kullanip-suc-isleyen-belediye-sirketleri-ve-suclulari/

(1) https://kentstratejileri.com/2025/05/19/izban-gercekleri/

(2) https://kentstratejileri.com/2025/06/09/deveyi-hamuduyla-goturmek/

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/mulakata-halk-girdi/57817/156

Kamu kaynaklarını kullanıp suç işleyen belediye şirketleri ve suçluları…

Ali Rıza Avcan

Bildiğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir‘in ilçe belediyelerindeki belediye şirketlerinin son durumunu, 2017 yılından bu yana kaleme aldığım değişik yazılarla ele alıp sizleri bilgilendirmeye çalışıyorum.

19 Haziran 2017 tarihli “Belediye şirketleri ve şeffaflık“, 6 Temmuz 2017 tarihli “Tarkem, İzenerji, Tetusa ve diğerleri“, 31 Temmuz 2017 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve saydamlık“, 14 Ağustos 2017 tarihli “Halkın çarçur edilen parası“, 23 Ekim 2017 tarihli “İzmir’deki özelleştirmelerin klasik yöntemi: çok ortaklı şirketler“, 3 ve 6 Ağustos 2019 tarihli “İzmir’in şirketleri“, 30 Temmuz 2023 tarihli “İzmir Büyükşehir’in arpalıkları“, 11 Aralık 2023 tarihli “Şirket belediyeciliği, toplumcu belediyecilik midir?“, 22 ve 23 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum“, 29 Ocak 2024 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim“, 28 Ekim 2024 ve 4 Kasım 2024 tarihli “Belediye meclis komisyonları ve huzur hakkı demokrasisi“,18 Kasım 2024 tarihli “Yağma devam ediyor“, 10 Mart 2025 tarihli “Tüh be! şimdi ne olacak ortaya saçılan bu ticari sırlara?“, 9 Haziran 2025 tarihli “Deveyi hamuduyla götürmek“, 16 Haziran 2025 tarihli “İZELMAN’ı eş, dost, arkadaş ve onların eşleri ile birlikte yönetip zarar ettirmek“, 23 Haziran 2025 tarihli “İZBETON Olmadı Egeşehir Yapı Planlama Verelim“, 10 Kasım 2025 tarihli “Kamu zararı ve belediye şirketleri” başlıklı yazılarım bunun örnekleridir.

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere şu an yazdığım bu son yazı, bu konuda kaleme aldığım 21. yazı olmuş olacak….

Ancak bu kez şirketleri tek bir yazıda değil; 5’er, 6’şarlık bölümler halinde ele alarak bu yazı dizisini gelecek haftalara doğru uzatmak istiyorum.

34 şirket; adeta bir holding yapılanması….

Barındırdığı nüfus itibariyle ülkemizin üçüncü kentini yöneten İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem kendi verdiği bilgilere, hem de 2024 yılına ait Sayıştay denetim raporuyla Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin verdiği bilgilere göre 16’sı doğrudan, 18’i de kendi şirketleri üzerinden hissedarı olduğu toplam 34 şirketi bulunuyor.

Yazımın yayınlandığı tarih itibariyle toplam sermayesi 25.240.760.770 liraya ulaşan bu şirketlerde belediyenin 18.576197809,78 liralık sermaye payı; yani kamu kaynağı bulunuyor.

Kamu kaynaklarıyla kurulan bu şirketlerin cirosu ile kar-zarar durumu ise “ticari sır” olduğu gerekçesiyle açıklanmıyor…

İZELMAN, İZULAŞ, İZBAN, İzmir Metro gibi sermayesi ve cirosu büyük şirketlerin İnternet sayfalarında olması gereken “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde bu konuyla ilgili bilgileri çoğunlukla bulamıyorsunuz… Bulsanız bile eklenen bilgi ve tabloların eski olduğunu görürsünüz… İZDENİZ‘in İnternet sayfasındaki Bilgi Toplumu Hizmetleri bölümüne 2018-2019 tarihli belgelerin konulmuş olması bu durumun en iyi örneğidir.. Çünkü sırf mevzuata uymuş olmak için sizden bir şeyler saklandığını, gizlendiğini hissediyorsunuz…

Belediye böylelikle bir holding yapısına kavuşan bu şirketlerle istediğini yapıp asıl olarak belediye hizmeti olmayan danışmanlık yapmak, fizibilite raporu hazırlamak gibi at oynattığı her alanda her türlü suçu işliyor, siyasi kişilikleri ortada olan kişi ve kurumları şirkete ortak yapabiliyor…

Bunun en yakın örnekleri ise İZBETON; İZTARIM ve İZDOĞA gibi şirketler…

BU şirketlerde “kamu zararı” diye bir kavram yok, her şey “şirket zararı” diye geçiştirilebiliyor, şirketlerde kaç kişinin çalıştığı, yönetim kurulu üyelerine değişik adlar altında ne ödendiğini sorduğunuzda karşınıza “ticari sırdır, açıklanamaz” itirazı ile çıkıyorlar…

O nedenle o şirketlerde hangi arkadaşım, dostum, yoldaşım görev almışsa onu suça bulaşmış insan muamelesi yapıyorum… Çünkü kazara o görevlere atansalar bile çok kısa zamanda düzene itiraz edip asilik yaptıkları için atılıyorlar ya da kendileri ayrılmak zorunda kalıyorlar…

Kentimizin muteber yeminli mali müşavirleri ise bu şirketlerin işini almak için ve aldıktan sonra da her şeyi gizlemek saklamak için çok uğraşırlar…

Velhasıl, kapitalizmin kutsal mabedi şirketler her türlü suçu işlemeye müsait yapısıyla kenti yönetiyor, insanları satın alıyor ve onlara istediğini yaptırıyor…

Bütün bunları dışarıdan seyredip bu fikirlere ulaşmadım… Aynı zamanda yanlış zamanda, yanlış yerlerde bulunma gafletiyle ya da belediyeleri Yerel Yönetimler ya da İçişleri Bakanı adına denetlediğim dönemlerde yakından görüp tanık oldum… Hoş bizim zamanlarda belediye başkanları belediye şirketi diye bir mefhumu tanımadan gerçek belediyecilik denilen hizmetleri yapıyorlardı…

Şirketin içinden çıkan her türlü yolsuzlukta kullanılabilir küçük şirketler…

Gelelim bugün itibariyle bu 34 şirketin yönetiminde kimlerin bulunduğu konusuna

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay seçim öncesinde şirketlerin yönetim kurullarında görev alanların sayısını azaltacağı sözünü vermiş olmasına karşın bu şirketin yönetiminde full kadro toplam 15 kişi bulunuyor. Bunlar:

1. Işıkhan Güler, Yönetim kurulu başkanı, inşaat mühendisi,

2. Gökhan Marım, Yönetim kurulu başkan vekili ve genel müdür, Sufen Proje Yazılım Şirketi’nin sahibi, inşaat mühendisi. Uzmanlık konusu daha çok İZSU’nun faaliyet alanına giren deniz taşkınları ve borulu sulama şebekesi optimizasyonu yazılımlarıyla coğrafi bilgi sistemleri, su-deniz yapıları, enerji projeleri, su bütçesi ve su kalite modelleme ile ilgili olduğu halde körfez içindeki yolcu taşımacılığı ile ilgili bir görevde bulunuyor. İZSU üst yönetimi arasında ise bu konularda uzmanlık bilgisine sahip kimse bulunmuyor.

3. Ferit Çağlar, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Kanalizasyon Dairesi başkanı,

4. Banu Bulakeri, Yönetim kurulu üyesi, İZBB İmar ve Şehircilik Dairesi başkanı,

5. Necdet Evrim Eryılmazlı, Yönetim kurulu üyesi, İZSU İşletmeler 1. Dairesi başkanı,

6. Gülay Uysal, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, inşaat yüksek mühendisi,

7. Serdar Sadi, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı,

8. Muzaffer Ayhan Kara, Yönetim kurulu üyesi. Gazeteci ve CHP eski milletvekili Osman Korutürk‘ün eski danışmanı. Yönetim kurulunun en eski üyesi. Tunç Soyer zamanında, Tunç Soyer‘in tweetlerini “Tweet’lerle, #Biz Varız, #Biz Yaparız, İlk 500 Gün” isimli bir e-kitapta toplaması ile hatırlanıyor. Anlaşılan o ki, yeni dönemde de Cemil Tugay‘la arası iyi…

9. Sezer Hakan Alpsoykan, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Su Arıtma Dairesi başkanı,

10. Ertan Dikmen, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Hizmet İyileştirme ve Kurumsal Gelişim Dairesi başkanı,

11. Ferit Yüzer, Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı,

12. Fatma Taşkent, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Mali Hizmetler Dairesi başkanı,

13. Ceyla İnmeler, Yönetim kurulu üyesi, genel müdür yardımcısı,

14. Ela Hızlı, Yönetim kurulu üyesi, İZBB Sosyal Hizmetler Dairesi başkanı,

15. Halit Çelik, Yönetim kurulu üyesi, Park ve Bahçeler Dairesi eski başkanı, yeni Genel Sekreter Yardımcısı.

Görüldüğü gibi temel görevi İzmir Körfezi‘nde yolcu taşımacılığı yapmak olan İZDENİZ‘in yönetim kurulunda çoğu başka alanlarda uzmanlaşmış 1 adet genel sekreter yardımcısı, 3 genel müdür yardımcısı ve 8 daire başkanının oluşturduğu bürokratların ağırlığı bulunmaktadır..

Ancak buna rağmen uzmanı olmadıkları, bilmedikleri ve anlamadıkları bir alanda yolcu taşımacılığı ile ilgili önemli kararları alıp deniz yoluyla yolcu taşımacılığının toplu ulaşımın içindeki oranının devamlı azalmasını sağlıyorlar… Ayrıca yönetim kurulunda 3 üst düzey ESHOT yöneticisi görev yapmasına rağmen yıllardır iskelelerden hareket eden ESHOT otobüslerinin hareket saatleri ile vapurların hareket ya da varış saatleri birbiriyle ilişkilendirilmiyor, vapur ya da otobüs yolcularının beklemeden yolculuğa devam etmesi sağlanamıyor…

Bence bu 3 üst düzey ESHOT görevlisi en azından iskelelere yanaşan gemilerle o iskelenin bulunduğu duraktan hareket eden ESHOT otobüsleri arasındaki senkronizasyonu bugüne kadar sağlamış olsalar bir nebze İzmir’e hizmet etmiş olurlar diye düşünüyorum…

Bu kadar şirket boşuna kurulmuyor…

2025 yazının işçi direnişleriyle hatırladığımız İZELMAN A.Ş. yönetimi de şirketin faaliyet konusu ile ilgisi olmayan kişilerden oluşuyor:

1. Aybala Yentürk, Yönetim kurulu başkanı, gıda mühendisi, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı Dr. Nejat Yentürk‘ün zevcesi olup APİKAM‘da “danışman” olarak çalıştırılmaktadır. Dr. Nejat Yentürk ise Grand Plaza A.Ş.‘nin yönetim kurulu üyesi olarak atanmıştır,

2. Ertuğrul Tugay, Yönetim kurulu başkan vekili, Tunç Soyer döneminin “makbul” Genel Sekreter Yardımcısı,

3. Cenk Erdöl, Yönetim kurulu üyesi, CHP Gençlik Kolları (Ege Bölgesi’nden Sorumlu) Genel Başkan Yardımcısı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in eski danışmanı, Kent A.Ş. eski genel müdürü,. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi, Manisa‘nın Şehzadeler ilçesinde yaşıyor.

4. Atilla Hakan Özel, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, inşaat mühendisi,

5. Özgür Akkavak, Yönetim kurulu üyesi, İZSU Genel Müdür Yardımcısı, endüstri mühendisi,

6. Eylem Başar Yıldırım, Yönetim kurulu üyesi, Genel Sekreter Zeki Yıldırım‘ın zevcesi.

7. Sinan Alper, Yönetim kurulu üyesi, daha önce ne yaptığı, uzmanlığının ne olduğu belli değil,

8. Bayram Köse, Yönetim kurulu üyesi,  İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü‘nde hekim,

9. Selahattin Mamikoğlu: Yönetim kurulu üyesi, (Linkedin‘deki şahsi hesabıyla gazete haberlerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı, makine mühendisi,

10. Yılmaz Mede, Genel Müdür, Karşıyaka Belediye Meclisi aday adayı,

11. İlknur Tanrıverdi, Genel Müdür Yardımcısı,

12. Caner Peynirci, Genel müdür yardımcısı, Anadolu Üniversitesi Turizm ve Seyahat Hizmetleri Yönetimi bölümünden mezun olup Afyon‘un Şuhut ilçesinden İzmir‘e gelen CHP‘li bir siyasetçi.

Biri genel sekreterin, diğeri sınıf arkadaşının eşi olmak üzere aile yakınlığından kaynaklı kayırmacılığın (nepotizm) en iyi ve somut iki örneğiyle gücünü siyasetten; yani, CHP ve onun genel başkanı Özgür Özel‘den alan birinin görev yaptığı Dokuz (9) kişilik böylesi bir yönetim kurulunun şirketin asıl faaliyet alanı ve konusu dışındaki her şeyle ilgili olduğu söylenebilir.

Hele ki 16 Temmuz 2025 tarihinde şirket ana sözleşmesinde yapılan esaslı değişiklik sonrasında şirketin “resmi kurum ve kuruluşlara, özel firma ve şirketlere, bankalara, otel, motel ve restoranlara, turistik tesislere, gerçek kişi ve tüzel kişilere genel hizmetler konusunda eleman temin edeceğini” ya da İZSU dururken ve İZSU bu hizmetleri zaten yeterli düzeyde yapamazken şirketin “su ve kanalizasyon hizmetleri vereceğini, içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının temin edilmesi ile ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için her türlü tesisin etüt, projesini yapmayı, bu amaçla her türlü faaliyeti yapmayı, yaptırmayı, kurulu olanları devralıp işletmeyi, kullanılmış sular ile yağış sularının toplanmasını, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılmasını, bu amaçla her türlü tesisin kurulmasını, kurdurulmasını, işletilmesini ve işlettirilmesini” kendine vazife edindiğini okuduğumuzda, yönetim kurulunda yer alan İZSU üst yöneticilerinin neden bu şirkette görev aldığını anlamamız bir o kadar kolay olmaktadır…

İZELMAN‘nın, ayrıca bir sermaye şirketi olarak sermaye ve cirosu itibariyle İnternetteki sayfasında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünü açıp bu bölümde şirketle ilgili güncel bilgi ve belgeleri kamuoyu ile paylaşması gerektiği halde bu yasal zorunluluğu yerine getirmediği görülmektedir.

Kapitalizmin kutsal suç ve sömürü mabedi…

Bilindiği üzere, belediyenin en büyük şirketlerinden biri olan İZBETON, Tunç Soyer döneminde şirket yöneticileri eliyle yapılan yolsuzluklar nedeniyle mahkemede sorgulanmaktadır. O nedenle şu an itibariyle tüm maddi ve manevi değerini kaybetmiş, bir anlamda iflas etmiş bir şirkettir.

Ancak ona rağmen belediye açısından devamlı sağılması, yerel politikacıları beslemesi gereken bir kurum olarak algılanmakta; o nedenle, yasama-yürütme-yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesini çiğneyecek şekilde görevlendirmelere konu olmaktadır.

1. Zafer Levent Yıldır: Yönetim kurulu başkanı, Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclis başkan vekili, inşaat mühendisi, sosyolog,

2. Gürkan Erdoğan: Yönetim kurulu başkan vekili, İZSU Genel Müdürü, inşaat mühendisi, İZBETON davasında adli kontrolle serbest bırakılmış durumda,

3. Belma Özeş: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Daire Başkanı, matematik mühendisi, Manisalı, İZBETON davasında yargılanıyor.

4. Levent İşler: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri ve Kararlar Dairesi Başkanı, İZBETON davasında yargılanıyor,

5. Burhan Ergül: Yönetim kurulu üyesi, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı, İZBETON davasında yargılanıyor,

6. Mete Gürbüz: Yönetim kurulu üyesi, eski mülkiye başmüfettişi,

7. Elvin Sönmez Güler: Karabağlar ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi, yüksek peyzaj mimarı, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi eski başkanı, Bayındır Tarıma Dayalı Organize Sanayi Bölgesi müteşebbis heyet üyesi, SDR Grup & Sedir İzmir Peyzaj Mimarlığı ortağı,

8. Gökhan Kara: Yönetim kurulu üyesi, genel müdür. Genel müdür olduktan sonra makamındaki Abdülhamit resmini kaldıran “Abdülhamitsever” şahsı şirket içindeki “Truva Atı” nitelemek mümkün,

9. Kazım Kaya: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri dairesi başkanı.

Görüldüğü gibi karşımızda bir kısmı İZBETON davasında yargılanan kamu görevlileri ya da şirket çalışanları; ayrıca, T.C. Anayasası’nın temel ilkelerinden biri olan “güçler ayrılığı ilkesi” ile CHP‘nin bu konu ile ilgili genelgesine rağmen görevde tutulan ya da kalmakta ısrar eden iki meclis üyesi ve iktidardan yana tutum ve davranış sergileyen Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var…

Şirketin kendisi tüm itibarını yitirerek yargılanıyor ve yargılananlar arasında bazı yönetim kurulu üyeleri var… Belediye başkanının göreve gelişi ile birlikte başlayan İZBETON soruşturması çerçevesinde hiç kimsenin aklına -ne yazık ki- İZBETON‘un kurumsal itibarını düşünmek ya da kurtarmak gelmemiş… Sanıklar ya da şüpheliler mahkemede kendilerini savunmaya çalışırken eski belediye başkanı hapiste gün dolduruyor… Yenisi ise rakibini yok etmek amacıyla yarattığı bu manzara karşısında son derece memnun… Kaybeden ise İzmir, İzmir‘in şirketi İZBETON ve İzmir‘in umudu olduğu söylenen CHP

Şirketlerin bir suç örgütüne dönüşmesi…

Geçmişi yolsuzluklarla anılan bu şirketin mevcut yönetim kurulu ise şu şahıslardan oluşmaktadır:

1. Önder Koç: Yönetim kurulu başkanı, Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş. eski yöneticisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulu üyesi,

2. Hakan Barçın: Yönetim kurulu başkan vekili, CHP Foça Belediye Başkan Aday Adayı, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi,

3. Güzin Özbaş: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı, biyoloji uzmanı,

4. Nejat Yentürk: Yönetim kurulu üyesi, emekli pratisyen hekim, Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı,

5. Aktan Akarsu: Yönetim kurulu üyesi, İZSU Mali Hizmetler Dairesi başkanı, makine mühendisi,

6. Serpil Keskin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Muhtarlık İşleri Dairesi başkanı, 2011-2012 dönemindeki Grand Plaza Soruşturmasında 6 ay süreyle tutuklu kalmıştı,

7. Eylem Ulutaş Ayatar: Yönetim kurulu üyesi, inşaat mühendisi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı,

8. Asuman Türkmen Meral: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Strateji Geliştirme Dairesi başkanı, DEÜ Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi Bölümü mezunu,

9. Berkhan Alptekin: Yönetim kurulu üyesi, İZBB Spor Dairesi başkanı, Cemil Tugay tarafından ödüllendirilen Karşıyaka Belediyesi‘nin ünlü “tacizci” personeli,

Evet, yine karşımızda Dokuz (9) kişilik bir yönetim kurulu var… Hem de Karşıyaka‘dan sonra fethettikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi surlarından içeri girer girmez Grand Plaza adı verilen “sabıkalı” şirkete doluşan leventler; pardon, Karşıyakalılar: Kent A.Ş. genel müdürü Önder Koç, Kent A.Ş. yönetim kurulu üyesi/danışmanı Hakan Barçın ve Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı olarak, Karşıyaka‘da eşi Aybala Yentürk ile birlikte çalışıp sergiler açan, eşi belediyede para karşılığında danışman olarak çalışan Dr. Nejat Yentürk… Kayırmacılık denilince ilk akla gelen arkadaşlar, kankalar grubu olarak… Bunlara ilave olarak Aziz Kocaoğlu‘nun 2019’da aday olmaması üzerine birden bire kapatılan 397 yıllık ceza davası dosyasının kahramanları; meslek odasındaki makamını hiçbir etik değeri dikkate almaksızın belediyede makam edinmek için kullanıp daire başkanı olanlar ve Karşıyaka‘nın biricik “tacizci” kahramanı…

Suç mekanı şirketler ve suçlular…

Bu yazıda ele alacağım şirketin yönetiminde ise belediye daire başkanlarının yanında belediye başkanının çevresindeki insanların ne ölçüde az, bu konuyla ilgili portföyünün ne kadar zayıf olduğunu gösteren; ayrıca İZBETON yolsuzluğunda Cemil Tugay‘ı savunup Tunç Soyer‘i suçladığı için şirket yöneticiliği ile ödüllendirilen isimler bulunuyor:

1. Yalçın Alver: Yönetim kurulu başkanı, Prof. Dr., Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nde görev yapıyor,

2. Melek Ünlü, Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri, muhtemelen Belediye Başkanı Cemil Tugay‘a bir kamu mülkü olan “Basmane Çukuru” konusunda akıl veren belediye hukukçularının başında geliyor,

3. Semih Kök: Yönetim Kurulu Üyesi, ESHOT Otobüs İşletmesi Dairesi başkanı, Bu göreve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürü iken naklen geçmiş eski bir polis,

4. Seha Özmen: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol Dairesi başkanı,

5. Fatih Özkurt: Yönetim kurulu üyesi, Yörük Ali Efe ile ilgili kitapların yazarı, yazdığı kitaplarla ilgili İnternet sitelerinde daha önce Milli Savunma Bakanlığı‘nda protokol müdürü olarak çalıştığı belirtiliyor,

6. Onur Açık: Yönetim kurulu üyesi, (İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasının “Birimlerimiz” bölümü bilgilerine göre) İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Dairesi başkanı,

7. Ayşe Arzu Özçelik: Yönetim kurulu üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Dairesi başkanı, Daha önceden TOKİ‘de birim sorumlusu olarak çalışmış. İZBETON davasına zorla getirilip ifade veren Özçelik, Tunç Soyer döneminde görev yaptığı daire başkanlığının kaldırılması nedeniyle suçun işlendiği tarihte hiç bir şekilde inşaat hakkında bilgi sahibi değilmiş gibi kendisini sadece yazışmalar üzerinden savunmuş, bizler belediye dışındaki gazeteci ve araştırmacıların bile kooperatiflerin taşeron firmalara iş yaptırdığını bildiği; ancak, bu taşeron firmaların hangi firmalar olduğunu öğrenemediği bir süreçte, bir daire başkanı olarak bundan haberdar olmadığını iddia etmiştir.

8. Ahmet Soner Emre: Yönetim kurulu üyesi, hekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi başkanı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü‘nden alması üzerine Cemil Tugay tarafından daire başkanı olarak atandığı biliniyor.

Evet, bu 21. yazıda da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İZDENİZ, İZELMAN, İZBETON, GRAND PLAZA ve İZULAŞ gibi beş büyük şirketini inceleyerek bu şirketlerin yönetiminde yer alan toplam 50 ismin bilgi, birikim, tecrübe, deneyim ve uzmanlık açısından görev yaptıkları şirketlere ne ölçüde uygun olduklarını irdelemeye; eş-dost-akraba-arkadaş ilişkileriyle atanan bu kişilerin hem bu şirketlere ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de İzmir‘e ne ölçüde zarar verdiklerini görmeye çalıştık…

Ama her düzeydeki araştırmamıza rağmen bu şirketlerde kaç kişinin çalıştığını, ne kadar ciro yaptıklarını, ne kadar zarar ettiklerini ve yönetim kurulu üyelerine ne miktarda ödeme yapıldığını öğrenemedik…

Çünkü kamu kaynakları ile kurulan bu şirketlere ait önemli bu bilgilerin, yine aynı şirket yöneticileri tarafından halktan gizlenmesi gereken “ticari sır” olduğu söylendi bize…

Önümüzdeki hafta ise İZFAŞ, EGEŞEHİR PLANLAMA, İZBAN, İZDOĞA ve İZENERJİ şirketlerini ele alarak belediyenin holding yapısını tartışmaya devam edeceğim….

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (2)

Ali Rıza Avcan

2009-2024 döneminde İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirilen çalışmalarla bunun sonucunda elde edilen suyun ne şekilde harcandığına ilişkin süreçleri ele alan üç bölümlük yazı dizisinin geçen haftaki ilk bölümünde;

Nüfusu son 16 yıl içinde % 16,44 artış oranıyla 3.868.308’den 4.504.475’e yükselen İzmir‘in artan su ihtiyacının karşılanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün hangi yatırımları yaptığına, bunun sonucunda ne kadar içme suyuna ulaşıldığına ve bu suyu hangi tarihlerde nerelerden ne şekilde temin ettiğine dair verileri, üç ayrı resmi veri kaynağını kullanarak anlatmaya çalışmış ve yer yer birbirinden farklı olan bu verilerin inandırıcı olması için birbirini doğrulayarak geçerli ve güvenilir olması gereğinden söz etmiştik.

İzmir ve Manisa topraklarında ne kadar su çektiği bilinmeyen binlerce kaçak su kuyusu…

Bu haftaki yazımızda ise, İZSU‘nun verdiği bilgiye göre İzmir ve Manisa illerindeki sayısı 1.516’ya ulaşan derin içme suyu kuyusuyla gerçek sayısı bilinmeyen, denetlenmeyen, o nedenle de DSİ ve İZSU tarafından faaliyetine göz yumulan binlerce sulama, kullanma ve sanayi suyu kuyusunun yeraltı su potansiyeli üzerindeki baskısını; ayrıca, DSİ ile İZSU‘nun yapıldıktan üç yıl sonra tabanından su kaçırdığı için kullanılmaz hale gelen Gördes Barajı konusunda İzmirlilerden sakladığı gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Ege uygarlıklarının ortaya çıktığı tarihlerden bu yana İzmir‘i çevreleyen büyük nehirler eşliğinde denize ulaşan verimli Gediz, Bakırçay, Küçük ve Büyük Menderes havzalarında gerçekleştirilen tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hem nüfusun az olması hem de kadim tarım anlayışının doğanın dengesini gözeten yapısı nedeniyle hiçbir zaman için fazla suya ihtiyaç duyulmamış, sadece zaman zaman bu havzalardaki nehirlerde görülen taşkınların getirdiği alüvyonlar toprağın zenginleşmesini sağlarken insanların ve insan topluluklarının büyük ölçüde zarar görmesini sağlamıştır.

19. yüzyılda Ege topraklarında kapitalizmin gelişmeye başlaması ve bunun doğal bir sonucu olarak daha fazla üretime, daha fazla kazanca, doğanın ve emeğin daha fazla sömürüsüne dayalı tütün, pamuk, üzüm gibi tek ürüne dayalı kapitalist tarım uygulamalarının, geleneksel ürün deseniyle insan-doğa dengesini bozan karakteri nedeniyle su, özellikle de tarımsal sulama suyu özel mülkiyetin eline geçmiş ve bu da Ege‘deki toplumsal eşitsizliklerin gelişip derinleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Aynı durumun katlanarak devam ettiği; hatta, giderek daha da içinden çıkılmaz hale geldiği Cumhuriyet Dönemi‘nde de makinalı tarımın gelişmesi, vahşi sulama sistemlerinin uygulanması ve daha fazla suya ihtiyaç duyan mısır, silaj, elma, domates gibi çok su çeken ürünlerin ürün desenine eklenmesiyle bırakın yer üstü su kaynaklarını, onlara göre daha zengin olan yer altı su kaynakları da daha fazla tarımsal üretim için ruhsat alma gereği duyulmaksızın yağmalanmaya, kaçak su kuyuları eliyle yok olmaya, yer altındaki su kaynakları hesapsız kitapsız yok edilmeye başlanmıştır.

Bu bağlamda, her geçen gün gerçek bir sorun haline dönüşen İzmir‘in içme-kullanma-sanayi-sulama suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla DSİ‘nin geliştirdiği 1970 tarihli “İzmir İçme Suyu Projesi Master Planı“, 1981 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Revizyonu”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Projesi”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Proje Revizyonu“, 1997 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Raporu“, 2007 tarihli “İzmir İçme Suyu II. Kademe Projesi Kati Proje Raporu” (1) ve 2012 yılı Yatırım Programı‘nda 1999K050050 proje numarası ile yer alan “İzmir İçme Suyu 2. Merhale Projesi” kapsamında bugün İzmir‘in içme suyunu temin eden Güzelhisar, Balçova, Ürkmez, Tahtalı, Kutlu Aktaş ve Gördes barajları ile bunlara bağlı muhtelif isale hatları ve arıtma tesisleri yapılmıştır. (2)

DSİ‘nin İzmir, Manisa ve Uşak illerinde görevli 2. Bölge Müdürlüğü‘nün son yıllarda güncellenmemiş verilerine göre, İzmir‘in içme suyu barajları dışında kalan sulama-kullanma-sanayi amaçlı su temini amacıyla yapılan toplam 31 baraj ile 42 sulama tesisi halen faal olup; 11 baraj ile 42 adet sulama tesisi de yapım halindedir. (3)

Ancak İzmir‘de tarımsal sulama için bunca baraj ve gölet yapılmasına; hatta Manisa topraklarından su getirilmesine rağmen tarım toprağı olarak nitelenen alanlarda çoğu ruhsatsız ve yer altından ne kadar su çektiği bilinmeyen su kuyusu sayısının binleri bulduğu, PETKİM dışındaki neredeyse tüm sanayi kuruluşlarının yeraltı suyu ile üretim yaptığı bilinmekte ve bu duruma ne bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olan DSİ, ne de DSİ ile işbirliği yapması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ses çıkarmayıp görmemezlikten gelmekte; hatta “daha çok kuyu, daha çok kuyu ruhsatı” ısrarıyla yeraltı suyunu talan eden uygulamalara destek vermektedir.

Örneğin 2018 tarihli Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı‘nda sadece Gediz Nehri Havzası‘nda 2014 yılı itibariyle toplam 21.472 adet su kuyusu bulunduğu (4) ve bunlardan % 89’unun tarımsal amaçlı, % 8’inin kullanma suyu amaçlı, % 2’sinin de içme suyu amaçlı olduğu belirtilirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hazırladığı 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Strateji Belgesi‘nde Menemen‘de 1.374 adet su kuyusu bulunduğu (5) belirtilirken yine aynı belgede 2014 tarihi itibariyle DSİ denetiminde Kemalpaşa‘da 6.730 (6), Menemen‘de de 1.753 adet su kuyusu bulunduğu (7) belirtilmekte, 2019 yılında Küçük Menderes Havzası için Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca hazırlanan resmi belgelerde havzadaki sulama ve sanayi amaçlı su kuyuları konusunda rakam bile verilemezken (8) İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2016 yılında hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinde tarımsal amaçlı su kuyularının sayısı için kesin bir rakam verilmeyip 10.000’den fazla olduğu söylenmektedir. (9)

2014 yılı DSİ verilerine göre İzmir’deki su kuyusu sayısı: 1.374

Son yıllarda İZSU‘nun, Gördes Barajı‘nın yer seçiminde DSİ tarafından yapılan hatalar, 250 bin kişiye hizmet etmesi öngörülen 21,5 milyon m3’lük su kapasitesine sahip Çamlı Barajı projesinden çevreyi zehirleyen altın madeni ocaklarının açılıp genişletilmesi nedeniyle vazgeçilmesi, bazı barajların ömrünü doldurmaya başlaması ya da yaz aylarında % 55’lere varan buharlaşma nedeniyle suyun kaybolması, Değirmendere, Çağlayan, Başlamış, Düvertepe ve Bostanlı barajlarının yapımının gecikmesi ya da vaz geçilmiş olması gibi gerekçelerle içme suyu kuyularından elde edilen yeraltı suyunun miktarını arttırdığı görülmekte; her ne kadar belediye başkanı Cemil Tugay her zamanki şikayetçi söylemiyle “DSİ kuyusu açmamızı engelliyor” diyerek iki kurum arasındaki iş birliğini bozsa da, İZSU‘nun 2009-2024 dönemindeki faaliyet raporu, stratejik plan ve performans programı gibi resmi belgelerle DSİ açıklamalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, iddia edilenin aksine su kuyusu açma/yenileme ruhsatı verilmesi konusunda sorun yaşanmadığı, 2023 yılı sonuna kadar ruhsat verilen 840 kuyuya ilave olarak 2024’te 61, 2025’te de son verilen 11 kuyu açma/yenileme ruhsatı ile birlikte 211 kuyu açma/yenileme belgesinin verildiği, böylelikle bugüne kadar açma/yenileme ruhsatı verilen toplam kuyu sayısının 1.112’ye ulaştığı, yaşanan sorunun ise İZSU‘nun açtığı bazı kuyuların verimsiz çıkması, kuyu bakımlarının zamanında yapılmaması ya da mevcut su kıtlığı nedeniyle süratle ek kuyuların açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Menemen ve Çiğli bölgesindeki su kuyuları ( (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Gerçeğin içme suyu kuyularıyla ilgili yanı bu şekilde olmakla birlikte, vahşi kapitalizmin ürünü Aliağa Sanayi Bölgesi, Gediz-Bakırçay Havzası ve ona bağlı Nif Çayı Alt Havzası ile Küçük Menderes Havzası‘nda tarımsal sulama ve sanayi tesislerine (9 adet büyük ark ocaklı demir-çelik haddehanesi ve Kemalpaşa PepsiCo tesisleri) ruhsatsız su kuyularından milyonlarca m3 su çekilmesi nedeniyle resmi hiçbir kayıtta gözükmeyen bu binlerce kaçak kuyudan büyük bir kısmına denizden gelen tuzlu suyun karıştığı gerçeğini fark edip kabul etmemiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde Foça ve Dikili bölgesindeki altere volkanik birimlerde açılan kuyularda yüksek demir, mangan ve yer yer arsenik konsantrasyonlarının ölçüldüğü, Menemen Ovası‘ndaki kuyuların da tuzlanma riski ile karşı karşıya olduğu belirtildiğinden (10), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in, İZSU‘nun Menemen kuyularından çıkarılıp Karşıyaka ve Çiğli‘deki abonelere dağıtılan içme suyundaki arseniği öğrenip gündeme taşıdığı 2007-2008 yıllarında, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun önce bu durumu reddedip daha sonra televizyonlara çıkıp özür dilediğini, bu nedenle Karşıyaka ve Çiğli abonelerinden uzunca bir süre içme suyu parasının alınmadığı hatırlanmalıdır.

O nedenle, İZSU‘nun İzmir‘de kuraklığın yaşandığı her dönem DSİ‘ni zorlayarak aldığı ruhsatlarla yaptığı her sondaj ve aşırı üretimle yeraltındaki kısıtlı su kaynağını tehlikeli düzeylere indirebileceği ya da kuyularda yaygın bir şekilde kumlanma, tuzlanma ya da arsenik gibi zehirli elementlerle kirlenme sorunlarıyla karşılaşılabileceği, bunun da ek harcamalara yol açabileceği dikkate alınmalıdır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Kemalpaşa bölgesindeki su kuyusu sayısı: 6.730 (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Daha fazla su elde etmek için acımasızca çalıştırılan kuyulardan hesapsız bir şekilde su çekilirken suyun çekildiği yeraltı su haznelerindeki (akifer) yeraltı suyu miktarı, -DSİ 2. Bölge Müdürlüğü’nün görev alanına gören İzmir, Manisa ve Uşak illerindeki yer altı suyu potansiyeli her ne kadar 1.048.000.000 m3/yıl olarak açıklanmış olsa da- ile bu suyun zaman içindeki artış ya da azalışları devamlı ölçüm yapılıyor dense de -ne yazık ki- gerçek anlamda bilinmemekte ve nasıl daha iyi bir şekilde yönetileceği konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır.

Bu konuda Prof. Dr. Doğan Yaşar‘ın 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklama (11) çerçevesinde mevcut yer altı suyunun sayıları her geçen gün artıp derinlikleri 600 ila 1.200 metreye kadar ulaşan derin su kuyularıyla tüketilmesi durumunda yerleşim alanlarının zemininde çökmelerin olabileceği bilinmeli, bu durumla ilgili bir riskin benim de tanık olduğum şekilde, 1990’lı yıllarda İstanbul Bahçelievler sınırları içindeki ruhsatsız içme su kuyularından aşırı derecede su çekilmesi nedeniyle ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Gördes Barajı, 1998-2009 yılları arasında Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerinde 58.900.000 m3/yıl kapasiteyle inşa edilmiş bir içme ve sulama suyu barajıdır. 5.500.000 m3 hacmindeki gövde tipi beton ve kaya dolgudur. Akarsu yatağından normal yüksekliği 95 metre, normal su kotundaki göl hacmi 448.460.000 m3, normal su kotundaki göl alanı 14,05 km2’dir.

Gördes Barajı‘nın projelendirilip henüz yapılmadığı tarihlerde Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fuzuli Yağmurlu ile DSİ 2. Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Baykal tarafından hazırlanıp Türkiye Jeoloji Bülteni‘nin Şubat-Ağustos 1989 tarihli 1-7. sayısında yayınlanan “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri” başlıklı bilimsel makalenin son kısmında;

Yapımı tasarlanan Gördes baraj rezervuarmm sağ ve sol sahillerinde büyük bölümüyle mermerler yayılım göstermektedir. Mermerler içinde yeralan faylar ve eklemler iyi gelişmiş karstik boşluklara sahiptir. Özellikle mermerler içinde gelişen KD gidişli Ahmetler fayı, Gördes çayından Akpınar kaynaklarma doğru önemli bir iletim yolu oluşturmaktadır. Bu nedenle öngörülen barajın yapılması durumunda, Ahmetler fayı boyunca Akpınar kaynaklarına doğru önemli su kaçaklarının meydana gelmesi kaçınılmaz olacaktır.” (12)

denilip gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen baraj yapılmış ve Dr. Hasan Baykal 2021 yılında EgedeSonSöz gazetesine verdiği demeçte “inşaat aşamasında proje değişikliğine gidilerek hem bu baraj katledildi, hem de mühendislik katledildi” diyerek yapılan vahim hatayı açıklamıştır. (13)

Gördes, Gördes Barajı, Çağlayan Barajı…

Barajın yapımındaki mühendislik hatalarının üstünü örtüp bu sayede hem kamu kaynaklarını israf eden, hem de İzmirlinin cebinden daha fazla su parası çıkmasına neden olan DSİ ve İZSU yöneticilerinin 2006 yılında yaptıkları bir diğer önemli yanlışlık ise İZSU Genel Müdürlüğü ile ilgili 2021 ve 2022 yılı Sayıştay denetim raporlarında şu şekilde ortaya konmuştur:

“İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) arasında İzmir iline içme, kullanma ve endüstri suyu sağlanması amacıyla Gördes Barajı ile ilgili 16.11.2006 tarihinde, yapım bedelinin yarısı, su verilmeye başlandıktan sonra İZSU tarafından ödenmek üzere 19 maddelik bir protokol imzalanmış, protokol gereği İZSU’nun, kendisine düşen yapım süreciyle ilgili maliyetin yarısını barajdan su verilmeye başlandıktan sonra 30 yıl süreyle eşit taksitler halinde ödemeye başlaması gerekirken, su verilmeye başlanmadan; tam olarak su verilemeyen (suyun hiç verilemediği ya da tahminlerden çok daha düşük oranlarda verildiği) dönemler için DSİ tarafından gecikme faizi ile birlikte bedel talep edilmiş, bu da İZSU açısından satamadığı suyun maliyetine katlanmak durumunu doğurmuş, bütçesinde karşılıksız bir yük oluşturmuştur.”

Sayıştay denetim raporlarının verdiği bilgiye göre imzalanan 16.11.2006 tarihli ana protokolde DSİ‘nin, barajın yapımını ne zaman tamamlayacağı, yapımı tamamlanan barajdan ne zaman su verilmeye başlanacağı, ortalama yaklaşık yıllık kaç m³ su verilebileceği, geri ödeme tarihinin ne zaman başlayacağı, DSİ’nin kusurundan kaynaklanan gecikmelerin ödeme planını nasıl etkileyeceği ya da tarafların kusurlarında, kusurun ödeme ve gecikme faizlerini ne şekilde etkileyeceği hususlarına yer verilmemiştir.

Nitekim 2006 yılında protokolü yapılan Gördes Barajı‘ndan İZSU’ya ilk su 2011 yılında verilebilmiş, verilen su miktarı yıllık beklentiden (59.000.000 m³) çok daha az miktarda (11.720.757 m³) gerçekleşmiş, 2012’de barajın tabanından su sızdırdığının anlaşılması üzerine 2013’de yapılan beton enjeksiyon işlemi sonuç vermeyince 2015’de barajdaki su boşaltılmış ve 20.800.000 lira ek maliyetle barajın zemini kaplanmış, 2016 yılında yeniden su tutulmaya başlanmış ve 2017-2018 döneminde hiç su verilememiştir. 2019-2024 döneminde de sürekli olarak beklenen su miktarından daha az su verilebilmiştir.

Bu durumda her iki tarafın da; yani DSİ ve İZSU‘nun büyük kamu zararlarına neden olan suçları bir olmakla birlikte; DSİ, sanki barajı bitirip taahhüt ettiği suyu vermiş gibi 2010 yılını başlangıç kabul ederek İZSU‘dan ödemelerin yapılmasını talep etmiş, ödemelerin zamanında yapılmayışı gerekçesiyle gecikme faizi tahakkuk ettirmiştir.

Risklerin dikkate alınmadığı bir süreçte belirsizliğin altına atılan imzalar…

1989 tarihli bilimsel makalede yapılacak barajda su tutulmasının şüpheli olduğu ortaya konulduğu ve bu teknik sorun yapılan tüm müdahalelere rağmen çözülemediği; ayrıca, 2011-2020 döneminde barajdan her yıl öngörülen miktardan az su verildiği halde, üstüne üstlük 2015-2018 döneminde tek bir damla suyun verilmediği böylesi bir süreçte DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hatlarına ilişkin teslim protokolü, barajdan su gelip gelmediğine bakılmaksızın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 26 Temmuz 2020 tarihinde, İZSU Genel Müdürü Aysel Özkan ile DSİ 2. Bölge Müdürü Birol Çınar tarafından imzalanmış ve böylelikle İzmir’e getirilemeyen Gördes suyunu iletmek ve arıtmak için yapılan tesisler İZSU‘ya devredilmiştir.

Böylelikle 250 milyon liraya mal olan barajdan sağlanan içme suyu DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hattı İZSU‘nun kullanımına verilmiş; ancak, İzmir‘e her yıl 58.900.000 m3 miktarında içme suyu sağlayacağı öngörüsü ile yapılan barajdan, 2011-2024 döneminde toplam 824.600.000 m3 su sağlanması gerektiği halde barajın yapımındaki önemli teknik hatalar nedeniyle aynı dönemde 557.667.141 m3 eksiği ile 266.932.859 m3 kadar su üretilebilmiş; böylelikle, İzmir‘in içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük bir eksikliğin ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Ama diğer yandan 2021 ve 2022 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarındaki bulgulara göre Gördes Barajı‘ndan beklenen düzeyde su gelmediği halde İZSU‘nun barajın yapımı ile ilgili harcamaların kendisine isabet eden kısmını ödemeye devam ettiği belirlenmiştir. Söz konusu denetim raporlarına göre 2016-2020 döneminde ödenen tutar 16.245.078,02 TL’sı faiz olmak üzere toplam 116.951.246,02 TL’dır. Ayrıca Sayıştay raporları sonrasında ödemelere devam edilip edilmediği hususu ise belli değildir.

Suyun tutulamadığı Gördes Barajı…

Devletin en yüksek hesap mahkemesi Sayıştay‘ın birbirini izleyen iki ayrı yıla ait denetim raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, her iki resmi kurumda onlarca hukuk müşaviri ve avukat bulunduğu halde DSİ ile İZSU arasında 16.11.2006 tarihinde imzalanan protokolde tarafların; yani DSİ ile İZSU‘nun protokol kapsamındaki işlerde üstlendikleri karşılıklı yükümlülükler belirlenmediğinden ve sözleşmede yazılı olmayan bu yükümlülükler çerçevesinde baraj yapımının gecikmesi ya da barajın yapılamaması veya yapılmış olsa bile taahhüt edilen suyun verilememesi gibi durumlarda ne yapılacağı hususunun ayrıntılı olarak düzenlenmeyişi; ayrıca, 2011-2024 döneminde teknik anlamda barajın bitirilmediği ve taahhüt edilen suyun verilmediği halde sanki bitilmiş ve veriliyormuş gibi 2016-2020 döneminde DSİ‘ye toplam 116.951.246,02 TL’yı ödenerek kamu zararına sebep olunması olaylarında konu ile ilgili tüm DSİ ve İZSU yöneticilerinin, özellikle de İZSU‘nun o dönemlerdeki üst yöneticileri olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanları Aziz Kocaoğlu veTunç Soyer‘le İZSU genel müdürleri Dr. Ahmet Hamdi Alpaslan, Aysel Özkan ve Ali Hıdır Köseoğlu‘nun payı olduğunu, o nedenle acilen yargılanarak DSİ‘ye yapılan fazla ödemelerin bir kamu zararı olarak sebep olanlara tazmin ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet, gazete ve gazetecilerin diliyle: “İzmirli kullanmadığı suyun bedelini ödüyor…

Tabii ki, bu bedeli öncelikle buna sebep olanlara tazmin ettirmek koşuluyla…

Haliyle ödediği fahiş su bedeline ya da musluğundan akmayan suya gerçekten itiraz ediyorsa…

Devam Edecek: Gelecek haftaki yazımda da su şebekesindeki gerçek kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun “adil kullanım hakkı“na aykırı olarak nasıl adaletsiz dağıtıldığını ele alıp tartışmaya çalışacağım.

Yazı dizisinin birinci bölümü: https://kentstratejileri.com/2026/01/12/izmirin-icme-suyu-nereden-geliyor-1/

……………………………………………………………………………………………………

(1) Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları”, 1. TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, s.315-318.

(2) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İşletmedeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/861, İşletmedeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/862

(3) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İnşa Halindeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/867, İnşa Halindeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/868

(4) Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE, sh.356,

(5) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(6) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(7) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.184.

(8) Küçük Menderes Havzası Nehir Havza Yönetim Planı Nihai Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019 ve Küçük Menderes Havzası Yeraltı Suyu Kütlesi Künyeleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019.

(9) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2016 İzmir.

(10) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2015, sh.184.

(11)Uzmanlar tarih verip uyardı. Basmane semti sular altında kalabilir“, Cumhuriyet Gazetesi, 08.01.2026, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/uzmanlar-tarih-verip-uyardi-basmane-semti-sular-altinda-kalabilir-2468251

(12) Yağmurlu, F., Baykal, H., “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.32, 1-7, ŞUbat-Ağustos 1989.

(13) “DSİ eski bürokratı Gördes’teki acı gerçeği anlattı: Maliyetten kaçırıldı, saniyede 2 bin litre su kaçağı!, EgedeSon Söz Gazetesi, 17.04.2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Esen, A., Alıcı O. V., Şehirlerde Su ve Atıksu Hizmetlerinin Yönetimi, Türkiye Belediyeler Birliği Yayını, Ankara 2020.