CHP’nin Aşil topuğu: oybirliği

Ali Rıza Avcan

Aşil (Akhilleus), Homeros’un M.Ö. 720’de yazdığı on altı bin dizelik İlyada (Iliás) destanının yarı tanrı kahramanlarından biridir. Annesi Thetis tanrı, babası da ölümlü bir kraldır. Söylencelere göre Aşil‘e ne ok ne de mızrak işler. Nedeni de annesinin onu ölümsüzlük nehri Styx‘de yıkamasıdır. Ancak Truva savaşının önemli kahramanlarından olan Aşil, bu savaşta, “ölümlü erkeklerin en güzeli” olarak bilinen Truvalı prens Paris‘in attığı zehirli okun topuğuna saplanması nedeniyle ölür. Çünkü annesi onu kutsal nehirde yıkarken topuğundan tutmuş, o nedenle de topuğuna su değmemiştir. O nedenle, bu söylenceden hareketle herkesin ya da her kurumun Aşil’in topuğu gibi en zayıf olduğu bir noktanın var olduğu ve önemli olanın o noktayı fark edip bilmek olduğu söylenir.

Diğer yandan da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in 2019 Mart seçimlerinden bu yana dile getirdiği başka bir sözcük var: “İzmir Vizyon Ortaklığı

İzmir Vizyon Ortaklığı“, Mustafa Tunç Soyer‘in seçim broşürünün Demokrasi başlıklı bölümünde “Merkezi hükümet ile İzmir Vizyon Ortaklığı” kuracağız” şeklinde tanımlanıp bunun nasıl sağlanacağı belirtilmemekte. O nedenle, seçim döneminden bu yana bu “İzmir Vizyon Ortaklığı“, ortaklığın diğer tarafındaki merkezi yönetim istemediği sürece nasıl sağlanacak, şayet kurulursa nasıl yürütülecek, ilçe belediyeleri ile eşit paydaş olarak böylesi bir ortaklığı kuramayan İzmir Büyükşehir Belediyesi bunu merkezi yönetim düzeyinde nasıl sağlayacak şeklinde sorular sorup bu ortaklığın gelecek günlerde ne şekilde somutlanacağını merak edip durduk.

Çünkü İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları merkezi hükümet ile; daha doğrusu partili Cumhurbaşkanı ile açık bir çatışmaya girerken bunun tam tersini yapan Mustafa Tunç Soyer bu ortaklığı böylesi bir çatışmaya girmeden ve kendini teslim etmeden nasıl kuracak ve sürdürecekti, hep bunu merak ettik.

Evet, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul halkını arkasına alıp açık ve net bir şekilde “Kanal İstanbul’a Hayır” derken bu proje için belediyenin de katılımıyla seçim öncesi kurulmuş oluşumlardan ayrılıyor, Kanal İstanbul‘un yapılamayacağını göstermek amacıyla toplantılar düzenleyip raporlar yayınlıyordu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha yavaştan ve derinden gidip, seçilmemesi için açılan davalarla uğraşıyor, adeta “yeniden belediyecilik” sloganına sahip çıkarcasına Ankara‘daki imar yolsuzlukları hakkında işlemler yapıyor, Melih Gökçek‘in israf projeleri hakkında bilgi veriyor ve iktidarla arasına mesafe koyuyordu.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer ise büyükşehir belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı ile yaptıkları ilk görüşmede, diğer belediye başkanlarından çok farklı davranışı ve manalı bakışlarıyla öne çıkıyor, basın uzun süre bu “aşk dolu” bakışı eleştiriyordu. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in iktidarla/Saray’la bir sorunu yoktu ve seçim döneminde adeta bir işbirliği mesajı gibi yinelediği “İzmir Vizyon Ortaklığı“nı oluşturmak derdindeydi.

İktidar cephesi ise, aynen Aziz Kocaoğlu‘nun Aşil topuğu olarak nitelenebilecek 397 yıllık dava dosyasının seçim öncesinde artık bundan böyle işe yaramayacağı düşüncesiyle kapatılması sonrasında yeni belediye başkanının zayıf olduğu Aşil topuğunu arıyordu. Kıbrıslı gazeteciyle yapılan görüşme, kayyuma bırakılan belediyeler, İzmir parası İZCOİN ve bayrağı iddiası, HDP ile yakın ilişkiler, belediye binasının gökkuşağının renklerine boyanması, Pagos ve Agamemnon gibi Grek kökenli eski yer isimlerinin kullanılması merakının didiklenişi hep bu arayışın ilk aşamalarıydı. Ama bir yandan da CHP üst yönetiminin büyük proje onayları için kendilerine gelip Saray ve bürokrasisi düzeyinde destek arayacaklarını, buna mahkum olduklarını da biliyorlardı. Bunun ilk denemesi Buca metrosunun onayı ile ortaya çıktı. Ardından da yabancı bankalardan alınacak kredilerin Hazine tarafından onaylanması olayları ile devam etti.

Bu arada, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin projesi olan İzmir Tarih Projesi ve onun başrol oyuncusu TARKEM, önce kayyum operasyonu, ardından da İzmir Ticaret Odası, İzmir Borsası gibi iktidarın dümen suyundaki meslek odalarıyla İzmir Valiliği‘nin ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün şirkete ortak olması, TARKEM‘in UNESCO süreçleri üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ahlaksız teklifleriyle teslim alınması, alan başkanlığına eski bir bakanlık görevlisinin atanması suretiyle proje ve o projenin as oyuncusu TARKEM, belediyenin projesi ve şirketi olmaktan çıkarak iktidarın dümen suyuna girdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in TARKEM yönetim kurulu başkanı olması bile bu fetihçi hareketin sonuç almasını engelleyemedi.

Ama bütün bunların yapılabilmesi için hem İzmir Büyükşehir Meclisi‘nde hem de ilçe belediye meclislerinde iktidardaki CHP ile muhalefetteki AKP arasında uyumlu bir çalışmanın olduğuna, çoğu kararın oybirliği ile alındığına dair bir algının yaratılması gerekiyordu. İzmir’de birbirleriyle iyi anlaşan, işi gerçek siyasi mücadeleye götürmeyen; o nedenle de belediye meclisi toplantıları sonrasında kol kola giren bu iki taraf arasındaki barış, işbirliği ve hatta uzlaşma havası, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ankara‘daki işlerini kolaylaştırıyor, böylelikle usta bir şekilde oluşturulan bağlılık ilişkisi üzerinden belediye yönetiminin iktidarın dümen suyuna girmesi mümkün oluyordu.

Bu arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, sorun olarak tanımlanan birçok konuda iktidarı üzmemek için net bir tavır sergilemiyor; iktidar destekçisi Vestel Holding‘in Pasaport‘taki gökdelenine karşı çıkan meslek odalarıyla sivil toplum örgütleri ve sivil yurttaşlar için “istemezükçüler yatırımcıyı ürkütüyor” deyip topu Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un üstüne atmaya çalışıyor, “Çeşmenin Kanal İstanbulu” olarak adlandırılan Çeşme Turizm Projesi hakkında olumsuz tek bir söz etmiyor, bir yandan kem küm ederken söylemek istediklerini kendisine yakın meslek odalarıyla kent konseylerine söyletmeye, kendisi de suret-i haktan görünmeye çalışıyordu.

Bu pasifist ve oportünist politikanın; daha doğrusu teslim olmuşluğun doruk noktası, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında İzmir’de yıkılan binalara imar mevzuatı ve planına aykırı olarak verilmek istenen ayrıcalıklar konusunda yaşandı. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu’nun marifetiyle, hem merkezi hem de yerel yönetimlerin yıkılan binalarla ilgili sorumluluğunu unutturup gündeme getirmemek amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasında kurulan “Kutsal İttifak” sayesinde tüm ilçelerin belirli alanlarında oluşturulan (K) bölgelerinde yıkılan bina sahiplerine mevzuata ve imar planına aykırı ayrıcalıklar tanındı.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grubu, bu harika formülün kendileri tarafından önerilip tüm taraflar arasında uzlaşma sağladıklarını belirterek belediye meclisi salonundaki CHP‘li üyelere dönüp “Söyleyin odalarınıza, bu anlaşmayı mahkemeye giderek bozmasınlar” ya da “gelin bu mecliste odalara karşı bir duruş sergileyelim” diye bağırarak tüm üyelerin bu “kutsal ittifak“a bağlı kalmasını istediler. Böylelikle TMMOB‘ne bağlı Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası İzmir şubelerini, CHP‘li meclis üyeleri üzerinden teslim almaya çalıştılar. Çünkü İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı‘na dahil siyasi partiler arasında kurulmuş bu sahte uzlaşma, artık bundan böyle ellerindeki en büyük güç, en büyük kozdu… Artık bundan böyle yereldeki iktidarın sahibi CHP‘yi zor duruma düştüğünde destekleyip esir alma ve yönetmenin zevkini yaşıyorlardı…

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki CHP‘li, AKP‘li, MHP‘li ve İyi Partili meclis üyeleri arasındaki bu “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, en çarpıcı şekilde İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener‘in ortak olduğu bir arsada tüm meclis üyelerinin oybirliği ile yapılan plan değişikliği ile ortaya çıkan “kent suçu” nedeniyle o oylamaya katılmayan CHP‘li meclis üyesi Taner Kazanoğlu‘nun önce o karara itiraz etmesi, ardından da itirazının kabul edilmemesi üzerine mahkemeye gitmesi üzerine yaşanmış, AKP‘li meclis üyeleri Taner Kazanoğlu‘nu adeta CHP‘li üyelere şikayet ederek onun da “oybirliği“ne bağlı kalmasını talep etmiştir. CHP Grubu ilk başta Taner Kazanoğlu‘nu meclis üyesinin özgür ve bağımsız iradesine saygı duyma gerekçesiyle savunmakla birlikte; itirazının reddedildiği daha sonraki toplantıya katılmayışı nedeniyle Grup Sözcüsü Nilay Kökkılınç tarafından kararın itirazı yapan Taner Kazanoğlu‘nun yokluğunda alındığı belirterek bir anlamda eleştirilmiştir. Böylelikle, CHP’yi teslim almakta kullanılan “oybirliğine bağlı kalma” taktiği, onun yokluğunda oybirliği ile alınmış kararla kendini bağlı hissetmeyip özgür iradesi ile hareket eden CHP‘li meclis üyesinin uyarılmasını talep etme noktasına kadar getirilmiştir.

Bu arada, uyum içinde çalışıp “oybirliği” ile karar alma taktiğinin etkili olup sonuç aldığı iki güzel örneği de geçtiğimiz günlerde yaşadık:

Bunlardan ilki, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 12 Temmuz 2021 tarihli olağan Temmuz ayı toplantısı birinci birleşiminde konuşan CHP üyesi Şerif Sürücü‘nün;

Arkadaşlar, İzmir’de çıkarsınız, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kazanırsınız. Nasıl yöneteceğinizi siz belirlersiniz. Şu an Sayın Tunç Bey, Büyükşehir Belediye Başkanı. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır arkadaşlar. Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır. O açıdan Sayın Başkan’ın yoğurt yiyişi böyle. Yaptığı çok demokratik. Yani siz “oybirliği” ile geçiriyoruz diyorsunuz. Benim açımdan sizin oybirliği çok önemli değil ki. Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz Millet İttifakı olarak, biz geçiriyoruz kardeşim, biz yapıyoruz. Ama Tunç Başkan, çok demokratik olduğu için size söz veriyor, size hak veriyor. Konuşmalarınızı öne alıyor. Ama ne olur yani biraz da siz de bunun önemini, bunun ehemmiyetini lütfen siz de anlayın…

şeklinde konuşup; belediye meclisinde her ne yapılıyorsa bunun iyilik ve güzelliğini Tunç Soyer‘e bağlayan, bu nedenle belediye meclisinde oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden, belediye meclisinin kurumsal kimliği ile muhalefetin gerekliliğini pek de dikkate almayan konuşmasıydı.

CHP’li meclis üyesi Şerif Sürücü‘nün bu konuşmasının, toplantıya başkanlık yapan Tunç Soyer tarafından dikkate alınıp uyarılmaması üzerine aynı meclisin 14 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleşen ikinci birleşiminde söz alan AKP Grup Sözcüsü Hakan Yıldız‘ın, Şerif Sürücü‘nün konuşmasında yaptığı saygısızlığı, özellikle de oybirliği yapmanın gereksiz olduğunu ifade eden söylemi nedeniyle kendisini uyarmayan Tunç Soyer‘in bu tutumu nedeniyle, daha önce gündemin okunması yerine gündem madde başlıkları üzerinden görüşme yapılması ile ilgili uzlaşmadan vazgeçtiklerini belirtmesi üzerine, görüşmelere 15 dakika ara verilmiş ve bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması üzerine, verilen ara sonrasında hem Meclis Başkan Vekili Mustafa Özuslu, hem de İyi Parti Grup Başkan Vekili Kemal Sevinç‘in konuşmaları ile adeta Şerif Sürücü adına özür dilenmesi suretiyle gündemin madde başlıkları üzerinden görüşülmesi ile ilgili uzlaşmanın devamı sağlanmıştır.

Hakan Yıldız (AKP Grup Sözcüsü): Bu konuyu, usul noktasında geçtiğimiz aylarda tartışmıştık ve ilkesel olarak madde başlıkları noktasında bir anlaşmamız vardı; ancak geçtiğimiz mecliste yaşanan bir ifadeden dolayı Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, biz, madde başlıkları halinde değil, gündemin okunarak oylanması noktasında, gündeme geldiği şekliyle okunarak oylanması ve meclisin devam etmesi noktasındaki irademize geri dönüyoruz. Çünkü sayın başkan, geçtiğimiz mecliste, grubumuzu ve ittifak ortağımızı, Milliyetçi Hareket Partisi’ni de katarak bir ifade kullanıldı. Bir meclis üyemiz, aynen şu ifadeyi kullandı, dedi ki; “Sayın Tunç Soyer, size söz vererek, demokratik olarak bir tavır ortaya koyuyor ve bizim açımızdan oybirliği yapmanızın hiçbir değeri yok, önemi yok. Biz, bütün bu kararları Millet İttifakı olarak zaten oyçokluğuyla alıyoruz ve alırız.” Doğal olarak bugün, bizim oyumuza ihtiyaç yoksa bu noktada da biz, bu konuya oybirliği yapmıyoruz. Bu şekilde ilkesel kararımızı geri çekiyoruz. Biz, o gün şunu beklerdik; sayın Şerif Bey’in bu ifadesini kullandığında, belki konuşmasının etkisiyle, hitabetin etkisiyle yapmış olabilirdi; ama sayın Tunç Soyer, meclisi yönetiyordu ve düzeltme yapabilirdi. Bu meclisin iradesini, hakkını teslim edebilirdi. Şimdi, genelge çok açık. Zaten söz hakkını da Tunç Soyer bize vermiyor. Tunç Soyer’in bize verdiği bütün söz hakkı yok. Meclisin 11. maddesi diyor ki; “Gündemle ilgili noktalarda, gruplar adına 10’ar dakika konuşulur. Gündeme esas döndüğünüzde, ihtisas komisyonu kararları ile ilgili de 20’şer dakika konuşma yapılır. Diğer üyeler de 10’ar dakikayı geçmemek kaydıyla konuşma yapar.” Yani iktidara ve muhalefete kaçar dakika bu anlamda konuşma hakkının verildiği, ilgili önergenin 11. maddesinde açık şekilde yazıyor. Biz, Ak Parti Grubu ve Cumhur İttifakı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi’yle beraber kararların % 98’ini oybirliği yaptık, yapmaya devam etme irademizi bu güne kadar da sürdürdük. Bugün de esasında gündeme gelen maddenin büyük bir bölümünde oybirliği ile geliyoruz; ama madem bizim oyumuz kıymetsiz ve değersiz, madem demokratik olarak Tunç Soyer Bey, bize lütufta bulunup söz hakkı veriyor, bunu kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden Sayın Cumhuriyet Halk Partisi grup sözcüsünün ortaya koyduğu önergeyi kabul etmiyoruz. Yasanın açık olan hükmü diyor ki… “Daha sonra gündem maddeleri sırasıyla okunur.” Biz, bu noktadaki tek tek okunarak oylanması noktasında irademize geri dönüyoruz. Teşekkür ederim.

Çarpıcı olayların ikincisi ise, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin olağan Ağustos ayı 3. toplantısında yaşanmış, AKP Grubu’nun ısrarla takip ettiği Bornova ve Urla‘daki iki ayrı imar değişikliği, ısrarın devam etmesi üzerine görüşmelere 15 dakika ara verilmesi ve yine bu ara sırasında CHP grubunun geri adım atması suretiyle AKP Grubu‘nun istediği şekilde oylanıp kabul edilmiştir.

Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 25 Haziran 2021 tarihli “Depremzedeler kredi sözleşmesinin onayını bekliyor” (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/depremzedeler-kredi-sozlesmesinin-onayini-bekliyor/45186/156) başlıklı haberinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in ifadeleri olarak yer verilen,

Dünya Bankası’yla 250 milyon dolarlık bir kredi ile ilgili 30 yıl vadeli 5 yıl ödemezsiz çok önemli yol aldık. 2 yılda yapılacak kredi müzakerelerini 4,5-5 ayda tamamladık. Bu rakamı da 330 milyon dolara çıkardık. 7 bin ila 10 bin konutu yapabilecek bir mali kaynağı yarattık. İki aydır Sayın Cumhurbaşkanımızın onayında bekliyor. Bir an önce bu kaynağın aktarılması lazım ki çalışmaya başlayalım.

söylemi ile 17 Ağustos 2021 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat‘ın “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin depremzedeler için yarattığı 330 milyon dolarlık krediyi Cumhurbaşkanı onaylamıyor” iddiası üzerine 19 Ağustos 2021 tarihinde AKP İzmir İl Merkezi‘ndeki makamında AKP İl Başkanı Kerem Ali Sürekli, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Özuslu, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Özgür Hızal, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKP Meclis Üyesi Hakan Yıldız, AKP İzmir İl Başkan Yardımcısı İsmail Çiftçioğlu ile bir araya gelip ortak bir görüşme yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in toplantı sonrasında

Gündemimizde Dünya Bankası’ndan gelmesi beklenilen 340 milyon dolarlık kentsel dönüşüm kredisiyle ilgili çalışma vardı. Bunu tekrar gözden geçirdik. Bununla ilgili Dünya Bankası ile üç-dört aydır süren bir müzakere süreci vardı. Hazine Bakanlığı ve İller Bankası ile görüşmelerimiz de devam etti. Bir mutabakat söz konusu oldu ama henüz imzalanmış bir sözleşme yok. Dünya Bankası Türkiye temsilcisiyle mutabakata vardık ama Hazine Bakanlığı’nın onayı ve garantisi olması gerekiyor. Bu süreç devam ediyor… Bu süreci hızlandıracak adımları beraber atacağız. Hem İller Bankası hem Hazine Bakanlığı bürokratlarının Büyükşehir bürokratlarıyla birlikte çalışmasını ve bu süreci sonlandırmasını canı gönülden arzu ediyoruz. Vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri gidermek için el birliğiyle çalışacağız ve bunu Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz edeceğiz. Olumlu bir sonuç da alacağımızı düşünüyorum.” diyerek (https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/dunya-bankasi-ndan-alinacak-kentsel-donusum-kredisi-icin-isbirligi-karari/45417/156)

geri adım attığı ve kredi onayının henüz Cumhurbaşkanlık makamına sunulmadığını itiraf ettiği görülmektedir.

Verdiğimiz bütün bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in merkezi yönetimle; daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar; daha doğrusu iktidar cephesindeki işler konusunda etkin, net, tutarlı, ön alan, atak, kararlı ve azimli bir tavrı, yaklaşımı bulunmamaktadır.

Çünkü siyasi anlamda zengin bir birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi İzmir‘in sorunlarını etkin siyasi bir liderlik boyutunda takip edememekte, “İzmir Vizyon Ortaklığı” diyerek yola çıktığı merkezi yönetimle ilişkilerinde korkak, sinik ve her an geri çekilebilecek ya da suçu bir başkasının sırtına yükleyebilecek bir tutum sergilemektedir. Onun bu tavrı ise, işte tam da bu noktada CHP‘nin ya da Tunç Soyer‘in Aşil topuğu olarak algılanıp tüm ciddi sorunlarda belediye başkanını köşeye sıkıştırma, ezme, sindirme ve böylelikle dediğini yaptırma taktiği olarak kullanılmaktadır.

Oysa İzmirli, kentin çıkarları ve demokrasinin gerekleri doğrultusunda doğruları söyleyip savunan, tutarlı davranıp azimle mücadele eden bir belediye başkanı, aynen Ekrem İmamoğlu‘nun halkı örgütleyip arkasına alarak büyük bir cesaretle haykırdığı “Kanal İstanbul’a Hayır!” itirazında olduğu gibi, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır” ya da “İzmir İstanbul Olmasın!” diyebilen cesaretli ve mücadeleci bir belediye başkanı istiyor….

Fare doğuran dağ olmak…

Ali Rıza Avcan

Halk arasında sıkça kullanılan “dağ fare doğurdu” deyimi, İnternet’in önemli bilgi kaynağı Vikisözlük‘e göre, “Kendisinden büyük şeyler beklenen bir kişinin küçük bir ürünle ortaya çıkması” anlamına geliyor. Ekşi Sözlük ise bu sözcüğün orijinal halinin ünlü Romalı şair Horatius‘un Ars Poetika yapıtının 139. satırında Latince deyişiyle parturient montes, nascetur ridiculus mus olarak geçtiğini söylüyor.

İnsanlarda büyük hayal kırıklıklarına neden olan bu halin siyasetteki versiyonu ise beğenip seçtiğiniz belediye başkanlarıyla milletvekillerinin ve meclis üyelerinin sizin onlardan beklediğiniz şeyleri yapmaması ya da yapamaması veya tam tersine yapması anlamına geliyor.

Bu içler acısı halin yaşadığımız kentteki en son örneği ise yazdığı özgeçmişlerde ve katıldığı söyleşilerde, lise öğrencisi iken Devrimci Liseliler Birliği‘nin kurucu üyeleri arasında yer aldığını söyleyerek kendisine devrimci bir profil çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Çeşme Yarımadası’nda yapılacak olan Çeşme Turizm Projesi‘ndeki ikircikli tutumu ve bu proje konusunda, sağ cenahtan gelmesi nedeniyle pek de umutlu olmadığımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul Projesi‘ne net bir şekilde karşı çıkıp halkı örgütleyen tutum ve cesaretinden yoksun oluşudur.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in bu konuda İzmirlinin tercihlerinden kopuk ikircikli siyaseti, yine aynı partiden Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran‘ın, 20 Temmuz 2020 tarihinde projeye karşı çıkanları vatan hainliği ile suçlayan tutumu ve 28 Nisan 2021 tarihinde online bağlantıyla İzmir Ticaret Odası Meclis Toplantısı‘na katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Çeşme Turizm Projesi İzmir halkı tarafından benimsenir ve beğenilirse, bir beton ormanına dönüşmezse, büyük ölçekte yeşil korunursa elbette destek veririz” söylemi ile birleştirildiğinde, CHP’nin teslimiyetçi bir siyasetle adeta projeye sahip çıktığını görürüz.

Nitekim, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy‘un 15 Haziran 2020 tarihinde Tarihi İzmir Agorası’nda düzenlediği basın toplantısında;

Başta ticaret odamıza ve ilgili belediyelerimize birçok STK’mıza projeyi desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Biz çok iyi niyetli bir şekilde bu projeye başladık. Türkiye’nin en şeffaf, en çevre duyarlı, koruma kullanma dengesi yüksek proje halinde sadece Türkiye’ye değil dünyaya örnek olmasını istiyoruz. Bu bağlamda odalarla da yakın ilişki içindeyiz. Geniş katılımlı bir komisyon oluşturduk. İnşallah bundan sonra daha da hızlı ilerleyeceğiz. Çeşme Projesi’nden elde edilecek gelirin büyük bir kısmını Çeşme projesinin altyapısında sonra da Ege Bölgesi’nin altyapısında kullanacağız ki İzmir öncelikli. Bu bağlamda da Kemeraltı ve Agora’yı gözlemlemek istedik. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak ilk etapta buraya destek vereceğiz. Bu projelerde elde ettiğimiz gelirin bir kısmı buraya.” diyerek yönetim kurulu başkanlığını Tunç Soyer‘in yaptığı TARKEM‘e işaret ettiğini ve bunun üzerine TARKEM yetkililerinin büyük bir memnuniyetle ellerini ovuşturduğunu hatırladığımız bir süreçte…

Ayrıca Çeşme Turizm Projesi ile ilgili karar ve tanıtım toplantılarının İzmir Ticaret Odası salonlarında yapıldığı bir süreç içinde, İzmir Kalkınma Ajansı ile İzmir Vakfı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi adına hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 başlıklı resmi belgede Çeşme Yarımadası‘ndaki agroturizm hedeflerinin gerçekleştirilmesi konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yerine İzmir Ticaret Odası‘nın görevli kılınması da bize gidilen yol konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Gelelim 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği tarafından düzenlendiği iddia edilen, gerçekte ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” başlıklı Çalıştay ve Forum‘u değerlendirmeye.

Bildiğiniz gibi, 1 Haziran 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu Düzenliyor” başlıklı yazımla, belediye ile bağlantısı ortaya çıkmasın kaygısıyla İzmir Düşünce Topluluğu ve İzmir Kent Konseyi seçeneklerini bir yana koyup çoğu İzmirlinin tanıyıp bilmediği ve tüzel kişiliği olmadığı için bu konuda dava açma yetkisi bile olmayan İzmir Kent Konseyleri Birliği isimli sivil bir oluşum tarafından düzenlendiği söylenen organizasyonu, bu tür toplumsal mücadelelerin dürüstlük ve samimiyet ilkesi çerçevesinde yürütülmesi gereğini hatırlatarak eleştirmiş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından görevlendirildiği anlaşılan bir eski İzmir milletvekili ve onun danışmanı ile TMMOB İKK tarafından danışıklı dövüş şeklinde İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne ısmarlanan çalışmanın aslında çalıştay formatına uygun olmayan kurgusu, konuyu bilimsel bir şekilde ele alıp tartışmaktan uzak vitrin süsü niteliğindeki medyatik konuşmacıları, belediyede üst düzey görevlerde çalışan bazı konuşmacıların gerçek görev unvanlarını gizlemeleri, TMMOB İKK kapsamındaki bazı meslek odalarının bu organizasyon içinde yer almayı doğru bulmamaları nedeniyle söz konusu organizasyonu sorgulayan değişik sorular sormuştum. Ardından da 2020 yılında 70 sayfalık Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nu düzenleyerek kamuoyunu bilgilendiren TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun bundan sonra yapması gereken işin, konuyu kendi kurumsal kimliğini arka plana alarak yeniden masaya yatırmak değil; halen İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanlığı görevinde bulunan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun sorumluluğunda hazırlanan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesi ile TMMOB İKK tarafından 2020 yılında hazırlanan Çeşme Turizm Projesi Ön Değerlendirme Raporu‘nda ortaya konulan ayrıntılı bilgileri kullanması gereken Millet İttifakı’na dahil tüm belediye başkanlarıyla siyasi partilerin il ve ilçe yöneticisi, milletvekili ve genel başkanlarının AKP’li Külltür ve Turizm Bakanı ile AKP’nin bu kentteki temsilciliğine soyunan İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi kurumların dümen suyunda dolaşan tavır ve tutumlarından vazgeçerek, aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Kanal İstanbul konusunda ortaya koyduğuna benzer bir tavırla konuyu siyasileştirmeleri gerektiğini ifade etmiş, bu öneriyi TMMOB İKK Dönem Sözcüsü ile bazı meslek odalarının başkanlarına iletmiştim.

Söz konusu çalıştay ve forum, duyurulduğu gibi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Havagazı Kültür Merkezi‘nde yapıldı. Çalıştay öncesinde oturumların İzmirtube tarafından canlı olarak yayınlanacağı duyurulduğu halde bu yayın yapılmadı ve biz de ancak çalıştay ve foruma katılan arkadaşlarımızın bizlere anlattıklarıyla yetindik.

Buna ek olarak aynı gün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “Bir belediye başkanının önce o şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek” başlıklı haberle bilgilenmeye çalıştık.

Belediye tarafından hazırlanan haber metninde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in söz konusu çalıştaya katılarak program dışı bir konuşma yaptığı belirtiliyor ve konuşmasından alıntılanan ve bizim de ayırt edilmesi niyetiyle kırmızı renkle işaretlediğimiz aşağıdaki dört ayrı paragraf aktarılıyordu. Aktarılan bu dört bölümde de Çeşme Turizm Projesi’ne net ve kesin bir şekilde karşı çıkılmıyor, “ortada fikir var proje yok” denildikten sonra projenin Yarımada’nın % 55’ini kapsadığı ve proje alanındaki arazilerin % 97’sinin kamuya ait olduğu, bu projenden elde edilecek faydanın küçük olması nedeniyle yapılmasından vazgeçilebileceği ihtimalinin olduğu belirtiliyordu.

Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

İnsanların doğanın dengesini bozup bir hayat kurmaya başlaması 12-13 bin yıl öncesine gidiyor. Tarımın keşfiyle doğanın ritmi dışında bir hayat arayışı başlıyor. İkinci kırılma Sanayi Devrimi ile başlıyor, doğa artık bir meta olarak görülmeye başlanıyor. Giderek doğanın daha çok talan edildiği bir 200 yıl yaşıyoruz. Rönesansı yaşamamış ülkelerde bu talan çok daha vahşi olabiliyor.” 

Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik. Bu fikrin istihdam gibi ışıltıları var ama proje yarımadanın yüzde 55’ini kapsıyor. Projedeki alanın yüzde 97’si kamu mülkü. Yüzde 97’si kamu arazisi olan bir yerde şöyle bir sonuç ortaya çıkabilir: Oraya sadece parası olan girer. Kapitalist üretim ilişkilerinin dayattığı hız ve büyüklük telaşı geçmişle bağımızı da kopartıyor. Kanal İstanbul yapılamayacak kadar mega bir proje. Çıkacak fayda ise yapılmamasına göre çok daha düşük. Bu projenin de böyle olma ihtimali var.

Gerçekten çok insan emek vermiş, ciddi bir çalışma yapılmış. Bu emek Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları veriyor. Bunu Kültür ve Turizm Bakanı ve bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğim. Bir belediye başkanının asli sorumluluğunun görev yaptığı kenti korumak olduğunu düşünüyorum. Altyapı, su, ulaşım hepsi arkasından geliyor. Önce yaşadığı şehrin doğasını, iklimini, ağacını koruması gerek. Hiçbir belediye başkanının görev yaptığı yer babasının mülkü değildir. Biz nöbetçiyiz, görevimiz bize bırakılan mirası korumaktır. Ben de bunun için çalışacağım.

Bence İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmadan seçilip haber olarak yayınlanan dördüncü paragrafın, 2015 yılında kendisiyle yaptığım görüşme ve katıldığım bir arama konferansı nedeniyle özel bir önemi var. Çünkü dördüncü paragrafta, halen kendisinin danışmanlığını yaptığı halde çalıştay programında “akademisyen” sıfatıyla katılan Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun 2014 yılında yayınlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgisi var. Tunç Soyer bu paragrafta bu çalışmayı ciddi bir çalışma olarak niteleyip Yarımada’nın geleceğinin tasarlanması ve korunmasında önemli ipuçları içerdiğini, bu hususu Kültür ve Turizm Bakanı ile bakanlığın ilgili kişilerine ileteceğini belirtiyor.

Oysa geçmişte yaşanan şeyler hiç de kendisinin söylediği gibi değildir…

Her şeyden önce “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” isimli belge 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında, İzmir Kalkınma Ajansı tarafından İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi‘ne hazırlatılmıştır. Bu husus, söz konusu belgenin 2. sayfasında yazılıdır.

Bu çalışmaya İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Proje Yürütücüsü Olarak Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu, Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Araştırma Görevlisi Hamidreza Yazdani, Araştırma Görevlisi Dalya Hazar, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Öğretim Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Araştırma Görevlisi Eser Afşar, İzmir Kalkınma Ajansı’ndan Sibel Ersin, Saygın Can Oğuz, Filiz Morova İneler ve Hülya Ulusoy katılmıştır.

Geniş bir ekip tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde hazırlandığı ve bu dönem içinde Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ilk mahalli seçimde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilindiği için adeta Çeşme Yarımadası bütününde Seferihisar‘da yapılanları görmeme ya da önemsememe çabasındadır. Bu tespitin en önemli kanıtı 316 sayfadan oluşan belgede “Yavaş Şehir” sözcüğünün 5, “Citta Slow” sözcüğünün ise 3 kez geçmiş olması, bu sözcüklerle ifade edilen stratejinin bir hedef olarak gösterilmemesidir. Oysa o tarihlerde kamuoyunda yaygın olan görüşlere göre “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” projesinin Yarımada’nın Karaburun ve Urla gibi merkezlerinde de uygulanma şansı bulunmakta, bu nedenle bu projenin Yarımada geneline yaygınlaştırılması mümkün görülmektedir.

Tüm bir Yarımada’daki sürdürülebilir kalkınmanın stratejisini belirleme iddiasıyla yapılan bu çalışmada Seferihisar‘daki “Yavaş Şehir” ya da “Citta Slow” hareketinin dikkate alınmaması, önemsenip önerilmemesi durumu haliyle Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de dikkatini çekmiş ve bundan rahatsız olmuştur.

Tunç Soyer bunun üzerine bir dönem birlikte çalıştığım yönetim danışmanı Nihat Demirkol‘dan düzenleyeceği Yarımada Arama Konferansı’nda moderatörlük yapması konusunda yardım ister. Bu talep üzerinde Nihat Demirkol da, “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesi ile ilgili olarak benim görüşlerimi sorar. Ben söz konusu strateji belgesi için hazırladığım değerlendirme raporunu Nihat Demirkol‘un isteği üzerine arama konferansı öncesinde Tunç Soyer‘e göndererek kendisinden övgüler alırım.

4 Nisan 2015 tarihinde Çeşme’den, Urla’dan, Karaburun’dan gelen geniş bir katılımcı kitlesi ile yapılan arama konferansı sırasında konferansın moderatörlüğünü yapan Nihat Demirkol‘a yardım ederim.

Ama yapılan bu arama konferansı sonrasında Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘den Yarımada ölçeğinde inisiyatif alma konusunda beklediğimiz ikinci, üçüncü hamleleri göremeyiz ve mevcut durumu kabullendiği yorumlarını yaparız.

BU durum bize, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2014 yılında hazırlanan “Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023” belgesinden haberdar olduğunu ve şimdiye kadar istediği takdirde bu belgeyi ve bu belgedeki bilgileri kullanabileceği noktasına getirir ki, bu belgede yazılı olan hedeflerin 2014 yılından bu yana uygulanıp uygulanmadığı ya da uygulansa bile hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı ne yazık ki belli değildir… Hazırlanan belgeye dair bir eylem planı bulunmadığı; ayrıca, bu belgenin ilişkili olduğu 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı‘nın da gerçeklerden uzak bir temenniler demeti olduğu bilindiği için her karşılaşmamızda, kendisinden net bir cevap alamayacağımı bile bile sayın Koray Velibeyoğlu‘na bu konuyu hatırlatırım.

4 Haziran 2021 tarihinde yapılan çalıştay ve forum ile ilgili en ayrıntılı haberi veren Yeni Haber İnternet Gazetesi’nin “Yarımada Projesi İzmir’in Kanal İstanbulu’dur” başlıklı yazısında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı İlker Kahraman‘ın söyledikleri ise bizlere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun bu proje için açık kapı bırakan siyasetini hatırlatmaktadır:

Üst ölçekli stratejilerle uyum yakalansaydı, mekânsal değişim kıyı art alan ilişkileri gözeten bir çerçeve oluşturulsaydı, doğal ekosistem önemsenseydi, bölgesel miras korunsaydı, sosyal entelektüel sermaye fırsat sunulsaydı, her kesimin karar verme süreçlerine dahil edilseydi bu projeye evet derdik.”

Oysa, karşımızda bütün bu koşullar sağlansa bile tüm Yarımada’nın % 55’ini kapsayan bir proje durmaktadır. Genel bir kabulün koşulu olarak öne sürülen bu hususlara başka projelerde AKP iktidarı tarafından ne ölçüde uyulduğu ortada iken bu projede iyimser bir yaklaşımla şu, şu olsaydı biz kabul ederdik demenin ne ölçüde anlamlı, etkili ve sonuç alıcı olduğu da dikkate alınmalı; hatta sorgulanmalıdır.

Evet, söyleyeceğimi söyleyip yazacağımı yazdıktan sonra gelelim son söz’e…

Ne demiştik yazının başında? Fare doğuran dağ ya da dağ fare doğurdu demiş ve karşımızdaki manzarayı doğru bir şekilde tarif etmeye çalışmıştık…

Adı sanı bilinmeyen ve tüzel kişiliği olmadığı için böylesi bir toplantıyı düzenleme ya da Çeşme Turizm Projesi‘ni dava etme hakkına bile sahip olmayan bir oluşum adına yaptırılan bu “utangaç” çalıştay ve forumun, projenin asıl sahibi AKP iktidarı nezdindeki vurucu etkisi, sonuç alıcı yankısı, şimdiye kadar ortaya konulandan farklı bir yanı ne olmuştur acaba?

Bir bilen varsa, lütfen bir adım ileri çıksın….

“Projesi daha ortada yok, fikir var. Biz hala projeyi görmedik”….

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Yarımada Çalıştay ve Forumu’nu düzenliyor…

Ali Rıza Avcan

Evet, işin doğrusunu söylemek gerekirse; İzmir Büyükşehir Belediyesi 4 Haziran 2021 tarihinde İzmir Kent Konseyleri Birliği ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ile birlikte “Yarımada’nın Sorunlarını Ortak Akılla Çözüyoruz” iddiasıyla Yarımada Çalıştay ve Forumu‘nu düzenliyor.

Hem de kendisine ait Tarihi Havagazı Fabrikası’nda…

Düzenlenen davet yazısı ile afişlerde bu organizasyonu İzmir Kent Konseyleri Birliği düzenlediği belirtilmiş olsa da; işin aslı, bu organizasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi düzenliyor. Hem de İzmir eski milletvekili Zeynep Altıok ve danışmanı Taylan Üstün Özgür‘ün sorumluluğunda… TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve bazı meslek odalarıyla işbirliği içinde…

Evet, son 15-20 gündür bu organizasyonun yapılacağını biliyorduk ve bu bilgi çerçevesinde düzenleyici kuruluş olarak ilk önce Tunç Soyer yandaşlarının bir araya getirildiği İzmir Düşünce Topluluğu‘nun düşünüldüğünü; ancak hem bu grup içindeki huzursuzluklar hem de organizasyonun İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bağlantısı ortaya çıkar kaygısıyla bu topluluktan vazgeçildiğini öğrenmiştik.

Ardından düzenleyici kuruluş olarak İzmir Kent Konseyi‘ne gidildiğini; ancak, yine şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kent Konseyi arasındaki vesayet ilişkisi ve İzmir Kent Konseyi Başkanı Seniye Nazik Işık‘ın bu göreve Tunç Soyer‘in desteği ile gelmiş olması nedeniyle bu niyetten de vazgeçildiğini biliyoruz.

Sonunda anlaşılıyor ki, çalıştay ve forum düzenleme ihalesi tüzel kişiliği bile olmayan ve çoğu İzmirlinin bilgi sahibi olmadığı İzmir Kent Konseyleri Birliği‘ne kalmış gibi gözüküyor. Açıkçası hangi ilçe kent konseyinin üye olduğunu kesin olarak bilmediğimiz, üstüne üstlük üye olduğunu tahmin ettiğimiz Buca ve Seferihisar kent konseylerine ait genel kurulların mahkeme kararları ile iptal edildiği bir süreçte, bu organizasyonla ilgili kararın tüm kent konseylerine ve o konseylerin başkanlarına sorulup danışılmadan verildiğini, bu nedenle bazı kent konseylerinin kurumsal özgürlüğü ortadan kaldıran bu durumdan hoşnut olmadığını biliyoruz.

Şimdiye kadar Çeşme Projesi boyutunda bir sorunla ilgilenmemiş, bu konuda çalışmalar yapmamış bir oluşumun çıkıp ben bu konuda çalıştay düzenleyip forum yapacağım demesi İzmir kamuoyu ve toplumsal mücadeleler tarihi açısından hem görülmüş bir şey değil, hem de bu mücadeleyi başlatmış olan kurum ve şahıslar açısından akılcı, etik ve sonuç alıcı değil…

Ortada bu sorunla bugüne kadar ilgilenip koskocaman 70 küsur sayfalık rapor yazmış bir TMMOB İKK ve bu sorunu hukuki yoldan çözmek için avukat Şehrazat Mercan ve Senihi Özay gibi değerli hukukçuların liderliğinde dava açmış kurum ve kişiler varken çıkıp onlara bilgi dahi vermeden ya da danışmadan, alakasız bir oluşumu öne sürerek ve onun ismi altında TMMOB‘ye bağlı bazı odalarla eski bir milletvekilinin kendince düzenlemeler yapması İzmir’deki demokratik yaşamın geleceği açısından sorunlu gözüküyor.

Çünkü bir toplumsal hareket ya da mücadelenin nasıl başlarsa öyle devam edip sonuçlanacağına inanıyoruz. Başlangıçta yapılacak yanlışlık ya da eksikliklerin o mücadeleye ve bu kentteki demokratik yaşama zarar vereceğini, mücadele süreci içinde yolların ayrılmasına neden olacağını biliyoruz. Aynen Kültürpark mücadelesinde yaşadıklarımız gibi…

4 Haziran tarihli Yarımada Çalıştay ve Forumu ile ilgili olarak ayrıca 31 Mayıs 2021 tarihinde gönderilen davet mektubu ile 1 Haziran 2021 tarihinde dağıtılan afişlere baktığımızda Çeşme Yarımadası‘nın geçmişi, bugünü ve geleceğine dair araştırmalar İYTE öğretim üyesi Koray Velibeyoğlu‘nun başkanlığında İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) tarafından hiç incelenmemiş ve Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi Raporu gibi koskocaman bir araştırma hiç yapılmamış gibi ifadelerin kullanıldığı, Çeşme Yarımadası sanki ilk kez keşfedilip araştırılıyormuş gibi cümlelerle bugüne kadar yapılanlara; özellikle de bu çalışmayı geçmişte yıllarca yapmış Koray Velibeyoğlu‘na haksızlık edildiğini görüyoruz.

Ardından da organizasyonu yapan perde önündeki ve arkasındaki kurum ve şahıslara şu soruları sormak istiyoruz:

📌 Niye bu konu ile şimdiye kadar hiç bir ilgisi olmayan bir oluşum, düzenleyici kurum olarak seçilmiştir?

📌 Niye böylesi bir organizasyonun içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri yoktur?

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, TMMOB İKK‘da ya da İzmir Kent Konseyleri Birliği‘nde herhangi bir görevi olmayan eski bir İzmir milletvekili ile danışmanının organizasyon içindeki varlığı ne anlama gelmektedir?

📌 Konuşmacılar arasında bir adet CHP Bursa milletvekili varken niye bir İzmir milletvekili yoktur?

📌 Ülkemizin Akdeniz ve Ege sahillerinin yağmalandığı dönemlerde önce TÜRSAB başkanlığı ardından Refah Yol Hükümeti‘nin Turizm Bakanı ve ANAP milletvekilli olan eski bir siyasetçi, akil insan olarak programa nasıl dahil edilmiştir?

📌 Niye böylesi önemli bir organizasyonun içinde Millet İttifakı‘nı oluşturan CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe başkanları ve örgütleri yoktur?

📌 AKP İktidarının dayattığı Çeşme Turizm Projesi‘nin tartışması niye bu belediye başkanları, İzmir milletvekilleri, CHP ve İyi Parti‘nin il ve ilçe örgütleriyle siyasi bir platforma taşınmamaktadır?

📌 Niye bu organizasyon için İzmir’de faaliyet gösteren EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları (İYA) gibi örgütlerle Çeşme’de faaliyet gösterdiğini bildiğimiz Ekinoks Çevre ve Kültür Derneği‘nden destek alınmamış, organizasyon komitesine bu örgütler niye dahil edilmemiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi için dava açan gruplar organizasyon komitesine dahil edilmemiştir?

📌 Niye, iki adet belediye başkan danışmanı hazırlanan programda bu görev unvanlarıyla değil de, “Doğa Derneği Eski Başkanı” ve “Akademisyen” gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilişkileri gizlenerek takdim edilmiştir?

📌 Niye Çeşme Turizm Projesi‘nin değerlendirilmesi, konuşmacılar arasında sadece 15 dakika süre ile konuşacak Prof. Dr. Erdoğan Atmış‘a verilerek diğer konuşmacıların bu konudan uzak tutulması sağlanmıştır?

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu soruları doğru, inandırıcı ve samimi bir şekilde yanıtlamasını beklerken; böylesi büyük ve önemli bir mücadelenin davaya inanmış ilgili ve doğru seçilmiş kurum ve kişilerin yapacağı doğru ittifaklarla ve doğru yöntemlerle yönetilmesi gerektiğini, hiç bir kurum ya da şahsın perde arkasında kalma hakkı olmadığını ve hiçbir kurum ya da şahsa böyle bir pozisyonu kullanma hakkının verilmemesi, tüm kurum ve kişilerin cesaretle sorununun üstüne giderek korkak, sinik ve teslimiyetçi tutumlardan uzak durmasını gerektiğini söylemek istiyoruz.

Ama her şeyden önce;

Bu kentte yaşayan ya da bu kenti temsil eden tüm siyasetçilerin ve belediye başkanlarının Çeşme Turizm Projesi’ne karşı politik bir tavır alarak; aynen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul” projesine yaptığı gibi tüm varlığıyla karşı çıkmasını, korkusuzca ortaya atılarak bu çalıştay ve formu ben düzenledim, “Çeşme Turizm Projesi’ne Hayır!” diyorum demesini,

“Betonlaşma çok olmazsa, yeşil büyük ölçüde korunursa ülkeye döviz getirecek bir projeye negatif bakmayı asla düşünmüyoruz” şeklinde ifade edilen teslimiyetçi CHP politikalarına izin verilmemesini talep ediyoruz.

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (6)

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 döneminde uygulayacağı tarım politika ve uygulamalarını açıklamak için 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı uzun konuşmanın son kısmındaki ifadeleri ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

O halde incelemeye ve yazmaya devam…

Kooperatifler, Köyler ve de Kırsal Mahalleler

Konuşmanın bu bölümünde küçük üreticiyi bir araya getiren kooperatifleşmenin önemi ile 2012 yılında köyden mahalleye, 2021 yılında da mahalleden “kırsal mahalle“ye dönüştürülen kırsal yerleşimler üzerinde durulmaktadır:

Tüm bu çalışmalarımızda kooperatifleşmeyi, örgütlülüğü çok önemsiyor ve teşvik ediyoruz. Çünkü küçük üreticinin hayatta kalabilmesi için bir araya gelerek güçlenmesi ve haklarını birlikte savunması şart. Küçük üreticinin örgütlenmesi ve bu örgütlülük içinde üretimin gerçekleşmesi, İzmir Tarımı’nın temel özelliklerinden biri.” 

Türkiye’de tarımın içine düştüğü sıkıntıların en temel sebeplerinden biri; 8 yıl önce, 2012 yılında Büyükşehir Yasası ile toplamda 16 bin 220 köyün kapatılması oldu. 

Buna karşı Seferihisar’da “Geleceğin Köyleri” adıyla bir hareket başlatmıştık ve kısa sürede 1000’e yakın köyün katıldığı bu oluşum tüm Türkiye’ye yayılmıştı. 2013 yılında Teos Antik Kenti Tarihi Parlamentosu’nda, yüzlerce köy muhtarıyla bir araya gelerek Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylere karşı tepkimizi haykırdık ve mücadelemizi başlattık.

Çünkü köylerin mahalleye dönüştürülmesinin, bir isim değişikliğinden ziyade Türkiye tarımının çökmesine neden olacak sonuçlar doğuracağını biliyorduk. Ne yazık ki dediğimiz gerçek oldu ve bu yasa değişikliği sonrası aradan geçen 8 yılda Türkiye tarımı, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük yara aldı.

Yakın zamanda bir torba yasa ile köylerin “kırsal mahalle” olarak belirlenebilmesinin önü açıldı. Bu yasa bir kez daha, bizim köy kapatmalara karşı mücadelemizin haklılığını ortaya koydu. Kırsal mahalle olarak belirlenecek köylerde; vergi, harç ve su gibi çeşitli muafiyet ve indirimler getirilmesi, elbette olumlu bir gelişme ama yeterli değil.

Köyler kapatılınca ortak mülkiyet alanları, ortak meralar ve araziler elden çıkmıştı. Yapılan düzenlemeler bu malları, köylere geri vermiyor. 

“Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek hayata geçirdiğimiz İzmir Tarımı’nın, şehrimizden başlayarak tüm ülkemizde, köylerimizin ve çiftçimizin dertlerine derman olacağına inanıyoruz. Buradan, adı mahalle olarak değiştirilen tüm köylerimize sesleniyorum. Kırsal mahalle statüsü için başvurunuzu bir an önce ilçe belediyelerine gerçekleştirin. Büyükşehir Belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da köylerimizin yanında olacak, üreticimizin refahını büyütmek için sizlerle birlikte canla başla çalışacak.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘nden aldığımız verilere göre, 2020 yılı verilerine göre İzmir’de 158’i tarımsal kalkınma, 85’i sulama ve 45 su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 288 adet kooperatif faaliyet göstermektedir. Son iki yıl içinde Covit19 salgını nedeniyle bu kooperatiflerin genel kurulları yapılamadığı için eldeki son verilere göre bu kooperatiflere ortak olanların sayısını yaklaşık 32.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda kooperatif başına düşen ortalama üye sayısının 112,84 kişi ve 32.500 kişinin de Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı verilerine göre, İzmir’de tarım sektöründe istihdam edilen 110.000 kişi içindeki oranının % 29,54 olduğu görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği‘ne de 74’ü (% 74) tarımsal kalkınma, 25’i (% 25) sulama ve 1’i (% 1) su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 100 kooperatifin üye olduğu belirlenmiş; ancak kendilerine aylar önce yazılı olarak sormuş olmamıza rağmen, Birliğe üye kooperatiflerin her birine ortak olanların sayıları öğrenilememiştir. (1)

Bu rakamları ülke rakamları ile mukayese etmeye kalktığımızda ise, elimizdeki 2016 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 7.201’i tarımsal kalkınma, 2.523’ü sulama ve 553’ü su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 10.277 tarım kooperatifi bulunuyor (2) ve tarımsal faaliyetler açısından oldukça gelişmiş bir il olan İzmir, 2020 verilerine göre bu sayının sadece % 2,80’ine sahip bir il olarak diğer illerin arkasından gelmektedir.

Bu anlamda tarımdaki kooperatifleşme açısından gerilerden gelen İzmir’de kooperatifleşmenin özendirilmesi, bunun için çaba gösterilmesi yerinde ve olumlu bir çaba olmakla birlikte kooperatifleşmenin o bildiğimiz kooperatifleşme olmaktan çıkıp çok ortaklı şirketleşme süreci içine girdiği; ayrıca mevcut kooperatiflerin hızla demokratik, katılımcı ve şeffaf olmaktan çıkıp yönetimlerinde kooperatif ağalarının uzun yıllar iktidarını sürdürdüğü , üstüne üstlük Avrupa Birliği ortak hukuk çalışmaları içinde karşımıza “Avrupa kooperatif şirketi” adıyla yeni bir şirket türü çıkarıldığı için (3), böylesi bir ortamda kooperatiflerin çağdaş sorunlarından söz edip bu sorunları çözümü ve toplumcu kooperatiflerin oluşumu için mücadele etmeden kooperatifleşmeyi desteklemenin ya da Tarihi Kemeraltı Ç:arşısı ya da tarım gibi sorun olan her yerde kooperatifleşmeyi bir öneri olarak ileri sürmenin doğru, geçerli ve anlamlı olmadığını düşünüyorum.

2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüştürülen köyler için Seferihisar ilçesindeki 9 köyün öncülüğünde “Geleceğin Köyleri Hareketi“ne 367 köyün katıldığı, köylerin mahalleye dönüştürülmemesi için düzenlenen imza kampanyasında 4.525 kişinin imza verdiği süreçte “bizim amacımız, bu yasayı Anayasa Mahkemesi’nden bozduracağız… Konuyu Başbakan Erdoğan’a ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyacağız… Köylerimizin kapanmaması için büyük bir mücadele başlatıyoruz” (4) şeklinde demeçler verip konuşmalar yapan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Belediye Başkan Yardımcısı avukat Nilgün Durmazer‘e 2015 yılındaki özel bir söyleşide bu mücadele kapsamında açıldığını öğrendiğim davanın sonucu hakkında sorular sormuş; ancak net bir cevap alamamıştım.

İşte o nedenle, 2012 yılında 367 köyün ve 4.525 imzacının katıldığı bir mücadelenin söylendiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürülmesi gerektiği halde verilen sözlerin yerine getirilmediği gibi, bu konuda o tarihten 2021 yılına kadar tek bir sözün söylenmediği, bunun için özel bir politika ve uygulamanın geliştirilmediği ve özet olarak bugün övünçle anlatılan o mücadelenin sürdürülüp sonucunun alınmadığı anlaşılmaktadır.

Sıra Hamasette…

Gelelim, benim ‘yerli ve milli‘m senin ‘yerli ve milli‘nden daha iyidir hamasetine… Daha doğrusu ötekinin hamasetini kendi hamaseti ile kötüleme çabasına…

Değerli katılımcılar,

Yerli ve millî olmak, sözde değil, özde olması gereken bir meseledir. Bir bayrak düşünün! Göklerde dalgalanması için göğsünüzü siper edeceksiniz. Bir memleket düşünün! Sınırlarını korumak için binlerce şehit vereceksiniz. Fakat o sınırların içindeki vatan toprağını kaderine terk edeceksiniz. Tarlaların ve köy evlerinin birer birer boşalmasına seyirci kalacaksınız. Yerli ve milli tohumlarımız hızla yok olurken, yabancı tohumlara teşvik vereceksiniz. Kültürümüzü, köklerimizi ve geçmişimize ait ne varsa her şeyi inşaat sektörüne kurban edeceksiniz. Büyük bir ustalıkla, tarımın doğduğu topraklarda tarımı yok etmeyi başaracaksınız. Buğdayın, koyunun, keçinin, sığırın, armudun, kirazın, üzümün, incirin, zeytinin ve daha nicesinin ana vatanında, tarımın binlerce yıldır yapıldığı bu topraklarda, Anadolu tarımından geriye eser bırakmayacaksınız. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğacak, yerli tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye edeceksiniz. Yabancı tohumlar ülkemizi istila ederken, topraklarımız çoraklaşacak, göllerimiz bir bir kuruyacak, yer altı sularımız yüzlerce metre derinlerde kaybolacak.

Üstelik tüm bunlar olup biterken, yerli ve milli olmak hamasetini yapmaya devam edeceksiniz. Merak ediyorum. Bizi biz yapan toprağımızdan, suyumuzdan, doğamızdan daha yerli ve milli ne olabilir? Ellerimiz ülkemize ait tüm değerleri tek tek yok ederken, sözlerimizin neresi yerli ve milli olmaktan bahsedebilir?

Kimse kusura bakmasın. Tarım tekelleri daha da büyüsün; yabancı şirketler borç batağı altında ezilen köylümüze daha da fazla ithal tohum, daha çok ithal ilaç, ithal yem ve hayvan satsın diye; topraklarımızın kuraklaşmasına ve halkımızın yoksullaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz için yoksulluğun ve topraklarımız için kuraklığın kader olmadığını çok iyi biliyoruz. Eskiden savaşlar topla tüfekle, işgaller askerlerle, postallarla olurdu. Bugünün savaşları ve işgalleri ise tohumla, ilaçla ve topraklarımızı çoraklaştıran, köylümüzü esir eden yanlış tarım politikaları ile oluyor.

Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmekte kararlıyız. Bu büyük işgale yine İzmir’den başlamak üzere başkaldırıyoruz.

Yoksulluğa ve kuraklığa karşı ilk adımımızı, “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek bugün burada Ödemiş’te atıyoruz. Üreticimizle yan yana, yerli ve milli bir tarım politikası inşa ediyoruz.

Memleketimize hayırlı olsun. Bereketi bol olsun!

Bu şekilde ucuz ‘vatan, millet, Sakarya‘ ya da ‘Kurtuluş‘ edebiyatı ile yapılan bu hamasete konu yapılan ‘yerli, ve milli olma‘ halinin her iki yan için geçerli ya da doğru olmadığını söylememiz gerekiyor.

Çünkü tarımda kullanılan tohum, gübre, ilaç, hormon, makine, mazot gibi birçok girdinin binlerce yerli ve yabancı kaynaktan karşılandığı; hatta yerli ile yabancının bu kadar fazla iç içe girip hemhal olduğu, yerli ya da milli diye bildiğimiz bir çok şeyin arkasından yerli ya da milli olmayan şeylerin çıktığı böylesi bir ortamda benim tarımım yerlidir ya da millidir demenin ne kadar aldatıcı, yanıltıcı ve kötü niyetli bir girişim olduğunu hepimiz biliyoruz.

Örneğin, Covid19 salgınını en yoğun yaşadığımız şu günlerde biri çıkıp da “bu aşılar yerli ve milli değil, yabancı aşı ve ilaçlar insanlarımızın genetik yapısını bozarken neslimiz kuruyacak, nüfus artış oranımız azalacak, ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya kalacak” dese ya da diyorsa, ne derdiniz? Ya da yerli ve milli olmayan aşı ve ilaçları kabul etmeyip yerli aşıyı beklemeye kalksa ne yapardınız? Ya da Küba hükümetinin ya da halkının yaptığı gibi, birileri çıkıp “tüm insanlığı ilgilendiren konularda yerli ve milli olmaktan söz etmek bilime aykırıdır, insanlığa zarar vermektedir; o nedenle gelin bizim sağlık hizmetlerimizden yararlanın, bizim aşı ve ilaçlarımızı ücretsiz kullanın” deseler o insanlar sizden olmadığı, verdikleri malzeme ve hizmetler yerli ve milli olmadığı için tekliflerini kabul etmez misiniz? Bir düşünün isterseniz….

Sanırım, hangi taraftan gelirse gelsin tarımda da yerli ve milli olmanın gerekliliğinden söz eden herkese buna benzer sorular sormak gerekir. Çünkü Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılından bu yana karşı olup mücadele ettiğimiz şey, yerli ya da yabancı bir mal ve hizmeti kabul edip kullanmak değil; Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarını kabul etmesi nedeniyle tarımda kendi ulusal çıkarlarını gözeten politika ve uygulamalardan vazgeçmiş olmasıdır. Bu anlamda yerli ve milli olması gereken şey kullanılan girdilerin yerli ve milli olması değil; o girdilerin seçimini ve ülkeye girişini yönetecek olan ulusal tarım politika, strateji ve uygulamalarının varlığı ve onun etkinliğidir. Şayet öyle bir politika, strateji ve uygulama varsa gerektiğinde yerli ve milli kaynakları, gerektiğinde de yerli ve milli olmayan kaynakları kullanması söz konusu olabilir.

O nedenle asıl mücadele etmemiz gereken şey, bir ülkenin kendi yerli tohumlarını doğrudan ya da geliştirerek kullanması veya yabancı tohumları tercih etmesi değil; kendi ürettiği hibrit tohumların kullanımını zorunlu kılan neoliberal kapitalist sistemin tarım alanında ortaya koyduğu politikalardır.

Devam Edecek

(1) https://www.koykoopizmir.com/tr/Ortaklar/Index (Tarih: 17.05.2021)

(2) Türkiye Kooperatifçilik Raporu 2016, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.13.

(3) Avrupa Kooperatif Şirketi için bakınız: https://kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-sirketler/

(4)Geleceğin Köyleri Hareketi kuruldu: Köy yoksa gelecek de yok“, Sol Portal, 15.03.2013;”Köy yoksa geleceğimiz de yok“, OdaTV, 17.02.2013; “Seferihisar’da Geleceğin Köyleri Hareketi: Köy yoksa geleceğimiz de yok“, Karasaban, Nisan 2013

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (3)

Ali Rıza Avcan

Dizi yazımızın bugünkü üçüncü bölümünde, 21 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından “Bir Başka Tarım Mümkün Vizyonu” şeklinde açıklanan vaatler öncesinde; yani hem 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri sırasında CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in neler vaat ettiğini ve göreve başlama tarihi olan 1 Nisan 2019 tarihi ile 20 Ocak 2021 tarihi arasındaki yaklaşık iki yıllık sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarım adına neler yapıldığını belirlemeye çalışacağız.

Seçim Döneminde Tarım ve Kırsal Kalkınma Adına Neler Vaat Edilmişti?

Tunç Soyer, Millet İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Projeleri, Çok Renk, Çok Ses, Çok Nefes, Aşkla İzmir” başlıklı seçim broşüründe, Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığı altında yer alan toplam 27 vaadi şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kooperatifler Şehri İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kooperatiflere desteğini artırarak sürdüreceğiz. Çiftçimizin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesini teşvik edeceğiz. Kooperatiflerimizin ürünleri için coğrafi işaret ve markalaşma çalışmaları yürüteceğiz. Kooperatiflerimizin altyapı, dolum ve paketleme tesisi ile diğer donanım eksikliklerini gidermek için öz kaynaklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. İZKA projeleri geliştireceğiz.

2. Gübre Kooperatifleri Kuracağız: Çiftçimizin ucuz kaliteli gübre ihtiyacını karşılamak üzere gübre kooperatiflerinin kurulmasına destek vereceğiz.

3. Tarıma Destek Vermeye Devam Edeceğiz: Yıllık dağıtılan meyve fidanı sayısını 700 binden bir milyona çıkaracağız. Bugüne kadar gerçekleşen küçükbaş hayvan dağıtımı il genelinde artarak devam edecek. Ödemiş, Menderes, Tire, Torbalı, Menemen, Foça, Aliağa ilçelerinde arıcılık desteği verilecek. Küçük ölçekli üreticileri güçlendirmek amacıyla köylerde kümes hayvancılığı desteklenerek “Köy Tavukçuluğu“nun yaygınlaştırılması sağlanacak.

4. Alım Garantili Üretim: Üreticimize alım garantili üretim desteği vereceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü alım garantili ürün projesini artırarak devam ettireceğiz. Fidan, mevsimlik çiçek, zeytinyağı, süt, yoğurt, peynir, zeytin ve patates gibi ürünlerin yanı sıra yeni ürünlerin de alımını gerçekleştireceğiz.

5. Yerel Tohum Merkezleri Kuracağız: Verimli ve yerel tohumlar üreterek köylümüze sunacağız. Binlerce yılın geleneğini, yerel tohumlarımızı, hayatı, doğayı, geleceğimizi koruyacağız. Her ilçede kurulacak olan Yerel Tohum Merkezlerimizde tohum ve fideler üreteceğiz; bu ürünleri ücretsiz dağıtacağız.

6. İyi Tarım: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

7. Kültürpark’a Köy Pazarı Geliyor: Kültürpark’ta ve her ilçede haftada bir gün Üretici Pazarı kuracağız. Üreticilerimizin, ürünlerini aracısız satma imkanı bulacakları Üretici Köy Pazarları kuracağız. Bostanlı ve Balçova organik pazarlarını sürdürerek, yeni organik pazarlar oluşturacağız.

8. Tarım Ürünleri İşleme Tesisleri Kuracağız: Tarıma katma değer sağlamak için tarımsal ürünlerin işlenerek yüksek fiyatla satılmasını sağlayacağız. Jeotermal enerji bakımından zengin olan Bergama, Bayındır, Çiğli, Seferihisar ve Dikili bölgelerinde yörenin ürünleri için kurutma tesisleri kuracağız.

9. Sulama Maliyetini Düşüreceğiz, Yeni Sulama Tesisleri Kuracağız: İzmir’in tüm ilçelerinde yeni sulama yatırımları yapacak, ihtiyaç olan bölgelere göletler inşa edeceğiz. Kuyulardan elektrik maliyeti olmadan su çekilmesi için güneş enerjisi kaynaklı pompa yardımı yapacağız.

10. Altı Stratejik Ürün: İzmir’i tarımda marka yapacak altı stratejik ürünün değerini ve satış kanallarını artıracağız. Coğrafi işaretlemeyle ürünlerimizi İzmir’e mal edeceğiz. ZEYTİNYAĞI, ÜZÜM ÜRÜNLERİ, BUĞDAY, KEÇİ ÜRÜNLERİ, TUZ VE DENİZ ÜRÜNLERİ.

11. İzmir Süs Bitkilerinde İhracat Merkezi Olacak: İzmir süs bitkileri üretiminde cazibe üssü ve bir ihracat merkezi haline gelecek. Süs bitkisi üreten ilçelerimizde ve şehir merkezinde süs bitkileri fuarları kurulacak. İzmir uluslararası süs bitkileri fuarına ev sahipliği yapacak. Ziraat odaları, Pazarcılar Odası ve belediyenin koordinasyonuyla Humus Birlikleri kurulacak. Fide üreticisi için ucuza kompost temin edilecek.

12. Kadim Tarım: İzmir’in verimi düşük olan fakat doğa dostu geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlerinin piyasa değerini artıracağız. İzmir’in verimi düşük, eğimli, ikinci ve üçüncü sınıf tarım arazilerinde yetişen ürünlerin verim eksikliğini bu ürünlerin piyasa değerini artırarak telafi edeceğiz.

13. Soğuk Hava ve Paketleme Tesisleri: Çok sayıda yeni soğuk hava ve paketleme tesisi kurulacak. Yatırımları devam eden projelerin yanında güneş enerjisiyle çalışan yeni tesisler kuracağız.

14. İzmir’e Özgü Çiçek Soğanları: Karaburun ilçesi nergisleri başta olmak üzere İzmir’e özgü soğanlı bitkilerin üretimine ve pazarlamasına destek olunacak. Nergis ve sümbül soğanı yardımı yapılacak.

15. Tarım Araştırma Merkezleri Kuracağız: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren iyi tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

16. Su Ürünleri Halini Geliştireceğiz: Su ürünleri satışının muhafazasının ve dağıtımının yapıldığı hali geliştirip geleceğe taşıyacağız. Buca Kaynaklar’daki büyük balık halinin gelişmesini ve tanıtımını sağlayacağız. 30 ilçesinden 17’sinin denize kıyısı olan İzmir’deki su ürünleri zenginliğini artı değere dönüştürüp potansiyel ekonomik katkısını İzmir için geliştirerek kullanacağız. Her ilçede balık halleri kuracağız.

17. Mezbahalar: Kınık ve Tire olmak üzere mezbaha ve kesimhaneler kuracağız. Kurban Bayramı’nda kesimhane olarak hizmet verecek merkezlerin kurulması sürecini hızlandıracağız.

18. Tarım Üniversitesi Kuracağız: Tarımsal eğitim projelerimizle İzmirli çiftçilere yaşam boyu eğitim programları sunan bir eğitim üssü kuracağız. Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız.

19. Halk Gıda: Düşük fiyatlı ürün satış noktaları kuracağız. İzmirliler ekonomik, güvenilir, sağlıklı ve doğa dostu gıdaya ulaşacak. Tüketiciye doğrudan ürün ulaştıracağız. Kooperatifler ve üretici birlikleri ile birlikte çalışarak İzmir için ekonomik ve güvenilir gıda üretimini destekleyeceğiz. Esnafımızla birlikte çalışarak Halk Ekmek, Halk Et, Halk Süt, Halk Balık projelerini uygulayacağız.

20. Süt Kuzusu Projesi: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Süt Kuzusu projesiyle 134 bin çocuğumuza ulaştırdığı sütü 250 bine çıkaracağız ve bu sütü kooperatiflerimizden temin edeceğiz.

21. Köylerde Yaşayan Gençlere Burs Desteği: İzmir’in köylerinde yaşayan başarılı gençlere yüksek öğrenim bursu verilecek.

22. Arazi Yolları İyileştirilecek: Kırsal mahallelerimizdeki arazi içi ve arazilere giden yollar Büyükşehir Belediyesi imkanlarıyla iyileştirilecek.

23. Düğün Salonları ve Futbol Sahaları Kuruluyor: İhtiyacı olan köylere kapalı ve açık düğün salonları ile futbol sahaları yapılacak.

24. Köylerde Üretici Satış Noktaları : Köylere, üretici satış noktaları kurulacak, köydeki üreticiler doğrudan alıcılarıyla buluşacak.

25. Köy ve İlçe Festivalleri: İlçe ve mahallelerimizdeki halk festivalleri ve bayramlara olan Büyükşehir Belediyesi desteği artarak sürdürülecek.

26. Halk Dansları Kursları: Köylerdeki çocuk ve gençler için müzik, zeybek ve diğer halk dansları kursları açılacak.

27. Kırsal Turizme Destek Vereceğiz: Kırsal turizm rotalarıyla köylerin ekonomisi güçlendirilecek, şehir merkezi ve köyler arasındaki bağlar güçlendirilecek.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer, tarımsal kalkınma projelerine ayırdığı 9 Mart 2019 tarihinde “İkinci Cemre” adını verdiği Ödemiş toplantısında yukarıda sıralanan 27 projeye “İzmir merkez ve ilçelerinde Türkü Festivali düzenlemek” şeklinde bir projeyi daha eklemek suretiyle proje sayısını 28’e çıkarmış; ayrıca, bunlara ek olarak tarıma el vererek çiftçinin yanında duran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun bıraktığı yerden devam edeceklerini, bu konuda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini belirtmiş.

Ancak, Ödemiş toplantısında AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi‘nin tarım projeleri hakkında ilginç bir değerlendirme yapmış. Bu değerlendirme ile ilgili söyledikleri kelimesi kelimesine şöyle:

Bu arada sizinle paylaşmak istediğim son bir şey var. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı da, daha birkaç gün önce İzmir’le ilgili tarım projelerini açıkladı. Ortak projeler var, benzer projeler var; ama aramızda çok önemli bir uçurum var, çok önemli bir fark var. O da ne, biliyor musunuz? Diyor ki; tarımla ilgili, İzmir’deki bütün tarım sektörünü bir üst şirket ve ondan sonra da bir holding bünyesine taşıyacakmış. Bu, tamamen farklı olduğumuz nokta, bu. Tamamen farklı bakıyoruz. Şirketler sadece kar, bilanço üzerinden yürür ve sonunda tarım işçisi, tarım işçisidir. Şirketlerin yöneticileri gelir gider, yeni belediye başkanları gelir gider, şirketlerin yeni yöneticileri olur, br gün böyle yapar, bir gün başka türlü yapar; ama kooperatif öyle değil, kooperatifçilik öyle değil. Kooperatifçilik nasıl, biliyor musunuz? Kooperatifçilik toprağın bereketini paylaşmak, toprağın ürettiği refaha ortak olmak. Aramızdaki fark bu! O, sizi tarım işçisi yapmak istiyor, biz sizi bu toprağın bereketine, refahına ortak yapmak istiyoruz. Uçurumun büyüklüğü burada! Şirketten, holdingten anlarlar, eyvallah. Biz kooperatiften anlarız. Biz kooperatifi büyüteceğiz, biz üreticimizi kooperatifimizle büyüteceğiz, zenginleştireceğiz, refahını arttıracağız! Bunun için size söz veriyorum! Bu topraklarda yaşarken refahınız büyüyecek, yaşam kaliteniz yükselecek, bu topraklarda yaşamaktan, üretmekten gurur duyacaksınız. Biz de sizinle gurur duyacağız. İzmir’i, kırsal kalkınmanın başkenti yapacağız! Köylü milletin efendisidir diyeceğiz! Bütün millet de, İzmir’den bunu bir kere daha hatırlayacak! Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

CHP İzmir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in, 9 Mart 2019 tarihinde 3. Cemre adıyla Ödemiş’te düzenlenen toplantıda önerdiği tarım projelerinin AKP adayı Nihat Zeybekçi‘nin önerdiği tarım projelerinden farklı olduğu en önemli noktanın, bu projelerin şirketler değil kooperatifler eliyle yürütüleceğini ve şirketler eliyle yürütülen tarım faaliyetlerinin küçük üreticiyi tarım işçisine dönüştüreceğini iddia ettiği tarihten 1 yıl 10 ay 12 gün sonra rakibi Nihat Zeybekçi ile aynı noktada buluşması ise 21 Ocak 2021 tarihi sonrasındaki yeni gelişme ve değişimlerin de habercisi gibidir.

Tunç Soyer‘in şirketlerin tarım faaliyetleri içindeki yeri ile ilgili olarak 9 Mart 2019 ve 21 Ocak 2021 tarihlerinde Ödemiş toplantılarında söylediklerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz:

“Aramızda Çok Önemli Bir Uçurum Var”

Tarımın Stratejik Plandaki Yeri

2019 yılı içinde hazırlanan ve 2020-2024 dönemini kapsayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘nın Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nün doğrudan sorumlu olacağı üç stratejik hedefi bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla “3.3-Herkes İçin Tam Zamanlı, Üretken ve Yenilikçi Bir İş Ortamı Sağlanacak ve Yoksulluğun Her Türlü Şekli Azaltılacak“, “3.4-Gıda Güvenliği Sağlanacak, Beslenme İyileştirilecek ve Sürdürülebilir Tarım Desteklenecek” ve “5.2-İklim Değişikliği ve Bunun Etkilerine Uyumlanmak İçin Tarım ve Enerji Başta Olmak Üzere Tüm Alanlarda Harekete Geçilecek” olup bu hedefler için tahsis edilen beş yıllık tutar 1.076.379.021.-TL.’dır.

Stratejik Planda Öngörülen Hedeflerin 2020 ve 2021 Yıllarındaki Durumu

2020-2024 hizmet dönemini kapsayan beş yıllık süre için öngörülen harcama tutarı 1.076.379.021.-TL. olmakla birlikte Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın sorumlu tutulduğu toplam 22 adet proje/faaliyet için 2020 yılı Performans Programı’na göre 2020 yılı içinde 251.825.000.-TL., 2021 yılı Performans Programı’na göre de 2021 yılı içinde 304.408.000.-TL; toplam olarak 556.233.000.-TL. olduğu halde 2020 ve 2021 yıllarındaki gerçekleşmenin ne olduğu henüz belli değildir. Ancak belediyelerin harcama bütçelerinde stratejik planda yer alan ya da yer almayan tüm harcamaların yer aldığını dikkate aldığımızda, 2020 ve 2021 yılları bütçesinde bu hedefler için Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne tahsis edilen ödeneklerle performans programlarındaki olası harcama tutarlarına baktığımız takdirde;

2020 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 251.825.000.-TL. harcanması gerektiği halde 2020 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 69.492.000.-TL.,

2021 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 304.408.000.-TL. harcanması gerektiği halde, 2021 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 68.127.000.-TL. olduğu belirlenmiştir.

Aşağıdaki tabloda açık bir şekilde gösterilen bu durum ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım hizmetleri için 2020 ve 2021 performans programlarına koyduğu tutarları harcamadığı ya da çok az harcadığı; dolayısıyla bu hedeflere ulaşmak için hiç bir çaba göstermediğini gösterir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda Yaşanan Olumsuzluklar

2019 ve 2020 yılları, “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile Seferihisar’dan yola çıkıp İzmir’e gelen Tunç Soyer için nispeten sessiz, sakin yıllardır. Kendisinden önceki hizmet döneminde Aziz Kocaoğlu ve danışmanları tarafından verilen demeçler, yazılan makale ve kitaplar, düzenlenen sempozyumlar ve bir kısım akademisyenin Moskova, Londra ve Afrika’ya gönderilmesi gibi bir misyon içinde, önce tarımda, daha sonra tüm belediye hizmetlerinde bir model olarak takdim edilen “İzmir Modeli” politikasına bu dönemde Tunç Soyer tarafından devam edilip edilmeyeceği ilk günlerin önemli sorularından biri olmuştu.

Aradan geçen süre içinde, “İzmir Modeli” müellifi danışmanların belediyeden fiilen ayrılması, Pandemi nedeniyle önem kazanan sosyal yardımlarda Neptün Soyer‘in Köy-Koop İzmir Birliği‘ndeki iktidarını güçlendirdiği söylenen mal alımlarının ağırlıklı olarak bu birliğe üye kooperatiflerden yapılması, vazgeçilmez olmaktan çıkan Tire Süt‘e olan büyük borçların uzun süre ödenmemesi, Bu nedenle Tire-Süt’ün “Süt Kuzusu” projesi kapsamındaki 6 ilçeden çekilerek diğer ilçelerdeki dağıtım için işbirliğini sürdürmesi, Tire-Süt‘ün bıraktığı 6 ilçe için başında Neptün Soyer‘in bulunduğu Köy-Koop İzmir Birliği kooperatiflerinden süt alınmaya başlanması ve bu kooperatiflerin verdiği sütlerin, Tire-Süt‘ün sütlerini paketleyen Pınar Süt‘ün aradığı standartları aramayan Balıkesir’deki Kay Süt tarafından paketlenmesi, Kültürpark’ta ve Kadifekale’de açılan üretici pazarların bekleneni vermemesi ve Kültürpark’ta açılan üretici pazarına yoğun eleştirilerin gelmesi, Halk Bakkal‘da daha çok üst gelir gruplarına hitap eden pahalı ürünlerin satılması, büyük ümitlerle geliştirilen Halk Et ve Halk Market uygulamalarında beklenenin gerçekleşmemesi, tarım hizmetlerinden sorumlu uzmanların meslekleri ile ilgisiz birimlere sürülmesi, tarımsal hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısının İZSU‘ya genel müdür olarak atanması, mesleki eğitimi olmayan eski bir Seferihisar belediyesi çalışanının bilgi, birikim ve deneyim; yani, liyakat aranmaksızın zorlama bir şekilde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanı yapılması…

Devam Edecek…

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

‘Bir başka tarım mümkün’ iddiasının Seferihisar macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

Evet, Seferihisar tarımının 2009-2020 dönemindeki macerasını ele alıp incelemeye çalıştığımız dört bölümlük yazı dizimizin sonuna geldik. Bugünkü son bölümde ilk üç yazıda ayrıntılarını ortaya koyduğumuz somut durumun somut çözümlemesini yaparak, Tunç Soyer‘in Seferihisar’da belediye başkanı olduğu süre içinde tarım adına yapılanların ya da yapılmak istenenlerin aslında neoliberal kapitalist tarım sisteminin ve bunun Türkiye’deki uygulayıcısı olan AKP’nin politika ve uygulamalarından farklı bir şey olmadığını, ortada “başka” ya da mevcut olanın yerine konulabilecek alternatif bir şeyin bulunmadığını anlatmaya çalışacağız.

İşe isterseniz yaşlı bir Seferihisarlı olan Halil İbrahim amcanın torbasından çıkan ata tohumlarıyla; yani yerel tohumlarla ve onların korunup korunmadığı hikayesi ile başlayalım….

I- Yerel Tohumların Bulunup Korunması ve Kullanılması İle İlgili Çalışmalar

Hepimizin bildiği gibi 31.10.2006 tarih, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 5 ve 7. maddelerine göre Tarım ve Bakanlığı tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine ve ticaretine izin verilir. Aynı kanunun 14. maddesine göre de, ticarete konu olmamak ve şahsî ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri ile deneme ve denetim amacıyla kullanılan ve miktarları Bakanlıkça belirlenen tohumluklar, bu Kanunun getirdiği yasakların dışındadır.

5553 sayılı Tohumculuk Kanunu‘nun 14. maddesine göre ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak koşuluyla sadece çiftçiler arasında yapılmasına izin verdiği ilk tohum takas etkinliği 2010 yılında Karaot Köyü Tohum Derneği tarafından Torbalı’nın Karaot Köyü‘nde düzenlenmiş (1) ve bunu farklı il ve ilçelerde düzenlenen yüzlerce tohum takas etkinliği izlemiştir. Seferihisar’da ise ilk kez 5 Şubat 2011 tarihinde Seferihisar Belediyesi tarafından düzenlenen Yarımada Tohum Takas Şenliği, 2012 yılından itibaren Seferihisar Tohum Takas Etkinliği adı altında yedi kez (13-14 Ekim 2012, 28 Şubat 2015, 18 Nisan 2016, 13 Mayıs 2017, 31 Mart 2018, 4 Mayıs 2019) yapılmış, 2020 etkinliği ise Pandemi koşulları nedeniyle iptal edilmiştir.

Yerel tohumların bulunup koruma altına alınması, kullanılıp çoğaltılması amacıyla Seferihisar ilçesinde şenlik ya da etkinlik adı altında “yerel tohumlara özgürlük” sloganıyla tohum takasları yapılırken diğer yanda bu konunun ülkemizdeki en üst örgütü olan Tarım ve Orman Bakanlığı ise biraz geç kalmış olsa da “Mirasımız Yerel Tohum” isimli proje kapsamında ve Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın himayesinde 1. Yerel Tohum Buluşmaları adı verilen organizasyonu 31 Mart 2017 tarihinde İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yapmış, bunu 25 Mayıs 2017 tarihinde Samsun‘da yapılan ikinci ve 25 Nisan 2018 tarihinde Şanlıurfa‘da yapılan üçüncü buluşmalar izlemiş, proje kapsamında oluşturulan yerel tohum toplama ekiplerinin Kahramanmaraş, Adana, Gaziantep, Eskişehir, Bilecik, Kütahya ve Bursa illerinden topladığı 1.131 çeşit yerli tohumun yarısı Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tohum Gen Bankası‘na teslim edilmiş, yarısı da yine aynı bakanlığa bağlı TİGEM – Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, TAGEM – Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü ve BÜGEM – Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından incelemeye alınarak 42 çeşidin 2020 yılında tescile sunulması planlanmıştır. Diğer yandan TİGEM tarafından üretilen domates, biber, patlıcan, karalahana, marul, pazı, turp ve beyaz lahana fideleri TKK – Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından çiftçilere dağıtılması sağlanmıştır.

‘Mirasımız Yerel Tohum” projesinin tanıtımı 4 Eylül 2019 tarihinde yine Cumhurbaşkanının eşi Emine Erdoğan‘ın katılımıyla TİGEM‘in Polatlı Tarım İşletmesi‘nde yapılmış ve 2020 yılı içinde Karacabey Tarım İşletmesi‘nde üretilen kavun ve karpuz fideleri Adana bölgesinde, domates, biber ve patlıcan fideleri ise Bursa bölgesindeki üreticilere dağıtılmıştır.

Ayrıca 3 Eylül 2019 tarih ve 30877 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik‘le, ülkemizdeki tarla ve bağ-bahçe bitkileri ve diğer bitki türlerine ait yerel çeşitlerin korunmasını sağlamak ve genetik erozyonlarını engellemek istenmiştir. Ayrıca söz konusu yönetmelikte, yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, tohumluklarının çoğaltımı, pazarlanması, idamesi ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili kurallar getirilerek ticareti yapılacak yerel tohumlukların üretimi, bunların piyasaya arzı ve bu konudaki denetimlere ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından eş zamanlı olarak gerçekleştirilen çalışmalardan anlaşıldığı kadarıyla, yerel tohumlara her iki taraf; yani Seferihisar Belediyesi ile Tarım ve Bakanlığı da önem vererek organizasyonlar, üretimler ve tohum dağıtımları yapmış; hatta hükümet cephesi bir kaç adım daha öteye giderek bu işin yasal çerçevesini çizerek Tohum Gen Bankası eliyle toplanan yerel tohumların tescillenmesi için çalışmalara başlamıştır.

Ancak söz konusu yönetmeliğin 4. maddesi hükmüne göre, “kamu malı” olarak tanımlanan yerel tohumların üretimi için sadece gerçek kişilere ihtiyaçları kadar üretim yapma izni verildiği halde; tüzel hukuk kişisi olan Seferihisar Belediyesi‘ne karakılçık buğdayının ya da diğer yerel tohumların, halka dağıtacak kadar üretim yapmasına Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince nasıl izin verildiği de kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca Seferihisar bölgesindeki yerel tohumları toplayıp bunlardan bazılarını üreten Can Yücel Tohum Merkezi‘nin yerel tohumları toplayıp barındırmak ve üretmek dışında başka ne iş yaptığı da henüz belli değildir.

Bugün itibariyle Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi‘ne ve Bornova’da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup Can Yücel‘in ismini taşıyan iki ayrı tohum merkezinde kaç adet yerel tohumun korumaya alındığı ve bunlardan hangilerinin ne miktarda üretildiği bilinmezken; Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 1.131 adet yerli tohumu Tohum Gen Bankası‘nda korumaya alıp bunlardan 42 çeşidi tescillediği bilinmektedir.

Ayrıca karakılçık buğdayının tohumu dışında kalan yerel tohumlardan hangilerinin; özellikle de verimliliği ve kabul görürlüğü açısından değerli olan yerel tohumlardan hangilerinin koruma altına alınıp üretildiği ve halka dağıtıldığı da belli değildir. Çünkü karakılçık buğdayının tohumu gibi uluslararası tohum tekelleri tarafından yasaklandığı ya da üretimi engellendiği için değil de; hasadı zor, üretimi verimsiz ve tatsız bulunduğu için üreticinin üretiminden kendiliğinden vazgeçtiği ya da rağbet görmeyen tohumlar yerine halen hasadı kolay, verimi yüksek, tadı beğenilen ve besin değeri yüksek olan bitkilere ait tohumların GDO’lu tohuma dönüşmemesi amacıyla korunup saklanması, takas edilip değiştirilmesi ve üretilip dağıtılması daha anlamlı ve doğru olacaktır.

Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi kapitalizmin uluslararası egemenlik kuruluşlarının uluslararası tohum tekellerinin çıkarlarını gözetecek şekilde ulusal hükümetleri baskılaması sonucunda çıkarılan kanunlarla yerel tohumların satışının yasaklanması ve sertifikalı hibrit tohumların yaygınlık kazanması karşısına gerçekleştirilecek ve bir noktaya kadar etkili olabilecek muhalefet biçimlerinden biri, kanunun izin verdiği ölçüde yerli tohumların toplanması ve takas edilerek üretilmesi olmakla birlikte; bu konuda yapılması gereken sonuç alıcı asıl muhalefetin, o kanunları çıkaran hükümetlere ve onlara destek veren uluslararası kuruluşlara karşı yapılması gereken anti-kapitalist içerikli politik mücadele olduğu unutulmamalı, sadece tohum takas etkinlikleriyle sonuç alınamayacağı bilinmelidir. O nedenle, siyasete bulaşmadan ve kimselerle kötü olmadan, kimsenin fincancı katırlarını ürkütmeden yürütülen tohum takas muhalefetinin, çiftçi ve üreticilerden daha çok gücünü daha da arttırmak isteyen iktidar sahiplerinin işine yarayan aldatıcı, oyalayıcı bir eylem olduğu da unutulmamalıdır.

Başka bir tarım” niyetine Seferihisar yapılanlarla, şikayet edilen mevcut tarım sistemini planlayıp uygulayan devletin yaptıkları arasında herhangi bir fark bulunmakta mıdır? : Aynı şeyi yapıp farklı göstermek…

Her kamu yöneticisinin, görevi olan kamusal hizmetleri planlamaya kalkması durumunda, bağlı olduğu üst birimlerin bu konuda bir plan yapıp yapmadığına ve bu planlarda kendi kurumu ile ilgili olarak nelerin yer aldığına bakması gerekir. Bu gerekliliğin ülkemizdeki örneği ise, her kamu idaresinin yaptığı hizmetlerle ilgili herhangi bir vizyon, misyon, stratejik hedef ve amaç belirlerken öncelikle beş yıllık kalkınma planlarına, Cumhurbaşkanlığı yıllık programlarına, orta vadeli programlara, orta vadeli mali planlara ve kalkınma ajansları tarafından hazırlanmış bölge planlarına bakması, o planlarda yer alan visyon, misyon, stratejik amaç ve hedefleri dikkate alması ve hazırladığı planları mümkün olduğu kadar o üst belgelerdeki vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu hale getirmesi gerekmektedir. Planlama tekniği açısından önemli olan bu husus, aynı zamanda 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca uyulması gereken yasal bir zorunluluktur.

2018 yılında seçime bir yıl kala Seferihisar Belediyesi’nin Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma boyutundaki vizyonunu belirlemek ve bu vizyona ulaşmak için gerekli olan pratik ve politik önerileri belirlemek amacıyla hazırlandığı anlaşılan “Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi” temelde bir stratejik plan olmayışı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma ile ilgili üst belgeleri dikkate alınmadan hazırlanıp yayınlanması ve Seferihisar Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmeyişi nedeniyle resmi, kurumsal bir özelliğe sahip olmamakla birlikte; Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in izni ile yayınlandığından büyük ölçüde Seferihisar Belediyesi‘nin kurumsal görüşlerini yansıttığı kabul edilebilir.

Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde 2009-2019 döneminde kabul edilip uygulama konulmuş tarımla ilgili bir çok plan (üst belge) bulunmaktadır. Aklımıza ilk gelenleri şu şekilde sıralayabiliriz: 9, 10 ve 11. Kalkınma Planları, Orta Vadeli Programlar, Orta Vadeli Mali Planlar, 2009-2020 dönemi Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları, Kırsal Kalkınma Eylem Planı 2015-2018, Türkiye Organik Tarım Stratejik Planı 2012-2016, Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi 2014-2020, Tohumculuk Sektör Politika Belgesi 2018-2022, Ulusal Su Planı 2019-2023, Ulusal Havza Yönetim Stratejisi 2014-2023, Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2017-2023, Çölleşme ile Mücadele Ulusal Stratejisi 2015-2023, Erozyonla Mücadele Eylem Planı 2013-2019, İzmir Bölge Planı 2014-2023 ve diğerleri.

Bu temel belgelerden biri olarak örnek aldığımız ve 20189 yılından bu yana uygulanmakta olan 2019-2023 dönemi ile ilgili 11. Kalkınma Planı’nın 2.2.2. Öncelikli Gelişme Alanları/2.2.2.1. Tarım başlıklı bölümünde “Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, ülke insanının yeterli ve dengeli beslenmesinin yanı sıra arz talep dengesini gözeten üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörünün oluşturulması” temel amaç olarak belirtilmiş olup, bu amaca ulaşmak için belirlenen toplam 82 politika ve tedbir arasında yer alan 403, 405.5, 406, 406.3, 407.2, 409.3, 411.6, 412.1, 412.2, 412.3, 413.2, 413.3, 414.1, 416.4 ve 418.1 sıra numaralı toplam 15 adet politika ve tedbirin, 2.3.5 Kadın başlıklı bölümünde 600.5 ve 600.9 sıra numaralı 2 adet politika ve tedbirin, Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışıyla, üretici birlikleri ve aile işletmelerinin üretim kapasitesinin ve kırsal işgücünün istihdam edilebilirliğinin artırılması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, yoksullukla mücadele ile kırsal toplumun düzenli ve yeterli gelir imkânlarına kavuşturularak refah düzeyinin artırılması ve nüfusun kırsalda tutundurulması temel amaç” olarak tanımlayan 2.4.6 Kırsal Kalkınma başlıklı bölümünde yer alan 706. 706.1, 706.2, 706.3, 706.4, 706.5, 707, 707.1, 707.2, 708, 708.1, 708.2, 709, 709.1, 709.2, 709.3, 710, 710.1, 711, 711.1, 711.2, 711.3 sıra numaralı toplam 22 adet politika ve tedbirin Seferihisar Belediyesi’nce 2009-2019 döneminde Seferihisar’da sürdürülebilir tarımsal kalkınma adına yapıldığı söylenen tarımsal etkinliklerle 2018 tarihli Seferihisar Belediyesi Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nde yazılı olan önerilerle birebir örtüştüğü, aynı içeriklere sahip olduğu görülecektir:

Makro ve mikro düzeyde doğru ve güvenilir veri temin edilerek, tohumdan sofraya uzanan tüm zincirin tam olarak kayıt altına alınacağı(403), “küçük aile işletmelerinin korunacağı(405.5), “suyun kalite ve miktar olarak korunması ve etkin kullanımına yönelik çalışmalara devam edileceği(406), “tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılacağı(406.3), “başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkilerde olmak üzere, ürün güvenilirliği, çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama ve markalaşma faaliyetlerinin destekleneceği” (407.2), “ürün çeşitliliği ve markalaşma ile uluslararası rekabet edebilirliğin artırılması çalışmalarının destekleneceği(409.3), “tarımsal üretimde yerel hayvan ırkı ve tohum alanında biyolojik çeşitliliğimizin korunacağı ve sürdürülebilir hale getirilmesinin sağlanacağı(411.6), “biyolojik çeşitlilik envanterinin tamamlanacağı, önemli türler ve özellikli alanların izleneceği, genetik kaynaklardan ve bağlantılı geleneksel bilgilerden elde edilen faydaların paylaşımına yönelik mekanizmanın oluşturulacağı, biyoçeşitliliğe dayalı geleneksel bilgilerin kayıt altına alınması suretiyle Ar-Ge amaçlı kullanıma sunulacağı(412.1), “yerel ırk hayvan ve tohum varlığının yeterli niceliğe ulaşmasını teminen akredite doğa çiftliklerinin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılacağı(412.2), “doğa çiftliklerinde, başta kışlık sebze olmak üzere meyve, tahıl, tıbbi ve aromatik bitkilerin yerel tohumları ve yerel hayvan ırkları çoğaltılacağı ve sürdürülebilir katma değerli ürünlere dönüştürülmesinin sağlanacağı, tarım ürünlerinin pazarlanmasında dağıtım zincirindeki aracıların sayısının azaltılacağı, tüketicinin makul fiyatlardan ürüne erişimi, üretici ile tüketici arasında doğrudan bağlantı kurulması yönünde kooperatiflerin ve üretici birliklerinin sistemde etkin olarak yer almasının sağlanacağı(412.3), “üretici birliklerinin ticari faaliyette bulunabilmelerinin kolaylaştırılması amacıyla düzenlemeler yapılacağı(413.2), “denetim ve yönetim altyapısı güçlü bir dağıtım modeliyle tarımsal ürünlerin piyasaya daha hızlı ve uygun fiyatla sunulmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılacağı, yerel ve bölgesel düzeyde üretimi yapılan tarımsal ürünleri hak ettiği katma değere eriştirecek mekanizmaların oluşturulacağı(413.3), “yöresel ürünler, coğrafi işaretli tarım ürünleri ile tıbbi ve aromatik ürünlerin tanıtım, pazarlama ve markalaşmaya yönelik iyileştirmelerle ürün değerinin artırılması suretiyle ticarete konu olmasının sağlanacağı(414.1), “akıllı tarım teknolojileri başta olmak üzere yenilikçi ve çevreci üretim teknikleri geliştirileceği ve destekleneceği, tarımda üreticilerin gelirini korumaya yönelik faaliyetlerin destekleneceği(416.4), “başta kadın ve genç çiftçilere yönelik olmak üzere, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknoloji kullanımı, kaliteli ve sağlıklı ürün üretimi konularında eğitimlerin verileceği, yayım ve sertifika programları ile tarımsal becerinin geliştirilmesine yönelik kursların düzenleneceği(418.1), “kadınlar tarafından kurulan kooperatiflere yönelik; eğitim, girişimcilik ve danışmanlık gibi alanlarda sunulan destekler yaygınlaştırılacak ve gerekli hukuki düzenlemeler yapılmak suretiyle kadınların kooperatif kurmaları kolaylaştırılacaktır(600.5), “kırsal kesimde kadın girişimciliğinin artmasına yönelik destek mekanizmaları sağlanacaktır(600.9) 11. Kalkınma Planı’nın öncelikli hedefleri arasında yer almıştır. 2009-2020 döneminde yürürlükte olan devletin diğer üst belgelerine de baktığımızda da aynı benzerliğin o belgelerde yazılı olan vizyon, misyon, stratejik amaç ve hedeflerle de örtüştüğü, neredeyse birebir aynı olduğu görülmektedir.

Bu durumda Seferihisar Belediyesi’nin 2009-2020 döneminde Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma söylemiyle uyguladığı her şeyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü, IMF ve Avrupa Merkez Bankası gibi uluslararası kuruluşların önerileri doğrultusunda yerelleşmeyi, yönetişimi, yerel tohumları, şirketleşmiş kooperatif ve birlikleri, üretici kadınları, yenilikçi ve çevreci üretim tekniklerini, tanıtım, pazarlama ve markalaşma gibi kapitalist tarımın neoliberal uygulamalarını öne çıkararak tüm ülke sathında, İzmir’de ve Seferihisar’da uyguladığı güncel tarım politika ve uygulamalarının birbirine benzediği, her ikisinin aynı ideolojik ve siyasal odaktan kaynaklandığı; o nedenle de iflasını yaşadığımız tarım sistemi ile belirsizlik içeren “başka” sözcüğü ile tanımlanmaya çalışılan diğer tarım sistemi ya da modelinin bir paranın iki ayrı yüzü gibi birbirine benzediğini, aslında aynı şeyler olduğunu söyleyebiliriz.

Hayaller “Hollanda”, verilen bütçe ve kadrolarla yapılan işler “Seferihisar”…

🔻 Yazı dizimizin üçüncü bölümünde sözünü ettiğimiz Seferihisar Belediyesi’ne ait resmi belgelerdeki ödenek ve harcama miktarları ile bunların büyük bir kısmının personel giderlerinden oluşması, yapılan ya da yapılmak istenen hizmetlerle mevcut mali güç arasında bir dengesizliğin olduğunu ya da tarıma ayrılması gereken mali kaynakların başka alanlara ayrıldığını göstermektedir. Ayrıca bütün bu işlerde belediye bütçesi dışında belediyenin jeotermal şirketi ile üreticinin sırtına yüklenen gayret, hizmet ve maliyetleri de unutmamak gerekir… O nedenle kurulan hayallerle dile getirilen söylemlerin “Hollanda“, verilen ödenek ve yapılan harcamalarla ortaya çıkanların ise “Seferihisar” düzeyinde olduğu söylenebilir.

🔻 2014 yılında kurulup 2014-2017 dönemi bütçelerinde yetersiz ödeneklerle çalışıp 2018 yılı bütçesinde bu ödenekten de olan ve adı Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nden Tarımsal Kalkınma Müdürlüğü‘ne dönüşen birimde yönetici ve çalışan olarak istihdam edilenlerin bir belediyenin tarım hizmetlerini planlayıp uygulayacak bilgi, eğitim, birikim ve deneyime sahip olmadığı, tek bir tane bile olsa ziraat mühendisi ya da teknikeri unvanıyla personel çalıştırılmadığı bilinmektedir.

Ayrıca,

🔻 2012-2013 sezonunda Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne kiralanan Mandalina İşleme ve Ambalaj Tesisi ile 1.050 ton kapasiteye sahip Soğukhava Deposu’nun sezonluk çalıştığı ve her bir sezonda 500-600 ton mandalinayı işleyip paketledikten sonra yurtiçine ya da dışına pazarladığı bilinmekle birlikte bu tesisin Seferihisar üreticisine ve ekonomisine sağladığı faydanın,

🔻 Belediyeye ait arazilerden elde edilen tarımsal ürünlerin cins ve miktarı ile sahip olunan tarım alet ve makina parkının yıllık kapasitesinin,

🔻 Seferihisar Belediyesi’nin çiftçi ve üreticilere doğrudan ya dolaylı yoldan yaptığı yardımlarla yarattığı faydanın yıllar itibariyle miktarlarının,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinası ve kurutulan ya da reçel haline dönüştürülen mandalina ile ilgili üretim, işleme, paketleme, satış, pazarlama, ihracat ve gelir miktarlarının bilinmediği,

🔻 Coğrafi işaret alıp tescillenen Seferihisar mandalinasının Avrupa Birliği tarafından da tescillenmesi için çalışmalara devam edilmediği, bu nedenle coğrafi işaret alıp tescillenen mandalina üretimi ile yurt içi ve dışı satışlarının izlenmediği, Seferihisar mandalinasının Gümüldür ya da Mersin mandalinası gibi daha ucuz türlerle karıştırılıp paçal halde satışını önlemek için çalışmalar yapılmadığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak;

2009-2019 dönemindeki Seferihisar belediye başkanlığı hizmetleri başarılı bulunduğu ya da böylesi bir algı yaratıldığı için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı hizmetine aday olup seçilen Tunç Soyer‘in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevindeki ikinci yılın başında, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganını şimdi de İzmir için atması vesilesiyle yaptığımız araştırma ve inceleme sonucunda;

🔴 Seferihisar’ın bir kıyı Ege yerleşimi olması nedeniyle, hem tarihsel düzeyde kapitalizmin ülkemizdeki ilk geliştiği bölgede yer alması hem de ekonomik düzeyde tarım dışında turizm, inşaat ve hizmetler gibi değişik sektörlerin getirdiği büyük bir dönüşüm gücüne sahip olması nedeniyle; İzmir’in iç kesimleriyle Anadolu’daki diğer yerleşimlere göre daha avantajlı, kapitalist tarım sistemi itibariyle yeniliklere ve teknolojik değişimlere daha yatkın bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir.

🔴Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında düzenlediği İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre Türkiye ölçeğinde 90 ve 61., İzmir ölçeğinde 5. sırada yer alıp aradan 13 yıl geçtikten sonra 2017 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca düzenlenen İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması‘nda Türkiye ölçeğinde 130., İzmir ölçeğinde de 15. sıraya gerileyen; ayrıca, İnsani Gelişme Vakfı‘nın 2017 yılında Türkiye’deki 161 ilçeyi dikkate alarak düzenlediği “İnsani Gelişme Endeksi – İlçeler 2017 – Tüketiciden İnsana Geçiş Araştırması“ndaki sıralamada ülke düzeyinde 56. ve 26 İzmir ilçesi arasında 11. sırada olan Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinin 2009-2019 dönemindeki gelişiminde İzmir ve Türkiye ölçeğindeki gelişimden farklı, olağanüstü boyutlarda ve ayrıksı bir eğilimin ortaya çıkmadığı belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesindeki ormanlık alanı tahrip edip yok eden büyük yangınların yanında ilçenin öne çıkan tarım ürünleri (satsuma mandalina, enginar, zeytin) lehine tarım alanlarıyla yapılaşmaya açılan yerleşim alanlarının devamlı büyüyüp genişlediği; bu durumun ilçe tarımının geleceği açısından riskli bir durum yarattığı belirlenmiştir.

🔴 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahılların, tahıl dışındaki diğer tarla bitkilerinin, sebze ve meyvelerin miktarında, verimlilik düzeyinde ve satış fiyatlarında, ülke tarımının içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve iklim değişikliği nedeniyle istikrarın söz konusu olmadığı, mevcut ürün deseni ve öne çıkan satsuma mandalina, enginar ve zeytin üretimi itibariyle belirgin bir değişikliğin olmadığı, tarım alanlarının yıllar içinde genişlemesine rağmen üretilen miktarlarda yer yer ve zaman zaman azalmalar olduğu belirlenmiştir.

🔴Seferihisar ilçesi tarımının 2009-2019 dönemindeki olağan gelişiminde sadece Seferihisar Belediyesi’nin değil; aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı birçok hizmet biriminin, kooperatif ve birliklerle üreticilerin ve Seferihisar halkının payı, katkısı ve desteği bulunmaktadır.

🔴Seferihisar’da Seferihisar Belediyesi tarafından AKP iktidarının tarımda yaptıklarına alternatif bir tarım politikası izleniyormuş gibi yapıp söylediklerinin aslında Dünya Bankası (World Bank), Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN) ve ona bağlı Dünya Gıda Örgütü (FAO), Uluslararası Para Fonu (İMF), Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve benzerleri gibi neoliberal kapitalizmin uluslararası kuruluşlarının öneri ve yönlendirmeleri doğrultusunda uygulamalar yapan Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın temel politika, strateji ve uygulamalarıyla aynı olduğu, aralarında bir fark olmadığı, düzenlenen kalkınma plan ve programlarına göre her iki tarafın da Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma adını verdikleri bir Truva Atı sayesinde; küçük üreticinin korunması, tarımdaki kadın işgücünün öne çıkarılıp geliştirilmesi, yerli tohumların korunup çoğaltılması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, tarımda markalaşma ve yeni teknolojilerin kullanılması gibi birçok konuda anlaşıp uzlaştığı ortaya çıkmış, her iki taraf arasında sanki uzlaşmaz bir farklılık varmış gibi anlatılanların ve “başka bir tarım” söylemiyle ifade edilmek istenenin şeyin gerçekte somut ve devrimci bir alternatif olduğunu ima eden söylem ve eylemlerin ise yanıltıcı bir algı çalışması olduğu anlaşılmıştır.

🔴 Nitekim “Başka bir tarım mümkün” sloganını Seferihisar ve İzmir’de farklı tarihlerde iki ayrı kez kullanıp belirsizliklere dolu farklı bir tarımı kurtarıcı gibi müjdeleyen Tunç Soyer‘in Seferihisar’daki tohum merkezinden daha büyük bir benzerini İzmir Bornova’da açtıktan sonra hem bu merkezi, hem de yeni açılan Girişimcilik Merkezi İzmir‘i, küçük üreticiyi korumak yerine, endüstriyel tarımı savunup uygulayan (2); ayrıca, üyeleri arasında genetiği değiştirilmiş GDO’lu tohum ve fide üreten uluslararası tekellerle ortaklık yapan (Hishtil-Toros Fidecilik San. ve Tic. A.Ş./Tekfen Holding, Carlgill Gıda A.Ş., BASF Türk Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti., Bayer Türk Kimya San. Ltd. Şti.) şirketlerin üyesi olduğu; Tekfen Holding adına dernek üyesi olan Feyyaz Berker’in derneğin kurucu üyesi olduğu ve 9 yıl süreyle yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı TÜSİAD‘a teslim etmesi (3), imzalanan protokol uyarınca Girişimcilik Merkezi İzmir‘in ilk uygulama yılında yapılacak İzmir tarımı ile ilgili araştırmaları TÜSİAD‘a yaptırması da aslında bu gözler önüne serilmek istemeyen gizli ilişki ve işbirliğinin en yeni örneklerini oluşturmaktadır.

Alıntı Yapılan Kaynaklar

(1) Çelik, Z. (2013) Tarımsal Biyoçeşitliliğin Korunmasında Yerel Tohum Bankalarının Rolü Üzerine Bir Araştırma: Karaot Köyü Tohum Derneği ve Yöresi Örneği, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Bornova İzmir.

(2) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TÜSİAD Yayını, 2020

(3) TÜSİAD 2019 Yılı Faaliyet Raporu, s.86-94

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/04/23/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-3/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (3)

Bu yazı dizimizin konusu, 2021 yılı başında İzmir için “Bir başka tarım mümkün” sloganını atarak İzmir’de belediye odaklı ikinci bir tarım hamlesini başlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı aynı slogan sonrasında Seferihisar ilçesi tarımında bir değişim, bir dönüşüm olup olmadığını, belirsizlik içeren “başka” sıfatının bu şekilde kullanılması sonrasında o bir “başka” tarımın Seferihisar’da hayata geçip geçmediğini araştırmakla ilgilidir.

O amaçla, dizi yazımızın birinci ve ikinci bölümünde Seferihisar ilçesinin genel özelliklerini, nüfusunu, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini, genel arazi kullanımını, Seferihisar tarımı konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan resmi kurum ve kuruluşları, Seferihisar Belediyesi’nin bu kurumlar arasındaki yerini, tarım arazilerinin dağılımını, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl, sebze ve meyve ürünlerinin gelişimini ve bu ürünlerin üretim değerlerindeki değişimi ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazımızın bugünkü bölümünde ise Seferihisar için “Başka bir tarım mümkün” sloganının söylendiği dönemde; yani 2009-2019 döneminde, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Seferihisar Belediyesi’nin, vaat ettikleri belirsizlik içeren “Başka bir tarım” için neler yaptığını, neleri gerçekleştirip neleri gerçekleştiremediğini belirlemeye çalışacağız.

Bunun için de öncelikle belediyenin yayınladığı belgelerdeki resmi verileri dikkate alıp bu bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapacağız.

I- 5 Hedef, 41 Proje Belgesi: 11 Eylül 2012 tarihinde Seferihisar’ın yeni vizyonunu ortaya koymak amacıyla açıklanan “5 Hedef, 41 Proje” belgesinde,

1) Yüksek yaşam kalitesi,

2) Aktif hemşerilik, her gün demokrasi,

3) Toplumsal barış,

4) Yaşayan kültür ve doğa,

5) Dünya vatandaşlığı ilkeleri çerçevesinde,

Bir yıl içinde başlayacağı söylenen toplam 41 proje vaadi yer almaktadır. Bu vaatler arasında tarımla ilgili olanlar ise ‘Okul Tarlaları‘, ‘Bereketli Sulama Projesi’, ‘Seferihisar Organik Pazarı’, ‘Mandalina İşletme Tesisi’ ve ‘Tohum Seferberliği’ isimli projelerdir.

5 Hedef 41 Proje” belgesi kapsamında yer alan tarımla ilgili bu beş projenin içerikleri ise şu şekilde açıklanabilir:

📌Okul Tarlaları: Seferihisar’daki okullarda okuyan çocukların, belediyenin düzenleyeceği “Tohum Seferberliği” ile sağlayacağı yerli tohumları okul bahçelerine ekerek ve kendi yetiştirdikleri ürünleri paylaşarak hem sağlıklı beslenmesi hem de küçük yaştan itibaren içinde yaşadığı toplumun kültürüne ve doğasına saygılı olması sağlanacak.

📌Bereketli Sulama Projesi: İlçede tarımın gelişmesine paralel olarak gittikçe azalan kullanılabilen su kaynaklarının bilinçsizce kullanımını engellemek amacıyla, Seferihisar Barajı’ndan sulama suyu alan her bir üreticinin su sayacı alıp taktırarak adil su kullanımı sağlanacak; böylelikle, bahçe sulaması için rotasyonla verilen sudaki basınç sıkıntısı giderilecek ve tarımda kullanılan damlama sulama sistemlerinin tıkanmadan verimli çalışması için baraj suyunun çıkışına son sistem filtreler konulacak.

📌Seferihisar Organik Pazarı: Organik tarımı desteklemek amacıyla tüm sene boyunca açık kalan bir organik pazarı kurulacak.

📌Mandalina İşletme Tesisi: Seferihisar’ın yerel ürünü olan satsuma cinsi mandalinanın değerinin ve pazarlama gücünün arttırılması için kurulan mandalina işletme tesisi kapsamında marka çalışmaları yapılacak, kurulacak narenciye paketleme tesisi ile diğer ilçelerden gelen narenciyenin paketlenmesi sağlanacak.

📌Tohum Seferberliği: Yerel tohumların tohum takas şenlikleri ve tohum merkezi eliyle çoğaltılarak yerel tarımda kullanılması sağlanacak.

II- 2014 Tarihli Seçim Bildirgesi: Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ikinci kez Seferihisar Belediye Başkanlığı’na aday olması nedeniyle “Seferihisar Değişiyor!” sloganıyla hazırlanan 2014 tarihli seçim bildirgesinde, kurulan Mandalina ve Zeytin Üretici Birlikleri yanında Üzüm Üretici Birliği‘nin de kurulup Seferihisar zeytini ile üzümünün marka çalışmalarının yapılacağı, Bereketli Sulama Projesi kapsamında Seferihisar Barajı‘na otomatik filtrasyon sisteminin takılacağı, sulama suyu iletim hattının yenileneceği, akıllı sayaç sistemi ile adil bir şekilde su dağıtımının yapılacağı, barajın kışın da açık kalacağı, yerel üretici ile köylünün ve ev kadınlarının destekleneceği belirtilmektedir.

III- 2011-2019 Dönemi Faaliyet Raporları: Belediye başkanlarının yıllık faaliyetlerini kapsayan faaliyet raporlarının 2011, 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarına ait olanlarında belediyenin tarımsal hizmetlerinden söz eden bir bölümün bulunmadığı; sadece 2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarında, 2014 yılında kurulduğu anlaşılan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘ne ait faaliyetlerin yer aldığı belirlenmiştir.

2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarının incelenmesi sonucunda; Seferihisar Belediyesi’nin,

🔻 2010 yılında Can Yücel Tohum Merkezi‘ni kurduğu, Can Yücel Tohum Merkezi‘nde üretilen Karakılçık buğdayına ait tohumla diğer yerel tohumların ekilmek üzere üreticilere dağıttığı,

🔻 Her yıl, 1999 yılında başlatılan Mandalina Festivali ile Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ile birlikte 2010 yılından itibaren düzenlenen Damızlık Koyun-Keçi Panayırı, 2017 yılında başlatılan Ata Ekmeği ve Armola Şenliği ile ilk kez 2009 yılında Torbalı’nın Karaot köyünde başlatılıp 13-14 Ekim 2012 tarihinden itibaren Seferihisar’da da yapılmaya başlanan Tohum Takas Etkinliklerini düzenlediği,

🔻 Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği ile Zeytin Üreticileri Birliği‘ni kurduğu,

🔻 Satın aldığı Mandalina İşleme ve Paketleme Tesisini Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne devrettiği halde; satın alınıp devredilen tesisinin, yıllık kapasitesi ile faaliyette bulunduğu yıllardaki işleme ve paketleme miktarlarının belli olmadığı,

🔻 Seferihisar mandalinası için coğrafi işaret aldığı ve tescillemekle birlikte coğrafi işaret alınıp tescillenen mandalina üretimi ile yurtiçi satış ve ihracat miktarlarının bilinmediği,

🔻Turgut köyünde 9 dekarlık tarımsal alanda lavanta üretimi yaptığı,

🔻 Tarımsal sulamada kullanılan Seferihisar Barajı ile ilgili sulama suyunun dağıtımını yönettiği,

🔻 Belediye arazilerinden toplanan zeytinlerin Beyler Zeytinyağı Fabrikası’nda sıkımlarını yapıp halka dağıttığı anlaşılmıştır.

Ayrıca 2010 yılı faaliyet raporunda, Seferihisar Belediyesi, Ege Üniversitesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Tarladan Sofraya İyi Tarım“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Seferihisar Belediyesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Sosyo-Ekonomik Kalkınma İçin Sürdürülebilir Bir Örnek: Yarımada’da Organik Tarım“, Seferihisar Belediyesi ile Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğinde “Kırsal Kalkınma Programının Hazırlanması” projelerinin hazırlandığı ama sonuçları hakkında bilgi verilmediği anlaşılmıştır.

IV- 2012-2019 Dönemi Kesin Hesapları: Seferihisar Belediyesi’nin yıllık gelir ve gider hesaplarının sonuçlarını gösteren 2012 ve 2013 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde tarım hizmetlerine ya da bu hizmetlerin desteklenmesine yönelik bir harcamaya rastlanmamıştır.

🔴Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nün kuruluğu 2014 yılı bütçesine bu müdürlük için 1.046.000.- TL: tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 497.900,36 TL. olup bunun 299.384,69 TL’sının (% 60,12) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2015 yılı bütçesine 1.393.000.-TL. tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 956.630,20 TL olup bunun 578.523,47 TL’sının (% 60,47) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2016 yılı bütçesine 2.031.000.- TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.244.202,51 TL olup bunun 609.155,94 TL’sının (% 48,95) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2017 yılı bütçesine 2.273.000.-TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.412.284,99 TL olup bunun 613.285,98 TL’sının (% 43,42) personel giderlerine, 631.886,12 TL’sının (% 44,74) mal ve hizmet alımlarına ait olduğu,

🔴 2018 yılı bütçesine Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü için herhangi bir harcama ödeneğinin konulmadığı,

🔴 2019 yılı bütçesine 642.648,59 TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 387.030,36 TL olup bunun 387.030,36 TL’sının (% 60,22) personel giderlerine, 191.394,99 TL’sının (% 29,78) mal ve hizmet alımlarına, 64.223,24 TL’sının (% 10,00) da sosyal güvenlik ödemelerine ait olduğu görülmüştür.

Görüldüğü gibi 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2019 yılları bütçelerine tarım hizmetlerini yürütecek Tarım Hizmetleri Müdürlüğü için büyük kısmı personel giderinden oluşan toplam 7.385.648,59 TL. ödenek konulmuş olup bunun 1 yıl için ortalaması 1.477.129,71 TL’ya tekabül etmektedir. Bu beş yıllık süre içinde Tarım Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yürütülen tarım hizmetleri için harcanan tutar ise 4.498.048,42 TL, yıllık ortalaması ise 899.609,68 TL’dır. Tarım hizmetlerine ayrılan yıllık bütçeler bu durumdayken 1999 yılından bu yana yapılmakta olan Mandalina Festivali’nin 2012 yılında yapılan 12ncisinin organizasyonu için, 2012 yılı Faaliyet Raporu kayıtlarına göre tek bir yılda toplam 124.539.-TL. harcanmış olması da tarım hizmetlerine verilen önem ve önceliğin durumunu göstermektedir.

V- Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018: Seferihisar Belediye Başkan Danışmanı Ruhi Su Al tarafından 2018 yılında hazırlanan bu belge, 2009-2018 döneminde yapılan tarımsal hizmetlerin dayandığı ya da dayanacağı temel öncelik, politika, strateji, uygulama ve önerileri derleyip toparlama açısından oldukça önemli olmakla birlikte; 2019 seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilinen Tunç Soyer‘e şans verme açısından yapılmasında oldukça geç kalınmış bir çalışmadır. Belediye başkanının görev süresinin bitimine bir yıl kala hazırlanan belgenin bir sonraki belediye başkanı için bir vizyon oluşturacağını düşünsek bile, bunun yeni belediye başkanı tarafından kabul görüp uygulanması da oldukça şüphelidir. Nitekim 2019 seçimlerinden bu yana geçen iki yıl içinde Seferihisar’ın yeni belediye başkanı İsmail Yetişkin, bu belgede yazılı vizyonun dışında çalışmalar yaparak belediye hizmetlerine kendi imzasını atmayı tercih etmiş, arazi satışları ve personel istihdamı konusundaki sert söylem ve eylemleri ile kendisi ve belediye üzerindeki Tunç Soyer vesayetini ortadan kaldırmaya niyetli olduğunu göstermiştir.

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi aslında Tunç Soyer döneminde tarım hizmetleri boyutunda Seferihisar’da yapılanları ya da yapılmak istenenleri gider ayak derli toplu bir şekilde bir araya getirip en iyi şekilde dile getiren tek belgedir. Belgenin giriş yazısında yer alan “Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözen, verimliliği yüksek, etkin bir üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, doğal kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanan tarım sektörünün oluşturulması, Sürdürülebilir Kalkınma vizyonunun özü ve bizim de önceliğimizdir.” ifadesi aslında tarım hizmetlerinin 10 yıllık Seferihisar macerasındaki yerini özetlemektedir. (1)

Evet, söz konusu çalışmanın başlangıç bölümünde yer alan bu cümleler, 2009-2018 döneminde yapılmak istenip de yapılanları ya da yapılamayanları en iyi şekilde ortaya koyan güzel ve parlak sözler olmakla birlikte; diğer yandan da, sahibini yitirdiği için gerçekleşme olanağına kaybeden söz sözler gibi belirsiz ve sonuçsuz bir “başka” duruma da işaret etmektedir…

Endüstriyel tarımın getirdiği yararları reddetmeden ama endüstriyel tarımın “müdahaleci” ve “emeği giderek ortadan kaldıran” anlayışı karşısında habitatı, tarımsal işgücünü, özellikle küçük üreticiyi ve gelecek nesillerin ihtiyacını gözeten sürdürülebilir bir sistemin kurulabileceğine inanıyoruz. Saydığımız bu nedenlerden ötürü başka bir tarımın mümkün olduğunu savunuyor ve sürdürülebilir tarımsal kalkınma hedefimizi dört temel prensibe dayandırıyoruz:

1. Yerli tohumu korumak,

2. Üretici pazarları kurmak,

3. Üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak ve

4. Yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek.

Seferihisar Belediyesi olarak bu prensipler doğrultusunda geliştirdiğimiz yerel tarımsal kalkınma modelinin en çok gençler, kadınlar ve dezavantajlı grupları içermesinden ve bahsi geçen bu grupları ilçe ekonomisine başarıyla dahil etmekten ötürü büyük gurur duyuyoruz.

Dolayısıyla en başta Cittaslow Türkiye belediyeleri olmak üzere uygulanmaya başlanan bu modelin ulusal tarım politikası haline gelmesini ve ülkemizin diğer bölgelerinde de yaygınlaşmasını arzu ediyoruz.” (2)

Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi, yerli tohumu korumak“, “üretici pazarları kurmak“, “üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak” ve “yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek” şeklinde özetlenip hiçbir ideolojik ya da siyasi içeriğe sahip olmayıp aynı zamanda neoliberal tarım politikalarının temel stratejilerinden olan dört farklı tarım stratejisi üzerine inşa edilmek istenen “Başka bir tarım mümkün” hayalinin, ne ölçüde politik içerikten yoksun, yetersiz ve yanlış olduğunu göstermek açısından da çok yararlı olmuştur.

Yerli tohumları koruyarak, üretici pazarları ile üretici birlikleri ve kooperatifler kurarak, yüksek katma değerli tarım ürünleri üreterek; kısacası sadece bu dört farklı yöntemi kullanarak Dünya Bankası’nın, BM Gıda Örgütü’nün, Dünya Ticaret Örgütü’nün, IMF’nin, Bayer, Monsanto, Cargill gibi uluslararası tohum ve kimyasal ilaç tekellerinin şekillendirdiği ülkemizdeki mevcut tarım sistemi nasıl değiştirilip dönüştürülecek, şayet mevcut ve “başka tarım” sistemleri ile bir arada var olunacaksa, ulusal ve uluslararası alanda sözü geçen bu güç ve iktidar odaklarıyla nasıl bir arada olunacak, onların olası engelleme ya da yok etme çalışmalarına karşı nasıl direnilecek, nasıl başarı sağlanacaktır? Bu “başka tarım” sisteminin zayıf yanları nasıl güçlendirilecek, tehlike ve riskler nasıl giderilecektir? Önerilen o “bir başka tarım sistemi“; yoksa mevcut kapitalist tarım sistemi içinde ona eklemlenecek bir model midir; yoksa onun rakibi olup onunla mücadele edecek devrimci bir alternatif midir? “Bir başka tarım” sistemi ile ilgili belirsizlikler mevcut olduğu müddetçe bu soruları daha da çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkün olacaktır… Peki, bu sorular karşısında hangi tatmin edici yanıtlar verilecek, tarım içinde olan ya da olmayan kurum, kuruluş ve kişiler nasıl ikna edilecek ve verilen yanıtların uygulamaları neler olacak, bütün bunlar nasıl hayata geçirilecektir?

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nin son kısmı ise yerelde ve ulusal düzeyde “ortak sorumluluk” ilkesiyle sonuca ulaşılabilecek politika önerileriyle somut önerilere yer verilmiştir.

Birleşmiş Milletler‘in 2015 yılında kabul ettiği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak düzenlenip mikro ve makro düzeyde uygulanmak üzere önerilen 9 politika şu şekildedir:

Mikro düzeydeki politika önerileri

1. Yerel yönetimler, sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı temel vizyon olarak belirlemeli ve bu doğrultuda ‘yerel tarım politikaları‘ oluşturmalıdır.

2. Yerel politikalar uygulanabilir, adil ve kapsayıcı olmalıdır.

3. Yerel yönetimler aralarında ortaklık ve işbirliği mekanizmaları geliştirmeli, yeni ağlar kurulmalıdır.

4. Yerel yönetimler ulusal tarım politikalarının oluşturulmasında daha fazla söz ve yetki sahibi olmalıdır.

5. Bu hususta yerel yönetimlerin tarımsal kalkınma amacıyla hazırlamış olduğu “yerel politika belgeleri” merkezi karar alıcılar tarafından dikkate alınmalıdır.

Makro düzeydeki politika önerileri

1. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığı sona erdirici tedbirler alınmalı ve yerelde üretimi teşvik eden ekonomik ve siyasi kararlar acilen hayata geçirilmelidir.

2. Çevresel şartlar da hesaba katılmak üzere, köylerin ekonomik ve sosyal kapasitesini güçlendiren entegre planlar ve kapsamlı projeler hazırlanmalıdır.

3. Ulusal tarım politikaları, bütünşehir yasası ve ekonomik gidişata bağlı olarak ortaya çıkan “köyden kente göç” sorunu durdurulmalı, köylerin statüsü korunmalıdır.

4. Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerini aynı çatı altında bir araya getiren ve işbirliğini güçlendiren platformlar kurulmalıdır.

Somut öneriler ise beş madde halinde düzenlenmiştir:

1. Sürdürülebilir bir tarımsal kalkınma için fosil yakıtlara olan bağımlılık azaltılmalı, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı teşvik edilmelidir.

2. Üreticiler toprak verimliliğini sürekli kılacak zirai ilaç ve gübre kullanımı konusunda eğitilmelidir. Bunun yanı sıra toprak rehabilitasyonu sağlanmalı humus kullanımı arttırılmalıdır.

3. Modern sulama sistemleri kurulmalı, bu sistemlerin yaygınlaştırılması için ihtiyaç duyulan finansman seçenekleri attırılmalıdır.

4. Tarımda biyoçeşitliliği sağlamak amacıyla yerel tohum korunmalı ve ülke çapında yerel tohum merkezlerinin sayısı arttırılmalıdır.

5. Sürdürülebilir bir gıda sistemi için “yerel üretici pazarları” yaygınlaştırılmalı ve “yerel ürün bakkalları” her yerde hayata geçirilmelidir.

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak ve adeta Tunç Soyer sonrasındaki Seferihisar belediye başkanlarına rehber olması amacıyla hazırlanan bu politika ve somut uygulama önerilerinin, ne ölçüde mevcut tarım sistemine benzediğini ya da farklı olduğunu ise yazı serimizin dördüncü ve sonuncu bölümünde açıklamaya çalışacağız.

Devam Edecek…

Çok az sayıda basıldığı için çoğu Seferihisarlı ya da İzmirlinin temin edemediği Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018 dosyasını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

(1) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.2

(2) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.19

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/ https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (2)

Ali Rıza Avcan

Bu yazı dizimizin ilk bölümünde 2021 yılının Ocak ayı başında “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile ortaya çıkan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında da aynı sloganla ortaya çıkıp Seferihisar için aynı özellikte bir vaatte bulunması nedeniyle, bu slogan ve vaat sonrasındaki 2016-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinde herhangi bir değişim ya da dönüşüm olup olmadığını ve “başka tarım” olarak nitelenen olası farklılıkların hayata geçip geçmediğini belirlemek amacıyla, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2008-2020 döneminde Seferihisar’daki genel arazi kullanımı ile tarım arazisi kullanımının gelişimini incelemeye çalışmış, tarımda kullanılan toprakların miktarında farklı ürün türleri itibariyle bir artış olup olmadığını ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla benzeri bitkilerin, sebze, meyve, zeytin yağı ve baharatlı bitkilerin dikildiği arazi miktarlarını, verimlerini, üretim miktarlarını, meyve veren ve vermeyen ağaç sayılarını, anlamlı bir değerlendirme yapabilmek amacıyla İzmir il genelindeki aynı verilerle mukayese ederek belirlemeye çalışacağız. Böylelikle Seferihisar’da, içinde yer aldığı İzmir’den farklı, olağanüstü boyutta bir gelişme olup olmadığını göstermeye çalışacağız.

I- Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünler

Seferihisar’da 2008-2019 döneminde dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) tarımı yapılmış olup; bu ürünlerden buğday, arpa, yonca ve hasıl mısırın üretimi her yıl düzenli olarak yapılırken kuru nohut ekimi sadece 2015, susam tohumu sadece 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarında, patates ekimi sadece 2010, 2011, işlenmemiş tütün ekimi sadece 2009 yılında, yemlik kuru bakla ekimi sadece 2014, yemlik bezelye ekimi de sadece 2016, 2017, 2018 yıllarında yapılmıştır. 2009-2013 döneminde yapılan fiğ ekimi 2014-2020 döneminde adi fiğ ekimine dönüşmüş, yulaf 2012-2020 döneminde, tritikale ise 2012-2020 döneminde ekilir olmuş, slaj mısır ise 2009 yılı ile 2011-2016 döneminde ekilmiştir.

Bu itibarla son yıllarda Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla ve benzeri bitkilerin buğday, arpa, yulaf, yonca, hasıl mısır, fiğ/adi fiğ ve tritikale olduğu söylenebilir.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl ve diğer bitkisel ürünlerle ilgili ekilen alan miktarı (dekar), hasat edilen alan miktarı (dekar), verim (kg/dekar) ve üretim miktarlarını (ton) gösteren tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin “ekilen alan miktarı”, “verim” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları ise şu şekildedir:

Buğday (Durum Buğdayı hariç) ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -30 azalırken Seferihisar’da % 1.000 oranında artmış, verim İzmir’de % 103 artarken Seferihisar’da % 110 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % -28 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.00 oranında artmış.

Arpa ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 114 oranında artarken Seferihisar’da % -3 azalmış, verim İzmir’de % 147 oranında artarken Seferihisar’da % 7 oranında artmış, üretilen arpa miktarı da İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 4 oranında artmış.

Fiğ/adi fiğ ekimi yapılan tarım arazisi miktarı % 229, verim % 125, yetiştirilen fiğ/adi fiğ miktarı da % 145 oranında artmış.

Yonca ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 119 oranında artarken Seferihisar’da % 1.191 oranında, verim İzmir’de % -37 oranında azalırken Seferihisar’da % 105 oranında artmış, üretilen yonca miktarı da İzmir’de % 882 oranında artarken Seferihisar’da % 1.177 oranında artmış.

Mısır ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -27 oranında azalırken Seferihisar’da % 266 oranında artmış, üretilen mısır miktarı da İzmir’de % -25 oranında azalırken Seferihisar’da% 444 oranında artmış, Seferihisar’daki verim artış oranı % 166 olmuştur..

Bu mukayeseden de anlaşılacağı üzere, 2008-2020 döneminde ekimi yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin maksimum üretim miktarlarının (buğday: 330 ton, arpa 210 ton, yonca 4.516 ton, yulaf 988 ton, hasıl mısır 815 ton) itibariyle ilçe düzeyindeki tarım sistemini değiştirip dönüştürecek büyüklük ve değerde olmadığı ortadadır. Nitekim başka bir tarım vaat eden yerel yöneticilerin de iddiası, tahıl ve benzeri bitkisel ürünlerle değil; satsuma mandalina, zeytin ve zeytinyağı gibi ürünlerle ilgilidir.

II- Sebzeler

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 20009-2020 döneminde Seferihisar’da toplam 27 çeşit sebzenin üretimi yapılmış olup; bunlardan 22’si her yıl düzenli ekilen, 5 tanesi de bazı yıllar ekilen, bazı yıllar ekilmeyen sebzelerdir.

Ekimi düzenli yapılan sebzeler sırasıyla taze fasulye, taze börülce, taze bakla, beyaz lahana, kırmızı lahana, karnabahar, brokoli, kıvırcık marul, göbekli marul, ıspanak, enginar, karpuz, kavun, dolamlık biber, sivri biber, sofralık hıyar, patlıcan, sofralık domates, bamya, sakız kabak, taze soğan ve pırasadır. Ekimi düzensiz yapılan sebzeler ise sap kereviz (2011-2020), maydanoz (2015-2019), roka (2015-2019), dereotu ((2015-2019) ve salçalık domatestir (2011-2012).

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin dikiminin yapıldığı tarım arazisinin sebze türlerine göre dağılımına baktığımızda en önde gelen sebzenin % 45,30 ile % 73,94 arasında değişimler gösteren enginar olduğunu, enginarı yıldan yıla % 4,90 ile % 17,85 arasında değişim gösteren sofralık domatesin, % 4,58 ile % 5,61 arasında değişim gösteren sivri biberin, % 4,93 ile % 7,18 arasında değişim gösteren karpuzun izlediğini söyleyebiliriz.

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin miktar yönünden gelişimine baktığımızda ise, en fazla üretilen sebzelerin sırasıyla enginar, karpuz, kavun, patlıcan, sofralık ve salçalık domates olduğunu; enginar ekilen arazi ile bu araziden elde edilen enginar miktarının aşağı yukarı aynı düzeyde kaldığını, enginarın yıllar içinde en fazla üretilen sebze olma unvanını zaman içinde sofralık domatese bıraktığını, üretilen karpuz miktarının son yıllarda artış eğilimi içine girdiğini söyleyebiliriz.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre enginar üretiminde ekim yapılan arazi miktarı itibariyle İzmir ilçeleri içinde 1.028 dekarlık ekim alanı ile üçüncü sırada olup 1. sırayı 3.300 dekar ile Urla, 2. sırayı da 3.110 dekar ile Çeşme almaktadır. Üretilen enginar miktarı açısından da 4.665 ton enginar ile Çeşme birinci, 4.290 ton ile Urla ikinci, 1.285 ton ile de Seferihisar üçüncü sıradadır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan sebzelerin ekim alanı miktarı (dekar) ile üretim miktarlarının (ton) gelişimini gösteren tablolara buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan 22 çeşit sebzenin “ekilen alan miktarı” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Taze Fasulye: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 153 oranında arterken Seferihisar’da % 168, üretim ise İzmir’de % 208 oranında artarken Seferihisar’da % 158 oranında artmış.

Taze Börülce: Ekilen alan miktarı İzmir’de % -42 oranında azalırken Seferihisar’da % 208 oranında, üretim ise İzmir’de % 45 oranında azalırken Seferihisar’da % 233 oranında artmış.

Taze Bakla: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 12 oranında azalırken Seferihisar’da % 31, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 28 oranında azalmış.

Beyaz Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300, üretim ise İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300 oranında artmış.

Kırmızı Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 213 oranında artarken Seferihisar % 20 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 252 oranında artarken Seferihisar’da % 20 oranında azalmış.

Karnabahar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 232 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 248 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış.

Brokoli: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 1,750 artarken Seferihisar’da % 150, üretim ise İzmir’de % 2.241 oranında artarken Seferihisar’da % 109 oranında artmış.

Kıvırcık Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 142 oranında artarken Seferihisar’da % 733, üretim ise İzmir’de % 202 oranında artarken Seferihisar’da % 700 oranında artmış.

Göbekli Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 38 oranında azalırken Seferihisar’da % 40, üretim ise İzmir’de ve Seferihisar’da % 40,00 oranında azalmış.

Ispanak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 174 oranında artarken Seferihisar’da % 213, üretim ise İzmir’de % 215 oranında artarken Seferihisar’da % 550 oranında artmış.

Enginar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 120 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 139 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış.

Karpuz, Ekilen alan miktarı İzmir’de % 57 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 46 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış.

Kavun: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında, üretim İzmir’de % % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında azalmış.

Dolmalık Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 5 oranında azalırken Seferihisar’da % 9 oranında, üretim ise İzmir’de % 115 oranında artarken Seferihisar’da % 9 oranında azalmış.

Sivri Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 7 oranında azalırken Seferihisar’da % 136 oranında, üretim ise İzmir’de % 104 oranında artarken Seferihisar’da % 127 oranında artmış.

Sofralık Hıyar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 32 oranında azalırken Seferihisar’da % 154 oranında, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 135 oranında artmış.

Patlıcan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 24 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında, üretim İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında azalmış.

Sofralık Domates: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 33 oranında azalırken Seferihisar’da % 672oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 101 oranında artarken Seferihisar’da % 177 oranında artmış.

Bamya: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 67 oranında azalırken Seferihisar’da % 814 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 56 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.350 oranında artmış.

Sakız Kabak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 509 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 494 oranında artmış.

Taze Soğan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 30 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 28 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış.

Pırasa: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 137 oranında, üretim ise İzmir’de % 209 oranında artarken Seferihisar’da % 325 oranında artmış.

III- Meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkiler

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde düzenli tarımı yapılan 11 çeşit meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkinin “meyve veren ağaç sayısı” ve “meyve vermeyen ağaç sayısı” ile “verim” ve “üretim miktarları” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Çekirdekli Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdekli üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 12,73 oranında azalırken Seferihisar’da % 180 oranında artmış, verim İzmir’de % 14 oranında, Seferihisar’da % 10 oranında azalmış, üretim miktarı ise İzmir’de % 25 oranında azalırken Seferihisar’da % 162 oranında artmış.

Çekirdeksiz Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdeksiz üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 295 artmış, verim İzmir’de % 128 artarken Seferihisar’da % 23 oranında azalmış, üretim miktarı da İzmir’de % 17 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.073 oranında artmış.

Şaraplık Üzüm: Şaraplık üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 23, Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, verim İzmir’de % % 125, Seferihisar’da % 147 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % 3 azalırken Seferihisar’da % 125 artmış.

Yaş İncir: İzmir’de meyve veren yaş incir ağacı sayısı % 116, Seferihisar’da % 146 oranında artmış, verim İzmir’de % % 101,52 oranında artarken Seferihisar’da % 3 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 185, Seferihisar’da da % 142 oranında artmış.

Mandalina (Satsuma): Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 110 oranında, Seferihisar’da % 115 oranında artmış, meyve vermeyen ağaç sayısı İzmir’de % 115 oranında, Seferihisar’da % 156 oranında artmış, meyve alanlarının kapsadığı alan İzmir’de % 109 oranında, Seferihisar’da % 116 oranında artmış, verim İzmir’de % 28 oranında, Seferihisar’da % 47 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 20 oranında, Seferihisar’da da % 39 oranında azalmış.

Armut: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 11 azalırken Seferihisar’da % 122 oranında artmış, toplam meyvelik alanlar İzmir’de % 123 oranında, Seferihisar’da % 384 oranında artmış, verim İzmir’de % % 114 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 102 oranında, Seferihisar’da da % 122 oranında artmış.

Ayva: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 156 oranında artarken Seferihisar’da % 37 oranında azalmış, verim İzmir’de % 112 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 67, Seferihisar’da da % 37 oranında azalmış.

Kayısı: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 17, Seferihisar’da % 22 azalırken üretim miktarı İzmir’e % 20, Seferihisar’da da % 22 oranında azalmış.

Erik: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 175, Seferihisar’da % 197 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 121 oranında artarken Seferihisar’da aynı kalmış ve üretim miktarı İzmir’de % 210, Seferihisar’da da % 197 oranında artmış.

Sofralık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 153, Seferihisar’da % 221 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 104 artarken Seferihisar’da % 167 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 377 artmış, ürün miktarı ise İzmir’de% 101 artarken Seferihisar’da % 848 oranında artmış.

Yağlık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 115, Seferihisar’da % 113 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 101, Seferihisar’da % 111 oranında artarken verimlilik İzmir’de % 22 oranında azalmış, Seferihisar’da ise aynı kalmış. Üretim miktarı ise İzmir’de % 14 oranında azalırken Seferihisar’da % 118 oranında artmış.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan meyve, yağlık zeytin ve baharatlı bitkilerle ilgili meyve veren ağaç sayısını, meyve vermeyen ağaç sayısını, toplu meyveliklerin alanını, verimi ve üretim miktarını tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu verilerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere Seferihisar’da en fazla yetiştirilen meyveler satsuma mandalina, şaraplık üzüm, çekirdekli sofralık üzüm, nar ve yağlık zeytindir.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre satsuma mandalina üretiminde Selçuk ve Menderes’ten sonra üçüncü, şaraplık üzüm üretiminde Menderes’ten sonra ikinci, çekirdekli sofralık üzüm üretiminde Kemalpaşa, Menderes, Selçuk, Bergama ve Karabağlar’dan sonra beşinci, nar üretiminde Selçuk, Torbalı ve Ödemiş’ten sonra dördüncü, yağlık zeytin üretiminde Bayındır’dan sonra ikinci sıradadır.

Bu ürünlerin 2009-2020 dönemindeki gelişimine baktığımızda ise;

Satsuma mandalina veren ağaç sayısının % 115, verimin % 154, üretilen satsuma mandalina miktarının % 177 oranında arttığı;

Şaraplık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 15 oranında azalırken verimin % 158, üretilen üzüm miktarının da % 34 oranında arttığı,

Çekirdekli sofralık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 181, verimin % % 135, üretilen üzüm miktarının da % 244 oranında arttığı,

nar veren ağaç sayısının % 125, üretim miktarının da % 25 oranında arttığı,

Yağlık zeytin veren ağaç sayısının % 113 oranında artarken verimin % 80, üretilen yağlık zeytin miktarının da % 73 oranında azaldığı belirlenmiştir.

IV- Hayvan Varlığı ve Hayvansal Üretim

2009-2020 döneminde Seferihisar’daki büyük ve küçükbaş hayvan varlığının, aşağıdaki tablo verileri ile grafik dikkate alındığı takdirde büyük oranda arttığı görülecektir. Bu çerçevede 2009-2020 döneminde her yaş, cins ve ırktan büyükbaş hayvan sayısı % 337,85, küçükbaş hayvan sayısı da % 333,45 oranında artmıştır.

Bu büyük artışta Seferihisar Belediyesi’nin maddi bir katkısının bulunmadığı bilindiği için bu artışın üreticinin kendi çabası ile merkezi yönetim tarafından sağlanan yardımlar çerçevesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

Bu hayvan varlığı üzerinden 2009-2020 döneminde elde edilen hayvansal üretimle ilgili veriler ve bu üretimin gelişimi aşağıdaki tablo/grafikte gösterilmiştir.

V- Su Ürünleri Üretimi

Seferihisar’da üretilen su ürünleri, kültür balıkçılığı gibi konularda ilçe düzeyinde üretilmiş bir veri mevcut olmadığı için 2008-2020 dönemindeki su ürünleri üretiminin gelişimi hakkında herhangi bir değerlendirmenin yapılması mümkün olmamıştır.

VI- Tarımsal Üretim Değerleri

Seferihisar’da 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yetiştirilen tahıl, sebze ve meyvelerin, TUİK tarafından belirlenen yıllık ortalama satış fiyatı (TL/Kg) üzerinden üretim değerlerini hesaplamaya kalktığımızda ise üretim miktarlarındaki dalgalanmalar nedeniyle toplam üretim değerlerinin azaldığı görülmektedir. Bu durumu ortaya koyan aşağıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere; satsuma mandarinin üretimi 2017 yılında 23.875 yılında iken 2018 yılında 55.552 tona yükselmesi, 2019 yılında da 19.611 tona inmesi ya da yağlık zeytinin üretimi 2017 yılında 15.546 ton iken 2018 yılında önce 1.831 tona, 2019 yılında da 8.331 tona düştüğü için üç yıl dönemde toplam üretim değeri büyük ölçüde azalmıştır.

Devam Edecek…

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (1)

Ali Rıza Avcan

Niyetim, 2021 yılının Ocak ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği büyük bir kampanya ile İzmir kamuoyuna duyurulan İzmir’de ‘Bir başka tarım mümkün‘ hamlesine ilişkin araştırma ve incelemeler yapıp bu yeni girişimin arka planını ortaya koyup ayaklarının ne ölçüde yere bastığını göstermekti.

Çünkü daha önce buna benzer bir çalışmayı bir önceki belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde önce ‘Tarım’da İzmir modeli‘ olarak lanse edilip daha sonrasında tarım dışı hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilip ‘İzmir Modeli‘ olarak kabul edilen çalışmalar hakkında da yapmış, yazdığım birden fazla yazı ile işin içyüzünü ortaya koymaya çalışmış ve aradan geçen zaman içinde tespit ve uyarılarımın ne ölçüde doğru olduğu, ortada model olarak adlandırılabilecek bir şeyin olmadığı görülmüştü. Ayrıca Sayıştay Başkanlığı’nın düzenlediği 2016 yılı Denetim Raporu da yapılan tarım yardımlarının ne ölçüde hukuksal dayanaktan uzak olduğunu ortaya koymuştu.

2017-2018 döneminde yazdığım yazıların linklerini bu yazımın sonunda görebilir ve geçmişle günümüz arasındaki bağlantıyı görmek istediğiniz takdirde istediğiniz takdirde okuyabilirsiniz.

Başlangıçtaki niyetim 2021 yılı Ocak ayında duyurulan bu yeni proje hakkında derinlemesine bir araştırma ve inceleme yapmak olmasına karşın; bu yeni girişimde kullanılan “Bir başka tarım mümkün” sloganı bana başka bir zaman ve yerden çağrışımlar yaptığı için Google’da yaptığım kısa bir araştırma sonucunda bu sloganın 2015-2016 döneminde o zamanlar Seferihisar Belediye Başkanı olan Tunç Soyer tarafından kullanıldığını, o tarihte de aynen şimdi yaptığı gibi bir lavanta tarlasına kasketi ile girerek Seferihisar için “Bir başka tarım mümkün” dediğini hatırladım. Bu benzerlik, bu tıpatıp aynı olma hali müthiş bir şeydi… Ortada resmen dejavu gibi gibi bir durum vardı ve o tarihlerde Seferihisar’ın, şimdi de İzmir’in belediye başkanı olan Tunç Soyer zamanın ve mekanın farklılıklarını dikkate almadan; hatta “aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” (ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ.) diyen ve her şeyin akıp değiştiğini söyleyen Efesli İlkçağ filozofu Herakleitos‘un söylediklerine meydan okurcasına başka bir tarım olabileceğini iddia ediyor, farklı yer ve zamanlarda aynı sloganı kullanmaktan kaçınmıyordu.

Oysa Tunç Soyer‘in Seferihisar Belediye Başkanı olarak görev yaptığı süre içinde bütün çalışmalarında dikkate aldığı “5 Hedef, 41 Proje” ve “Bu Daha Başlangıç!” başlıklı 2014 Seçim Bildirgesi ile “Seferihisar’da Güzel Şeyler Oluyor” isimli broşürde anlattığı mandalina işleme tesisi kurmak, soğuk hava deposu yapmak, üretici pazarlarıyla Seferipazar’ı kurmak, narenciye işleme ve paketleme tesisini kurmak, mevcut kooperatiflere destek olmak, bereketli su projesini uygulamak, tohum takas şenlikleri düzenlemek gibi her biri birbirinden bağımsız projelerden söz etmekle birlikte ilçe düzeyindeki tarımsal faaliyetleri bir bütün olarak başka bir şekilde yapmayı hedefleyen ya da bu bir “başka tarımın” ne olduğunu anlatıp tanımlayan bir araştırma, rapor, plan ya da program da ortada yoktu.

Bu anlamda, 2014 seçimlerinden iki yıl sonra, daha önce hiçbir resmi belge, plan ya da programa yansımamış ve dile getirilmemiş “Bir başka tarım mümkün” sloganın, aynı tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından dile getirilen “Tarımda İzmir Modeli” isimli çıkıştan etkilendiğini, eş zamanlı olarak Seferihisar’da Tunç Soyer, İzmir’de de Aziz Kocaoğlu tarafından dile getirilen ya da getirilmek istenenkerin aslında aynı şeyler olduğunu varsayabiliriz.

Ama belli olmaz… Belki de bu tekrarda, aynı sloganı farklı yerlerde atma olayının arkasında Seferihisar’da elde edilmiş bir başarıdan alınan cesaret de olabilirdi. Belki de Seferihisar’da başarılı olunduğu için o başarıya neden olan aynı bakış, aynı düşünce ve yaklaşımla İzmir’de de başarılı olunabileceğini, memnun olunmayan mevcut tarım sistemi yerine herkesin memnun olacağı başka bir sistemin oluşturulabileceğine inanıyordu… Olur mu? olurdu….

İşte o nedenle, şimdinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, 2015-2016 döneminde Seferihisar için ortaya attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganı sonrasında; yani 2015 yılından görevden ayrıldığı 1 Nisan 2019 tarihine kadar Seferihisar’da, mevcut tarım sistemi yerine başka bir tarım sistemi oluşturup oluşturamadığına bakıp “Bir başka tarım mümkün “sloganının 2015-2019 dönemindeki Seferihisar macerasını araştırıp incelemeye ve sonuçlarını da sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Gelelim Seferihisar tarımının 2008-2019 dönemindeki gelişimini izleyip inceleyerek, “Bir başka tarım mümkün” sloganının ilk kez kullanıldığı 2015-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım sisteminde bir değişim olup olmadığını belirlemeye…

Seferihisar, İzmir’in 30 ilçesinden biridir. İlçenin kuzeyinde Urla, kuzeydoğusunda Güzelbahçe ve Karabağlar, doğusunda Menderes ilçeleri, güneyinde ve batısında Ege Denizi bulunmaktadır. Seferihisar, 1884 yılında ilçe olmuştur ve il merkezine uzaklığı 45 kilometredir. İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre 386 km2 (38.600 hektar, 386.000 dekar) büyüklüğü ile 30 ilçe arasında 15. sıradadır ve 2020 yılı nüfusu 48.320 kişidir.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerine göre Seferihisar…

Seferihisar, ülkemizin diğer il ve ilçelerini dikkate aldığımızda sosyo-ekonomik yönden gelişmiş bir ilçedir. (DPT) Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında yaptığı İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre 1996 yılında 858 ilçe arasında 90. sırada, 30 İzmir ilçesi arasında Çeşme, Aliağa, Urla ve Selçuk’tan sonra 5. sıradadır. 2004 yılı araştırmasında da 872 ilçe arasında 61. sırada olup, İzmir’in 30 ilçesi arasında Aliağa, Çeşme, Urla ve Torbalı’dan sonra 5. sıradadır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 2017 yılında yapılan İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmasına göre toplam 970 ilçe arasında 130. sıraya, İzmir’in 30 ilçesi içinde de 15. sıraya düşmüştür. Bu durum Seferihisar’ın 2004-2017 döneminde hem İzmir’in ilçelerine hem de diğer illerin ilçelerine göre sosyo-ekonomik gelişmişlik kriterlerine göre gerileyerek arka sıralarda kaldığını göstermektedir.

Ayrıcalıklı konum, ayrıcalıklı tarımsal yapı

Seferihisar, Çağlar Keyder ile Zafer Yenal‘ın “Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük” isimli kitaplarında da belirttikleri gibi, tarımsal ve coğrafi konum açısından ayrıcalıklı bir bölgede bulunmaktadır. Her türlü tarımsal ürünün yetiştirilebildiği, hayvancılık faaliyetinin yürütüldüğü ve su ürünlerinin değerlendirilebildiği bir bölgede bulunması nedeniyle bu yerleşimdeki tarımsal üretimin kapitalist piyasa sistemine uyum sağlanması, üretimin çeşitlendirilmesi ve tarım dışı gelir kaynaklarına yönelme konusunda bugüne kadar ciddi dönüşümler yaşanmış, özellikle istihdam stratejileri bağlamında son yıllarda önemli farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. İster kısa süreli ya da mevsimlik istihdam olanaklarına yönelmek yoluyla olsun, ister farklı aktarımlar ve kira/rant gelirleri vasıtasıyla olsun yaratılan tarım dışı (turizm, inşaat vb.) gelirlerle topraktan elde edilen kazancın takviye edilmesi gelir yaratma ve arttırma stratejilerinin çok önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bu nedenle 19. yüzyılın son yarısından bu yana kapitalist tarım sistemine eklemlenen Seferihisar’da tarıma yönelik farklı politika ve stratejileri uygulamaya kalkmak sistemin gelişmişliği ve olası direnci nedeniyle hem kolay, hem de zordur. (1)

1990’dan 2018’e arazi kullanımının gelişimi

1990, 2000, 2006, 2012 ve 2018 yıllarında alınmış hava fotoğrafları üzerinden CBS ve uzaktan algılama Corine programı sınıflamasına göre üretilen aşağıdaki tablonun da gösterdiği gibi, 1990 yılında mevcut Seferihisar topraklarının % 26,62’sini oluşturan tarım toprakları 2018 yılında % 18,84’e inerken orman ve meralarla kaplı alanlar % 71,17’den % 76,06’ya, su ile kaplı alanlar % 0,29’dan % 0,96’ya, yerleşim alanları da % 1,92’den % 4,14’e yükselmiştir. Bu durum bize son 28 yıllık sürede yerleşim alanlarının, tarım alanlarının aleyhine aşağı yukarı 2,15 oranında arttığını göstermektedir. (2)

Tarım alanları azalırken yerleşim alanları düzenli ve yaygın bir şekilde artıyor…

Evet, yukarıdaki verilerin de ortaya koyduğu gibi, 1990 yılından bu yana Seferihisar’da tarım alanları sürekli azalırken kentsel yerleşime ait alanlar genişlemekte ve bu durum yeni yapılaşmalarla son hızla devam etmekte; böylelikle verimli tarım arazileri yeni yerleşme alanları için heba edilmektedir.

Tarım alanlarının kullanımı

Eski yıllardan bu yana bir tarım yerleşimi olan Seferihisar’daki tarım alanlarının kullanımı ile ilgili olarak elimizde biri İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, diğeri de Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olmak üzere iki ayrı kurum tarafından üretilmiş iki ayrı veri seti olmakla birlikte; 2018 yılından sonra üretilen veriler arasındaki büyük farklılıklar nedeniyle İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından veri üretilmesinden vazgeçilmiştir. Biz ise, İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Müdürlüğü tarafından üretilen veriler daha ayrıntılı olmakla birlikte daha güvenilir bulduğumuz Türkiye İstatistik Kurumu’na ait Bitkisel Üretim veri setinde yer alan rakamları kullanacağız.

TÜİK – Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2008-2020 dönemine ait verilerine göre, Seferihisar’da üretilen tahıl, sebze, süs bitkisi, meyve, içecek ve baharatlı bitkilerle ve nadasa bırakılan tarım alanlarının miktar, oran ve endeks ölçeğindeki gelişimini gösteren aşağıdaki üç ayrı tabloya baktığımızda;

1. Dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) yetiştirildiği tarımsal alanların 2013 yılındaki azalışa rağmen 2008-2019 döneminde 3 kat arttığı,

2. Nadas alanlarının yıllar içinde azalmakla birlikte 2013, 2014 ve 2020 yıllarında, başlangıçtaki büyüklüğü aşacak şekilde büyük oranlarda arttığı,

3. Yirmi yedi çeşit sebzenin ekildiği alanların 2008-2013 döneminde hızla artmakla birlikte 2014-2020 döneminde azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı,

4. 2011 yılından itibaren ekimi yapılan süs bitkileri alanının 2014 yılında en yüksek değerine ulaşıp 2020 yılına kadar bu düzeyde kaldığı,

5. İçinde satsuma cinsi mandalina, sofralık ve yağlık zeytinle zeytinyağının da bulunduğu 24 çeşit meyve, yağ ve baharatlı bitki tarımının yapıldığı alanların 2015 yılına kadar az bir gelişme göstermekle birlikte 2016 yılından sonra azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı belirlenmiştir.

Tarım yapılan toplam arazi miktarını dikkate aldığımızda ise 2008 yılında 72.829 dekar olan alanın 2020 yılına kadar % 116,52 oranındaki artışla 84.866 dekara ulaştığı görülecektir.

Başka bir tarımı mümkün hale getirmek sadece Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev midir?

Yazımızın bu bölümüne son vermeden önce Seferihisar ilçesindeki tarım faaliyetlerini yürütmek için resmi, özel ve sivil ölçekte bir çok kurum ve kişinin görevli olduğunu; bu nedenle 2008-2019 döneminde tarımsal faaliyetler nedeniyle ortaya çıkacak bir başarı ya da başarısızlık durumu olursa bunda bu kurum ya da şahısların da payının olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmak isteriz…

İsterseniz tarımsal faaliyetler konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan bu kurum ya da şahıslardan aklımıza ilk gelenleri bir çırpıda sıralamaya çalışalım….

1. Tarım ve Orman Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri,

2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü,

3. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA),

4. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),

5. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO),

6. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliğe sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),

7. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),

8. İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı,

9. İzmir Büyükşehir Belediyesi,

10. Seferihisar Belediyesi,

11. T.C. Ziraat Bankası Seferihisar Şubesi,

12. 85 Sayılı Seferihisar Tarım Kredi Kooperatifi,

13. SS Seferihisar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

14. SS Doğanbey Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

15. SS Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

16. SS Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

17. SS Ulamış Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

18. Seferihisar Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi,

19. Seferihisar İlçesi Mandalina Üreticileri Birliği,

20. Seferihisar İlçe Ziraat Odası.

İlk çırpıda aklımıza gelip sıraladığımız ve Seferihisar’daki tarım faaliyetleri konusunda, değişik düzey ve paylar içinde görevli, yetkili ve sorumlu olduğunu bildiğimiz bu kadar fazla sayıdaki resmi, özel, sivil kurum, kuruluş ve kişinin varlığından çıkaracağımız gerçek sonuç ise, Seferihisar’daki mevcut tarım sistemi yerine başka bir sistemi kurma gibi önemli ve büyük bir görevin, sadece ve tek başına Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev olmayıp geriye kalan kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte gerçekleştirilecek bir hedef olduğudur.

Devam Edecek…

Alıntılar

(1) Keyder, Ç., Yenal, Z. (2013) Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2013 İstanbul, s.54

(2) Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Gülersoy, A.E. (2014) “Seferihisar’da Arazi Kullanımının Zamansal Değişimi (1984-2010) ve İdeal Arazi Kullanımı İçin Öneriler“, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2014, Sayı:31, ss.155-180

Özyurt Ökten, S.S. (2015) Bir Yerel Kalkınma Modeli Olarak Sakinşehir (Cıttaslow) Kavramı: Seferihisar (İzmir) Örneği, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Adana.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü İstatistikleri 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019.

Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020.

…………………………………………………………………………………………………

2017 ve 2018 Yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı tarım hizmetlerini inceleyip değerlendirmek için yazdığım yazılar:

https://kentstratejileri.com/2017/04/29/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/05/02/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/05/04/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-3/

https://kentstrajileri.com/2017/05/08/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-4/

https://kentstratejileri.com/2017/05/10/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-5/

https://kentstratejileri.com/2017/05/14/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-6/

https://kentstratejileri.com/2017/07/14/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/17/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/07/24/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-3/

https://kentstratejileri.com/2017/07/26/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/28/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-2/

https://kentstratejileri.com/2017/08/05/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-3/

https://kentstratejileri.com/2018/06/20/ismarlama-raporlar/

Samimiyet testi…

Ali Rıza Avcan

Arkeoloji dünyasının ünlü isimlerinden Ekrem Akurgal’ın “uygarlıkların beşiği” olarak tanımladığı İzmir’de, hem kentin hem de ülkenin sanat ve kültür dünyasına yön veren Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin 1990’lı yılların sonunda Narlıdere’de yapılan binaları, bağlı olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün isteği üzerine düzenlenen bir raporla depreme dayanıksız yapı olarak ilan ediliyor ve bu yapılarda eğitim gören binlerce öğrenciyle akademisyenin acil olarak Tınaztepe yerleşkesinde rektörlük için yapılan binaya taşınması isteniyor.

GSF 001

Öğrenciler ve akademisyenler haliyle bu haksız, hukuksuz ve yersiz talebe karşı çıkıyorlar ve kendilerine destek olması için kentin belediye başkanından yardım istiyorlar…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Konak’taki ana hizmet binasının, depreme dayanıklı olmadığı bilindiği halde; bu kentin belediye başkanı, bu bina içinde çalışan meclis üyesiyle binlerce çalışanın ve ziyaretçinin her an büyük bir tehlike içinde olduğunu unutarak, görüştüğü öğrencilere yardımcı olacağını ifade ediyor ve depreme dayanıksız olduğu söylenen binaları yıkarak yeniden yapacağı sözünü veriyor.

Binaların yapılacağı süre içinde eğitimin kesilmemesi için de görüştüğü öğrencilere Kültürpark’taki hangarları adres olarak gösteriyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü de, soruna taraf olan milletvekillerinin ve örgütlerin ısrarlı taleplerine karşın, Güzel Sanatlar Fakültesi binalarının depreme dayanaksız olduğunu gösteren raporu kimseyle paylaşmıyor ve paylaşmaktan titizlikle kaçınıyor…

Rektörlüğün bu çabasını onun açısından anlamak mümkün…

Çünkü, mahkemelerin bile her bilirkişi raporunu kabul etmediği bir ortamda, rektörlük, tüm sorunun odak noktası olan düzmece raporun tartışmaya açılmasını istemiyor olabilir…

Hepimiz biliyoruz ki, başından paçasına kadar siyasete bulaşmış YÖK üniversiteleri uzunca bir zamandır iktidarın, gücü elinde tutanların istediği şekilde rapor veren, görüş belirten yerler haline dönüştüler… 

O nedenle, çoğu kez üniversitelerin, o üniversitelerde çalışan akademisyenlerin emir üzre verdikleri raporlara, görüşlere inanmıyor, güvenmiyor, onları ciddiye almıyoruz… Aynen, toplumun ülkemizdeki adalet sistemine % 38 düzeyinde inanması gibi…

Ne yazık ki, artık hem adalet hem eğitim sistemimiz bu ülkede yaşayanlar için güvenilir değil…

GSF 002

Peki, bu durumda, kendi binasının bile depreme dayanıksız olduğunu bilen İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da Narlıdere Belediyesi, daha önce inşaat ve kullanma izni verdiği (tabii ki söz konusu binaların ruhsatsız olduğunu ihtimalini de dikkate alarak) bu binalar için herkesin güvenebileceği ikinci bir raporu niye hazırlamıyor ve kamuoyu ile paylaşmıyor?

Çünkü, yani İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da Narlıdere Belediyesi 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesine göre (26. maddedeki istisna hükümleri dikkate alınarak) inşaatın başlamasından önce, söz konusu binaların devlet üniversitesine (kamu kurumuna) ait olması nedeniyle  avan proje onayı, aynı yasanın 30. maddesine göre de inşaatın bitiminde o binanın içine öğrenci ve akademisyenlerin girip eğitimin başlatılabilmesi için inşaatın projesine uygun yapılıp yapılmadığını denetleyerek yapı kullanma izni dediğimiz ruhsatı vermesi gerekiyor.

Ayrıca, yine aynı kanunun “Yıkılacak Derecede Tehlikeli Yapılar” başlığını taşıyan 39. maddesinin 7181 sayılı Yasa ile değişik hükmü, bina sahibinin ya da belediyenin o binanın yıkılacak derecede tehlikeli olduğunu düşünmesi durumunda neler yapılacağını şu şekilde düzenlemiş durumda:

Genel güvenlik ve asayiş bakımından tehlike arz ettiği valilikçe tespit edilen metruk yapılar ile bir kısmı veya tamamının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen yapıların sahiplerinin adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki adreslerine tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya valilikçe üç gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibine bu şekilde tebligat yapılamaması hâlinde bu durum tebligat yapan idarenin internet sayfasında 30 gün süre ile ilan edilir ve tebligat varakası tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla birlikte bir zabıtla tespit edilir. Malik dışında binada ikamet amacıyla oturanlara da ayrıca tahliye için tebligat yapılır.

Tebligatı veya ilanı müteakip 30 günü geçmemek üzere ilgili idarece belirlenen süre içinde yapı sahibi tarafından tehlikeli durumun ortadan kaldırılmaması hâlinde, tehlikenin giderilmesi veya yıkım işleri belediye veya valilikçe yapılır ve masrafı % 20 fazlası ile yapı sahibinden tahsil edilir. Alakalının fakruhali tevsik olunursa masraf belediye veya valilikçe bütçesinden karşılanır. Tehlike durumu o yapı ve civarının boşaltılmasını icabettiriyorsa mahkeme kararına lüzum kalmaksızın zabıta marifetiyle derhal tahliye ettirilir.

Şimdi bu durumda, 3914 sayılı İmar Kanunu’nun 21, 26, 30 ve 39. maddelerindeki hükümlerle görevli, yetkili ve sorumlu kılınan belediyenin (İzmir Büyükşehir ya da Narlıdere belediyeleri), depreme dayanıksız olduğu için yıkılacak derecede tehlikeli olduğu iddia edilen bu binaların gerçekten depreme dayanıksız olup olmadığını kendi olanaklarıyla niye test etmediğini, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nce yapılan tespitin doğru olup olmadığını niye araştırmadığını, en azından söz konusu Rektörlük tarafından düzenlendiği iddia edilen raporu niye talep etmediğini ya da talep edip de temin etmişse bunu niye öğrenciler, akademisyenler ve kamuoyu ile paylaşmadığını, elindeki bu yasal yetkileri şimdiye kadar niye kullanmadığını, kullanmaktan niye kaçındığını sormak gerekir…

GSF 003

Tabii ki, kendi hizmet binasının depreme dayanıksız olduğu cümle alem tarafından bilinen bir büyükşehir belediyesinin, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ve akademisyenlerinin ikna edilmesi; daha doğrusu güzel sanatlar eğitiminin devamı için sahip olduğu yasal yetkileri kullanıp kullanmama konusundaki samimiyetini test etmek koşuluyla…

Çünkü yürekten inanıyoruz ki, bu konuda taraf yapılmak istenen Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle akademisyenlerin asıl sorunu, kendilerinin de söylediği gibi bina değil, eğitimdir!