Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah: İzmir’de Gazeteciğin Mirası

Ali Rıza Avcan

Uzun bir süredir İzmir kent hafızasının genetik zayıflığı nedeniyle kültür, sanat, bilim, gazetecilik ve hatta siyaset gibi alanlarda geçmişin değerli ve zengin bilgisinden yararlanılmadığını; o nedenle, bu alanlardaki hiçbir yeni çalışmanın İzmir il sınırları dışına çıkamadığını, İzmir‘in ülke ve dünya çapında kültür ve bilim insanı, sanatçı ve gazeteci ve hatta siyasetçi yetiştiremediğini yazıp çizip söylüyorum.

Bugün bu hafıza kaybının son örneğini, “İzmir’in bugüne kadar yetiştirdiği gerçek gazeteciler kimlerdir?” sorusunu sorarak söze başlamak istiyorum.

Hatırlayacak olursanız bu sorunun ilk yanıtını, “İzmir’in Unutulan Sanatçıları” başlıklı yazı dizisindeki 23 Kasım 2023 tarihli yazımla gazeteci-yazar Tevfik Nevzat (1865-1905) olarak vermiştim. (1)

Bugün ise, İstibdat denilen despotluğa karşı çıktığı için ülkemizin intihar etti adı altında öldürülen ilk gazetecisi Tevfik Nevzat‘ı izleyip sosyalist idealler çerçevesinde burjuva demokrasisine, Faşizme ve ırkçılığa meydan okuyan ikinci bir ismi gündeme getirmek istiyorum: Naci Sadullah Daniş (1907/1910/1912-1975).

Hani geçen haftaki yazımla gündeme getirdiğim, İzmir Körfezi‘nde Yahudi göçmenlerle dolu Parita gemisine giderek yolcularla harika röportajlar yapan; böylelikle, Alman Faşizmi ve ırkçılığın neden olduğu bir bir insanlık sorununa CHP‘nin yayın organı Ulus ve Cumhuriyet gazeteleriyle Akbaba ve Karikatür dergilerinin yaptığı gibi “Yahudi serseriler gitti!” demek yerine insanca yaklaşan ve Alman Faşizmi ile ırkçılığı lanetleyen gazeteci ve yazara…. (2)

Uşşakizadelerden Naci Sadullah Danış….

Ama ondan önce 2023 yılındaki yazımla dile getirdiğim gazeteci, yazar Tevfik Nevzat‘ı yeniden anımsayıp 0 tarihten bu yana onun adına yapılanı ya da yapılmayanları hatırlayalım derim…

Yazılarımı takip edenler bilirler ki, 20 Temmuz 2023’de başlayıp 14 Mart 2024’de bitirdiğim 35 bölümlük “İzmir’in Unutulan Sanatçıları” başlıklı yazı dizisinin 19ncusunda, 1865’de İzmir, İkiçeşmelik‘de doğup 1905 yılında Abdülhamit‘in emriyle sürüldüğü Adana Cezaevi‘nde öldürülen, ölümünden sonra 2. Meşrutiyet‘in ilan edildiği 1908 yılında “Hürriyet Şehidi” ilan edilen gazeteci, yazar Tevfik Nevzat‘ın yaşamını dile getirmiş, İzmir‘in ilk kadın milletvekili olan kızı Benal Nevzat‘ın 1972 yılında gazeteci Hasan Tahsin‘in heykelini yaptırmak için yola çıkan İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanı Sabri Süphandağlı‘ya yazdığı mektupla Hasan Tahsin‘in yanında babasının da hatırlanması için talepte bulunduğunu hatırlatmış, ardından da uzun süredir ziyaret edilmediği için yeri bilinmeyen Adana‘daki mezarını Çukurova Gazeteciler Cemiyeti ve Adana Büyükşehir Belediyesi‘nin yardımlarıyla bulmuş; ayrıca, Tevfik Nevzat isminin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti‘nin İnternet sayfasındaki “Öldürülen Gazeteciler” bölümündeki listenin başına “öldürülen ilk gazeteci” olarak yazılması için 25 Aralık 2023 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş‘e mesaj göndermekle birlikte; mezarı Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir dışında ne Türkiye ve İzmir Gazeteciler cemiyetleri tarafından sahip çıkılıp ziyaret edilmiş, ne de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti‘nin web sayfasındaki “Ölen Gazeteciler” bölümünde bir değişiklik yapılmıştı. (3)

Konak Meydanı‘na heykelini dikilen ittihatçı Hasan Tahsin dışında yakın dönemin gazetecileri Barış Selçuk, Şakir Süter, İsmail Sivri ve Ziynet Sertel gibi yakın zamanlara ait gazeteciler adına yarışmalar düzenleyen, bunu yaparken de gazetecilik mesleğinin gelişip güçlenmesi yerine cemiyet yöneticilerinin ya da yakınlarının siyasi hamlelerine destek sağlamak amacıyla yabancı ülkelerden alınan fonlarla projeler yürüten İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti,

Abdülhamit‘in adıyla anılan İstibdat Dönemi‘nde intihar süsü verilerek öldürülen İzmir, İkiçeşmelik doğumlu Tevfik Nevzat‘ı unutup Adana‘daki mezarını ziyaret etmese bile, ben bugün bu değerli ismin yanına diğer bir değerli gazeteci-yazarı, Naci Sadullah Daniş‘i ekleyip İzmir‘de bugüne kadar gerçek gazetecilik yapmış bütün o eski değerleri anıp saygı göstermek istiyorum. Meslekten gelen bir gazeteci olmasam da!

İki İzmir değeri: Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş…

Böylelikle bugünlerde moda olan “ödenekli bülten gazeteciliği”nin yerine yaşadığı dönemde İstanbul ve İzmir‘de yayınlanan birçok gazete ve dergide bugün de okunabilecek düzeyde çok değerli haber, fıkra, röportaj, öykü ve romanlar yazan, bunu yaparken evrensel insanlık değerlerine lafta değil eylemde sahip çıkan, 20 Temmuz-9 Eylül 1946 tarihleri arasında İzmir‘de Havadis gazetesini çıkaran Nazım Hikmet, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Atilla İlhan, Safiye Ayla, Şükran Kurdakul ve SabihaZekeriya Sertel‘lerle dost olan, öz be öz İzmirli Naci Sadullah Daniş‘e duyduğum saygı nedeniyle ona ve diğer gerçek gazetecilere karşı vefa borcumu yerine getirmek istiyorum.

Ben bu değerli gazeteci ve yazarı hatırlatmadan önce sizden aşağıdaki soy kütüğünü inceleyerek hem ülkemizin hem de kentimizin tarihi açısından önemli bir yere sahip olan Helvacızade/Uşşakizade ailesiyle evlilikler yoluyla akrabalık ilişkileri kuran Nevzat, Öke ve İlmen aileleri içinde yer alan değerli isimleri: gazeteci, yazar Tevfik Nevzat, romancı ve yazar Halid Ziya Uşaklıgil, gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş, gazeteci ve siyasetçi Yunus Nadi, gazeteci ve yazar Nadir Nadi ve Emine Uşaklıgil gibi isimlerin varlığına ve hem ticarette hem de kent yönetiminde önemli görevler üstlenen Sadık ve Muammer beylere dikkate etmenizi rica edeceğim…

Uşşakizadeler, İlmenler, Ökeler, Nevzatlar…

Evet, bu soy kütüğünden de görüleceği gibi Mustafa Kemal‘in eşi Latife Uşakkizade bugün gündeme getireceğim gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş‘in halası, ünlü romancı Halid Ziya Uşaklıgil amcası, Emine Uşaklıgil amcası Halid Ziya‘nın torunu, Yunus Nadi amcası Halid Ziya‘nın gelininin babası (dünürü), Nadir Nadi de gelininin kardeşi/dünürünün oğludur. Ayrıca İzmirli yazar Samim Kocagöz‘ün dile getirdiği şekliyle, Naci Sadullah‘ın babaannesi Refika Hanım, Samim Kocagöz‘ün anneannesi Ayşe Hanım‘ın halasıdır. (4)

Gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş, akrabalık ilişkileri itibariyle İzmir‘in böylesine itibarlı ve önde gelen ailelerinin bireyi olmakla birlikte sahip olduğu ideoloji ve siyasi düşünce; ayrıca sergilediği muhalif tavır ve eylemler nedeniyle hiçbir zaman bu ayrıcalıklı konumundan yararlanmamış, yazdığı yazı, fıkra ve polemikler nedeniyle tutuklanıp hapislere girdiğinde bu ayrıcalıklı konumunu hiçbir şekilde kendi yararına kullanmamış, yazılarını yayınlanan gazete ve dergilerdeki fıkra, makale, röportaj ve öyküleriyle romanlarında hep yoksul ve güçsüzlerle ezilenlerden yana olmuş, ele aldığı konuların insani yanlarıyla ilgilenmiş, sahip olduğu zengin bilgi, birikim, beceri ve yeteneklerle gerçek bir gazetecinin yapması gerekenleri yapmıştır.

Cevat Şakir Kabaağaçlı (Balıkçı)’nın 50. yıl jübilesinde, İzmir’de. Soldan Hayriye Teyze, Hakkiye Hala, Didar Abla, Cevat Şakir, Füreya, Aliye, İsmet. Ayakta Suat ve Naci Sadullah.

Naci Sadullah‘ın asker kaçağı olduğu döneme rastlayan 30 Ağustos 1943 tarihinde Cevat Şakir Kabaağaçlı‘nın kızı Aliye Kabaağaçlı Nooan (Cici İsmetula)’a yazdığı mektup….

Naci Sadullah’ın, asker kaçağı olduğu döneme rastlayan 30 Ağustos 1943’de Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kızı İsmet Kabaağaçlı Nooan’a gönderdiği mektupta adres olarak gösterdiği Anafartalar Caddesi, 945 sokak, No.40 adresindeki binanın (Osman Ağa Konağı) bugünkü hali… Anlaşılan o ki, bu adreste uzun yıllar Alsancak’taki Gazi İlkokulu’nun öğretmenliğini yapan ve mektubun başında adı verilen arkadaşı Muzaffer Makinacı oturmaktadır…

Evet, böylesine zengin özelliklerle donanan ve Sedat Simavi tarafından “röportajların kralı” olarak adlandırılan bu gazeteci-yazar, aynı zamanda atak, hırçın; hatta kavgacıdır. Ele aldığı konular uğruna kavga edip hapis yatmayı göze alır, hiçbir şeyden korkmamakta ve kafasına koyduğu konuların üstüne atlamaktadır… Bugünkü gazetecilerin aksine ne iktidarı, ne de muhalefeti kollamakta, onlar adına sorgu yargıçlığı yapmakta, bağımsız üçüncü bir taraf olarak gerçeği araştırıp ortaya koymaktadır… Yanlış yapan herkesi, taraf gözetmeksizin yıpratmakta ve Sosyalist bir gazeteci-yazar olarak bu konuda kendini haklı bulmaktadır.

Değişik kaynaklardan gelen bilgilere göre 1907, 1910 ya da 1912’de doğduğu söylenen Naci Sadullah Daniş, ilkokulu İzmir‘de bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi‘nde başladığı ortaöğrenimine Halıcıoğlu Askeri Lisesi‘nde devam eder. Ancak sağlık sorunları nedeniyle askeri liseden çıkarılınca Fransa‘ya giderek Grenoble Üniversitesi‘nde eczacılık okur ve döndükten sonra bir süre eczacılık yapar.

1926 yılından itibaren gazeteciliğe başlar. 1926 yılında başladığı gazetecilik hayatında pek çok dergi ve gazetede fıkra, röportaj ve tarihî romanlar yayınlar. Son Posta, Yedigün, Tan, Her Gün, Cumhuriyet, İzmir, Havadis, Yeni Asır, Ulus, Milliyet, Demokrat İzmir, Kirpi, Yarım Ay ve Akbaba gibi gazete ve dergilerdeki yazılarında zaman zaman gerçek ismini, zaman zaman da “Narteks“, “Zahide Samsam“, “Selim Tevfik“, “Hatice Handan“, “Naciye Sadun“, “Eski Dost“, “Canciğer“, “Sadullah Tevfik“, “Daniş” ve “N. S.” gibi takma adları kullanır.

Şair ve yazarlarla yaptığı röportajlar 1933-35 arasında Yedigün dergisinde yayımlanır. Naci Sadullah, özellikle Yedigün ve Yarım Ay dergilerinde yayımladığı röportajlarıyla ünlenmiştir. Ömrünün son yıllarında İzmir gazetelerinde Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında mücadele eden Demirci Efe gibi kahramanları konu alan tarihî romanlar ve yazılar tefrika eder. Bu arada Victor Margueritte‘in  (Le Compagnon) adlı eserini Türkçeye çevirir.

1952 yılında Dr. Rıza Nur hakkında yayımladığı bir yazı nedeniyle Sultanahmet Cezaevi‘nde altı ay tutuklu kalıp Demokrat Parti döneminde kaleme aldığı yazıları nedeniyle kovuşturmalara uğrayıp yüzlerce yıllık ceza tehdidi ile yargılanmış; ancak, 27 Mayıs sonrasında bu davalarından beraat etmiştir.

Nazım Hikmet ve Naci Sadullah Daniş, Son Posta Gazetesi
Soldan sağa Tahsin Akıncı, Naci Sadullah (Daniş), Nâzım Hikmet, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Abidin Dino ve cezaevi dişçisi. Bursa Cezaevi.

1967 yılında Kirpi dergisinde yayımlanan “Dostum Nâzım Hikmet” adlı yazı serisinde Nâzım Hikmet‘i övmesi nedeniyle bir buçuk yıl hapse mahkûm oldu. Kendisi Rumca ve Fransızca biliyordu. 1947-1948’de İzmir‘de öğretmen Dildar Hanım‘la evlenen Naci Sadullah bir çocuk babası idi. Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan yazar, kanserden tedavi gördüğü hastanede öldü. Cenazesi 29 Ağustos 1975 tarihinde Şişli Camii‘nden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığı‘na defnedildi (Zincirlikuyu Mezarlığı, 22/2 Kısım Ada, Mezar Numarası 62).

Evet, İzmirli gazeteci ve yazar Naci Sadullah gazeteciler ve cemiyetleri tarafından hatırlanmak istenmese bile bugün hala aramızda, hala gündemimizde…

Bugünlerde onun 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan Depremi sonrasında Erzincan‘a giderek Erzincan Cumhuriyet Savcısı Yusuf İzzet Akçal‘ın hapisten çıkarıp enkaz ve arama çalışmalarında görevlendirdiği mahkumlarla yaptığı röportajlardan hareketle çekilen “Kara Kış” isimli dizi filmi TRT‘nin Tabii platformunda izleyip dizinin müziklerini hazırlayan besteci Cem Öget‘in “Naci Sadullah” isimli enstrümantal parçasını dinliyebiliyoruz.

Evet, yaşadığı dönemde kaleme aldıklarıyla hem iktidardakilere hem de muhalefettekilere eleştiri oklarını yönelten bu hırçın, muhalif, sözünü sakınmayan Sosyalist gazeteci ve yazar Nazım Hikmet‘in, “Balıkçı” olarak bildiğimiz Cevat Şakir Kabaağaçlı ve ailesinin, Tan Gazetesi sahip ve yazarları Sabiha ve Zekeriya Sertel‘in, Safiye Ayla‘nın, Samim Kocagöz‘ün, Kemal Sülker‘in, Haldun Taner‘in, Atilla İlhan‘ın, Şükran Kurdakul‘un; neredeyse ülkemizdeki sol görüşlü sanatçı, gazeteci ve bilim insanlarının yakın dostudur. Diğer yandan da İzmirli geniş ve muteber ailelere mensuptur. İzmir‘den çıkmıştır ve kötü günlerinde sığındığı yer yine İzmir‘dir. İzmir‘in basın tarihine geçmiş Demokrat İzmir, Yeni Asır gibi gazetelerin yazarı, 45 sayı çıkabilmiş Havadis gazetesinin sahibidir.

Gelelim şimdi İstanbul ve İzmir‘de gerçek gazetecilik yapan Naci Sadullah‘tan geriye kalan izleri, özellikle de İzmir‘in ve üyesi olduğu İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri tarafından onun adına yapılanları arayıp bulmaya…

I- Naci Sadullah‘ın, Victor Margueritte‘nin “Le Compagnon” isimli eserini “Eş” ismiyle çevirip 1947 yılında İzmir‘deki Doğanlar Basımevi tarafından basılan romanı, Ankara‘daki Milli Kütüphane‘de bulunduğu İzmir Milli Kütüphane‘nin raflarında bulunmamaktadır.

II- Naci Sadullah‘ın 1937 yılında Semih Lütfi Erciyas yayınevince basılıp yayınlanan “Günah Gönüllüleri” isimli kitabı bugün sahaflarca satıldığı halde ne Ankara ve İzmir‘deki milli kütüphanelerde bulunmamaktadır.

III- Naci Sadullah Daniş‘in İzmir‘de 20 Temmuz-9 Eylül 1946 tarihleri arasında 45 sayı olarak çıkardığı “Havadis” gazetesi, Aziz Vukolos Kültür Merkezi‘nde İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘nce düzenlenen İzmir Basın Müzesi ile İzmir Milli Kütüphane‘de yer almamaktadır. (Bu gazetenin tüm sayılarını temin etmek isteyen kurum ve şahıslara, Ankara‘daki Milli Kütüphane‘den temin ettiğim dijital örneklerini ücretsiz olarak vermeye hazırım…)

IV- Türkiye ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile İzmir’de bulunan tüm özel ve resmi üniversitelerin iletişim fakültelerinin gazetecilik bölümleri, bu bölümlerde görev yapan sayın akademisyenler daha önce Hürriyet Şehidi” Tevfik Nevzat örneğinde gördüğümüz gibi bugüne kadar İzmirli gazeteci-yazar Naci Sadullah Daniş hakkında herhangi bir araştırma ve yayın yapmamış, tüm yazdıklarının bibliyografyasını hazırlayıp bir araya getirmek için bir çaba içine girmemiştir.

V- Hasan Tahsin ve Samim Sivri adeta İzmirli gazetecilerin atası ilan edilip cemiyetler, belediyeler, valilikler ve üniversiteler tarafından meydanlara heykelleri kondurulurken bunun dışında kalan Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş gibi gerçek gazeteciler es geçilmiş, heykelinin yanından, çevresinden geçerken bile hatırlanmaları istenmemiştir.

Gazetecilikle ilgili tüm kurumlar; cemiyetler, dernekler, vakıflar, resmi, özel ve sivil kurumlar yanlarına üniversiteleri de alarak sadece Hasan Tahsin, Samim Sivri, Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş‘i değil; geçmişteki tüm İzmir gazete ve gazetecilerini, yaptıkları tüm yazı ve yayınları esas alarak araştırmalı, bu araştırma sonuçlarını belediyelerle, özellikle “Hafıza İzmir” adını verdiği tarihsel boyutta araştıran İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü (APİKAM) ile birlikte ortaya koyup yayınlanmalı, patronu, müdürü, arkadaşı olduğu için değil bu gazeteciler arasında yapıp eyledikleri ile öne çıktığı için adına ödül vermeyi hak eden gazeteciler adına yarışmalar düzenlemeli, müze adıyla düzenlenip aslında müze olmayan hafıza mekanlarını daha da geliştirip güçlendirmeli, üniversitelerde İzmir‘in eski gazete ve gazetecileri ile ilgili araştırmaları desteklemelidir.

Bu talebimin ilk örneği olarak gördüğüm sevgili Hocam Efdal Sevinçli‘nin İzmir‘in ilk gülmece ve karikatür gazetesi ile ilgili Nisan 2026 tarihli “Kara Sinan” araştırmasını saygıyla selamlıyor, kendisine teşekkür ediyorum…

Çünkü ağızlara pelesenk olan asıl vefa, asıl gönül borcu ancak böyle ödenir, böyle ödeniyor….

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) https://kentstratejileri.com/2023/11/23/izmirin-unutulan-sanatcilari-19-tevfik-nevzat/

(2) https://kentstratejileri.com/2026/06/15/fasizm-ve-irkcilik-insanlik-denilen-evrensel-degeri-teslim-alirsa/

(3) https://a3haber.com/2023/12/01/demokrasi-sehidi-izmirli-gazeteci-tevfik-nevzat/, https://www.5ocakgazetesi.com/haber/19791360/osmanli-basinin-ilk-sehidi-oldurulen-gazetecinin-mezari-adanada-ortaya-cikti

(4) Samim Kocagöz, Bu da Geçti Yahu, Düşün Yayınevi, 1989, İstanbul, sayfa 168

Bu yazının hazırlanmasında yararlanılan ve sizin de indirip yararlanabileceğiniz kaynaklar:

Bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Ali Rıza Avcan

Ulusal ve yerel basının, kendilerine yakıştırdıkları “dördüncü güç” sıfatıyla diğer güçler; yani, yasama, yargı ve yürütme karşısındaki içler acısı hali, yaşadığımız tüm zamanların en güncel hali… O nedenle, hiçbir basın kuruluşu çıkıp siyasetçiler gibi güçler arası bağımsızlığı savunamıyor. O kurumların ve gazetelerin hali yasama, yargı ve yürütmeye yapışık, ondan yararlanıp nemalanma hali… Gazetenin, gazetecinin bağımsızlığı, özgürlüğü ve tarafsızlığı -ne yazık ki- onların gündeminde yok. Bu içler acısı hal, dün, bugün ve de yarın edecek bir “sürdürülebilirlik” hali… Çünkü gücü eline geçiren her merkezi ya da yerel iktidar odağı, kendisinden yana bir basın yaratma, onun etinden sütünden tüyünden yararlanıp daha da güçlenmek derdinde… Bu durum, Osmanlı’dan Cumhuriyet Dönemi’ne kadar uzanıp bugünlere kadar gelen bir vaka-i adiye hali…. Çünkü iktidar, elindeki büyük gücün etkisiyle düşüncesini ve kalemini satabilecek insanları bulmakta ve onları istediği şekilde kullanmakta hiç de zorlanmıyor. Hatta kendisini basın mensubu olarak tanımlayan bu tür insanlar, seve isteye bu işi yapma, iktidarı övüp yüceltme konusunda daha baştan gönüllü oldukları ve bu konuda sınır tanımadıkları için güç sahibi olan iktidar onlara değil, onlar iktidarın ayağına gidip hizmet etmek istediklerini söylüyorlar ve karşılığında da bunun bedelini istiyorlar… Bu gerçekleşmediği takdirde de, her fırsatta tehditlerle birlikte iktidarı yerden yere vurarak anlaşma yapmaya zorluyorlar… Kısacası, iktidarla bu tür “kirli” basın arasında karşılıklı çıkarlara dayalı çirkin, anti-demokratik bir mutabakat var… Bu nedenle, ortada böylesi bir mutabakatın olduğu her ortamda, iktidarı elinde tutan her yönetimin anti-demokratik olduğunu söylemek mümkün hale geliyor…

Ulusal ve yerel basının genel durumunu bu şekilde ortaya koymakla birlikte, aramızda düşüncesini ve kalemini satmayan, iktidara yaranmak için çabalamayan, bunun için direnen güzel gazeteciler de var… O nedenle, sanki bütün gazeteciler ve basın yukarıda anlattığım şekildeymiş gibi onların hakkını da yemek istemem… Ama onlar sayıları her geçen gün azalan; adeta nesilleri tükenen dinozorlar gibi azınlıkta kalıyorlar… Sesleri gür bir şekilde gerçeği, doğruyu ifade ediyor; ama, yine de sayıları ve etkileri az olduğu için tüm basın içindeki varlıkları her geçen gün daha da azalıyor…

Bugün bu namuslu, araştırmacı, dürüst gazetecilerin hakkını yememek, onların varlığını hatırlatmak amacıyla öğrendiğim bir bilgiyi, elime geçen bir dağıtım tablosunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama ondan önce, AKP iktidarı ile birlikte daha da gelişen ve yandaş gazete ve televizyonların bir araya toplaşıp iktidar adına yaptıkları yayınlar karşılığında büyük mali kaynaklara ulaştığı, bizlerin de “iktidarın havuzu” olarak tanımladığı olgunun, İzmir örneğini ele alıp tarihi gelişimini ortaya koymak istiyorum.

Takvimler 2019 yılının Ağustos ayını gösteriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin çiçeği burnunda yeni başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in icraatının beşinci ayı içindeyiz… İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen‘in başkanlığındaki Yerel Basın Platformu adı verilen bir oluşum, 5 Ağustos 2019 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘i ziyaret ederek görüşüyor. Görüşme sonrasında, “hayata geçirilmesi planlanan projeler ve önümüzdeki süreçte izlenecek yol haritası üzerinde fikir alışverişinde bulunduk. Yerel Basın Platformu tarafından hazırlanan 4 taslak projeyi de değerlendireceğiz.” diyerek açıklamada bulunan Soyer, “Şeffaf olacağız, ayrımcılık yapmayacağız. Ne yapıyorsak herkes bilecek. Şeffaf ve açık bir dönem yaşayacağız. İzmirliler daha fazla gazete okusun, kentine, gazetesine sahip çıksın istiyoruz. Mesele 50 tane fazla gazete dağıtmak değil. Farkındalığı büyütmek zorundayız. Türkiye’de medya bu kadar çökmüşken, tek nefes alacak yer yerel medyadır. Nefes dediğimiz aynı zamanda en temel haklarımızdan olan haber alma hürriyetidir. Vatandaş olarak şu anda bu hürriyetimizden mahrumuz. Bu mağduriyeti giderecek tek mecra aslında yerel basındır. Haber almak bir insan hakkıdır. Bu potansiyelin eninde sonunda gün ışığına çıkacağını düşünüyorum. O yüzden ne yapsak azdır. Daha fazlasını yapmaya gayret edeceğiz. Belediye olarak nasıl yol yapıyorsak, insanların daha özgür, rahat ve mutlu yaşaması için de basına bu yardımı yapıyoruz.” demiş. Soyer ayrıca bu kapsamda verecekleri desteğin, Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan alan yedi günlük yerel gazeteyle sınırlı olduğunun altını çizerken, meclis kararlarının yerel gazetelerde yayınlanmasının şeffaf yönetim ilkesine de büyük katkıları olacağını hatırlatmış.

Görüldüğü gibi bugün bizim “İzmir havuzu” olarak niteleyip Basın İlan Kurumu‘ndan resmi ilan alan yedi günlük gazete ile sınırlı olan yardımın belirli sayıda basılı gazete satın alma şeklinde gerçekleştirileceği, havuzda yer alan yedi gazeteye yapılacak yardımların resmi ilan yayınlama hakkı olan diğer yerel gazeteler arasında ayrımcılık yapmadan gerçekleştirileceği ve buna ilişkin bilgilerin şeffaf olacağı açık bir şekilde belirtilmiş.

Bu görüşmenin hemen sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2019 Ağustos ayı olağan toplantısı gündemine eklenen dört meclis üyesine ait önergede, “yeni yargı paketinde, yazılı basını ayakta tutan en önemli gelir kaynağı olan icra ve iflas ilanlarının gazetelerde yayımlanma zorunluluğunun kaldırılmasının, yerel basının üzerinde oluşturacağı olumsuz ektinin giderilebilmesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak İzmir’e özgü bir ‘Yerel Yönetim-Yerel Basın İş Birliği Modeli’ ile yerel basınımıza katkı sunulabilmesi ve aynı zamanda 5393 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesine göre Belediye hizmetlerinin, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulacağı Belediyenin görevleri arasında gösterildiğinden ve yine aynı Kanunun Meclis kararlarının kesinleşmesi başlıklı 23. maddesinin ‘Kesinleşen Meclis Kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka duyurulur.’ hükmü kapsamında, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin almış olduğu kararların özetlerinin İzmir’de yayın yapan ve Başkanlık Makamı Olur’u ile uygun görülen yerel gazetelerde yayımlanması, söz konusu karar özetlerinin ilan giderlerinin Belediyemiz Basın Yayın Halkla İlişkiler ve Muhtarlıklar Dairesi Başkanlığına bağlı Basın Yayın Şube Müdürlüğünün 03.5.4.01 İlan Giderleri kaleminden karşılanması hususlarını Sayın Meclisin onaylarına arz ederiz” denilmesi nedeniyle öneriyi görüşen Plan ve Bütçe Komisyonu‘yla Hukuk Komisyonu‘nun birlikte formüle ettiği, “195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunun 34. maddesinde belirtilen vasıflarda olan ve İzmir genelinde dağıtımı yapılan yerel gazetelerde Başkanlık Makamı Oluru aranmaksızın mevcut gazetelere bütçenin eşit şekilde dağıtılması ile birlikte kararların yayınlanması” şeklindeki 15 Ağustos 2019 tarih, 636 sayılı belediye meclisi kararı, oybirliği ile kabul edilerek uygulamaya konulmuştur.  

Bu kararda sözü edilip bir ön koşul olarak atıf yapılan 2 Ocak 1961 tarih, 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun‘un, “Gazetelerin vasıfları” başlıklı 34. maddesinde ise, resmi ilan verilecek gazetelerin, içerik, sayfa sayı ve ölçüsü, gazetede çalıştırılan kadrolu işçi sayısı, gazetenin fiili satış rakamı ve yayın süresi ile uygun görülecek diğer yönlerden Basın-İlan Kurumu Genel Kurulu‘nca belirleneceği belirtilmekte olup; 15 Ağustos 2019 tarih, 636 sayılı belediye meclisi kararı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yerel gazetelere yapılacak yardımların, resmi ilan yayınlamaya hak kazandığı Basın İlan Kurumu‘nca belirlenen gazeteler arasında dağıtılacağı kabul edilmiştir.

Bu kanun hükmü ve belediye meclisi kararından sonra Basın İlan Kurumu‘nun İnternet sayfasına baktığımızda ise, 2019 yılı Ağustos ayı itibariyle resmi ilan vermeye uygun İzmir gazeteleri için şöyle bir duyuru yapıldığını görüyoruz.

Basın İlan Kurumu‘nun İzmir‘de resmi ilan almaya hak kazanan yerel gazetelerin aylık listelerini Eylül 2019-Ağustos 2022 dönemi itibariyle incelediğimizde, listede yer alan yedi ayrı gazetenin varlığını sürekli olarak koruduğunu; ancak, 2022 yılı Eylül ayında bu gazetelere Yeni Asır gazetesinin eklenmesi suretiyle İzmir‘de resmi ilan almaya hak kazanan günlük gazete sayısının 8’e çıktığını görürüz.

2 Ocak 1961 tarih, 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun‘un 34. maddesi uyarınca Basın İlan Kurumu tarafından resmi ilan almaya uygun görülen yerel İzmir gazetelerinin 2019 yılı Ağustos ve 2022 yılı Eylül aylarındaki listesi, Yerel Basın Platformu‘nun 5 Ağustos 2019 tarihi ziyareti ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 15 Ağustos 2019 tarih, 636 tarihli kararı uyarınca Ağustos 2019-Ağustos 2022 döneminde yedi gazeteye (9 Eylül, Ege Telgraf, Haber Ekspres, İlkses, Ticaret, Yeni Bakış, Yenigün), Eylül 2022 ayında da bu gazetelerin arasına Yeni Asır gazetesinin eklenmesi suretiyle sekiz gazeteye yükselmiş olup; resmi ilan almaya hak kazanmış İzmir’deki yerel gazetelere yönelik yardımların, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in ifadesiyle adaleti, şeffaflığı ve farkındalığı sağlamak amacıyla bu sekiz gazete arasında eşit şekilde dağıtılması gerekmektedir.

Ancak bu karar, haber ve kanun hükümlerine rağmen son günlerde elime geçen Turkuaz Dağıtım kaynaklı ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Günlük Gazete Alım Listesi” başlıklı bir tablo, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yardım yaparken, resmi ilan almayı hak eden gazeteler arasında pek de adil davranılmadığını, İzgazete isimli gazetenin henüz resmi ilan almaya hak kazanmadığı halde yardım alan gazeteler arasına dahil edilerek en büyük yardımı aldığını göstermektedir.

Kaynak: Turkuaz Dağıtım Pazarlama

İzmir‘deki yerel gazetelerin dağıtımını yapan Turkuaz Dağıtım Pazarlama‘nın dağıtım verilerine göre hazırlanan bu tablonun incelenmesinden de görüleceği gibi, 9 Eylül, Yenigün, Ege Telgraf, Haber Ekspres, İlkses, Ticaret ve Yeni Bakış Gazeteleri Basın İlan Kurumu tarafından resmi ilan alabilecek gazeteler olarak belirlendiği halde; bu tablonun ilk sırasında yer alan İzgazete, Basın İlan Kurumu tarafından resmi ilan alabilecek gazete olarak tanımlanmamıştır. Çünkü aşağıdaki tablolardan anlaşılacağı üzere, İzgazete, 2019 Ağustos ile 2022 Eylül arasındaki dönem itibariyle henüz “beklemede olan” ve bu nedenle de resmi ilan alamayıp sadece reklam alabilecek bir gazetedir.

Yukarıdaki tablonun da gösterdiği gibi, İzgazete henüz resmi ilan alabilecek bir gazete olmadığı halde, Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun‘un 34. maddesi ile ilişkilendirilerek alınmış olan 15 Ağustos 2019 tarih, 636 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararına aykırı olarak yardım almaktadır. Hem de alım miktarı diğer gazetelere göre daha yüksek tutulmak suretiyle… Daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı‘nın yaptığı görüşmede bu konuda adil ya da eşit olacağı sözüne rağmen…

Belediye meclisi kararında ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in 5 Ağustos 2019 tarihli görüşmede Yerel Basın Platformu mensuplarına söylediklerine aykırı olan bu durumun akla gelebilecek makul tek bir nedeni, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, İZSU ve ESHOT genel müdürlükleriyle belediye şirketlerinde çalışan işçiler için Türk-İş‘e bağlı Belediye-İş Sendikası ile, yine ayrı birimlerde çalışan devlet memurları için Tüm-Bel-Sen ile yaptığı toplu iş sözleşmelerinde işçi ve memurların okuması için alınacak olan gazetelerle ilgili hüküm ve uygulamalar olabilir.

Ancak Tüm-Bel-Sen‘in 2022 yılı için İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU ve ESHOT genel müdürlüklerinde çalışan memurlar için imzaladığı toplu iş sözleşmesinin “Diğer Haklar ve Ücretli İzinler” başlığını taşıyan 23. maddesinin (i) fıkrası hükmünde, “işveren, çalışanların genel kültür bilgilerini artırmak, okuma alışkanlığı kazandırmak ve güncel gelişmeleri takip edebilmeleri amacıyla yemek molalarında ve ara dinlenmelerde tüm çalışanların okuyup yararlanacağı miktarda yerel ve ulusal gazete, dergi ve kitap bulundurur” hükmü yer aldığı için, bu gazetelerin tek tek memurların her biri için satın alınmadığını, alınacak ulusal ve yerel gazetelerin çalışanların yemek yedikleri ya da ara dinlenmesi yaptıkları yerlerde okuyup yararlanabilecekleri miktarda bulundurulacağını söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Türk İş‘e bağlı Belediye-İş Sendikası arasında 18 Haziran 2022 tarihinde imzalanan ve 5.250 işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesinin (bu sözleşmeyi incelemek amacıyla temin edemediğimiz için), işçilerin yararlanması amacıyla alınacak ulusal ve yerel gazetelerle ilgili düzenlemesinin sözleşmenin hangi maddesinde yer aldığını ve ne şekilde düzenlendiğini -ne yazık ki- bilmiyoruz. Ancak işçiler için imzalanan bir sözleşmede, memur sözleşmesindeki hükümlere benzer düzenlemelere yer verilebileceğini tahmin etmenin yanlış bir tahmin olmayacağını düşünüyorum. Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binasına her gidişimde, giriş kapısının hemen sonrasında gelip geçen herkesin alabileceği şekilde yüzlerce gazetenin, özellikle de Cumhuriyet gazetesinin istiflendiğini görmüş biri olarak bu şekilde alınan gazetelerin işçilerden çok belediye gelen yurttaşlara dağıtıldığını biliyorum

Ayrıca, imzalanan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU ve ESHOT genel müdürlükleriyle diğer belediye şirketlerinde çalışan işçilere dağılacak ulusal ve yerel gazetelerin adları ve sayıları sendikalar tarafından belirlenip belediyeye bildiriliyorsa, o zaman da satın alınmayan diğer yerel gazete sahiplerinin yetkili sendika Belediye-İş Sendikası‘na bu hesabın nasıl yapıldığını, işçilerden tercihlerinin nasıl alındığını, bu tercihler sırasında diğer gazetelerin neden tercih edilmediğini ve gazete satışlarında haksız rekabete neden olay bu olayda hangi yetkiyle nasıl müdahale ettiklerini sorması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde gazetelerle ilgili yardımlara Belediye-İş Sendikası‘nın müdahil olduğu şeklinde bir usulsüzlükle daha karşı karşıya kalmamız mümkün olabilecektir.

İşte bütün bu nedenlerle, şaibeli gazete ve televizyon satışları, belirli sayıda kadrolu gazeteci çalıştırma zorunluluğuna uymama ve belediyelerle geliştirilen haksız ticari ilişkiler konusunda soruşturma ve cezalandırma haberlerini duyduğumuz şu günlerde, İzmir’deki bütün yerel gazete ve televizyon sahipleriyle yerel yöneticilerin hak, hukuk ve adalete, evrensel insan haklarına, demokrasi, tarafsızlık, basın ve ifade özgürlüğü gibi değerlere daha fazla önem ve öncelik vererek, AKP iktidarı cephesindeki muhaliflerine benzememesini diliyor, güçlü bir yerel basının doğruluk, tarafsızlık ve bağımsızlık gibi temel ilke ve değerler üzerinde daha da da gelişip güçleneceğine dair inancımı ifade etmek istiyorum.

(1) https://www.ticaretgazetesi.com.tr/ibbden-yerel-basina-destek

(2) https://www.izmir.bel.tr/tr/KararDetayi/27143

Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması

2017 yılında Konak Belediyesi ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) işbirliğinde ifade ve basın özgürlüğü konusuyla düzenlenen Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması‘nda ödül kazanan ve başarılı görülen toplam dokuz güzel karikatürü sizlerle paylaşmak isteriz.

eflatun_nuri_erkoc_by_ferruh

EFLATUN NURİ KİMDİR?

Asıl ismi Adil Nuri Erkoç olan Eflatun Nuri, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat eğitimine başlayan, ancak yarım bırakan Eflatun Nuri’nin yapıtları, ilk olarak 1942’de Akbaba’da yer aldı. Birçok dergi ve gazetede çizen Eflatun Nuri’nin karikatürleri yurt dışında da yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazanan ve Londra’da kişisel sergi açan Eflatun Nuri’nin son dönemde yazıları ve çizgileri, Leman, Öküz, Yeni Harman ve Kaçak Yayın’da yer aldı. Türk karikatürünün büyük ustalarından olan Eflatun Nuri, 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.

Ekran-Resmi-2017-10-09-23.11.57

engin-selcuk-1jpg_23-11-2017_10-24-48_669x
Birincilik Ödülü – Engin Selçuk

002 hicabi-demirci-2jpg_23-11-2017_10-30-29
İkincilik Ödülü – Hicabi Demirci

007 oktay-bingol-3jpg_23-11-2017_10-30-39
Üçüncülük Ödülü – Oktay Bingöl

004 mete-erden-basari1jpg_23-11-2017_10-30-32
Başarı Ödülü – Mete Erden

005 musa-keklik-basari2jpg_23-11-2017_10-30-35
Başarı Ödülü – Musa Keklik

006 murteza-albayrakbasari3jpg_23-11-2017_10-30-36
Başarı Ödülü – Murteza Albayrak

008 onderonerbayjuriozeljpg_23-11-2017_10-30-39
Jüri Özel Ödülü – Önder Önerbay

003 hilal-ozcan-konoojpg_23-11-2017_10-30-31
Hilal Özcan – Konak Belediyesi Özel Ödülü

 

009 yasar-ucar-konoojpg_23-11-2017_10-30-42
Yaşar Uçar – Konak Belediyesi Özel Ödülü