Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah: İzmir’de Gazeteciğin Mirası

Ali Rıza Avcan

Uzun bir süredir İzmir kent hafızasının genetik zayıflığı nedeniyle kültür, sanat, bilim, gazetecilik ve hatta siyaset gibi alanlarda geçmişin değerli ve zengin bilgisinden yararlanılmadığını; o nedenle, bu alanlardaki hiçbir yeni çalışmanın İzmir il sınırları dışına çıkamadığını, İzmir‘in ülke ve dünya çapında kültür ve bilim insanı, sanatçı ve gazeteci ve hatta siyasetçi yetiştiremediğini yazıp çizip söylüyorum.

Bugün bu hafıza kaybının son örneğini, “İzmir’in bugüne kadar yetiştirdiği gerçek gazeteciler kimlerdir?” sorusunu sorarak söze başlamak istiyorum.

Hatırlayacak olursanız bu sorunun ilk yanıtını, “İzmir’in Unutulan Sanatçıları” başlıklı yazı dizisindeki 23 Kasım 2023 tarihli yazımla gazeteci-yazar Tevfik Nevzat (1865-1905) olarak vermiştim. (1)

Bugün ise, İstibdat denilen despotluğa karşı çıktığı için ülkemizin intihar etti adı altında öldürülen ilk gazetecisi Tevfik Nevzat‘ı izleyip sosyalist idealler çerçevesinde burjuva demokrasisine, Faşizme ve ırkçılığa meydan okuyan ikinci bir ismi gündeme getirmek istiyorum: Naci Sadullah Daniş (1907/1910/1912-1975).

Hani geçen haftaki yazımla gündeme getirdiğim, İzmir Körfezi‘nde Yahudi göçmenlerle dolu Parita gemisine giderek yolcularla harika röportajlar yapan; böylelikle, Alman Faşizmi ve ırkçılığın neden olduğu bir bir insanlık sorununa CHP‘nin yayın organı Ulus ve Cumhuriyet gazeteleriyle Akbaba ve Karikatür dergilerinin yaptığı gibi “Yahudi serseriler gitti!” demek yerine insanca yaklaşan ve Alman Faşizmi ile ırkçılığı lanetleyen gazeteci ve yazara…. (2)

Uşşakizadelerden Naci Sadullah Danış….

Ama ondan önce 2023 yılındaki yazımla dile getirdiğim gazeteci, yazar Tevfik Nevzat‘ı yeniden anımsayıp 0 tarihten bu yana onun adına yapılanı ya da yapılmayanları hatırlayalım derim…

Yazılarımı takip edenler bilirler ki, 20 Temmuz 2023’de başlayıp 14 Mart 2024’de bitirdiğim 35 bölümlük “İzmir’in Unutulan Sanatçıları” başlıklı yazı dizisinin 19ncusunda, 1865’de İzmir, İkiçeşmelik‘de doğup 1905 yılında Abdülhamit‘in emriyle sürüldüğü Adana Cezaevi‘nde öldürülen, ölümünden sonra 2. Meşrutiyet‘in ilan edildiği 1908 yılında “Hürriyet Şehidi” ilan edilen gazeteci, yazar Tevfik Nevzat‘ın yaşamını dile getirmiş, İzmir‘in ilk kadın milletvekili olan kızı Benal Nevzat‘ın 1972 yılında gazeteci Hasan Tahsin‘in heykelini yaptırmak için yola çıkan İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanı Sabri Süphandağlı‘ya yazdığı mektupla Hasan Tahsin‘in yanında babasının da hatırlanması için talepte bulunduğunu hatırlatmış, ardından da uzun süredir ziyaret edilmediği için yeri bilinmeyen Adana‘daki mezarını Çukurova Gazeteciler Cemiyeti ve Adana Büyükşehir Belediyesi‘nin yardımlarıyla bulmuş; ayrıca, Tevfik Nevzat isminin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti‘nin İnternet sayfasındaki “Öldürülen Gazeteciler” bölümündeki listenin başına “öldürülen ilk gazeteci” olarak yazılması için 25 Aralık 2023 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş‘e mesaj göndermekle birlikte; mezarı Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir dışında ne Türkiye ve İzmir Gazeteciler cemiyetleri tarafından sahip çıkılıp ziyaret edilmiş, ne de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti‘nin web sayfasındaki “Ölen Gazeteciler” bölümünde bir değişiklik yapılmıştı. (3)

Konak Meydanı‘na heykelini dikilen ittihatçı Hasan Tahsin dışında yakın dönemin gazetecileri Barış Selçuk, Şakir Süter, İsmail Sivri ve Ziynet Sertel gibi yakın zamanlara ait gazeteciler adına yarışmalar düzenleyen, bunu yaparken de gazetecilik mesleğinin gelişip güçlenmesi yerine cemiyet yöneticilerinin ya da yakınlarının siyasi hamlelerine destek sağlamak amacıyla yabancı ülkelerden alınan fonlarla projeler yürüten İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti,

Abdülhamit‘in adıyla anılan İstibdat Dönemi‘nde intihar süsü verilerek öldürülen İzmir, İkiçeşmelik doğumlu Tevfik Nevzat‘ı unutup Adana‘daki mezarını ziyaret etmese bile, ben bugün bu değerli ismin yanına diğer bir değerli gazeteci-yazarı, Naci Sadullah Daniş‘i ekleyip İzmir‘de bugüne kadar gerçek gazetecilik yapmış bütün o eski değerleri anıp saygı göstermek istiyorum. Meslekten gelen bir gazeteci olmasam da!

İki İzmir değeri: Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş…

Böylelikle bugünlerde moda olan “ödenekli bülten gazeteciliği”nin yerine yaşadığı dönemde İstanbul ve İzmir‘de yayınlanan birçok gazete ve dergide bugün de okunabilecek düzeyde çok değerli haber, fıkra, röportaj, öykü ve romanlar yazan, bunu yaparken evrensel insanlık değerlerine lafta değil eylemde sahip çıkan, 20 Temmuz-9 Eylül 1946 tarihleri arasında İzmir‘de Havadis gazetesini çıkaran Nazım Hikmet, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Atilla İlhan, Safiye Ayla, Şükran Kurdakul ve SabihaZekeriya Sertel‘lerle dost olan, öz be öz İzmirli Naci Sadullah Daniş‘e duyduğum saygı nedeniyle ona ve diğer gerçek gazetecilere karşı vefa borcumu yerine getirmek istiyorum.

Ben bu değerli gazeteci ve yazarı hatırlatmadan önce sizden aşağıdaki soy kütüğünü inceleyerek hem ülkemizin hem de kentimizin tarihi açısından önemli bir yere sahip olan Helvacızade/Uşşakizade ailesiyle evlilikler yoluyla akrabalık ilişkileri kuran Nevzat, Öke ve İlmen aileleri içinde yer alan değerli isimleri: gazeteci, yazar Tevfik Nevzat, romancı ve yazar Halid Ziya Uşaklıgil, gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş, gazeteci ve siyasetçi Yunus Nadi, gazeteci ve yazar Nadir Nadi ve Emine Uşaklıgil gibi isimlerin varlığına ve hem ticarette hem de kent yönetiminde önemli görevler üstlenen Sadık ve Muammer beylere dikkate etmenizi rica edeceğim…

Uşşakizadeler, İlmenler, Ökeler, Nevzatlar…

Evet, bu soy kütüğünden de görüleceği gibi Mustafa Kemal‘in eşi Latife Uşakkizade bugün gündeme getireceğim gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş‘in halası, ünlü romancı Halid Ziya Uşaklıgil amcası, Emine Uşaklıgil amcası Halid Ziya‘nın torunu, Yunus Nadi amcası Halid Ziya‘nın gelininin babası (dünürü), Nadir Nadi de gelininin kardeşi/dünürünün oğludur. Ayrıca İzmirli yazar Samim Kocagöz‘ün dile getirdiği şekliyle, Naci Sadullah‘ın babaannesi Refika Hanım, Samim Kocagöz‘ün anneannesi Ayşe Hanım‘ın halasıdır. (4)

Gazeteci ve yazar Naci Sadullah Daniş, akrabalık ilişkileri itibariyle İzmir‘in böylesine itibarlı ve önde gelen ailelerinin bireyi olmakla birlikte sahip olduğu ideoloji ve siyasi düşünce; ayrıca sergilediği muhalif tavır ve eylemler nedeniyle hiçbir zaman bu ayrıcalıklı konumundan yararlanmamış, yazdığı yazı, fıkra ve polemikler nedeniyle tutuklanıp hapislere girdiğinde bu ayrıcalıklı konumunu hiçbir şekilde kendi yararına kullanmamış, yazılarını yayınlanan gazete ve dergilerdeki fıkra, makale, röportaj ve öyküleriyle romanlarında hep yoksul ve güçsüzlerle ezilenlerden yana olmuş, ele aldığı konuların insani yanlarıyla ilgilenmiş, sahip olduğu zengin bilgi, birikim, beceri ve yeteneklerle gerçek bir gazetecinin yapması gerekenleri yapmıştır.

Cevat Şakir Kabaağaçlı (Balıkçı)’nın 50. yıl jübilesinde, İzmir’de. Soldan Hayriye Teyze, Hakkiye Hala, Didar Abla, Cevat Şakir, Füreya, Aliye, İsmet. Ayakta Suat ve Naci Sadullah.

Naci Sadullah‘ın asker kaçağı olduğu döneme rastlayan 30 Ağustos 1943 tarihinde Cevat Şakir Kabaağaçlı‘nın kızı Aliye Kabaağaçlı Nooan (Cici İsmetula)’a yazdığı mektup….

Naci Sadullah’ın, asker kaçağı olduğu döneme rastlayan 30 Ağustos 1943’de Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kızı İsmet Kabaağaçlı Nooan’a gönderdiği mektupta adres olarak gösterdiği Anafartalar Caddesi, 945 sokak, No.40 adresindeki binanın (Osman Ağa Konağı) bugünkü hali… Anlaşılan o ki, bu adreste uzun yıllar Alsancak’taki Gazi İlkokulu’nun öğretmenliğini yapan ve mektubun başında adı verilen arkadaşı Muzaffer Makinacı oturmaktadır…

Evet, böylesine zengin özelliklerle donanan ve Sedat Simavi tarafından “röportajların kralı” olarak adlandırılan bu gazeteci-yazar, aynı zamanda atak, hırçın; hatta kavgacıdır. Ele aldığı konular uğruna kavga edip hapis yatmayı göze alır, hiçbir şeyden korkmamakta ve kafasına koyduğu konuların üstüne atlamaktadır… Bugünkü gazetecilerin aksine ne iktidarı, ne de muhalefeti kollamakta, onlar adına sorgu yargıçlığı yapmakta, bağımsız üçüncü bir taraf olarak gerçeği araştırıp ortaya koymaktadır… Yanlış yapan herkesi, taraf gözetmeksizin yıpratmakta ve Sosyalist bir gazeteci-yazar olarak bu konuda kendini haklı bulmaktadır.

Değişik kaynaklardan gelen bilgilere göre 1907, 1910 ya da 1912’de doğduğu söylenen Naci Sadullah Daniş, ilkokulu İzmir‘de bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi‘nde başladığı ortaöğrenimine Halıcıoğlu Askeri Lisesi‘nde devam eder. Ancak sağlık sorunları nedeniyle askeri liseden çıkarılınca Fransa‘ya giderek Grenoble Üniversitesi‘nde eczacılık okur ve döndükten sonra bir süre eczacılık yapar.

1926 yılından itibaren gazeteciliğe başlar. 1926 yılında başladığı gazetecilik hayatında pek çok dergi ve gazetede fıkra, röportaj ve tarihî romanlar yayınlar. Son Posta, Yedigün, Tan, Her Gün, Cumhuriyet, İzmir, Havadis, Yeni Asır, Ulus, Milliyet, Demokrat İzmir, Kirpi, Yarım Ay ve Akbaba gibi gazete ve dergilerdeki yazılarında zaman zaman gerçek ismini, zaman zaman da “Narteks“, “Zahide Samsam“, “Selim Tevfik“, “Hatice Handan“, “Naciye Sadun“, “Eski Dost“, “Canciğer“, “Sadullah Tevfik“, “Daniş” ve “N. S.” gibi takma adları kullanır.

Şair ve yazarlarla yaptığı röportajlar 1933-35 arasında Yedigün dergisinde yayımlanır. Naci Sadullah, özellikle Yedigün ve Yarım Ay dergilerinde yayımladığı röportajlarıyla ünlenmiştir. Ömrünün son yıllarında İzmir gazetelerinde Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında mücadele eden Demirci Efe gibi kahramanları konu alan tarihî romanlar ve yazılar tefrika eder. Bu arada Victor Margueritte‘in  (Le Compagnon) adlı eserini Türkçeye çevirir.

1952 yılında Dr. Rıza Nur hakkında yayımladığı bir yazı nedeniyle Sultanahmet Cezaevi‘nde altı ay tutuklu kalıp Demokrat Parti döneminde kaleme aldığı yazıları nedeniyle kovuşturmalara uğrayıp yüzlerce yıllık ceza tehdidi ile yargılanmış; ancak, 27 Mayıs sonrasında bu davalarından beraat etmiştir.

Nazım Hikmet ve Naci Sadullah Daniş, Son Posta Gazetesi
Soldan sağa Tahsin Akıncı, Naci Sadullah (Daniş), Nâzım Hikmet, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Abidin Dino ve cezaevi dişçisi. Bursa Cezaevi.

1967 yılında Kirpi dergisinde yayımlanan “Dostum Nâzım Hikmet” adlı yazı serisinde Nâzım Hikmet‘i övmesi nedeniyle bir buçuk yıl hapse mahkûm oldu. Kendisi Rumca ve Fransızca biliyordu. 1947-1948’de İzmir‘de öğretmen Dildar Hanım‘la evlenen Naci Sadullah bir çocuk babası idi. Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan yazar, kanserden tedavi gördüğü hastanede öldü. Cenazesi 29 Ağustos 1975 tarihinde Şişli Camii‘nden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığı‘na defnedildi (Zincirlikuyu Mezarlığı, 22/2 Kısım Ada, Mezar Numarası 62).

Evet, İzmirli gazeteci ve yazar Naci Sadullah gazeteciler ve cemiyetleri tarafından hatırlanmak istenmese bile bugün hala aramızda, hala gündemimizde…

Bugünlerde onun 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan Depremi sonrasında Erzincan‘a giderek Erzincan Cumhuriyet Savcısı Yusuf İzzet Akçal‘ın hapisten çıkarıp enkaz ve arama çalışmalarında görevlendirdiği mahkumlarla yaptığı röportajlardan hareketle çekilen “Kara Kış” isimli dizi filmi TRT‘nin Tabii platformunda izleyip dizinin müziklerini hazırlayan besteci Cem Öget‘in “Naci Sadullah” isimli enstrümantal parçasını dinliyebiliyoruz.

Evet, yaşadığı dönemde kaleme aldıklarıyla hem iktidardakilere hem de muhalefettekilere eleştiri oklarını yönelten bu hırçın, muhalif, sözünü sakınmayan Sosyalist gazeteci ve yazar Nazım Hikmet‘in, “Balıkçı” olarak bildiğimiz Cevat Şakir Kabaağaçlı ve ailesinin, Tan Gazetesi sahip ve yazarları Sabiha ve Zekeriya Sertel‘in, Safiye Ayla‘nın, Samim Kocagöz‘ün, Kemal Sülker‘in, Haldun Taner‘in, Atilla İlhan‘ın, Şükran Kurdakul‘un; neredeyse ülkemizdeki sol görüşlü sanatçı, gazeteci ve bilim insanlarının yakın dostudur. Diğer yandan da İzmirli geniş ve muteber ailelere mensuptur. İzmir‘den çıkmıştır ve kötü günlerinde sığındığı yer yine İzmir‘dir. İzmir‘in basın tarihine geçmiş Demokrat İzmir, Yeni Asır gibi gazetelerin yazarı, 45 sayı çıkabilmiş Havadis gazetesinin sahibidir.

Gelelim şimdi İstanbul ve İzmir‘de gerçek gazetecilik yapan Naci Sadullah‘tan geriye kalan izleri, özellikle de İzmir‘in ve üyesi olduğu İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetleri tarafından onun adına yapılanları arayıp bulmaya…

I- Naci Sadullah‘ın, Victor Margueritte‘nin “Le Compagnon” isimli eserini “Eş” ismiyle çevirip 1947 yılında İzmir‘deki Doğanlar Basımevi tarafından basılan romanı, Ankara‘daki Milli Kütüphane‘de bulunduğu İzmir Milli Kütüphane‘nin raflarında bulunmamaktadır.

II- Naci Sadullah‘ın 1937 yılında Semih Lütfi Erciyas yayınevince basılıp yayınlanan “Günah Gönüllüleri” isimli kitabı bugün sahaflarca satıldığı halde ne Ankara ve İzmir‘deki milli kütüphanelerde bulunmamaktadır.

III- Naci Sadullah Daniş‘in İzmir‘de 20 Temmuz-9 Eylül 1946 tarihleri arasında 45 sayı olarak çıkardığı “Havadis” gazetesi, Aziz Vukolos Kültür Merkezi‘nde İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘nce düzenlenen İzmir Basın Müzesi ile İzmir Milli Kütüphane‘de yer almamaktadır. (Bu gazetenin tüm sayılarını temin etmek isteyen kurum ve şahıslara, Ankara‘daki Milli Kütüphane‘den temin ettiğim dijital örneklerini ücretsiz olarak vermeye hazırım…)

IV- Türkiye ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile İzmir’de bulunan tüm özel ve resmi üniversitelerin iletişim fakültelerinin gazetecilik bölümleri, bu bölümlerde görev yapan sayın akademisyenler daha önce Hürriyet Şehidi” Tevfik Nevzat örneğinde gördüğümüz gibi bugüne kadar İzmirli gazeteci-yazar Naci Sadullah Daniş hakkında herhangi bir araştırma ve yayın yapmamış, tüm yazdıklarının bibliyografyasını hazırlayıp bir araya getirmek için bir çaba içine girmemiştir.

V- Hasan Tahsin ve Samim Sivri adeta İzmirli gazetecilerin atası ilan edilip cemiyetler, belediyeler, valilikler ve üniversiteler tarafından meydanlara heykelleri kondurulurken bunun dışında kalan Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş gibi gerçek gazeteciler es geçilmiş, heykelinin yanından, çevresinden geçerken bile hatırlanmaları istenmemiştir.

Gazetecilikle ilgili tüm kurumlar; cemiyetler, dernekler, vakıflar, resmi, özel ve sivil kurumlar yanlarına üniversiteleri de alarak sadece Hasan Tahsin, Samim Sivri, Tevfik Nevzat ve Naci Sadullah Daniş‘i değil; geçmişteki tüm İzmir gazete ve gazetecilerini, yaptıkları tüm yazı ve yayınları esas alarak araştırmalı, bu araştırma sonuçlarını belediyelerle, özellikle “Hafıza İzmir” adını verdiği tarihsel boyutta araştıran İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü (APİKAM) ile birlikte ortaya koyup yayınlanmalı, patronu, müdürü, arkadaşı olduğu için değil bu gazeteciler arasında yapıp eyledikleri ile öne çıktığı için adına ödül vermeyi hak eden gazeteciler adına yarışmalar düzenlemeli, müze adıyla düzenlenip aslında müze olmayan hafıza mekanlarını daha da geliştirip güçlendirmeli, üniversitelerde İzmir‘in eski gazete ve gazetecileri ile ilgili araştırmaları desteklemelidir.

Bu talebimin ilk örneği olarak gördüğüm sevgili Hocam Efdal Sevinçli‘nin İzmir‘in ilk gülmece ve karikatür gazetesi ile ilgili Nisan 2026 tarihli “Kara Sinan” araştırmasını saygıyla selamlıyor, kendisine teşekkür ediyorum…

Çünkü ağızlara pelesenk olan asıl vefa, asıl gönül borcu ancak böyle ödenir, böyle ödeniyor….

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) https://kentstratejileri.com/2023/11/23/izmirin-unutulan-sanatcilari-19-tevfik-nevzat/

(2) https://kentstratejileri.com/2026/06/15/fasizm-ve-irkcilik-insanlik-denilen-evrensel-degeri-teslim-alirsa/

(3) https://a3haber.com/2023/12/01/demokrasi-sehidi-izmirli-gazeteci-tevfik-nevzat/, https://www.5ocakgazetesi.com/haber/19791360/osmanli-basinin-ilk-sehidi-oldurulen-gazetecinin-mezari-adanada-ortaya-cikti

(4) Samim Kocagöz, Bu da Geçti Yahu, Düşün Yayınevi, 1989, İstanbul, sayfa 168

Bu yazının hazırlanmasında yararlanılan ve sizin de indirip yararlanabileceğiniz kaynaklar:

İzmir’in unutulan sanatçıları 19 – Tevfik Nevzat

Ali Rıza Avcan

Yakın zamanda Halit Ziya Uşaklıgil‘in 40 Yıl isimli anı kitabını okurken tanıdığım İzmirli gazeteci ve şair. 1865 yılında İzmir‘de doğup 1905 yılında Adana‘da öldürülmüş. Kendisi bir şair, bürokrat, eğitimci, yayımcı, gazeteci ve her şeyden önce iflah olmaz bir Abdülhamit; daha doğrusu istibdat muhalifi. Abdülhamit karşıtı fikirleri ve yazıları nedeniyle birkaç kez soruşturma geçirip serbest kaldıktan sonra 1903 yılında yargılanıp kalebendliğe mahkum edilmiş ve cezasını çektiği Adana‘da intihar ettiği açıklanmış ve bu nedenle intihar iddiasını şüpheli bulan dönemin muhalif çevreleri Tevfik Nevzat‘ın cinayete kurban gittiği iddia etmişler. Bu nedenle Tevfik Nevzat‘ın Osmanlı basınında öldürülen ilk gazeteci olduğu söylenebilir.

1865 yılında İzmir‘in İkiçeşmelik semtinde doğan Tevfik Nevzat‘ın babası Kırım Savaşı gazisi Seferihisarlı Binbaşı Hasan Efendi, annesi Seferihisarlı Habibe Hanım’dır. İlk ve orta eğitimini İzmir‘de yapan Tevfik Nevzat, İzmir Rüştiyesi‘nden mezun oldu. Ayrıca İbn-i Melek Medresesi‘nde Yozgatlı Mustafa Keşfi Efendi‘den din, edebiyat, felsefe dersleri alarak Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi.

İzmir İdadîsi açıldıktan sonra 1887’den itibaren burada edebiyat ve hukuk derslerini vermiş, 1888 yılında birinci sınıf davavekili belgesini almış ve ömrünün sonuna kadar avukatlık yapmıştır. Fransız uyruğundaki Banelly isimli bir şahsın davasında başarılı olduğu için Fransız hükûmeti, 1900 yılında kendisine “Palme Academique” nişanını vermiş ve “Officer Academique” unvanını kazanmıştır. Yine aynı yıl İzmir‘in tanınmış ailelerinden birinin kızı olan ve Abdülkadir Geylani‘nin soyundan gelen Cemile Hanım‘la evlenmiş, Emine Menije (?-1973), Mutahhare ve Zübeyde Benal (1903-1990) isimlerinde üç kız çocuğunun babası olmuştur.

Tevfik Nevzat, 1930-1934 döneminde İzmir Belediye Meclisi üyesi, ardından ülkenin ilk kadın milletvekilleri arasında yer alıp 1935-1950 yılları arasında dört dönem İzmir milletvekili olarak TBMM‘nde görev yapan şair ve yazar Zübeyde Benal İştar Arıman‘ın babasıdır.

Tevfik Nevzat‘ın büyük kızı Menije Nevzat, Rahmi Öke ile evlenerek “Öke” soyadını almış ve bu evlilikten doğan oğulları Nevzat Öke, Uşşakizade Latife Hanım‘ın kız kardeşi olup, Latife‘nin Mustafa Kemal‘le evliliği sırasında Çankaya Köşkü‘nde sık sık kalan Vecihe Uşşaki İlmen‘in kızı Gülümser Öke ile evlenerek Uşşakizade ailesi ile akraba olmuştur.

Bu arada, Tevfik Nevzat‘ın büyük kızı Menije Nevzat Öke‘ye gelin olan Gülümser Öke‘yi, oğlu Mehmet Öke‘ye emlak vergisi konusundaki sorunlarının çözümüne yardımcı olduğum bir dönemde, Bebek Ayşe Sultan Korusu‘ndaki tarihi köşklerini ziyaret ettiğimde kapıyı açıp bizi içeri buyur eden beyaz saçlı yaşlı bir kadın olarak tanımış bir fani olarak mutluluk duyduğumu da ifade etmek isterim.

İzmir‘in İlk Türkçe gazetesi Hizmet‘i çıkaran ekip – Uşakizade Halit Ziya Bey, Sermürettip Şerif Efendi, Mektupçu Hayri Bey ve Tevfik Nevzat.

Tevfik Nevzat‘ın ilk şiirleri 1883’ten itibaren Ahmet Mithat‘ın Tercüman-ı Hakikat gazetesiyle Bıçakçızade Hakkı Bey‘in kurduğu İzmir gazetesinde yayımlandı.1881 yılında İzmir Vilayeti‘nde yazıcı olarak çalıştığı yıllarda Halit Ziya‘yla tanışması üzerine Avrupa edebiyatını incelemeye yöneldi. 1884’te Halit Ziya ve Bıçakçızade Hakkı Bey ile birlikte İzmir‘in ilk edebiyat dergisi olan ve ancak 10 sayı yayınlanabilen Nevruz dergisini kurdu.

İzmir İdadi Mektebi‘nde Osmanlıca dersleri veren Tevfik Nevzat, 13 Kasım 1886’da Halit Ziya ile birlikte Namık Kemal‘in düşünceleri doğrultusunda kurup daha sonrasında sık sık kapatılan ve takibata uğrayan Hizmet Gazetesi‘ni yayımlamaya başladı. Nevruz dergisi ile Hizmet gazetesinde yayımlanan şiirleriyle Fransızcadan yaptığı çevirileri, 1899’da Aheng-i Şebab adlı kitabında toplanmıştır. Bunlarda Abdülhak Hamid‘in Sahra ve Makber adlı kitaplarında yer alan şiirlerinin etkisi çok belirgindir. Düşünce yapısı bakımından da Namık Kemal‘i hatırlatan düşünce ve kavramlarla karşılaşılır.

Halit Ziya‘nın İstanbul‘a gidişiyle birlikte Tevfik Nevzat‘ın çevresine İstanbul‘daki düşünce ve sanat çevreleri de katıldı. Bu kapsamda maarif nazırı Emrullah Efendi, Meşrutiyet‘in ilanında Paris‘e kaçmaya karar verince ona katıldı ve Jöntürklerle yakın ilişki içinde Cenevre‘de Hizmet gazetesini yayımlamaya başladı.

Padişahın kendisini ve arkadaşlarını affettiğini öğrenince İzmir‘e döndü. Sürekli denetim altında bulunmasına karşın 1896’da Ahenk gazetesini yayımladı. Aynı dönemde İzmir gazetesini yayımlayan Bıçakçızade Hakkı Efendi‘yle giriştiği tartışma nedeniyle dinsizlikle suçlandı ve Saray‘a ihbar edildi. Bunun üzerine 1897’de Tokadîzade Şekip, Abdülhalim Memduh, Taşlızade Ethem ve Mevlevi şeyhi Nuri gibi İzmir‘in tanınmış şair ve yazarlarıyla birlikte Bitlis‘e sürüldü.

Sekiz ay sonra İzmir‘e dönüşünde Ahenk‘in yayınını sürdürdü ve Servet-i Fünun hareketinden uzaklaşıp Türkçü düşünceye yöneldi. Tevfik Nevzat, gazetesini 1900-1902 yıllarında Türkçü Necib‘in İzmir‘de açtığı “Türkçe yazmak çığırı“nın yayın organı haline getirmiş, kendisinin ve Türkçü Necib‘in yazıları ve diğer gazetelerle yapılan tartışmalar bu yıllarda İzmir‘in düşünce hayatına büyük canlılık kazandırmıştır. Başka gazete ve dergiler tarafından da sürdürülen bu hareketin temel düşünceleri, daha sonra Ömer Seyfettin aracılığıyla Selanik‘teki “Yeni Lisan” hareketine taşınmıştır. Onun Hizmet ve Ahenk gazetelerindeki imzalı ve imzasız diğer makalelerinde bilim, teknoloji, eğitim, ilerleme gibi konular sık sık ele alınmış, “medeniyet” ve “terakki” kavramları sürekli vurgulanmıştır.

İhbarların ve sansürün yoğunlaştığı 1903 yılında tutuklanıp Şair Eşref‘le birlikte İstanbul‘a götürüldü. 1904’te yayımlanan Deccal adlı kitabında anlattığına göre 10 gün İzmir‘de karakolda tutulmuş, vapurla gönderildiği başkentte de hakim karşısına çıkmak için uzun süre ışıksız zindanda beklemesi gerekmişti. Eskişehirli tanımadığı bir kişi tarafından gönderilen ihbar doğrultusunda sorgulanıp Adana‘da üç yıl kalebentliğe mahkum edildi. 10 Aralık 1903’te Adana Cezaevi‘nin Mehterhane bölümüne, ardından Namık Kemal‘in de Kıbrıs sürgününden önce bir müddet yattığı Payas Kalesi‘ne gönderildi.

Payas Kalesi, Kaynak: Ali Saim Ülgen, SALT Araştırma Koleksiyonu

Ailesine yazdığı mektuplarda durumunun iyi olmadığını bildiriyordu. Ancak mücadelesini sürdürdüğü anlaşılmaktaydı. 22 Mayıs 1905’te ailesine çekilen telgrafta 41 yaşındaki Tevfik Nevzat‘ın kuyuya atlayarak intihar ettiği bildirildi. Bu acı olay, II. Meşrutiyet devri İzmir ve İstanbul basınında çok konuşulmuş, uzun süre “şehid-i hürriyet” olarak anılan yazarın Abdülhamid‘in emriyle öldürüldüğü ileri sürülmüştür.

Mezarı, kızı Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın verdiği bilgiye göre önce kimsesizler mezarlığına konulmakla birlikte Meşrutiyet döneminde kendisine bir mezar yapılır ve üstüne de “Şehid-i Hürriyet İzmirli Tevfik Nevzad” yazılır. Mezarı daha sonra Adana Ziraat Mektebi müdürü olan büyük damadı Rahmi Öke tarafından Adana Asri Mezarlığı‘na taşınır. Bu mezar bugün Adana‘da olmakla birlikte o mezarın yerini öğrenip İzmir‘e getirmek ya da bu değerli sanatçı ve gazeteciyi her ölüm yıldönümünde mezarı başında anmak -ne yazık ki- ne biz İzmirlilerin ne de başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi‘nin aklına gelmemektedir.

Tevfik Nevzat‘ın kızı şair, yazar ve siyasetçi Benal Zübeyde İştar Arıman

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, “Son Asrın Türk Şairleri” adlı kitabında, İzmir‘den kendisine iletilen bilgiye göre, Tevfik Nevzat‘ın kalebentliğe mahkum edilip kürek cezasına tabi tutulduğunu, tahliyesinden üç ay önce Adana Hapishanesi‘nde öldürülüp intihar süsü verildiğini yazdı.

Bezmi Nusret Kaygusuz ise “Bir Roman Gibi” başlıklı anılarında Adana valisi Bahri Paşa‘nın saraydan aldığı emir doğrultusunda Tevfik Nevzat‘ın gardiyanlar tarafından oda kapısına asıldığını, daha sonra ölümüne intihar süsü verildiğini belirtti.

Arkadaşı Halit Ziya Uşaklıgil de anılarında yaşama direncini ve sevincini hiçbir koşulda kaybetmeyen Tevfik Nevzat‘ın cesedinin kuyuda bulunması senaryosuna inanmadığını belirtir: “Bedensel gücü bitip tükenip sona erdikten sonra ruhsal gücü de tükenmiş de bu sonuç o yüzden mi meydana gelmişti? Yoksa ruhsal gücünün bir türlü öldürülemeyeceği kanısında varılarak, sonunda onu bir kuyu dibinde söndürmek mi istemişlerdi?” 

Adana Halkevi tarafından yayınlanan Görüşler dergisinin 1937 yılı Mayıs ayına ait 2. sayısında “Şair Tevfik Nevzatın Mezarı” başlıklı haber aynen şu şekildedir:

Tevfik Nevzat‘ın 1937’den bu yana unutulmuş mezarını bularak geçmişteki ve günümüzdeki istibdat yönetimlerine karşı çıkıp hem onun hem kendimiz adına itiraz etmek amacıyla, 20 Kasım 2023 günü telefonla arayarak kendisine bilgi verdiğim Çukurova Gazeteciler Cemiyeti başkanı sayın Cafer Esendemir‘e ve Adana Büyükşehir Belediyesi basın danışmanı sayın Utku Sağılır‘a, Adana Karşıyaka Mezarlığı‘nda olduğu söylenen mezarı bularak mezarın bugünkü durumunu gösteren fotoğrafları bizlerle paylaşması ricasında bulundum. O nedenle, önümüzdeki günlerde o fotoğrafları temin ettiğimizde istibdat idaresine karşı çıkan İzmirliler ve gazeteciler olarak hem İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘nden, hem de Çukurova Gazeteciler Cemiyeti‘nden bu büyük özgürlük mücadelecisine sahip çıkıp unutmamaları için talepte bulunacağız.

Yararlanılan kaynaklar

1) Aldırmaz, Y., “19. Yüzyıldan 20. Yüzyılın Başlarına İzmir’de Yayınlanan Gazeteler: Envanter Çalışması“, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, sh.1-13.

2) Asan, N., “Anılardan Hareketle İzmir’de 20. Yüzyıl Edebiyat Hayatı“, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2012 Güz (17), sh.31-43.

3) Duroğlu, S., Türkiye’de İlk Kadın Milletvekilleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007 İzmir.

4) Hanioğlu, Ş., Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti ve Jön Türklük, 2. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, Ocak, 1989. 

5) Huyugüzel, Ö. F., “Tevfik Nevzat“. İzmir Fikir ve Sanat Adamları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, 73-80.

6) İnan, R.Tevfik Nevzat ve Ölümü Üzerine Bir Okuma“, International Journal of Language Academy, Volume 4/1 Spring 2016, p.134-142.

7) Kağnıcı, R. M., Türkiye’nin İlk Kadın Milletvekillerinden Benal Nevzat Arıman’ın Siyasi, Kültürel ve Toplumsal Faaliyetleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019, İzmir.

8) Mehmetefendioğlu, A., Gürel, C. N., “Kızı Benal Nevzat’ın Kaleminden İlk Jön Türklerden “Şehid-i Hürriyet” Tevfik Nevzat Bey“, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 224, Ağustos 2012, sh.62-70.

9) Özmakas, Y., “İzmir’in İlk Kadın Milletvekili: Benal Nevzat“, (Erişim Tarihi: 18.11.2023), https://www.academia.edu/66834759/%C4%B0ZM%C4%B0R%C4%B0N_%C4%B0LK_KADIN_M%C4%B0LLETVEK%C4%B0L%C4%B0_BENAL_NEVZAT

10) Somar, Z., Bir Adamın ve Bir Şehrin Tarihi: Tevfik Nevzat, İzmir’in ilk Fikir-Hürriyet Kurbanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, Kent Kitaplığı Dizisi: 21, Eylül 2001.

11) Somar, Z., Yakın Çağların Fikir ve Edebiyat Tarihimizde İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, 2001, İzmir.

12) Şahin, İ., İzmirli Bir Şair: Tevfik Nevzat, İzmir: Akademi Kitabevi, 1993.

13) Şahin, İ., “Tevfik Nevzat’ın Hayatı“, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2/1999, Sh. 95-118.

14) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, Cilt II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Mayıs 2008.

15) https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/tevfik-nevzat (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

16) https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Nevzat_Bey (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

17) https://tr.wikipedia.org/wiki/Benal_Nevzat_Ar%C4%B1man (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

EKLER

Ek 1- Tevfik Nevzat yazdığı şiirlerde Arapça ve Farsçanın etkisiyle ağdalı bir dil kullanmakla birlikte, daha yalın bir dille yazıp 2 Temmuz 1887 tarihli Hizmet gazetesinde yayınladığı “Sevmem” isimli şiirini günümüz Türkçesine çevirmeye çalıştım.

SEVMEM

Yalan yere o kadar şan ü şöhreti sevmem

Meziyyet olmalıdır, boş zarafeti sevmem

Ben adem oğluyum, öyle rezâleti sevmem

Nedir bu velveleler ey gürûh-hiçâhiç

Elemli kalbimi zinhar etmeyin tehyiç

Sizi süyûf-ı hakaretle eylerim tetvic

Sunuf-ı aczeye gerçi savleti sevmem

Medar-ı nazm-ı cihandır adaleti severim

Aman ne hiss-i lâtiftir saadeti severim

Güzelleri o nücûm-ı letâfeti severim

Fakat mezara da girsem hıyâneti sevmem

Vatan muhabbetidir bence en büyük haslet

Anınla hasıl olur itilâ-yı cemiyet

O yolda parlayacak nücûm-ı tâli-i millet

Buna muarız olan bir cemiyeti sevmem

Ridâ-yı şana girip parlamıştı bir ikbal

Fakat cehâleti etti karin-i izmihlâl

Görünmemiş edebiyat içinde böyle zevâl

Bu şanı, sonra da böyle hakareti sevmem

Hizmet, n. 65, 20 Haziran 303 (2 Temmuz 1887)

Ek 2- Ardından da isterseniz, Tevfik Nevzat Bey‘in güftesini yazıp Suat İsmail Gürkan tarafından bestelenen Hüseyni makamındaki “Gel toplayalım inciler aşkın denizinde” isimli şarkıyı Necmi Rıza Ahıskan’ın sesinden dinleyelim:

Ek 3- İzmir‘in Yunanlılar tarafından işgali sırasında hayatını kaybeden şehit gazeteci Hasan Tahsin‘in heykelinin yapılmasıyla sonuçlanan İzmir ve ülke çapında büyük bir heyecan uyandıran kampanyaların sürdüğü 1972 yılında, İzmir kent tarihi açısından ilk şehit gazetecinin babası olduğu düşüncesini gündeme getirmek isteyen Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın 27 Ekim 1972 tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı‘ya gönderip sonuç alamadığı uzun dilekçeyi hem Tevfik Nevzat‘ın yaşamını daha iyi tanıtıp tarihe not düşmek, hem de İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘ne görevini yeniden hatırlatmak amacıyla paylaşmak istiyorum:

Ek 4- Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın 27 Ekim 1972 tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı‘ya gönderip sonuç alamadığı uzun dilekçede, babası Tevfik Nevzat‘ın, İzmir‘in Güzelyalı semtinde yaptırmağa başladığı ve hatta arkadaşı Şair Eşref‘ın bu villanın yapımı için çabalayan Tevfik Nevzat için kaleme aldığı hiciv dolu dörtlüklerden söz edip “o vakte kadar İzmirde görülmemiş tarzda modern, parkeli hatta içinde şarap muhafazasına mahsus bir kavı bulunan güzel villa” olarak tanımladığı villa ya da köşkün günümüze kadar gelip gelmediğinin; şayet, gelmişse nerede ve ne şekilde olduğunun da bu konuda gönüllü araştırmalar yapan, o semti iyi bilen yerel tarih araştırmacılarının ilgileneceği bir konu olduğunu düşünüyor ve böylesi bir araştırma sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasını diliyorum…