İzmir’de kamu yayıncılığı… (3)

Ali Rıza Avcan

Başlangıçta iki bölüm olmasını düşündüğüm; ancak, gelen yeni bilgi ve yayınlar nedeniyle üç bölüme çıkarmak zorunda kaldığım “İzmir’de kamu yayıncılığı” başlıklı yazı dizisinin bugünkü üçüncü ve son bölümünde, İzmir‘deki bazı ilçe belediyelerinin yayıncılık faaliyetlerini ele alıp değerlendirmek istiyorum. Özellikle de kentin merkezinde yer alan Konak ve Karşıyaka belediyelerinin bugüne kadar yayıncılık adına neler yaptığını ya da yapamadığını ortaya koymak suretiyle…

Konak Belediyesi…

Bildiğimiz gibi Konak Belediyesi uzun bir süredir KNK isimli bir tarih ve edebiyat dergisi çıkarıyor. Bugüne kadar 52 sayı çıkan ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini 35. sayıya kadar Işık Teoman‘ın, 36. sayıdan sonra Ozan Yayman‘ın üstlendiği bu derginin editörlüğünü ise, İpek Yaşar ve Teodora Hacudi birlikte yapıyorlar. Bu derginin ilk 30 sayısı hakkındaki düşüncelerimi, 18 Şubat 2017 tarihli “KNK Kent Konak Dergisi” başlıklı yazımda; ayrıca, Yunan yazar Georges Poulimenos‘un 2022 Nisan ayında Yakın Yayınevi tarafından yayınlanan “Smyrna Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabının sosyal medyada yoğun bir şekilde eleştirilmesi üzerine kitabın yazarıyla aralarında KNK dergisinin editörlerinden birinin de bulunduğu iki çevirmenden ve kitaba katkıda bulunduğu söylenen emekli bir akademisyenden oluşan dört kişilik bir grubun, Konak Belediyesi‘ne ait bu kurumsal dergiyi kullanarak eleştirilere cevap vermeye kalkması üzerine, 13 Haziran 2022 tarihli ve “İşgal ve savaşlar şehrin, uygarlığın ve insanlığın düşmanıdır…” başlıklı yazımla yanıt vermiş, bu dört kişiye ait şahsi cevabın Konak Belediyesi‘ne ait resmi ve kurumsal bir dergide yayınlanmasını doğru bulmadığımı ifade etmeye çalışmıştım. (1), (2)

18 Şubat 2017 tarihli “KNK Kent Konak Dergisi” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, bir belediyenin KNK gibi bir tarih ve edebiyat dergisi yayınlamaktan çok, görevli, sorumlu ve yetkili olduğu mahalle, cadde ve sokaklarda yaşayan halkın sorun, talep, beklenti, şikayet ve önerilerini kapsayan; bu anlamda, halkın sesi olup belediye yönetimi ile hizmet birimlerine yardımcı olacak, onların önünü açacak yayınlar yapması gerekir diye düşünüyorum. Yoksa örneğini, hem Konak Belediyesi‘nde hem de diğer belediyelerde çokça gördüğümüz gibi belediye başkanının, başkanı destekleyen milletvekili ve siyasetçilerin tanıtımının yapıldığı, sayfaların belediye başkanının fotoğraflarla doldurulduğu, yapılan belediye hizmetlerinin övülerek anlatıldığı gazete ve dergilere bu anlamda bir kent yayını dememiz mümkün değildir.

O nedenle, Konak Belediyesi‘ne önerimiz belediye yönetiminin uygun gördüğü isimlerin kaleme aldığı yazılarla dolu bir tarih ve edebiyat dergisi yayınlamak yerine, halkın sorun, ihtiyaç, beklenti, talep, şikayet ve önerilerine yer verilen; böylelikle belediye ile halk arasındaki karşılıklı iletişimin gelişmesini sağlayan bir yayın politikasını benimseyip uygulaması doğrultusunda olacaktır…

Karşıyaka Belediyesi…

Gelelim Karşıyaka Belediyesi‘ne… Karşıyaka Belediyesi, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın döneminde 23 Haziran 2020 tarihinden itibaren “haftalık süreli yerel gazete” olarak tanımladığı Gazete Karşıyaka isimli bir gazete çıkarmaya başladı ve bu gazetenin 117. son sayısı, 12 Eylül 2022 tarihinde yayınlandı. Gazetenin genel yayın yönetmenliğini Haluk Işık, sorumlu yazı işleri müdürlüğünü ise aynı zamanda belediye başkanı Cemil Tugay‘ın basın danışmanlığını yürüten İlker Çoban yapıyor. Gazetenin yazarlarını ise çoğu kez belediye yönetimine yakın ya da CHP‘li diye bilinen isimler oluşturuyor.

Şimdi bu yayın hakkında ne düşündüğümü bana sorarsanız, yerel basının büyük zorluklar yaşadığı günümüz koşullarında, İzmir‘deki bir belediyenin çıkıp yerel bir gazete çıkararak diğer yerel gazetelere rakip olmasını doğru bulmadığımı; hatta, bir dönem bu gazetenin Karşıyaka Çarşısı‘ndaki işyerlerinden reklam topladığı haberlerinin ortalarda dolaştığı bir ortamda, büyük borçları nedeniyle personel ücretlerini bile ödemekte zorlanıp çocuk parklarını bile ipotek ettiren bir belediyenin gazete çıkarmasının doğru olmadığını söylemek isterim.

Karşıyaka Belediyesi‘nin yayıncılığı konusunda beni hayrete düşüren ve dizi yazımızın bir bölüm daha uzamasına neden olan konu ise, geçtiğimiz günlerde bir tesadüf nedeniyle edindiğim iki ayrı belediye yayınından kaynaklanıyor.

Beni hayretlere düşüren bu yayınların her ikisi de Karşıyaka Belediyesi‘nde çalıştığını ve çok mütevazi bir kişiliğe sahip olduğunu öğrendiğim fotoğrafçı Can Yücel‘in fotoğraflarını bir araya getiriyor. Karşıyaka‘nın değişik yerlerinden çekilmiş fotoğraflardan oluşan 172 sayfalık ilk kitap “Karşıyaka 2021” ismini, büyük boy karton kapaklı şık tasarım ve cilde sahip olup Karşıyaka‘daki heykel fotoğraflarından oluşan kitap ise “Karşıyaka Heykelleri” adını taşıyor.

Oldukça masraflı olduğu anlaşılan bu kitaplardan ilki, 2021 yılının Aralık ayında, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitap ise 2021 yılının Mart ayında basılmış. Karşıyaka Belediyesi‘nin kültür hizmeti olarak basılıp parayla satılmayan her iki kitabın kaç adet basıldığı ve kimlere verildiği ise, -ne yazık ki- bilinmiyor.

Ancak her iki kitapta da, kitabın yazarı ya da sahibi Can Yücel‘le, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitapta “Kentler ve Heykeller” başlıklı dört sayfalık sunum yazısının sahibi Kamil Fırat‘ın kim olduklarına, hangi özellikleri nedeniyle bu kitapları hazırladıklarına ya da yazılarının bu kitapta yer aldığına dair tek bir bilgi yok. İşte o nedenle, hemen bir Google taraması yapıp Can Yücel‘in Karşıyaka Belediyesi‘nde çalışan bir fotoğrafçı olduğunu, Kamil Fırat‘ın da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Marmara Üniversitesi‘nde fotoğraf konusunda eğitimler veren bir akademisyen olduğunu ve fotoğrafçı Can Yücel‘in hocası olduğunu öğreniyoruz.

Buraya kadar her şey normal… Normal olmayan şeyler ise her iki kitabın ilk yapraklarının arkasında saklı…

Zira “Karşıyaka 2021” isimli kitabın ilk yaprağının arkasında Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kitabın “danışmanı” olduğu, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitabın ilk yaprağının arkasında da Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın “katkıda bulunanlar” bölümünün ilk sırasında “Dr. Cemil Tugay” adıyla yer aldığını görüyorsunuz. Yani kitapların hazırlanıp basılması ve dağıtılması konusunda son karar verici olan belediye başkanının bir “danışman” ya da “katkıda bulunan” olarak takdim edildiğini görüyorsunuz.

Bildiğim kadarıyla Dr. Cemil Tugay bir hekim ve uzmanlık alanı da estetik; tıp dilindeki adıyla söyleyecek olursak, “Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı“. Yine bildiğimiz kadarıyla ve Karşıyaka Belediyesi‘nin resmi İnternet sayfasındaki özgeçmişine göre kendisi fotoğraf ya da heykel konusunda bir uzmanlık bilgisine sahip değil. Ama gelin görün ki, bir önceki belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın “ben yüksek lisans tezi yazdım” diyerek tezsiz yüksek lisans programında yaptığı bir ödevi yüksek lisans teziymiş gibi takdim etmeye kalktığında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı‘ndan aldığımız resmi yazı ile bunun bir tez değil, bir dönem ödevi olduğunu nasıl belgeleyip ortaya koymuşsak; şimdi de, bir belediye başkanının belediyece yayınlanan iki yayından birine “katkıda bulunduğu“, diğerine de “danışmanlık” yaptığı iddiasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Şimdi bu durumda; yani karşımızdaki belediye başkanı heykeltraş olmadığı, bugüne kadar heykel sanatı ile ilgilenip uzmanlaşmadığı, bir fotoğraf sanatçısı olarak tanınıp bilinmediği halde kendisini kitapların ilk sayfasına “danışman” ya da “katkıda bulunan” sıfatlarını yazdırarak bizleri yanıltmaya kalktığında, o belediyenin diğer yayınlarındaki bilgilerin doğruluğundan da şüphe etmemiz gerekir diye düşünüyorum…

Karşıyaka Heykelleri” isimli kitap, bunca eksiklik ve yanlışlığı barındırmasına karşın, en güzel ve doğru olan bir yanı da, kitabın 318. sayfasında, 2018 yılında yıprandığı gerekçe gösterilerek yıktırılıp yerine daha büyüğü yapılan “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı“nın 1971 yılında halkın katılımı ile yapılan ilk özgün örneğinin telif hakkı sahibi olarak, -bir önceki belediye yönetiminin yaptığının aksine- heykeltraş Tamer Başoğlu dışında, o anıtın mimari tasarımını yapan mimar Erkal Güngören‘den de söz etmiş olmasıdır. İşte o nedenle, Karşıyaka Belediyesi‘ni ve fotoğrafçı Can Yücel‘i Karşıyaka‘daki heykellerin fotoğraflarını çekerek bir tür envanter hazırlayıp bu gerçeği gündeme getirdikleri için teşekkür edip kutlamak isterim.

Şimdi bu aşamada, birbirini izleyen üç ayrı yazıda yaptığım bunca tespit, araştırma, istatistik, analiz, yorum ve değerlendirmeleri bir araya getirip bir sonuca ulaşmaya ve uygulanabilir ve sürdürülebilir öneriler geliştirmeye kalktığım takdirde;

1. Kurumsal Yayıncılık: Merkezi ya da yerel yönetimler düzeyindeki tüm yayın faaliyetlerinin, yayını yapacak kurumun özellikleri dikkate alınarak yayın politikasıyla önceliklerinin, stratejilerinin, amaç ve hedeflerinin, bunlara ilişkin plan ve programların, ilke ve değerlerle performans kriterlerinin önceden belirlenmesi suretiyle kurumsallaşması için çaba gösterilmesi,

2. Liyakat İlkesi: Tüm kurumsal yayıncılık faaliyetlerini yürütecek insan kaynağının, “adama iş bulmak yerine işe adam bulmak” anlayışıyla; önceden belirlenen politika, strateji, hedef, amaç, plan, program, ilke, değer ve performans kriterleri ışığında bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek; yani liyakat ilkesine uygun olarak gerçekleştirilmesi; böylelikle, elinde çanta belediye belediye gezip eş, dost, akraba, hatır gönül ilişkisi, siyasi ilişki, etnik kimlik ve şirinlik gibi gerekçelerle kitaplarını yazdırmaya kalkan, bunun için eski öğrencilerinden yararlanan ya da öğrencilerini yönetici yaptırmaya kalkan, bu uğursa menfaat şebekeleri kuran “tacir” akademisyenlerden, uzmanlardan, araştırma yapmayı bilmeyen araştırmacılardan, gazeteci kimliği taşımayıp tehditle iş yapan haber tacirlerinden, belediye ve şirket yöneticilerinden uzak durulması,

3. Hukuka Uygunluk ve Kamu Yararı: Hukuki zemine oturtulan tüm kurumsal yayıncılık faaliyetlerinde ‘kamu yararı‘ ilkesine öncelik verilmesi,

4. Demokratik yapılanma: Yayınlanacak eserlerin seçiminde kayırmacılıktan uzak demokratik bir yapılanmanın oluşturulması,

5. Açıklık: Yapılan kurumsal yayıncılık faaliyetleri konusunda, halkın anlaşılır bir dille bilgilendirilmesi,

6. Kolaylık ve basitlik: Yayıncılık faaliyeti sonucunda ortaya çıkan tüm kitap, dergi, broşür ve benzerlerinin halka ücretsiz ya da düşük bir bedelle ve kolay ulaşılabilir yöntemlerle sunulması,

7. İzleme, Ölçme ve Değerlendirme: Tüm kurumsal yayınların ne ölçüde okunduğunu ve yararlanıldığını gösterecek şekilde izlenip ölçülmesi ve yapılan yayıncılık faaliyetin fayda-maliyet boyutunda değerlendirilmesi,

uygun ve doğru olacaktır diyebiliriz.

………………………………………………………………………………………………………….

(1) https://kentstratejileri.com/2017/02/18/knk-kent-konak-dergisi/

(2) https://kentstratejileri.com/2022/06/13/isgal-ve-savaslar-sehrin-uygarligin-ve-insanligin-dusmanidir/

‘Soyağacı turizmi’ denilen şey…

Ali Rıza Avcan

Konak Belediye Meclisi, 5 Eylül 2022 tarihinde yaptığı en son toplantısında aldığı 153/22 sayılı kararla 3 ayrı meclis komisyonunun (Turizm, Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma, ve Esnaf Komisyonları) raporunu gerekçe göstererek belediye öncülüğünde “Soyağacı Turizmi” ile ilgili olarak yapılacak çalışmaların oybirliği ile uygun bulunduğuna karar vermiş.

Söz konusu rapor yayınlanmadığı için içeriğinde hangi bilimsel bilgi, analiz ve çözümlerin bulunduğunu, -ne yazık ki- bilmiyoruz; ama, bu raporun hangi komisyon üyelerince hazırlanıp imzalandığını biliyoruz: En azından bu komisyon üyelerinin bilgisi, görgüsü ve düzeyi itibariyle yazılıp çizilen raporun da hangi düzeyde olduğunu anlarız diye düşünüyorum.

Komisyon üyesi olarak söz konusu kararı veren meclis üyeleri şu şahıslardan oluşuyor: Turizm Komisyonu başkanı olarak Cenap Börühan (CHP), başkan vekili olarak Doğan Kılıç (CHP), üyeler İbrahim Yıldız (CHP), Hamit Mumcu (CHP), İsmail Özen (AKP), Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma Komisyonu başkanı olarak Erhan Uzunoğlu (CHP), başkan vekili olarak Ulvi Puğ (CHP), üyeler Esra Yılmaz Keskin (CHP), Şamil Sinan An (CHP), İkbal Sezgin (AKP), Esnaf Komisyonu başkanı olarak Mehmet Şerif Demir (CHP), başkan vekili olarak İbrahim Yıldız (CHP), üyeler Doğan Kılıç (CHP), Rıdvan Tekin (CHP) ve Nurullah Arık (AKP).

Şimdi de bu meclis ve komisyon üyelerinin, dünyada “Genealogy Tourism“, “Diaspora Tourism“, “Roots Tourism“, “Homeland Tourism” ya da “Soybilim Tourism” veya “Soyağacı Turizm“i de denilen bu tür turizm faaliyeti hakkında bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi olup olmadıklarını ortaya koymak için asıl mesleklerini; yani uzman oldukları konuları, CHP Genel Merkezi‘nin 2019 tarihli yerel seçimler için hazırladığı Konak Belediye Meclisi aday adayları listesini, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgileri ve gazeteci arkadaşlarımızdan aldığımız bilgileri toparlayarak şu şekilde sıralayalım:

Cenap Borühan, fotoğraf sanatçısı, ekonomist, Doğan Kılıç, lokantacı, İzmir Lokantacılar ve Gazinocular Odası Başkanı, İbrahim Yıldız, Efes Pilsen Karşıyaka bayisi, Hamit Mumcu, serbest meslek, İsmail Özen, mali müşavir, Erhan Uzunoğlu, makine mühendisi, Ulvi Puğ, avukat, Esra Yılmaz Keskin, mimar, Şamil Sinan An, ekonomist, iş adamı İkbal Sezgin, AKP Konak İlçesi önceki dönem Kadın Kolları Başkanı, Mehmet Şerif Demir, emekli, Rıdvan Tekin, işletmeci, Nurullah Arık, kafe işletmecisi.

Komisyon üyelerinin mesleki dağılımlarından da anlaşılacağı üzere, aralarında bırakın “Genealogy Tourism” ya da “Soyağacı Turizmi” kavramından, turizmden anlayacak, bu alanda bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi biri olmamasına karşın hazırladıkları raporlarla Konak Belediyesi‘nin, Konak ilçesi sınırları içindeki; özellikle de kentin tarihi merkezini oluşturan Konak, Kemeraltı, Basmane, Kadifekale, Pasaport, Damlacık, Göztepe ve Güzelyalı gibi yerlerinden İzmir‘in emperyalist ülkelerin taşeronu Yunan Ordusu‘nun işgalinden kurtulduğu 9 Eylül 1922 tarihi sonrasında gönüllü olarak ya da mübadele çerçevesinde başka ülkelere ya da kentlere gitmiş -muhtemelen- Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerin yeni kuşak üyelerini bir turist olarak İzmir‘e davet edip; ailelerinin eskiden yaşadığı mahalle, sokak, mezarlık ve evleriyle komşuluk ve akrabalık ilişkilerini araştırıp bulma konusunda hizmetler vermesi için öneride bulunmuşlar ve bu önerileri Konak Belediye Meclisi tarafından kabul edilerek bir karara dönüştürülmüş.

Ve tabii ki, adını ve mesleklerini verdiğimiz bu meclis ya da komisyon üyeleri, bu tür konularda yetkin olmadıkları için, bunu akıl eden belediye başkanına ya da meclis üyelerine yakın bir bürokrat ya da danışmanın ortaya attığı anlaşılan bu fikrin meclis komisyonu ve meclis kararı ile kabul görüp meşruluk kazandığı anlaşılıyor.   

Gelelim “Genealogy Tourism“, “Root Tourism” ya da Türkçesi ile “Soyağacı Turizmi” kavramının ne olduğuna ve geçmişte “kültür turizmi” kapsamında ele alınan bu turizm faaliyetinin neden son yıllarda ayrı bir turizm faaliyeti olarak kabul edildiğine…                    

Uzun yıllardır turizm ve turizm çeşitleri üzerine çalışır, araştırma ve çalışmalar yaparım. Bu konuda yaptığım son çalışmalar, Kuşadası Belediye Başkanlığı adına Etik Araştırma ile birlikte yaptığım Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması ile Marmaris-Köyceğiz-Datça Turizm Altyapı Birliği (MARTAB) adına Stratejipoll Araştırma Ltd.‘in ortağı ve yöneticisi olarak yaptığım Marmaris Kırsal Turizm Araştırması ve Envanteri çalışmasıdır. Ayrıca bu araştırmalar dışında eski çalışma arkadaşım Nihat Demirkol ile birlikte yaptığım Çeşme Turizm Arama Konferansı ve Bergama Turizm Arama Konferansı çalışmalarını da sayabilirim. Tabii ki bütün bunları gerçekleştirmek ve turizmle ilgili son gelişmeleri bilmek adına ilgili bilimsel literatürü düzenli olarak izlemeye çalışır, bu alanda kimin ne söyleyip yaptığını öğrenmeye çalışırım. Özellikle de, dini hac geleneği dışında kalıp, 19. yüzyılda ortaya çıkıp gelişen turizm hareketlerini kavramsal anlamda sorgular; özellikle, “Roma’dan bu yana hiç bir şeyin değişmediğini” düşündüğüm öğrenme, eğlenme ve dinlenme amaçlı turizmin geleneksel türleri dışında kalan yeni bir turizm türlerini inceleyip diğerlerinden farklılıklarını öğrenip tartışmaya çalışır, yeterli olmadığımda da bu konuları benden daha iyi bilen bilim insanlarına, uzmanlara ve turizm profesyonellerine sorar; böylelikle, anlayamadığım konuları daha iyi kavramaya çalışırım.

Bu çerçevede, Marmaris‘in 12 köyü ile ilgili yaptığım çalışmada ele aldığım “kırsal turizm” araştırmasının hangi kavram boyutunda ele alınması gerektiğini uzun uzun araştırdığımı, “çevre turizmi“, “ekoturizm“, “doğa turizmi” ve “tarım turizmi” gibi diğer yeni kavramlarla ilişkisini soruşturduğumu ve sonunda da “kırsal turizm” kavramında karar kıldığımı hatırlıyorum.

Ayrıca, Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması‘nı yaptığım sıralarda, turizm alanında ortaya çıkan bu tür yeni kavramların, “kum-güneş-deniz” üçlemesiyle ifade edilen “kitle turizmi“nin dünyanın birçok bölgesinde; özellikle de ülkemizin Kuşadası‘nda ve ülkemizin kıyı bölgelerindeki eski parlaklığını yitirmesi nedeniyle yeni arayışlara girildiğini, bu alanda yeni icat edilen ne varsa bir kurtarıcı gibi hemen ona rağbet edildiğini, turizm araştırmacılarının “turistik ürün çeşitlendirilmesi” olarak adlandırdıkları bu stratejinin birçok turizmciye cazip geldiğini keşfetmiştim. Nitekim araştırmasını yaptığım Kuşadası, dünya çapında “kitle turizmi” nedeniyle tanınmış olmasına karşın, Kuşadası‘nda “kitle turizminin” krize girmesi nedeniyle büyük sorunlar yaşayan turizmciler “inanç turizmi“, “kır turizmi” ve “kongre turizmi” gibi yeni turizm faaliyetlerine ilgi gösterip ortaya kafaların karıştığını gösteren bir çorbanın konulmasını sağlıyorlardı.

Bu kapsamda yıllar önce öğrendiğim bilgilere göre, İngilizcesi “genealogy tourism” olup kimilerinin “root tourism” ya da Türkçesiyle “soyağacı turizmi” dediği bu yeni turizm türünün ülkesinden, yaşadığı köyden, kentten, mahalle ya da sokağından gönüllü olarak ya da zorla koparılmış olup başka diyarlara gidenlerin ve onların neslinden gelenlerin, “Ben kimim, nereden geliyorum, geldiğim/geldiğimiz yeri nasıl bulabilirim, bu şekilde kaybettiklerimi yeniden nasıl edinebilirim” sorularına cevap veren, bu nedenle de çoğu kez kapitalizmin geliştiği 18 ve 19. yüzyıllarda Kuzey ve Güney Amerika‘ya göç eden İrlandalı, İskoç, İtalyan, Polonyalı, zorla Amerika‘ya götürülmüş kölelerin Afroamerikan torunları, gönüllü göç, pogrom, soykırım ve mübadele gibi göçler nedeniyle yaşadıkları yerleri terk eden ya da etmek zorunda kalan Yahudi, Ermeni, Rum, Giritli ve Balkan mübadilleri örneğiyle cisim bulan bir turizm cinsi olarak lanse edildiğini ifade etmek isterim.

Türkçeye “Soyağacı turizmi” olarak çevrilen “Genealogy tourism” ile ilgili bilimsel araştırmalarda bu tür turizmin ilk kez İskoçya ya da İrlanda‘dan ABD‘ne göç etmiş yeni kuşak İskoç ya da İrlanda kökenli Amerikalıların yaptığı seyahatler için kullanıldığı söylenmekte. Böylelikle, ana babalarından ya da daha üst kuşaktaki büyüklerinden dinledikleri öykülerle dile getirilen geçmişin mirası olan yerleri, evleri, kasabaları, hatta uzun süredir görmedikleri komşu ve akrabalarını görmek mümkün olmaktadır.⁽¹⁾

Aslında, bir yerden gönüllü ya da zorunlu olarak göç eden insanların geride bıraktıkları toprağı, evleri ve insan ilişkilerini; daha doğrusu kaybettikleri “mirası” aile ilişkileri boyutunda kilise ya da kütüphanelerden yararlanarak, eski yerleşimdeki komşu ve akrabalarıyla görüşerek ya da ailenin elinde kalmış eski eşyaları kullanarak köklerini aramaları çok da yeni bir çaba değildir. Çünkü insan, eski çağlardan bu yana gittiği yerde güçlü olup ayakta kalabilmek adına, geldiği yer ile gittiği yer arasında mekânsal ilişkileri bilip yeniden kurmaya, yabancı yerlerde ailesinden, kabilesinden, aşiretinden ya da hemşerilikten gelen ilişkileri kullanarak güçlü olup kendine yer açmaya çalışmaktadır. Ancak kimlik politikalarının öne çıkarıldığı içinde bulunduğumuz postmodern çağlarda kendisinin, ailesinin, kabile ya da aşiretinin etnik kimliğini oluşturan unsurları araştırıp o gücü yitirilmiş olan mekânla ilişkilendirerek güçlendirmek ve kimliğini bu şekilde güçlendirmeye çalışmakta; artık bundan böyle, ekmeğini kazandığı yerleri değil de, geldiği yerlerdeki toprakları ve insanları bilip tanıyarak, geride bıraktığı mirası bulup geri isteyerek, bu amaçla seyahatler yaparak, onu kendi toprağı, kendi yurdu olarak kabul etmeye hazır hale gelmektedir.⁽²⁾

İhmal edildiği için yıkılıp yok olan kültürel miras yoksa yeni bir sahip mi arıyor?

Bu örnekten hareketle yıllar önce İstanbul‘dan gelerek Karaburun‘da film çeken bir grup sinemacıyla ilgili bir anımı, bu konuda çok iyi bir örnek oluşturduğu için sizlerle paylaşmak isterim.

2012 yılında, ünlü “Takva” filminin yapımcısı sevgili dostum Sevilay Demirci‘nin ricası üzerine, İzmir‘e gelip Türk-Yunan ortak yapımı bir film çekecek olan yönetmen Ulaş Güneş Kaçargil ile Dilek Keser‘e yardımcı olmuştum. Senaryosunu Ulaş Güneş Kaçargil‘in yazdığı filmi, o sıralar Tunç Soyer‘in belediye başkanı olduğu ve her sinemacının gidip çekeceği film için yardım istediği Seferihisar‘da çekmek istiyorlardı. Bense Tunç Soyer‘in bu tür yardım taleplerinden yorulup bunaldığını söyleyerek filmi Urla‘da ya da Karaburun‘da çekmelerini önermiştim. Nihayetinde onlar Urla‘yı ve Karaburun‘u gezerek Karaburun‘da karar kılmışlardı.

Çekimlerin sonrasında beni arayarak Karaburun Nergis Kafe‘de yapılacak galaya çağırdılar ve onlarla 1-2 gün kalarak misafir olmamı istediler. Böylelikle, o sıralarda televizyonlarda yayınlanan “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki Matrakçı Nasuh rolüyle ünlenen Fatih Al, Cem Bender, Gökçe Sezer, Ferit Aktuğ, Uğur Uzunel, Oral Özer ve Serkan Deniz‘le tanışarak -aynen linki verdiğim fragmandaki son sahnede olduğu gibi- deniz kıyısındaki kayaların üstünde soğuk biralarımızı içerek uzun uzun sinema ile felsefe arasındaki ilişkileri tartışmış, Fatih Al‘ın nasıl bir entelektüel düzeye sahip olduğunu görmüştüm. Filmin Yunan sanatçıları orada olmadığı onları tanıma fırsatım olmamıştı.

Galanın yapıldığı 9 Ağustos 2013 akşamı Nergis Kafe‘ye neredeyse tüm Karaburunluların geldiğini, filmi seyrettikçe filmde kendileri aradıklarını, gördüklerinde de heyecanlanıp büyük bir keyifle bağırdıklarına tanık oldum. Çünkü neredeyse tüm Karaburunlular filmde gözükmüşler, adeta figüranlıklar yapmışlardı.

9 Ağustos 2013, Karaburun Nergis Kafe

Filmin konusu ise geçmişinin peşine düşen bir kadınla, geleceğine sahip çıkmaya çalışan bir adamın, yıllardır her şeye sessizce tanık olan ve paylaşılamayan bir evde kesişen hayatlarıyla ilgiliydi. 1990´lar sonbaharında Ege´de bir sahil kasabasında doğmuş, büyümüş, mübadelede Yunanistan´a göç etmek zorunda bırakılmış 80´li yaşlarını süren Agapi (Melpo Zarokosta), evini bulmak için yollara düşer. Yanında torunu Elpida (Romy Vasiliadis) vardır. Evi artık bir Türk genci Yaşar´a (Fatih Al) aittir. Agapi evi satın almak ister fakat Yaşar satmamakta kararlıdır. Yaşlı kadın inat, genç adam inat, evi paylaşamazlar. Birbirine yabancı bu üç kişi aynı evde yaşamaya başlarlar. 

Filmle ilgili açıklamalarda bu gencin Türk genci olduğu belirtilmekle birlikte, ben filmi seyrederken tek başına yaşayıp işçi olarak çalışan bir gencin Kürt olduğu gibi bir izlenim edinmiştim. Aslında öyle olmayıp da, benim düşündüğüm gibi olsaydı, gönüllü ya da zorunlu bir iç göçle Karaburun‘a gelmiş bu Kürt genci ile zorunlu olarak dış göçle Yunanistan‘a gitmiş Rum bir kadının aynı evi paylaşmak konusunda karşı karşıya gelip mücadele etmesi, Ulaş Güneş Kaçargil tarafından yazılmış senaryoyu daha ilginç, daha çekici ve anlamlı bir hale getirirdi diye düşünüyorum.

Görüldüğü gibi yaşlı Agapi geride bıraktığı topraklara torunu genç Elpida ile geri gelmekte ve bıraktığı evi anılarına, geçmişine sahip çıkmak amacıyla yeni sahibinden satın almayı istemekte; böylelikle, turizm literatürdekindeki deyimiyle bir “soyağacı turizmi“nin öznesi olmaktadır. Bu durumda da ortaya, gidenlerin meşru ya da gayrimeşru bir biçimde bıraktığı mallar ile bu malları satın alma, yağmalama ya da gayrimeşru yollarla edinenler arasındaki gergin ilişki, mahkeme, dava ve tazminat gibi insanları; hatta halkları birbirine düşüren yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Şimdi düşünün bir, İzmir‘i 1923 sonrasında terk ettiğinde elindeki taşınır ya da taşınmaz malları buradaki güvenilir arkadaş, dost ya da ortaklarına emanet eden halı tüccarı İspartalızade Hacı Ohannes, tefeci İsteratani Petro Kokiz ve kuyumcu Bersahoğlu Kirkor benzeri zengin ailelelere ait varislerin, o malları bir şekilde edinerek zenginleşen Şerif Remzi Reyent benzeri türedi zenginlerin varislerinden, bıraktıkları mal ve mülkleri geri istediklerini, bunu sağlamak için mahkemelere gidip davalar açtıklarını… Ortalık ne kadar da şenlenir, ne kadar eğlenceli bir hale gelirdi? O dönemlerde yağma, yıkma ve yakma ile zenginleşenlerin varislerini nasıl bir korku, nasıl bir telaş sarardı? Sanırım böylesi bir soruna bu ülkedeki ve kentteki ulusalcılardan çok, o dönemlerde sebepsiz ve hadsiz hesapsız bir şekilde zenginleşen ailelerin varisleri karşı çıkar, hemen siyasetin demagoglarını ya da loncaları harekete geçirirlerdi.

Aslında ayrı bir tür turizm faaliyeti olarak kabul edilse ya da kültür turizmi adı altında yürütülse bile, dünyadaki birçok ülke, şehir ve bölge için yararlı olabilecek “soyağacı turizmi” ile ilgili temel kararları alırken, turizmle ilgili tüm tarafların bir araya getirilmesi ve ele alınıp tartışılacak turizm türünün İzmir ya da Konak ilçesi koşullarında uygulandığı takdirde uygulamanın güçlü ve zayıf yönleriyle tehdit ve fırsat oluşturan yanlarının net bir şekilde ortaya konulması; yani, iyi bir SWOT Analizi yapılarak güçlü yanların nasıl fırsata dönüştürüleceği ya da tehditlerin hangi yöntemlerle nasıl karşılanacağı gibi konuların tartışılması ve bu şekilde ortaya çıkacak düşünceler çerçevesinde özel bir turizm politikası ve stratejisinin belirlenmesi gerekir. O nedenle de, İzmir’deki resmi, özel ve sivil turizm otoritelerini; başta İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘yle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı‘nı, ulaşım, konaklama, yeme-içme, eğlence, rehberlik ve turizm sektörleriyle ilgili meslek odalarını, dernek ve vakıfları, onların temsilcilerini çağırıp onları işe katmadan; üstelik bu işten anlamayan insanlarla verilen kararların ve yapılan işlerin “yapılabilir“, “sürdürülebilir” ve “verimli-etkili” olmayacağını zaman ortaya koyacaktır.

Zira geçtiğimiz günlerde Balkan Savaşları tarihi ile ilgili okumalarım sırasında Hırvat tarihçi İgor Despot‘un Mete Tunçay tarafından çevrilip 2020 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayınlanan “Savaşan Tarafların Gözüyle Balkan Savaşları, Algılar ve Yorumlar” kitabının 222. sayfasındaki (137) nolu dipnotunda “Son birkaç yıldır Sofya’daki Devlet Arşivlerine gidenler, orada iki grup ziyaretçi görebilmektedirler: Ege Makedonyası’nda toprak sahipliği belgeleri arayanlar ve aynı şeyi Türk Trakyası (Doğu Trakya) için yapanlar. BU insanlar o devletlerden tazminat almak, hatta mülkiyetlerini tanıtmak umudundadırlar. Bulgaristan bir AB üyesi olduğu, Türkiye de olmak istediği için, başarılı olabilecekleri umudu bile vardır.” diyerek ülkemizi savaşlarla ya da zorunlu mübadelelerle terk edenlerin olası hak arayışları konusunda uyardığını hatırlıyorum.

Evet bir Hırvat tarihçinin görüp yazdığı bir gerçeği, acaba Konak Belediyesi‘nin turizmden anlamayan, bu konuda bilgisiz, deneyimsiz ve tecrübesiz olan meclis ve komisyon üyeleri neden görmez ya da görmemezlikten gelir acaba?

……………………………………………………………………………………………………

⁽¹⁾ Santos, C.A., Yan, G. (2010), “Genealogical Tourism – A Phenomenological Examination“, Jopurnal of Travel Research, February 2010, s.56-67

⁽²⁾ Prinke, R.T. (2010) “Genealogical tourism – An overlooked niche“, Rodziny, Spring 2010, s.16-23

Yararlanılabilecek diğer yayınlar

+ Robert Lanquar, Turizm-Seyahat Sosyolojisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.

+ Winfried Löschburg, Seyahatin Kültür Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1998.

AKP’sever Abdül Batur…

Ali Rıza Avcan

İzmir‘in orta yeri Konakİzmir denilince ilk akla gelen yer Konak

Kentin tarihi merkezindeki Konak Meydanı, İzmir Saat Kulesi, Kadifekale, açık bir AVM olarak nitelenen Kemeraltı Çarşısı ile mülteci, göçmen ve sığınmacı yatağı Basmane semti ilk akla gelen yerler…

Konak Belediyesi, 27.06. 1984 tarih, 3030 Sayılı “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” uyarınca “Merkez İlçe Belediyesi”  olarak, 19.06.1987 tarih, 3392 Sayılı “103 İlçe Kurulması Hakkında Kanun” ile İzmir Merkez İlçe’nin sınırları içinde kalan mahalleler (Buca hariç) itibariyle “Konak Belediyesi” olarak kurulmuştur. Kanunun çıkması ile birlikte İzmir’in en büyük ve en fazla nüfuslu belediyelerinden biri haline gelen Konak Belediyesi, 6 Mart 2008 tarih ve 5747 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 58 mahallesini yeni kurulan Karabağlar Belediyesi‘ne devretmiş, böylelikle 2007 yılında 848.226 kişilik bir nüfusa sahipken 2009 yılında 113 mahallesi ile 411.152 kişilik bir nüfusa gerilemiştir. Bu gerileme 2009-2021 döneminde de düzenli olarak devam etmiş ve böylelikle Konak ilçesinin 2021 yılı nüfusu, 2009 yılındaki nüfusuna göre % 23,88 oranındaki bir azalışla 336.545’e düşmüştür. Bu durum, Konak ilçesinin ciddi bir nüfus, daha doğrusu genç işgücü kaybı içinde olduğunu göstermektedir.

Konak ilçesi, İzmir‘in diğer ilçelerinin aksine devamlı nüfus kaybedip enerjisini boşaltırken bu belediyenin 2009-2022 döneminde belediye başkanlığını yapanlar bu konuyu gündemlerine bile almamışlar, sadece ellerine geçen fırsatı değerlendirip İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne atlamak için çaba göstermişlerdir. CHP’nin yerel seçimlerde bir aday belirleme taktiği olarak geliştirdiği o kötü gelenek, Konak Belediyesi‘ne başkan seçilenlerin gönüllerinde hep bir büyükşehir belediye başkanı olma aslanının yatmasına sebep olmuş, o nedenle Konak belediye başkanı ile İzmir Büyükşehir belediye başkanı arasındaki bu açık ya da gizli rekabet nedeniyle hem Konak ilçesindeki belediye hizmetleri hem de her iki belediye arasındaki ilişkiler olumsuz yönde etkilemiştir.

Konak Belediyesi‘nin 2009-2014 dönemi belediye başkanı Hakan Tartan ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu arasındaki rekabet ve didişme, şimdilerde ise 2019 yılından bu yana fazla göz önüne serilmemesi için özel bir çaba harcanan Abdül Batur ile Tunç Soyer arasındaki açık ya da gizli rekabet ve didişme bu durumun en iyi örnekleridir.

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, Burhan Özfatura‘nın İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı olduğu 1994-1999 döneminde İzbeton genel müdürlüğü, 1999-2019 yılları arasındaki 4 dönemde 20 yıl süreyle Narlıdere belediye başkanlığı yapmış, 1999-2004 döneminde Tansu Çiller‘in Doğruyol Partisi‘nden 1 kez, 2004-2019 döneminde de 3 kez CHP‘den belediye başkanı seçilmiş, 2017 yılında kaçak 10 yapıyı yıkmadığı için mahkeme kararı ile 100 gün görevden uzaklaştırılmış, büyükşehir belediye başkanı olmakla ilgili ilk hamlesini İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümü nedeniyle 2004’de yapıp başarılı olamamış bir mimardır. Şimdi ise, 2019 yılından bu yana ilk yerel seçimin sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı olmayı arzulamakta ve bunu gerçekleştirmek için girişimlerde bulunmaktadır.

Asıl olarak DYP‘den gelip CHP‘nin sağ kesimine yerleşmiş bir belediye başkanı olarak, ailesinden gelen Alevilik damarı sayesinde ve Doğru Yol Partisi‘nden getirdiği sağ politikalarla kentteki arsa ve arazi rantını yönetmeye ve bunun en kolay şekilde yapıldığı kısmi imar planı değişiklikleri ve kentsel dönüşüm projeleri eliyle yapmaya çalışmakta, bu nedenle de hangi görüş, siyaset ya da anlayışla olursa olsun, kentin rantını paylaşmaya dayalı her kesim ve siyasetle işbirliği içinde olmaktan kaçınmamaktadır.

İşte o nedenle, 2019 seçimleri öncesinde Narlıdere‘den alınıp İzmir‘in orta yerindeki Konak‘tan aday gösterildiğinde, kendisini iyi tanıyanlar “Narlıdere’de bitirdiği denizin Konak’ta fazlasıyla eline geçtiğini” söyleyerek, özellikle de imar planları yeni hazırlanan Gültepe ve Beştepe gibi eski yerleşim yerlerinin Abdül Batur için “iştah açıcı yerler” olduğuna işaret etmişlerdir.

Ancak bütün dikkatine rağmen ilk golü, Pasaport‘taki Vestel gökdeleni nedeniyle yemiş, kendisinden önce verilen ruhsatın mahkeme kararlarına aykırı olduğunun ortaya çıkması; ayrıca yeni seçilen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in topu kurnazca kendisine atması nedeniyle zor durumda kalarak sorunun çözümünü zamanın akışına bırakmıştı.

Sonrasında kamuoyunun önüne çıkaracak hiçbir önemli projesi olmadığı için, “sağlıklı kentleşme” aldatmacasıyla hazırlanan Gültepe ve Beştepeler mahallelerinin kentsel dönüşümüne yönelik imar planlarına kadar pek gündeme gelememiş; ancak, bu planların TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nce açılan dava sonucunda idare mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine zor durumda kalmış, bu olay sonrasında her şeye rağmen kuyruğu dik tutmak amacıyla sürekli bir şekilde “aklım fikrim dönüşümde” diyerek bu usulsüzlüğün takipçisi olduğunu vurgulamaya çalışmıştır.

Fakat bu arada, 5 Ağustos 2022 tarihinde yazdığım “Klasik bir İzmir sorusu: Kimin eli kimin cebinde?” başlıklı yazıda belirttiğim gibi, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi‘nin İzmir‘de yarattığı etkiler sonucunda ağır hasarlı görülüp yıkılan Basmane, 9 Eylül Meydanı‘ndaki Konak Belediyesi hizmet binasının, verilen sözlere rağmen zamanında yapılmayışı nedeniyle, 2019 seçimlerinde AKP‘nin Konak başkan adayı olarak karşısına/karşımıza çıkan ve şu sıralar AKP il başkan danışmanı olarak görev yapan Melek Eroğlu‘nun birinci dereceden yakın akrabasına ait apartman dairelerini kiraladığını; böylelikle, binlerce boş başka bina ve apartman dairesinin bulunduğu Konak ilçesi sınırları içinde bula bula kendisine rakip olan AKP adayının çok yakın akrabalarına ait daireleri bulup kiralayarak AKP ile arasına herhangi bir şekilde siyasi bir mesafe koymadığını hatırlatmak isterim.

Bunca uzun bir girişten sonra gelelim bugünkü yazımızın konusuna…

Efendim, geçtiğimiz günlerde yakın bir dostum elime İz Dergi isimli bir derginin 2022 Ağustos ayına ait 66. sayısını tutuşturdu. 29,5 cmX12 cm boyutlarındaki 74 sayfalık aylık dergi bedelinin 50 lira olduğu yazılıydı. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı böylesi bir zamanda aylık bedeli 50 lira olan bir dergiyi hangi memur ya da işçi alır, bu da yanıtlanması gereken ayrı bir soru diye düşünüyorum. Bu soruyu bir köşeye koyup yolumuza devam edip dergiyi biraz karıştırdığınızda ise hem kapakta hem de iç sayfalarda bulunan bol miktardaki Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un fotoğrafları (üşenmeyip saydığınızda toplam 74 sayfa olan dergide Abdül Batur‘a ait büyük ya da küçük boyutta toplam 20 fotoğrafın olduğunu görüyorsunuz) nedeniyle, bu sayının Abdül Batur‘a hasredildiğini ve kendisinin yaklaşan 2024 tarihli yerel seçimler için yakın zamanda başlattığı İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adaylığı kampanyası için hazırlandığını tahmin etmeniz zor olmuyor.

Dergi, imtiyaz sahibi gazeteci Ümit Kartal‘ın Abdül Batur‘u öven “Nazar Değmesin” yazısıyla başlıyor ve Abdül Batur‘un elinde “Vefanın adı Konak” tabelasını taşıyan çizimin çevresine Ahmet Piriştina, Sancar Maruflu, Dario Moreno ve Atilla İlhan gibi İzmir‘in bilindik değerlerinin yerleştirilmesi ile oluşturulan Sadık Pala‘ya ait karikatür ile bizleri karşılıyor. Diğer sayfalarda ise İz Medya Yayınlar Koordinatörü Murat Atilla‘nın “Vefanın adı Konak” isimli 2 sayfalık yazısı, “Aklım Fikrim Kentsel Dönüşüm” başlığıyla Abdül Batur‘u övmek amacıyla hazırlanan 9 sayfalık yazı, 2’şer sayfalık “Efsane Başkan Aydın Erten’in Adını Yaşatan Alan Açıldı“, “Engelsiz Yaşam’la adım adım Hayata“, “Basmane’de Büyük Dönüşüm: Silahhane’den Sanathane’ye“, “Konak’ta tarih ayaklanıyor“, “Sancar Maruflu Bilim Merkezi açıldı” başlıklı haber yazıları, 1 sayfalık “Konak’a Avrupa Şeref Bayrağı Ödülü” başlıklı haber yazısı, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un CHP Parti Meclisi‘ndeki tek destekçisi CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan‘a ait 8 sayfalık “İzmir, verdiğinin 40’ta 1’ini alabiliyor” başlıklı yazı, ardından CHP İzmir Milletvekili Tacettin Bayır‘a ait 2 sayfalık, Konak ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Ulvi Puğ‘a ait 4 sayfalık, İletişimci ve yazar Ateş İlyas Başsoy‘a ait 3 sayfalık “İzmir’in Ruhu” başlıklı yazı, gazeteci Seçkin Öner‘e ait “En son babalar duyar” başlıklı 2 sayfalık yazının yanında “Abdül tuttu karıcığım” ve “İz bırakanlar” başlıklı birer sayfalık yazılar, Turist rehberi ve yazarı Serdar Çelenk‘e ait “Kemeraltı’na doyulmaz” başlıklı 8 sayfalık yazı, sinema eleştirmeni ve yazar Batıgün Sarıkaya‘ya ait “Bir zamanlar Konak’ta sinemalar vardı” başlıklı 6 sayfalık yazı, Folkart Kurumsal İletişim Müdürü Ünal Ersözlü‘ye sorulan soruların cevaplarından oluşan “İnsanın özel mülkiyet tutkusunu sevgiyle değiştirmek isterdim” başlıklı 3 sayfalık yazı, edebiyat öğretmeni Bülent Kepenek‘in “Karamık’ın tebessümü” başlıklı 3 sayfalık yazısı bulunuyor.

Dergideki tam sayfa 9 ilan ise toplam 10 sayfadan oluşuyor. İlan veren şirketler ise şu şekilde: Mimar Vahap Yılmaz‘ın Biva A.Ş.‘ne ait Biva Tower ilanı, Biz Kitap‘ın Ümit Kartal‘ın kitabına ilişkin ilanı, Onur İnşaat Sanayi A.Ş.‘ne; daha doğrusu Mehmet Onur‘la Ahmet Onur‘a ait On’live Hotel, helal gıda üreten Denizlili Abalıoğlu Grubu‘nun markası Lezita, Hüseyin Şahin‘e ait Egesel İnşaat‘ın Egesel Koza Projesi (Orta, 2 sayfa), Koç ailesine ait Ege Ulaşım, Konak Belediyesi, AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Başdaş‘ın yönetiminde olduğu aile şirketi Başdaş (Arka kapak içi) ile Mesut Sancak‘a ait Folkart Galeri (Arkla kapak)

Görüldüğü söz konusu dergiye ilan veren şirketler arasında oldukça ilginç; hatta şaşırtıcı olanlar var…

Örneğin, Biva Tower‘ın sahibi mimar Vahap Yılmaz, 2019 tarihli yerel seçimlerde CHP‘den Bayraklı belediye başkan adayı olup, değerli dostum gazeteci Süleyman Gençel‘in o tarihlerde fotoğraflarıyla paylaştığı haberlere göre, seçim süreci içinde gidip AKP Karşıyaka İlçe Başkanlığı‘na 25.000 lira bağışta bulunan; yani “hem nalına hem mıhına” diyerek her iki yana da oynayan işbilir bir müteahhit…

https://haber.sol.org.tr/turkiye/chpli-patron-adaydan-akpye-25-bin-liralik-bagis-akpden-plaket-de-almisti-255223

Yer: Onur Han, Tarih: 21 Temmuz 2014

Örneğin, On’live Hotel‘in sahipleri Mehmet Onur‘la Ahmet Onur cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın 21 Temmuz 2014 tarihinde İzmir’e gelişinde kendilerine ait Çankaya’daki Gazi Bulvarı ile Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın kesiştiği köşede bulunan 7 katlı 1. Onur Han’ın tüm yüzeyini kaplayacak şekilde posterini asan turizmci sermaye sahipleri…

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdoganin-posterini-7-katli-oteline-bedava-asti-96953

Abalıoğlu Ailesi

Örneğin, Lezita‘nın sahibi olan Denizlili Abalıoğlu ailesi AKP ile, özellikle de 2019 yerel seçimlerinde AKP‘den İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Nihat Zeybekçi ile yakın ilişkileri olan insanlar…

https://www.denizligazetesi.com/guncel/denizli-son-duayenini-kaybetti-h79123.html

AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Bağdaş

Örneğin arka kapağın içinde tam sayfa reklamı olan Başdaş Market, İzmir ve Aydın‘daki 35 mağazasında 750 personel çalıştırıp aylık müşteri sayısı 600.000’i bulan bir perakende satış şirketi ve bu şirketin yönetim kurulunda kardeşleri ile birlikte yer alan şahıs ise AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Bağdaş.

https://www.egetelgraf.com/?s=Konak%20İlçe%20Başkanı%20Mehmet%20Sait%20Başdaş

Örneğin, Folkart Galeri, arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina‘nın eski iletişim-medya danışmanı Ünal Ersözlü bulunsa bile, Mesut Sancak‘ın, daha doğrusu hangi siyaset olursa olsun aşkla sevmeyi pek bilen Sancak ailesinin şirketlerinden biri… Mesut Sancak‘a ait Folkart aynı zamanda hem Aziz Kocaoğlu, hem de Tunç Soyer zamanında İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın Migros ile birlikte devamlı sponsorluğunu yapmaktalar..

Şimdi bu durumda; yani, İz Gazete ya da İz Dergi veya Konak Belediyesi topu birbirlerine atarak o reklamverenleri biz seçmedik diyerek aradan çıkmaya çalışabilirler; ama, ben de onlara şu soruyu sormak isterim ki, tümüyle Konak Belediye Başkanı‘na ve onun icraatlarına tahsis edilen bir propaganda amaçlı bir dergide hangi firma reklamlarının bulunacağı, aynı zamanda siyasi bir kişiliği olan belediye başkanını hiç mi ilgilendirmez, bu konuyu hiç mi sormaz dergi yöneticilerine, kendisinin uygun gördüğü reklamverenler konusunda hiç mi tavsiyesi olmaz, reklamverenlerin bir kısmına hiç mi itiraz etmez? Öte yandan solculuğu ile temayüz etmek isteyen bir gazete ya da dergi, AKP‘liliği ile ön plana çıkmış bu reklamverenler konusuna hiç mi dikkat etmez ya da “paranın dini, imanı yoktur” anlayışıyla önüne ya da aklına gelen herkesle reklam anlaşması mı yapar? Bu durum, profesyonelliğin ya da ticaretin gereği mi der? Bence bu konu her iki taraf için de kötü, kimsenin elinde tutmak istemeyeceği talihsiz bir durumdur… Tutanı, savunanı, arkasında duranın niyetini sorgulatır ve siyasi anlamda canını yakıp çok şeye mal olur…

Tabii ki AKP ve yandaşlarıyla bilerek ve isteyerek açık ya da gizli bir anlaşma yapılmıyorsa… Bir “Truva Atı” olarak dışı solcu, içi sağcı bir oluşumun reklamı, propagandası yapılıyorsa…

Bu arada tabii ki, üstünde bedelinin 50 lira olduğu yazılı bu derginin Konak Belediyesi‘ne maliyetini sormayacağım… Çünkü Georges Poulimenos‘un kitabı konusunda verdikleri “sırtlarını sıvazlayıp manevi katkıda bulunduk” cevabını vereceklerini bildiğim için, ne onları, ne de kendimi, cevabı aslında çoğumuzca bilinen bir soruyu sorup cevabını almak konusunda zorlamayacağım…

Ne dersiniz, CHP‘li bir belediye başkanın, solcu olduğu iddiasındaki bir dergi eliyle bu kadar AKP‘li şahıs ya da şirketle bağlantısı varsa ve bu duruma karşı çıkmayıp adeta onların verdiği reklam paralarıyla bu dergiyi finanse ettikleri ortaya çıkarsa, onu bu oldukça ‘açık‘, ‘samimi‘ ‘faydalı‘ ve ‘verimli‘ ilişkileri nedeniyle, CHP‘den ya da başka bir partiden İzmir Büyükşehir Belediye başkanı yapar mısınız veya olması için oy kullanır mısınız? Ne dersiniz? Yarın öbür gün, kuzu postu altındaki bir kurt gibi kazara İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu takdirde bu ilişki ve işbirliklerini nasıl geliştirip nerelere taşıyacağını düşünür müsünüz?

Evet, sonuç olarak bir belediye başkanını parlatmak amacıyla yayınlanan dergideki reklamlarla o belediye başkanının siyaseti arasındaki ilişkiyi eleştirmiş olsam da, diğer yandan bu işi birlikte gerçekleştiren İz Dergi ile Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un reklamını yapmış oluyorum… Ama en azından gerçeklerin bilinmesi adına bu reklama aracı olmanın bile yararlı olacağını, “bir hayır için bin şerrin” göze alınabileceğini düşünüyorum…

Son olarak da, “günah benden gitsin” düşüncesiyle ve bu dergiyi daha iyi inceleyebilmeniz amacıyla, İz Dergi‘nin İnternet sayfasından aldığım linki sizlerle paylaşmak istiyorum… Nasıl olsa para kazanması gerekenler o parayı çoktan kazandılar, propagandasını yapmak isteyenler de propagandasını çoktan yapmış oldular…

https://www.izgazete.net/images/upload/IYZ_DERGIY.pdf

Basmane Günleri…

Ali Rıza Avcan

Kentin ortasında Basmane isimli tarihi bir semt ve bu semte vurgun bir tarih ve kültür savaşçısı: Orhan Beşikçi.

Orhan Beşikçi ressam olan eşiyle birlikte yıllardır Basmane‘de oturuyor ve oranın havasını soluyor, suyunu içiyor… İzmir’in içinde ya da dışında yaşayanlardan daha fazla Basmane‘yi bilip tanıyor… Yıllardır Basmane‘nin sorunlarıyla ilgilenip o semtin sahip olduğu tarihi, kültürel değerlerle insanının hak ettiği ilgiyi görmesini istiyor. Bunun için de valiliği, kaymakamlığı ve belediyeleri, üniversiteleri, sanatçıları, gazetecileri ve bilcümle Basmaneseveri harekete geçirerek onların da Basmane için bir şeyler yapmasını istiyor. Gerektiğinde bilgi dolu tatlı dili ile ikna etmeye çalışıyor, gerektiğinde de cevap verilemeyecek kadar doğru şeyleri ifade ederek yerden göğe haklı eleştiriler yapıyor. Bu arada, kendisine kentin yerel otoriteleri tarafından teklif edilen makam ve mevkileri büyük bir tevazu içinde, teklif edenin kalbini kırmadan elinin tersiyle itiyor ve kendi başına, tek başına bağımsız bir şekilde ayakta durmaya dikkat ediyor.

Bunu yaparken de, adlarını, işlerini gayet iyi bildiği Basmane halkına tek tek yardımcı olmaya çalışıyor, hiç tanımadığı insanların hak ettikleri daha iyi yaşam koşullarına sahip olması için koşturup duruyor. Bütün bu çalışmalara ek olarak Milliyet Ege gazetesindeki köşesiyle Kent Yaşam portalindeki köşesinde günlük yazılar, “Basmane“, “Basmane Günlüğü“, “İzmir’den Yadigar” ve “Dünden Bugüne Anafartalar Caddesi” gibi kitaplar yazarak yaşadığı semte yararlı olmaya çalışıyor.

Ben kendisini, Konak Belediyesi‘nin 2004 yılında Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nde (APİKAM) düzenlediği “Kemeraltı Günleri“nde, kentin değişik yerlerindeki sorunları fotoğraflayarak bunları bize gösteren bir “kent gözlemcisi” olarak tanımış, perdeye yansıyan İzmir‘in sorunlarını gösteren çarpıcı kent fotoğraflarıyla mevcut durumu çıplak ve etkili bir şekilde ortaya koyduğunu düşünmüştüm. Orhan Beşikçi daha sonraki yıllarda bu çabasını diğer etkinliklerle zenginleştirerek daha üst düzeylere taşıdı ve böylelikle bugün bu kentte Basmane denilince akla gelen ilk isim oldu. Ben ona, herhangi bir mülkiyet ilişkisini düşünmeksizin “Basmane’nin sahibi” diyorum….

Orhan Beşikçi, bu mücadele içinde 2010 yılından itibaren birçok kültürel, sanatsal etkinliği bir araya getiren Basmane Günleri‘ni düzenlemeye başladı. Bu etkinlikler 2010 yılını takiben 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında daha da geliştirilerek yapılmakla birlikte; yakın zamanda toplum olarak yaşadığımız salgın nedeniyle yapılamaz oldu. Ancak Orhan Beşikçi cephesinden aldığımız yeni haberlere göre, 9 Eylül 1922 İzmir’in Kurtuluşu‘nun 100. yılı nedeniyle 2022 yılının Ekim ayında “100. Yılda Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” ismiyle etkinliğe devam edilip organizasyonun 6ncısı yapılacakmış.

Bugüne kadar 2010, 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında 5 kez yapılan Basmane Günleri‘ne tek tek baktığımızda ise;

📌2010 yılında “Basmane Günleri” adıyla 14-18 Mayıs 2010 tarihleri arasında yapılan etkinliğin 8 sergi, 1 belgesel gösterimi, 3 panel, 1 kitap tanıtımı, 1 söyleşi, 1 tiyatro gösterisi, 1 konser kapsamında belediye başkanı, yerel siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci, araştırmacı olmak üzere toplam 37 katılımcıyı ağırladığı,

📌2012 yılında “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 15-30 Ekim 2012 tarihleri arasında yapılan etkinliğin 15 sergi, 1 belgesel gösterimi, 7 panel, 1 kitap tanıtımı, 2 tiyatro oyunu, 1 enstalasyon ve 1 pandomim gösterisi kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 57 katılımcıyı ağırladığı,

📌2013 yılında, “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 22 Ekim-9 Kasım 2013 tarihleri arasında yapılan 3. etkinliğin 22 sergi, 1 belgesel gösterimi, 13 panel, 2 tiyatro oyunu, 1 pandomim gösterisi ve 1 workshop kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 97 katılımcıyı ağırladığı,

📌2014 yılında, “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 18-25 Ekim 2014 tarihleri arasında yapılan 4. etkinliğin 16 sergi, 5 panel, 3 söyleşi, 1 tiyatro oyunu, 4 konser/dinleti, 2 slayt gösterisi, 1 şiir dinletisi, 1 mozaik işliği, 1 özel gösteri, 1 dans ve pandomim gösterisi, 1 gezi organizasyonu kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 94 katılımcıyı ağırladığı,

📌2017 yılında 5. kez “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 20-26 Kasım 2017 tarihleri arasında yapılan 7 sergi, 8 panel, 2 konser/dinleti ve 1 gezi organizasyonu kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 80 katılımcıyı kapsadığı,

Böylelikle 2010, 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında yapılan beş ayrı Basmane Günleri‘nde farklı türlerde toplam 139 ayrı etkinlik yapıldığı ve bu etkinliklere belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı düzeylerinde, aralarında Cengiz Bektaş, Oktay Ekinci, Dinçer Sümer, Sancar Maruflu ve Şükrü Tül gibi şimdi tarih olmuş Türkiye ve İzmir değerlerinin yer aldığı toplam 365 kişinin katıldığı,

Farklı yıllarda Konak ya da İzmir Büyükşehir belediyeleri ile TCDD, İzmir Otel-Pansiyon ve İşçileri Odası tarafından desteklenen bu etkinliklere izleyici olarak da binlerce kişinin katıldığı ortaya çıkmaktadır.

Beni soracak olursanız, kentle ilgili görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerimi yazıp sizlerle paylaştığım Kent Stratejileri Merkezi isimli blok ile aynı ismi taşıyan Facebook grubunu 2016 yılından bu yana yönettiğim için bu etkinliklerden sadece 2017 yılında izlediğim bir panelle ilgili değerlendirmelerimi 22 Kasım 2017 tarihli “Adil ve ahlaki olan…” isimli yazımda paylaştığımı hatırlıyorum.

Kısa adı “Basmane Günleri” olan bu organizasyon, şu an itibariyle resmi, özel ya da sivil hiç bir kurum ya da kuruluşa ait olmayan, bugüne kadar tümüyle bir “Basmane Sevdalısı” tarafından düzenlenen ve en uzun süreyle devam eden İzmir’in tek sivil etkinliğidir.

Bu anlamda “Basmane Günleri“, ortak paydası Basmane olanları bir araya getiren, Basmane hakkında düşünüp konuşmaya ve tartışmaya davet eden, lafı dolandırmadan dosdoğru söyleyen, propagandadan çok gerçeklerden söz eden bir sivil platformdur.

Basmane bölgesinden birinci derecede görevli, sorumlu ve yetkili olan Konak Belediyesi bazı yıllar sanki böyle bir etkinlik yapılmıyormuş gibi, “görmüyorum, duymuyorum, konuşmuyorum” diyen üç maymunun rolünü oynasa da, Basmane Günleri‘nin her anında Konak Belediyesi katılımcılar ve izleyiciler tarafından masanın üstüne konulup yaptıkları, yapmadıkları ya da yapamadıkları ele alınmakta, değerlendirilip yorumlanmaktadır.

Bize düşen ise, kanaatimce birtakım fitne, fesat odaklarının cahilce ortaya koyduğu hezeyanların aksine bu yürekli, mütevazi insana ve yaptıklarına sahip çıkmak, ona yardımcı olup katkıda bulunmak, önümüzdeki aylarda yapılacak olan “100. Yılında Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” isimli 6. organizasyonda yer almaktır diye düşünüyorum…

Ortak paydası Basmane olanların katılıp izleyeceği bu seneki “100. Yılında Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri“nde buluşmak dileğiyle…

“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazıma başlık olarak seçtiğim “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişinin anlamını bir Ekşi Sözlük yazarı, “kötü pazarlama planlaması sonucunda yanlış pazar seçimi” olarak açıklıyor. Bulabildiğim diğer İnternet kaynaklarında da bu deyişin aynı anlama gelebilecek “Hıristiyan mahallesinde şıra satmak” ya da “körler mahallesinde ayna satmak” şeklinde değişik biçimlerine rastlıyoruz.

Bu deyişlerde yer alan “Müslüman“, “Hıristiyan” ya da “kör” sözcükleri aslında bazı inanç sahiplerini ya da dezavantajlı grupları ötekileştirip ayrıştıran bir özelliğe sahip olmakla birlikte; gerçek yaşamda var olan, o nedenle de etik anlamda uygun görülmemekle birlikte, öncelikle bu deyişlerle anlatılmak istenen toplumsal olguların dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Toplumsal yaşamdaki gerçekliklerden süzülüp gelen bu deyişlerin bugünkü toplumsal koşullarda çağrışımlarla oluşan diğer bir anlamı ise, hepimizin bildiği gibi “yanlış yerde yanlış iş yapmak” anlamına geliyor.

Bu bağlamda bugünkü yazımda, “yanlış yerde yanlış iş yapanKonak Belediyesi‘ni ve bu belediyenin yoğunlukla Afrikalılarla Suriyelilerin yaşadığı Basmane, Akıncılar Mahallesi 1298 sokakta, o binanın eskiden silâhhane olduğu iddiasıyla restore ettikten sonra Konak Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi ismini verdikleri mekânın açılışını, o çevrede yaşayıp çoğunluğunu Afrikalı ve Suriyeli mülteci, göçmen ve sığınmacıların oluşturduğu yoksul mahalle halkı yerine şehrin lüks ve mutena semtlerinde yaşayan zengin, varlıklı ve mevki sahibi kişileriyle siyasetçi, bürokrat, akademisyen ve gazetecilerinin davetli olduğu içkili bir kokteyl ve film gösterisi şeklinde yapmış olmasını ele alıp tartışmak istiyorum.

Bu açılışla ilgili Konak Belediyesi haber bülteni ve bu bülten üzerinden türetilen yerel basın haberlerine baktığımızda;

Konak Belediyesi‘nin 200 yıllık eski bir silâhhane binası ile bahçesini restore edip Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi adıyla hizmete açtığını, açılışı yapılan bu binada belediyenin Kent Tarihi Birimi‘nin de yer alacağını, söz konusu merkezin açılışına ev sahibi Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’un yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eşi İzmir Köy-Koop Birlik Başkanı Neptün Soyer‘in, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel‘in ve il yöneticilerinin, siyasi parti ilçe başkanlarının, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Murat Karaçanta‘nın, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi‘nin, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu‘nun, Konak Belediyesi meclis üyeleriyle Yunanistan İzmir Başkonsolosu Despoina Balkiza‘nın, basın temsilcileriyle gazeteci, akademisyen, oyuncu ve yönetmenlerin, birlik, oda ve dernek başkanlarının, sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri temsilcileriyle sanatseverlerin katıldığını, kısa film gösterimiyle başlayan açılış töreninin sunumunun Mülkiyeliler Birliği Derneği İzmir Şubesi Başkanı ve tiyatro sanatçısı Nazlı Kayı tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyoruz.

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un yaptığı açış konuşmasında, tarihi bir binayı daha kente kazandırmaktan onur duyduklarını, yerel yönetim olarak koruma ve işlevlendirme bilinciyle çalışmalarını yürüttüklerini, ‘Birlikte Konak’ diyerek çıktıkları yolda Basmane’yi, özellikle de bu bölgeyi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer önderliğinde, hemşehrileriyle birlikte yaşatma kararı aldıklarını, 1800’lü yıllarda konut olarak inşa edilen, yakın geçmişte silah imalâthanesi olarak kullanıldığı için bölge halkı tarafından Silâhhane olarak adlandırılan iki katlı tarihi binayı, belediyenin çabaları sonucu kültür ve sanat merkezi olarak kente kazandırdıklarını, Silâhhane isminin hiç hoş çağrışım yapan bir isim olmadığını, o nedenle bu mekânı Silâhhaneden Sanathane‘ye dönüştürdüklerini, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacağını, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacak şekilde tasarlandığını ve buranın bundan böyle kentin yeni buluşma mekânlarından biri olacağını belirtmiş.

Şimdi gelelim bu “creme de la creme“, Türkçesi ile “kaymağın kaymağı” katılımcılarla yapılan açılış törenine ve bu törene konu olan mekânın özelliklerine….

18. yüzyılda mı yoksa 19. yüzyılda mı yapılmış?

1. Binanın girişine asılmış tabelada 1900’lü yılların başında, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un açış konuşmasıyla basına servis edilen bültende 1800’lü yılların başında yapıldığı söylenen bu bina, belgesi ile kanıtlanmış bir silâhhane; yani silahların depolandığı bir yer değil. Çoğu kez tarihi mekânların restore edilip işlevlendirilmesi sırasında bu tür öykülendirmeler yapılsa bile, bunun böylesi bir askeri yapıda tarihi gerçeklere ve bu gerçekleri kanıtlayan belgelere dayandırılması hepimizin beklediği bilimsel bir koşuldur. Bu koşul yerine getirilmediği takdirde sayın Osman Kocaoğulları gibi, daha önce o bölgede yaşamış eski Basmaneliler’in tanıklıklarına itibar etmemiz gerekiyor.

İş makinası ile yapılan kazı…

2. Bildiğim kadarıyla, söz konusu yapının bahçesini bir açık hava sinemasının eğimine kavuşturmak amacıyla Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu‘nca (KUDEB) izin verilen kazının, toprak altındaki tarihi ve arkeolojik değerlere hasar verecek şekilde iş makinası ile yapılması nedeniyle, bu durum çevrede yaşayanlar tarafından fotoğraflanmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından da İzmir 1 Numaralı Anıtlar Bölge Kurulu‘na bildirilmiş durumda.

3. Söz konusu binada ve bahçesinde eski bir açık hava sinemasını hayal edip tasarlamak kendi içinde güzel, nostaljik ve övülecek bir iş olmakla birlikte; bölgenin içinde bulunduğu durum, o bölgede yaşayan insanların kültürleri, gelenekleri, tutum ve alışkanlıkları dikkate alınmadan, o bölgede yaşayanların görüş, düşünce ve önerileri alınmadan; asıl önemlisi onların aktif katılımı sağlanmadan, tasarım ve uygulamayı onlarla birlikte yapmadan, sanki Basmane eskilerin Basmanesiymiş gibi hesapsız kitapsız bir işe girişmek, o bölgede yaşayan ya da çalışanların beğeni ve tercihleri dışında sinema tarihinin kült filmlerinden medet umup ortalıkta Şarlo taklitleri dolaştırarak, üstenci bir anlayışla “bakın ben sizleri de düşünüp ne yaptım, gelin bununla oynayın” dercesine yapılmış yanlış bir iştir. Daha doğrusu, kendi hemşehrisini dikkate almadan, onun katılımını sağlamadan o eski köhnemiş belediyecilik anlayışıyla kotarılmış kötü bir iştir. O nedenle, bu işin anlatıldığı şekilde sürdürülmesi de mümkün değildir.

Tabii ki, bu iş bu kafayla yapılmaya devam edilirse, pek de uzak olmayan bir gelecekteki hazin sonunu hep birlikte izlemek bizlere sevinç değil, acı verecektir.

4. Aşağıdaki Facebook paylaşımı, İzmir sivil toplum camiasında neredeyse herkesin tanıdığı, Selluka çiçeğinin annesi diyebileceğimiz, yetiştirdiği Selluka çiçeklerinin tohumlarını ya da yaptırdığı Selluka kolonyalarını ben dahil herkese armağan eden, Selluka çiçeğinin eskiden olduğu gibi evlerimizin bahçe ya da duvarlarını sarması için büyük çaba gösteren, Selluka Kültür Sanat Derneği olarak İzmir Valiliği ile birlikte Selluka Plaketi ve Belgesi uygulamasını başlatan ve Atölye Su‘nun sahibi Pelin Uğur‘a ait.

Evet, Pelin Uğur her zaman olduğu gibi derin anlayış, tahammül ve nezâketini koruyarak o akşam yaşadıklarının kendisinde yarattığı hayal kırıklığını bizlerle paylaşıyor. Hele ki Sanathane denilen yapının yer aldığı Akıncı Mahallesi‘nin komşusu Hurşidiye Mahallesi‘nin muhtarı Enis İpek ile birlikte yaşadığı “yassah hemşerim” muamelesini bütün zerâfetiyle anlatarak bu durumun çirkinliğini ortaya koyuyor. Bu kentte bilinen ve tanınan bir sivil toplum örgütü başkanı ve sanatçı ile aynı bölgedeki bir mahalle muhtarının yaşadığı zorbalığı bize anlatıyor. Anlaşılan o ki, kendisi ve Hurşidiye Mahallesi Muhtarı Enis İpek, içerde sunulan içkili kokteyl eşliğinde kentin “creme de la creme” tabakasının (gerçi film ve fotoğraflara baktığımızda, katılanların çoğunun “creme” tadında değil de, düştüğü her yere yapışan “gelée” kıvamında olduğunu görsek de) ağırlandığı bir açılış törenine uygun görülmemişler, ellerinde davetiye olmadığı gerekçesiyle içeri alınmamışlar.

Bu durum, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun muhtarlarla yaptığı toplantılarda demokrasinin bel kemiği ilan ettiği bir mahalle muhtarının, içerideki CHP il ve ilçe yöneticileri rağmen alınmayışı yereldeki CHP örgütlerinin, belediye başkanlarının ve partililerin demokrasiden ne olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Tabii ki bu durum, işin sosyal medyaya yansıyan ve o nedenle bizim bildiğimiz yanı. Bunun dışında muhtemelen karşılaştığı ret muamelesini sosyal medyaya yansıtmayan, o nedenle yaşadıkları bu tatsız muameleden haberimizin olmadığı başkaları da olabilir.

Yassah hemşerim

Yapılanın ne ölçüde çirkin, açıklanamaz kötü bir davranış olduğunu görüp anlayabiliyor musunuz? Kim, kimi kimin malına hangi gerekçeyle almama aymazlığını gösteriyor?

5. Son olarak Mülkiyeliler Birliği‘nin değişik şubelerinde değişik kademelerde görev yapmış 46 yıllık bir Mülkiyeli ve İstanbul Mülkiyeliler Vakfı‘nın kurucu üyesi olarak Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı Nazlı Kayı‘nın, üstlendiği görevin onursal önemi, ağırlığı ve ciddiyeti itibariyle bu gösterinin sunuculuk hizmetini yapmış olmasını yadırgıyorum. Sevgili arkadaşımız Nazlı Kayı‘nın kendisi özgün bir tiyatro sanatçısı olmakla birlikte; bu etkinliğe bir “sunucu” olarak değil de, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı olarak davet edilerek İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi gibi protokola ait ön sıralara oturmasını ve bizleri orada layıkıyla temsil etmesini beklerdim.

Sonuç olarak bu işin bu mekânda başarıyla yürüyüp yürümeyeceğini, belediyenin önümüzdeki zaman içindeki performansı gösterecek… Konak Belediyesi‘nin yanlış yerde yanlış hedef kitle seçimi ile yaptığı bu yanlış işin uygulaması, Kent Tarihi Birimi görevlisi Teodora Hacudi ile danışman olarak istihdam edildiği anlaşılan Nesim Bencoya‘ya teslim edilmiş olsa da; “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” ya da “Hıristiyan mahallesinde üzüm şerbeti satmak” veya “körler mahallesinde ayna satmak” olarak da adlandırılabilecek bu işin gelecekteki başarısını o bölgeye yaşayan hemşehrilerin; yani iç ya da dış göçle gelip bu bölgeye yerleşen ve büyük bir yoksullukla orada tutunmaya çalışan insanlar; yani oranın halkı belirleyecek….

Tabii ki, bu arada başka bir “salyangoz” temsilcisinin, başka bir soylulaştırma çabasıyla Basmane‘deki Pazaryeri Mahallesi‘nden bir Cittaslow Metropol yaratmak hayalini de unutmamak koşuluyla… O nedenle, her ikisine de şimdiden “haydi hayırlısı” diyelim…

Biz yazının sonu niyetine “hayırlısı olsun” diyerek sözümüzü bağlamış olsak da, bu yazıyı yazdığımız 7 Ağustos 2022, Pazar günü, sevgili dostumuz Orhan Beşikçi‘nin verdiği bilgiye göre Konak Belediyesi tarafından açılışı yapılan “Sanathane” isimli binanın hemen yakınında, Kadın Müzesi‘nin karşısında ve Belediye Başkanı Abdül Batur tarafından makam binası olarak kullanılması nedeniyle halkın kullanımına kapatılan Nebahat Tabak Basmane Semt Merkezi‘nin hemen yanında konut olarak tasarlanmış tek katlı tarihi İzmir evi, 7 Ağustos 2022, Pazar günü sevgisizlik ve ilgisizlik nedeniyle yanarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Şayet bu yangın daha büyük ve güçlü olmuş olsaydı, yanan evin çevresinde Konak Belediyesi‘nce daha önceden restore edilmiş olan 3 ayrı binanın yanması da gündeme geleceği için, mevcut olanı restore edip kullanmanın dışında bu tür tarihi, kültürel değerlerin yangın, deprem, sel ve benzeri yıkımlardan nasıl korunacağı konusunun da gündeme getirilip, gerekli önlemlerin zamanında alınması gerektiğini ilgililere hatırlatmak isteriz.

Klasik bir İzmir sorusu: Kimin eli kimin cebinde?

Ali Rıza Avcan

Şimdilerde yolu Basmane 9 Eylül Meydanı’na düşenler, meydanın deniz tarafındaki yapı bloğunda kırık bir diş gibi büyük bir boşlukla karşılaşırlar. Bu boşlukta, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi’nin İzmir’de yarattığı etkiler nedeniyle 3 Şubat-21 Kasım 2021 tarihleri arasında yıkılan ve var olduğu zamanlarda “Cam Bina” olarak adlandırılan Konak Belediyesi hizmet binası bulunmaktaydı. 1965’de ESHOT binası olarak hizmet vermeye başlayıp 2021’de Konak Belediyesi hizmet binası olarak yıkılan ve 56 yıllık bu süre içinde kamu binası olarak kullanılan yapının hemen yanındaki 1041 ada, 15 ve 17 parsellerdeki binaların da kamulaştırılarak yıkılması suretiyle ortaya çıkan geniş alanda Konak Belediyesi‘nin yeni hizmet binasının yapılacağı söyleniyor.

Yıkılan Konak Belediyesi Hizmet Binası – “Cam Bina”
Bina yıkılmadan önce verilen en son poz…

Konak Belediyesi’ne ait İnternet sayfasındaki 2 Aralık 2021 tarihli ve “Konak Belediyesi’nin Yeni Bina Projesi Görücüye Çıkmış” başlıklı habere göre yapılacak yeni binanın eskisinin üç katı büyüklükte olmasına karar verilmiş ve belediye başkanı Abdül Batur o tarihte bu yeni hizmet binası ile ilgili olarak şunları söylemiş:

Avan projeyi her zaman olduğu gibi önce meclis üyesi arkadaşlarımızla ve kamuoyuyla paylaşmayı planlamıştık. Bugün ilk sunumu sizlere gerçekleştiriyoruz. Yılbaşından sonra, uygulama projeleri de bittikten sonra ihaleye çıkacağız. İhaleye çıktıktan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Çünkü ülkede şu an yaşanan ekonomik kriz ve belirsizlik gerçekten çok sıkıntılı. Dolar bir gün iniyor bir gün çıkıyor. İnşaat maliyetleri aldı başını gidiyor. Geçtiğimiz günlerde belediyelerin çıktıkları ihalelerde veya kamunun çıktığı ihalelerde maalesef katılım sağlanmamaya başlandı. Ama bu gerekçe değil, biz hazırlığımızı yapıp ihalemize çıkacağız. Bu avan projemiz. Genel anlamda cephesiyle ve diğer yapı elemanlarıyla ortaya çıkan bir çalışma. Kısa süre içinde tamamlayıp hayata geçirmek en büyük ideallerimizden bir tanesi. Konak’ın böyle bir hizmet binasına gerçekten ihtiyacı var. Arkadaşlarımız süratle bu konuyu takip ediyorlar, Konak’ımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Konak Belediyesi Yeni Hizmet Binası Görseli
KOnak Belediyesi Yeni Hizmet Binası Görseli

Şimdi o tarihten bu yana 8 ay 2 gün geçmiş ve yıkılan binaların bıraktığı boşlukta tek bir çivi çakılmamış durumda. Açıkçası bu işle ilgili ihale de duyurulmuş değil. Bunun gerekçesini sorduğumuzda ise, belediye başkanının yukarıdaki demecindekilere benzer bahanelerin öne sürüleceğini tahmin ediyorum. Evet, ekonomik sıkıntının bu boyutlara ulaştığı bir ülke ve kentte böylesi büyük bir projeyi hayata geçirmek için hem ülke hem de belediye koşulları uygun olmayabilir, belediyenin kasasındaki para da azalmış olabilir, maaşların ödenmesinde sıkıntılar yaşanabilir; ama, diğer yandan da büyük iddialarla açıklanmasına karşın Konak Belediyesi‘nin maliyeti her geçen gün artan bir barınma sorunu ile karşı karşıya olduğu da bir gerçek. O nedenle görselleri basınla paylaşılan bu yeni binanın temelinin ne zaman atılıp ne zaman bitirileceği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde de olduğu gibi şimdilik meçhul… Anlaşılan o ki, bu binanın yapımı başka bir bahara kalacak…

Ayrıca şimdiye kadar gördüğümüz kadarıyla belediye hizmet binamız yıkıldı diye daha önce halkın hizmetinde olan birçok tarihi binaya; örneğin bir zamanlar semt halkının rahatça girip çıkabildiği Basmane Semt Merkezi‘ne Konak Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü‘nce el konulmuş olduğu için bu binanın Basmane içindeki toplumsal etkisi yok olmuş durumda. Böylelikle her bir müdürlük için ayrı bir mekan yaratılarak belediyenin kendi içindeki bütünlüğü her geçen gün parçalanmış oluyor. Böylelikle belediye sınırları içindeki insanlar her istediklerinde belediyeye ya da semt merkezlerine gelip gidemiyorlar ve hatta hangi müdürlüğün nerede olduğunu bile bilmiyorlar.

Üstüne üstlük belediyenin de yerim yok bahanesiyle çok ilginç binaları büyük tesadüflerle kiraladığını görüyoruz. Örneğin geçtiğimiz günlerde Konak Belediyesi’nin 2022 Yılı Performans Programı’nı incelerken belediye hizmet binası olarak kullanılmak amacıyla kiralanan bir bina karşımıza çıktı.

Söz konusu 2022 Yılı Performans Programı’nın 14. sayfasında yer alan “Belediyemizce Hizmet Binası Olarak Kullanılmak Üzere Kiralanan Taşınmazlar” başlıklı listenin 13. sırasında yer alan Güneşli Mahallesi, Eski İzmir Caddesi No.23/B adresindeki 459,09 m²’lik daire ile Güneşli Mahallesi, 526 sokak No.7/9 adresindeki 103,75 m²’lik 37 nolu, 147,4 m²’lik 41 nolu ile 134,65 m²’lik 42 nolu dubleks daireler.

Konak Belediyesi’nin verdiği bilgi ve 2 Aralık 2020 tarihli Sabah Gazetesi‘ndeki “Belediye de bunu yaparsa” başlıklı haberdeki bilgilere göre Eşrefpaşa Yağhaneler 526 sokakta bulunan 42 dairelik Esila Park Apartmanı‘ndaki diğer daire sahiplerinden işyeri olma onayı alınmaksızın Konak Belediyesi tarafından kiralanan toplam 844,89 m² büyüklüğündeki dairelerde İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Hukuk İşleri Müdürlüğü, Emlak ve İstimlak Müdürlüğü, Kentsel Tasarım Müdürlüğü, Plan ve Proje Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Müdürlüğü‘nce hizmet vermektedir.

Sabah Gazetesi aynı haberinde Esila Park Apartmanı‘ndaki 42 daireden 21’inin Konak Belediyesi‘ne ait olduğunu iddia etmiş olmakla birlikte; Konak Belediyesi‘ne ait 2022 Yılı Performans Programı‘nda belediye mülkü olarak gösterilen taşınmazlar arasında böyle bir kayda rastlanmamaktadır.

Peki o halde, kiralanan bu daireler kimden ya da kimlerden kiralanmıştır?

11 Kasım 2020-10 Kasım 2023 dönemini kapsayan 2 yıl için kiralanmış bu taşınmazların sahibi kısa adıyla Cemer İnşaat, uzun adıyla Cemer İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak bildiğimiz ve ortakları AKP İzmir İl yönetiminde yer alan bir şirket ile Boral Mimarlık Bürosu.

Çoğumuzun, belediyelere yaptığı ya da sattığı çocuk oyun parkları nedeniyle tanıyıp bildiği Cemer Kent Ekipmanları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kardeş şirketi olan Cemer İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin tek ortağı; yani, sahibi ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına göre Mustafa Eroğlu. Diğer bir deyimle, 2019 Mahalli İdareler Seçimlerinde AKP’nin Konak Belediye Başkan Adayı ve aynı zamanda şu aralar AKP İzmir İl Başkan Danışmanı olarak görev yapan mimar Melek Eroğlu’nun akrabası, kuvvetle muhtemel kayınbiraderi.

Boral Mimarlık Bürosu‘nun sahibi ise Nazlı Boral isminde serbest bir mimar.

Böylesi tuhaf bir duruma daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mavişehir Peynircioğlu Deresi çevresindeki yeşil alan ve park yapım ihalelerinde tanık olmuştuk. Söz konusu parkın 1. kısım inşaatı işi Aziz Kocaoğlu zamanında aynı aileden Murat Batuğhan Eroğlu’na, 2. kısım inşaatı işi de Tunç Soyer zamanında ilginç bir tesadüfle yine aynı şahsa; yani Murat Batuğhan Eroğlu’na verilmişti. Böylelikle eski ve yeni belediye başkanlarının Eroğlu ailesi ile birlikte çalışma konusunda ne kadar hevesli olduklarını görmüştük.

Şimdi birileri çıkıp mevcut yasalar çerçevesinde belediyenin açtığı tüm ihalelere değişik parti ve siyasi görüşlerden herkesin katılabileceğini ve ihaleyi kazanma konusunda herkesin eşit hakka sahip olduğunu söyleyerek benim bu yorumuma itiraz edebilir.

Evet, Anayasa ve yasalar itibariyle herkes eşittir ve isteyen herkes eğer şartlar uygunsa ihalelere katılıp kazanabilir ya da kaybedebilir. Ama diğer yandan kiralama gibi işlemlerin, genellikle herhangi bir ihale açılmaksızın iki taraf arasında yapılan pazarlıkla yapıldığını, belediye tarafından beğenilip seçilen taşınmazın ve sahibinin de çok kolay bir şekilde tercih konusu olabileceği, taşınmaz sahibinin demokratik bir şekilde ihaleye katılıp karşımıza çıkması gibi bir sürprizin söz konusu olmayacağını dikkate aldığımızda karşılaştığımız bu durumun daha da ilginç bir hal alacağı kesindir.

Esila Park Apartmanı
Esila Park Apartmanı

Ama AKP’nin bütün büyük ihaleleri istediği şirket ya da kişilere verdiğini; özellikle de “Beşli Çete” olarak adlandırdığımız yandaş grubun bu konuda büyük bir ayrıcalığa sahip olduğunu düşündüğümüzde, yakın zamanlarda kendi genel müdürü Cihat Akay’ı AKP İzmir il başkanı yapma becerisini göstermiş Eroğlu şirketler grubundan gelen AKP Konak Belediye Başkan Adayı Melek Eroğlu ile yakın akrabaları olan yeğen ya da kayınbiraderlere CHP’li belediyeler ve başkanları tarafından gösterilen bu tuhaf ilginin nedenini anlamakta zorluk çekiyorum. Özellikle de siyasi açıdan ve belediye hizmet binası olmaya uygun binlerce başka binanın bulunduğu Konak ilçesi itibariyle….

Bu nedenle de Konak Belediyesi’nin siyasi açıdan başka bir taşınmaz bulup orayı kiralaması o kadar mı zordu diye sormak isterim… Ardından da, hepimizin lanet okuduğu “Beşli Çete” mensupları, özellikle de Mehmet Cengiz isimli yandaş müteahhit bu ihalelere girmeye kalksa ya da kiralanacak binanın sahibi ya da ortağı olarak karşımıza çıksa, Konak Belediyesi’ndeki CHP’li belediye başkanı ile meclis üyelerinin ne yapacaklarını merak ediyorum…

Narlıdere’nin taşını toprağını betona çevirip Konak belediye başkanı olma becerisini gösteren Abdül Batur ve ekibinin, yarın öbür gün kazara İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu takdirde neler yapabileceğini, kimlerle işbirliği içinde hangi kent suçlarının altına imza atacağını düşünün bir…

Bence bu garip tesadüfü ve geleceğe dair tercihlerimizi ciddi ciddi bir kez daha düşünmemiz dileğiyle…

Çok bilinmeyenli bir denklem… (2)

Ali Rıza Avcan

7 Temmuz 2022 tarihli ve “Çok bilinmeyenli bir denklem…” başlıklı yazımda, Altay Spor ve Eğitim Vakfı tarafından görevlendirilen bir ekip marifetiyle Türkçe’ye çevrilip 2022 Nisan ayında Yakın Kitabevi tarafından yayınlanan Georges Poulimenos’a ait “Smirna Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabın 4. sayfasındaki “Konak Belediyesi’nin katkılarıyla” ifadesine açıklık kazandırmak amacıyla, söz konusu kitabın yayına hazırlanıp bastırılması için Konak Belediyesi bütçesinden ne miktarda ödeme yapıldığını öğrenmek amacıyla Bilgi Edinme Hakkı ve mevzuatı çerçevesinde CİMER aracılığıyla sorduğum soruya Konak Belediye Başkanlığı’nın verdiği cevabı ele almış ve söz konusu cevap yeterince açık olmadığı için ikinci bir soruyla işin ayrıntısını öğrenmeye çalışacağımı belirtmiştim.

Altay Futbol Takımı

Ama isterseniz benim ilk kez ne sorduğum ve bu soruya ne cevap aldığımı hatırlatarak yola devam edelim:

14 Haziran 2022 tarihinde 2202720522 başvuru numarasıyla “Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunu İzmir’in Konak Belediye Başkanlığı’ndan öğrenmek istiyorum.” diyerek başvurumu yaptım.

4 Temmuz 2022 tarihinde Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü‘nden gelen cevap ise aynen şu şekildeydi: “14/06/2022 Tarih ve 2202720522 sayılı evrağınıza cevaben Sayın: İsmi Gizli Smirna 1922 Rehber isimli kitap Altay Spor Eğitim Vakfı  bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basılmıştır. Baskı ve Tercüme için Belediyemizce  herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize

Altay Futbol Takımı

Bu cevap üzerine 13 Temmuz 2022 tarihinde 2203141361 kayıt nosu ile sorduğum ikinci soru ise şu şekildeydi:

Konak Belediye Başkanlığı’na,

İzmir, Konak Belediye Başkanlığı’na hitaplı 14.06.2022 tarih, 2202720522 sayılı bilgi edinme talebiyle, Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunun bildirilmesini istemiş olup; bu soruya karşılık Konak Belediye Başkanlığı tarafından gönderilen cevapta, “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın Altay Spor Eğitim Vakfı bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basıldığı, baskı ve tercüme için belediyece herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir.

Ancak 2022 yılı Nisan ayında Yakın Kitabevi tarafından basılan “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın başında yer alıp sayfa numarası verilmemiş olan dördüncü sayfada Konak Belediyesi’nin ismi ve logosuna yer verilip bunun altında da “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesi yer aldığı; ayrıca, 8 Nisan 2022 tarihinde Altay Spor Kulübü binasında yapılan kitap tanıtım toplantısında, kitabın yazarı George Poulimenos’un, kendisine verdikleri “büyük destekler” için Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’a teşekkür ettiği belirlenmiştir.

Bu durumda,

1) Günümüz koşullarında kitapçılarda 120.-TL’sına satılmakta olan ve bu özelliği ile ticari bir meta olan söz konusu kitabın 4. sayfasında yazılı olan “değerli katkılarıyla” ifadesiyle, kitap tanıtım toplantısında yazarın dile getirdiği “…ve tabii ki Konak Belediyesi’ne ve Belediye Başkanına teşekkür etmek istiyorum, bu kitabın hazırlanması için büyük destek verdi.” (https://www.youtube.com/watch?v=dlxvsyFo3co&t=2s) ifadesinin ne anlama geldiğini, bu ifadelerle anlatılmak istenen katkı ya da desteklerle neyin ifade edilmek istendiğini,

2) Baskısı ve tercümesi için hiçbir ödeme yapılmadığı belirtilen bu ticari metanın yayınlanması için hangi amaçlarla katkı ya da destek sağlandığı,

3) Kitapçılarda 120.-TL’ya satılmakta olan “Smrina 1922 Rehber” isimli kitapta Konak Belediyesi’nin ismi ile logosunun yer alması için herhangi bir onay verilip verilmediği ve bunun doğal bir sonucu olarak, bu isim ve logonun telif hakkı için belediyeye herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı,

Hususlarının Bilgi Edinme Hakkı ve mevzuatı çerçevesinde tarafıma bildirilmesini rica ederim.

Ali Rıza AVCAN
Kent Stratejileri Merkezi

29 Temmuz 2022 tarihinde; yani benim başvurumdan 16 gün sonra şahsi elektronik posta adresime gelen CİMER başlıklı resmi cevap ise şu şekildeydi:

Sayın Ali Rıza Avcan 13/07/2022 tarih ve 2203141361 sayılı yazınıza cevaben

Altay Vakfı Yönetimi Altay Tarih Araştırmaları Merkezi Yönetim Kurulu Üyeleri Konak Belediye Başkanlık Makamı ziyaretlerinde Smirna 1922 Rehber isimli kitap projelerinden bahsetmiş olup Konak Belediye Başkanımızı, yazarın da katılacağı kitap tanıtım etkinliğine davet etmişlerdir.

Kendilerine kurum olarak İzmir ile ilgili yayınlarını önemsediğimizi ve Başkanımız’ın programına uyması durumunda katılımının mümkün olabileceği iletilmiştir.

Altay heyeti de bu manevi destek ve tanıtım toplantısına katılımları için konak belediyesine ve konak belediye başkanı sayın mimar Abdül Batur’a, yayınlanacak olan kitapta teşekkür etmek istediklerini ifade etmişlerdir.

Bu teşekkür için belediyemiz tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi belediyemize de herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize.”

Gördüğünüz gibi Altay Spor Kulübü‘nün bir yan kuruluşu olan Altay Spor ve Eğitim Vakfı yönetim kurulu üyeleri (Başkan Cihangir Marmara, İsmail Celal Kiter, Cüneyt Oğuz, Ercüment Atik, Hasan Tahsin Karahan, Nedim Ekmekçiler, Uğur Parıldak, Levent Veral, Tanıl Adalı) söz konusu kitap yayınlanmadan önce Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘u ziyaret ediyorlar ve bu ziyarette yayınlayacakları kitaptan söz ederek bu kitap için verdikleri manevi destek için kitapta kendilerine teşekkür etmek istediklerini söyleyerek, belediye başkanını kitabın tanıtımı için yapacakları toplantıya davet ediyorlar. Konak Belediye Başkanı Abdül Batur da belediye olarak İzmir’le ilgili yayınları önemsediklerini belirterek programının uygun olması durumunda kitap tanıtım toplantısına katılacağını belirtiyor.

Senaryo aynen böyle… Bir spor vakfı yönetimi, bir belediye başkanını ziyaret ederek yayınlayacakları kitaptan söz ediyor ve bu kitap için verdikleri manevi destek için kitapta kendilerine teşekkür edeceklerini söyleyerek belediye başkanını kitabın tanıtım toplantısına davet ediyorlar….

Aynı vakıf yönetim kurulu üyeleri daha sonra gelip vakfın tarih birimi tarafından çıkarılan kitabın 4. sayfasına, teşekkür etmeyi unutarak o belediyenin logosunu koyarak “Konak Belediyesi’nin katkılarıyla” ifadesini yazıyorlar… Böylelikle teşekkür yerine “manevi” katkı gündeme geliyor ve okuyucu açısından kitabın Konak Belediyesi’nin katkılarıyla yayınlandığı algısı yaratılarak ticari bir mal piyasaya sürülüyor…

Şimdi CİMER kanalıyla kitaba katkıda bulunan diğer bir şirkete, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İzenerji‘ye aynı soruyu sorsak muhtemelen aynı senaryonun ürünü olan benzeri bir cevabı alırız…

Böylelikle sanki Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İzenerji‘nin büyük katkıları ile yayınlanmış bir kitap algısı yaratılıyor oluyor… Tabii ki kitabın kamuoyunda çok daha fazla ses çıkarması ve satması için…

Şimdi bu olay nedeniyle yıllar önce yaşadığım başka bir olay aklıma geldi…

Hatırladığım kadarıyla Ebruli Turizm‘in düzenlediği 2008 yılbaşı organizasyonu nedeniyle Balıkesir Edremit’teki Manastırhan Oteli‘nde birlikte kaldığımız sürede Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ‘a, o tarihlerde ressam Ümran Baradan‘a ait olan Konak Varyant’taki Çocuk Müzesi‘nin önüne Konak Meydanı’ndan görülecek şekilde asılan “T.C. Konak Belediyesi Çocuk Müzesi” tabelasını gündeme getirip özel bir şahsa ait olan bu binaya asılan tabeladaki “T.C. Konak Belediyesi” ibaresi için kendilerinin izin verip vermediklerini sormuştum. Muzaffer Tunçağ ise bıkkın bir yüz ifadesiyle bu durumun farkında olduğunu ama önleyemediğini söyleyerek mevcut durumu kabullendiğini göstermişti.

Bir spor vakfı, belediyeden resmi bir şekilde onay almadan yayınladığı kitabın 4. sayfasında belediyenin isim ve logosunu kullanıyor ve verilen cevaptaki “teşekkür etmek” kelimesi yerine, “değerli katkılar“dan, kitabın yazarı da yaptığı konuşmada “büyük destekten” söz ediyor. Böylelikle bu “destek“, “teşekkür” ya da “katkı” sayesinde yayınlanan bir kitap Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketinin adı altında yayınlanıp kamuoyunda daha fazla ses getiriyor ve yazarına daha fazla para kazandırıyor.

Şimdi sorduğumuz cevap karşılığında bize anlatılan bu olayın, 2008 yılında yaşadığım “T.C. Konak Belediyesi” olayı ile büyük benzerlikler gösterdiğini düşünüyorum. O eski olayda olduğu gibi şimdi aynı belediye, telif hakkı kendisine ait resmi ve kurumsal bir değere sahip çıkmayıp, onun olur olmaz bir şekilde; daha doğrusu ticari amaçlarla kullanılmasına ilgisiz kalıyor ya da ticari amaçlarla kullanılmasını kolaylaştırıyor. Oysa Konak ilçesinde yaşayan seçmenler, seçtikleri belediye başkanı ve meclis üyelerinin yaşadıkları Konak ilçesine ve ona ait tüm değerlere sahip çıkıp korumasını ve özel amaçlar doğrultusunda kullanılmamasını beklerken, onlar belediyenin anahtarı ya da kimliği olarak nitelenebilecek ad ve logosunun bu şekilde, hiç bir kural ve yönteme bağlı kalınmaksızın gelişigüzel bir şekilde ticari amaçlarla kullanılmasına göz yumuyorlar.

Anlaşılan o ki, Konak Belediyesi cephesindeki çok bilinmeyenli denklemi çözmek, benim açık ve net bir şekilde sorduğum sorulara verilen kaçamak yanıtlarla yine mümkün olmadı…

Çok bilinmeyenli bir denklem…

Ali Rıza Avcan

Tüm belediyeler ve bugünkü yazımızın odağına oturtacağımız Konak Belediyesi de bir kamu kurumudur. Kamunun yararını gözeterek kamu hukuku çerçevesinde görev yapan bir kamu tüzel kişisidir. O nedenle de, belediyelerin ve özelinde Konak Belediyesi‘nin kamu yararını gözeterek hizmet etmesini bekleriz. Nitekim son aylarda Konak Belediyesi tarafından hazırlanan 1/1000 ölçekli Gültepe ve Beştepeler imar planı düzenlemelerinin İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilme gerekçelerinden biri de, söz konusu mahkeme kararında planların düzenlenmesinde Konak Belediyesi‘nce kamu yararı ilkesinin dikkate alınmayışı ile ilgili olduğu gözlerden kaçmamıştır.

Bu anlamda bir kamu kurumu olan belediyelerin ve özelinde Konak Belediyesi‘nin kamu yararını gözeterek gerçekleştireceği tüm kamu hizmetlerinde kamu zararına yol açmaması, kamuya; yani bizlere ya da topluma ait olan kamu kaynaklarını, kamu zararına neden olmamak için ‘yerinde‘, ‘tasarruflu‘, ‘etkili‘ ve ‘verimli‘ kullanması gerekir.

10 Aralık 2003 tarih, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (g) fıkrasına göre, “kamu kaynağı” sözcüğü “borçlanma suretiyle elde edilen imkânlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri” kapsamaktadır. Bu çerçevede borçlanma suretiyle elde edilenler de dahil olmak üzere kamuya ait her türlü gelirler, taşınır ve taşınmaz mallar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar, kamu mülkiyetindeki her türlü bilgi, belge, fikir ve sanat eserleri bir değer, bir kamu kaynağı olarak kamu kurumlarına, özelimizde belediyelere ve Konak Belediyesi‘ne aittir.

Hangi değerlerin fikir ve sanat eseri olduğu ise, 5 Aralık 1951 tarih, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘nun 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. maddelerinde ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Bu kanunun “güzel sanat eserleri” başlıklı 4. maddesine biraz daha ayrıntılı bakıldığı takdirde, her türlü grafik eserin; yani, belediyelere ait logoların hem 5018, hem de 5846 sayılı kanunlarla korunan ilgili kamu kurumuna ait fikir ve sanat eserlerinden olduğunu görürüz. (1)

Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının görsel kimliğini gösteren isim, marka ve logoların kullanımı, kamu kurum ve kuruluşlarının önceden belirlediği esas ve usuller çerçevesinde, özel izne tabi olup, aklına gelen herkes tarafından rahatlıkla kullanılamaz. Özellikle de bir takım kurum, kuruluş ve kişilerin para kazanmasına, kar elde etmesine ya da farklı bir şekilde menfaat temin etmesine dayalı ticari mal ve hizmetler söz konusu olduğunda. O nedenle kurumsal kimliği oluşmuş kurum ve kuruluşlarda o kuruma ait görsel kimliğin kim ya da kimler tarafından nasıl kullanılacağı, bu konudaki izin ve uygulamaların nasıl yapılacağı özel yönetmelik, yönerge ya da genelgelerle düzenlenir. Bunun en iyi örneği de Marmara Üniversitesi Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü tarafından hazırlanan 2018/01 sayılı iç genelgedir. (2)

Bu konudaki diğer bir iyi örnek ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na aittir. Söz konusu bakanlık kendisine ait İnternet sitesinin “Site Kullanım Koşulları (Yasal Uyarı)” başlıklı bölümünde;

Bu İnternet Sitesi içeriğinde yer alan tüm eserler (yazı, resim, görüntü, fotoğraf, video, müzik vb.) Kültür ve Turizm Bakanlığı’na (Bakanlık) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Bakanlık ilgili yasal işlem başlatma hakkına sahiptir.” şeklinde bir uyarıya yer verilmektedir. (3)

Ayrıca 10 Ocak 2015 tarih, 29232 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği“nin “Tanımlar” başlığını taşıyan 4. maddesine göre, “örtülü reklam” sözcüğü, “Reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin yazı, haber, yayın ve programlarda, mal veya hizmetlere ilişkin isim, marka, logo ya da diğer ayırt edici şekil veya ifadelerle ticaret unvanı ya da işletme adlarının reklam yapmak amacıyla yer almasını ve tanıtıcı mahiyette sunulmasını” anlamına geldiğini belirtip; aynı yönetmeliğin 6. maddesinin 4. fıkrasına göre, “Herhangi bir mecrada yayınlanan yazı, yayın ve program ile özdeşleşmiş bir başlık, logo, set veya müziğin bir reklamda kullanılması halinde, söz konusu mesajın reklam olduğu tüketiciler tarafından kolaylıkla fark edilebilir olmalıdır.” demektedir.

Kamu kurumu“, “kamu yararı“, “kamu kaynağı“, “kamu zararı“, “kamu hizmeti“, “kamu hukuku” ve “kamu malı” gibi sözcüklerin anlamı ve kamusal alandaki kullanımları ile ilgili açıklamalardan sonra gelelim işin Konak Belediyesi ile ilgili yanına…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz aylarda Yunan yazar George (Yorgo) Poulimenos tarafından yazılan “Smirna, Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabın Türkçe’ye çevrilmesinden sonra Altay Spor Eğitim Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Altay Tarih Araştırmaları Merkezi tarafından Yakın Yayınları‘na bastırılarak tanesi 120 liradan satışa sunulmuştu. Yazarın İzmir‘de olduğu 8 Nisan 2022 tarihinde Altay Spor Kulübü‘nde, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un katılımıyla bu kitabın tanıtım toplantısı düzenlenmiş, ardından da Yakın Kitabevi‘nde bir imza günü düzenlenmişti.

Sonrasında da, 18 Mayıs 2022 tarihli “1922 İzmir: cennet mi; yoksa, cehennem mi?“, 31 Mayıs 2022 tarihli “Προσθήκη: Σμύρνη 1922, Παράδεισος ή Κόλαση?” ve 13 Haziran 2022 tarihli “işgal ve savaşlar şehrin, uygarlığın ve insanlığın düşmanıdır…” başlıklı üç ayrı yazı ile kitap ve yazarı hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmıştım.

Birbiri ile bağlantılı bu üç yazı sonrasında artık bu kitap hakkında yazılacak tek bir satır kitabın reklamı olur düşüncesiyle yazılarıma ara vermiştim ki, aklıma birden bu kitabın baş kısmında Konak Belediyesi‘ne ait logo ile “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesine yer verilen tam bir sayfanın Konak Belediyesi‘ne; yani bizim ödediğimiz vergi ve ücretlerle oluşan kamu kaynakları açısından kaç paraya mal olduğunu öğrenme fikri geldi. Evet, Konak Belediyesi bu ifade karşılığında kitabın çevirisine ve basımına acaba kaç lira harcamıştı?

Daha önce Konak Belediyesi‘ne giderek elden verdiğim 7 Şubat 2020 tarihli dilekçeye verilen cevabın, ilgili servisteki görevlilerden aldığım bilgiye göre Konak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Yunak tarafından el konulup tarafıma gönderilmediğini bildiğim için bu kez Konak Belediyesi yerine Bilgi Edinme Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde CİMER kanalıyla soru sormayı tercih ettim. CİMER‘i tercih etmemin diğer bir nedeni de, sonrasında yapılan birtakım dedikodularda ifade edildiği gibi Konak Belediyesi‘ni şikayet etmek değil, Konak Belediyesi tarafından bilinip de kamuoyu tarafından bilinmeyen bir konudaki doğru bilgiye ulaşma isteğiydi.

14 Haziran 2022 tarihinde 2202720522 başvuru numarasıyla “Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunu İzmir’in Konak Belediye Başkanlığı’ndan öğrenmek istiyorum.” diyerek başvurumu yaptım.

4 Temmuz 2022 tarihinde Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü‘nden gelen cevap ise aynen şu şekildeydi: “14/06/2022 Tarih ve 2202720522 sayılı evrağınıza cevaben Sayın: İsmi Gizli Smirna 1922 Rehber isimli kitap Altay Spor Eğitim Vakfı  bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basılmıştır. Baskı ve Tercüme için Belediyemizce  herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize

Evet, bana verdikleri cevapta “biz bu kitabın baskı ve tercümesi için herhangi bir ödeme yapmadık” diyorlardı. Bu arada ayrıca ve özellikle de şunu belirteyim ki, bu soruyu sorarken CİMER‘e kimliğimle ilgili tüm bilgileri verdim ve bu bilgilerin soruyu cevaplayacak olan diğer tarafça bilinmemesi için herhangi bir talepte bulunmadım. Oysa bana verilen cevapta “İsmi gizli” gibi anlamsız ve yakışıksız bir ifade bulunmakla birlikte, soruyu soranın ben olduğumu cümle aleme ve Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ile Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Abdullah Tunalı‘ya buradan açıkça duyuruyor ve demokratik haklarımı sonuna kadar kullandığım için gizlenmeyi de hiç düşünmüyorum.

Ama söz konusu kitabın numaralanmamış baştan dördüncü sayfasında Konak Belediyesi logosuyla “Konak Belediyesi” isminin altında yazılmış olan “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesiyle, “biz belediye olarak bu kitabın tercümesine ve baskısına ödeme yapmadık” ifadesini bir araya getirip anlamakta bayağı bir zorlanıyorum. Ben bu kitabın tercümesine ve baskısına katkıda bulunmadım derken, o kitabın tanıtım toplantısında o belediyenin başkanı cism-i gövdesiyle yer alıp konuşmuş olması ile söz konusu kitabın ilk sayfalarından birinde “değerli” olduğu söylenen katkılardan söz edilmiş olmasını bir araya getirip yorumlamakta zorlanıyorum. Kitaba yazılanla bana verilen cevap arasında, açıklanmadığı ya da açıklamaktan kaçınılan üçüncü bir nokta olduğunu tahmin ettiğim için bu çok bilinmeyenli denklemin kolaylıkla çözülemeyeceğine inanıyorum.

Yazarın İzmir‘de bulunduğu üç günlük konaklama bedeli belki bu “değerli katkı” çerçevesinde Konak Belediyesi‘nce ödenmiştir diyeceğim; ama, bu harcamanın, konuyla hiç ilgisi olmayan bir arkadaşım tarafından fazlasıyla ödendiğini de biliyorum. Diğer yandan da, bu kitabın Altay Spor Eğitim Vakfı‘na verilen telif hakkı çerçevesinde tercüme edilip basılması dışında başka bir harcama kalemi olabilir de, ben mi bilmiyorum diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Belki de, çoğu belediyede olduğu gibi yaptığı katkıların bedelini bir belediye şirketine ya da belediye ile devamlı iş yapan bir kuruma ve şahsa ödetmiş olabilir diye düşünüyorum… Ara ara da, bütün iyi niyetimle belki belediye başkanının bu kitabı yayına hazırlayıp basanların sırtını sıvazlayıp başarılar dilemesi anlamına geliyor olabilir diye düşünmekten de kendimi alamıyorum…

Sahi, hem kitapta hem de aşağıdaki Youtube linkindeki videoda George (Yorgo) Poulimenos tarafından dile getirilen Konak Belediyesi’nin verdiği “değerli katkılar” ya da teşekküre konu olan “destekler” nedir ki; bir koskocaman beyaz sayfada yazılma ihtiyacı duyulmuş, kitabın tanıtım toplantısında George Poulimenos tarafından ifade edilmiştir? Bu ifadeler, bana CİMER kanalıyla verilen cevap sonrasında ne anlama gelmektedir? Yoksa bu kitabın ilk sayfalarına bir belediyenin adını ve logosunu koyup katkıda bulunduğu ya da destek verdiği gibi bir izlenim yaratılarak o kitabın daha çok satması, daha çok okunması, daha fazla değer kazanıp kamuoyunda daha fazla ses getirmesi için “örtülü reklam” mı yapılmıştır? Bilemiyorum…

Video 7 dakika 45 saniye – George Poulimenos: “…ve tabii ki Konak Belediyesi’ne ve Belediye Başkanına teşekkür etmek istiyorum, bu kitabın hazırlanması için büyük destek verdi.” (Çeviri: Teodora Hacudi)

Ama bunun da, yukarıda yazıp çizdiğimiz kanunlar, yönetmelikler çerçevesinde mümkün olmadığını, kamuya ait isim ve logoların “örtülü reklam” şeklinde gelişigüzel kullanılamayacağını, bunun önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde izin alınarak ve bedeli ödenmek suretiyle yapılabileceğini, bir belediye başkanının bu mevzuat hükümlerini dikkate almaksızın böyle bir şeye izin ya da onay vermeyeceğini biliyor; daha doğrusu, tahmin ediyorum.

CİMER kanalıyla bana gönderilen, “baskı ve tercüme için herhangi bir ödeme yapılmamıştır” cevabıyla,

Yoksa, koskocaman boş bir sayfanın alt kısmına yerleştirilen ve “değerli” olarak nitelendirilen katkı sözcüğü ile başka bir “şey” mi anlatılmak isteniyor ya da,

Böyle bir katkı, gerçek anlamda hiç yapılmamış ama yapılmış gibi bir ifade mi kullanıldı demek isteniyor, inanın hiç anlamıyorum…

Şimdi buradan açık açık yazıyorum ki, aklımı karıştıran bu durumla ilgili yeni soruları Konak Belediyesi’nin 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı‘nın 2. sayfasında Konak Belediyesi‘nin temel değeri olarak yazılmış olan “şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışı” çerçevesinde, yine aynı şekilde CİMER kanalıyla Konak Belediye Başkanlığı‘na soracağım ve verdikleri cevabı da burada sizlerle paylaşacağım…

Sanırım bu kez şimdiye kadar yazılıp söylenenlerle uyuşan, birbirini bütünleyen doğru yanıtları verirler…

Hep birlikte göreceğiz…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

(1) Pehlivan, S. (2020) “Devlet Kurumlarında Görsel Kimlik: Türkiye Cumhuriyeti Bakanlık Logolarında Dönüşüm“, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2020, Cilt 19, Sayı 26, s.2191-2203

(2) https://kurumsaliletisim.marmara.edu.tr/koordinatorluk/kurumsal-logo-kullanim-usul-ve-esaslari-ic-genelgesi (Erişim Tarihi: 06.07.2022)

(3)https://pgm.ktb.gov.tr/TR-136926/site-kullanim-kosullari-yasal-uyari.html#:~:text=1.%20Bu%20İnternet%20Sitesinde%20yer,Kullanım%20Koşulları”%20kabul%20edilmiş%20sayılır. (Erişim Tarihi: 06.07.2022)

Pazaryeri’nden bir Cittaslow Metropol yaratmak…

Ali Rıza Avcan

İzmir’in orta yeri, KonakKonak ilçesi ve onun yerel yönetimi…

Aslında eski İzmir denince ilk akla gelen yer… Tarihi saat kulesiyle, valilik ve belediye binalarıyla simgelenen, tarihi Kemeraltı Çarşısı‘yla Kadifekale eteklerinde mevzilenen bitkin, yorgun ve çökmüş eski mahallelerin çevresini sardığı tarihi kent merkezi…

Konak ilçesi, 2009 yılında Karabağlar ve Konak ilçeleri olarak ikiye ayrılmasından bu yana sürekli kan kaybediyor… İlçenin ekonomik canlılığını, kültürel varlıklarını ve mutlu geleceğini oluşturacak canlı, dinamik ve genç nüfusu devamlı olarak azalıyor, semtler, mahalleler ve evler devamlı olarak boşalıyor, tarihi yapılar yıkılıyor… Tüm Türkiye, İzmir ve İzmir’in diğer 29 ilçesinde nüfus devamlı artarken Konak‘ta 2009 yılında 411.112 olan nüfus, her yıl devam eden düzenli azalışla 2021 yılında 336.545’e iniyor. Bu haliyle Konak ilçesindeki 113 mahalleden -bir ikisi dışında- hepsi nüfus itibariyle hem yaşlanıyor hem de devamlı kan kaybediyor, ticari canlılığını, dinamizmini ve geleceğe yönelik umutlarını yitiriyor. Sürekli kan kaybından ortaya çıkacak koma hali ve onun sonucundaki hazin ölüm hali, “Kırmızı Pazartesi” gibi geleceği önceden belli olan bir yok oluşu çağrıştırıyor… ya da başka bir anlatımla, “geliyor gelmekte olan” halinin pek de iyi olmayan halini açığa çıkartıyor…

Ancak diğer yandan da nüfusun bu şekilde sürekli azalması, evlerin boş kalması ve yapıların siyasetle el ele veren mafya grupları tarafından yıkılıp ruhsatsız kaçak otoparklara dönüştürülmesi, bu bölgeleri değişik şekillerde soylulaştırıp daha zengin sınıflara pazarlamak isteyen yerli ve yabancı sermaye ile rant çevrelerinin ağzının suyunu akıtıyor… Bir yandan İstanbul sermayesinin buralardan yer aldığı dedikoduları yayılıyor, diğer yandan da İzmir sermayesinin taşeron ruhlu temsilcileri tarafından, “Aman İstanbullular gelmesin de biz yiyelim” kaygısıyla ucuza kapatılıyor ve buradaki yağmadan TARKEM ve TARKEM‘le işbirliği içinde olan oluşumlar sayesinde kahramanlık hikayeleri yazılıyor… Hem de kentteki bir kısım kültür ve sanat çevresinin ‘kiralanması‘ ya da ‘satın alınması‘ marifetiyle…

Bölgenin soylulaştırılıp zenginlere pazarlanması ile ilgili ilk hamle, hepimizin bildiği gibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu zamanında, kafasının üstündeki uhrevi hâle ile her kapıyı açabilen ve kentin sermaye çevreleri ile sıkı dostluklar geliştiren başkan danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin öncülüğünde, onun kaleme aldığı İzmir Tarih Projesi ile yapıldı…

Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin, kendisinden önce yapılmış değerli birçok çalışmayı büyük bir kibirle çöpe attığı bu proje raporuna göre, 5366 sayılı yasa uyarınca 1 Ekim 2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı kararına ek olarak Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki 45 mahalleyi kapsayan 248 hektarlık alan, uzun adıyla “İzmir Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi“, kısa adıyla “İzmir Tarih Projesi” kapsamına alınmış ve bu bölgede yapılacak soylulaştırma çalışmalarını yürütmek amacıyla, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi dahil olmak üzere 112 adet belediye, belediye şirketi, şirket, meslek odası ve iş insanının ortak olması suretiyle TARKEM A.Ş. isimli yatırım şirketi kurulmuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin; ayrıca TARKEM A.Ş.’nin 2012-2022 dönemindeki faaliyetlerine bakıldığında, bu bölgede dişe dokunur herhangi bir çalışmanın yapılmadığı, bölgenin proje raporunda iddia edildiği ve tanımlandığı gibi bir “cazibe merkezi” haline getirilemediği görülecektir. Nitekim projenin 3. stratejik hedefi, bölgedeki gereksiz boşalmalara karşı çıkılmasını öngördüğü halde, 2012-2022 döneminde projenin uygulandığı 45 mahallede, tüm Konak ilçesinde görülenden daha fazla bir nüfus kaybı yaşanmış, 2012’de endeks değeri 100 olarak kabul edilen 62.324 olan nüfus, 2021 yılında endeks değeri olarak 60,09’a, sayısal olarak 37.448’e gerilemiş, proje alanı kovboy filmlerindeki hayalet kasabalar gibi insansız, çocuksuz ve hatta gece nüfusu olmayan mahalleler haline gelmiştir.

2012-2022 dönemi çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan büyük başarısızlık, bu kez 248 hektarlık alanın bütününde değil de; bunun sadece % 1,64’ünü oluşturan 57.079,98 metrekarelik alana sahip ve devamlı nüfus kaybı nedeniyle 2021 yılı itibariyle 1.090 nüfusa sahip Basmane, Pazaryeri Mahallesi‘nde bir Cittaslow Metropol oluşturulması düşüncesiyle ikinci bir girişimde bulunulması suretiyle ortaya çıkmıştır. Bundan da anlaşılan tek şey, geriye kalan iki yıllık icraat süresinde 248 hektarlık alanın bütünü ile değil, hedef küçültülerek bunun sadece % 1,64’ünü oluşturan 5,71 hektarlık alandaki bir mahalle ile yetinileceğidir.

28 Nisan 2022 tarihinde Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve kalabalık bir grupla birlikte Pazaryeri Mahallesi‘ni başındaki kasketle ziyaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, burada gazetecilere verdiği demeçte, “Cittaslow Metropol, dünyanın umutlu şehirlerinin simgesidir. İzmir umudun şehridir. Sakinleşmeye Agora’dan başladık. Şehrimizde adaleti ve refahı herkes için çoğaltmak, birinci önceliğimiz. Cittaslow Metropol, bedenlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi özgürleştirmek için attığımız bir adımdır” diyerek “Toplum“, “Kentsel direnç“, “Herkes için gıda“, “İyi yönetişim“, “Hareketlilik” ve “Cittaslow Mahalleleri” gibi 6 ana teması olan İzmir’deki Cittaslow Metropol hareketine Basmane‘nin Pazaryeri Mahallesi‘nden başlanacağını duyurmuştu.

Söyleminde “Ulaşım” yerine “Hareketlilik“, “Yönetim” yerine “İyi Yönetişim“, “Ulaşılabilir gıda” yerine “Herkes için gıda” gibi neoliberal alfabenin sözcüklerini kullanan bu yeni Cittaslow Metropol kavramı, hepimiz için yeni, yeni olduğu için de bilinmeyen bir olgu. Ayrıca Cittaslow konusunda şimdiye kadar söylenip de Metropol olgusuna ters düşen, bu tersliğin farkında olduğu için de Cittaslow iddiasıyla ilgili kavramlarla Metropolü tanımlayan kavramları bir araya getirmeye çalışan, bu birbirine ters iki özelliği gerçeklik ötesi bir şekilde bir araya getirmenin gerekçesini açıklamakta zorlanılan bir durum. Ana tema olarak belirlendiği söylenen kavramlar ise, neoliberal kent anlayışını oluşturan kavramlardan oluşuyor. O nedenle, söylenen ya da yazılanların yeni bir şey içermediği de ortada. Mustafa Tunç Soyer‘in bir ilçe olan Seferihisar‘dan sonra 4-4,5 milyonluk bir metropolün belediye başkanı olması ile birlikte, ülkemiz ve dünyadaki başarısız uygulamaları ile bilinen Cittaslow markasını, adeta kendisi için ısmarlanan bir elbise gibi parlatmasıyla ortaya atılan bu yeni Cittaslow Metropol markasının uygulamada nasıl bir şekil alacağı da bilinmiyor.

Gelelim Basmane, Pazaryeri Mahallesi‘ne. Pazaryeri Mahallesi Konak İlçesi’nin 113 mahallesi arasında büyüklük itibariyle 82. sırasında, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 45 mahallesi arasında da 17. sırasında yer alan küçük bir mahalle. Etrafı doğudan nüfusu 775 olan Altınordu, kuzeyden nüfusu 3.787 olan Akıncı, batıdan nüfusu 112 olan Kurtuluş ve geceleyen hiçbir nüfusa sahip olmayan Namazgâh, güneydoğudan nüfusu 2.229 olan Kubilay, güneyden nüfusu 1.462 olan Ali Reis, güneybatıdan da nüfusu 736 olan Yeni Mahalle ile çevrelenmiş durumda.

Mahalle, Basmane bölgesinin merkezinde ve diğer mahallelere göre insan ve araç trafiği açısından işlek bir yerde olması; ayrıca, İzmir’in turistik yerlerinden biri olan Agora Kazı Alanı‘nın hemen yanı başında olmasına karşın; 2009 yılında 1.612 olan nüfusu 2010’da 1.640’a, 2011’de 1.584’e, 2012’de 1.545’e, 2013’de 1.543’e, 2014’de 1.509’a, 2015’de 1.482’ye, 2016’da 1.376’ya, 2017’de 1.304’e, 2018’de 1.246’ya, 2019’da 1.222’ye, 2020 yılında 1.162’ye, 2021 yılında da 1.090’a inmiş durumda. Buna göre, mahallenin nüfusu Konak ve Karabağlar belediyelerinin birbirinden ayrıldığı 2009 yılına göre % 32,38 oranında, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulanmaya başladığı 2012 yılına göre % 29,45 oranında azalmış olup nüfustaki azalışın hızı son 2-3 yıl içinde daha da artmıştır. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre mahallede toplam uzunluğu 2,27 kilometre olan 1 cadde (Anafartalar Caddesi), 17 sokak (Tarık Sarı Sokağı, 943, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 961 ve 1030 sokaklar) olmak üzere 18 yol ve 313 adet yapı bulunmaktadır. Sokakların 7 tanesi mahalleyi çevreleyen sınır sokağı, 5 tanesi hem sınır hem de iç sokak, 5 sokağı da mahalle içinde kalan iç sokaktır. Bu cadde ve sokaklardan sadece Anafartalar Caddesi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğunda kalıp geriye kalan 17 sokağın tümü Konak Belediyesi‘nin sorumluluğundadır.

Mahalle muhtarı Mehmet Sıraç Batuk‘un bürosu, 949 sokak No: 6 adresindedir.

Tevfik Paşa Konağı / Oteli

Çevre uzunluğu 1.173,39 metre, posta kodu 35.240 olan mahalledeki başlıca taşınmaz kültür değerleri ile bilinen yerler şu şekilde sıralanabilir:

1) Fersuden Sahaf, 2) Kamer Kuyumculuk, 3) Smyrna Çay Evi, 4) Namazgâh Ekmek Fırını, 5) Konak 20 Nolu İkiçeşmelik Aile Sağlık Merkezi, 6) Konak Toplum Sağlığı Merkezi Göçmen Sağlığı Birimi, 7) Sevdan AVM, 8) Adalet Taksi, 9) Yenigün Market, 10) Köşem 47 Kadir Usta Lokantası, 11) Fındık, 12) BİM Mağazası, 948 Sokak No.25, 13) İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı, 14) Tekel Bayii, 15) Altınordu Spor Kulübü Derneği, 16) Altınordu Halı Sahası, 17) İzmir Arçelik Servisi, 18) Tayyip Gıda Market, 19) Kayapınarlar Taziye Evi, 20) Emir Sultan Türbesi ve Haziresi, 21) Saitoğulları Kıraathanesi (Geçici olarak kapalı), 22) Kamuran Bakkal, 23) Hacı Baba, 24) Otel Hikmet, 25) Paşa Konağı Oteli (Tevfik Paşa Konağı), 26) Elzevak Kafe (Geçici olarak kapalı), 27) Büşra Balık Evi, 28) Otel Aksu, 29) Gülen Otel, 30) İzmir Tarih Tasarım Atölyesi, 946 Sokak No.2, 31) Namazgâh Pazaryeri Camii, 32) Kapanizade Köşkü, 33) Merdivenli Medrese ve İplikçi İsmail Dede Türbesi, 34) Çukur Çeşme, 35) Carfi Köşkü.

Mahallenin sahip olduğu taşınmaz kültür varlıklarının en önemlilerinden biri olan Emir Sultan Türbe ve Haziresi 2013 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilip İzmir Valiliği‘ne devredilmekle birlikte; İzmir Valiliği tarafından Süleymancı tarikatların yönetimine verilmiş ve 1982 Anayasası’nın 174. maddesi ile kaldırılması yasaklanan 30 Kasım 1925 tarih, 677 sayılı yasa ile tekke ve zaviyeler yasaklanmış olmasına karşın, hem bu eserin kapısına, küçük tekke anlamına gelen “Zaviye” tabelası asılmış, hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen http://www.visitizmir.org adresi ile http://www.kulturenvanteri.org isimli İnternet sayfalarında bu eser, “Emir Sultan Türbesi ve Zaviyesi” ya da “Emir Sultan Zaviyesi” olarak tanıtılmaktadır. Bugün bu tarihi yapı, Ege’ye Bakış Gazetesi‘nden gazeteci Adem Sarıkaya‘nın haberine göre içinde ya da çevresinde takkeli ve entarili küçük çocukların dolaştığı bir gericilik yuvasına dönüşmüş durumdadır.

Kaynak: Ege’ye Bakış, Adem Sarıkaya, 23 Nisan 2022
Kaynak: Ege’ye Bakış, Adem Sarıkaya, 23 Nisan 2022

İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı ve İzmir Tarih Tasarım Atölyesi‘nin bu bölgeye taşınması ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi açısından önem kazanan Pazaryeri Mahallesi‘ndeki diğer bir önemli tarihi yapı Tevfik Paşa Konağı‘dır. Konağın bulunduğu parsel dahilinde bir tarihi kıraathane, bir dükkan, üç katlı bir otel binası ve üç adet müştemilat yapısı bulunmaktadır. Bu konak ve 945 Sokak’tan girilen iki katlı “Pembe KonakTARKEM tarafından geliştirilen Tevfik Paşa Konakları Projesi‘ne alınmakla birlikte bugüne kadar herhangi gelişme olmamıştır. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu mahallede Cittaslow Metropol çalışmaları yaparak hem TARKEM‘in, hem de bu bölgede gayrimenkul alan diğer sermayedarların soylulaştırma amaçlı yatırımlarının önünü açmak, onların işini kolaylaştırmak amacındadır.

Bölgenin diğer bir önemli değeri de, uzun yıllardır sabırla restore edilmeyi bekleyip şu sıralar İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yürütülen restorasyonu bitmek üzere olan Ege Çağdaş Eğitim Vakfı‘na (EÇEV) ait olan Carfi Köşkü‘dür.

Mahalle, bölgeyi iyi bilen uzmanlar açısından hizmet yoksunu bir mahalledir… Ayrıca sadece bu mahalle değil, bu mahalleyi çevreleyen mahalleler ve Kemeraltı, Basmane, Kadifekale bölgesindeki tüm mahalleler yıllarca ihmal edilmiş, hizmet götürülmemiş, yapılan belediye yatırımlarından adil bir şekilde pay almamış mahallelerdir… Kanalizasyon ve yağmur suyu sistemi olarak adlandırılan altyapısı ve üst yapı olarak nitelenecek yolları, meydanları, sokakları, elektrik bağlantıları son derece kötü ve bakımsızdır… Bu bağlamda mahallenin öncelikle kentin diğer mahallelerinin yararlandığı hizmetlere, eşitlik ve adalet anlayışı içinde ihtiyacı vardır… Mahallenin bu çerçevede, hiç gece nüfusu olmayan Namazgâh Mahallesi‘nin tümünü kaplayan Agora Kazı Alanı‘nın hemen yanında bulunması büyük bir şans olmakla birlikte, yeni Agora Kazı Alanı girişinin İkiçeşmelik Katlı Otoparkı‘nın yanına alınması nedeniyle Agora Kazı Alanı‘na gelen yerli ve yabancı turistlerden yararlanması şimdilik mümkün görülmemektedir.

Pazaryeri Mahallesi‘nden yeni bir Cittaslow Metropol yaratmanın zorluklarından biri de, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki; daha doğrusu, belediye başkanları arasındaki rekabete dayalı derin anlaşmazlıktır. Çünkü her iki belediye başkanı da önümüzdeki ilk yerel seçimler sonrasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı koltuğuna oturmayı istemekte ve bunu garantiye almak için açıktan olmasa da, alttan alta birbirleriyle çekişmektedir. 28 Nisan 2022 tarihli mahalle gezisinde bir araya gelmiş olsalar da, iş uygulamaya geldiğinde birlikte çalışamayacakları cümle alemin bildiği bir gerçektir. Hele ki, mahalledeki 17 sokağın Konak Belediyesi‘ne, Anafartalar Caddesi‘nin çok kısa bir bölümüne isabet eden bölümünün de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olduğunu öğrendiğimizde ve bu görev dağılımın İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından değiştirilmesi durumunda konunun Konak Belediyesi açısından içinden çıkılmaz bir hale geleceğini bildiğimizde, böylesine sorunlarla yüklü bir mahalleden yeni bir Sığacık, yeni bir Seferihisar ya da yeni adıyla Cittaslow Metropol mahallesi yaratmanın ne kadar zorlu; hatta imkansız bir iş olduğu görülecektir. Ayrıca son günlerde, daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce beton dökülerek yapılan meydan düzenlemesinin Konak Belediyesi‘nce değiştirilmeye başlanması da bu uyumsuzluğun, rekabetin ve israfın en küçük örneklerini oluşturmaktadır.

Hatırlarsanız bir süre önce, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Pazaryeri Mahallesi‘ni Cittaslow Metropol mahallesi yapılmak istenmesi ile ilgili bir tanıtım videosunda, saç traşı gelmediği halde Pazaryeri Mahallesi‘ndeki erkek berberi Şükrü Dağuşağı‘nın önüne oturarak, kendisini traş ediyormuş gibi davranmak zorunda kalan berberle geliştirdiği amatör iletişim çabası nedeniyle inandırıcı bulmadığımız İzmir Ekonomi Üniversitesi hocasını yapmacık tavır ve söylemini nedeniyle eleştirmiş, yapılmak istenen işin o videodaki anlatım kadar basit olmadığını ifade etmiştik. Bunu söylerken haklıydık. Çünkü öğrencilerine müşteri gözüyle bakan ve tüm araştırma çalışmalarını üniversiteye mali kaynak sağlamak ya da akademik kariyerini geliştirmek amacıyla para karşılığı yapan bir özel vakıf üniversitesinin ve hocalarının böylesine iddialı; hatta imkansız bir projede işi başarmak yerine, hem üniversiteye hem de projede çalışanlara para kazandırmak için çalıştıklarına ve samimi olmadıklarına inanıyorum. Nitekim o kısa videoda ortaya konulan amatörlük ve işi hafife alma; hatta “biz geldik, değiştireceğiz” ifadesiyle özetlenebilecek üstten bakma tavrı da bunu doğruluyordu.

İzmir Ekonomi Üniversitesi hocasının berberle yaptığı sohbet sırasında bu işi aynı üniversiteye bağlı Ekokent Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak yaptıklarını öğrendiğim için adı geçen üniversitenin İnternet sayfasından bu proje ile ilgili bölüme baktığımda “Sakin mahalleler için davranış değişikliği ve toplumsal dönüşüm” olarak adlandırılan projenin şu şekilde açıklandığını gördüm:

Sakin Mahalle, çocukların evlerinin önünde oynayabildiği, 15 dakikalık güvenli ve zevkli bir yürüyüşle okul, iş, sağlık ocağı, pazar, esnafa, yeşil alanlara, toplu ulaşıma ulaşabilen mahalleler oluşturulmasını hedefleyen bir projedir. Daha aktif bir yaşamı da destekleyen bu proje sayesinde toplumun sağlığının da olumlu yönde etkilenmesi hedeflenmektedir. Şehrin daha sürdürülebilir ve canlı olması, şehirde yaşayan insanların daha mutlu olmasını sağlarken, Sakin Şehir projesinin geleceğe bir miras olarak aktarılmasında önemli rol oynayacaktır. Yavaş felsefesinde yatan esas düşünce daha huzurlu ve kendi kendine yetebilen mahalleler yaratmaktır. Bu proje kapsamında mahallelerde gerçekleşecek davranışsal ve toplumsal değişim, dönüşümleri kolaylaştırmak Ekokent kapsamında bir araya gelen araştırma-uygulama ekibi tarafından üstlenilmiştir. Ön araştırma, veri analizi, müdahale tasarımı, uygulama ve ölçümleme safhalarından oluşacak çalışmada iletişim, sosyoloji ve kent çalışmaları alanlarından uzmanlar görev alacaktır.

Bu anlatımdan da anlaşıldığı gibi, toplam 1.294 mahallesi olan bir kentte, toplam 113 mahallesi olan merkezi bir ilçede ve 45 mahalleden oluşan İzmir Tarih Projesi kapsamında sadece ufak; ama büyük sorunlarla dolu bir mahalleyi seçerek ve mahalle halkında davranış değişikliği ile mahalle ölçeğinde toplumsal dönüşüm sağlamak amacıyla yapılan işin oldukça önemli bir girişim olduğu anlaşılmaktadır. Hem de bu mahalleyi çevreleyen diğer mahallelerle Basmane‘yi, Kadifekale‘yi, Konak ilçesini ve İzmir’i oluşturan bütün içinde görmeden, parça ile bütün arasındaki sorunlu ve zor ilişkileri dikkate alınmaksızın… Aynen balığın içinde bulunduğu dere, nehir, deniz ve okyanusları dikkate almadan yapılmak istenen diğer başarısız işler gibi…

Sonuç olarak;

1. Basmane’in Pazaryeri Mahallesi‘nde, Cittaslow markasının asıl sahibi İtalyanların ya da uzun yıllardır açık ya da gizli bu İtalyan markasının gelişip güçlenmesi adına çalışan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in büyük hayalleriyle gerçekleştirilmek istenen Cittaslow Metropol Mahallesi Projesi, mekan ölçeğinde parça ile bütünün ilişkisini dikkate almayan, bu nedenle de ayakları yere basmayan, “yapılabilir” ve “sürdürülebilir” olmaktan uzak bir şablon proje olarak son iki yıllık hizmet süresi içinde yapılamayacak, yapılmaya çalışılsa bile başarıya ulaşamayacak bir projedir.

2. Gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, gerekse Konak Belediyesi‘nde mevcut olmayan “birlikte iş yapma kültürü” nedeniyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki kopuk; hatta hasmane ilişkiler, bu projenin başarıya ulaşmasını zorlaştıracaktır.

3. Ama asıl önemlisi, hem Pazaryeri Mahallesi, hem de bu mahalleyi çevreleyen diğer mahallelerdeki halkın böyle bir projenin varlığından bile haberi olmayacaktır. İşin asıl can alıcı noktası da zaten budur. Çünkü bu proje, o mahallelerde yaşayan insanlara üstten bakarak, onlara yeni davranış kalıpları ve dönüşüm rolleri biçerek, emrivaki ile oluşturulmuş, halka rağmen bir projedir.

(1) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verileri.

Küçük ve güzel bir öneri…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta Alsancak’ta oturan eski bir dostumdan, sağını solunu düzeltip resmi bir kuruma verilecek şekle dönüştürmem dileğiyle bir dilekçe taslağı teslim aldım.

Çok imzalı ortak bir dilekçe olarak hazırlanan bu taslaktaki anlatım, söylendiği gibi oturup esaslı bir düzeltme yapmayı gerektirecek kadar bozuktu. Özellikle de okuyanın kolayca anlamasını engelleyecek yanlışlık ve tekrarlarla doluydu.

Dilekçenin konusu ise, Alsancak’taki Kıbrıs Şehitleri Caddesi ile çevre sokaklarda zaman zaman tek başına, zaman zaman da bir araya gelerek grup oluşturan genç ve yetişkinlerin yaptığı sokak müziği ile küçük çocukların önlerine koydukları plastik kova, bidon ya da boya kutusu gibi ses veren nesnelere elleriyle vurarak biteviye yaptıkları ritmik müziğin çevre esnafı ile konut sakinlerinde yarattığı bıkkınlık ve şikayetle ilgiliydi. Dilekçe, bu şikayet çerçevesinde sokak müzisyenlerinin yasaklanarak o çevreden uzaklaştırılmasını talep ediyordu.

Dilekçenin altında ise “KIBRIS ŞEHİTLERİ CADDESİ VE ALSANCAK MAHALLESİ SAKİNLERİ” şeklinde imza yerine geçen bir ifade bulunmaktaydı.

056

Benim böylesi bir dilekçeyi düzelterek bu girişime katılmam, bir kent ve yaya hakları savunucusu olarak mümkün değildi. Üstüne üstlük, Yaya Derneği‘nin kurucu üyesi ve kurucu başkanı olarak böyle bir talebe sahip çıkıp destek vermem de olanaksızdı. O nedenle, söz konusu dilekçeyi düzeltmedim ve geri yollamadım.

Böyle bir şeyi yapmamakla birlikte, gerek İzmir’de, gerekse diğer büyük kentlerde sokak müziği yapan; bunu yaparken iyisiyle kötüsüyle bizlerle müzik üzerinden iletişim kuran bu çocuk, genç ve yetişkinlere nasıl sahip çıkılabileceğini; onlarla belediye zabıtaları, diğer yayalar, işyeri sahipleri ve mahalle halkı arasındaki bu sorunlu ilişkiyi nasıl sağlıklı bir hale getirebileceğimizi düşünmeye başladım.

Evet, onların bazen çıplak insan sesleri, bazen müzik aletleri, bazen de her ikisini kullanarak kentin cadde ve sokaklarında, vapur, metro ve trenlerinde, kısacası kamusal alanlarda müzik yapmaları güzel bir şeydi ve bu durum şimdiye kadar beni hiç rahatsız etmemişti.

Ama rahatsız olanlar da olabilirdi. Örneğin hastalar, uyuyan çocuklar ya da aynı bıktırıcı ezgiyi, yüksek volümlü müziği saatlerce dinlemek zorunda kalanlar bundan rahatsız olabilirlerdi.

Örneğin, mahalle aralarında yapılan düğünlerde gecenin geç saatlerine kadar yüksek sesle müzik yapılması nedeniyle ben de zaman zaman şikayetçi oluyordum. Bu bakış açısıyla, başkalarının başka nedenlerle şikayetçi olmalarını da doğal karşılıyorum.

O nedenle, Kıbrıs Şehitleri Caddesi ile yakınındaki diğer sokaklarda, kaldırımlarda, yürüyüş alanlarında, bu kamusal alanların yönetiminden görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin, hepimizin bilip tanıdığı İzmir Müzisyenler Derneği ve Sokak Sanatçıları Derneği gibi gönüllü örgüt ve sanatçılarla bir araya gelerek bu konuları tartışabileceklerini, ortak çözümler bulabileceklerini düşünmeye başladım.

Bu fikrimi de, geçtiğimiz günlerde Alsancak’taki “Kahveler sokağı“nda rast geldiğim Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü görevlisi tiyatro sanatçısı sevgili Orçun Masatçı ile paylaştım.

Buradan da, İzmir Müzisyenler Derneği‘nden sevgili Oktay Çaparoğlu ile Sokak Sanatçıları Derneği‘nden sevgili Kubilay Mutlu‘ya seslenip bu düşüncemi onlarla da paylaşmak istiyorum…

Melih Erşahin 02
Fotoğraf: Melih Erşahin

Bu düşüncenin bir ilk adımı olarak da, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin kültür ve sanatla ilgili görevlilerinin; ayrıca, her iki belediyenin kent konseyinde çalışan arkadaşlarımızın düzenleyeceği atölye ya da çalıştay şeklinde düzenleyeceği bir toplantı ile bu sorunu hep birlikte, işbirliği ve dayanışma içinde nasıl çözebileceğimizi tartışmaya başlayalım derim…

Çünkü kamusal mekanları kullanmaları nedeniyle ‘yaya’ olan ve bu nedenle de 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘ndeki haklarla ‘Kent Hakkı‘ndan kaynaklanan haklara sahip olan sokak müzisyenlerine sahip çıkmak, onların kamusal mekanlardaki varlığı korumak biz kentlilere düşen bir görevdir diye düşünüyorum.

Çünkü, kentlerin, asıl olarak yayalara ait olduğunu biliyorum!