“El parası ile gerdeğe girmek”…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın başlığını oluşturan halk deyişinin, asıl olarak argoya giren başka bir söylenişi olmakla birlikte; ben de, CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun 25 Temmuz 2011 tarihinde verdiği demeçte kullandığı şekliyle; yani, “el parası ile gerdeğe girmek” şeklinde kullanmayı tercih ediyorum. Tabii ki bu tercihi yaparken saygıyla andığım sevgili hocam Prof. Dr. Kurthan Fişek‘in 10 Şubat 1998’de Hürriyet gazetesindeki bir yazısına “El guguşuyla gerdeğe, el silahıyla savaşa girmek” şeklinde başlık attığını da unutmadan…

Tabii ki, halk deyişlerinin altındaki gerçek anlamı kavramakta zorluk çekenlerin ve onların destekçisi “ucuz tüccar” zihniyetli bazı üniversite öğretmenlerinin, bir zamanlar yine bir yazı başlığı olarak kullandığım “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişini, akıllarının bir köşesini devamlı işgal eden ve kendileri açısından iştah açan bereketli bir konu olarak gördükleri Müslüman-Hıristiyan-Yahudi karşıtlığına getirerek beni “ırkçı” olmakla itham ettiklerini, halk ağzında sıklıkla kullanılan bilindik-tanındık geleneksel halk deyişlerini halktan uzak ve kendilerinden emin tavırlarıyla “yanlış metafor” olarak ilan edip bizlere pabuç bırakmayacağını ilan etmelerine rağmen şimdilerde esamesi okunmayan bu çokbilmişlerin beni bu kez de terbiyesizlik ya da cinsiyetçilikle suçlayacaklarını tahmin ederek…

Bugünkü yazımda başkasının parası ile, daha doğrusu halkın; yani kamunun parasını kullanarak sanki kendisi, kendi parasıyla iş yapıyormuş gibi davranıp halkı kandırmaya kalkanları ve bunun en yakın bir örneği olarak TARKEM‘i, 35 Milyon liralık sermayesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Egeşehir Planlama A.Ş.‘nin % 30, Konak Belediyesi şirketi İzbel Ltd. Şti.‘nin de % 0,25 oranında ortak olduğu Tarihi Kemeraltı Yatırım İnşaat Anonim Şirketi‘ni gündeme getireceğim.

Göreve geldiği 16 Ağustos 2023 tarihinden bu yana bir yıl bile geçmediği halde yeni İzmir valisi Süleyman Elban‘ın bile, “bizden aldıkları parayla yaptıkları işleri kendi işleri olarak anlatıyorlar ” dediği TARKEM‘i, kuruluşunun 12. yılında masanın üstüne yatırıp kuruluşundan bu yana geçen uzun süre içinde bu gayrimenkul yatırım şirketinin bugüne kadar neler yaptığını, neleri vaat edip de yerine getiremediğini ve şimdi ne vaziyette olduğunu, niye sermayesini arttırmayıp belediye ve valilikten; yani, kamu kaynaklarından aldığı paraları kullandığını, -kendi İnternet sayfasında yazılı olan bilgilere göre- binlerce yapının bulunduğu Kemeraltı ve Basmane‘de – nokta atışla- bugüne kadar sadece ve sadece yedi yapıyı restore eden bu şirketin başarısızlığının altındaki nedenleri, neden her yıl düzenli olarak zarar ettiğini, başlangıçtaki Borsa‘ya kote olma hedefinden neden vazgeçip cılız bir gayrimenkul yatırım fonu kurmakla yetindiğini, 2023 yılı başında yönetim kurulu başkanı olarak konuşan Tunç Soyer‘in ağzından 1 Milyar Dolar toplanacağı söylenen satış kampanyası sonucunda bugüne kadar neden sadece ve sadece 44 Milyon lira topladığını araştırmaya çalışacağız.

Konak ilçesindeki nüfusun, yerleşimin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük riskler yaratacak şekilde düzenli olarak azalıp yaşlanması sorununu, 56 yıla yaklaşan kendi eğitim, deneyim ve birikimim çerçevesinde ele alıp değerlendirerek çözümler önerdiğim geçen haftaki yazım üzerine, Konak Belediyesi cephesinden ve geçtiğimiz yıllarda TARKEM‘in “soylulaştırma” amaçlı UNESCO çalışmaları başta olmak üzere birçok konuda anlaşıp birlikte mücadele ettiğimiz arkadaş ve tanıdıklarımdan “bu konuyu iyi ki ele alıp dile getirdin” şeklinde tek bir tepki, ilgi, teşekkür ya da “gel bu konuyu birlikte araştırıp ortaya koyduklarına şu konuları da ekleyip zenginleştirelim” şeklinde bir katkı ya da yardım çağrısı almazken; yakın zaman önce tanıştığım ve gelecekte iyi bir meclis üyesi olacağına inandığım Konak Belediye Meclisi üyesi ve Gültepe‘deki kentsel dönüşümün takipçisi sevgili Cem Eren‘den gelen sorularla akademisyen arkadaşlarımdan gelen övgüler beni fazlasıyla memnun etti ve böylelikle hem yazıya eklemeyi unuttuğum bir tabloyu ekledim hem de bana sorulan soru ya da iletilen değerlendirmelerle eksikliklerimin farkına daha iyi vardım.

Ama beni asıl eğlendiren şey ise, -aynen bekleyip tahmin ettiğim gibi- TARKEM genel müdürü ve yakın zamanların “Urla seçimlerinin yorgun aday adayı” Sergenç İneler‘in, üyesi olmadığım bir WhatsApp grubuyla Kent Stratejileri Merkezi‘nin resmi sayfasında yorum olarak yazdığı şu mesajdı:

“Dünyadaki kent merkezlerinin değişim ve “gelişimi”ni yazmadan sadece çok nüfus azalıyor yaşlanıyor demek, İzmir’in gerek uzak gerek yakın tarihine atıfta bulunmadan sadece son 25 yılına bakıp bazı açıklamalarda bulunmak; bu kadim kente ve merkezine dair büyük bir talihsizlik olmuş…“

Bu mesaj ODTÜ’de lisans ve yüksek lisans düzeyinde felsefe eğitimi alıp; bu arada, 2018 yılında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı‘nda “Problems of Surveillance in the Realm of 21st Century’s Information Technologies“; yani, Türkçesi ile “21. Yüzyıl Bilgi Teknolojileri Alanında Gözetleme Problemleri” başlıklı bir yüksek lisans tezi yazan, sonrasında da emperyalizmin yoksul ülkeleri daha da yoksul hale getiren Avrupa Konseyi ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarında ve sonrasında eşinin ailesine ait tütün şirketinde çalışan; ayrıca, benim söz etmem üzerine haberdar olduğu sevgili hocam Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray‘ın “İzmir’in gerek uzak, gerek yakın tarihine atıfta” bulunan 1972 tarihli “Örgütleşemeyen Kent İzmir” isimli kitabı benden alan (henüz okuyup okumadığını ne yazık ki, bilmiyorum!) birinin dünyadaki kent merkezlerindeki değişim ve gelişimden bahsederek lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim alıp uzun yıllardır bu konularda çalışan, Nermin Abadan Unat, Ruşen Keleş, Ahmet Taner Kışlalı, Cevat Geray, Fehmi Yavuz, Mümtaz Soysal ve Muammer Aksoy gibi değerli bilim insanlarının tedrisinden geçip yurt içindeki ve dışındaki kentlerle yerel yönetimleri birbiri ile mukayese edip analiz eden “Karşılaştırmalı Yerel Yönetimler” dersini almış, 2000 yılından bu yana Aliağa, Torbalı ve Kemalpaşa gibi sanayi kentleri başta olmak üzere birçok ticaret odası ve şirketin stratejik planını, yabancı ülkelerdeki eşdeğerleriyle mukayese ederek hazırlamış, İzmir Ulaşım Ana Planı 2030 çalışmalarına katkı vermiş birini, İzmir‘in uzak ve yakın tarihine atıfta bulunmamakla itham etmesi hem böylesine bir bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığını, hem de İzmir adına elini cebine atmak yerine “yönetişim” bahanesiyle kamu kaynaklarını tırtıklamayı seven TARKEM ortaklarının kendisine ödedikleri maaşın hakkını fazlasıyla verip kendisinden bekleneni “fevkȃladenin fevkinde” yerine getirdiğini gördüğüm için, bu mesajın ciddiye alınacak bir yanı olmadığını düşünüyorum. Ama diğer yandan da, kendisinden bugüne kadar bahsettiği konularla ilgili olarak yazdığı bir kitap, makale ya da bildirinin yayınlandığı adresi bana iletmesini ya da yaptığı bir araştırmayı benim yazdığıma benzer bir şekilde anlatmasını rica ediyor, benim yazım üzerine yazdığı mesajın karşılığı olarak kendi ağacının meyvesini görüp yemek istiyorum.

Çünkü TARKEM‘in ve kendisinin oradaki varlık nedeni, nüfus azalışı ile birlikte evleri tek tek boşalan, işyerleri iflas edip kapatılan ya da yıkılan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin çöküşüne ve bu çöküşten “soylulaştırma” adıyla yeniden bir doğuşun gerçekleşeceğini söyleyen o meşhur yalan hikayeye dayanıyor. Nüfus azalsın, evler boşalsın, binalar yıkılsın ki; TARKEM‘in ve ortaklarının oraları ucuza kapatıp “cazibe merkezi” adı altında alıp işletmesinin gerekçesi ortaya çıksın! Aynen ağını gerip kurbanını bekleyen örümcek ya da akbabalar misali…

TARKEM ekibinin ziyareti, 7 Mayıs 2024
TARKEM ziyareti ve toplantısı, 27 Haziran 2024.

Seçim kampanyası döneminde anlayışla karşılanan ziyaretler dışında son dönemlere Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişki ve işbirliğinin artarak devam ettiğini ilgiyle izliyoruz. Tunç Soyer döneminde TARKEM‘e uzaktan tedbirli; hatta eleştirel bakan Konak Belediyesi eski başkanı Abdül Batur‘un zaman içinde TARKEM‘e yakınlaştığını, Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun ise TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi sekreteri olduğu dönemdeki eleştirel; hatta muhalif tutumunu dikkate aldığımızda, Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişkilerin TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası ve Konak Belediyesi eski başkanı, TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyesi Muzaffer Tunçağ‘ın aracılığında giderek yoğunlaşıp işbirliği düzeyine yükselmesi de, önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız ilginç olaylarla değişim ve dönüşümlerin habercisi gibi gözüküyor.

TARKEM‘in İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi ile ilişkileri, geçtiğimiz dönemde Uğur Yüce ve Sıtkı Şükürer gibi, şimdilerde pek de geçerli, itibarlı ve popüler olmayan eski kent simsarlarıyla ya da Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İzgi‘nin “Kemeraltı Koordinatörlüğü” düzeyinde yürütülürken, bu yeni dönemde cepheye belediye yönetimlerine gelen yeni TMMOB ekiplerine daha yakın olduğu düşünülüp, aynı dili konuşan ve kendisi de eski bir Konak belediye başkanı olan ve şu an itibariyle TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyeliği ile taltif edilen TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası‘nın eski genel başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sürüldüğü anlaşılıyor. Aynen satrançtaki Şah‘ın yer yer ve zaman zaman oynayana göre değişik kimliklere girmesi gibi… O nedenle, Ferhan Şensoy‘un da söylediği gibi gerektiğinde “Şahları da vururlar!“

Bu çerçevede eski günlerde TARKEM‘in yapılanması ve uyguladığı “soylulaştırma” çalışmalarına karşı çıktığını bildiğim yeni belediye başkanları ile TARKEM yönetimi, TMMOB eski oda başkanları marifetiyle sık sık bir araya gelerek kamuoyuna birlikte çalışıyoruz izlenimi vermeye çalışıyorlar… Özellikle de Konak Belediyesi yeni ekibindekilerin geçmişi ve bugünü itibariyle, son günlerde Tunç Soyer zamanında ne yaptıysa onu yok edip aksini yapmaya özen gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni başkanı Cemil Tugay‘dan çok Tunç Soyer‘e yakın olduğu, onunla birlikte bir zamanlar kader birliği yaptığı, onun ekibinde yer aldığı dikkate alındığında… Özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki görevlerinden alınan ya da Tunç Soyer‘in gidişiyle boşta kalan, bir zamanlar “Basmane, Pazaryeri Cittaslow Metropol Mahallesi” gibi şablon bir projeyi Tunç Soyer adına uygulamaya çalışan Cittaslow Türkiye Teknik Koordinatörü Kamuran Bülent Köstem ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulunda Hüseyin Egeli ile birlikte çalışırken Konak Belediyesi‘ne transfer olan BAL‘lı Ersan Odaman gibi isimlere bu kez de Konak Belediyesi ve şirketlerinde koltuk ve makam verildiği bugünlerde… Belki de hem bu tür isimlerin, hem de TARKEM ekibinin Cemil Tugay‘dan görmediği ilginin Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan beklendiği bir çaresizlik hali içinde… Adeta her iki belediye başkanın gelecek günlerde -hiç de istemediğimiz- karşı karşıya gelme halinin tohumlarını atarcasına…

Bu ziyaret ve görüşmelerin yapıldığı, karşılıklı olarak işbirliği demeçlerinin verildiği ilginç ve tuhaf süreci izlerken bir yandan da bir zamanlar TARKEM gibi bir gayrimenkul yatırım şirketine, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın hukuksuz bir hamlesiyle UNESCO sorumluluğunun verilmesi üzerine, bu işlemin iptali amacıyla TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından İzmir Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi‘nde açılıp dava süreci içinde dayanağımız olan yönetmeliğin değiştirilmesi nedeniyle Danıştay‘a yapacağımız temyiz yolunun kapatılması suretiyle aleyhimizde verilen 24 Mayıs 2022 tarih, E. 2021/3834, K. 2022/1505 sayılı kararı düşünmeden edemiyorum. Çünkü bu dava açıldıktan sonra benim bu davanın toplumsallaşmasını sağlamak amacıyla yaptırım öneri üzerine davaya müdahil olan avukat Senih Özay, Yasemin Sağlam, Yüksel Keleş, İlyas Yaman, Barış Aykul ve Alper Yağlıdere gibi 21 arkadaşıma nasıl bir açıklama yapılacağını merak ettiğim, onların bana sordukları “neler oluyor?” ya da “bu ne anlama geliyor?” gibi sorularına cevap veremediğim bir ortamda…

Çünkü benim ve bu davaya müdahil olan arkadaşlarımın durduğu yer onca yıldır belli olup değişmezken yıllar önce birlikte Kordon Dolgu Yolu, TARKEM, Kültürpark, İZFAŞ binasının Tınaztepe Ünivesitesi’ne Verilmemesi, İzmir Elektrik Fabrikası, Körfez Geçiş Projesi ve İnciraltı gibi konularda birlikte mücadele verdiğimizi; yani, kentin yağmalanıp yeniden paylaşılmasına ve soylulaştırılmasına karşı aynı cephede yer aldığımızı sandığım bazı arkadaşlarım şimdi birer “siyasetçi“, “danışman” ve “müdür“ olarak, çok istedikleri Mezarlıkbaşı Katlı Oto Parkı‘nın yıkımını durduran TARKEM‘in yanında, onunla birlikte çalışacaklarını söylüyorlardı…

“Tarihi binalarımız yeniden hayat buluyor.🥰TARKEM ile imzaladığımız protokol kapsamında Kemeraltı’ndaki iki tescilli binayı Konak’a kazandırmak için yapılan ve İzmir Valiliğimizin de destek verdiği restorasyon çalışmalarını TARKEM Genel Müdürü Sergenç İneler ile yerinde inceledik. Çalışmaların sonunda binaların el sanatları ve zanaat atölyeleri ile yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren Sosyal Kuluçka Merkezi olarak işlevlendirilecek olmasından büyük heyecan duyuyoruz.“

TARKEM: Yere düşmüş tabela – “Bu bina yıkılacak derecede TEHLİKELİDİR. Yaklaşmamanız önemle rica olunur. KONAK BELEDİYESİ“, Fotoğraf: Eddie Girdner.

Evet, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi; 2012 yılında kurulan TARKEM,

1) 2012 yılında kurulan TARKEM, faaliyette bulunduğu 12 yılın sonunda İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde cazibe merkezi yaratma hedefine ulaşamamış, adeta “fare küsmüş, dağın haberi olmamış” misali bu bölgeler itibariyle etkin, belirleyici ve sorun çözücü bir rolü oynayamamıştır. Bu hazin durum ise, 2011-2012 döneminde TARKEM‘in varlık nedeni olan İzmir Tarih Projesi raporunu hazırlayan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin, 2012 öncesinde belediyelerle meslek odalarının ve üniversitelerin çalışmalarını yetersiz ve etkisiz bulup yerine çare olarak sunduğu TARKEM‘in de aynı başarısızlığı tekrarlayarak proje müellifini yalanlayan bir sonucun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

2) Başlangıçtaki 2 Milyon 320 Bin liralık sermayesini, 1 Ocak 2019 tarihinde 25 Milyon, 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon, 12 Ocak 2024 tarihinde de 50 Milyon liraya çıkarmakla birlikte; sermaye dağılımındaki İzmir Büyükşehir Belediyesi payının % 0,87’den % 30’a çıkması ve bu artışın gelecekte İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce sağlanacak müstakbel sermaye payı katkılarıyla % 51’e ulaşması durumunda şirketin Sayıştay denetimine girmesi ihtimali nedeniyle, 2022 sonrasında sermaye artırımına gitmeden sermaye ile ilişkilendirilmeyen belediye ve valilik hibeleriyle iş yapılmaya çalışılmıştır.

3) TARKEM‘in asıl hedefi kuruluşundan bu yana İstanbul Borsası‘na kayıtlı şirketler arasına girmek olmakla birlikte; 2023 yılında bunun becerilemeyeceği anlaşılınca “1 Milyar dolar toplayacağız” yalanıyla oluşturulan ve 2014 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde AKP‘den İzmir adayı olan Binali Yıldırım‘ın danışmanlarına ait Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu, Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (KAP)‘nun 29 Haziran 2024 tarihli verilerine göre toplam 46 milyon 423 bin 735 lira toplanabilmiş ve bunun da büyük bir kısmı “faaliyet geliri” adı altında harcanmıştır.

4) 2012 yılında 2.320.000.- TL sermaye ile kurulup sermayeyi son kez 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon liraya çıkartan 12 yıllık TARKEM, yayınlanmış bilançolarına göre (2013: 459.976,65 TL., 2014: 576.218,71 TL., 2015: 818.583,38 TL., 2016: 660.149,34 TL., 2017: 355.381,61 TL., 2018: 652.046,49 TL., 2019: 1.073.707,59 TL., 2020: 1.210.103,07 TL., 2021: 1.248.646,58 TL., 2022: 2.860.529,69 TL.) devamlı olarak zarar eden bir şirkettir.

5) TARKEM, 15 Temmuz Darbe Girişimi‘nden sonra, Fethullah Gülen Cemaati‘ne finans sağlayan ve daha sonra etkin pişmanlıktan yararlanan Orkide markasıyla tanınan Küçükbay Holding‘in sahibi Ahmet Küçükbay‘ın % 0,86 oranındaki hissesi nedeniyle, 1 Eylül 2016- 10 Ağustos 2021 tarihleri arasında, 12 yıllık faaliyet süresinin 4 yıl 11 ay 9 gününü kayyum yönetimi altında; dolayısıyla İzmir Valiliği‘nin denetim ve gözetimi altında geçirerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden çok AKP iktidarına yakın durmuş; nitekim kayyum yönetimi altındayken şirketteki AKP ağırlığını ve etkisini arttıracak şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Valiliği ve AKP iktidarının destekçisi İzmir Ticaret Odası, EBSO, Ege İhracatçı Birlikleri, İMEAK Deniz Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası gibi kurumlar ortak yapılarak AKP iktidarınca esir alınmış ve kayyum yönetimi olgusunu, kamuoyundan; özellikle de -tanık olduğum şekilde- bazı kamu yöneticilerinden titizlikle saklayıp gizlemiş bir şirkettir. Şirketin yönetim kurulu başkanlığını CHP‘li büyükşehir belediye başkanları yapıyor olsa da, AKP iktidarının şirketteki etkisi halen devam etmektedir.

6) AKP iktidarının, insanlığın ortak mirası olan kültürel değerlerin korunup sahiplendirilmesi işlerinin UNESCO boyutunda yönetilmesi işini kamudan alıp özel şirkete vermek, kısacası bu işi de özelleştirmek amacıyla, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki kültürel mirasın yönetimi Türkiye’de ilk kez bir gayrimenkul yatırım şirketine; yani, TARKEM‘e verilmiş olmasına karşın bu işin gerçekleştirildiği tarihten bu yana bu konuda elle tutulur bir başarı elde edilememiş; aksine, alan yönetimi sınırları içindeki birçok kültür mirasının zarar görmesinin ya da yok olmasının önüne geçilememiştir.

Kaynak: Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (2)

Evet, bütün bu tespitler çerçevesinde ve “son söz” niyetine;

Geçen haftaki yazımda dile getirdiğim gibi, TARKEM‘in görev alanı olarak belirlenen Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleriyle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki arkeolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel mirası koruyup kollamada yetersiz kalıp başarısız olan TARKEM, uzun adıyla Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi, hem benim bilip yazdığım nedenler, hem de “ticari sır” kisvesi altında bizden gizlenip saklanan doğru bilgiler çerçevesinde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri tarafından yeniden ele alınıp değerlendirilmeli, bu değerlendirme sırasında belediyelerin şirketteki payları ve rolleri yeniden tartışılıp belirlenmeli, özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yönetim kurulunda sahip olduğu % 30 oranındaki paya eşdeğer sayıdaki temsilci ile yer alması sağlanmalı, böylesine başarısız bir soylulaştırma şirketi ile yola devam edilmeyip tüm sorumluluğun İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin işbirliği içinde kamu otoritesi tarafından yerine getirilmesi sağlanmalı, İzmir tarihi kent merkezinin kültürel mirasına yatırım yapılacak gayrimenkul gözüyle bakan bir gayrimenkul yatırım şirketi eliyle yönetilmesi; yani özelleştirilmesi girişimleri engellenerek Binali Yıldırım‘ın adamlarıyla AKP iktidarının dümen suyundan gidilmesi politikalarından vaz geçilmeli, dava süreci içinde gerçekleştirilen yönetmelik değişikliği ile yolu tıkanan hukuki sürece, halkın oyuyla belediye yönetimine gelmiş olan soylulaştırma karşıtı TMMOB meslek odaları ekibi eliyle hayat öpücüğü verilmeden ve geçmişte dile getirilip hayata geçirilen mücadeleler ışığında, bizim bilip hatırladığımız “eski günlerin hatırına” yeniden şekil verilmeli, bir iki tarihi yapıyı kamu kaynakları ile birlikte yapmak yerine Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki soylulaştırma çalışmalarına son bir noktanın konulması sağlanmalıdır.

(1) https://www.memleket.com.tr/el-parasiyla-geredege-girdik-107597h.htm

(2) https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1265296 ve https://www.kap.org.tr/tr/fon-finansal-bilgileri/rg6-re-pie-portfoy-yonetimi-a-s-izmir-tarihi-kemeralti-gayrimenkul-yatirim-fonu v

Bu bir ihbar yazısıdır….

Ali Rıza Avcan

Evet, bu bir ihbar yazısıdır.

Hem de 2024 yılının ilk gününde içim sızlayarak yazdığım bir ihbar yazısı, bir feryat, bir isyan yazısıdır…

Ama alışıldığı üzere cumhuriyet savcılarına, CİMER‘e, HİM‘e ya da kendilerine devlet diyen kamu otoritelerine değil; tarihi ve kültürel değerlerin korunup sahiplenilmesine önem veren kamuoyuna, insanlığa ve 30 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde oy kullanacak seçmenlere, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Konak Belediye Başkanlığı için oy kullanacak seçmenlere yönelik bir ihbar yazısıdır.

Büyük Kardıçalı Han…

1928 yılında yapılan ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin tüm özelliklerini yansıtan İzmir‘in ilk, ülkemizin ikinci betonarme karkas yapısıdır. Birincisi ise İstanbul‘da 1923’de inşa edilmiş olan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü binasıdır.

Büyük Kardıçalı Han…

İzmir‘i, İzmir yapan, İzmir‘in mimari kimliğini belirleyen, her daim gözümüzün önündeki en önemli tarihi yapılardan biridir. Hemen önünde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin temel öğelerini öne çıkaran Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin önemli temsilcisi Mimar Kemalettin Bey‘in heykeli bulunmaktadır.

Bina, batıda 2. Kordon olarak bildiğimiz Cumhuriyet Bulvarı, kuzeyde Mimar Kemalettin Caddesi, doğuda ise Şehit Fethi Bey Caddesi ile çevrelenen ve tapunun Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi 77 pafta, 951 ada, 2 parselindeki 1.718 metrekarelik bir arsa üzerinde bulunmaktadır. 2024 yılı itibariyle 96 yaşına giren bu muhteşem bina, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgulama Uygulaması verilerine göre 119, İzmir Büyükşehir Belediyesi Üç Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre kat mülkiyetinin geçerli olduğu 132 bağımsız bölümden oluşmaktadır.

Büyük Kardiçalı Han Kuzey cephe kesiti.
Büyük Kardiçalı Han planı.

1. derece kültürel varlık olarak koruma altına alınan yapı, tescil fişindeki bilgilere göre zemin + iki katlı, iç avlusu olan bir yapıdır. Şehit Fethi Bey Caddesi‘nden 15, 17 (han girişi) ve 19, Mimar Kemalettin Caddesi‘nden 16-A, 16, 14, 10, 8, 6 ve 4, Cumhuriyet Bulvarı‘ndan 56, 54 (han girişi), 52, 50, 48 ve 48/A kapı numaralarını almıştır.

1927-1928 yıllarında yapılan yapının sahibi, Yunanistan‘ın Batı Teselya bölgesindeki Kardiçe (Καρδίτσα Karditsa) kentinden önce Manisa, Akhisar‘a, daha sonra İzmir‘e gelip yerleşen tütün tüccarı Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958)’dir. Hakkındaki bazı iddialar, İbrahim Kardıçalı‘nın Sabetay Sevi‘yi Mesih olarak tanıyıp din değiştirenlerin Karakaş kolu ile ilişkili olduğu ile ilgilidir. Tütün ticaretiyle kısa zamanda zenginleşen Kardıçalı İbrahim Bey‘in bu binayı, abartılı bir söylemle demiri Almanya‘dan, çimentoyu Romanya‘dan, keresteyi de İtalya‘dan getirmek suretiyle apartman olarak yaptırdığı söylenmekle birlikte Cumhuriyet‘in ilk yıllarında demir, çimento ve kereste gibi inşaat malzemelerini üretemeyen bir ülke ve kentte, bu malzemelerin ülke dışından getirilmesi kadar normal bir şey olmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Bu muhteşem yapıyı yapan mimarın ismi, çoğu araştırma, makale ve doktora tezinde herhangi bir kaynak gösterilmeksizin Mehmet Fesci olarak gösterilirken, İzmir Kent Ansiklopedisi‘nin mimarlıkla ilgili 2. cildindeki “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi” başlıklı bölümünü kaleme alan Doç. Dr. İnci Uzun ise ortalama bir yol izleyerek ve yine hiçbir kaynak göstermeden yapının o dönemde yapılan İzmir Ticaret Odası (1927) ve “Elhamra İdaresinde Milli Kütüphane Sineması” inşaatlarında birlikte çalışan mühendisler Fesçizade İbrahim Galip (İbrahim Galip Fesçi) ile Mehmet Galip (Galip Sinap) tarafından inşa edilmiş olabileceğini ifade etmektedir. (1) 2005 tarihli İzmir Mimarlık Rehberi‘ni hazırlayan Deniz Güner yapının mimarının Mehmet Fesçi olduğunu söylerken, Şeref Etker Büyük Kardiçalı Han‘a ait betonarme projesinin, Paris‘teki École Nationale des Ponts et Chaussées (Ulusal Köprüler ve Yollar Okulu)’den mezun olduktan sonra 1919-1922 yılları arasında Mühendis Mekteb-i Alîsi ile Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde betonarme muallimliği yapan Muallim Mühendis Mehmet Galip Bey (Sinap) (1888-1962)’e ait olduğunu söylemektedir. (2, 3) Diğer yandan da Büyük Kardiçalı Hanı‘nın kuzey-batı köşesindeki kubbe rüzgarlığında bulunan çini kitabede ise “1927, İbrahim Mustafa” ismi bulunmaktadır.

Kardıçalı İbrahim, Tütün Tüccarı ilanı, Ticari ve İktisadi İzmir Rehberi 1926 – s.53.
Kardıçalı İbrahim Bey’in, 1936 Eylül ayından sonra Kültür Koleji olarak kullanılan Kemeraltı, Numanzade (847) Sokak’taki konağı.
Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958).

Büyük Kardiçalı Han‘ın en büyük paya sahip mülk sahiplerinin ise, Yeni Asır gazetesinin 22 Aralık 2023 tarihli nüshasında yayınlanan “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberle, ülkemizin ve kentimizin tanınmış sermayedarlarından ve Migros‘un sahibi Tuncay Özilhan‘ın eşi ve İbrahim Kardıçalı‘nın torunu olan Emine Özilhan ile Macit Erzel ve Cemal Çiftçiler olduğunu öğreniyoruz.

Bina ile ilgili ilginç bir bilgi, “Taçsız Kral” adıyla ünlenen futbolcu Metin Oktay‘ın, 12 Mayıs 1965 tarihinde hanın sahibi İbrahim Kardıçalı‘nın kızı Servet Kardıçalı ile aileye haber vermeden ikinci evliliğini yapması nedeniyle, benim de bir kez gittiğim bu hanın altındaki “Gol Pub” isimli birahaneyi işletmesidir.

Büyük Kardıçalı Han‘la ilgili diğer ilginç bir tesadüf de, “Büyük Kardiçalı Han Pasajı” isminin geçtiği bir tabelaya ünlü Fransız çizgi roman yazarı Pierre Christin‘in yarattığı ve ünlü Fransız illüstratörü Andre Juillard‘ın çizdiği 2020 tarihli Lena’s Odyssey isimli çizgi roman albümünde karşılaşmamız oldu…

“Binasının üzerindeki bakır tabelaya göre Adnan Beyamoğlu ithalatçı-ihracatçıydı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama, önemli değildi.“

Asansörü olmakla birlikte uzun yıllardır kullanılmayan bu binanın sahibi olarak, şu an itibariyle 20 hissedarı bulunmaktadır. Bina 2019 yılında geçirdiği yangından sonra 2003 yılında ciddi bir tadilat geçirmiş; ancak, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonucunda ağır bir hasar almıştır. Nitekim bu durum, Prof. Dr. Eti Akyüz Levi ile Dr. Umut Devrim Tunca‘nın birlikte kaleme aldıkları 2023 tarihli “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede “Kardiçalı Han’da düşey taşıyıcılarda ciddi kesme hasarları saptanmıştır” şeklinde ifade edilmektedir. (4)

“İmar sahasında Banka Osmani. Kardıçalı İbrahim Bey inşaatı“.
Büyük Kardıçalı Han inşaatı devam ediyor…
Faytonların gezindiği bir İzmir coğrafyasında inşaatı bitmiş Büyük Kardıçalı Han…
Faytonların at arabalarıyla birlikte 2. Kordon’a çıkabildiği zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…

Bunun üzerine hanın mülk sahipleri özel bir firmaya deprem performans analiz raporu düzenletirler ve bu raporu Konak Belediyesi‘ne sunarlar. Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) ise bu raporu, taşınmazın tescilli olması nedeniyle görüşünü almak üzere İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü‘ne iletir. Hazırlanan raporda çatı alın duvarında öteleme olması ve her an kendiliğinden yıkılabileceğinden hanın ışıklandırmasının bulunduğu koridorun kapatılarak kullanılmaması gerektiği belirtilir.

Yakın zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…
Büyük Kardıçalı Han.
Büyük Kardıçalı Han merdivenleri.
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…

Koruma Kurulu ise ivedi olarak yapısal güçlendirme yöntemlerini önerecek bir statik raporla birlikte taşıyıcı sistem sorunlarının giderilmesiyle ilgili bir sanat tarihi raporunun; ayrıca, yapı rölöve ve restitüsyon etüdüyle restorasyon projesinin hazırlanması gerektiği şeklinde bir karar alarak, bu süreçte can ve mal güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli önlemlerin ilgili kurumlarca alınması gerektiğini belirterek yapının mühürlenerek kullanımına kapatılmasının yasa kapsamında sakıncalı olmadığını belirtir. Kararda, konunun imar mevzuatı açısından Konak Belediyesi tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin de altı çizilir.

Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün 4 Mayıs 2023 tarihinde gönderdiği yazıda, tüm mülkiyet sahipleriyle kiracıların bilgilendirilerek, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 39. maddesi gereği, handaki eşya ve insanların 30 gün içerisinde tahliye edilmesi istenip; tescilli taşınmaza inşaat anlamında müdahalede bulunulmadan taşınmaz ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlayacak emniyet tedbirlerinin mülkiyet sahipleri tarafından alınmasının talep edilmesi üzerine handaki kiracılar, bu kararın yasal olmadığını savunup, İzmir İdare Mahkemesi‘nde ‘yürütmeyi durdurma‘ talebiyle dava açarlar.

Böylelikle bu tarihi tescilli binayı yıkmaktan çok onu restore ederek kurtarmakla görevli olan belediye yöneticilerine de, -her zaman yaptıkları gibi- “biz mevzuatın bizden istediğini yerine getirerek görevimizi yaptık. Şimdi mahkemeden karar alınmasını bekliyoruz” diyerek hem işi yokuşa sürmenin, hem de yağmacılara yol açmanın bahanesi de çıkmış oldu…

Bina cephesindeki tehlikeli radyal çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki düşey çatlaklar…
Binanın Cumhuriyet Bulvarı (2. Kordon) cephesindeki balkon konsollarının ve zeminlerinin yıpranmış içler acısı hali…

Bu gelişmeler İzmir‘deki yerel gazeteler ve ajanslar tarafından gündeme taşınmakla birlikte (5) tahliye edilen yapı içinde ve çevresinde gerekli önlemler alınmadığı için bir süre sonra yapının yağmalanmaya başladığı ile ilgili haberleri okumaya başladık. Önce 24 Ekim ve 1 Kasım 2023 tarihlerinde Egepostası gazetesi, “Hırsızlar Asırlık hanı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!” ve “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı“, ardından 21 Kasım 2023 tarihinde İlkses gazetesi “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!“, en sonunda da 22 Aralık 2023 tarihinde Yeni Asır gazetesi “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberleri gündeme getirerek bu değerli yapıdaki hırsızlık, soygun ve talanı fotoğraflayıp bu konuda görevli, sorumlu ve yetkili olan kamu görevlilerinin dikkatini çekmeye çalışırlar. (6, 7, 8,9)

Yaklaşmak can ve mal güvenliği açısından tehlikeli ama binanın yanından geçmek ne ölçüde tehlikeli?
Bine girişlerini saç tabakalarla örtüp gitmek ne ölçüde etkili?
Yağmacılar, yerleştirilen saç tabakaları kesip binaya girerlerse, ne olur?

Bu resmi yazışma ve gazete haberlerinden anlaşıldığı kadarıyla, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu değerli yapının restorasyonu için gerekli olan raporların hazırlanmasını ve bu raporların hazırlandığı süreçte binada herhangi bir inşaat faaliyetinin yapılmaması koşuluyla binanın içinde ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla -“ilgili kurumlarca” ifadesiyle Konak Belediyesi‘ni işaret ederek- önlem alınmasını istediği halde Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün binayı İmar Kanunu‘nun 39. maddesinde tanımı yapılan “yıkılacak derecede tehlikeli yapılar” sınıfına sokarak binayı tahliye ettirdikten sonra bina girişlerini saç levhalarla kapatarak; ama bina çevresinde alınması gereken can ve mal güvenliği ile ilgili önlemleri mal sahiplerine bırakarak görevini yapmadığı ya da savsakladığı görülmektedir. Zira bina sahiplerinin bina çevresi olarak tanımlanan; ancak, Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan bu bulvar, cadde, kaldırım ve yaya alanlarında mal ve can güvenliğini, bu iki belediyeye rağmen nasıl sağlayacağı konusunun anlamsızlığı bir yanda dururken, bina girişlerini saç levhalarla kapatıp gittikten sonra o saç levhaların eğrilip bükülerek, kesilerek ya da yok edilerek başlatılan yağma süreçlerinde bu yöntemin can ve mal güvenliğini sağlama açısından yeterli bir önlem olmadığı ne yazık ki anlaşılmamış ya da anlaşılmakla birlikte bu konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan hiçbir belediye yetkilisinin kılı bile kıpırdamamıştır.

Kısacası, başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere hiçbir belediye yetkilisi görevini yapmamış, o binanın önünden gelip geçen başta İzmir Valisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İzmir İl Emniyet Müdürü, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü ve UNESCO İzmir Tarihli Liman Kenti Alan Başkanı, bizim sade bir yurttaş olarak sorduğumuz “burada ne oluyor?” sorusunu sormamış, sahip oldukları yetkileri kullanarak bu soygun ve yağmaya müdahale etmemiştir.

Oysa Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları başlıklı 5 Kasım 1999 tarih, 660 nolu ilke kararının “Esaslı Onarım İlkeleri” başlıklı kısmının (b) maddesinde, korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapıların yıkılmadan korunmalarının esas olduğu, yıkılacak şekilde tehlike yaratan (mail-i inhidam) korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılması ilgili kararların ancak koruma kurullarınca alınacağı, anılan taşınmaz kültür varlıklarının belediyeler veya valiliklerce boşaltılacağı, gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerinin ilgili valilik ve belediyesince alındıktan sonra konunun koruma kuruluna iletilerek alınacak karara göre işlem yapılacağı hüküm altına alınması gerektiği hüküm altına alındığı; ayrıca, Danıştay 6. Dairesi‘nin 22.12.2006 tarih, E.2004/8089, K. 2006/6505 sayılı emsal kararında gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerin belediye ya da valilikçe alınması gerektiği kesin bir şekilde belirtildiği halde; Büyük Kardıçalı Hanı‘nın çevresindeki fiziki ve güvenlik önlemlerinin Konak Belediyesi‘nce yerinde getirilmeyerek bunun mal sahiplerinden istendiği, sonuç olarak Konak Belediyesi‘nin binanın dış yüzeyine astığı tabelalarda her an yıkılabileceği belirtilen binanın çevresinden geçenler tesadüflerin insafına bırakılmış, kamu görevlisi yapması gereken kamu görevini yerine getirmemiştir.

Üstüne üstlük 24 Temmuz 2007 tarihinde çekilerek Vikipedi‘nin “Kardiçali Han” maddesine eklenen fotoğrafta gördüğümüz yapının kuzeybatı köşesindeki kubbenin üstündeki 1927 tarihli tarihi kitabe ya rüzgarda düşerek ya da çalınarak kaybolmuş ve kimseler bunun farkına varmamıştır.

Yapının zemin katında rahatlıkla ulaşabildiğimiz işyerlerinin son durumu.
Yapının çalınan yağmur suyu oluklarının son durumu.
Yapının çatısındaki son manzara, Fotoğraf: Yeni Asır Gazetesi, 23.12.2023.
   Uzun bir süredir mevcut olmayan 1927 tarihli kitabe, Kaynak: Vikipedi, “Kardiçalı Han”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han#/media/Dosya:Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han_20070724.jpg
Kaynak: Orhan Beşikçi, 30.12.2023.

Oysa İmar Kanunu‘nun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre yapı sahibinin tahliye tebligatını izleyen 30 gün içinde yapıdaki tehlikeyi ortadan kaldırmaması halinde, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu aldığı kararda yıkımdan değil, restorasyondan söz ettiği için binadaki tehlikenin bizatihi Konak Belediyesi tarafından giderilmesi; yani restorasyonun Konak Belediyesi tarafından yapılarak, yine aynı fıkra hükmüne göre masrafının % 20 fazlası ile yapı sahiplerinden tahsil edilmesi gerekiyor.

Şimdi ise yapı sahiplerinin, alınan tahliye kararının yürütmesinin durdurulması talebiyle idare mahkemesine gitmesine neden olunarak sorunun çözümlenmek yerine dondurulması; böylelikle hem binanın girişlere yerleştirilen saç levhaların eğrilip bükülmesi suretiyle yağma edilmesinin yolu açılmış, hem de binanın çevresinden gelip geçen insanların mal ve can güvenliği göz ardı edilmiştir.

Oysa başında mimar bir belediye başkanının bulunduğu ve o mimar belediye başkanının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu bir süreçte belediye mülk sahipleri ile oturup onlara durumu anlatıp onların restorasyonla ilgili raporları hazırlayamadığı ve restorasyon masraflarını karşılayamadığı bir koşullarda, işin içine İzmir Valiliği Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) emrindeki emlak vergisi fonunu, (İZKA) İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yaptığı yardımları ya da olası sponsor katkılarını da dahil ederek bu sorunu çözmesi, böylelikle hem binanın yağmasını engellemesi hem de bina çevresindeki mal ve can güvenliğini sağlaması beklenirdi. Unutmayalım ki, Konak Belediyesi geçmişte kendisine ait olmayan birçok yeri, örneğin Basmane Çukuru yakınındaki Maliye Hazinesi‘ne ait TEKEL binasını restore ederek İzmir İl Emniyet Müdürlüğü‘ne teslim etmişti. O nedenle, buna benzer bir yöntem niye Büyük Kardiçalı Han için tercih edilmemiş ve mülk sahiplerinin mahkemeye gitmesi sağlanmıştır, işte bunu anlamak gerçekten mümkün değildir…

Hele ki bu binayı yıllarca kullanan, bu binanın iç mekanlarında sergiler, festivaller, toplantılar düzenleyip bu işin rantını yiyen sanat merkezi sahiplerinin ve sanatçılarının herkesi gözü önünde sergilenen bu yağma, talan ve hırsızlık sürecine tepkisiz kalmalarını, tek bir ses çıkarmamalarına da şaşırmamamız gerekiyor… Belli olmaz, belki bir gün bu çirkinliği bile sanatsal bir etkinlik, örneğin bir enstalasyon olarak bizlere sunmaya kalkabilirler…

Ama tabii ki, 30 Ekim 2020 Sisam Depremi sonrasında kullanılamaz hale gelmiş olan kendi binasını bile bugüne kadar yapamayan bir belediyenin ve o belediyenin başkanı olan bir mimarın şimdi çıkıp bu binayı sahiplenmesini, bırakın onu bir aday adayı olarak seçildiğinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla İzmir‘e sahip çıkmasını beklemenin bir hayal olduğunu biliyor ve başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere bu sürecin seyirciliğini yapan İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban‘ı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘i, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü‘nü, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Sel‘i, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanı Abdülaziz Ediz‘i ve geçmişimize sahip çıkmayan tüm görevli, yetkili ve sorumlu zevatı kamuoyuna, halka; daha doğrusu 30 Mart 2024 seçimlerinde oy kullanacak İzmirli seçmenlere ihbar ediyorum… Çünkü onların, o tarihi değeri yağmalayanlardan daha çok suçlu olduklarına, bu yağmayı izleyerek görevlerini kötüye kullandıklarına inanıyorum…

Büyük Kardıçalı Hanı‘nın bu derece ihmal edilip yağmacıların insafına terk edilmesi ile ilgili akla gelen diğer bir kötü ihtimal de, mülk sahiplerinin bu soygun, hırsızlık ya da yağma neticesinde binanın yok olup çökeceği bir süreçte burayı kurtarmak bahanesiyle bu hanı yıldızlı bir otel yapma ihtimalidir ki, Özilhanlar olarak adlandırılan bu sermaye grubunun Ankara‘daki ve Çeşme‘deki otellerini dikkate aldığımızda bu şüphenin pek de yabana atılmayacak bir ihtimal olması kuvvetle muhtemeldir…

…………………………………………………………………………………………………………….

(1) Uzun, İ., “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi“, İzmir Kent Ansiklopedisi, Mimarlık, Cilt 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2013, İzmir, sh. 31-32.

(2) Güner, D. İzmir Mimarlık Rehberi, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını, 2005, sh. 120.

(3) Etker, Ş., “Türk Mühendis ve Mimar Birliği Nizamname-i Esasisi (İzmir, 1924)“, Osmanlı Bilim Araştırmaları Dergisi, Cilt XIII, Sayı I, 2011, s. 109-116.

(4) Akyüz Levi, E., Tunca, U. D., “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği“, IV. Kentsel Morfoloji Sempozyumu, Konya, 2023, sh. 268-281.

(5) “İzmir’deki tarihi Büyük Kardiçalı Han’da tahliye kararına karşı yürütmeyi durdurma davası“, DHA – Demirören Haber Ajansı, 23 Mayıs, 2023, https://www.dha.com.tr/foto-galeri/izmirdeki-tarihi-buyuk-kardicali-handa-tahliye-kararina-karsi-yurutmeyi-durdurma-davasi-2255046, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(6) “Hırsızlar Asırlık Han’ı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!“, Egepostası gazetesi, 24.10.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Hirsizlar-Asirlik-Han-i-mesken-tuttu-Goz-gore-gore-yagmalaniyor/317474

(7) “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı!“, Ege Postası, 01.11.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Egepostasi-Asirlik-Hanin-yagmalanmasini-gundeme-getirmisti-Yetkililer-onlem-aldi/318127, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(8) “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!“, İlkses gazetesi, 21.11.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.ilksesgazetesi.com/guncel/kardicali-hani-tehlike-saciyor-yeterli-onlem-yok-200625.

(9) “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan“, Yeni Asır gazetesi, 22.12.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.yeniasir.com.tr/izmir/2023/12/22/buyuk-kardicali-haninda-buyuk-talan

Suça ortak olmak…

Ali Rıza Avcan

Yine bir oldubitti, yine bir kent suçu: Hem de İzmir Valiliği, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin göz yumması ve işbirliği sayesinde…

Hepimizin canını yakan 6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketi sonrasında hem merkezi yönetimin, hem belediyelerin hem de yurttaşların yaşanan acılardan bir takım dersler çıkardığını, artık yapılaşma ile ilgili her konuda kurallara uyacaklarını, yapılacak binalar için işin başında ruhsat alınacağını, inşaatların bilimin gereklerine ve projelerine uygun yapılacağını, inşaat bittikten sonra yapı kullanma izni alınacağını umuyorduk…

Bu konuda, -en azından- muhalefetteki CHP’li belediyelerin, söyledikleri iri iri laflar, verdikleri sözler itibariyle ve düzenledikleri yardım kampanyaları nedeniyle sözlerinde duracaklarını umuyor, bu konuda samimi olduklarını sanıyorduk.

Ama şimdi görüyoruz ki, İzmir Valiliği başta olmak üzere merkezi yönetimin İzmir’deki en üst temsilcisi ve Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri verdikleri bu sözleri unuttukları gibi yaptıkları usulsüzlüklerin, işledikleri suçların bir devamı olarak yeni bir oldubittinin altına imza atarak işbirliği yapmakta, bu konuda birbirlerine destek olmakta bir sakınca görmüyorlar…

Hamparsumyan Hanı’nın eski hali….
Haamparsumyan Hanı’nın iç kısmı…

Bildiğiniz gibi daha önce birbiri ardına yazdığım yazılarla, 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’nin 100. yıl kutlamaları nedeniyle İzmir Valiliği’nin kısa adı (YİKOB), açılımı Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı olan birimince, 1970’li yıllarda yıkılan Hamparsumyan Hanı’nın yerine yaptırılmaya başlanan ve şu sıralarda bitmek üzere olan bina için Konak Belediyesi’nden ruhsat alınmadığını ve söz konusu bina inşaatının ihalesiz bir şekilde davet yöntemiyle yandaş bir şirkete verildiğini dile getirmiş, Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyelerini bu ruhsatsız bina inşaatı için girişimde bulunmaya davet etmiştim.

Yeni inşaatın tabelası

Çünkü inşaat mahalline asılan tabeladan, ihale adı verilen danışıklı döğüşün 19 Ağustos 2022 tarihinde yapıldığını, arsanın 29 Ağustos 2022 tarihinde işi toplam 180 günde bitirecek olan saray destekli ve Rizeli Yılmaz Yapı Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi’ne teslim edildiğini ve mevzuata göre inşaat mahalline asılması gereken bu tür tabelalarda alınan ruhsatla ilgili bilgilerin de yazılı olması gerektiği halde bu bilgilerin yazılmadığını, bu nedenle de bu binanın ruhsatsız olduğunu ifade etmiştik.

Yeni inşaatın, yakın çevresini ezen devasa büyüklüğü…

Söz konusu inşaat, İzmir İktisat Kongresi’nin 100. yılına isabet eden 17 Şubat 2023 tarihinde bitmemekle birlikte 6 Şubat 2023 ve izleyen günlerde 11 ilde yaşanan deprem felaketi nedeniyle binanın açılış töreni yapılamamış; böylelikle hem valilik, hem de inşaat şirketi cephesi işi zamanında yapamamış olmakla suçlanmaktan kurtulmuşlardı.

Bu arada inşaat ilerledikçe binanın orijinalinden daha büyük olarak tasarlandığını, orijinali gibi taştan değil betonarmeden yapılıp dış cephesinin taşla kaplandığını, eski orijinal binanın ortasındaki sadece insanların geçebildiği ya da mal giriş çıkışının yapıldığı “abbara” adı verilen geçidin büyütülerek 860 numaralı sokağın üstünden geçirildiğini gördük.  

Oysa bu bölgenin mevcut koruma amaçlı imar planlarına göre 860 sokağın üstünde “ARKAD” adı verilen bir geçidin projelendirilmesi ve böylesi bir imar planı değişikliği yapılmadan hem bu binanın hem de bu üst geçidin yapılması mümkün değildi.

Yeni inşaatta, 860 sokağın üstünü kapatan ve “Arkad” adı verilen üst geçit….

Ama burası Türkiye, burası Türkiye’nin “en çağdaş, en demokratik kenti” olarak tanıtılan İzmir’di. Bu “kadim kentte” istendiği takdirde emir demiri keser, görevli, yetkili ve sorumlu olanların birbirlerinin kusur ya da suçunu görmekte oldukça müsamahalı davranırlardı.

Önce, inşaatın başladığı 29 Ağustos 2022 tarihinde ruhsatsız inşaata izin vermemesi gereken Konak Belediyesi kentin ortasındaki bu ruhsatsız inşaatı görmeyip suçlulara göz yumduğu gibi, inşaatın devam ettiği tarihlerde kendisine gelen İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 21.12.2021 tarihli yazısı üzerine harekete geçerek bu bölge ile ilgili koruma amaçlı imar planının değiştirilmesi için harekete geçiyor ve Konak Belediye Meclisi’nin bir çırpıda aldığı 01.11.2022 tarih, 223/2022 sayılı kararla ilk adımı atarak plan değişikliğine yeşil ışık yakıyordu.

Bu kararı alan Konak Belediye Meclisi İmar Komisyonu’nun üyeleri mimar Esra Yılmaz Keskin, avukat Ulvi Puğ, sanayici Ali Emrah Karamustafaoğlu, Burhan Yılmaz ve şirket yöneticisi Hakan Yıldız‘dı. Mesleği avukatlık olan Ulvi Puğ ise aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin oluşturduğu Milli Bayramlar Komitesi‘nin başkanı olarak da görev yapıyordu…

Ama bu arada söz konusu inşaat başlamış ve ikinci kat seviyesinde beton dökülüyordu…

Konak Belediye Meclisi’nin Koruma Bölge Kurulu’ndan gelen öneriyi kabul etmesinin ardından topa bu kez de İzmir Büyükşehir Belediyesi giriyordu.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 10.04.2023 tarihli oturumuna getirilen “1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı Değişikliği ve 1/500 ölçekli Yerleşim Planı Değişikliği” önerisi, zaman geçirilmeksizin aynı meclisin 14.04.2023 tarihli oturumunda, İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun işlerini çok iyi bilen değerli üyeleriyle halkı temsil etmekten uzak meclis üyelerinin kararına dayanılarak oybirliği ile kabul ediliyordu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındır Komisyonu‘nun üyeleri ise tekstil mühendisi İrfan Önal başkanlığında İzmir Milletvekili Mahir Polat‘ın kardeşi avukat İbrahim Ulaş Polat, CHP Grup Başkanvekili avukat Murat Aydın, mimar İlhan Dal, Urban Planner isimli planlama şirketinin sahibi şehir plancısı Ali Bor, İyi Parti Grup Başkanvekili Kemal Sevinç, AKP Grup Başkanvekili Özgür Hızal, Hüsnü Boztepe ve Ayşegül Duran Türker‘den oluşuyordu…

Yani, başlangıçtaki projesine ve iş programına göre bugüne kadar bitirilmiş olması gereken ve şu son günlerde son rötuşları yapılan koskoca üç katlık betonarme binanın 860 sokağın üstünden geçecek şekilde yapılabilmesi için ancak 14 Nisan 2023 tarihinde belediye meclisi kararı alınıyor.

Yeni İnşaatın 860 sokak üstündeki üst geçidinin Pirinç Han tarafından görünümü…

Karar, geçtiğimiz haftanın son günü alındığı için söz konusu plan değişikliği ile ilgili karar henüz askıya çıkmış değil ve bu nedenle de kesinleşmemiş durumda…

Gördüğümüz gibi devletin; yani İzmir Valiliği’nin aslına sadık kalmaksızın yaptığı bir “benzetme” inşaatın bugüne kadar ruhsatsız olmasına göz yumulduğu gibi, “istim arkadan gelsin” anlayışıyla bu inşaatın bu şekilde yapılabilmesi için gerekli olan imar planı değişiklikleri inşaat bitip neredeyse açılışa hazır olduğunda yerine getirilmeye çalışılıyor…

Şimdi söyler misiniz; bu koskoca binanın hikayesini dinledikten sonra, deprem sonrasında iktidarı ve muhalefeti ile birlikte, adeta koro halinde bu tür kent suçlarını işlemeyeceklerini söyleyen cumhurbaşkanlarına, bakanlara, milletvekillerine, parti genel başkanlarına ve üst yöneticilerine, belediye başkanlarına, belediye meclisi üyelerine, imar ve bayındırlık komisyonu üyelerine güvenir misiniz? Bunların bugün, bu şekilde yaptığı gibi gelecekte de aynısını; hatta daha fazlasını yapmayacağından nasıl emin olabilirsiniz?

Tabii ki, her zaman olduğu gibi, değerlendirme, takdir ve tercih size ait, sizin insafınıza, “hak, hukuk, adalet” anlayışınıza kalmış……

Layık olduğumuz iyi, doğru, dürüst, düzgün ve namuslu yöneticileri seçebilmek için biraz da bunları bilip düşünmemiz gerekiyor….

İzmir’de kamu yayıncılığı… (3)

Ali Rıza Avcan

Başlangıçta iki bölüm olmasını düşündüğüm; ancak, gelen yeni bilgi ve yayınlar nedeniyle üç bölüme çıkarmak zorunda kaldığım “İzmir’de kamu yayıncılığı” başlıklı yazı dizisinin bugünkü üçüncü ve son bölümünde, İzmir‘deki bazı ilçe belediyelerinin yayıncılık faaliyetlerini ele alıp değerlendirmek istiyorum. Özellikle de kentin merkezinde yer alan Konak ve Karşıyaka belediyelerinin bugüne kadar yayıncılık adına neler yaptığını ya da yapamadığını ortaya koymak suretiyle…

Konak Belediyesi…

Bildiğimiz gibi Konak Belediyesi uzun bir süredir KNK isimli bir tarih ve edebiyat dergisi çıkarıyor. Bugüne kadar 52 sayı çıkan ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini 35. sayıya kadar Işık Teoman‘ın, 36. sayıdan sonra Ozan Yayman‘ın üstlendiği bu derginin editörlüğünü ise, İpek Yaşar ve Teodora Hacudi birlikte yapıyorlar. Bu derginin ilk 30 sayısı hakkındaki düşüncelerimi, 18 Şubat 2017 tarihli “KNK Kent Konak Dergisi” başlıklı yazımda; ayrıca, Yunan yazar Georges Poulimenos‘un 2022 Nisan ayında Yakın Yayınevi tarafından yayınlanan “Smyrna Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabının sosyal medyada yoğun bir şekilde eleştirilmesi üzerine kitabın yazarıyla aralarında KNK dergisinin editörlerinden birinin de bulunduğu iki çevirmenden ve kitaba katkıda bulunduğu söylenen emekli bir akademisyenden oluşan dört kişilik bir grubun, Konak Belediyesi‘ne ait bu kurumsal dergiyi kullanarak eleştirilere cevap vermeye kalkması üzerine, 13 Haziran 2022 tarihli ve “İşgal ve savaşlar şehrin, uygarlığın ve insanlığın düşmanıdır…” başlıklı yazımla yanıt vermiş, bu dört kişiye ait şahsi cevabın Konak Belediyesi‘ne ait resmi ve kurumsal bir dergide yayınlanmasını doğru bulmadığımı ifade etmeye çalışmıştım. (1), (2)

18 Şubat 2017 tarihli “KNK Kent Konak Dergisi” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, bir belediyenin KNK gibi bir tarih ve edebiyat dergisi yayınlamaktan çok, görevli, sorumlu ve yetkili olduğu mahalle, cadde ve sokaklarda yaşayan halkın sorun, talep, beklenti, şikayet ve önerilerini kapsayan; bu anlamda, halkın sesi olup belediye yönetimi ile hizmet birimlerine yardımcı olacak, onların önünü açacak yayınlar yapması gerekir diye düşünüyorum. Yoksa örneğini, hem Konak Belediyesi‘nde hem de diğer belediyelerde çokça gördüğümüz gibi belediye başkanının, başkanı destekleyen milletvekili ve siyasetçilerin tanıtımının yapıldığı, sayfaların belediye başkanının fotoğraflarla doldurulduğu, yapılan belediye hizmetlerinin övülerek anlatıldığı gazete ve dergilere bu anlamda bir kent yayını dememiz mümkün değildir.

O nedenle, Konak Belediyesi‘ne önerimiz belediye yönetiminin uygun gördüğü isimlerin kaleme aldığı yazılarla dolu bir tarih ve edebiyat dergisi yayınlamak yerine, halkın sorun, ihtiyaç, beklenti, talep, şikayet ve önerilerine yer verilen; böylelikle belediye ile halk arasındaki karşılıklı iletişimin gelişmesini sağlayan bir yayın politikasını benimseyip uygulaması doğrultusunda olacaktır…

Karşıyaka Belediyesi…

Gelelim Karşıyaka Belediyesi‘ne… Karşıyaka Belediyesi, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın döneminde 23 Haziran 2020 tarihinden itibaren “haftalık süreli yerel gazete” olarak tanımladığı Gazete Karşıyaka isimli bir gazete çıkarmaya başladı ve bu gazetenin 117. son sayısı, 12 Eylül 2022 tarihinde yayınlandı. Gazetenin genel yayın yönetmenliğini Haluk Işık, sorumlu yazı işleri müdürlüğünü ise aynı zamanda belediye başkanı Cemil Tugay‘ın basın danışmanlığını yürüten İlker Çoban yapıyor. Gazetenin yazarlarını ise çoğu kez belediye yönetimine yakın ya da CHP‘li diye bilinen isimler oluşturuyor.

Şimdi bu yayın hakkında ne düşündüğümü bana sorarsanız, yerel basının büyük zorluklar yaşadığı günümüz koşullarında, İzmir‘deki bir belediyenin çıkıp yerel bir gazete çıkararak diğer yerel gazetelere rakip olmasını doğru bulmadığımı; hatta, bir dönem bu gazetenin Karşıyaka Çarşısı‘ndaki işyerlerinden reklam topladığı haberlerinin ortalarda dolaştığı bir ortamda, büyük borçları nedeniyle personel ücretlerini bile ödemekte zorlanıp çocuk parklarını bile ipotek ettiren bir belediyenin gazete çıkarmasının doğru olmadığını söylemek isterim.

Karşıyaka Belediyesi‘nin yayıncılığı konusunda beni hayrete düşüren ve dizi yazımızın bir bölüm daha uzamasına neden olan konu ise, geçtiğimiz günlerde bir tesadüf nedeniyle edindiğim iki ayrı belediye yayınından kaynaklanıyor.

Beni hayretlere düşüren bu yayınların her ikisi de Karşıyaka Belediyesi‘nde çalıştığını ve çok mütevazi bir kişiliğe sahip olduğunu öğrendiğim fotoğrafçı Can Yücel‘in fotoğraflarını bir araya getiriyor. Karşıyaka‘nın değişik yerlerinden çekilmiş fotoğraflardan oluşan 172 sayfalık ilk kitap “Karşıyaka 2021” ismini, büyük boy karton kapaklı şık tasarım ve cilde sahip olup Karşıyaka‘daki heykel fotoğraflarından oluşan kitap ise “Karşıyaka Heykelleri” adını taşıyor.

Oldukça masraflı olduğu anlaşılan bu kitaplardan ilki, 2021 yılının Aralık ayında, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitap ise 2021 yılının Mart ayında basılmış. Karşıyaka Belediyesi‘nin kültür hizmeti olarak basılıp parayla satılmayan her iki kitabın kaç adet basıldığı ve kimlere verildiği ise, -ne yazık ki- bilinmiyor.

Ancak her iki kitapta da, kitabın yazarı ya da sahibi Can Yücel‘le, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitapta “Kentler ve Heykeller” başlıklı dört sayfalık sunum yazısının sahibi Kamil Fırat‘ın kim olduklarına, hangi özellikleri nedeniyle bu kitapları hazırladıklarına ya da yazılarının bu kitapta yer aldığına dair tek bir bilgi yok. İşte o nedenle, hemen bir Google taraması yapıp Can Yücel‘in Karşıyaka Belediyesi‘nde çalışan bir fotoğrafçı olduğunu, Kamil Fırat‘ın da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Marmara Üniversitesi‘nde fotoğraf konusunda eğitimler veren bir akademisyen olduğunu ve fotoğrafçı Can Yücel‘in hocası olduğunu öğreniyoruz.

Buraya kadar her şey normal… Normal olmayan şeyler ise her iki kitabın ilk yapraklarının arkasında saklı…

Zira “Karşıyaka 2021” isimli kitabın ilk yaprağının arkasında Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kitabın “danışmanı” olduğu, “Karşıyaka Heykelleri” isimli kitabın ilk yaprağının arkasında da Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın “katkıda bulunanlar” bölümünün ilk sırasında “Dr. Cemil Tugay” adıyla yer aldığını görüyorsunuz. Yani kitapların hazırlanıp basılması ve dağıtılması konusunda son karar verici olan belediye başkanının bir “danışman” ya da “katkıda bulunan” olarak takdim edildiğini görüyorsunuz.

Bildiğim kadarıyla Dr. Cemil Tugay bir hekim ve uzmanlık alanı da estetik; tıp dilindeki adıyla söyleyecek olursak, “Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı“. Yine bildiğimiz kadarıyla ve Karşıyaka Belediyesi‘nin resmi İnternet sayfasındaki özgeçmişine göre kendisi fotoğraf ya da heykel konusunda bir uzmanlık bilgisine sahip değil. Ama gelin görün ki, bir önceki belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın “ben yüksek lisans tezi yazdım” diyerek tezsiz yüksek lisans programında yaptığı bir ödevi yüksek lisans teziymiş gibi takdim etmeye kalktığında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı‘ndan aldığımız resmi yazı ile bunun bir tez değil, bir dönem ödevi olduğunu nasıl belgeleyip ortaya koymuşsak; şimdi de, bir belediye başkanının belediyece yayınlanan iki yayından birine “katkıda bulunduğu“, diğerine de “danışmanlık” yaptığı iddiasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Şimdi bu durumda; yani karşımızdaki belediye başkanı heykeltraş olmadığı, bugüne kadar heykel sanatı ile ilgilenip uzmanlaşmadığı, bir fotoğraf sanatçısı olarak tanınıp bilinmediği halde kendisini kitapların ilk sayfasına “danışman” ya da “katkıda bulunan” sıfatlarını yazdırarak bizleri yanıltmaya kalktığında, o belediyenin diğer yayınlarındaki bilgilerin doğruluğundan da şüphe etmemiz gerekir diye düşünüyorum…

“Karşıyaka Heykelleri” isimli kitap, bunca eksiklik ve yanlışlığı barındırmasına karşın, en güzel ve doğru olan bir yanı da, kitabın 318. sayfasında, 2018 yılında yıprandığı gerekçe gösterilerek yıktırılıp yerine daha büyüğü yapılan “Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı“nın 1971 yılında halkın katılımı ile yapılan ilk özgün örneğinin telif hakkı sahibi olarak, -bir önceki belediye yönetiminin yaptığının aksine- heykeltraş Tamer Başoğlu dışında, o anıtın mimari tasarımını yapan mimar Erkal Güngören‘den de söz etmiş olmasıdır. İşte o nedenle, Karşıyaka Belediyesi‘ni ve fotoğrafçı Can Yücel‘i Karşıyaka‘daki heykellerin fotoğraflarını çekerek bir tür envanter hazırlayıp bu gerçeği gündeme getirdikleri için teşekkür edip kutlamak isterim.

Şimdi bu aşamada, birbirini izleyen üç ayrı yazıda yaptığım bunca tespit, araştırma, istatistik, analiz, yorum ve değerlendirmeleri bir araya getirip bir sonuca ulaşmaya ve uygulanabilir ve sürdürülebilir öneriler geliştirmeye kalktığım takdirde;

1. Kurumsal Yayıncılık: Merkezi ya da yerel yönetimler düzeyindeki tüm yayın faaliyetlerinin, yayını yapacak kurumun özellikleri dikkate alınarak yayın politikasıyla önceliklerinin, stratejilerinin, amaç ve hedeflerinin, bunlara ilişkin plan ve programların, ilke ve değerlerle performans kriterlerinin önceden belirlenmesi suretiyle kurumsallaşması için çaba gösterilmesi,

2. Liyakat İlkesi: Tüm kurumsal yayıncılık faaliyetlerini yürütecek insan kaynağının, “adama iş bulmak yerine işe adam bulmak” anlayışıyla; önceden belirlenen politika, strateji, hedef, amaç, plan, program, ilke, değer ve performans kriterleri ışığında bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek; yani liyakat ilkesine uygun olarak gerçekleştirilmesi; böylelikle, elinde çanta belediye belediye gezip eş, dost, akraba, hatır gönül ilişkisi, siyasi ilişki, etnik kimlik ve şirinlik gibi gerekçelerle kitaplarını yazdırmaya kalkan, bunun için eski öğrencilerinden yararlanan ya da öğrencilerini yönetici yaptırmaya kalkan, bu uğursa menfaat şebekeleri kuran “tacir” akademisyenlerden, uzmanlardan, araştırma yapmayı bilmeyen araştırmacılardan, gazeteci kimliği taşımayıp tehditle iş yapan haber tacirlerinden, belediye ve şirket yöneticilerinden uzak durulması,

3. Hukuka Uygunluk ve Kamu Yararı: Hukuki zemine oturtulan tüm kurumsal yayıncılık faaliyetlerinde ‘kamu yararı‘ ilkesine öncelik verilmesi,

4. Demokratik yapılanma: Yayınlanacak eserlerin seçiminde kayırmacılıktan uzak demokratik bir yapılanmanın oluşturulması,

5. Açıklık: Yapılan kurumsal yayıncılık faaliyetleri konusunda, halkın anlaşılır bir dille bilgilendirilmesi,

6. Kolaylık ve basitlik: Yayıncılık faaliyeti sonucunda ortaya çıkan tüm kitap, dergi, broşür ve benzerlerinin halka ücretsiz ya da düşük bir bedelle ve kolay ulaşılabilir yöntemlerle sunulması,

7. İzleme, Ölçme ve Değerlendirme: Tüm kurumsal yayınların ne ölçüde okunduğunu ve yararlanıldığını gösterecek şekilde izlenip ölçülmesi ve yapılan yayıncılık faaliyetin fayda-maliyet boyutunda değerlendirilmesi,

uygun ve doğru olacaktır diyebiliriz.

………………………………………………………………………………………………………….

(1) https://kentstratejileri.com/2017/02/18/knk-kent-konak-dergisi/

(2) https://kentstratejileri.com/2022/06/13/isgal-ve-savaslar-sehrin-uygarligin-ve-insanligin-dusmanidir/

‘Soyağacı turizmi’ denilen şey…

Ali Rıza Avcan

Konak Belediye Meclisi, 5 Eylül 2022 tarihinde yaptığı en son toplantısında aldığı 153/22 sayılı kararla 3 ayrı meclis komisyonunun (Turizm, Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma, ve Esnaf Komisyonları) raporunu gerekçe göstererek belediye öncülüğünde “Soyağacı Turizmi” ile ilgili olarak yapılacak çalışmaların oybirliği ile uygun bulunduğuna karar vermiş.

Söz konusu rapor yayınlanmadığı için içeriğinde hangi bilimsel bilgi, analiz ve çözümlerin bulunduğunu, -ne yazık ki- bilmiyoruz; ama, bu raporun hangi komisyon üyelerince hazırlanıp imzalandığını biliyoruz: En azından bu komisyon üyelerinin bilgisi, görgüsü ve düzeyi itibariyle yazılıp çizilen raporun da hangi düzeyde olduğunu anlarız diye düşünüyorum.

Komisyon üyesi olarak söz konusu kararı veren meclis üyeleri şu şahıslardan oluşuyor: Turizm Komisyonu başkanı olarak Cenap Börühan (CHP), başkan vekili olarak Doğan Kılıç (CHP), üyeler İbrahim Yıldız (CHP), Hamit Mumcu (CHP), İsmail Özen (AKP), Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma Komisyonu başkanı olarak Erhan Uzunoğlu (CHP), başkan vekili olarak Ulvi Puğ (CHP), üyeler Esra Yılmaz Keskin (CHP), Şamil Sinan An (CHP), İkbal Sezgin (AKP), Esnaf Komisyonu başkanı olarak Mehmet Şerif Demir (CHP), başkan vekili olarak İbrahim Yıldız (CHP), üyeler Doğan Kılıç (CHP), Rıdvan Tekin (CHP) ve Nurullah Arık (AKP).

Şimdi de bu meclis ve komisyon üyelerinin, dünyada “Genealogy Tourism“, “Diaspora Tourism“, “Roots Tourism“, “Homeland Tourism” ya da “Soybilim Tourism” veya “Soyağacı Turizm“i de denilen bu tür turizm faaliyeti hakkında bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi olup olmadıklarını ortaya koymak için asıl mesleklerini; yani uzman oldukları konuları, CHP Genel Merkezi‘nin 2019 tarihli yerel seçimler için hazırladığı Konak Belediye Meclisi aday adayları listesini, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgileri ve gazeteci arkadaşlarımızdan aldığımız bilgileri toparlayarak şu şekilde sıralayalım:

Cenap Borühan, fotoğraf sanatçısı, ekonomist, Doğan Kılıç, lokantacı, İzmir Lokantacılar ve Gazinocular Odası Başkanı, İbrahim Yıldız, Efes Pilsen Karşıyaka bayisi, Hamit Mumcu, serbest meslek, İsmail Özen, mali müşavir, Erhan Uzunoğlu, makine mühendisi, Ulvi Puğ, avukat, Esra Yılmaz Keskin, mimar, Şamil Sinan An, ekonomist, iş adamı İkbal Sezgin, AKP Konak İlçesi önceki dönem Kadın Kolları Başkanı, Mehmet Şerif Demir, emekli, Rıdvan Tekin, işletmeci, Nurullah Arık, kafe işletmecisi.

Komisyon üyelerinin mesleki dağılımlarından da anlaşılacağı üzere, aralarında bırakın “Genealogy Tourism” ya da “Soyağacı Turizmi” kavramından, turizmden anlayacak, bu alanda bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi biri olmamasına karşın hazırladıkları raporlarla Konak Belediyesi‘nin, Konak ilçesi sınırları içindeki; özellikle de kentin tarihi merkezini oluşturan Konak, Kemeraltı, Basmane, Kadifekale, Pasaport, Damlacık, Göztepe ve Güzelyalı gibi yerlerinden İzmir‘in emperyalist ülkelerin taşeronu Yunan Ordusu‘nun işgalinden kurtulduğu 9 Eylül 1922 tarihi sonrasında gönüllü olarak ya da mübadele çerçevesinde başka ülkelere ya da kentlere gitmiş -muhtemelen- Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerin yeni kuşak üyelerini bir turist olarak İzmir‘e davet edip; ailelerinin eskiden yaşadığı mahalle, sokak, mezarlık ve evleriyle komşuluk ve akrabalık ilişkilerini araştırıp bulma konusunda hizmetler vermesi için öneride bulunmuşlar ve bu önerileri Konak Belediye Meclisi tarafından kabul edilerek bir karara dönüştürülmüş.

Ve tabii ki, adını ve mesleklerini verdiğimiz bu meclis ya da komisyon üyeleri, bu tür konularda yetkin olmadıkları için, bunu akıl eden belediye başkanına ya da meclis üyelerine yakın bir bürokrat ya da danışmanın ortaya attığı anlaşılan bu fikrin meclis komisyonu ve meclis kararı ile kabul görüp meşruluk kazandığı anlaşılıyor.   

Gelelim “Genealogy Tourism“, “Root Tourism” ya da Türkçesi ile “Soyağacı Turizmi” kavramının ne olduğuna ve geçmişte “kültür turizmi” kapsamında ele alınan bu turizm faaliyetinin neden son yıllarda ayrı bir turizm faaliyeti olarak kabul edildiğine…                    

Uzun yıllardır turizm ve turizm çeşitleri üzerine çalışır, araştırma ve çalışmalar yaparım. Bu konuda yaptığım son çalışmalar, Kuşadası Belediye Başkanlığı adına Etik Araştırma ile birlikte yaptığım Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması ile Marmaris-Köyceğiz-Datça Turizm Altyapı Birliği (MARTAB) adına Stratejipoll Araştırma Ltd.‘in ortağı ve yöneticisi olarak yaptığım Marmaris Kırsal Turizm Araştırması ve Envanteri çalışmasıdır. Ayrıca bu araştırmalar dışında eski çalışma arkadaşım Nihat Demirkol ile birlikte yaptığım Çeşme Turizm Arama Konferansı ve Bergama Turizm Arama Konferansı çalışmalarını da sayabilirim. Tabii ki bütün bunları gerçekleştirmek ve turizmle ilgili son gelişmeleri bilmek adına ilgili bilimsel literatürü düzenli olarak izlemeye çalışır, bu alanda kimin ne söyleyip yaptığını öğrenmeye çalışırım. Özellikle de, dini hac geleneği dışında kalıp, 19. yüzyılda ortaya çıkıp gelişen turizm hareketlerini kavramsal anlamda sorgular; özellikle, “Roma’dan bu yana hiç bir şeyin değişmediğini” düşündüğüm öğrenme, eğlenme ve dinlenme amaçlı turizmin geleneksel türleri dışında kalan yeni bir turizm türlerini inceleyip diğerlerinden farklılıklarını öğrenip tartışmaya çalışır, yeterli olmadığımda da bu konuları benden daha iyi bilen bilim insanlarına, uzmanlara ve turizm profesyonellerine sorar; böylelikle, anlayamadığım konuları daha iyi kavramaya çalışırım.

Bu çerçevede, Marmaris‘in 12 köyü ile ilgili yaptığım çalışmada ele aldığım “kırsal turizm” araştırmasının hangi kavram boyutunda ele alınması gerektiğini uzun uzun araştırdığımı, “çevre turizmi“, “ekoturizm“, “doğa turizmi” ve “tarım turizmi” gibi diğer yeni kavramlarla ilişkisini soruşturduğumu ve sonunda da “kırsal turizm” kavramında karar kıldığımı hatırlıyorum.

Ayrıca, Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması‘nı yaptığım sıralarda, turizm alanında ortaya çıkan bu tür yeni kavramların, “kum-güneş-deniz” üçlemesiyle ifade edilen “kitle turizmi“nin dünyanın birçok bölgesinde; özellikle de ülkemizin Kuşadası‘nda ve ülkemizin kıyı bölgelerindeki eski parlaklığını yitirmesi nedeniyle yeni arayışlara girildiğini, bu alanda yeni icat edilen ne varsa bir kurtarıcı gibi hemen ona rağbet edildiğini, turizm araştırmacılarının “turistik ürün çeşitlendirilmesi” olarak adlandırdıkları bu stratejinin birçok turizmciye cazip geldiğini keşfetmiştim. Nitekim araştırmasını yaptığım Kuşadası, dünya çapında “kitle turizmi” nedeniyle tanınmış olmasına karşın, Kuşadası‘nda “kitle turizminin” krize girmesi nedeniyle büyük sorunlar yaşayan turizmciler “inanç turizmi“, “kır turizmi” ve “kongre turizmi” gibi yeni turizm faaliyetlerine ilgi gösterip ortaya kafaların karıştığını gösteren bir çorbanın konulmasını sağlıyorlardı.

Bu kapsamda yıllar önce öğrendiğim bilgilere göre, İngilizcesi “genealogy tourism” olup kimilerinin “root tourism” ya da Türkçesiyle “soyağacı turizmi” dediği bu yeni turizm türünün ülkesinden, yaşadığı köyden, kentten, mahalle ya da sokağından gönüllü olarak ya da zorla koparılmış olup başka diyarlara gidenlerin ve onların neslinden gelenlerin, “Ben kimim, nereden geliyorum, geldiğim/geldiğimiz yeri nasıl bulabilirim, bu şekilde kaybettiklerimi yeniden nasıl edinebilirim” sorularına cevap veren, bu nedenle de çoğu kez kapitalizmin geliştiği 18 ve 19. yüzyıllarda Kuzey ve Güney Amerika‘ya göç eden İrlandalı, İskoç, İtalyan, Polonyalı, zorla Amerika‘ya götürülmüş kölelerin Afroamerikan torunları, gönüllü göç, pogrom, soykırım ve mübadele gibi göçler nedeniyle yaşadıkları yerleri terk eden ya da etmek zorunda kalan Yahudi, Ermeni, Rum, Giritli ve Balkan mübadilleri örneğiyle cisim bulan bir turizm cinsi olarak lanse edildiğini ifade etmek isterim.

Türkçeye “Soyağacı turizmi” olarak çevrilen “Genealogy tourism” ile ilgili bilimsel araştırmalarda bu tür turizmin ilk kez İskoçya ya da İrlanda‘dan ABD‘ne göç etmiş yeni kuşak İskoç ya da İrlanda kökenli Amerikalıların yaptığı seyahatler için kullanıldığı söylenmekte. Böylelikle, ana babalarından ya da daha üst kuşaktaki büyüklerinden dinledikleri öykülerle dile getirilen geçmişin mirası olan yerleri, evleri, kasabaları, hatta uzun süredir görmedikleri komşu ve akrabalarını görmek mümkün olmaktadır.⁽¹⁾

Aslında, bir yerden gönüllü ya da zorunlu olarak göç eden insanların geride bıraktıkları toprağı, evleri ve insan ilişkilerini; daha doğrusu kaybettikleri “mirası” aile ilişkileri boyutunda kilise ya da kütüphanelerden yararlanarak, eski yerleşimdeki komşu ve akrabalarıyla görüşerek ya da ailenin elinde kalmış eski eşyaları kullanarak köklerini aramaları çok da yeni bir çaba değildir. Çünkü insan, eski çağlardan bu yana gittiği yerde güçlü olup ayakta kalabilmek adına, geldiği yer ile gittiği yer arasında mekânsal ilişkileri bilip yeniden kurmaya, yabancı yerlerde ailesinden, kabilesinden, aşiretinden ya da hemşerilikten gelen ilişkileri kullanarak güçlü olup kendine yer açmaya çalışmaktadır. Ancak kimlik politikalarının öne çıkarıldığı içinde bulunduğumuz postmodern çağlarda kendisinin, ailesinin, kabile ya da aşiretinin etnik kimliğini oluşturan unsurları araştırıp o gücü yitirilmiş olan mekânla ilişkilendirerek güçlendirmek ve kimliğini bu şekilde güçlendirmeye çalışmakta; artık bundan böyle, ekmeğini kazandığı yerleri değil de, geldiği yerlerdeki toprakları ve insanları bilip tanıyarak, geride bıraktığı mirası bulup geri isteyerek, bu amaçla seyahatler yaparak, onu kendi toprağı, kendi yurdu olarak kabul etmeye hazır hale gelmektedir.⁽²⁾

İhmal edildiği için yıkılıp yok olan kültürel miras yoksa yeni bir sahip mi arıyor?

Bu örnekten hareketle yıllar önce İstanbul‘dan gelerek Karaburun‘da film çeken bir grup sinemacıyla ilgili bir anımı, bu konuda çok iyi bir örnek oluşturduğu için sizlerle paylaşmak isterim.

2012 yılında, ünlü “Takva” filminin yapımcısı sevgili dostum Sevilay Demirci‘nin ricası üzerine, İzmir‘e gelip Türk-Yunan ortak yapımı bir film çekecek olan yönetmen Ulaş Güneş Kaçargil ile Dilek Keser‘e yardımcı olmuştum. Senaryosunu Ulaş Güneş Kaçargil‘in yazdığı filmi, o sıralar Tunç Soyer‘in belediye başkanı olduğu ve her sinemacının gidip çekeceği film için yardım istediği Seferihisar‘da çekmek istiyorlardı. Bense Tunç Soyer‘in bu tür yardım taleplerinden yorulup bunaldığını söyleyerek filmi Urla‘da ya da Karaburun‘da çekmelerini önermiştim. Nihayetinde onlar Urla‘yı ve Karaburun‘u gezerek Karaburun‘da karar kılmışlardı.

Çekimlerin sonrasında beni arayarak Karaburun Nergis Kafe‘de yapılacak galaya çağırdılar ve onlarla 1-2 gün kalarak misafir olmamı istediler. Böylelikle, o sıralarda televizyonlarda yayınlanan “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki Matrakçı Nasuh rolüyle ünlenen Fatih Al, Cem Bender, Gökçe Sezer, Ferit Aktuğ, Uğur Uzunel, Oral Özer ve Serkan Deniz‘le tanışarak -aynen linki verdiğim fragmandaki son sahnede olduğu gibi- deniz kıyısındaki kayaların üstünde soğuk biralarımızı içerek uzun uzun sinema ile felsefe arasındaki ilişkileri tartışmış, Fatih Al‘ın nasıl bir entelektüel düzeye sahip olduğunu görmüştüm. Filmin Yunan sanatçıları orada olmadığı onları tanıma fırsatım olmamıştı.

Galanın yapıldığı 9 Ağustos 2013 akşamı Nergis Kafe‘ye neredeyse tüm Karaburunluların geldiğini, filmi seyrettikçe filmde kendileri aradıklarını, gördüklerinde de heyecanlanıp büyük bir keyifle bağırdıklarına tanık oldum. Çünkü neredeyse tüm Karaburunlular filmde gözükmüşler, adeta figüranlıklar yapmışlardı.

9 Ağustos 2013, Karaburun Nergis Kafe

Filmin konusu ise geçmişinin peşine düşen bir kadınla, geleceğine sahip çıkmaya çalışan bir adamın, yıllardır her şeye sessizce tanık olan ve paylaşılamayan bir evde kesişen hayatlarıyla ilgiliydi. 1990´lar sonbaharında Ege´de bir sahil kasabasında doğmuş, büyümüş, mübadelede Yunanistan´a göç etmek zorunda bırakılmış 80´li yaşlarını süren Agapi (Melpo Zarokosta), evini bulmak için yollara düşer. Yanında torunu Elpida (Romy Vasiliadis) vardır. Evi artık bir Türk genci Yaşar´a (Fatih Al) aittir. Agapi evi satın almak ister fakat Yaşar satmamakta kararlıdır. Yaşlı kadın inat, genç adam inat, evi paylaşamazlar. Birbirine yabancı bu üç kişi aynı evde yaşamaya başlarlar. 

Filmle ilgili açıklamalarda bu gencin Türk genci olduğu belirtilmekle birlikte, ben filmi seyrederken tek başına yaşayıp işçi olarak çalışan bir gencin Kürt olduğu gibi bir izlenim edinmiştim. Aslında öyle olmayıp da, benim düşündüğüm gibi olsaydı, gönüllü ya da zorunlu bir iç göçle Karaburun‘a gelmiş bu Kürt genci ile zorunlu olarak dış göçle Yunanistan‘a gitmiş Rum bir kadının aynı evi paylaşmak konusunda karşı karşıya gelip mücadele etmesi, Ulaş Güneş Kaçargil tarafından yazılmış senaryoyu daha ilginç, daha çekici ve anlamlı bir hale getirirdi diye düşünüyorum.

Görüldüğü gibi yaşlı Agapi geride bıraktığı topraklara torunu genç Elpida ile geri gelmekte ve bıraktığı evi anılarına, geçmişine sahip çıkmak amacıyla yeni sahibinden satın almayı istemekte; böylelikle, turizm literatürdekindeki deyimiyle bir “soyağacı turizmi“nin öznesi olmaktadır. Bu durumda da ortaya, gidenlerin meşru ya da gayrimeşru bir biçimde bıraktığı mallar ile bu malları satın alma, yağmalama ya da gayrimeşru yollarla edinenler arasındaki gergin ilişki, mahkeme, dava ve tazminat gibi insanları; hatta halkları birbirine düşüren yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Şimdi düşünün bir, İzmir‘i 1923 sonrasında terk ettiğinde elindeki taşınır ya da taşınmaz malları buradaki güvenilir arkadaş, dost ya da ortaklarına emanet eden halı tüccarı İspartalızade Hacı Ohannes, tefeci İsteratani Petro Kokiz ve kuyumcu Bersahoğlu Kirkor benzeri zengin ailelelere ait varislerin, o malları bir şekilde edinerek zenginleşen Şerif Remzi Reyent benzeri türedi zenginlerin varislerinden, bıraktıkları mal ve mülkleri geri istediklerini, bunu sağlamak için mahkemelere gidip davalar açtıklarını… Ortalık ne kadar da şenlenir, ne kadar eğlenceli bir hale gelirdi? O dönemlerde yağma, yıkma ve yakma ile zenginleşenlerin varislerini nasıl bir korku, nasıl bir telaş sarardı? Sanırım böylesi bir soruna bu ülkedeki ve kentteki ulusalcılardan çok, o dönemlerde sebepsiz ve hadsiz hesapsız bir şekilde zenginleşen ailelerin varisleri karşı çıkar, hemen siyasetin demagoglarını ya da loncaları harekete geçirirlerdi.

Aslında ayrı bir tür turizm faaliyeti olarak kabul edilse ya da kültür turizmi adı altında yürütülse bile, dünyadaki birçok ülke, şehir ve bölge için yararlı olabilecek “soyağacı turizmi” ile ilgili temel kararları alırken, turizmle ilgili tüm tarafların bir araya getirilmesi ve ele alınıp tartışılacak turizm türünün İzmir ya da Konak ilçesi koşullarında uygulandığı takdirde uygulamanın güçlü ve zayıf yönleriyle tehdit ve fırsat oluşturan yanlarının net bir şekilde ortaya konulması; yani, iyi bir SWOT Analizi yapılarak güçlü yanların nasıl fırsata dönüştürüleceği ya da tehditlerin hangi yöntemlerle nasıl karşılanacağı gibi konuların tartışılması ve bu şekilde ortaya çıkacak düşünceler çerçevesinde özel bir turizm politikası ve stratejisinin belirlenmesi gerekir. O nedenle de, İzmir’deki resmi, özel ve sivil turizm otoritelerini; başta İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘yle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı‘nı, ulaşım, konaklama, yeme-içme, eğlence, rehberlik ve turizm sektörleriyle ilgili meslek odalarını, dernek ve vakıfları, onların temsilcilerini çağırıp onları işe katmadan; üstelik bu işten anlamayan insanlarla verilen kararların ve yapılan işlerin “yapılabilir“, “sürdürülebilir” ve “verimli-etkili” olmayacağını zaman ortaya koyacaktır.

Zira geçtiğimiz günlerde Balkan Savaşları tarihi ile ilgili okumalarım sırasında Hırvat tarihçi İgor Despot‘un Mete Tunçay tarafından çevrilip 2020 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayınlanan “Savaşan Tarafların Gözüyle Balkan Savaşları, Algılar ve Yorumlar” kitabının 222. sayfasındaki (137) nolu dipnotunda “Son birkaç yıldır Sofya’daki Devlet Arşivlerine gidenler, orada iki grup ziyaretçi görebilmektedirler: Ege Makedonyası’nda toprak sahipliği belgeleri arayanlar ve aynı şeyi Türk Trakyası (Doğu Trakya) için yapanlar. BU insanlar o devletlerden tazminat almak, hatta mülkiyetlerini tanıtmak umudundadırlar. Bulgaristan bir AB üyesi olduğu, Türkiye de olmak istediği için, başarılı olabilecekleri umudu bile vardır.” diyerek ülkemizi savaşlarla ya da zorunlu mübadelelerle terk edenlerin olası hak arayışları konusunda uyardığını hatırlıyorum.

Evet bir Hırvat tarihçinin görüp yazdığı bir gerçeği, acaba Konak Belediyesi‘nin turizmden anlamayan, bu konuda bilgisiz, deneyimsiz ve tecrübesiz olan meclis ve komisyon üyeleri neden görmez ya da görmemezlikten gelir acaba?

……………………………………………………………………………………………………

⁽¹⁾ Santos, C.A., Yan, G. (2010), “Genealogical Tourism – A Phenomenological Examination“, Jopurnal of Travel Research, February 2010, s.56-67

⁽²⁾ Prinke, R.T. (2010) “Genealogical tourism – An overlooked niche“, Rodziny, Spring 2010, s.16-23

Yararlanılabilecek diğer yayınlar

+ Robert Lanquar, Turizm-Seyahat Sosyolojisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.

+ Winfried Löschburg, Seyahatin Kültür Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1998.

AKP’sever Abdül Batur…

Ali Rıza Avcan

İzmir‘in orta yeri Konak… İzmir denilince ilk akla gelen yer Konak…

Kentin tarihi merkezindeki Konak Meydanı, İzmir Saat Kulesi, Kadifekale, açık bir AVM olarak nitelenen Kemeraltı Çarşısı ile mülteci, göçmen ve sığınmacı yatağı Basmane semti ilk akla gelen yerler…

Konak Belediyesi, 27.06. 1984 tarih, 3030 Sayılı “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” uyarınca “Merkez İlçe Belediyesi”  olarak, 19.06.1987 tarih, 3392 Sayılı “103 İlçe Kurulması Hakkında Kanun” ile İzmir Merkez İlçe’nin sınırları içinde kalan mahalleler (Buca hariç) itibariyle “Konak Belediyesi” olarak kurulmuştur. Kanunun çıkması ile birlikte İzmir’in en büyük ve en fazla nüfuslu belediyelerinden biri haline gelen Konak Belediyesi, 6 Mart 2008 tarih ve 5747 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 58 mahallesini yeni kurulan Karabağlar Belediyesi‘ne devretmiş, böylelikle 2007 yılında 848.226 kişilik bir nüfusa sahipken 2009 yılında 113 mahallesi ile 411.152 kişilik bir nüfusa gerilemiştir. Bu gerileme 2009-2021 döneminde de düzenli olarak devam etmiş ve böylelikle Konak ilçesinin 2021 yılı nüfusu, 2009 yılındaki nüfusuna göre % 23,88 oranındaki bir azalışla 336.545’e düşmüştür. Bu durum, Konak ilçesinin ciddi bir nüfus, daha doğrusu genç işgücü kaybı içinde olduğunu göstermektedir.

Konak ilçesi, İzmir‘in diğer ilçelerinin aksine devamlı nüfus kaybedip enerjisini boşaltırken bu belediyenin 2009-2022 döneminde belediye başkanlığını yapanlar bu konuyu gündemlerine bile almamışlar, sadece ellerine geçen fırsatı değerlendirip İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne atlamak için çaba göstermişlerdir. CHP’nin yerel seçimlerde bir aday belirleme taktiği olarak geliştirdiği o kötü gelenek, Konak Belediyesi‘ne başkan seçilenlerin gönüllerinde hep bir büyükşehir belediye başkanı olma aslanının yatmasına sebep olmuş, o nedenle Konak belediye başkanı ile İzmir Büyükşehir belediye başkanı arasındaki bu açık ya da gizli rekabet nedeniyle hem Konak ilçesindeki belediye hizmetleri hem de her iki belediye arasındaki ilişkiler olumsuz yönde etkilemiştir.

Konak Belediyesi‘nin 2009-2014 dönemi belediye başkanı Hakan Tartan ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu arasındaki rekabet ve didişme, şimdilerde ise 2019 yılından bu yana fazla göz önüne serilmemesi için özel bir çaba harcanan Abdül Batur ile Tunç Soyer arasındaki açık ya da gizli rekabet ve didişme bu durumun en iyi örnekleridir.

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, Burhan Özfatura‘nın İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı olduğu 1994-1999 döneminde İzbeton genel müdürlüğü, 1999-2019 yılları arasındaki 4 dönemde 20 yıl süreyle Narlıdere belediye başkanlığı yapmış, 1999-2004 döneminde Tansu Çiller‘in Doğruyol Partisi‘nden 1 kez, 2004-2019 döneminde de 3 kez CHP‘den belediye başkanı seçilmiş, 2017 yılında kaçak 10 yapıyı yıkmadığı için mahkeme kararı ile 100 gün görevden uzaklaştırılmış, büyükşehir belediye başkanı olmakla ilgili ilk hamlesini İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümü nedeniyle 2004’de yapıp başarılı olamamış bir mimardır. Şimdi ise, 2019 yılından bu yana ilk yerel seçimin sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı olmayı arzulamakta ve bunu gerçekleştirmek için girişimlerde bulunmaktadır.

Asıl olarak DYP‘den gelip CHP‘nin sağ kesimine yerleşmiş bir belediye başkanı olarak, ailesinden gelen Alevilik damarı sayesinde ve Doğru Yol Partisi‘nden getirdiği sağ politikalarla kentteki arsa ve arazi rantını yönetmeye ve bunun en kolay şekilde yapıldığı kısmi imar planı değişiklikleri ve kentsel dönüşüm projeleri eliyle yapmaya çalışmakta, bu nedenle de hangi görüş, siyaset ya da anlayışla olursa olsun, kentin rantını paylaşmaya dayalı her kesim ve siyasetle işbirliği içinde olmaktan kaçınmamaktadır.

İşte o nedenle, 2019 seçimleri öncesinde Narlıdere‘den alınıp İzmir‘in orta yerindeki Konak‘tan aday gösterildiğinde, kendisini iyi tanıyanlar “Narlıdere’de bitirdiği denizin Konak’ta fazlasıyla eline geçtiğini” söyleyerek, özellikle de imar planları yeni hazırlanan Gültepe ve Beştepe gibi eski yerleşim yerlerinin Abdül Batur için “iştah açıcı yerler” olduğuna işaret etmişlerdir.

Ancak bütün dikkatine rağmen ilk golü, Pasaport‘taki Vestel gökdeleni nedeniyle yemiş, kendisinden önce verilen ruhsatın mahkeme kararlarına aykırı olduğunun ortaya çıkması; ayrıca yeni seçilen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in topu kurnazca kendisine atması nedeniyle zor durumda kalarak sorunun çözümünü zamanın akışına bırakmıştı.

Sonrasında kamuoyunun önüne çıkaracak hiçbir önemli projesi olmadığı için, “sağlıklı kentleşme” aldatmacasıyla hazırlanan Gültepe ve Beştepeler mahallelerinin kentsel dönüşümüne yönelik imar planlarına kadar pek gündeme gelememiş; ancak, bu planların TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nce açılan dava sonucunda idare mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine zor durumda kalmış, bu olay sonrasında her şeye rağmen kuyruğu dik tutmak amacıyla sürekli bir şekilde “aklım fikrim dönüşümde” diyerek bu usulsüzlüğün takipçisi olduğunu vurgulamaya çalışmıştır.

Fakat bu arada, 5 Ağustos 2022 tarihinde yazdığım “Klasik bir İzmir sorusu: Kimin eli kimin cebinde?” başlıklı yazıda belirttiğim gibi, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi‘nin İzmir‘de yarattığı etkiler sonucunda ağır hasarlı görülüp yıkılan Basmane, 9 Eylül Meydanı‘ndaki Konak Belediyesi hizmet binasının, verilen sözlere rağmen zamanında yapılmayışı nedeniyle, 2019 seçimlerinde AKP‘nin Konak başkan adayı olarak karşısına/karşımıza çıkan ve şu sıralar AKP il başkan danışmanı olarak görev yapan Melek Eroğlu‘nun birinci dereceden yakın akrabasına ait apartman dairelerini kiraladığını; böylelikle, binlerce boş başka bina ve apartman dairesinin bulunduğu Konak ilçesi sınırları içinde bula bula kendisine rakip olan AKP adayının çok yakın akrabalarına ait daireleri bulup kiralayarak AKP ile arasına herhangi bir şekilde siyasi bir mesafe koymadığını hatırlatmak isterim.

Bunca uzun bir girişten sonra gelelim bugünkü yazımızın konusuna…

Efendim, geçtiğimiz günlerde yakın bir dostum elime İz Dergi isimli bir derginin 2022 Ağustos ayına ait 66. sayısını tutuşturdu. 29,5 cmX12 cm boyutlarındaki 74 sayfalık aylık dergi bedelinin 50 lira olduğu yazılıydı. Ekonomik sıkıntıların yaşandığı böylesi bir zamanda aylık bedeli 50 lira olan bir dergiyi hangi memur ya da işçi alır, bu da yanıtlanması gereken ayrı bir soru diye düşünüyorum. Bu soruyu bir köşeye koyup yolumuza devam edip dergiyi biraz karıştırdığınızda ise hem kapakta hem de iç sayfalarda bulunan bol miktardaki Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un fotoğrafları (üşenmeyip saydığınızda toplam 74 sayfa olan dergide Abdül Batur‘a ait büyük ya da küçük boyutta toplam 20 fotoğrafın olduğunu görüyorsunuz) nedeniyle, bu sayının Abdül Batur‘a hasredildiğini ve kendisinin yaklaşan 2024 tarihli yerel seçimler için yakın zamanda başlattığı İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adaylığı kampanyası için hazırlandığını tahmin etmeniz zor olmuyor.

Dergi, imtiyaz sahibi gazeteci Ümit Kartal‘ın Abdül Batur‘u öven “Nazar Değmesin” yazısıyla başlıyor ve Abdül Batur‘un elinde “Vefanın adı Konak” tabelasını taşıyan çizimin çevresine Ahmet Piriştina, Sancar Maruflu, Dario Moreno ve Atilla İlhan gibi İzmir‘in bilindik değerlerinin yerleştirilmesi ile oluşturulan Sadık Pala‘ya ait karikatür ile bizleri karşılıyor. Diğer sayfalarda ise İz Medya Yayınlar Koordinatörü Murat Atilla‘nın “Vefanın adı Konak” isimli 2 sayfalık yazısı, “Aklım Fikrim Kentsel Dönüşüm” başlığıyla Abdül Batur‘u övmek amacıyla hazırlanan 9 sayfalık yazı, 2’şer sayfalık “Efsane Başkan Aydın Erten’in Adını Yaşatan Alan Açıldı“, “Engelsiz Yaşam’la adım adım Hayata“, “Basmane’de Büyük Dönüşüm: Silahhane’den Sanathane’ye“, “Konak’ta tarih ayaklanıyor“, “Sancar Maruflu Bilim Merkezi açıldı” başlıklı haber yazıları, 1 sayfalık “Konak’a Avrupa Şeref Bayrağı Ödülü” başlıklı haber yazısı, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un CHP Parti Meclisi‘ndeki tek destekçisi CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan‘a ait 8 sayfalık “İzmir, verdiğinin 40’ta 1’ini alabiliyor” başlıklı yazı, ardından CHP İzmir Milletvekili Tacettin Bayır‘a ait 2 sayfalık, Konak ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Ulvi Puğ‘a ait 4 sayfalık, İletişimci ve yazar Ateş İlyas Başsoy‘a ait 3 sayfalık “İzmir’in Ruhu” başlıklı yazı, gazeteci Seçkin Öner‘e ait “En son babalar duyar” başlıklı 2 sayfalık yazının yanında “Abdül tuttu karıcığım” ve “İz bırakanlar” başlıklı birer sayfalık yazılar, Turist rehberi ve yazarı Serdar Çelenk‘e ait “Kemeraltı’na doyulmaz” başlıklı 8 sayfalık yazı, sinema eleştirmeni ve yazar Batıgün Sarıkaya‘ya ait “Bir zamanlar Konak’ta sinemalar vardı” başlıklı 6 sayfalık yazı, Folkart Kurumsal İletişim Müdürü Ünal Ersözlü‘ye sorulan soruların cevaplarından oluşan “İnsanın özel mülkiyet tutkusunu sevgiyle değiştirmek isterdim” başlıklı 3 sayfalık yazı, edebiyat öğretmeni Bülent Kepenek‘in “Karamık’ın tebessümü” başlıklı 3 sayfalık yazısı bulunuyor.

Dergideki tam sayfa 9 ilan ise toplam 10 sayfadan oluşuyor. İlan veren şirketler ise şu şekilde: Mimar Vahap Yılmaz‘ın Biva A.Ş.‘ne ait Biva Tower ilanı, Biz Kitap‘ın Ümit Kartal‘ın kitabına ilişkin ilanı, Onur İnşaat Sanayi A.Ş.‘ne; daha doğrusu Mehmet Onur‘la Ahmet Onur‘a ait On’live Hotel, helal gıda üreten Denizlili Abalıoğlu Grubu‘nun markası Lezita, Hüseyin Şahin‘e ait Egesel İnşaat‘ın Egesel Koza Projesi (Orta, 2 sayfa), Koç ailesine ait Ege Ulaşım, Konak Belediyesi, AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Başdaş‘ın yönetiminde olduğu aile şirketi Başdaş (Arka kapak içi) ile Mesut Sancak‘a ait Folkart Galeri (Arkla kapak)

Görüldüğü söz konusu dergiye ilan veren şirketler arasında oldukça ilginç; hatta şaşırtıcı olanlar var…

Örneğin, Biva Tower‘ın sahibi mimar Vahap Yılmaz, 2019 tarihli yerel seçimlerde CHP‘den Bayraklı belediye başkan adayı olup, değerli dostum gazeteci Süleyman Gençel‘in o tarihlerde fotoğraflarıyla paylaştığı haberlere göre, seçim süreci içinde gidip AKP Karşıyaka İlçe Başkanlığı‘na 25.000 lira bağışta bulunan; yani “hem nalına hem mıhına” diyerek her iki yana da oynayan işbilir bir müteahhit…

https://haber.sol.org.tr/turkiye/chpli-patron-adaydan-akpye-25-bin-liralik-bagis-akpden-plaket-de-almisti-255223

Yer: Onur Han, Tarih: 21 Temmuz 2014

Örneğin, On’live Hotel‘in sahipleri Mehmet Onur‘la Ahmet Onur cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın 21 Temmuz 2014 tarihinde İzmir’e gelişinde kendilerine ait Çankaya’daki Gazi Bulvarı ile Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın kesiştiği köşede bulunan 7 katlı 1. Onur Han’ın tüm yüzeyini kaplayacak şekilde posterini asan turizmci sermaye sahipleri…

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/erdoganin-posterini-7-katli-oteline-bedava-asti-96953

Abalıoğlu Ailesi

Örneğin, Lezita‘nın sahibi olan Denizlili Abalıoğlu ailesi AKP ile, özellikle de 2019 yerel seçimlerinde AKP‘den İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Nihat Zeybekçi ile yakın ilişkileri olan insanlar…

https://www.denizligazetesi.com/guncel/denizli-son-duayenini-kaybetti-h79123.html

AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Bağdaş

Örneğin arka kapağın içinde tam sayfa reklamı olan Başdaş Market, İzmir ve Aydın‘daki 35 mağazasında 750 personel çalıştırıp aylık müşteri sayısı 600.000’i bulan bir perakende satış şirketi ve bu şirketin yönetim kurulunda kardeşleri ile birlikte yer alan şahıs ise AKP Konak İlçe Başkanı Mehmet Sait Bağdaş.

https://www.egetelgraf.com/?s=Konak%20İlçe%20Başkanı%20Mehmet%20Sait%20Başdaş

Örneğin, Folkart Galeri, arada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina‘nın eski iletişim-medya danışmanı Ünal Ersözlü bulunsa bile, Mesut Sancak‘ın, daha doğrusu hangi siyaset olursa olsun aşkla sevmeyi pek bilen Sancak ailesinin şirketlerinden biri… Mesut Sancak‘a ait Folkart aynı zamanda hem Aziz Kocaoğlu, hem de Tunç Soyer zamanında İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın Migros ile birlikte devamlı sponsorluğunu yapmaktalar..

Şimdi bu durumda; yani, İz Gazete ya da İz Dergi veya Konak Belediyesi topu birbirlerine atarak o reklamverenleri biz seçmedik diyerek aradan çıkmaya çalışabilirler; ama, ben de onlara şu soruyu sormak isterim ki, tümüyle Konak Belediye Başkanı‘na ve onun icraatlarına tahsis edilen bir propaganda amaçlı bir dergide hangi firma reklamlarının bulunacağı, aynı zamanda siyasi bir kişiliği olan belediye başkanını hiç mi ilgilendirmez, bu konuyu hiç mi sormaz dergi yöneticilerine, kendisinin uygun gördüğü reklamverenler konusunda hiç mi tavsiyesi olmaz, reklamverenlerin bir kısmına hiç mi itiraz etmez? Öte yandan solculuğu ile temayüz etmek isteyen bir gazete ya da dergi, AKP‘liliği ile ön plana çıkmış bu reklamverenler konusuna hiç mi dikkat etmez ya da “paranın dini, imanı yoktur” anlayışıyla önüne ya da aklına gelen herkesle reklam anlaşması mı yapar? Bu durum, profesyonelliğin ya da ticaretin gereği mi der? Bence bu konu her iki taraf için de kötü, kimsenin elinde tutmak istemeyeceği talihsiz bir durumdur… Tutanı, savunanı, arkasında duranın niyetini sorgulatır ve siyasi anlamda canını yakıp çok şeye mal olur…

Tabii ki AKP ve yandaşlarıyla bilerek ve isteyerek açık ya da gizli bir anlaşma yapılmıyorsa… Bir “Truva Atı” olarak dışı solcu, içi sağcı bir oluşumun reklamı, propagandası yapılıyorsa…

Bu arada tabii ki, üstünde bedelinin 50 lira olduğu yazılı bu derginin Konak Belediyesi‘ne maliyetini sormayacağım… Çünkü Georges Poulimenos‘un kitabı konusunda verdikleri “sırtlarını sıvazlayıp manevi katkıda bulunduk” cevabını vereceklerini bildiğim için, ne onları, ne de kendimi, cevabı aslında çoğumuzca bilinen bir soruyu sorup cevabını almak konusunda zorlamayacağım…

Ne dersiniz, CHP‘li bir belediye başkanın, solcu olduğu iddiasındaki bir dergi eliyle bu kadar AKP‘li şahıs ya da şirketle bağlantısı varsa ve bu duruma karşı çıkmayıp adeta onların verdiği reklam paralarıyla bu dergiyi finanse ettikleri ortaya çıkarsa, onu bu oldukça ‘açık‘, ‘samimi‘ ‘faydalı‘ ve ‘verimli‘ ilişkileri nedeniyle, CHP‘den ya da başka bir partiden İzmir Büyükşehir Belediye başkanı yapar mısınız veya olması için oy kullanır mısınız? Ne dersiniz? Yarın öbür gün, kuzu postu altındaki bir kurt gibi kazara İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu takdirde bu ilişki ve işbirliklerini nasıl geliştirip nerelere taşıyacağını düşünür müsünüz?

Evet, sonuç olarak bir belediye başkanını parlatmak amacıyla yayınlanan dergideki reklamlarla o belediye başkanının siyaseti arasındaki ilişkiyi eleştirmiş olsam da, diğer yandan bu işi birlikte gerçekleştiren İz Dergi ile Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un reklamını yapmış oluyorum… Ama en azından gerçeklerin bilinmesi adına bu reklama aracı olmanın bile yararlı olacağını, “bir hayır için bin şerrin” göze alınabileceğini düşünüyorum…

Son olarak da, “günah benden gitsin” düşüncesiyle ve bu dergiyi daha iyi inceleyebilmeniz amacıyla, İz Dergi‘nin İnternet sayfasından aldığım linki sizlerle paylaşmak istiyorum… Nasıl olsa para kazanması gerekenler o parayı çoktan kazandılar, propagandasını yapmak isteyenler de propagandasını çoktan yapmış oldular…

https://www.izgazete.net/images/upload/IYZ_DERGIY.pdf

Basmane Günleri…

Ali Rıza Avcan

Kentin ortasında Basmane isimli tarihi bir semt ve bu semte vurgun bir tarih ve kültür savaşçısı: Orhan Beşikçi.

Orhan Beşikçi ressam olan eşiyle birlikte yıllardır Basmane‘de oturuyor ve oranın havasını soluyor, suyunu içiyor… İzmir’in içinde ya da dışında yaşayanlardan daha fazla Basmane‘yi bilip tanıyor… Yıllardır Basmane‘nin sorunlarıyla ilgilenip o semtin sahip olduğu tarihi, kültürel değerlerle insanının hak ettiği ilgiyi görmesini istiyor. Bunun için de valiliği, kaymakamlığı ve belediyeleri, üniversiteleri, sanatçıları, gazetecileri ve bilcümle Basmaneseveri harekete geçirerek onların da Basmane için bir şeyler yapmasını istiyor. Gerektiğinde bilgi dolu tatlı dili ile ikna etmeye çalışıyor, gerektiğinde de cevap verilemeyecek kadar doğru şeyleri ifade ederek yerden göğe haklı eleştiriler yapıyor. Bu arada, kendisine kentin yerel otoriteleri tarafından teklif edilen makam ve mevkileri büyük bir tevazu içinde, teklif edenin kalbini kırmadan elinin tersiyle itiyor ve kendi başına, tek başına bağımsız bir şekilde ayakta durmaya dikkat ediyor.

Bunu yaparken de, adlarını, işlerini gayet iyi bildiği Basmane halkına tek tek yardımcı olmaya çalışıyor, hiç tanımadığı insanların hak ettikleri daha iyi yaşam koşullarına sahip olması için koşturup duruyor. Bütün bu çalışmalara ek olarak Milliyet Ege gazetesindeki köşesiyle Kent Yaşam portalindeki köşesinde günlük yazılar, “Basmane“, “Basmane Günlüğü“, “İzmir’den Yadigar” ve “Dünden Bugüne Anafartalar Caddesi” gibi kitaplar yazarak yaşadığı semte yararlı olmaya çalışıyor.

Ben kendisini, Konak Belediyesi‘nin 2004 yılında Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nde (APİKAM) düzenlediği “Kemeraltı Günleri“nde, kentin değişik yerlerindeki sorunları fotoğraflayarak bunları bize gösteren bir “kent gözlemcisi” olarak tanımış, perdeye yansıyan İzmir‘in sorunlarını gösteren çarpıcı kent fotoğraflarıyla mevcut durumu çıplak ve etkili bir şekilde ortaya koyduğunu düşünmüştüm. Orhan Beşikçi daha sonraki yıllarda bu çabasını diğer etkinliklerle zenginleştirerek daha üst düzeylere taşıdı ve böylelikle bugün bu kentte Basmane denilince akla gelen ilk isim oldu. Ben ona, herhangi bir mülkiyet ilişkisini düşünmeksizin “Basmane’nin sahibi” diyorum….

Orhan Beşikçi, bu mücadele içinde 2010 yılından itibaren birçok kültürel, sanatsal etkinliği bir araya getiren Basmane Günleri‘ni düzenlemeye başladı. Bu etkinlikler 2010 yılını takiben 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında daha da geliştirilerek yapılmakla birlikte; yakın zamanda toplum olarak yaşadığımız salgın nedeniyle yapılamaz oldu. Ancak Orhan Beşikçi cephesinden aldığımız yeni haberlere göre, 9 Eylül 1922 İzmir’in Kurtuluşu‘nun 100. yılı nedeniyle 2022 yılının Ekim ayında “100. Yılda Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” ismiyle etkinliğe devam edilip organizasyonun 6ncısı yapılacakmış.

Bugüne kadar 2010, 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında 5 kez yapılan Basmane Günleri‘ne tek tek baktığımızda ise;

📌2010 yılında “Basmane Günleri” adıyla 14-18 Mayıs 2010 tarihleri arasında yapılan etkinliğin 8 sergi, 1 belgesel gösterimi, 3 panel, 1 kitap tanıtımı, 1 söyleşi, 1 tiyatro gösterisi, 1 konser kapsamında belediye başkanı, yerel siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci, araştırmacı olmak üzere toplam 37 katılımcıyı ağırladığı,

📌2012 yılında “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 15-30 Ekim 2012 tarihleri arasında yapılan etkinliğin 15 sergi, 1 belgesel gösterimi, 7 panel, 1 kitap tanıtımı, 2 tiyatro oyunu, 1 enstalasyon ve 1 pandomim gösterisi kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 57 katılımcıyı ağırladığı,

📌2013 yılında, “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 22 Ekim-9 Kasım 2013 tarihleri arasında yapılan 3. etkinliğin 22 sergi, 1 belgesel gösterimi, 13 panel, 2 tiyatro oyunu, 1 pandomim gösterisi ve 1 workshop kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 97 katılımcıyı ağırladığı,

📌2014 yılında, “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 18-25 Ekim 2014 tarihleri arasında yapılan 4. etkinliğin 16 sergi, 5 panel, 3 söyleşi, 1 tiyatro oyunu, 4 konser/dinleti, 2 slayt gösterisi, 1 şiir dinletisi, 1 mozaik işliği, 1 özel gösteri, 1 dans ve pandomim gösterisi, 1 gezi organizasyonu kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 94 katılımcıyı ağırladığı,

📌2017 yılında 5. kez “Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” adıyla 20-26 Kasım 2017 tarihleri arasında yapılan 7 sergi, 8 panel, 2 konser/dinleti ve 1 gezi organizasyonu kapsamında belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı olmak üzere toplam 80 katılımcıyı kapsadığı,

Böylelikle 2010, 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında yapılan beş ayrı Basmane Günleri‘nde farklı türlerde toplam 139 ayrı etkinlik yapıldığı ve bu etkinliklere belediye başkanı, siyasetçi, belediye yöneticisi, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve araştırmacı düzeylerinde, aralarında Cengiz Bektaş, Oktay Ekinci, Dinçer Sümer, Sancar Maruflu ve Şükrü Tül gibi şimdi tarih olmuş Türkiye ve İzmir değerlerinin yer aldığı toplam 365 kişinin katıldığı,

Farklı yıllarda Konak ya da İzmir Büyükşehir belediyeleri ile TCDD, İzmir Otel-Pansiyon ve İşçileri Odası tarafından desteklenen bu etkinliklere izleyici olarak da binlerce kişinin katıldığı ortaya çıkmaktadır.

Beni soracak olursanız, kentle ilgili görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerimi yazıp sizlerle paylaştığım Kent Stratejileri Merkezi isimli blok ile aynı ismi taşıyan Facebook grubunu 2016 yılından bu yana yönettiğim için bu etkinliklerden sadece 2017 yılında izlediğim bir panelle ilgili değerlendirmelerimi 22 Kasım 2017 tarihli “Adil ve ahlaki olan…” isimli yazımda paylaştığımı hatırlıyorum.

Kısa adı “Basmane Günleri” olan bu organizasyon, şu an itibariyle resmi, özel ya da sivil hiç bir kurum ya da kuruluşa ait olmayan, bugüne kadar tümüyle bir “Basmane Sevdalısı” tarafından düzenlenen ve en uzun süreyle devam eden İzmir’in tek sivil etkinliğidir.

Bu anlamda “Basmane Günleri“, ortak paydası Basmane olanları bir araya getiren, Basmane hakkında düşünüp konuşmaya ve tartışmaya davet eden, lafı dolandırmadan dosdoğru söyleyen, propagandadan çok gerçeklerden söz eden bir sivil platformdur.

Basmane bölgesinden birinci derecede görevli, sorumlu ve yetkili olan Konak Belediyesi bazı yıllar sanki böyle bir etkinlik yapılmıyormuş gibi, “görmüyorum, duymuyorum, konuşmuyorum” diyen üç maymunun rolünü oynasa da, Basmane Günleri‘nin her anında Konak Belediyesi katılımcılar ve izleyiciler tarafından masanın üstüne konulup yaptıkları, yapmadıkları ya da yapamadıkları ele alınmakta, değerlendirilip yorumlanmaktadır.

Bize düşen ise, kanaatimce birtakım fitne, fesat odaklarının cahilce ortaya koyduğu hezeyanların aksine bu yürekli, mütevazi insana ve yaptıklarına sahip çıkmak, ona yardımcı olup katkıda bulunmak, önümüzdeki aylarda yapılacak olan “100. Yılında Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri” isimli 6. organizasyonda yer almaktır diye düşünüyorum…

Ortak paydası Basmane olanların katılıp izleyeceği bu seneki “100. Yılında Basmane ve Çevresi Tarih, Kültür, Sanat ve Arkeoloji Günleri“nde buluşmak dileğiyle…

“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazıma başlık olarak seçtiğim “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişinin anlamını bir Ekşi Sözlük yazarı, “kötü pazarlama planlaması sonucunda yanlış pazar seçimi” olarak açıklıyor. Bulabildiğim diğer İnternet kaynaklarında da bu deyişin aynı anlama gelebilecek “Hıristiyan mahallesinde şıra satmak” ya da “körler mahallesinde ayna satmak” şeklinde değişik biçimlerine rastlıyoruz.

Bu deyişlerde yer alan “Müslüman“, “Hıristiyan” ya da “kör” sözcükleri aslında bazı inanç sahiplerini ya da dezavantajlı grupları ötekileştirip ayrıştıran bir özelliğe sahip olmakla birlikte; gerçek yaşamda var olan, o nedenle de etik anlamda uygun görülmemekle birlikte, öncelikle bu deyişlerle anlatılmak istenen toplumsal olguların dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Toplumsal yaşamdaki gerçekliklerden süzülüp gelen bu deyişlerin bugünkü toplumsal koşullarda çağrışımlarla oluşan diğer bir anlamı ise, hepimizin bildiği gibi “yanlış yerde yanlış iş yapmak” anlamına geliyor.

Bu bağlamda bugünkü yazımda, “yanlış yerde yanlış iş yapan” Konak Belediyesi‘ni ve bu belediyenin yoğunlukla Afrikalılarla Suriyelilerin yaşadığı Basmane, Akıncılar Mahallesi 1298 sokakta, o binanın eskiden silâhhane olduğu iddiasıyla restore ettikten sonra Konak Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi ismini verdikleri mekânın açılışını, o çevrede yaşayıp çoğunluğunu Afrikalı ve Suriyeli mülteci, göçmen ve sığınmacıların oluşturduğu yoksul mahalle halkı yerine şehrin lüks ve mutena semtlerinde yaşayan zengin, varlıklı ve mevki sahibi kişileriyle siyasetçi, bürokrat, akademisyen ve gazetecilerinin davetli olduğu içkili bir kokteyl ve film gösterisi şeklinde yapmış olmasını ele alıp tartışmak istiyorum.

Bu açılışla ilgili Konak Belediyesi haber bülteni ve bu bülten üzerinden türetilen yerel basın haberlerine baktığımızda;

Konak Belediyesi‘nin 200 yıllık eski bir silâhhane binası ile bahçesini restore edip Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi adıyla hizmete açtığını, açılışı yapılan bu binada belediyenin Kent Tarihi Birimi‘nin de yer alacağını, söz konusu merkezin açılışına ev sahibi Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’un yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eşi İzmir Köy-Koop Birlik Başkanı Neptün Soyer‘in, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel‘in ve il yöneticilerinin, siyasi parti ilçe başkanlarının, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Murat Karaçanta‘nın, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi‘nin, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu‘nun, Konak Belediyesi meclis üyeleriyle Yunanistan İzmir Başkonsolosu Despoina Balkiza‘nın, basın temsilcileriyle gazeteci, akademisyen, oyuncu ve yönetmenlerin, birlik, oda ve dernek başkanlarının, sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri temsilcileriyle sanatseverlerin katıldığını, kısa film gösterimiyle başlayan açılış töreninin sunumunun Mülkiyeliler Birliği Derneği İzmir Şubesi Başkanı ve tiyatro sanatçısı Nazlı Kayı tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyoruz.

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un yaptığı açış konuşmasında, tarihi bir binayı daha kente kazandırmaktan onur duyduklarını, yerel yönetim olarak koruma ve işlevlendirme bilinciyle çalışmalarını yürüttüklerini, ‘Birlikte Konak’ diyerek çıktıkları yolda Basmane’yi, özellikle de bu bölgeyi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer önderliğinde, hemşehrileriyle birlikte yaşatma kararı aldıklarını, 1800’lü yıllarda konut olarak inşa edilen, yakın geçmişte silah imalâthanesi olarak kullanıldığı için bölge halkı tarafından Silâhhane olarak adlandırılan iki katlı tarihi binayı, belediyenin çabaları sonucu kültür ve sanat merkezi olarak kente kazandırdıklarını, Silâhhane isminin hiç hoş çağrışım yapan bir isim olmadığını, o nedenle bu mekânı Silâhhaneden Sanathane‘ye dönüştürdüklerini, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacağını, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacak şekilde tasarlandığını ve buranın bundan böyle kentin yeni buluşma mekânlarından biri olacağını belirtmiş.

Şimdi gelelim bu “creme de la creme“, Türkçesi ile “kaymağın kaymağı” katılımcılarla yapılan açılış törenine ve bu törene konu olan mekânın özelliklerine….

18. yüzyılda mı yoksa 19. yüzyılda mı yapılmış?

1. Binanın girişine asılmış tabelada 1900’lü yılların başında, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un açış konuşmasıyla basına servis edilen bültende 1800’lü yılların başında yapıldığı söylenen bu bina, belgesi ile kanıtlanmış bir silâhhane; yani silahların depolandığı bir yer değil. Çoğu kez tarihi mekânların restore edilip işlevlendirilmesi sırasında bu tür öykülendirmeler yapılsa bile, bunun böylesi bir askeri yapıda tarihi gerçeklere ve bu gerçekleri kanıtlayan belgelere dayandırılması hepimizin beklediği bilimsel bir koşuldur. Bu koşul yerine getirilmediği takdirde sayın Osman Kocaoğulları gibi, daha önce o bölgede yaşamış eski Basmaneliler’in tanıklıklarına itibar etmemiz gerekiyor.

İş makinası ile yapılan kazı…

2. Bildiğim kadarıyla, söz konusu yapının bahçesini bir açık hava sinemasının eğimine kavuşturmak amacıyla Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu‘nca (KUDEB) izin verilen kazının, toprak altındaki tarihi ve arkeolojik değerlere hasar verecek şekilde iş makinası ile yapılması nedeniyle, bu durum çevrede yaşayanlar tarafından fotoğraflanmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından da İzmir 1 Numaralı Anıtlar Bölge Kurulu‘na bildirilmiş durumda.

3. Söz konusu binada ve bahçesinde eski bir açık hava sinemasını hayal edip tasarlamak kendi içinde güzel, nostaljik ve övülecek bir iş olmakla birlikte; bölgenin içinde bulunduğu durum, o bölgede yaşayan insanların kültürleri, gelenekleri, tutum ve alışkanlıkları dikkate alınmadan, o bölgede yaşayanların görüş, düşünce ve önerileri alınmadan; asıl önemlisi onların aktif katılımı sağlanmadan, tasarım ve uygulamayı onlarla birlikte yapmadan, sanki Basmane eskilerin Basmanesiymiş gibi hesapsız kitapsız bir işe girişmek, o bölgede yaşayan ya da çalışanların beğeni ve tercihleri dışında sinema tarihinin kült filmlerinden medet umup ortalıkta Şarlo taklitleri dolaştırarak, üstenci bir anlayışla “bakın ben sizleri de düşünüp ne yaptım, gelin bununla oynayın” dercesine yapılmış yanlış bir iştir. Daha doğrusu, kendi hemşehrisini dikkate almadan, onun katılımını sağlamadan o eski köhnemiş belediyecilik anlayışıyla kotarılmış kötü bir iştir. O nedenle, bu işin anlatıldığı şekilde sürdürülmesi de mümkün değildir.

Tabii ki, bu iş bu kafayla yapılmaya devam edilirse, pek de uzak olmayan bir gelecekteki hazin sonunu hep birlikte izlemek bizlere sevinç değil, acı verecektir.

4. Aşağıdaki Facebook paylaşımı, İzmir sivil toplum camiasında neredeyse herkesin tanıdığı, Selluka çiçeğinin annesi diyebileceğimiz, yetiştirdiği Selluka çiçeklerinin tohumlarını ya da yaptırdığı Selluka kolonyalarını ben dahil herkese armağan eden, Selluka çiçeğinin eskiden olduğu gibi evlerimizin bahçe ya da duvarlarını sarması için büyük çaba gösteren, Selluka Kültür Sanat Derneği olarak İzmir Valiliği ile birlikte Selluka Plaketi ve Belgesi uygulamasını başlatan ve Atölye Su‘nun sahibi Pelin Uğur‘a ait.

Evet, Pelin Uğur her zaman olduğu gibi derin anlayış, tahammül ve nezâketini koruyarak o akşam yaşadıklarının kendisinde yarattığı hayal kırıklığını bizlerle paylaşıyor. Hele ki Sanathane denilen yapının yer aldığı Akıncı Mahallesi‘nin komşusu Hurşidiye Mahallesi‘nin muhtarı Enis İpek ile birlikte yaşadığı “yassah hemşerim” muamelesini bütün zerâfetiyle anlatarak bu durumun çirkinliğini ortaya koyuyor. Bu kentte bilinen ve tanınan bir sivil toplum örgütü başkanı ve sanatçı ile aynı bölgedeki bir mahalle muhtarının yaşadığı zorbalığı bize anlatıyor. Anlaşılan o ki, kendisi ve Hurşidiye Mahallesi Muhtarı Enis İpek, içerde sunulan içkili kokteyl eşliğinde kentin “creme de la creme” tabakasının (gerçi film ve fotoğraflara baktığımızda, katılanların çoğunun “creme” tadında değil de, düştüğü her yere yapışan “gelée” kıvamında olduğunu görsek de) ağırlandığı bir açılış törenine uygun görülmemişler, ellerinde davetiye olmadığı gerekçesiyle içeri alınmamışlar.

Bu durum, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun muhtarlarla yaptığı toplantılarda demokrasinin bel kemiği ilan ettiği bir mahalle muhtarının, içerideki CHP il ve ilçe yöneticileri rağmen alınmayışı yereldeki CHP örgütlerinin, belediye başkanlarının ve partililerin demokrasiden ne olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Tabii ki bu durum, işin sosyal medyaya yansıyan ve o nedenle bizim bildiğimiz yanı. Bunun dışında muhtemelen karşılaştığı ret muamelesini sosyal medyaya yansıtmayan, o nedenle yaşadıkları bu tatsız muameleden haberimizin olmadığı başkaları da olabilir.

“Yassah hemşerim“

Yapılanın ne ölçüde çirkin, açıklanamaz kötü bir davranış olduğunu görüp anlayabiliyor musunuz? Kim, kimi kimin malına hangi gerekçeyle almama aymazlığını gösteriyor?

5. Son olarak Mülkiyeliler Birliği‘nin değişik şubelerinde değişik kademelerde görev yapmış 46 yıllık bir Mülkiyeli ve İstanbul Mülkiyeliler Vakfı‘nın kurucu üyesi olarak Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı Nazlı Kayı‘nın, üstlendiği görevin onursal önemi, ağırlığı ve ciddiyeti itibariyle bu gösterinin sunuculuk hizmetini yapmış olmasını yadırgıyorum. Sevgili arkadaşımız Nazlı Kayı‘nın kendisi özgün bir tiyatro sanatçısı olmakla birlikte; bu etkinliğe bir “sunucu” olarak değil de, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı olarak davet edilerek İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi gibi protokola ait ön sıralara oturmasını ve bizleri orada layıkıyla temsil etmesini beklerdim.

Sonuç olarak bu işin bu mekânda başarıyla yürüyüp yürümeyeceğini, belediyenin önümüzdeki zaman içindeki performansı gösterecek… Konak Belediyesi‘nin yanlış yerde yanlış hedef kitle seçimi ile yaptığı bu yanlış işin uygulaması, Kent Tarihi Birimi görevlisi Teodora Hacudi ile danışman olarak istihdam edildiği anlaşılan Nesim Bencoya‘ya teslim edilmiş olsa da; “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” ya da “Hıristiyan mahallesinde üzüm şerbeti satmak” veya “körler mahallesinde ayna satmak” olarak da adlandırılabilecek bu işin gelecekteki başarısını o bölgeye yaşayan hemşehrilerin; yani iç ya da dış göçle gelip bu bölgeye yerleşen ve büyük bir yoksullukla orada tutunmaya çalışan insanlar; yani oranın halkı belirleyecek….

Tabii ki, bu arada başka bir “salyangoz” temsilcisinin, başka bir soylulaştırma çabasıyla Basmane‘deki Pazaryeri Mahallesi‘nden bir Cittaslow Metropol yaratmak hayalini de unutmamak koşuluyla… O nedenle, her ikisine de şimdiden “haydi hayırlısı” diyelim…

Biz yazının sonu niyetine “hayırlısı olsun” diyerek sözümüzü bağlamış olsak da, bu yazıyı yazdığımız 7 Ağustos 2022, Pazar günü, sevgili dostumuz Orhan Beşikçi‘nin verdiği bilgiye göre Konak Belediyesi tarafından açılışı yapılan “Sanathane” isimli binanın hemen yakınında, Kadın Müzesi‘nin karşısında ve Belediye Başkanı Abdül Batur tarafından makam binası olarak kullanılması nedeniyle halkın kullanımına kapatılan Nebahat Tabak Basmane Semt Merkezi‘nin hemen yanında konut olarak tasarlanmış tek katlı tarihi İzmir evi, 7 Ağustos 2022, Pazar günü sevgisizlik ve ilgisizlik nedeniyle yanarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Şayet bu yangın daha büyük ve güçlü olmuş olsaydı, yanan evin çevresinde Konak Belediyesi‘nce daha önceden restore edilmiş olan 3 ayrı binanın yanması da gündeme geleceği için, mevcut olanı restore edip kullanmanın dışında bu tür tarihi, kültürel değerlerin yangın, deprem, sel ve benzeri yıkımlardan nasıl korunacağı konusunun da gündeme getirilip, gerekli önlemlerin zamanında alınması gerektiğini ilgililere hatırlatmak isteriz.

Klasik bir İzmir sorusu: Kimin eli kimin cebinde?

Ali Rıza Avcan

Şimdilerde yolu Basmane 9 Eylül Meydanı’na düşenler, meydanın deniz tarafındaki yapı bloğunda kırık bir diş gibi büyük bir boşlukla karşılaşırlar. Bu boşlukta, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi’nin İzmir’de yarattığı etkiler nedeniyle 3 Şubat-21 Kasım 2021 tarihleri arasında yıkılan ve var olduğu zamanlarda “Cam Bina” olarak adlandırılan Konak Belediyesi hizmet binası bulunmaktaydı. 1965’de ESHOT binası olarak hizmet vermeye başlayıp 2021’de Konak Belediyesi hizmet binası olarak yıkılan ve 56 yıllık bu süre içinde kamu binası olarak kullanılan yapının hemen yanındaki 1041 ada, 15 ve 17 parsellerdeki binaların da kamulaştırılarak yıkılması suretiyle ortaya çıkan geniş alanda Konak Belediyesi‘nin yeni hizmet binasının yapılacağı söyleniyor.

Yıkılan Konak Belediyesi Hizmet Binası – “Cam Bina”
Bina yıkılmadan önce verilen en son poz…

Konak Belediyesi’ne ait İnternet sayfasındaki 2 Aralık 2021 tarihli ve “Konak Belediyesi’nin Yeni Bina Projesi Görücüye Çıkmış” başlıklı habere göre yapılacak yeni binanın eskisinin üç katı büyüklükte olmasına karar verilmiş ve belediye başkanı Abdül Batur o tarihte bu yeni hizmet binası ile ilgili olarak şunları söylemiş:

“Avan projeyi her zaman olduğu gibi önce meclis üyesi arkadaşlarımızla ve kamuoyuyla paylaşmayı planlamıştık. Bugün ilk sunumu sizlere gerçekleştiriyoruz. Yılbaşından sonra, uygulama projeleri de bittikten sonra ihaleye çıkacağız. İhaleye çıktıktan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Çünkü ülkede şu an yaşanan ekonomik kriz ve belirsizlik gerçekten çok sıkıntılı. Dolar bir gün iniyor bir gün çıkıyor. İnşaat maliyetleri aldı başını gidiyor. Geçtiğimiz günlerde belediyelerin çıktıkları ihalelerde veya kamunun çıktığı ihalelerde maalesef katılım sağlanmamaya başlandı. Ama bu gerekçe değil, biz hazırlığımızı yapıp ihalemize çıkacağız. Bu avan projemiz. Genel anlamda cephesiyle ve diğer yapı elemanlarıyla ortaya çıkan bir çalışma. Kısa süre içinde tamamlayıp hayata geçirmek en büyük ideallerimizden bir tanesi. Konak’ın böyle bir hizmet binasına gerçekten ihtiyacı var. Arkadaşlarımız süratle bu konuyu takip ediyorlar, Konak’ımıza hayırlı olmasını diliyorum.“

Konak Belediyesi Yeni Hizmet Binası Görseli
KOnak Belediyesi Yeni Hizmet Binası Görseli

Şimdi o tarihten bu yana 8 ay 2 gün geçmiş ve yıkılan binaların bıraktığı boşlukta tek bir çivi çakılmamış durumda. Açıkçası bu işle ilgili ihale de duyurulmuş değil. Bunun gerekçesini sorduğumuzda ise, belediye başkanının yukarıdaki demecindekilere benzer bahanelerin öne sürüleceğini tahmin ediyorum. Evet, ekonomik sıkıntının bu boyutlara ulaştığı bir ülke ve kentte böylesi büyük bir projeyi hayata geçirmek için hem ülke hem de belediye koşulları uygun olmayabilir, belediyenin kasasındaki para da azalmış olabilir, maaşların ödenmesinde sıkıntılar yaşanabilir; ama, diğer yandan da büyük iddialarla açıklanmasına karşın Konak Belediyesi‘nin maliyeti her geçen gün artan bir barınma sorunu ile karşı karşıya olduğu da bir gerçek. O nedenle görselleri basınla paylaşılan bu yeni binanın temelinin ne zaman atılıp ne zaman bitirileceği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde de olduğu gibi şimdilik meçhul… Anlaşılan o ki, bu binanın yapımı başka bir bahara kalacak…

Ayrıca şimdiye kadar gördüğümüz kadarıyla belediye hizmet binamız yıkıldı diye daha önce halkın hizmetinde olan birçok tarihi binaya; örneğin bir zamanlar semt halkının rahatça girip çıkabildiği Basmane Semt Merkezi‘ne Konak Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü‘nce el konulmuş olduğu için bu binanın Basmane içindeki toplumsal etkisi yok olmuş durumda. Böylelikle her bir müdürlük için ayrı bir mekan yaratılarak belediyenin kendi içindeki bütünlüğü her geçen gün parçalanmış oluyor. Böylelikle belediye sınırları içindeki insanlar her istediklerinde belediyeye ya da semt merkezlerine gelip gidemiyorlar ve hatta hangi müdürlüğün nerede olduğunu bile bilmiyorlar.

Üstüne üstlük belediyenin de yerim yok bahanesiyle çok ilginç binaları büyük tesadüflerle kiraladığını görüyoruz. Örneğin geçtiğimiz günlerde Konak Belediyesi’nin 2022 Yılı Performans Programı’nı incelerken belediye hizmet binası olarak kullanılmak amacıyla kiralanan bir bina karşımıza çıktı.

Söz konusu 2022 Yılı Performans Programı’nın 14. sayfasında yer alan “Belediyemizce Hizmet Binası Olarak Kullanılmak Üzere Kiralanan Taşınmazlar” başlıklı listenin 13. sırasında yer alan Güneşli Mahallesi, Eski İzmir Caddesi No.23/B adresindeki 459,09 m²’lik daire ile Güneşli Mahallesi, 526 sokak No.7/9 adresindeki 103,75 m²’lik 37 nolu, 147,4 m²’lik 41 nolu ile 134,65 m²’lik 42 nolu dubleks daireler.

Konak Belediyesi’nin verdiği bilgi ve 2 Aralık 2020 tarihli Sabah Gazetesi‘ndeki “Belediye de bunu yaparsa” başlıklı haberdeki bilgilere göre Eşrefpaşa Yağhaneler 526 sokakta bulunan 42 dairelik Esila Park Apartmanı‘ndaki diğer daire sahiplerinden işyeri olma onayı alınmaksızın Konak Belediyesi tarafından kiralanan toplam 844,89 m² büyüklüğündeki dairelerde İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Hukuk İşleri Müdürlüğü, Emlak ve İstimlak Müdürlüğü, Kentsel Tasarım Müdürlüğü, Plan ve Proje Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Müdürlüğü‘nce hizmet vermektedir.

Sabah Gazetesi aynı haberinde Esila Park Apartmanı‘ndaki 42 daireden 21’inin Konak Belediyesi‘ne ait olduğunu iddia etmiş olmakla birlikte; Konak Belediyesi‘ne ait 2022 Yılı Performans Programı‘nda belediye mülkü olarak gösterilen taşınmazlar arasında böyle bir kayda rastlanmamaktadır.

Peki o halde, kiralanan bu daireler kimden ya da kimlerden kiralanmıştır?

11 Kasım 2020-10 Kasım 2023 dönemini kapsayan 2 yıl için kiralanmış bu taşınmazların sahibi kısa adıyla Cemer İnşaat, uzun adıyla Cemer İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak bildiğimiz ve ortakları AKP İzmir İl yönetiminde yer alan bir şirket ile Boral Mimarlık Bürosu.

Çoğumuzun, belediyelere yaptığı ya da sattığı çocuk oyun parkları nedeniyle tanıyıp bildiği Cemer Kent Ekipmanları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kardeş şirketi olan Cemer İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin tek ortağı; yani, sahibi ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına göre Mustafa Eroğlu. Diğer bir deyimle, 2019 Mahalli İdareler Seçimlerinde AKP’nin Konak Belediye Başkan Adayı ve aynı zamanda şu aralar AKP İzmir İl Başkan Danışmanı olarak görev yapan mimar Melek Eroğlu’nun akrabası, kuvvetle muhtemel kayınbiraderi.

Böylesi tuhaf bir duruma daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mavişehir Peynircioğlu Deresi çevresindeki yeşil alan ve park yapım ihalelerinde tanık olmuştuk. Söz konusu parkın 1. kısım inşaatı işi Aziz Kocaoğlu zamanında aynı aileden Murat Batuğhan Eroğlu’na, 2. kısım inşaatı işi de Tunç Soyer zamanında ilginç bir tesadüfle yine aynı şahsa; yani Murat Batuğhan Eroğlu’na verilmişti. Böylelikle eski ve yeni belediye başkanlarının Eroğlu ailesi ile birlikte çalışma konusunda ne kadar hevesli olduklarını görmüştük.

Şimdi birileri çıkıp mevcut yasalar çerçevesinde belediyenin açtığı tüm ihalelere değişik parti ve siyasi görüşlerden herkesin katılabileceğini ve ihaleyi kazanma konusunda herkesin eşit hakka sahip olduğunu söyleyerek benim bu yorumuma itiraz edebilir.

Evet, Anayasa ve yasalar itibariyle herkes eşittir ve isteyen herkes eğer şartlar uygunsa ihalelere katılıp kazanabilir ya da kaybedebilir. Ama diğer yandan kiralama gibi işlemlerin, genellikle herhangi bir ihale açılmaksızın iki taraf arasında yapılan pazarlıkla yapıldığını, belediye tarafından beğenilip seçilen taşınmazın ve sahibinin de çok kolay bir şekilde tercih konusu olabileceği, taşınmaz sahibinin demokratik bir şekilde ihaleye katılıp karşımıza çıkması gibi bir sürprizin söz konusu olmayacağını dikkate aldığımızda karşılaştığımız bu durumun daha da ilginç bir hal alacağı kesindir.

Esila Park Apartmanı
Esila Park Apartmanı

Ama AKP’nin bütün büyük ihaleleri istediği şirket ya da kişilere verdiğini; özellikle de “Beşli Çete” olarak adlandırdığımız yandaş grubun bu konuda büyük bir ayrıcalığa sahip olduğunu düşündüğümüzde, yakın zamanlarda kendi genel müdürü Cihat Akay’ı AKP İzmir il başkanı yapma becerisini göstermiş Eroğlu şirketler grubundan gelen AKP Konak Belediye Başkan Adayı Melek Eroğlu ile yakın akrabaları olan yeğen ya da kayınbiraderlere CHP’li belediyeler ve başkanları tarafından gösterilen bu tuhaf ilginin nedenini anlamakta zorluk çekiyorum. Özellikle de siyasi açıdan ve belediye hizmet binası olmaya uygun binlerce başka binanın bulunduğu Konak ilçesi itibariyle….

Bu nedenle de Konak Belediyesi’nin siyasi açıdan başka bir taşınmaz bulup orayı kiralaması o kadar mı zordu diye sormak isterim… Ardından da, hepimizin lanet okuduğu “Beşli Çete” mensupları, özellikle de Mehmet Cengiz isimli yandaş müteahhit bu ihalelere girmeye kalksa ya da kiralanacak binanın sahibi ya da ortağı olarak karşımıza çıksa, Konak Belediyesi’ndeki CHP’li belediye başkanı ile meclis üyelerinin ne yapacaklarını merak ediyorum…

Narlıdere’nin taşını toprağını betona çevirip Konak belediye başkanı olma becerisini gösteren Abdül Batur ve ekibinin, yarın öbür gün kazara İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu takdirde neler yapabileceğini, kimlerle işbirliği içinde hangi kent suçlarının altına imza atacağını düşünün bir…

Bence bu garip tesadüfü ve geleceğe dair tercihlerimizi ciddi ciddi bir kez daha düşünmemiz dileğiyle…

Çok bilinmeyenli bir denklem… (2)

Ali Rıza Avcan

7 Temmuz 2022 tarihli ve “Çok bilinmeyenli bir denklem…” başlıklı yazımda, Altay Spor ve Eğitim Vakfı tarafından görevlendirilen bir ekip marifetiyle Türkçe’ye çevrilip 2022 Nisan ayında Yakın Kitabevi tarafından yayınlanan Georges Poulimenos’a ait “Smirna Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabın 4. sayfasındaki “Konak Belediyesi’nin katkılarıyla” ifadesine açıklık kazandırmak amacıyla, söz konusu kitabın yayına hazırlanıp bastırılması için Konak Belediyesi bütçesinden ne miktarda ödeme yapıldığını öğrenmek amacıyla Bilgi Edinme Hakkı ve mevzuatı çerçevesinde CİMER aracılığıyla sorduğum soruya Konak Belediye Başkanlığı’nın verdiği cevabı ele almış ve söz konusu cevap yeterince açık olmadığı için ikinci bir soruyla işin ayrıntısını öğrenmeye çalışacağımı belirtmiştim.

Altay Futbol Takımı

Ama isterseniz benim ilk kez ne sorduğum ve bu soruya ne cevap aldığımı hatırlatarak yola devam edelim:

14 Haziran 2022 tarihinde 2202720522 başvuru numarasıyla “Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunu İzmir’in Konak Belediye Başkanlığı’ndan öğrenmek istiyorum.” diyerek başvurumu yaptım.

4 Temmuz 2022 tarihinde Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü‘nden gelen cevap ise aynen şu şekildeydi: “14/06/2022 Tarih ve 2202720522 sayılı evrağınıza cevaben Sayın: İsmi Gizli Smirna 1922 Rehber isimli kitap Altay Spor Eğitim Vakfı  bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basılmıştır. Baskı ve Tercüme için Belediyemizce  herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize“

Altay Futbol Takımı

Bu cevap üzerine 13 Temmuz 2022 tarihinde 2203141361 kayıt nosu ile sorduğum ikinci soru ise şu şekildeydi:

“Konak Belediye Başkanlığı’na,

İzmir, Konak Belediye Başkanlığı’na hitaplı 14.06.2022 tarih, 2202720522 sayılı bilgi edinme talebiyle, Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunun bildirilmesini istemiş olup; bu soruya karşılık Konak Belediye Başkanlığı tarafından gönderilen cevapta, “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın Altay Spor Eğitim Vakfı bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basıldığı, baskı ve tercüme için belediyece herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir.

Ancak 2022 yılı Nisan ayında Yakın Kitabevi tarafından basılan “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın başında yer alıp sayfa numarası verilmemiş olan dördüncü sayfada Konak Belediyesi’nin ismi ve logosuna yer verilip bunun altında da “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesi yer aldığı; ayrıca, 8 Nisan 2022 tarihinde Altay Spor Kulübü binasında yapılan kitap tanıtım toplantısında, kitabın yazarı George Poulimenos’un, kendisine verdikleri “büyük destekler” için Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’a teşekkür ettiği belirlenmiştir.

Bu durumda,

1) Günümüz koşullarında kitapçılarda 120.-TL’sına satılmakta olan ve bu özelliği ile ticari bir meta olan söz konusu kitabın 4. sayfasında yazılı olan “değerli katkılarıyla” ifadesiyle, kitap tanıtım toplantısında yazarın dile getirdiği “…ve tabii ki Konak Belediyesi’ne ve Belediye Başkanına teşekkür etmek istiyorum, bu kitabın hazırlanması için büyük destek verdi.” (https://www.youtube.com/watch?v=dlxvsyFo3co&t=2s) ifadesinin ne anlama geldiğini, bu ifadelerle anlatılmak istenen katkı ya da desteklerle neyin ifade edilmek istendiğini,

2) Baskısı ve tercümesi için hiçbir ödeme yapılmadığı belirtilen bu ticari metanın yayınlanması için hangi amaçlarla katkı ya da destek sağlandığı,

3) Kitapçılarda 120.-TL’ya satılmakta olan “Smrina 1922 Rehber” isimli kitapta Konak Belediyesi’nin ismi ile logosunun yer alması için herhangi bir onay verilip verilmediği ve bunun doğal bir sonucu olarak, bu isim ve logonun telif hakkı için belediyeye herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı,

Hususlarının Bilgi Edinme Hakkı ve mevzuatı çerçevesinde tarafıma bildirilmesini rica ederim.

Ali Rıza AVCAN
Kent Stratejileri Merkezi
“

29 Temmuz 2022 tarihinde; yani benim başvurumdan 16 gün sonra şahsi elektronik posta adresime gelen CİMER başlıklı resmi cevap ise şu şekildeydi:

“Sayın Ali Rıza Avcan 13/07/2022 tarih ve 2203141361 sayılı yazınıza cevaben

Altay Vakfı Yönetimi Altay Tarih Araştırmaları Merkezi Yönetim Kurulu Üyeleri Konak Belediye Başkanlık Makamı ziyaretlerinde Smirna 1922 Rehber isimli kitap projelerinden bahsetmiş olup Konak Belediye Başkanımızı, yazarın da katılacağı kitap tanıtım etkinliğine davet etmişlerdir.

Kendilerine kurum olarak İzmir ile ilgili yayınlarını önemsediğimizi ve Başkanımız’ın programına uyması durumunda katılımının mümkün olabileceği iletilmiştir.

Altay heyeti de bu manevi destek ve tanıtım toplantısına katılımları için konak belediyesine ve konak belediye başkanı sayın mimar Abdül Batur’a, yayınlanacak olan kitapta teşekkür etmek istediklerini ifade etmişlerdir.

Bu teşekkür için belediyemiz tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi belediyemize de herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize.”

Gördüğünüz gibi Altay Spor Kulübü‘nün bir yan kuruluşu olan Altay Spor ve Eğitim Vakfı yönetim kurulu üyeleri (Başkan Cihangir Marmara, İsmail Celal Kiter, Cüneyt Oğuz, Ercüment Atik, Hasan Tahsin Karahan, Nedim Ekmekçiler, Uğur Parıldak, Levent Veral, Tanıl Adalı) söz konusu kitap yayınlanmadan önce Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘u ziyaret ediyorlar ve bu ziyarette yayınlayacakları kitaptan söz ederek bu kitap için verdikleri manevi destek için kitapta kendilerine teşekkür etmek istediklerini söyleyerek, belediye başkanını kitabın tanıtımı için yapacakları toplantıya davet ediyorlar. Konak Belediye Başkanı Abdül Batur da belediye olarak İzmir’le ilgili yayınları önemsediklerini belirterek programının uygun olması durumunda kitap tanıtım toplantısına katılacağını belirtiyor.

Senaryo aynen böyle… Bir spor vakfı yönetimi, bir belediye başkanını ziyaret ederek yayınlayacakları kitaptan söz ediyor ve bu kitap için verdikleri manevi destek için kitapta kendilerine teşekkür edeceklerini söyleyerek belediye başkanını kitabın tanıtım toplantısına davet ediyorlar….

Aynı vakıf yönetim kurulu üyeleri daha sonra gelip vakfın tarih birimi tarafından çıkarılan kitabın 4. sayfasına, teşekkür etmeyi unutarak o belediyenin logosunu koyarak “Konak Belediyesi’nin katkılarıyla” ifadesini yazıyorlar… Böylelikle teşekkür yerine “manevi” katkı gündeme geliyor ve okuyucu açısından kitabın Konak Belediyesi’nin katkılarıyla yayınlandığı algısı yaratılarak ticari bir mal piyasaya sürülüyor…

Şimdi CİMER kanalıyla kitaba katkıda bulunan diğer bir şirkete, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İzenerji‘ye aynı soruyu sorsak muhtemelen aynı senaryonun ürünü olan benzeri bir cevabı alırız…

Böylelikle sanki Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İzenerji‘nin büyük katkıları ile yayınlanmış bir kitap algısı yaratılıyor oluyor… Tabii ki kitabın kamuoyunda çok daha fazla ses çıkarması ve satması için…

Şimdi bu olay nedeniyle yıllar önce yaşadığım başka bir olay aklıma geldi…

Hatırladığım kadarıyla Ebruli Turizm‘in düzenlediği 2008 yılbaşı organizasyonu nedeniyle Balıkesir Edremit’teki Manastırhan Oteli‘nde birlikte kaldığımız sürede Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ‘a, o tarihlerde ressam Ümran Baradan‘a ait olan Konak Varyant’taki Çocuk Müzesi‘nin önüne Konak Meydanı’ndan görülecek şekilde asılan “T.C. Konak Belediyesi Çocuk Müzesi” tabelasını gündeme getirip özel bir şahsa ait olan bu binaya asılan tabeladaki “T.C. Konak Belediyesi” ibaresi için kendilerinin izin verip vermediklerini sormuştum. Muzaffer Tunçağ ise bıkkın bir yüz ifadesiyle bu durumun farkında olduğunu ama önleyemediğini söyleyerek mevcut durumu kabullendiğini göstermişti.

Bir spor vakfı, belediyeden resmi bir şekilde onay almadan yayınladığı kitabın 4. sayfasında belediyenin isim ve logosunu kullanıyor ve verilen cevaptaki “teşekkür etmek” kelimesi yerine, “değerli katkılar“dan, kitabın yazarı da yaptığı konuşmada “büyük destekten” söz ediyor. Böylelikle bu “destek“, “teşekkür” ya da “katkı” sayesinde yayınlanan bir kitap Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketinin adı altında yayınlanıp kamuoyunda daha fazla ses getiriyor ve yazarına daha fazla para kazandırıyor.

Şimdi sorduğumuz cevap karşılığında bize anlatılan bu olayın, 2008 yılında yaşadığım “T.C. Konak Belediyesi” olayı ile büyük benzerlikler gösterdiğini düşünüyorum. O eski olayda olduğu gibi şimdi aynı belediye, telif hakkı kendisine ait resmi ve kurumsal bir değere sahip çıkmayıp, onun olur olmaz bir şekilde; daha doğrusu ticari amaçlarla kullanılmasına ilgisiz kalıyor ya da ticari amaçlarla kullanılmasını kolaylaştırıyor. Oysa Konak ilçesinde yaşayan seçmenler, seçtikleri belediye başkanı ve meclis üyelerinin yaşadıkları Konak ilçesine ve ona ait tüm değerlere sahip çıkıp korumasını ve özel amaçlar doğrultusunda kullanılmamasını beklerken, onlar belediyenin anahtarı ya da kimliği olarak nitelenebilecek ad ve logosunun bu şekilde, hiç bir kural ve yönteme bağlı kalınmaksızın gelişigüzel bir şekilde ticari amaçlarla kullanılmasına göz yumuyorlar.

Anlaşılan o ki, Konak Belediyesi cephesindeki çok bilinmeyenli denklemi çözmek, benim açık ve net bir şekilde sorduğum sorulara verilen kaçamak yanıtlarla yine mümkün olmadı…