Satın aldık ama sonrası…

Bugün, Konak Belediyesi tarafından eski belediye başkanı Hakan Tartan’ın döneminde 5 Milyon liraya satın alınan; ancak o tarihten bu yana dokunulmadığı için her an yıkıma uğrayabilecek tarihi, kültürel bir değerden söz edip bu konuda görevli olanlara küçük bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

Sözünü ettiğimiz tarihi, kültürel değer Kemeraltı Kestelli Caddesi yakınındaki, tapunun 119 Ada, 4 Parselinde bulunan tarihi konak. Bir dönem Alanyalı ailesine ait olduğu için ‘Alanyalı Konağı’ olarak tanınan; ancak daha eski kayıtlara göre Yemişçizade ailesi tarafından yaptırıldığı için ‘Yemişçizade Konağı’ olarak adlandırılması gereken tarihi bir konak.

01
Yemişçizade Konağı Ön Cephe
02
Yemişçizade Konağı Ön Cephe
03
Yemişçizade Konağı Ön Cephe

04

Konak Belediyesi’ne ait web sayfasının ‘Kentsel Projeler’ bölümü bilgilerine göre sözkonusu konak, “Neoklasik üsluptaki cephe düzeni ve zengin süslemeli tavanları ile özgünlüğünü korumuş, nitelikli bir yapı. Bodrum kat ile birlikte toplam 3 kattan oluşan yapının ön cephesi orta aksında bulunan çatı üçgen alınlığı ve ahşap bir cumba ve giriş ile vurgulanmıştır. Geniş bir sofa ve iki yanda sıralanmış odalardan oluşan iç mekan alçı tavan göbekleri ve yer yer altın yaldızla boyanmış süslemelerle zenginleştirilmiştir.

Mülkiyeti Konak Belediyesi’ne ait olan tescilli yapının restorasyon projeleri hazırlatıldıktan sonra gezi evi, butik otel, belediye konuk evi vb. sosyo-kültürel bir işlevle kullanılması planlanmaktadır.

Bildiğimiz kadarıyla 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başında yapıldığı bilinen tarihi konak, 3 katta toplam 1.838 metrekarelik bir alana sahip. Tavanları ve duvarları çok güzel el işlemesi resim, desen ve alçı süslemelerle kaplı.

06

07

08

09

10

Yaptığımız araştırmalarda bir dönem tapu kadastro müdürlüğü, askerlik dairesi, Kestelli Kız Ortaokulu ve öğrenci yurdu olarak kullanıldığı anlaşılan bu tarihi yapının çatısı, hatırladığımız kadarıyla geçtiğimiz yıllarda Fransız çatı restoratörleri tarafından incelenmiş ve yapının zarar görmemesi için çatının bir an önce onarılması gerektiği belirtilmişti.

Ancak binanın alışından bu yana 4, Fransız restoratörlerin yaptığı incelemenin üzerinden 2 yıl geçmiş olmasına karşın binanın bir türlü restore edilmediği, hangi amaçla ne şekilde kullanılacağına karar verilmediği biliniyor.

11

12

13

14Konak Belediyesi’ne ait Ocak 2017 tarihli Konak Gazetesi’nin son sayısında “Konak’ta Dev Kamulaştırma” başlığı altında manşetten verilen haberde Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş’ın “göreve geldiğimizde belediyeye ait bir mendil büyüklüğünde boş yerimiz dahi yoktu. İki yıllık süreçte hem yeni yatırımlar yaptık hem de yeni mülkler satın aldık” dediğini görünce, ister istemez her kuvvetli yağış olduğunda “acaba kiremitler kırıldı mı, yağan yağmur içeriye aktı mı” diye düşünüp endişelendiğimiz ‘Yemişçizade Konağı’nın bu tehlikelerden kurtarılması için ve yapılan 5 Milyon liralık satın alma işlemine anlam kazandırmak amacıyla bu tarihi yapı ile ilgili restorasyonun bir an önce başlatılmasını bekliyor, unutulmuş bu yapı ile ilgili yapılması gerekenleri hatırlatmanın bir kentli olarak görevimiz olduğunu düşünüyoruz.

05

KNK Kent Konak Dergisi

Ali Rıza Avcan

Bugün sizlerle birlikte, uzunca bir süredir arkadaş, dost çevrelerinde dile getirip söylediklerimin genel olarak kabul gördüğü bir konuyu, bu kez yazarak paylaşmak istiyorum…

Konak eski belediye başkanı Hakan Tartan zamanında çıkarılmaya başlanan ve yayınına yeni belediye başkanı Sema Pekdaş zamanında da devam edilen “KNK Kent Konak Dergisi”

Derginin tüm sayılarının elimde olduğunu söyleyemem… Hele ki ilk 19 sayısını, yolumu o dönemlerde Konak Belediyesi’ne düşürmediğim için hiç görmedim… Dergiden haberdar olduğum 2014 yılında Konak Belediyesi  Halkla İlişkiler Müdürlüğü‘ne gidip abone kaydımı yaptırmakla birlikte bazı sayılar ne yazık ki elime geçmedi… Üstüne üstlük belediyeye, belediyenin Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki Türkan Saylan Kültür Merkezi‘ne ya da Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’ne (APİKAM) her gidişimde eksik sayıları temin etme konusunda özel bir çaba sarf etmeme karşın 30 sayılık tam seriyi henüz tamamlayamadım… O nedenle de, bundan sonra yapacağım tespitlerin ve ifade etmeye çalışacağım görüşlerin tüm bir yayın serisini kapsamayacağını işin başında itiraf etmek zorundayım…

3_2_2015_16_01_318459

Aslında benim yaşam dilimimde görüp bildiğim ülkemizde kent ve kent kültürüyle ilgili dergi yayıncılığında, kuruluşunda benim de katkımın bulunduğu İstanbul’daki Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı‘nın 1992-2008 döneminde her üç ayda bir çıkardığı ve toplam 64 sayıdan oluşan muhteşem “İstanbul” dergisinin önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Tarih Vakfı‘nın desteği, İstanbul üzerine düşünüp söyleyen ve yazan farklı bilim, disiplin ve ilgi alanlarından gelen bilim insanlarıyla sanatçıların, uzmanların ve aktivistlerin desteği ile her bir sayısının ayrı bir hazine olduğu bu dergi, bugün bile sahafların arayıp bulmaya ve bulundurmaya çalıştıkları kült bir kent dergisi özelliğini korumaktadır.

kapak

İzmir’e yerleştiğim ilk yıllarda ise kendine kenti ve kent kültürünü konu edinen, bu konuları edebiyat, kültür ve sanatla zenginleştiren sevgili arkadaşımız Tufan Atakişi‘nin “İzmir İzmir Kent Kültürü Dergisi” ile tanıştım. 1996 yılında yayınlanmaya başlayan bu dergiyi o tarihten sonra elimden geldiğince okumaya ve desteklemeye çalışmakla birlikte; geçtiğimiz yıl bu dergi -ne yazık ki- yeterince destek görmediği için, 20 yıllık başarılı bir yayın yaşamından sonra yayınına son vermek zorunda kaldı. Oysa ben kentle ve özellikle de İzmir’le ilgilenen birçok akademisyeni, yazarı ve uzmanı o dergideki yazılarıyla tanıyıp öğrenmiş, İzmir’i İzmir yapanlardan biri olan ve hep kendi ayakları üstünde duran bu derginin hep var olmasını arzulamıştım.

tepekuleYine aynı tarihlerde İzmirli tarihçiler ve tarih dostlarıyla birlikte oluşturduğumuz “İzmir Tarih Çevresi” platformu olarak “İstanbul Dergisi” gibi bir dergi çıkarmayı hedeflemiş; ancak adı “İzmir” olmamakla birlikte bu düşünceden hareketle gelişen bir girişim çerçevesinde dostumuz Hakan Kazım Taşkıran, Engin Berber, Ersin Doğer, Erkan Serçe, Sabri Sürgevil ve Şükrü Tül‘ün yayın kurulu üyesi olarak yer aldığı “Tepekule Tarih – Yerel Tarih Araştırmaları Dergisi“ni 2000 yılının “İlkbahar” ve “Yaz” aylarında iki sayı olarak yayınlamış, bizler de bu derginin okunup ayakta kalması için epey bir çaba göstermiştik.

resim1

Yine aynı tarihlerde “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını” olarak yayınlanmaya başlayan ve akademik düzeyde daha çok tarihin ve arkeolojinin yer aldığı “İzmir Kent Kültürü Dergisi” ise, arkasında koskoca bir büyükşehir belediyesi desteği olmasına ve bugün her biri ayrı bir yerde farklı konumlarda bulunan Murat Katoğlu, Ünal Ersözlü, İrfan Akgündüz, Berrin Tekdemir, Ali Sabuktay, Mustafa Özturanlı, Namık Kuyumcu gibi isimlere karşın 2000 Nisan-2003 Mart döneminde ancak altı sayı yayınlanmış, kendisinden bir daha haber alınamamıştır.

izmir-life

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çıkardığı “İzmir Kent Kültürü Dergisi“nin daha çok akademik düzeyde ve tarih ağırlıklı olması nedeniyle ortaya çıkan boşluk, 2001 Eylülü’nden bu yana İ. Hakkı Kesirli tarafından yayınlanan “İzmir Life” Dergisi ile başarılı bir şekilde doldurulmuş; böylelikle bir kent dergisinde sadece tarihin değil; bunun yanında kültür, sanat, eğlence, popüler kültür gibi diğer bilim, disiplin ve ilgi alanlarının da yer alması gerektiği net bir şekilde gösterilmiştir.

İzmir’de yaşadığım son 20 yıllık sürede gördüğüm gibi, “İstanbul Dergisi” gibi değişik bilim, disiplin ve ilgi alanlarını kapsayan iyi ve uzun soluklu bir kent dergisinin İzmir ölçeğinde de yayınlanması ile ilgili her türlü dergi girişimi, derginin yönetim ya da yayın kurulunda akademik ve yerel tarihçilerle tarihseverlerin ağırlık kazanması nedeniyle giderek bir tarih dergisi olma kimliğine dönüşmüş; böylelikle tarihçiler ve tarihseverler dışında tüm bir kenti kucaklayan bir kent yayıncılığı -ne yazık ki- hayata geçirilememiştir. 

Şimdi işte tam da bu noktada, arkasına Konak Belediyesi’nin mali gücünü aldığı için 30 sayıdır yayınlanan “KNK Kent Konak” dergisinin bugüne kadar sergilediği yayın politikası ve içerik itibariyle kendini nasıl tanımladığı ve kimlere hitap ettiği konusuna gelmek istiyorum.

Evet, Konak Belediyesi’nin 30 sayıdır çıkardığı bu dergi ne dergisidir? Dergi olarak iddiası ve kimliği nedir? Bir tarih dergisi midir yoksa tüm Konak halkına hitap etmeyi hedefleyen bir kent dergisi midir?

İçerdiği konulara, konu başlıklarına baktığımızda bu derginin bir “kent dergisi” olmaktan çok bir “tarih dergisi” olmaya yönelik bir yayın politikası yürüttüğünü görürüz. Çünkü bu dergide Kemeraltı bile anlatılmaya kalkıldığında Kemeraltı’nın bugünü, burada yaşayan ya da çalışanların güncel sorunları, sıkıntıları değil; daha çok Kemeraltı’nın geçmişi ya da anıları anlatılmaktadır. İzmir anlatılmaya kalkıldığında İzmir’in bugününden ve geleceğinden çok geçmişi, yanıp yıkılması ya da bir “prenses” olması öne çıkarılmaktadır. Basmane’deki çukura yapılacak 67 katlı gökdelenden çok bir zamanlar oradaki binalardan, Kültürpark’a yapılacak yeni kültür-sanat merkezinin getirip götüreceklerinden ya da hatalı bir şekilde restore edilen Kaskatlı Havuz kızlarından bahsetmek yerine paraşüt kulesinin nasıl yapıldığından söz açılmaktadır. Kısacası bu dergi bugünü yaşayıp geleceği sorgulamak yerine daha çok geçmişle, tarihle ilgilenmekte, uğraşmaktadır.

Evet, tarihten, geçmişten ve anılardan hiç söz etmeyelim demiyorum. Ama bunun yanında bir belediye yayınında bugünden ve gelecekten, yaşadığımız sıkıntı, sorun, şikayet, talep ya da beğeni ve güzelliklerden de söz edilmesi gerekmez mi? Kısacası adında “Kent” sözcüğünün geçtiği bir belediye yayınında tarih bilimi dışında diğer bilim, disiplin ve ilgi alanlarının, kentten ve kentsel konularında da yer alması gerekmez mi?

Bence bu durum, bu derginin yayın politikasının, programının net bir şekilde belirlenmediğini, yayıncı ile hedef kitle (kentli) arasında sağlıklı bir iletişimin kurulamadığını göstermektedir. 

Dergi ile ilgili diğer bir eleştiri konusu ise derginin alışılmadık boyutlarından kaynaklanmaktadır.

Olağanüstü boyutlarıyla tanınan ünlü “P” dergisinin bunu sanatsal kaygılarla farklılık yaratan bir konsept içinde yaptığını bildiğimizde bunu olağan karşılarız. Ancak aynı durum bir belediye yayınında ortaya çıktığında bu durum pratik olmayan israfçı yanıyla bir sorun olarak öne çıkar. Ardından da sorarsınız: Bu olağanüstü irilik, kâğıtçıya ve matbaacıya para kazandırmak dışında neye yaramaktadır, niçin böyle bir yola gidilmektedir?

Benim cetvelle ölçtüğüm boyutlarıyla 26,8 cm X 37,5 cm iriliğinde olan bu dergiyi katlamadan bir evrak çantasına koymak mümkün olmamaktadır. O nedenle koltuğunuzun altında ya da çantanızda taşımanız öyle kolay bir iş olmayacaktır. Hele ki, derginin arka sayfalarında yer alan “Ne Nerede?” bölümündeki telefon numaralarını seyir halindeyken kullanmaya kalktığınızda bu çok daha zor bir iş olacaktır…

Bu konuyu belediye içindeki yönetici ve çalışanlara sorup fikirlerini aldığımda bana bunun derginin doktor, avukat gibi serbest çalışanların muayenehane, ofis gibi mekanlarında gelen giden müşterilerin okuması için ortadaki sehpaya konulmak için yapılmış olabileceğini ifade ettiler. Ancak kendi doktorum, dişçim de dahil olmak üzere hiçbir ofiste, muayenehane ve benzerinde ortadaki sehpada makul ölçülü “İzmir Life” ve diğerleri dışında bu dergiye rastlamadım.

Benim bu durumum belki bir tesadüftür, belki bu dergiyi gerçekten muayehanesinde, ofisinde gelen gidenlerin okuması için ortadaki sehpaya yerleştirenler vardır düşüncesiyle bu durumun ne ölçüde geçerli olduğunun, ortada gerçekten böyle bir ihtimalin olup olmadığının; ayrıca “İzmir Life” gibi diğer dergilerin böyle bir yöntemi niye kullanmadığının araştırılmasını, bu durumun bir ihtiyaçtan kaynaklandığının kanıtlanmasını istiyorum.

Belki böylelikle, bütçesi bizlerin verdiği vergi, harç ve ücretlerle oluşan belediyelerde daha tasarruflu yayın politikaları izlenebilir diye düşünüyorum.

Belki böylelikle, derginin boyutları çantada, koltuk altında ya da cepte taşınacak şekilde daha makul ölçülere çekilebilir, derginin büyüklüğü nedeniyle rahatsız edici hale gelen fotoğraf çözünürlükleri normal boyutlarına geri döner, derginin içeriği farklılaşıp zenginleşebilir ve daha fazla insan tarafından okunabilir diye düşünüyorum.

knk-yaz-2016jpg_22-07-2016_16-15-54

KNK Kent Konak Dergisi” ile ilgili bu önerilerin belediyenin diğer bir yayını olan “Konak Gazetesi” eliyle yapıldığını ya da yapılabileceğini söyleyecek olanlara ise önerdiğimiz bu politika, içerik ve uygulama değişikliklerinin, belediye ve belediye başkanının tanıtımını yapan “Konak Gazetesi“nin yayın politikası, içeriği ve hedef kitlesi ile ilgisinin bulunmadığını, yapılacak işin niteliği açısından onun işi olmadığını söyleyebiliriz.

Velhasıl, böyle bir dergi çıkarmak düşüncesi teşekkürü hak eden güzel bir fikir olmakla birlikte; bu güzel fikri, yaşamın her alanını kucaklayan yeni yayın politikalarıyla zenginleştirmek, okuyucu ile daha sağlıklı ilişkiler kurmak ve okuyucudan gelen geri bildirimler dikkate alıp her geçen gün farklılaşıp zenginleşmek suretiyle geliştirilmesini de dikkate almak koşuluyla…

“Bunu Ben Çektim”, 821 Sokak (1)

Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü geçtiğimiz günlerde çok güzel bir çalışma yaptı ve bu çalışma sonucunda hem bir fotoğraf sergisi açtı hem de bir fotoğraf albümü yayınladı.

Fotoğraf sanatçısı Serra Akcan‘ın yürütücülüğü, Sinan Kılıç‘ın proje danışmanlığı çerçevesinde geçmişte  Agora yakınındaki 821. sokakta yaşayan çocuklara verdikleri fotoğraf makineleriyle çekilen fotoğraflardan oluşan bir atölye çalışması gerçekleştirerek bu çalışmaları Bunu Ben Çektim“, 821 Sokak isimli bir albümde bir araya getirdi. 

Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne bağlı Kent Tarihi Birimi tarafından desteklenen bu çalışmalar, 3-20 Ekim 2016 tarihleri arasında Konak Belediyesi Tarık Dursun K. Yazar Evi’nde fotoğraf sanatçısı Serra Akcan  tarafından gerçekleştirilmiş, yayınlanan albümün fotoğraf metinleri ise sevgili arkadaşımız yazar Ahmet Büke tarafından hazırlanmıştır.

Biz bugün toplam Agora 821 Sokak’ta yaşayan 17 çocuğun çektiği fotoğraflardan oluşan sergi ve albümün ilk 11 çocuğa ait 22 fotoğrafını yayınlıyoruz. Önümüzdeki günlerde ise geriye kalan 6 çocuğun 12 fotoğrafını yayınlayarak bu güzel çalışmanın daha da yaygınlaşıp örnek olması için katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.

Bize böylesi bir çalışmanın yapılabileceğini gösteren ve gerçekleştiren Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü sevgili arkadaşımız Salim Çetin‘e, fotoğraf metinlerini yazan Ahmet Büke‘ye, bu çalışmanın yürütücülüğünü yapan Serra Akcan‘a, danışmanlığını yapan Sinan Kılıç‘a ve bizi bu çalışmanın değişik aşamalarıyla ilgili fotoğrafları Facebook’ta paylaşarak bilgilendiren Theodora Hacudi‘ye teşekkür etmek isteriz.

Gönül ister ki, atölye çalışması sırasında çocuklara verilen fotoğraf makineleri çalışma sonrasında çocuklara armağan edilmiş olsun ve aradan 1-2 yıl geçtikten sonra gidip yine aynı çocuklardaki gelişim izlensin, onların yeni fotoğrafları sergilensin, yayınlansın… Belli olmaz, bizim bu düşünüp önerdiğimiz şeyler şu an itibariyle hayata geçirilmiş bile olabilir…

abdurrahman-mennan-1
Abdurrahman Mennan (9) Halep, Suriye doğumlu
abdurrahman-mennan-2
Abdurrahman Mennan (9), Halep, Suriye doğumlu
ahmet-yesilcimen-1
Ahmet Yeşilçimen (8), Konak, İzmir doğumlu
ahmet-yesilcimen-2
Ahmet Yeşilçimen (8), Konak, İzmir doğumlu
asli-fullar-1
Aslı Fullar (11), Konak, İzmir doğumlu
asli-fullar-2
Aslı Fullar (11), Konak, İzmir doğumlu
berat-cem-safak-1
Berat Cem Şafak (10), Konak, İzmir doğumlu
berat-cem-safak-2
Berat Cem Şafak (10), Konak, İzmir doğumlu
efe-kizilaslan-1
Efe Kızılaslan (11), Konak, İzmir doğumlu
efe-kizilaslan-2
Efe Kızılaslan (11), Konak, İzmir doğumlu
ilknur-arsoy-1
İlknur Arsoy (11), Savur, Mardin doğumlu
ilknur-arsoy-2
İlknur Arsoy (11), Savur, Mardin doğumlu
mahsun-ozkul-1
Mahsun Özkul, Konak, İzmir doğumlu
mahsun-ozkul-2
Mahsun Özkul, Konak, İzmir doğumlu
muhammed-cerrah-1
Muhammed Cerrah (10), Halep, Suriye doğumlu
muhammed-cerrah-2
Muhammed Cerrah (10), Halep, Suriye doğumlu
murat-cinar-kurt-1
Murat Çınar Kurt (12), Konak, İzmir doğumlu
murat-cinar-kurt-2
Murat Çınar Kurt (12), Konak, İzmir doğumlu
narin-gok-1
Narin Gök (8), Konak, İzmir doğumlu
narin-gok-2
Narin Gök (8), Konak, İzmir doğumlu
nazar-sepetli-1
Nazar Sepetli (12), Akhisar, Manisa doğumlu
nazar-sepetli-2
Nazar Sepetli (12), Akhisar, Manisa doğumlu

 Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 9

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü bölümünde yönetişim zihniyetinin yereldeki temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’ne ortak olmasını ve bunun olumsuz bir sonucu olarak şirketin yakın zamanda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) üzerinden kayyuma devredilmiş olması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararının ‘kamu yararı’ ilkesiyle bağlantısını inceleyip tartışacağız.

TARKEM – Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’nin 26 Kasım 2012 tarihindeki ilk kuruluşunda 20.000.-TL’lık payla ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Egeşehir Planlama A.Ş.’ne ait % 0,86 oranındaki pay, şirketin taahhüt edilmiş 2.320.000.-TL’lık sermayesinin yetersizliği nedeniyle devamlı olarak yeni ortaklar ve yeni sermaye payları aranmıştır. Örneğin Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) şirkete ortak olması istenmiş ancak sonuç alınmamıştır.

cxinz_3wgaavz6a

Sonuçta 2016 yılında şirketin sermayesi 10.000.000.- TL’sına çıkarılırken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 20.000.-TL’lık paya karşılık olan % 0,86 oranın hissesi 3.000.000.-TL’lık paya karşılık olan % 30 oranına çıkarılmış, buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu’nun % 0,86 oranındaki hissesinin karşılığı olan 86.207.-TL’lık sermaye payı ile şirkete ortak olması sağlanmıştır. Böylelikle, hem geriye kalan 114 ortağın 3 yıldır bir türlü bir araya getiremediği  önce 2.320.000.-TL’lık, daha sonra 10.000.000.-TL’lık sermayenin % 30’luk kısmının kamu kaynaklarından sağlanması garanti edilmiş hem de şirkete İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının eşinin ortak olması sağlanarak itibar kazandırılması sağlanmıştır.

2016 yılı başında hayata geçirilen bu hamle ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup devamlı zarar eden İzbeton A.Ş., Grand Plaza A.Ş., Ünibel A.Ş., İzelman A.Ş., İzdeniz A.Ş., İzulaş A.Ş., Metro A.Ş:, Ege Şehir Planlaması A.Ş., İzfaş A.Ş., İzbelkom A.Ş. ve İzenerji A.Ş. gibi şirketlere sermayesine % 30 oranında ortak olunan ve kurulduğu tarihten bu yana zarar eden TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş. de katılmıştır.

Bunun dışında şirketin kuruluş aşamasında ortak olmayan Konak Belediyesi’ne ait İzbel Limited Şirketi’nin de 86.207.-TL’lık sermaye taahhüdü üzerinden % 0,86 oranında ortak olması; böylelikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinden sorumlu ilçe belediyesinin de şirkete katılması sağlanmıştır.

TARKEM’in 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi ve ardından yönetimine kayyum atanması aşamasında işten el çektirilen yönetim kadrosuna bakıldığında da gerek yönetim kurulunda gerekse koordinasyon ve yürütme kurulunda yetkilendirilmiş bir İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlisinin yer almadığı, yürütme kurulu içinde Muzaffer Tunçağ ismine rastlansa da kendisinin Urla ve İzmir Büyükşehir belediyesi meclislerinin üyesi olması dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni temsil etme, onun adına hareket etme yetkisine sahip olmadığı görülmektedir.

Şimdi bu durumda, TARKEM A.Ş. 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de yine fon eliyle kayyuma devredildiğine göre kamu kaynaklarından; daha doğrusu bizlerin ödediği vergilerle oluşan belediye bütçesinden alınıp sözkonusu şirkete verilen 3.000.000.-TL’lık sermaye taahhüdünün ve bunun ödenen 741.894.-TL’lık kısmının akıbetini sormak, bu paranın bundan sonra kime ait olduğunu araştırmamız, bu durumun bir kamu zararı olup olmadığını ve ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin önemli bir ortağı olan TARKEM A.Ş.’nin TMSF ve kayyumlar tarafından teslim alınmış olması nedeniyle bu yeni durum karşısında İzmir-Tarih Projesi’nin akıbetini de tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.

tarkemde-kayyum-duzeltmesi_7272_dhaphoto4

Öte yandan sözkonusu şirket bir Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de aynı fon tarafından kayyuma verildiği halde TARKEM’e ait güncel Twitter hesabında çeşitli kamu yöneticilerini ziyaret ederek TARKEM’i ve İzmir Tarih Projesi’ni tanıtan eski yöneticilerinin ‘başkan‘ ya da ‘başkan vekili‘ olarak tanımlanmalarının da ne anlama geldiğini çözmüş değiliz.

Devam Edecek…

İzmir, Halkapınar Gölü ile ilgili bir öneri…

Konak Belediye’sinin Basmane Dokuz Eylül Meydanı’ndaki yerini terk ederek Tepecik’teki pazar yerinde yapacağı yeni hizmet binasına gideceğini öğrendiğim günden bu yana gerçekleşmesini hayal ettiğim bir arzum var: Konak Belediyesi’nin yeni hizmet binasının yakınındaki Halkapınar suyu kaynağının oluşturduğu; ancak bugün mevcut olmayan eski Halkapınar Gölü’nün yeniden oluşturularak bu gölün çevresinin İzmir’in tarihi içmesuyu tesislerini de sergilemek suretiyle çevre halkının dinlenip eğlenebileceği bir yeşil alan haline getirilmesi…

resim-5
Halkapınar, Diana Banyoları (Hamamları)
19-aralik-1907-tarihli-kartpostal-su-derleme-yapisi
İzmir, Halkapınar

Şu anda İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, daha doğrusu İZSU’ya ait olan bu tarihi mekanı, 19. yüzyıla ait, üzerinde “İzmir, Diana Banyoları (Hamamları)” yazan kartpostallarda mavi bir gölün çevresindeki ağaçları, sazları ve gölü çevreleyen alandaki binalarla sekizgen planlı zarif tarihi su paylaşım yapısıyla görmek mümkündür. Hatta bu kartpostalların bazısında bu gölün kenarından geçen deve kervanları bile görülür.

19-yuzyil-kartpostali-halkapinar-golu-ve-su-derleme-yapisi
İzmir, Diana Banyoları (Hamamları)

Sevgili dostumuz İbrahim Fidanoğlu’nun “Dağa Kaçtım” isimli bloğunda verdiği bilgilere göre Ballıkuyulu Hasan Ali Çağlar, 1950’li yıllarda Halkapınar Gölü’ne yüzmeye gittiklerini, orada birçok çocuğun boğulduğunu kendisine anlatmıştır.

1-mayis-1906-tarihli-kartpostal-meles-cayi-ve-kiyisindaki-fabrikanin-bacalari
İzmir, Halkapınar

İ.S. 4. Yüzyılın ünlü sofistlerinden Himerios ise “Bu Meles Çayı İzmir’in varoşları içinde doğar. Çayın kaynakları pek çoktur ve birbirlerinin yanından çıkmaktadırlar. Bu kaynaklardan oluşan çay, hemen bu kaynakların yanında bir göl halini alır ve bunun her tarafında küçük sandallar, gerek kürek ile ve gerek sahilden yedekleme suretiyle seyredebilirler. Çayın etrafı serviler ve zarif sazlarla bezenmiştir. Çay, çok yakın bir mesafede denize akmaktadır. Fakat bilmem ki akmak tabirini kullanmak caiz midir? Çünkü çayın aktığına delalet edecek bir ufacık şırıltı bile yoktur. Ve gizlice denize karışmaktadır.” şeklinde anlatmıştır.(1)

400294-3-4-13a01
İzmir, Halkapınar

İ.S. 2.yüzyılda İzmirli hatip Aelius Aristides, Meles Çayı’nı ve Diana Hamamları’nı tanımlarken, “Şehrin sokaklarına hâkim olan Apollon’un kapılar önünde ziynet olacağı yerde deniz perilerine ismini veren ve kaynağından denize kadar yatağını kazan Meles, şehrin kapıları önünden kolunu uzatmaktadır. Bu kaynaklar, suları kısa bir mesafede denize akan bir hamamdır. Meles, mağaralardan, evlerden ve ağaçlardan geçerken aynı suretle akar, yatağının ortasında parıldar ve denize gider. İleride kaynağın yüksek kısmında havuza benzer bir duvar vardır ve kanal burada başlar. Meles kaynağında çağıldamaz, bunların dalgaları yavaş yavaş, sessizce denize kavuşur. Bazı defalar rüzgârlar, tehditleri altında denizi kabartınca Meles’in sularını geri atar, o zamanki iki suyun satıhları ayrı ayrı görülür ve nerede birleştiklerini anlamak mümkün olmaz. Zaten Meles’in her tarafı balıkla doludur. Meles, yazın da kışın da aynı ebattadır; hiçbir zaman yağmurlar onun taşkınlığına yol açmadıkları gibi sıcaklar da onu kurutmamıştır. Cansız bir şeymiş gibi daima aynı şekil ve aynı rengini muhafaza eder. Meles, serseri değildir, yatağından uzaklaşmak elinden gelmez. Şehrin aşığıymış gibi oradan uzaklaşmaya cesaret edemez ve şehre karşı dinmeyen bir aşk beslediği için ebedi yatağını muhafaza eder. Bunun içindir ki şehri biraz dolaşır ve çıktığı yerde biter” demektedir. (2)

halkapinar-golu-ve-sekizgen-planli-tarihi-su-derleme-yapisi-izsu-arsivi
İzmir, Halkapınar (İZSU Arşivi)

Antik tarihin coğrafyacısı Strabon ise İzmir ile Meles arasındaki ilişki için şunları anlatmaktadır: “Kentin bir parçası tepededir ve surla çevrilidir, fakat büyük kısmı ovada limanın, Metroon’un ve Gymnasion’un yakınındadır. Kentin caddelere ayrılışı özel bir şekilde düzenlenmiştir. Bunlar birbirlerine olabildiği kadar dik doğrular şeklindedir ve taşlarla döşenmiştir, alt ve üst katları bulunan portikler vardır. Bir de içinde Homeros’un Ksoanon’u bulunan Homereion adı verilen dört kenarlı bir portik (stoa, revak) bulunur. Bu nedenle Smyrnalılar Homeros üzerinde özellikle hak iddia ederler ve gerçekten de kentin bir tip tunç sikkesi Homereion adını taşır. Meles nehri surların yakınında akar, kent diğer kuruluşlarının yanı sıra bir de kapatılabilen bir limana sahiptir.”(3)

halkapinar-golu-ve-cevresi-19-yuzyil-rubellin
Halkapınar Gölü ve çevresi, 19. Yüzyıl, Rubellin

Prof. Dr. Ersin Doğer; İzmir’in Smyrna’sı isimli kitabında artık tarihin derinliklerinde kaybolmuş Halkapınar Gölü’nden ve buradan doğan Halkapınar Deresi’nden şöyle söz eder:

Bugün bulunduğu semte ismini veren Halkapınar kaynakları ve bu kaynakların yeryüzüne çıktıktan sonra oluşturduğu gölcük, Prehistorik çağlardan 50 yıl öncesine kadar bölgenin en büyük tatlı su rezervi olarak hizmet verdi. Bizans Çağı’nda (13.yy.) yazar Georgios Akropolites tarafından Periklystra (Halkapınar) olarak anılan birkaç pınarın birleşerek oluşturduğu bu yuvarlak gölcük civarı bir mesire yeriydi. Helenistik Çağ’ın başlarında kent Bayraklı – Tepekule’deki eski yerinden Kadifekale ve yamaçlarına taşındığında Antikçağ’ın yazarları tarafından Homeros’un doğum yeri olarak efsaneleşen kutsal Meles Çayı’nın yeryüzüne çıktığı kaynak olarak bilindi. Gerçekten de bazı yazarların Meles Çayı ve kaynaklarına ilişkin tanımları Halkapınar gölcüğü ve bu gölcükten çıktıktan kısa bir süre sonra denize kavuşan Halkapınar Çayı’na uymaktadır.” (4)

tarihi-halkapinar-su-pompa-istasyonu-binasi
Tarihi Halkapınar su pompa istasyonu binası

İZSU tarafından verilen bilgilere göre büyük debili bir su kaynağı olarak 112 yıldır İzmir’in içmesuyu ihtiyacını karşılamaktadır. On dokuzuncu yüzyılın sonralarına doğru, şiddetli bir su kıtlığı İzmir kentinin daha fazla gelişmesine engel olunca bir Belçika firması yeni su kaynaklarını araştırarak eskiden beri bilinen Halkapınar kaynaklarının geliştirilerek İzmir şehir suyunun buradan alınması önerisini getirmiş ve burada bir sistemin kurulması ve işletilmesine izni çıkarılmıştır. Belçika firması, bir ana sarnıç, buharla çalışan bir merkez pompa istasyonu, 89,65 m yükseltisinde, 10 360 m³ kapasiteli bir su deposu ve gerekli isale borularının yapımını 1886 ile 1897 yılları arasında tamamlamıştır. 1905 yılında, pompa istasyonuna dizel motorlu iki pompa daha yerleştirilmiş ve Sevilitepe’ de 157 m yükseltide 600 m³ kapasiteli yeni bir su deposu yapılarak şehrin yüksek mahallelerine de su verilmesi olanağı yaratılmıştır. Sistemin işletme imtiyazı 85 yıl süre ile Belçika firmasına verilmiş ancak hükümet, ilk 25 yıldan sonra istediği an tesisleri satın alma hakkını saklı tutmuştur.1944 yılında bu sistemin tamamı İzmir Belediyesi’ne devredilmiş ve sistemin genişletilmesine başlanmıştır.

halkapinar-suyunu-1900-yillarinda-ileten-tarihi-font-borusu
Halkapınar suyunu iletmek için 1900 yılında kullanılan font borusu

Halkapınar pınarlarının 1970 yılındaki ortalama verimi 1,2 m³/s ve yıllık toplam su potansiyeli 38 milyon m³ ‘tü. Pınarlardan gelen suyun ortalama sıcaklığı 24 ºC olup mevsimler itibariyle fazla bir değişim göstermez. O tarihlerde pınarların çıktığı yerde varlığını sürdürmekte olan Halkapınar gölünde su canlıları da vardı, fakat bunlar tarihi su derleme yapısının içinde gözlenmemiştir. Su derleme sistemi, dağıtım pompa istasyonu, su deposu, bağlantı kanalları, borular ve diğer yardımcı yapılarla birlikte, Halkapınar tesisleri 1897 yılından 1973 yılına kadar 76 yıl süre ile kullanılmış, bu tarihten sonra açılan yeni kuyular nedeniyle önce pınarların doğal boşalımları sonra da bu pınarlar sayesinde var olan Halkapınar gölü ortadan kalkmış, yeni pompa ve su tesisleri devreye girmiştir. Tarihi su derleme yapısı günümüzde devre dışı kalmış olup İZSU tarafından restorasyon edilmiş olup tarihi pompa istasyonu ise kısmen kullanılmaktadır.

tarihi-halkapinar-su-pompa-istasyonu-binasi-icinde-eski-bir-pompa
Tarihi Halkapınar su pompa binası içindeki pompa

İZSU tarafından restore edilen tarihi su derleme yapısı ise yaklaşık 5m derinlikte, sekiz köşeli, sığ bir kuyudur; faylı kalker formasyonlardan su toplayan galerileri su derleme kuyusunun beş kenarına ulaşır; yer altı su derleme galerileri hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Su derleme kuyusunun iki kenarında Halkapınar gölüne açılan iki çıkış galerisi vardır. Sekizgen şekilli su derleme yapısının sekizinci kenarında bulunan bir ağız, dağıtım pompa istasyonunun emme havuzunu beslerdi.

sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-01
Sekizgen planlı  tarihi su dağıtım yapısı (dışardan)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-02
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısı (dışardan)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-05
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısı (dışardan)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-07
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısı (içerden)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-08
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısı  (içerden)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-09
İzmir, Diana Banyoları (Hamamları)
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-10
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım Yapısının tavanı
sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-11
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısının iç kısmı

 

sekizgen-planli-su-derleme-yapisi-13
Sekizgen planlı tarihi su dağıtım yapısının kanalları

Su ihtiyacının yüksek olduğu dönemlerde su derleme sisteminin bir parçası olarak kullanılan Halkapınar gölünün 1970 yılındaki ortalama yüz ölçümü 14 000 m² idi. Göl düzgün bir şekle sahip değildi. Gölün maksimum uzunluğu yaklaşık 160 m, maksimum genişliği 100 m, en derin yeri 3,4 m idi. Gölün tabanında, pınar suyunun çıktığı yerler, gözle görülebiliyordu. Halkapınar çayına açılan, kapaklı bir deşarj ağzı ve terk edilmiş iki çıkış vardı. Gölde toplanan su, bir su alma yapısı aracılığıyla ve yer çekimi ile dağıtım pompa istasyonunun emme havuzuna gelirdi. İhtiyacın fazla olduğu zamanlarda, yer çekimi su alma yapısı yetersiz kaldığı için alçak terfi kapasiteli pompaların bulunduğu bir yardımcı su alma yapısı da kullanılırdı. Gölün çevresinden Halkapınar çayına sızan suları yardımcı pompalar, yaklaşık 150 m uzunluğunda 450 mm çapında borularla dağıtım pompa istasyonunun emme havuzuna verirlerdi.

halkapinar-tarihi-su-derleme-yapisi-icinde-galeri-agizlari
Su dağıtım kanallarına üstten bakış

Dağıtım pompa istasyonunun emme havuzu ve tarihi su derleme yapısından emme havuzuna su taşıyan galeriler oldukça karmaşık bir tesis oluştururlar.

Ana su derleme yapısından su alan eski ana galeri kargir kemer yapılı, tabanda 1,25 m genişlikte merkezde 2,15 m yükseklikte, 50 m uzunluktadır. Bu galeride normal su derinliği yaklaşık 1,2 m idi.

O tarihteki yeni ana galeri, su derleme havuzundan eski ana galeriye su taşırdı. Galeri 2,20 m genişlikte 2,35 m yükseklikte, 50 m uzunluğunda kargır ve betonarme bir mecradır. Bu galerinin taban profili % 0,9 eğimle, girişte 1,50 m yükseklikten pompa emme havuzunda 1,06 m’ye alçalır. Yeni ana galerinin su alma ağzında, kok veya kömür süzgeçli düşey bir filtre tertibatı bulunmaktaydı.

Yukarıda anlatılan iki ana galeriden ayrılan dört pompa emme galerisi üzerinde 8 dağıtım pompası su dağıtım şebekesini beslerdi. Bu emme galerilerinin kesitleri, boyutları, uzunlukları ve taban yükseklikleri değişiktir.

Çimentaş kuyu sisteminden gelen 500 mm çapındaki yeni isale hattı, pompa istasyonu yakınında yeni ana galeriye bağlanır. Bu isale hattı ancak yaz aylarında ihtiyacın yüksek olduğu dönemlerde kullanılırdı.

Halkapınar dağıtım pompa istasyonu, 3600 KW kurulu gücü ile 1970 yılında İzmir şehir suyu sisteminin en büyük pompa istasyonuydu. Yaklaşık 95 m pompaj yükü ile çalışan, paralel düzende 8 pompa bulunmaktaydı. Kapasitesi 700 ile 2000 m³/saat arasında değişen pompaların deşarjı, 3 ana boru kanalıyla 9 ana besleme borusundan dağıtım sistemine verilmekteydi. Pompaların hepsi pompa istasyonun döşemesi üzerine monte edilmiştir olup döşeme yükseltisi 4,96 m idi.

Halkapınar su deposu, dağıtım pompa istasyonunun 650 m kadar güneyindedir; kapasitesi 10 400 m³ ve en yüksek su yüzeyi kotu 93,65 m’dir. Pompa istasyonundan pompalanan su, 500 mm çapında pik borularla su deposuna verilirdi.

Evet, İZSU’nun Halkapınar suyunun kaynağındaki içmesuyu tesisi ile ilgili verdiği tarihi ve teknik bilgiler bu şekilde. Bu bilgilerden anladığımız kadarıyla Halkapınar suyu ve tesisleri bugün kullanılmamaktadır. Ancak Halkapınar suyu ve tarihteki adıyla “Diana Hamamları” eski kartpostallardaki görüntüleriyle; ayrıca eski İzmirliler’in hafızasındaki anılarıyla halen yaşıyor, halen hatırlanıyor…

İşte şimdi, hazır Konak Belediyesi yeni hizmet binasını buraya yakın bir yerde yapıyorken; ayrıca bölgede halkın dinlenme, eğlenme ihtiyacını karşılayacak yeşil bir alan ihtiyacını kendisini fazlasıyla hissettirirken bu alanın İzmir Büyükşehir Belediyesi, İZSU ve Konak Belediyesi tarafından geçmişi hatırlatacak şekilde yeniden tasarlanması, mevcut su kaynağının bir göle dönüştürülerek çevresinin, eski su tesislerini de değerlendirerek yeni bir dinlenme, eğlenme alanına dönüştürülmesi düşünülebilir.

halkapinar-03
Halkapınar Otobüs Dağıtım Merkezi yanından akan Halkapınar Deresi
halkapinar-01
Halkapınar Deresi’ndeki kirliliğin son durumu

Belki böylelikle Halkapınar Otobüs Garajı yanından akıp giden Halkapınar Deresi’nin bu hafta içinde çektiğimiz aşağıdaki görüntüleri de bu sayede düzeltilmiş, temizlenmiş olabilir; ayrıca belediyeler hep sahilde bu tür çalışmalar yapmanın dışında İzmir’in iç kesimlerinde, yeşil alana gerçekten ihtiyacı olan mahallelerinde halkın yararlanabileceği tesisler yapma imkanına kavuşurlar…

(1) Canpolat, Emin; İzmir, Kuruluşundan Bugüne Kadar, İTÜ Mimarlık Fakültesi Yayını – 1954, Üç İzmir- YKY Yayınları, Aralık 1992, s.22

(2) Aelius Aristides, İzmir’in Kayıp Gölü: Halkapınar, İzmir Dergisi, Sayı 11, s.57

(3) Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geographika: Kitap XII-XIII-XIV), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul-2009, 6.Baskı, s.208

(4) Doğer, Ersin; İzmir’in Smyrna’sı, Paleolitik Çağ’dan Türk Fethine Kadar, İletişim Yayınları İzmir Dizisi 4, İstanbul-2006, 1. Baskı, s.171

http://www.izsu.gov.tr/Pages/standartPage.aspx?id=174

Havralar Bölgesi, İnanç ve Kültür Turizmi Açısından Önemli Bir Potansiyele Sahip Midir?

Beth İsrael

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmirliler’in tarihle ilişkisini güçlendirmek amacıyla Konak Belediyesi ve TARKEM A.Ş. isimli çok ortaklı bir şirketle birlikte Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerini kapsayan 248 hektarlık bir alanda yürüttüğü İzmir-Tarih Projesi’nin önemli alanlarından biri de proje ortağı olan TARKEM A.Ş. isimli çok ortaklı özel bir şirkete tahsis edilmiş olan Havralar Bölgesi’dir.

Konak ilçesinin Güzelyurt ve Güneş mahalleleri içinde yer alan Havralar Bölgesi,1492 yılından sonra İstanbul, Selanik, Portekiz ve İspanya’dan göç eden Musevilerin bugünkü Havra Sokağı ve çevresine yerleşmeleri ve ibadethanelerini deevlerine yakın olacak şekilde bu alanda inşa etmeleri sonucundaortaya çıkmıştır.Eski İzmir’in çok dinli ve kültürlü yapısını yansıtan bu bölgede ticari ve dini etkinlikler bir arada yaşanmış; ancak, bölge bu özelliğini 1946 sonrasında hızla kaybetmeye başlamıştır. Bugün itibariyle cemaati kalmayan dokuz sinagog ve bir hahamhane tehlike altındaki kültürel miras listesinde yer almaktadır.Bölge bugün geleneksel alışveriş kültürünün ve Musevi Cemaati’ne ilişkin belleğin izlerini taşıyor olması nedeniyle oldukça önemli bir kültürel potansiyele sahiptir.

İzmir-Tarih Projesi kapsamındaki bölgeleHevrarle ilgili operasyonların kapsamını ve bu operasyonların hangi toplumsal aktörler tarafından yapılacağını belirlemek amacıyla toplanan çalıştaylarda, bu bölgenin sahip olduğu havra kümelenmesi nedeniyle kültür ya da inanç turizmi özelinde yüksek bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiş ve bu kabul çerçevesinde İzmir Musevi Cemaati Vakfı tarafından geliştirilen “İzmir Projesi: Kemeraltı’ndaki Sinagogların Turistik Mekân Olarak Korunmasına ve Bir Musevi Müzesi Kurulmasına İlişkin Plan” kapsamında İzmir Musevi Cemaati Vakfı ve diğer örgütleyici aktörlerle birlikte İzmir Musevi Müzesi’nin yapılması uygun görülmüştür.

İzmir Musevi Cemaati Vakfı tarafından hazırlanan proje temel olarak tamamen yıkılmış durumda bulunan ve yıkım öncesi durumlarına ilişkin herhangi bir belge bulunmayanlar dışında tüm havraları ibadet özelliklerine zarar vermeden restore edip ziyarete açmayı, taşıdıkları tarihi, kültürel, dini, mimari, sanatsal değeri ve şehrin çeşitli dönemlerindeki tarihini yansıtan bir kültür merkezine dönüştürmeyi, bu sayede bölge içerisinde turistik bir ilgi odağı yaratmayı amaçlamaktadır. Bu planda birbirine bitişik olarak konumlanmış dört havranın (Sinyora, Algazi, Hevra ve Foresteros) müze haline getirilmesi, ayrıca bu müze ile aynı sokaklara cephe veren Etz Hayim ve Şalom havraları arasında kurulacak üst geçitlerlebu bütünlüğün altı havraya çıkarılması önerilmektedir.Önerilen müzede sergi salonları, derslikler, kafe ve restoran, kitapçılar, Musevilikle ilgili eşya satış birimleri, hediyelik eşya satış birimleri ve sanat galerilerinin bulunması öngörülmüştür. Bunun dışında inşaatı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2014 yılında bitirilen Beit Hillel Oratuarı (ibadet mekânı olarak kullanılan ev) İzmir Musevi Cemaati Vakfı tarafından işletilmesi önerilmiştir.

Havra Kapısı2014 yılında önerilen bu proje ne yazık ki içinde bulunduğumuz tarihe kadar yaşama geçme şansını bulamamış, bunun için yapılan girişimlerden sonuç alınamamıştır. Öte yandan İzmir Musevi cemaatinin önde gelen mensuplarının TARKEM tarafından kurulan İzmir Kültür Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği’ne fahri üye yapılmaları suretiyle, TARKEM’in bu bölgedeki amaç ve hedeflerine itibar kazandıran dini bir azınlık cemaati desteğinin örgütlenmesi sağlanmıştır.

Havralar bölgesi için bugüne kadar değişik üniversite, vakıf, dernek, şirket, akademisyen ya da araştırmacılar tarafından yapılan her düzeydeki çalışmada bu bölgenin sahip olduğu  kültürel varlıklar nedeniyle inanç ya da kültürel turizm ölçeğinde önemli bir yere sahip olduğu sürekli vurgulanıp bunun turizm ölçeğinde değerlendirilmesi önerilmekle birlikte;

  • Bu bölgedeki dokuz adet sinagog ile bir adet hahamhane yapısının anıtsal mimarlık teknikleriyle mimarlık ve Musevilik tarihi açısından yeri ve önemi dünyadaki diğer benzerleriyle karşılaştırmalı bir şekilde araştırılıp ortaya konulmamış,
  • Havraların iç ve dış turizm açısından hangi mimari ve kültürel değere sahip olduğu, bu değerlerin turistik bir mal ya da hizmete dönüştürülmesi için neler yapılabileceği ortaya konulmamış,
  • Musevilik dinindeki hac zorunluluğu sadece Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nın bulunduğu alanla sınırlı olduğundan, dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Yahudilerle daha önce İzmir’e yaşayıp İsrail’e ya da dünyanın değişik ülkelerine göç etmiş Yahudilerden hangilerinin İzmir’deki havraları ne şekilde ziyaret edeceği bir turizm talep tahmini olarak analiz edilmemiş;

Kısaca sahip olunan kültürel varlığın inanç ya da kültür turizm açısından pazarlanabilir bir yer ve öneme sahip olup olmadığını ortaya koyan bir araştırma, bir fizibilite çalışması yapılmamıştır.

Brockhaus_and_Efron_Jewish_Encyclopedia_e13_783-0

Oysa İzmir’deki inanç / kültür turizminin gelişmesi açısından belki de vitrine konulacak şey bu dokuz havra ve bir hahamhane yerine; Musevilik tarihi açısından önemli bir yere sahip olup üstü çeşitli efsanelerle örtülüp kapatılan gizemli Sabetay Sevi olayının İzmir’de ortaya çıkmış olması, ‘Mehdi’ olarak nitelenen bu dinsel liderin İzmir’den yola çıkan bir yaşam öyküsüne sahip olmasıdır. O anlamda İzmir’in Musevilik odaklı inanç ya da kültür turizminin odağına bu havralardan çokkendini mehdi ilan edip kabul gören Sabetay Sevi üzerinden geliştirilecek bir fantastik öykünün yerleştirilmesi pekâlâ da mümkün olabilir… Tabii ki, böylesi bir önerinin de inanç ve kültür turizmiaçısından ne ölçüde anlamlı, önemli, öncelikli ve uygulanabilir olduğunun titiz ve ayrıntılı bir şekilde araştırılıp irdelenmesi koşuluyla…

Diğer yandan İzmir Musevi Cemaati’nin –muhtemelen kendilerine hoş gelmeyecek- Sabetay Sevi öyküsü yerine daha bir istekle sahip çıktığı İzmir Musevi Müzesi projesinin bir yandan İzmir’deki Musevi kültürünü koruma amacına odaklanırken diğer yandan dabu bölgede yaşayanları başka yerlere göndererek burada eğlence ve konaklama sektörlerinin altyapısını oluşturmaya yönelik bir soylulaştırma gayreti olarak tanımlanan İzmir-Tarih Projesi’nin –masum bir şekilde- toplumsal gerekçe ve dayanağını oluşturduğunu, bu anlamda bölge rantının peşinde olanların işini kolaylaştırdığını da göz ardı edip unutmamak koşuluyla…

Ali Rıza Avcan, Stratejik Planlama Danışmanı