Çok bilinmeyenli bir denklem…

Ali Rıza Avcan

Tüm belediyeler ve bugünkü yazımızın odağına oturtacağımız Konak Belediyesi de bir kamu kurumudur. Kamunun yararını gözeterek kamu hukuku çerçevesinde görev yapan bir kamu tüzel kişisidir. O nedenle de, belediyelerin ve özelinde Konak Belediyesi‘nin kamu yararını gözeterek hizmet etmesini bekleriz. Nitekim son aylarda Konak Belediyesi tarafından hazırlanan 1/1000 ölçekli Gültepe ve Beştepeler imar planı düzenlemelerinin İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilme gerekçelerinden biri de, söz konusu mahkeme kararında planların düzenlenmesinde Konak Belediyesi‘nce kamu yararı ilkesinin dikkate alınmayışı ile ilgili olduğu gözlerden kaçmamıştır.

Bu anlamda bir kamu kurumu olan belediyelerin ve özelinde Konak Belediyesi‘nin kamu yararını gözeterek gerçekleştireceği tüm kamu hizmetlerinde kamu zararına yol açmaması, kamuya; yani bizlere ya da topluma ait olan kamu kaynaklarını, kamu zararına neden olmamak için ‘yerinde‘, ‘tasarruflu‘, ‘etkili‘ ve ‘verimli‘ kullanması gerekir.

10 Aralık 2003 tarih, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (g) fıkrasına göre, “kamu kaynağı” sözcüğü “borçlanma suretiyle elde edilen imkânlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri” kapsamaktadır. Bu çerçevede borçlanma suretiyle elde edilenler de dahil olmak üzere kamuya ait her türlü gelirler, taşınır ve taşınmaz mallar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar, kamu mülkiyetindeki her türlü bilgi, belge, fikir ve sanat eserleri bir değer, bir kamu kaynağı olarak kamu kurumlarına, özelimizde belediyelere ve Konak Belediyesi‘ne aittir.

Hangi değerlerin fikir ve sanat eseri olduğu ise, 5 Aralık 1951 tarih, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘nun 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. maddelerinde ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Bu kanunun “güzel sanat eserleri” başlıklı 4. maddesine biraz daha ayrıntılı bakıldığı takdirde, her türlü grafik eserin; yani, belediyelere ait logoların hem 5018, hem de 5846 sayılı kanunlarla korunan ilgili kamu kurumuna ait fikir ve sanat eserlerinden olduğunu görürüz. (1)

Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının görsel kimliğini gösteren isim, marka ve logoların kullanımı, kamu kurum ve kuruluşlarının önceden belirlediği esas ve usuller çerçevesinde, özel izne tabi olup, aklına gelen herkes tarafından rahatlıkla kullanılamaz. Özellikle de bir takım kurum, kuruluş ve kişilerin para kazanmasına, kar elde etmesine ya da farklı bir şekilde menfaat temin etmesine dayalı ticari mal ve hizmetler söz konusu olduğunda. O nedenle kurumsal kimliği oluşmuş kurum ve kuruluşlarda o kuruma ait görsel kimliğin kim ya da kimler tarafından nasıl kullanılacağı, bu konudaki izin ve uygulamaların nasıl yapılacağı özel yönetmelik, yönerge ya da genelgelerle düzenlenir. Bunun en iyi örneği de Marmara Üniversitesi Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü tarafından hazırlanan 2018/01 sayılı iç genelgedir. (2)

Bu konudaki diğer bir iyi örnek ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na aittir. Söz konusu bakanlık kendisine ait İnternet sitesinin “Site Kullanım Koşulları (Yasal Uyarı)” başlıklı bölümünde;

“Bu İnternet Sitesi içeriğinde yer alan tüm eserler (yazı, resim, görüntü, fotoğraf, video, müzik vb.) Kültür ve Turizm Bakanlığı’na (Bakanlık) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Bakanlık ilgili yasal işlem başlatma hakkına sahiptir.” şeklinde bir uyarıya yer verilmektedir. (3)

Ayrıca 10 Ocak 2015 tarih, 29232 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği“nin “Tanımlar” başlığını taşıyan 4. maddesine göre, “örtülü reklam” sözcüğü, “Reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin yazı, haber, yayın ve programlarda, mal veya hizmetlere ilişkin isim, marka, logo ya da diğer ayırt edici şekil veya ifadelerle ticaret unvanı ya da işletme adlarının reklam yapmak amacıyla yer almasını ve tanıtıcı mahiyette sunulmasını” anlamına geldiğini belirtip; aynı yönetmeliğin 6. maddesinin 4. fıkrasına göre, “Herhangi bir mecrada yayınlanan yazı, yayın ve program ile özdeşleşmiş bir başlık, logo, set veya müziğin bir reklamda kullanılması halinde, söz konusu mesajın reklam olduğu tüketiciler tarafından kolaylıkla fark edilebilir olmalıdır.” demektedir.

“Kamu kurumu“, “kamu yararı“, “kamu kaynağı“, “kamu zararı“, “kamu hizmeti“, “kamu hukuku” ve “kamu malı” gibi sözcüklerin anlamı ve kamusal alandaki kullanımları ile ilgili açıklamalardan sonra gelelim işin Konak Belediyesi ile ilgili yanına…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz aylarda Yunan yazar George (Yorgo) Poulimenos tarafından yazılan “Smirna, Seyahat Rehberi 1922” isimli kitabın Türkçe’ye çevrilmesinden sonra Altay Spor Eğitim Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Altay Tarih Araştırmaları Merkezi tarafından Yakın Yayınları‘na bastırılarak tanesi 120 liradan satışa sunulmuştu. Yazarın İzmir‘de olduğu 8 Nisan 2022 tarihinde Altay Spor Kulübü‘nde, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un katılımıyla bu kitabın tanıtım toplantısı düzenlenmiş, ardından da Yakın Kitabevi‘nde bir imza günü düzenlenmişti.

Sonrasında da, 18 Mayıs 2022 tarihli “1922 İzmir: cennet mi; yoksa, cehennem mi?“, 31 Mayıs 2022 tarihli “Προσθήκη: Σμύρνη 1922, Παράδεισος ή Κόλαση?” ve 13 Haziran 2022 tarihli “işgal ve savaşlar şehrin, uygarlığın ve insanlığın düşmanıdır…” başlıklı üç ayrı yazı ile kitap ve yazarı hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmıştım.

Birbiri ile bağlantılı bu üç yazı sonrasında artık bu kitap hakkında yazılacak tek bir satır kitabın reklamı olur düşüncesiyle yazılarıma ara vermiştim ki, aklıma birden bu kitabın baş kısmında Konak Belediyesi‘ne ait logo ile “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesine yer verilen tam bir sayfanın Konak Belediyesi‘ne; yani bizim ödediğimiz vergi ve ücretlerle oluşan kamu kaynakları açısından kaç paraya mal olduğunu öğrenme fikri geldi. Evet, Konak Belediyesi bu ifade karşılığında kitabın çevirisine ve basımına acaba kaç lira harcamıştı?

Daha önce Konak Belediyesi‘ne giderek elden verdiğim 7 Şubat 2020 tarihli dilekçeye verilen cevabın, ilgili servisteki görevlilerden aldığım bilgiye göre Konak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Yunak tarafından el konulup tarafıma gönderilmediğini bildiğim için bu kez Konak Belediyesi yerine Bilgi Edinme Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde CİMER kanalıyla soru sormayı tercih ettim. CİMER‘i tercih etmemin diğer bir nedeni de, sonrasında yapılan birtakım dedikodularda ifade edildiği gibi Konak Belediyesi‘ni şikayet etmek değil, Konak Belediyesi tarafından bilinip de kamuoyu tarafından bilinmeyen bir konudaki doğru bilgiye ulaşma isteğiydi.

14 Haziran 2022 tarihinde 2202720522 başvuru numarasıyla “Georges Poulimenos’a ait “Smirna 1922 Rehber” isimli kitabın tercümesi ve basımı için ne miktarda ödeme yapıldığı hususunu İzmir’in Konak Belediye Başkanlığı’ndan öğrenmek istiyorum.” diyerek başvurumu yaptım.

4 Temmuz 2022 tarihinde Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü‘nden gelen cevap ise aynen şu şekildeydi: “14/06/2022 Tarih ve 2202720522 sayılı evrağınıza cevaben Sayın: İsmi Gizli Smirna 1922 Rehber isimli kitap Altay Spor Eğitim Vakfı  bünyesinde yer alan Altay Tarih Araştırmaları Merkez’ince tercüme ettirilip Yakın Kitabevi tarafından basılmıştır. Baskı ve Tercüme için Belediyemizce  herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bilginize“

Evet, bana verdikleri cevapta “biz bu kitabın baskı ve tercümesi için herhangi bir ödeme yapmadık” diyorlardı. Bu arada ayrıca ve özellikle de şunu belirteyim ki, bu soruyu sorarken CİMER‘e kimliğimle ilgili tüm bilgileri verdim ve bu bilgilerin soruyu cevaplayacak olan diğer tarafça bilinmemesi için herhangi bir talepte bulunmadım. Oysa bana verilen cevapta “İsmi gizli” gibi anlamsız ve yakışıksız bir ifade bulunmakla birlikte, soruyu soranın ben olduğumu cümle aleme ve Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ile Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Abdullah Tunalı‘ya buradan açıkça duyuruyor ve demokratik haklarımı sonuna kadar kullandığım için gizlenmeyi de hiç düşünmüyorum.

Ama söz konusu kitabın numaralanmamış baştan dördüncü sayfasında Konak Belediyesi logosuyla “Konak Belediyesi” isminin altında yazılmış olan “Konak Belediyesi’nin değerli katkılarıyla” ifadesiyle, “biz belediye olarak bu kitabın tercümesine ve baskısına ödeme yapmadık” ifadesini bir araya getirip anlamakta bayağı bir zorlanıyorum. Ben bu kitabın tercümesine ve baskısına katkıda bulunmadım derken, o kitabın tanıtım toplantısında o belediyenin başkanı cism-i gövdesiyle yer alıp konuşmuş olması ile söz konusu kitabın ilk sayfalarından birinde “değerli” olduğu söylenen katkılardan söz edilmiş olmasını bir araya getirip yorumlamakta zorlanıyorum. Kitaba yazılanla bana verilen cevap arasında, açıklanmadığı ya da açıklamaktan kaçınılan üçüncü bir nokta olduğunu tahmin ettiğim için bu çok bilinmeyenli denklemin kolaylıkla çözülemeyeceğine inanıyorum.

Yazarın İzmir‘de bulunduğu üç günlük konaklama bedeli belki bu “değerli katkı” çerçevesinde Konak Belediyesi‘nce ödenmiştir diyeceğim; ama, bu harcamanın, konuyla hiç ilgisi olmayan bir arkadaşım tarafından fazlasıyla ödendiğini de biliyorum. Diğer yandan da, bu kitabın Altay Spor Eğitim Vakfı‘na verilen telif hakkı çerçevesinde tercüme edilip basılması dışında başka bir harcama kalemi olabilir de, ben mi bilmiyorum diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Belki de, çoğu belediyede olduğu gibi yaptığı katkıların bedelini bir belediye şirketine ya da belediye ile devamlı iş yapan bir kuruma ve şahsa ödetmiş olabilir diye düşünüyorum… Ara ara da, bütün iyi niyetimle belki belediye başkanının bu kitabı yayına hazırlayıp basanların sırtını sıvazlayıp başarılar dilemesi anlamına geliyor olabilir diye düşünmekten de kendimi alamıyorum…

Sahi, hem kitapta hem de aşağıdaki Youtube linkindeki videoda George (Yorgo) Poulimenos tarafından dile getirilen Konak Belediyesi’nin verdiği “değerli katkılar” ya da teşekküre konu olan “destekler” nedir ki; bir koskocaman beyaz sayfada yazılma ihtiyacı duyulmuş, kitabın tanıtım toplantısında George Poulimenos tarafından ifade edilmiştir? Bu ifadeler, bana CİMER kanalıyla verilen cevap sonrasında ne anlama gelmektedir? Yoksa bu kitabın ilk sayfalarına bir belediyenin adını ve logosunu koyup katkıda bulunduğu ya da destek verdiği gibi bir izlenim yaratılarak o kitabın daha çok satması, daha çok okunması, daha fazla değer kazanıp kamuoyunda daha fazla ses getirmesi için “örtülü reklam” mı yapılmıştır? Bilemiyorum…

Video 7 dakika 45 saniye – George Poulimenos: “…ve tabii ki Konak Belediyesi’ne ve Belediye Başkanına teşekkür etmek istiyorum, bu kitabın hazırlanması için büyük destek verdi.” (Çeviri: Teodora Hacudi)

Ama bunun da, yukarıda yazıp çizdiğimiz kanunlar, yönetmelikler çerçevesinde mümkün olmadığını, kamuya ait isim ve logoların “örtülü reklam” şeklinde gelişigüzel kullanılamayacağını, bunun önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde izin alınarak ve bedeli ödenmek suretiyle yapılabileceğini, bir belediye başkanının bu mevzuat hükümlerini dikkate almaksızın böyle bir şeye izin ya da onay vermeyeceğini biliyor; daha doğrusu, tahmin ediyorum.

CİMER kanalıyla bana gönderilen, “baskı ve tercüme için herhangi bir ödeme yapılmamıştır” cevabıyla,

Yoksa, koskocaman boş bir sayfanın alt kısmına yerleştirilen ve “değerli” olarak nitelendirilen katkı sözcüğü ile başka bir “şey” mi anlatılmak isteniyor ya da,

Böyle bir katkı, gerçek anlamda hiç yapılmamış ama yapılmış gibi bir ifade mi kullanıldı demek isteniyor, inanın hiç anlamıyorum…

Şimdi buradan açık açık yazıyorum ki, aklımı karıştıran bu durumla ilgili yeni soruları Konak Belediyesi’nin 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı‘nın 2. sayfasında Konak Belediyesi‘nin temel değeri olarak yazılmış olan “şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışı” çerçevesinde, yine aynı şekilde CİMER kanalıyla Konak Belediye Başkanlığı‘na soracağım ve verdikleri cevabı da burada sizlerle paylaşacağım…

Sanırım bu kez şimdiye kadar yazılıp söylenenlerle uyuşan, birbirini bütünleyen doğru yanıtları verirler…

Hep birlikte göreceğiz…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

(1) Pehlivan, S. (2020) “Devlet Kurumlarında Görsel Kimlik: Türkiye Cumhuriyeti Bakanlık Logolarında Dönüşüm“, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2020, Cilt 19, Sayı 26, s.2191-2203

(2) https://kurumsaliletisim.marmara.edu.tr/koordinatorluk/kurumsal-logo-kullanim-usul-ve-esaslari-ic-genelgesi (Erişim Tarihi: 06.07.2022)

(3)https://pgm.ktb.gov.tr/TR-136926/site-kullanim-kosullari-yasal-uyari.html#:~:text=1.%20Bu%20İnternet%20Sitesinde%20yer,Kullanım%20Koşulları”%20kabul%20edilmiş%20sayılır. (Erişim Tarihi: 06.07.2022)

Pazaryeri’nden bir Cittaslow Metropol yaratmak…

Ali Rıza Avcan

İzmir’in orta yeri, Konak… Konak ilçesi ve onun yerel yönetimi…

Aslında eski İzmir denince ilk akla gelen yer… Tarihi saat kulesiyle, valilik ve belediye binalarıyla simgelenen, tarihi Kemeraltı Çarşısı‘yla Kadifekale eteklerinde mevzilenen bitkin, yorgun ve çökmüş eski mahallelerin çevresini sardığı tarihi kent merkezi…

Konak ilçesi, 2009 yılında Karabağlar ve Konak ilçeleri olarak ikiye ayrılmasından bu yana sürekli kan kaybediyor… İlçenin ekonomik canlılığını, kültürel varlıklarını ve mutlu geleceğini oluşturacak canlı, dinamik ve genç nüfusu devamlı olarak azalıyor, semtler, mahalleler ve evler devamlı olarak boşalıyor, tarihi yapılar yıkılıyor… Tüm Türkiye, İzmir ve İzmir’in diğer 29 ilçesinde nüfus devamlı artarken Konak‘ta 2009 yılında 411.112 olan nüfus, her yıl devam eden düzenli azalışla 2021 yılında 336.545’e iniyor. Bu haliyle Konak ilçesindeki 113 mahalleden -bir ikisi dışında- hepsi nüfus itibariyle hem yaşlanıyor hem de devamlı kan kaybediyor, ticari canlılığını, dinamizmini ve geleceğe yönelik umutlarını yitiriyor. Sürekli kan kaybından ortaya çıkacak koma hali ve onun sonucundaki hazin ölüm hali, “Kırmızı Pazartesi” gibi geleceği önceden belli olan bir yok oluşu çağrıştırıyor… ya da başka bir anlatımla, “geliyor gelmekte olan” halinin pek de iyi olmayan halini açığa çıkartıyor…

Ancak diğer yandan da nüfusun bu şekilde sürekli azalması, evlerin boş kalması ve yapıların siyasetle el ele veren mafya grupları tarafından yıkılıp ruhsatsız kaçak otoparklara dönüştürülmesi, bu bölgeleri değişik şekillerde soylulaştırıp daha zengin sınıflara pazarlamak isteyen yerli ve yabancı sermaye ile rant çevrelerinin ağzının suyunu akıtıyor… Bir yandan İstanbul sermayesinin buralardan yer aldığı dedikoduları yayılıyor, diğer yandan da İzmir sermayesinin taşeron ruhlu temsilcileri tarafından, “Aman İstanbullular gelmesin de biz yiyelim” kaygısıyla ucuza kapatılıyor ve buradaki yağmadan TARKEM ve TARKEM‘le işbirliği içinde olan oluşumlar sayesinde kahramanlık hikayeleri yazılıyor… Hem de kentteki bir kısım kültür ve sanat çevresinin ‘kiralanması‘ ya da ‘satın alınması‘ marifetiyle…

Bölgenin soylulaştırılıp zenginlere pazarlanması ile ilgili ilk hamle, hepimizin bildiği gibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu zamanında, kafasının üstündeki uhrevi hâle ile her kapıyı açabilen ve kentin sermaye çevreleri ile sıkı dostluklar geliştiren başkan danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin öncülüğünde, onun kaleme aldığı İzmir Tarih Projesi ile yapıldı…

Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin, kendisinden önce yapılmış değerli birçok çalışmayı büyük bir kibirle çöpe attığı bu proje raporuna göre, 5366 sayılı yasa uyarınca 1 Ekim 2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı kararına ek olarak Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki 45 mahalleyi kapsayan 248 hektarlık alan, uzun adıyla “İzmir Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi“, kısa adıyla “İzmir Tarih Projesi” kapsamına alınmış ve bu bölgede yapılacak soylulaştırma çalışmalarını yürütmek amacıyla, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi dahil olmak üzere 112 adet belediye, belediye şirketi, şirket, meslek odası ve iş insanının ortak olması suretiyle TARKEM A.Ş. isimli yatırım şirketi kurulmuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin; ayrıca TARKEM A.Ş.’nin 2012-2022 dönemindeki faaliyetlerine bakıldığında, bu bölgede dişe dokunur herhangi bir çalışmanın yapılmadığı, bölgenin proje raporunda iddia edildiği ve tanımlandığı gibi bir “cazibe merkezi” haline getirilemediği görülecektir. Nitekim projenin 3. stratejik hedefi, bölgedeki gereksiz boşalmalara karşı çıkılmasını öngördüğü halde, 2012-2022 döneminde projenin uygulandığı 45 mahallede, tüm Konak ilçesinde görülenden daha fazla bir nüfus kaybı yaşanmış, 2012’de endeks değeri 100 olarak kabul edilen 62.324 olan nüfus, 2021 yılında endeks değeri olarak 60,09’a, sayısal olarak 37.448’e gerilemiş, proje alanı kovboy filmlerindeki hayalet kasabalar gibi insansız, çocuksuz ve hatta gece nüfusu olmayan mahalleler haline gelmiştir.

2012-2022 dönemi çalışmalarının sonucunda ortaya çıkan büyük başarısızlık, bu kez 248 hektarlık alanın bütününde değil de; bunun sadece % 1,64’ünü oluşturan 57.079,98 metrekarelik alana sahip ve devamlı nüfus kaybı nedeniyle 2021 yılı itibariyle 1.090 nüfusa sahip Basmane, Pazaryeri Mahallesi‘nde bir Cittaslow Metropol oluşturulması düşüncesiyle ikinci bir girişimde bulunulması suretiyle ortaya çıkmıştır. Bundan da anlaşılan tek şey, geriye kalan iki yıllık icraat süresinde 248 hektarlık alanın bütünü ile değil, hedef küçültülerek bunun sadece % 1,64’ünü oluşturan 5,71 hektarlık alandaki bir mahalle ile yetinileceğidir.

28 Nisan 2022 tarihinde Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve kalabalık bir grupla birlikte Pazaryeri Mahallesi‘ni başındaki kasketle ziyaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer, burada gazetecilere verdiği demeçte, “Cittaslow Metropol, dünyanın umutlu şehirlerinin simgesidir. İzmir umudun şehridir. Sakinleşmeye Agora’dan başladık. Şehrimizde adaleti ve refahı herkes için çoğaltmak, birinci önceliğimiz. Cittaslow Metropol, bedenlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi özgürleştirmek için attığımız bir adımdır” diyerek “Toplum“, “Kentsel direnç“, “Herkes için gıda“, “İyi yönetişim“, “Hareketlilik” ve “Cittaslow Mahalleleri” gibi 6 ana teması olan İzmir’deki Cittaslow Metropol hareketine Basmane‘nin Pazaryeri Mahallesi‘nden başlanacağını duyurmuştu.

Söyleminde “Ulaşım” yerine “Hareketlilik“, “Yönetim” yerine “İyi Yönetişim“, “Ulaşılabilir gıda” yerine “Herkes için gıda” gibi neoliberal alfabenin sözcüklerini kullanan bu yeni Cittaslow Metropol kavramı, hepimiz için yeni, yeni olduğu için de bilinmeyen bir olgu. Ayrıca Cittaslow konusunda şimdiye kadar söylenip de Metropol olgusuna ters düşen, bu tersliğin farkında olduğu için de Cittaslow iddiasıyla ilgili kavramlarla Metropolü tanımlayan kavramları bir araya getirmeye çalışan, bu birbirine ters iki özelliği gerçeklik ötesi bir şekilde bir araya getirmenin gerekçesini açıklamakta zorlanılan bir durum. Ana tema olarak belirlendiği söylenen kavramlar ise, neoliberal kent anlayışını oluşturan kavramlardan oluşuyor. O nedenle, söylenen ya da yazılanların yeni bir şey içermediği de ortada. Mustafa Tunç Soyer‘in bir ilçe olan Seferihisar‘dan sonra 4-4,5 milyonluk bir metropolün belediye başkanı olması ile birlikte, ülkemiz ve dünyadaki başarısız uygulamaları ile bilinen Cittaslow markasını, adeta kendisi için ısmarlanan bir elbise gibi parlatmasıyla ortaya atılan bu yeni Cittaslow Metropol markasının uygulamada nasıl bir şekil alacağı da bilinmiyor.

Gelelim Basmane, Pazaryeri Mahallesi‘ne. Pazaryeri Mahallesi Konak İlçesi’nin 113 mahallesi arasında büyüklük itibariyle 82. sırasında, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 45 mahallesi arasında da 17. sırasında yer alan küçük bir mahalle. Etrafı doğudan nüfusu 775 olan Altınordu, kuzeyden nüfusu 3.787 olan Akıncı, batıdan nüfusu 112 olan Kurtuluş ve geceleyen hiçbir nüfusa sahip olmayan Namazgâh, güneydoğudan nüfusu 2.229 olan Kubilay, güneyden nüfusu 1.462 olan Ali Reis, güneybatıdan da nüfusu 736 olan Yeni Mahalle ile çevrelenmiş durumda.

Mahalle, Basmane bölgesinin merkezinde ve diğer mahallelere göre insan ve araç trafiği açısından işlek bir yerde olması; ayrıca, İzmir’in turistik yerlerinden biri olan Agora Kazı Alanı‘nın hemen yanı başında olmasına karşın; 2009 yılında 1.612 olan nüfusu 2010’da 1.640’a, 2011’de 1.584’e, 2012’de 1.545’e, 2013’de 1.543’e, 2014’de 1.509’a, 2015’de 1.482’ye, 2016’da 1.376’ya, 2017’de 1.304’e, 2018’de 1.246’ya, 2019’da 1.222’ye, 2020 yılında 1.162’ye, 2021 yılında da 1.090’a inmiş durumda. Buna göre, mahallenin nüfusu Konak ve Karabağlar belediyelerinin birbirinden ayrıldığı 2009 yılına göre % 32,38 oranında, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulanmaya başladığı 2012 yılına göre % 29,45 oranında azalmış olup nüfustaki azalışın hızı son 2-3 yıl içinde daha da artmıştır. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre mahallede toplam uzunluğu 2,27 kilometre olan 1 cadde (Anafartalar Caddesi), 17 sokak (Tarık Sarı Sokağı, 943, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 961 ve 1030 sokaklar) olmak üzere 18 yol ve 313 adet yapı bulunmaktadır. Sokakların 7 tanesi mahalleyi çevreleyen sınır sokağı, 5 tanesi hem sınır hem de iç sokak, 5 sokağı da mahalle içinde kalan iç sokaktır. Bu cadde ve sokaklardan sadece Anafartalar Caddesi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğunda kalıp geriye kalan 17 sokağın tümü Konak Belediyesi‘nin sorumluluğundadır.

Mahalle muhtarı Mehmet Sıraç Batuk‘un bürosu, 949 sokak No: 6 adresindedir.

Tevfik Paşa Konağı / Oteli

Çevre uzunluğu 1.173,39 metre, posta kodu 35.240 olan mahalledeki başlıca taşınmaz kültür değerleri ile bilinen yerler şu şekilde sıralanabilir:

1) Fersuden Sahaf, 2) Kamer Kuyumculuk, 3) Smyrna Çay Evi, 4) Namazgâh Ekmek Fırını, 5) Konak 20 Nolu İkiçeşmelik Aile Sağlık Merkezi, 6) Konak Toplum Sağlığı Merkezi Göçmen Sağlığı Birimi, 7) Sevdan AVM, 8) Adalet Taksi, 9) Yenigün Market, 10) Köşem 47 Kadir Usta Lokantası, 11) Fındık, 12) BİM Mağazası, 948 Sokak No.25, 13) İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı, 14) Tekel Bayii, 15) Altınordu Spor Kulübü Derneği, 16) Altınordu Halı Sahası, 17) İzmir Arçelik Servisi, 18) Tayyip Gıda Market, 19) Kayapınarlar Taziye Evi, 20) Emir Sultan Türbesi ve Haziresi, 21) Saitoğulları Kıraathanesi (Geçici olarak kapalı), 22) Kamuran Bakkal, 23) Hacı Baba, 24) Otel Hikmet, 25) Paşa Konağı Oteli (Tevfik Paşa Konağı), 26) Elzevak Kafe (Geçici olarak kapalı), 27) Büşra Balık Evi, 28) Otel Aksu, 29) Gülen Otel, 30) İzmir Tarih Tasarım Atölyesi, 946 Sokak No.2, 31) Namazgâh Pazaryeri Camii, 32) Kapanizade Köşkü, 33) Merdivenli Medrese ve İplikçi İsmail Dede Türbesi, 34) Çukur Çeşme, 35) Carfi Köşkü.

Mahallenin sahip olduğu taşınmaz kültür varlıklarının en önemlilerinden biri olan Emir Sultan Türbe ve Haziresi 2013 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilip İzmir Valiliği‘ne devredilmekle birlikte; İzmir Valiliği tarafından Süleymancı tarikatların yönetimine verilmiş ve 1982 Anayasası’nın 174. maddesi ile kaldırılması yasaklanan 30 Kasım 1925 tarih, 677 sayılı yasa ile tekke ve zaviyeler yasaklanmış olmasına karşın, hem bu eserin kapısına, küçük tekke anlamına gelen “Zaviye” tabelası asılmış, hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen http://www.visitizmir.org adresi ile http://www.kulturenvanteri.org isimli İnternet sayfalarında bu eser, “Emir Sultan Türbesi ve Zaviyesi” ya da “Emir Sultan Zaviyesi” olarak tanıtılmaktadır. Bugün bu tarihi yapı, Ege’ye Bakış Gazetesi‘nden gazeteci Adem Sarıkaya‘nın haberine göre içinde ya da çevresinde takkeli ve entarili küçük çocukların dolaştığı bir gericilik yuvasına dönüşmüş durumdadır.

Kaynak: Ege’ye Bakış, Adem Sarıkaya, 23 Nisan 2022
Kaynak: Ege’ye Bakış, Adem Sarıkaya, 23 Nisan 2022

İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı ve İzmir Tarih Tasarım Atölyesi‘nin bu bölgeye taşınması ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi açısından önem kazanan Pazaryeri Mahallesi‘ndeki diğer bir önemli tarihi yapı Tevfik Paşa Konağı‘dır. Konağın bulunduğu parsel dahilinde bir tarihi kıraathane, bir dükkan, üç katlı bir otel binası ve üç adet müştemilat yapısı bulunmaktadır. Bu konak ve 945 Sokak’tan girilen iki katlı “Pembe Konak” TARKEM tarafından geliştirilen Tevfik Paşa Konakları Projesi‘ne alınmakla birlikte bugüne kadar herhangi gelişme olmamıştır. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu mahallede Cittaslow Metropol çalışmaları yaparak hem TARKEM‘in, hem de bu bölgede gayrimenkul alan diğer sermayedarların soylulaştırma amaçlı yatırımlarının önünü açmak, onların işini kolaylaştırmak amacındadır.

Bölgenin diğer bir önemli değeri de, uzun yıllardır sabırla restore edilmeyi bekleyip şu sıralar İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yürütülen restorasyonu bitmek üzere olan Ege Çağdaş Eğitim Vakfı‘na (EÇEV) ait olan Carfi Köşkü‘dür.

Mahalle, bölgeyi iyi bilen uzmanlar açısından hizmet yoksunu bir mahalledir… Ayrıca sadece bu mahalle değil, bu mahalleyi çevreleyen mahalleler ve Kemeraltı, Basmane, Kadifekale bölgesindeki tüm mahalleler yıllarca ihmal edilmiş, hizmet götürülmemiş, yapılan belediye yatırımlarından adil bir şekilde pay almamış mahallelerdir… Kanalizasyon ve yağmur suyu sistemi olarak adlandırılan altyapısı ve üst yapı olarak nitelenecek yolları, meydanları, sokakları, elektrik bağlantıları son derece kötü ve bakımsızdır… Bu bağlamda mahallenin öncelikle kentin diğer mahallelerinin yararlandığı hizmetlere, eşitlik ve adalet anlayışı içinde ihtiyacı vardır… Mahallenin bu çerçevede, hiç gece nüfusu olmayan Namazgâh Mahallesi‘nin tümünü kaplayan Agora Kazı Alanı‘nın hemen yanında bulunması büyük bir şans olmakla birlikte, yeni Agora Kazı Alanı girişinin İkiçeşmelik Katlı Otoparkı‘nın yanına alınması nedeniyle Agora Kazı Alanı‘na gelen yerli ve yabancı turistlerden yararlanması şimdilik mümkün görülmemektedir.

Pazaryeri Mahallesi‘nden yeni bir Cittaslow Metropol yaratmanın zorluklarından biri de, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki; daha doğrusu, belediye başkanları arasındaki rekabete dayalı derin anlaşmazlıktır. Çünkü her iki belediye başkanı da önümüzdeki ilk yerel seçimler sonrasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı koltuğuna oturmayı istemekte ve bunu garantiye almak için açıktan olmasa da, alttan alta birbirleriyle çekişmektedir. 28 Nisan 2022 tarihli mahalle gezisinde bir araya gelmiş olsalar da, iş uygulamaya geldiğinde birlikte çalışamayacakları cümle alemin bildiği bir gerçektir. Hele ki, mahalledeki 17 sokağın Konak Belediyesi‘ne, Anafartalar Caddesi‘nin çok kısa bir bölümüne isabet eden bölümünün de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olduğunu öğrendiğimizde ve bu görev dağılımın İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından değiştirilmesi durumunda konunun Konak Belediyesi açısından içinden çıkılmaz bir hale geleceğini bildiğimizde, böylesine sorunlarla yüklü bir mahalleden yeni bir Sığacık, yeni bir Seferihisar ya da yeni adıyla Cittaslow Metropol mahallesi yaratmanın ne kadar zorlu; hatta imkansız bir iş olduğu görülecektir. Ayrıca son günlerde, daha önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce beton dökülerek yapılan meydan düzenlemesinin Konak Belediyesi‘nce değiştirilmeye başlanması da bu uyumsuzluğun, rekabetin ve israfın en küçük örneklerini oluşturmaktadır.

Hatırlarsanız bir süre önce, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Pazaryeri Mahallesi‘ni Cittaslow Metropol mahallesi yapılmak istenmesi ile ilgili bir tanıtım videosunda, saç traşı gelmediği halde Pazaryeri Mahallesi‘ndeki erkek berberi Şükrü Dağuşağı‘nın önüne oturarak, kendisini traş ediyormuş gibi davranmak zorunda kalan berberle geliştirdiği amatör iletişim çabası nedeniyle inandırıcı bulmadığımız İzmir Ekonomi Üniversitesi hocasını yapmacık tavır ve söylemini nedeniyle eleştirmiş, yapılmak istenen işin o videodaki anlatım kadar basit olmadığını ifade etmiştik. Bunu söylerken haklıydık. Çünkü öğrencilerine müşteri gözüyle bakan ve tüm araştırma çalışmalarını üniversiteye mali kaynak sağlamak ya da akademik kariyerini geliştirmek amacıyla para karşılığı yapan bir özel vakıf üniversitesinin ve hocalarının böylesine iddialı; hatta imkansız bir projede işi başarmak yerine, hem üniversiteye hem de projede çalışanlara para kazandırmak için çalıştıklarına ve samimi olmadıklarına inanıyorum. Nitekim o kısa videoda ortaya konulan amatörlük ve işi hafife alma; hatta “biz geldik, değiştireceğiz” ifadesiyle özetlenebilecek üstten bakma tavrı da bunu doğruluyordu.

İzmir Ekonomi Üniversitesi hocasının berberle yaptığı sohbet sırasında bu işi aynı üniversiteye bağlı Ekokent Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak yaptıklarını öğrendiğim için adı geçen üniversitenin İnternet sayfasından bu proje ile ilgili bölüme baktığımda “Sakin mahalleler için davranış değişikliği ve toplumsal dönüşüm” olarak adlandırılan projenin şu şekilde açıklandığını gördüm:

“Sakin Mahalle, çocukların evlerinin önünde oynayabildiği, 15 dakikalık güvenli ve zevkli bir yürüyüşle okul, iş, sağlık ocağı, pazar, esnafa, yeşil alanlara, toplu ulaşıma ulaşabilen mahalleler oluşturulmasını hedefleyen bir projedir. Daha aktif bir yaşamı da destekleyen bu proje sayesinde toplumun sağlığının da olumlu yönde etkilenmesi hedeflenmektedir. Şehrin daha sürdürülebilir ve canlı olması, şehirde yaşayan insanların daha mutlu olmasını sağlarken, Sakin Şehir projesinin geleceğe bir miras olarak aktarılmasında önemli rol oynayacaktır. Yavaş felsefesinde yatan esas düşünce daha huzurlu ve kendi kendine yetebilen mahalleler yaratmaktır. Bu proje kapsamında mahallelerde gerçekleşecek davranışsal ve toplumsal değişim, dönüşümleri kolaylaştırmak Ekokent kapsamında bir araya gelen araştırma-uygulama ekibi tarafından üstlenilmiştir. Ön araştırma, veri analizi, müdahale tasarımı, uygulama ve ölçümleme safhalarından oluşacak çalışmada iletişim, sosyoloji ve kent çalışmaları alanlarından uzmanlar görev alacaktır.“

Bu anlatımdan da anlaşıldığı gibi, toplam 1.294 mahallesi olan bir kentte, toplam 113 mahallesi olan merkezi bir ilçede ve 45 mahalleden oluşan İzmir Tarih Projesi kapsamında sadece ufak; ama büyük sorunlarla dolu bir mahalleyi seçerek ve mahalle halkında davranış değişikliği ile mahalle ölçeğinde toplumsal dönüşüm sağlamak amacıyla yapılan işin oldukça önemli bir girişim olduğu anlaşılmaktadır. Hem de bu mahalleyi çevreleyen diğer mahallelerle Basmane‘yi, Kadifekale‘yi, Konak ilçesini ve İzmir’i oluşturan bütün içinde görmeden, parça ile bütün arasındaki sorunlu ve zor ilişkileri dikkate alınmaksızın… Aynen balığın içinde bulunduğu dere, nehir, deniz ve okyanusları dikkate almadan yapılmak istenen diğer başarısız işler gibi…

Sonuç olarak;

1. Basmane’in Pazaryeri Mahallesi‘nde, Cittaslow markasının asıl sahibi İtalyanların ya da uzun yıllardır açık ya da gizli bu İtalyan markasının gelişip güçlenmesi adına çalışan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in büyük hayalleriyle gerçekleştirilmek istenen Cittaslow Metropol Mahallesi Projesi, mekan ölçeğinde parça ile bütünün ilişkisini dikkate almayan, bu nedenle de ayakları yere basmayan, “yapılabilir” ve “sürdürülebilir” olmaktan uzak bir şablon proje olarak son iki yıllık hizmet süresi içinde yapılamayacak, yapılmaya çalışılsa bile başarıya ulaşamayacak bir projedir.

2. Gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde, gerekse Konak Belediyesi‘nde mevcut olmayan “birlikte iş yapma kültürü” nedeniyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki kopuk; hatta hasmane ilişkiler, bu projenin başarıya ulaşmasını zorlaştıracaktır.

3. Ama asıl önemlisi, hem Pazaryeri Mahallesi, hem de bu mahalleyi çevreleyen diğer mahallelerdeki halkın böyle bir projenin varlığından bile haberi olmayacaktır. İşin asıl can alıcı noktası da zaten budur. Çünkü bu proje, o mahallelerde yaşayan insanlara üstten bakarak, onlara yeni davranış kalıpları ve dönüşüm rolleri biçerek, emrivaki ile oluşturulmuş, halka rağmen bir projedir.

(1) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verileri.

Küçük ve güzel bir öneri…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta Alsancak’ta oturan eski bir dostumdan, sağını solunu düzeltip resmi bir kuruma verilecek şekle dönüştürmem dileğiyle bir dilekçe taslağı teslim aldım.

Çok imzalı ortak bir dilekçe olarak hazırlanan bu taslaktaki anlatım, söylendiği gibi oturup esaslı bir düzeltme yapmayı gerektirecek kadar bozuktu. Özellikle de okuyanın kolayca anlamasını engelleyecek yanlışlık ve tekrarlarla doluydu.

Dilekçenin konusu ise, Alsancak’taki Kıbrıs Şehitleri Caddesi ile çevre sokaklarda zaman zaman tek başına, zaman zaman da bir araya gelerek grup oluşturan genç ve yetişkinlerin yaptığı sokak müziği ile küçük çocukların önlerine koydukları plastik kova, bidon ya da boya kutusu gibi ses veren nesnelere elleriyle vurarak biteviye yaptıkları ritmik müziğin çevre esnafı ile konut sakinlerinde yarattığı bıkkınlık ve şikayetle ilgiliydi. Dilekçe, bu şikayet çerçevesinde sokak müzisyenlerinin yasaklanarak o çevreden uzaklaştırılmasını talep ediyordu.

Dilekçenin altında ise “KIBRIS ŞEHİTLERİ CADDESİ VE ALSANCAK MAHALLESİ SAKİNLERİ” şeklinde imza yerine geçen bir ifade bulunmaktaydı.

056

Benim böylesi bir dilekçeyi düzelterek bu girişime katılmam, bir kent ve yaya hakları savunucusu olarak mümkün değildi. Üstüne üstlük, Yaya Derneği‘nin kurucu üyesi ve kurucu başkanı olarak böyle bir talebe sahip çıkıp destek vermem de olanaksızdı. O nedenle, söz konusu dilekçeyi düzeltmedim ve geri yollamadım.

Böyle bir şeyi yapmamakla birlikte, gerek İzmir’de, gerekse diğer büyük kentlerde sokak müziği yapan; bunu yaparken iyisiyle kötüsüyle bizlerle müzik üzerinden iletişim kuran bu çocuk, genç ve yetişkinlere nasıl sahip çıkılabileceğini; onlarla belediye zabıtaları, diğer yayalar, işyeri sahipleri ve mahalle halkı arasındaki bu sorunlu ilişkiyi nasıl sağlıklı bir hale getirebileceğimizi düşünmeye başladım.

Evet, onların bazen çıplak insan sesleri, bazen müzik aletleri, bazen de her ikisini kullanarak kentin cadde ve sokaklarında, vapur, metro ve trenlerinde, kısacası kamusal alanlarda müzik yapmaları güzel bir şeydi ve bu durum şimdiye kadar beni hiç rahatsız etmemişti.

Ama rahatsız olanlar da olabilirdi. Örneğin hastalar, uyuyan çocuklar ya da aynı bıktırıcı ezgiyi, yüksek volümlü müziği saatlerce dinlemek zorunda kalanlar bundan rahatsız olabilirlerdi.

Örneğin, mahalle aralarında yapılan düğünlerde gecenin geç saatlerine kadar yüksek sesle müzik yapılması nedeniyle ben de zaman zaman şikayetçi oluyordum. Bu bakış açısıyla, başkalarının başka nedenlerle şikayetçi olmalarını da doğal karşılıyorum.

O nedenle, Kıbrıs Şehitleri Caddesi ile yakınındaki diğer sokaklarda, kaldırımlarda, yürüyüş alanlarında, bu kamusal alanların yönetiminden görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin, hepimizin bilip tanıdığı İzmir Müzisyenler Derneği ve Sokak Sanatçıları Derneği gibi gönüllü örgüt ve sanatçılarla bir araya gelerek bu konuları tartışabileceklerini, ortak çözümler bulabileceklerini düşünmeye başladım.

Bu fikrimi de, geçtiğimiz günlerde Alsancak’taki “Kahveler sokağı“nda rast geldiğim Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü görevlisi tiyatro sanatçısı sevgili Orçun Masatçı ile paylaştım.

Buradan da, İzmir Müzisyenler Derneği‘nden sevgili Oktay Çaparoğlu ile Sokak Sanatçıları Derneği‘nden sevgili Kubilay Mutlu‘ya seslenip bu düşüncemi onlarla da paylaşmak istiyorum…

Melih Erşahin 02
Fotoğraf: Melih Erşahin

Bu düşüncenin bir ilk adımı olarak da, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin kültür ve sanatla ilgili görevlilerinin; ayrıca, her iki belediyenin kent konseyinde çalışan arkadaşlarımızın düzenleyeceği atölye ya da çalıştay şeklinde düzenleyeceği bir toplantı ile bu sorunu hep birlikte, işbirliği ve dayanışma içinde nasıl çözebileceğimizi tartışmaya başlayalım derim…

Çünkü kamusal mekanları kullanmaları nedeniyle ‘yaya’ olan ve bu nedenle de 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘ndeki haklarla ‘Kent Hakkı‘ndan kaynaklanan haklara sahip olan sokak müzisyenlerine sahip çıkmak, onların kamusal mekanlardaki varlığı korumak biz kentlilere düşen bir görevdir diye düşünüyorum.

Çünkü, kentlerin, asıl olarak yayalara ait olduğunu biliyorum!

Nasıl bir belediye yönetimi?

Ali Rıza Avcan

30 Mart 2014 tarihli yerel seçimlerin üzerinden tamı tamamına 4 yıl, 6 ay, 25 gün geçti. Şayet olağanüstü bir gelişme olmazsa, bugünden başlayarak 5 ay 6 gün sonra; yani, 31 Mart 2019 tarihinde yeni bir seçim yapılarak belediyelerin yeni başkanları ve meclis üyeleri belirlenecek.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu gibi, yaklaşan seçimlerde aday olmayacağını duyuran belediye başkanları ise, bugüne kadar yaptıklarını ve oluşturdukları kadroları korumak adına ya kendi yerine geçmesini arzuladığı belediye başkan adaylarını tümüyle anti demokratik bir yöntem olan “kefillik” anlayışı çevresinde kabul ettirmeye çalışıyor ya da kendilerini destekleyen sınıf ve kesimleri bu kısa süre içinde memnun etmek amacıyla bugüne kadar vermedikleri ya da veremedikleri ruhsatları vermeye, kolaylıklar sunmaya; kısacası, taraftarlarını memnun etmeye devam ediyorlar.

Bu anlamda, içinde bulunduğumuz dönem tam anlamıyla Amerikalılar’ın yakıştırmasıyla bir “topal ördek” dönemi… (1)

19102018_10380_0_1_ff32d586b4502133e5b5

Bugüne kadar defalarca Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezini kurtaracağını iddia edip -ne hikmetse- kurtaramayan ya da kurtarmayan belediye başkanlarıyla İzmir Ticaret Odası ve Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi meslek odası başkanlarının, kent simsarlarının ve holding ya da şirket sahiplerinin belediye merdivenlerinde sergiledikleri o gözler yaşartıcı “birlik beraberlik” tablosu, milletin namusu ile uğraşmayı seven Mehmet Cengiz’e Mavişehir’de verilen yeni ruhsatlar ya da Folkart’ın Alsancak’taki yeni gökdelen yatırımları ile TARKEM’in Kemeraltı’nda başlattığı yeni hamleler hep bu “topal ördek” olma hallerinin ilgiyle izlenen son örnekleri…

Çünkü, yaklaşan seçimler öncesinde tekrar aday olmayacaklarını açıklayan ya da yeniden belediye başkanı olamayacağı bilinen “kefalet altındaki” belediye başkanların bu tür soygun ve talanları yapabilmesi için iklim her zaman olduğu gibi son derece uygun ve verimli…

Bunun en önemli nedeni de, bu konu ile ilgili kamuoyunun ve sosyal medya figürlerinin gitmek üzere olan belediye başkanlarının şu an neler yaptıklarından daha çok; o makamlara kimlerin geleceği ile ilgili popüler bir merak, dedikodu ve haberlerin peşine düşmüş olması.

Şimdi herkes, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile diğer ilçe belediye başkanlıklarına kimin aday olacağı ya da aday olanlardan kimlerin seçilebileceği ile ilgili… Bu konuda adeta tansiyonu her geçen gün artan bir seçim toto oynanıyor ve herkes “güvenilir bir kaynaktan aldığı bilgilere göre” kimlerin aday olacağını söyleyerek oyunun içinde yer aldığını ya da haberdar olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. 

Oysa kimse, aday olacakların ismi, kişisel özellikleri, bugüne kadar yapıp eyledikleri, kurumsal ve kişisel bağlantılarıyla kim ya da kimler tarafından desteklendiği gibi konular dışında o görevlere seçildikleri takdirde ne yapmak istedikleri, hangi toplumsal / kentsel sorunlara öncelik verecekleri, vaat ettiklerinin toplumsal bir geçerlilik ve yapılabilirliğe sahip olup olmadığı, öne sürdükleri projeleri kimlerle, hangi sürede, ne şekilde ve nasıl bir ekiple gerçekleştirilecekleri, şikayetçi olduğumuz mevcut belediye yönetimlerden ne farklarının olacağı, seçilecek kişilerin iyi bir yönetici olup olmadıkları gibi birincil dereceden önemli konuları düşünmüyor ve bunlarla ilgili soruları aday olanlara ya da olmak isteyenlere sormak istemiyor.

Hatta böylesi bir ortamda karşımıza öylesine ilginç adaylar çıkıyor ki; önce alel acele adaylıklarını açıklayıp, seçildikleri takdirde yapıp eyleyeceklerini ortaya koyan projelerinin daha sonra açıklanacağını büyük bir kolay ve saflıkla söyleme cesaretini bile gösteriyorlar.

Kuşa Bak

Kısacası asıl konuşulup tartışılması gereken “nasıl bir belediye yönetimi” sorusu yerine, “nasıl bir belediye başkanı” ya da “yeni belediye başkanı kim olabilir gibi” ikinci dereceden önemsiz soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyorlar.

Yerel yönetimlere yönelik alternatif temel politika ve stratejilerle hedef ve amaçlar dikkate alınmadan sadece adayların isimleri üzerinden sığ bir tartışma ortamının yaratılması; elbette ki, “topal ördek” konumunda olanların karşısına yeni yeni fırsatların çıktığı ve onların da bu fırsatları büyük bir gayretle değerlendirecekleri bilinmelidir.

Çünkü, belki de fırsatçılıktan kaynaklanan bu tür olası soygun ve talanlar nedeniyle kentin başına musallat olabilecek daha yeni ve büyük sorunlar, seçilecek yeni isimler dünyanın en iyi insanı ve yöneticisi bile olsa onların altından kalkamayacakları kadar kötü bir mirasa dönüşebilir. 


(1) “Topal Ördek” – ABD’de 4 yılda bir yapılan başkanlık seçimlerinde, mevcut başkan koltuğu kaybetse bile 6 ay görevde kalır. Devir teslim törenine kadar geçen sürenin sonunda başkanın gitmesi kesindir ama o, hem de temsilciler meclisi ve senato karşı tarafın elindeyken 6 ay süreyle bir ayağının üzerinde durmaya çalışarak görevini yürütür. İşte bu durumda başkana “Topal ördek (Lame Duck)” yakıştırması yapılır.

Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

“Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Nüfusu her geçen gün azalan bir ilçenin belediye başkanı olmak…

Ali Rıza Avcan

Hayal bu ya!

Şimdi kendinizi, İzmir’in tam ortasındaki büyük bir ilçenin belediye başkanı olarak hayal edin…

Bir zamanlar ülkenin en büyük ilçelerinden biri iken, daha sonra iki ayrı parçaya bölünmesi ve hızla nüfus yitirmesi nedeniyle bugün Türkiye’nin en kalabalık ilçeleri sıralamasında 51. sıraya düşmüş bir ilçenin, uzun bir süredir ne yaptığı belli olmayan belediye başkanı olduğunuzu varsayın…

IMG_5885a
Fotoğraf: Sanver Süzek

Kendinizi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun himayesi ve kefilliği altında, onun koluna girerek belediye başkanı olduğunuz Konak ilçesinin belediye başkanı olarak düşünün bir…

Şayet böylesine tepeden inme; daha doğrusu büyükşehir belediye başkanının isteği ve kefilliği ya da destek ve himayesi ile Konak belediye başkanı olursanız; yapacağınız ilk iş ne olurdu, bir düşünün?

Aynen her 23 Nisan günü o koltuklara oturtulan çocuklar gibi, Konak belediye başkanı olduğunuzda ilk iş olarak ne yapacağınızı hayal edip söylemeye çalışın…

Hele ki, belediye başkanı olduğunuz ilçe ve onun mahallelerinin nüfusu aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi uzun yıllardan bu yana devamlı nüfus; daha doğrusu “kan kaybediyorsa“… Türkiye ve İzmir nüfusu devamlı artarken Konak ilçe nüfusu hazin bir şekilde git gide azalıyorsa…

Konak İlçesi Nüfusunun Gelişimi (2009-2017)

Bu tablodan da görüleceği gibi, 2009-2017 döneminde Türkiye’nin ve İzmir’in nüfusu devamlı artarken; üstüne üstlük İzmir’in nüfus artış oranı düzenli olarak Türkiye ortalamasından fazla iken Konak ilçesi nüfusunun devamlı azaldığını bilirken… Nüfusla ilgili veriler, 2017 yılında 2009 yılına kıyasen Konak İlçesinde yaşayan her 100 kişiden 12’sinin bu 9 yıllık süre içinde başka yerlere göç ettiğini gösterirken… 

Üstüne üstlük mevcut nüfusun Türkiye ve İzmir nüfusundan daha hızlı bir şekilde devamlı yaşlandığını, yaş grupları arasındaki dengeli dağılımın yaşlı nüfus lehine nasıl değiştiğini, Konak ilçe nüfusunun  % 14’ünün 65 ve üstü yaş grubunda olduğunu gösteren aşağıdaki tabloya benzer tablolar ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde…

15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2009 yılında Türkiye oranından 3 puan önde iken 2017 yılında 3 puan daha artarak 6 puana, İzmir oranından 1 puan önde  iken 2017 yılında 2 puan daha artarak 3 puana ulaşmışsa… 

Üstüne üstlük, 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı 2009 yılında % 19,01 iken 2017 yılında 8 puan azalma ile % 11,22’ye inmişse…

Kısacası nüfusun kaynağı olan gençlik kurumaya doğru evrilmişse…

Türkiye-İzmir-Konak Yaş Grupları

Ne yaparsınız?

Belediye meclisi üyeleriyle mi tartışır durursunuz, çalışanlarınızı devamlı taciz edip onların bilgi, birikim ve deneyimlerini dikkate almadan ilgisiz yerlere mi sürersiniz; yoksa, Konak ilçesi ile ilgisi olmayan başka il ve ilçelerde, Konak halkından topladığınız vergi ve gelirlerle bağışlar mı yaparsınız?

Yaptığı işi bilen, önemini kavrayan ve geleceği görmeye çalışan yöneticiler, önce oturup bu büyük nüfus erozyonunun nereden kaynaklandığını belirlemeye ve bu önemli sorunu önlemek amacıyla araştırmalar yapmaya, projeler üretmeye çalışırlar. Yönettikleri ilçenin, mahalle ve semtlerin genç, yoğun ve dinamik insanlarla dolmasına, burayı terk etmeyi düşünmeden mutlu, mesut yaşamasına çalışırlar.

Çünkü sahip olunan ve her geçen gün artan nüfus; özellikle de genç nüfus, toplumsal bir güç olarak, canlı ve dinamik yerleşimlerin geleceğini güvence altına alan önemli bir güçtür. 

Ortanca yaşın Türkiye ve İzmir ortalamalarından daha fazla değerlere ulaşması, üretken olmayan yaşlı nüfusun gereğinden fazla büyümesi demografik, toplumsal, ekonomik ve kültürel açıdan olumsuz bir şeydir.

İnsanların nüfus olarak azalması ve elini eteğini üretimden çekerek yaşlanması, kendi içlerine kapanıp küçülmesi o yerleşim yeri için gelecekte yeni tehlikelerin ortaya çıkması demektir.

O nedenle, başarılı olmak isteyen bir belediye başkanının başka kent ve kasabalardan önce kendi kentinin sorunlarının farkına varması, bu sorunların nedenlerini araştırarak çözümler bulması, politika ve stratejiler geliştirmesi; bunun için de kızağa çektiği bilgili, birikimli ve deneyimli bürokratlarından yararlanması, bundan böyle her göreve liyakat sahibi çalışanları getirmesi gerekir. 

70469

Aksi takdirde o ilçedeki ve mahallelerindeki nüfusunun azalması, sokak ve evlerin teker teker boşalması İstanbul’dan gelen inşaat baronlarının ya da bu kentte TARKEM adıyla örgütlenen yeni kent simsarlarının o mahalle ve semtlerdeki soylulaştırma (mutenalaştırma) gayretlerini kolaylaştıran bir niteliğe kavuşur ki; bizce, belediyenin ve belediye başkanının böylesi bir rant sürecini kolaylaştırmak yerine zorlaştırarak engellemesi ve menfaat kokan bu girişimlere karşı çıkması gerekir.

 

Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması

2017 yılında Konak Belediyesi ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) işbirliğinde ifade ve basın özgürlüğü konusuyla düzenlenen Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması‘nda ödül kazanan ve başarılı görülen toplam dokuz güzel karikatürü sizlerle paylaşmak isteriz.

eflatun_nuri_erkoc_by_ferruh

EFLATUN NURİ KİMDİR?

Asıl ismi Adil Nuri Erkoç olan Eflatun Nuri, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat eğitimine başlayan, ancak yarım bırakan Eflatun Nuri’nin yapıtları, ilk olarak 1942’de Akbaba’da yer aldı. Birçok dergi ve gazetede çizen Eflatun Nuri’nin karikatürleri yurt dışında da yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazanan ve Londra’da kişisel sergi açan Eflatun Nuri’nin son dönemde yazıları ve çizgileri, Leman, Öküz, Yeni Harman ve Kaçak Yayın’da yer aldı. Türk karikatürünün büyük ustalarından olan Eflatun Nuri, 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.

Ekran-Resmi-2017-10-09-23.11.57

engin-selcuk-1jpg_23-11-2017_10-24-48_669x
Birincilik Ödülü – Engin Selçuk

002 hicabi-demirci-2jpg_23-11-2017_10-30-29
İkincilik Ödülü – Hicabi Demirci

007 oktay-bingol-3jpg_23-11-2017_10-30-39
Üçüncülük Ödülü – Oktay Bingöl

004 mete-erden-basari1jpg_23-11-2017_10-30-32
Başarı Ödülü – Mete Erden

005 musa-keklik-basari2jpg_23-11-2017_10-30-35
Başarı Ödülü – Musa Keklik

006 murteza-albayrakbasari3jpg_23-11-2017_10-30-36
Başarı Ödülü – Murteza Albayrak

008 onderonerbayjuriozeljpg_23-11-2017_10-30-39
Jüri Özel Ödülü – Önder Önerbay

003 hilal-ozcan-konoojpg_23-11-2017_10-30-31
Hilal Özcan – Konak Belediyesi Özel Ödülü

 

009 yasar-ucar-konoojpg_23-11-2017_10-30-42
Yaşar Uçar – Konak Belediyesi Özel Ödülü

Tasarımda insan’a dokunmak

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde elime, Konak Belediyesi’nin “Konak İçin Tasarlıyoruz: Kent Mobilyaları Atölye Çalışması” başlığını taşıyan  bir katalog geçti.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, “Kent Projeleri 2016” adı altında yayınlanan bu kataloğun ilk sayfalarında, “Şehrimizi birlikte yönetiyoruz. Gençlerimiz başta olmak üzere halkımızın etkin olarak yerel yönetime katılması için gayret harcıyoruz. KOnak yerel yönetimine geldiğimiz ilk günden bu yana attığımız her adımda birlikte çözüm üretme anlayışı etkin oldu. Daha yaşanabilir kenti tasarlama konusunda ortak aklı rehber ediniyoruz ve bu çalışma da örneklerden birisidir. Üniversite öğrencileri ile beraber, yaratıcı fikirlere yol açma prensibi ile uygulamaya aldığımız “KOnak İçin Tasarlıyoruz” temalı atölye çalışmasında üretilen projeler, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıracak niteliktedir.” diyerek böylesi bir kataloğun nasıl bir çalışmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor, bu atölye çalışmasında üretilen tasarım projelerinin hemşehrilerin yaşamını kolaylaştıracağını söylüyordu.

Kataloğun diğer sayfalarında ise Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce 20-22 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenen bu üç günlük atölye çalışmasının amacı, “belediyemiz atölyelerinde, hali,hazırda bulunan makina ve malzemeler kullanılarak ve kendi personelimiz marifeti ile üretilebilecek, yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar elde etmek ve belediyemiz sınırları içerisindeki park meydan vb. alanlarda uygulanmasını sağlamak” şeklinde ifade ediliyordu.

Amacı bu şekilde ifade edilen atölye çalışmasına Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinden  18 lisans öğrencisi katılmış ve bu öğrenciler öğretim görevlileri Can Aysan ve Ertan Demirkan’ın yönetiminde altı adet tasarım projesi hazırlamışlardı.

Öğrenciler bu çerçevede, 20 Haziran 2016 tarihinde bilgilendirme ve atölyeleri inceleme çalışması, 21 Haziran 2016 tarihinde serbest çalışma ve tasarım ön değerlendirmesi, 22 Haziran 2016 tarihinde de serbest çalışma ve sonuç değerlendirmesi yapmışlar.

Şimdi bu 6 projeyi gerçekleştiren öğrencilerin ad ve soyadlarıyla proje tanımlarını sizlere aktarıp ortaya koydukları tasarımlarla ilgili düşüncelerimi bir “kullanıcı” kimliğiyle sizlerle paylaşmak isterim.

Çünkü bu projeler her ne kadar lisans düzeyinde eğitim alan öğrencilerin projeleri olmakla birlikte; söz konusu atölye çalışmasını düzenleyen belediye tarafından bir katalog düzenlenmek suretiyle bizlerle ve basınla paylaşılıp başarılı bir katılım yöntemi olarak tanıtılıyorsa yapılan işin anlamı, etkisi ve sonuçlarının bizler; yani halk açısından da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hatta biraz daha ileri gidip bu projelerin bugüne kadar Konak Belediyesi sınırları içindeki hangi park ve yeşil alanlarda uygulandığını, hem Konak Belediyesi’ne hem de Konak belediyesi sınırları içinde yaşayan İzmirlilere sorarak sizlerin de bu tasarımlarla ilgili görüşlerinizi iletmenizi bekliyorum. 

Konak İçin Tasarladık 001

1. PROJE – Eylül Varlı, Yaşar Üniversitesi – Samed Tümer, İzmir Ekonomi Üniversitesi

“Tasarım, kullanıcıların hem dinlenme hem de bisiklet park etme ihtiyaçlarını çözmeye yöneliktir. Ulaşım için bisikleti tercih eden vatandaşlarımızın bisikletlerini güvenli bir şekilde park etmelerine olanak verecek modern bir şehir mobilyası düşünülmüştür.”

Konak İçin Tasarladık 002Konak İçin Tasarladık 003

Can Alıcı Sorular:

1. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde oturdukları bankın arkasına bağlamaları genel bir kullanıcı davranışı olarak ne ölçüde doğru ve yaygındır?

2. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde bağlayıp ayrılmaları durumda bağlantı şekli ne ölçüde güvenilirdir?

***

2. PROJE – Didem Şağban, Öykü Aydınhan, İzmir Ekonomi Üniversitesi

“Tasarım, yapı malzemesi beton ile yeşil dokuyu birleştirerek kentsel kullanım alanlarında bir farklılık yaratmaktadır. Aynı yapı içerisinde oturma ve kentsel aydınlatma ihtiyaçlarına çözüm sunmaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 004Konak İçin Tasarladık 005

Can Alıcı Sorular:

1. Oturulacak yerin, her zaman nemli olacak yeşil doku ile bu şekilde iç içe olması ne ölçüde doğrudur? Bu anlamda yeşil doku ne şekilde sulanacak ve bu yöntem oturma zeminini ne ölçüde etkileyecektir?

***

3. PROJE – Betül Hafızoğlu, Ege Çukur, Melda Güzel, İzmir Ekonomi Üniversitesi

“Tasarım, kent alanı içerisinde kullanıcılar için dinlenme olanağı tanırken aynı zamanda birlikte yaşadığımız sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarının karşılanması için çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 006Konak İçin Tasarladık 007

Can Alıcı Sorular

1. Oturulacak yerin kedi ve köpeklerin kullanımı ile kirlenecek çevrenin çok yakınında olması hijyen açısından ne ölçüde doğrudur?

2. Ayrıca kedi ve köpeklerden hoşlanmayanların ya da alerjik tepkileri olanların bu yerlerde oturması ne ölçüde mümkündür?

3. Yine aynı şekilde, insanlarla kedi ve köpeklere su temin edecek bir mekanizma ile sulanması gereken bitki alanlarının oturma yerlerine bu kadar yakın olması ne ölçüde doğrudur?

***

4. PROJE – Mehmet Ergül, Oğul Yenilmez, Volkan Çalışıyor – İzmir Ekonomi Üniversitesi

“Tasarım, çim örtünün kullanımı ile konforlu yeşil dinlenme alanları oluşturacak beton malzeme uygulamasında alternatif bir çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 008Konak İçin Tasarladık 009

Can Alıcı Sorular

1. Oturanların arkalarını dayayacakları yerlerin ergonomisi rahat oturma açısından ne ölçüde uygundur?

2. Kullanılacak döküm betonun bu şekilde “yeşile boyanması” ne ölçüde doğal ve estetiktir?

***

5. PROJE – Hande Yenen, Selen Usta – İzmir Ekonomi Üniversitesi

“Tasarım, kamusal alanda ve basit çözümler üretmektedir. Modüler yapısı sayesinde dinlenme alanı farklı şekillerde düzenlenebilmekte ve alternatif oturma biçimlerine olanak sağlamaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 010Konak İçin Tasarladık 011

Can Alıcı Sorular:

1. Bir “fiskos koltuğu” benzerliğiyle yapılan tasarımda oturanların başı hizasındaki üst kısım ne işe yarayacaktır?

***

6. PROJE – Canan Gündoğan, İzmir Ekonomi Üniversitesi – Sıla Tülay Zeytin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (?)

“Tasarım, günümüz kentlerinde giderek yaygınlaşan bisiklet kullanımına yönelik çözümler üretmektedir. Temelde bisiklet park etme ihtiyacı üzerine odaklanan çalışma aynı zamanda dinlenme ihtiyacının da göz önüne alındığı bütüncül bir yaklaşıma sahiptir.”

Konak İçin Tasarladık 012Konak İçin Tasarladık 013

Can Alıcı Sorular:

1. Bir oturma bankının yanına ya da arkasına yerleştirilen bisiklet bağlama noktalarının oturma bankının uzunluğu ya da eni açısından kapasitesi ile bağlanan bisikletlerin güvenirliği nedir? 

Evet, gördüğünüz gibi Konak Belediyesi bir katılım yöntemi olarak kendi park ve yeşil alanlarında kullanılmak üzere vakıf üniversitelerinin lisans öğrencileri arasında başlarında hocaları olmak üzere bir tasarım atölyesi çalışması yapıyor, bu çalışmada ortaya çıkan projeleri hazırladığı katalog ve gazete haberleriyle herkesle paylaşıyor.

Ancak “yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar” olarak ortaya konulan bu öğrenci projelerinin o tasarım ürünlerini kullanacak insanlar açısından olası sonuçlarının hiç dikkate alınmadığı, bunun için herhangi bir araştırma ya da kestirim yapılmadığı; sadece malzeme, teknoloji ve estetik görünüm gibi hususların dikkate alındığı görülüyor.

bent-chair-sloped-seat-468x578

Kısaca, İnsan‘a dokunan ve onun ihtiyaçlarını karşılayan tasarımlar yapılmadığı sürece bu projeler sadece kataloglara ve belediye reklamlarına konu olup, parklarda ve yeşil alanlarda iyi tasarımın ürünü olarak karşımıza çıkma şansına sahip olmuyorlar ne yazık ki…

 

 

Adil ve ahlaki olan…

Ali Rıza Avcan

Dün, Basmane sevdalısı Orhan Beşikçi‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD 3. Bölge Müdürlüğü ile iş birliği içinde düzenlediği 5. Basmane Günleri çerçevesinde yapılan “Kültürel Mirasın Korunması: Basmane ve Çevresinin İzmir İçin Önemi” başlıklı toplantıyı izledim.

Yönlendiriciliği, 2004-2009 döneminde Konak Belediye Başkanı, şimdi ise Urla ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin meclis üyesi olarak görev yapan Muzaffer Tunçağ tarafından yapılan toplantıda, Agora Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Mimar Mihriban Yanık, Katip Çelebi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cahit Telci ve Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceylan Öner kendi uzmanlık alanlarına giren konularda konuşmalar yapıp izleyicilerin sorularını yanıtlamaya çalıştılar.

Basmane Garı yolcu salonunda yapılan bu toplantı öncesindeki beklentilerim ve sonrasındaki izlenimlerim konusuna girmeden önce, toplantının yapıldığı gar binasına 40-50 metre uzaklıktaki Konak Belediyesi‘ndaki yetkililerin, düzenlenmesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de yer aldığı böylesi önemli bir toplantıya gerek konuşmacı gerekse izleyici düzeyinde katılmayışı dikkatimi çekti.

Çünkü 2010-2014 döneminde Konak Belediyesi‘nce yapıldığı halde 2015 yılındaki erteleme ile unutulmaya başlanan Basmane Günleri, 2017 yılında bu kez İzmir Büyükşehir Belediyesi, TCCD 3. Bölge Müdürlüğü  ve İzmir Otel Pansiyon ve İşçileri Odası işbirliği ile devam ettiriliyor, böylelikle Basmane gibi önemli bir tarihi merkezin tanıtımı açısından önemli bir adım atılıyordu.

Bu anlamda kendi sorumluluğu altındaki tarihi bir bölge ile ilgili böylesi önemli bir organizasyonun öncelikle Konak Belediyesi‘nce sürdürülmesi, sürdürülmese bile bağlı olduğu büyükşehir belediye tarafından düzenlenmeye başlanan organizasyona davet edilen belediye başkanlarıyla akademisyenlere, uzmanlara ve İzmirlilere duyduğu saygının bir gereği olarak bu toplantıya katılması; hatta ev sahipliği yapması gerekirdi.

Biz her ne kadar belediye başkanlarının “yolcu”, belediyelerin ve halkın ise “hancı” olduğunu bilsek de; gittiği yerlerde başka insanlardan saygı gören bir kadın belediye başkanının kendi binasının hemen yakınındaki bir toplantıya yine kendisinin sorumlu olduğu tarihi bir bölge için gelenlere de aynı saygı ve nezaketi göstermesini beklerdik.

Ama olmadı. Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ya da görevlendirdiği yetkililer, kendi görev alanındaki Basmane bölgesi için yapılan böylesine güzel bir toplantıya gelmeyerek ve misafirperverlik göstermeyerek büyük bir fırsatı kaçırdı.

O nedenle bütün bunları bir yerlere yazmak ve zamanı geldiğinde hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

***

Diğer bir konu ise, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri için İstanbul ve İzmir sermaye çevrelerinin soylulaştırma/mutenalaştırma amaçlı kentsel yağmalarından söz ettiğimizde ve İzmir İstanbul olmasın! dediğimizde toplantının yönlendiriciliğini yapan Muzaffer Tunçağ‘ın bütün bu hataların bir önceki dönemde; yani Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını söyleyerek kendisini ya da temsil ettiği kurumu aklama çabasıydı. Bu çerçevede gökdelenlerle dolan Bayraklı ile ilgili planlamanın Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını, kendisinin o bölgedeki yumuşak zemin nedeniyle karşı çıkıp uyardığını, “Basmane Çukuru” olarak adlandırdığımız yerde Folkart tarafından yapılacak gökdelenle ilgili itirazlarımızda ise oradaki sorunun daha önceki yöneticilere ait olduğunu iddia ederek tüm sorumluluğun o yöneticilere ait olduğunu iddia etmesiydi. 

Oysa bunun klasik bir yöntem olduğunu, AKP yöneticilerinin uzun bir süredir iktidarda olmalarına karşın ülkemizdeki her olumsuz gelişmede Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da onun genel başkanı İsmet İnönü’yü sorumlu tutmasına benzer bir savunma taktiği olduğunu biliyorduk. Daha doğrusu bu durumun kendini savunamama, yaptıklarını izah edememe çaresizliği olduğunu biliyorduk.

O nedenle laf kalabalığı arasında “o dönemde yapılan şeylerin yanlış olduğunu niye düzeltmediniz, bu yanlışlıkları niye devam ettirdiniz” diye sorduk… “Madem yapılanın yanlış olduğunu söylüyorsunuz, yönetimde olduğunuz bu uzun süre içinde Bayraklı’da, Üçkuyular’da ya da kentin başka yerlerindeki bu hataları niye sürdürdünüz, o yanlışlıkları niye düzeltmediniz” diye sorduk kendilerine…

Ayrıca şimdi gündeme getirdiğimiz her kent suçunu, her eksiklik ya yanlışlığı ölmüş olması nedeniyle kendini savunamayacak durumda olan, o nedenle kolaylıkla “günah keçisi” haline getirilebilen eski büyükşehir belediye başkanına yüklemenin adil ve ahlaki bir davranış olmadığını elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık kendilerine…

23621556_10212198808539997_7365775753032246390_n

Tabii ki, Ahmet Piriştina döneminde sorunlu görülüp itiraz edilmesi nedeniyle TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak karşı çıktığı söylenen Bayraklı, Üçkuyular gibi bölgelerle ilgili planların, daha sonra Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındırlık Komisyonu üyesi olarak görev yaptığı dönemlerde sorunlu gördüğü bu planları tümüyle değiştirmek yerine binlerce mevzi imar planı değişikliği yapılmasında, yapılan yapılara inşaat ruhsatlarıyla yapı kullanım izinlerinin verilmesinde ve kendi şirketi eliyle o sorunlu zeminlerde inşa edilen yapıların statik projelerinin hazırlanıp onaylanmasında payı olan birinin şimdi eski büyükşehir belediye başkanını suçlayarak aradan sıyrılmasının mümkün olmadığını ve geçmişi karalayarak günü kurtarma anlayışıyla yapılan böylesi bir savunmanın hiç de adil ve ahlaki olmadığını bilerek ve söyleyerek…

 

Halkın çarçur edilen parası…

Ali Rıza Avcan

Belediyelerin kurduğu ya da ortak olduğu şirketlere kuruluş aşamasında ya da sonrasında aktarılan kamu kaynakları dibi bilinmeyen bir kuyunun içinde çarçur edilmekte ve bu durum özel bir çabayla halkın denetiminden kaçırılmaktadır….

Bu durum sadece İzmir ve çevresinde değil; tüm ülkedeki bütün belediye şirketlerinde yaşanmakta, böylelikle genel bir yozlaşma ve yolsuzluğun ürünü olarak artık hepimizin kanıksadığı bir toplumsal gerçek haline dönüşmektedir.

Böylesine önemli bir kanıya neden ve nasıl vardın diye sorarsanız; ben de bunun türlü çeşitli nedenlerini anlatmaya başlayabilirim.

HD-keyhole

Her şeyden önce belediyelerin yapmak zorunda oldukları her bir kamu hizmeti için belediye dışında ayrıca bir şirket kurulma yoluna gidilmekte ve bizlerin devlete ya da belediyelere ödediği vergi ve harçlarla oluşan belediye bütçelerinden bu şirketlere sermaye payı olarak büyük miktarlarda paralar aktarılmakta, devamında ise bu sermaye payları gerçekleşen yıllık zararları karşılamak amacıyla devamlı olarak artırılmaktadır.

Örneğin şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak olduğu toplam 17 şirketin ödenmiş sermaye büyüklüğü 3.091.356.010.-TL’yı bulmakta olup, neredeyse belediyenin 4 milyar 950 milyon lira tutarındaki 2017 yılı bütçesinin üçte ikisine tekabül etmektedir.

Bu durum ayrıca, neredeyse her bir belediye hizmetinin karşılığında bir şirket kurulması suretiyle neredeyse tüm belediye hizmetlerinin özelleştirildiği anlamına gelmekte ve tüm belediyelerin şirketler kurarak ya da çok ortaklı özel şirketlere ortak olarak özelleştirmenin boyut ve derinliğini nasıl artırdığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi olarak temelden karşı olduğu taşeronlaşmayı gelişip güçlendirmek için her bir belediyenin ayrı bir şirket kurması ise bu işin başka bir trajik yönüdür. Taşeron işçi çalıştırma konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde İzenerji A.Ş.’nin, Konak Belediyesi’nde Merbel A.Ş.’nin, Karşıyaka Belediyesi’nde de Kent A.Ş.’nin görevli olması ve taşeron işçilik ihalelerine bu şirketlerin katılması taşeron işçi çalıştırmama konusundaki siyasi niyetin CHP’nin en büyük ve önemli belediyelerinde nasıl samimiyetten uzak bir uygulamaya dönüştüğünün kanıtlarıdır.

Buna ek olarak, son 2-3 yıldır belediyeye ait kamu kaynakları, belediye meclisinden karar alınarak ya da alınmayarak birtakım işadamlarının ortak olduğu çok ortaklı şirketlere aktarılmakta; böylelikle kamu kaynaklarının özel şahıs ya da kurumların menfaatleri doğrultusunda kullanılması sağlanmaktadır. 2016 yılında 3 Milyon liranın belediye meclisi kararıyla Tarkem A.Ş.’ne, 2017 yılında da 12 Milyon liranın belediye meclisi kararı aranmaksızın Tetusa A.Ş.’ne aktarılmış olması bu durumun en iyi örnekleridir.

Ayrıca bu şirketlerin her yıl yaptıkları kar ya da zararlarla bilançoları ve çalıştırdıkları personel sayıları gibi önemli bilgiler halka açıklanmamaktadır. Yasal bir zorunluluk olmamakla birlikte belediyeye ait faaliyet raporlarında bu şirketler için sadece yaptıkları hizmetler anlatılmakta; ama örneğin İzfaş A.Ş.’nin geçen yılki İzmir Uluslararası Fuarı için Folkart’tan temin ettiği sponsorluk katkısı gibi bilgiler hiçbir şekilde kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Çoğu kez şirketlerle ilgili bir takım bilgileri Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde sorduğumuzda, bu şirketler kanun kapsamında oldukları ve bilgileri “ticari sır” niteliğinde olmadığı halde ya kanun kapsamında olmadıkları ya da “ticari sırları” veremeyecekleri gerekçesiyle bu sorular yanıtlanmamaktadır. 

MW-CX277_opaque_20141023142936_ZH

Ayrıca bu şirketlerle ilgili tüm bilgiler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinde olduğu halde bu şirketlerin ayrı bir kamu tüzel kişiliği olduğu gerekçesiyle sorular yanıtlanmamakta, bu tür soruların şirketlere sorulması istenmektedir.

Ama bu şirketlerin bir kısmı mevcut olmakla birlikte, örneğin Hilton İzmir Oteli’ne kiralanan gayrimenkul nedeniyle ortak olunan İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.’ne nasıl ulaşılacağı, bu şirket hakkında nasıl bilgi alınacağı, bu şirketteki belediye hissesinin akıbeti konusunda kimin bilgi vereceği bilinmemektedir.

Kamuya ait tüm bilgilerin hiç bir yasal gerekçenin arkasına sığınmadan kamuoyuna açıklanması doğru ve ahlaki bir davranış olduğu halde bu şirketlerin durumunu açık bir şekilde ortaya koyan bilgiler, Türk Ticaret Kanunu ile diğer şirketlere tanınan ayrıcalıklardan yararlanılarak halktan kaçırılmakta, şirketlerin İnternet sayfalarında yayınlanmamakta; hatta belediye meclisi üyelerine bile yeterli düzeyde bilgi verilmemektedir.

Ayrıca ne hikmetse çoğu şirketin bağımsız denetimi, İzmir’de bu işi yapabilecek şirketler olduğu halde İstanbul’daki bir şirkete yaptırılmakta ve bunun nedeni de açıklanmamaktadır.

Bu anlamda belediye şirketleri kapalı bir kutu gibi halktan kaçırılmakta ve bu yanlış tutum hem belediyenin  hem de belediyeyi elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi’nin itibarına zarar vermektedir.

hqdefault

Çünkü şirketlerle ilgili en temel ve küçük bir bilginin bile halktan, kamuoyundan saklanması, bunun için akla hayale gelmeyen bürokratik kurnazlıkların yapılması işin arkasında gizlenen, saklanan bir şeyler olduğu şeklindeki kaygılarımızı; hatta kuşkularımızı doğrulamaktadır. Böylelikle belediye yönetimi kendi kendine zarar vermekte, adeta kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır.

Bu durum karşısında, kamuoyunda oluşan kuşku, şüphe ve güvensizliği besleyen en önemli nedenin bilgi eksikliği ve bilgiye ulaşım hakkını engelleme olduğunu hatırlatarak, bu konuda başa gelebilecek en iyi şeyde bile bu tutum ve davranışı sürdürmekte ısrar eden belediye yöneticilerinin sorumlu olacağını ifade etmek isteriz.