Tasarımda insan’a dokunmak

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde elime, Konak Belediyesi’nin “Konak İçin Tasarlıyoruz: Kent Mobilyaları Atölye Çalışması” başlığını taşıyan  bir katalog geçti.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, “Kent Projeleri 2016” adı altında yayınlanan bu kataloğun ilk sayfalarında, “Şehrimizi birlikte yönetiyoruz. Gençlerimiz başta olmak üzere halkımızın etkin olarak yerel yönetime katılması için gayret harcıyoruz. KOnak yerel yönetimine geldiğimiz ilk günden bu yana attığımız her adımda birlikte çözüm üretme anlayışı etkin oldu. Daha yaşanabilir kenti tasarlama konusunda ortak aklı rehber ediniyoruz ve bu çalışma da örneklerden birisidir. Üniversite öğrencileri ile beraber, yaratıcı fikirlere yol açma prensibi ile uygulamaya aldığımız “KOnak İçin Tasarlıyoruz” temalı atölye çalışmasında üretilen projeler, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıracak niteliktedir.” diyerek böylesi bir kataloğun nasıl bir çalışmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor, bu atölye çalışmasında üretilen tasarım projelerinin hemşehrilerin yaşamını kolaylaştıracağını söylüyordu.

Kataloğun diğer sayfalarında ise Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce 20-22 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenen bu üç günlük atölye çalışmasının amacı, “belediyemiz atölyelerinde, hali,hazırda bulunan makina ve malzemeler kullanılarak ve kendi personelimiz marifeti ile üretilebilecek, yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar elde etmek ve belediyemiz sınırları içerisindeki park meydan vb. alanlarda uygulanmasını sağlamak” şeklinde ifade ediliyordu.

Amacı bu şekilde ifade edilen atölye çalışmasına Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinden  18 lisans öğrencisi katılmış ve bu öğrenciler öğretim görevlileri Can Aysan ve Ertan Demirkan’ın yönetiminde altı adet tasarım projesi hazırlamışlardı.

Öğrenciler bu çerçevede, 20 Haziran 2016 tarihinde bilgilendirme ve atölyeleri inceleme çalışması, 21 Haziran 2016 tarihinde serbest çalışma ve tasarım ön değerlendirmesi, 22 Haziran 2016 tarihinde de serbest çalışma ve sonuç değerlendirmesi yapmışlar.

Şimdi bu 6 projeyi gerçekleştiren öğrencilerin ad ve soyadlarıyla proje tanımlarını sizlere aktarıp ortaya koydukları tasarımlarla ilgili düşüncelerimi bir “kullanıcı” kimliğiyle sizlerle paylaşmak isterim.

Çünkü bu projeler her ne kadar lisans düzeyinde eğitim alan öğrencilerin projeleri olmakla birlikte; söz konusu atölye çalışmasını düzenleyen belediye tarafından bir katalog düzenlenmek suretiyle bizlerle ve basınla paylaşılıp başarılı bir katılım yöntemi olarak tanıtılıyorsa yapılan işin anlamı, etkisi ve sonuçlarının bizler; yani halk açısından da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hatta biraz daha ileri gidip bu projelerin bugüne kadar Konak Belediyesi sınırları içindeki hangi park ve yeşil alanlarda uygulandığını, hem Konak Belediyesi’ne hem de Konak belediyesi sınırları içinde yaşayan İzmirlilere sorarak sizlerin de bu tasarımlarla ilgili görüşlerinizi iletmenizi bekliyorum. 

Konak İçin Tasarladık 001

1. PROJE – Eylül Varlı, Yaşar Üniversitesi – Samed Tümer, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kullanıcıların hem dinlenme hem de bisiklet park etme ihtiyaçlarını çözmeye yöneliktir. Ulaşım için bisikleti tercih eden vatandaşlarımızın bisikletlerini güvenli bir şekilde park etmelerine olanak verecek modern bir şehir mobilyası düşünülmüştür.”

Konak İçin Tasarladık 002Konak İçin Tasarladık 003

Can Alıcı Sorular:

1. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde oturdukları bankın arkasına bağlamaları genel bir kullanıcı davranışı olarak ne ölçüde doğru ve yaygındır?

2. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde bağlayıp ayrılmaları durumda bağlantı şekli ne ölçüde güvenilirdir?

***

2. PROJE – Didem Şağban, Öykü Aydınhan, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, yapı malzemesi beton ile yeşil dokuyu birleştirerek kentsel kullanım alanlarında bir farklılık yaratmaktadır. Aynı yapı içerisinde oturma ve kentsel aydınlatma ihtiyaçlarına çözüm sunmaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 004Konak İçin Tasarladık 005

Can Alıcı Sorular:

1. Oturulacak yerin, her zaman nemli olacak yeşil doku ile bu şekilde iç içe olması ne ölçüde doğrudur? Bu anlamda yeşil doku ne şekilde sulanacak ve bu yöntem oturma zeminini ne ölçüde etkileyecektir?

***

3. PROJE – Betül Hafızoğlu, Ege Çukur, Melda Güzel, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kent alanı içerisinde kullanıcılar için dinlenme olanağı tanırken aynı zamanda birlikte yaşadığımız sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarının karşılanması için çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 006Konak İçin Tasarladık 007

Can Alıcı Sorular

1. Oturulacak yerin kedi ve köpeklerin kullanımı ile kirlenecek çevrenin çok yakınında olması hijyen açısından ne ölçüde doğrudur?

2. Ayrıca kedi ve köpeklerden hoşlanmayanların ya da alerjik tepkileri olanların bu yerlerde oturması ne ölçüde mümkündür?

3. Yine aynı şekilde, insanlarla kedi ve köpeklere su temin edecek bir mekanizma ile sulanması gereken bitki alanlarının oturma yerlerine bu kadar yakın olması ne ölçüde doğrudur?

***

4. PROJE – Mehmet Ergül, Oğul Yenilmez, Volkan Çalışıyor – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, çim örtünün kullanımı ile konforlu yeşil dinlenme alanları oluşturacak beton malzeme uygulamasında alternatif bir çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 008Konak İçin Tasarladık 009

Can Alıcı Sorular

1. Oturanların arkalarını dayayacakları yerlerin ergonomisi rahat oturma açısından ne ölçüde uygundur?

2. Kullanılacak döküm betonun bu şekilde “yeşile boyanması” ne ölçüde doğal ve estetiktir?

***

5. PROJE – Hande Yenen, Selen Usta – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kamusal alanda ve basit çözümler üretmektedir. Modüler yapısı sayesinde dinlenme alanı farklı şekillerde düzenlenebilmekte ve alternatif oturma biçimlerine olanak sağlamaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 010Konak İçin Tasarladık 011

Can Alıcı Sorular:

1. Bir “fiskos koltuğu” benzerliğiyle yapılan tasarımda oturanların başı hizasındaki üst kısım ne işe yarayacaktır?

***

6. PROJE – Canan Gündoğan, İzmir Ekonomi Üniversitesi – Sıla Tülay Zeytin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (?)

Tasarım, günümüz kentlerinde giderek yaygınlaşan bisiklet kullanımına yönelik çözümler üretmektedir. Temelde bisiklet park etme ihtiyacı üzerine odaklanan çalışma aynı zamanda dinlenme ihtiyacının da göz önüne alındığı bütüncül bir yaklaşıma sahiptir.”

Konak İçin Tasarladık 012Konak İçin Tasarladık 013

Can Alıcı Sorular:

1. Bir oturma bankının yanına ya da arkasına yerleştirilen bisiklet bağlama noktalarının oturma bankının uzunluğu ya da eni açısından kapasitesi ile bağlanan bisikletlerin güvenirliği nedir? 

Evet, gördüğünüz gibi Konak Belediyesi bir katılım yöntemi olarak kendi park ve yeşil alanlarında kullanılmak üzere vakıf üniversitelerinin lisans öğrencileri arasında başlarında hocaları olmak üzere bir tasarım atölyesi çalışması yapıyor, bu çalışmada ortaya çıkan projeleri hazırladığı katalog ve gazete haberleriyle herkesle paylaşıyor.

Ancak “yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar” olarak ortaya konulan bu öğrenci projelerinin o tasarım ürünlerini kullanacak insanlar açısından olası sonuçlarının hiç dikkate alınmadığı, bunun için herhangi bir araştırma ya da kestirim yapılmadığı; sadece malzeme, teknoloji ve estetik görünüm gibi hususların dikkate alındığı görülüyor.

bent-chair-sloped-seat-468x578

Kısaca, İnsan‘a dokunan ve onun ihtiyaçlarını karşılayan tasarımlar yapılmadığı sürece bu projeler sadece kataloglara ve belediye reklamlarına konu olup, parklarda ve yeşil alanlarda iyi tasarımın ürünü olarak karşımıza çıkma şansına sahip olmuyorlar ne yazık ki…

 

 

Bunun neresi “nostaljik”?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitapta, tarlada, pazarda ya da manavda elleyip koklayıp aldığımız sebze ve meyveleri uzun bir süredir marketlerde elleyip koklamadan, sadece paketlenmiş görünümlerine ve etiketlerine bakarak aldığımız; bu nedenle insanla doğa arasındaki ilişkinin esaslı bir şekilde koptuğu, gıda güvenliği gerekçesiyle doğaya ve onun ürünlerine yabancılaştığımız için artık onların koku ve tatlarıyla ilgilenmediğimiz ifade ediliyordu.

Evet, hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Çünkü o paketlenerek yalıtılmış sebze ve meyvelerin eskisi gibi kokmadığını, hormon takviyesi ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) nedeniyle artık eskisi gibi olmadıklarını biliyor, o nedenle de ellemeye ya da koklamaya kalkmıyoruz.

Aslında buna benzer bir duyguyu içinde yaşadığımız ya da çalıştığımız mekânlarla kullandığımız nesnelerle kurmuş olduğumuz ilişkilerde de yaşıyoruz.

Geçen hafta Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Buca Kaynaklar’daki yerleşkesini ziyaret edip yapı teknolojisinin son ürünleriyle yapılmış bir binada yemek yerken, bu tür binalarda, eski yapılarda olduğu gibi belleğimin bir köşesine koyup götüreceğim farklı bir şey bulamadığımı, yapı ve iç mekânlarıyla özel bir ilişki kuramadığımı söylediğimde, görüştüğüm akademisyen arkadaşlarım kendilerinin de aynı şeyi hissettiklerini ifade ettiler.

Sanırım, insan ve içinde bulunduğu mekân ile ilişkisinin fazla sorgulanmaması, çağdaş yapı teknolojisinin mimarları bir örnek yapılaşmaya zorlaması ya da bu tür yapı mimarisinin standartlaşması gibi nedenlerle -ne yazık ki- bütün alışveriş ve eğitim mekânlarıyla diğer binaların beş aşağı beş yukarı birbirine benzemesine yol açtı.

Aynı duyguyu geçen akşam güzel tramvay görselleri bulmak amacıyla yaptığım İnternet taramasında da yaşadım. Çünkü, son yıllarda hem ülkemiz hem de dünya kentlerindeki tramvay yatırımlarında kullanılan Japonya, Kore ya da Çin kökenli tramvay vagonlarının beş aşağı beş yukarı çoğunlukla birbirine benzediğini, sadece ufak tefek değişiklikler ya da farklı renk seçimleri nedeniyle birbirlerinden ayrıldıklarını fark ettim. Hatta bu benzerlik öyle durumlara varıyordu ki, İstanbul ya da İzmir’de kullanılan tramvayların şekli ve rengi bile tıpatıp birbirini andırıyordu. O nedenle fotoğrafın kaynağına gitmediğim sürece o tramvayın hangi kentte olduğunu anlayamıyordum.

İstanbul Tramvay
İstanbul Tramvayı
Karşıyaka Tramvay
İzmir, Karşıyaka Tramvayı
Kocaeli Tramvay
Kocaeli Tramvayı
Konya Tramvay
Konya Tramvayı
Sakarya Tramvay
Sakarya, Adapazarı Tramvayı
Samsun Tramvay
Samsun Tramvayı
Gaziantep Tramvay
Gaziantep Tramvayı
Bursa Tramvay
Bursa Tramvayı

Yani, tramvayların şekli ve renklerinde o kente ve kimliğine dair bir iz, özel bir farklılık bulamıyordunuz. Çünkü hepsi, belki de aynı firmanın aynı fabrikasının aynı tezgahından çıkarak uygarlığın beşiği olan kadim kentlerimizde pahalı bir oyuncak olarak yerlerini bulmuşlardı.

Oysa bize yapılacak tramvayın nostaljik olacağını, bizlerdeki geçmişe ait duyguların ortaya çıkacağını söylemişlerdi. Bunu demeçlerinde, belediye bültenlerinde ve gazete haberlerinde üstüne basa basa dile getirmişlerdi.

İlk günden itibaren gördüğüm ve bindiğim bütün tramvay katarları bende, biraz dolgunca yapılmış ve yavaş giden otobüs çağrışımları yaptı. Hatta sadece otobüse değil metro ya da banliyö vagonlarına da benziyorlardı. Ayrıca tramvayların tasarımı konusunda söyleştiğim tanıdıklarım da aynı şeyleri söyleyip hayal kırıklığı yaşadıklarını ifade ediyorlardı.

Oysa, aşağıdaki fotoğraflarda da göreceğiniz gibi İstanbul’un, Bursa’nın, San Francisco’nun, Lizbon’un eski tramvayları hep kendine özgü ve içinde bulunduğu kente ait özellikleri yansıtan tramvaylardı. Kimisi iklime göre yanları açık, kimisi duvar yazılarıyla süslenmiş, cıvıl cıvıl, insanlarda “iyi ki ben bu tramvaya bindim” duygusu yaratabilecek “biricik” tramvaylardı.

Budapeşte Tramvay
Budapeşte Tramvayı
Historical electrical tram
Johannesburg, Güney Afrika Tramvayı
İstanbul Tarihi Tramvay 001
İstanbul Tramvayı
Hong Kong Tramvay
Hong Kong Tramvayı
Lizbon Tramvayı
Lizbon Tramvayı
Exposición
San Francisco Tramvayı
San Francisco Tramvay 002
San Francisco Tramvayı

Aynen metroda, İZBAN’da ya da birer tost makinesine benzettiğim yeni gemilerde ve son oyuncağımız olan tramvayda kendinize ait bir şey, bir duygu, bir aidiyet hissediyor musunuz? Onları eskinin atlı tramvayları, Voroşilov otobüsleri ya da “bozynuzlular“ı gibi kendinize ait hissediyor musunuz? Onlar bu halleriyle belleğinizde bir yer ediniyorlar mı?

Atlı Tramvay - İzmir
İzmir Atlı Tramvayı
Karşıyaka Tramvayı 001
Karşıyaka Tramvayı

Yoksa dünyanın her hangi bir ülkesinde ya da her hangi kentinde kullanılan bu araçları, özünde bizlerden bir şeyleri taşımayan, bize ait olmayan, çağdaş teknolojinin birörnekleştirip aynılaştırdığı standart ve kimliksiz elektrikli oyuncaklar gibi mi hissediyorsunuz?

Tramvayların nostaljik olacak diye eskisi gibi atlı olmasını istemiyoruz ama “Tasarım Kenti İzmir” olarak lanse edilen bir kentte; yakın bir zamanda “Tasarımın başkenti” olacağı söylenen bir kentte kullandığımız gemilerde, metrolarda, tramvaylarda İzmir’e ait bir özelliğin, onu dünyada “biricik” yapan özgün bir özelliğin bulunmasını; böylelikle mekân ve nesnelerle onları kullanan insanlar arasında kolay, sağlıklı, doğru ve belleklerde yer edinecek özel bir ilişkinin kurulmasını istiyoruz.

 

İzmir gerçekten bir tasarım kenti mi?

Ali Rıza Avcan

İzmir’e ve İzmir çevresindeki tüm antik kentlere baktığımızda devlet ya da ticaret agorası adı verilen tüm kamusal alanlarda, o alanı çepeçevre kuşatan ve zarif sütunlarla desteklenen stoalara, stoa kalıntılarına rastlıyoruz…

stoa_of_attalos_15_by_disney_stock

Stoa denilen yapılar o dönemlerde evden dışarı çıkan kent halkının güneş, yağmur ya da kar altında kalmaması, rahatlıkla hareket edip alışveriş yapması ya da diğer kentlilerle sohbet edebilmesi için düşünülüp tasarlanmış korunaklı yapılar…. İnsanları kışın rüzgar, yağmur ve karından, yazın da kavurucu sıcağından korumak amacıyla bir sokağın ya da agoranın hemen yanı başına yapılan uzun galeriler…

Antik Yunan, Roma ve Bizans dönemini izleyen Osmanlı döneminde; hatta günümüzde ise insanlar rahatlıkla gidip gelebilsinler ve alışveriş yapabilsinler düşüncesiyle sokağın her iki yanındaki yapılar arasına gerilmiş çuval bezinden yapılmış gölgelikleri görüyor, o gölgeliklere geldiğimizde rahat bir nefes alıyoruz…

İzmir 074

Çünkü burası kışları ılık, yazları ise sıcak ve kurak bir Akdeniz, bir Ege kenti…

Bu tür kentlerde yaşayan insanlar ise serinlemek adına bu tür gölgelikleri, denizden esen imbatı, onun serinlettiği sokakları, açık alanları seviyorlar…

Oysa son yıllarda bu kentte, insanların açık havayı, serinliği ve rahatlığını esas alan alışkanlık ve tercihlerini dikkate almayan işler yapılıyor. Hem de tasarım adına…

Şimdi artık püfür püfür esen rüzgara karşı açık havada oturup çayımızı, kahvemizi yudumlarken gazete ya da dergimizi okuduğumuz eski vapurlar yerine klima ile ısıtılıp soğutulan “çağdaş” modern gemilere biniyoruz…

Cadde, sokak ve meydanlarda yürürken gölge oluşturan ağaçların altında serinlemek isterken kendinden başkasına gölge oluşturmayıp sadece estetik bir görüntü yaratan palmiyelerin altında gidip gelmek zorunda kalıyoruz…

Sahildeki açık alanlara gittiğimizde ise bizi güneşten, sıcaktan koruyacak ağaçlar yerine karşımıza bodur çalılar ve çimler çıkıyor… O nedenle güneşten kavrulan o alanlarda bir gölge bulan herkesi şanslı sayıyoruz…

Eskiden çarşı içindeki alışverişlerimizde bir sokaktan diğer bir sokağa geçişi sağlayan ve bu tür sıcak iklimlerin ilginç bir geleneksel tasarımı olan geçitleri kullanırken şimdi Kıbrıs Şehitleri Caddesi gibi ağaçtan yoksun ve fırın gibi ısınmış beton koridorlarda gidip gelmek zorunda kalıyoruz.

1930’lu yıllarda yapılan geniş bulvarların ortasını kaplayan büyük çınar ağaçlarının serinliğinden yararlanırken şimdinin modern tramvayı nedeniyle o ağaçların taciz edildiğini, yarın öbür gün kurumaları için elden gelen her şeyin yapıldığını görüyoruz.

Oysa bu kent bir Akdeniz kenti, bu kent bir Ege kenti…

Çılgın rüzgarların, delicesine boşanan yağmurların, kavurucu sıcakların kenti…

Ama insanımızı açık alanlarda o rüzgardan, yağmurdan, kavurucu sıcaktan koruyacak yeni bir şeyleri düşünüp bir türlü tasarlayamıyor ve hayata geçiremiyoruz…

2000’li yılların başında Kemeraltı Çarşısı Üst Örtü ve Kent Mobilyaları Projesi adıyla proje yarışmaları açıp kazananlara ödüller vermiş olsak bile o projeleri bir türlü uygulayamıyor, hayata geçiremiyoruz…

Kemeralti-Carsisi-Ust-Ortu-ve-Kent-Mobilyalari-Projesi10374399-19d5-4b22-ad0f-d82e5b274f95_f

Oysa biliyoruz ki iyi tasarımlar gerçek ihtiyaçlardan doğar… O nedenle tasarımı, gerek duyulan şeyin karşılayan estetik, ergonomik, yapılabilir, uygulanabilir, etkin ve verimli çözümler olarak kabul ediyoruz…

İnsanların yüzyıllardır biriktirip kuşaktan kuşağa aktardıkları alışkanlık ve geleneklerini dikkate alan; daha doğrusu alması gereken bir yaratıcılık eylemi olarak biliyoruz…

IMG_4610

Ama onca yıldır böylesine bir ihtiyaç olmakla birlikte buna bir çözüm bulan ve uygulayan kimse çıkmadığına; üstüne üstlük bu kentte yaşayan insanların tercih ve alışkanlıklarıyla taleplerini karşılayan tasarım çözümleri oluşturulamadığına göre İzmir’e gerçekten bir tasarım kenti diyebilir miyiz?

Tasarım adına bu kentte yapılan ya da yapılmak istenenleri boşuna bir gayret olarak görebilir miyiz?

Bu kentte tasarım adına fazla bir şey görmeyen çoğu insanın düşünüp ifade ettiği gibi, tasarım olgusunu şimdi kullanılan ama yarın öbür gün unutulup gidecek çağdaş bir oyuncak, oyalayıcı bir moda olarak mu görüyoruz?

Hele hele ki, bir de tasarımın başkenti filan gibi ödüllere aday bir kenttir denildiğinde buna gerçekten inanmalı mıyız?

Yoksa bu konu ile ilgili her şey çağdaş teknolojinin imkanlarıyla yaratılıp bize dokunmayan ve bu nedenle de yararlanamadığımız bir yanılsama, bir simülasyon mu?

Ne dersiniz?