Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Bir kent parkını yönetmek (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir’de çoğu insanın İzmir Enternasyonal Fuarı olarak bildiği; ancak, son yıllarda bu alanın yönetimi ile görevli İZFAŞ’ın Fuar İzmir’e taşınması ile birlikte buranın bir kenti parkı olduğu yeniden fark edilen Kültürpark, aslında korunması gerektiği için tescillenen tarihi ve doğal bir değerdir. Kısacası, İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerimizden biridir.

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2012 yılında yayınlanan İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri isimli üç ciltlik kitabın ikinci cildinin 274. sayfasına baktığımızda, Kültürpark alanının, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun (TKTVKYK) 25 Ocak 1985 tarih ve 599 sayılı kararı ve İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun (KTVKBK) 12.111992 tarih, 4072 sayılı kararı ile tescillendiğini görüyoruz.

Bu tescil kararları sonrasında sanat tarihçileri Beyhan Gürman ve Kamuran Akyüz ile Arkeolog Mustafa Kiremitçi tarafından düzenlenen resmi tescil fişinde ise, “Önerilen Koruma” adı altında “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda uygulama yapılmalıdır” notunun düşüldüğünü görürüz.

Kültürpark Tescil Fişi (A)

Bu durum, Kültürpark alanının tescillendiği tarihten itibaren bir “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı“na sahip olamadığını, aradan geçen 33 yıldır buranın korunması için alanın sahibi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce bir koruma planının yapılmadığını göstermektedir.

Yurt dışındaki benzerlerine baktığımızda birçok kent parkının bırakın koruma imar planına sahip olmayı; bunun yanında sırf bu alanlar için hazırlanmış daha geniş kapsamlı stratejik planlara sahip olduğunu; bu planların ayrıca yönetim, lojistik (su, enerji vb.) ve ziyaretçi planları gibi türlü çeşitli diğer planlarla desteklendiğini; ayrıca bir kent parkının kendi başına diğer park ve yeşil alanlardan soyutlanarak değil; belirli bir ekosistem içindeki diğer kent, semt ve mahalle parkları, kent ormanları ve yeşil alanlarla ilişkilendirerek, tümünü kent bütününde bütün olarak gören bir anlayışla planlanıp yönetildiğini görürüz.

Bizde ise, 1985 yılında önerilen onaylı koruma imar planı aradan 33 yıl geçmiş olmasına karşın yapılmamıştır ve her biri kendi ölçeğinde önemli olan diğer planlarla desteklenmemektedir.

Bırakın plan yapmayı, Kültürpark’taki bitki, hayvan, bina, sanat eseri ve benzeri değerlerin bugüne kadar bir sayımı ve envanteri bile yapılamamış, bunlardaki değişimler coğrafi bilgi sistemi tabanlı bir teknoloji ile takip edilmemiştir.

Her şey babadan görme usullerle yapılmış, Kültürpark sadece İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılacağı tarihlere yakın bakıma alınmış, bunun dışında kendi haline terk edilmiştir.

Kültürpark Kaskatlı Havuz kenarındaki genç kız heykellerinin onarımında yaşanan trajik gelişmeler ya da Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya (Halikarnas Balıkçısı) ithaf edilen bölgedeki ağaç, bitki ve tanıtım materyallerinin içler acısı hali ortadadır.

Aradan geçen 33 yıl içinde Kültürpark’ın koruma imar planı yapılmadığı gibi, Kültürpark alanında yapılmak istenen yeni binalar için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Kültür Varlıklarını Koruma Üst Kurulu tarafından verilmiş olan “önce koruma imar planı yapın” kararının kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanınca girişimlerde bulunulmakta, bakanlar ve siyasetçilerle pazarlıklar yapılarak atadan babadan görme eski karakuşi usullerin devam ettirilmesine çalışılmaktadır. 

Yeşil Alan Planlaması

İzmir halkı adına Kültürpark’ın mülkiyetini elinde bulunduran İzmir Büyükşehir Belediyesi iddia ettiği gibi çağdaş bir belediye ise ve bu iddia çerçevesinde Kültürpark’a çağdaş bir görünüm kazandırmak istiyorsa; Kültürpark’ı önce bir tarihi ve doğal değer olarak korumayı sağlayacak envanter çalışmalarını tamamlayarak koruma amaçlı imar planını yapmalı ve bu planı yönetim/işletme, ziyaretçi ve lojistik (su, elektrik vb.) planlarıyla zenginleştirmeli; bütün bunları da, kentin başka bölgelerindeki “kent ormanı“, “kent parkı”, “semt parkı”, “mahalle parkı” ve diğer yeşil alanlarla bir bütünlük içinde planlamalı, Kültürpark’ın planlı bir tasarım ve yönetim yapısına kavuşmasını sağlamalıdır.

Devam Edecek…

 

 

Bir kent parkını yönetmek (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığımız çoğu çalışmada “disiplinlerarası çalışma anlayışı”nı dikkate almadan planlanıp yapılan kamu yatırımlarının “yapım sonrası kullanım aşaması”nı ciddiye almayışımızın en kötü örneklerinden birinin, kent içindeki yeşil alanların planlama, tasarım ve uygulama aşamaları ile yönetimi arasında doğru, sağlıklı ve etkili bir ilişkinin kurulamaması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çünkü uzun bir süredir, Kültürpark örneğinden hareketle bir kent parkının nasıl planlanıp tasarlanacağı ve yönetileceği, özellikle de bunun katılımcı bir anlayışla nasıl gerçekleştirileceği konusunda araştırmalar yapmaya, bulabildiğim kitap, makale, tez ve raporları inceleyerek bir sonuca ulaşmaya, onca uygulama arasında iyi bir örnek bulmaya çalışmakla birlikte; ülkemizde, -tek bir istisnası dışında- bu konuyu ele alan bir yayına ya da araştırmaya rastlayamadım.

indir

O tek istisnayı ise, Ali Özkır‘ın 2007 yılında Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı tarafından kabul edilmiş “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı doktora tezi oluşturuyor.

Ülkemizdeki tek bilimsel araştırma niteliğine sahip bu çalışmayı incelediğimizde ise, “sürdürülebilirlik park” boyutunda bölge, kent ve semt parklarıyla parkların yönetim ve yönetişiminin, kent parklarının kalite kriterlerinin, yurt dışındaki kent parklarına örnek olarak New York’taki Central Park ile Londra’daki Hyde Park’ın, yurt içindeki kent parklarına örnek olarak da Ankara’daki Gençlik Parkı ile Konya ve Bursa’daki kültür parklarının ele alınıp incelenmesinden sonra yapılan alan araştırmaları boyutunda tasarlanan sürdürülebilir kent parkları yönetim modelinin anlatıldığı görülmektedir.

Ama ne yazık ki, bu “tek” çalışma bile tek bir disiplin; yani sadece ve sadece konuya peyzaj mimarlığı açısından yaklaşılarak ve işin omurgasını oluşturan yönetim, işletme ve ekonomi gibi temel bilim ve disiplinlerin katkısını alınmadan yapılmış bir çalışma niteliğini taşıyor.

Bu durum aslında, ülkemizdeki kent parklarının ya da başka bir anlatımla yeşil alanların nasıl işletileceği ve korunacağı konusundan çok, o parkların nasıl planlanıp tasarlanacağı  ve yapılacağı konusundaki çalışma ya da araştırmalara daha fazla ağırlık  verildiğini gösteriyor.

Oysa bu şekilde planlanıp tasarlanan ve dünyanın en iyi, en güzel ve en yararlı kent parkı olarak inşa edilen parkların bile o özelliklerini korumaları ve daha iyi, güzel ve yararlı olabilmeleri için o yeşil alanların nasıl işletileceği konusunda da araştırma ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii ki, bu kez işin içine yönetim, işletme ya da ekonomi konusunda bilgili ve deneyimli bilim insanlarının, uzmanların ve yöneticilerin girmesi, planlama, tasarım, uygulama ve yönetim ekiplerine bu kişilerin dahil edilmesi koşuluyla…

Ayrıca bir kamu yatırımınının planlanması, tasarımı ve uygulamasına önem veren mühendis, mimar, peyzaj mimarı ve kent plancısıyla belediye yöneticilerinin bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yeşil alanların el hortumu ile sulama yapan, bu nedenle yeşil dokunun en kısa sürede zarar görmesine neden olan niteliksiz çalışanlar ve onların o şekilde çalışmasını izin veren yöneticiler yerine nasıl daha iyi işletilip yönetileceğine, orada yapılanların uluslararası standart ve ilkeler çerçevesinde nasıl korunup geliştirileceğine de önem vermesi ve kendileri dışındaki diğer bilim ve disiplinlerden gelen bilim insanlarına, uzmanlara da yer açması, onlarla birlikte çalışmayı kabul etmesi, kendi bilgi ve deneyimlerini onların bilgi ve deneyimleriyle bütünlemesi koşuluyla…

Kültürpark 024

Aynen, atalar sözü olduğu söylenen “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişinde olduğu gibi…

Devam Edecek…

Ha cesaret!

Ali Rıza Avcan

Evet, önümüzde akıp giden yaşama ve değişen gerçeklere ayak uydurabilmek, elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan yeni gelişmelere uyum gösterebilmek çoğu kez cesaret gerektirir…

Eskiye ait olanı muhafaza etmek, ondaki olağan değişimi görmemezlikten gelmek ve her şey eskisi gibiymiş gibi davranmak, o anlamda cesaret sahibi olmayanların alışıldık, klasik tutumudur.

29579730790_92c1438bec_o
SALTOnline Arşivi

Gerçeklere yaşam veren koşullar değişip dönüştükçe, değişimi kabul etmemek ve her şeyi eskide aramak ise genel olarak korkakların davranışıdır.

Cesaret sahibi olmayan korkakların temel davranışı, değişim ve dönüşüm için gereken yol açıcılıktan ya da da liderlikten yoksun olmalarıdır.

İşte tam da bu anlamda, İzmir Enternasyonal Fuarı ve bu fuarın 86 yıldır yapıldığı Kültürpark kendisi hakkında son sözü söyleyecek bir yol açıcıyı, cesaretli bir dönüştürücüyü; daha doğrusu gerçek bir kent yöneticisini arıyor.

Niye derseniz, İzmirliler’in uzunca bir süredir “panayır” olarak tanımladığı İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son 16 yıllık gelişimi ile ilgili verileri hatırlatmam gerekir:

İZFAŞ İstatistikleri

İlk kez 1936 yılında Kültürpark alanında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2000-2016 dönemi faaliyet raporları ile İzmir Ticaret Odası’nın 84, 85 ve 86. İzmir enternasyonal fuarları değerlendirme raporlarındaki verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi;

1. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir dönemler bir aya ulaşan süresi, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle son yıllarda 10 güne, uluslararası katılım düzeyindeki süresi ise 5 güne indirilmiş,

2. Yine aynı talep yetersizliği nedeniyle, 2000’li yılların başında 1.000’li sayılar civarında olan yerli ve yabancı katılımcı firma sayısı, son yıllarda trajik bir şekilde 400’lü; hatta 200’lü sayılara kadar inmiş, katılımcı firma sayısı içinde yer alan yabancı firma sayısı yok denecek düzeylere ulaşmış,

3. Fuarı ziyaret edenlerin sayısı ise, son yıllarda yoğunlaşan onca konser, gösteri ve eğlence içerikli etkinliğe karşın, -2012 ve 2013 yılları dışında- 2000 yılındaki düzeyine bile ulaşamamış, 2009 ekonomik krizini izleyen 2010 ve 2011 yıllarında ise trajik seviyelere düşmüştür.

Bu veriler, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın ulusal ve uluslararası fuarcılık anlamında eski anlam ve etkisini kaybederek adeta çöküp yok olduğunu göstermektedir.

Uzunca bir süredir yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm fuarlar aslında o eski heyecanın geri çağrıldığı ruh çağırma seanslarından başka bir anlama gelmiyor.

O nedenle, bütün cesaretiyle ortaya çıkıp bu tarihi organizasyonu daha anlamlı ve etkili bir düzeye çıkaracak cesur bir yönetim aranıyor.

Yıllardır “fuar” adı altında yapılan karnaval ya da festival etkinliklerini Kültürpark’tan alıp tüm bir kente yayacak, yaptığı bu kültür ve sanat etkinliklerini Akdeniz ruhuyla uluslararası düzeye taşıyacak cesur bir yürek ve cesaretli bir yönetim anlayışı aranıyor…

Günün moda deyimiyle, bu cesur ve gerçekçi öneriyi yapıp uygulayacak “vizyoner” bir yönetici ve yönetim anlayışı aranıyor…

Aynen, Kültürpark’ın yaratıcısı Behçet Uz gibi…

İEF 01

Tabii ki bu yeni düzenleme içinde, Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerli mirası koruyup yüceltecek, onun tarih içindeki değerini sergileyecek bir anlayışla…

Geçmişin değerlerini koruyup geliştirerek, o değerler üstünde onun önemi ve önceliğini temel alarak oluşturulacak ve İzmir’i tüm dünyada tanıtacak  evrensel bir kültür-sanat festivaline dönüştürerek…

Köhnemiş düşüncelerden kaynaklanan tüm engelleme çabalarına karşı çıkarak, ön açarak ve liderlik ederek; korkmadan ve cesaretle…

Ha cesaret!

 

 

Kültürpark’ı demokratik ve katılımcı bir modelle yönetmek…

Ali Rıza Avcan

Kültürpark, İzmir kentinin tam ortasında; tarihi, doğal ve kültürel özellikleriyle önemli bir bir değer…

İzmir’i İzmir yapan ve İzmir denilince ilk akla gelen değerlerin başında yer alan; bu nedenle de devamlı koruyup geliştirmememiz gereken bir kültürel miras… 

Gün geçtikçe çoğalan ve yükselen binaların ortasında barındırdığı zengin bitki ve hayvan varlığıyla kente soluk aldıran yeşil bir vaha…

Kültürpark

Haliyle bu kadar önemli bir değeri, yurt dışındaki benzerleri gibi koruyup geliştirmemiz; bunu sağlamak için de halkın katılımıyla birlikte inceleme ve araştırmalar yaparak çözümler üretmemiz gerekiyor….

Çağımızın gelişip değişen koşulları çerçevesinde, Kültürpark’ın yönetiminde de yeni teknolojik olanakların yanında aktif katılıma ve çoğulculuğa ağırlık veren demokratik yöntemleri yaşama geçirmemiz gerekiyor….

Şimdi artık, eskiden olduğu gibi Kültürpark’ı fuarcılık anlayışı ile şekillendirip tahrip eden bir fuarcılık şirketine vermek mümkün olmadığı gibi; buranın geleceğini eski anlayış ve yöntemlerle çizmek de mümkün değil…

Çağdaş dünya, Hyde Park, Central Park ya da Gorki Park gibi kent parklarını artık katılımcı ve çoğulcu demokrasi pratikleriyle; profesyonel uzmanların bilgi, birikim ve deneyimleriyle sivil toplumun talep ve tercihlerini birleştirerek halkla birlikte yönetiyor.

Parklar, bahçeler ve diğer yeşil alanların yönetimi, eskiden olduğu gibi hiyerarşik bir yönetim yapısı içinde belediye başkanı ve ona bağlı köhne bir yönetim yapısıyla değil; demokratik yatay örgütlenme anlayışı çerçevesinde yeşil alan yönetiminde bilgili uzmanların, akademisyenlerin, halkın ve onun örgütleriyle birlikte daha dinamik, verimli, etkin ve çağdaş bir yönetim anlayışıyla gerçekleştiriliyor.  Hatta böyle bir yönetim modelinin nasıl oluşturulacağı bile kentte yaşayan insanlara, meslek örgütlerine ve sivil topluma soruluyor, onların katkısı alınmadan adım bile atılmıyor.

Kentteki tüm yeşil alanların, konuyla ilgili tüm tarafların eşit temsil ilkesiyle yer aldığı demokratik kurumlarla birlikte, bütünleşik bir şekilde yönetilmesine; bu süreçte doğrudan doğruya halkın ve onun örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dikkate alınmasına çalışılıyor.

Geçtiğimiz yıllarda Kültürpark’tan sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal ile yaptığımız bir görüşmede, İzfaş’ın Gaziemir’deki Fuar İzmir alanına taşınması sonrasında tüm Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir şube müdürlüğünün oluşturulacağı ve bu müdürlüğün görev, yetki ve sorumluluklarının özel bir çalışma ile belirleneceği, hazırlanacak olan hizmet yönetmeliğinde belediye birim ve yöneticileri dışında belediye dışından meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının da yer alacağı haberini alarak sevinmiştik.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün
Fotoğraf: Kıvılcım Güngörün

Bu görüşme sonrasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 14 Aralık 2016 tarihli “Kültürpark’ta yeni dönem” başlıklı haberinden (1) öğrendiğimize göre, hazırlanan yeni yönetim modeline göre, Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı çatısı altında hizmet verecek olan Kültürpark Şube Müdürlüğü, Kültürpark’taki çalışmaların tek elden yürütülmesi, diğer birimlerle iletişiminin sağlanması, oluşabilecek aksaklıkların giderilmesi ve bakım-onarım hizmetlerinin takibini sağlayacak; alandaki kültür-sanat etkinliklerine yardımcı olmak üzere oluşturuldu ve müdürlük kadrosuyla diğer kadrolara atamalar yapıldı. 

Yine aynı haberden, Kültürpark’ın “İzmirlilerle birlikte” geleceğe taşınması adına “Kültürpark Danışma Kurulu” adı altında toplumun geniş bir kesiminin temsil edileceği yeni bir oluşum için de hazırlıklara başlandığını, bu kurulun, Batı örneklerinde olduğu gibi, Kültürpark’ın işletilmesine yönelik karar ve uygulamalarda etkin olacağını öğrendik.

Bu haberi okuduğumuz tarihten tam 1 yıl 2 ay sonra İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, 12 Şubat 2018 tarihli oturumunda aldığı kararlarını baktığımızda, yeni kurulan Kültürpark Şube Müdürlüğü nedeniyle Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ‘na ait “T.C. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği“nin güncellenmek amacıyla E.32677 kayıtnumarası ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edildiğini fark ettik.

Şimdi bu durumda, -şayet başka bir olağanüstü bir gelişme olmazsa- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mart ayı toplantılarından birinde Hukuk Komisyonu’nca incelenmiş olan yönetmeliğin son hali, onaylanmak üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek ve belki de konu ile ilgisi olan meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının haberi dahi olmadan yürürlüğe girecek.

Anlaşılan odur ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi her zaman olduğu gibi İzmir’in önemli bir tarihi, doğal ve kültürel değerinin yönetimi için -her zaman olduğu gibi- konunun taraflarına ve halka danışmadan, onların görüş, düşünce, öneri, talep ve şikayetlerini almadan kendi bildiğince ve “ben yaptım, oldu” mantığıyla bir yönetmelik hazırlayarak uygulamaya koymuş olacaktır.

Kültürpark 023

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edilen yönetmelik taslağında şayet, önceden söylendiği gibi Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili bir Danışma Kurulunun oluşturulması önerisi yer alıyorsa; bu kurula üniversitelerin ilgili bölümlerinden gelecek akademisyenlerin yanında Peyzaj Mimarları, Ziraat Mühendisleri, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası temsilcileriyle İzmir ve Konak kent konseylerinin ve Doğa Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının dahil edilmesi sağlanmalı; yönetmelik, aynen New York’taki Central Park, Londra’daki Hyde Park ya da kuruluşu sırasında örnek alındığı bilinen Moskova’daki Gorki Park gibi halkın ve onun örgütlerinin yönetime daha etkin ve aktif katılımı sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. 


(1) https://www.izmir.bel.tr/en/News/kulturparkta-yeni-d0nem/22080/162

 

Kültürpark Platformu Açıklaması

Değerli katılımcılar ve saygıdeğer basın mensupları,

Kültürpark’ın korunması yönündeki çabalarımızın bir parçası olarak Sayın Belediye Başkanı’nın son açıklamalarının ardından aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmanın doğru olacağını düşünerek bu basın açıklamasına karar vermiş bulunuyoruz.

Öncelikle Sayın Belediye Başkanı’nın eril ve “ben”cil dilini yadırgadığımızı belirterek başlamak istiyoruz. Son dönemde genel siyasi jargonumuzun gittikçe kahvehane üslubuna evrilmesinden toplumun önemli bir kısmı rahatsızken aynı üslubun 8500 yıllık geçmişiyle ve kültürüyle övünen kentimizin siyasetçilerince de benimsenmiş olmasını kabul etmek istemiyoruz. Sayın Belediye Başkanı’nın da bir hemşehrimiz olarak kendi üslubunu gözden geçirme nezaketini göstereceğine eminiz.

Kültürpark Platformu olarak en başından beri Kültürpark’ın korunarak yaşatılması ile birlikte geçmişte Kültürpark’a ait olan “Basmane Çukuru” denen arsanın da en üst düzeyde kamu yararı gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini ısrarla vurguladık.

Bilindiği gibi bu arsa 1990’lı yıllarda ne yazık ki Kültürpark’tan kopartılmış ve çok yüksek yapılaşma koşulu ile donatılarak satılmıştır. Bu dönemde arsada belediyeye, yani kamuya ait olarak kalan %12’lik pay arsanın en değerli yeri olan Basmane Meydanı’na bakan köşesinde ve kültürel-sanatsal işlev yüklenerek tanımlanmıştır.

Bugüne geldiğimizde, 2015 yılında yapılan revizyonla arsanın imar koşulları değiştirilerek Kültür-Sanat işlevi yerine Belediye Hizmet Birimi getirilmiştir.

Bununla yetinilmeyip müteahhit firma tarafından hazırlatılan ÇED raporuna göre arsanın normal inşaat hakkı olan 110.000 metrekare üzerinden Belediye’ye 30.000 metrekare pay ayrılırken projeler incelendiğinde aslında firmanın hukuka aykırı olarak 220.000 metrekareyi aşan bir inşaat yapmayı planladığı ve yapının kent suçu olma niteliği bir yana, belediyenin bilerek ya da bilmeyerek büyük zarara uğratıldığı görülmektedir.

Bugün arsadaki kamu payını % 12’den % 30’a çıkarmakla övünen Sayın Belediye Başkanı’ndan net olarak şu konulardaki tereddütlerimizi gidermesini bekliyoruz:

1- Arsa satılırken arsanın en değerli yerinden ayrılan kamu payının şu an arsanın neresinden ayrıldığı belli midir?

2- Arsa satılırken kongre merkezi – kültür – sanat işlevli olarak ayrılan belediye payı hangi gerekçelerle Belediye Hizmet Binası olarak değiştirilmiştir?

3- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet birimleri için kentte bir holdingin inşa ettiği kent suçu niteliğindeki bir yüksek yapının içinden daha uygun bir yer yok mudur?

Bu soruları Sayın Belediye Başkanımız doğaçlama ve başta eleştirdiğimiz üslubu ile değil konuyla ilgili belediye uzmanlarının hazırladığı nicel bilgilerle oluşturulmuş raporlarla yanıtlarsa memnun olacağımızı belirtmek isteriz.

Ayrıca Kamunun malı demek olan Belediye’nin hissesi üzerinde yapılacak anlaşmalar bakkal hesabı gibi değil, imar durumu belgesi ve projeler üzerinde belirtilerek açık ve şeffaf olarak kentliye açıklanmalı, her kentli, kentin hakkının korunup korunmadığını izleyebilmelidir. Çağdaş ve sosyal demokrat belediyeciliğin esnaflıktan farkları olduğunu düşünüyoruz.

Bu vesile ile tekrar vurgulamak isteriz ki Basmane Çukuru denen arsa aslında Kültürpark’tan kopartılmış, halkın elinden alınmış bir alandır. Daha önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi bu alanda trafik ve silüet başta olmak üzere kentsel altyapı ve mekansal niteliği son derece olumsuz etkileyecek, kent suçu olarak kabul ettiğimiz yüksek yapılaşmaya sonuna kadar karşı olduğumuz gibi böyle bir yapının içerisinde bir belediye hizmet birimi düşünülmesini bu kentin tarihine, kimliğine ve taşıdığı her türlü sosyal, kültürel ve demokratik özelliklere hakaret olarak değerlendiriyoruz ve kabul etmiyoruz

95569

Son olarak, Sayın Belediye Başkanı’nın Kültürpark hakkında, kentin önemli bir çoğunluğu tarafından benimsenmeyen, yeşil alanda yapılaşma getiren, sorunları aşikar olan, bakanlık tarafından da mevzuata uygun olmadığı tescillenen kadük bir projede ısrar ettiğini üzülerek izlemekteyiz. Bizce bugün Belediye’ye düşen, geçtiğimiz süreçte bilgi, belge, düşünce üreten her aktörle buluşup bu alanın korunarak yaşatılması için diyalog ve işbirliği içerisinde yeni bir yol haritası çizmektir. Eğer böyle bir yola girilirse Kültürpark Platformu olarak çalışmalara her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu belirtir,

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Kültürpark Platformu

“Kentli” ya da “partili” olmak…

Ali Rıza Avcan

Son yıllarda hangi kentte, hangi siyasi partiden belediye ya da belediye başkanı olursa olsun, kentli olmak adına yaşadığımız sorunlar azalacağına artıyor ve hangi biriyle uğraşacağımızı açıkça bilemiyoruz.

Çoğu kez suyumuzun akmaması, çöplerin zamanında alınmaması, kaldırımların tekrar tekrar yapılması, verdiğimiz vergilerin çarçur edilmesi gibi klasik sorunların yanına çevrenin, doğanın tahrip edilmesi, sahip olduğumuz değerlerin hoyratça ortadan kaldırılması gibi yenileri ekleniyor. 

Kısacası kötülük dediğimiz şey, faşizmin kurumsallaştığı günümüz koşullarında kendine daha uygun bir ortam bulup çoğaldıkça çoğalıyor, üredikçe ürüyor.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün

Bizler ise bunu önlemek adına bizim gibi düşünen insanlarla sosyal medya ortamlarında paylaşımlar yapıyor, gruplar kuruyor ya da en yakınımızdaki insanlarla dertleşmeye, bir araya gelmeye, halk forumu dediğimiz yerel örgütlenmelere gitmeye çalışıyoruz.

Çünkü bizi memnun edecek bir yaşam kalitesine sahip olmadığımızı, yerel yöneticilerimizin bu işi yapabilecek liyakatte olmadığını, ufak ve akılcı çözümlerle çok daha etkin, verimli ve anlamlı sonuçlara ulaşılabileceğini biliyor, daralan yaşam alanlarımızı genişletmeye çalışıyoruz.

Tüm amacımız hak ettiğimiz yaşam kalitesi yüksek bir kentte yaşamak…

Bizler bütün bunları yaparken, birçok siyasal örgütlenme ve eylemde kendilerine destek verdiğimiz, yardımcı olduğumuz partililerin şikayetçi olduğumuz şey şayet kendi partileri, kendi partilerinden yöneticiler ise titizlikle uzak durduklarını, o işe bulaşmak istemediklerini, sosyal medyada bir beğeni yapmaktan bile kaçındıklarını görüyoruz.

Bizlerle birlikte aynı tavrı göstermemekle birlikte, partileri içinde, parti disiplin ve düzenine uyarak bu konuları dile getirmediklerini, parti içi görüşme ve tartışma süreçlerine bu konuları taşımadıklarını görüyoruz.

Bu durum haliyle bizleri hayal kırıklığına uğratıyor ve çoğu kez, bir demokrat olduklarını düşündüğümüz için yanımızda görmek istediğimiz o partililerin sessiz, suskun kalıp bir anlamda yapılan yanlışa ortak olmaları nedeniyle onlara daha fazla kızıyoruz.

Çünkü özel görüşmelerimizde bize haklı olduğumuzu, bizi desteklediklerini söylemelerine karşın, iş açık mücadeleye geldiğinde onları yanımızda, arkamızda göremiyoruz.

Yapay Ada 01

Çünkü ülke genelinde yaptıkları demokrasi mücadelesini kendi partilerinden seçilen belediye başkanlarının yönettiği kentlere taşımak istemediklerini, böyle bir durumun kendi ellerini zayıflatacağını düşündüklerini, bu nedenle kent hakkı çerçevesinde gerçekleştirilen mücadele ve eylemler karşısında seçici davrandıklarını, eylem ve mücadele alanları arasında partilerinden yana bir seçim yaptıklarını görüyoruz. 

Geçtiğimiz yazdan bu yana sürdürdüğümüz Kültürpark mücadelesi, İzmir Körfezi’ni kurtarmak adına yürüttüğümüz İzmir Körfez Geçişi Projesi ve en son Karşıyaka’daki Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın aslına uygun restore edilmesi için başlattığımız mücadele hep bu örnekleri yaşadığımız alanlar oldu.

Ne zaman iktidar ya da hükümet karşıtı bir eylem varsa oraya gidip kendilerini gösteriyorlar. Ama söz konusu olan şey partileri ve kendi partilerinden seçilmiş iktidarlar ise o zaman mücadeleyi genellikle uzaktan seyretmeyi tercih ediyorlar.

Oysa demokratik bir parti yapılanmasına sahip olduklarını, partilerinin Türkiye’nin en demokratik partisi olduğunu, parti içinde demokratik hakların kullanımı konusunda özgür olduklarını iddia ediyorlar.

Öte yandan da, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı için Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’ın yaptığı basın toplantısı sırasında başkanın yanında yer alan il başkanının kendilerine karşı disiplin sopasını sallaması karşısında sessiz kalıyorlar.

Ayrıca parti içinde bir yere gelebilmek, seçilebilmek, başka birinin ayağına basmamak ya da düşmanlığını kazanmamak adına, kazanmaya odaklı kişisel politika, strateji ve menfaatler adına da sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Bizler ne kadar dil döküp ne kadar ikna etmeye kalksak da anlaşılan onlar orada duracaklar ve zincirlendikleri parti disipliniyle kendi özgür iradeleri doğrultusunda hareket edemeyecekler.

1

Faşizmin günden güne kurumsallaşarak yaygınlaştığı günümüz koşullarında herkesin bir araya gelip oluşturacağı demokrasi cephesi içinde mücadele etmesi gerekirken, bazı parti yöneticilerinin parti üyelerini korkutmak adına sopa gibi kullandıkları parti disiplini, o arkadaşları daha ne kadar teslim alıp bizlerden uzakta tutacak bilinmez; ama, ülkemize çöreklenen faşizm, kent ölçeğindeki mücadeleye katılmayanları da zamanla etkisizleştirip o meşhur Protestan papaz konumuna sokacak gibi gözüküyor…