Can alıcı sorular…

Ali Rıza Avcan

Bugün, 12 Kasım 2018. Bu tarihten 4 ay 9 gün sonra, 31 Mart 2019, Pazar günü tüm ülkede yerel yönetim seçimleri yapılarak 2019-2024 döneminde görev yapacak yeni belediye başkanı, meclis üyesi ve muhtarlarımız belirlenecek.

Yüksek Seçim Kurulu’nun yaklaşan seçimler nedeniyle aldığı 23.10.2018 tarih, 1036 sayılı karara göre;

Aday olmak isteyen hâkim ve savcılarla yüksek yargı organları mensuplarının, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının, Yükseköğretim Kurulu ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyelerinin, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlilerinin, subay ile astsubayların, siyasi partilerin il, ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikaların, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanların en geç 1 Aralık 2018 Cumartesi günü saat: 17.00’ye kadar 2839 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca görevlerinden ayrılma isteğinde bulunması, kamu görevlilerinden emeklilik dilekçesi verip aday olacakların en geç 1 Aralık 2018 Cumartesi tarihinden geçerli olmak üzere emeklilik isteğini belirten dilekçelerini en geç 1 Aralık 2018 Cumartesi günü saat: 17.00’ye kadar vermeleri gerekiyor.

O nedenle, yakın ve uzak çevremizde büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlıklarıyla belediye meclisi üyeliği ve mahalle muhtarlıklarına aday olan ya da aday olacağını bildiğimiz birçok aday adayı ile karşılaşıyor ve verdikleri bu kararın gerekçelerini kendilerinden öğreniyoruz.

Gazete, dergi, televizyon ve sosyal medyada ise, kendiliğinden ya da birilerinin desteği ile ortaya çıkan bu aday adaylarının, seçildikleri takdirde nasıl bir program çerçevesinde ne yapmak istediklerinden çok; isimlerinin siyaset alanındaki ağırlığına göre şanslarının ne olacağına, hangisinin parti genel merkeziyle ilişkisinin güçlü ve etkili olduğuna ya da genel başkanları tarafından hangi gerekçelerle tercih edileceklerine ilişkin haber, yorum, değerlendirme ve paylaşımlara rastlıyoruz. 

Seçimlere doğru gittiğimiz bu süreçte biz de, karşımıza çıkan İzmir aday adaylarına sorulması gereken can alıcı sorulardan oluşan bir seçim rehberi hazırlamayı uygun gördük. Böylelikle bu aday adayları ya da adayların hazırlayacakları seçim bildirgelerine yardımcı olmayı ya da hiç gündeme getirmeyi tercih etmediklerini konuları gündeme getirecek bir tür “turnosol kağıdı” hazırlamayı uygun gördük.

43831545872_74aec8c982_o

İzmir ve ilçeleri özelinde hazırladığımız ve gelecek günlerde bunlara yeni sorular eklemeyi düşündüğümüz can alıcı ve hınzır sorular şu şekilde:

1. Yerel yönetimlerde başkan ya da meclis üyesi olmayı arzularken, başka bir belediye başkanının vesayeti ya da kefilliği altında olmayı demokratik buluyor musunuz?

2. Çoğulcu ve katılımcı demokrasi adına belediyelerin karar alma, uygulama, izleme, değerlendirme ve denetleme süreçlerine demokratik meslek örgütü, dernek, vakıf, sendika, kooperatif, platform gibi sivil oluşumlarla yurttaşları aktif, etkin ve sonuç alıcı bir şekilde katmak için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

3. Kentteki cadde, sokak, meydan, kaldırım, meydan, park, iskele, köprü gibi kamusal alanlara o alanlardan yararlananlar adına sahip çıkılması ve bu alanların daha da arttırılması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

4. Önceliği motorlu taşıt araçları yerine yayalara veren bir kent planlaması anlayışını savunuyor musunuz?

5. Hazırlanan her düzeydeki planın, belediye yönetimleri tarafından kamu yararını dikkate almaksızın sık sık değiştirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz ve bunun böyle olmaması için ne yapmayı öneriyorsunuz?

6. Kentteki önemli kamusal alanların özelleştirme, soylulaştırma, el koyma, işgal ve kiralama gibi yöntemlerle yağmalanması konusunda ne düşünüyorsunuz?

7. Belediye yatırımlarının kentin tüm bölge, semt ve mahalleleri arasında adil ve dengeli bir şekilde dağıtılması konusunda ne düşünüyor ve öneriyorsunuz?

8. Onayları Ankara’dan verilen rant amaçlı projeler için, “yetki bizde değil, yapacak bir şeyimiz yok” şeklinde mazeret üretmenin dışında ne yapmayı düşünüyorsunuz?

9. İzmir Körfez Geçişi Projesi, Kültürpark Projesi, İzmir-Tarih Projesi, İzmir-Deniz Projesi ve İstinye Park gibi halkın yararına olmayan, tarihi, kültürel ve doğal değerlere zarar veren projeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

10. Belediyelerin belediye olmaktan çıkarak şirketleşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

11. İzmir kent içi ulaşımının daha kolay, konforlu ve ucuz olması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

12. İzmir’in önemli bir transfer merkezi olmasına neden olan göçmen, mülteci ve sığınmacılarla ilgili bir politikanız, stratejik tercihiniz ve eylem planınız var mı?

13. İzmir’in yeniden Ege Bölgesi’nin merkezi haline gelerek üretici bir kent olabilmesi için ne yapmayı düşünüyor ve öneriyorsunuz?

14. Kentteki yoksulluğu azaltmak için bol bol sosyal yardım yapmak dışında bir öneriniz var mı?

15. Kadınlar, engelliler, gençler, yaşlılar, çocuklar, LGBTİ bireyler, Romanlar, Kürtler, emekçi sınıflar, işçiler, evsizler ve benzerleri için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

16. Belediyenin yaptığı tarımsal destekler konusunda, halen uygulanmakta olan Dünya Bankası’nın neoliberal modeli dışında, tarımdaki sömürü ve yoksullaşmaya karşı çıkan bir öneriniz var mı?

17. Kültür ve sanatın, ulusal ve uluslararası bilgi, birikim ve deneyim çerçevesinde yerel kaynaklarla gerçekleştirilip kurumsallaşması amacıyla, dışarıdan gelenlerin taşıdığı suyla döndürülmeye çalışılan değirmen modeli yerine ne yapmayı öneriyorsunuz?

Bu soruları, aklımıza gelen her yeni konuda çoğaltıp arttırmak mümkün… Sağlık alanında, eğitim konusunda, kentteki gerilim ve uyum gibi sorunlarda bu soruları daha ayrıntılı hale getirerek çoğaltmak mümkün…

Oy Kullanma 01

Sanırım önümüzdeki günlerde adayların kimliği netleştikçe, sayıları arttıkça onların bizi değil, bizlerin onları yönetip sorguladığımız bir sürece gireceğiz…

Tabii ki oy verme dışındaki tüm karar verme güç ve iradesinin bizde olduğu bilinciyle…

Ayrıca şimdilik aklımıza gelen bu soruları daha da zenginleştirip çoğaltmak dileğiyle…

Nasıl bir belediye yönetimi?

Ali Rıza Avcan

30 Mart 2014 tarihli yerel seçimlerin üzerinden tamı tamamına 4 yıl, 6 ay, 25 gün geçti. Şayet olağanüstü bir gelişme olmazsa, bugünden başlayarak 5 ay 6 gün sonra; yani, 31 Mart 2019 tarihinde yeni bir seçim yapılarak belediyelerin yeni başkanları ve meclis üyeleri belirlenecek.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu gibi, yaklaşan seçimlerde aday olmayacağını duyuran belediye başkanları ise, bugüne kadar yaptıklarını ve oluşturdukları kadroları korumak adına ya kendi yerine geçmesini arzuladığı belediye başkan adaylarını tümüyle anti demokratik bir yöntem olan “kefillik” anlayışı çevresinde kabul ettirmeye çalışıyor ya da kendilerini destekleyen sınıf ve kesimleri bu kısa süre içinde memnun etmek amacıyla bugüne kadar vermedikleri ya da veremedikleri ruhsatları vermeye, kolaylıklar sunmaya; kısacası, taraftarlarını memnun etmeye devam ediyorlar.

Bu anlamda, içinde bulunduğumuz dönem tam anlamıyla Amerikalılar’ın yakıştırmasıyla bir “topal ördek” dönemi… (1)

19102018_10380_0_1_ff32d586b4502133e5b5

Bugüne kadar defalarca Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezini kurtaracağını iddia edip -ne hikmetse- kurtaramayan ya da kurtarmayan belediye başkanlarıyla İzmir Ticaret Odası ve Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi meslek odası başkanlarının, kent simsarlarının ve holding ya da şirket sahiplerinin belediye merdivenlerinde sergiledikleri o gözler yaşartıcı “birlik beraberlik” tablosu, milletin namusu ile uğraşmayı seven Mehmet Cengiz’e Mavişehir’de verilen yeni ruhsatlar ya da Folkart’ın Alsancak’taki yeni gökdelen yatırımları ile TARKEM’in Kemeraltı’nda başlattığı yeni hamleler hep bu “topal ördek” olma hallerinin ilgiyle izlenen son örnekleri…

Çünkü, yaklaşan seçimler öncesinde tekrar aday olmayacaklarını açıklayan ya da yeniden belediye başkanı olamayacağı bilinen “kefalet altındaki” belediye başkanların bu tür soygun ve talanları yapabilmesi için iklim her zaman olduğu gibi son derece uygun ve verimli…

Bunun en önemli nedeni de, bu konu ile ilgili kamuoyunun ve sosyal medya figürlerinin gitmek üzere olan belediye başkanlarının şu an neler yaptıklarından daha çok; o makamlara kimlerin geleceği ile ilgili popüler bir merak, dedikodu ve haberlerin peşine düşmüş olması.

Şimdi herkes, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile diğer ilçe belediye başkanlıklarına kimin aday olacağı ya da aday olanlardan kimlerin seçilebileceği ile ilgili… Bu konuda adeta tansiyonu her geçen gün artan bir seçim toto oynanıyor ve herkes “güvenilir bir kaynaktan aldığı bilgilere göre” kimlerin aday olacağını söyleyerek oyunun içinde yer aldığını ya da haberdar olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. 

Oysa kimse, aday olacakların ismi, kişisel özellikleri, bugüne kadar yapıp eyledikleri, kurumsal ve kişisel bağlantılarıyla kim ya da kimler tarafından desteklendiği gibi konular dışında o görevlere seçildikleri takdirde ne yapmak istedikleri, hangi toplumsal / kentsel sorunlara öncelik verecekleri, vaat ettiklerinin toplumsal bir geçerlilik ve yapılabilirliğe sahip olup olmadığı, öne sürdükleri projeleri kimlerle, hangi sürede, ne şekilde ve nasıl bir ekiple gerçekleştirilecekleri, şikayetçi olduğumuz mevcut belediye yönetimlerden ne farklarının olacağı, seçilecek kişilerin iyi bir yönetici olup olmadıkları gibi birincil dereceden önemli konuları düşünmüyor ve bunlarla ilgili soruları aday olanlara ya da olmak isteyenlere sormak istemiyor.

Hatta böylesi bir ortamda karşımıza öylesine ilginç adaylar çıkıyor ki; önce alel acele adaylıklarını açıklayıp, seçildikleri takdirde yapıp eyleyeceklerini ortaya koyan projelerinin daha sonra açıklanacağını büyük bir kolay ve saflıkla söyleme cesaretini bile gösteriyorlar.

Kuşa Bak

Kısacası asıl konuşulup tartışılması gereken “nasıl bir belediye yönetimi” sorusu yerine, “nasıl bir belediye başkanı” ya da “yeni belediye başkanı kim olabilir gibi” ikinci dereceden önemsiz soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyorlar.

Yerel yönetimlere yönelik alternatif temel politika ve stratejilerle hedef ve amaçlar dikkate alınmadan sadece adayların isimleri üzerinden sığ bir tartışma ortamının yaratılması; elbette ki, “topal ördek” konumunda olanların karşısına yeni yeni fırsatların çıktığı ve onların da bu fırsatları büyük bir gayretle değerlendirecekleri bilinmelidir.

Çünkü, belki de fırsatçılıktan kaynaklanan bu tür olası soygun ve talanlar nedeniyle kentin başına musallat olabilecek daha yeni ve büyük sorunlar, seçilecek yeni isimler dünyanın en iyi insanı ve yöneticisi bile olsa onların altından kalkamayacakları kadar kötü bir mirasa dönüşebilir. 


(1) “Topal Ördek” – ABD’de 4 yılda bir yapılan başkanlık seçimlerinde, mevcut başkan koltuğu kaybetse bile 6 ay görevde kalır. Devir teslim törenine kadar geçen sürenin sonunda başkanın gitmesi kesindir ama o, hem de temsilciler meclisi ve senato karşı tarafın elindeyken 6 ay süreyle bir ayağının üzerinde durmaya çalışarak görevini yürütür. İşte bu durumda başkana “Topal ördek (Lame Duck)” yakıştırması yapılır.

Seçim bildirgelerindeki yayalar ve hakları…

Ali Rıza Avcan

İnsanın, kentin cadde, sokak, meydan, park gibi kamusal mekânlarında yürüyüp dinlenmesinin, çalışıp üretmesinin, eğlenip siyasi ve toplumsal eylemlere katılmasının bir insan hakkı olarak nitelenmesi oldukça yeni bir olgudur.

Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Yaya Hakları Bildirgesi; bu anlamda, insanın kentin kamusal mekânlarındaki temel haklarını belirleyerek insan odaklı bir kent için gerekli olanları ortaya koymuştur.

Böylelikle, yayaların kent içindeki konumu ve önemi, trafik mevzuatında “yaya” olarak tanımlanan pasif tanımından sıyrılarak haklarının farkında, bu hakların uygulanması için talepte bulunup mücadele eden daha aktif bir konuma ulaşmıştır. 

Bundan böyle “yaya” olarak tanımlananlar; sadece sokaklardaki kaldırım ve geçitleri yürüyerek kullandığı söylenen trafiğin bir bileşeni değil; bunun yanında, sahip olduğu haklar çerçevesinde, kentin tüm kamusal mekânlarına sahip çıkıp oralarda yürüyen, koşan, oturan, çalışıp üreten ve toplumsal eylemlere katılan, o ortak alanların işgal, kiralama, tahsis ve yağma gibi yöntemlerle özelleştirilmesine karşı çıkan, bu amaçla örgütlenip hak temelli mücadeleyi başlatan kentliler olarak kabul edilmeye başlamıştır.

Ancak bu gelişmenin ülkemizdeki boyutu; özellikle de, ülkeyi ve kentleri yönetmek için genel ve yerel seçimlere katılan siyasi partiler ve onların adayları açısından böyle olmamış, siyasi partiler ve onları adayları ne hikmetse yayalara, araç sahiplerinden daha fazla önem ve öncelik vermiştir. Onlara göre yayalar, temel haklara sahip kentliler olmaktan çok kentlerde her geçen gün artan yoğun araç trafiği içinde dikkate alınıp korunması gereken bir trafik  bileşenidir. O nedenle yayaya verilen şeyler, yoğun araç trafiğine verilen şeylere bağlı olmuş, bu ikisi arasında hep bir dengenin gözetilmesine dikkat edilmiştir.

Bu durumun en güzel örneği geçmişteki genel ve yerel seçimlere katılan siyasi partilerin eski seçim bildirgelerinde görülür.

İşte o nedenle biz de 30 Mart 2014 tarihi ile 24 Haziran 2018 tarihleri arasında yapılan 3 genel seçim ve 1 yerel seçimde siyasi partilerin kamuoyu ile paylaştıkları seçim bildirgelerinde “yaya” sözcüğünü arayarak bir tespit yapmaya çalıştık.

Yaptığımız çalışmanın sonuçlarını aşağıdaki çizelgede görebilirsiniz.

Seçim Bildirgelerinde Yaya Hakları

Sizlerle paylaştığımız bu çizelgeden de göreceğiniz gibi, 30.03.2014-24.06.2018 dönemindeki dört ayrı seçime katılan 5 siyasi partiden, düzenlediği seçim bildirgelerinde “yaya” sözcüğüne hiç yermeyen partiler Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İyi Parti (İYİP), “yaya” sözcüğü yerine “kent hakkı” kavramını kullanan parti ise Halkların Demokratik Partisi (HDP)’dir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 30 Mart 2014 tarihli yerel seçimler için hazırladığı 22 sayfalık seçim bildirisinde “yaya” ya da “yaya hakları” sözcüğünü kullanmayıp yedi kez “kent hakkı” sözcüğünü kullandığı halde; bu sözcüğü 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı “Büyük İnsanlık, Biz’ler Meclise” isimli seçim bildirisinde hiç kullanmamış, 1 Kasım 2015 tarihli ve “Büyük İnsanlık, Büyük Barış” isimli seçim bildirisinde de sadece bir kez kullanmıştır. 24 Haziran 2018 tarihli seçim bildirisinde ise “kent hakkı” sözcüğüne hiç yer vermediği görülmektedir.

Tüm bu partilerin ele alıp incelediğimiz seçimlerde ve seçim bildirgelerinde kullanmadığı tek sözcük ise “yaya hakkı“dır.

Yaya” sözcüğüne yer verenler ise, 30 Mart 2014 tarihli yerel seçim beyannamesi ile 24 Haziran 2018 tarihli genel seçim beyannamesi olmak üzere iki kez kullanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile 7 Haziran 2015, 1 Kasım 2015 ve 24 Haziran 2018 tarihli genel seçim bildirgelerinde 2, 2 ve 1 kez kullanan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’dir. 

Yaya Hakları ve AKP

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP),  30 Mart 2014 tarihli yerel seçimler için hazırladığı “Büyük Medeniyet Yolunda İnsan, Demokrasi, Şehir” başlıklı ve 103 sayfalık seçim beyannamesinde yaya, yaya geçidi ve yaya yolu sözcüklerinin yer aldığı bölümler şu şekildedir:

1)Birçok şehrimizde meydanları araç trafiğine kapatarak yayalara tahsis ettik” (sayfa 34)

2)Büyük şehirlerimizde ana ulaşım yol ağındaki kavşaklarda görme ve bedensel engelliler için yaya geçitlerini düzenledik, yüzlerce sinyalize kavşak yaptık.” (sayfa 54)

3)Aynı şekilde engelliler, yaşlılar, çocuklar, hamileler gibi gruplar dahil herkesin rahat ve yardımcıs olarak kullanabilmesi gereken park, bahçe, meydan, yaya yolu ve kaldırımı gibi kentsel donatı alanları ile altyapının kullanıma uygun hale getirilmesine yönelik projeler geliştirilecek, katkı sağlanacaktır.” (sayfa 55)

AKP 2014 Seçim Bildirgesi

4)Kent içi ulaşımda yaya ve bisiklet kullanımı gibi alternatiflere katkı sağlanacaktır.” (sayfa 62)

5)Merkezi hükümet olarak, kent içi yaya ve araç trafiğini şehirlerarası trafikten ayırmak amacı ile 60 il merkezinde, 487 adet ilçe ve 223 adet belde yerleşiminde 3951 km uzunluğunda kent geçişi yaptık.” (sayfa 87)

6)Kent içi yollarda, şehirlerarası transit trafiğin kesintisiz akımını sağlayan 342 adet köprülü kavşak, 1773 adet kontrollü ve sinyalize kavşak, 1064 adet kontrollü hemzemin geçit ve 1015 adet yaya alt ve üst geçidi inşa ettik.” (sayfa 87)

7)Belediyelerimiz de bölünmüş yollar, üst ve alt geçitler, köprülü kavşaklar, yaya alt ve üst geçitleri ve tüneller gibi pek çok yatırıma imza atmışlardır.” (sayfa 89)

7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 tarihli genel seçimlere ait bildirgelerde yayalardan söz etmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 24 Haziran 2018 tarihli son genel seçimde ise “Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye” isimli 360 sayfalık seçim bildirgesinin 266. sayfasında “tarihi şehir merkezlerinde yaya dolaşımını mümkün kılacak ve bu alanları araç trafiğinden arındıracak yaklaşımları destekleyeceğiz” ifadesine yer vermiştir.

CHP-SecimBildirgesi-2018-icerikYaya Hakları ve CHP

Yaya” sözcüğüne düzenlediği hiçbir yerel seçim bildirgesinde yer vermeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ise;

1) 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı 158 sayfalık bildirgenin 114. sayfasında “kent içi trafikte yaya ve bisiklet öncelikli düzenlemeler yapılacaktır” ve “sokaklar ve meydanlar insan dolu ve yaya dostu olmalıdır” ifadelerine,

2) 1 Kasım 2015 tarihli genel seçimler için hazırladığı 229 sayfalık “Önce Türkiye” isimli bildirgenin 170 ve 171. sayfalarında, 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimler için hazırlanan bildirgenin 114. sayfasında yazılı ifadelerde herhangi bir değişiklik yapılmadan aynen yer verildiği,

3) 24 Haziran 2018 tarihli son genel seçimler nedeniyle hazırlanan 240 sayfalık bildirgenin 213. sayfasında, “kent merkezleri ve bölgesel merkezlerde yayalaştırma uygulamalarını yaygınlaştıracağız” ifadesine yer verdiği görülmüştür.

Genel Olarak

Ele alıp incelediğimiz seçim bildirgelerinde de gördüğümüz gibi, AKP ve CHP gibi siyasi partilerin hazırladığı metinlerde bazen yer alan bazen de almayan “yaya” sözcüğü ile ifade edilen ya da anlatılmak istenen şey, yaya haklarından çok 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde tanımı yapılan “araçlarda bulunmayan, karayolunda hareketsiz veya hareket halinde bulunan insan“dan başka bir şey değildir. 

Araçlarda bulunmayıp karayolunda hareket halinde olan ya da olmayan insan… Bu nedenle herhangi bir hakka sahip olmayan insan… Araç trafiğinin ikincil bir unsuru, bir bileşeni olarak kabul edilen insan…

Sanki, tarihteki ilk kentlerin sahibi yayalar değilmiş ve taşıt araçları onların yerini almamış, kentleri işgal edip onları ikinci plana atmamış gibi…

Seçim bildirgeleri ise siyasi partilerin ve adayların bu şekilde tanımladıkları insanlar adına yapacakları şeylerden, vaatlerden söz ediyor…

Yaya kaldırımları, geçitler ve yaya alanları…

Yaya odaklı şehir” yerine, yayayı seven “yaya dostu kentler” önerileri gibi…

Bütün bu yazılıp çizilenler, siyasi partilerin aynen üniversitelerdeki akademisyenler ya da medyadaki gazeteciler, televizyoncular gibi 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nden; yayaların, kentlerdeki kamusal mekanların asıl sahibi olduğundan ve bu nedenle birtakım temel haklara sahip olduklarından haberdar olmadıklarını, bütün bu anlatımları insan hakkı penceresinden görmediğini ortaya koyuyor…

Leanne Boulton
Fotoğraf: Leanne Boulton

İşte bu nedenle, ülkemizdeki tüm siyasi partilerle onların belediye meclis üyesi ve başkan aday adaylarına ya da adaylarına bir kez daha bu işin bir yaya hakkı sorunu olduğunu, konuyu bir de bu pencereden görmek zorunda olduklarını anlatmamız gerekiyor…

Ardından da, 2019 yılının Mart ayında yapılacak yerel seçimler nedeniyle hazırlayacakları seçim bildirgelerinde, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nde yer alan yaya haklarının kabul görüp uygulanmasına ilişkin vaat ve projelere yer verip, seçilip göreve geldikleri takdirde bu vaatlerini yerine getirmeleri konusunda bizlere taahhütte bulunmalarını talep etmemiz; bunun için de, başta Yaya Derneği olmak üzere yaya haklarını savunan tüm örgüt, kesim ve bireylerin canla başla çalışması gerekmektedir.