Ben bir ‘katılım’ gazisiyim…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Cumartesi günü Seferihisar’daki Teos Yazarlar Evi’nde İzmir Dayanışma Akademisi üyesi Prof. Dr. Melek Göregenli’nin “Yerel Yönetim Politikalarında Sosyal Adaletin İnşası” başlıklı sunumunu dinledim, sorular sordum ve tartışmalara katıldım.

Bu sunum öncesi ve sonrasında bir kez daha gördüm ki, şu aralar herkes, özellikle böylesi önemli bir toplantıya gelmeyen belediye başkan aday adayları ve onları destekleyenler ya da yardım edenler,  ‘ortak akıl’, ‘ekip çalışması’ ya da ‘katılım’ gibi bazı sihirli sözcükleri kullanıp, kendisinin ya da desteklediği adayın yönetime gelmesi durumunda herkesin, özellikle de meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının fikirlerini alarak yönetime ortak edeceklerini, böylelikle başarılı bir ekip çalışması çerçevesinde ortak aklı yaratacaklarını ifade ediyorlar.

Çünkü, bu sihirli sözcüklerin herkesi; özellikle de, sol, sosyal demokrat, sosyalist ya da komünist; kısacası, katılımcı demokrasi ve çoğulculuktan yana herkesi etkilediğini tahmin edip daha fazla oy alacaklarını düşünüyorlar.

Bense, yıllardır belediyelerin katılımcı süreç adı altında düzenlediği yüzlerce toplantı, çalıştay, atölye ve benzerine katılıp o etkinliklerin aktörü haline gelmiş biri olarak, bu söylenenlere artık inanmıyor ve ikna olmuyorum. O nedenle de, artık o tür etkinliklere; özellikle de o etkinliklerde “bir bilen” tarafından  önceden hazırlanıp önümüze konulan ve bizim oradaki varlığımızla zımni bir şekilde onaylanıp meşrûlaşan “kuramsal çerçeve“lerin ve bunun gerçekleşmesi için düzenlenen “katılım ayinleri“nin kendisini fazlasıyla önemseyen bir unsuru olmak için değil,; katılıma olan inancını yitirmiş bir “katılım gazisi” olarak, sadece orada ne olup bittiğini, seçilip davet edilen konuklarla neler yapılmak istendiğini görüp öğrenmek için gidiyorum.

Çünkü, “Katılım Kabusu” isimli değerli kitabın yazarı Marcus Miessen’in de dediği gibi “Kararların alındığı masaya oturamıyoruz, ama otursak bile büyük mutabakatın dayattığı kararları onaylamamız bekleniyor. “Katılım” son yıllarda demokrasinin her kapıyı açan sihirli kelimesi. Kavramın eleştiriden yoksun, naif ve romantik kullanımı, kararlarının sonuçlarının sorumluluğundan kaçmak isteyen siyasetçilerin ekmeğine yağ sürüyor. “Katılım” yoluyla, nereye varacağı baştan belli olan kararlara katılmamız, çevre ve yaşamlarımızla ilgili yanlış politikaları onaylamamız ve meşrulaştırmamız bekleniyor.

gezi2013

Ayrıca, bir zamanlar Kemalist, Atatürkçü, sosyal demokrat, seküler, ilerici ya da solcu olarak tanımlanan kesimlerin büyük bir heyecanla katıldığı miting, yürüyüş ve protesto gibi toplumsal etkinliklerde kitleleri coşturup herkesi tek bir amaç çevresinde birleştiren Türk bayrağı, İstiklal marşı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ad ya da resimleri gibi ulusal simgelerle Anıtkabir’i ziyaret etme gibi kitlesel eylemlerin sahip olduğu vurucu etkinin, şimdi bu muhalif kesimlerin dışındaki MHP ve AKP gibi iktidar kesimleri tarafından da bilinçli bir şekilde sıkça kullanılmasıyla birlikte o eski vurucu etkisini kaybetmesinde olduğu gibi; ‘ortak akıl’, ‘ekip çalışması’ ve ‘katılım’ gibi sözcüklerin de artık o sözcüklerin anlam ve uygulamasına inanmayan insan ve kesimler tarafından kullanılıyor olması nedeniyle çoğu insan için özel bir anlamının kalmadığını, etkisini yitirdiğini görüyor ve düşünüyorum.

Şimdi neredeyse herkes katılım, ekip çalışması ve ortak akıl gibi demokratik yöntemlere önem verdiğini, ne yapacaksa katılım süreci içinde oluşacak ortak akla göre hareket edeceğini ya da tüm çalışmalarını ekip halinde gerçekleştireceğini söyleyerek, bir başkasının söylediklerini tekrarlayarak birbirine benzemeye başlıyor.

Artık temsili demokrasinin yetersizliklerini gören geniş kitlelerin talepleriyle şekillenen zamanın  ruhu bunu istiyor. Şimdinin moda olan sözcük, deyim ya da yöntemleri bundan böyle bunlar…

O nedenle, kimin gerçekten katılım, ekip çalışması ve ortak akıldan yana olduğunu bilmek, kimin samimi olduğunu kestirmek, bütün bu kavramları somut bir şekilde hayata geçirmediğimiz sürece mümkün değil.

O nedenle şimdi artık adayların ya da destekçilerinin seçim çalışmalarını iyi bir ekip çalışması ile yürütüp yürütmediklerine, farklı düşünceleri temsil edenlerden oluşturdukları iyi bir ekiple çalışıp çalışmadıklarına, seçmenin karşısına tek başına mı yoksa ekipleriyle birlikte mi çıktıklarına, büyükşehir ve ilçe belediye başkanı adayları arasında işbirliği olup olmadığına, aday olanların daha önce bu tür benzeri katılım süreçleri içinde yer alıp almadığına, çalıştığı örgüt ya da üyesi olduğu siyasal partinin görüşlerini eleştirel bir bakışla sorgulayıp sorgulamadığına bakmamız gerekiyor. Böylelikle söylediklerini yapma, hayata geçirme kapasitesine sahip olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor.

Katılım 006

Tabii ki bütün bunları yaparken, Marcus Miessen‘in de belirttiği gibi mutabakat temelli katılımın sınırlılıklarını ve tuzaklarını sergileyerek, mevcut protokollerle kendini bağlamayan, çelişkiden korkmayan, tam tersine çelişkiyi doğurgan gören, alana yaratıcı akıl ve değişim iradesi taşıyan, günümüzde yaygın bir davranış türü olan sinik normalliği bozmak adına bütün karar alma süreçlerinde ve bilgi alanlarında olayın dışında kalıp ‘dışarıdan düşünen’, huzur ve istikrar bozucu; daha doğrusu, oynanan oyunun kurallarını tartışıp değiştirmeye kalkan gerçek ‘oyunbozanların‘, çağrılmamış ve davetsiz yabancıların gerçek değişime yol açabileceğini de dikkate alarak…

O nedenle, artık herkesin diline pelesenk olan “gelin katılın, birlikte yönetelim” gibi şeyleri söyleyenlere, “tamam anladım; ama, bunu nasıl, kimlerle ve ne şekilde yapacaksın?” diye sorup bu konuları ciddi bir şekilde düşünüp düşünmediğini sorgulayıp samimiyetini anlayalım derim…

Biz Kentliyiz, Biz Buradayız, Burası Bizimdir, Biz Buraya Sahip Çıkıyoruz… (3)

Ali Rıza Avcan

İZMİR’DE YENİ BİR DENEY: “ALSANCAK BÖLGE KURULU”

Kente sahip çıkıp korumanın böylesine zor olduğu ve bu mücadelenin merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmeyip kösteklendiği bir ortamda, tarihi ve doğal çevre ile kente sahip çıkmak çoğu kez hayalcilikle bir tutulmakta, bu uğurda mücadele edenlere uzaydan gelmiş “nostaljik” yaratıklar muamelesi yapılmakta, suya sabuna dokunmadıkları sürece onlara tahammül edilmesi gerektiği kanaatı, toplumsal bir olgu olarak kabul görmektedir.

Cep Telefonları Baz İstasyonları ve Sağlığımız - Münir Kınay & Onursal Özbek & Musa Çeçen & Rahime Ok
Alsancak Bölge Kurulu’nun “Cep Telefonları Bas İstasyonları ve Sağlımız” konulu toplantısı – Prof. Dr. Münir Kınay, Avukat Onursal Özbek, Şehir Plancısı Rahime Ok, Elektrik Mühendisi Musa Çeçen

Bütün bu olumsuz koşulların içinde, barındırdığı nüfus açısından ülkemizin üçüncü büyük kenti; ama sahip olduğu Akdeniz kültürü ile ülkemizdeki birçok ilk’i ortaya koyan, demokrasi geçmişi ve kültürü gelişkin sıcak insanların diyarı İzmir’in göbeğinde, adeta tüm İzmir’in “özet”i olan, İzmir’in bütün sorunlarını bünyesinde barındıran, bir anlamda “küçük ölçekli bir İzmir”; ama aynı zamanda, İzmir’in en “gelişmiş” ve ne yazık ki en “gelişmemiş” bölgesi olan Alsancak’da, kentlilik bilincini ve kültürünü geliştirmek; bu amaçla İzmir kentinin bütününde Alsancak’ın sorunlarını belirleyip bu sorunların çözümünü kolaylaştırmak, Yerel Gündem’21 sürecinin sloganları olan “kentine sahip çıkmak”, “çözümde ortaklık” ve “aktif katılım” ilkelerinin Alsancak ölçeğinde hayat bulması amacıyla bir kısım sivil toplum  kuruluşu ile Alsancak’da oturan, çalışan, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hisseden yurttaşların bu bölgeden sorumlu olan Konak Belediyesi ile bir araya gelerek 2000 yılının Nisan ayında oluşturduğu Alsancak Bölge Kurulu, o tarihten bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerle bir bölge düzeyinde kentlilik bilincinin gelişmesi, insanların içinde yaşadıkları sokağa, caddeye, mahalleye, bölgeye sahip çıkmaları için uğraş vermektedir.

Konak Belediye Başkanlığı’nın çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile Alsancak’la ilgilenen duyarlı hemşehrilerine yaptığı çağrı üzerine 5 Nisan 2000 tarihinde yapılan ilk toplantıda, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenleri ortaya konmuş ve bu nedenler çerçevesinde Alsancak Bölge Kurulu’nun Çalışma Yönetmeliğini hazırlamak üzere beş kişilik bir Yürütme Kurulu’nun seçimi yapılmıştır.

Makyaj Kararına Kimse Uymuyor
“Makyaj Kararına Kimse Uymuyor” – Yeni Asır Gazetesi

Alsancak Bölge Danışma Kurulu’nca seçilen beş kişilik Yürütme Kurulu, 6 Nisan-03 Mayıs 2000 sürecinde, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenini, çalışma kapsamı ve yöntemlerini, organlarını ve bunların görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren kısa, basit ve kolay anlaşılır, olası gelişmelere açık, dinamik ve esnek bir metnin hazırlanmasına dikkat etmiş ve hazırladığı Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliğini Alsancak Bölge Kurulu’nun onayına sunmuştur.

04 Mayıs 2000 tarihli ikinci Danışma Kurulu toplantısında, Yürütme Kurulu’nun hazırladığı Ortak Bildiri ile Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliği görüşülerek oybirliği ile kabul edilmiştir. Alsancak Bölge Danışma Kurulu tarafından kabul edilen Ortak Bildiri ile Çalışma Yönetmeliği ve Konak Belediye Başkanlığı’nın çağrı yazısı, ülkemizdeki benzer uygulamalara örnek olması amacıyla yazımız ekinde bilginize sunulmuştur.

Alsancak Bölge Kurulu, hazırlanıp kabul edilen Çalışma Yönetmeliği uyarınca 2000 yılının Mayıs ayından bu yana oluşturduğu çalışma grupları ve her ay yaptığı Danışma Kurulları ile çalışmalarına devam etmiş;

15 Haziran 2000 tarihinde yaptığı üçüncü toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Kordon dolgu alanında yürütülmekte olan çalışmalar hakkında İzmir Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürü Hasan TOPAL’ın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılacak Sevinç Pastanesi önündeki Altay Meydanı düzenlemeleri hakkında katılımcıların talepleri belirlenmiş ve Kent ve Estetik Çalışma Grubu ile Ulaşım Çalışma Gruplarının ortaklaşa hazırladıkları Mimar Sinan Mahallesi’ndeki yol ve kaldırım işgalleri ile ilgili pilot projenin tanıtılması  sağlanmış,

27 Temmuz 2000 tarihinde yaptığı dördüncü toplantıda Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkan Yardımcısı Musa ÇEÇEN, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir KINAY, Şehir Plancısı Rahime OK ve Milliyet Gazetesi Yazarı Avukat Onursal ÖZBEK’in konuşmacı olarak katıldıkları “Cep Telefonu Baz İstasyonları ve Sağlığımız” başlıklı bir toplantı ile katılımcıların bilgilenmesi sağlanmış,

07 Eylül 2000 tarihinde yaptığı beşinci ve son toplantısında ise Alsancak Bölgesinde Konak Belediyesi’nce yürütülen temizlik hizmetleri konusunda Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdür Yardımcısı Mustafa SAKALLI’nın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış; ayrıca, Mimar Sinan Mahallesi Muhtarı Gülay PEKCAN ile Alsancak Mahallesi Muhtarı Sevil DOKUZER’in verdiği bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmış, temizlik hizmetlerinin daha iyi bir düzeye kavuşması için öneriler geliştirilmiştir.

Konak Belediyesi’nin çağrısı üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir düzlemde biraraya gelen Alsancak Bölge Kurulu’nun gelişip güçlenmesi için yeterli bir sivil toplum örgütlenmesinin ve desteğinin olduğu varsayılabilir. Çünkü, 1998 yılında Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin girişimiyle birçok sivil toplum kuruluşunun ve yurttaşın desteği ile oluşturulan Alsancak Sivil Katılım Platformu, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşturulduğu tarihe kadar, Alsancak Bölgesi’ndeki kentlilik bilincinin gelişimi için, adeta Alsancak Bölge Kurulu’nun alt yapısını hazırlarcasına, birçok etkinlik düzenlemiş, Alsancak Bölge Kurulu’nun ortaya çıkması için gerekli olan ortamı hazırlamıştır. Birçok sivil toplum kuruluşunu ve yurttaşı biraraya getirmesi nedeniyle tüzel kişilik kazanamayan; bu nedenle de dernek, vakıf, meslek odası gibi tüzel kişiliğe sahip birçok örgütten daha fazla katılımcı olan Alsancak Sivil Katılım Platformu’nun çalışmaları bir süre sonra Alsancak’la ilgili birçok örgütün ve etkinliğin ortaya çıkmasına, Konak Belediyesi’nin bu bölgeye özel bir önem vermesine yol açmıştır.

Alsancak Bölge Kurulu, bugün bu sağlam temellerin üzerine oturmuştur. Bu nedenle de, diğer birçok belediyenin yaptığı gibi yaşadığı kente ve çevreye sahip çıkan örgütlerden yoksun bir ortamda değil; aksine, yaşadığı çevreye ve kente inatla sahip çıkan resmi ya da gayri resmi birçok oluşumun “çatı”sı olarak, altyapısı tamamlanmış bir ortamda filizlenen bir sivil örgütü olarak kurumsallaşmaya, kalıcılaşmaya aday bir yapıya sahiptir.

Ayrıca, Alsancak Bölge Kurulu diğer birçok benzerinden farklı olarak ömrünü, bir belediye başkanının ya da meclisinin ömrü ile değil çoğulcu ve katılımcı demokrasi mücadelesinin sonsuzluğu ile sınırlamış, başarı ya da başarısızlıklarını resmi bir kuruluşun ömrüne endekslememiştir.

Resim1

Alsancak Bölge Kurulu’na katılmak için Alsancak’ta oturma ya da çalışma koşulu aranmamıştır. Hatta, benzerlerinden farklı olarak bunun belgelenmesi dahi istenmemiştir. Alsancak Bölge Kurulu’na katılmanın tek koşulu, aktif katılım konusunda gönüllü olmaktır. Aktif katılım konusunda gönüllü olacağını ortaya koyan herkes; Alsancak’ta oturanlar, çalışanlar, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenler her zaman Alsancak Bölge Kurulu’nun katılımcısı olabilirler, çalışmalarına katılabilirler, yönetiminde söz sahibi olabilirler.

Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarına yardımcı olan, onun çalışmalarını kolaylaştıran Konak Belediyesi ve Belediye Başkanı Erdal İZGİ, benzerlerinden farklı olarak Bölge Kurulu’nun başkanı filan değil sade bir katılımcısıdır. Gönüllü aktif katılımını ortaya koyan diğer katılımcılarla aynı haklara sahiptir. Danışma Kurulu toplantılarını yönetmez; sadece bir katılımcı olarak izler ve diğer katılımcıların sahip olduğu hakları kullanır. Tüm etkinliklerde yer alır, dilek, şikayet, öneri ve talepleri dinleyerek onları yanıtlar, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi ile Konak Belediye Meclisi’ne iletir ya da yerine getirir. Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla tüm önlemleri alır, Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını aktif bir şekilde destekler.  

Bu anlamda, Alsancak Bölge Kurulu gerek Konak Belediyesi’nden gerekse diğer belediyelerden ve resmi kuruluşlardan ayrı bir kimliğe, kurumsal bir özerkliğe sahiptir. Alsancak Bölge Kurulu hiçbir resmi ya da siyasal kuruluşun güdümünde değil; kendi belirlediği amaç ve yöntemlerle çalışan bağımsız bir yapıya sahip gerçek bir sivil toplum örgütüdür.

Yaptığı her toplantıda katılımcıların görüş, düşünce ve önerilerini ifade etmelerini isteyen; ayrıca bunları düzenlediği anketlerle öğrenmeye çalışan, bu görüş, düşünce ve önerileri oluşturduğu çalışma grupları ile projelendirmeye, oluşturduğu bu projelerin ise ilgili kamu yönetici ve yönetimlerinin uygulaması, hayata geçirmesi için çaba gösteren Alsancak Bölge Kurulu, kurulduğu günden bu yana bu bölgede oturanların, çalışanların, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenlerin yaşadıkları çevreye sahip çıkmalarını sağlayacak kentlilik bilincinin gelişmesi, “isteyen, bekleyen ve sızlanan yurttaş” tipi yerine “taşın altına ben de elimi sokarım” diyen aktif katılımcı yurttaş tipinin oluşması; böylelikle Alsancak’taki yaşam kalitesinin yükselmesi için çaba göstermektedir. 

Alsancak Bölge Kurulu Yönetmeliği 002

Bir avuç bilinçli yurttaşın ve iyi niyetli kamu yöneticisinin çabaları ile başlatılan böylesi çağdaş uygulamaların yurdun her köşesinde hayata geçirilecek yeni uygulamalarla zenginleştirilmesi, böylesi her deneyimden alınan derslerle ülkemizdeki sivil yaşamın ve mücadelesinin güçlenmesi ülkemizdeki çoğulcu ve katılımcı demokrasinin daha da güçlenmesini, yaygınlaşmasını ve kalıcılaşmasını sağlayacaktır.


Yazımızın birinci ve ikinci bölümlerine bakmak için: 

1. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/01/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-1/

2. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/06/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-2/

Biz Kentliyiz, Biz Buradayız, Burası Bizimdir, Biz Buraya Sahip Çıkıyoruz… (2)

Ali Rıza Avcan

KENTİNE, BÖLGESİNE, ÇEVRESİNE SAHİP ÇIKMAK…

Ülkemizde merkezi ve yerel yönetimlerin dışında, kendiliğinden gelişen halk hareketleriyle insanların yaşadıkları çevreye sahip çıkmaları olgusu yeni bir toplumsal denemenin konusunu oluşturmaktadır.

20 yıl öncesinde, neredeyse 12 Eylül Darbesi’nin bahanelerinden birini oluşturan Fatsa’daki “Terzi Fikri” fobisi akıllardan çıkmamakla birlikte, bu tür girişimlerin coğrafi odağı genellikle İstanbul ve yakın çevresi olmuştur. Eski gazetelerin ve kent dergilerinin sayfaları karıştırıldığında karşımıza 1 Mayıs ve Gazi mahallelerindeki, Ayaspaşa’daki, Cihangir’deki, Hasanpaşa’daki, Galata’daki, Beyoğlu’ndaki, Nişantaşı’ndaki ve Ortaköy’deki sivil oluşumların yaptıkları eylemler, gerçekleştirdikleri etkinlikler, düzenledikleri sokak festivalleri, protestolar, önerdikleri çözümlerle ilgili haberler çıkmaktadır. Bu oluşumların bir kısmı sistem karşıtı siyasetle iç içe, bir kısmı da sistemle barışık, sadece çevrenin doğru, düzgün kullanımı ile ilgili, iş, siyaset ve sosyete çevrelerinden destek alan; hatta onları bünyesinde barındıran örgütlerdir. Kente, yaşadığı çevreye duyarlı aydınların ve yurttaşların o bölgeyle ilgili önemli bir sorunun çözülmesi (Park Otel’in yapımı, tarihi Gazhane binasının yıkılması, Beyoğlu’nun yozlaşması, çevre yolu yapımı gibi) amacıyla ortaya çıkıp çevrelerine o bölgenin esnafını, halkını, öğrencisini toplamaya çalıştığı, çoğu kez de girişimlerinde başarılı olduğu bu gayri resmi oluşumlar Beyoğlu ve Nişantaşı örneklerinde olduğu gibi zaman zaman iş, siyaset ve sosyete çevrelerinin desteğini alarak, hatta oluşumlarında onlara yer vererek eski nostaljilerin canlandırılması özlemlerine de aracılık etmiştir.

1_WCFWaYlR8OfKNFf81zzvTQ

Yeni yeni ortaya çıkan bu spontan girişimlerdeki popülist kıvılcımları yakalayan bazı partiler ve yerel yönetimler ise, kendi denetimlerinin geçerli olacağı bazı projeleri gerçekleştirerek mahalle, semt ya da bölge halkını örgütlemeyi, bu tür spontan örgütlenmeleri kontrol altına almayı, hatta onların coşku ve etkilerinden yararlanmayı denemişlerdir. Bunun en belirgin örneği, genellikle CHP’li ve DSP’li belediyelerce oluşturulan, çoğu kez Kent Senatosu, Kent Meclisi ya da Danışma Kurulu olarak adlandırılan güdümlü oluşumlar ya da 1994 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri öncesinde Anavatan Partisi/ANAP tarafından kaleme alınan II. Şehircilik Hamlesi Programı’nda öne sürülüp 1995-1999 döneminde İstanbul/Bahçelievler, Bursa/Osmangazi, İzmir/Balçova, Çiğli ve Güzelbahçe belediyelerinde uygulanan Semt Danışma Merkezleri/SEDAM Projesidir.

Bu tür belediye güdümündeki uygulamalar zaman zaman ve yer yer başarılı olmakla birlikte, belediye yönetiminin denetiminde kurulduklarından ve çoğu kez belediye yönetiminin arzu ve istekleri doğrultusunda hareket ettiklerinden gerçek bir sivil halk hareketi olarak güçlenememişler ve kurumsallaşamamışlardır. Çoğu kez karizması güçlü belediye başkanlarının şahsi girişimleri ile oluştuklarından belediye başkanlarının görevlerinden ayrılmaları ya da yeniden seçilememeleri üzerine işlevlerini kaybetmişler, çalışamaz olmuşlardır. Hatta bazı yerlerde, kendi altındaki zeminin oynamakta olduğunu sezen ya da bu projeleri uygulayan belediye başkanının kendi kontrollerinden çıkacağını anlayan belediye meclisi üyelerinin ve yerel parti teşkilatlarının muhalefeti üzerine uygulamadan kaldırılmışlardır.

Devletin, hükümetin ve yerel yönetimlerin; kısacası, resmi kuruluşların bazen bizzat bazen de katılarak oluşturduğu, oluşumunu desteklediği bu güdümlü örgütlerin etkili ve sürekli olamamasının, kurumsallaşamamasının nedeni, işin özünde gerçek bir katılım altyapısının ve kültürünün olmayışından kaynaklanmaktadır. Tüm tarihinde katılım düşüncesi ve eyleminin önemli bir örneği bulunmayan, kentlilik bilincinden ve kültüründen yoksun bir halkın, kendi çabası ya da katkısı dışında kurulan bu yerlere devletin, hükümetin ya da yerel yönetimlerin uzantısı, oraların halkla ilişkiler bürosu gözüyle bakması doğaldır ve bu tür bir algılayış da kentlilik bilincinin ve kültürünün gelişeceği belirli bir süre için normal karşılanmalıdır.

solidarity-1024x520

Kentlerin kent, buralarda yaşayanların da kentli olamadıkları ülkemizde insanların içinde yaşadıkları çevreye, ait oldukları kente sahip çıkmaları bu yüzden zor hatta mümkün olamamaktadır. Çünkü, Türkiye gibi köyden kente göç olgusunun hızlı ve yoğun yaşandığı ülkelerde kentlere sahip çıkılmasının aksine kentlerin yağmalanması söz konusu olmaktadır. Kente her yeni gelen o kente ait tüm değerlere sahip çıkarak, onu yağmalayarak tutunmaya, orada yer edinmeye çalışmakta, bu çaba ile rant peşinde koşan egemen güçlerin yürüttüğü mücadele çoğu kez aynı platformda buluşmakta, farklı amaçlarla farklı yanlardan sürdürülen bu saldırılar, kentin hoyratça yağmalanması ile sonuçlanmaktadır.

Devam Edecek…

 

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (3)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın biz sivil toplum kuruluşlarının tanıklığında nasıl revize edildiğini anlatmaya çalıştığımız bu yazı dizimizin birinci bölümünde hazırlanmakta olan yeni planın eski planlardan; özellikle de 2007-2009 döneminde hazırlanan plandan farklılıklarının ortaya konulması suretiyle 2009 tarihli planın niye başarısız olduğu konusunda bir özeleştiri yapılması gerektiğini; ikinci bölümünde ise revize edilen yeni planın merkezi yönetimle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait diğer planlarla ilişkilendirilerek planlar arasındaki uyumun sağlanması gerektiğini ve bu ilişkiden kaynaklanan destekle planın daha kolay uygulanacağını ifade etmeye çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise “katılım süreci” adı verilen uygulamaların gerçek bir katılım eylemi olmadığını; bu nedenle yakın geçmişte ortaya çıkacak planın bizlerin katkısı alınmadan hazırlandığını göstermeye çalışacağız.

20 Ağustos 2015 tarihi itibariyle çalışmalarına başlanan ve 20 ay içerisinde tamamlanması öngörülen “İzmir Büyükşehir Alanı Kent İçi ve Yakın Çevre Ulaşım Ana Planı Revizyonu” kapsamında katılımcı bir anlayışla 2015 yılı Aralık ayı içinde yapılan dokuz ayrı toplantıya belediyenin ulaşımla ilgili birimleriyle bağlı idare ve iştiraklerinden (11 davetli), kent konseylerinden (25 davetli) ilçe belediyelerinden (30 davetli), üniversitelerden (9 davetli), esnaf odalarından (7 davetli), sanayi ve ticaret odalarıyla dernek ve kuruluşlarından (40 davetli), valiliğe bağlı birimlerden (7 davetli), derneklerden (32 davetli), meslek odalarından (27 davetli) davet edilen kurum temsilcileriyle ilk toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda, belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcılara İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

1. Paydaş Toplantısını izleyen Ulaşım Ana Planı Revizyonu 2. Paydaş Toplantısı ise 15 Haziran 2016 tarihinde, ilk toplantıya davet edilenlerin tümünün katılımı ile gerçekleştirildi. Bu toplantıda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından söz alan katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

2. Paydaş Toplantısı’nı izleyen ve değişik uzmanlık alanlarını ilgilendiren tematik uzman çalıştayları ise 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde “Ulaşımda Yenilikçi Çözümler” (10 Kasım 2016 – 31 katılımcı), “Bisiklet Ulaşımı” (24 Ekim 2016 – 41 katılımcı), “Otobüs Sistemi” (26 Ekim 2016 – 19) katılımcı), “Yaya Ulaşımı” (4 Kasım 2016 – 23 katılımcı), “Deniz Ulaşımı” (27 Ekim 2016 – 25 katılımcı), “Raylı Sistemler” (26 Ekim 2016 – 27 katılımcı), “Otopark” (3 Kasım 2016 – 12 katılımcı), “Engelsiz Erişim” (2 Kasım 2016 – 16 katılımcı) ve “Ara Toplu Taşıma Sistemleri” (31 Ekim 2016 – 15 katılımcı) adı altında gerçekleştirildi. Diğer iki toplantıdan farklı olarak “çalıştay” adı verilen ve konusunda uzman olduğu kabul edilen 209 kişinin katılımı ile gerçekleşen bu toplantılarda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak konuşulanlar not edildi.

16 Kasım 2016 tarihinde yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı Bütüncül Çözüm Arama Toplantısı“nda ise her zaman olduğu gibi önce belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. tarfaından sunumlar yapılıp ardından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

Uzun bir aradan sonra 12 Eylül 2017 tarihinde yapılan ve “İzmir Ulaşım Ana Planı – UPİ 3. Paydaş Toplantısı“nda ise Boğaziçi Planlama Genel Müdürü Yücel Erdem Dişli‘nin yaptığı uzun sunumlar sonrasında Proje Danışmanı Prof. Dr. Serhan Tanyel‘in kolaylaştırıcılığında katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

adapative-action-planning

Görüldüğü gibi adı “paydaş toplantısı“, “arama konferansı” ya da “uzman çalıştayı” gibi farklı şekillerde olsa da her bir toplantının senaryosu aynı olmakta; bu çerçevede önce katılımcılara bir sunum yapılmakta, arkasından da katılımcıların görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri alınmakta, zaman zaman sorulan sorular yanıtlanmaktadır. Bu bağlamda bu toplantıların hiçbirinde gerçek bir fikir tartışması yapılmamakta ve net bir sonuca ulaşılmamaktadır.

Oysa bu toplantıları düzenleyen uzman ve akademisyenlerin de bildiği gibi “paydaş toplantısı“, “bütüncül çözüm arama toplantısı” ve “uzman çalıştayı” adı verilen toplantıların amacı, hedefi, hedef kitlesi, yöntem ve programı birbirinden farklı olup her bir toplantı ile o toplantıyı düzenleme amaç ve yöntemi arasında akılcı bir ilişkinin bulunması; arama toplantısı/konferansı ya da çalıştay diye gittiğiniz bir çalışmanın olağan bir toplantı kurgusu ile yapılmaması gerekir. 

Ayrıca toplantıları düzenleyenler diğer toplantılarda yazılı ya da sözlü olarak iletilen görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler konusunda bir bilgi vermemekte, yapılan çalışmanın sonucu hakkında katılımcıları bilgilendirmemektedir. Bu anlamda yapılan toplantıların gerçek bir katılım toplantısı değil; sadece ve sadece bilgi verme amaçlı tek yanlı bir çalışma olduğu söylenebilir.

Katılım süreci” adı altında yapılan ama hem amaç hem de hedef, yöntem, içerik ve program açısından birbirinin aynısı olan ve gerçek/aktif bir katılım içermeyen bu toplantıların nasıl bir bileşimle yapıldığını somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde uzmanların katılımı ile yapıldığı söylenen dokuz ayrı çalıştayın katılımcılarının temsil ettikleri kurumlara göre dağılımı gösteren aşağıdaki grafiği inceleyebiliriz.

Resim1

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı tarafından resmi olarak açıklanan bu verilere göre 2016 yılının Ekim ve Kasım ayları içindeki değişik tarihlerde yapılmış dokuz ayrı tematik çalıştaya belediye, yüklenici firma, diğer kamu kurumları, yüklenici firma, ilçe belediyeleriyle meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarından toplam 130 kişinin katıldığı görülmektedir.

Katılımcı 130 kişiyi analiz etmeye kalktığımızda 51 kişinin (% 39,23) belediyeyi ve bağlı kuruluşlarını, 7 kişinin (% 5,38) yüklenici firmayı, 12 kişinin (9,23) diğer kamu kuruluşlarını, 1 kişinin (0,76) ilçe belediyeleri, 14 kişinin (% 10,76) üniversiteleri ve 45 kişinin (% 34,61) de değişik meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarını temsil ettiği; 2 kişinin dokuz, 1 kişinin sekiz, 2 kişinin yedi, 2 kişinin altı, 1 kişinin beş, 4 kişinin üç, 20 kişinin iki, geriye kalan 100 kişinin de bir kez çalıştaya katıldığı; böylelikle toplam 130 kurum temsilcisinin 209 kez çalıştaya katıldığı  görülecektir.

Hatta bu toplantılar arasında sadece belediye, yüklenici firma, diğer kamu kuruluşları ve üniversite temsilcilerinin katılıp tek bir sivil toplum kuruluşu ya da meslek örgütü temsilcisinin katılmadığı “Raylı Sistemler” ve “Otopark” çalıştayı gibi toplantılara rastlanmıştır.

Bu rakamların da ortaya koyduğu gibi belediye ve bağlı kuruluşlarından gelenlerin gerçek bir katılım sürecinin “dış paydaşı” olarak değil; “iç paydaşı” olarak tanımlanması gerektiğinden; ayrıca 7 yüklenici firma temsilcisini de katılım sürecinin dışarı çıkardığımızda bu sürece asıl olarak 72dış paydaşın” katıldığını kabul etmemiz gerekir.

Bu nedenle daha planlama sürecinin ilk adımlarında “iç” ve “dış” paydaşların yanlış seçildiğini söyleyerek işe başlayabiliriz.

Ardından da bu 72 kişinin kaç adet kurumu temsil ettiğine baktığımızda; 12 kişinin diğer 9 kamu kurumunu, 1 kişinin 1 ilçe belediyesini, 14 kişinin 5 üniversiteyi, 45 kişinin de 30 meslek örgütüyle sivil toplum kuruluşunu temsil ederek bu çalışmalara katıldığı görülmektedir.

Bu nedenle katılım sürecine dahil edilen “dış paydaşlar”ın yeterli sayıda olmadığını söyleyebiliriz.

ruth-han-an-unplanned-road-spring-weekend-Diğer bir ilginç durum ise 45 kişi ile temsil edilen 30 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşu arasında 17 adet bisiklet derneği, platform ve grubunun bulunması; ayrıca bu grubun içinde TMMOB Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Çevre Mühendisleri Odası gibi konu ile doğrudan ilgisi olan odaların ve Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) gibi önemli sektör derneklerinin bulunmayışıdır.

Son olarak, “dış paydaş” olarak davet edilen kuruluşlar arasında önemli eksiklikler olduğunu ve bunların da kendi aralarında adil bir şekilde dağıtılmadığını ifade edebiliriz.

Tartışmamız gereken diğer bir husus, tematik çalıştaylara katılanların “uzman” olma nitelikleriyle ilgilidir. Çünkü konuya ilgi duyup bilgi sahibi olmanın çok ötesindeki bir durumu temsil eden “uzmanlık” hali belirli bir konuda ileri teknik ya da beceriye sahip olmayı, örneğimiz itibariyle de ulaşım ana planı kapsamına giren konularda ileri teknik ya da beceriye sahip olma halini ifade eder. Bu anlamda şayet yapılan tematik çalıştayların uzmanlık düzeyi konusunda ciddi bir kaygı taşınıyorsa başta bu çalıştaylara katılan akademisyenler olmak üzere tüm katılımcıların ulaşım ana planının kapsamına giren konularda çalışma yapıp yapmadıkları ya da bu alanlarda yayınlarının bulunup bulunmadığına bakmak gerektiğini, bu alanlarla ilgisi bulunmayan katılımcıların plan hazırlıklarına dahil edilmemesi gerektiğini, plan hazırlıklarına dahil edilmek istenenlerin uzmanlık alanı ile ulaşım ana planı na yapacakları katkı arasındaki ilişkinin net bir şekilde açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

Şimdi bu durumda; yani kentteki ulaşımla ilgili tüm dış paydaşları dahil etmeden, onlar arasında dengeli bir dağılım oluşturmadan ve onların ifade ettikleri ya da yazılı olarak ilettikleri görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri hazırlanan plana tam anlamıyla yansıtmadan bir belge hazırlamak o belgeye “plan” niteliğini kazandırmayacak ve gerçekleştirilen bütün bu uygulamalara “katılım” denilmesini sağlamayacaktır.

İşte bütün bu nedenlerle ve her zaman yaptığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğinden hareketle katılımcı demokrasi ve yönetime önem verdiğini söyleyen ve bunu uygulamaya çalışan tüm belediyelere şu önerilerimiz olacaktır:

1. Halkın belediyenin karar ve uygulama süreçlerine katılımı, bu işi göstermelik yapmayacak kadar ciddi bir iştir. O nedenle hangi iş, proje ya da yatırımda olursa olsun katılımcı demokrasi anlayışının belediyenin en üst makamından en alt makamına kadar samimi bir şekilde benimsenmesi, her iş ve işlemde katılımcı süreçlerinin işletilmesi sağlanmalıdır.

2. Katılımın etkili, sağlıklı, aktif ve sürdürülebilir olması için o belediyeye ya da işe uygun değişik katılım modellerinin geliştirilerek katılımın ne şekilde olduğu ya da olacağı konusunda hem belediye görevlilerinin hem de katılımcıların önceden bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

3. Katılım sonuçlarının başarılı olması için yapılan işle katılımcılar arasında sağlıklı, anlamlı ve etkili ilişkiler kurulması; bu bağlamda katılımcıların seçiminde katılımcıların gönüllülük, ilgi ve uzmanlık düzeyi dışında herhangi bir kesim, grup ya da topluluğu temsil edip etmediklerine, temsil yeteneklerinin olup olmadığına bakılmalıdır.

4. Katılımcıların kent, ilçe, mahalle, semt, sektör, kurum ve konu ölçeğinde halkın tüm kesimlerini adil bir dağılım içinde temsil etmeleri sağlanmalıdır. 

5. Katılım sonuçlarının net bir şekilde ortaya çıkması ve katılımcıların yaptıkları işten memnun edilip inandırılması için elde edilen sonuçların katılımcılarla paylaşılması sağlanmalıdır.

Devam Edecek…

Katılım ve Özyönetim Atölyesi Sonuç Metni

Anımsarsınız bir süre önce 16 Haziran 2012 tarihinde 78’liler Girişimi, Ankara Tabip Odası, Devrimci 78’liler Federasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, ODTÜ Mezunları Derneği ve Sosyal -İş Sendikası Ankara Şubesi tarafından düzenlenen “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Çalıştay“ında gerçekleştirilen sekiz ayrı atölye çalışması sonucunda ortaya çıkan sonuç metinlerini kapsayan “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Atölye Sonuç Metinleri” kitabının tanıtımın yapmıştık.

Şimdi ise bu kitabın 46-60. sayfaları arasında yer alıp “katılım”, “özyönetim” ve “mahalle örgütlenmesi” gibi çok önemli konularla ilgili değerlendirmelerin yer aldığı “Katılım ve Özyönetim Atölyesi” metninin  “Sonuç” kısmını paylaşarak bu konuları tartışmaya açmak istiyoruz:

RebelCities_Breaker

Sonuç

Ülkemiz sınıf mücadelesi tarihi incelendiğinde; somut bazı örnekler dışında halkın öz özgürlükleri temelinde inşa edilen yönetsel deneyimlerin çok az olduğu görülecektir. BU durum, sahip olduğumuz devlet gerçekliği, egemen sınıf karakteri ve ideolojik bağlamında değerlendirilebilir. Osmanlı’dan günümüze devlet, gerek sistemleşmiş baskı ve şiddet aygıtlarını kullanarak, gerekse sosyal ve kültürel hegemonik manipülasyon araçlarıyla farklı biçimlerde kendini gösteren sınıfsal çelişkileri organize etmeyi başarabilmiştir. Bu işin bir yanı olmakla beraber; diğer yanı halkın örgütlü güçlerinin strateji ve politikalarındaki yanlış ve eksik bakış açılarıdır. Günümüzde, belirli yerel iktidar alanlarında temsiliyet fırsatı bulan sol-sosyalist yapılar incelendiğinde; bu yerlerde farklılaşan sorun alanlarıyla kurulan ilişkilerin yetersiz ve zayıf olduğu görülecektir. BU yetersizlikler neticesinde yerel halkın ekonomik, sosyo-kültürel ve siyasal yönetsel alana dair beklentileri her geçen gün çeşitlenerek gelişirken, sol-sosyalist yapılar tarafından geliştirilmeye çalışılan çözüm önerilerinin günün ihtiyacını karşılamaktan uzak ve yalnızca söylem bazında kaldığı açıktır. BU durumun oluşmasındaki temel neden, yerelin somut yapısını ve ihtiyaçlarını anlamak noktasındaki isteksizliktir. Günü kurtaran, takvimsel ve genel geçer politik faaliyetler ülkemiz sol hareketinin genel handikapı durumuna gelmiştir.

Bu çerçevede yerel iktidarlar değerlendirildiğinde, her politik yapının belirli bir yerel yönetim programı ve bu program çerçevesinde şekillenen esnek politikaları olması beklenir. Fakat çoğu zaman bu programlar kağıt üstünde kalmakta ve halkla buluşamamaktadır. Kaynak yetersizliği veya teknik imkansızlıklar bu sorunun tali yönünü oluşturmakta; esas sorun, devrimci yerel stratejiler oluşsa bile bu stratejileri yaşamla buluşturabilecek somut araçların ve mekanizmaların geliştirilmemesi olmaktadır. Örnek olarak, “halk meclisleri” şimdiye kadar yerel iktidarı alan bütün sosyalist yapıların uygulamada görmek istedikleri temel amaçlar arasındadır. Fakat bu amaç, sayısal verilere dayanan yeterli araştırma ve sosyal alan çözümlemesinin yapıldığı örnek mahalle meclislerinden başlanmadığı oranda uygulamaya konulduğunda başarısızlıkla sonuçlanan denemelere dönüşecektir. Yalnızca geçmiş devrimci deneyimlere dayanarak uygulanmaya çalışılan yöntemlerin dogmatizmi doğuracağı açıktır.

Bununla beraber, bir diğer sorunlu anlayış da halk meclisi benzeri yapıları mutlaklaştırarak bu yapılara gereğinden fazla paye biçmektir. Her şeyi halkın kararları etrafından şekillendirmeye çalışan bir politik yaklaşım yerel iktidarları liberalizme demirleyecektir. Burada unutulmaması gereken temel konu halkın farklı sınıf ve katmanlara sahip olduğu ve bu yapı içerisinde farklı güç ve çıkar grupları bulunabileceğidir. Örnek vermek gerekirse; bir yerel mecliste yapılacak olan HES toplantısında, bu yerelin doğal ve kültürel değerlerine zarar vermesi olası bu uygulamanın, pekala kabul görebileceği durumlar olacaktır. Şirket sahipleri veya yerel devlet kurumları, yöreye gelir ve kalkınma sağlayacağı gerekçesiyle bu tür manipülasyonlara başvurarak, halkla farklı çıkar ilişkileri geliştirebileceği sıklıkla görülmüştür. Burada açığa çıkan esas sorun; bu ve benzer problemlere ilişkin toplumsal muhalefetin, sorun alanlarına ilişkin yetersiz ve özensiz çalışma biçiminden kaynaklanmaktadır. Bu durum devrimci-halkçı kesimlerin halkla yeteri kadar öğrenme ve öğretme sürecine girmediğinin göstergesidir. Böylelikle, halkla olan güven ilişkisi aşınmaya başlamaktadır.

d28961895c7c54ae9533907058a4c3d1_original

Son olarak yerel yönetimler, ne sistemin yerellerdeki basit bir uzantısı ne de kapitalizmden bağımsız demokrasi adacıklarıdır. Bu alanlar, ezilen ve ezen sınıfların çelişen çıkarlarının çatışma alanını temsil etmektedir. Bu kapsamda sınıf mücadelesi keskinleşip geliştiği ölçüde bu yapılar değişerek sistem karşıtı bir pozisyona gelebilirler. Dolayısıyla, en basitinden en karmaşığına kadar yerel yönetimleri, devrimci iddiaya sahip politik anlayışların yönetsel stratejilerinin nüvelerini görebileceğimiz temel yapılar olarak ifade edebiliriz.

Katılımı yönetmek…

Ali Rıza Avcan

Bir süredir “katılımcı bütçe” uygulaması çerçevesinde Brezilya’nın Porto Alegre kentindeki katılım süreciyle ilgili okumalar yapıp, bir kent ve eyalet boyutunda örgütlenen katılım sürecinin nasıl yönetildiğini ayrıntılarıyla öğrenmeye çalışıyorum.

Haliyle böyle bir çalışma yaparken okuduğum, gördüğüm ya da yaşadığım kentte bugüne kadar bizzat dahil olduğum katılımcı süreçlerde neler yaşadığımızı hatırlayıp ikisi arasında karşılaştırmalar yapıyorum.

Bu karşılaştırmalar sırasında burada yaşadığımız bazı sıkıntı ve sorunların oralarda da yaşandığını görüp teselli olmakla birlikte; Porto Alegre kentinde uzun bir süredir uygulanmakta olan sistemin nasıl şekillendirildiğini, olumlu ya da olumsuz sonuçlardan nasıl dersler çıkarıldığını ve sistemin bu geri bildirimler çerçevesinde nasıl değiştirilip yenilendiğini görüp yaşadığım kent adına üzülüyorum.

Çünkü biz, açık bir ifadeyle katılım denilen süreci nasıl yöneteceğimizi bilmiyoruz.

madrid_-_acampada_sol_-_110520_225731

Bunu size yakın zamanda yaşadığım iki örnek olayla açıklamaya çalışacağım:

İzmir Ulaşım Ana Planının güncellenmesi çalışmalarının başladığı 2015 yılının son aylarında yapılan ilk sivil toplum kuruluşları toplantısında konuyla ilgisi olduğu halde birçok dernek, vakıf ve oluşumun toplantıya davet edilmediğini, davet edilip katılanların sayısının yetersiz olduğunu gördüğümde yetkililerden davetlilerin nasıl belirlendiğini sorarak kendilerine yardımcı olmak istemiştim. Onlardan aldığım bilgi ve bana verilen davetli listesini  gördüğümde ilk fark ettiğim şey, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinde İzmir’de ulaşımla ilgili konularda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili bir veri tabanının olmadığıydı. Toplantıyı düzenleyenler ellerinde böyle bir veri olmadığı için İzmir Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’ne başvurarak konu ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının isimleriyle iletişim bilgilerini sormuşlar ve o birimin verdiği bilgilere göre çağrı yapmışlardı. Tabii ki elimden gelen yardımı yaparak bildiğim duyduğum ya da ilişki içinde bulunduğum tüm sivil toplum kuruluşlarını bir liste halinde teslim ederek bir sonraki toplantının nitelik ve nicelik yönünden daha iyi olması için gayret göstermiştim.

İkinci örnek olayı ise, 2016 yılı Mart-Aralık döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Barış Karcı‘nın talebi üzerine gönüllü olarak İzmir Kent Konseyi Uygulama Yönergesi taslağını hazırladığım süreçte yaşadım. Amacım, katılımcılarla birlikte hazırlamayı hedeflediğim yönerge metninin, konseyin tüm iç ve dış paydaşlarının görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri doğrultusunda tartışılıp belirlenmesiydi. Yaptığım plana göre bu amaçla akademisyenlerin katılımıyla oluşturulan özel bir çalışma grubu, toplantılar, çalıştaylar, yüz yüze görüşmeler ve anketler yaparak paydaşların katkısını alacaktı. İnternet ortamında yapılacak anketler için birlikte çalıştığım profesyonel bir araştırma firmasından sponsor desteği bile sağlamıştım. Ancak ortada çok büyük bir eksiklik vardı: İzmir Kent Konseyi üyesi olarak tanımlayabileceğimiz kurumsal ve bireysel katılımcıların cep telefonlarıyla elektronik posta adreslerinden oluşan iletişim bilgilerini kimse bilmiyordu. Bu bilgileri gösteren bir liste hazırlanmamış, olanlar da güncellenmemişti. İzmir Kent Konseyi‘nin kurulduğu tarihten itibaren başvuran herkesin iletişim bilgileri bir deftere kaydedilmişti ama bu bilgiler yenilenip güncellenmediği için hiç bir işe yaramıyordu. Yaz aylarının rehaveti içinde alelacele oluşturulan özel bir çalışma grubu bir şeyler yapmaya çalıştı ama sonuç alamadı. Sonuçta sırf katılımcıların iletişim bilgileri mevcut olmadığı için, diğer toplantı ve çalıştaylarla yüz yüze görüşmelerin yapılamayışı gibi, o anketler de yapılamadı. Sırf katılımcıların iletişim bilgileri bilinmediği, katılımcılara ulaşılamadığı için…

Oysa Porto Alegre ile ilgili yayınlarda “katılımcı bütçe” çalışmalarına hangi bölgeden kimlerin katıldığı, katılımcıların konu ve zaman itibariyle nasıl bir tutum izledikleri, katılım konusundaki görüş, düşünce, eleştiri ve önerileri, katılım düzey ve performansları, katılmayanların kimler olduğu ve neden katılmadıkları, katılımın kalite, yoğunluk ve yaygınlık açısından zenginleştirilmesi için neler yapıldığı, hangi önlemlerin alındığı, bu kararların nasıl alındığı, bu konularda ne gibi sorunlar yaşadıkları gibi birçok bilgiyi öğrenmemiz; kısacası amatörce başlayan bir katılım sürecinin bilinçli bir şekilde hangi düzeye yükseltildiğini görebiliyorsunuz. Böylelikle bir anlamda Brezilya’nın 1.300.000 nüfuslu herhangi bir kentinde yaşananları, bu alanda biriktirilen deneyimleri öğrenip aynı heyecanla başka bir ülke ya da kentte aynı şeyleri yapmayı düşünebiliyorsunuz.

Biz araştırmacılar, bir bütünle ilgili bilgileri onu analiz edip öğrenmeye kalktığımızda oluşturduğumuz araştırma evrenine, o bütünü temsil eden her parçanın dahil olup olmadığına bakarız. Gerek nicel gerekse nitel araştırmalarda elde ettiğimiz sonuçların geçerli ve güvenilir olabilmesi için oluşturduğumuz örneklemin bütünü gerçek anlamda temsil etmesini, onu aynıyla yansıtmasını isteriz. O nedenle, oluşturduğumuz örneklemde bütünü oluşturan unsurların tümü yer almadığında ya araştırmayı iptal ederiz ya da sonuçları açıklarken bunu özellikle belirtiriz.

İşte bu anlayış ve alışkanlıkla, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bugüne kadar davet edildiğim ya da edilmediğim her katılım aşamasında, o sürece kimlerin katıldığını, katılanların neleri ya da kimleri temsil ettiğini, sürece kimlerin neden katılmadığını, katılanların ortaya çıkan sonuçtaki etkilerini ve benzerleri konuları hep araştırıp durdum. Sonuçta da akademisyen ya da belediye bürokratı gibi kesimlerin bu tür etkinliklerde diğer kesimlerin aleyhine bir ağırlık taşıdığını görerek katılımcı sürece katılanların bütünü temsil etmedikleri konusunda yetkilileri uyarmaya çalıştım.

Katılım 101

Çünkü katılım dediğimiz yöntem, bizlere temsili demokrasi ile elde edemediğimiz daha demokratik bir süreci vaat ettiği için bu yöntemi uygulamaya çalışıyor çabalıyoruz. O nedenle, daha demokratik olma amaç ve iddiasındaki bir yerel yönetimin, bu sonuca ulaşırken izleyeceği yöntemlerin de daha demokratik olması, konu ile ilgili olan ya da toplumdaki; daha doğrusu kentteki tüm kesimleri bu sürece, bilinçli bir şekilde dahil etmesi, bu süreci mümkünse ayrı bir birim tarafından başarılı bir şekilde yönetmesi, izlemesi, değerlendirmesi, değişik birimler tarafından yürütülen katılım süreçleri arasındaki eşgüdümü sağlaması ve aynen Porto Alegre‘de olduğu gibi katılım sürecini geliştirerek, yaygınlaştırarak ve yoğunlaştırarak devamlı yenilemesi, güncellemesi gerekiyor.

Tabii ki üstün bir katılımcı ve çoğulcu demokrasi bilinciyle…

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve saydamlık…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014, 2015 ve 2016 yılları faaliyet raporlarının son bölümünde yer alan bilgilere göre; İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sermayesine ortak olduğu 12, sermayesine ortak olduğu şirketlerin kurduğu 3 şirket olmak üzere toplam 15 şirketi bulunmaktadır. Bu şirketleri faaliyet raporlarındaki sırasına göre şu şekilde listeleyebiliriz:

1. İzbeton – İzmir Büyükşehir Belediyesi Beton ve Asfalt Enerji Üretim ve Dağıtım Tesisleri Su Kanalizasyon Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi.

2. Grand Plaza – İzmir Büyükşehir Belediyesi Grand Plaza Gıda, Otelcilik ve Turizm İşletmeleri Anonim Şirketi.

3. İzfaş – İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri Ticaret Anonim Şirketi.

4. İzbelcom – İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Korunması İyileştirmesi Müşavirlik ve Proje Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

5. İzenerji – İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları Temizlik Bakım ve Organizasyon Hizmetleri Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

6. İzelman – İzelman Genel Hizmet Otopark Özel Eğitim İtfaiye ve Sağlık Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketi.

7. Ege Şehir Planlama – Ege Şehir Planlaması Enerji ve Teknolojik İşbirliği Merkezi Anonim Şirketi.

8. İzdeniz – İzmir Deniz İşletmeciliği Nakliye ve Turizn Ticaret Anonim Şirketi.

9. İzulaş – İzmir Ulaşım Hizmetleri Makine Sanayi Anonim Şirketi.

10. İzban – İzmir Banliyö Taşıma Sistemleri Ticaret Anonim Şirketi.

11. İzmir Enternasyonel Otelcilik Anonim Şirketi.

12. İzmirgaz – İzmir Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketi.

13. İzmir Metro – İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro İşletmeciliği Taşımacılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

14. Ünibel – Ünibel Özel Eğitim Bilgi Teknolojileri ve Dijital Yayıncılık Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

15. İzmir Jeotermal – İzmir Jeotermal Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi.

Bu listeye, İzmir Büyükşehir Belediyesi Egeşehir Planlama Enerji ve Teknolojik İşbirliği Merkezi Anonim Şirketi‘nin 2012 yılında 20.000.-TL, 2016 yılında da 3.000.000.-TL. vererek ortak olduğu  Tarkem, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi ile 2017 yılı içinde 30.000.000.-TL. vererek ortak olduğu Tetusa Özel Sağlık Hizmetleri Termal Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi dahil edildiğinde şirketlerin toplam sayısı 17’ya çıkmaktadır.

Egeşehir Planlama A.Ş.‘nin % 30 oranında ortak olduğu Tarkem A.Ş.‘nin hem 2016 yılı hem de daha eski faaliyet raporlarında belirtilmemiş olması ve bu şirketin çalışmaları hakkında hem belediye meclisine hem de kamuoyuna bilgi verilmemiş olması dikkat çekici ve önemli bir eksiklik olup; buna benzer başka şirket bilgilerinin de faaliyet raporuna dahil edilmemiş olması ihtimal dahilindedir. 

Bu şirketlerin taahhüt edilmiş ya da ödenmiş sermayelerini dikkate aldığımızda ise, sermayesi bilinmeyen İzmir Enternasyonal Otelcilik Anonim Şirketi dışında kalan 16 şirketin toplam 3.091.356,010.-TL‘lık bir sermayeye sahip olduğu görülmektedir.

Her bir şirketin sermayeleriyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu şirketlerdeki pay oranını; ayrıca, 2017 yılı Temmuz ayı itibariyle yönetim kurullarında görevli olanları  ve bu şirketleri denetleyen bağımsız denetim şirketlerinin ismini aşağıdaki tabloda görebilirsiniz.

Sayfa 1

 

İBB Şirket Yönetim Kurulları (18.07.2017)_Sayfa_2

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir Enternasyonal Otelcilik Anonim Şirketi dışındaki toplam 16 şirkette yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı, üye, murahhas üye gibi değişik adlarla tanımlanan toplam 147 kişinin yer aldığı; bu 147 kişiden 2 tanesinin 5 ayrı şirkette (Zeliha Gül Şener,  Hilmi Özer), 4 tanesinin 3 ayrı şirkette (Ardahan Totuk, Hakan Öztürk, Barış Karcı, Aziz Kocaoğlu), 11’inin de 2 ayrı şirkette (Adnan Çelikkal, Ali Celal Ergin, Aydın Güzhan, Canan Mut, Erhan Bey, Hüseyin Kırmızı, Mehmet Sayar, Pınar Meriç, Sönmez Alev, Tayfun Serhat Berkol, Uğur Yüce) görev yaptığı görülmektedir.

Bu kadronun çoğu kez, yöneticiliğini yaptığı şirketin mesleki bilgilerine sahip olmadığı, genellikle yıl ölçeğinde değiştirildiği ve belediye başkanı tarafından yapılan görevlendirmelerde “güvenilir olma” kriterinin dikkate alındığı, güven duygusunun daha fazla olduğu kişilerin de doğal olarak daha fazla şirketin yönetim kurulunda görev yaptığı anlaşılmaktadır.

how-to-hold-your-co-workers-accountable

Şirketlerin faaliyet konularının ise oldukça fazla ve çeşitli olduğu; adeta her bir belediye hizmeti için ayrı bir şirket kurulduğu ya da mevcut şirketlerin faaliyet konularına eklendiği görülür. Tüm şirketlerin faaliyet konularını sıralamaya kalktığımızda karşımıza alfabetik olarak şöyle bir liste çıkmaktadır:

Asfalt yapımı, bakım, beton yapımı, bilgi teknolojisi, çevre koruma ve iyileştirme, deniz işletmeciliği, dijital yayıncılık, doğalgaz dağıtımı, enerji üretimi ve dağıtımı, fuarcılık, genel hizmetler, gıda, insan kaynakları, itfaiye, inşaat, kanalizasyon yapımı, jeotermal enerji, kültür ve sanat, makine, metro işletmeciliği, müşavirlik, nakliye, organizasyon, otelcilik ve turizm işletmeciliği, otopark, özel eğitim, proje yapım, sağlık, su, şehir planlama, taşımacılık, teknoloji, temizlik, ulaşım ve yatırım.

Bu şirketlerin çoğu İnternet sayfasına sahip olmasına ve İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü bulunmasına karşın hiçbir şirketin bilançosu ile kar-zarar tablolarının bu bölümde yer almadığı; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait faaliyet raporlarının hiç birinde bu konularda bilgi verilmediği görülmektedir.

Bu nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ortağı olduğu 17 şirket itibariyle bir “kapalı kutu” durumunda olup bu şirketlerin kar, zarar ve performanslarıyla bilançoları hakkında halka bilgi vermemekte, verilmesi için talepte bulunduğumuzda ise ya “ticari sır” gerekçesiyle bilgi vermekten kaçınmakta ya da Türk Ticaret Kanunu’nun hükümlerini öne sürerek zorluk çıkarmaktadır.

Buna bir de, Burhan Özfatura zamanında Hilton Oteli’nin yapımı için verilen 7.200 metrekare arsa için % 23,84 oranında ortak olunan İzmir Enternasyonal Otelcilik Anonim Şirketi’nin bir “muamma” olan durumu da eklendiğinde, İzmir halkının oluşan zararlar nedeniyle nasıl bir yük üstlendiği net bir şekilde bilinmemekte, bilinmesi için yaptığımız tüm girişimler ne yazık ki sonuçsuz kalmaktadır.

Oysa, saydamlığı, hesap verebilirliği ve katılımcılığı savunan, hak, hukuk ve adalet için mücadele eden bir siyasi partinin yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, AKP’nin kendi defoları için çıkardığı kanunları bahane etmeden ya da bizlere eksik/yanlış bilgi vermeden önce tüm bilgilerini, istemeye bile gerek duymaksızın kendinden emin bir şekilde kamuoyuna açıklaması, bu konuda hiçbir sakınca, tedirginlik ve korku duymaması gerekmektedir.

Tekne & Delik

Size son bir soru….

Yukarıdaki tablodan da göreceğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tüm şirketlerini İstanbul merkezli bir bağımsız denetim şirketi denetlemektir…

Niye İstanbul merkezli bir şirket? Bu şirketi seçerken acaba hangi kriterler uygulanmıştır? Bu denetimi yapabilecek bir şirket İzmir’de yok mudur?