“Sürdürebilirlik” diyorum; ama, sürdüremiyorum…”

Ali Rıza Avcan

Neoliberal yaklaşımın dilimize pelesenk ettiği* sözcüklerden biri de, Latincenin “sustinere” sözcüğünden türetilip İngilizcede “Sustainability” halini almış olan “sürdürülebilirlik” sözcüğüdür.

Sözcüğün Almanca kökeni “Nachhaltigkeit” ise 1713’te Saksonya’da bir ormancılık risalesinde ilk kez “Ormandan yalnızca yeniden yetişebilecek kadar ağaç kesilmelidir” anlamında kullanılmış.

Sürdürülebilirlik” sözcüğünde ise ne ormanın hafızası ne yükün ağırlığı var. “Sürdürmek” ilk akla gelen şekliyle devam ettirmek anlamına geliyor. Kullanılan fiil, pasif, nötr, neredeyse bürokratik bir fiil. Çünkü “-ebilir” olanak bildirmekte, “-lik” de soyut isim yapmaktadır. Ortaya çıkan bileşik ise “devam ettirilebilme hali” gibi bir anlama geliyor. O nedenle de bu sözcüğün hiçbir imgesi, hiçbir duygusu, hiçbir bedeni bulunmamaktadır…

Sözcük önce;

📌İhtiyaçları doğal kaynakları tüketmeden ve gelecek nesillerin haklarını tehlikeye atmadan karşılama, karbon ayak izinin azaltılması gibi çevresel anlamda kullanılmış olsa da; zaman içinde

📌Kaynakları tüketmeden ekonomik büyümeyi sağlama, İnovasyon, Ar-Ge ve yeşil yatırımlarla sürdürülebilir tarım ve üretimi ifade etmek amacıyla ekonomik,

📌Toplumsal eşitlikle hak ve özgürlüklerin sağlanması, yaşam kalitesinin artırılması ve toplumsal bütünlüğün korunması anlamında toplumsal ve

📌Kültürel inanç ve uygulamalarla kültürel mirasın korunması, kültürün kendi varlığı olarak sürdürülmesi boyutunda kültürel anlamda kullanılmaya başlanmış;

Böylelikle, neredeyse yaşamla ilgili her şeyin sürdürülebilirliğinden söz edilmeye başlanmıştır.

Oysa bütün bu durum ve olguları Türkçedeki “süreklilik“, “sürdürmek“, “sürdürebilmek“, “devamlılık“, “devam ettirmek“, “daimi” ve “daimilik” gibi hepimizin bilip kullandığı sözcüklerle ifade etmek ve daha anlaşılır olmak varken İngilizcedeki “ability” sözcüğünün bire bir çevrilmesi suretiyle yaratılan “sürdürülebilirlik” sözcüğü geldi hayatımızın tam ortasına oturup gereksiz bir şekilde sık sık kullandığımız bir sözcük haline geldi…

Hem de devamlılığın, kendi sözcükleriyle sürdürülebilirliğin sağlanamadığı durumlarda sanki “şıracının şahidi” gibi gerçek dışı durumlara şahit yapılmak amacıyla kullanılan bir sözcük olarak…

Sayın Bedriye Emir, Müessesemizde başarılı geçen hizmetlerinizin bir hatırası olarak en iyi dileklerimizle… Sümerbank İzmir Basma Sanayii Müessesesi”

Bugünkü yazımın giriş bölümünü oluşturan “sürdürülebilirlik” sözcüğünün kullanımı ile ilgili görüş ve yorumlarımın tam da bu noktasında, kendi söylem ve yayınlarında “sürdürülebilirlik” sözcüğünü üstüne basa basa sık sık kullanan; ama, bunu uygulamalarına yansıtmayan biri resmi, diğerleri sivil ve ticari olmak üzere üç ayrı İzmir kurumunun bir zamanlar başarıyla yaptıkları işi bugün nasıl sürdüremediğini örnekleyerek anlatmaya, söylemleri ile eylemleri arasındaki ciddi kopukluğa dikkat çekmeye çalışacağım.

Bu üç kurumdan biri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘na bağlı olup hazırladığı 220 sayfalık 2024-2028 dönemi İzmir Bölge Planı‘nda “sürdürülebilirlik” sözcüğünü 32 kez kullanan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA),

İkincisi, kendisine ait 144 sayfalık 2023-2026 Stratejik Planı‘nda “sürdürülebilirlik” sözcüğünü 15 kez kullanan İzmir Ticaret Odası (İZTO),

Üçüncüsü de “sosyal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemeyi” kendine misyon edinip sürdürülebilir yaşam için yaratıcı ve dönüştürücü çözümler üretmeyi vizyonu olarak belirleyen İzmir Ticaret Odası (İZTO) tarafından kurulmuş olan İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ)‘dir.

Şimdi ben de sizlere sürdürülebilirliği kendisine ilke edindiğini söyleyen bu üç kurumun kendilerine teslim edilen Cumhuriyet emaneti Sümerbank kumaş deseni kataloglarını, 2015-2018 sonrasında bilgi edinme hakkını kısıtlayıp yok edecek şekilde nasıl halktan kopardığının hikayesini anlatmaya çalışacağım:

1946 yılında Konak ilçesinin Umurbey mahallesi sınırları içinde ve Yeşildere kenarındaki geniş bir alanda kurulan ilk Sümerbank fabrikası için bir İngiliz şirketine 140 adet tezgah siparişi verilir ve burada 1947 yılından itibaren Nazilli Sümerbank Basma Sanayii için ham bez üretilmeye başlanır.

İmalathane daha sonra 5 Kasım 1953 tarihinde hizmete giren iplik ve dokuma işletmesi ve 1 Ocak 1955′ tarihinde hizmete giren basma işletmesi ile büyüyerek 27’si üretime, 10’u idari ve sosyal amaçlara hizmet eden 37 yapılık büyük bir fabrikaya dönüşür. Basma, pazen, saten, emprime, merserize döşemelik, divitin, hasse ve pike kumaşların üretildiği fabrikada 1960 yılı itibariyle 136 memur, 1.668 işçi, 1980 yılı itibariyle 140 memur, 2.168 işçi, kapatıldığı 2000 yılı itibariyle 50 memur, 679 işçi çalışmaktadır. (1)

Bu arada fabrikada üretilen kumaşların desenlerinin çizimi için 15.08.1955, 17.01.1957 ve 06.09.1957 tarihlerinde İsviçreli gravür uzmanı Georges Vuillamenet’in Sümerbank İzmir Basma Sanayi Müessesesi’nde çalıştırılması için Bakanlar Kurulu’ndan izin alınır, böylelikle Sümerbank kumaşlarında 1950’li yıllarla birlikte Avrupa ölçeğinde çağdaş desenlerin yer alması sağlanır.

İzmir Sümerbank Basma Sanayii Fabrikası, 1950’li yıllardan sonra gelişen özel dokuma, tekstil ve konfeksiyon sektörüne rakip olup zorlamaması, Sümerbank fabrikalarından çıkarılacak kalifiye elemanların özel sektöre devri ve elinde bulunan değerli taşınmazların rantından yararlanılması amacıyla 14 Ekim 2000 tarih, 2000/83 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile kapatılmış, 159.626 m2’lik arazisi 19 Ağustos 2003 tarihinde eğitim hizmetlerinde kullanılmak koşuluyla bedelsiz olarak İzmir İl Özel İdaresi’ne devredilmiştir.

İzmir Sümerbank Direnişi, 2001

Fabrikanın özelleştirilip kapatılması aşamasında fabrika işçileri uzun bir süre kahramanca direnip mücadele etseler de, hem işçilerin üye olduğu TEKSİF sendikasının pasif tutumu, hem de Deniz Baykal‘ın genel başkanlığındaki CHP gibi muhalefet partilerinin fabrikaya ve işçilere sahip çıkmayışı nedeniyle her gün girip çıktıkları ekmek kapılarının kapanışına tanık olup direnişlerine son vermek zorunda kalırlar.

Fabrika, özelleştirme çalışmalarının ilk aşamasında özel bir vakıf üniversitesi inşa edilmesi amacıyla İzmir Ticaret Odası Eğitim Vakfı‘na verilmek istenmesine rağmen, işçilerle sivil toplum kuruluşlarının karşı çıkması nedeniyle eğitim çalışmalarında kullanılmak üzere İzmir İl Özel İdaresi‘ne verilir ve ardından fabrika alanında lise eğitimi düzeyinde faaliyette bulunan 5 meslek okulu (Çok Programlı Anadolu Lisesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Otelcilik ve Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Denizcilik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi) Nevvar-Salih İşgören Kampüsü adı altında inşa edilip eğitim faaliyetine başlar.

İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu, fabrika taşınmazlarının İzmir İl Özel İdaresi‘ne devredildiği tarihten önce verdiği 20.03.2001 tarih, 9212 sayılı kararında, “endüstri arkeolojisi kapsamında anılan taşınmazlara ait üretim araçlarının mimari bütünlük içerisinde korunmasına”, sonrasında verdiği 8 Nisan 2004 tarih ve 3500/2384 sayılı ikinci kararında da “basma işleme binasının; içinde yeterli miktardaki üretim araçlarının teknoloji ve müzecilik anlayışına uygun olacak şekilde sergilenmesi, endüstri müzesi yapılması, diğer üretim araçlarının ilgili kurumca uygun görülecek biçimde değerlendirilmesi” şeklinde karar vermiş olmasına karşın; bugüne kadar bu kararlar dikkate alınarak ayrı bir endüstri müzesi kurulmamış, kompleksteki üretim araçlarıyla ilgili ayrı bir tespit ve inceleme yapılmadığı için kurul kararına rağmen fabrikadaki üretim araçları aradan geçen süre içinde birer birer ortadan kaybolmuştur. (2)

19 Ağustos 2003 tarihli protokolle İzmir İl Özel İdaresi‘ne sadece fabrikanın taşınmazları devredildiği halde, bu devirden sonra fabrika binalarının korunması için hiçbir çaba harcamayan özel idare, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu‘nun 20.03.2001 tarih, 9212 sayılı kararında dile getirilen “endüstri arkeolojisi kapsamında anılan taşınmazlara ait üretim araçlarının mimari bütünlük içerisinde korunmasının esas alınması.” kararını dikkate almaksızın, bir kısım İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesinin yıkıntı halindeki fabrika binalarına izinsiz girerek buldukları kumaş desenleriyle üretim aracı niteliğindeki düğme, etiket ve baskı kalıbı gibi birçok taşınır malzemeyi sahiplenmesi üzerine, 44 yıllık Sümerbank emeğinin ürünü değerli taşınır kültür mirasını yetkisi olmadığı halde söz konusu kurul kararını çiğneyerek eğitim amacıyla İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ne vermiştir. (3)

İzmir İl Özel İdaresi‘nin 6360 sayılı yasa uyarınca kapatıldığı 2012 sonrasında Sümerbank mallarının paylaşımı konusunda İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında, işin içine İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO)‘nın da dahil olduğu çetin bir mücadele yaşanmış ve en nihayetinde fabrikanın bulunduğu arsalar ve binalar Hazine‘ye, fabrika alanının karşısındaki lojmanların bulunduğu parsel ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne verilmiştir.

Halkapınar tesislerinde soyunma odalarında tespit edilen kumaş arşivlerinin saklandığı bazı çekmece sistemleri“, Fotoğraf: F. Dilek Himam, 2006.

200.000’i aşkın kumaş deseninden oluşan kültürel miras niteliğindeki bu muazzam koleksiyonun yetkisiz bir kurum tarafından İzmir Ticaret Odası‘na bağlı özel bir vakıf üniversitesine verilmesinden sonra hayata geçirilen tek yararlı iş ise, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Ticaret Odası (İZTO) arasında yürütülen 2014 tarihli bir proje çerçevesinde bu koleksiyona sahip çıkılarak;

1. İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarım Bölümü tarafından bu kataloglardan seçilen desenli kumaşlarla dikilen dönem giysilerinin, önce 14-27 Kasım 2015 tarihleri arasında İzmir Ahmed Adnan Saygun Külltür Merkezi‘nde, 27 Ekim-13 Kasım 2016 tarihleri arasında Aydın Arkeoloji Müzesi‘nde, 19 Ocak-5 Mart 2017 tarihleri arasında Bursa Merinos Tekstil Sanayi Müzesi‘nde ve son olarak 12 Ocak-12 Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri Sergisi” adıyla sergilenmesi ve bu sergiler için aynı adla bir sergi kataloğunun hazırlanması, (4)(5)

2. 6.000’e yaklaşık kumaş deseninin yer aldığı “TUDİTA-Türkiye Dijital Tekstil Arşivi” adıyla oluşturulan http://www.tudita.com adresindeki İnternet sayfasının, 13 Kasım 2015 tarihinde yayına görmesi, (6) (7)

3. Fabrikadaki taşınır mallara tasarruf etme yetkisi olmayan İzmir İl Özel İdaresi‘nin, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun kararlarına rağmen kumaş desenleriyle ilgili kataloglarıyla baskı kalıbı, düğme ve etiketleri izin almaksızın fabrika alanından çıkaran İzmir Ekonomi Üniversitesi görevlilerine verdiği izin sonrasında fabrikaya giren ekip üyelerinden Fehmiye Dilek Er‘in bu malzemeleri kullanarak 2011 yılında “Sümerbank İzmir Halkapınar Basma Sanayi Müessesesi’ne Ait Desen Albümlerinin İncelenmesi, Arşivlenmesi ve Korunması” başlığıyla kendisiyle ilgili sanatta yeterlik tezini yazması,

4. Koleksiyondaki kumaş desenlerinin değerlendirilmesi suretiyle İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyeleri Ender Yazgan Bulgun, Elvan Özkavruk Adanır ve Dilek Himam Er tarafından hazırlanan “Türkiye Baskı Desenleri Tarihi: Sümerbank Örneği 1956-2001” ismini taşıyan 441 sayfalık bir kitabın İzmir Ekonomi Üniversitesi tarafından 2015 yılında yayınlanmış olmasıdır.

Aynen padişahın ihsanıyla Berlin‘e götürülen Bergama Zeus Tapınağı‘nın ihtiyaç duyduğu bakım ve restorasyonlar yapıldıktan sonra sahiplenilip Berlin‘deki Pergamon Müzesi‘nde sergilenmesinde olduğu gibi…

Ancak bugün eğitimde kullanılması amacıyla İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ne verilen kumaş desenlerinden 6.000’inin yüklendiği “TUDİTA-Türkiye Dijital Tekstil Arşivi” adı verilen İnternet sayfası çalışmamakta, 200.000’i aşkın kumaş deseninden oluşan koleksiyon İzmir Ticaret Odası‘na ait İzmir Ticaret Tarihi Müzesi‘nde sergilenmek yerine yakın zamanda kişisel veri sızıntısıyla siber zorbalık skandalının yaşandığı İzmir Ekonomi Üniversitesi‘nin güvenlik açısından riskli depolarında saklanmakta, yayınlanan sergi kataloğu ve kitap ise sadece İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Ekonomi Üniversitesi kütüphanelerinde bulunmakta, kentteki Dokuz Eylül, Ege, Katip Çelebi, Yaşar ve Demokrasi üniversitelerinin kütüphaneleriyle İzmir Milli Kütüphane gibi kentin diğer önemli kütüphanelerinde bulunmamakta, Türkiye çapındaki hiçbir kitapçı ya da sahaf tarafından satılmamaktadır.

Kısacası, İzmir Sümerbank Basma Sanayii Müessesesi‘nin yıkıntı halindeki binalarından, taşınmaz malların asıl sahibi Sümer Holding A.Ş.‘den izin almak yerine yetkisiz İzmir İl Özel İdaresi‘nden alınan izinle sahiplenilen kumaş deseni katalogları ve diğer üretim araçları, 2015-2018 dönemi sonrasında eğitim amacıyla kullanılmamakta, bu taşınır kültür mirası halka, bilim insanlarına ve uzmanlara sunulmak yerine bu koleksiyonu elinde tutanların kişisel amaçlarına hizmet eden bir malzeme olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca telif ve mülkiyet hakları açısından sanat eseri niteliğindeki her bir desenin aynı işi yapanlarca izinsiz kullanımını izleyip engellemek konusunda ne yapıldığı ise bilinmemektedir.

Cumhuriyet Dönemi‘nin kısıtlı kaynakları çerçevesinde, aralarında İsviçreli Georges Vuillamenet‘in de bulunduğu Sümerbanklı uzmanlar tarafından üretilen 200.000 adet kumaş deseninden oluşan bir koleksiyon, aradan geçen 10-11 yıllık sürenin sonunda bu üç kurumun bizlere taahhüt ettiği “sürdürülebilirlik” çerçevesinde ne yazık ki bugünlere gelememiş, bilgi edinme hakkı çerçevesinde ulaşıp yararlanabileceğimiz bir bilgi kaynağı olmaktan çıkmış ve kişisel veri sızıntılarının yaşandığı bir ortamda saklanıp bilimsel çalışma etiğine aykırı bir şekilde katalogları elinde bulunduran akademisyenlerin kariyer yolculuklarına malzeme olmuştur.

İzmir Sümerbank’tan geriye kalan…

2015-2018 döneminde İzmir Ticaret Odası (İZTO) ile İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) ve İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)‘nın oluşturduğu işbirliği çerçevesinde dijital ve basılı yayınlara konu olan Sümerbank kumaş desenleri kataloğuna dijital ya da basılı yayınlar yoluyla erişmek artık mümkün olmamakta ve bu koleksiyon 2018’den bu yana bir koleksiyonu elinde bulunduran akademisyenin kendi kişisel çalışmalarına konu olmaktadır.

Hatta İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü ile ilgili İnternet sayfasının “Görsel Arşiv/Dijital Kataloglar ve Yayınlar” bölümünde “Defile Katalogları“, “Dergi 5,5” ve “Moda Kritiği Editoryal” linkleri bulunduğu halde Sümerbank kumaş desenlerine ait bir bölüm ya da link bulunmamaktadır.

İşte bütün bu nedenlerle, toplumun bilgi edinme hakkının sürdürülebilirliğini; yani, başka bir deyişle bilginin yaygınlaşıp toplumsallaşabilmesi için kamusal anlamda paha biçilmez bu kültürel mirasın özel kullanımdan çıkarılıp tescillenmesi suretiyle İzmir Ticaret Odası bünyesinde ve Kültür ve Turizm Bakanlığı denetimindeki İzmir Ticaret Tarihi Müzesi‘ne devri suretiyle tüm bilim dünyasının ve halkın bilgi ve kullanımına sunulması uygun olacaktır.

Evet, o değerli kumaş desenlerini kendilerine emanet edilen fabrika içinde bırakıp gidenler asıl suçlu olmakla birlikte; o katalogları ve diğer üretim araçlarını o konuda yetkisiz olan İzmir İl Özel İdaresi‘nden izin alarak kendilerine mal edenler, bu katalogları temizleyip onararak yeniden kullanılır hale getirmek suretiyle ne kadar yararlı bir iş yapmışlarsa da; kataloglardaki bilgiyi kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmak suretiyle -bence- o suçun ortağı olmuşlardır….

O nedenle fabrikanın özelleştirildiği 2000-2001 yıllarında fabrika arsası ve binalarının İzmir Ticaret Odası’na verilmesi fikrine karşı çıkan fabrika işçileriyle sivil toplum kuruluşlarının ne kadar haklı olduklarını anlamış oluyoruz… Ya gerçekten fabrika tümüyle İzmir Ticaret Odası‘na verilmiş olsaydı, ne olurdu, nelere tanık olurduk acaba?

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(*) Bir sözü, kelimeyi veya ifadeyi yerli yersiz, sürekli ve alışkanlık haline getirerek sık sık tekrar etmek.

(1) Şükür, R., Sümerbank İzmir Basma Fabrikası (1943-2000), Gece Kitaplığı, Şubat 2025, Ankara.

(2) Şükür, R., Sümerbank İzmir Basma Fabrikası (1943-2000), Gece Kitaplığı, Şubat 2025, Ankara, sh.455

(3) Er, F. Dilek, Sümerbank İzmir Halkapınar Basma Sanayii Müessesesi’ne ait Desen Albümlerinin İncelenmesi, Arşivlenmesi ve Korunması, Yayınlanmamış Sanatta Yeterlik Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi,Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Anasanat Dalı, İzmir, 2011.

(4) Bozkurt, E., “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arasında Sümerbank Desenleri, Arkitera, 26 Aralık 2017, https://www.arkitera.com/etkinlik/bir-ulusu-giydirmek1956-2000-yillari-arasi-sumerbank-desenleri/#goog_rewarded

(5) “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri Sergisi Açıldı, İzmir Ekonomi Üniversitesi, 17 Kasım 2015, https://ffad.ieu.edu.tr/tr/news/type/read/id/4045

(6) Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri, İzmir Ekonomi Üniversitesi, 5 Ocak 2018, https://mt.ieu.edu.tr/tr/news/type/read/id/5199

(7) Akdemir, N., “Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri, Fashion Avenue, 11 Kasım 2015, https://nazakdemir.blogspot.com/2015/11/bir-ulusu-giydirmek1956-2000-yillari.html

Hatırlıyorum ve unutmuyorum!, İzmir endüstriyel mirasının emeğin miras hakkı boyutunda hafızası…

Ali Rıza Avcan

CerModern Sanat Merkezi’ne dönüşen TCDD 2. Cer Atölyesi…
TCDD 2. Cer Atölyesi, Benim rayların üstünden yürüyerek babama gittiğim yol…
Alsancak Tekel Tütün Fabrikası.

Böylesine bir çalışmaya niyetlenmemin en önemli iki nedeninden biri, bir demiryolları işçisi olan babamın çalıştığı TCDD Ankara 2. Cer Atölyesi‘nin şimdilerde soylulaştırılıp allanıp pullanan ışıltılı haliyle ve CerModern Sanat Merkezi adıyla, ikincisi ise 1999’da özelleştirilmesine karşı çıkıp mücadelesine destek verdiğim Tekel Alsancak Sigara Fabrikası‘nın önce terk edilip çökmesine izin verildikten sonra o metruk halinden kurtaran kahraman edasıyla kendi öz kimliğinden uzaklaştıran ve Kültür ve Sanat Fabrikası adıyla geçmişinden soyup kullanılmaya başlanmasıydı. Oysa CerModern‘de babamın ve onun arkadaş makinist ve ustaların yağlı ellerini, lokomotif ve vagonları bir an önce onarmak için koşturan terli insanların telaş ve heyecanını, Kültür ve Sanat Fabrikası‘nda ise orada çalışan kadın, erkek ve çocuk işçilerin yaşam mücadelesini oluşturan büyük bir geçmiş, mücadele dolu bir mazi vardı. O fabrikaların geçmişini oluşturan madeni yağ ve tütün kokuları dikkate alınmadan, o mekanlar içinden bizlere seslenen işçilerin, özellikle de ince parmaklı çocuk işçilerin acı, sömürü ve ıstırap dolu fısıltılarını dinlemeden yapılan restorasyonlar aslında bizlere geçmişi unutup hatırlamamamızı söylüyor. Çünkü “özelleştirme“, “kolcu“, “Reji” ve “TEKEL” gibi sözcükler onlar için işçi sınıfının ve tüm bir toplumun örgütlü mücadelesini hatırlattığı için unutulması gereken sakıncalı sözcüklerdi…

Aynen yakın zamanda, Havra Sokağı‘nda İzmir Yahudileri için kaşer (kosher) koşullarına uygun şarap üreten tarihi Politi Şaraphanesi‘nin, TARKEM tarafından tüm uyarılara rağmen bilinçli bir şekilde gerçek kimlik ve hafızasından uzaklaştırılarak, Tarihi Akın Pasajı adıyla restore edilip açılmasında yaşandığı gibi…

İzmir Tarihi Elektrik Fabrikası.

2024 yılının Nisan-Temmuz ayları arasında hazırlığını yaptığımız bu yeni çalışma ile kapitalizmin ülkemizde ilk geliştiği bu coğrafyada bir zamanlar bacası tütüp makineleri çalışan, işçilerin acımasızca sömürülüp sermayenin sürekli kazandığı mekȃnların bugün tek tek yok olup kaybolan ve hafızadan silinen endüstriyel hafızasını, emeğin ve onun örgütü olan sendikaların mücadele geçmişini, bu üretim merkezlerini çevreleyen işçi mahallelerindeki yaşamı ve insan ilişkilerini ele alan bir hafıza çalışması daha yapmak istedim. Hem de ilkinde olduğu gibi tek başına değil; bu konularda uzmanlaşmış dostlarım, arkadaşlarımla birlikte…

Şimdi gelin isterseniz, endüstriyel miras kavramı nedir, neleri kapsamaktadır, ona bakalım…

Endüstriyel miras kavramı, 10 Kasım 2014 tarihinde İrlanda‘nın başkenti Dublin‘de Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) ile Uluslararası Mirasın Korunması Komitesi (TICCIH) arasında imzalanan Endüstriyel Mirasın Korunmasına İlişkin İş birliği Çerçevesine İlişkin Mutabakat Zaptı‘nda “sitler, yapılar, kompleksler, alanlar ve peyzajlar yanında, onlarla ilgili makineler, eski veya devam eden sanayi süreçleri, hammaddelerin çıkarılması, ürüne dönüştürülmesi ve ilgili enerji ve taşıma altyapıları hakkında veri sağlayan nesneler veya belgelerden oluşmaktadır. Eski veya yeni, sanayi süreçleri üretmek ve ürünleri daha geniş pazarlara dağıtmak için hammadde sağlayan doğal kaynaklara, enerji ve taşıma ağlarına bağlı olduklarından, endüstri mirası kültürel ve doğal çevre arasındaki derin bağı yansıtır. Hem taşınır ve taşınmaz varlıkları kapsar, hem de teknik bilgiler, işin ve çalışanların organizasyonu, toplulukların yaşamını biçimlendiren ve toplumlara, genelde dünyaya büyük düzen değişikliklerine yol açan karmaşık sosyal ve kültürel mirasla ilişkili soyut boyutları bulunmaktadır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

İzmir ili sınırları içindeki yok olmuş ya da yok olmakta olan endüstriyel miras alanlarıyla yapı ve peyzajlarının, “Emeğin miras hakkı” boyutunda toplumsallaşması, “Bir bellek mekânı” olarak geleceğini birlikte tahayyül etmek ve yapılı çevre dışında, bu çevreyi var eden emek ve sermaye arasındaki ekonomik, toplumsal ve kültürel ilişkiler boyutunda irdeleyip hak ve itibarlarını iade etmek, toplumsal hafızada saklı kalan bilgiyi ortaya çıkaran öncü çalışmalar yapmak amacıyla tasarlayıp “Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” adını verdiğimiz bu çalışmada, şimdiye kadar bu konularda çalışıp uzmanlaşmış arkadaşlarımla birlikte, İzmir‘deki tüm endüstriyel miras alan, yapı ve peyzajlarıyla bu konuda yayınlanmış tüm kitap, makale, bildiri ve envanterleri inceleyerek ve bu yayınlarda belirtilmeyen yapı, alan ve peyzajları da dikkate alarak toplam 234 adet endüstriyel miras yapı, alan ve peyzajının yerini belirleyerek bunların İzmir ilçeleri arasındaki dağılımını ortaya koyduk. Böylelikle İzmir’deki endüstriyel miras yapılarının (82) % 35,04’ünün Konak, (21) % 8.97’sinin Bergama, (16) 6,83’ünün Ödemiş, (14) % 5,98’lik payların da Urla ve Tire ilçelerinde yer aldığını belirlemiş olduk.

Ayrıca İzmir‘in bütününü kapsayan bu listedeki sayı ve oranların gelecekte yapılacak yeni, doğru ve bilimsel ölçeklere uygun çalışmalarla daha da zenginleşebileceğini düşünmekteyim.

Ardından bu 234 endüstriyel miras yapısı arasından üçünü, bu mirasın ilçeler arasındaki coğrafi dağılımını, endüstriyel miras türlerine göre özelliklerini, tescilli olup olmayışlarına, faaliyette bulundukları dönemlerde işyerinde sendikal örgütlenmenin olup olmadığını, ulusal ve yerel ölçekte ekonomiye, toplumsal yaşama ve ulusal/yerel kültüre yaptıkları katkıya, içinde bulundukları sektör ve bölge itibariyle önemlerini, diğer alan, yapı ve peyzajlara göre farklılık ve özgünlüklerini ve yapılacak çalışmanın kolaylık ya da zorluk düzeyini dikkate alarak belirlemeye çalıştık. Bunu yaparken tabii ki, neoliberal kapitalist düzenin özelleştirme adı altında yok ettiği ya da yok etmeye çalıştığı yapıları, alanları öncelemeye, henüz yok olmamış yapıların muhafazasını sağlamaya dikkat ettik. En azından bu yapılar yok edilmiş ya da edilecek olsalar bile, onların henüz yok olmamış hafızaları üzerinden, kamu yararını önceleyen bir kent mücadelesinin örgütlenmesine, örgütleyeceğimiz sosyal ağlar üzerinden işçi sınıfının mücadele hattının genişletilmesine öncelik vermeye çalıştık.

Benim dışımda kent gözlemcisi, araştırmacı ve yazar Orhan Beşikçi, Katip Çelebi Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Arife Karadağ, gazeteci ve belgeselci Adem Sarıkaya, avukat Muradiye Savran Kavut, araştırmacı ve fotoğraf sanatçısı Erol Şaşmaz, araştırmacı ve fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı mimar Hasan Topal, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi eski başkanı mimar Mihriban Yanık, araştırmacı, yazar ve koleksiyoncu Nejat Yentürk ile Darağacı Kolektifi arasında yaptığımız oylama sonucunda üçü de Konak ilçesi sınırları içinde bulunan ve her biri kendi çapında çok önemli ve öncelikli olan üç ayrı endüstriyel miras yapısını ele alarak bu konuda araştırma yapmaya karar verdik. Bu yapılar sırasıyla ise Alsancak Liman Arkası olarak tanımlanan bölgede yer alan Eski İzmir Elektrik Fabrikası, Eski Sümerbank Fabrikası ve Eski Şark Sanayi Fabrikası‘ydı.

Alsancak Liman Arkası Bölgesi.
Eski Şark Sanayi Fabrikası, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.

O nedenle şu an itibariyle bu üç eski fabrikada çalışmış olanları araştırmaya, çalışanların akraba ve yakınları üzerinden kimlere ulaşabileceğimizi, kimlerden bilgi alabileceğimizi, kimlerle sözlü tarih çalışması yapabileceğimizi araştırıp bulmaya çalışıyoruz. Örneğin İzmir Elektrik Fabrikası‘nın İzmir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü‘ne bağlı olduğu yıllarda bir yıl süreyle fabrika müdürü olarak çalışan sayın Süha Tanman‘la görüşerek hem ondan hem de APİKAM‘a bağışladığı belge ve görsellerden Eski İzmir Elektrik Fabrikası‘nın yönetici ve çalışanlarına ulaşmaya çalışıyoruz. Yine aynı şekilde aynı bölgede yer alan Eski Sümerbank Fabrikası ile Eski Şark Sanayi Fabrikası için araştırmalar yapıp Sümerbank Fabrikası‘nın bir dönem müdürlüğünü yapan Nadir Sebik‘e, ünlü Sümerbank grev ve direnişlerini örgütleyen TEKSİF Ege Bölge temsilcisi Necdet Kâhya ile İzmir Şube Başkanı Orhan Ertutan‘a ve bu fabrikalarda çalışan işçilerle onların akraba ve yakınlarına ulaşarak, fabrikalar bugün çalışmasa da o günlerin toplumsal hafızasını bulup yakalamaya ve toplumla paylaşmayı arzuluyoruz.

Ayrıca yaptığımız çalışmaya ortak olabileceğini düşündüğümüz İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürlüğü, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, İzmir Ticaret Odası Müzesi Yönetmeni Dr. Ayşegül Selçuki ile yaptığımız görüşmelerden sonra TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Alsancak Umurbey Mahallesi Muhtarı Fatma Kaçaro ile görüşmeyi planlıyor, ESHOT‘un kaybolduğu söylenen arşivlerine ulaşmaya çalışıyor, bu üç fabrika ile ilgili tüm yayınları toparlayıp geçmişlerine dair bilgileri öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun yanında çalışmamıza örnek aldığımız Eski Bergama Sümerbank Fabrikası ile ilgili Fabrika projesinin yürütücüleri Günseli Baki ve Yücel Tunca ile söyleşip görüşleriyle bize ilham veren Gül Köksal‘ın yazılarını okuyoruz.

Böylesi bir çalışmanın finansmanını sağlama konusunda değerli uzmanlardan oluşan çalışma ekibinin kendi toplumsal ilişkilerini değerlendirip konuya ilgi duyan belediye ve sendika gibi destekçilerin katkısını almayı düşünmekle birlikte; yer yer ya da zaman zaman kültürel miras konusunda faaliyet gösteren SALT, ICOMOS, Sivil Düşün ve STGM gibi destekçilerden yararlanırken, üzerinde titizlikle durduğumuz bağımsızlığımızı da korumak istiyoruz.

Eski Sümerbank Fabrikası işçileri.

Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” çalışması kapsamında yapılacak sosyal medya çalışmalarında proje uygulaması sırasında ve proje çıktıları alındıktan sonra düzenli ve sistemli sosyal medya çalışmaları, alan tespit çalışmalarında ele alınan endüstriyel mirasla ilgili yerinde tespit çalışmaları, arşiv çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili resmi, özel ve sivil kurumların kütüphane ve arşivlerinde yapılacak çalışmalar, odak grup çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili kurum, kuruluş temsilcisi ve kişilerle yapılacak çalışmalar, sözlü tarih çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili kişilerle, belgelenmek suretiyle yapılan görüşmeler, görsel çalışmalarda ise fotoğraf, belgesel, video çekimi ve benzeri çalışmaların yapılmasına öncelik verilecek…

Şimdi sıra geldi sizlerden yardım istemeye…

Bu yazımı okuyan ya da paylaşan tüm dost, arkadaş ve tanıdıklarımdan ricam İzmir, Alsancak, Limanarkası Umurbey mahallesindeki tarihi Elektrik, Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarında yöneticilik yapmış, kömür küremiş, dokuma makinası çalıştırmış, kumaş deseni çizmiş, mühendis, tekniker, usta, işçi ve işyeri temsilcisi olarak çalışmış, o fabrikalardaki sınıf mücadelesini örgütleyip yürütmüş, bu fabrikalara mal ya da hizmet vermiş akrabalarınız, tanıdıklarınız, komşularınız, arkadaşlarınız varsa lütfen bizlere bilgi verin, o üç fabrika ile ilgili ellerinizdeki fotoğrafları bizlerle paylaşın, o fabrikanın ruh ve hafızasının yeniden canlandırılıp korunması konusunda bizlere yardımcı olun…

Tarihi İzmir Elektrik Fabrikası’nın inşa edildiği yıllar.

Çünkü mazi dediğimiz geçmiş sadece bina, duvar ve o duvarların çevrelediği mekanlardan değil; aynı zamanda o bina ya da mekanlarda yaşayıp çalışanlardan, onların hafızasını oluşturan dostluk, yoldaşlık, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinden oluşur… O nedenle o ortak geçmişe, toplumsal hafızaya sahip çıkıp koruyalım, o hafızanın sosyal ağlar olarak kendi aralarında örgütlenmesini sağlayalım ve o hafıza üzerinden kentimizi, kendimizi, ailemizi ve yakınlarımızı savunup bize ait olan şeylere sahip çıkalım… Yeter ki, hatırlayıp unutmayalım!