Endüstriyel Miras ve Sanatın Kavşağındaki Yanlışlıklar…

Ali Rıza Avcan

2024 yılının Nisan ayından bu yana, “Liman Arkası” olarak tanımlanan Darağaç bölgesinde geçmişte faaliyette bulunan eski liman ve demiryolu tesisleriyle fabrika, atölye, depo, antrepo ve hangarlarda çalışmış yönetici ve işçilerle memur, mühendis, usta ve çırak olarak görev yapmış emekçilerin çalıştıkları süre içinde hafızalarına atıp biriktirdikleri anıları, “emeğin miras hakkı” boyutunda öğrenip derlemeye ve zaman zaman yazdığım yazılarla hatırlatıp paylaşmaya çalışıyorum.

Alsancak Limanı’nın yapıldığı tarihler…

Bu çerçevede, 2024 yılının Nisan ve Mayıs aylarında konunun uzmanlarından oluşan 11 kişilik bir ekiple Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü (APİKAM)‘ne başvurarak ve onlardan hiçbir maddi destek talep etmeden “gönüllü olarak” birlikte çalışma önerisinde bulunmamıza rağmen onların gündemlerinde kendi gelecekleriyle ilgili başka öncelikler bulunduğu için yaptığımız önerilere ses vermeyip seçimler sonrasında edindikleri yeni mevzileri yandaşlarıyla paylaşmaya devam etmişlerdi.

1960’lı yıllarda Alsancak Limanı…

2026 yılının Şubat ayında özelleştirilip Albayraklar Grubu‘na verilen Alsancak Limanı‘na ek olarak, bölgedeki TCDD Alsancak Garı ve yerleşkesi ile geniş arazisi yağmalanan Sümerbank İzmir Basma Sanayi İşletmesi‘nden arta kalanların; ayrıca, Aliağa‘ya taşındığı için yakın zamanda yeni bir gökdelenin filizleneceği Bağ Yağları (Gomel) arazisiyle rant gruplarının iştahını kabartan geniş Şark Sanayi sahasının ve diğer fabrikaların tek tek yok edildiği bir süreçte, Osmanlı İzmiri’nden kalan bu değerli endüstriyel mirasın bölgede her geçen gün sayısı artarak yükselen gökdelenlerle eş-zamanlı olarak yeni bir soylulaştırma dalgasıyla yok olup unutulmaması için neler yapılabileceğini düşünüp kolektif hafıza üzerinden yeni bir mücadele hattı oluşturmaya çalışırken, Konak Belediyesi‘nin Instagram hesabında “Eşik ve Tortu, Liman” başlıklı yeni sergi duyurusunun yayınlandığını, bu paylaşımla ilgili yazılı açıklamada da;

Alsancak Liman Arkası’nın endüstriyel hafızası, genç sanatçıların dinamizmiyle Konak Modern Sanat Merkezimizde hayat buluyor. Darağaç Kolektifi’nin kentsel dönüşüm, mülkiyet ve toplumsal değişim katmanlarını resim ve heykelle sorguladığı “Eşik ve Tortu” karma sergisinin açılışına tüm komşularımız davetlidir.

ifadesini okuyunca heyecanlanarak, her ne kadar “komşu” olmayan bir Karşıyakalı olarak 10 Haziran 2026 tarihinde açılacak bu sergiye gidip gezmeye karar verdim.

Söz konusu duyuruda serginin 10 Temmuz’a kadar gezilebileceği yazılı olduğu için aklıma koyduğum sergi gezisini ancak dün; yani serginin açılışından 14 gün sonra 24 Haziran 2026 tarihinde yapabildim.

Sergiye giderken AKP iktidarı tarafından yakın tarihlerde özelleştirilerek Albayrak grubuna verilen tarihi Alsancak Limanı‘nın endüstriyel miras boyutundaki geçmişinin böylesine bir sergide nasıl değerlendirildiğini merak ediyor, burada karşıma çıkacak farklı yorumların bugüne kadar edindiğim bilgileri zenginleştireceğini hayal ediyordum. Geçmişte gerek Ege Bölgesi bütününde, gerekse Darağaç Bölgesi özelinde üretilen ticari endüstriyel malların ihracı için kullanılan ve bir dönem işlem hacmi itibariyle ülkemizin en büyük limanlarından biri olan Alsancak Limanı ile ilgili durumun, mecazi anlamdaki “eşik” ve “tortu” kavramları eşliğindeki sanatsal yorumlarının; kısacası “eşik” ve “tortu” kavramlarının kullanımı suretiyle yapılan sanatsal faaliyetlerin kamu malı olan limanın özelleştirilmemesi için verdiğimiz mücadeleye güç katacağını sanıyordum.

Ama karşıma hem içerik hem de görsel anlamda son derece yetersiz, önerdiği sanatsal kavramlarla ilgisi olmayan bir sergi çıktı!

Gördüğüm ve fotoğraflarını tek tek çektiğim çalışmalar bir endüstriyel miras olan tarihi limanı değil balıkçı, balık ağları ve balıklarla tanımlanan küçük bir balıkçı barınağını anlatan amatör bir çalışmayı yansıtıyordu.

Gördüğüm, İzmir‘deki kültür ve sanat üretiminin talihsiz gelişiminin bir ürünü olarak “sen artık bir sanatçısın” denilerek diploma verilen ya da “ben bir sanatçıyım” diyerek kendiliğinden yola çıkanların yapıp eyleyip ortaya koyduklarının çoğunun sanatla ilgisinin olmadığını gösteriyordu.

Çünkü “endüstriyel miras” nedir diye yola çıkıp Google‘a ya da değişik yapay zeka uygulamalarına başvurduğumuzda bu kavramın, Uluslararası Endüstriyel Mirasın Korunması Komitesi (TICCIH) ile UNESCO‘nun belirlediği tanım, ilke ve yöntemler çerçevesinde; Sanayi Devrimi ile gelişen kapitalizmin ilk dönemlerinden bu güne kadar ortaya çıkan altyapı, ulaşım ve üretim yapılarıyla üretimde kullanılan teknolojik donanımdan, insanların üretim odaklı endüstriyel örgütlenme biçimlerinden, bunlara ilişkin belge ve arşivlerle coğrafi siluet ve yerleşimlerden oluştuğunu bilir, “endüstriyel üretim” kapsamına girmeyen şeylerin endüstriyel miras olmadığını öğreniriz.

İşte o nedenle, gezdiğim bu sergiyi tasarlayanlar, eserlerini verenler ve serginin küratörü endüstriyel mirasın ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmiyor, bununla ilgili uluslararası belge, sözleşme ve mevzuattan bihaber görünüyor.

Anlaşılan o ki, onlara göre Anadolu‘daki küçük bir sahil kasabasında olta ya da ağla balık avlamak, bozulan ağları onarmak, kurutmak ya da denizin dibindeki atıkları çıkarmak Darağaç‘taki koskocaman endüstriyel mirasın eşik ve tortusunu oluşturuyordu. Böylelikle endüstriyel bir miras olarak öne çıkan tarihi limanın yeri, önemi ve büyük işlevi ile küçük çapta balıkçılık faaliyetlerini birbirine karıştırıyorlar, ithalat ve ihracat yapılan böylesi büyük bir limanla küçük bir balıkçı barınağı arasındaki farkı bilmiyorlardı.

Kurumsal bir serginin olmazsa olmazı olarak kabul edip o serginin geleceğe taşınmasını sağlayacak bir sergi kataloğu ya da broşürü hazırlamamak gibi önemli bir eksikliğin yanında bu sergiye esin kaynağı olduğu anlaşılan Darağaç‘taki tarihi Alsancak Limanı‘nın AKP iktidarı ya da Saray tarafından yakın bir zaman önce özelleştirilip iktidar yanlısı Albayraklar Grubu‘na verildiğinden bihaber oldukları için birlikte çalıştıkları Konak Belediyesi açısından siyasi bir mesaj vermeyi bile düşünmemişlerdi.

Evet, ortada adına “modern” sözcüğünün eklendiği güzel, bakımlı tarihi bir mekanda açılmış bir sergi vardı… “Eşik ve Tortu, Liman” adlı bu sergide Liman Arkası Bölgesi’ndeki endüstriyel mirasın liman özelinde genç sanatçıların dinamizmi ile yorumlandığı iddia ediliyor ve bu amaçla Avrupa Birliği fonlarından alınan paraların harcandığı söyleniyordu.

Ama genel olarak öğrenci işi eserlerden oluşan sergide gördüklerimiz, endüstriyel olanla değil endüstriyel olmayan balıkçılık ve denizin kirlenmesi olgusuyla ilgiliydi. Daha doğrusu serginin konusu ve vermek istediği mesajdan uzak, kamuoyuna açıklanan konsepti bile dikkate almayan ya da endüstriyel mirasla ilgisi olmayan eserlere bol gelen “endüstriyel miras” giysisinin giydirilmek istendiği bir sergileme ile karşı karşıyaydık…

Böylelikle gerçek sanatın ve sanatçı olma halinin ciddi bir iş olduğunu bir kez daha anladıktan sonra bir sanatçının kullanacağı malzemeyi ne şekilde kullanacağı kadar ortaya koyacağı eserle iletmek istediği mesaj arasındaki bağlamın sağlam olmasını sağlayacak ilgi ya da bilgiye ne düzeyde sahip olduğu hususunun bir o kadar önemli olduğunu bu örnek sayesinde daha iyi kavramış olduk diye düşünüyorum.

Sergilerde bile eserlere gülümseyen bir belediye başkanımız var… Ne “mutlu” bize!

Görüp tanık olduğum bu manzara karşısında yapabileceğim tek öneri,

Bu tür sergileri düzenleyen tüm kurum, kuruluş ya da şahısların, özellikle de belediyelerle siyasi bir figür olarak öne çıkan belediye başkanlarının tasarlanan serginin konusu ile sergilenen eserler arasındaki bağlama dikkat ederek sergi konusunu oluşturan kavramlar konusunda önceden bilgi sahibi olmalarını hatırlatmak olacaktır.

Çünkü endüstriyel mirasın korunması konusu ile “sanat” ve “sanatçı olmak” kavramları şakaya gelmeyen, tüm toplumu ilgilendiren ciddi kavramlardır.

Hatırlıyorum ve unutmuyorum!, İzmir endüstriyel mirasının emeğin miras hakkı boyutunda hafızası…

Ali Rıza Avcan

CerModern Sanat Merkezi’ne dönüşen TCDD 2. Cer Atölyesi…
TCDD 2. Cer Atölyesi, Benim rayların üstünden yürüyerek babama gittiğim yol…
Alsancak Tekel Tütün Fabrikası.

Böylesine bir çalışmaya niyetlenmemin en önemli iki nedeninden biri, bir demiryolları işçisi olan babamın çalıştığı TCDD Ankara 2. Cer Atölyesi‘nin şimdilerde soylulaştırılıp allanıp pullanan ışıltılı haliyle ve CerModern Sanat Merkezi adıyla, ikincisi ise 1999’da özelleştirilmesine karşı çıkıp mücadelesine destek verdiğim Tekel Alsancak Sigara Fabrikası‘nın önce terk edilip çökmesine izin verildikten sonra o metruk halinden kurtaran kahraman edasıyla kendi öz kimliğinden uzaklaştıran ve Kültür ve Sanat Fabrikası adıyla geçmişinden soyup kullanılmaya başlanmasıydı. Oysa CerModern‘de babamın ve onun arkadaş makinist ve ustaların yağlı ellerini, lokomotif ve vagonları bir an önce onarmak için koşturan terli insanların telaş ve heyecanını, Kültür ve Sanat Fabrikası‘nda ise orada çalışan kadın, erkek ve çocuk işçilerin yaşam mücadelesini oluşturan büyük bir geçmiş, mücadele dolu bir mazi vardı. O fabrikaların geçmişini oluşturan madeni yağ ve tütün kokuları dikkate alınmadan, o mekanlar içinden bizlere seslenen işçilerin, özellikle de ince parmaklı çocuk işçilerin acı, sömürü ve ıstırap dolu fısıltılarını dinlemeden yapılan restorasyonlar aslında bizlere geçmişi unutup hatırlamamamızı söylüyor. Çünkü “özelleştirme“, “kolcu“, “Reji” ve “TEKEL” gibi sözcükler onlar için işçi sınıfının ve tüm bir toplumun örgütlü mücadelesini hatırlattığı için unutulması gereken sakıncalı sözcüklerdi…

Aynen yakın zamanda, Havra Sokağı‘nda İzmir Yahudileri için kaşer (kosher) koşullarına uygun şarap üreten tarihi Politi Şaraphanesi‘nin, TARKEM tarafından tüm uyarılara rağmen bilinçli bir şekilde gerçek kimlik ve hafızasından uzaklaştırılarak, Tarihi Akın Pasajı adıyla restore edilip açılmasında yaşandığı gibi…

İzmir Tarihi Elektrik Fabrikası.

2024 yılının Nisan-Temmuz ayları arasında hazırlığını yaptığımız bu yeni çalışma ile kapitalizmin ülkemizde ilk geliştiği bu coğrafyada bir zamanlar bacası tütüp makineleri çalışan, işçilerin acımasızca sömürülüp sermayenin sürekli kazandığı mekȃnların bugün tek tek yok olup kaybolan ve hafızadan silinen endüstriyel hafızasını, emeğin ve onun örgütü olan sendikaların mücadele geçmişini, bu üretim merkezlerini çevreleyen işçi mahallelerindeki yaşamı ve insan ilişkilerini ele alan bir hafıza çalışması daha yapmak istedim. Hem de ilkinde olduğu gibi tek başına değil; bu konularda uzmanlaşmış dostlarım, arkadaşlarımla birlikte…

Şimdi gelin isterseniz, endüstriyel miras kavramı nedir, neleri kapsamaktadır, ona bakalım…

Endüstriyel miras kavramı, 10 Kasım 2014 tarihinde İrlanda‘nın başkenti Dublin‘de Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) ile Uluslararası Mirasın Korunması Komitesi (TICCIH) arasında imzalanan Endüstriyel Mirasın Korunmasına İlişkin İş birliği Çerçevesine İlişkin Mutabakat Zaptı‘nda “sitler, yapılar, kompleksler, alanlar ve peyzajlar yanında, onlarla ilgili makineler, eski veya devam eden sanayi süreçleri, hammaddelerin çıkarılması, ürüne dönüştürülmesi ve ilgili enerji ve taşıma altyapıları hakkında veri sağlayan nesneler veya belgelerden oluşmaktadır. Eski veya yeni, sanayi süreçleri üretmek ve ürünleri daha geniş pazarlara dağıtmak için hammadde sağlayan doğal kaynaklara, enerji ve taşıma ağlarına bağlı olduklarından, endüstri mirası kültürel ve doğal çevre arasındaki derin bağı yansıtır. Hem taşınır ve taşınmaz varlıkları kapsar, hem de teknik bilgiler, işin ve çalışanların organizasyonu, toplulukların yaşamını biçimlendiren ve toplumlara, genelde dünyaya büyük düzen değişikliklerine yol açan karmaşık sosyal ve kültürel mirasla ilişkili soyut boyutları bulunmaktadır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

İzmir ili sınırları içindeki yok olmuş ya da yok olmakta olan endüstriyel miras alanlarıyla yapı ve peyzajlarının, “Emeğin miras hakkı” boyutunda toplumsallaşması, “Bir bellek mekânı” olarak geleceğini birlikte tahayyül etmek ve yapılı çevre dışında, bu çevreyi var eden emek ve sermaye arasındaki ekonomik, toplumsal ve kültürel ilişkiler boyutunda irdeleyip hak ve itibarlarını iade etmek, toplumsal hafızada saklı kalan bilgiyi ortaya çıkaran öncü çalışmalar yapmak amacıyla tasarlayıp “Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” adını verdiğimiz bu çalışmada, şimdiye kadar bu konularda çalışıp uzmanlaşmış arkadaşlarımla birlikte, İzmir‘deki tüm endüstriyel miras alan, yapı ve peyzajlarıyla bu konuda yayınlanmış tüm kitap, makale, bildiri ve envanterleri inceleyerek ve bu yayınlarda belirtilmeyen yapı, alan ve peyzajları da dikkate alarak toplam 234 adet endüstriyel miras yapı, alan ve peyzajının yerini belirleyerek bunların İzmir ilçeleri arasındaki dağılımını ortaya koyduk. Böylelikle İzmir’deki endüstriyel miras yapılarının (82) % 35,04’ünün Konak, (21) % 8.97’sinin Bergama, (16) 6,83’ünün Ödemiş, (14) % 5,98’lik payların da Urla ve Tire ilçelerinde yer aldığını belirlemiş olduk.

Ayrıca İzmir‘in bütününü kapsayan bu listedeki sayı ve oranların gelecekte yapılacak yeni, doğru ve bilimsel ölçeklere uygun çalışmalarla daha da zenginleşebileceğini düşünmekteyim.

Ardından bu 234 endüstriyel miras yapısı arasından üçünü, bu mirasın ilçeler arasındaki coğrafi dağılımını, endüstriyel miras türlerine göre özelliklerini, tescilli olup olmayışlarına, faaliyette bulundukları dönemlerde işyerinde sendikal örgütlenmenin olup olmadığını, ulusal ve yerel ölçekte ekonomiye, toplumsal yaşama ve ulusal/yerel kültüre yaptıkları katkıya, içinde bulundukları sektör ve bölge itibariyle önemlerini, diğer alan, yapı ve peyzajlara göre farklılık ve özgünlüklerini ve yapılacak çalışmanın kolaylık ya da zorluk düzeyini dikkate alarak belirlemeye çalıştık. Bunu yaparken tabii ki, neoliberal kapitalist düzenin özelleştirme adı altında yok ettiği ya da yok etmeye çalıştığı yapıları, alanları öncelemeye, henüz yok olmamış yapıların muhafazasını sağlamaya dikkat ettik. En azından bu yapılar yok edilmiş ya da edilecek olsalar bile, onların henüz yok olmamış hafızaları üzerinden, kamu yararını önceleyen bir kent mücadelesinin örgütlenmesine, örgütleyeceğimiz sosyal ağlar üzerinden işçi sınıfının mücadele hattının genişletilmesine öncelik vermeye çalıştık.

Benim dışımda kent gözlemcisi, araştırmacı ve yazar Orhan Beşikçi, Katip Çelebi Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Arife Karadağ, gazeteci ve belgeselci Adem Sarıkaya, avukat Muradiye Savran Kavut, araştırmacı ve fotoğraf sanatçısı Erol Şaşmaz, araştırmacı ve fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı mimar Hasan Topal, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi eski başkanı mimar Mihriban Yanık, araştırmacı, yazar ve koleksiyoncu Nejat Yentürk ile Darağacı Kolektifi arasında yaptığımız oylama sonucunda üçü de Konak ilçesi sınırları içinde bulunan ve her biri kendi çapında çok önemli ve öncelikli olan üç ayrı endüstriyel miras yapısını ele alarak bu konuda araştırma yapmaya karar verdik. Bu yapılar sırasıyla ise Alsancak Liman Arkası olarak tanımlanan bölgede yer alan Eski İzmir Elektrik Fabrikası, Eski Sümerbank Fabrikası ve Eski Şark Sanayi Fabrikası‘ydı.

Alsancak Liman Arkası Bölgesi.
Eski Şark Sanayi Fabrikası, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.

O nedenle şu an itibariyle bu üç eski fabrikada çalışmış olanları araştırmaya, çalışanların akraba ve yakınları üzerinden kimlere ulaşabileceğimizi, kimlerden bilgi alabileceğimizi, kimlerle sözlü tarih çalışması yapabileceğimizi araştırıp bulmaya çalışıyoruz. Örneğin İzmir Elektrik Fabrikası‘nın İzmir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü‘ne bağlı olduğu yıllarda bir yıl süreyle fabrika müdürü olarak çalışan sayın Süha Tanman‘la görüşerek hem ondan hem de APİKAM‘a bağışladığı belge ve görsellerden Eski İzmir Elektrik Fabrikası‘nın yönetici ve çalışanlarına ulaşmaya çalışıyoruz. Yine aynı şekilde aynı bölgede yer alan Eski Sümerbank Fabrikası ile Eski Şark Sanayi Fabrikası için araştırmalar yapıp Sümerbank Fabrikası‘nın bir dönem müdürlüğünü yapan Nadir Sebik‘e, ünlü Sümerbank grev ve direnişlerini örgütleyen TEKSİF Ege Bölge temsilcisi Necdet Kâhya ile İzmir Şube Başkanı Orhan Ertutan‘a ve bu fabrikalarda çalışan işçilerle onların akraba ve yakınlarına ulaşarak, fabrikalar bugün çalışmasa da o günlerin toplumsal hafızasını bulup yakalamaya ve toplumla paylaşmayı arzuluyoruz.

Ayrıca yaptığımız çalışmaya ortak olabileceğini düşündüğümüz İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürlüğü, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, İzmir Ticaret Odası Müzesi Yönetmeni Dr. Ayşegül Selçuki ile yaptığımız görüşmelerden sonra TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Alsancak Umurbey Mahallesi Muhtarı Fatma Kaçaro ile görüşmeyi planlıyor, ESHOT‘un kaybolduğu söylenen arşivlerine ulaşmaya çalışıyor, bu üç fabrika ile ilgili tüm yayınları toparlayıp geçmişlerine dair bilgileri öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun yanında çalışmamıza örnek aldığımız Eski Bergama Sümerbank Fabrikası ile ilgili Fabrika projesinin yürütücüleri Günseli Baki ve Yücel Tunca ile söyleşip görüşleriyle bize ilham veren Gül Köksal‘ın yazılarını okuyoruz.

Böylesi bir çalışmanın finansmanını sağlama konusunda değerli uzmanlardan oluşan çalışma ekibinin kendi toplumsal ilişkilerini değerlendirip konuya ilgi duyan belediye ve sendika gibi destekçilerin katkısını almayı düşünmekle birlikte; yer yer ya da zaman zaman kültürel miras konusunda faaliyet gösteren SALT, ICOMOS, Sivil Düşün ve STGM gibi destekçilerden yararlanırken, üzerinde titizlikle durduğumuz bağımsızlığımızı da korumak istiyoruz.

Eski Sümerbank Fabrikası işçileri.

Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” çalışması kapsamında yapılacak sosyal medya çalışmalarında proje uygulaması sırasında ve proje çıktıları alındıktan sonra düzenli ve sistemli sosyal medya çalışmaları, alan tespit çalışmalarında ele alınan endüstriyel mirasla ilgili yerinde tespit çalışmaları, arşiv çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili resmi, özel ve sivil kurumların kütüphane ve arşivlerinde yapılacak çalışmalar, odak grup çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili kurum, kuruluş temsilcisi ve kişilerle yapılacak çalışmalar, sözlü tarih çalışmalarında endüstriyel mirasla ilgili kişilerle, belgelenmek suretiyle yapılan görüşmeler, görsel çalışmalarda ise fotoğraf, belgesel, video çekimi ve benzeri çalışmaların yapılmasına öncelik verilecek…

Şimdi sıra geldi sizlerden yardım istemeye…

Bu yazımı okuyan ya da paylaşan tüm dost, arkadaş ve tanıdıklarımdan ricam İzmir, Alsancak, Limanarkası Umurbey mahallesindeki tarihi Elektrik, Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarında yöneticilik yapmış, kömür küremiş, dokuma makinası çalıştırmış, kumaş deseni çizmiş, mühendis, tekniker, usta, işçi ve işyeri temsilcisi olarak çalışmış, o fabrikalardaki sınıf mücadelesini örgütleyip yürütmüş, bu fabrikalara mal ya da hizmet vermiş akrabalarınız, tanıdıklarınız, komşularınız, arkadaşlarınız varsa lütfen bizlere bilgi verin, o üç fabrika ile ilgili ellerinizdeki fotoğrafları bizlerle paylaşın, o fabrikanın ruh ve hafızasının yeniden canlandırılıp korunması konusunda bizlere yardımcı olun…

Tarihi İzmir Elektrik Fabrikası’nın inşa edildiği yıllar.

Çünkü mazi dediğimiz geçmiş sadece bina, duvar ve o duvarların çevrelediği mekanlardan değil; aynı zamanda o bina ya da mekanlarda yaşayıp çalışanlardan, onların hafızasını oluşturan dostluk, yoldaşlık, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerinden oluşur… O nedenle o ortak geçmişe, toplumsal hafızaya sahip çıkıp koruyalım, o hafızanın sosyal ağlar olarak kendi aralarında örgütlenmesini sağlayalım ve o hafıza üzerinden kentimizi, kendimizi, ailemizi ve yakınlarımızı savunup bize ait olan şeylere sahip çıkalım… Yeter ki, hatırlayıp unutmayalım!