Endüstriyel Miras ve Sanatın Kavşağındaki Yanlışlıklar…

Ali Rıza Avcan

2024 yılının Nisan ayından bu yana, “Liman Arkası” olarak tanımlanan Darağaç bölgesinde geçmişte faaliyette bulunan eski liman ve demiryolu tesisleriyle fabrika, atölye, depo, antrepo ve hangarlarda çalışmış yönetici ve işçilerle memur, mühendis, usta ve çırak olarak görev yapmış emekçilerin çalıştıkları süre içinde hafızalarına atıp biriktirdikleri anıları, “emeğin miras hakkı” boyutunda öğrenip derlemeye ve zaman zaman yazdığım yazılarla hatırlatıp paylaşmaya çalışıyorum.

Alsancak Limanı’nın yapıldığı tarihler…

Bu çerçevede, 2024 yılının Nisan ve Mayıs aylarında konunun uzmanlarından oluşan 11 kişilik bir ekiple Konak ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü (APİKAM)‘ne başvurarak ve onlardan hiçbir maddi destek talep etmeden “gönüllü olarak” birlikte çalışma önerisinde bulunmamıza rağmen onların gündemlerinde kendi gelecekleriyle ilgili başka öncelikler bulunduğu için yaptığımız önerilere ses vermeyip seçimler sonrasında edindikleri yeni mevzileri yandaşlarıyla paylaşmaya devam etmişlerdi.

1960’lı yıllarda Alsancak Limanı…

2026 yılının Şubat ayında özelleştirilip Albayraklar Grubu‘na verilen Alsancak Limanı‘na ek olarak, bölgedeki TCDD Alsancak Garı ve yerleşkesi ile geniş arazisi yağmalanan Sümerbank İzmir Basma Sanayi İşletmesi‘nden arta kalanların; ayrıca, Aliağa‘ya taşındığı için yakın zamanda yeni bir gökdelenin filizleneceği Bağ Yağları (Gomel) arazisiyle rant gruplarının iştahını kabartan geniş Şark Sanayi sahasının ve diğer fabrikaların tek tek yok edildiği bir süreçte, Osmanlı İzmiri’nden kalan bu değerli endüstriyel mirasın bölgede her geçen gün sayısı artarak yükselen gökdelenlerle eş-zamanlı olarak yeni bir soylulaştırma dalgasıyla yok olup unutulmaması için neler yapılabileceğini düşünüp kolektif hafıza üzerinden yeni bir mücadele hattı oluşturmaya çalışırken, Konak Belediyesi‘nin Instagram hesabında “Eşik ve Tortu, Liman” başlıklı yeni sergi duyurusunun yayınlandığını, bu paylaşımla ilgili yazılı açıklamada da;

Alsancak Liman Arkası’nın endüstriyel hafızası, genç sanatçıların dinamizmiyle Konak Modern Sanat Merkezimizde hayat buluyor. Darağaç Kolektifi’nin kentsel dönüşüm, mülkiyet ve toplumsal değişim katmanlarını resim ve heykelle sorguladığı “Eşik ve Tortu” karma sergisinin açılışına tüm komşularımız davetlidir.

ifadesini okuyunca heyecanlanarak, her ne kadar “komşu” olmayan bir Karşıyakalı olarak 10 Haziran 2026 tarihinde açılacak bu sergiye gidip gezmeye karar verdim.

Söz konusu duyuruda serginin 10 Temmuz’a kadar gezilebileceği yazılı olduğu için aklıma koyduğum sergi gezisini ancak dün; yani serginin açılışından 14 gün sonra 24 Haziran 2026 tarihinde yapabildim.

Sergiye giderken AKP iktidarı tarafından yakın tarihlerde özelleştirilerek Albayrak grubuna verilen tarihi Alsancak Limanı‘nın endüstriyel miras boyutundaki geçmişinin böylesine bir sergide nasıl değerlendirildiğini merak ediyor, burada karşıma çıkacak farklı yorumların bugüne kadar edindiğim bilgileri zenginleştireceğini hayal ediyordum. Geçmişte gerek Ege Bölgesi bütününde, gerekse Darağaç Bölgesi özelinde üretilen ticari endüstriyel malların ihracı için kullanılan ve bir dönem işlem hacmi itibariyle ülkemizin en büyük limanlarından biri olan Alsancak Limanı ile ilgili durumun, mecazi anlamdaki “eşik” ve “tortu” kavramları eşliğindeki sanatsal yorumlarının; kısacası “eşik” ve “tortu” kavramlarının kullanımı suretiyle yapılan sanatsal faaliyetlerin kamu malı olan limanın özelleştirilmemesi için verdiğimiz mücadeleye güç katacağını sanıyordum.

Ama karşıma hem içerik hem de görsel anlamda son derece yetersiz, önerdiği sanatsal kavramlarla ilgisi olmayan bir sergi çıktı!

Gördüğüm ve fotoğraflarını tek tek çektiğim çalışmalar bir endüstriyel miras olan tarihi limanı değil balıkçı, balık ağları ve balıklarla tanımlanan küçük bir balıkçı barınağını anlatan amatör bir çalışmayı yansıtıyordu.

Gördüğüm, İzmir‘deki kültür ve sanat üretiminin talihsiz gelişiminin bir ürünü olarak “sen artık bir sanatçısın” denilerek diploma verilen ya da “ben bir sanatçıyım” diyerek kendiliğinden yola çıkanların yapıp eyleyip ortaya koyduklarının çoğunun sanatla ilgisinin olmadığını gösteriyordu.

Çünkü “endüstriyel miras” nedir diye yola çıkıp Google‘a ya da değişik yapay zeka uygulamalarına başvurduğumuzda bu kavramın, Uluslararası Endüstriyel Mirasın Korunması Komitesi (TICCIH) ile UNESCO‘nun belirlediği tanım, ilke ve yöntemler çerçevesinde; Sanayi Devrimi ile gelişen kapitalizmin ilk dönemlerinden bu güne kadar ortaya çıkan altyapı, ulaşım ve üretim yapılarıyla üretimde kullanılan teknolojik donanımdan, insanların üretim odaklı endüstriyel örgütlenme biçimlerinden, bunlara ilişkin belge ve arşivlerle coğrafi siluet ve yerleşimlerden oluştuğunu bilir, “endüstriyel üretim” kapsamına girmeyen şeylerin endüstriyel miras olmadığını öğreniriz.

İşte o nedenle, gezdiğim bu sergiyi tasarlayanlar, eserlerini verenler ve serginin küratörü endüstriyel mirasın ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmiyor, bununla ilgili uluslararası belge, sözleşme ve mevzuattan bihaber görünüyor.

Anlaşılan o ki, onlara göre Anadolu‘daki küçük bir sahil kasabasında olta ya da ağla balık avlamak, bozulan ağları onarmak, kurutmak ya da denizin dibindeki atıkları çıkarmak Darağaç‘taki koskocaman endüstriyel mirasın eşik ve tortusunu oluşturuyordu. Böylelikle endüstriyel bir miras olarak öne çıkan tarihi limanın yeri, önemi ve büyük işlevi ile küçük çapta balıkçılık faaliyetlerini birbirine karıştırıyorlar, ithalat ve ihracat yapılan böylesi büyük bir limanla küçük bir balıkçı barınağı arasındaki farkı bilmiyorlardı.

Kurumsal bir serginin olmazsa olmazı olarak kabul edip o serginin geleceğe taşınmasını sağlayacak bir sergi kataloğu ya da broşürü hazırlamamak gibi önemli bir eksikliğin yanında bu sergiye esin kaynağı olduğu anlaşılan Darağaç‘taki tarihi Alsancak Limanı‘nın AKP iktidarı ya da Saray tarafından yakın bir zaman önce özelleştirilip iktidar yanlısı Albayraklar Grubu‘na verildiğinden bihaber oldukları için birlikte çalıştıkları Konak Belediyesi açısından siyasi bir mesaj vermeyi bile düşünmemişlerdi.

Evet, ortada adına “modern” sözcüğünün eklendiği güzel, bakımlı tarihi bir mekanda açılmış bir sergi vardı… “Eşik ve Tortu, Liman” adlı bu sergide Liman Arkası Bölgesi’ndeki endüstriyel mirasın liman özelinde genç sanatçıların dinamizmi ile yorumlandığı iddia ediliyor ve bu amaçla Avrupa Birliği fonlarından alınan paraların harcandığı söyleniyordu.

Ama genel olarak öğrenci işi eserlerden oluşan sergide gördüklerimiz, endüstriyel olanla değil endüstriyel olmayan balıkçılık ve denizin kirlenmesi olgusuyla ilgiliydi. Daha doğrusu serginin konusu ve vermek istediği mesajdan uzak, kamuoyuna açıklanan konsepti bile dikkate almayan ya da endüstriyel mirasla ilgisi olmayan eserlere bol gelen “endüstriyel miras” giysisinin giydirilmek istendiği bir sergileme ile karşı karşıyaydık…

Böylelikle gerçek sanatın ve sanatçı olma halinin ciddi bir iş olduğunu bir kez daha anladıktan sonra bir sanatçının kullanacağı malzemeyi ne şekilde kullanacağı kadar ortaya koyacağı eserle iletmek istediği mesaj arasındaki bağlamın sağlam olmasını sağlayacak ilgi ya da bilgiye ne düzeyde sahip olduğu hususunun bir o kadar önemli olduğunu bu örnek sayesinde daha iyi kavramış olduk diye düşünüyorum.

Sergilerde bile eserlere gülümseyen bir belediye başkanımız var… Ne “mutlu” bize!

Görüp tanık olduğum bu manzara karşısında yapabileceğim tek öneri,

Bu tür sergileri düzenleyen tüm kurum, kuruluş ya da şahısların, özellikle de belediyelerle siyasi bir figür olarak öne çıkan belediye başkanlarının tasarlanan serginin konusu ile sergilenen eserler arasındaki bağlama dikkat ederek sergi konusunu oluşturan kavramlar konusunda önceden bilgi sahibi olmalarını hatırlatmak olacaktır.

Çünkü endüstriyel mirasın korunması konusu ile “sanat” ve “sanatçı olmak” kavramları şakaya gelmeyen, tüm toplumu ilgilendiren ciddi kavramlardır.

Yorum bırakın