Ali Rıza Avcan
İlk kez 5 Eylül 2016 tarihinde yayına başlayan Kent Stratejileri Merkezi isimli şahsi bloğumda bugüne kadar toplam 1.078 adet yazıyı paylaştım.
Bu yazılardan en fazla ilgi görenleri, 22 Ağustos-05 Kasım 2017 tarihleri arasında her hafta altı bölüm halinde yayınladığım “İzmir Şiirleri” serisiydi. Bu seride Bedri Rahmi Eyüboğlu, Atilla İlhan, Nazım Hikmet, Can Yücel, Edip Cansever ve İlhan Berk gibi 24 büyük şairin İzmir‘le ilgili 30 şiirini yayınlamış ve bu şiirlerin yer aldığı yazılar, özellikle İzmir‘le ilgili 9 Eylül, 15 Mayıs gibi önemli tarihlerde defalarca okunarak büyük bir ilgi görmüş; böylelikle, toplam altı bölümden oluşan “İzmir Şiirleri” 10 Ağustos 2026 tarihi itibariyle toplam 23.920 kez okunmuştu.
Bu kez de “İzmir Şiirleri” serisinin 7. bölümünü oluşturarak İzmirli şairler Atilla İlhan ve Salah Birsel‘e ek olarak Haydar Ergülen, Kemalettin Kamu, Metin Eloğlu, Nahit Ulvi Akgün ve Tomas Transtramör‘ün dokuz şiirini yayınlayarak sizlerle paylaşmak istedim:

YİRMİ BEŞİNCİ SAAT
İzmir limanında suya çöktüğüm malum
suya kırk beş kuruşluk bir akşam çöktüğü
yirmi dört yıldızın battığı malum
lâcivert üstünde beyaz joseph conrad
sipsicim dişlerimin ucundan çekilmiş
dört yöne bıçak sırtı telgraf telleri
on sekiz nokta yirmi bir hat malum
ışıltılı bir sakal gibi çenemden sarkıyor
blaise cendrars’ın kıvırcık şiirleri
iki gözümün arasında üçüncü gözüm
akrepsiz yelkovanı delirmiş gömgök bir saat
İzmir limanında battığım suya çöktüğüm
toprağın ve suyun korktuğu malum.
Atilla İlhan, Ben Sana Mecburum, Ataç Kitabevi-1960, Sh. 26

İZMİR RADYOSU KONUŞMASI
1.
Dün radyodan bir yağmur söylediler,
İstanbul Radyosundan değil, Ankara sen çıkma aradan,
hep kal Ankara kal sisli kal, fakat bu yağmur
İzmir Radyosundan. Geçenlerde bulut olmuştum,
şimdi yağmur olma sıram gelmiş, olurum
dedim, madem bulutluğumu bilmişler, bana
gökyüzü kadar bir yer göstermişler, hem
oldum, hem de usul usul yağmur olsam
yeridir, dedim, oldum, uslandım.
Şiire faydam yok, bari ağaçlara … olurum, olur,
hem bende yazılı, sözlü, yaşlı gözlü,
gözü yolda, gönlü bulutta yağmur da çoktur,
eski gözyaşları bile bulunur:
Hepimizin çekmecesi var, gözyaşı çekmecesi,
acı çekmecesi, simli, keder çekmecesi, işli,
çocukluk çekmecesi, gözlüklü, çocukluğumdan mı
desem ilkgençliğimden mi? Galiba en çok
iki şeyi biriktirdim: Biri sessizlik, diğeri ses
ya da şöyle, biri iç yağmur, öteki yağmur
gençliğin sonuna doğru ikisini de harvur
dum savurdum, kendi sustuklarım da
içinde her söze kandım ve her yağmuru
üstüme alındım, bana yağıyor benim için
yağıyor sandım.
Söz uğruna şiir, şemsiye uğruna çok yağmur
yitirmişliğim vardır, bunu, bir daha aklımdan hiç
çıkmayacak kadar unuttum. Söz yağmurunda da
ıslandım güz yağmurunda da. Böylece
bazı günlerim gibi bazı sözlerim de üşüdü,
ıslandı ve kalbe soğukluk verdi…
Yağmurdan roman çıkmaz, ustasının eline
düşerse her yağmurun bir hikayesi olur.
Yağmur dediğin şiire ve filme yağar.
Yağmurdan çok şiir çıkar, şiirden yağan
yağmursa unutulmaz. Yağmur ile şiir:
Sanki ikisi de aym göğün mavisidir,
gönlü mavi bir anneden olma iki kardeş,
ve bence biri de mutlaka, hangisi olur mu,
elbette şiir kızkardeş.
Yağmur, siyah-beyaz filmlere yağıyorsa
renklidir. Yağmur mu film mi orasını
artık körkütük izleyen bilir.
Ortasında değil ama bir filmin
başında ve sonunda yağmur gereklidir,
(az kaldı söyleyip susmayı unutuyordum:
yağmur şiirde boşluk olarak durur)
yağmurlu filmlerde ne söz gerekir ne müzik
yağmurun yağdığı bazen ses olur bazen sessizlik
yağmurun ruha değdiğinde çıkardığı ses
yağmurun sözcüklerini ararken kaybolduğu şiir
“velhasıl her şey yerli yerinde” dediği gibi şairin
yağmur yerli yerinde yağar eski filmde …
2.
Şimdi çocukluğun çatısı kalktı ya üstümüzden
yağmurun da eski tadı yok bu yüzden
yağmur yağmıyor ki artık sudur yağan
kırmızı kiremitlerin serinlemeyişi bundan
artık çorbası hazır çocuklar hastalansa n’olur
okula gitmemek için eskisi gibi yalancıktan
yağmur kiremitlere düşer, camlara vurur
sesi içimize yağar, kalbimize düşer
belki de suyun gezgin halidir yağmur
dünyagörmüş, deryageçmiş, denizgezmiştir
yağmur biraz da eski arkadaşların yağmasıdır
eski şehirler, eski anılar, eski sevgililer yağar
her zaman altında durana ya da ondan kaçana değil
onu dinleyene, duyana da yağar, ona bakakalana da.
Çocuklar büyüdü, yağmurlar değişti, eski
geveze yağmurların yerine ki onlar yağmaz da
mırıldanırdı sanki, ince geveze derlerdi sanırım,
ikindinin gevezeliği gibi sessiz, kekeme ve
bir buluşma olarak kendisini bekleyenlerle
mırıl mırıl hişt hişt usul usul içli içli
yine yağsa yağmur konuşur gibi bizimle
derdalır gibi bizden, yaraörter gibi içimizden
söziyileştirir gibi, hatta sessizliği de onarır gibi
gibi olsa yağmur her şey yağmur gibi yağsa
çocukluk yağsa, mavilik yağsa, kardeşlik yağsa
kimin yağdığı belli olmasa karışsak birbirimize
sırılsıklam olsak birbirimizden hangimiz yağmur
hangimiz çocuk hangimiz mavi hangimiz şair
belli olmasa da bir şiir çıksa hepimizden
şimdi ne iyi gelir ne iyi gelir ne iyi gelir!
Haydar Ergülen, Aşk Şiirleri Antolojisi, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul-2011, Sh.73-76

İZMİR’DE TAHASSÜR
Anne, deniz nerde, yalımız nerde?
Hani gideceğimiz İzmir’e der de
Beni uyuturdun dizinde anne!
Geçende ablam da öyle diyordu
Bu bahar İzmir’e girmezse ordu
Kanmam sözünüze sizin de anne!
Yeşil bir bahara büründü dağlar
Bülbüllü bahçeler, üzümlü bağlar
Kimlerin işine yarıyor anne!
O bağlar nerede, bahçeler nerde?
Her akşam güneşin battığı yerde
Gözlerim İzmir’i arıyor anne!
Şimdi bir kuş olsam, kanadım olsa
İzmir’e giden yol eğer bu yolsa
Bir başıma bile giderim anne!
Bir çetin bilmece sorsam Paşa’dan
Söylemem memleket bağışlamadan
Mutlaka İzmir’i isterim anne!
Kemalettin Kamu, Gültekin Sâmanoğlu, “Kemalettin Kami Kamu”, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara-1986, Sh. 63

GELİN ARABASI
Müthiş bir temmuzda Tırhan gemisi
Aldı beni anamdan ocağımdan etti
Ey deniz yolu, ey dağsız evsiz memleket
Müthiş bir temmuzda, Salı Perşembe arası
Güzelliğin canıma yetti
Eserse böyle rüzgâr essin
Sabah olursa böyle olsun
İzmir iskelesinde Metin Eloğlu
Denizde balık, dünya yüzünde gün ışığı
Metin Eloğlu oynamasın da netsin?
Kimi yalan var ki hoşa gitmez
İzmir’inki öyle değil
Bakıyorsun tahta kayık
Bir de bakıyorsun ki bağlık bahçelik
Çiçek açmış, çiçek açmış, ışımış
Tuttuğum bir odaydı: tahtası eski
Kapının karşısında viran pencere
Daha ötesi maviydi
Deniz olduğu belliydi dumanından
Her şey ah her şey İzmirliydi
Şendi ışıklıydı dört bir yanından
Ben İstanbulları bıraktım aşk yüzünden
İzmir’ e geldim pişman olmadım
Akşamları Tahirbey Sokağından geçerken
Aşıktım
Dönemezdim
Dünya ömür, yar ömür, bıkılmaz, bıkamazdım
Varsın hayat güzelleşsin nazından
Ne sandın Metin Eloğlu, ne sandın yeni deli?
Bu nazlar, bu sözler bitmez mi sandın?
Bir Pazar ki kuruldu İzmir içinde
Alacağını aldın
Mutluluğun bir başkası umulmaz artık
Ben yanmışım yanmış! O günler sürüp gitmedi
Gün gitti gece oldu
İçinde güzel Ayten, içinde kırmızı şal
Bir gelin arabası, belli oldu telinden
Gümüşler savruldu, denizi geçti
Geçen geçti kalan kaldı, zeybek
İnsanoğlu nice düşten uyanır
Uyan İzmir dağı, uyan ben gidiyorum
Uyan zeybek
Ben gidiyorum işte, için için tükenerek
Başka bir gemiye bindim demir bacalı
Başımı çevirince İzmir’ i gördüm
Ah, bakıyor bakıyor doyamıyorum
Doyamayınca da ağlıyorum
Metin Eloğlu, Varlık, nr. 345, 1 Nisan 1949, sh. 9

NASIL BİR SEVDÂYSA…
ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
sen yalnızlığıma varır varmaz
az sonra yağmuru durduracaklar
rüzgârı değiştirdim
ustura ağzı poyraz
yok canım yıldızları unutmadık
mutlaka yerlerinde bulunacaklar
kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
sütlü çıplaklığım örtecek kadar
senin için olduğu asla bilinmeyecek
yapraklarını birden dökecek dutlar
şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
balkonda işlemeli müstesna bulutlar
ayak bastığın an şehir de değişebilir
yoksa moskova mı
belki berlin belki dakar
belki 30’lardan mehtap yorgunu İzmir
körfez’de şerefine donatılmış vapurlar
nerede ne zaman kaç kere yaşadık
nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
dudaklarımızda birbirimizden mısralar
Atilla İlhan, Ayrılık Sevdaya Dahil, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul-2015, Sh.68-69

İZMİR’İN KAVAKLARI
İzmir’in içinde akçakavak
günle yalazlanır yaprakları
şimdi ne o çakıcı var artık
ne çakıcının konakları
Ne yosun kokusu imbatla gelen
ne evlerin önünde bahçeleri
afrikamenekşeleri kaktüsler
süsler balkonları pencereleri
Nahit Ulvi Akgün, Yolunuz Üstünde Bir Adam, Tekin Yayınevi, İstanbul-1991, Sh.

DAVUL ZURNA
Ah iç gıcıklayıcıdır sabahları yâlel
Bir nağme uzanır davuldan Sepetçioğluna
İzmirlilerden üç akıllı iskemle atmış kordona
Zurna çalıyor Pasaport önünde zurna
Çocuklar ayak uydurmaya çalışıyor oyuna
Helhel takmış kadının biri de koluna
Oyunla kadınla öyle pırıl pırıl ki helhel
Ah iç gıcıklayıcıdır sabahları yâlel
Salah Birsel, Köçekçeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara-1980, sh. 124

İZMİR SAAT ÜÇ (İzmir klockan tre)
Hemen hemen bomboş sokakta az ileride
iki dilenci, birisi tek bacaklı
ötekinin sırtında taşınıyor
durdular – geceyarısı far ışığında
donup kalan bir hayvan gibi –
sonra yürümeye devam ettiler
ve okul bahçesindeki çocuklar gibi çabucak
geçtiler caddeyi öğlen sıcağında
sayısız saatler tıkırdarken uzayda.
Mavi parıldayarak kaydı geçti dubaların önünden,
Kara süründü ve büzüldü, taştan dışarı bakarak,
beyaz bir fırtına olup esti gözlere.
Nalların altında ezilince saat üç
ve karanlık ışık duvarını çalınca
uzandı şehir denizin kapısının ayaklarına
ve parıldayarak akbabanın keskin gözlerinde.
Tomas Tranströmer, (Hemligheter på vägen/Yoldaki Gizler), İzmir Saat Üç, Nokta Yayınları, Kasım 2004

NASIL OLDUYSA
nasıl olduysa birden adımı unuttum
adını unuttuğum o sıcak şehirde
yıldız alacası yüzen bir zakkum
yanımda o hayal kız ikide birde
yolumu gözlerine bakıp bulduğum
sahi ben ne hırçın bir çocuktum
ele avuca sığmaz aklı fikri şiirde
mısra mısra başımı belaya soktum
İzmir cezaevi dokuzyüz kırk bir’de
kaşla göz arası liseden kovuldum
inanmakta geç sevmekte çabuktum
bazen yaşadıklarım aklıma gelir de
kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum
istenmeyen adam hemen her devirde
hemen her devirde ateşten bir buluttum
binlerce umuttan belki bir umuttum
Atilla İlhan, Kimi sevsem sensin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 25. Basım, Şubat-2013, İstanbul, Sh.20
Yeni “İzmir Şiirleri” bölümlerinde buluşmak üzere…
İZMİR ŞİİRLERİ
https://kentstratejileri.com/2017/08/22/izmir-siirleri/
https://kentstratejileri.com/2017/09/03/izmir-siirleri-2/
https://kentstratejileri.com/2017/09/15/izmir-siirleri-3/
https://kentstratejileri.com/2017/10/01/izmir-siirleri-4/
