Ali Rıza Avcan
Bugün sizinle birlikte, bir süredir ara verdiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kültür-sanat politikalarıyla bu çerçevede 1 Nisan 2024 tarihinden bu yana yapıp eyledikleri ya da yapmadıkları, yapamadıkları üzerine söyleşmek istiyorum.
Hatırlayacağınız üzere Tunç Soyer döneminde büyük çabalarla 9 Eylül 1922’nin 100. yılında açılan 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin Cemil Tugay tarafından Konak Belediyesi‘ne bedelsiz kiralanması bahanesiyle, hem de 9 Eylül 1922’nin 102. yılında gözden çıkarılıp çalışamaz hale getirildiğini, bu anı evinin geliştirilip bir Kurtuluş Savaşı Müzesi haline getirilmesi gerektiğini 7 Ekim 2024 ve 10 Şubat 2025 tarihli iki ayrı yazımla dile getirmeye çalışmıştım. (1, 2)
Ardından 2026 yılının Mayıs ayında, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hiçbir plan ve programa dayanmaksızın kültür hizmeti adına açtığı ve ama gerçekte lise ve üniversite öğrencilerinin ders çalışma mekânı olarak kullanılan kütüphaneleri, bu mekânların kapasiteleriyle kendilerine uygun görülen isimleri gündeme getirip tartışmış ve bu bağlamda uygulanabilir makul öneriler geliştirmeye çalışmıştım… (3)

Aynı yılın Temmuz ayında ise Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak‘ın 2011 yılında açtığı Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Müzesi‘ne ait taşınmazın gerçekte iflas etmiş bir belediye şirketi Kent A.Ş.‘ye devredilmesi nedeniyle kapatıldığını öğrenip aynı müzeyi bir yıl sonra eskisinden daha sapa bir yerde açma vaadinde bulunulduğunu, bu müzedeki özel koleksiyonun sahibi Mert Rüstem dostumuzun müzenin kuruluşunda yapılan protokoller ve söz konusu yerin “müze” statüsünde olması nedeniyle kendisine ait özel koleksiyonu geri alamadığına tanık olmuştuk.

Böylelikle belediyeler tarafından açılan müze ya da anı evlerinin varlığını sürdürmesinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı bir konu olduğunu, özellikle de kişilere ait özel koleksiyonlarla açılan belediye müzelerinin, beş yılda bir değişen belediye yönetimleri ve bunun doğal bir sonucu olarak allak bullak hale gelen kültür-sanat hizmetleri nedeniyle ne büyük bir riskle karşı karşıya olduğunu, müzecilik açısından son derece önemli olan kurumsallaşma ve sürdürülebilirlik olgularının bu ve buna benzer tehlike ve risklerle karşı karşıya olduğunu bir kez daha yakından görmüştük.
Ardından geçtiğimiz günlerde “İzmir Kitap Fuarı” adı altında yine birilerini zengin etmek amacıyla düzenlenen ticari faaliyetin tarihi ve doğal özellikleri nedeniyle koruma altındaki Kültürpark‘a ve İzmir‘deki kitapçılara verdiği zararları yerinde görmek amacıyla gittiğim Kültürpark‘ta eski Göl Gazinosu binası yerine inşa edilip İzmir Mutfak Müzesi adı verilen binada dört özel şahsa ait koleksiyondan oluşan geçici sergiyi gezerek aynı tehlike ve risklerin henüz müze olamamış bu girişim için de geçerli olduğunu fark ettim. (4, 5)
Söz konusu sergi, 1937 yılında geleneksel Türk mimarisini çağrıştıran eski Göl Gazinosu‘nun yıkılıp yerine yapılan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nca henüz müze ruhsatı verilmeyen soğuk görünümlü kimliksiz binada bulunuyor. Bu durumu en güzel şekilde binanın eski ve yeni halini gösteren aşağıdaki fotoğraflarda görebiliyoruz.


Hepimizin anılarında yer eden güzel duygularla hatırladığı o eski Göl Gazinosu‘ndan bugüne hiçbir şeyin kalmadığı bu yeni mekânda belediye başkanının sınıf arkadaşı ve eşi tarafından düzenlenen İzmir Mutfak Müzesi‘ni “nepotizm” adını verdiğimiz kayırmacılık sisteminin somut bir örneği olarak kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü fiziki yapısı ve tarihi kimliği yok edilerek yeniden inşa edilen bu yeni binadaki İzmir Mutfak Müzesi, müzecilik konusunda eğitim alıp başarılı uygulamalar yapmış İzmir’in hak ettiği bir müze küratörü yerine amatör heveslerle işe girişen ve Cemil Tugay‘ın sınıf arkadaşı olması nedeniyle kısmeti açılan bir pratisyen hekimle gıda mühendisi olan eşi tarafından tasarlanıyor.
Aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Grand Plaza şirketinde yönetim kurulu üyesi olan pratisyen hekim Nejat Yentürk uzun zamandır yemek kültürü konusunda araştırmalar yapıp bir kitap yayınlamış; ayrıca, 1922 İzmir Yangını fotoğrafları, yemek kültürü ve parfüm gibi konularda koleksiyon sahibi olmakla birlikte; bugüne kadar profesyonel ve kurumsal ölçekte tek bir müze kurmamış ya da müze küratörlüğü yapmamış, gücünü belediye başkanının sınıf arkadaşı olmaktan alan oldukça hevesli bir amatördür.
Evet bugün 31 Aralık 2026 tarihine kadar açık kalacak olan bu sergi için koleksiyon sahipleriyle imzalanan protokollerde, uluslararası müzecilik pratiğinin etik kurallarından biri olan “geçici sergilere verilen özel koleksiyonlar için herhangi bir ücret talep edilmemesi” ilkesine ne ölçüde uyulup uyulmadığını ya da ABD ile Avrupa ülkelerindeki büyük kurumsal sergilerde yapıldığı gibi sergilenen özel koleksiyonlardaki malzemelerin sergi sonrasında daha da artacak değerleri üzerinden satışına belirli bir süre için kısıtlama getiren özel bir hükme protokollerde yer verilip verilmediğini bilmediğimizi de dikkate alarak… Çünkü bu istisnai uygulamanın nedeni, müzelerin, kamuoyu veya vergi dairesi tarafından, yakın gelecekte bir sanat eserini paraya çevirmeyi amaçlayan kâr amacı güden özel bir sanat koleksiyoncusunun fiili pazarlama kolu olarak görülmek istememeleridir. (6)
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin henüz müze olarak çalışma ruhsatı alınmamış bir binada 2 Nisan-31 Aralık 2026 tarihleri arasında açık kalmak üzere dört koleksiyon sahibinden mutfak malzemeleri alarak geçici bir sergi açmış olması belediyeye ait özel bir koleksiyonun henüz oluşturulmadığını, bu amaçla antikacılardan yapılan alımlara belediyenin içinde bulunduğu mali sıkıntılara rağmen devam edildiğini; ancak “İzmir Mutfak Müzesi’ni açtık” diyebilmek ve müze açılışı için zaman kazanmak amacıyla böylesi bir yola gidildiği anlaşılmaktadır.
Hele ki Cemil Tugay‘ın Karşıyaka Belediye Başkanı olduğu dönemde yine aynı sınıf arkadaşlığı çerçevesinde Bostanlı Çatı Kültür Merkezi ile Cordelion Mutfak Sanat Merkezi‘nde düzenlenen sergilerle festival etkinliklerine Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne geçmesi sonrasında aynı kültür ve sanat merkezlerinin fiilen iş yapamaz hale gelmesi, bu çiftin Karşıyaka Belediyesi‘nde danışman ve küratör olarak çalıştığı 2019-2024 döneminde mutfak ve yemek kültürü adına yaptıklarının da kurumsallık ve sürdürülebilirlik ilkelerinden uzak olduğu anlaşılmaktadır.
Niçin müze?
Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) müzeyi somut ve somut olmayan mirası araştıran, toplayan, koruyan, yorumlayan ve sergileyen, bütün bunları yaparken kâr amacı gütmeyen, toplumun hizmetinde olan kalıcı bir kurum olarak tanımlıyor. O nedenle bir müze kendisinin ya da başkalarının koleksiyonlarını “bakın, bakın benim ne güzel cicilerim var!” mantığı ile sergilemeyip aynı zamanda kendi konusu ile ilgili araştırmalar yapar, bunun için malzeme ve bilgi toplar, bağışçılarıyla ilişkilerini yönetir, bulup topladığı bilgi ve malzemeleri korur, tarihi, toplumsal, ekonomik ve kültürel bağlamı içinde yorumlayıp sergiler, bu amaçla eğitimler düzenler.
Oysa İzmir Mutfak Müzesi‘nin sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi bugüne kadar bırakın somut olmayan miras bağlamında mutfak ya da yemek kültürü envanteri hazırlamamış, İzmir‘le ilgili yerel gastronomi ürünleri için şimdiye kadar Türk Patent ve Marka Kurumu‘ndan alınan toplam 38 coğrafi işaretten 2 tanesi Bornova, 2 tanesi Menderes, 1 tanesi Karabağlar, 1 tanesi Kınık, 1 tanesi Seferihisar belediyeleri tarafından alındığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 yılında sadece tek bir ürün (Çeşme Kavunu) için coğrafi işaret almış, bu ürünlerden sadece Bergama Kozak Çam Fıstığı, Avrupa Komisyonu tarafından korumalı menşe adı (PDO) statüsüyle AB Coğrafi İşaret Sicili‘ne kaydedilmiş, diğerleri için böyle bir sicil kaydı yapılmamış, coğrafi işaret almış ya da almamış gastronomi ürünlerinin korunması için herhangi bir çalışma, araştırma ya da yayın yapmamıştır.

İzmir’de bir mutfak müzesine gerçekten ihtiyaç var mıdır?
Anımsayacak olursanız büyükşehir belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in hizmet döneminde şair, yazar ve gazeteci Sunay Akın, Kültürpark‘taki eski Göl Gazinosu‘nda balmumu heykel müzesi kurmak istemiş; ancak bu hayalini Soyer‘in başkanlık döneminde gerçekleştirememişti.
Anlaşılan o ki, bu örnekte de görüldüğü gibi Kültürpark‘taki eski Göl Gazinosu geçmişte ve günümüzde yeni yeni müzeler açmak hayalini kuranları kışkırtan, onları baştan çıkaran bir özelliğe sahip olmuştur!
Ülkemizdeki mevcut mutfak müzelerine baktığımızda en büyük ve önemli müzenin Türk-Osmanlı mutfak kültürünün merkezi konumunda olan Topkapı Sarayı‘ndaki Matbah-Amire akla gelir. Padişah dışında her gün 4.000 ila 15.000 kişiye yemek pişirilen bu mutfaktaki dev bakır kazanlar, tombak yemek kapları, sürahi ve ibrikler, yaklaşık 10.700 parça Çin ve Japon porseleninden oluşan Çin dışındaki en büyük ve kesintisiz koleksiyon, zehir sezen Celadonlar ve mücevherli porselenler insanın aklını alan bir zenginliğe sahiptir.
Diğer önemli mutfak müzelerinin ise her biri ayrı bir yemek kültürüne sahip bölgede konumlanmış olan ve hepsi o illerin büyükşehir belediyelerine ait koleksiyonlara sahip Gaziantep‘teki Emine Göğüş Mutfak Müzesi, Şanlıurfa‘daki Hacıbanlar Evi Mutfak Müzesi, Antakya-Hatay‘daki Antakya Mutfak Müzesi ve Kahramanmaraş‘taki Dulkadiroğlu Tematik Mutfak Müzesi‘dir. Geriye kalan müzeler ise Aydın ve Kuşadası‘ndaki Oleatrium Zeytin ve Zeytinyağı müzeleri, Afyonkarahisar‘daki Sucuk Müzesi, Kars‘taki Boğatepe Peynir Müzesi, İstanbul/Esenyurt‘taki Pelit Çikolata Müzesi‘dir.





Mutfak müzelerinin yurdumuzdaki coğrafi dağılımına bakıldığında her birinin ayrı tarihi bir döneme ya da o il ya da bölgede var olup diğerlerinden farklılıklar gösteren ayrı bir yerel yemek kültürünü temsil ettiği görülür. Özellikle de Gaziantep, Şanlıurfa, Antakya-Hatay ve Kahramanmaraş‘taki mutfak müzeleri itibariyle…
Ama İzmir‘de bu anlamda Ege ve Akdeniz mutfağından ayrı ve farklı bir İzmir Mutfağı olmadığı için bu kültürü ortaya çıkarıp yaşatmak ve korumak adına bir müze açmak, “Kurtuluş’un ve Kuruluş’un Kenti” olarak adlandırılan İzmir‘de halkın uzun yıllardır talep ettiği bir Kurtuluş Savaşı Müzesi ya da Ege Denizi kıyılarında ortaya çıkan uygarlıkları vurgu yapacak bir Ege Uygarlıkları Müzesi gibi asıl ihtiyaçların dikkate alınmadığını göstermektedir.
O nedenle İzmir‘de, İzmir‘in de içinde yer aldığı Ege ya da Akdeniz mutfağından ayrı, ondan farklı bir mutfak/yemek kültürü olmadığı; ayrıca, İzmir‘de Müslüman Türk, Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten mutfaklarıyla göçmen Girit ve Balkan kültürlerinden oluşan kozmopolit bir mutfak ve yemek kültürü olduğu; ayrıca, bu kültürlerin Ege ya da Akdeniz mutfağı kültürlerinden farkı olmadığı için sırf bunun için ayrı bir İzmir Mutfak Müzesi‘nin kurulmasına gerek olmadığını düşünüyorum.
İzmir Mutfak Müzesi gibi kamusal bir hizmet niye tek bir kişiye teslim edilir?
Hepimizin bildiği gibi İzmir‘de yemek ve mutfak kültürü üzerine araştırmalar yapan birçok kurum ve kişi bulunmaktadır. Bunlardan ilk aklıma gelenler Ege, İzmir Ekonomi, Yaşar ve İzmir Katip Çelebi üniversitelerinin gastronomi ve mutfak sanatları bölümlerinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Bergama ve Efes meslek yüksek okullarının aşçılık programı ile turizm ve otel işletmeciliği bölümleriyle Bakırçay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü‘nde yemek ve mutfak kültürü üzerine çalışan birçok akademisyen, bilim insanı ve uzman bulunduğu halde; ayrıca, İzmir‘in basılı ve dijital gazete ve dergileri üzerinden tanıdığımız Ahmet Uhri, Nedim Atilla, Betül Öztürk gibi birçok isim yemek ve mutfak kültürü üzerine çalışıp yayınlar yaptığı, değişik kurumlarda projeler yürüttüğü halde İzmir Mutfak Müzesi‘nin tasarımında sadece Nejat ve Aybala çiftinden yararlanılmış olması böyle bir çalışmanın çok disiplinli yanıyla demokratik katılım özelliğini zedeleyen bir durum yaratmıştır.
Katalog eksikliği ve duvarlara yerleştirilen panolardaki uzun yazılar nedeniyle ortaya çıkan sergi/müze yorgunluğu…
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin tüm sergi ve müzeleri için tek bir katalog dahi düzenlenmemekte, bir kurumsal müze/sergi için büyük bir eksiklik oluşturan bu durum müze/sergi salonunun duvarlarına yerleştirilen panolardaki uzun yazılarla giderilmeye çalışılmaktadır. Oysa okuma alışkanlığının olmadığı ve bu durumun sosyal medya sayesinde daha da kötü hale geldiği bir toplumda sergiyi açıklamaya çalışan bu uzun yazıların tümü okunsa bile okuma süresi çok uzun olacağı ve bu da müze ya da sergi ziyaretçilerinde bıkkınlık ve yorgunluk yaratacağı için sergi ya da müzelerde ziyaretçiyi okuma tembelliğine sürükleyen, küratörün de işini basitleştirip fazla emek harcamamasına neden olan uzun yazılı açıklamalardan vazgeçilmesi uygun olacaktır.
Öte yandan uzun süredir İzmir‘de faaliyet gösteren Arkas Sanat Merkezi ve Folkart Galery gibi sanat kurumlarının tüm sergilerinde önceden hazırlanmış sergi/müze katalogları ziyaretçileri beklerken İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin tüm müze ve sergilerinde “kurumsal sergi/müze” olmanın koşulu olan kataloglar -ne yazık ki- hazırlanmamaktadır. Hazırlansa bile, APİKAM‘ın düzenlediği “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisinde olduğu gibi küratör tarafından hazırlanıp İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce basılan katalog sergi küratörünün eseriymiş gibi sunulmaktadır. Oysa o sergi İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi büyük bir kuruma ait ise o kataloğun ya da kitabın da o kuruma ait olduğu bilinmeli ve tanıtımı kurum yöneticilerince yapılmalı, sergi küratörünün kitabıymış gibi küratörün kişisel reklamının malzemesi olarak kullanılmamalıdır.
Kıssadan hisse adına;
Şayet sınıf arkadaşlığı ilişkilerine önem veren bir belediye başkanı iseniz ve bu arkadaşlardan biri yemek ve mutfak kültürü konusunda kendince araştırmalar yapıp kitaplar yazıyorsa, bu amaçla koleksiyon sahibi olup diğer koleksiyon sahipleri ve müzayede kurumlarıyla ticari ilişkiler kuruyorsa sırf onu memnun etmek için adeta bir çocuğun eline verilen oyuncakla oyalayıp eylemek için; ayrıca, arkadaşınızın koleksiyonundaki bazı malzemeleri sergileyerek bu malzemelerin piyasa değerini arttırmak istiyorsanız onun elindeki koleksiyon parçalarına göre sergi ve müzeler kurmasını sağlar; böylelikle, sahip olduğunuz kısıtlı kamu kaynaklarını arkadaş hatırına israf eder durursunuz…
Bir de belediye başkanı olmadan önce, özellikle de hazırladığınız seçim beyannamesinde belediye müze ve sergileri konusunda herhangi bir öngörüde bulunmamışsanız, üstüne üstlük göreve geldikten sonra belediyelerin anayasası niteliğindeki stratejik planla yıllık performans programlarında mutfak müzesi benzeri müzeler kuracağınızı belirtmemişseniz, bunun dışında belediyenin kültür ve sanat politikaları ile ilgili temel bir belgenin yokluğunu göreve geldiğiniz tarihten 2 yıl 1 ay 6 gün sonra fark edip 6-7 Mayıs 2026 tarihlerinde İzmir Kültür Politikaları adıyla bir çalıştay düzenleyip orada konuşulanları yine aradan 4 ay 21 gün geçmiş olmasına rağmen halen İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Politikaları Belgesi haline dönüştürememiş ve bu belgeyi kamuoyu ile paylaşmamışsanız;
Emin olun, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın ve belediyede önemli görevlere getirdiği sınıf arkadaşlarıyla onların eşlerinin aday gösterilmeyip ya da seçimi kazanamayıp belediyeden ayrılmak zorunda kaldığı günün hemen ertesinde, aynen kendisinin 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘ne yaptığı gibi ya o müzenin kapısına kilit vurulur ya da adı değiştirilip başka bir müzeye dönüştürülür; böylelikle “bir heves, bir kalas” mantığıyla yapıp eylediklerinin üstü bir kalemde çizilip unutulur…
Belki de bir önceki belediye başkanının başına geldiği gibi hakkınızda soruşturmalar açılıp ağır cezalarla ödüllendirilirsiniz ve böylelikle hem kendinizin, hem de değer verdiğiniz aile büyüklerinizin adı bu kötü olaylardan etkilenir…
Çünkü belediye başkanlarıyla onlara yakın liyakatsiz ekiplerin, tıpkı Tunç Soyer ve ekibinin başına gelenlerde olduğu gibi, hem kendi adlarını hem de ürettikleri hizmetleri kurumsallaştırıp sürdürülebilir hale getirebilmesi öylesine kolay acemi amatörlerin işi değildir…
…………………………………………………………………………………………………………………………………………….
(1) Ali Rıza Avcan, “Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi, yok edilmeyip geliştirilmeli ve bir müze haline getirilmelidir!”, Kent Stratejileri Merkezi, 7 Ekim 2024, https://kentstratejileri.com/2024/10/07/kurtulus-savasi-100-yil-ani-evi-yok-edilmeyip-gelistirilmeli-ve-bir-muze-haline-getirilmelidir/
(2) Ali Rıza Avcan, “Kurtuluşun ve Kuruluşun Kenti İzmir’deki 100. Yıl Kurtuluş Savaşı Anı Evi Sergisi’nin Başına Gelenlerin Gerçek Nedeni”, Kent Stratejileri Merkezi, 10 Şubat 2025, https://kentstratejileri.com/2025/02/10/kurtulusun-ve-kurulusun-kenti-izmirdeki-100-yil-kurtulus-savasi-ani-evi-sergisinin-basina-gelenlerin-gercek-nedeni/
(3) Ali Rıza Avcan, “Kütüphane mi yoksa etüt merkezi mi?”, Kent Stratejileri Merkezi, 4 Mayıs 2026, https://kentstratejileri.com/2026/05/04/kutuphane-mi-yoksa-etut-merkezi-mi/
(4) “İzmir Mutfak Müzesi ile yemek kültürüne yolculuk“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 6 Nisan 2026, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmir-mutfak-muzesi-ile-yemek-kulturune-yolculuk/58322/156
(5) “İzmir Mutfak Müzesi Açılışa Doğru Sergisi”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat Şube Müdürlüğü, https://kultursanat.izmir.bel.tr/event/izmir-mutfak-muzesi-aclsa-dogru-sergisi/6c42f24c-82ac-471c-835d-cc1f9af29c91
(6) Michel Duffy, “Lending Art and Collectibles to Museums”, Merrill A Bank of America Company, September 9, 2026, https://www.ml.com/articles/lending-art-and-collectibles-to-museums.html
“İzmir’de Kültürün Rotası Çiziliyor, İzmir Büyükşehir Belediyesi“, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmir-de-kulturun-rotasi-ciziliyor/58567/156
“Başkan Tugay: Kültür bir hak, aynı zamanda kalkınmadır, İzmir Büyükşehir Belediyesi“, 7 Mayıs 2026, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/baskan-tugay-kultur-bir-hak-ayni-zamanda-kalkinmadir/58565/156
Yararlanılan Kaynaklar
(1) 21.07.1983 tarih, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 23.07.1983 tarih, 18113 sayılı Resmi Gazete,
(2) Özel Müzeler ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik, 22.01.1984 tarih, 18289 sayılı Resmi Gazete,
(3) Müzeler İç Hizmetler Yönetmeliği, Kültür ve Turizm Bakanlık makamının 30.04.1990 tarih, 1578 sayılı onayı ile yürürlüğe girmiştir.
(4) Askeri Müzeler Yönetmeliği, 30.09.1984 tarih, 18531 sayılı Resmi Gazete,
(5) Milletlerarası Müzeler Konseyi (İCOM) Türkiye Milli Komitesi Yönetmeliği, 11.12.1970 tarih, 13691 sayılı Resmi Gazete,
(6) Ulusal Müze Başkanlıklarının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Yönetmelik, 11.11.2005 tarih, 25990 sayılı Resmi Gazete,
(7) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025-2029 Dönemi Stratejik Planı,
(8) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025 ve 2026 yılları performans programları,
(9) Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Mutfak Müzesi Projesi, Cilt 1-2, Antakya 2011.
(10) Priscilla Mary Işın, “40 Yıllık Hayalim Şimdi Gerçekleşiyor”, Şubat 2018, Nadir Kitap, https://www.nadirkitap.com/mary-isin-ropartaji-blog15.html
(11) Nuray Pehlivan, “Koleksiyoner Aybala Yentürk: Koleksiyonculukta ‘istifleme’ yoktur”, Gazete Duvar, 21 Haziran 2021, https://www.gazeteduvar.com.tr/koleksiyoner-aybala-yenturk-koleksiyonculukta-istifleme-yoktur-haber-1525572
