Ali Rıza Avcan
Çöp ya da günümüzün moda deyişiyle kentsel katı ve sıvı atıklar, o atıkların kirlettiği yerler ve onların kötü kokusu adeta İzmir kent kimliğini oluşturan temel değerlerden biri haline gelmiş durumda…
Öğrencilik yıllarımda Ankara‘dan İzmir‘e her gelişimde Salhane yakınlarında içime çekmek zorunda kaldığım o lanet olası leş kokusu o dönemde İstanbul ya da Ankara‘daki arkadaşlarıma İzmir‘i her anlatışımda aklıma gelen ilk şeydi… O yıllardan bu yana neredeyse yarım asır geçmiş olmasına karşın nüfusu bugün 5 milyona dayanan ve ülkenin en çağdaş kenti olduğu iddiasındaki bu kentte o kötü kokuyu yok etme adına insanın içini rahatlatan çok büyük bir değişim ya da iyileşme olmamıştır…

Eskiden sadece Bayraklı-Salhane hattında lokal olarak hissedilen o kötü kokunun bugün tüm bir kenti sarıp sarmaladığını, şimdi kentin her yerinden, Karşıyaka‘dan, Göztepe‘den, Konak‘tan o kokunun geldiğini hissediyor ve bu gidişle İzmir‘i İzmir yapan İzmir Saat Kulesi, Kadifekale gibi o kokunun da İzmir denilince akla gelen ilk şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.
Benim görüp tanıdığım İzmir dışında eski Osmanlı İzmir‘inde de aynı dertle hemhal olduğunu saygıyla andığım sevgili hocam Prof. Dr. Gürhan Tümer‘in eski İzmir‘i ballandıra ballandıra anlatanlara sık sık kanalizasyon ve çöp toplama hizmetleri olmadığı için cadde ve sokaklarındaki kötü lağım kokularından söz etmesini hatırlıyor ve suyun hemen yanında kurulmuş bu kentin dereleri, denizi ve tüm su kaynakları kirletilerek kötü kokar hale getirildiğini biliyorum…
Bunun en iyi kanıtının da Ekşi Sözlük‘ün “İzmir kokusu” başlıklı bölümünde 18 Temmuz 2002’den bu yana dile getirilen yüzlerce mesajda (entry) olduğunu düşünüyorum.
Çiçekler açmış dağlara ve insana sadece çöp mü zarar verir, ya diğerleri?
Bu memleketin dağlarında, patikalarında ve yaylarında yıllarca yürüyüp rehberlik yapmış biri olarak İzmir‘in zengin doğasında açan çiçeklerin başka diyarlarda, başka coğrafyalarda açanlar gibi mis gibi koktuğunu yakından bilmekle birlikte; çöp toplama ve arıtma hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle yerleşimlerin içinde ya da yakınında ortaya çıkıp o doğal güzellikleri yok edip insan sağlığını tehdit eden çöp dağlarının uzun yıllardır belediyelerle bunlara seyirci kalıp müdahale etmeyen merkezi yönetimin ortak eseri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de belediyesi olmayan binlerce yerleşimin en yakın orman alanına ya da derelere bıraktığı tonlarca çöpü dikkate aldığımızda…
O nedenle, İzmir‘in “defolu” belediye başkanının Saray zevatına övgüler düzerek AKP‘ye geçtiği günlerde hazırlattırılan videoda gösterilen çöp dağlarının, aynı zamanda kendilerinin imzaladığı ÇED raporlarıyla aynı dağlarda, ovalarda, yaylalarda, zeytinlik alanlarda, derin vadilerde ve derelerde açılmasına izin verdikleri maden, taş ve kireç ocaklarıyla RES‘ler, JES‘ler ve sahillerde mantar gibi biten oteller, rezidanslar, marinalar gibi… Aynen Gediz nehrinin deltasının balçık zemininde bir zamanlar Emlak Bankası eliyle ortaya çıkardıkları Mavişehir, verimli tarım arazilerini yok ettikleri İnciraltı, Bayraklı-Turan sahilindeki yeşili yok ederek yaptıkları Rönesans İnşaat‘ın Neva Yalı gökdelenleri, bir rant projesi olarak ortaya attıkları Çeşme Projesi ile Bergama‘da, Kazdağları‘nda, Uşak Kışladağ‘da ve binlerce başka yerde doğayı katlederek açtırdıkları çukurlar gibi…
Ancak şimdi yaptırdıkları o video ile yapmaya çalıştıkları eleştiri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın AKP‘ye geçtiği 7 Ekim 2026 tarihinden önce CHP‘li ve “bağımsız” olmakla birlikte AKP‘nin taze belediye başkanı olarak o güne kadar çözemediği sorunu bundan böyle çözmesi gerçeğini ortaya koyduğu gibi; AKP iktidarının, aslında “çözen” değil “sorun yaratan” varlığı ile aynı şekilde maden, taş ve kireç ocaklarıyla, lüks otel ve marinalarla, RES ve JES‘lerle katledilen dağları, vadileri, yaylaları, zeytinlik alanları ve sahilleri yok ettiğini; böylelikle “kaş yapayım derken göz çıkartan” bir duruma düşmesine neden olmuştur…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı “dönek” ve “defolu” Cemil Tugay‘ın AKP‘ye geçişi öncesinde ekranlara gelen İzmir‘deki çöp dağları konusu ve buna ilave olarak Körfez‘in kokusu bundan böyle AKP‘nin ve onun “piyonu” Cemil Tugay‘ın öncelik verdiği ilk işi olmalıdır… Bu görevi yerine getirmelidir ki İzmir bundan böyle çöp yerine iyot, yasemin ve nergis kokmalı, zamanında eleştirdikleri sorunlar çözdükleri soruna dönüşmelidir…
Çöp toplama ve körfez temizliği hizmetlerinde aksama olduğunda yapılması gerekenler…
Hem de ellerinde bunu yapmalarını sağlayacak hukuki düzenlemeler ve belediyeleri kuşatan yandaş inşaat şirketleri olduğu halde…
5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun “Hizmetlerde Aksama” başlıklı 57. maddesi aynen şunları dile getiriyor:
Hizmetlerde aksama
MADDE 57.- Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.
Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.
İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.
Bu madde düzenlemesinden anladığımız şudur:
1. İzmir‘deki belediyeler çöp toplama hizmetini aksattığı ve körfezdeki kokuyu gideremediği takdirde halkın sağlık, huzur ve esenliğinin sağlanması için İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi devreye girerek yetkili sulh hukuk hakiminin belediye başkanından makul bir süre içinde çöplerin hemen toplanmasını istemesini sağlaması gerekir.
2. Şayet çöp yine de toplanamaz ve körfez kokusu giderilemezse İzmir Valisi Süleyman Elban devreye girerek belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla; mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarından; örneğin Devlet Su İşleri, Karayolları, TCDD, Emniyet müdürlükleriyle İl Jandarma Komutanlığı gibi merkezi yönetimin il birimlerinden aldığı araç gereci belediyenin kapısının önüne yığarak sorunu çözecek ve bunun maliyetini İller Bankası‘na bildirerek o belediyeye gelecek aylarda ödenecek genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı üzerinden gönderilecek paydan kesilmesini sağlayacaktır.
İş, gördüğünüz gibi bugüne kadar yapılması iş bu kadar basittir… Hele ki grev kırıcı “defolu” İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay uzun bir süredir yakasında AKP rozeti olmadığı halde AKP‘li gibi davrandığı ve 7 Ekim 2026 tarihinden itibaren de gerçek bir AKP‘li olduğu için…

Bundan böyle Cemil Tugay‘ın, daha önce CHP‘ye ve Özgür Özel‘e yaptığı gibi kendisinin AKP‘ye geçişinin diyeti olarak tüm resmi, özel ve sivil AKP‘li güçleri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya kalkacak, “huylu huyundan vazgeçmez” deyişini doğrularcasına yine huysuzluk ve mızmızlık yapıp her şeye bir mazeret arayacak, aklının yetmediği birimleri kaldırıp yeniden kurarak, istediğini alıp istediğini atarak İzmir‘in kadim sorunlarını bir çırpıda çözecektir… 😂🤣😂
“Haydi aslanım, seni tutan mı var?“
Çünkü Cemil Tugay yaptıkları karşılığında diyet ödetmeye alışıktır… 2023 yılında yapılan CHP Kurultayı‘nda yaptıkları nedeniyle onun diyeti karşılığında başkanlık koltuğunu kapmış, bir önceki belediye başkanını ihbar ederek onun hapse girmesini sağlamış, şimdi de CHP Kurultayı’nda yaptıkları için hapse girmemek için AKP‘ye geçmiştir…
CHP‘den bağımsızlığa, bağımsızlıktan da AKP‘ye geçişinin diyetini bundan böyle AKP‘ye ödetmeye çalışacak, bu çerçevede bir türlü toplanmayıp İzmir‘in çiçek açan dağları gibi biriken çöpleri toplatacak, körfezdeki kokuyu giderecek, metroyu Fuar İzmir‘e kadar götürecek, Şehir Hastanesi‘ne dünyanın en pahalı ulaşım aracı metrorayı döşetecek, belediye hizmet binasını yapay zekayla yaptıracak, Mavişehir‘deki opera binasını bitirecek, Buca‘dan Karşıyaka‘ya körfezin altından geçen bir metroyu yapacak, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin tekrar gündeme getirilmesini sağlayarak Çiğli ile İnciraltı arasında devasa bir köprü ve denizaltı tüneli yaptıracak, deniz taşkınlarına konu olan Mavişehir‘i başka bir yere taşıtacak, yeni yeni yolların, köprülerin yapılmasını sağlayarak ulaşımı kolaylaştıracak, Mezarlıkbaşı katlı otoparkını depreme karşı güçlendirecek, denizin taşmasını ve depremleri önleyerek dirençli bir kent yaratacak, yapacak, edecek, “cek, cak, cek” deyip kentin Piriştina‘dan sonra “2. efsane başkanı” olacak… 😂🤣😂

Bunu garantiye alabilmek için de Basmane Çukuru, İnciraltı ve İzmir Hilton gibi kamu mallarının yandaş şirketler, özellikle de eski göz ağrısı Mehmet Cengiz eliyle yağmalanmasını sağlayıp Çeşme Projesi gibi yağma projelerinin önünü açacaktır…
Ardından da çekirgenin son ve üçüncü sıçrayışı gibi arkasına takılmış bir dolu teneke kutunun yaratacağı gürültü içinde sahneden inip layık olduğu yere gidecek…
