Memleketimden görsel hikayeler 2018-2020

Ali Rıza Avcan

Karşıyaka Belediyesi‘ne ait Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesi‘nin belediyece kapatılması olayına gerek İzmir‘deki gerekse diğer kentlerdeki anlı şanlı fotoğraf dernekleriyle fotoğraf sanatçılarından ve kendisini “fotoğrafçı” olarak takdim edip ekmek parasını fotoğraftan çıkaranların sosyal medyada kaleme aldıkları bir iki cılız paylaşım dışında tek bir ses çıkarmadığı bu günlerde fotoğraftan söz etmek ne ölçüde doğrudur bilmiyorum; ama, bugün size Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF)‘nun 2020 yılında gündeme getirdiği “hayattan fotoğraf hikayeleri” projesinden söz ederek söz konusu federasyon kapsamındaki 33 fotoğraf derneğine üye fotoğrafçıların 10 ana, 86 alt tema altında ortaya koyduğu 1.041 adet fotoğraf hakkındaki görüş, düşünce ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.

Ama ondan önce, 1928-1940 döneminde Lucien Vogel tarafından Fransa‘da yayınlanan VU Dergisi, daha sonra 1936 yılında yayınlanmaya başlayıp foto muhabirlerinin dergisi olarak ünlenen Life Magazine Dergisi‘nin gündeme getirdiği bu uygulama ülkemizde Şevket Rado tarafından 1956-1992 döneminde yayınlanıp çocukluk ve gençlik döneminde ailece abone olup İran Şahı‘nın eşi Farah Diba‘dan, yine aynı şahın çocuk vermiyor gerekçesi ile boşadığı Mahzun Prenses Süreyya‘dan haberdar olduğumuz Hayat Mecmuası tarafından ülkemize taşındığını ifade etmeliyim.

Türkiye’de 6 Nisan 1956’da Life Dergisi’nin adını örnek alarak yayına başlayan Hayat Mecmuası‘nın o tarihlerde yayın yapan gazete ve dergilerin aksine güçlü bir fotoğrafçı kadrosu vardı ve matbaası kaliteli fotoğraflar basabilecek ileri tekniğe sahipti. Ancak yayın hayatı boyunca dünyada ve memlekette olup bitenlerin sadece görünen yanlarıyla ilgilenerek sadece “spot haber” ve “cemiyet” fotoğrafları yayınlamakla yetindi. Batıdaki benzerlerinin yaptığı gibi, ele aldığı konuya derinlemesine bakabilen, meselenin görsel analizini yapabilen ve fotoğrafçının tanıklığını yaratıcı bir fotografik hikaye haline getirebilen metinli haberleri izleyiciye ulaştıran bir gelenek yaratamadı.

1928-1956 tarihleri arasındaki dönemde fotoğrafın sinemayı ya da gelişmekte olan televizyonu çağrıştırırcasına bir hikaye anlatıcısı olarak kullanıldığı bu uygulamada gerçek dünyadaki olaylar, toplumsal sorun ve değişimler çekilen fotoğraflarla bir belgesel tadında anlatılır. Bir aile ya da kişinin sabahtan akşama kadar devam eden normal, kurgulanmamış kendiliğinden gelişen günlük yaşamının dile getirildiği böylesi bir anlatıda fotoğraf karesine giren insan ya da toplumların gelişip birbirlerinden farklılaşmaları sergilenerek bunun duyumsanması istenir. Böylelikle hem kişisel hem de kolektif toplumsal hafıza bir seri fotoğraf ile sergilenmiş olur.

Tam da bu tarihlerde dünyaca ünlü İngiliz yazar Virginia Woolf‘ün bir kadının sadece bir günlük parti hazırlığıyla sokak yürüyüşlerini bilinç akışı tekniğiyle zihinsel bir detaya dönüştürdüğü 1925 tarihli Mrs. Dalloway isimli romanı ile diğer bir İrlandalı yazar James Joyce‘un 1922 yılında yayınlanan ünlü romanı Ulyses de bu tekniğin aynı tarihlerde bir edebiyat türü olarak romanda uygulanmış örnekleridir.

Bir kişinin, ailenin ya da onları çevreleyen toplumun yaşadıklarıyla yaşamlarındaki değişimi en iyi şekilde hepimizin evindeki aile albümlerinden izlesek de fotoğrafçının bir kişi, bir aile, bir grup ya da topluluğun hikayesini önceden hiçbir kurgu yapmaksızın dile getirmeye çalışması gerçekte yüz yüze yapılan geleneksel röportajın fotoğrafa yansıtılmış halidir. Bunun bir adım ötesinde ise hepimizin bir dönemler müptelası olduğu fotoromanlar ve fotoromanları yayınlayan -yine- Hayat Mecmuası karşımıza çıkar.

Bu vesileyle bir süredir eski eşya satıcılarından bulduğu fotoğraflar üzerinden fotoğraflarda gördüğü kişiler arasındaki ilişkileri bir arkeolog titizliğiyle araştırıp gerçek aile hikayelerini keşfedip bu hikayeleri ailenin aranıp bulunan bireyleri üzerinden günümüze taşıyıp canlandıran Facebook‘taki Sahibini Arayan Fotoğraflar sayfasının sahibi sevgili İlhan Arga‘ya da koskocaman bir selam yollamaktan kendimi alamıyorum…

Anlatmaya çalıştığım bütün bu bilgiler çerçevesinde Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu‘nun 2018-2020 döneminde kadınları, engellileri, sanatçıları, emekçileri, LGBTİ bireyleri, doğal yaşamı ve benzerlerini 10 ana ve 86 alt tema çerçevesinde ele alan toplam 1.041 adet fotoğraf üzerinden geliştirdiği “Memleketimden Görsel Hikayeler” (Visual Stories From My Hometown) isimli projede yer alan fotoğrafları kendi bağlamları içinde söz konusu federasyonun web sayfasında görebileceğinizi düşünüyorum. (https://mgh.tfsf.org.tr)

Editörlüğünü Özcan Yurdalan, Aykan Özener ve Yusuf Aslan‘ın, proje koordinatörlüklerini ise Sefa Ulukan ile Ünal Özfuçucu‘nun yaptığı bu proje kapsamında sergilenen toplam 1.041 fotoğrafın arasında fotoğraf sanatı açısından çok değerli eserler bulunmakla birlikte kanaatime göre bilinen bir hikayeyi fotoğraflarla anlatma çabası nedeniyle anlatının bağlacı olarak kullanılan çoğu fotoğrafın fotoğraf sanatı açısından aranan estetik ve teknik özellikleri taşımadığı kanaatindeyim.

Ayrıca proje kapsamında 10 ana, 86 adet alt tema kullanılmasına karşın bu temalar altında düzenlenen başlıkların toplumca bilinen ve diğer yarışma ya da çalışmalar kapsamında sıklıkla ele alınan konulardan oluştuğu, Vu ya da Life dergilerinde olduğu gibi toplumun bilmeyip merak ettiği, fotoğrafa baktığında yeni bilgiler edindiği, haber değeri itibariyle çarpıcı, etkileyici; hatta şok edici başlıklardan oluşmadığını düşünüyorum.

O nedenle 1-14 arasında fotoğraftan oluşan her bir fotoğraf setindeki tüm fotoğrafları paylaşmak yerine bu 1.041 fotoğraf arasında diğerlerine göre daha iyi, daha etkileyici, daha çarpıcı, hikayeyi asıl anlatan olanları seçerek bunlar için yazılan hikayeleri paylaşmayı tercih ettim.

Şimdi isterseniz çalışma kapsamında ele alınan 10 tema ile bu temalar altında ele alınan 86 temayı sıralayalım:

01. Topluluklara Bakan Hikayeler: “Mahalle”, “Kırım’dan Uzakta”, “Nogay Çayı”, “KHK’dan Kültürhane’ye”, “Sabırtaşı”, “Kimsenin Hatırlamadığı Sessiz Bir Şarkı”, “4-148”, “Siyah Kelebekler”, “Boyoz’un İzmir’i”.

02. Gökkuşağı Hikayeleri: “Muamma”, “Yedi Renk”.

03. Sanatlı Hayatlar: “Hayatın Provası”, “Gecelere Ritim Tutanlar”, “Umar’ın Seçimi”, “Sabri Şenevi Sineması”, “Operadan Sonra”, “Tayyib Bey ve Kutsal Hanım”, “Cengiz Usta ve Oğlu”, “Başlangıç Parmaklar”.

04. Kadınlar Vardır: “Aşk”, “Vazgeçmeyenler”, “Düğün Yemekçisi”, “Frig Erguvanından Gordions’a”, “Lastikçi Fatoş”, “Madam Megi”, “Eşe Abla”, “Köy Doktoru”, “Hayallere Uçuran Kadın”, “Son Kare”, “İki Teker Bir Hayat”, “Pazarın Modacısı”, “Portakal Kabuğunda Saklı Hayatlar”, “İçimizden Biri”, “Deve Giydiren”.

05. Hayata Karışan Hikayeler: “El Alemi”, “Melek”, “Selim ile Aşkar”, “Denizde Rüzgarla”, “İki Ara Bir Oda”, “Mazı’nın Kalesi”, “Bayram’ın Ocağı”, “Öteki Yarın”, “Balıkçı İbrahim”, “Direniş”.

06. Geçmişten Gelen: “Atla Yaşamak”, “Bıçağın İki Yüzü”, “Ateş, Kömür ve Duman”, “Suf-i”, “Koşan”, “Gülay Usta’nın Demirle Dansı”, “Osman Amca’nın İki Cebi”, “Bir Tornavida, Bir Pense: Ekmek Parası”, “Sayadaki Yaşamlar”, “Bir Küçük Esnaf”, “Kaybolan Zamanlar”, “Kocabıyık Orhan”, “Bakırı Aydınlığa Kavuşturan Adam”, “Atölyeden Müzeye”.

07. Değişenlere Bakanlar: “Sümerbank’ın Çığlığı”, “Kazdağları’nın Terk Edilmiş Kuleleri”, “Işık Gölü ve İnsanları”, “Attuda”, “Bizim Sokak”, “Manda Yoksa Süt de Yok”, “Bayramların Kentsel Dönüşümü”, “Hurdalık Günlüğü”, “Çevre Adamı”, “Kaybolan Kaldırımlar”, “Taş Fırın”, “Müze Çarşı”, “Konur No. 8”.

08. Emek Hikayeleri: “Erkek Pazarı”, “Sürgün”, “Yüksekten Bakanlar”, “Dalyan’ın Bayram’ı”, “Lagün Parmaklıkları”.

09. Toprağın Sesi: “Evrenin Göçü”, “Doğaya Dönüş”, “Sürmeli’de Organik Tarım”, “Atalık Tohum”.

10. Engelleri Aşmak: “Perspektif”, “Yalnız Değilsiniz”, “Servet ve Sude’nin Dünyası”, “Sonbahar Çiçekleri”, “Oya Yaşayacak”, “Hasan”.

Şimdi gelelim seri fotoğraflar içinden benim seçtiklerime ve onların hikayelerine…

İzmir Akdeniz Akademisi Akademi Kurulu üyesi ve KHK mağduru sevgili arkadaşım Ulaş Bayraktar… Onun sayesinde ünlü ressam Gustav Klimt’in Viyana Üniversitesi için yaptığı üç resmin; “Felsefe”, “Tıp” ve “Hukuk” isimli tavan resimlerinin hangi koşullarda yapıldığını ve yok oluş hikayesini öğrenmiştim… Fotoğraf: A. Öner Kurt

HİKAYESİ: “Mersin Üniversitesinde görev yaparken “Bu suça ortak olmayacağız!” başlığıyla yayınlanan bildiriye imza attıkları gerekçesiyle bir gecede işsiz kalan üç akademisyen, yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla Kültürhaneyi kurdular.

Serdar Ulaş Bayraktar, Ayşe Gül Yılgör, Galip Deniz Altınay ve onlara katılan barış gönüllüsü feminist Nalan Turgutlu Bilgin tarafından kurulan Kültürhane’yi birçok insan maddi, manevi dayanışmasıyla destekledi. Kültürhane, kafe, kütüphane ve etkinlik mekanı olarak çalışmaya başladı. Kısa sürede her yaştan insanların kendini ait hissettiği bir kültür, eğitim ve yaratı alanı olarak başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair ipuçları verdi.”

Fotoğraf: Arzu Altıer, Ahmet Serdar Turan

HİKAYESİ: “Farklı kültürlerin yaşadığı İzmir’de boyoz sadece ortak bir kültürün ürünü değil, bir tutkudur. İspanyolca’da küçük somun anlamına gelen ’bollos’15. yy. da İspanya’dan İzmir’e göç eden Sefarad Musevileri’nin birlikte getirdikleri lezzetli bir atıştırmalık. Boyoz İzmir’e geldikten sonra bir dönem Basmane’deki Musevi evlerinde yapılan bir tür sebzeli çörek olarak kalmış. 1940’lı yıllarda Avram Usta boyozu ticari bir ürüne dönüştürmüş. Fırınlardaki Türk ustalar ise daha seri ve ince açılan ‘Balkan açkısı’ hamur tekniğini uygulayarak günümüzdeki yeni biçimini ve tadını kazandırmışlar.”

Fotoğraf: Nimet Gönenç Çınaroğlu

HİKAYESİ: “Babası, dedesi, dedesinin dedesi ve onun da dedesi gibi Sarkis Teke de Talaslı. İlk nefesini çektiği yer burası, dedesinden sürgün hikayeleri dinlediği, yollarda ölüp gidenleri düşündüğü yer burası. Talas. Sarkis’in dedesi Zimbad Bey, Balkan Harbi gazisi. Dokuz yıl askerlik yapmış, dizindeki mermi yarasıyla evine dönmüş. 1915’te “asker ailelerine dokunulmayacak” diyen kanundan faydalanarak Talas’ta kalabilmişler.

1957 doğumlu Sarkis’in gençliği zor koşullarda geçmiş. Kaybedeceği bir şey kalmayınca sarılmış bıçağa. “Kabadayı demek mafya demek değil” diyor. Haksızlık etmek için değil, haksızlığa uğramamak için… Sarkis bir dönem İstanbul’da da yaşamış ama hep doğup büyüdüğü yere, Talas’a ait kalmış. İçinde kimsenin bilmediği sessiz bir şarkıyla…”

Eski adıyla “Cibin“, yeni adıyla “Saylakkaya“, bir dönem Kemeraltı’nda “Ayzeradant” (Sahleray dilinde Bilgelik Tapınağı) isimli sanat galerisini açıp işleten üretken sanatçı sevgili Nihat Özdal’ın; ayrıca, bildiğim kadarıyla Ermeni asıllı Sabiha Gökçen’in köyüdür. Fotoğraf: Raziye Köksal Kartal, Emel Karakozak, Tuncay Doğruluk.

HİKAYESİ: “Saylakkaya (Cibin), Şanlıurfa Halfeti’ye bağlı bir köy. 1915 yılında tehcir kararıyla birlikte bu köyde yaşayan Ermeniler evlerini terk ederek Halep civarına gitmek zorunda kalırlar. Yolun zorluklarını ve tehlikelerini gören bazı aileler kızlarını güvendikleri Müslüman komşularına emanet ederler. Yaklaşık otuz kadar Ermeni kızı Cibin’de büyür ve Müslüman erkeklerle evlendirilir. Şu an bu kızlardan hiçbiri hayatta değil ancak çocuklarının ve torunlarının bazıları Cibin’de yaşamaya devam ediyor. Bugünkü Saylakkayalılardan birçoğunun annesi, büyük annesi Ermeni ve bunu açıkça ifade ediyorlar.

Hakob Grigoryan Ermenistan’da yaşayan Cibin kökenli bir Ermeni. 52 yaşında, evli, iki çocuğu var. Hakob Grigoryan Türkçe biliyor, Erivan’daki stüdyosunda düğün, vaftiz, doğum günü fotoğrafları çekiyor.

Dedesinden dolayı geçmişe ve Cibin’e büyük ilgi duyan Hakob Bey 2018 yılı Ekim ayında “emanet kızlar”ın çocukları ve torunlarıyla geçmişin izlerini sürmek için Cibin’e gitti. Ailesini hatırlayanlarla görüştü ve anılarını kaydetti.

Biz de onun hikayesini Cibin’de ve Ermenistan’da izlerken geçmişteki acıların halklar arasındaki diyaloğa engel olmadığını gördük.

Fotoğraf: Özgür Yurdusev

HİKAYESİ: “Ali Şentürk Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Heykel Bölümünü bitirmiş. Aynı yıl aynı okul ve bölümde yüksek lisans yapmış. Ankara’da yaşıyor. ODTÜ Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümünde heykel dersleri veriyor.

ODTÜ ve evinin salonunu dönüştürdüğü atölyesinden bizlere hiç fark etmediğimiz kelimeleri gönderiyor. Parmak izi gibi işliyor içinden geçenleri, ince ince.

Fotoğraf: Jülide Fırat

HİKAYESİ: “İlker Erçman, altı yıl önce İstanbul’dan Bodrum’a gelip yerleşmiş bir tiyatro insanı. Yirmi yıldır çocuklara, gençlere ve yetişkinlere drama dersleri veriyor, oyunlar sahneliyor. Oğlum Ege de dört yaşından beri onun öğrencisi. Altı yıl boyunca aksatmadan drama derslerine katıldı, oyunlarda rol aldı. Bu sayede son yıllarda tiyatro ve İlker hayatımızın parçası oldu.

İlker’e göre drama eğitimi çocukları daha yaratıcı kılıyor, fikir sahibi olmalarını sağlıyor, vizyonlarını genişletiyor, yaratıcı bireyler olarak hayata hazırlanmalarını sağlıyor. İlker, bu sayede çocukların konuşan, sorgulayan bireyler olacaklarını söylüyor.

Yaratıcı drama eğitiminin pedagojik temelleri 1982’de Prof. Dr. İnci San ile tiyatro sanatçısı Tamer Levent tarafından atılmış. MEB 2000 yılında drama derslerini 4. sınıftan 8. sınıfa kadar seçmeli ders olarak koymuş. Drama, 2007 yılında ilköğretim ders programlarına da seçmeli ders olarak girmiş. Şu anda ise devlet okullarının müfredatında böyle bir seçmeli ders yok.

İlker’in hikayesinde tanıklık ettiğim bu süreci anlatmaya çalıştım. Drama-çocuk-tiyatro ilişkisini yıllardır sürdüren İlker’in tutku ve heyecanını fotoğraflarla görünür hale getirmek istedim.

Fotoğraf: Yusra Seven

HİKAYESİ: “Bayram Deder yıllar önce memleketi Mardin‘den İzmir Kadifekale’ye taşınır. İlkokul mezunudur. Hiçbir işte uzun süre çalışamaz, bir mesleği ve birikimi yoktur. Yedi yıl cezaevinde kalır. Çıktıktan sonra da bir iş bulamaz ve tarihi Kadifekale’de derme çatma bir çay ocağı açar.

Mahallede görüp aşık olduğu Emine ile evlenirler. Oğulları Eyüp ve Emir doğar.

Bayram her sabah çay ocağını kurmak için Kadifekale’den geçerken mahallesinin kentsel dönüşümle ortadan kalkmasını izler.

Fotoğraf: M. Turhan Keskin

HİKAYESİ: Genç cumhuriyetin ekonomik kalkınma için başlattığı ilk projelerden biri Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasıdır.

SSCB’den karşılığı narenciye olarak ödenmek üzere alınan 7 milyon TL krediyle kurulan Fabrikada 120 kadar Sovyet mühendis ve montör çalışır.

Birinci 5 yıllık kalkınma planında yer alan Fabrikada üretim 9 Ekim 1937 tarihinde başlar.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası çağdaş bir üretim modeline sahiptir. Araştırma laboratuvarları, okulu, hastanesi, kreşi, sosyal tesisleri, sanat ve spor imkanları vardır. Çalışanların ekonomik ve sosyal hakları oldukça iyidir. İşçilere her yıl ürettikleri mamullerden verilir.

Fabrika açıldıktan bir yıl sonra 8,5 milyon metre basma üretmiştir. Yıllarca kadın, erkek, çocuk herkes bu fabrikada üretilen rengarenk basmalardan dikilmiş elbiseler, entariler giyer.

Zaman içinde fabrika değişen koşullara uygun biçimde yenilenmez, üretim düşer ve özelleştirme furyası başlayınca da elden çıkarılır. Daha sonra, çeşitli teşvikler verilmesine rağmen, küresel ekonominin dayattığı rekabet koşulları aleyhine işler.

Fabrikanın basma üretimi 2002 yılında 2,3 milyon metreye düşer. 31 Temmuz 2003’te zarar ettiği gerekçesiyle kapatılır, 66 yıl süren üretim serüveni son bulur.

Makinaların çoğu hurda niyetine satılır, kalanlar çürümeye terk edilir.

Buna rağmen bugün bile Fabrikada bir sanayi müzesini donatacak değerde birçok malzeme, makina ve doküman kenarda köşede atılmış vaziyette duruyor.

Şevket Süreyya Aydemir, Nazilli Basma Fabrikasının açılışında makinaların sesini dinleyen Atatürk’ün “İşte bu musikidir, sanayinin musikisi.” dediğini aktarır.

“Sanayinin musikisi”, 67 yıl sonra artık sessiz bir çığlığa dönmüştür.

Fotoğraf: İbrahim Şan Yödek

HİKAYESİ: Çukurova Dalyanı, Adana’nın Yumurtalık Lagünü’nde denize açılan ağzında kilometrelerce uzanan kamış setlerden oluşur.

Akdeniz balıkları yumurtlama öncesinde yemlenmek için bu Lagüne girerler. Kaptan Fethi Aydan ve ekibindeki Hüseyin Aydan, Muhsin Aydan ile Ömer Yıldırım için de yoğun çalışma günleri bu dönemde başlar. Karada hazırladıkları onar metre uzunlukta yüz elli kilo ağırlıktaki kamış parmaklıkları dalyan ağzına sererler.

Bu parmaklıklar üremek için açık denize çıkmak isteyen balıkları hapseder. Balıklarla birlikte beş adam da aylarca lagün parmaklıklarının arkasında kalır.

Karada ve deniz içindeki hat boyunda birer kulübeleri vardır. Lagün parmaklıklarını döşedikten sonra deniz içindeki hat boyu kulübesine yerleşirler. Oldukça sağlıksız ve ağır koşullarda gece gündüz çalışırlar. Sürekli lagün parmaklıklarını kontrol eder, gerekli müdahaleleri yapar ve avlanırlar.

Beş ay süren bu dönemin ardından şubat yaklaşırken kamış setler sökülür. Balıklar açık denize kavuşurken dalyan adamları da evlerinin yolunu tutar.

Bir tanıdık tarım dostu: Abdullah Aysu… Fotoğraf: Gülgün Taşkın, Elif Kaya, İlknur Gülle

HİKAYESİ: Dünyanın birçok yerinde uzun süredir GDO’lu ve hibrit tohumlarla üretim yapılıyor. Tarlalarda tarım ilaçlarının kullanılması insan sağlığını olumsuz etkilerken doğal dengeyi de bozuyor.

Doğal dengeyi yeniden kurmak, toprak verimliliğini sürdürebilmek, temiz tarım ürünleriyle daha çok kişinin tanışmasını sağlamak ve gelecek nesillere sağlıklı bir doğa bırakabilmek için alternatif tarım uygulamalarının ve yerel tohum derneklerinin faaliyetleri büyük önem taşıyor.

Yerel Tohum Derneği’nin Marmaris Temsilciliği bölgede sağlıklı ve sürdürülebilir tarımın yaygınlaşması için çalışan, yerel tohumların korunmasını hedefleyen, üreticileri bir araya getiren ve Yerel Tohum Temiz Gıda Pazarı’nı proje olarak önüne koyan bir kuruluş.

Derneğin geniş bir çalışma alanı var. Faaliyetlerine dernek temsilcileri Pınar Ünlü, Sema Güner, Güzin Şahin Görgülü, Oya İşleyen ve Tuğçe Kalkus’un yanı sıra çok sayıda gönüllü katılıyor.

Sonuç yerine;

Kısa adları AFAD, ANFAD, BANFAD, BASAF, E-FOT, FOTOGEN, FOTOFORUM, FSK, GAFSAD, İFSAK, İFOD, KASK, KONFAD, MFD ve ZEYFOD olan 15 fotoğraf kulübünün oluşturduğu Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu‘nun 20. yüzyılın ilk yarısında geçerli olan kişisel ya da toplumsal bir hikayeyi fotoğraflarla anlatma uygulamasını bugüne taşırken sinema ve televizyonla sosyal medya ve yapay zekanın gelişip fotoröportajı çekici olmaktan çıkardığı 21. yüzyılın koşul ve olanakları ile kısıtlılıklarının dikkate alınmadığı “Memleketimden Görsel Hikayeler” isimli proje çalışmasının fotoğraflarını izlerken aynı anda İzmir‘de bir fotoğraf müzesinin kapatıldığını aklımızda tutarak değerlendirmenizi diler, keşke bu temalar arasına bir de fotoğraf müzesinin kapatılış hikayesi eklenseydi diyerek dile getirmeye çalıştığım bir hayıflanmayı eklemek isterim…

https://mgh.tfsf.org.tr/tr/anasayfa

Fotoğrafın ustası: Birol Üzmez (siyah-beyaz seri)

Ali Rıza Avcan

Yolunuz eğer Kemeraltı‘ndaki Hisarönü Camii yakınlarındaki Mirkelamoğlu Han‘a düşerse, ayrıca gezip öğrenmeniz gereken bu tarihi hanın hemen girişinde eski plak ve kasetler satan, tabelasında “45’lik Plak Evi” yazılı ufak bir dükkanla karşılaşırsınız. Dükkana girdiğinizde de karşınıza gözlüklü, beyaz saçlı, samimi ve konuşkan biri; Birol Üzmez isimli bir sanatçı çıkar. Kendisi aslen Bolu, Akçakoca doğumlu olmasına rağmen kendini “Zonguldaklı“, özellikle de “Kdz. Ereğlili” sayar.

O nedenle, gayet iyi kullandığı sosyal medya hesaplarında o coğrafyadaki geçmişine, gençliğine, yapıp eylediklerine, hangi sanatçılarla tanıştığına, akrabalarına ve hatta yengelerine ilişkin bol bol bilgi ve fotoğraf bulup, adeta onun yaşamını ayrıntılarıyla öğrenip ezberlemeye başlarsınız…

45’lik Plak Evi” adını verdiği o ufacık dükkan ise adeta eski plak tutkunlarıyla kaset meraklılarının ve koleksiyoncuların Kabe‘si gibidir. Yurtiçi ya da dışından gelip dükkanı tesadüfen bulanlar ya da adresi bildiği için nokta atışıyla gelenler onun müşterileridir ve o müşterilerle çektiği fotoğrafları muhakkak sosyal medyasında kullanır, bizler de o sayede o Kabe‘ye kimlerin gidip kutsandığını öğreniriz. Bu fotoğraflar diğer yandan da Birol‘ün müşteri profilini de gösteren en önemli göstergelerden biridir…

Dükkanın içinde, çoğunlukla karşısındaki beton seki üzerinde oturup onun ısmarladığı çayların eşliğinde ve vitrindeki eski zamanlarda hepimizin bilip sevdiği sanatçıların plak ve resimlerini seyredip şarkılarını dinlediğimiz keyifli söyleşilerde; kâh Zonguldak, Kdz. Ereğli günlerine gider, kâh İzmir‘deki kültürel mirasın durumunu tartışıp bir şeyler yapmaya, çözümler bulmaya çalışırız. O, adeta bölgedeki elimiz ayağımız, gelişmeleri ilk öğrendiğimiz insandır. Kardıçalı Han‘daki yangını telefonla ilk ondan öğrenir ya da o an bizlere lazım olan bir görseli yerine gidip fotoğraflamasını rica ettiğimiz, bu konularda aklımıza gelen ilk isimdir.

Adres: “45’lik Plak Evi”, 914 Sokak, No.10 Mirkelam Han, Kemeraltı-Konak, İzmir

Kdz. Ereğli denince benim için de akan sular durur… Çünkü üniversite birinci sınıfta ders kitabı olarak okuduğum “Ereğli, Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” isimli muhteşem kent monografisi nedeniyle haberdar olup dördüncü ve beşinci sınıflarda sevgili hocam Prof. Dr. Nermin Abadan Unat sayesinde tanıyıp daha sonraki yıllarda komşum oolan sevgili Prof. Mübeccel Belik Kıray‘ı ve ardından da İçişleri Bakanlığı denetçisi olduğum 1984 ve 1989 yıllarında iki ayrı kez denetlediğim Zonguldak, Kozlu, Çatalağzı, Armutlu, Kilimli, Hisarönü (Filyos), Alaplı, Ormanlı, Gülüç ve Kdz. Ereğli belediyelerini, bu süre içinde kaldığım TKİ ve Ereğli Demir Çelik misafirhanelerini, kentin altındaki maden ocaklarının neden olduğu “tasman” adı verilen çökmeleri, iki kez kömür ocaklarına inişimi ve bana armağan edilen dökme demirden mamul fener taşıyan madenci heykelini, Kozlu Belediyesi‘nin büyük saygı duyduğum muhasibi Çoşkun Bey‘i, görevden ayrıldıktan sonra Alaplı ve Gülüç belediyelerine danışmanlık yaptığım o güzel ve zorlu günleri anımsarım… İşte o duyduğum saygı ve unutamadığım anılar nedeniyle Birol‘la sık sık uğrar, okuduklarım ya da yaşadıklarım üzerinden Zonguldak ve çevresi ile ilgili söyleşir, bilmediklerimi ondan öğrenmeye çalışırım.

Karadeniz Ereğli, 1930’lu yıllar…

Bu meraklı ve müziksever “Zonguldaklı” arkadaşım, aynı zamanda iyi bir fotoğraf sanatçısıdır. Yazının başlığında da belirttiğim gibi bana göre İzmir‘deki fotoğrafın ustalarından biridir. Çünkü diğer bir sevdiğim fotoğrafçı Sebastião Salgado gibi fotoğraf konusu olarak maden ocaklarında çalışan kendisine yakın hissettiği işçileri, emekçileri tercih eder ya da Basmane, Tepecik gibi kentin çökmekte olan mahallelerindeki göçmenleri, zanaatkârları, Romanları ve seks işçilerini, onların kaldığı mekanlarla bekar odalarını belgesel tadında kendine konu yapar…

O yüksek, ulaşılmaz konu ve kişilerin değil; sıradan insanların, kömür karasına bulanmış işçilerin, şen şakrak çingenelerin, bir köçeğin, süslenip püslenip seks objesine dönüşen Roman kızlarının, çalışan çocukların halini belgeselci tadında ortaya koyar… O nedenle fotoğraflarında olan biteni tüm gerçekliğiyle ortaya koyan, fotoğrafa yansıttığı insanlarla özel bir bağ kuran, onları eleştirip değiştirmekten ve yargılamaktan kaçınan bir yan vardır… Özellikle renge bulanmamış siyah-beyaz fotoğraflarında…

Çünkü o, okullarda, akademilerde fotoğraf eğitimi almış, tezler yazmış bir sanatçı değil; zaman zaman kurslara gitmiş olsa da merakı ve emeği ile bu noktaya gelmiş, kendi kendini yetişirmiş, bunu yaparken de kendisi gibi fotoğraf sanatçılarını örgütlemeye çalışmış bir “alaylı“, bir fotoğraf emekçisidir.

Fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez‘in yaşam öyküsü ile hangi sergilere katılıp hangi ödülleri kazandığını yazıya eklediğim dosyadan öğrenebilirsiniz.,

Şimdi gelelim Birol Üzmez‘in koleksiyonlarından sizin için seçtiğim o güzel fotoğrafları izlemeye….

Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Madenciler”, 1989-1993
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Ege Mahallesi (Mortakya)”, 2006-2008
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Basmane, Tilkilik”
Birol Üzmez, “Tire Bandosu”
Birol Üzmez, “Tire Bandosu”
Birol Üzmez, “Tire Bandosu”
Birol Üzmez, “Tire Bandosu”
Birol Üzmez, “Tire Bandosu”
Birol Üzmez, “Eski Gördes, Nisan/2026”
Birol Üzmez, “Eski Gördes, Nisan/2026”
Birol Üzmez, “Gördes Evleri”, Nisan/2026
Birol Üzmez, “Nuh’un kayığı”, Eski Gördes Nisan/2026

Sonuç yerine;

Sevgili Birol zaman zaman benim yazılarımla ortaya koyduğum muhalif tavrımı, Türkçe’nin eleştiri ile ilgili sınırlarını zorlayarak yazdıklarımı beğenmeyip uygun bir dille beni uyarsa da; aslında ben de aynı tavrın, bu kez hiçbir sözcüğe gerek duymaksızın aynı sorun ve şikayetlerin onun fotoğraflarında gizli olduğunu görüyor ve bundan keyif alıyorum… Kâh faytonu kendi gücüyle çekmeye çalışan Roman faytoncunun insanüstü çabasında, kâh gülen Roman kadının ağzındaki sağlıksız dişlerde, kömür karası yüzün arkasından bakan madencilerin parlayan gözlerinde, “V” işareti yapan baretli işçinin zafer dolu yüzünde, asık yüzlü sevimli çocuğun havaya kaldırdığı madenci kazmasında, kahraman asker çeşmesine sevgilisi gibi sarılan Roman kızında, Tire‘yi işgal eden Yunan ordusundan geri kalan müzik aletlerini kullanarak bando kuran müzisyenlerin gülen yüzlerinde o sessiz, dile getirilmeyen isyanı, insanları uyaran itirazı, muhalefeti görüyorum hep…

O; yani, Birol Üzmez, diğerlerinin yaptığı gibi yapıp eylediklerini herkese beğendirmek amacıyla ürettiği görüntüleri nostaljik geçmişin özlem dolu histerisiyle sarıp sarmalayarak, onu süsleyip püsleyerek ya da tatlandırıp yumuşatarak değil; çoğu insanın görmek istemediği gerçeği insanların gözünün içine sokarak, kendini yerine koyduğu sıradan insanların derdini anlatarak yapmayı seviyor… Fotoğrafın kendi özgün dilinde, hiçbir dijital numaraya başvurmaksızın çıplak gerçeği apaçık ortaya koyuyor… Bu durumu zaman zaman kendisi kabul etmese bile…

İnsana, iyi ki böylesine fotoğrafçılar, böylesine sanatçılar var dedirtiyor…

Evet, bu haliyle aramızda kalıp yaşayan, çoğu kez eski plak satıcısı bir esnaf olarak görülen Birol Üzmez bana göre fotoğrafa canlılardan yana bir görev, bir sorumluluk yükleyen iyi bir fotoğraf sanatçısı, usta bir fotoğrafçı… Üstüne üstlük kendi kendini yetiştirmiş, “alaylı” bir değer…. O nedenle ona dair hangi fotoğrafı gördüysem alıp hemen saklıyorum…

Kentler, sokaklar, insanlar ve Henri Cartier-Bresson fotoğrafları…

Henri Cartier-Bresson… Efsane bir fotoğrafçı…

22 Ağustos 1908’de Seine-et-Marne bölgesinde, Chanteloup’da doğdu, 3 Ağustos 2004’te Provence’ta, Montjustin’de öldü.

Genç yaşta resim sanatına ilgi duydu, André Lhote’la resim öğrenmek için Lycée Condorcet’de sürdürdüğü orta öğrenimini yarıda bıraktı, daha sonra da İngiltere’ye, Cambridge’e gitti.

1931 yılında fotoğraf çekmeye başladı ve cebinde ‘fetiş‘ fotoğraf makinesi Leica’yla Avrupa’yı keşfe çıktı.

1933’te Julien Lévy, New York’daki galerisinde ilk Henri Cartier-Bresson sergisini açtı.

Henri Cartier-Bresson bir yıl sonra Meksika’ya giderek bir yıl orada kaldı. 1935 yılında Birleşik Devletler’e döndüğünde, sinemayla ilgilenmeye başladı ve yine Julien Lévy’nin galerisinde, Walker Evans ve Manuel Alvarez Bravo’nun çalışmalarıyla birlikte kendi fotoğraflarını sergiledi. 1936’dan başlayarak üç yıl süreyle sinemacı Jean Renoir’ın ikinci asistanı oldu.

1940 yılında Almanlar tarafından tutsak edilen Henri Cartier-Bresson, Şubat 1943’te, birkaç girişimin ardından kaçmayı başardı. Yeniden fotoğrafçılığa döndü ve aynı yıl Picasso, Matisse, Braque, Bonnard gibi birçok sanatçının portresini çekti. 1944’te, savaş tutsaklarının ve toplama kamplarına gönderilenlerin yurda dönüşünü konu alan Le Retour (Dönüş) adlı belgesel filmi yönetti. 1946’da, öldüğünü sanan dostlarının Modern Sanatlar Müzesi’nde anısına bir sergi düzenledikleri sırada New York’a döndü.

1947’de, Robert Capa, David Seymour, George Rodger ve William Vandivert’le Magnum Photos’u kurdu.

Doğu’da yolculuk etmeyi sürdürdü, 1947’de önce, Gandhi’nin ölümü sırasında Hindistan’a, daha sonra Çin’e, Endonezya’ya, SSCB’ye, Küba, Meksika ve Japonya’ya gitti.

1974 yılında kendini bütünüyle desene verdi; ama portre ve manzara fotoğrafıyla ilgilenmeyi de sürdürdü.

Henri Cartier-Bresson Vakfı 2003 yılında, Paris’te, Montparnasse’ta açıldı. Henri Cartier-Bresson, 3 Ağustos 2004’te, Provence’da, Montjustin’de öldü.

Henri Cartier-Bresson, yakın ilişki kurduğu Gerçeküstücüler gibi, görüntüler dünyasına uyarlanmış bir tür otomatik yazı kullanmıştır. Ona göre: “Fotoğraf çekmek, aklı, gözü ve yüreği aynı nişan çizgisi üstüne getirmektir. Fotoğraf bir yaşam biçimidir.” Yapıtının önemli bir bölümü, çevremizi saran, görünürde sıradan olayları konu alarak, “belirleyici bir an” içinde onların evrensel boyutlarını ortaya çıkarmayı amaçlar.

Henri-Cartier-Bresson-in-1957.-Photograph-Jane-BownObserver-1200x720
Henri Cartier-Bresson & “Leica

hcb_b
Henri Cartier-Bresson

cartier-bresson
İstanbul, 1965

Henri Cartier-Bresson, Washington, 1947
Washington, 1947

6550284557_b29a66807a_o
Fransa, Hyeres, 1932

 

44107103834_b1031df3aa_o
Paris

45136380512_235f2ed45f_o
Henri Cartier-Bresson

Henri-Cartier-Bresson-2-720x380
Sevilla – İspanya, 1933

ruipalha0068-
Henri Cartier-Bresson

Henri Cartier-Bresson 001
Jean-Paul Sartre, Paris, 1946.

cartier_bresson_231_1994_434240_displaysize
Bergama, Türkiye, 1965

cartier_bresson_335_1994_420961_displaysize
İstanbul, 1965

Henri Cartier-Bresson - The Man, the Image & the World
“The Man, The Image & The World”

Can yoldaşım…

2018 yılı içinde Seferihisar Belediyesi, Seferihisar Kent Konseyi ve Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği tarafından düzenlenen “Can Yoldaşım Şenliği Ulusal Fotoğraf Yarışması“nda ödül kazanan 12 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

001
Birincilik Ödülü – Oğuz İpçi – “Şevkat

002
İkincilik Ödülü – Musa Talaşlı – “Hayvan sevgisi

003
Üçüncülük Ödülü – Ahmet Mücen – “Dost

004
Mansiyon – Hakan Yaralı – “Nine ve kedisi

005
Mansiyon – Süleyman Ülker – “Terzi, sevgi

006
Mansiyon – Kayhan Güç – “Köpek

007
Mansiyon – Alper Tüydeş – “Adem Yaren Leylek

009
Mansiyon – Gürkan Öztürk – “Dost eli

010
Mansiyon – Nazmi Çaykara – “Dostluk

011
Mansiyon – Emel Oğuz Atasoy – “Oyun

012
Mansiyon – Emrah Yorulmaz – “Umut

008
Mansiyon – Emre Akıllı – “Şarkılar seni söyler

Sokağın rengi…

2018 yılı içinde Çağın Göz Hastanesi tarafından düzenlenip ana teması “Sokağın Rengi” olarak belirlenen 7. Fotoğraf Yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan 46 adet güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

001
Birincilik Ödülü – Ayşegül Yılmaz – “Salıncak

002
İkincilik Ödülü – Oya Akkul – “Göz nasıl görürse

003
Üçüncülük Ödülü – Serkan Tekin – “Simitçi

004
Mansiyon – Salim Şimşek – “Eski evimiz

005
Mansiyon – Zehra Çöplü – “Sokak

006
Mansiyon – Nurşen Coşar – “Gece

007
Sergileme – Başak Karsavuran – “Alışveriş

008
Sergileme – Mustafa Güral – “Arka sokak

009
Sergileme – Bilal Eskioğlu – “Çocuklar

010
Sergileme – Ali Hakan İlban – “Teneke

011
Sergileme – Cemal Sepici – “Oyun

012
Sergileme – Celal Erdem – “Topce

013
Sergileme – Serkan Daldal – “Yalnız

014
Sergileme – Ömer Şahin – “Mutluluk

015
Sergileme – Ahmet Zeki Okur – “Bayrak

016
Sergileme – Musa Talaşlı – “Sokaktaki hareketlilik

017
Sergileme – Caner Başer – “İstiklal Caddesi

018
Sergileme – Hasan Uçar – “Simit

019
Sergileme – Oğuz İpçi – “Sokaklar

020
Sergileme – Veysel Kaya – “Nizam

021
Sergileme – Hazım Engin – “Kızak

022
Sergileme – Hazım Engin – “Kepçeler

023
Sergileme – Mürsel Yağcıoğlu – “Gol

024
Sergileme – Mehmet Yasa – “İrme

025
Sergileme – Yusuf Eminoğlu – “Nostaljik tramvay

026
Sergileme – Uğur Çimen – “Mavi

027
Sergileme – Nurşen Çoşar – “İyilik

028
Sergileme – Mehmet Karaman – “Sanat Sokağı

029
Sergileme – Yılmaz Karaca – “Sokağın rengi

030
Sergileme – Enver Aydın – “Hareket vakti

031
Sergileme – Enver Aydın – “Ey özgürlük

032
Sergileme – Mehmet Özçelik – “Gölge oyunları

033
Sergileme – Sadık Can – “Takla

034
Sergileme – Erkan Vural – “Sokak

035
Sergileme – Levent Kuey – “Reflections

036
Sergileme – Emine Sezgin – “Balon

037
Sergileme – Murat Bakmaz – “Rüzgar

038
Sergileme – Murat Bakmaz – “Ateş başı

039
Sergileme – Özensel Aksu – “Sokağın rengi

040
Sergileme – Ayda Aytan – “Kadın

041
Sergileme – Alp Yetimoğlu – “Renk ve gölge” 

042
Sergileme – Murat Şahin – “Kaplan

043
Sergileme – Furkan Dere – “Otobüs insan

044
Sergileme – Burhan Erzincan – “Gece ve kadın

045
Sergileme – Reyhan Türk – “Çocukluk

046
Sergileme – Rojda Çelik – “Sohbetin rengi

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (3)

Geçtiğimiz Salı ve Perşembe günleri paylaştığımız Büyükçekmece Belediyesi Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan güzel fotoğrafları paylaşmaya devam ediyoruz.  Pazar günü keyfine keyif katması dileğiyle…

054
Sergileme – Manash Das – Hindistan – “Red Rosi

055
Sergileme / Soheil Zandazar – İran – “Crossing the intersection

056
Sergileme – Barun Rajgarai  – Hindistan – “Karam Dance

057
Sergileme – Onur Aksoy – Türkiye – “Dansçılar

058
Sergileme – Onur Aksoy – Türkiye – “Hareket

059
Sergileme – Ön Egemen – Türkiye – “Mavili dans

060
Sergileme – Tuncay Demir – Türkiye – “Rengarenk

061
Sergileme – Sema Demirkol – Türkiye – “Sal

062
Sergileme – Selma Demirkol – Türkiye

063
Sergileme – Ali Rıza İzgi – Türkiye – “Samba

064
Sergileme – Filiz Gürsu – Türkiye – “Efeler

065
Sergileme – Ersay Özkara – Türkiye – “Çiçekci kadın

066
Sergileme – Nazire Avlar – Türkiye – “The endless

067
Sergileme – Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz – İspanya – “Niemeyer City

068
Sergileme – Derya Arıkan – Türkiye – “Hayatın içinden

069
Sergileme – Mehmet Sümer – Türkiye – “Küçük çoban

070
Sergileme – Rashad Mehdiyev – Azerbaycan – “Dance

071
Sergileme – Osman Berker Gümüş – Türkiye – “Horon

072
Sergileme – Seyed Mohammad Javad Sadri – İran – “Bowing

073
Sergileme – Sudipta Ghosh / Hindistan – “Through Birds Eye

074
Sergileme – Sudipta Ghosh – Hindistan – “Winter Morning”

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (2)

Geçtiğimiz Salı günü başladığımız, Büyükçekmece Belediyesi Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan güzel fotoğrafları paylaşmaya devam ediyoruz.  Keyifli bir göz şöleni olması dileğiyle…

025
FIAP Mansiyon OM – Amin  Zamzam – İran – “Deep out

026
FIAP Mansiyon OM – Ali Rıza Demir – Türkiye – “Mechanics

027
FIAP Mansiyon OM – Quoc Nguyen Linh Vinh – Vietnam – “Best friend

028
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Kuşçu

029
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Ali Aslan

030
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Hamak

031
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Dans

032
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Butterfly of Hades

033
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Circles

034
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez /-Türkiye – “Dance

035
Sergileme – Alahattin Kanlıoğlu – Türkiye -“Sokakta dans

036
Sergileme – Can Kalaoğlu – Türkiye – “Penceredeki çocuklar

037
Sergileme – Abdurrahman Çetin – Türkiye – “İp ruloları

038
Sergileme – Kadir Tezel – Türkiye – “Sohbet

039
Sergileme – Eser Göçmez – Türkiye – “Bulgur

040
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Dua

041
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Balık çiftliği

042
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Folklor

043
Sergileme – Mehmet  Çakır – Türkiye – “Pencerede

044
Sergileme – Musa Talaşlı – Türkiye – “Sürü ve çoban

045
Sergileme – Caner Başer – Türkiye – “Oyun parkı

046
Sergileme – Cihan Karaca – Türkiye – “Camel wrestling

047
Sergileme – Hasan Hulki Muradi – Türkiye – “Tennure dansı

048
Sergileme – Fatma Salt – Türkiye – “Mavi

049
Sergileme – Saeed Arabzadeh – İran – “The darkness

050
Sergileme – Ahmet Fatih Sönmez – Türkiye – “Diyojen

051
Sergileme – Huu Hung Truong – Vietnam – “Dancers

052
Sergileme – Yasin Mortaş – Türkiye – “Dans

053
Sergileme – Ümmü Kandilcioğlu – Türkiye – “Merak

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (1)

Bugün sizlerle, Büyükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenen Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 24 güzel fotoğrafı paylaşıyoruz.

Keyifli bir göz şöleni olması dileğiyle…

001
1. FİAP Altın Madalya D – Oğuz Miraç Sönmez – “Dance

002
1. FİAP Altın Madalya OC – Andi Abdul Halil – Endonezya -“The Best Friend”

003
1. FİAP Altın Madalya M – Mir Kian Roshannia – İran – “Opposite

004
2. FİAP Gümüş Madalya D – Huu Hung Troung – Vietnam – “Dance

005
2. FİAP Gümüş Madalya OC – Muharrem Ünal – Türkiye – “Geierlay Bridge

006
2. FIAP Gümüş Madalya OM – Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz – İspanya – “Walking to the future city

007
3. FIAP Bronz Madalya-D – Ahmet Fatih Sönmez – Türkiye – “Danseden kız

008
3. FIAP Bronz Madalya-OC – Faruk Gamlıoğlu – Türkiye – “Bilardo

009
3. FIAP Bronz Madalya-OM – Emel Güley – Türkiye – “Freedom

010
FIAP Mansiyon-D – Galip Çetiner – Türkiye  – “Bang!

011
FIAP Mansiyon-D – Süleyman Kaplan – Kıbrıs – “Dans engel tanımaz

012
FIAP Mansiyon-D – Çiğdem Ürel – Türkiye – “Bale

013
FIAP Mansiyon-D – Özge Ergin / Türkiye – “Kırmızı

014
FIAP Mansiyon-D – Asoke Ghosh – Hindistan – “Sand Dunes Danver

015
FIAP Mansiyon-D – Alexandrino Lei Airosa – Macau – “Lei bali fire dance

016
FIAP Mansiyon-OC – Kumral Kepkep – Türkiye – “Feeding the Cats

017
FİAP Mansiyon OC – Quang Le Nhat – Vietmam – “Pray

018
FIAP Mansiyon OC / DrRManab Kumar Santra _ Hindistan – “White Soul

019
FIAP Mansiyon OC – Mehdi Rouhi – İran  – “Fanfare

020
FIAP Mansiyon OC / Shantimoy Banerjee – Hindistan –  “Red Munia

021
FIAP Mansiyon OC – Simon Rebula – Slovenya – “Fighting

022
FIAP Mansiyon OM – Yüksel Açıkgöz – Türkiye – “Spring

023
FIAP Mansiyon OM – Mustafa Güloğlu – Türkiye – “Kilit

024
FIAP Mansiyon OM – Laki Krisztina – Macaristan – “Dolorous

Sarı kareler…

Vakıf Emeklilik 6. kez düzenlenen fotoğraf yarışmasının bu yılki teması “Sarı kareler” idi. 

Bu yarışma sonucunda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 36 “sarılı” kare gerçekten çok güzel görüntüleri, yaratıcı tasarımları içeriyor…

Keyifli seyirler dileğiyle… 

001
Birincilik Ödülü – Muhammed Şuayp Oral – “Sarı Kaya

002
İkincilik Ödülü – Serkan Daldal – “Balıkçı

003
Üçüncülük Ödülü – İhsan Korkut – “Sarı toz bulutu

004
Mansiyon – Yücel Çetin – “Taşıyıcı

005
Mansiyon – Emine Sezgin – “Papağan

006
Mansiyon – Ceren Yağcıoğlu – “Kuvercin

007
Sergileme – Utku Çetin – “Yüzen ördek

008
Sergileme – Esengül Yavuz – “Sarı havlu

009
Sergileme – İsmail İkiz – “Otopark

010
Sergileme – Özlem Gün Bingöl – “Limonatacı kız

011
Sergileme – Murat İbranoğlu – “Balon

012
Sergileme – Gökalp Bilici – “Kerpiç

013
Sergileme – Arzu İbranoğlu – “Eğlenmek

014
Sergileme – İbrahim Aysündü – “Cami

015
Sergileme – Murat Akgün – “Çiçekçi

016
Sergileme – Murat Akgün – “Borular

017
Sergileme – Musa Talaşlı – “Sonbahar

018
Sergileme – İsmet Danyeli – “Eski

019
Sergileme – Zehra Çöplü – “Niagara

020
Sergileme – Servet Çınar – “Köprü

021
Sergileme – Özkan Bilgin – “Sarı saçlar

022
Sergileme – Nuri Çorbacıoğlu – “Katip

023
Sergileme – Adem Yener – “Yerel yaşam

024
Sergileme – Oğuzhan Hacısalihoğlu – “Sisler

025
Sergileme – Ceyda Arslan – “Kartopu

026
Sergileme – Özkan Olcay – “Sulama”

027
Sergileme – Kemal Türk – “Kuş cenneti

028
Sergileme – Seyit Halit Demir Özer – “Sarı damlalar

029
Sergileme – Emir Bağcı – “Çoban ateşi

030
Sergileme – Bülent Şelli – “Crinoid

031
Sergileme – Cihan Barış Budak – “Boyacı

032
Sergileme – Tevfik Ekici – “Kuğu gölü

033
Sergileme – Huriye Cingöz – “Salyangoz

034
Sergileme – Meral Yeşilçiçek – “Emekçi nene

035
Sergileme – Özlem Demir – “Saman

036
Sergileme – Marina Bulduk – “Sarı oje

Alanya Belediyesi 14. Ulusal Fotoğraf Yarışması

Alanya Belediyesi’nin fotoğraf sanatçılarının çalışmalarını desteklemek, güncel eserlerini bir arada sergilemek, sanat ortamına canlılık kazandırmak ve buna bağlı olarak fotoğraf sanatının yaygınlaşmasını sağlamak, gerektiğinde uluslararası platformda Alanya’yı ve Türkiye’yi temsil edecek nitelikte fotoğraf sergileri oluşturmak, sunumlar ve sosyal medya aracılığı ile tanıtım yapmak amacıyla düzenlediği 14. ulusal fotoğraf yarışmasında ödül kazanan ve sergileme değer bulunan toplam 29 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

001
Birincilik Ödülü (Dijital) – Mehmet Fakioğlu – “Gemi turizmi, Alanya

002
Birincilik Ödülü (Dijital) – Selman Korkmaz – “Alanya akşamı

003
Birincilik Ödülü (Dijital) – Haluk Sargın – “Gün batımı

004
Sergileme – Nejla Özarslan – “Balıkçı

005
Sergileme – Özgür Şahin – “Alanya

006
Sergileme – Ahmet Çetintaş – “Sahil

007
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Alanya sahil

008
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Tek başına

009
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Günbatımı

010
Sergileme – Esra Türkdönmez – “Ters lale

011
Sergileme – Ömer Kara – “Yayla evi

012
Sergileme – Alev Özcan – “Kumsal

013
Sergileme – Alev Özcan – “Yeşil cennet

014
Sergileme – Mustafa Gümüş – “Köprü

015
Sergileme – Ömer Hakan Pınar -“Kıyı

016
Sergileme – Mehmet Fakıoğlu – “Rastgele Alanya

017
Sergileme – Halil İbrahim Kahya – “Bera kumsal

018
Sergileme – Halil İbrahim Kahya – “İskele

019
Sergileme – Ahmet Elhan – “Kuş bakışı

020
Sergileme – Ahmet Elhan – “Mavi saatler

021
Sergileme – Doğan Çetinkaya – “Sahil

022
Sergileme – Doğan Çetinkaya – “Yağlı direk

023
Sergileme – Mehmet Özgür Gündeşlioğlu – “Tatilden yansımalar

024
Sergileme – Mehmet Özgür Gündeşlioğlu – “Manzaraya yukardan bakmak

025
Sergileme – Özgür Yeşildağ – “Sapadere

026
Sergileme – Nuri Can – “Yanılsama

027
Sergileme – Haluk Sargın – “Deniz feneri

028
Sergileme – Haluk Sargın – “Tersane

029
Sergileme – Hanife Ersoy – “Kız evi