Enginarın bile bir kalbi var…* (2)

Ali Rıza Avcan

Enginarın İzmir ve Urla Üretimi İçindeki Yeri

İzmir ülkemizin önemli bir enginar üreticisidir. Aşağıdaki tablodaki verilerden anlaşılacağı üzere; İzmir’de enginar üretiminin yapılan tarım arazisi, 2000 yılında ülkedeki tüm enginar ekimi yapılan tarım arazilerinin % 48’i düzeyinde iken 2019 yılında % 34,88 düzeyine, üretilen enginar miktarı da 2000 yılı itibariyle ülke üretimi içinde % 51,27 gibi önemli bir paya sahipken 2019 yılındaki % 34,64 düzeyine inmekle birlikte; İzmir 2019 itibariyle ülke enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır.

2000-2019 döneminde İzmir’de enginar üretimi yapılan tarım arazilerinin miktarı, 2007-2016 döneminde ufak azalışlar göstermekle birlikte 2000 yılına göre 1.102 hektar artışıyla % 12,35 oranında, üretilen enginar miktarı da 975 ton artışla % 7,76 oranında artmıştır. Dekar başına ton üzerinden hesaplanan verim ise 1,40 ton/dekarlık değerden 1,35 ton/dekara inmiştir.

Üretimin İzmir ilçeleri arasındaki dağılımına baktığımızda ise karşımıza şaşırtıcı veriler çıkar.

2015-2019 döneminde İzmir ili ilçelerindeki enginar yetiştirilen alanlarla üretilen enginarın miktarını gösteren yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; enginar yetiştirilen 15 İzmir ilçesi içinde gerek üretim alanının büyüklüğü gerekse yetiştirilen enginarın miktarı açısından önde gelen ilçe Çeşme olup, Çeşme’yi az bir farkla Urla izlemektedir. Bu haliyle Çeşme, Urla ve Seferihisar İzmir ilindeki enginarın % 75’ini karşılamakta, son yıllarda ekim alanlarını daha hızlı arttıran Urla ise yakın bir gelecekte Çeşme’yi geçecek bir performans göstermektedir.

Urla ise, -aynen İzmir’in ülke üretimindeki yeri gibi- İzmir enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır. Bu duruma son dört yılda gelen Urla bu nedenle enginar üretimi yaptığı arazilerin miktarını 2000 yılına göre % 275 oranında, üretim miktarını ise % 297,91 oranında arttırmıştır. Verim ise 2000 yılındaki 1,200 kg/dekar düzeyinden 1,300 kg/dekar düzeyine yükselmiştir.

Bu iyileşme eğilimi 2013 yılı ile başlamış; bu yılda üretim yapılan alan geleneksel büyüklük olan 1.300 dekar düzenli olarak arttırılarak 2019 yılı itibariyle 3.300 dekara çıkarılmıştır. Elde edilen üretim ise buna paralel olarak 1.625’den 4.290 tona çıkmıştır. Verimlilik ise 2014 yılı ile birlikte her zamanki 1.250 kg/dekar olan düzeyinden 1.300 kg/dekar düzeyine çıkmış ve bu düzeyi o tarihten bu yana sürdürmüştür.

Görüldüğü gibi Urla’da ekim alanlarının 2013 yılında birden artmasıyla birlikte hem üretimde hem de verimlilikte ciddi bir artış sağlanmıştır. Ancak bu başarının ürünün satış ve pazarlamasındaki sorunlar nedeniyle nereye ve ne zamana kadar süreceği de belli değildir.

Urla Ekim Yapılan Alan, Üretim ve Verimlilik 2000-2019

Bu başarıyı sürdürmek için yeni verimli tarım alanlarını enginar yetiştiriciliğine ayırıp üretimi arttırmak mümkün olmakla birlikte; bunun da fiziki ölçekte bir sınırının olduğu ve artan üretimin piyasa koşulları içinde yaratacağı yeni sorunlar kolaylıkla tahmin edildiği için üretimi ve verimi arttırmak için akla gelebilecek başka politika, strateji ve yöntemlere ihtiyaç duyulabilir.

Örneğin işlerin hiç de iyi gitmediği maliyetler, üretim değerleri ve ortalama satış fiyatları üzerinde araştırma ve çalışmalar yapılabilir.

Çünkü İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün verilerine göre düzenlenen aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; İzmir’de enginar üretimi nedeniyle yaratılan üretimin Amerikan Doları üzerinden değeri, üretim alanları ve miktarı artmış olmasına karşın son sekiz yıl içinde devamlı azalmakta, ortalama satış fiyatı ile kilogram başına maliyet arasındaki oran 2011 yılında 3,12 olduğu halde bu oran her yıl düzenli azalarak 2019 yılı itibariyle 1,87’ye inmiştir.

Enginarın Dünya, Türkiye, İzmir ve Urla macerası ile ilgili ayrıntılı bilgiler olmakla birlikte bugüne kadar enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili süreçler bir bütün olarak hiçbir resmi, özel, ticari ya da sivil kaynak tarafından planlanıp programlanmamış; üretimi amacıyla yapılan çalışmalarda bile enginarın kendisinden çok kadınların bir kooperatif üzerinden örgütlenmesi olgusu ön plana çıkarılmış, bu örgütlenmenin başarısını ortaya koyacak enginarın işlenmiş bir ürün olarak daha iyi koşullarda satılabilir olması hep göz ardı edilmiştir.

Şu an itibariyle Urla’da enginar yetiştiren tek kooperatif olarak bilinen Urla Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi, sahip olduğu 184 kadın ortakla birlikte ve Urla Ziraat Odası ile Urla Belediyesi’nin şirketi olan URİT Urla Ltd. Şti.’nin yardımlarıyla ürettikleri Sakız enginarı ile diğer türdeki enginarları www.urladansoframa.com ve www.urlaenginarfestivali.com gibi e-ticaret siteleri eliyle satmaya çalışmaktadır. Bu e-ticaret sitelerinde yazılı bilgilere göre 5’li çanak şeklinde ayıklanmış ve vakumlanmış enginarın fiyatı KDV dahil 25 lira, MNG Kargo eliyle gerçekleştirilen kargo hizmetinin bedeli 13 lira; ayrıca tek tek satılan Sakız enginarının tane fiyatı 3,5 lira, vakumlanmış Sakız enginarının tane fiyatı 4,5 lira, yerli enginarın tane fiyatı 3 lira, vakumlu yerli enginarın tane fiyatı da 4 liradır.

Tabii ki, https://www.sikayetvar.com sitesinde yazılı olan enginarların tazeliği, uzun sürede gönderme ya göndermeme ve vakumlu paketin açık olduğu şeklindeki şikayet ve memnuniyetsizlikleri de dikkate alarak…

Bu şekilde yetiştirilen enginar ürününün ne kadarının hangi fiyatla doğrudan ya da dolaylı olarak tüketiciye ulaştırıldığı, ulaştırılamayan ürünün ne şekilde değerlendirildiği; ayrıca yol boylarına kurulan tezgahlarla, semt ve üretici pazarlarında satılan enginarın ne miktarda olduğu, hangi fiyatla satıldığı, enginar üretiminin ne kadarının İzmir’deki sebze ve meyve haline girdiği bilinmemektedir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü Yaş Sebze Meyve Halk Hakem Üyesi Ziraat Yüksek Mühendisi Okay Serçinoğlu‘nun verdiği bilgilere göre, başta İzmir olmak üzere Aydın, Muğla, Manisa, Balıkesir ve kısmen Çanakkale illerine hizmet veren İzmir Sebze ve Meyve Hali’ne giren çıkan enginarın ve ortalama fiyatının gelişimini aşağıdaki tablodan izleyebiliriz.

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir’de üretilen enginarın ortalama % 20’si İzmir Sebze Meyve Hali’ne girdiği görülmekle birlikte bu alanda çalışanların çoğu bu rakamların gerçekleri yansıtmayacağını, İzmir Sebze ve Meyve Hali’ne bu rakamın çok üstünde giriş-çıkış yapıldığını ve bunun resmi kayıtlara yansıtılmadığını söyleyecektir.

Diğer yandan kooperatifler ve İzmir Meyve ve Sebze Hali eliyle yapılan satışın dışındaki asıl büyük satış hacminin doğrudan üretici ya da pazarcı eliyle yapılan ve kayıtlara yansımayan satışla gerçekleştirildiği söylenebilir.

Peki, bütün bu bilgiler çerçevesinde enginarın bundan sonraki macerasının daha başarılı olması için kimler tarafından neler yapılabilir? Bu konuda geliştirilecek temel öneriler hangileri olabilir?

ÖNERİLER…

1. Öncelikle bundan sonra İzmir genelinde üretilen enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili tüm gelişmeler, mevcut ve olası yurt içi ve dışı rakiplerin de bilinip izlenmesi suretiyle, daha şeffaf hale getirilerek kamuoyu ile paylaşılmalı; böylelikle, daha fazla, daha kaliteli, daha verimli enginar üretimi ile yurt içi ve dışı pazarlaması için İzmir ölçeğinde sonuç alacak plan ve programlarla yapılabilir ve sürdürülebilir projeler hazırlanmalıdır.

2. İlgili belediye ve kaymakamlıklarla diğer resmi, özel ve sivil toplum kuruluşlarının; ayrıca, enginarın üretim, işlenme, ithal ve ihracatını yapan kişi ve kuruluşların katılımı ile bağımsız bir Enginar Araştırma Enstitüsü‘nün kurulması ve bu enstitü eliyle enginar konusunda her düzeydeki inceleme, araştırma, etkinlik çalışması yapılmalı, enginara yönelik her düzeydeki çalışma özendirilmelidir.

3. Her ilçedeki enginar üretiminin bu boyuttaki bir yatırımın yapılabilirliğini ve sürdürülebilirliğini desteklememesi nedeniyle, önceliği Çeşme, Urla, Karaburun ve Seferihisar belediyelerine vermek suretiyle ve belediyeler arasında işbirlikleri oluşturarak enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması süreçlerini bir bütün olarak ele alan proje uygulamaları yapılmalı, uzun yıllardır adından söz edilen ve özellikle Çeşme Yarımadası’ndaki üreticilere hizmet verecek ortak bir Enginar İşleme Entegre Tesisi ile Soğukhava Deposu‘nun kurulup işletilmesine öncelik verilmelidir.

4. Bilimsel çalışmalar, enginar atıklarının biogaz üretimi açısından değerli olduğunu gösterdiği için tüketilen enginar dışındaki diğer türevlerin ekonomik olarak nasıl değerlendirileceği araştırılmalı ve uygulamaya başlanmalıdır.

Evet, bir enginar araştırmasının sonuna daha geldik… Umudumuz, bu araştırmanın yayınlandığı bir, iki yıl içinde önerdiğimiz çalışmaların hayata geçirilmesi; böylelikle İzmir’de yetiştirilen enginara gerçek anlamda sahip çıkılmasıdır….

(*) Jean-Pierre Jeunet‘in 2001 yapımı Amélie filminde başrol oyuncusu Audrey Tautou‘nün ünlü repliği: “siz bir sebze bile olamazsınız monsieur Colignon, çünkü enginarın bile bir kalbi vardır!

Enginarın bile kalbi var…* (1)

Ali Rıza Avcan

2017 yılının Nisan ayında Urla’da yapılacak enginar festivali nedeniyle iki ayrı bölümden oluşan bir yazı yazarak Urla sakız enginarının geleceği hakkındaki görüşlerimi paylaşmış ve buna ilişkin önerilerde bulunmuştum.

Şimdi ise aradan üç yıl geçti…

Bu üç yıl içinde Urla’nın ünlü  Sakız enginarına 2018 yılında İzmir Ticaret Borsası tarafından coğrafi işaret alınması ve enginarla ilgili “Enginar Kalbi Olan Lezzet ve Sağlık Sebzesi” isimli yayının yapılması dışında dişe dokunur tek bir şey yapılmadı…

Urla cephesinden gelen haberler aynı… Üç yıl önce o zamanın Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar‘ın “yetiştiriyoruz ama satamıyoruz” sözünü şimdi yeni yüzler, yeni isimler söylüyor… Bu kez de üretici ve köylünün satamadığı enginarı alıp sosyal yardım paketlerine dahil eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer, “Kargo fiyatları o kadar yüksek ki e-ticaret yaparken biz de size bunları daha uygun fiyata yollamak isteriz,tabii bir de vergi!!!” diyerek satış aşamasındaki çözülmemiş sorunlardan söz ediyor…

Enginar - Sibel Uyar

Yapılan festivaller, yemek yarışmaları enginarın daha fazla tüketilmesine neden olsa da bir sebzenin üretimden başlayıp satışa kadar devam eden macerası yapılabilir ve sürdürülebilir bir şekilde irdelenip planlanmadığı için Urla enginarı, dün olduğu gibi bugün de sahipsiz… Tabii ki köylüsü, yetiştiricisi de…

Sorun sadece erkeklerden ya da kadınlardan kooperatifler kurmakla, enginarı yetiştirmekle bitmiyor… Üretimi ve tüketimi kapsayan süreç bütün yönleriyle algılanıp yönetilmediği için pastoral keyiflerle sürdürülen üretim satışın soğuk yüzüyle kendine geliyor… Hem de her üretim sezonunun bitiminde…

İşte o nedenle enginarı dünya, Türkiye ve İzmir ölçeğinde, özel olarak da Çeşme Yarımadası’nı oluşturan  Çeşme, Urla ve Karaburun boyutunda yeniden ele almak, konuyu güncel bilgi ve sorunlar çerçevesinde yeniden araştırıp analiz etmek istiyoruz. 

Enginar - Neptün Soyer

Enginar (Cynara cardunculus L.), marul, yerelması ve hindiba gibi birçok türü kapsayan Compositae (Asteraceae=Bileşik çiçekliler) familyasının bir üyesidir. Anavatanı Akdeniz havzası ve Kıbrıs adası olan enginar bitkisine Eski Yunan’da Ankinara, Roma İmparatorluğu döneminde Cardius adı verilmiş, Sicilyalılar da bu bitkiyi Yabani Diken olarak anmışlardır.

M.Ö. 65-8 yılları arasında yaşamış olan Romalı şair Quintus Horatius Flaccus şiirinde mitolojik bir öykü anlatmaktadır. Öyküye göre Zinari (Cynar) Adası’nda yaşayan güzel bir kız olan Cynara’yı kardeşi Poseidon’u ziyaret eden baştanrı Zeus görür ve beğenerek yanında Olympos’a götürür; ancak annesine veda etmeden ölümlüler dünyasından tanrıların yanına giden genç kız bir ara izinsiz olarak adasına geri döner ve buna çok kızan Zeus tarafından enginara dönüştürülerek yeryüzüne geri gönderilir. (1) Botaniğin babası kabul edilen Yunan filozofu Teophrastus (M.Ö. 371-287), Mısır Kralı Ptolemy’nin ordusundaki askerlere cesaret ve güç için enginar yemelerini önerdiğini belirtir. O günden bu güne enginar aynı zamanda ilaç sanayiinde kullanılan bir bitkidir.  

Ortaçağ’da enginar kullanımı ile ilgili pek bilgi olmamasına karşın, 15. yüzyılda enginarın Sicilya ve Nepal’e getirildiğine dair bilgilere rastlanmaktadır. 16. yüzyılda Fransa’ya giren enginar, buradan Almanya ve İngiltere’ye yayılmış ve 17. yüzyılda Amerika kıtasına götürülmüştür.

Enginarın İngiltere yolculuğu, VIII. Henry‘in sofrasında yer alarak aristokratik bir besin olmasıyla başlamıştır. “Tam altı kez evlenen ve üç çocuk sahibi VIII. Henry’nin enginara olan düşkünlüğü çevresinde yanlış anlaşılarak enginarın afrodizyak bir bitki olduğu söylencesi İngiltere’de yayılmıştır… Hem kadın hem de erkek için uyarıcı nitelikte olduğuna inanılan enginar 16. yüzyılda Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınlara yasaklanmıştır.(2)

Ama yasak kadınları çok fazla etkilememiş olmalı ki; 1948 yılında Kaliforniya’da yapılan Enginar Festivali’nde “Enginar Kraliçesi” olarak seçilen Norma Jeane Mortenson, daha sonra Marilyn Monroe olacak ismiyle 20. yüzyılın en ünlü seks sembollerinden biri olmuştur.

California Enginar Kraliçesi
1948 Kaliforniya Enginar Kraliçesi Norma Jeane Mortenson (Marilyn Monroe)

Enginar, genellikle taze ve pişirilerek tüketilen ve insan sağlığı ve beslenmesi açısından son derece önemli olan bir sebzedir. Kendine özgü lezzeti ile birçok sebze ile birlikte pişirilerek yemek, salata, çorba şeklinde özellikle Akdeniz mutfağında kullanılmaktadır. Sirkeli ya da közlenmiş konserveleri ile enginarın yıl boyunca kullanımı da mümkündür. Besin değeri oldukça yüksek olan enginarın, 100 gramı yaklaşık 7,8 gr karbonhidrat, 2,3-3 gr protein, 0,5-2 gr şeker ve 0,2-0,3 gr yağ içermektedir. 100 gr taze enginarın, bitki ve kültür koşullarına göre değişebilmekle birlikte, % 10-12’si kuru madde ve % 88-90’ı ise sudur. Ayrıca 2,4 gr lif, 0,8 gr kül, 310 mg Potasyum (K), 69 mg Fosfor (P), 51 mg Kalsiyum (Ca), 30 mg Sodyum (Na), 11 mg Demir (Fe), 1,0 mg Niasin (Vitamin B3), 150 mg Vitamin A, 8 mg Vitamin C, 0,7 mg Vitamin B6, 0,08 mg Tiamin (Vitamin B1) ve 0,05 mg Riboflavin (vitamin B2) içerdiği belirtilmektedir. Bu besleyici özelliklerinin yanında, enginarın sağlık açısından safra sıvısı oluşumunu teşvik etmesi, Kolesterol ve Trigliserit seviyelerini düşürmesi, koruyucu kolesterol (HDL) seviyesini arttırması, sindirimi kolaylaştırması ve antioksidan özelliğinin olması gibi yararlı yönleri bulunmaktadır.

1988 yılında Federal Almanya’da kurul kararı ve Fransız Kodeksinin 10. basımıyla tıp alanında kullanılan bitkiler arasına alınmıştır. Enginarın tıbbi özellikleri arasında idrar söktürücülüğü, böbrek taşı düşürücü etkisi, üre ve Kolestrol içeriği ile şeker hastalarına iyi gelmesi, sarılık tedavisinde ve vücuttaki ödemin gidermesi olumlu etkileri olarak sayılabilir. Alman araştırmacı Hans Wohlmuth’un 2003 yılında yayınlanan makalesinde, enginar içeriğinde bulunan Kafeik asit, bunun türevleri olan Klorejenik asit ve Cynarin’in yanı sıra, Glikozid türevi olan Cynaropicrin ile önemli bir tıbbi bitki olduğu ve Luteolin içeriği ile antioksidan özelliğe sahip olduğu ifade edilmektedir.

İnsan sağlığı açısından oldukça önemli bir yer teşkil etmesinin yanı sıra enginar tüketimi istenilen seviyelere ulaşamamıştır. Kişi başına yıllık enginar tüketimi Dünya genelinde 1,07 kg olup; bu değer İtalya’da 8,55 kg, İspanya’da 5,39 kg, Cezayir’de 2,53 kg, Arjantin’de 2,4 kg, Mısır’da 2,16 kg ve ABD’de 0,63 kg’dır. Türkiye‟de bu alandaki istatistiki bilgilere ulaşılamamakla birlikte enginar üretimi ve tüketimi büyük ölçüde Ege ve Marmara Bölgesi ile sınırlıdır. (3)

Ağırlıklı olarak gıda amaçlı kullanılmasına rağmen enginar kozmetik, içki, yem ve boya sanayinde de kullanılmaktadır. Enginar bitkisinin diğer alanlardaki kullanımı aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

images copyTarla atığı olarak kalan gövdenin büyükbaş hayvanların besini olarak ve kâğıt yapımında selülozik madde olarak kullanımı,

images copyTohum ve yapraklarından elde edilen Fenolik bileşiklerin Antipotoksik, Klerifilik, Diüretik, Hipokolostrometik ve Antilipidemik olarak tıbbi alanlarda kullanımı,

images copyEnerji üretiminde biyokütle olarak kullanımı.

Enginarın Dünya Üretimi İçindeki Yeri

Dünya Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre, 2018 yılında dünyada 1.273.690 dekar alanda toplam 1.678.872 ton enginar üretimi gerçekleştirilmiştir. Yine aynı verilere göre dünya enginar üretimi 2000 yılı üretimi 100 kabul edilirse, 2001-2003 dönemi ile 2005 yılındaki gerilemeler hariç 2004 yılından itibaren her yıl düzenli olarak artarak 2018 yılı itibariyle % 26,17 oranında artmıştır.

Dünya Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre 2018 yılı itibariyle dünyada enginar yetiştiren toplam 32 ülke bulunmakta ve bunların içinde 100.000 tonun üzerinde üretim yapan 6 ülke toplam enginar üretiminin ¾’ünü (% 78,14) karşılamaktadır. 

Dünya Enginar Üretim Haritası 2016
2016 Yılı itibariyle enginar üretimi yapan ülkeler

Enginar üretiminde önde gelen ilk beş ülke, 389.813 ton üretim ve % 23,22 üretim payı ile İtalya, 323.866 ton üretim ve % 19,30 üretim payı ile Mısır, 208.463 ton üretim ve % 12,42 üretim payı ile İspanya, 154.552 ton üretim ve % 9,21 üretim payı ile Peru, 124.659 ton üretim ve % 7,43 üretim payı ile Cezayir, 110.657 ton üretim ve % 6,60 üretim payı ile Arjantin’dir.

Türkiye ise 2014 yılından bu yana 32.701 tonla 39.477 ton arasında gidip gelen üretimiyle 32 ülke arasında düzenli olarak 11. sıradadır.

Enginar Dünya Üretimi

Aynı verileri kullanarak enginar üretimi yapan her bir ülkenin üretim alanı büyüklüğünü ve dekar başına verimliliği araştırdığımızda ise en fazla dikim alanına sahip olan ülkenin verimlilik oranı oldukça düşük (0,97 ton/da) olmasına karşın 401.750 dekar ile İtalya olduğunu, İtalya’yı 172.870 dekar ve 1,87 ton/da verimlilik ile Mısır’ın ve 155.750 dekar ve 1,33 ton/da verimlilik ile İspanya’nın izlediğini görürüz.

Türkiye ise 30.650 dekarlık üretim alanı ile bu 32 ülke arasında yine 11. sırada, 1,28 ton/da verimlilik ile 18. sıradadır.

Diğer ilginç bir gelişme ise, 2000-2018 döneminde bu 32 ülkenin ortalama üretim verimliliği 1,01 ton/dekardan hareketle 1,31 ton/dekara ulaştığı halde 2000 yılında 1,31, 2001 yılında 1,32 ton/dekar olan Türkiye verimlilik ortalamasının 2015-2018 döneminde 1,28 ton/dekara sabitlenip 2018 yılı itibariyle dünya ortalamasının gerisinde kalması, 2019 yılında da ani bir sıçrama yapıp 1,35 ton/hektara çıkmış olmasıdır.

Enginarın Türkiye Üretimi İçindeki Yeri

Enginar, Antik dönemlerden bu yana Akdeniz havzasında bilinen ve kullanılan bir bitki olmakla birlikte, Türkiye’ye gelişi 1492 yılında İspanya’dan kovulan Yahudiler aracılığıyla olmuş ve ilk olarak Ortaköy’de yetiştirilmiştir. Daha sonraları Bayrampaşa enginar yetiştiriciliğinin merkezi konumuna ulaşsa da İstanbul’da enginarın ilk yetiştirildiği yer Ortaköy’dür. (4) Çeşme yarımadasında ekimi yapılmakta olan Sakız cinsi enginarın ise 1940’lı yıllarda Sakız adasından getirilip Kemer’deki bahçelerde yetiştirildiği bilinmektedir.

Türkiye’de geleneksel enginar üretimi yoğun olarak İzmir, Aydın, Manisa, Bursa, Sakarya, Antalya, Bolu, Adana ve Muğla illerinde yapılmaktadır.

Türkiye’de yetiştiriciliği yapılan başlıca iki yerli enginar çeşidi mevcuttur: “Sakız” ve Bayrampaşa”. Ege bölgesinde; özellikle de Çeşme yarımadasında yetişen “Sakız” çeşidi erkenci özelliği nedeniyle taze tüketime yönelik üretilirken, geçci bir yerli çeşit olup Marmara bölgesinde; özellikle de Bursa çevresinde yetişen “Bayrampaşa” enginarı genellikle sanayiye (konserve) yönelik üretilmektedir. Bu iki yaygın üretilen çeşide ek olarak “Kıbrıs karası“, konservecilikte kullanılmak için mini (bebek) enginar, Opal F1, Jade ve Starline F1 gibi bazı yabancı hibrit sanayi çeşitlerinin de üretilmeye başlandığı görülmektedir. İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde yetiştiriciliği yapılan “Liscio Sardo”,  “Masedu”, “Violette de Provence”, “Violette de Corse” ve “Tudela” gibi erkenci özelliğe sahip olan enginar çeşitlerinde de yıldan yıla geççilik özelliği gösteren ve yaprak ve baş şekillerinde değişimlerle kendini gösteren benzer durumlar görülmektedir. Bu değişim oranı plantasyon yaşlandıkça daha da artmaktadır. (5)

Ülkemizdeki enginar üretimi, 2019 yılı itibariyle 28.732 dekar alanda yetiştirilen 39.071 ton enginar üretimiyle sınırlıdır.

Enginar Türkiye Üretim

Türkiye’nin 2000-2019 dönemindeki üretim rakamlarına bakıldığında ise;

Ekim yapılan arazi miktarının 2000 yılından sonraki 20 yıllık dönemde % 59,17 oranında arttığı, ekim yapılan arazi miktarının 2018 yılında maksimum düzeye (29.574 dekar) çıktığı, 2000 yılında 100 olan artış endeksinin ise 2019 yılı itibariyle 154,63 düzeyine yükseldiği,

Enginar üretiminin aynı dönemde % 59,47 oranında arttığı, en fazla üretimin 39.071 ton ile 2019 yılında gerçekleştirildiği, 2000 yılında 100 olan artış endeksinin 2019 yılı itibariyle 159,47 düzeyine yükseldiği,

Üretimdeki ortalama verimin ise dönemin ilk dilimi olan 2000, 2001 ve 2002 yıllarında 1,30-1,32 ton/dekar düzeyinde olan başarısını, 2006 yılında 1,19 ton/dekara ulaşan genel bir gerilemeden sonra 2019 yılında gerçekleşen 1,35 ton/dekar düzeyindeki verimlilikle yeniden yakaladığı görülecektir.

Ülkemizde 2000-2018 döneminde üretilen enginar miktarının dünya enginar üretimi içindeki payı incelediğimizde ise söz konusu dönemde Türkiye’de üretilen enginarın dünya üretiminin % 1,84’ü ile % 2,80’ünü karşıladığını, dünya üretimi içindeki payın en fazla olduğu yılın 2005 yılında üretilen 36.000 ton (% 2,80) enginar ile gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’de enginar üretiminin yapıldığı belli başlı iller 2004 yılı itibariyle Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, İzmir, Manisa, Muğla olup, 2004-2019 döneminde bu illere Ankara, Bolu, Çanakkale ve Sakarya illeri katılmıştır.

Enginar İller Harita
Türkiye’de enginar ekimi yapılan iller

Ülkemizde enginar ekimi yapılan arazilerin büyüklüğü ile bu üretimden elde edilen enginar miktarını 2004 ve 2019 yılları itibariyle gösteren aşağıdaki grafiklerden de görüleceği gibi 2004-2019 yılları arasındaki dönemde;

2004 yılı itibariyle Türkiye’de ekim yapılan arazinin % 85,20’sine sahip olan Bursa (% 44,00) ve İzmir‘in (% 41,20) ağırlığı geçen süre içinde azalarak % 52,34’e inmiş, bu dönemde devreye giren Aydın‘ın 2004 yılında % 3,52 olan payı 2019 yılında % 16,82’ye, Sakarya‘nın ise 2005 yılında % 0,07 olan payı 2019 yılında % 13,15’e yükselmiştir.

İller Arası Ekim Alanı Dağılımı

Yine aynı şekilde, 2004 yılı itibariyle Türkiye üretiminin % 86,03’üne sahip olan Bursa (% 41,05) ve İzmir‘in (% 44,98) ağırlığı geçen süre içinde azalarak % 49,18’e inmiş, 2004 yılında % 4,46’lık bir paya sahip olan Aydın 2019 yılındaki % 19,07’lik pay ve 2005 yılında % 0,05’lik bir paya sahip olan Sakarya 2019 yılında % 14,15’lik pay ile enginar üretiminin üçüncü ve dördüncü aktörü haline gelmiştir. Bu nedenle bundan böyle ülke içindeki enginar üretiminde eskilerin ikili rekabeti yerine, çok oyunculu rekabetin izlenmesi mümkün hale gelmiştir.  

İller Arası Üretim Miktarı

Ülkemiz açısından en ilginç noktalardan biri,  onca değerli enginar türüne sahip olmamıza rağmen “taze/soğutulmuş”, “dondurulmuş” ve “sirkesiz-konserve (dondurulmadan)” olarak ithal edilen enginar için ödenen bedelin ihraç edilen enginar için alınan bedelden çok daha fazla olmasıdır.

Enginar Türkiye Üretim & Tüketim & İthalat & İhracat

2007-2019 döneminde ülkemizde üretilip tüketilen enginar miktarları ile yapılan ithalat ve ihracatı gösteren tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere üretim 13 yıldan oluşan bu dönemde % 15,57 oranında artarken tüketim % 28,21 oranında artmış; üretim ile tüketim arasındaki büyük fark ise 2013 yılındaki % 531,52 oranındaki anormal artış dışında, yine de büyük miktardaki % 318,19 oranında artmıştır.

Türkiye’nin 2007-2016 dönemindeki enginar ithalat ve ihracat rakamlarına baktığımızda bu dönem içinde “taze/soğutulmuş”, “dondurulmuş” ve “sirkesiz, konserve edilmiş (dondurulmadan)” edilmiş halde ihraç ettiğimiz enginar miktarından çok daha fazla enginarı ithal ettiğimiz ortaya çıkmaktadır.

Enginar Dış Alım Grafik
Enginar dış alım fiyatlarının gelişimi (Kg/USD) 

Enginar Dış Satım Grafiği
Enginar dış satım fiyatlarının  gelişimi (Kg/USD)

İthal ve ihraç edilen enginarın Amerikan Doları üzerinden ifade edilen değerlerini gösteren tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; 2019 yılında ihraç edilen toplam 104,476 ton enginar için 340.674 Amerikan Doları kazanılırken aynı yıl ithal edilen toplam 6.924.379 ton enginar için bu tutarın sekiz buçuk kat daha fazlası ile 2.895.796 Amerikan Dolarının ödendiği görülmektedir.

Son yedi yıla (2014-2020) ait enginar ithalat ve ihracatının hangi ülkelere yapıldığına baktığımızda ise, Türkiye’nin 2019 yılı itibariyle KKTC (77,07), Mısır (% 18,67), Peru (% 3,80)  ve İtalya’dan (% 0,46) enginar aldığı, ihraç ettiği az miktardaki enginarı ise çoğunlukla Avrupa Birliği ülkeleriyle (Birleşik Krallık, Yunanistan, Romanya, Almanya, İsviçre ve diğerleri) ABD, Afganistan, KKTC ve Avustralya gibi irili ufaklı 35 ayrı ülkeye gönderdiği görülmektedir.

Enginar 008

İthalat ve ihracattaki alım ve satış fiyatları ise 2019 yılı itibariyle; ithalatta “taze/soğutulmuş” enginarda 0,42 USD/Kg, “dondurulmuş” enginarda 1,49 USD/Kg,  “sirkesiz, konserve edilmiş (dondurulmamış)” enginarda 2,27 USD/Kg iken, ihracatta “taze/soğutulmuş” enginarda 1,62 USD/Kg, “dondurulmuş” enginarda 2,50 USD/Kg, “sirkesiz, konserve edilmiş (dondurulmamış)” enginarda 3,61 USD/Kg olarak gerçekleşmiştir.

(*) Jean-Pierre Jeunet‘in 2001 yapımı Amélie filminde başrol oyuncusu Audrey Tautou‘nün ünlü repliği: “siz bir sebze bile olamazsınız monsieur Colignon, çünkü enginarın bile bir kalbi vardır!


(1) Ahmet Uhri, Boğaz Derdi, Arkeolojik, Arkeobotanik, Tarihsel ve Etimolojik Veriler Işığında Tarım ve Beslenmenin Kültür Tarihi, Ege Yayınları, 2011, İstanbul, s. 333.

(2) Ahmet Uhri, A.g.e. s.33

(3) Ateş Tekdal, Bazı Yerli Enginar Çeşitlerinin Döllenme Biyolojileri ve Tohum Verimleri Üzerine Araştırmalar, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2018, s. 2.

(4) Ahmet Uhri, A.g.e. s.334

(5) Dursun Eşiyok, Enginar Yetiştiriciliği ve Enginar Çeşitleri, Enginar Kalbi Olan Lezzet ve Sağlık Sebzesi, İzmir Ticaret Borsası, 2018, İzmir, s. 22.

Devam edecek…

Bir ihale ve beş önemli yasal düzenleme…

Ali Rıza Avcan

Bugün elimde sizinle paylaşacağım bir ihale dosyası ve bu ihaleyle ilgili beş yasal düzenleme var…

Ele alacağımız ihale dosyası, geçtiğimiz günlerde; daha doğrusu Türkiye’de ilk Covid-19 olayının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinden 16 gün ve 65 yaş üstü yurttaşların sokağa çıkmasının yasaklandığı 21 Mart 2020 tarihinden 6 gün sonra Karşıyaka Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü tarafından yapılan 27 Mart 2020 tarihli güneş enerjisi santrali yapımı ile ilgili ihale dosyası…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bu ihale, A3 Haber sitesinde gazeteci Serdar Öztürk tarafından gündeme getirilerek yapım işinin, ihaleye giren üç ayrı firmadan en yüksek teklifi veren firmaya neden verildiğini sorarak gündeme getirdiği ve bu soruya halen ikna edici bir yanıtın alınamadığı usulsüz bir ihale…

Bu önemli ve can alıcı soruya Karşıyaka Belediyesi tarafından henüz belgeleriyle birlikte resmi, ayrıntılı ve ikna edici bir cevap verilmemiş olsa da; biz bugün, yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre bu ihalenin hangi gerekçelerle yapılamayacağını ve en kısa sürede iptal edilmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağız…

Bu sorgulamayı yapmak için de, yazımızın başlığında da belirttiğimiz beş önemli yasal düzenlemeyi; yani,  

1) 24 Aralık 2003 tarih, 25326 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 10 Aralık 2003 tarih ve 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nu,

2) Karşıyaka Belediyesi tarafından 26.04.2019-5 Eylül 2019 sürecinde, aralarında belediye başkanı ve başkan yardımcılarının da bulunduğu toplam 85 belediye çalışanı tarafından hazırlanıp Karşıyaka Belediye Meclisi’nin 5 Eylül 2019 tarih, 146 sayılı kararı ile kabul edilen Karşıyaka Belediyesi 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı‘nı,

3) Karşıyaka Belediye Meclisi’nin 17 Ekim 2019 tarih, 188 sayılı kararı ile kabul edilen Karşıyaka Belediyesi 2020 Performans Programı‘nı,

4) 26 Şubat 2018 tarih, 30344 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikle

5) 27 Mayıs 2016 tarih, 29724 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Usulü Yönetmeliği‘ni ele alıp  yapılan ihalenin 5108 sayılı Kanun’a, belediyenin 2020-2024 dönemi stratejik planı ve 2020 yılına ait performans programıyla iki önemli yönetmeliğe uygun olup olmadığını inceleyip analiz etmeye çalışacağız.

KarYYyaka_6828

1) 5108 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu

Stratejik plan kavramını, “kamu idarelerinin orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve politikalarını, hedef ve önceliklerini, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını içeren plan” olarak tanımlayan 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu‘nun 9. maddesinin 1 ve 2. paragraf hükümlerine göre;

Kamu idareleri; kalkınma planları, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen politikalar, programlar, ilgili mevzuat ve benimsedikleri temel ilkeler çerçevesinde geleceğe ilişkin misyon ve vizyonlarını oluşturmak, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş olan göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla katılımcı yöntemlerle stratejik plan hazırlarlar.

Kamu idareleri, kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmesi için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini; stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar.

Ayrıca yine aynı maddenin 5 ve 6. paragraf hükümlerine göre;

Kamu idareleri bütçelerini, stratejik planlarında yer alan misyon, vizyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu ve performans esasına dayalı olarak hazırlarlar. Kamu idarelerinin bütçelerinin stratejik planlarda belirlenen performans göstergelerine uygunluğu ve idarelerin bu çerçevede yürütecekleri faaliyetler ile performans esaslı bütçelemeye ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.

Cumhurbaşkanı tarafından ilgili kamu idaresi için uygun görülen performans göstergeleri, kuruluşların bütçelerinde yer alır. Performans denetimleri bu göstergeler çerçevesinde gerçekleştirilir.

Bu yasal düzenlemelerin günlük dildeki anlamı şudur:

Karşıyaka Belediyesi tarafından 2020-2024 döneminde hazırlanacak bütün belediye performans programlarının, bütçelerinin, yatırım kararlarının ve bunlara ilişkin harcamaların, 5 Eylül 2019 tarih, 146 sayılı Karşıyaka Belediye Meclisi kararıyla kabul edilmiş 2020-2024 dönemi stratejik planına uygun olması, başka bir deyişle planda yer alması gerekir. Bu uygunluk olmadan yatırım kararı verilip ihale açılması ve ödeme yapılması yasal olarak mümkün değildir. Aksi takdirde alınan kararla yapılan ihalenin acilen iptal edilmesi, bu iş için ödeme yapılmaması, yapılmışsa yapılan ödemenin de sorumlularına tazmin ettirilmesi gerekir.

2) Karşıyaka Belediyesi 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı

Karşıyaka Belediyesi tarafından 26 Nisan 2019-5 Eylül 2019 sürecinde belediyenin hem geçmişteki hem de 2020-2024 dönemindeki gelir ve gider potansiyeli ile içinde bulunduğu büyük mali sıkıntıyı dikkate alarak, toplam 85 belediye çalışanı tarafından, 5 stratejik amaçla 17 hedefi kapsayacak şekilde hazırlanıp Karşıyaka Belediye Meclisi’nin 5 Eylül 2020 tarih, 146 sayılı kararı ile kabul edilen Karşıyaka Belediyesi 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı’ndaki “yaşam kalitesini artıran, sürdürülebilir ve sağlıklı bir çevre anlayışıyla hizmet üretmek” başlıklı stratejik amacın “Sürdürülebilir bir kent yaratmak amacıyla iklim değişikliği ve etkilerinden korunma kapsamında çalışmaların yapılması” başlıklı stratejik hedefi ile ilgili performans göstergeleri tablosunda, (2019 yılında yapıldığı beyan edilen güneş enerjisi santraline ilave olarak) bir adet güneş enerjisi santrali yapım işinin 2021 yılına bir hedef olarak gösterildiği ve bunun doğal bir sonucu olarak aynı sayfadaki “Faaliyet ve Projeler” bölümünde de “Güneş enerji santrali yapılması” işinin 2020-2025 döneminde yapılacak bir faaliyet olarak yer aldığı belirlenmiştir. (1)

Resim2

3) Karşıyaka Belediyesi 2020 Yılı Performans Programı

Karşıyaka Belediye Meclisi’nin 17 Ekim 2020, 188 sayılı kararı ile kabul edilen Karşıyaka Belediyesi 2020 Yılı Performans Programı‘nın 02.02.03.01 kodlu ve “Yenilenebilir Enerji Kullanımını Arttıracak Çalışmalar Yapılması” başlıklı performans hedefi ya da herhangi başka bir stratejik amaç ve hedefi içinde 2020 yılında güneş enerjisi santrali yapımı ile ilgili herhangi bir performans hedef ya da faaliyetine rastlanmamıştır. (2)

content_karsiyaka_9521

4) Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesine göre, stratejik planlar beş yıllık bir dönemi kapsayıp ancak iki yıl uygulandıktan sonra geriye kalan süre için güncelleştirilebilir. Yine aynı yönetmeliğin 16. maddesinin 1 ve 2. fıkrası hükümlerine göre, “performans programları, stratejik planların yıllık uygulama dilimlerini oluşturur” ve “bütçeler performans programlarına uygun olarak hazırlanır.

5) Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Usulü Yönetmeliği

Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Usulü Yönetmeliği‘nin 5. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, “Mali yıl bütçesi, stratejik plan ve performans programları dikkate alınarak izleyen iki yılın gelir ve gider tahminleri ile birlikte görüşülür ve değerlendirilir.” Yine aynı yönetmeliğin 23. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre “gider tahminlerinde, stratejik plan, performans programı ve yatırım programlarındaki hedef ve ilkeler göz önünde bulundurulur.

Şimdi bu güneş enerjisi santrali yapımıyla ilgili ihaleyi yukarıda belirttiğimiz yasa ve yönetmelik hükümleri ile Karşıyaka Belediyesi’ne ait 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı ve 2020 Yılı Performans Programı çerçevesinde değerlendirmeye kalkarsak:

A. Belediye bütçeleriyle performans programlarının, ilk iki yıl içinde değiştirilmesi mümkün olmayan stratejik plana uygun olması,

B. Mali yıl itibariyle stratejik planda yer almayan faaliyetlere performans programlarında ve bütçelerde yer verilmemesi,

C. Performans programıyla bütçede yer almayan faaliyetler için ihale açılmaması ve ödeme yapılmaması gerektiğinden,

D. Ayrıca Karşıyaka Belediyesi’nin ödenemeyen borçları ve personel giderleri nedeniyle yaşadığı mali kriz sürecinde, 2020-2024 dönemini kapsayan Stratejik Plan’ın 2021 yılında yapılmasını öngördüğü böylesi büyük bir yatırım harcamasının, hesapsız kitapsız bir şekilde 2020 yılı içinde yapılmaya kalkışılması, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu‘nun 1. maddesinde yazılı olan “kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması” amacına ters düştüğünden,

2020-2024 Dönemi ile ilgili Karşıyaka Belediyesi Stratejik Planı‘nın 2021 yılı hedefi içinde yer alıp 2020 Yılı Performans Programı‘nda yer almayan güneş enerjisi santrali yapım işinde yukarıda ayrıntılarına yer verdiğimiz mevzuat hükümlerine aykırı davranılmaması ve yapılan ödemelerin kamu zararına sebebiyet verilmemesi için yapılan ihalenin, belirttiğimiz gerekçeler çerçevesinde iptal edilmesi, yapım işinin stratejik planda belirtildiği şekilde 2021 yılına kaydırılması gerekmektedir.

Oysa ülkemiz plan ve planlama anlayışı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek başına iktidarda olduğu ve büyük bir kalkınma hamlesinin yaşandığı Cumhuriyet’in ilk yıllarında tanışmış, 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliği’ndeki başarılı örneklerden esinlenerek başlayan planlama çalışmaları ve 1961 Anayasası’na yerleştirilen kalkınma planı ile ilgili hükümler ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın etkili çalışmaları çoğu kez CHP’nin başarısı olarak kabul edilmiş, sağcı iktidarlar ise bu başarıyı “pilav mı, plan mı?” söylemiyle küçümsemeye çalışmışlardır.

İşte bu anlamda, ülkemizdeki planlı kalkınma felsefesinin sahibi olarak bilinen Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş bir belediye başkanının, mürekkebi henüz kurumamış ve kendisi tarafından hazırlanmış bir plan ve program hükmünü dikkate almadan plansız programsız bir işe girişmiş olması, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel felsefesi ile ilke ve programına aykırı bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu nedenle, 2020-2024 döneminde uygulanmak üzere Karşıyaka Belediye Meclisi’nin kararı ile kabul edilmiş Karşıyaka Belediyesi Stratejik Planı’nda 2021 yılında yapılacak denilen; bu nedenle 2020 yılı Performans Programı’nda bulunmayan bir yatırımın, büyük mali sıkıntıların yaşandığı; bu uğurda belediyeye ait arsa payının ucuza satıldığı bir ortamda yapılması basiretli bir tutum olarak kabul edilemez ve edilmemelidir.

karsiyaka-ya-ikinci-gunes-tarlasi-geliyor

Aksi takdirde, bu konunun plan ve program yer almayışı nedeniyle Sayıştay’a, sorumluların cezalandırılması talebiyle İçişleri Bakanlığı’na gitmesi ya da 2018 yılı Temmuz ayından bu yana stratejik plan uygulamalarıyla ilgilendiğini, belediyelerle doğrudan ilişki sorup sorgulamalar yaptığını bildiğimiz Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı‘nın müdahalesi gibi hiç de istenmeyen noktalara varması mümkün olabilecektir…

Bu nedenle, tüm belediye hizmetlerinde her zaman hak, hukuk ve adalete uygun iyi ve doğru işlerin planlanan zamanda yapılması tek hedefimiz olmalı, bu amaçla geliştirdiğimiz yapıcı ve çözüm odaklı bu tür önerilere kulak verilerek kötü niyetli kurum ya da kişilere müdahale fırsatı verilmemeli, yerel demokrasinin bu tür merkezi müdahalelerden etkilenmeden sağlıklı bir şekilde gelişmesi sağlanmalıdır…


(1) T. C. Karşıyaka Belediyesi Stratejik Planı 2020-2024, s. 81

(2) T. C. Karşıyaka Belediyesi Performans Programı 2020, s. 53

“Kamuoyunu ilgilendirmeyen…”

Ali Rıza Avcan

Zorlu günlerin içinden geçiyoruz… Hepimiz kendimizce önlemler alıp bu beladan uzak durmaya çalışıyoruz… Dışarıdaki işlerimize son verip, dükkanlarımızı kapatıp, yakınlarımızdan uzak durup hem virüsün ilerlemesine hem de ona yenilmemeye çalışıyoruz…

Kamusal düzeydeki bu seferberliğe katılıp destek verenlerden biri de, İzmir’in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı’nı uzun yıllardır kapitalizmin yeni Kabe’si AVM’lere karşı ayakta tutmaya çalışan iş yeri sahipleri ve o iş yerlerinde çalışanlar…

Kemeraltı’nı Kemeraltı yapan o iş yeri sahipleri ve çalışanları şimdi salgın nedeniyle ekmek kapılarını açamıyor, kazandıklarını evlerine götüremiyor ve bu olumsuz durumun nereye kadar devam edeceğini hesaplamaya çalışıyor… Ama bu arada çalışıp kazanamadıkları halde kiralarıyla elektrik ve su faturaları gelmeye devam ediyor… Zaten borç içindeler, zaten ödemelerini zamanında yapamıyorlar… Şimdi ise asıl büyük tehlike gelip dayatmış durumda… Durum daha da kötüye giderse iş yerlerini ya satacaklar ya da şayet bulurlarsa birilerine devredecekler…

Düne kadar herkesin; özellikle de Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesinin gelecekteki toplumsal, ekonomik ve kültürel rantları nedeniyle ortalarda dolaşan, medyada boy boy gözüken valiler, vali yardımcıları, kaymakamlar, bakanlar, milletvekilleri, yerel siyasetçiler, belediye başkanları, onların genel sekreterleri, İzmir sermayesinin yağmacı temsilcileri, o temsilcilerin şirketi TARKEM‘ciler -ne yazık ki- şimdi ortada yoklar… Hiç biri “kötü gün dostu” olarak esnafın içinde bulunduğu durumla ilgilenmiyor, halini hatırını sormuyor, neye ihtiyacın var diye yakınlık göstermiyor…

Bu durum öyle bir hale geliyor ki; seçildiğinin hemen ertesinde bütün bu kurum ve çevrelerin ilgisine mazhar olan İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Girgin bile isyan ediyor… Facebook’ta yazdığı kişisel mesajında dükkanlarını kapattıkları tarihten bu yana aranmadıklarını, kendileri ile ilgilenilmediğini, sorunlarına çare bulunmadığını söyleyip haykırıyor, adeta isyan ediyor…

İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Girgin bu duruma isyan ederken Kemeraltı Hayat Platformu sözcüsü Cem Ceylan ise “Kemeraltı’nda Birlik ve Dayanışma Günleri“, “Biz Bize Yeteriz” ve “Kemeraltı Esnafı Kimsenin Umurunda Değil” sloganları ile yola çıkıp Kemeraltı Çarşısı’nın asıl sahibi ve  dostunun yine Kemeraltı esnafının kendisi olduğunu hatırlatıyor…

Kemeraltı’nda çalışan ve yaşayanlar böylesi tepkiler ortaya koyarken, Kemeraltı Çarşısı’ndan sorumlu olan kamu görevlileri; İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, İzmir Ticaret Odası, İzmir Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği ve bu birliğe bağlı onlarca meslek odası neredeler ve ne yapıyorlar? Esnafın kendi içinde bir dayanışma ağı, bir yardımlaşma çabası başlatmayı düşünüyorlar mı? Belli değil…

780x411-1584913971266

Bu sorumluluktan aslan payını alması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi ise garip işlerle uğraşıyor…

Bu durumun en son örneğini sizlerle paylaşmak isterim: 

2012 yılında Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanan “İzmir Tarih – İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi“ni 8 uzun yıldır sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi, tüm İzmir’i, bu ülkeyi seven herkesi ve tüm dünyayı ilgilendiren Kemeraltı gibi tarihi, ekonomik ve kültürel bir zenginlikle ilgili çalışmalarının, “kamuoyunu ilgilendirmediğini” belirten resmi bir yazının altına imza atıyor. 

2012 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından uygulamaya konulan “İzmir Tarih – İzmirlilerin Tarihle İlişkisinin Güçlendirilmesi Projesi, 2012 öncesindeki son 30 yılda İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yürüttüğü çalışmalarının bölgesel gelişme bütünlüğü ve canlılık açısından yetersiz olduğu iddia etmekte ve bundan böyle TARKEM‘le işbirliği yapıldığı takdirde bunun başarılabileceğini söylemektedir.

Söz konusu projenin iddia ve hedefi bu olmakla birlikte; 2012 yılından sonraki 8 yıllık sürede İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle İzmir Valiliği ve TARKEM gibi kurumların yaptığı; daha doğrusu yapabildikleri ortada… Çıplak gözle görülen ve belgelere yansıyan gerçeklere göre 2012-2020 döneminde başta TARKEM olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları tarafından Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılan işlerin sayısı ve bütçesi, 2004-2012 döneminde yapılanların çok çok gerisinde… Yani bu verilere göre TARKEM odaklı proje, vaat ettiği bölgesel gelişme bütünlüğü ve canlılık açısından iddia ettiğinin aksine başarısız bir durumda…

Bizler bu 8 yıllık sürede bir arpa boyu bile yol alınamadığını bilmekle birlikte; İzmir Tarih Projesi‘nin uygulama alanı içinde 2004-2012 dönemindeki 8 yıllık sürede kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılanlarla 2012-2020 döneminde yine aynı alanda aynı kurumlara ilave olarak TARKEM tarafından yapılan işleri mukayese eden bir tablo hazırlayarak bu tablodaki verileri İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, İzmir Ticaret Odası ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne teyit ettirmek amacıyla CİMER, Açık Kapı ve HİM gibi değişik iletişim kanalları üzerinden sorular sorduk.

3 Ocak 2020 tarihinden bu yana sürdürdüğümüz bu çalışmaların bugünkü aşamasında İzmir Valiliği, özellikle de İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü ısrarlı bir şekilde bilgi vermekten kaçındı, bu konuda yapılanların kamuoyu tarafından bilinmesini istemedi.

Bu çerçevede 20 Şubat 2020 tarihinde CİMER kanalıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘ne gönderdiğimiz bilgi talebine 7 Nisan 2020 tarihinde gelen cevabi yazıyı kelimesi kelimesine sizinle paylaşmak isterim:

Belediyemizce yürütülmekte olan İzmir Tarih Projesi kapsamında gerçekleştirilen her bir iş kalemi adına detaylı bilgilerin talep edildiği ilgi dilekçeniz incelenmiştir. Resmi Gazete’de 24.10.2003 tarihinde yayınlanan 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanununun 25. maddesinde “Kurum ve Kuruluşların, kamuoyunu ilgilendirmeyen ve sadece kendi personeli ile kurum içi uygulamalarına ilişkin düzenlemeler hakkındaki bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkının kapsamı dışındadır. Anacak, söz konusu düzenlemeden etkilenen kurum çalışanlarının bilgi edinme hakkı saklıdır” ifadeleri yer almaktadır.

Söz konusu maddeye istinaden ilgi dilekçenizde talep edilen ve erişebileceğiniz hususlara İzmir Tarih Projesinin Facebook, Instagram ve Twitter sosyal medya hesaplarından @ibbizmirtarih kullanıcı adını takip ederek ve izmirtarih.com.tr web sitesinden ulaşılabilmektedir. Konu hakkında bilgi edinilmesini rica ederim.

Evet, aynen aktardığım cevap yazısından da gördüğünüz gibi, 2004-2012 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde yapılan işlerle 2012-2020 döneminde İzmir Tarih Projesi kapsamında aynı bölgede yapılan işlerin adını, başlama ve bitiş tarihlerini, finansman kaynaklarını, yapılış yöntemlerini ve harcama tutarlarını sormak, İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine göre “kamuoyunu ilgilendirmeyen” işler olarak nitelenip bu konuda bilgi verilmesinden kaçınılmaktadır.

Ayrıca uzun zamandır güncellemedikleri için bugün itibariyle eskiyen, bu nedenle de güvenilir olmayan; ayrıca bilgi vermekten çok göz boyamayı hedefleyen web sitesi ve sosyal medya bilgilerine yönlendiren bir çarpıtma marifetiyle…

91652609_836571523487183_5200228453604917248_o

Evet, herkesin açık ve net bir şekilde gördüğü gibi hizmet binası Kemeraltı, 2. Beyler Sokak’ta olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü‘nün yeni müdiresi ile personeli, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale’de yaptıkları hizmetlerle ilgili bilgilerin “kamuoyunu ilgilendirmediği” fikrindedir…

Şimdi bu çerçevede sormak gerekir, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri ile ilgili kendi çalışmalarının kamuoyunu ilgilendirmediği söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, niye Kemeraltı Çarşısı ile onun esnaf ve çalışanlarının içinde bulunduğu sıkıntı ve gelecek kaygıları ile ilgilensin ki?

Gerçek dayanışma nedir? (3)

Ali Rıza Avcan

İlk iki bölümünde ‘dayanışma’ ve ‘yardımlaşma’ olguları arasındaki temel farkları vurguladığımız yazı dizimizin bugünkü üçüncü ve son bölümünde, etkili bir dayanışma ilişkisinin ya da ağının oluşturulması için yapılması gereken bazı temel doğruları ortaya koymaya çalışacağız.

Bilgi ve Bilginin Yönetimi: Dayanışma, bir grubu ya da topluluğu oluşturan bireyler arasındaki karşılıklı yardımlaşma eylemi olduğuna göre, öncelikle bu grubu ya da topluluğu oluşturan bireylerle bunların dışında kalan; yani, grubun ya da topluluğun dışında kalan diğer birey, grup ve toplulukların neye ihtiyaçları olup olmadığı gayet iyi bilinmesi gerekir.

SOLIDARITY in house all languages 950 px

Örneğin bir bireyin ya da grubun dayanışma çağrısı üzerine bir araya gelen, bu bir araya gelişi kamuoyuna yönelik genel bir çağrıya dönüştüren grubun, bu halkayı kimlerin oluşturduğunu, bunların temel kişisel özellikleriyle sahip oldukları ya da ihtiyaç duydukları ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunların diğer grup üyeleri tarafından gayet iyi bilinmesi ve bu bilinirlik çerçevesinde kimin kime hangi olanaklarla yardımcı olacağının ortak bir öngörü ve çalışma ile belirlenip ortaya konulması gerekir. Daha doğrusu dayanışma halkası arasındaki bilgi ilişkisinin, halkayı oluşturan bireyler tarafından örgütlenmesi gerekir. Halkayı oluşturan A’nın neye ihtiyacı var, hangi konularda sorun yaşıyor ve bu ihtiyaç ya da sorunların yanında sahip oldukları itibariyle halkanın diğer bireylerine hangi konularda yardımcı olabilir gibi…

İlişki ve iletişimin Kalitesi: Diğer önemli bir konu da, hem dayanışma halkasının içinde hem de dışında kalan diğer birey, grup, toplulukların; özellikle de diğer yardımlaşma ve dayanışma halkalarının iyi bilinmesi ve oluşturulan dayanışma halkasının bunlarla mevcut ya da olası ilişki ve iletişimlerinin anlaşılırlığı, hızı ve etkinliği içeren kalitesidir. Çünkü yeri ya da zamanı geldiğinde, dayanışma halkası dışında kalanların halkaya eklenmesi ya da halka ile ilişkilerinin güçlendirilmesi anlamında örgütlenmesi gerekebilir. Örneğin, oluşturulan dayanışma halkası kendi olanakları çerçevesinde kendi iç evrenindeki dayanışma ilişkilerini sürdürürken, dışardan (belediyelerden ya da diğer dayanışma/yardımlaşma halkalarından) alabileceği yeni ek olanaklara sahip olmak istediğinde bu olanakları örgütlediği bu ilişki ve iletişim üzerinden temin edebilecektir.

Kapasitenin Dikkate Alınması: Dayanışma halkasının hem kendi içinde hem de dışındaki diğer birey, grup ve topluluklar olarak hangi fiziki coğrafyada yaşadığını ve bu mevcut coğrafi dağılış içinde birey, grup ya da topluluklar arasındaki ilişki ve iletişimin nasıl sağlanacağının tartışılarak belirlenmesi ve öngörülen riskler çerçevesinde test edilerek doğrulanması gerekir. Şayet coğrafi uzaklıklar, halka içi ilişkileri zorlayacak şekilde birbirinden çok uzaksa, oluşturulan halkanın kapasitesi halkanın coğrafi etki alanına cevap vermekten uzaksa ikinci, üçüncü yeni bir halkanın oluşum koşullarının araştırılması, gerekirse kurulması, birey, grup ve topluluklar arasındaki ilişki ve iletişimin hangi araçlarla, hangi sıklıkta ve hangi yöntemlerle yapılacağı yine test edilerek belirlenip doğrulanmalıdır.

Çeşitlilik ve Çeşitliliğin Yönetimi: Dayanışma halkası içinde yer alan her bireyin sahip olduğu bilgi, birikim, deneyim ve olanağın aynı düzeyde olmasını beklemek her zaman için mümkün olmayabilir ve bu farklılığın halka bütünü itibariyle büyük bir fırsat olduğu kabul edilmelidir. Örneğin bugün yaşadığımız karantina koşullarında halkayı oluşturan çoğu bireyin evlerinden çıkamayan riskli yaş grubunda bulunması nedeniyle ortaya çıkan zayıflığın, halka içinde yer alan diğer bireylerin telafi edici özellikleriyle karşılanıp dengelenmesi uygun ve doğru olacaktır. Bu anlamda halka içinde birbirinden farklı çeşitliliklerin bulunması bizlere daha önceden düşünülmemiş yeni fırsatlar sunabilecektir.

fb268163663e8e695bdd4972e91b29b771e56178

Bu dört koşul gerçek ya da iyi dayanışma denilince, ilk akla gelen koşullar… Bunlar dikkate alınmadan yaşama geçirilmek istenen her girişim, ne yazık ki, yakın çevremizdeki kötü örnekleri gibi ya bir belediyenin ya da başka bir kurumun yardım kampanyası içinde kaybolup yitebiliyor… Ardından da keşke bu girişimin adını ‘dayanışma’ koymasaydık, ‘dayanışma’ adına hepimizin bildiği paket dağıtma işine girişmeseydik, keşke ‘dayanışma” denilen değerli bir karşılıklı ilişki biçimini ‘yardımlaşma’ pratiği içinde heba etmeseydik diye bir pişmanlık, bir yazık kalıyor geriye…

Gerçek dayanışma nedir? (2)

Ali Rıza Avcan

Dünkü yazımızda, ‘dayanışma‘ ile ‘yardımlaşma‘ arasındaki temel farkları ortaya koyarak, bunların çoğu kez birbiriyle karıştırıldığını, kolaycılığın getirdiği alışkanlıklar çerçevesinde bakanlık, valilik ya da belediye eliyle gerçekleştirilen tek yanlı etkinliklerin aslında ‘dayanışma‘ değil, ‘yardımlaşma‘ çalışması olduğunu vurgulamaya çalışmıştık.

Bugünkü yazımızda ise ‘dayanışma‘ olgusunun temel özelliklerini daha ayrıntılı bir şekilde inceleyip ‘yardımlaşma’ eyleminden farklılıklarını ortaya koymaya çalışacağız.

Dayanışma 100

Bu anlamda;

Dayanışma, bitkiler, hayvanlar ve insanlar aleminde; yani tüm canlılar dünyasında var olan temel bir duygusal tepkidir. Bitki bitkiye, hayvan hayvana, insan da insana karşılıklı olarak yardımcı olur, dayanışma içinde olur ve böylelikle hem kendisinin hem de diğerinin varlığını korur. Bu anlamda dayanışma, küçük sarmaşığın yakınındaki bir ağaca sarılarak güneşe ulaşması, kuşların yaklaşan tehlikeye verdiği uyarılar üzerine primatların kaçması, kendisi tehlikede olsa bile bir insanın diğer bir insana yardım elini uzatmasıdır.

Dayanışma, yardımlaşmanın karşılıklı olanıdır. Bu anlamda dayanışma grubu ya da halkası içinde olan her canlı kendi sahip olduğu güç, zayıflık, fırsat ya da tehdit çerçevesinde karşısındakine yardımcı olur ya da yardım alır. Bu anlamda dayanışma, size içi dolu ikram edilen bir tabağın boş değil; içine başka bir şey konularak geri verilmesi inceliğidir.

Dayanışma, kendi öz disiplinini adanmışlık duygusundan alan gönüllü bir eylemdir. Bu anlamda, “bugün dayanışırım, yarın ise belki…” denmesi mümkün olmayan, veren ile alanın aynı zorlu ortamda bulunduğu eşitler arası bir ilişkidir. İşte bu nedenle, Richard Rorty bu ilişkiyi, “Toplumsal dayanışma, metafizik bir insan özü keşfetmekten çok, başka insanların çektiği ıstırabı tahayyül edebilme, onlarla duygudaşlık kurabilme, onları bu anlamda ‘bizden biri’ olarak görebilme yeteneğinin sonucudur.” şeklinde tanımlar. (1)

Dayanışma, dilbilimci Ali Püsküllüoğlu‘nun da söylediği gibi, “bir topluluğun bütün bireyleri arasında dayanışma bulunmasını o topluluk yaşamının gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti“dir.

Dayanışma, eşitler arasındaki yatay, yardımlaşma ise güçlü ile güçsüz arasındaki dikey ve hiyerarşik ilişkinin adıdır. Uruguaylı gazeteci ve yazar Eduardo Galeano bu farklılığı, Hayır işlerine inanmıyorum; dayanışmaya inanıyorum, hayırseverlik çok dikey… Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar.” şeklinde tanımlayarak yardımlaşmanın aldatıcı olduğunu vurgular. 

Dayanışma, sahip olunan bir şeyin değil; elde olmayan bir şeyin karşılıklı paylaşımıdır. Ünlü edebiyatçı Jack London, bu paylaşımcı tavrı şu şekilde tanımlar: “Ah, sizi yardımseverlik tacirleri! Yoksullara gidin de öğrenin yardımseverlik nedir diye. Çünkü sadece yoksullar yardımseverdir. Onlar ellerinde fazla olan şeyi ne bir başkasına verir ne de saklar. Çünkü fazla olan hiçbir şeyleri yoktur. Birine bir şey verdiklerinde o verdikleri bir fazlalık değildir; fakat kendilerinin de ihtiyacı olan bir şeydir.” (2)

Dayanışma, kültürel geleneğimizde ‘imece‘ olarak da tanımlanan birlikte iş yapma halinin kendisidir. Bu anlamda yakından tanıyıp bildiğimiz ama kentleşmenin gelişmesi ile birlikte zaman içinde unuttuğumuz eski paylaşımcı yanımızdır.

Dayanışma, halka içinde yer alan her bireyin eş düzlemdeki karşılıklı yardımlaşması suretiyle kendini oluşturan her bireyin eşitlik ve özgürlüğünü oluşturur. Yardımlaşma ise güç sahibi veren ile alan arasındaki eşitsiz ilişki nedeniyle yardım alanın yardım edene daha fazla bağlanmasını sağlayarak insan ilişkilerindeki insani kuralları ortadan kaldırır. 

01

İşte bütün bu nedenlerle; ‘dayanışma‘ ya da ‘dayanışmak‘ sözcüğü ile ‘yardım‘ ve ‘yardımlaşma‘ sözcüğünü kesinlikle birbirinden ayırmamız, ‘dayanışma’ adıyla yaptığımız girişimleri ‘yardımlaşma’ya dönüştürmememiz, ‘yardımlaşma‘ çalışmalarını ‘dayanışma’ adı altında takdim etmememiz gerekmektedir.

02
Taksim Direnişi’nin sembolü Eylem’in anısına…

Evet, yeri ya da zamanı geldiğinde tek yanlı ‘yardımlaşma’ da yararlı olabilir, işe yarayabilir; ama dayanışmanın gerçek bir dayanışma olması, kendi var oluş nedeni ve felsefesi içinde işe yarayan, etkili ve iyi bir paylaşıma dönüşebilmesi için bu ayrımı kesinlikle yapmamız, dayanışma sözcüğünün içini boşaltarak, onu var eden felsefesinden kopararak sadece ‘yardımlaşma‘ diyen ve sadece onu uygulamayı tercih eden iktidar sahiplerinin peşine takılmamalıyız…

(1) Richard Rorty, Olumsallık, İroni ve Dayanışma, Ayrıntı Yayınları, 1995, İstanbul.

(2) Jack London, Yol, Cem Yayınevi, Mayıs 2010, İstanbul.

Devam Edecek…

Gerçek dayanışma nedir? (1)

Ali Rıza Avcan

Osmanlıcadaki deyişiyle ‘tesanüt’, Türkçe’deki deyişiyle dayanışma sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na ait Türkçe Sözlük’te “bir bütünü meydana getirenlerin duygu ve düşünce birliği içinde birbirlerine karşılıklı bağlanması” olarak tanımlanıyor. Aynı sözcükten türeyen “dayanışmak” fiili ise, “bir topluluğu meydana getiren üyelerin bir sorunu çözmek, bir işi görmek için birbirlerine dayanıp güç kazanması, birbirini kollaması” olarak açıklanıyor.

Bu anlamda, bir topluluğu oluşturan üyeler arasında gerçek bir dayanışma eyleminden söz edebilmemiz için, belirli bir sorunu çözmek ya da işi yapmak için bir araya gelen bireyler arasında tek yanlı değil; zincirleme ve çok yönlü bir yardımlaşmanın oluşması, aşağıdaki ‘Dayanışma halkası” grafiğinde de gösterildiği gibi halka içinde yer alan her bir bireyin diğer bireylere hem ihtiyaç hem de yardımcı olma boyutunda birden fazla karşılıklı ilişki içinde muhtaç olması gerekmektedir.

Dayanışma
Dayanışma halkası

Çoğumuzun Anarşizm’in temel kuramcılarından biri olarak tanıyıp bildiği ünlü Rus bilgini Pyotr Alekseyeviç Kropotkin, 1902 yılında yazdığı ‘Karşılıklı Yardımlaşma’ isimli kitabında hayvanlar, vahşiler ve barbarlar arasındaki karşılıklı yardımlaşma ilişkileriyle Ortaçağ şehirlerindeki ve ‘Bizim Çağımız” olarak nitelediği 20. yüzyıl başındaki karşılıklı yardımlaşma örneklerini önümüze sererek, aslında hayvan ya da insan olsun tüm canlıların dayanışmacı olduğunu, hayvanların ya da insanların birbirine rakip ya da düşman olduğunu iddia edenin ise kapitalizm olduğunu ortaya koymuştur.

… ne merkezi devletin ezici gücü ne de bilimin sembolleri ile süslenerek nazik filozoflardan ve sosyologlardan gelen karşılıklı nefret ve acımasız mücadele öğretileri, insanların kavrayışlarının ve kalplerinin derinlerinde saklı olan insan dayanışması duygusunu yok etmedi; çünkü bu duygu tüm geçmiş evrimimiz tarafından beslenmiştir. Evrimin ilk aşamalarından beri sonuç olarak ortaya çıkmış olan bir şey, aynı evrimin başka bir özelliği altında ezilemez. Ve son zamanlarda dar aile çevresinde, fakir mahallelerinde, köyde ya da gizli işçi birliklerinde sığınak bulmuş olan karşılıklı yardımlaşma ve destek ihtiyacı, kendi modern toplumumuzda bile yeniden öne sürülmekte ve her zaman bulunmuş olduğu konumu, ilerlemede baş lider olma hakkını talep etmektedir.” (1)

Bir Rus bilim insanının bundan 108 yıl önce ifade ettiği ‘insan dayanışması duygusunu’ neoliberal kapitalizm koşullarının egemen olduğu bugünkü Coronalı günlerde taşıyıp değerlendirmeler yapmaya kalktığımızda ise, asıl gerçeğin, hem sözcüğün gerçek anlamı hem de işin özü itibariyle karşılıklı yardımlaşma; yani bir topluluğu oluşturan bireyler arasındaki dayanışma olduğunu ve bunun her toplumsal sistemde devam ettiğini kabul etmemiz gerekir.

Yardımlaşma
Yardımlaşma halkası

Oysa son günlerde ‘yardımlaşma’ ya da ‘dayanışma’ adıyla ortaya çıkarılan birçok girişimde, ya elde bulundurulan kamu kaynaklarının kullanımı ya da bağışçılardan temin edilen gıda ve temizlik malzemelerinin tek taraflı olarak ve hangi ölçüye dayanılarak yapıldığı bilinmeyen değerlendirmeler sonrasında belediye başkanı ve eşi eliyle dağıtıldığı görülmektedir. Buna ilişkin haber ve duyurularda bir yandan “alan elin veren eli görmemesi gerekir” ilkesinin hatırlatılırken, diğer yandan bu malzemeleri veren ve alanların gösterildiği fotoğraflara yer verilmesi suretiyle… Oysa çoğu kez sahip oldukları mali, siyasi ve kamusal gücü elinde bulunduran kişi, kurum ya da toplulukların yine aynı kamu kaynaklarını kullanarak ve çoğu kez acıma, şefkat ya da hayır yapma gibi duyguları örgütleyerek dağıttıkları yardımlar aslında bizim anlatma çalıştığımız çok yönlü karşılıklı yardımlaşmayı; yani, dayanışmayı değil; o dağıtımları yapan güçlünün kendi iktidar alanını yeniden ürettiği ve yukarıdaki ‘Yardımlaşma halkası‘ grafiği ile anlatmaya çalıştığımız tek yanlı yardımlaşma ilişkilerini ifade etmektedir.

(1) P. A. Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma, Öteki Yayınevi, 1. Basım Şubat 2007, İstanbul, s. 301

Devam edecek…