Yaya kimdir? (1)

Ali Rıza Avcan

Yaya‘ sözcüğünün etimolojik kaynağı

Türk Dil Kurumu’na ait Türkçe Sözlük’te “yürüyerek giden(1) şeklinde açıklanan ‘yaya’ sözcüğünün etimolojik kaynağı, Türklerin ilk alfabesi olarak bilinen Orhun alfabesi ile Göktürkler tarafından yazılan Orhun Anıtları’nda yer alan ‘yadağ’ ya da ‘yadag’ sözcüğüne dayanır: “yadag süsin ikinti kün kop ölürtim” (yaya askerini ikinci gün hep öldürdüm).

Bu sözcük, Türkçe üzerine yazılmış ilk eserlerinden biri olan İbn-i Mühenna’nın 1310 tarihli Lügat‘ında ‘yadağ/yatağ’, 1451 tarihli Ferec ba’d eş-şidde isimli hikaye kitaplarında ‘yayak’, Aşıkpaşazade tarafından yazılan Tevarih-i Al-i Osman‘da ‘yadağ – yürüyen/piyade’ şekline dönüşmüş, Eski Türkçe’deki ‘yad-açmak’ sözcüğü ise ‘yaymak’ fiilinden  +A sonekiyle türetilmiştir. (2)

Yaya’ sözcüğünden zaman içinde türetilen diğer sözcük ve deyimler ise ‘yayalık’, ‘yayan’, ‘yayan yapıldak’, ‘yaya kalmak’, ‘yaya geçidi’, ‘yaya kaldırımı’, “yaya kaldın tatar ağası” ve “şimdi yaya kaldın tatar ağası“dır. (3) 

Yaya’ sözcüğü ile ‘yürümek’ arasındaki bu anlamlı ve doğrudan ilişkiden ise ‘yürüyüş’, ‘gezme’, ‘gezmek’, ‘gezinme’, ‘yol almak’, ‘gitmek’, ‘yollara düşmek’, ‘emekleme’, ‘emeklemek’, ‘sıralama’, ‘sıralamak’, ‘arşınlamak’, ‘adım atmak’, ‘taban tepmek’, ‘tabanları yağlamak’, ‘tabanları patlamak’, ‘mesafe almak’, ‘adımlarını açmak’, ‘ilerleme’, ‘ilerlemek’, ‘gerileme’, ‘gerilemek’, ‘piyade’, ‘uykuda gezme’, ‘yürüme’, ‘dolaşma’, ‘trafik’, ‘adım’, ‘hatve’, ‘adi adım’, ‘koşar adım’, ‘uygun adım’, ‘sık adım’, ‘seyrek adım’, ‘sallana sallana’, ‘yan yan’, ‘paytak paytak’, ‘düşe kalka’, ‘topal topal’, ‘topallaya topallaya’, ‘seke seke’, ‘adım adım’ ve ‘badi badi’ gibi birçok eş anlamlı sözcük ve kavram türetilmiştir. (4)

Yaya‘ sözcüğünün günlük yaşamdan çok askeri alanda kullanımından kaynaklanan ‘piyade‘ ise Farsça kaynaklı bir sözcük olarak ‘yaya‘, ‘yaya askeri‘ ya da satranç oyuundaki ‘piyon‘ anlamında, Pehlevice ya da Partça olarak bilinen Orta Farsça’da ‘pāi / pād = ayak‘ sözcüğünden türetilen ‘payādak‘ veya ‘padātak‘ sözcüğünün evrilmiş şeklidir.

Resim2
Satrançın piyonu olarak Bizans’ta ve Osmanlı’da yaya olmak…

Trafik mevzuatına göre ‘yaya

Yaya‘ sözcüğünün günlük uygulamadaki hukuki anlamını, “karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek” amacıyla kabul edilen 13.10.1983 tarih, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Tanımlar‘ başlığını taşıyan 3. maddesi kapsamında göremeyiz. Söz konusu madde düzenlemesinde aralarında ‘yaya yolu‘, ‘yaya geçidi‘ olan 88 ayrı kavramın tanımı yapıldığı halde ‘yaya‘ kavramının tanımı yapılmamıştır. 

Yaya 027
Bir zamanlar kentler, bir zamanlar yayalar…

Bu eksiklik, yine aynı maddenin son fıkra hükmü uyarınca 18 Temmuz 1997 tarih, 23053 sayılı Mükerrer Resmi Gazete’de yayınlanan Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin ‘Tanımlar‘ başlığını taşıyan 3. maddesinin 20. sırasında yer alan şekliyle tanımlanarak giderilmiş; ‘yaya‘ kavramı bundan böyle, “araçlarda bulunmayan, karayolunda hareketsiz veya hareket halinde bulunan insan” olarak tanımlanmıştır. 

Görüldüğü gibi ‘yaya‘, karayolu trafiğindeki araçların içinde olmamak koşuluyla, hareket eden ya da etmeyen bir canlı olarak tanımlanmış; böylelikle karayolu ve sürücü ilişkisinin dışında bırakılmıştır.

Oysa ‘yaya‘, sadece karayoluyla ve karayolu trafiğindeki araçlarla ilgili bir canlı olmayıp; aynı zamanda, karayolu olsun ya da olmasın kentteki tüm kamusal mekânlarda yürüyüp oturarak, konuşup bağırarak, susup eğlenerek var olan, kısacası kamusal mekânları kullanan insandır.

Devam Edecek…


(1) TDK Türkçe Sözlük, 6. Baskı, Ankara-1981, sayfa 857.

(2) İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, 1. Baskı, Sosyal Yayınları, Haziran-1968, sayfa 384.

(3) Ömer Asım Aksoy, Deyimler Sözlüğü 2, TDK Yayını, Ankara-1978, sayfa 939.

(4) Ş. Recai Cin, Kavramlar Dizini, TDK Yayını, Ankara-1971, sayfa 901.

Yürümek, koşmak, yüzmek

Kitabın Adı: Yürümek, koşmak, yüzmek – kaçak beden

Özgün Adı: Marcher, Courir, Nager – Le corps en fuite

Yazarı: Philippe Mengue

Çevirmeni: Korkut Erdur

Düzelti: Başak Günsever

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları, Cogito Serisi

Basım Yılı, Yeri: 1. Baskı, Eylül 2018, İstanbul.

242 sayfa.

Mengue

Philippe Mengue: 6 Aralık 1941 tarihinde Fransa’da doğdu. Felsefe alanında doktorasını tamamladıktan sonra Aix-en-Provence Üniversitesi ve College International de Philosophie’de (CİPh) dersler verdi. Özellikle Sade ve Deleuze üzerine çalışan Mengue, Deleuze Studies’i çıkaran ekipte yer aldı. Başlıca ki­tapları: “L’Ordre sadien” (Paris, Éditions Kimé, 1996); “Deleuze et le système du multiple” (Paris, Éditions Kimé, 1995; Deleuze et la question de la démocratie (Paris, l’Harmattan, 2003); “La Philosophie au piège de l’histoire” (Éditions de la Différence, 2004); “Comprendre Deleuze” (Max Mio Editions, 2012); “Faire l’idiot, La politique de Deleuze” (Germina, 2013).

Mengue Yürümek, Koşmak, Yüzmek’te Rimbaud’nun Habeşistan’daki günlerinden Rousseau ve Kerouac’ta sıkça rastlanan yola koyulma fikrinin felsefi incelemesine, tanrısal tapınma aracı olarak antik spor müsabakalarından bedenin denizde aldığı “oluşlar”a varıncaya dek, spor ve hareket halindeki beden üzerine sistemli düşünce egzersizleri yapıyor.

Deleuze, istemeden de olsa, Fransız entelektüel seçkinlerin (entelektüel olanların, çünkü İngiliz üniversitelerindeki eğitime hayran olan öteki seçkinler, büyük liberal kentsoylu sınıfı başta tenis, golf, kayak, yelkencilik gibi dallar olmak üzere, spor yapmayı bir onur sorunu olarak görür) sporu içgüdüsel olarak reddedişine kaptırır kendini. Bu imgelerin tersine çevrilmesi ya da düzeltilmesi bu kitabın yazılmasının gerekçelerinden biridir kesinlikle. Entelektüel dünyanın yansıttığı bu basmakalıp görüşler beni her zaman ironik biçimde gülümsetmiştir. Eğitimimden, doğal fiziksel yeteneklerimden, ayrıca zihinsel şeyleri olduğu kadar sporu da seven, spor tutkunu bir babanın etkisiyle içime çok erken yaşlarda aşılanmış spor aşkından ötürü, onları aynı zamanda birer önyargı gibi görmüşümdür. Antik insan ideali de bundan uzakta gezinmiyor, içinde yetiştiğim, dönemin entelektüellerinin, ‘eleştirel’ zihinlerine, özgürleşmek için çabalamalarına karşın, (bedenle fiziksel alıştırmaları hor görmeleri nedeniyle) istemeden de olsa tutsağı oldukları Hıristiyan özneleştirme biçimini paramparça ediyordu.

001

İÇİNDEKİLER

Önsöz

Giriş

BİRİNCİ KISIM: JİMNASTİK ARAŞTIRMALARINDAN SAYMA SPORLARINA

1. Bölüm: Eski ve Modern Oyunlar, Tarihsel İncelemeler

2. Bölüm: Tanrısal Tapınma Olarak Antik Oyunlar

3. Bölüm: Yeni Sporlar ve “Kayma” Sporları

İKİNCİ KISIM: YOLCULUK VE GEZİNTİ OLARAK YÜRÜYÜŞ ÜSTÜNE

4. Bölüm: Tırmanıştan Yaban Yaşama

5. Bölüm: Arthur Rimbaud ve Algılanamaz Oluş

6. Bölüm: Sonsuzluğa Yürüyüş

ÜÇÜNCÜ KISIM: YÜRÜMEK, KOŞMAK, YÜZMEK

7. Bölüm: Temel Alıştırmalar ve Belirsizlik

8. Bölüm: Yüzmek

9. Bölüm: Kurbağalama

10. Bölüm: Kulaç

11. Bölüm: Hayvan Oluşlar ve İki Yaşamlılar (Yüzme Türlerinin Ortak Noktaları)

12. Bölüm: Yürümek ve Koşmak

13. Bölüm: Dinginlik ve Yorgunluk Üstüne

14. Bedenle Elementlerin Karşılaşması

DÖRDÜNCÜ KISIM: TANRISAL TAPINMA OLARAK SPOR

15. Bölüm: Tanrısal Tapınma Düşüncesi

16. Bölüm Ayin Olarak Spor

17. Bölüm: İnanç İçermeyen Bir Tapınma

18. Bölüm: Uzaktan Yakından

Kaynakça

Yayaların trafikteki hali…

Ali Rıza Avcan

Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığı’nın 2017 yılı ile 2018 yılının ilk 4 ayına ait trafik kazası sonucu ölüm ya da yaralanma istatistikleri bize ilginç bilgiler veriyor.

ped+pic+sf1

Bu verilere göre, 2017 yılında yerleşim yerleri içinde gerçekleşen 320.764 trafik kazasında 1.136 kişinin ölüp 200.242 kişinin yaralandığını; 2018 yılının ilk 4 ayı içinde gerçekleşen 105.008 trafik kazasında ise 328 kişinin ölüp 59.762 kişinin yaralandığını anlıyoruz.

Ayrıca, 2017 yılında gerçekleşen 182.424 adet ölümlü-yaralanmalı trafik kazasından 31.171’inin (% 17,09), 2018 yılının ilk dört ayında gerçekleşen 53.510 adet ölümlü-yaralanmalı trafik kazasından 9.957’sinin (% 18.60) “yayaya çarpma” şeklinde gerçekleştiğini öğreniyoruz.

Yine bu istatistiklere göre, 2017 yılında gerçekleşen 212.896 ölümlü-yaralanmalı trafik kazasından 18.076’sının (% 8,49); 2018 yılının ilk 4 ayında ise 62.458 ölümlü-yaralamalı trafik kazasından 5.714’ünün (% 9,15) yayaların kusurlu olması nedeniyle gerçekleştiğini belirliyoruz.

Bütün bu verilerin de ortaya koyduğu gibi, kent içindeki yollarda gidip gelen herhangi bir motorlu taşıt aracına sahip olmadığı, bu araçları kullanmadığı halde kendi halinde yürümeye çalışan; hatta yürümek için yer bulamayan yayalar, yoğun kent trafiğinin kurbanı olarak ortaya çıkmakta ve neredeyse her on kazadan 2’sinin mağduru olarak ölmekte ya da yaralanmaktadır.

Bu nedenle yayalar, başka insanları ya da yayaları öldüren ya da onları yaralayan değil; bizatihi kendileri araç sahipleri tarafından öldürülen ya da yaralanan, yürüdükleri ya da yürümeye çalıştıkları kaldırımlarda son hızla gelip giden motorlu taşıt araçlarının tehdidi altındaki canlı varlıklardır.

Onların tek kusuru, kendilerine ait olduğu söylenen kaldırımlarda ya da geçitlerde olmaları, olmaya çalışmaları ve bir şekilde orada bulunmalarıdır.

İşte bu nedenle, kendilerine ayrıldığı, kendileri için yapıldığı söylenen; ama çoğu kez mevcut olmayan ya da mevcut olsa bile ya motorlu taşıt araçları ya da iş yerleri, inşaatlar veya binalar tarafından işgal edilen kaldırımlarda hızla gidip gelen araçların saldırısına maruz kalmakta, yaralanmakta, sakat kalmakta ve ölmektedirler.

Yayaların kaldırımda ya da geçitlerde ölümle tanıştıkları olaylarla ilgili olay ve davalara baktığımızda, sanıkların çoğu kez 2 ya da 3 yıl gibi oldukça az ceza süreleriyle kurtulduklarını görüyoruz. Örneğin 2011 yılında İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi Nadir Alioğlu‘nu kaldırımda öldüren iki araç sürücüsünden birine 3 yıl 4 ay, diğerine de 2,5 yıl ceza verildiğini hatırlarız. Hem de işledikleri suç nedeniyle bir üniversite öğrencisini öldürdükleri halde…

Pedestrian-Accident-Denver-CO

Bu durum, trafiğin en masum unsuru olan yayalar açısından açık bir haksızlıktır.

BU haksızlığın bir an önce giderilmesi için kamu yönetimleri tarafından ivedilikle cadde, sokak, meydan, kaldırım, okul bahçesi ve parklarda oturan, yürüyen tüm kadın ve erkek yetişkinlerin, çocuk, genç ve yaşlıların, hasta, çocuklu, engelli ve bisikletlilerin, buna ek olarak sokak hayvanlarının; kısacası tüm yayaların öncelikle motorlu taşıt araçlarının yarattığı risklere karşı korunmasına, kamyon, iş makinesi, otomobil, motosiklet gibi araçlardan kaynaklanan tehlikelerin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasına yönelik politika ve stratejilerin belirlenerek hazırlanacak eylem planlarının uygulamaya konulması gerekmektedir.

 

 

Yaya Derneği’ni neleri düşünerek kurduk?

Ali Rıza Avcan

28 Nisan 2018 tarihi itibariyle kurduğumuz Yaya Derneği‘nin, belirlediğimiz politika, strateji, temel değer, ilke ve etik kurallarla örgüt yapısı, işleyişi ve gerçekleştireceği uygulamalar açısından çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle zenginleşen demokratik bir yapıya sahip olmasını ve bu özellikleriyle diğer sivil toplum kuruluşlarına örnek olmasını arzuladık. 

Bunu sağlamak amacıyla yurt dışındaki örnekleri ve bu konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kaynakları tarayıp inceledik, araştırdık ve kendi aramızda uzun uzun tartıştık.

Arzuladığımız demokratik yapıyı oluştururken bunun zaman içinde gelişerek kalıcılaşması için gerekli gördüğümüz önlemleri almaya; böylelikle, oluşturduğumuz yapının geleceğini garanti altına almaya çalıştık.

Bu amaçla derneğin mümkün olduğu kadar yatay bir örgütlenme yapısına sahip olmasını, alt ve üst birimler arasındaki hiyerarşik ilişkilerin en az düzeyde olmasına çalıştık.

20180510_180919

Örneğin dernek ve dernek yönetim kurulu içinde “başkan olma” ya da “başkanlık yapma” sendromundan uzak bir yönetim modelinin nasıl oluşturulup çalıştırılacağını uzun uzun tartıştık, “eşbaşkanlık” ya da “dönem başkanlığı” veya “sözcülüğü” gibi daha demokratik yöntemlerin hukuken mümkün olup olmadığını sorgulayıp mevcut hukuk düzeni buna izin vermese bile biz günlük yaşantımızda bu beladan uzak durup içimizden birinin “başkanlık” saplantısına takılmaması için değişik mekanizmalar geliştirmeye çalıştık. 

Ayrıca diğer birçok dernek, vakıf ya da kooperatiften farklı olarak uygulama sırasında nelere dikkat edeceğimizi gösteren temel ilkeler belirledik.

Bütün bu inceleme, araştırma ve tartışmalar sonucunda Yaya Derneği‘nin temel değer, ilke ve etik kurallarını şu şekilde belirledik:

Temel Değerlerimiz

Yaya Derneği, her türlü hiyerarşik, ayırıcı, zorlayıcı, dayatıcı, rekabetçi, cezalandırıcı ve baskıcı oluşumlara karşıdır. Hiçbir milliyet, etnik küme, cinsiyet, cinsel eğilim, dil, dini inanış arasında bir ayırım yapmaz, birini diğerinden üstün tutmaz.

Temel İlkelerimiz

Adil ve dürüst olmak; Yaya Derneği‘nin iç ve dış paydaşlarına adaletli davranıp doğruluktan ayrılmamak, önyargısız olmak ve ötekileştirmemektir.

Sorumluluk; Yaya Derneği‘nin çalışmalarında görev alıp bu görevi kararlılık ve heyecanla yerine getirmektir.

Bilgiye erişim ve saydamlık; Yaya Derneği ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin üyelere açık olması ve üyelerin bunlara kolaylıkla ulaşabilmesidir.

Yapılabilirlik; her hangi bir eylemin eldeki olanaklar, taraflar, zaman ve ortam koşulları açısından gerçekleştirilme olanağının bulunmasıdır.

Hesap verebilirlik; görev üstlenip yetki edinen her dernek yönetici ve üyesinin üstlendiği görevle ilgili doğru ve tatmin edici düzeyde cevap verme sorumluluğudur.

Tutarlılık; düşünce, önerme ve davranışların birbiriyle anlamlı bir bütünlük içinde olmasıdır.

Aktif katılım; dernek yönetici ve üyelerinin tüm dernek etkinliklerinin değişik aşamalarında etkili bir şekilde yer almasıdır.

Sonuç odaklı etkin çalışma; Dernek üyeleri, çalışma grupları ve yöneticileri tarafından yürütülen her etkinliğin, başlangıçta belirlenen hedef ve başarı göstergeleri çerçevesinde olumlu bir sonuca ulaşmasıdır.

Etkililik; Yapılan her düzeydeki iş, işlem ve eylemin başlangıçta belirlenen hedefe ulaşarak kalıcı sonuçlara neden olmasıdır.

Sürdürülebilirlik; yapılabilir herhangi bir eylemin gerçekleştiği zaman sonrasındaki var olma yeterliliğidir.

Kurumsallaşma; Dernek çalışmalarının geliştirilen temel değer, ilke ve yöntemler çerçevesinde kişi ve gruplara bağlı kalınmaksızın kalıcı ve bağımsız bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Gönüllülük, işbirliği, paylaşma ve dayanışma; Derneğin iç ve dış paydaşları arasındaki ilişki, iletişim ve beraberliğin rekabetten uzak bir gönüllülük çerçevesinde işbirliği, paylaşma ve dayanışma içinde yürütülmesidir.

Takım çalışması; Dernekle ilgili tüm çalışmaların uzmanların, yönetici ve üyelerin katılımı ile oluşturulan ekipler eliyle gerçekleştirilmesidir.

Etik Kurallarımız

 Karşılıklı güven ve saygıdır.

 Dürüstlük, doğruluk ve açıklıktır.

 Hukuka saygıdır.

 Gizliliğe saygı ve kişisel bilgileri korumaktır.

 Sahip olduğumuz varlıkların akılcı şekilde kullanılmasıdır.

♦ Üye ve yönetici düzleminde etkin zaman yönetimidir.

 Çıkar çatışmalarından kaçınmaktır.

 Çevreyle ve medyayla dürüst ilişki ve iletişim geliştirmektir.

 Toplumsal sorumluluk ve gönüllülüktür.

 Doğaya duyarlılıktır.

pedestrian-accident-lawyer-st-louis

Dernek olarak diğer kurumlarla ilişkilerimizde ise baştan belirlediğimiz şu ilkeleri dikkate almayı ve uygulamayı kararlaştırdık:

Yaya Derneği, hak kavramının parçalanamaz bir bütün olduğu düşüncesiyle yaya haklarını ihlal eden haksızlıklara karşı mücadele etmeyi, koşullar ne olursa olsun derneğin ve derneği oluşturan bireylerin beklentilerinin üzerinde tutar. Dernek, her türlü hak mücadelesi veren oluşuma ve bireye değer verir ve kendi mücadelesini onların üzerinde tutmaz.

Yaya Derneği, diğer kurumlarla aşağıdaki ilkeler doğrultusunda işbirliği ve birliktelikler kurar:

1- Doğal, tarihi ve kültürel çevreye zarar veren, kent suçu niteliğinde faaliyetlerde bulunan kuruluşlarla bu tür kuruluşları destekleyen kuruluşlardan ayni veya nakdi hiçbir desteği kabul etmez, işbirliği yapmaz.

2- Yaya Derneği, silah sanayi ve savaş endüstrisinde faaliyet gösteren kurumlarla hiçbir ilişki kurmaz, bağış kabul etmez.

3- Yaya Derneği, sosyal güvenceden yoksun işçi çalıştıran, çocuk işçi çalıştıran, çalışanlarının yasal hak ve güvencelerini tanımayan, bu hakların gereklerini yerine getirmeyen veya ihlal eden kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaz, ayni veya nakdi hiçbir yardımı kabul etmez.

4- Yaya Derneği vergi yolsuzluğu, rüşvet ve haraç gibi herhangi bir yolsuzluğa adı karışmış, kişi, kurum ve kuruluşlarla çalışmaz, işbirliği yapmaz.

5- Yaya Derneği, birlikte çalıştığı kurumları saydamlık ilkesi doğrultusunda tüm paydaşları ve kamuoyuyla paylaşır.

6- Yaya Derneği kurduğu işbirliklerinde kurum, kuruluş ya da kişilerin çıkarlarını ya da isteklerini değil, yayanın hak ve çıkarlarını ön planda tutar. Tüm faaliyetlerinde bu ilke doğrultusunda hareket eder.

7- Yaya Derneği, içinde bulunduğu işbirlikleri nedeniyle yayanın haklarını savunma temel görevinden ve kurumsal stratejisinden asla taviz vermez. Derneğin işbirliği içinde bulunduğu kurumlar bu yönde taleplerde bulundukları takdirde Dernek Yönetimi ilişkisini tek taraflı olarak keser.

8- Yaya Derneği’nin ilkeleri ve stratejisi tüm bireysel ve kurumsal ilişkilerden bağımsız olarak, yayanın haklarını korumak doğrultusunda belirlenir. Dernek Yönetim Kurulu üyeleri tümüyle gönüllü olarak çalışır ve hiçbir şekilde Derneğin danışmanı veya çalışanı olarak görev yapamaz.

9- Yaya Derneği, ilişki içinde olduğu kurum, kuruluş veya kişilerin yukarıdaki ilkeleri ihlal etmeleri halinde ilişkisini tek taraflı olarak keser.

Yaya Derneği‘ne üye olan, üye olmadan desteklemeyi tercih eden ya da sadece sempati duyan kişileri birbirine bağlayan şey, onların birbirleriyle arkadaş, dost ve yoldaş olmaları değil; bütün bunların yanında “yaya olma” ortak paydasında birleşmeleridir.

O nedenle bizi birbirimize bağlayan duygular önemli olmakla birlikte, bizi asıl var edenin “yaya olma” ortak paydası ile ilgili temel değer, ilke ve etik kurallar olduğuna inanıyoruz.

201315_13ba5f1a894ab75ca3706957dfc1366b_large

Derneğin kuruluş aşamasında hep birlikte belirlediğimiz ve geçen zaman içinde geliştirilip zenginleştireceğimiz bu değer, ilke ve etik kuralların bizi birbirimize bağladığı sürece derneğimizin büyüyeceğini, yayılıp yoğunlaşacağını ve dünyadaki tüm yayaların bu topraklardaki temsilcisi olarak önemli görevler üstleneceğimizi biliyor ve Yaya Derneği‘ne katılmak isteyen herkesin bu değer, ilke ve etik kurallara uymayı kabul etmesini bekliyoruz.

Yaya Derneği’ni neden kurduk?

Ali Rıza Avcan

Şu sıralarda herkes soruyor, “Yaya Derneği’ni niye kurdunuz?” diye.

Bankacı soruyor, televizyoncu soruyor, gazeteci soruyor, vergi yoklama memuru soruyor. Soruyor da soruyor.

Yaya Derneği‘nin kurucuları olarak ben ve arkadaşlarım da bu sorunun sahiplerine sokaklarda, kaldırımlarda yürüyenleri; daha doğrusu yürümeye çalışanları , cadde, sokak ve kaldırımların içler acısını halini göstererek oralarda yürüyenlerin sıkıntı içinde olduğunu, uzunca bir süredir önceliğin taşıt araçlarına ya da iş yeri sahiplerine verildiğini, taşıt araçlarının adeta kutsandığını, kentteki çoğu şeyin taşıt aracı sahiplerinin rahatlığı için yapıldığını, aslen yayaya ait olması gereken kamusal alanların işgal altında olduğunu göstermeye çalışıyoruz.

O nedenle, “kurduğumuz dernek, hak temelli bir dernektir, biz yollarda, kaldırımlarda rahatlıkla, güven içinde yürüyemeyen insanların hakları olduğunu onlara ve kent yöneticilerine hatırlatmak, uluslararası belgelerle güvence altına alınmış o haklara sahip çıkmaları için kurulduk” diyoruz.

vehicles-air-cars-traffic-pollution-1_0

Bizimle görüşmek isteyen gazetecileri, televizyoncuları dernek merkezimizde ya diğer kapalı mekanlarda değil; kentin sorunlu yaya geçitlerine, üst geçitlerine, köprülerine, sokak ve kaldırımlarına götürüyor, hem bizimle hem de halkla görüşerek fikir sahibi olmalarını istiyoruz. 

Onlara İzmir’in meşhur “sevgi yolları“nın, kaldırımlarının; hatta ünlü Birinci Kordon’unun işgal altında olduğunu, İzmir deyince ilk akla gelen Konak Meydanı’nın kamu araçlarının parkı haline dönüştürüldüğünü, Alsancak İstasyonu ile Bornova Sokağı arasında yeni yapılan şekilsiz yaya geçidinin kurallara uygun olmadığını, Dokuz Eylül Meydanı’nda Konak Belediyesi hizmet binası ile Kültürpark arasındaki yaya geçidinde ise yayalara ayrılan sürenin çok kısa olduğunu, bu geçitte yayalar yerine araç sahiplerine öncelik verildiğini anlatıp göstermeye çalışıyoruz.

Evet, gördüğünüz ve bizim de anlatmaya çalıştığımız gibi kentler her geçen gün yayaların, yürüyenlerin, kamusal alanlarda oturup etrafı seyretmek, dinlenmek, rahatlamak isteyenlerin değil; araç sahiplerinin taleplerine göre şekilleniyor ve kent onların kenti olmaya başlıyor. Bu amaçla kentin içinden geniş oto yollar geçiriliyor, bu yolların yapımı için halka ait geniş yeşil alanlar gözden çıkarılıyor, kentteki geniş alanlar otopark alanı olarak ayrılıyor, yollar, kaldırımlar, meydanlar araçlar tarafından işgal ediliyor, katlı otoparkların yapımına milyonlarca lira harcanıyor.

O nedenle kentte yaşayanların, ezeli ve ebedi bir şekilde yaya olanların bu gelişime “DUR!” demesi ve kent yaşamında yaya öncelikli politika, strateji ve uygulamaların yaşama geçmesi için mücadele etmesi gerekiyor.

Anladığımız kadarıyla biz bu amaçla bir araya gelmedikçe, örgütlenmedikçe ve mücadele etmedikçe, örgütlenmeden edineceğimiz güçle ağırlığımızı koymadıkça bunun değişeceği yok!

PaigeVickers_CurbedSpot1_2_7

Çünkü kural tanımaz vahşi kapitalizm, dillere sakız ettiği “sürdürülebilir kalkınma” söylemiyle devamlı daha fazla araç üretiyor, daha fazla yol yapıyor ve devamlı bizlere ait doğal ve kamusal alanları işgal ederek bizleri daha dar alanlarda yaşamaya mecbur ediyor. 

Bu durum karşısında biz de, yeni yeni yolların yapılması ya da milyonlarca aracın trafiğe çıkması yerine onların yerine konulabilecek bisikletle ulaşım ve yürüme gibi alternatif ulaşım yöntemlerine öncelik verilmesini, hayvanlar dahil tüm canlıların kamusal alanlarda daha güvenli, daha sağlıklı yürüyüp var olabilmeleri için onların haklarına saygı duyulmasını, Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı yaya haklarının yaşama geçirilmesini talep ediyoruz.

Biliyoruz ki, bisiklet kullanmak ya da yürümek bir kent kültürü olarak hepimizin yaşamına yerleşip güçlendiği takdirde, yeni yeni yollar yapmaya, daha fazla araç üretip kullanmaya gerek kalmayacak; böylelikle insanların ve sokak hayvanlarının cadde, sokak, kaldırım, meydan ve park gibi kamusal alanlarda güven içinde daha sağlıklı ve rahat olması sağlanacak.

Bu bir düş değil!

Bu, sadece ve sadece temel tercihlerimizi değiştirdiğimiz takdirde, hemen yaşama geçirebileceğimiz, rahatlığı kısa sürede hissedebileceğimiz; böylelikle düş olmaktan çıkarabileceğimiz bir değişiklik olacak.

Çevreyi kirleten petrol kaynakları henüz tükenmeden, kentler yaşanmaz hale gelmeden kendi kararımızla hemen yaşama geçireceğimiz gerçek bir devrim olacak bu! 

Low Section Of Man Walking On Sidewalk

Hem de hemen her şeyi kaybedeceğimiz o geri dönülemez noktaya varmadan önce...

O nedenle gelin, Yaya Derneği‘ne; yani bize katılın, katkıda bulunun ve bu beraberliğe güç verin…

Gelin, hep birlikte radikal bir karar vererek hep birlikte iyi bir yürüyüşçü olmaya çalışalım; yürüyerek, kenti ve çevremizi keşfederek yaşam kültürümüzü geliştirip zenginleştirmeye çalışalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaya Derneği’ni nasıl kurduk?

Ali Rıza Avcan

Her şey 16 Şubat 2017 tarihinde sevgili arkadaşım Utku Cihan‘ın Facebook’ta “Merhaba, ‘İzmir Yaya Derneği’ kuralım diyorum. Kuruluş için 6 kişi daha lazım. Var mı gönüllü?” sorusu ile başladı…

Abdülsamet Baskak, Adnan Çangır, Ahmet Uzun, Ali Hakan Yıldırım, Aslıhan Kılıç, Aydın Ustabaş, Ayşe Köylü Çıplak, Bahadır Han Gökmen, Belgin Altınkaya, Berkan Açarlar, Buket Cvs, Burcu Sungur, Can Alkar, Cihan Yılmaz, Çağdaş Kuşçu, Çağrı Özcet, Darçın Akın, Dilber Kibar, Dimitri Ersin, Erhan Öncü, Ferda Sevim Kara, Furkan Doğan, Gonca Koç, Gülgün Erdoğan Tosun, Hüsnü Karadeniz, İbrahim Arzuk, Laurent Plantec, Mehmet Beydilli, Muhlis Dilmaç, Nesrin Tahiroğlu, Okan Ulay, Onur Açık, Ozan Üren, Pınar Pinzuti, Sibel Kara, Sündüs Ural Türedi, Utku Altunkaya, Ünsal Altunbaş, Yakup Eğercioğlu, Yıldız Durak, Zafer Eroğlu ve Nehir Yüksel  olmak üzere 42 kişinin beğendiği, Aytaç Aksoy‘un “mükemmel” bulduğu bu mesaja 23 adet yorum yazıp paylaşanlar ve onların yazdıkları yorumlar ise şu şekildeydi:

Pınar Pinzuti – “Keşke ben de orada olsaydım  ben hemen katılırdım. @sokakbizim derneği gibi bir şey olurdu, ne güzel olurdu.”

Utku Cihan – “Seni fahri üye yaparız.” 

Erol Hülagu – “Zevkle katılırım. Sağlık için her İzmirli’nin yürümesi lazım…her gün en az 7.500 adım.”

Utku Cihan – “Kaldı 5.”

Ali Rıza Avcan – “Gönül ister ki, kurucuların ve üyelerin bisiklet dahil tekerlekli bir araca sahip olmamaları şartı olsa…”

Ali Rıza Avcan – “Hayatında hiç araba, bisiklet, ehliyet sahibi olmamış, bu konulara hiç merak ve heves duymamış biri olarak kendimi tarif etmiştim yani… Safkan yaya yani...” 😊

Utku Cihan –    
Erol Hülagu – “İzmirliler’i yürütebilmek için çaba sarf eden kişi olarak otomobilde binerim, bisiklete de binerim, bir çok yere yürüyerek gider günde en az 10.000 adım atarım.”
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişiDarçın Akın – “Araç kullanmalı ki, yayayı nasıl gözardı edip hiç öncelik tanımadığını kendinden bilmeli.” 
Aslıhan Kılıç – 
Utku Cihan – Kaldı 4.”
Fatma Garip Dilber – “Bende katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 3.”
Furkan Doğan – “Öğrencileri temsilen katılmak isterim.”
Utku Cihan – “Kaldı 2.”
Muhlis Dilmaç – “Seve seve katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 1 kişi.”
Burcu Sungur – “Bende gelmek isterim ama bir kaç ay sonra katılım sağlayabilirim .” 
Utku Cihan – “7 kişi tamam. Daha fazla da olabilir…”
Nehir Yüksel – “Beni de say Utku’cum, günlük 15.000 adim atma yolundayım.”
 Utku Cihan – “Saydım tabii ki. 9. kurucu üye oldunuz. Tebrik ederim.
Elif Birol – “Ben de katılmak isterim.
Utku Cihan’ın tek bir sorusu üzerine toplam 48 kişinin ortak olduğu bütün bu yorum ve güzel dilekler bugün itibariyle sonuçlandırdığımız güzel bir girişimin ilk adımlarını oluşturuyor.
Çünkü 16 Şubat 2017 tarihinde ortaya atılan bir sorunun yanıtı, aradan 1 yıl 2 ay geçtikten sonra 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle verilmiş ve soruya konu olan Yaya Derneği, Utku Cihan‘ın sorduğu soruya yanıt veren toplam 48 kişiden 6’sının da dahil olduğu toplam 17 kurucu üye tarafından kurulmuş durumda (!) 
O nedenle, Utku Cihan‘ın kendisine ait Facebook sayfasına yazdığı bir soru, bu soruya yanıt olarak yazılan 23 yorum ve 1 paylaşım, bugün itibariyle, Yaya Derneği’nin kuruluşundaki bir ilk adım olarak tarihi bir öneme sahip artık. Diğer bir anlatımla bu soru, verilen yanıtlar ve yapılan paylaşımlar Yaya Derneği‘nin ekranlara yansıyan yazılı tarihini oluşturuyor.
Evet, Yaya Derneği böylelikle sosyal medyada bizlere sorulan bir soru ve bu soruya verdiğimiz yanıtlarla kurulmaya başlamış oldu.
4 Nisan 2018 Toplantısı 001
Fotoğraf: Arzu Filiz Güngör

Bu girişimin hemen arkasından, kuracağımız derneğin hangi düşünce, temel değer, ilke ve etik kurallar çerçevesinde oluşturulacağını belirlemek amacıyla birçok toplantı yaptık. Bunu yaparken de dünyada ve ülkemizdeki benzer örgütlenmeleri öğrenerek onların deneyimlerinden yararlanmaya çalıştık. Örneğin 2010 yılında İstanbul’da kurulup 2012 yılına kadar çok başarılı projeler yürüten Yaya Yaşam Derneği’nin başkanı Barış Andırınlı ile görüşerek 2010-2012 dönemine ait deneyimleri öğrendik.

Tabii ki yaptığımız her toplantıdaki sayımız aramıza aldığımız yeni arkadaşların katılımı ile büyüdü ve zenginleşti.
Bütün bu araştırma çalışmaları sonucunda, Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nin 1988 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildiğini, İnsan Hakları Derneği (İHD) Çevre Komisyonu tarafından hazırlanan Yaya Hakları Bildirisi’nin 1990 yılında kamuoyuna duyurulduğunu, Uluslararası Yaya Federasyonu‘na (IFP), aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu 28 ülkeden toplam 41 kurumun üye olduğunu; ancak ülkemizde tek bir yaya derneği olmadığı için bu federasyonda Türkiye’den tek bir üye kuruluşun bile yer almadığını öğrendik.
2018 yılının ilk aylarında Alsancak’taki Doğa Kafe, Pasaport’taki Zeytin Kafe ve Kemeraltı’ndaki Azize Kafe‘de yaptığımız yedi ayrı toplantıda, derneğin kuruluşu ile ilgili yol haritamızı belirlerken diğer yandan derneğin tüzük taslağı üzerinde konuşup tartışmaya başladık.
Adil Tokay, Ali Rıza Avcan, Aslıhan Kılıç, Burak Tümer, Burcu Sungur, Cansu P. İşbilen, Doğan Alper, Elif Birol, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Hamidreza Yazdani, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Özlem Şenyol Kocaer, Özlem Taşkın Erten, Tanzer Kantık, Utku Cihan ve Zekiye Şenol‘un katılımı ile yaptığımız bu toplantılarda dernek tüzüğünün her bir maddesini teker teker tartışarak Yaya Derneği‘nin hak temelli bir sivil toplum kuruluşu olarak, İzmir’den başlayıp Ankara ve İstanbul’u da arasına alacak büyük bir hamle ile tüm yurtta örgütlenmesini kararlaştırdık.
Böylelikle, Yaya Derneği bundan böyle kent içindeki tüm kamusal alanlarda; bulvar, cadde, sokak, park ve alanlarda yürüyen tüm canlıların haklarını savunacak; kent yaşamında araçları önceleyen politika ve stratejiler yerine, çocukları, yetişkinleri, kadınları, engellileri, bisikletlileri ve sokak hayvanlarını; yani yürüyen her türlü canlıyı önceleyen uygulamaların yaşama geçirilmesini talep edecek.
Ayrıca kent içinde yürümenin ve herkesin bir “kent kaşifi” olmasının kent kültürünün bir parçası olarak herkesin yaşamında yer alması için çalışmalar yapmayı, kurduğumuz derneğin ilk hedeflerinden biri olarak kabul ettik.
Yürüttüğümüz çalışmalardan bir diğeri de, derneğimizin kuruluşu ile birlikte kamuoyuna açıklayacağımız Kuruluş Bildirisi‘nin, kurucu üyemiz yazar Mahmut Eşitmez ile diğer kurucu üyelerimizin katkısı ile hazırlanması oldu.
Ardından, Ali Rıza Avcan, Arzu Filiz Çıdamlı, Doğan Alper, Elif Birol, Erhan Öncü, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Güldane Zekiye Şenol, Haluk Gerçek, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Mehmet Erdem Erol Hülagu, Nehir Yüksel, Özlem Şenyol Kocaer, Tanzer Kantık ve Utku Cihan‘ın “kurucu üye” sıfatıyla imzaladığı dernek tüzüğünü, 6 Nisan 2018 tarihinde onaylanmak üzere İzmir Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’ne teslim ettik.
walking-454543_1280
Bütün bu çalışmalarının sonucunda, 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle dernek tüzüğümüzün onaylanmasını sağlayarak, 24 Nisan 2018 tarihi itibariyle Yaya Derneği‘nin kuruluşunu gerçekleştirmiş olduk.
Evet! Böylelikle uzun, yoğun, verimli ve zengin tartışmalar sonucunda tüm ülkeyi kapsayacak, tüm yayaların haklarını savunacak ve kent içindeki yürüyüşü yaşam kültürünün vazgeçilmez bir unsuru yapacak olan ülkemizin tek Yaya Derneği kurulmuş oluyordu.
Bundan sonraki hedefimiz ise, attığımız bu ilk adımların devamını getirerek Yaya Derneği‘nin gelişip güçlenerek ve kurumsallaşarak 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı olan yaya haklarının yaşama geçmesi olacaktır.

 

Yeni bir yol…*

Oruç Aruoba‘nın “yer, yön, yol“unun “Çıkış“ından…

Hangi yöne yönelirsen yönel,

yolunun ulaşacağı bir yer vardır

– ve, hangi yere varırsan var,

çıkabileceğin yeni bir yol,

yönelebileceğin yeni bir yön…

mülteci-krizi-akdeniz

Yeni bir yola çıkmak isteyen kişi,

eski yerini zorlar

– ta ki, o yer yerle bir ola;

ve yol, yeniden, açıla…

Ancak kendi (eski) yerini yerinden eden,

(yeni) bir yola çıkabilir.

Bizi ileriye götüren,

bizi yukarıya çekendir.

Garip, ama doğru:

Kişiyi kendi yönünde yürütmek isteyen biri,

onun kendi yolunu aramaya çıkmasını,

kendi yönüne yönelmesini sağlayabiliyor.

– Bu da, ‘kendi‘ sözcüğünün dilsel

kaypaklığı değil,

yalnızca…

Mozes ordering let my people go out of Egypt. story of Jewish holiday Passover.

Bir yeri, gerçekten ve toptan terketmeyen,

yeni bir yola çıkamaz. (Tanrı Lût’a

boşuna dememişti ya, “Geriye bakmayacaksın”

diye…)

grete-stern-30lar-40lar-cinsiyetcilik-esitsizlik-fotograf-manipulasyon-9
Fotoğraf: Grete Stern

Yerlerimiz, hep,

yeni yollarımızın başları;

yollarımız da, hep,

yeni yerlerimizin sonları ola…

* Oruç Aruoba, Yürümek, Metis Yayınları, Beşinci Basım: Ocak 2003, İstanbul, s.88/20-92/24

 

“Yol, dolaşır…”

Yine, yeniden ve kaldığımız yerden Aruç Aruoba ve “Yürüme” dizeleri…

Yol, belirli bir yerden kalkar,

belirli başka bir yere varır

– ama yolun yönü hiçbir zaman

bu iki yer (iki ‘nokta’) arasındaki

düz çizgü (bir ‘doğru’) değildir:-

Yol, dolaşır…

38059721906_727aba44d3_o (1).jpg

Bir yerden bıkıp, yeni bir yola çıkan kişi,

çıktığı yolun hiç de yepyeni bir yol

olmayabileceğini; daha önce zaten yürünmüş

bir yol olabileceğini de hesaba katmak

zorundadır: Mutlak yeni bir yol yoktur:

Ama, yola çıkacak kişi açısından, yeni yol

– çoktur…

Kişi, başından beri, tutturduğu her yolla,

daha ilerinde tutabileceği yolların

kaldırım taşlarını, ve, giderek, haritasını,

yontar, çizer, belirler…

Her bir yola çıkış,

çıkılacak yeni yolların

sorumluluğunu da getirir.

– Tabii, ters taraftan da, çıkılabilecek

her yol, daha önce çıkılmış ve yürünmüş

yolların belirlemelerini ve olanaklarını

taşır – gerçekler…

Dünyasını kendi çevresinde kendisi kurmuş,

kendine varan her yolun sonuna yalnızca

kendisinde bulunan bir yer koymuş bir kişi

– kendi yerinden dışarıya çıkan yolu

nasıl bulsun ki?…

Nereye giderse gitsin,

hangi yerden hangi yola çıkarsa çıksın,

kendine egemen olabilen kişi

(“bir kral gibi”)

terkedeceği yerden yola çıkacağı zaman da,

çıkacağı yeni yolun yönünü de,

kendisi belirleyebilen kişidir.

Yeri yalnız kendi yeri

yolu yalnız kendi yolu

olan kişi, ne yerinde ne yolunda,

başka kişilere rastlamayacaktır.

– rastladıkları da, hep, onun

ne yerini ne yolunu anlayanlar

olacaktır.

25412116057_cd72c7deda_o

Bir yeri terkederek bir yola çıkmanın gereği,

kökten bir kararlılıktır – yerde de yolda da

ne olursa olsun, yılmama; hep sürekli,

ilerleme kararlılığı…

Yerleşik olmaya dayanamayan kişinin yolu,

hiçbir yere varmayacak bir yol olacaktır.

Bir yere ulaşmak isteyen kişinin tutabileceği tek yol,

hep yolcu olma yoludur.

14760969704_40dd084fa2_o

Bir yerde durmak ile bir yola çıkmak

hep karşıt işlerdir: Her yer, bir yola

çıkmak bakımından bir inertia* taşır

– kolay kolay çıkamaz yola, bir yerde

yerleşmiş kişi; öte yandan da, her yol,

bir yere yerleşmek bakımından bir momentum‘a

sahiptir – bu kez de durması, yerleşmesi

kolay değildir, yola çıkmış, yürüyen kişinin

– temelde aynı şeydir belki

bu inertia ile bu momentum


* İnertia: Süredurum

* * Momentum: Devinirlik

Yol 008

 

Yayaların örgütlenmesi…

Ali Rıza Avcan

Türkçe Sözlük “yaya” sözcüğünü “yürüyerek giden“, İnternetin sanal ansiklopedisi Wikipedia ise “yürüyerek seyahat eden kişi” olarak tanımlıyor. 

Türk Dil Kurumu’nun 1971 baskı Kavramlar Dizini’nin ikinci cildinde “yürümek” sözcüğü eş anlamlı toplam 55 sözcükle ilişkilendiriliyor. Bunların insanla ilgili olan belli başlı örnekleri ise şu şeklide sıralanıyor:

adım, adım adım, adımları açmak, adım atmak, adi adım, arşınlamak, badi badi, dolaşma, emekleme, gerilemek, gezinme, gezme, gitmek, hatve, ilerleme, koşar adım, mesafe almak, paytak paytak, piyade, sallana sallana, seke seke, seyrek adım, sık adım, sıralama, taban tepmek, tabanları yağlamak, tabanları patlamak, topallaya topallaya, trafik, uygun adım, uykuda gezme, yan yan, yol almak, yollara düşmek, yürüme, yürüyüş.

Görüldüğü gibi temel bir insan hareketi olarak iki ayak üzerinde ileriye geriye ya da sağa sola doğru yapılan “yürüme” eylemi ile ilgili olarak Türkçe’de birçok sözcük bulunuyor.

Sözcük dağarcığımız, “yürümek” ve onu gerçekleştiren “yaya“lardan yana oldukça zengin olmakla birlikte; bunun keyif alınan bir eylem olarak kabul görmesi ya da temel bir insan hakkı olarak kabulü ise yaşadığımız toplum için oldukça yeni bir olgu…

通勤途中

Rebecca Solnit, “Yol Aşkı, Yürümenin Tarihi” isimli kitabında doğada yürümenin İngiltere’de uzun yıllar mümkün olmadığını, arazideki özel mülkiyet haklarının sert bir şekilde uygulanması nedeniyle ana yollar dışında doğa içinde yürümeye kalkanların özel mülk sahiplerinin korucuları tarafından dövülüp öldürüldüğünü anlatıyor. Ardından da İngiltere’deki doğa yürüyüşü kulüplerinin bu durumu ortadan kaldırmak amacıyla örgütlendiğini ve kahramanca mücadele ettiklerini söylüyor. 

Solnit, yürümenin İngiltere macerasını anlatırken özel mülk sahiplerinin uyguladığı bu zorbalığın geniş kamu topraklarına sahip Amerika’da yaşanmadığını, neredeyse tüm toprakların doğudan batıya doğru geniş bir fetih hattında ilerleyen Amerikalılar’ın yürüyüşüne açık olduğunu, karşılarına çıkan Kızılderililer’in ise rahatlıkla yok edildiğini belirtiyor.

Anlaşılan o ki, toprak mülkiyetinin Osmanlı döneminde sultana; yani devlete ait olması nedeniyle bizim ülkemizde de doğaya çıkıp yürümenin, bir yerden bir yere gitmenin, o güzergahtaki yol kesen eşkiyalar ya da asker kaçakları dışında kolay olduğunu gösteriyor.  O nedenle de, insanların İmparatorluk toprakları içinde bir yerden diğer bir yere gitmesi, doğada; tarlaların, bağların arasında, dağlarda ve ovalarda, göl ve nehirlerin çevresinde yürümesi, yol alması, bunun bir toprak sahibi tarafından engellenmesi mümkün olmamış, kabul görmemiş…

Doğada yürümek, ülkemiz koşullarında engellenip kısıtlanmamış olmakla birlikte; kentte yaşayanların kamusal alanlarda rahatlıkla yürümesinin; özellikle de kadınların ve engellilerin meydan, bulvar, cadde, sokak ve kaldırımlarda her türlü tehlike ve riskten uzak bir şekilde var olup yaşayabilmesi, bununla ilgili temel haklarının bilincinde olması, bu haklara sahip çıkıp koruması ve geliştirmesi ise oldukça yeni bir toplumsal gelişmedir.

O nedenle, “kent hakkı”nın temel bir bileşeni olan “yaya hakları” ile ilgili ilk temel belge olan Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nin Avrupa Parlamentosu’nca 1988 yılında, İnsan Hakları Derneği Çevre Komisyonu tarafından hazırlanan Yaya Hakları Bildirgesi‘nin ise 1990 yılında kabul edilmesi mümkün olmuş…

Bilimsel literatürde yaptığımız taramalarda ise yaya haklarının o tarihlerden bu yana hem akademi çevreleri hem de insan haklarıyla ilgili kurum ya da uzmanlar tarafından pek ele alınıp incelenmediğini, bu konunun “kaldırımlar yayalarındır” gibi genel geçer söylem ve kampanyalar dışında gündeme getirilmediğini görüyoruz.

Yaya hakları ile ilgili örgütlenme çalışmaları da -ne yazık ki- aynı durumda…

1963 yılında Birleşmiş Milletler tarafından bir sivil toplum kuruluşu olarak akredite edilen Uluslararası Yaya Federasyonu (International Federation of Pedesterians – IFP)’na, 2018 yılı başı itibariyle 29 ülkeden 41 ulusal örgüt ve 2 uluslararası örgüt üye olduğu halde Türkiye’den hiçbir örgütün üye olmadığı bilinmektedir.

Uluslararası Yaya Federasyonu’na (IFP) üye olan örgütlerin ülkeler itibariyle isimleri ve sayıları aşağıdaki listede gösterilmiştir:

IFP Kurumsal Üyeleri_Sayfa_1

Bu listenin de gösterdiği gibi dünyanın 29 ülkesinde yaya olmayı bir hak ve yaşam kültürü olarak ele alınıp örgütlenmiş 41 vakıf ya da dernek bulunduğu; hatta bu ülkeler arasında burnumuzun dibindeki Yunanistan yer aldığı halde ülkemizde yaya haklarını savunmayı ve yaya olarak yürümeyi bir yaşam kültürü olarak geliştirmeyi hedefleyen tek bir dernek, vakıf, oluşum ya da platform yok.

Bu konuda 2010 yılında, İstanbul’da “Yaya Yaşam Derneği” ismiyle bir dernek kurulup “Çek Arabanı” kampanyası gibi oldukça başarılı çalışmalar yürütmüş olmakla birlikte, bu derneğin, yöneticilerinin dernek çalışmalarına yeteri kadar zaman ayıramaması nedeniyle 2012 yılında kapandığını biliyoruz.

Bunun dışında kalan Sokak Bizim Derneği ise kurulduğu 2007 yılından bu yana “Kaldırım Nerede?”, “Sokağını Yaşa”, “Bir gün sokak bizim”, “Aklımdaki Mahallem”, “Otomobilsiz Hayat, Oh ne rahat” adıyla çeşitli kampanyalar düzenlemiş, çoğunlukla sokak ölçeğinde çalışan bir sivil toplum kuruluşu. Damla Özgü Yıldız, Arzu Erturan, Melike Selin Durmaz ve Serim Dinç tarafından kurulduğu anlaşılan derneğin http://www.sokakbizim.org isimli internet sayfası ile 2013 yılında uyguladığı “Kaldırım Nerede?” kampanyası için düzenlediği http://kaldirimnerede.org isimli web sayfası halen etkin durumda.

1998 yılında yine İstanbul’da kurulan Yaya Hakları İçin Yurttaş Lobisi ise, aynı zamanda Sefertası Hareketi’nin de kurucusu olan Ümit Sinan Topçuoğlu’nun yaşadığı dönemde etkin olmuş, 2000 yılında Kadıköy Belediyesi ile “Yaya Hakları İçin Kadıköy Protokolü”nü imzalamış; ancak Ümit Sinan Topçuoğlu’nun vefatı ile birlikte o tarihten bu yana adı duyulmaz olmuş.

Görüldüğü gibi, 2018 yılı itibariyle ülkemizde yayaların kamusal alanlardaki haklarını savunacak ve kent içi yürüyüşü bir yaşam kültürü olarak geliştirecek dernek, vakıf, oluşum ya da platform gibi herhangi bir sivil bir örgütlenme ülkemizde bulunmamaktadır.

Yaya 010

O nedenle, kentlerdeki taşıt ağırlıklı ulaşıma alternatif olarak yayaların haklarını savunmak ve bu hakkın uygulama alanını geliştirmek, kentlilerin daha fazla yürüyerek bunu bir yaşam biçimine dönüştürmelerini sağlamak amacıyla hak temelli bir mücadele platformunun oluşturulması gerekmektedir.

O nedenle haydi tüm yayalar! Yolların gerçek proleterleri olarak ayaklarınızdaki ayakkabılar, sandaletler ya da kullandığınız tekerlekli araçlar ve koltuk değnekleri dışında kaybedecek başka bir şeyiniz olmadığı için gelin ve hep birlikte hak temelli bir mücadele platformu oluşturmak için el ele verin!

Yol, gezgin ve yerleşikler üzerine

Oruç Aruoba’dan….

Yol, kendine bir yer bulamamış

kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte

bulamayan kişi,

onu yolculukta arar.

Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;

bir yolda, bir yerden önceki ya da sonraki

bir durumsa – kişinin durumu da

hep, öyle, ya da, böyledir…

3398134405_a5d4be3159_o

Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır.

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

-ama yola hep bir (eski) yerden

çıkıldığını da unutmaz: her varılan yerin de

(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini…

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi: yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması…

Yol 012

Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız,

hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir

dinginliktir ancak – yani, bir sıkı

kölelik…

Ama “mutlak kölelik” dışında, her kölelik,

köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek

kadar gevşek tutar onun zincirlerini

– gerginlik, zincirden zincir olarak

uzaklaşma çabasıyla belirir;

böylece de kişi, çok devingen olduğu

sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı

bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde

yuvarlanıp – gitmez…

Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin

gezginlikte aradığı, aslında,

yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini

bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi

düzeninin peşine düşmüştür.

Zincirler 001

Gezginlikte de, öte yandan, hiçbir bağlantı

taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline

gelebilir rajhatlıkla, kolayca

– bu kez de tam bir boşluk…

Zincirlerin – gergin ya da gevşek –

tam yokluğu da,

boşluğa köle olmaktır.

Köleliğe tek çare, herhalde,

zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak

değil,

kendi zincirlerini kendisi yapmış,

kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış

olmaktır – özgürlük de budur… (Hani,

“kendi kendisinin efendisi olmak”tan

söz edilir ya…)

6363540811_000b5aba63_o