Kuşku hâlesi…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, 1991 yılında yapılan bir kongreye sunduğu “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine” başlıklı bildirisinde, büyük projelerin hazırlanması ve uygulanması süreçlerinde şeffaf olunmadığı takdirde belediyelerin üstünde kuşku hâleleri oluşacağını söylemiş. (1)

Hâle” sözcüğü sözlüklerde “ağıl“, “ayla” ya da “ışık halkası” şeklinde açıklanan bir sözcük. Bu sözcüğün İngilizce karşılığı ise “aureola” ya da “halo” anlamına geliyor ki; Hırıstiyan ikonografisinde genellikle “Saint” olarak tanımlanan “Aziz“lerin başının üstündeki ışıktan oluşan halkayı ifade ediyor. O nedenle, “şeref nuru” olarak da tanımlandığı oluyor…

İnancın simgesi olarak kabul edilmiş bu simgenin bir anda sayın Tekeli’nin ifade ettiği “kuşkunun” simgesine dönüşmesi ise oldukça ironik bir durum… İnanırken inanmamak ve bunu yine aynı simge ile anlatmaya çalışmak… İnancın simgesi olan bir ışık halkasının bir anda kuşkunun simgesine dönüşmesi…

Demek ki inanmakla inanmamak, güvenmekle güvenmemek arasındaki fark, aynı simgeyi kullanacak kadar bir birine yakın, birbiri ile ilişkili bir ruh hali…

Hele ki güvenmenin temeli olan doğru, sağlıklı bilginin olmadığı, bilginin paylaşımdan kaçırıldığı durumlarda…. 

O anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi faaliyetleriyle ilgili stratejik planının “İlkelerimiz” bölümünde, “dürüst, güvenilir, adil ve tarafsız olmak“, “hesap verebilirlik ve şeffaflık” gibi iddialarınız olsa bile…

Şayet bize; yani kamuya ya da İzmirliler’e ait paralarla kurduğunuz ve bu nedenle kamu şirketi olarak gördüğümüz belediye şirketlerindeki birtakım bilgileri, “ticari sır” olarak tanımlanan perdelerin arkasına saklıyor, kamuya ait bilgiyi kamudan kaçırıyorsanız…

Geçtiğimiz aylarda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesinin tamamına ya da bir kısmına sahip olduğu şirketlerin mali, finansal ve yönetsel bilgilerini; özellikle de hangi şirketlerin ne ölçüde zarar ettiğini öğrenmek için girişimde bulunduk. Bu amaçla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde bu şirketlerin koordinasyonundan sorumlu olan  İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanlığı Şirketler ve Kuruluşlar Şube Müdürlüğü‘nden Bilgi Edinme Kanunu uyarınca bilgi istedik.

Aldığımız yanıt, her bir şirketin tüzel kişiliği birbirinden farklı olduğu için her birine ayrı ayrı başvurarak bilgi alabileceğimiz şeklindeydi. Yani işi yokuşa sürüp aslında kendilerinde bulunan bu bilgileri vermekten kaçınıyorlardı.

Bunun üzerine yine Bilgi Edinme Kanunu‘na göre Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurduk. Bu başvuruda yapılan işlemin doğru olmadığını, talep ettiğimiz bilgilerin asıl olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde olduğunu ifade ettik.

Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu 14 Eylül 2017 tarih, 2017/1485 sayılı kararında “…adı geçen şirketlere ayrı ayrı başvurulması gerektiği şeklinde cevap vermesinde kanuna uyarlılık bulunmamaktadır. Bu nedenle itiraz sahibinin talep etmiş olduğu bilgilerin hali hazırda kurum kayıtlarında mevcut olması durumunda 4982 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek, başvuru sahibine bir cevap verilmesi gerektiğinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bildirilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” denilmiş olmasına karşın bu karar uyarınca İzmir Büyükşehir Belediyesi İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanlığı adına İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanı Hakan Öztürk imzasıyla tarafıma gönderilen 29 Eylül 2017 tarih, 51053830-622.01-E.251487 sayılı cevabi yazıda ise bu bilgilerin bir kısmını ticaret sicilinden öğrenebileceğimiz, diğer kısımlarının da “ticari sır” olması gerekçesiyle verilemeyeceği söyleniyordu.

Resim1

Şimdi bu durumda, verilen bu yasa dışı cevap hakkında yasal hakkımızı kullanarak hem istediğimiz bilgileri alacak hem de sahip oldukları yetkileri aşarak bu tür yazışmaların altına imza atan görevliler hakkında hukuki kovuşturma yoluna gidecek olmakla birlikte şirketler hakkındaki bilgileri değişik gerekçelerle vermekten kaçınan belediye yöneticilerine şu soruları açık bir şekilde sormamız gerekiyor:

1. Bilgilerinizi bize vermekten kaçındığınız şirketler, belediyeye; yani kamuya ait mali kaynakların kullanımı suretiyle kurulmamış mıdır? O nedenle sermayeleri, bizlerin verdiği vergi, harç ve ücretlerle oluşan bütçelerle oluşturulan şirketlerle ilgili bilgileri bizimle niye paylaşmıyorsunuz?

2. Fitch ya da Moody’s gibi yabancı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına; sizin performansınızı ortaya koyan raporları yazmaları için hem de üstüne binlerce lira ödeyerek verdiğiniz bu bilgileri niye Türk halkından ve İzmirliler’den saklıyorsunuz?

3. Şirketlerle ilgili bilgileri bizlerle paylaşmayışınızın nedeni, yoksa bu şirketlerle ilgili bilmemizi istemediğiniz bilgi ve gelişmeler midir? 

4. Bizlerle paylaşmadığınız bilgilerin kaynağında yanlışlıklar, eksiklikler, yetersizlikler ve kötü bir yönetim anlayışı mı yatmaktadır?

Resim3

5. Şirketlerle ilgili bilgileri, “biz aslında Bilgi Edinme Kanunu kapsamında değiliz” ya da “bu bilgiler ticari sırdır” gibi sudan gerekçelerle saklarken kurumunuzun üstünde “kuşku haleleri” oluşturacak şekilde kurumsal itibarınıza zarar verdiğinizin ve belediyenizin stratejik planında yazılı olan “şeffaflık“, “hesap verebilirlik“, “dürüst ve güvenilir olmak” gibi ilkelere aykırı davrandığınızın farkında mısınız?

6. Türk Ticaret Kanunu ile tanımlanan ve serbest piyasada birbirleriyle rekabet eden şirketler için geçerli olan “ticari sır” gerekçesini, rakibi bulunmayan tekel konumundaki şirketleriniz için ileri sürmek ne ölçüde anlamlıdır ve bu anlayış Cumhuriyet Halk Partisi‘nin dile getirdiği siyasi görüşlerle ne ölçüde örtüşmektedir?

7. Belediye şirketlerine ait bilgileri halktan saklayarak, belediye ile ilgili her kurumsal eleştiride “dürüstlük”, “güvenilir” ve “adil olma” gibi kişisel özelliklerini öne çıkararak savunmaya geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun oluşturduğu kişisel itibar, politika ve algıya zarar vermiş olmuyor musunuz? 

8. Her şeyden önemlisi, Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun kararına aykırı olarak bu bilgileri vermekten ısrarlı bir şekilde kaçınan belediye yöneticileri kendi belediye başkanlarının da destek verdiği “HAK, HUKUK, ADALET” mücadelesi kapsamında yaptıklarını adil bulmakta mıdırlar?


(1) Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2009., s. 177-185

 

 

 

 

Çocuk ve Şehir

İstanbul, Tuzla Belediyesi’nin düzenlediği “Çocuk ve Şehir” konulu 3. Geleneksel Fotoğraf Yarışması’nın şartnamesinden:

Sevmekle başlar her şey ve sevmekle devam eder…

İnsanı sevmek, doğayı sevmek, çevreyi sevmek ve tabii ki yaşadığı şehri sevmek. Sokaklardaki izlerden geçmişin gizlerine uzanan yollarla mutluluk, hüzün, kavuşma, ayrılık ve dostlukların paylaşıldığı sokakların gölgeleri içinden, yüzler, kültür mirası eserler, anılar, doğa ve her canlıyla paylaşılan şehrin kadraja yansımasını paylaşmak isteyen gönüllerin, gönüllü festivali için bir arada olacağız.

Bir şehri memleket yapan en mühim duygudur belki paylaşmak. Sokakları, gökyüzünü, sevgiyi, mutluluğu paylaşmak ve komşunun penceresinde güven olmak, ses olmak, günaydın demek yeni güne…

Geleceğimiz olan çocuklarımız, yüzlerinde gülüş, kalplerinde sevmenin en yalın hali ve paylaşma duygusunun manevi sonsuzluğu içinde, şehrin sokakların işitebileceği en güzel şarkı ve iyiliğe ilham veren çocuklarımız ile mutlu gülen şehirler…

Bir şehri memleket yapan paylaşma duygusu sanatla buluşup, şehrin güzelliklerini kadrajla ölümsüzleştirip, paylaşmanın doyumsuz hazzı ile milyonlara ulaştırmak için Tuzla Belediyesi 3. Geleneksel Fotoğraf Yarışmasına varmış olmanın sevinci içindeyiz.

Tuzla Belediyesi olarak, kültürel çalışmalarımıza sanatın her yönüne ulaşma gayretiyle devam ediyoruz. Fotoğraf severler ve fotoğraf sanatçılarımızı hem bir araya getirmek hem de onların gözüyle kentimizi işlemek, kentimizin güzelliklerini paylaşmak gayesiyle Tuzla 3. Geleneksel Fotoğraf Yarışması’nı düzenliyoruz. Şehrimize duygularımızı katarak güzelleştirmek isterken, güzellikleri de paylaşarak artan mutluluklara dönüştürmeyi istiyoruz.

Bu gaye ve duygular ile tüm fotoğraf sanatçılarımızı bir şenlik havası içinde geçmesini dilediğimiz etkinliğimize katılmaya davet ediyoruz.

YARIŞMANIN AMACI:

• Fotoğraflar ile renkler ve sanatsal görsellik ve ifadelerle duygu ve düşüncelerin ifadesini sağlamak; sanatsal sunum ve duruş sağlamak.
• Fotoğraf ile gördüğümüz güzellikleri herkese gösterebilmek.
• Yarışmalar ile sanat ve sanatçıların ifadelerini sunma ve toplumla paylaşabilmesine yardımcı olmak.
• Genç fotoğrafçıların önünü açmak ve onları teşvik etmek.
• Toplumsal olaylar karşısında sanatsal ifadenin gücü ve birleştiriciliğini gösterebilmek.

SEÇİCİ KURUL

Altuğ ŞENEL, Fotoğraf Sanatçısı
Cengiz Han GÜNESEN, Fotoğraf Sanatçısı
Firdevs SAYILAN, (AFIAP) Fotoğraf Sanatçısı
Güven ADA, Tuzla Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü
Turgut ÖZCAN, Dr. Tuzla Belediyesi Başkan Yardımcısı

001
Özlem Gül Bingöl – Birincilik Ödülü – “Şehre Bakış
002
Esengül Alıcı – İkincilik Ödülü – “Yeşeren Fidan
003
Kazım Kuyucu – Üçüncülük Ödülü – “Oyun
Mansiyon 001
Gökhan Turunç – Mansiyon – “Rüzgargülü
Mansiyon 002
Zeren Yasa – Mansiyon – “Suyla Oyun
Mansiyon 003
Hatice Göz – Mansiyon – “Ders Saati
77-298-tfsf-2Ztma
Fuat Yetkin – Sergileme – “Velesbit
94-298-tfsf-x1KlT
Hakan Çetin Aşan – Sergileme – “Balat’ta Çocuk Olmak”
262-298-tfsf-LIrV9
Ahmet Burak Gülalp – Sergileme – “Abbara
320-298-tfsf-tI4m6
Bülent Suberk – Sergileme – “Neşeli
341-298-tfsf-YFXkd
Özden Sevim – Sergileme – “Bakış
345-298-tfsf-F64Nt
İsmail İkiz – Sergileme – “Islak
366-298-tfsf-EbI8E
Kenan Taşpınar – Sergileme – “Oyun
366-298-tfsf-pXaqB
Kenan Taşpınar – Sergileme – “Çocuk
469-298-tfsf-y9M4f
Murat İbranoğlu – Sergileme – “Paten
709-298-tfsf-7QxdI
Yusuf Dündar – Sergileme – “Parka Koş
774-298-tfsf-sJ2gM
Kenan Talas – Sergileme – “Oyun
826-298-tfsf-ii6O2
Fatma Demir – Sergileme – “Kamyon Arkası
831-298-tfsf-6OTpd
Emre Bostanoğlu – Sergileme – “Saklambaç
883-298-tfsf-MXU2g
Hasan Zer – Sergileme – “Arkadaşlık
1081-298-tfsf-ULMAi
Seçkin Yenici – Sergileme – “Lunapark
1177-298-tfsf-KyzKe
Alaattin Şenol – Sergileme – “Gol
1266-298-tfsf-CzGRp
Salih Kuş – Sergileme – “Karagöz
1271-298-tfsf-gLEeu
Hazım Engin – Sergileme – “Oyun
1314-298-tfsf-pcJQ1
Nurten Öztürk – Sergileme – “İsimsiz
2284-298-tfsf-Xu58h
Ramazan Darı – Sergileme – “Mardin’in Çocukları
2617-298-tfsf-CnK8f
Yılmaz Dinçer – Sergileme – “Fıskiye
3169-298-tfsf-SdsiH
Bikar Akar – Sergileme – “Bir Gülüş Seyahat
3188-298-tfsf-ot9Rf
Mustafa Kocakoç – Sergileme – “Resim
4382-298-tfsf-6nrZS
Deniz Ener – Sergileme – “Gölge Oyunu
6920-298-tfsf-9qCpF
Fatma Ayten Dil – Sergileme – “Şehir ve Çocuk
7376-298-tfsf-PhrNS
Hüseyin Opruklu – Sergileme – “Kardeşlik
7380-298-tfsf-u6v5G
Fatih Balaman – Sergileme – “Sis ve Çocuk
15328-298-tfsf-DQPn0
Soner Arkan – Sergileme – “Akordiyoncu Kız
20220-298-tfsf-Z1D4B
İlker Karaman – Sergileme – “Atatürk
31409-298-tfsf-0vDKE
Onur Emre Sarısoy – Sergileme – “Ritim

Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine (2)

İlhan Tekeli*

5. Büyük Projelerin Gerçekleştirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar Nasıl Aşılabilir?

Büyük projeler büyük kentlerimizin bugünkü gerçekleri arasındadır. Önümüzdeki yılların gerçekleri arasında da bulunacaktır. BU projelerin yukarıda değinilen sorunlarını aşabilmenin ön koşulu, bu sorunların varlığını kabul etmektir. Böyle sorunların varlığının bilincine varılmadan bunları çözmek olanağı yoktur.

Böyle bir bilincin varlığından hareketle yukarıda sayılan sorunların aşılması için neler yapılabileceği üzerinde duralım.

Proje düşüncesinin geliştirilmesinde ve topluma sunuluşunda ne tür bir yol izlenmelidir. Projelerin toplumsal haklılığı nasıl kurulmalıdır. Denilebilir ki bir kentte günümüzün pratiği içinde bir projenin meşruiyetinin kurulmasının üç kaynağı vardır. Bunlardan birincisi seçimle gelen belediye başkanının seçim kampanyası sırasında önerdiği programıdır. Artık Türkiye’de de belediye başkanları seçime girerken, yazılı ya da sözlü bir program önermektedir. Bu program seçim sonunda bir haklılık kazanmaktadır. Kentteki projelerin ikinci meşruiyet kaynağı kentlerin usulüne göre hazırlanmış ve uygulamaya konulmuş bulunan imar planlarıdır. BU noktada iki farklı meşruiyet kaynağına göre ileri sürülen projelerin birbiriyle çelişmesi halinde ne yapılması gerektiği sorulabilir. Bu konuda standart bir yanıt vererek birinin diğerinden daha üstün olacağını ileri sürmek doğru değildir. Ama bu konuda bir uygulamaya geçmeden önce her iki kaynağın birbiriyle uyumlu hale getirilmesi yerinde olacaktır. 

Yeni büyük projelerin temellendirilmesinde dayanılabilecek üçüncü haklılık kaynağı kentin yaşamakta olduğu, kentlinin büyük kesiminin sıkıntısını çektiği sorunlar ya da krizlerdir. Bu durumda sorunların acilen çözülmesinin gerektirdiği bir haklılık temeli vardır. Buna rağmen yine de problemi Kristof Kolomb’un yumurtası sendromu içinde sunmamak gerekir. Buna bulunacak çözümü belediye başkanının kişisel çözümü görüntüsünden kurtarıp halkın bulduğu bir çözüm haline getirebilmek en büyük başarı olacaktır.

Bir proje düşüncesinin geliştirilmesinde bu üç haklılık çerçevesi dışında haklılık çerçevelerinin bulunup bulunmadığı sorulabilir. Bunlardan birincisi olarak belediye başkanlarının kentleri için yeni vizyonlar geliştirerek bunları uygulamaya koymalarıdır. Bu vizyonlar, çok doğru ve gerekli vizyonlar da olabilir. Ama bunların başkanlarca doğrudan uygulamaya konulması kanımca değişik sakıncalar taşır. Bu uygulamaların haklılık kazanabilmesi için bu vizyonların usulüne uygun olarak plan haline getirilmesi gerekir. Eğer bu gerçekleştirilmezse belediye başkanının uygulamalarının nesnel temeli ortaya çıkmaz. Böyle bir vizyona göre yapılan uygulamayı keyfi bir uygulamadan ayırmak belediye başkanının dışındakiler için olanaksız hale gelir.

Bu bölüme kadar kentte uygulanacak büyük projelerin haklılığının nasıl temellendirilebileceği üzerinde dururken daha çok belediye başkanları ya da plancılar tarafından belirlenen projeleri ele aldık. Kentte yaşayanların kendilerinin nasıl proje üretebilecekleri konusunu ele almadık. Bunun nedeni Türkiye’de bugün için böyle bir kanalın olmamasıdır. Kuşkusuz bu tür kanalların yokluğu, artık demokrasinin hep katılımcılık sıfatıyla tamamlanarak kullanıldığı çağımızda önemli bir eksikliktir. Eğer bu tür bir kanal kurumsallaştırılabilirse, bu kanal tanımı gereği kendiliğinden yeni bir haklılık kaynağı oluşturacaktır.

business-team-drawing-new-project-big-40157019

Bu noktada karşımıza son yıllar içinde Türkiye’deki belediyecilik akımı içinde gelişmeye başlayan “proje demokrasisi” anlayışı ortaya çıkıyor. Bu kavramın doğuşunda daha çok geliştirilen bir projenin yakın çevresinde yaşayanlara olan etkilerinin sağlıklı hale getirilmesi kaygılarının ağır bastığı söylenebilir. Gerçekten büyük proje uygulamalarında yakın çevresiyle karşılıklı etkileşimi olumlu hale getirmekte “proje demokrasisi” anlayışı önemli bir araç olma niteliği taşımaktadır. Ama bu kavramın yukarıda değindiğimiz çerçevede projenin tanımlanması doğrultusunda genişletilmesi de yararlı olacaktır.

Toplumda haklılık dayanakları iyi kurulmuş “proje demokrasisi” anlayışı içinde yürütülen büyük projelerin, bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz üzere, kent yönetimindeki iktidar değişmelerinden etkilenerek uygulamasının kesintiye uğraması söz konusu olmayacak, bu sorun kendiliğinden aşılacaktır.

Büyük projelerin toplum içinde gerilmeler doğurmadan yürütülebilmesi ve toplum tarafından benimsenmesi için yapılması gerekenleri gördükten sonra büyük projelerin teknik olarak başarılı olabilmesinin koşulları üzerinde duralım. Genel bir ilke olarak projenin tasarımı, yapımcı firma seçimi ve ihalesi, kontrolünün örgütlenmesi ayrı ayrı, usulüne uygun olarak ve şeffaf bir süreçle gerçekleştirilirse tem teknik olarak başarılı bir proje elde edileceği hem uygulamanın başarılı olacağı hem de proje çevresinde bir kuşku halesinin doğmayacağı söylenebilir.

Böyle bir sürecin kurulamamasının değişik nedenleri vardır. Bunlar belediyelerin yeterli teknik kadroya sahip bulunmayışı, belediye başkanının siyasal takvimi dolayısıyla kendisini bir zaman baskısı altında görmesi ve bunu proje yönetimine yansıtması ve nihayet bu projelerin yeterli finansman kaynağı olmadan gerçekleştirilmek zorunda kalınmasıdır.

Belediyeler bu sorunları aşabilmek için önce yapımcı firmayı seçmekte, onun getirdiği finansmana dayanmakta, onun geliştirdiği projeyi uygulamak zorunda kalmaktadır. Sonuçta yapımcı firmanın güdülerine büyük ölçüde hapsolmaktadır.

BU sorunların aşılması için de değişik öneriler yapılabilir. Bunlardan birincisi belediyelerin yüksek nitelikli eleman kullanmasına olanak verecek, büyük projelere özgü personel kullanma biçimlerinin geliştirilmesidir. İkinci olarak, gerçekleştirilmesi maddi olanağa bağlı olmayan konu, belediye başkanlarının projelerinin uygulamaya konulmasında realist zaman beklentileri içine girmeleridir. Deneyler göstermektedir ki zamanı kısaltmak için bulunan kestirme yollar, daha sonra çıkardığı sorunlar dolayısıyla çoğu kez zamanın çok daha fazla uzamasına neden olmaktadır. Kuşkusuz bu söz, projelerin geliştirilmesinde ve uygulanmasında zaman disiplininin yok edilmesi olarak yorumlanmamalıdır.

Bir büyük projenin kaderini belirleyen en önemli etken finansmanın nasıl sağlandığı olmaktadır. Daha önce de değindiğimiz üzere belediyeler genellikle finansman paketiyle birlikte projelerini oluşturdukları için bu konuda önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu yol projelerin çevresinde bir kuşku halesi yaratmaktadır. Bundan kaçınmanın bir yolu belediyelerin ister uluslararası ister ulusal pazarlardan olsun kaynaklarını kendilerinin bulmasıdır. İkinci yol ise karar süreçlerinin şeffaflaştırılmasıdır. Bu büyük projelerin finansmanında bu projeler dolayısıyla doğacak ranttan yararlanılması kuşkusuz belediyelerin hakkıdır. Ama bu rantın gerçekleştirilmesi yapımı yüklenen firmalara bırakıldıkça proje çevresinde oluşan kuşku halesi artmaktadır. Eğer bu rantlardan proje finansmaında yararlanılacaksa bunun belediye eliyle gerçekleştirilmesi kuşkuları azaltacaktır. Kentte oluşan rantlara büyük projeler yoluyla el konulması haklı ama çok duyarlı bir konudur. Bu rantlara el konulmasındaki duyarlılığı azaltmanın yolu bu rantların nerede kullanıldığını açıkça göstermektir.

maxresdefault

6. Son Verirken

Bu tartışma gösteriyor ki büyük proje yönetimi belediyelerin üzerinde ciddiyetle düşünmeleri gereken bir konudur. Türkiye’de belediyelerin yeniden düzenlenmesinin gündeme geldiği bu günlerde, belediyelerin büyük proje yönetimlerinin nasıl başarılı kılınacağının araştırılması özellikle önem kazanmaktadır. Belediyeler yeniden düzenlenirken bu soruna çözüm getirilmesi bu düzenlemenin de başarısını büyük ölçüde belirleyecektir.


* 6 Nisan 1991’de Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen “Ankara’da Planlar ve Projeler Toplantısı“nda ve 14-15 Aralık 1991’de Türk Belediyecilik Derneği ve Konrad Adenauer Vakfı’nca Kuşadası’nda düzenlenen “Yeni Hükümet ve Yerel Yönetimlerin Yeni Hükümetten Beklentileri” toplantılarında yapılan konuşma. 

Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2009, s. 177-185

 

İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Arkas şirketler grubu tarafından ortaklaşa düzenlenen “İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması”nda birinci, ikinci ve üçüncü olanlarla mansiyon alan ve sergilemeye değer bulunan  toplam 34 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

Bu fotoğraf yarışmasının amacı, şartnamesinde şu şekilde belirtilmiş: “Amacımız, “İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması” ile İzmir Körfez festivali’ne ilişkin farkındalık yaratmak; Arkas Körfez Yarışı katılımcısı ve/veya izleyicisi fotoğraf severlerin gözünden Arkas İzmir Körfez Yarışı arşivine katkı sağlamaktır.”

Yarışma jürisi ise şu isimlerden oluşmuş: A. Beyhan ÖZDEMİR Yrd. Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü, Aysel ÖZKAN İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı. Emirali KOKAL Fotoğraf Sanatçısı, Işık SEZER Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü, Lütfü DAĞTAŞ Fotoğraf Sanatcısı, İFOD Başkanı, Müjde UNUSTASI Arkas Holding Sanat Danışmanı, Zafer ÖZDEN Prof. Dr. Ege Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı.

Ancak bu güzellikleri paylaşırken asıl olarak İzmir’e özgü bir tasarım olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılıp bugün İnciraltı’nda çürümeye terk edilen tarihi İzmir Kayıkları‘nın bu festival kapsamında kullanılmamış olmasını, bunun doğal bir sonucu olarak bu güzel fotoğraflar arasında yer almamasını; velhasıl onlara gereken değerin verilmemiş olmasını yardırgayıp protesto ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

001
Birincilik Ödülü – Halit Kartal – “Bulut, Yelken
002
İkincilik Ödülü – Zehra Çöplü – “Yarış Sonu
003
Üçüncülük Ödülü – Mehmet Yasa – “Körfez Festivali”
004
Mansiyon – Hakan Çöplü – “Şampiyon
211-320-tfsf-ch7NV
Şeref Artagan – Sergileme – “Kano
211-320-tfsf-OQcdI
Şeref Artagan – Sergileme – “Konak
211-320-tfsf-UFu9o
Şeref Artagan – Sergileme – “Kano
375-320-tfsf-uCsHk
Alahattin Kanlıoğlu – Sergileme – “Arkas Körfez Festivali
471-320-tfsf-x5me9
Murat Yılmaz – Sergileme – “Kırmızı
524-320-tfsf-2txAq
Ege Apaydın – Sergileme – “Festival
552-320-tfsf-GqP6z
Hakan Kuyumcu – Sergileme – “Kıyasıya Rekabet
709-320-tfsf-5CeaG
Yusuf Dündar – Sergileme – “İlk Uç
984-320-tfsf-FC3km
Caner Başer – Sergileme – “1881
984-320-tfsf-G7QZe
Caner Başer – Sergileme
1077-320-tfsf-i0Vsx
Hasan Uçar – Sergileme – “Arkas
1293-320-tfsf-LAfnc
Serkan Çolak – Sergileme – “Yarış
1428-320-tfsf-TL1bC
Cem Balkı – Sergileme – “Finish
4378-320-tfsf-VQe3n
Yılmaz Topçu – Sergileme – “Yarış
4492-320-tfsf-fkrkI
Özgür Bozkurt – Sergileme – “Gölge
11255-320-tfsf-HCCTS
Alpay Sönmez – Sergileme – “Seyir
15262-320-tfsf-1uvtc
Mevlüt Cesur Öcal – Sergileme – “Ufukta Yelkenliler
16399-320-tfsf-ePBZx
Sefa Acar – Sergileme – “Seyir
16894-320-tfsf-UjoKB
Ufku Meydan – Sergileme – “Kızıl ve Mavi
23269-320-tfsf-b94pK
Mehmet Hakkı Çılgın – Sergileme – “Yarış
25647-320-tfsf-QcLIz
Mahmut Serdar Alakuş – Sergileme – “Körfezde
36084-320-tfsf-NPsQv
Erdem Arif Yiğit – Sergileme – “Yarışlar
56694-320-tfsf-x8aXA
Onur Keser – Sergileme – “Kano Mücadele
56856-320-tfsf-rSl3l
Erdal Bilici – Sergileme – “Sırayla Yelken
56874-320-tfsf-56oTO
Mustafa Gökhan Özyurtlu – Sergieleme – “Ada
56901-320-tfsf-vNevy
Uluğ Buğra Han Değirmenci – Sergileme – “Ksk
56911-320-tfsf-q9X4P
Ömer Evren Atalay – Sergileme
56948-320-tfsf-2QjDc
Özer Kızıldağ – Sergileme – “Mücadele
56948-320-tfsf-Bm8ZF
Özer Kızıldağ – Sergileme – “Gölgeler
9184-320-tfsf-i5qGL
Tuncay Özdal – Sergileme – “Yarış Anı

Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine (1)

İlhan Tekeli*

1.Giriş

Belediyelerimizin kuruluşunun büyük ölçüde günlük kentsel hizmetleri üretmeye dönük olduğu söylenebilir. 1930’lu yıllardaki kent büyüklükleri ve mali olanaklarına göre düşünülmüş belediye yasasında böyle bir çerçeve egemen olmuştur. Bu çerçeve içinde büyük projelerin örgütlenmesi ve gerçekleştirilmesi için iki yol kaldığı söylenebilir. Bunlardan birincisi bu projelerinin gerçekleştirilmesini merkezi hükümetin organlarına bırakmak, ikincisi ise bu projelerle ilişkili olarak belediyelere bağlı yeni örgütler geliştirmektir.

Oysa günümüzde hem kentlerin ölçekleri değişmiş hem gelir olanakları artmış hem de Türkiye’de kentlerdeki yapılanma süreçleri değişmiştir. Bu nedenle kent yönetimleri sık sık büyük projeleri gerçekleştirmek durumunda kalmaktadırlar. Bu projelerin ortaya atılması çoğu kez belediyelerin yapıları yeni proje düşünceleri üretmeye uygun olmadığından belediye başkanları tarafından yapılmaktadır. BU önemdeki projelerin başkanların projesi olarak ortaya atılması ise çoğu kez meslek odalarının tepkileriyle karşılanmaktadır. Proje üzerinde bir meşruiyet bunalımı doğmaktadır. Son yıllarda hemen hemen her büyük projenin uygulanmaya konulmasında küçük ya da büyük bir bunalım yaşanmıştır. Kuşkusuz bu durumdan ne başkanlar ne de meslek odaları memnundur.

Ayrıca belediyelerin örgütlenmesi de bu projelerin yürütülmesine uygun olmadığından, projenin elde edilmesinden finansmanının sağlanmasına, inşaatın denetlenmesine kadar bir çok konuda yetersizliklerle karşılaşılmaktadır. Sonuçta projeler istenilen kalitede ve ucuzlukta gerçekleştirilememektedir.

Belediyelerin yeniden düzenlenmesinin Türkiye’nin gündemine geldiği bu günlerde, büyük projelerin belediyeler eliyle nasıl gerçekleştirileceği açıkça tartışılmalı, bu konuda düşünceler geliştirilmelidir.

2. Büyük Proje Nasıl Tanımlanabilir?

Büyüklük göreli bir kavramdır. Kentlerin büyüklüklerine paralel olarak büyüğün ne olduğu da değişecektir. Büyük projeyi, kentin gelişme dinamiklerine önemli ölçüde etki yapan, büyük miktarda yatırım gerektiren, uygulanması uzun süre alan, kentin rant yüzeyinde değişiklikler yaratan, yakın çevresinde yaşayanların yaşantısında sorunlar ve değişiklikler yaratacak önemli projeler olarak tanımlayabiliriz.

Başka bir deyişle bu projeler belediyelerin rutinleri dışında, önemli toplumsal sonuçlar doğuran projelerdir. Bu nedenle de siyasal anlamlar yüksektir. Belediye başkanları da genellikle isimlerinin kalıcılığını, gelecekte iyi olarak anılmaya büyük ölçüde bu tür projelerin gerçekleştirilmesinde bulmaktadırlar. Eğer bu tür projeleri somutlaştırmak istersek, örnek olarak bir toplu konut projesi, bir sanayi bölgesi, önemli bir alt yapı ağı, genişçe bir alanı kaplayan kentsel tasarım projesi vb. sayılabilir.

3. Bu Projeler Belediyelerin Gündemine Nasıl Gelmektedir?

Bu tür projelerin kentlerin gündemine gelebilmesi büyük ölçüde kentlerin hızlı büyümesiyle yakından ilişkilidir. Büyümesi durağanlaşmış kentlerde böyle büyük projelerin gündeme gelmesi olasılığı düşüktür.

Türkiye’de son yirmi yılda bu tür projelerin belediyelerin gündemine gelmesinin tek nedeni kentlerin hızlı büyümeleri değil, aynı zamanda kentlerdeki yapım süreçlerinin değişmiş olmasıdır. Kentler artık tek tek yapıların eklenmesiyle değil kent parçalarının eklenmesiyle gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle büyük projelerle gerçekleşme eğilimi göstermektedir.

Bu gelişmeye paralel olarak kentlerin sorunları ve bunları çözmek için gerekli projelerin nitelikleri değişmiştir. Ama belki de bunlar kadar önemli bir husus kentlerdeki büyük projelerin finansmanını sağlamakta uluslararası kaynakların ortaya çıkmaya başlamasıdır. Son yirmi yıl içinde kentleşme sorunları ve bunlarla ilgili projelerin finansmanı Dünya Bankası’nın gündemine girmiştir. Çevresel hareketin dünyada güç kazanması üzerine pek çok uluslararası kuruluş üçüncü dünya ülkelerinin altyapı projelerine uygun koşullarla kredi sağlamaya başlamışlardır. Bu örnekler daha da artırılabilir.

Böyle hızla büyüyen kentlerde kaynak sağlama sorunuyla karşılaşan belediyeler gün geçtikçe kentsel ranta belediyelerce el konulmasının önemini kavramaktadır. Kentsel ranttan yararlanabilme ise Türkiye’deki bugünkü yasal düzende sadece büyük projeler geliştirilmesi halinde olanaklı hale gelmektedir.

Tüm bu nedenlere daha önce de sözünü ettiğimiz belediye başkanlarının kendi başarılarını büyük projelerle özdeşleştirilmiş olduğunu unutmamak gerekir. Halkın bir belediye başkanı üzerindeki başarı yargısı da büyük ölçüde buna dayanmaya başlamıştır.

depositphotos_21355073-stock-photo-businessman-drawing-business-concept

4. Büyük Projelerin Gerçekleştirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar Neler Olmaktadır?

İlk sorun büyük projelere ilişkin düşüncenin geliştirilmesi sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu projeler genellikle belediye başkanının kendi düşüncesi gibi sunulmakta, proje bir yandan belediye başkanının kişiliğiyle özdeşleştirilmekte, öte yandan gerçekte çözebileceğinden çok ötede sorunları çözecek gibi gösterilerek kamuoyuna Kristof Kolomb’un yumurtası gibi sunulmaktadır. Bu sunuş biçimi hem siyasal çevrelerin hem de meslek çevrelerinin tepkilerini çekmektedir.

Bu oldukça tuhaf bir durumdur. Gerçekte belediye başkanı bu projeyi kentlinin bir sorununu çözmek için ortaya atmıştır. Ama toplumdan tepki görmektedir. Burada çoğu kez şaşırmaktadır. Bu projelerin belediye başkanına prestij sağlamak için ortaya atıldığı söylenerek bir açıklama getirilmeye çalışılsa bile bu da yetersiz olacaktır. Çünkü projenin başarılı olarak belediye başkanına saygınlık kazandırmasının koşulu da halkın önemli bir gereksinmesini karşılamasıdır. Yani tepkiyle karşılaşan şey, halkın gereksinimini karşılayacağı düşünülen büyük bir proje olmaktadır. Bu tuhaf durumun nedeni nedir?

Bu durumu genel olarak adlandırmak gerekirse, büyük projelerin meşruiyetinin yeterince temellendirilmemiş olması diye adlandırabiliriz. Büyük projeler kamuoyunda yeterince tartışılarak, üzerinde bir oydaşma oluşturularak yeterince topluma mal edilememektedir. Toplumumuzda demokrasiye inancın gün geçtikçe pekiştiği ve belediyelerin demokrasinin beşiği olduğunun sık sık yinelendiği bir ortamda kuşkusuz bu önemli bir eksikliktir.

Böyle bir durumun ortaya çıkışını salt belediye başkanlarının öznel eğilimlerine bağlamak yetersiz bir açıklama olmaktadır. Daha nesnel nedenlerine eğilmek gerekir. Bunlar arasında üç nesnel neden üzerinde durulabilir. Bunlardan birincisi belediye bürokrasisi yapısının yeni düşünceler üretmekten çok tanımlanmış hizmetleri görmek için kurulmuş olmasıdır. Üzerinde durulabilecek ikinci neden var olan imar planlama düzeninin proje üretmek ve kentsel planlama niteliğini kazanmak için büyük ölçüde yetersiz oluşudur. Üçüncü önemli neden belediye yönetiminde başkanlık “presidential” sisteminin varlığıdır. Tüm bu nesnel nedenler bir araya geldiğinde büyük projelerin kamuoyuna sunuluşunda belli bir stilin egemen olmasına neden olmakta bu da toplum içinde gerilmeler doğurmaktadır.

Büyük projelerin böyle hemen hemen tek kaynaktan, gerilmeler yaratarak kamuoyunun gündemine gelmesi, sadece siyasal sonuçları bakımından değil, aynı zamanda da projelerin kaderi açısından da önemlidir. Bu projelerin gündeme gerilimler içinde gelmesi projenin kaderi açısından iki sonuç doğurmaktadır. Bunlardan birincisi projeler üzerinde başlangıçta cepheler oluştuğu için çoğunlukla projelendirilmesinin ve ihalelerin gizlilik içinde yürütülmek zorunda kalması, dolayısıyla toplum içindeki değişik birikimlerden yeterince yararlanılmamış olmasıdır. İkinci belki de daha önemli bir sonuç projenin uygulanmasının zamanı içinde sürekliliğinin garanti altına alınamayışıdır. Bu büyük projeler genellikle bir belediye başkanının görevde kaldığı süre içinde projelendirilip, uygulamaya konulup gerçekleştirilen projeler değildir. Bu büyük projelerin fikrinin ortaya atılmasından, gerçekleştirilmesine kadar geçen süre iki, üç hatta dört belediye başkanının dönemini kapsamaktadır. Üzerinde hemfikir olunmayan, siyasal gelişmeler yaratan projeler, her siyasal değişiklikte durdurulmak, ortadan kaldırılmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum önemli ölçüde kaynak israfına neden olmaktadır.

Bugün Türkiye’de belediyelerin büyük projeler konusunda karşılaştığı tek sorun konunun ortaya atılmasındaki Kristof Kolomb’un yumurtası sendromu değildir. Bunun ötesinde de önemli sorunlar vardır. Bu projeler büyük mali kaynakları gerektirmektedir. Ayrıca bu projeler kentte büyük rantlar yaratmaktadır. Bu rantların nasıl dağıtılacağı, projenin finansmanını kolaylaştırmak için nasıl kullanılacağı toplumda sürekli olarak kuşku ile bakılan konular olmaktadır. Bu konuda şeffaflık sağlanamazsa büyük projelerin çevresini bir kuşku halesi kaplamaktadır. Bu kuşku halesi kentlinin tüm olarak sahip çıkabileceği ve yapılmasından övünç duyacağı bir projeye yabancılaşmasına neden olmaktadır.

Büyük projelerin ilginç bir özelliği meslek çevrelerinde önemli çatışmalar içinde gerçekleşmesidir. Büyük projeler hiç olmazsa bazı hallerde ülkeye yeni teknolojiler, yeni örgütlenme biçimleri getiren projelerdir. Genellikle bu projelerin o meslek topluluğu içinde heyecan uyandırmasının bekleneceği, salt bu yönünün bir başarı olarak görüleceği düşünülebilir. Oysa Türkiye’nin pratiği göstermektedir ki böyle ele alışlar meslek kamuoylarında tepki doğmasına neden olmaktadır. Bu tepkilerin oluşmasını salt o meslek topluluklarının alışkanlıklarına ters düşen yeni uygulamaların doğurduğu, bir anlamda doğal görülebilecek karşı çıkışlar olarak yorumlamak yanıltıcı olmaktadır. Bunun ötesinde, projenin genel olarak toplumsal haklılığının kurulmuş olmasının önemini kavramak gerekir. Türkiye’de meslek çevrelerinin büyük projelerin haklılığını, salt kendi meslek çerçevelerinin sınırlı ölçütleri açısından değerlendirmemekte olmalarını olumlu bir özellik olarak görmek doğru olur.

Büyük projeler konusunda belediyelerimizin karşılaştığı en önemli sorunlar belediyelerin bu konuda yeterli örgütlenmeleri olmadan gerçekleştirmeye çalışmaları dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı proje elde etme yöntemleriyle elde edilmemiş, bağımsız finansman sağlanamadığından, finansmanı sağlayan yapımcı firmalara bağımlı olarak gerçekleştirilen büyük projelerden yeterli sonuçlar elde edilememektedir. Önemli büyük proje fiyaskoları yaşanmaktadır. Hem sağlanmak istenilen performans elde edilememekte, hem de büyük ölçüde kaynak israf  edilmektedir.

maxresdefault (1)

Büyük projeler hem uygulandığı sürece yani yapım sırasında hem de uygulama sonrasında, projenin yakın çevresinde yaşayan ailelerin ve kişilerin yaşamlarını zorlaştırmakta ya da değiştirmektedir. BU projelerin uygulanması kentin büyük kesimi üzerinde olumlu etkiler yaparken, çoğu kez yakın çevresini yaşanmaz hale getirmektedir. Bir projenin kaba bir siyasal getiri hesabı yapıldığında, yöneticiler tüm kentten sağlayacağı destek adına, kolaylıkla proje çevresinden yitirilebileceği siyasal desteği göze alabilmektedirler. Bu nedenle de Türkiye’de projelerin yakın çevrelerine etkileri görmezden gelinebilmektedir. BU ise kent içinde bir çoğunluk diktası sorunu ortaya çıkarmaktadır. Çoğulcu bir demokrasi anlayışının savunulduğu bir toplumda bu sorun görmezlikten gelinemez.


* 6 Nisan 1991’de Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen Ankara’da Planlar ve Projeler Toplantısında ve 14-15 Aralık 1991’de Türk Belediyecilik Derneği ve Konrad Adaneuer Vakfı’nca KUşadası’nda düzenlenen “Yeni Hükümet ve Yerel Yönetimlerin Hükümetten Beklentileri” toplantılarında yapılan konuşma.

Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2009, s. 177-185

Devam Edecek…

 

İzmir şiirleri (4)

İZMİR’İN İÇİNDE

Ağlamaklı olurum

Bakıp da Kordonboyu’na

Bir çift göz için

Umutlar dolusu yeşil

 

Balıkçılar oltalarında sessiz

Bu şehir nasıl yaşar sensiz bensiz

Şu koy, azade rüzgârlarından açık denizlerin

Ve bir iklim değişikliği iliklerimde

Ellerimde dost ellerin sıcaklığı

Gene de seni ararım.

 

Ne olur düşüncelerime dokunmayın

Sevgililer beni çıldırtmayın

Birbirinize böyle sokulmayın.

 

Kordonboyu palmiye

Kordonboyu sıra sıra meyhane

Barları var aşk evleri misali

 

Sormayın sormayın bir tuhaf olmuşum

Gözlerim doğduğum şehirdedir

İzmir’in içinde vurmadılar beni

Ben vurulmuş da doğmuşum

MÜCAP OFLUOĞLU

Bulent-Ozgoren-80

ANDONİS’E UMARSIZ GAZEL

Yakmış nargilesini Andonis, sır olmuş İstanbul düşü

Eksik bıraktığı gecelerden kendine kalan yoksul düşü

1994 İzmir, “Gurbet Acısı”nı dinliyorum koskoca bir yaz

Çılgın hayat, bilgisayar, kanser ve para pul düşü

Kaç bahar geçti Andonis, kaç sonbahar sessiz ve tenha

Sesinden yapraklar uçuşuyor, sanki solgun eylül düşü

Adını yazıyorum Bornova Vapuru’na: Andonis Dalgas

Gece. Yatılmıyor sıcaktan. Balkonların gül düşü

Hiçbir şeyin yok şu dünyada türkülerinden başka

Hüzün yolculuğuna çıkmışsın yapayalnız,1945 Atina.

AHMET ADA

ahmet-ada2-1000x1051

AGORA MEYHANESİ

Sana bu satırları

Bir sonbahar gecesinin

Felç olmuş köşesinden yazıyorum

Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlere

Şarkılarını dolduruyorum

Tabağımdaki her zeytin tanesine

“Simsiyah bakışların”ı koyuyorum

Ve kaldırıp kadehimi

Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum

Burası Agora Meyhanesi

Burada yaşar aşkların en madarası

Ve en şahanesi

Burada saçların her teline bir galon içilir

Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir

Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin

Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir

Burası Agora Meyhanesi

Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası

Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı

Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik

Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam

Elimde değil

Bu da bir nevi namuslu serserilik

Dışarıda hafiften bir yağmur var

Bu gece benim gecem

Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği

Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği bu gece

Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum

Ve sana susuzluğumu

Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır

Umutlar tükenir, mezeler biter

Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden

Bu sarhoş şehrin üstüne

Birazdan bu yağmur da diner

Sen bakma benim böyle delice efkârlandığıma

Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver

Yarın gelir çamaşırcı kadın

Her şeyden habersiz onu da yıkar

Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar

Dedim ya burası Agora Meyhanesi

Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer

Burası Agora Meyhanesi

Burası kan tüküren mesut insanları dünyası

ONUR ŞENLİ

onur

SOĞUKKUYU MAHALLESİ

Bu mahallenin akşamlarında yaşadım

Uyudum ve uyumadım

Sıkıldım ve sıkılmadım

Şarkı söyledim ve söylemedim

Kapıların önünde oturduğum

Evler oldu

Ve herkesten üstün

Bir derdim.

SALAH BİRSEL

Jpeg

EKSİK

en eksik kızlar izmir’e çizilmiş

dudakları simsiyah akıyor

gözlerini iyice karıştırmışlar

yaşadıkları neyse eksik

 

korkularının tadı bir tuhaf

geceleri birden yaklaşıyor

karanlıkları az uğultulu

sevdikleri neyse eksik

 

pencerelerde büyüyorlar

söyledikleri anlaşılmıyor

seyrek ıslandıkları belli

ağladıkları neyse eksik

 

kirpiklerinde toz mu ne

saçları yalnızlığa çalıyor

durdukları yerde azalıyorlar

öldükleri neyse eksik

ATİLLA İLHAN

581c4472ac1fe315c800edf3

KÜLRENGİ

Bakarken külrengine çalan opale

bir çift külrengi göz geldi gözümün önüne

yirmi yıl önce olmalı

Bir aylık aşıklardık

Sonra İzmir’e gitti sanırım, çalışmaya

bir daha göremedik birbirimizi

Hayattaysa hala- güzelliğinden eser kalmamıştır

külrengi gözlerinin

bozulmuştur o güzelim yüz.

Koru onları belleğim, oldukları gibi

Ve getir ne getirebilirsen

geri getir bu gece o aşktan

KONSTANTİN KAVAFİS

Constantine-P.-Cavafy-Konstantinos-P.-Kavafis

18. Uluslararası Safran Fotoğraf Yarışması

Safranbolu Belediyesi tarafından düzenlenen 18. Uluslararası Safran Fotoğraf Yarışması’nın bu yılki düzenleme amacı, tüm Dünyanın ortak sorumluluğunda olan somut miras alanlarına dikkat çekmek, aynı zamanda yok olmaya yüz tutan soyut kültürel mirasa sahip çıkarmak olarak belirlenmiş.

Dünyadan ve ülkemizden birçok fotoğraf sanatçısının katıldığı bu yarışmada ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 40 fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Keyifli seyirler dileğiyle…

21836-305-tfsf-yKeV3
1. FIAP Altın Madalya / Minh Ngo Thanh / Vietnam / “Pray hue
55939-305-tfsf-HgKez
2. FIAP Gümüş Madalya / Sohel Parvez Haque / Bangladeş / “Prayer on Fire
20346-305-tfsf-JDgNC
3. FIAP Bronz Madalya / Amir Hossein Kamali / İran / “Ceremony Mourning
424-305-tfsf-rGrbA
FIAP Mansiyon / Nuri Çoban / Türkiye/ “Usta
2160-305-tfsf-M1u1d
FIAP Mansiyon / Abhijit Banerjee / Hindistan / “Moichara
2869-305-tfsf-lHjXi
FIAP Mansiyonl / Mine Ertuğrul / Türkiye/ “Tören
6711-305-tfsf-MZJRV
FIAP Mansiyon / Erkan Baldan / Türkiye / “Deve ve insan
19313-305-tfsf-FtRCj
FIAP Mansiyon / Kyaw Kyaw Winn / Myanmar / “The Buddhist Novices
44041-305-tfsf-HgMZI
FIAP Mansiyon / Mohammad Reza Masoumi / İran / “Kabotarkhaneh
17876-305-tfsf-Spd4x
Safranbolu Özel Ödülü / Sadun Yalçın / Türkiye / “Safranbolu
270-305-tfsf-PDhG8
Sergileme / Esengül Yavuz / Türkiye / “Kemençe ustası
469-305-tfsf-ETqpl
Sergileme / Murat İbranoğlu / Türkiye / “Çömlek
632-305-tfsf-rlxHI
Sergileme / Muhammet Ceylan / Türkiye / “Deve güreşi
650-305-tfsf-17NgZ
Sergileme / Metin Ekinci / Türkiye / “Galata Mevlevihanesi’nde
704-305-tfsf-CeIGe
Sergileme / İsmail Tütün / Türkiye
859-305-tfsf-CoFxD
Sergileme / Özgür Hüseyinbaş / Türkiye / “Saz Ustası
1014-305-tfsf-NgTlC
Sergileme / İsa Cıda / Türkiye / “Suadiye’de_bayram_namazı
1033-305-tfsf-BOh4T
Sergileme / Ahmet Çetintaş / Türkiye / “Sema
1077-305-tfsf-pZYtc
Sergileme / Hasan Uçar / Türkiye / “Atlı okçuluk”
1141-305-tfsf-6SoLB
Sergileme / Ahmet Turan Kural / Türkiye / “Eski_cami
1310-305-tfsf-USa6F
Sergileme / Zehra Çöplü / Türkiye / “Cirit
1311-305-tfsf-GxgGk
Sergileme / Hakan  Çöplü / Türkiye / “İbadet
1762-305-tfsf-MVXYu
Sergileme / Seyit Konyalı / Türkiye / “Kültür
2988-305-tfsf-o2QIV
Sergileme / Hasan İçel / Türkiye / “Halı tarlası
3643-305-tfsf-adNjC
Sergileme / Ali ihsan  Öztürk / Türkiye / “Nemrut
3823-305-tfsf-gUHEB
Sergileme / Somenath Mukhopadhyay / Hindistan / “Melody_for_Means
3823-305-tfsf-U2690
Sergileme / Somenath Mukhopadhyay / Hindistan / “Journey
5257-305-tfsf-AGlTj
Sergileme / Fakrul İslam / Bangladeş / “City and culture heritage
5963-305-tfsf-ncYtf
Sergileme / Berat Arıbaş / Türkiye / “Uçhisar kalesi
9439-305-tfsf-50RTv
Sergileme / Shibasish Saha / Hindistan / “The look
13969-305-tfsf-RX9BQ
Sergileme / Mesut Çelenk / Türkiye / “Safranev Cinci Hanı
15381-305-tfsf-5GOYD
Sergileme / Murat Bakmaz / Türkiye / “Şerbet
16521-305-tfsf-tJVR9
Sergileme / Mustafa  Kılıç / Türkiye / “Erbane
39354-305-tfsf-uOgas
Sergileme / Kamer Özdemir / Türkiye / “Safranbolu’da_alacakaranlık
52769-305-tfsf-Dj0fi
Sergileme / Jaya Rakshit / Hindistan / “Color of life
53615-305-tfsf-1OFIs
Sergileme / Tarık Tuncer / Türkiye / “Safran
55593-305-tfsf-fS9jz
Sergileme / Hadi Karimi / İran / “Bread and light
55939-305-tfsf-4NdB9
Sergileme / Sohel Parvez Haque / Bangladeş / “Prayer
55957-305-tfsf-mTVjq
Sergileme / Sandipani Chattopadhyay / Hindistan / “Rural Culture
55972-305-tfsf-ZouBK
Sergileme / Sanjib Basak / Hindistan / “Krishnakali

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (3)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın biz sivil toplum kuruluşlarının tanıklığında nasıl revize edildiğini anlatmaya çalıştığımız bu yazı dizimizin birinci bölümünde hazırlanmakta olan yeni planın eski planlardan; özellikle de 2007-2009 döneminde hazırlanan plandan farklılıklarının ortaya konulması suretiyle 2009 tarihli planın niye başarısız olduğu konusunda bir özeleştiri yapılması gerektiğini; ikinci bölümünde ise revize edilen yeni planın merkezi yönetimle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait diğer planlarla ilişkilendirilerek planlar arasındaki uyumun sağlanması gerektiğini ve bu ilişkiden kaynaklanan destekle planın daha kolay uygulanacağını ifade etmeye çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise “katılım süreci” adı verilen uygulamaların gerçek bir katılım eylemi olmadığını; bu nedenle yakın geçmişte ortaya çıkacak planın bizlerin katkısı alınmadan hazırlandığını göstermeye çalışacağız.

20 Ağustos 2015 tarihi itibariyle çalışmalarına başlanan ve 20 ay içerisinde tamamlanması öngörülen “İzmir Büyükşehir Alanı Kent İçi ve Yakın Çevre Ulaşım Ana Planı Revizyonu” kapsamında katılımcı bir anlayışla 2015 yılı Aralık ayı içinde yapılan dokuz ayrı toplantıya belediyenin ulaşımla ilgili birimleriyle bağlı idare ve iştiraklerinden (11 davetli), kent konseylerinden (25 davetli) ilçe belediyelerinden (30 davetli), üniversitelerden (9 davetli), esnaf odalarından (7 davetli), sanayi ve ticaret odalarıyla dernek ve kuruluşlarından (40 davetli), valiliğe bağlı birimlerden (7 davetli), derneklerden (32 davetli), meslek odalarından (27 davetli) davet edilen kurum temsilcileriyle ilk toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda, belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcılara İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

1. Paydaş Toplantısını izleyen Ulaşım Ana Planı Revizyonu 2. Paydaş Toplantısı ise 15 Haziran 2016 tarihinde, ilk toplantıya davet edilenlerin tümünün katılımı ile gerçekleştirildi. Bu toplantıda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından söz alan katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

2. Paydaş Toplantısı’nı izleyen ve değişik uzmanlık alanlarını ilgilendiren tematik uzman çalıştayları ise 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde “Ulaşımda Yenilikçi Çözümler” (10 Kasım 2016 – 31 katılımcı), “Bisiklet Ulaşımı” (24 Ekim 2016 – 41 katılımcı), “Otobüs Sistemi” (26 Ekim 2016 – 19) katılımcı), “Yaya Ulaşımı” (4 Kasım 2016 – 23 katılımcı), “Deniz Ulaşımı” (27 Ekim 2016 – 25 katılımcı), “Raylı Sistemler” (26 Ekim 2016 – 27 katılımcı), “Otopark” (3 Kasım 2016 – 12 katılımcı), “Engelsiz Erişim” (2 Kasım 2016 – 16 katılımcı) ve “Ara Toplu Taşıma Sistemleri” (31 Ekim 2016 – 15 katılımcı) adı altında gerçekleştirildi. Diğer iki toplantıdan farklı olarak “çalıştay” adı verilen ve konusunda uzman olduğu kabul edilen 209 kişinin katılımı ile gerçekleşen bu toplantılarda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak konuşulanlar not edildi.

16 Kasım 2016 tarihinde yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı Bütüncül Çözüm Arama Toplantısı“nda ise her zaman olduğu gibi önce belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. tarfaından sunumlar yapılıp ardından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

Uzun bir aradan sonra 12 Eylül 2017 tarihinde yapılan ve “İzmir Ulaşım Ana Planı – UPİ 3. Paydaş Toplantısı“nda ise Boğaziçi Planlama Genel Müdürü Yücel Erdem Dişli‘nin yaptığı uzun sunumlar sonrasında Proje Danışmanı Prof. Dr. Serhan Tanyel‘in kolaylaştırıcılığında katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

adapative-action-planning

Görüldüğü gibi adı “paydaş toplantısı“, “arama konferansı” ya da “uzman çalıştayı” gibi farklı şekillerde olsa da her bir toplantının senaryosu aynı olmakta; bu çerçevede önce katılımcılara bir sunum yapılmakta, arkasından da katılımcıların görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri alınmakta, zaman zaman sorulan sorular yanıtlanmaktadır. Bu bağlamda bu toplantıların hiçbirinde gerçek bir fikir tartışması yapılmamakta ve net bir sonuca ulaşılmamaktadır.

Oysa bu toplantıları düzenleyen uzman ve akademisyenlerin de bildiği gibi “paydaş toplantısı“, “bütüncül çözüm arama toplantısı” ve “uzman çalıştayı” adı verilen toplantıların amacı, hedefi, hedef kitlesi, yöntem ve programı birbirinden farklı olup her bir toplantı ile o toplantıyı düzenleme amaç ve yöntemi arasında akılcı bir ilişkinin bulunması; arama toplantısı/konferansı ya da çalıştay diye gittiğiniz bir çalışmanın olağan bir toplantı kurgusu ile yapılmaması gerekir. 

Ayrıca toplantıları düzenleyenler diğer toplantılarda yazılı ya da sözlü olarak iletilen görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler konusunda bir bilgi vermemekte, yapılan çalışmanın sonucu hakkında katılımcıları bilgilendirmemektedir. Bu anlamda yapılan toplantıların gerçek bir katılım toplantısı değil; sadece ve sadece bilgi verme amaçlı tek yanlı bir çalışma olduğu söylenebilir.

Katılım süreci” adı altında yapılan ama hem amaç hem de hedef, yöntem, içerik ve program açısından birbirinin aynısı olan ve gerçek/aktif bir katılım içermeyen bu toplantıların nasıl bir bileşimle yapıldığını somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde uzmanların katılımı ile yapıldığı söylenen dokuz ayrı çalıştayın katılımcılarının temsil ettikleri kurumlara göre dağılımı gösteren aşağıdaki grafiği inceleyebiliriz.

Resim1

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı tarafından resmi olarak açıklanan bu verilere göre 2016 yılının Ekim ve Kasım ayları içindeki değişik tarihlerde yapılmış dokuz ayrı tematik çalıştaya belediye, yüklenici firma, diğer kamu kurumları, yüklenici firma, ilçe belediyeleriyle meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarından toplam 130 kişinin katıldığı görülmektedir.

Katılımcı 130 kişiyi analiz etmeye kalktığımızda 51 kişinin (% 39,23) belediyeyi ve bağlı kuruluşlarını, 7 kişinin (% 5,38) yüklenici firmayı, 12 kişinin (9,23) diğer kamu kuruluşlarını, 1 kişinin (0,76) ilçe belediyeleri, 14 kişinin (% 10,76) üniversiteleri ve 45 kişinin (% 34,61) de değişik meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarını temsil ettiği; 2 kişinin dokuz, 1 kişinin sekiz, 2 kişinin yedi, 2 kişinin altı, 1 kişinin beş, 4 kişinin üç, 20 kişinin iki, geriye kalan 100 kişinin de bir kez çalıştaya katıldığı; böylelikle toplam 130 kurum temsilcisinin 209 kez çalıştaya katıldığı  görülecektir.

Hatta bu toplantılar arasında sadece belediye, yüklenici firma, diğer kamu kuruluşları ve üniversite temsilcilerinin katılıp tek bir sivil toplum kuruluşu ya da meslek örgütü temsilcisinin katılmadığı “Raylı Sistemler” ve “Otopark” çalıştayı gibi toplantılara rastlanmıştır.

Bu rakamların da ortaya koyduğu gibi belediye ve bağlı kuruluşlarından gelenlerin gerçek bir katılım sürecinin “dış paydaşı” olarak değil; “iç paydaşı” olarak tanımlanması gerektiğinden; ayrıca 7 yüklenici firma temsilcisini de katılım sürecinin dışarı çıkardığımızda bu sürece asıl olarak 72dış paydaşın” katıldığını kabul etmemiz gerekir.

Bu nedenle daha planlama sürecinin ilk adımlarında “iç” ve “dış” paydaşların yanlış seçildiğini söyleyerek işe başlayabiliriz.

Ardından da bu 72 kişinin kaç adet kurumu temsil ettiğine baktığımızda; 12 kişinin diğer 9 kamu kurumunu, 1 kişinin 1 ilçe belediyesini, 14 kişinin 5 üniversiteyi, 45 kişinin de 30 meslek örgütüyle sivil toplum kuruluşunu temsil ederek bu çalışmalara katıldığı görülmektedir.

Bu nedenle katılım sürecine dahil edilen “dış paydaşlar”ın yeterli sayıda olmadığını söyleyebiliriz.

ruth-han-an-unplanned-road-spring-weekend-Diğer bir ilginç durum ise 45 kişi ile temsil edilen 30 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşu arasında 17 adet bisiklet derneği, platform ve grubunun bulunması; ayrıca bu grubun içinde TMMOB Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Çevre Mühendisleri Odası gibi konu ile doğrudan ilgisi olan odaların ve Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) gibi önemli sektör derneklerinin bulunmayışıdır.

Son olarak, “dış paydaş” olarak davet edilen kuruluşlar arasında önemli eksiklikler olduğunu ve bunların da kendi aralarında adil bir şekilde dağıtılmadığını ifade edebiliriz.

Tartışmamız gereken diğer bir husus, tematik çalıştaylara katılanların “uzman” olma nitelikleriyle ilgilidir. Çünkü konuya ilgi duyup bilgi sahibi olmanın çok ötesindeki bir durumu temsil eden “uzmanlık” hali belirli bir konuda ileri teknik ya da beceriye sahip olmayı, örneğimiz itibariyle de ulaşım ana planı kapsamına giren konularda ileri teknik ya da beceriye sahip olma halini ifade eder. Bu anlamda şayet yapılan tematik çalıştayların uzmanlık düzeyi konusunda ciddi bir kaygı taşınıyorsa başta bu çalıştaylara katılan akademisyenler olmak üzere tüm katılımcıların ulaşım ana planının kapsamına giren konularda çalışma yapıp yapmadıkları ya da bu alanlarda yayınlarının bulunup bulunmadığına bakmak gerektiğini, bu alanlarla ilgisi bulunmayan katılımcıların plan hazırlıklarına dahil edilmemesi gerektiğini, plan hazırlıklarına dahil edilmek istenenlerin uzmanlık alanı ile ulaşım ana planı na yapacakları katkı arasındaki ilişkinin net bir şekilde açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

Şimdi bu durumda; yani kentteki ulaşımla ilgili tüm dış paydaşları dahil etmeden, onlar arasında dengeli bir dağılım oluşturmadan ve onların ifade ettikleri ya da yazılı olarak ilettikleri görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri hazırlanan plana tam anlamıyla yansıtmadan bir belge hazırlamak o belgeye “plan” niteliğini kazandırmayacak ve gerçekleştirilen bütün bu uygulamalara “katılım” denilmesini sağlamayacaktır.

İşte bütün bu nedenlerle ve her zaman yaptığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğinden hareketle katılımcı demokrasi ve yönetime önem verdiğini söyleyen ve bunu uygulamaya çalışan tüm belediyelere şu önerilerimiz olacaktır:

1. Halkın belediyenin karar ve uygulama süreçlerine katılımı, bu işi göstermelik yapmayacak kadar ciddi bir iştir. O nedenle hangi iş, proje ya da yatırımda olursa olsun katılımcı demokrasi anlayışının belediyenin en üst makamından en alt makamına kadar samimi bir şekilde benimsenmesi, her iş ve işlemde katılımcı süreçlerinin işletilmesi sağlanmalıdır.

2. Katılımın etkili, sağlıklı, aktif ve sürdürülebilir olması için o belediyeye ya da işe uygun değişik katılım modellerinin geliştirilerek katılımın ne şekilde olduğu ya da olacağı konusunda hem belediye görevlilerinin hem de katılımcıların önceden bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

3. Katılım sonuçlarının başarılı olması için yapılan işle katılımcılar arasında sağlıklı, anlamlı ve etkili ilişkiler kurulması; bu bağlamda katılımcıların seçiminde katılımcıların gönüllülük, ilgi ve uzmanlık düzeyi dışında herhangi bir kesim, grup ya da topluluğu temsil edip etmediklerine, temsil yeteneklerinin olup olmadığına bakılmalıdır.

4. Katılımcıların kent, ilçe, mahalle, semt, sektör, kurum ve konu ölçeğinde halkın tüm kesimlerini adil bir dağılım içinde temsil etmeleri sağlanmalıdır. 

5. Katılım sonuçlarının net bir şekilde ortaya çıkması ve katılımcıların yaptıkları işten memnun edilip inandırılması için elde edilen sonuçların katılımcılarla paylaşılması sağlanmalıdır.

Devam Edecek…

Porto Alegre: özgün bir belediyecilik deneyimi

Kitabın Adı: Porto Alegre: Özgün Bir Belediyecilik Deneyimi

Yazarları: Tarso Genro ve Ubiratan de Souza

Çeviren: Bülent Tanatar

Yayınlayan: Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi/WALD – Demokrasi Kitaplığı

Birinci Basım: Nisan 1999, İstanbul


Porto Alegre örneğinden yola çıkılarak anlatılmak istenen toplumcu belediyecilik ya da halkçı-devrimci belediyecilik yazınında üç ana akım var.

Bunlardan biri belediyelerin yeniden belediye olmasını isteyen halkçı-devrimci belediyecilik yaklaşımı. Bu yaklaşımın neler söylediğini geçtiğimiz günlerde tanıtımını yaptığımız “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler: Umut ve Mücadele Mekanlarından Deneyimler” ve “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Atölye Sonuç Metinleri” isimli iki kitapla anlatmaya çalışmıştık. 

Diğer bir anlayış, ülkemizin 1970’li, 1980’li yıllardaki deneyimlerinden; özellikle Vedat Dalokay, Ali Dinçer ve Murat Karayalçın‘ın Ankara Belediyesi deneyimlerinden hareketle bu olguyu sosyal demokrasi ile birleştirmeye çalışanlar. BU yaklaşımın ne söylemek istediğini ise İhsan Kamalak ve Hüseyin Gül‘ün editörlüğünde Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından yayınlanan “Yerel Yönetimlerde Sosyal Demokrasi: Toplumcu Belediyecilik, Teorik Yaklaşımlar, Türkiye Uygulamaları” isimli kitabın tanıtımını yaparken anlatmaya çalışmıştık.

Bugün tanıtımını yapacağımız kitap ise, toplumcu ya da devrimci-halkçı belediyecilik olgusunu küreselleşmeci neoliberal bir yaklaşımla ele alıp onu dönüştürmeye çalışan Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi‘nin (WALD)Demokrasi Kitaplığı” serisinden yayınlanan “Porto Alegre – Özgün Bir Belediyecilik Deneyimi” isimli kitap.  Kitap aslında Porto Alegre‘de belediye başkanlığı yapmış Tarso Genro ve Ubiratan de Souza‘ya ait olmakla birlikte kitabın “Türkçe Çeviriye Önsöz” başlıklı giriş yazısını kaleme alan Ferzan Bayramoğlu Yıldırım‘ın kitabı okumadan önce yaptığı yönlendirme çalışması net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Ferzan Bayramoğlu Yıldırım‘ın böylesi bir çaba içinde olması; yani Porto Alegre deneyiminden hareketle toplumcu belediyecilik anlayışını küreselleşmeci neoliberal açından yorumlama gayreti içinde olması aslında fazla da yadırganmamalı.

Nitekim bu durumu, Praksis Dergisi’nin 2001 yılındaki “Kentler ve Kapitalizm” isimli 2. sayısındaki kitap eleştirisinde dile getiren Mustafa Bayram Mısır da şunları söylemiştir:

yine yazarların Marksist olduklarını, hatta Marksizmdeki Ortodoks bir eğilimi temsil ettiklerini yazdıklarından çıkarmak güç olmasa da, Türkçe çeviride mesela ‘halkın çoğunluğu’nun ima edildiği her yerde kullanılan ‘sivil toplum’ kavramı, diğer bazı belirsiz kavramlarla birleşince, karşımızdaki deneyimin acaba bir ‘yönetişim’ söylemi mi olduğu yollu bazı şüpheler uyanabilmektedir. Burada, özel olarak polemik konusu yapmayacağımız Ferzan B. Yıldırım’ın, katılımcı bütçe deneyini, salt bir katılım süreci olarak anlayan ve oraya indirgeyen önsözünün yarattığı ideolojik bulanıklığın da katılımcı bütçe ile ilgili bu kitaptaki kavramsal karmaşayı arttırdığı söylenebilir.

Bu anlatımdan da anlaşılacağı üzere, kitabın önsözünü yazan Ferzan Bayramoğlu Yıldırım‘ın, uzun yıllardan bu yana yönetişimci bir yerel yönetimi savunan Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi‘nin (WALD) bir dönem yöneticiliğini yapan eşi Selahattin Yıldırım‘ın gerek yönetici oduğu dönemde yaptığı yayınlar gerekse şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevini sürdürmekte olan Bülent Tanık‘ın belediye başkanlığı yaptığı 2013-2014 yıllarında Çankaya Belediyesi tarafından arka arkaya yayınlanan “Yeni Toplumcu Belediyecilik Üstüne“, “Uluslararası Belediyecilik Hareketi (1913-2013) Üstüne“, “Kent Hakkı ve Kentsel Adalet Üstüne” ve “Dünyada ve Türkiye’de Büyük Kent Yönetimi Üstüne” gibi kitaplarında önüne “yeni” sözcüğünün eklenmesi suretiyle lanse ettiği  “Yeni Toplumcu Belediyecilik” kavramı ile yönetişimci bir yerel yönetime nasıl kapı açtığı net bir şekilde görülmektedir.

SCX-3200_20170927_13541001

Porto Alegre eski belediye başkanları Tarso Genro ile Ubiratan de Souza tarafından ortaklaşa yazılan “Porto Alegre: Özgün Bir Belediyecilik Deneyimi” isimli kitabın alt bölümlemesi de şu şekilde:

Önsöz, Hugues de Varine

Katılımcı Bütçe ve Demokrasi, Tarso Genro

  • Katılımcı Bütçe ve Devlet
  • Bağımsız bir Kamuoyu İnşası
  • Demokrasinin Pekişmesi
  • Özgürlüğün Pratikteki Eleştirisi
  • UYGULAMA VE GÜÇLÜKLER
    • Güçlenme
    • İlçe Koordinatörlerinin Rolü
    • Cemaat Liderlerinin Rolü
  • KATILIMCI BÜTÇE VE MEDYALAR

PORTO ALEGRE DENEYİMİ, Ubiratan de Souza

  • KATILIMCI BÜTÇE: EVRENSEL MENZİLİ OLAN SİYASİ BİR KAVRAM
    • Bir Otoregülasyon İlkesi
    • Yurttaşlık Bilincinin Uyanmasının Bir Aracı
  • SÜREÇ
    • Katılımcı Bütçenin Dinamiği ve İşleyişi

KATILIMCI BÜTÇENİN BREZİLYA VE DIŞARIDAKİ YANSIMALARI, Ubiratan de Souza

  • Katılımcı Bütçe ve Ulusal ve Uluslararası İlişkileri

SONSÖZ

EKLER

 

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”

Ali Rıza Avcan

Asıl ismi Abdülhamid Ziyaettin olan ünlü Türk yazar, şair ve devlet adamı Ziya Paşa geçen zaman içinde adeta atasözüne dönüşen deyişlerinden birinde, “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” demiş.

Bu deyiş, günümüz Türkçesi ile şu anlama gelmektedir:

Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz? O hâlde onun hakkında söylenen sözler yerine, yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun ne kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.

Söze niye bu deyişle başladığımı ise şu şekilde açıklamak isterim:

Hatırlayacağınız gibi bu yılın Mayıs-Haziran ayları içinde Karşıyaka Belediyesi, Karşıyaka sahilindeki Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nı yıprandığı, bakımsız olduğu ve tehlikeli yarattığı gerekçesiyle, adeta yangından mal kaçırırcasına, itirazlarımıza ve açtığımız davalara karşın yıkıp yok etti. Şimdi ise belediye başkanının hayalindeki o devasa anıtı yapmakla meşguller…

Onlar o anıtı yapmakla meşgulken, biz de aynı belediye başkanının 2015 yılında kendi beğenisiyle Mavişehir sahilinde yaptırdığı Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın maketine gidip yerinde incelemek istedik.

59_full
Çanakkale Şehitleri Anıtı
Anıt 002
Karşıyaka Çanakkale Şehitleri Anıtı Maketi

Amacımız, Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın maketini yapan belediyenin, aynı beğeni ve estetik duygularla nasıl yeni bir anıt yaptığını anlayabilmekti. Böylelikle yaptıkları yeni bir iş üzerinden yapılmakta olan anıtın nasıl olacağını gözümüzde canlandırıp tahayyül edebilecektik.

Tabii ki bu ziyareti yapmadan önce, makete örnek olan Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın özelliklerini öğrenmek istedik.

Yaptığımız araştırmalar sonucunda Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın 19 Nisan 1954-21 Ağustos 1960 tarihleri arasında halktan toplanan bağışlarla (aynen Karşıyaka Belediyesi’nce 2017 yılı içinde yıkılan Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı gibi) Genel Kurmay Başkanlığı tarafından yaptırıldığını, 62,5 metrekarelik bir alanda 25 m. X 25 m. boyutlarındaki bir kaide üzerinde dört kolon şeklinde yükselen anıtın 41,7 metre yüksekliğinde olduğunu, ayak genişliklerinin 7,5 metreyi bulduğunu, anıtın mimar Feridun Kip, İsmail Utkular ve Doğan Erginbaş tarafından ortaklaşa tasarlandığını ve betonarme üzerine granit kaplama yapılarak inşa edildiğini, iç tavanının ise mozaik döşeme olduğunu öğrendik.

Anıt 005

Daha önceki yıllarda Çanakkale Şehitleri Anıtı’nı gidip ziyaret etmiş ve yüklendiği anlamı kavramış biri olarak Çanakkale ve orada geçmiş her şey; özellikle de bu anıt benim için çok önemliydi. Çünkü daha anne karnındayken babasını ve beş dayısını, Çanakkale Savunması’nda kaybetmiş bir babanın oğluydum. O nedenle o anıttaki duyguların, semazenlerin düğün dernek gibi ilgisiz yerlerde ortaya sürülüp bir gösteri nesnesine dönüştürülmesinde olduğu gibi hamaset dolu girişimlerden uzak tutulmasını, birilerinin oyuncağı olmamasını arzuluyordum.

Öte yandan da gazete ve televizyonlardan merkezi iktidarla değişik partilerden belediyelerin Çanakkale Savaşını dini temeller üzerinde destanlaştırarak kendi iktidarlarının sürekliliğini sağlayan bir araca dönüştürdüklerini görüyordum. Örneğin bu amaçla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kosova‘da, Tokat, Giresun ve Adana’nın Sarıçam belediyeleri, aynen Karşıyaka Belediyesi’nin yaptığı gibi Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın maketini yaparak ya da ismini kullanarak bu hamaset dolu Vatan-Millet-Sakarya edebiyatını sürdürüyorlardı.

Çanakkale’ye yaptığım en son ziyarette AKP iktidarının orada yatan şehitleri ve onların kahramanlıklarını kendi iktidarlarını güçlendirmek amacıyla nasıl kullandığını görmüş ve kendi şehitlerim adına bu durumdan rahatsız olmuştum. Şimdi de aynı şekilde oradaki kahramanlığın bir maket boyutunda ve o anıtın “biricik” olma niteliğine saygı gösterilmeksizin başka birilerinin hamasetine konu edilmesinden açıkça rahatsızdım. Aksi takdirde ruhunu hemen yanındaki şehitlerden alan ve bu nedenle tüm bir ulusu temsil eden değerlerin, “matruşka” misali çoğaltılması ve bir “oyuncak” olarak özünü kaybetmesi mümkündü.

Evet, anıtı ve yanındaki devasa bayrak direğini gördükten sonra aklım ve yüreğimdeki o kaygı ve endişe daha da büyüdü ve o sıkıntıyı sizlerle paylaşma isteğine dönüştü.

Çünkü o devasa Türk bayrağı ile dibindeki anıt maket arasında anlamlı ve oransal bir ilişki kurulamamıştı. Anlaşılan bunu tasarlayanların ve yapanların güzelduyu diye nitelediğimiz estetik kaygılardan, ölçü ve ölçekten, proporsiyon olarak tanımlanan iki büyüklük arasındaki sayısal bağıntı ya da bütünle onu oluşturan parçalar arasındaki oransal ilişkilerden, Vitruvius, Leone Battista Alberti, Andrea Palladio ve Le Corbusier; özellikle de Ayasofya Kilisesi ile Sultanahmet Camii arasındaki bu ilişkiyi kendine dert edinen mimarların mimarı Koca Sinan’dan, en azından Çanakkale Şehitleri Anıtı’nı yapan saygın mimarların kaygılarından haberi yoktu.

50 metre yüksekliğindeki bayrak direği ile bu direkte dalgalanan 150 metrekarelik bayrak, hemen yanındaki -aşağı yukarı 1/10 oranındaki- 5,5 metre yükseklikteki anıt dahil her şeyi, herkesi ezip geçiyor ve ortaya çıkan manzara büyüklük hastalığına tutulmuş zavallı bir ruh hali olarak kendini sergiliyordu.

Buna bir de maketi çevreleyen balkon demiri görünümündeki parmaklık eklenince bu durum iyice basitleşiyordu.

İkincisi, yapılan maket bile olsa aynı formdaki bir benzerini yaparken, Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın mimarları Feridun Kip, İsmail Utkular ve Doğan Erginbaş’la –vefat etmişlerse- varislerini ilgilendiren bir telif hakkının dikkate alınmadığını gösteriyordu.

O nedenle, Karşıyaka Belediyesi yetkililerine şu soruyu sormanın gerekli olduğunu düşünüyorum:

Çanakkale Şehitleri Anıtı’nın maketini yaparken, bu anıtın aynı zamanda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunan telif haklarını dikkate alıp sanatçıların ya da varislerinin iznini aldınız mı;  yoksa böyle bir yola gitmeden paldır küldür bu maketi mi yaptınız?

Üçüncüsü, yapılan anıt maketi, temsil ettiği ulusal ve uluslararası anlama zarar verecek şekilde oldukça kötü bir imalatla yapılmıştı. Beton çekirdek hepimizin evlerinde kullandığı “patlatma traverten taşı” olarak tanımlanan ucuz malzemelerle (İnternet fiyatı şimdilik 30-65 TL/m² arasında değişiyor) kaplanmış, anıtın iç tavanındaki Türk bayrağı “mozaik döşeme” yerine boyalı bir saç levhanın yerleştirilmesi suretiyle kaplanmıştı.

Ayrıca anıtı oluşturan dört ayağın dış cephelerine yerleştirilen kahramanlık temalı sekiz farklı rölyef, Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki asıllarına benzetilmek istenmekle birlikte, insan vücudunun anatomik özelliklerini dikkate almayan bir özensizlik ya da acemilikle hazırlanmış ve çoğu rölyef 2015 yılından bu yana kısa bir süre geçmiş olmasına karşın çatlamış ve bozulmuştu.

Rölyef 001
Rölyef 1 – Karşıyaka maketindeki kopya
Rölyef 002 A
Rölyef 1 – Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki aslı
Rölyef 002
Rölyef 1 – Karşıyaka maketindeki acemilikleri daha iyi gösteren yakın plan
Rölyef 003
Rölyef 2 – Karşıyaka maketi kopyası
Rölyef 004 A
Rölyef 2 – Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki aslı
Rölyef 004
Rölyef 2 – Karşıyaka maketindeki son derece kötü kopya
Rölyef 005 A
Rölyef 3 – Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki aslı
Rölyef 005
Rölyef 3 – Karşıyaka maketindeki rölyef
Rölyef 006
Rölyef 3 – Karşıyaka maketindeki kopyada Seyit Ali Çavuş’un belinden başlayıp her iki askerin miğferinin üstünden devam eden çizgiler rölyefteki çatlamayı gösteriyor
Rölyef 007
Rölyef 4 – Karşıyaka maketi
Rölyef 008 A
Rölyef 4 – Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki aslı
Rölyef 008
Rölyef 4 – Karşıyaka maketindeki kopyanın ayrıntısı

Evet, ortaya çıkan anıt maketi, estetik duygu ve beğeni dışında çevre ile kurduğu ilişki anlamında; ayrıca kullanılan malzeme ve yapılan imalat itibariyle oldukça kötü ve düşük kalitedeydi. Üstüne üstlük Çanakkale Savaşı’ndaki kahramanlara yakışmayacak, onları temsil etmeyecek bir basitlik düzeyindeydi.

Kısacası anıt maketi olarak Mavişehir sahiline yerleştirilen bu yapı hem Çanakkale ruhuna hem de Karşıyaka halkının estetik duygu ve beğenisine aykırı düşen kötü bir kopyaydı. Üstüne üstlük balkon demiri motifleriyle yapılan çevresini kuşatan demir bir parmaklıkla birlikte…

Rölyef 009
Rölyef 5 – Karşıyaka maketi kopyası
Rölyef 010
Rölyef 5 – Karşıyaka maketindeki kopyada yukarıdan aşağıya doğru inen birçok çatlama var
Rölyef 011
Rölyef 6 – Karşıyaka maketi kopyası
Rölyef 012
Rölyef 6 – Bu kötü kopyada da askerlerin üstüne rastlayan çatlamalar var
Rölyef 013
Rölyef 7 – Karşıyaka maketindeki kötü kopya
indir (2)
Rölyef 7 – Çanakkale Şehitler Anıtı’ndaki bu rölyefte öndeki askerin tüfeği bir çizgi halinde granit zeminde devam ettirilmiştir.
Rölyef 014
Rölyef 7 – Rölyefin Karşıyaka’daki kopyasında ise tüfeğin çizgi olarak devamı yok.
Rölyef 008 D
Rölyef 8 – Çanakkale Şehitleri Anıtı’ndaki aslı.
Rölyef 015
Rölyef 8 – Karşıyaka maketi kopyası
Rölyef 016
Rölyef 8 – Karşıyaka maketi yakın plan.

O nedenle de, bu anıt maketini tasarlayıp yapanların estetik düzeyini sergileyip son günlerde karşımıza sıkça çıkan benzerleri gibi akıl ve belleğimizin “kötüler” kısmında özel bir yer ediniyordu.

Bu çerçevede şimdilik tek dileğimiz, İslam Kalkınma Bankası destekli İller Bankası’ndan alınan kredi borcu ile yapılan yeni anıtın da “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” deyişini haklı çıkaracak şekilde kötü, kalitesiz ve bakımsız olmamasıdır.