“Söz verip vaat etmek”, “proje fikri geliştirmek” ya da “proje yapmak”…

Ali Rıza Avcan

Son zamanlarda gazete ve televizyonlarla sosyal medyada ya da günlük yaşamda karşımıza çıkan belediye başkanı ve meclis üyesi adayları, seçildikleri takdirde uygulayacakları projeler hakkında bir takım vaatlerde bulunup söz veriyorlar veya ‘mega‘, ‘çılgın‘ ‘büyük‘ gibi adlarla hazırladıkları öncelikli projeleri bizlerle paylaşıp oyumuza talip olduklarını belirtiyorlar. O nedenle, ortaya saçılan bu tür yüzlerce ‘proje‘, sanki bu adaylar böylesi bir üretimi yapabilecek kapasiteye sahipmiş gibi büyük bir yanılsamanın oluşmasına neden oluyor. 

Proje 001Ama bunu yaparken proje tasarım ve  uygulaması ile ilgili bazı kavramları birbirine karıştırıp ‘proje’ adı altında vaatlerde bulunup sözler veriyorlar ya da üzerinde ciddi bir şekilde çalışılmamış olan proje fikirlerini ‘proje’ diye sunmaya çalışıyorlar. Örneğin proje adı altında “arazi yollarını iyileştireceğiz“, “su ürünleri halini geliştireceğiz” ve “mezbaha ve kesimhaneler kuracağız” gibi aslında bir belediyenin yasal olarak yapmak zorunda olduğu işleri, sanki kendi iradelerine bağlı bir işmiş gibi takdim edip sözler veriyorlar. Ya da bugünün geçmişten gelen mali, hukuki, toplumsal koşulları içinde  yapılıp sürdürülmesi mümkün olmayan işleri bir proje gibi ortaya atıyorlar. Aslında bir projenin tasarımına neden olabilecek değişik düşünce, öneri ve hayallerini bir proje olarak görüyorlar.

Çünkü çoğu adayın, daha aday olmadan önce, aday olmayı düşündükleri kentler ve onların sorunları konusunda bilgi edinmediği, güncel gelişmeleri izlemediği, mevcut sorunların çözümü için yeterince düşünmediği ya da bütün bu işleri oluşturması gereken bir ekiple ele alıp seçime hazırlanmadığı anlaşılıyor. O nedenle de, hemen her şey, seçim tarihine kısa bir süre kala eş, dost, kardeş ve arkadaşlardan oluşturulan gruplar eliyle öğrenilip fikirler geliştirilmeye ve projeler üretilmeye çalışılıyor. Anlaşılan o ki, adaylarımız aday olmayı düşündükleri süre içinde yapmaları gereken görevleri yeterince yapmamış, İzmir’le ilgili olayları yeterince izlememiş ve bu nedenle de seçime hazırlıksız yakalanmış durumdalar…

Oysa tasarlanacak iyi ve yararlı projelerin öncelikle yaşanan bir sorun ve gereksinimden kaynaklanması gerekiyor. Toplumca gerek duyulmayan ya da bir sorun oluşturmayan veya şikayete konu olmayan konuların işe yarar iyi bir proje olarak kurgulanıp tasarlanması zor olduğu gibi yapılması ya da sürdürülüp kısa sürede sonuç alınması da zor olacaktır.

Proje 003

İşte o nedenle, bir belediye başkan ya da meclis üyesi adayının kendi oyunu arttırmak amacıyla hazırlayıp halkla paylaşacağı sorun ya da gereksinim odaklı projelerde öncelikle; 

1)Söz vermek‘, ‘vaatte bulunmak‘ ya da ‘proje fikri geliştirmek‘ gibi eylemlerle ‘proje hazırlamak‘ arasındaki önemli ayrımları dikkate alması; bu kapsamda, ‘proje‘ olmayan ya da olamayacak işleri ‘proje‘ olarak kabul etmemesi,

2) Belediyelerin yasal olarak yapmak zorunda olduğu hizmetleri, sanki kendi tercihine dayalı yeni ve farklı bir projeymiş gibi düşünmemesi,

3) Başkanı ya da meclis üyesi olmak amacıyla adayı olduğu belediyenin halen yaptığı ya da yapmak zorunda olduğu işleri sanki hiç yapılmamış ilk kez yapılacak öncelikli bir projeymiş gibi görmemesi,

4) Yasal dayanağı olmayan; bu nedenle de yarın öbür gün hem kendisini hem de proje uygulayıcılarını zor duruma düşürebilecek işleri o yasal düzenlemeler değişmedikçe bir proje olarak kabul etmemesi,

5) Sorun haline dönüşmüş gereksinimler için öncelikle proje hazırlaması; yani bardağın hem ‘dolu‘, hem de ‘boş‘ yanına bakabilmesi,

6) Proje hazırlarken, projeye konusunun geçmişi, bugünü ve geleceği konusunda ilgili tüm tarafların görüş, düşünce, öneri ve şikayetleri konusunda ayrıntılı bir araştırma yaparak gelecekle ilgili net öngörülerde bulunması,

7) Proje hazırlığında, ele alınan iş ya da sorunun mevcut durumuyla amaç ve ulaşılmak istenen hedef arasında etkili ve sonuç alıcı bağlantıların kurulması,

8) Projenin tasarım ve uygulaması kadar sonuçta ortaya çıkan ürünün projeye taraf olan kurum ve kişilerce nasıl kullanılacağı konusunda da bir işletim modelinin oluşturulması,

9) Uygulanacak projenin o yerleşimin tarihsel, toplumsal, ekonomik, kültürel ve doğal koşulları içinde nasıl bir çoğaltan etkisi yaratacağının ve benzerlerinin başka yer ve zamanlarda nasıl gerçekleştirileceğini öngörmesi gerekmektedir.

Proje 004

İyi, yararlı ve sonuç alıcı bir proje hazırlayabilmek için gerekli olan hususları daha da arttırmak mümkün olmakla birlikte; şu aşamada, söylenebilecek olanların bunlar olduğuna inanıyorum.

Tabii ki, her işte olduğu gibi, her düzeydeki projelendirme çalışmasında proje içeriği, tasarımı, uygulaması ve yönetimi ile ilgili eğitim ihtiyacı dışında; bununla ilgili kavram ve sözcükleri doğru ve yerinde kullanmanın da, seçimi kazanmak kadar önemli bir diğer duyarlılık konusu olduğunu bilip, her zaman anımsamak koşuluyla…

 

 

 

 

Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine (2)

İlhan Tekeli*

5. Büyük Projelerin Gerçekleştirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar Nasıl Aşılabilir?

Büyük projeler büyük kentlerimizin bugünkü gerçekleri arasındadır. Önümüzdeki yılların gerçekleri arasında da bulunacaktır. BU projelerin yukarıda değinilen sorunlarını aşabilmenin ön koşulu, bu sorunların varlığını kabul etmektir. Böyle sorunların varlığının bilincine varılmadan bunları çözmek olanağı yoktur.

Böyle bir bilincin varlığından hareketle yukarıda sayılan sorunların aşılması için neler yapılabileceği üzerinde duralım.

Proje düşüncesinin geliştirilmesinde ve topluma sunuluşunda ne tür bir yol izlenmelidir. Projelerin toplumsal haklılığı nasıl kurulmalıdır. Denilebilir ki bir kentte günümüzün pratiği içinde bir projenin meşruiyetinin kurulmasının üç kaynağı vardır. Bunlardan birincisi seçimle gelen belediye başkanının seçim kampanyası sırasında önerdiği programıdır. Artık Türkiye’de de belediye başkanları seçime girerken, yazılı ya da sözlü bir program önermektedir. Bu program seçim sonunda bir haklılık kazanmaktadır. Kentteki projelerin ikinci meşruiyet kaynağı kentlerin usulüne göre hazırlanmış ve uygulamaya konulmuş bulunan imar planlarıdır. BU noktada iki farklı meşruiyet kaynağına göre ileri sürülen projelerin birbiriyle çelişmesi halinde ne yapılması gerektiği sorulabilir. Bu konuda standart bir yanıt vererek birinin diğerinden daha üstün olacağını ileri sürmek doğru değildir. Ama bu konuda bir uygulamaya geçmeden önce her iki kaynağın birbiriyle uyumlu hale getirilmesi yerinde olacaktır. 

Yeni büyük projelerin temellendirilmesinde dayanılabilecek üçüncü haklılık kaynağı kentin yaşamakta olduğu, kentlinin büyük kesiminin sıkıntısını çektiği sorunlar ya da krizlerdir. Bu durumda sorunların acilen çözülmesinin gerektirdiği bir haklılık temeli vardır. Buna rağmen yine de problemi Kristof Kolomb’un yumurtası sendromu içinde sunmamak gerekir. Buna bulunacak çözümü belediye başkanının kişisel çözümü görüntüsünden kurtarıp halkın bulduğu bir çözüm haline getirebilmek en büyük başarı olacaktır.

Bir proje düşüncesinin geliştirilmesinde bu üç haklılık çerçevesi dışında haklılık çerçevelerinin bulunup bulunmadığı sorulabilir. Bunlardan birincisi olarak belediye başkanlarının kentleri için yeni vizyonlar geliştirerek bunları uygulamaya koymalarıdır. Bu vizyonlar, çok doğru ve gerekli vizyonlar da olabilir. Ama bunların başkanlarca doğrudan uygulamaya konulması kanımca değişik sakıncalar taşır. Bu uygulamaların haklılık kazanabilmesi için bu vizyonların usulüne uygun olarak plan haline getirilmesi gerekir. Eğer bu gerçekleştirilmezse belediye başkanının uygulamalarının nesnel temeli ortaya çıkmaz. Böyle bir vizyona göre yapılan uygulamayı keyfi bir uygulamadan ayırmak belediye başkanının dışındakiler için olanaksız hale gelir.

Bu bölüme kadar kentte uygulanacak büyük projelerin haklılığının nasıl temellendirilebileceği üzerinde dururken daha çok belediye başkanları ya da plancılar tarafından belirlenen projeleri ele aldık. Kentte yaşayanların kendilerinin nasıl proje üretebilecekleri konusunu ele almadık. Bunun nedeni Türkiye’de bugün için böyle bir kanalın olmamasıdır. Kuşkusuz bu tür kanalların yokluğu, artık demokrasinin hep katılımcılık sıfatıyla tamamlanarak kullanıldığı çağımızda önemli bir eksikliktir. Eğer bu tür bir kanal kurumsallaştırılabilirse, bu kanal tanımı gereği kendiliğinden yeni bir haklılık kaynağı oluşturacaktır.

business-team-drawing-new-project-big-40157019

Bu noktada karşımıza son yıllar içinde Türkiye’deki belediyecilik akımı içinde gelişmeye başlayan “proje demokrasisi” anlayışı ortaya çıkıyor. Bu kavramın doğuşunda daha çok geliştirilen bir projenin yakın çevresinde yaşayanlara olan etkilerinin sağlıklı hale getirilmesi kaygılarının ağır bastığı söylenebilir. Gerçekten büyük proje uygulamalarında yakın çevresiyle karşılıklı etkileşimi olumlu hale getirmekte “proje demokrasisi” anlayışı önemli bir araç olma niteliği taşımaktadır. Ama bu kavramın yukarıda değindiğimiz çerçevede projenin tanımlanması doğrultusunda genişletilmesi de yararlı olacaktır.

Toplumda haklılık dayanakları iyi kurulmuş “proje demokrasisi” anlayışı içinde yürütülen büyük projelerin, bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz üzere, kent yönetimindeki iktidar değişmelerinden etkilenerek uygulamasının kesintiye uğraması söz konusu olmayacak, bu sorun kendiliğinden aşılacaktır.

Büyük projelerin toplum içinde gerilmeler doğurmadan yürütülebilmesi ve toplum tarafından benimsenmesi için yapılması gerekenleri gördükten sonra büyük projelerin teknik olarak başarılı olabilmesinin koşulları üzerinde duralım. Genel bir ilke olarak projenin tasarımı, yapımcı firma seçimi ve ihalesi, kontrolünün örgütlenmesi ayrı ayrı, usulüne uygun olarak ve şeffaf bir süreçle gerçekleştirilirse tem teknik olarak başarılı bir proje elde edileceği hem uygulamanın başarılı olacağı hem de proje çevresinde bir kuşku halesinin doğmayacağı söylenebilir.

Böyle bir sürecin kurulamamasının değişik nedenleri vardır. Bunlar belediyelerin yeterli teknik kadroya sahip bulunmayışı, belediye başkanının siyasal takvimi dolayısıyla kendisini bir zaman baskısı altında görmesi ve bunu proje yönetimine yansıtması ve nihayet bu projelerin yeterli finansman kaynağı olmadan gerçekleştirilmek zorunda kalınmasıdır.

Belediyeler bu sorunları aşabilmek için önce yapımcı firmayı seçmekte, onun getirdiği finansmana dayanmakta, onun geliştirdiği projeyi uygulamak zorunda kalmaktadır. Sonuçta yapımcı firmanın güdülerine büyük ölçüde hapsolmaktadır.

BU sorunların aşılması için de değişik öneriler yapılabilir. Bunlardan birincisi belediyelerin yüksek nitelikli eleman kullanmasına olanak verecek, büyük projelere özgü personel kullanma biçimlerinin geliştirilmesidir. İkinci olarak, gerçekleştirilmesi maddi olanağa bağlı olmayan konu, belediye başkanlarının projelerinin uygulamaya konulmasında realist zaman beklentileri içine girmeleridir. Deneyler göstermektedir ki zamanı kısaltmak için bulunan kestirme yollar, daha sonra çıkardığı sorunlar dolayısıyla çoğu kez zamanın çok daha fazla uzamasına neden olmaktadır. Kuşkusuz bu söz, projelerin geliştirilmesinde ve uygulanmasında zaman disiplininin yok edilmesi olarak yorumlanmamalıdır.

Bir büyük projenin kaderini belirleyen en önemli etken finansmanın nasıl sağlandığı olmaktadır. Daha önce de değindiğimiz üzere belediyeler genellikle finansman paketiyle birlikte projelerini oluşturdukları için bu konuda önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu yol projelerin çevresinde bir kuşku halesi yaratmaktadır. Bundan kaçınmanın bir yolu belediyelerin ister uluslararası ister ulusal pazarlardan olsun kaynaklarını kendilerinin bulmasıdır. İkinci yol ise karar süreçlerinin şeffaflaştırılmasıdır. Bu büyük projelerin finansmanında bu projeler dolayısıyla doğacak ranttan yararlanılması kuşkusuz belediyelerin hakkıdır. Ama bu rantın gerçekleştirilmesi yapımı yüklenen firmalara bırakıldıkça proje çevresinde oluşan kuşku halesi artmaktadır. Eğer bu rantlardan proje finansmaında yararlanılacaksa bunun belediye eliyle gerçekleştirilmesi kuşkuları azaltacaktır. Kentte oluşan rantlara büyük projeler yoluyla el konulması haklı ama çok duyarlı bir konudur. Bu rantlara el konulmasındaki duyarlılığı azaltmanın yolu bu rantların nerede kullanıldığını açıkça göstermektir.

maxresdefault

6. Son Verirken

Bu tartışma gösteriyor ki büyük proje yönetimi belediyelerin üzerinde ciddiyetle düşünmeleri gereken bir konudur. Türkiye’de belediyelerin yeniden düzenlenmesinin gündeme geldiği bu günlerde, belediyelerin büyük proje yönetimlerinin nasıl başarılı kılınacağının araştırılması özellikle önem kazanmaktadır. Belediyeler yeniden düzenlenirken bu soruna çözüm getirilmesi bu düzenlemenin de başarısını büyük ölçüde belirleyecektir.


* 6 Nisan 1991’de Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen “Ankara’da Planlar ve Projeler Toplantısı“nda ve 14-15 Aralık 1991’de Türk Belediyecilik Derneği ve Konrad Adenauer Vakfı’nca Kuşadası’nda düzenlenen “Yeni Hükümet ve Yerel Yönetimlerin Yeni Hükümetten Beklentileri” toplantılarında yapılan konuşma. 

Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2009, s. 177-185

 

Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine (1)

İlhan Tekeli*

1.Giriş

Belediyelerimizin kuruluşunun büyük ölçüde günlük kentsel hizmetleri üretmeye dönük olduğu söylenebilir. 1930’lu yıllardaki kent büyüklükleri ve mali olanaklarına göre düşünülmüş belediye yasasında böyle bir çerçeve egemen olmuştur. Bu çerçeve içinde büyük projelerin örgütlenmesi ve gerçekleştirilmesi için iki yol kaldığı söylenebilir. Bunlardan birincisi bu projelerinin gerçekleştirilmesini merkezi hükümetin organlarına bırakmak, ikincisi ise bu projelerle ilişkili olarak belediyelere bağlı yeni örgütler geliştirmektir.

Oysa günümüzde hem kentlerin ölçekleri değişmiş hem gelir olanakları artmış hem de Türkiye’de kentlerdeki yapılanma süreçleri değişmiştir. Bu nedenle kent yönetimleri sık sık büyük projeleri gerçekleştirmek durumunda kalmaktadırlar. Bu projelerin ortaya atılması çoğu kez belediyelerin yapıları yeni proje düşünceleri üretmeye uygun olmadığından belediye başkanları tarafından yapılmaktadır. BU önemdeki projelerin başkanların projesi olarak ortaya atılması ise çoğu kez meslek odalarının tepkileriyle karşılanmaktadır. Proje üzerinde bir meşruiyet bunalımı doğmaktadır. Son yıllarda hemen hemen her büyük projenin uygulanmaya konulmasında küçük ya da büyük bir bunalım yaşanmıştır. Kuşkusuz bu durumdan ne başkanlar ne de meslek odaları memnundur.

Ayrıca belediyelerin örgütlenmesi de bu projelerin yürütülmesine uygun olmadığından, projenin elde edilmesinden finansmanının sağlanmasına, inşaatın denetlenmesine kadar bir çok konuda yetersizliklerle karşılaşılmaktadır. Sonuçta projeler istenilen kalitede ve ucuzlukta gerçekleştirilememektedir.

Belediyelerin yeniden düzenlenmesinin Türkiye’nin gündemine geldiği bu günlerde, büyük projelerin belediyeler eliyle nasıl gerçekleştirileceği açıkça tartışılmalı, bu konuda düşünceler geliştirilmelidir.

2. Büyük Proje Nasıl Tanımlanabilir?

Büyüklük göreli bir kavramdır. Kentlerin büyüklüklerine paralel olarak büyüğün ne olduğu da değişecektir. Büyük projeyi, kentin gelişme dinamiklerine önemli ölçüde etki yapan, büyük miktarda yatırım gerektiren, uygulanması uzun süre alan, kentin rant yüzeyinde değişiklikler yaratan, yakın çevresinde yaşayanların yaşantısında sorunlar ve değişiklikler yaratacak önemli projeler olarak tanımlayabiliriz.

Başka bir deyişle bu projeler belediyelerin rutinleri dışında, önemli toplumsal sonuçlar doğuran projelerdir. Bu nedenle de siyasal anlamlar yüksektir. Belediye başkanları da genellikle isimlerinin kalıcılığını, gelecekte iyi olarak anılmaya büyük ölçüde bu tür projelerin gerçekleştirilmesinde bulmaktadırlar. Eğer bu tür projeleri somutlaştırmak istersek, örnek olarak bir toplu konut projesi, bir sanayi bölgesi, önemli bir alt yapı ağı, genişçe bir alanı kaplayan kentsel tasarım projesi vb. sayılabilir.

3. Bu Projeler Belediyelerin Gündemine Nasıl Gelmektedir?

Bu tür projelerin kentlerin gündemine gelebilmesi büyük ölçüde kentlerin hızlı büyümesiyle yakından ilişkilidir. Büyümesi durağanlaşmış kentlerde böyle büyük projelerin gündeme gelmesi olasılığı düşüktür.

Türkiye’de son yirmi yılda bu tür projelerin belediyelerin gündemine gelmesinin tek nedeni kentlerin hızlı büyümeleri değil, aynı zamanda kentlerdeki yapım süreçlerinin değişmiş olmasıdır. Kentler artık tek tek yapıların eklenmesiyle değil kent parçalarının eklenmesiyle gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle büyük projelerle gerçekleşme eğilimi göstermektedir.

Bu gelişmeye paralel olarak kentlerin sorunları ve bunları çözmek için gerekli projelerin nitelikleri değişmiştir. Ama belki de bunlar kadar önemli bir husus kentlerdeki büyük projelerin finansmanını sağlamakta uluslararası kaynakların ortaya çıkmaya başlamasıdır. Son yirmi yıl içinde kentleşme sorunları ve bunlarla ilgili projelerin finansmanı Dünya Bankası’nın gündemine girmiştir. Çevresel hareketin dünyada güç kazanması üzerine pek çok uluslararası kuruluş üçüncü dünya ülkelerinin altyapı projelerine uygun koşullarla kredi sağlamaya başlamışlardır. Bu örnekler daha da artırılabilir.

Böyle hızla büyüyen kentlerde kaynak sağlama sorunuyla karşılaşan belediyeler gün geçtikçe kentsel ranta belediyelerce el konulmasının önemini kavramaktadır. Kentsel ranttan yararlanabilme ise Türkiye’deki bugünkü yasal düzende sadece büyük projeler geliştirilmesi halinde olanaklı hale gelmektedir.

Tüm bu nedenlere daha önce de sözünü ettiğimiz belediye başkanlarının kendi başarılarını büyük projelerle özdeşleştirilmiş olduğunu unutmamak gerekir. Halkın bir belediye başkanı üzerindeki başarı yargısı da büyük ölçüde buna dayanmaya başlamıştır.

depositphotos_21355073-stock-photo-businessman-drawing-business-concept

4. Büyük Projelerin Gerçekleştirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar Neler Olmaktadır?

İlk sorun büyük projelere ilişkin düşüncenin geliştirilmesi sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu projeler genellikle belediye başkanının kendi düşüncesi gibi sunulmakta, proje bir yandan belediye başkanının kişiliğiyle özdeşleştirilmekte, öte yandan gerçekte çözebileceğinden çok ötede sorunları çözecek gibi gösterilerek kamuoyuna Kristof Kolomb’un yumurtası gibi sunulmaktadır. Bu sunuş biçimi hem siyasal çevrelerin hem de meslek çevrelerinin tepkilerini çekmektedir.

Bu oldukça tuhaf bir durumdur. Gerçekte belediye başkanı bu projeyi kentlinin bir sorununu çözmek için ortaya atmıştır. Ama toplumdan tepki görmektedir. Burada çoğu kez şaşırmaktadır. Bu projelerin belediye başkanına prestij sağlamak için ortaya atıldığı söylenerek bir açıklama getirilmeye çalışılsa bile bu da yetersiz olacaktır. Çünkü projenin başarılı olarak belediye başkanına saygınlık kazandırmasının koşulu da halkın önemli bir gereksinmesini karşılamasıdır. Yani tepkiyle karşılaşan şey, halkın gereksinimini karşılayacağı düşünülen büyük bir proje olmaktadır. Bu tuhaf durumun nedeni nedir?

Bu durumu genel olarak adlandırmak gerekirse, büyük projelerin meşruiyetinin yeterince temellendirilmemiş olması diye adlandırabiliriz. Büyük projeler kamuoyunda yeterince tartışılarak, üzerinde bir oydaşma oluşturularak yeterince topluma mal edilememektedir. Toplumumuzda demokrasiye inancın gün geçtikçe pekiştiği ve belediyelerin demokrasinin beşiği olduğunun sık sık yinelendiği bir ortamda kuşkusuz bu önemli bir eksikliktir.

Böyle bir durumun ortaya çıkışını salt belediye başkanlarının öznel eğilimlerine bağlamak yetersiz bir açıklama olmaktadır. Daha nesnel nedenlerine eğilmek gerekir. Bunlar arasında üç nesnel neden üzerinde durulabilir. Bunlardan birincisi belediye bürokrasisi yapısının yeni düşünceler üretmekten çok tanımlanmış hizmetleri görmek için kurulmuş olmasıdır. Üzerinde durulabilecek ikinci neden var olan imar planlama düzeninin proje üretmek ve kentsel planlama niteliğini kazanmak için büyük ölçüde yetersiz oluşudur. Üçüncü önemli neden belediye yönetiminde başkanlık “presidential” sisteminin varlığıdır. Tüm bu nesnel nedenler bir araya geldiğinde büyük projelerin kamuoyuna sunuluşunda belli bir stilin egemen olmasına neden olmakta bu da toplum içinde gerilmeler doğurmaktadır.

Büyük projelerin böyle hemen hemen tek kaynaktan, gerilmeler yaratarak kamuoyunun gündemine gelmesi, sadece siyasal sonuçları bakımından değil, aynı zamanda da projelerin kaderi açısından da önemlidir. Bu projelerin gündeme gerilimler içinde gelmesi projenin kaderi açısından iki sonuç doğurmaktadır. Bunlardan birincisi projeler üzerinde başlangıçta cepheler oluştuğu için çoğunlukla projelendirilmesinin ve ihalelerin gizlilik içinde yürütülmek zorunda kalması, dolayısıyla toplum içindeki değişik birikimlerden yeterince yararlanılmamış olmasıdır. İkinci belki de daha önemli bir sonuç projenin uygulanmasının zamanı içinde sürekliliğinin garanti altına alınamayışıdır. Bu büyük projeler genellikle bir belediye başkanının görevde kaldığı süre içinde projelendirilip, uygulamaya konulup gerçekleştirilen projeler değildir. Bu büyük projelerin fikrinin ortaya atılmasından, gerçekleştirilmesine kadar geçen süre iki, üç hatta dört belediye başkanının dönemini kapsamaktadır. Üzerinde hemfikir olunmayan, siyasal gelişmeler yaratan projeler, her siyasal değişiklikte durdurulmak, ortadan kaldırılmak tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum önemli ölçüde kaynak israfına neden olmaktadır.

Bugün Türkiye’de belediyelerin büyük projeler konusunda karşılaştığı tek sorun konunun ortaya atılmasındaki Kristof Kolomb’un yumurtası sendromu değildir. Bunun ötesinde de önemli sorunlar vardır. Bu projeler büyük mali kaynakları gerektirmektedir. Ayrıca bu projeler kentte büyük rantlar yaratmaktadır. Bu rantların nasıl dağıtılacağı, projenin finansmanını kolaylaştırmak için nasıl kullanılacağı toplumda sürekli olarak kuşku ile bakılan konular olmaktadır. Bu konuda şeffaflık sağlanamazsa büyük projelerin çevresini bir kuşku halesi kaplamaktadır. Bu kuşku halesi kentlinin tüm olarak sahip çıkabileceği ve yapılmasından övünç duyacağı bir projeye yabancılaşmasına neden olmaktadır.

Büyük projelerin ilginç bir özelliği meslek çevrelerinde önemli çatışmalar içinde gerçekleşmesidir. Büyük projeler hiç olmazsa bazı hallerde ülkeye yeni teknolojiler, yeni örgütlenme biçimleri getiren projelerdir. Genellikle bu projelerin o meslek topluluğu içinde heyecan uyandırmasının bekleneceği, salt bu yönünün bir başarı olarak görüleceği düşünülebilir. Oysa Türkiye’nin pratiği göstermektedir ki böyle ele alışlar meslek kamuoylarında tepki doğmasına neden olmaktadır. Bu tepkilerin oluşmasını salt o meslek topluluklarının alışkanlıklarına ters düşen yeni uygulamaların doğurduğu, bir anlamda doğal görülebilecek karşı çıkışlar olarak yorumlamak yanıltıcı olmaktadır. Bunun ötesinde, projenin genel olarak toplumsal haklılığının kurulmuş olmasının önemini kavramak gerekir. Türkiye’de meslek çevrelerinin büyük projelerin haklılığını, salt kendi meslek çerçevelerinin sınırlı ölçütleri açısından değerlendirmemekte olmalarını olumlu bir özellik olarak görmek doğru olur.

Büyük projeler konusunda belediyelerimizin karşılaştığı en önemli sorunlar belediyelerin bu konuda yeterli örgütlenmeleri olmadan gerçekleştirmeye çalışmaları dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı proje elde etme yöntemleriyle elde edilmemiş, bağımsız finansman sağlanamadığından, finansmanı sağlayan yapımcı firmalara bağımlı olarak gerçekleştirilen büyük projelerden yeterli sonuçlar elde edilememektedir. Önemli büyük proje fiyaskoları yaşanmaktadır. Hem sağlanmak istenilen performans elde edilememekte, hem de büyük ölçüde kaynak israf  edilmektedir.

maxresdefault (1)

Büyük projeler hem uygulandığı sürece yani yapım sırasında hem de uygulama sonrasında, projenin yakın çevresinde yaşayan ailelerin ve kişilerin yaşamlarını zorlaştırmakta ya da değiştirmektedir. BU projelerin uygulanması kentin büyük kesimi üzerinde olumlu etkiler yaparken, çoğu kez yakın çevresini yaşanmaz hale getirmektedir. Bir projenin kaba bir siyasal getiri hesabı yapıldığında, yöneticiler tüm kentten sağlayacağı destek adına, kolaylıkla proje çevresinden yitirilebileceği siyasal desteği göze alabilmektedirler. Bu nedenle de Türkiye’de projelerin yakın çevrelerine etkileri görmezden gelinebilmektedir. BU ise kent içinde bir çoğunluk diktası sorunu ortaya çıkarmaktadır. Çoğulcu bir demokrasi anlayışının savunulduğu bir toplumda bu sorun görmezlikten gelinemez.


* 6 Nisan 1991’de Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen Ankara’da Planlar ve Projeler Toplantısında ve 14-15 Aralık 1991’de Türk Belediyecilik Derneği ve Konrad Adaneuer Vakfı’nca KUşadası’nda düzenlenen “Yeni Hükümet ve Yerel Yönetimlerin Hükümetten Beklentileri” toplantılarında yapılan konuşma.

Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2009, s. 177-185

Devam Edecek…

 

Oyunu yanlış oyuncularla oynuyorsanız…

Ali Rıza Avcan

Bir oyunu yanlış oyuncularla oynamak… Aslında o oyunu işin ta başında kaybetmekle ya da başarısız olmakla eş anlamlıdır…

Siz dahil sizinle birlikte olanların o proje ile hiçbir ilgisi yoksa, hiçbirinin o projeyle arasında bilgi, birikim ve deneyim anlamında anlamlı bir ilişki yoksa yapılacak en iyi ve doğru iş, o projeye başlamamaktır…

Mahalle ya da sokak aralarında oyun oynamaya dayalı bir çocukluğunuz olmuşsa bunu en iyi şekilde, mahalle arkadaşlarınızla oynadığınız oyunlarda yaşayıp deneyimlediğinizi anımsarsınız. 

Hep birlikte bir oyun oynanmak istendiğinde bu işe en fazla hevesli olan bir iki çocuğun ortaya çıkıp işi örgütlemesi gerekir. Bu çocuklar genellikle hangi oyunun oynanacağını, o oyunun kurallarını ve oyuncularını belirleyecek olan elebaşılarıdır. Onlar hangi oyunun ne şekilde nerede ve hangi sürede oynanacağına bilirler ve bizim adımıza karar verirler. Ardından da “şu, şu, şu” şeklinde, sevdikleri ya da oyunu iyi oynayacağını bildikleri arkadaşlarını işaretleyerek ya da adlarını sayarak kendi takımlarını kurarlar. Onlar tarafından seçilmeyenlere ise ya oyun dışında kalıp seyretmek düşer ya da çoğu kez bir takımdaki eksikliği gidermek amacıyla ittire kaktıra bir takıma “kerhen” de olsa dahil olurlar.

Oyunu ve oyuncuları seçen elebaşılarının bu güce sahip olmalarının başlıca nedeni, fizik ya da zeka yönünden güçlü olmaları kadar, oynanacak oyun hakkında bilgili ve deneyimli olmaları; ayrıca takımlarına kattıkları oyuncu arkadaşlarıyla kurdukları güçlü duygusal bağlar olabilir.

Böylelikle takım liderliği sorunu oyunun başında kendiliğinden çözümlenmiş olur ve çoğu kez elebaşının liderliği, ciddi ve uzun süreli bir yenilgi ya da başarısızlık olmadığı sürece sorgulanmaz. O her zaman ve koşulda o takımın lideridir. Kurallara uyduğu, büyük bir yanlış yapmadığı sürece herkes ona güvenir ve onun arkasından gider.

Oyun 066

Yerel Yönetimlerde Lider ya da Oyuncu Olmak…

Liderin liderlik özellikleri üretime ya da ticarete dayalı işletmelerde her zaman iyi bir şekilde irdelenip sorgulanmakla birlikte katı yasal kurallarla kayırma ve ganimet sisteminin egemen olduğu kamu kurumlarında; özellikle de beş yılda bir yapılan seçimler sonucunda sık sık yönetici değişikliklerinin gerçekleştiği belediyelerde bunu yapmak ya da sağlamak oldukça zordur.

Lider, belediyelerde çoğu kez o hizmet biriminin hiyerarşik yöneticilerini ya da üst yöneticinin desteğini arkasına alan belediye çalışanıdır. Bu, çoğu kez yöneticinin aynı zamanda lider olarak kabulüyle sonuçlanmakla birlikte; bazen öyle noktalara gider ki, belediye başkanının oğlunun arkadaşı ve eski çalışma arkadaşı olduğu için bir taşeron işçiye bile liderlik görevinin verildiği görülebilir. Bundan böyle o gerçek bir “fiili lider“dir ve sistem ya da mevzuat kabul etmese bile o, gücü elinde tutanın tercihi ile liderliğe soyunmuş bir “sahte lider“dir. (!) 

Şimdi düşünün bir, gerekli liyakate ve konuma sahip olmadığı halde belediye başkanının mensup olduğu siyasi hareketten gelen birinin ya da belediye başkanının oğlunun arkadaşı ya da eski çalışma arkadaşı olduğu için görevlendirilen “perde arkası” görevlinin oynanan o oyuna liderlik yapacağını ya da iyi bir oyun arkadaşı olacağını…

Bugün bu iki örneğin o kadar çok benzeri var ki çevremizdeki belediyelerde… İşi bilmeyen, yeni yeni öğrenmeye çalışan, hiçbir deneyime sahip olmadığı halde sırf tanışıklıklar nedeniyle arkadan ittirilen ya da önden çekiştirilen bu kişilerin kişisel özellikleri ne kadar iyi olursa olsun, o işe uygun olmadıkları için o oyunu oynayamayacaklarını ya da o takıma liderlik yapamayacaklarını hepimiz biliyor; ama bu duruma itiraz edeceğimize yakınlık, arkadaşlık ya da siyaset gibi değişik nedenlerle susup kalıyoruz.

Çünkü resmi devlet kurumlarında, özellikle de belediyelerdeki görevlendirmeler işin niteliğine göre değil; belediye başkanı ve yöneticilerinin siyasi ajandasına göre yapılıyor.

Ondan sonra da kimse, tutup yapılan iş ya da projede yanlış görevlendirilenlerin işletmeye ya da belediyeye mal olduğu zararın boyutlarını hesaplamıyor, bu anlamsız, sonuçsuz ya da başarısız işlerin o kente ve o kentte vergi mükellefi olan seçmenlere ya da hemşehrilere ne kadar yeni yükler getirdiğini dikkate almıyor.  

Liderlik 001

Böyle bir yanlış oyuncu ya da lider seçimi, bir futbol takımında ortaya çıkmış olsa bundan sadece kulüp yönetimi ile kulüp üyeleri zarar göreceği halde; aynı durumun belediyelerde ortaya çıkması durumunda bundan, o belediye başkanı ile meclis üyelerini seçmiş olan siyasetçilerle seçilmiş olan belediye yöneticilerinden çok o kentin her biri ayrı bir vergi mükellefi olan hemşehrilerinin zarar gördüklerini bilmemiz gerekiyor.

Disiplinlerüstü çalışmak…

Ali Rıza AVCAN

Farkındaysanız çoğu belediyenin yaptığı cadde ve sokaklar ya da yeşil alanlar çok kısa bir süre sonra kullanılamaz hale geliyor. Kısa süre önce yaptıkları bu yolları ya da parkları ya yıkıp yeniden yapıyorlar ya da kıyısından köşesinden onararak tekrar eski haline getirmeye çalışıyorlar. Üstüne üstlük bizim onlara vergi, harç ya da ücret adı altında ödediğimiz paraları heba ederek, bu işi yapan müteahhit ya da taşeronları zengin ederek…

Belediyelerin bu “yeniden yap-yık-yeniden yap” şeklinde kısır döngüye dönüşmüş gayretlerini izleyen uzmanlar ise, her biri değişik disiplinlerden gelen ve işinin uzmanı olan insanlar için bu durumu farklı açılardan; özellikle de kendi bakış açılarıyla yorumlayabilirler. Örneğin mühendisler muhtemelen kullanılan malzemenin yanlış seçildiğini ya da kalitesiz olduğunu, mimarlar projenin yanlış çizildiğini, işletmeciler proje süreçlerinin iyi yönetilmediğini, psikologlar o yol ya da yeşil alanları kullanacak olan insanların tutum ve davranışlarının dikkate alınmadığını, coğrafyacılar yer seçiminin iyi yapılmadığını, botanikçiler seçilen bitki ve ağaçların bölgeye uygun olmadığını, iletişimciler ise iyi bir halkla ilişkiler modelinin geliştirilmediğini söyleyebilirler. Kısacası her uzman olaya kendi penceresinden bakar ve sahip olduğu bilgi, birikim ve deneyimi dikkate alarak bir neden bulmaya çalışır.

O anlamda bir kentteki tüm projelerde sadece mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının ya da tasarımcıların yer alması, bunun dışında kalan diğer bilim ve disiplinlerden gelenlerin dışarıda bırakılması, onların bilgi, birikim ve deneyimlerinin dikkate alınmaması o projede önemli bazı şeylerin gözden kaçmasına; kısacası o projenin daha başlangıçta eksik, yanlış ya da yetersiz olmasına neden olabilir.

ds_newminor

Verdiğimiz bu örneklerde de vurgulamaya çalıştığımız gibi, değişik bilim ve disiplinler bir sorunu kendi bakış açılarından, kendi yöntem ve terminolojilerini kullanarak yorum getirirler. Halbuki, özellikle karmaşık konu ve projelerde ekonomik sorun, fiziki sorun, toplumsal sorun diye bir şey yoktur; ekonomik yönü, fiziki yönü, toplumsal yönü olan sorunlar vardır ve bu sorunlar arasında karmaşık ilişkiler vardır. 

Aslında bir konu, sorun ya da projeye bakışta gündeme gelen bilim ve disiplinler, bizim yapay olarak yarattığımız sınıflandırmalardan da başka bir şey değildir. Doğa ve onun ürünü olan insan, o sınıflandırmalara göre düzenlenmemiştir. Üstelik bilimsel bilginin bütünü bugün uygulanandan daha değişik şekillerde de düzenlenebilir. Çünkü hiçbir şeklin ya da bilginin diğerine ontolojik üstünlüğü yoktur. Bilimin bilgi dağarcığı ve ilgi alanları genişleyip derinleştikçe bilimsel bilginin örgütlenmesi de değişikliklere uğrayabilmektedir. Bu anlamda bilimsel bilginin bilimsel disiplinlere ayrışmasını geniş bir kapalı alanın odalara bölünmesine benzetebiliriz. Bir oda mimarlık, bir oda plancılık, bir oda mühendislik, bir oda sosyal bilimler odası gibi. 

Kapitalizm, “akademizm” adı altında bilgiyi bu şekilde kendi içinde küçük odalara ayırıp her bir oda arasında kalın duvarlar örerek bilgiyi parçaladığı, böldüğü ve her bir odadakilere kendilerinin çok önemli, olmazsa olmaz bir şekilde belirleyici olduğunu, kendileri olmadan hiç bir şey yapılamayacağını; hatta en önde gelenin kendileri olduğunu söylediği için bugün birçok ortamda; üniversitelerde, iş yerlerinde ya da projelerde farklı bilim ve disiplinlerden gelenlerin kendi aralarında yaşadıkları bu mesleki rekabet duygusuyla birbirlerini çiğnemeye, kendilerini önemseyip diğerlerini ötelemeye çalıştıkları için ortaya konulan birçok iş, işlem ya da proje baştan eksik, sakat, yanlış ve yetersiz kalmakta, yapılan işin sürdürülebilir olması mümkün olmamaktadır.

Bilginin kendi içinde değişik uzmanlık dallarına ayrılarak ve her bir dalda kendi yöntem, terminoloji, süreç, sorgulama alanı ve içeriklerini belirlemeleri doğal bir şey olmakla birlikte kendi aralarındaki ilişkileri demokratik bir şekilde geliştirmeleri ve bilgiyi, bu demokratik, çoğulcu beraberlik içinde insanlığa sunmaları beklenir. Çünkü ancak bu şekilde ele alınan teknik ya da toplumsal süreçlerin tüm yönleri kavranıp doğru, etkin ve sürdürülebilir çözümler üretilebilir.

Yapılan bir işin başarıya ulaşması ve o başarının kurumsallaşıp sürdürülebilir hale gelmesi için okuduğumuz üniversite, fakülte ya da üyesi olduğumuz meslek örgütlerinde bizi diğerlerinden ayırt etmek ya da aidiyet duygunu geliştirmek amacıyla içimize atılan o ayrılık tohumlarının ürünü olan mesleki fanatizmi aşıp başka bilim ve disiplinlerden gelenlerle disiplinlerüstü bir anlayışla birlikte çalıştığımız takdirde, hem sahip olduğumuz bilgi ve deneyimler daha fazla zenginleşme olanağına kavuşacak hem de birlikte yaptığımız işler, işlem ya da projeler eskisine göre daha başarılı, kalıcı ve etkili olacaktır.

front-cover

Bütün bu nedenlerle son söz olarak; yerel yönetimlerde ele alınan her bir konuyu ya da sorunu başarıyla çözmek, iyi işler yapmak amacıyla oluşturulan proje ekiplerinde mühendis, mimar, şehir plancısı, tasarımcı gibi çoğu teknik bilimlerden gelen uzmanların yanına toplumsal bilimlerden gelen sosyologların, psikologların, tarihçilerin, coğrafyacıların, iletişimcilerin, iktisatçıların, işletmecilerin ve benzerlerinin de dahil edilerek onların da söylediklerinin dikkate alınması daha başarılı, sürdürülebilir ve etkili işlerin, projelerin yapılması yol açacağını, aynı işin “yık-yap-yık” şeklinde tekrar tekrar yapılmasının önüne geçilebileceğini hatırlatmak isteriz.

Belediyelerde proje yönetimi.

Türk Dil Kurumu’nun 1981 yılı baskılı Türkçe Sözlüğü, “proje” sözcüğünü Fransızca ile olan kök ilişkisine işaret ederek, “tasarı” olarak açıklıyor.

İnternetin “Özgür Ansiklopedisi” Vikipedi ise, “bir probleme çözüm bulma ya da beliren bir fırsatı değerlendirmeye yönelik, bir ekibin, başlangıcı ve bitişi belirli bir süre ve sınırlı bir finansman dahilinde, birtakım kaynaklar kullanarak, müşteri memnuniyetini ve kaliteyi göz önünde bulundururken olası riskleri yönetmek şartıyla, tanımlanmış bir kapsama uygun amaç ve hedefler doğrultusunda özgün bir planı başlatma, yürütme, kontrol etme ve sonuca bağlama süreci” olarak tanımlıyor.

Gördüğünüz gibi Vikipedi daha çağdaş ve güncel bir tanım yaparak uzun bir sözcük içinde projenin aşamalarını sıralayarak daha tatmin edici bir yanıt veriyor. Yararlandığım sözlüğün bu kadar kısa bir yanıt vermesinin nedeni, “proje” sözcüğünün muhtemelen o tarihlerde bugünkü kadar rağbet görmemesinden ve “proje yönetimi” kavramının o tarihlerde henüz ortaya atılmamış olmasından kaynaklanıyor olabilir.

İhtiyaç; sorun ya da fırsat…

Vikipedi’nin yaptığı tanımdan da görüldüğü gibi proje için ortada önce bir problemin ya da fırsatın varlığı; yani ihtiyacın olması gerekiyor. Bu anlamda o sorunu çözme ya da fırsatı değerlendirme ihtiyacı olmadığı sürece yapacağımız işi projeye dönüştürmemiz mümkün gözükmüyor. Örneğin Karşıyaka, Bostanlı’daki “Balıkçı Parkı” o parktan yararlananlar açısından oturulamaz, yararlanılamaz duruma gelmedikçe, halktan “parkı yeniden yapın, onarın, daha iyi hale getirin” talepleri gelmedikçe; yani yapılan iş bir talebi, bir ihtiyacı karşılamakdıkça herkesin kullandığı ve memnun olduğu bir parkı durup dururken yıkıp yeniden yapmak bu anlamda “proje” olma koşullarının işine girmiyor. Çünkü ortada bu parkı yeniden yapmayı gerektiren bir ihtiyaç yok. Olsa olsa yeni bir müteahhite ya da taşerona yeni bir iş verme ihtiyacı olabilir...

ksk4
Gereksiz, gerçek bir ihtiyaca dayanmayan bir parkın yeniden yapımı

Uzman, işten anlayan iyi bir proje ekibi

İkinci olarak bir projeyi yapmak için bir ekibe ihtiyaç var. Biz buna “proje ekibi” diyoruz. Yapılacak iş konusunda bilgili ve deneyimli kişilerden, uzmanlardan oluşması gerekiyor bu ekibin. Örneğin Kültürpark Kaskatlı Havuz kenarındaki “Genç Kız Heykelleri“ni onarmanız gerektiğinde ve bu işi bir projeye dönüştürdüğünüzde bu proje için oluşturduğunuz ekipte heykelden, sanattan anlayan, bu konularda doğru kararlar verebilecek ve yapılan işi layıkıyla denetleyebilecek uzmanların, sanatkarların yer alması gerekiyor. Aksi takdirde, gerçekte olduğu gibi dekorasyon firmalarına yaptırılan ve heykellerin estetiğini, sanatsal bütünlüğünü bozan işlerle karşılaşmanız mümkün olabiliyor.

Proje süresi…

Üçüncü bir unsur olarak, Vikipedi’nin tanımına göre bir projenin proje olması için ne zaman başlayacağının ve ne zaman biteceğinin; yani proje süresinin bilinmesi gerekiyor. Projenin yapıldığı süre başlı başına bir maliyet unsuru olduğuna göre bu maliyeti arttırmamak adına başlangıç ve bitiş tarihlerinin doğru bir şekilde belirlenerek mümkün olduğu kadar uzatılmaması gerekiyor. Aksi takdirde, çoğu İzmirli’nin bildiği gibi karşımıza ne zaman biteceği bilinmeyen metro, tramvay, İzmir-Tarih ve İzmir-Deniz projeleri gibi yıllanan projeler çıkabiliyor. İşte o nedenle, ilan edilen her yeni projenin daha başlangıcında o projenin ne zaman biteceğinin sorgulandığı ya da “projemiz şu tarihte bitecek” diyen belediye başkanlarının sözlerinin şüpheyle karşılandığı  durumlarla karşılaşabiliyoruz. İşte o nedenle, İzmir deyince aklınıza ne geliyor sorusuna verilen “denizi“, “kızları, “gevreği” gibi klasik yanıtlara son yıllarda eklenen bir diğeri de “işini geç yapan belediyesi” olsa gerek…

11893821_1115186608510858_8922454894651660317_o
Çevreyi, yayaları ve ulaşımda sıkıntı çeken İzmirliler’i dikkate almayan bir yatırım…

Doğru ve yeterli bir bütçe, sağlam finansal kaynaklar…

Dördüncü bir unsur olarak bir projenin “sınırlı bir finansman” içinde; yani kaynakları önceden belirlenmiş yeterli ve sağlam bir bütçe içinde hazırlanması ve uygulanması gerekiyor. O nedenle olası tüm harcamaların, olağansütü durumlar dışında harcama bütçesine dahil edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı gibi Mustafa Kemal Sahil Yolu’nun denizin doldurularak yer altına alınması işinde yeterli olmayacağı baştan belli olan bir bütçenin daha işin başında yeni bir proje bütçesi ile ikiye katlandığı durumlarla karşılaşmanız mümkün olabiliyor.

Kalite ve memnuniyet

Beşinci bir unsur olarak tasarlayıp uyguladığınız tüm projelerde müşteri; yani belediyelerde hemşeri memnuniyetini ve kaliteyi gözetmeniz gerekiyor. Yani yaptığınız iş, vatandaşın işine yarıyor mu ya da vatandaş o hizmetten ve kalitesinden memnun kalıyor mu? sorusunun sorulup buna olumlu yanıt alınması gerekiyor. Aksi takdirde o proje gereksiz ve memnun etmeyen bir işe dönüşüyor. Aynen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin vatandaşa bile bile arsenikli içmesuyu verip, bu durumun başka bir büyükşehir belediye başkanı tarafından gündeme getirilmesi üzerine belediye başkanının halktan özür dilemesinde olduğu gibi … 

Riskin yönetimi

Altıncı bir proje gereği ise o işte karşılaşılabilecek riskleri belirleyerek onların gündeme gelmesi durumunda ortaya çıkacak sorunun nasıl yönetileceğini ortaya koyan bir plan ve programın hazırlanması gereğidir. Böylelikle riskin ortaya çıkmasını izleyen çok kısa bir sürede adeta bir “refleks” gibi doğru yanıtın verilmesi mümkün olabilecektir. Ama o proje konusunda gereken tüm araştırmaları, analizleri yapmamışsanız, işi yapacağınız alanı iyi incelememişseniz; aynen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Fevzipaşa Bulvarı ya da Üçyol-Üçkuyular hattı metro inşaatlarında yapamadığı gibi yeraltı sondajlarıyla kolaylıkla öğrenilebilecek yeraltı sularını ve diğer sorunları projenin başlangıcında öğrenip bilir ve önlemini önceden düşünürseniz oradaki inşaatlarınız yıllar süren bir gecikmeye ve ek maliyetlere neden olmaz.

Projenin genel bir amaç ve hedefle ilişkisi

Yedinci olarak, hazırlayacağınız proje şayet “tanımlanmış bir kapsama uygun amaç ve hedefler doğrultusunda özgün bir planı” öngörmüyorsa; yani hazırladığınız projenin öngördüğünüz bir kapsam içinde sizin temel amaç ve hedeflerinizle bağlantısı yoksa o proje size özgü bir proje olmayacaktır. Örneğin İzmir Ulaşım Ana Planı’nın temel hedef ve amaçları arasında körfezin, Karşıyaka Tramvay Hattı-İzmir Körfez Geçişi Köprüsü-Konak Tramvay Hattı şeklinde hafif raylı hatlarla çevrelenmesi gibi bir amaç ve hedefiniz yoksa yaptığınız Karşıyaka ve Konak Tramvayı projeleri birden sizin olmaktan çıkıp bu amaç ve hedefle İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni hazırlayıp uygulamaya koyan merkezi yönetimin projesi olur.

proje-kapak
İzmir Körfezi’nin ortasına AKP’nin ampulü gibi yapılacak yapay bir ada…

Proje süreci, tasarım, uygulama, izleme ve değerlendirme olarak bir bütündür.

Sekizinci ve son unsur olarak proje yönetimi tasarım + uygulama + izleme + değerlendirme aşamalarını kapsayan bir yönetim sürecidir. O nedenle başarılı, iyi bir proje sadece tasarlanıp uygulama ile bitmez. O proje ile ortaya konulan iş ya da hizmetin kullanıcılarla olan ilişkisinin izlenmesini ve bu izlemeden kaynaklanan geri bildirimlerin değerlendirilip test edilmesini de içeren uzun bir süreçtir. Bu durum aynen belediyelerin bir mimarlık, mühendislik projesi olarak yaptıkları parkların ve diğer alanların hemşehrilerin tercihlerini ve kullanım alışkanlıklarını dikkate almadan yapılması, o nedenle de büyük bütçeler harcanarak yapılan yatırımların çok kısa bir süre kullanılamaz hale gelmesi durumunda ortaya çıkar. Bu durum aynen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni satın aldığı gemilerde, açık havada bir yandan çay, kahve içerken bir yandan da denizin serin havasını solumaya,  kenti ya da güzel körfez manzarasını seyretmeye alışmış İzmirliler’in geleneksel tutum ve davranışlarını dikkate almayan proje tasarım ve yöneticilerinin yaptığına benzer.

Bütün bu değerlendirme ve yorumlardan sonra “proje” ve “proje yönetimi” konusunda sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

İyi, başarılı bir proje aynen tüm aktörleri, olayları ve aktörlerle olaylar arasındaki ilişkileri doğru yorumlayan bir film senaryosu gibidir. Şayet senaryonuz kötü ve onun yorumu da berbatsa kimse sizin filminizi seyretmek istemez… Ama her şeyi, iyi bir senaryo ve oyunculuk içinde çözmüşseniz hem filminizin gişedeki kuyrukları uzar hem de filminiz sanat ödüllerine boğulur…

Tabii ki her zaman için tercih size ait…

Proje nedir?

Aslı Menekşe Odabaş Kırar

Proje, projeler, projeler, ler, ler (!)

Herhalde son zamanlarda en çok karşılaştığımız kavram…

Yerli yersiz kullanımı ise bazılarımızı çileden çıkarıyor.

Şu kısacık soru bile kendi içinde öyle büyük bir anlam ve süreci barındırmaktadır ki …

Kelime anlamı Türk Dil Kurumu’na göre ‘düşünülüp tasarlanmış şey’ ya da ‘tasarı’.

Kullanım oranı da bir o kadar fazla; ‘mimari proje’, ‘tesisat projesi’, ‘inşaat projesi’, ‘ar-ge projesi’, ‘ür-ge projesi’, ‘ulaşım projesi’, ‘sinema projesi’, ‘kültürel proje’, ‘yatırım projesi’…

Birbirine girmiş kavramlar; proje, üretim/ürün (mal/hizmet), etkinlik, faaliyet, süreç, hayal………….????????

Kısa bir tanım yaparsak proje, belirli bir konu hakkında ne amaçla, hangi gerekçe ile, nerede, hangi zaman aralığında, ne kadar bütçeyle, kiminle,  kime/neye, hangi yöntem ve faaliyetlerle, hangi risklerle, nasıl doğrulanabileceği sorularının tamamını net bir cevapla ortaya koyan, çarpan etkisi ve sürdürülebilirliği (mali, kurumsal, politik) belli olan bir plan bütünüdür.

Ülkemizde neredeyse her kurum her yerde projelerinden bahsederek bunların nasıl başarıyla sonuçlandığını anlatmakta, başarı ve becerilerini projeleri üzerinden gösterip kanıtlamaya çalışmaktadır.

Buna karşılık bizler, daha bundan 2 sene önce yapılmış bu önemli ve büyük projeleri (!) hatırlamakta bile zorlanıyoruz.. Hatta çoğu zaman, projelerini ballandıra ballandıra anlatan kurumların bir süre sonra o projeleri (!) unuttuğunu ve hatırlamak bile istemediğini görüyoruz…

İşte tam da bu noktada;  proje nedir ve ne değildir? diye soruyoruz.

Bu soruyu dile getirmenin en kolay yolu, unutulan, atlanılan bir iş/plan ya da proje değildir. Çünkü proje, bir ihtiyaç nedeniyle hazırlanır ve gerçek bir proje o ihtiyacı karşılayıp bittiğinde bile olumlu ya da olumsuz yeni ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olur.  Aslında bu sonsuz bir döngüdür; olsa olsa bu bütünsel yaklaşımın sonucunda ilk çıkış noktası hafızalardan silinse bile, çıktıları her zaman yeni projeleri doğurur ve  yön verir.

O halde, proje ne değildir?

Bir mendil üreticisinin 1 ayda 100 adet mendil üretmesi tabii ki proje değildir.

Bir mendil üreticisinin, İzmir devlet hastanelerinde çalışan 40-50 yaş aralığındaki kadın doktorlardan, ‘bilmem ne’ hastalığını önlemek amacıyla bir ayda x adet ‘bilmem ne’ özelliğinde mendil siparişi almak hedefi ile planlama yapması başlı başına bir projedir. Bu projenin çıktısı satış grafiğidir ve bu grafiğe bağlı yeni bir bütünsel planlama gerekliliğini ortaya çıkarır.

Bu kısa tanımın ardından, kent yaşamı ya da yönetiminde uygulanacak stratejilerde ‘proje’nin yeri nedir? sorusunu sormamız gerekir.

Yerel yönetimler tarafından uygulanan projeler (proje tanımına uygun olan planlı faaliyetler bütünü) bir kentin sadece ilk 5 yılını değil, önündeki tüm bir geleceği etkiler. Projeler sürdürülebilirlik ilkesi gereği eğer doğru amaçlarla işlerlik kazanırsa, bir kentin tüm geleceği değiştirebilir.

Aynı şekilde yanlışlığı ya da eksikliği nedeniyle yürütülemeyen başarısız projeler de kentin geleceğini şekillendiren can damarlarına zarar verebilir.

Bu nedenle, her fikri olanın fikrinin hayata geçirilmesi, maalesef kentin/kentlinin geleceğini sorumsuzca tehlikeye atmak demektir. O nedenle, gerekli süreçleri geçirmeyen, ihtiyaç ve durum analizi yapılmayan, sorun ağacı paydaş olan kentlilerle tartışılmayan, risk unsurları dikkate alınmayan, ekip oluşumu ve görev paylaşımı doğru yapılmayan, finans kaynakları olmayan hiç bir projenin başarıya ulaşamayacağı gözönünde bulundurulmalıdır.

Zaten doğru bir proje hazırlamak için gerekli olan aşamaları eksiksiz bir şekilde tamamlamış olan projeler sürdürülebilirlik ilkesi gereğince bitmez; mevcut projenin sonuçları, ilgili alanlarda yeni projelerin bir önceki adımını oluşturur.

project-principles

İşsizlik bir sorunsa, işsizliği bitirmek bir projeler bütünüdür. Tek bir hamleyle çok adımlı bir merdivenin ilk basamağından en üst basamağına çıkılırsa arada atlanılan basamakların gerektirdiği süreçleri yerine getirilmemiş olması, bizim ya doğru hedef kitlelere eksik hizmet götürmemize ya da yanlış hedef kitlelere ulaşmamızı yeterli hizmet sunmamıza neden olabilir.

Projeden bahsederken en çok karşımıza çıkan örneklerden biridir;

Bir kurum ya da kişi gelip der ki; “Bir projem var. Bu ülkede xxx yok, bununla ilgili bir festival / konferans / fuar yapalım ki herkes duysun bilsin.

Yapalım. Yaptık. Ya sonra?

Etkinlik yapılır ve bir şekilde finanse edilir. Etkinlik biter, 3 gün, 1 hafta, 10 gün yazılı görsel medyada kalır, böylelikle tanıtım vesaire yapılır .

Sonra, etkinlik sonuçları nerede kullanılır, yapılan bu etkinlik sonrasında kurumlar ya da sektörler arası işbirliği ne ölçüde devam eder, bu nasıl sağlanır, konu ile ilgili olarak hangi noktadan hangi noktaya ne kadar mesafe kat edilir, ekonomik  ya da toplumsal göstergeler ne ölçüde değişir ya da değişmiştir? Etkinlik sonrası izleme süreci yapılmış mıdır? Kısacası yapılan etkinlik gerçekten iyi tasarlanmış ve yönetilmiş midir?

Aslında yapılan her etkinliğe bir de bu gözden bakmak gerekir ki; yapılan etkinlik ortaya somut çıktılar koyabilsin.

İşte bu anlamda proje mevcut ya da öngörülen bir ihtiyaca  yönelik yapılır; yani yapılacak bir festival belki de bu ihtiyacı karşılamaya cevap vermeyebilir.

Maalesef yapılan birçok ulusal ve uluslararası etkinlik, örgütlenen muazzam büyüklükteki organizasyonlarla gerçekleştirilse bile, etkinliğin çıkış noktası olan ihtiyaçları  unutarak  sadece etkinlik üzerinde odaklanılmasına, asıl ihtiyacın unutulmasına, bu ihtiyacın bu etkinlikle gerçekten karşılanıp karşılanmadığını sorgulayan bir anlayışın unutulmasına neden olmaktadır.

Etkinliğin eksiksiz ve istenilen şekilde organize edilmesi ilk başta işin başarılı yapıldığı izlenimini yaratsa bile aslında beklenen etkinin yaratılabilmesi için etkinliğin bir proje adımı olarak ele alınması, bu adımın atılması ile ihtiyacın ne ölçüde karşılandığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Projerle ilgili diğer bir diğer yanılsama da, projeleri hibe olarak gören anlayıştır. Oysa projeler hibe demek değildir!

Son zamanların en büyük karmaşa yaratan kavramlarından biridir hibe. Evet, bir çok ulusal ve uluslararası hibe programı çeşitli alanlardaki projelerin bütçelerine değişik oranlarda hibe vermektedir. Hibe programı için ihtiyacı projelendirmek gerekir. Ancak bu demek değildir ki, tüm projeler hibe ile hayata geçirilir. Oysa hibe, projeleri hayata geçirmek amacıyla kullanılan finansman yöntemlerinden sadece biridir. İşte o anlamda hibeleri doğru kullanmak başlı başına bir strateji işi olup, hibe yöntemiyle gelen finansmandan doğru zamanda doğru alanda faydalanmak gerekir.

resim1

Bazı zaman olur ki, büyük bir projenin belli bir adımını yeniden planlayıp hibeden faydalanmak işin en doğrusu olacağı için uygulanabilir. Bu gibi stratejik kararlar vermeniz gerektiğinde, o proje ile ilgili önceden hazırlanmış stratejik plan ve programlarınızın elinizde hazır bulunması gerekebilir.

Bazı zaman olur ki, projeniz için hiç bir destek mekanizması bulamazsınız. Bu noktada kaynak yaratma yöntemleri ve araçları devreye girer ki; bu işin püf noktaları çok daha başkadır.

Son olarak bazı hizmetler vardır ki kendi bütçenizle yaptığınızda değer kazanır, başka türlü bir farkındalık yaratmanıza neden olabilir.

Önemli olan finansman değildir, projenin nasıl kurgulandığıdır. Çünkü bilim ve uygulama göstermiştir ki, sürdürülebilir bir proje daima kaynak bulur.

Sözün özü;

İyi olan hep kazanır!!!