AKP Adayı Hamza Dağ’ın vaat ettikleri ve etmedikleri…

Ali Rıza Avcan

Bugün itibariyle önümüzdeki 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlere tamı tamamına 1 ay 12 gün; yani 42 gün kaldı.

Bu kadar kısa sürenin sonunda ya seçmen sandıklarına giderek oy kullanacağız, ya da sandık başına gitmeyerek veya sandık başına gidip boş oy kullanarak bu ahlaksız, yozlaşmış siyasi oyuna ortak olmak istemediğimiz için farklı bir tepkiyi dile getirmeye çalışacağız.

Şu an itibariyle belediye başkanlığı seçimlerine katılacak siyasi partiler adaylarını açıklayıp tanıtımını yapmaya başladılar. Sırada açıklanmayı bekleyen meclis üyesi adaylıkları var. Açıklanan CHP belediye başkan adaylarının bilinçsiz bir şekilde, adeta “kabul gününe gider gibi” dernek dernek dolaşarak siyasetsiz bir ziyaret turu yaptığı bu süreçte, seçime AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olarak katılacak olan Hamza Dağ, geçtiğimiz 13 Şubat 2024 tarihinde 11 ana başlık altında topladığı İzmir projelerini anlattığı bir toplantı düzenleyerek henüz seçim bildirgesini ve projelerini açıklamamış olan CHP‘nin ve onun büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının önüne geçti.

CHP’de yaşanan bu gecikmenin en önemli sonucu ise, kirli, pazarlıkçı ve rövanşist duygularla yüklü bir sürecin sonucunda, kazanamayacağı ya da partisine büyük bir oy gerilemesi yaşatarak AKP‘nin İzmir‘de güçlenmesine neden olacak “defolu” adayların ortaya çıkması nedeniyle hem aday adaylarının hem de partililerin ve parti örgütlerinin haklı tepkilerine tanık olduk. Önümüzdeki günlerde ise seçilmeyen belediye meclisi aday adaylarının kabaran tepkilerini izleyeceğiz.

İşte o nedenle, birçok aday adayı seçilemediği için küserek bir köşeye çekildi; hatta istifa ederek partisinden ayrıldı. Seçmenler ise bu süreci adaletli ve becerikli bir şekilde yönetemeyen partilere verilecek en iyi cezanın, seçimlerde oy kullanmamak ya da kendisini daha yakın gördüğü İyi Parti, DEM, TİP ya da TKP gibi alternatif partilere oy vermenin daha doğru olacağını düşünmeye başladı.

Evet, etkili siyasi iletişim ve ikna stratejileri açısından en iyi yöntemin rakibi eleştirmekten çok kendini anlatmak olduğunu bilir ve buna içtenlikle inanırım. Ama bunun yanında, bir adayın kendini anlatıp tanıtırken karşısındaki diğer rakiplerin güçlü ve zayıf yönleriyle karşı karşıya kalabileceği tehdit ve fırsatları değerlendiren bir rakip analizinin de gerekli olduğunu bilir, kabul ederim. İşte bu nedenle, bugünkü yazımda siyasi anlamda bir adım ötede olduğunu düşündüğüm AKP adayı Hamza Dağ‘ın 13 Şubat 2024 tarihinde açıkladığı İzmir projelerini ele alıp değerlendirmeye çalışacağım.

Toplam sayısı 53’ü bulan bu projeleri tek tek incelediğimizde ise dikkatimizi çeken ilk şey, proje sayısının şişirilmesi amacıyla aynı proje başlık ve içeriklerinin birbirini tekrarlaması oluyor. Sayısı fazla gösterilen projeleri ana başlıklar halinde sıralamaya kalktığımızda ise bu 53 projenin 12 ayrı ana başlık altında gruplanabileceği ortaya çıkıyor;

1) Ulaşım (1-18, 31, 40), 2) Sosyal Hizmetler (19-26, 36, 46), 3) Çevre ve Yenilenebilir Enerji (27-28, 30, 32-34), 4) İstihdam (29, 43), 5) Kentsel Dönüşüm (35, 37, 41), 6) Turizm (38, 39), 7) Eğitim (42), 8) Dijital Teknoloji (44, 45), 9) Sağlık (47), 10) Tarım (48, 49), 11) Spor (50), 12) Kültür ve Sanat (51-53).

12 ayrı grup altında sıraladığımız bu 53 projenin en önde gelenlerinin sırasıyla;

1) İzmir Körfez Geçidi” olarak tanımlanıp 2016-2019 sürecinde mahkeme kararı ile iptal edilen İzmir Körfez Geçişi Projesi,

2) Karşıyaka-Yamanlar hattından geçirilmek istenen Yeni Çevre Yolu ve

3) Şehrin farklı yerlerinde yapılmak istenen bol sayıdaki battı-çıktı geçitler olduğu görülecektir.

Nitekim toplam 53 projeden 20’sinin ulaşımla ilgili olması AKP iktidarının belediyecilikten anladığının daha fazla yol, daha fazla köprü, battı-çıktı geçit, tünel, otopark ve araç olduğunu göstermektedir. Anlaşılan o ki, uzun yıllardır iktidarda olmadıkları bu kentte trafiği rahatlatmak bahanesiyle elde cetvel, pergel yeni ulaşım hatları açarak, yeni yatırım alanları yaratarak yandaş inşaat şirketlerini kayırmayı, hem onları, hem de onlar sayesinde kendilerini daha da zengin etmeyi düşünüyorlar.

AKP‘nin hem İzmir‘de hem de diğer şehirlerde yürüttüğü propaganda çalışmalarına bakıldığında ilk dikkatimizi çeken şey, arkasına merkezi iktidarın gücünü alan AKP‘li belediye başkan adaylarının İzmir Körfez Geçişi Projesi, otoyol ve karayolu yapımı, her yere doğalgaz götürülmesi ve tüm emeklilere yardım yapılması gibi asıl olarak merkezi iktidarın görev alanında bulunan hizmetleri ya da daha önce kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sonuçlandırılmış kimi eski projeleri sanki belediye olarak yeniden yapacaklarmış gibi vaatlerde bulunmaları, bu tür büyük yatırımları belediye hizmeti olarak takdim etmeye çalışmaları olmaktadır.

Oysa belediyelerin ellerindeki yasal ve finansal olanaklarla bu tür büyük projeleri yapmaları; ayrıca, daha önceki tarihlerde aynı proje için yüksek mahkeme tarafından verilmiş kesinleşmiş kararlar bulunduğu halde aradan bir süre geçtikten sonra aynı projeleri yeniden piyasaya çıkararak hukuk dışı yöntemlerle seçmenin oyuna talip olmaktadırlar.

Evet, AKP adayının en önemli ve öncelikli projesi olarak öne çıkarılan İzmir Körfez Geçiş Projesi bir “Binali Yıldırım Projesi” olarak 2015 yılında vitrine çıkarılmış ve bu projenin kabulü ile ilgili ÇED raporu TMMOB, EGEÇEP, Doğa Derneği ve 81 sivil yurttaşın verdiği mücadele sonucunda mahkeme kararı ile iptal edilmiştir. Hem de o dönemde İzmir büyükşehir belediye başkanı olarak görev yapan Aziz Kocaoğlu ve ilçe belediye başkanlarına rağmen, onların “sükut ikrardan gelir” anlayışıyla ortaya koydukları suç ortaklığına, Aziz Kocaoğlu‘nun “biz bu projeye karşı çıkmadık ama öneri hakkımız da var. Umarın bu gerçekleşir ve İzmir bir eser kazanır” demiş olmasına karşın… (3)

Böylesi büyük bir projenin bir büyükşehir belediyesi tarafından yapılabilecek bir proje değil, tümüyle merkezi yönetimi elinde bulunduranların uygulayabileceği bir iktidar projesi olduğu, bu kadar kapsamlı, büyük ve önemli bir projenin mevcut belediye mevzuatı ve finans kaynakları itibariyle yapılamayacağı hususu dikkate alınmadan proje listesinin başına konulması, aslında “ben aslında keyfimin istediği her şeyi yaparım” diyen AKP zihniyetinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Aynen diğer şehirlerdeki AKP‘li belediye başkan adaylarının seçildikleri takdirde tüm emeklilere yardım yapacaklarını ya da her yere doğalgaz getireceklerini vaat etmelerinde olduğu gibi, İzmir‘deki AKP adayı da asıl olarak iktidar tarafından yapılabilecek büyük bir yatırımı sanki belediye imkan ve kaynakları ile yapacakmış gibi, mevcut hukuk düzenine ve mahkeme kararlarına rağmen bu işi becerebilirmiş gibi kendi hanesine yazdırmayı düşünmektedir. Bu ise içinde bulunduğumuz sistemin, aynen Suriye‘deki BAAS rejimi ve Azerbaycan‘daki totaliter Aliyev yönetim gibi AKP‘li belediyelerle AKP‘li merkezi iktidarın bütünleştiği bir parti devleti sisteminin yürürlükte olduğunu, böylesi bir parti devleti uygulamasının bu beyefendiler tarafından olağan karşılanıp oradan aldıkları güçle kural kaide dinlemeden istediklerini yapabilecekleri gibi beyanlarda bulunmakta, seçildikleri takdirde İzmir‘in seçilen yerel yöneticiler tarafından değil Ankara‘daki tek adam tarafından yönetileceğini açık bir şekilde itiraf etmektedirler.

Ancak 13 Şubat 2024 tarihli Birgün gazetesi tarafından “AKP’in İzmir adayı Hamza Dağ, mahkemenin iptal ettiği projeyi vaat olarak duyurdu” (2) şeklinde bir haber yapılmış olmasına karşın aynı proje için muhalefet cephesinde yer alan; hatta bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali mücadelesine katılan Konak ve Karabağlar belediye başkan adayları başta olmak üzere CHP‘nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Cemil Tugay‘ın, aradan tam bir hafta geçmiş olmasına karşın AKP adayının bu prestij projesi için tek bir görüş açıklamaması, bu yatırımın hukuki yönden İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılamayacağını ifade edip bu proje için yüksek mahkeme tarafından verilen kararı hatırlatmamış olması da oldukça ilginç bir durumu koymaktadır.

Aynı durum, 33 ve 39 numaralı “Çevre Altyapısı-Doğalgaz” ve “Urla Karantina Adası Turizm Merkezi” isimli projeler için de geçerlidir.

Ülke çapında ve İzmir‘deki doğalgaz hizmetleri, belediyelerin genellikle % 10 oranında hissedar olduğu ve iktidar tarafından imtiyaz verilen özel şirketler eliyle yerine getirilmekte olup, belediyelere verilen % 10’luk hissenin hikmet-i sebebi ise, kurulan doğalgaz şirketlerinin büyük maliyetlere neden olan kent içi kazıların bedelini ödememesini sağlamak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, doğalgaz hatlarının yapımı ile görevlendirilmiş Botaş ile İzmir‘deki doğalgaz dağıtımı için yetkilendirilmiş yandaş Kolin Holding kapsamındaki İzmirgaz A.Ş.‘ne ait görevlerin, AKP adayının vaat listesinde yer alması, belediye başkanı oldukları takdirde bu şirketlere merkezi iktidar tarafından verilen imtiyaz ve yetkilerin zorlanacağını, bu zorlama neticesinde de İzmirgaz A.Ş.‘ne verilecek yeni imtiyazlar karşılığında gelişip genişleyen doğalgaz şebekesi “başarı” olarak belediye başkanının hanesine yazılacaktır. Tabii ki, merkezi iktidarı elinde bulundurmayan diğer muhalif parti adaylarının böyle bir şeyi vaat etmesi mümkün olmayacağı için, bu vaadi yapan belediye başkan adayları 1-0 öne geçmiş olacak, merkezi iktidarın kendilerine sunduğu imkanlarla seçimlerin galibi olarak ortaya çıkacaklardır.

Diğer yandan mülkiyeti Hazine‘ye ait olup Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılan Urla Karantina Adası‘nın tarihi ve arkeolojik değerinin koruma-kullanma dengesini dikkate almaksızın, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir turizm merkezi olarak kullanılacağını ilan etmek de, arkasını merkezi iktidara dayamış ve parti devleti zihniyetini benimsemiş bir belediye başkan adayının dayatması olarak kabul edilebilir.

53 ana başlık halinde sunulan projeler arasında hiç mi eksik kalan, özellikle eksik bırakılan, 22 yıllık AKP iktidarına uygun görülmediği için gündeme getirilmeyen sorun ve ihtiyaçlar yok?

İşte bu düşünceden hareketle aklımıza gelen ilk konu ve noktaları şu şekilde sıralayabiliriz. Tabii ki daha sonra aklımıza gelecek olanları da bunlara eklemek koşuluyla…

📌 2019 tarihli İzmir Ulaşım Master Planı‘nda yer aldığı halde verilen süre içinde yapılmayan İzmir-Kemalpaşa İZBAN hattının yapımı açıklanan proje demetinde yer almamaktadır.

📌 Etkili bir çözümmüş gibi sunulan battı-çıktı geçitlerin her sel felaketinde bir ölüm tuzağına dönüşmesi ihtimalinin göz ardı edildiği görülmektedir.

📌Karayolları sorumluluk alanına giren yolların yapım, bakım, onarım ve genişletmelerinin “inisiyatif alınarakİzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılacağının belirtilmesi parti devleti anlayışının diğer bir örneğidir.

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hissedarı olduğu “Basmane Çukuru” ve “Hilton Oteli” ile yapımı yarıda kalan Mavişehir Opera Binası, ticari anlamda cazibesini kaybeden Konak Pier, yağmalanmak istenen İnciraltı ile her yağmur yağdığında sular altında kalan Mavişehir‘de ne yapılacağının belirtilmemesi bu proje demetinin en önemli eksikliğidir.

📌İstihdam denilince ilk akla gelmesi gereken işsizler için yeni iş alanları yaratmak yerine işsizlerle işverenleri bir araya getiren düzenlemelerin önerilmesi ciddi şekilde işsizlik sorununun ciddiye alınmaması anlamına gelmektedir.

📌Sunumu yapılan 53 proje arasında deprem, sel, yangın, kuraklık, salgın ve kimyasal kirlenme gibi olası doğal afetler karşısında ne yapılacağının açıklanmamış olması büyük bir eksikliktir.

📌Merkezi iktidarın özelleştirme programında olan Alsancak Limanı‘nın teknoloji ve inovasyon merkezi haline dönüştürülmesi ile aynı yerde bir kruvaziyer limanı yapım ve geliştirilmesi vaadi de asıl olarak merkezi iktidara ait görev olması nedeniyle AKP’li adayın suya yazdığı bir vaat olarak değerlendirilmelidir.

📌 Katı atıkların toplanıp değerlendirilmesi; özellikle de kentin önemli bir sorunu olan Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi için hiçbir olumlu vaatte bulunulmamaktadır.

📌 İzmir denilince ilk akla gelen şeylerden biri olan Uluslararası İzmir Fuarı ve İZFAŞ tarafından yürütülen fuarcılık hizmetleri konusunda hiçbir vaatte bulunmamaktadır.

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir halkı için büyük bir yük oluşturan belediye şirketleri konusunda halkı rahatlatacak hiçbir proje sözü verilmemektedir.

📌 Seçmenin asıl gündemini oluşturan yoksulluk, açlık ve hayat pahalılığı konusunda tek bir söz edilmemektedir.

📌 AKP adayı Hamza Dağ, daha önceki belediye başkanları gibi Körfez‘de yüzme iddiasına girmese de; kullandığı yanlış Türkçe nedeniyle bizlere masmavi bir körfezde -yüzmek yerine- yürümeyi önermektedir: “.. İzmirlilerin masmavi bir körfezde yürüyüş yapabilmesini amaçlıyor” Bkz. 27 numaralı Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi Projesi. Tabii ki bu vaat, su üstüne yazı yazıp yürüme yeteneğine sahip olanlar için geçerli…

📌 20, 21, 23 ve 24 numaralı proje açıklamalarında dört kez tekrarlanan “yaşlı ve emeklilere yönelik akıllı saat uygulaması” ifadesi, 65 yaş üstü yaşlı ve emeklilere ait ücretsiz ulaşım hakkının “akıllı saat uygulaması” adı altında kısıtlanması ihtimalini akla getirdiği için, bu anlatımla neyin ifade edilmek istendiği bir an önce açıklanmalıdır.

📌 İzmir’de çoğu insanın belirli bölge ve mahalleler düzeyinde şikayetçi olduğu esenlik ve güvenlik sorunlarının nasıl çözümleneceği, bu sorunların çözümü için nasıl bir yöntem uygulanacağı belirtilmemektedir.

📌 İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı söylenip yapımındaki teknik hatalar nedeniyle kullanılamayan; ama buna rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin her yıl ödeme yaptığı Gördes Barajı ile ilgili sorunun bu projeler içinde gündeme getirilmediği, tümüyle bir merkezi iktidar projesi olan bu başarısız yatırımın hatırlanmadığı görülmektedir.

📌 Yapılacağı söylenen topu topu üç kütüphanenin, bu mekanlar sanki sadece bir ders çalışma ya da etüt merkeziymiş gibi sadece gençlere ve öğrencilere tahsis edileceğinin söylenmesi, gençler ve öğrenciler dışında kalanların bunun dışında tutulması aslında bu işin de yeterince bilinmediğini göstermektedir.

📌Sunumu yapılan bu projeler arasında üretimi arttırıp aşırı tüketimi azaltan, refahı ve sosyal adaleti sağlamayı hedefleyen, kültürel, tarihi, arkeolojik ve doğal değerlerin korunmasını amaçlayan düzenlemelere yer verilmemesi bu konulardaki bilinçli bir politikanın sonucuymuş gibi gözükmektedir.

Sonuç olarak anlaşılan o ki, AKP adayı Hamza Dağ‘ın 31 Mart 2024 tarihli İzmir büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde başarılı olması için hazırlanan ve 12 ayrı ana başlık altında derlediğim toplam 53 projesi, 2009, 2014 ve 2019 seçimlerinde yarışan diğer AKP‘li belediye başkan adayları Taha Aksoy, Binali Yıldırım ve Nihat Zeybekçi‘nin yağmalama projelerine göre hem sayı hem de içerik yönünden oldukça az ve zayıf gözüküyor. Proje olarak sunulan bu ön fikirlerin proje haline dönüştürülmeden önce yeterince araştırılıp analiz edilmediği, bugüne kadar çoğu mevcut belediye tarafından farklı ad ve şekillerde uygulanan ya da uygulanmakta olan projeler olduğu, bu nedenle de mevcut sorun ve ihtiyaçlara cevap vermeyen ve kendi içinde yeni olmayan öneriler olduğu anlaşılıyor. Tabii ki bu durum, yerel iktidarı ele geçirdikleri takdirde bu kadar az ve kalitesiz proje ile bu kenti daha az yağmalayacakları anlamına gelmiyor. Anlaşılan o ki, hem yerel iktidar hem de merkezi iktidar olarak el ele verip İzmir‘i İzmir olmaktan çıkaran yağma uygulamalarına tam gaz devam etme konusunda yine büyük bir iştah gösteriyorlar ve tüm kenti yandaş şirketlere pazarlayacakları bir inşaat alanı olarak görüyorlar.

(1) https://avhamzadag.com/projeler/ Erişim Tarihi: 18.02.2024.

(2) https://www.birgun.net/haber/akp-nin-izmir-adayi-hamza-dag-mahkemenin-iptal-ettigi-projeyi-vaat-olarak-duyurdu-506321 Erişim Tarihi: 18.02.2024.

(3)Kocaoğlu’ndan Kaya’ya Körfez Geçiş Projesi, Zorlu’ya Yatırım Yanıtı“, Erişim Tarihi: 17.02.2024, https://www.egedesonsoz.com/haber/kocaoglu-ndan-kaya-ya-korfez-gecis-projesi-zorlu-ya-yatirim-yaniti/945773

İzmir’in unutulan sanatçıları 31 – Alberto Hemsi

Ali Rıza Avcan

İtalyan uyruğundaki Sefarad Yahudisi Alberto Hemsi (Çikurel) 27 Haziran 1898’de Manisa‘nın Turgutlu ilçesinde doğup, 7/8 Ekim 1975’de 77 yaşındayken Paris yakınlarındaki Aubervilliers‘de  vefat eden, sanat yaşamı boyunca, Avrupa’da ortaya çıkan neo-folklorizmin etkisiyle kendi ulusal müzik kaynaklarını araştırıp yorumlayan Leoš Janácek (1854-1928), Béla Bartók (1881-1945) ve Manuel de Falla (1876-1946) gibi Sefarad müziğinin klasik müzik formunda olmayan Türk-Balkan-Yahudi melodilerini besteleyen bir etnomüzikologdur. Bu anlamda Hemsi‘nin araştırıp derlediği Sefarad Yahudi halk şarkılarıyla sözlü halk edebiyatını derlemesi, henüz uluslaşmamış bir halkın etnik yaratıcılığını ortaya koyan en iyi örnektir. Diğer yandan da zengin Fransız Yahudilerinin örgütlenmesiyle ortaya çıkan Alliance Israélite Universelle girişiminin Osmanlı Yahudileri arasındaki milliyetçi düşüncelere ve Siyonizm‘in gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu gösteren somut bir örnektir.

Alberto Hemsi (1898-1975)
Alberto Hemsi (1898-1975) – 19.04.1908: 10 yaşındayken…
Alberto Hemsi (1898-1975)
Alberto Hemsi (1898-1975)

Ailesi, sinagogda okunan dualar sırasında müziğe karşı ilgi duyduğunu gördüklerinde onu müzik eğitimi alması için İzmir‘deki amcasının yanına gönderir. Alberto burada 1908’den 1913’e kadar Fransız kültürünün temsilcisi Alliance Israélite Universelle (AIU) okulunda okur. Müzik hocaları İzak Algazi (1889-1950) ve Sem Tov Şikar (1840-1920)’dır. Okuldaki Société Musicale Israélite topluluğunda flüt, trombon, kornet ve klarnet çalmakla birlikte asıl tutkusu piyano ve kompozisyondur.

Société Musicale Israélite La Ville de Smyrne, 19 Nisan 1908.

1913 yılında AIU müdürünün ısrarı üzerine Hemsi, Conservatorio Royal di Milano‘da okumak üzere burs aldıktan sonra İtalya‘ya gider. Konservatuvarda Bossi Pirinello (kompozisyon, armoni ve kontrpuan), Galli (orkestrasyon), Pozzoli Delochi (teori ve solfej) ve Giusto Zampieri (müzik tarihi) gibi uluslararası üne sahip profesörler tarafından eğitilir. Eğitimi sırasında patlak veren Birinci Dünya Savaşı‘na piyade subayı olarak İtalyan ordusuna katılır ve 10. Isonzo Savaşı sırasında yaralanarak kol kaslarından birinde ciddi, kalıcı hasarlar oluşur. Bu durum daha sonra onun piyanistlik kariyerini olumsuz yönde etkileyen bir engele dönüşür.

Alberto Hemsi İtalyan ordusunda.
Alberto Hemsi eşi Myriam Capetullo Hemsi ve ailesiyle.
Eliahou Hannabi Tapınağı Korosu, İskenderiye, Nisan 1932.
Alberto Hemsi koro öğrencileriyle birlikte (1930).
Alberto Hemsi ve Eliahou Hannabi Tapınağı Erkek ve Çocuk Korosu, İskenderiye, 1930.
Hahambaşı Prato’nun (ortada) gelişi üzerine İskenderiye Yahudi Cemaatinin tüm liderleri, Alberto Hemsi sağ başta.
Alberto Hemsi koro öğrencileriyle birlikte, İskenderiye, Nisan 1932.
Alberto Hemsi, müstakbel eşi Myriam Capetullo Hemsi ile nişan fotoğrafı, 1930 civarı.
Kızı Alegra Hemsi Yunan ulusal kostümü (evzone) ile, 1937 dolayları.
Eşi Myriam Capetullo, kızları Allegra, Juliette, Ketty ve kayınvalidesi.

Alberto Hemsi, 1919 yılında enstrümantasyon diplomasını aldıktan sonra memleketine dönerek 1920-1924 yılları arasında İzmir‘de teori, piyano ve koro dersleri vermeye başlar. 1924’te Rodos adasındaki İtalyan konsolosluğunda tercüman olarak çalışmayı kabul eder . Rodos‘ta ders verirken, özellikle ailelerin özel günlerde kantikalar söylemek için davet ettiği, güzel sesleriyle tanınan yarı profesyonel şarkıcı kadınlarla görüşerek, onların söylediklerini kayıt altına alarak etnografik ve folklorik araştırmalar yapar. Rodoslu Yakov Hazan kendisine bu konuda yardımcı olur. Orada eşi Myriam Capelluto ile tanışır. 1927’de İskenderiye‘ye gittiğinde İskenderiye Yahudi Cemaati ona Eliahou Hanabi Tapınağı‘nın müzik direktörlüğünü teklif eder. Topluluk okullarında müzik öğretmeni olarak bir nefesli çalgı orkestrası kurar ve yönetir. 1940 yılına kadar İskenderiye G. Verdi Konservatuarı‘nda, 1952-1957 yılları arasında da İskenderiye Müzik Konservatuarı‘nda armoni ve kompozisyon dersleri verir. Ağustos 1930’un sonunda evlendiği Myriam Capelluto (1912-2005) ile evliliğinden Allegra (Benoun-Hemsi), Juliette ve Ketty (Menasse-Hemsi) adını verdiği üç kız çocuğu olur.

Alberto Hemsi’nin müzik direktörlüğünü yaptığı Eliyahu Hanavi Sinagogu.
Alberto Hemsi (1898-1975).
Alberto Hemsi (1898-1975), Mart 1928.

İskenderiye‘de bulunduğu bu dönemde Béla Bartók (1881-1945) ve Constantin Brăiloiu (1893-1958)’nun folklorik araştırmalarını takip etmeye başlar ve Yahudi toplulukların kadınları tarafından nesiller boyu sözlü olarak aktarılan ve ortaçağ İspanyol edebiyatıyla beslenen İspanyol-Yahudi geleneksel müziğini araştırmaya, İzmir, Selanik, Rodos, İstanbul ve İskenderiye‘de söylenen geleneksel ilahileri derlemeye çalışır. Bu araştırma gezilerinin bir sonucu olarak 1932-1938 yılları arasında altmış geleneksel melodinin piyano için armonilerini yazar. Bu eser “Coplas Sefardies” olarak bilinen on ciltlik çalışmanın ilk beş cildidir.

Hemsi, “Coplas Sefardies“in yanı sıra orkestra, yaylı beşli, koro, çello ve piyano gibi çeşitli topluluklar için çok sayıda eser besteledi. Sinagogun ayin müziğinden olduğu kadar Mısır, Türkiye ve Yunanistan müziklerinden de ilham aldı.

Alberto Hemsi, Süveyş Krizi‘nin ardından 22 Ağustos 1957 tarihinde ailesi ile birlikte Mısır‘dan sürülünce yaşamaya başladığı Paris‘te yaşam tarzına uyum sağlamakla birlikte kompozisyon üretimi yavaşlamaya başladı. Brith Shalom ve Don Isaac Abranavel sinagoglarında müzik direktörlüğü ve École Cantoriale du Séminaire Israélite de France (SIF)‘da solfej öğretmeni olarak iş buldu. Paris yakınındaki Aubervilliers‘te yaşadığı bu dönemde Fransız radyosunda bir dizi İspanyolca programa ev sahipliği yaparak 1969-1973 yılları arasında Coplas Sefardies serisinin beş ciltten oluşan ikinci bölümünü yazdı. Ölümünden kısa bir süre önce, 1975’te, Sefarad müziği üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı Madrid‘deki San Fernando Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi‘ne üye olarak seçildi.

Alberto Hemsi (1898-1975)

Hayatının ilerleyen dönemlerinde bestelerini yaymak için sağlığı bozulmaya başlayıncaya kadar düzenli olarak seyahat etti ve Ekim 1975’te Paris yakınlarındaki Aubervilliers‘de akciğer kanserinden öldü.

altı-türk-dansları-piyano-için-zeibek-alberto-hemsi_50_.jpg

Çok sayıda uluslararası ödülün sahibi müzisyen Alberto Hemsi, Selanik, Rodos, İzmir, İskenderiye gibi Yahudi toplulukların yaşadığı yerlerdeki, başta kendi annesi olmak üzere görüştüğü 65 kişiden topladığı 230 adet yazılı metinden opus sayısı verilmiş ve çoğu yayınlanmamış olağanüstü kalitede 54 müzik eseri bırakmıştır. (Kal NidreYom Guilaİncil vizyonları, vb.), koro için (Ladino’da altı koro , İbranice dört eser vb.) bir veya iki piyano için (Üç Mısır Dansı , Üç İncil Dansı , vb.), keman, viyola veya çello ve piyano için (birkaç Sefarad Süiti ), son olarak farklı topluluklar ve senfoni orkestrası için (İncil Dansları , Masa senfonik , vb.) “Coplas Sefardies” adı verilen 10 ciltlik eserinde ise klasik müzik formatında yeniden düzenlediği 60 adet şarkı bulunmaktadır.

Eserlerinin büyük bir kısmı yalnızca kopyalar veya el yazmaları biçiminde olup bunlardan oluşan arşiv, eşi Bayan Myriam Capelutto Hemsi tarafından 5 Temmuz 2004’te bağışlanmasından sonra şu anda Avrupa Yahudi Müziği Enstitüsü tarafından korunmaktadır.

Sanatçının “Coplas Sefardies” adı altında 10 ciltlik bir çalışma olarak derleyip düzenlediği 60 şarkının listesi:

Turgutlu Kent Müzesi, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Turgutlu Kent Müzesi – Piyanonun üstündeki ahizeyi kaldırdığınızda Alberto Hemsi’nin Coplas Sefardies düzenlemelerini dinleyebiliyorsunuz… Fotoğraf: Mehmet Tüzel Gökyayla.

Ayrıca Turgutlu Kent Müzesi Projesi Koordinatörü Mehmet Tüzel Gökyayla‘dan aldığımız bilgiye göre, küratörlüğü Prof. Dr. Engin Berber tarafından gerçekleştirilen Turgutlu Kent MüzesiYörük-Türkmen Odası” girişindeki piyanonun üstündeki telefonun ahizesini kaldırdığımız takdirde, Turgutlu doğumlu Alberto Hemsi‘nin “Coplas Seferadies” düzenlemelerini dinleyebiliyoruz. O nedenle ilk seyahat programımda Turgutlu’ya gidip o telefon cihazından o güzel şarkıları dinlemek olmalı diye düşünüyorum.

Yararlanılan Kaynaklar

Denailles, C., “İzmir’de Judeo-Espanyol Müzik, Alberto Hemsi”, İzmir’de Yahudiler – Antik Smyrna’dan Günümüze, Gözlem Gazetecilik, Mart 2022.

Hemsi, A., 1994, “Cancionerio sefardi. E. Seroussi ed., in collaboration with P. Diaz-Mas, J.M. Pdrosa and E. Romero. Jerusalem : The Hebrew University, Youval Music Series IV.

Hemsi, A., “Romencea Y Cantigas Sefardies, s.56, https://www.cervantesvirtual.com/descargaPdf/romancea-y-cantigas-sefardies/ Erişim Tarihi: 14.02.2024.

Heskes, İ. “Alberto Hemsi.” Notes, vol. 56, no. 2, Dec. 1999, p. 496. Gale Academic OneFile,  link.gale.com/apps/doc/A58633839/AONE?u=anon~136fa329&sid=googleScholar&xid=2da1a954 – Accessed 11 Feb. 2024.

Jessica, R., “Se réinventer au présent Les Judéo-espagnols de France. Famille, communauté et patrimoine musical

Sadak, S., “Transculturalité et identité musicale dans les répertoires judéo-espagnols”, Cahiers d’ethnomusicologie, 20 | 2007, s.198-209.

Seroussi, E., “Alberto Hemsi Cancionero Sefardí” , Kesset Publications, The Hebrew University, Jerusalem, 1995, 462 s.

Alberto Hemsi Arşivi, Institut Europeen Des Musiques Juvies, Erişim Tarihi: 14.02.2024, http://www.rachelnet.net/F/?func=find-c&ccl_term=WHOC%3DAlberto+Hemsi&local_base=iemcg&x=0&y=0

https://en.wikipedia.org/wiki/Alberto_Hemsi

https://referenceworks.brillonline.com/browse/encyclopedia-of-jews-in-the-islamic-world/alphaRange/H%20-%20Hg/H?s.rows=100&s.start=20

Alberto Hemsi – Ah, el novio no quere dinero, Op. 8 No. 4.
Altı Türk Dansı – Zeybek (1926).
Alberto Hemsi, 3 Türk Dansı: Münevver, Sıdıka, Azize (1929).
Münevver, 1929.
Alberto Hemsi, Tre Arie Antiche for String Quartet, Op. 30, I. Ballata, ARC Ensemble.
Fatma.

İdeoloji, siyasi tutum, coşku ve heyecan yoksunluğunun gittiği yer…

Ali Rıza Avcan

Yaşadığımız kentlerdeki belediye kadrolarının sil baştan yeniden belirleneceği bir seçimin arifesindeyiz…

Çevremizi, adaylığı kesinleşmiş isimlerle henüz aday olamamış isimlerden oluşan büyük bir kalabalık işgal etmiş durumda… Bu adaylar, aday adayları ve onların çevresindeki taraftarlarıyla bu paylaşımdan payına düşeni yakalamak amacıyla koşturanlar dört bir yanımızı sarıp sarmalamış; adeta kuşatmış vaziyetteler…

Heyecandan uzak bir hava içinde, “Ben en güzelim“, “En yakışıklısı benim“, “En etkili gülümseyen benim” ya da “Onu alma, beni al” denilerek sürdürülen bu garip aday pazarında karşımıza çıkan yeni isim ve yüzlerin eskilerden ne farkı olduğunu bilmeden bir fikir geliştirmeye, onların bu ölgün, solgun mantıksız halinden mantıklı sonuçlar çıkarmaya çalışıyor ya da geçmişte kendi özel yaşamında veya iş ve siyaset alanında yeni ufuklara yelken açıp arkadaş, dost ve yoldaşlarını geride bırakan; bu nedenle de güvenilmeyen isimlerin bu kez de nasıl bir tutum sergileyeceğini merakla bekliyoruz.

Hiç bir adayın dilinde ve eyleminde partisine ya da kendi dünya görüşüne dair ideolojik ya da siyasi bir görüş kırıntısı yok… Üstüne üstlük içinde bir neşe, bir kıpırtı, bir heyecan bile yok… Herkes adeta, Cumhurbaşkanlığı kararnamesini beklercesine CHP genel merkezince yapılacak memur tayinlerini bekliyor… Bir yandan başkanlık sistemini eleştiren muhalefet, diğer yandan adeta başkanlık sistemini ihya edercesine belediye başkan ve meclis üyesi tespitlerini önseçim yerine genel merkezdekilerin iki dudağı arasına, onların insafına bırakıyor..

Örneğin her biri kara bir kuyu olan belediye şirketleri ya da TARKEM gibi bir soylulaştırma şirketi hakkında ne düşündüklerini, onunla ilgili olarak ne yapacaklarını söylemiyor ya da belediye mallarının satılarak ya da peşkeş çekilerek yağmalanması konusunda öfke ya da kızgınlıklarını dile getirmiyor, büyük borçlar altındaki belediyelerde yönetime geldikleri takdirde bu borçları nasıl yok edeceklerini ya da bundan böyle belediye taşınmazlarını satmayacaklarını, bu taşınmazları belediye şirketlerinin borçları için ipotek ettirmeyeceklerini, Basmane Çukuru, Hilton Oteli, Kültürpark, Vestel Gökdeleni, Konak Pier için ne yapacaklarını, halka ait bu malların satışının ya da özel sermayeye devrinin yanlış olduğunu söylemiyorlar. Üstüne üstlük bütün bunları söylemedikleri gibi belediye başkanlığının vatan hizmeti olduğunu söyleyecek kadar hamasete gömülüyorlar…

Ortalıkta neşeden, heyecandan ve iddiadan uzak öylesine tatsız, tuzsuz bir hava var ki; kendilerini ele vermemek amacıyla kullandıkları dil ya da sözcükler bile, kimseleri korkutup küstürmeyecek; hatta kızdırmayacak derecede renksiz, kokusuz steril bir dil… Halkın arasına çıkıp konuştuklarında bile çoğu kez hal hatır sormaktan başka bir şey yapmıyorlar… Bazıları böylesi bir şey yapmaya kalksa bile herkesin kendi meşrebine göre farklı yerlere çekebileceği “toplumcu belediyecilik“, “sosyal belediyecilik“, “halkçı belediyecilik” ya da “kentsel dönüşüm” gibi lastikli kavramları kullanmayı tercih edip ondan öteye gitmiyor, gidemiyorlar…

Çünkü ellerinde, mensubu oldukları siyasi parti tarafından 2024 seçimleri için düzenlenmiş ve bu seçimlerde bir rehber olarak kullanabilecekleri bir seçim beyannameleri bile yok! O eski günlerin çiçek açan İzmir dağlarından ya da Mart’ın sonunda gelecek bahardan haber bile veremiyorlar…

Özellikle de seçim öncesindeki kurultaylarında genel başkanlarını devirerek “değişim” sloganlarıyla yönetimine gelenlerin partisi CHP‘de…

Ortalık uzayıp giden aday pazarlığının ürünü umut, öfke, kızgınlık gibi duygu patlamalarından geçilmezken bütün bu aday adaylarıyla adayları ve küskünleri toparlayacak, seçmenleri sevindirip keyiflendirecek bir seçim bildirgesi, mensubu oldukları partinin ve dolaylı olarak kendilerinin bu seçimde ne vaat edeceğini, seçmene hangi sözlerin verileceğini, geçmişte hangi hata ve eksikliklerin yapıldığını, o hata ve eksikliklerin bir kez daha tekrarlanmaması için bu kez neler yapılması gerektiğini, “değişim” sözü veren bu yeni parti yönetiminin gelecekte nasıl bir kent ve kent yönetimi tahayyül ettiğini gösteren siyasi bir metin -ne yazık ki- yok!

CHP‘nin İnternet portaline baktığımızda sadece 32 sayfalık “Martın Sonu Bahar” sloganıyla süslenen “Huzurlu Kentlerde Yaşamak İçin Halkçı Belediyecilik” başlıklı 2019 seçimlerine ilişkin seçim bildirgesi var ve ondan ötesi yok!

Ama o bildirge de hem 5 yıl önceye, hem de devrik genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu dönemine ait. O nedenle, bildirgeyi kullanmaya kalkan herhangi bir aday ya da aday adayının, Özgür Özel yönetimindeki yeni ekip tarafından nasıl karşılanacağı bilinmiyor ve bu nedenle de bildirgeyi kullanılamıyorlar. Ayrıca o eski bildirgenin, aradan geçen beş yılın sonunda günümüzün ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamayacağı da belli değil.

Ama bir yandan da uzun bir süredir devam eden seçim sürecine rehber olacak herhangi bir bildirge ortada yok…

Üstüne üstlük partilerinin bu seçimlere ait bir sözü, bir bildirgesi olmadığı gibi belediye başkanı oldukları takdirde neler yapıp eyleyeceklerini, nelere önem ve öncelik vereceklerini gösteren bir seçim bildirgesi ve programları yok… Çünkü tutup kendi seçim bildirgelerini hazırlayıp duyurmaya kalksalar, yarın öbür gün yayınlanacak parti seçim bildirgesine ters düşmeyi göze alamıyorlar… Çünkü kendi özel seçim bildirge ve programlarını hazırlamalarını sağlayacak “oyun kurucu” bir beceriye sahip değiller…

Sonuç olarak elde bir parti ve aday seçim bildirgesi yok… Üstüne üstlük hem kendilerini hem de seçmenleri heyecanlandıracak enerji, neşe ve keyifleri de yok… Bu enerjiye sahip olsalar bile bunu bizlere yansıtacak bir niyet ya da çabaları yok… Sanki, genel merkez tarafından belirli makamlara, koltuklara atanacak memurlar gibi tayin kararnamelerini bekliyorlar… CHP’nin seçmene vaat ettiği demokratik seçim sistemi aynen bu!

Ne yapacağını bilmemek, söyleyememek ve söyleyecekleri ile ikna edici olamamak… Buna ilave olarak karşısındaki kitleleri etkileyecek enerjiye, heyecana ve coşkuya sahip olmamak…

Velhasıl muhalefet cephesinde; özellikle de CHP cephesindeki seçim süreci, hem genel merkezde hem de sahada bizzat aday ya da aday adayları tarafından demokrasiden uzak bir şekilde kötü yönetiliyor…

Ve böylelikle; ideoloji, politika, stratejik amaç ve hedefler gibi işin düşünce boyutu ile coşku ve heyecan gibi duygusal boyutu dikkate alınmamak suretiyle başarısızlığın yol taşları örülmeye devam ediliyor…

İzmir’in unutulan sanatçıları 30 – Necdet Levent

Ali Rıza Avcan

Bugünkü sanatçımızı size anlatıp hatırlatmaya başlamadan önce kendimle ilgili özel bir anıyı paylaşmak isterim:

Üniversiteyi bitirip çalışmaya başladığım günlerde, uzun yıllardır aklımda olan bir hayali gerçekleştirerek aynı kentte ailemden ayrı bir ev sahibi olmuş, böylelikle hayatı öğrenip ayaklarımın üstünde durma talimlerime başlamıştım. Tabii ki annemin ve babamın tüm muhalefetine rağmen…

İşte o dönemde evime konuk gelen üniversiteden arkadaşım Ufuk Kaptan ve nişanlısı Miyase Erverdi sayesinde bir grup opera ve koro sanatçısı ile tanışmıştım. O sanatçılardan biri olan tenor Ömer Yılmaz, Opera‘da çaycılık yapan annesinin yanına gidip gelmekle başlayan müzik sevgisini başarılı bir tenor olma noktasına ulaştıran ve geleceği parlak bir sanatçıydı. Onu ilk kez, Carl Orff‘un ünlü eseri Carmina Burana‘nın Türkiye prömiyerinde dinlemiş, “bu çocuk bizim arkadaşımız” diyerek böbürlenmiştim.

Benim klasik müzikle tanışmamı sağlayan, giderek hangi eserin hangi orkestra şefi tarafından yorumlandığına ilişkin tahminlerde bulunmaya başladığım dönemdeki oyun arkadaşlarım işte o Ömer Yılmaz, balerin Ahmet, koro sanatçısı Ufuk ve soprano Miyase idi. Ailemden ayrı yaşadığım o dönemde gelerek bende kalan bu sanatçılar, buna ek olarak daha sonra Ufuk‘la evlenen Miyase‘nin Almanya‘ya eğitime gitmesi nedeniyle benimle ev arkadaşı olan Ufuk benim için öğretmenlik yapmış, evimi adeta bir akademiye dönüştürmüşlerdi.

İşte o nedenle, bana klasik müzik sevgisini aşılayan ve iki ayrı yorumu birbirinden ayırt yetisi kazandıran arkadaşım rahmetli Ömer Yılmaz‘ı saygıyla anıyor, balerin Ahmet‘e, şimdi Avusturya‘da yaşayan koro sanatçısı Ufuk‘la Almanya‘da ünlenen soprano Miyase‘ye ise saygı ve selamlarımı iletiyorum.

Gelelim bugünkü sanatçımıza…

Necdet Levent (1923-2017)

Bugünkü sanatçımız, yıllardır Kemeraltı sokaklarında dolaşıp 2004-2007 döneminde Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘ndeki genel koordinatörlük görevim nedeniyle Kemeraltı‘ndaki her esnafı tanıdığımı zannettiğim bir zamanda karşıma çıktı ve yaşadığı süre içinde benim onu bulup tanıyamadığım, sohbet edip ilminden, irfanından yararlanamadığım bir sanatçı. Kemeraltı, işte böylesine halen keşfedilmemiş ya da değeri bilinmemiş insanları nedeniyle bir dünya mirası olma özelliğini taşıyor… Tabii ki, bilip de anlayana… Her an karşınıza çıkacak yeni bir sürpriz, sizi heyecanlandıracak yeni bir değerle sizi alıp kendi içine sokuyor, adeta kendini zorla sevdiriyor…

O nedenle İzmirli Necdet Levent‘i sağlığında tanıyamadığım için, aynen arkadaşım tenor Ömer Yılmaz‘ı lanet bir hastalık nedeniyle kaybettiğimizde olduğu gibi üzülüyor ve kahroluyor, keşke onun bugün kapanmış olan Kemeraltı, Fevzi Paşa Mahallesi 847/1 Sokak No.6/2F adresindeki Levent Müzik Evi isimli işyerini bulup sohbet edebilseydim diyorum…

Keşke kapanmasaydı….

Evet, bugün hatırlatıp anmaya çalışacağımız sanatçı, bugüne kadar anlatıp hatırlatmaya çalıştığım sanatçılardan farklı olarak, 26 Aralık 1923 tarihinde İzmir‘de doğup 94 yaşındayken 1/2 Aralık 2017 tarihinde İzmir‘de doğmuş; değil yaşadığı kente, ülkemiz ve dünya müzik kültürüne büyük katkılarda bulunmuş değerli bir Klasik Batı Müziği bestecisi. Hem de Cumhuriyet’le yaşıt değerli bir sanatçı…

Necdet Levent, Aydın 7 Eylül İlkokulunda öğrenci iken ablası Suzan Aydın ile.

Ailesi Mora İsyanı sonrasında önce Selanik’e göç etmiş, Selanik‘in de kaybedilmesi üzerine İzmir‘e gelip yerleşmiş muhacir bir aile… Ailesinin ve ağabeyinin sonradan Aydın‘a yerleşmesi nedeniyle ilk ve ortaokulu Aydın‘da okumuş. Evde piyano olması ve kardeşlerinin müzik aleti çalıyor olması nedeniyle müzikle iç içe bir çevrede büyümüş, ilk yıllarda mandolin çalarak edindiği bilgileri Ankara Musiki Muallim Mektebi mezunu öğretmenlerin yardımıyla geliştirmiş, o nedenle Naci Gündem‘in İzmir‘de kurduğu “Mandolinata Orkestrası” ile verdiği konserlere birçok kez özel olarak davet edilmiş ve solist sanatçı olarak katıldığı konserlerde Bach‘ın sonatlarını, Paganini‘nin “Şeytan Kahkahası” diye bilinen Opus 13 numaralı kaprisini seslendirmiş. Nitekim bu olağanüstü mandolin sevgisi nedeniyle Opus 1 numarasını verdiği ilk eseri 1947’de “Op. 1 Mandolin Etüdü” eseri olmuş.

Necdet Levent, İstanbul Hukuk Fakültesi (1944-1949)’nde eğitimine devam ederken İstanbul Belediye Konservatuvarı‘nda görev yapan Seyfettin Asal (1901-1955) ile keman ve armoni çalışmıştır. Aldığı bu eğitim onun klasik armoni ile tanışmasını sağlamış, 1952 yılında yaylı çalgılar orkestrası için yazdığı “Op. 2 Melancolia” ve “Op. 3 Fugue” isimli eserleri bestelerindeki klasik armoni etkilerini ortaya koymuştur. Sanatçının bu dönemde yazdığı eserler ilk beste deneyimleri olarak İTÜ Öğrenci Orkestrası‘nca seslendirilmiştir.

Kızı Ayşegül’ün 4. yaş gününde, Haziran 1963.

Askerlik sonrasında ağabeyinin vefatı üzerine eğitimini yarıda bırakarak ailesinin yaşadığı Aydın‘a dönmüş ve bu on yıllık sürede hiç beste yapmamıştır.

Necdet Levent, 1956-1957 yıllarında Ankara Radyosu‘nda çalışan arkadaşı müzik eleştirmeni ve viyolonist Faruk Güvenç (1926-1982) aracılığıyla besteci Bülent Arel (1919-1990) ile tanışmıştır. Bülent Arel kendisine modern müziğin temelini oluşturan 12 ton tekniği ile ilgili bilgiler vermekle kalmamış, aynı zamanda ünlü Alman müzikolog Herbert Eiwert (1897-1972)’in armoni kitabını vererek de destekte bulunmuştur. Arel‘in Levent üzerindeki etkisi büyük olmuş ve ondan öğrendiği 12 ton tekniği ile kendisinde “serbest yazma” fikri gelişmiş ve kompozisyonlarında daha özgür davranabileceğini görmüştür. “2 Numaralı Yaylı Çalgılar Kuartet“inde bu etkileşimin izlerini görmek mümkündür.

Necdet Levent, müzikolog ve besteci Kemal İlerici (1910 – 1986) tarafından geleneksel Türk müziği bünyesinden, makamlara ve halk havalarına uygun bir armoni sistemi çıkarmaya çalışıp bir oktavda 53 komma ayrıntısında mikrotonal (ara-perdelere dayalı) bir çokseslilik tekniği olarak geliştirdiği “dörtlü armoni sistemi“ni Kemal İlerici ile yazışarak çalışmış ve eserlerini ona göndererek öğrenmiş; ancak, yazdığı eserlerde Kemal İlerici‘den farklı olarak ezgiye önem vermiş, dörtlüsel armoninin ezgisel güzellik olmadan tat vermediğini ifade etmiştir.

Kızı Ayşegül ile birlikte, 1994.

Sanatçının ilki 1942 yılında , sonuncusu da 2012 yılında yazılmak üzere değişik formlarda toplam 55 eseri bulunmaktadır. Bu eserlerinden 10’u yurtiçinde, 4’ü de Warendorf (Almanya), Washington (ABD), Köln (Almanya) ve Belçika gibi yabancı ülkelerde seslendirilmiştir.

Ancak biz İzmirliler için en önemli konu, sanatçının 1987’de besteleyip 1988’de İzmir Devlet Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilen “Op. 24 İzmir Üvertürü” eseri ile 1998 yılında yazıp Nr.1 olarak işaretlediği “Op.44 75. Yıl Cumhuriyet Marşı (senfonik orkestra için)” ile 1999 yılında yazıp Nr.2 olarak işaretlediği “Op.45 75. Yıl Cumhuriyet Marşı (piyano eşlikli şan)” eserlerinin hiç bir film ya da video kaydının bulunmayışı, bu üç değerli eserden birçok İzmirlinin ve İzmir‘deki merkezi ve yerel yönetimlerdekilerin haberdar olmayışıdır.

Neyse ki, İKSEV basın ve halkla ilişkiler danışmanı sayın Sirel Ekşi‘nin verdiği bilgiye göre, sanatçının kızı Ayşegül Levent Gülgeze tarafından İKSEV‘e bağışlanan el yazması notalar arasında “Op. 24 İzmir Festival Üvertürü” ile orkestra için bestelenmiş “Op. 44 Cumhuriyet Marşı” ve mandolin ve çello yaylılar için bestelenmiş “Op.45 Cumhuriyet Marşı” isimlerinin bulunduğunu öğrenip içim rahat etti. Benim için değerli olan bu bilgiyi verdiği için kendilerine teşekkür ediyorum.

Ardından da öncelikle bu iki eserin, ardından da diğer eserlerinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yaptığı sponsorluk çerçevesinde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilerek ve kayıt altına alınarak, Cumhuriyet‘in ilanından 1 ay 27 gün sonra Cumhuriyet‘in içine doğan 1923 doğumlu bir İzmirli bestecinin İzmir halkına armağanı olarak sunulmasını beklerim.

Bu arada sizlerin bu satırları okurken aklınızdan geçirdiğinize emin olduğum, “batıda olsaydı böyle bir sanatçıyı yere göğe koyamazlar, adını, sanını, doğduğu sokağa, eve, adına uygun bir kültür, sanat ya da müzik merkezine verirlerdi” dediğinizi duyar gibi oluyor ve aynı hayıflanma ya da dileğe ben de katılıyorum.

Necdet Levent (1923-2017)

Bu konuda yapılacak diğer yeni bir görev de, İzmir’de verilen tüm kültürel etkinliklerin, özellikle de İzmirli kültür, sanat ve bilim insanlarına ait tüm gösteri, oyun, konuşma, toplantı ve konserlerin kayıt altına alınarak bu asıl ya da kopya kayıtları koruyacak dijital bir arşivin Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nde oluşturulması olmalıdır.

Necdet Levent, Kaynak: Youtube, kuvvett

Sanatçının Tüm Eserleri

  • ORKESTRA İÇİN
  • Op. 5 İki Senfonik Parça, büyük orkestra için, 1960.
  • Op. 13 Ferahnak Semai, orkestra için, 1977.
  • Op. 15 Fasıl, orkestra için, 1978. Dünya prömiyeri: İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, 1978.
  • Op. 17 Çoban Yıldızı, orkestra için bale müziği, 1983.
  • Op. 18 Çoban Yıldızı, bale suiti, 1984; dünya prömiyeri: İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, 1985.
  • Op. 24 İzmir Uvertürü, orkestra için uvertür, 1987; dünya prömiyeri: İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, 1988.
  • Op. 27 Romans, solo keman ve orkestra için, 1987.
  • Op. 28 Aşkın Çiçekleri, büyük orkestra için, 1989.
  • Op. 50 Senfoni Nr. 1, 2005.
  • Op. 52 Senfoni Nr. 2, 2007-2008.
  • Op. 54 Ve Sonrası Senfonik Şiir, senfoni orkestrası için, 2010.
  • Op. 55 Günlükten Sayfalar, senfoni orkestrası için, 2010.
  • Op. 44 75. Yıl Cumhuriyet Marşı Nr. 1, senfoni orkestrası için,, 1998.
  • Op. 25 Göresleme, Çağrı ve Barıi çocuk korosu ve piyano için, 1989, İlk seslendirme: İzmir Devlet Operası Çocuk Korosu, 1994.
  • KONÇERTOLAR
  • Op. 21 Keman Konçertosu No: 1, keman ve büyük orkestra için, 1981-83; dünya prömiyeri: Warendorf VHS Orkestrası, solist: Muharrem Cenker, 1987.
  • Op. 39 Keman Konçertosu No: 2, keman ve orkestra için, 1992-93.
  • ODA ORKESTRASI İÇİN ESERLER
  • Op. 1 Melancolia, yaylılar orkestrası için, 1952; dünya prömiyeri; İstanbul Teknik Üniversitesi Orkestrası, 1953.
  • Op. 3 Fugue, yaylılar orkestrası için, 1952; dünya prömiyeri: İstanbul Teknik Üniversitesi Orkestrası, 1953.
  • Op. 4 Mevsimler, yaylılar orkestrası için, 1958.
  • Op. 8 Yaylı Dörtlü, No.3i flüt ve oda orkestrası içi, 1978, İlk seslendirilişi: Yaylı Çalgılar Orkestrası, Ankara, solist: Aydın İlik, 1978.
  • Op. 15 Altı Parça, oda orkestrası için, 1979.
  • Op. 20 Konçertino, yaylılar orkestrası için, 1988; dünya prömiyeri: İzmir Devlet Senfoni, 1994.
  • Op. 21 Suite, solo flüt ve yaylılar orkestrası için, 1988; dünya prömiyeri: Köln Senfoni Orkestrası, yöneten: Betin Güneş, 1993.
  • Op. 22 Çoban Yıldızı, Bale Müziği,flüt ve yaylı beşliler için, 1983.
  • Op. 25 Konçertino, yaylı çalgılar orkestrası için, 1988.
  • Op. 26 Flüt ve Yaylı Çalgılar Orkestrası İçin Süit, 1988.
  • Koro İçin Eserler
  • Op. 25 Göresleme, Çağrı ve Barış, çocuk korosu ve piyano için, 1989. İlk seslendirilişi: İzmir Devlet Operası Çocuk Korosu, 1994.
  • Op. 1 Mandolin İçin Etüd, 1942.
  • Bale İçin Müzikler
  • Op. 22 Çoban Yıldızı, Bale Müziği, flüt ve yaylı beliler için, 1983.
  • Op. 22 Çoban Yıldızı, Bale Süiti, 1984.
  • Op. 28, Sevgi Çiçeği, Bale Müziği, orkestra için, 1989.
  • Piyano İçin Eserler
  • Op. 16 Piyano İçin On Parça, 1978-1979.
  • Op. 6 Piyano İçin 4 parça, 1963.
  • Op. 7 Deli Dumrul Bale Müziği, piyano, 1970.
  • Oda Müziği Eserleri
  • Op.18 Altı Parça, Yaylı Çalgılar Orkestrası için, 1979.
  • Op. 19 İki Semai, keman ve piyano için, 1980.
  • Op. 20 Peşrev, döt keman için, 1980.
  • Op. 29 Duo, keman ve çello için, 1989.
  • Op. 32 Andante con estro poetico, solo keman için, 1990.
  • Op. 33 Fantazi, keman ve piyano için, 1990.
  • Op. 34 Romans, keman ve viyola için, 1990.
  • Op. 35 Dup, keman ve viyola için, 1990.
  • Op. 38 Flüt ve piyano için parçalar, 1993.
  • Op. 9 İki Parça, iki obua, fagot ve klarinet için, 1975.
  • Op. 10 Beşil, alto saksafon ve yaylı dördül için, 1975.
  • Op. 11 Yaylı dördül No.2, 1975, İlk seslendirme: Sussise Quartet, Washington, 1991.
  • Op. 12 Yaylı dördül No.3, üç saz eseri, 1976, İlk sesslendirme: Alapınar Dörtlüsü, 1976.
  • Op. 24 İkili, flüt ve viyola için, 1989, İlk seslendirme: Aydın İlik, Erika Farkas, 1990.
  • Op. 26 Andante (con estro poetica), keman ve piyano için, 1990, İlk seslendirme: Olgu Kızılay ve Payam Gül, 1993.
  • Op. 27 Fantezi, keman ve piyano için, 1990.
  • Op. 28 Romans, keman ve viyola için, 1990.
  • Op. 29 Butterfly, keman ve viyola için, 1990.
  • Op. 31 Nostalji, flüt ve piyano için, 1983-92, İlk seslendirme: Commune D’exelles Academie de MUsique, Belçika, 1993.
  • Op. 32 Adagio ve Allegretto, keman, viyola ve piyano için üçlü, 1993.
  • Op. 36 Yaylı Çalgılar İçin Parçalar, 1991.
  • Op. 37 İki Romans, keman ve piyano için, 1991.
  • Op. 40 Peşrev, klarinet-piyano, 1993.
  • Op. 40/a Beste, klarinet-piyano, 1993.
  • Op. 41 Üç Flüt İçin Piyano Eşlikli Parça, 1994.
  • Op. 43 Trio, keman-viyola-piyano, 1994.
  • Op. 46 Alelgro, 2 keman ve piyano için, 2000.
  • Op. 47 Solo Keman İçin 4 Parça, Hazar Alapınar’ın 4 şiiri üzerine, 2000.
  • Op. 48 Süit, keman ve piyano için, 2001.
  • Op. 49 Keman ve Yaylı Orkestrası İçin 3 Parça, 2002.
  • Op. 51 Şiirler, yaylı çalgı orkestrası için, 2006.
  • Op. 51/a Şiirler, yaylı çalgı kenteti için, 2006.
  • Op. 53 Poem, keman-viyola-piyano için, 2008.
  • Op. 45 75. Yıl Cumhuriyet Marşı Nr. 2, Piyano eşlikli şan, 1999.
  • Çocuk Şarkıları
  • Op.30 Çağrı, piyano eşlikli çocuk şarkısı, 1989.
  • Op. 31 Göresleme, piyano eşlikli çocuk şarkısı, 1989.
  • Op. 42 Barış, piyano eşlikli çocuk şarkısı, 1994.
  • Kitapları
  • Çağdaş Türk Müziğinde Dörtlü Armani, 1. Basım 1995, 2. Basım 1996.
  • Çalgı ve Orkestralama Bilgisi, 1997.
  • Türk ve Batı Müziği, Ezgilerde Çokseslilik Yöntemi, 1998.
  • Basılı Yapıtlar
  • Piyano İçin 10 Parça, 4. Basım, 1997.
  • İki Romans, keman ve piyano için, 2. Basım, 1994.
  • Yaylı Çalgılar İçin Parçalar, 2. Basım, 1997.
  • Yaylı Dördül No.2, 2. Basım 1997.
  • Peşrev, Beste ve İki Semai, keman ve piyano için, 1993.
  • Flüt İçin Parçalar, flüt ve piyano için, 1993.

Yararlanılan Kaynaklar

Akyol, E. D. “Necdet Levent’in Elele, Yemeni ve Efe Eserlerinin Düzenlenerek Viyola Eğitiminde Kullanılabilirliğine Yönelik Öğretim Elemanı ve Öğrenci Görüşleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 2021.

Baylan, M. S., “Aşkın Çiçeklerinin Büyük Bestecisine, https://www.mavi-nota.com/yazi/ayrinti/626

Erdoğan A., “Necdet Levent’in Geçmişten Günümüze İlgilendiği Armoni Stilleri ve Bu Stillerin Eserlerindeki Etkisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya, 2014, https://www.muziklopedi.org/?/Bildiri/17

Görgülü, Ö., “Yüzyıl Çağdaş Türk Müziğinde Viyola Repertuvarı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2006.

Karabeyoğlu, B. “Muammer Sun’un Piyano İçin Yurt Renkleri (1.Defter) ve Necdet Levent’in Piyano İçin On Parça eserlerinin piyano eğitimi açısından incelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Edirne. 2017.

Kurtaslan, Z., Ergan, M. S., Kutluk, Ö. “Necdet Levent’in 1 Numaralı Keman Konçertosu’nun Kemal Öğretimindeki Temel Davranışlara Yönelik İçerik Analizi, İnönü Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, Cilt 2, Sayı 5 (2012), sh.187-200.

İzmirli Besteci Necdet Levent Müziksev’de Anıldı“, https://www.sanattanyansimalar.com/izmirli-besteci-necdet-levent-muziksev-de-anildi/4141

Necdet Levent, https://tr.wikipedia.org/wiki/Necdet_Levent

Necdet Levent Pas De Deux – Aşk Dansı Op 22 Çoban Yıldızı Balesi’nden

“Özlem”

Tekmili birden Cemil Tugay-Mehmet Cengiz hikayesi…

Ali Rıza Avcan

Yazının başlığında gördüğünüz “tekmili birden” deyimi eski bir deyim olmakla birlikte; pop müzik sanatçısı Hande Yener şayet “32 Kısım” başlıklı şarkısında “32 kısım tekmili birden gelse de korkmuyorum” diyorsa ve bu sözleri şarkıyı dinleyen günümüz gençleri anlıyorsa, “tekmili birden” deyiminin bu şarkı sözleri sayesinde gençleşip yenilendiğini söyleyebiliriz…

Bense bu deyimi, 1984 yılından bu yana devam eden tam 40 yıllık bir hikayeyi ve bu hikayenin başrol oyuncularından sadece ikisini oluşturan Cemil Tugay ile Mehmet Cengiz‘in 2019-2024 döneminde yapıp eyledikleri herşeyi anlatmak için kullanıyorum… Hem de bu hikayenin daha rahat anlaşılabilmesi için başlangıç, gelişme ve sonuç kısımlarını içeren süreci, madde madde sağlam ve doğru kaynakları kullanarak anlatmak suretiyle…

Her hikaye anlatısının başında yapıldığı gibi, “bir varmış, bir yokmuş, gözünü toprağın bile doyurmadığı insanların bataklık üstünde bir şehir yaratmak istedikleri Mavişehir diye bir yer varmış” diyerek söze başlamak isterim ve gerisini de ta 40 yıl öncesine giderek anlatmak isterim…

1. Hikayenin geçtiği yer, tapu kayıtlarında hala Şemikler mahallesi olarak gözüken İzmir‘in en pahalı mutena semti, dairelerin 20-30 milyona, villaların ise daha uçuk fiyatlara satıldığı, çoğunlukla varlıklı, münevver, mevki sahibi insanların yaşadığı, her dairenin 2 ve daha fazla araca sahip olduğu ve genellikle mutlu ve mesut İstanbullu ve Ankaralı göçmenleri ağırlayan Karşıyaka ilçesinin Batı ucundaki Gediz Nehri deltasındaki Mavişehir bölgesidir. Bölgenin tam ortasından geçen Caher Dudayev Bulvarı‘nın güneyini oluşturan deniz yönünde Mavişehir, kuzeyindeki tren hattı/İZBAN yönünde de Yalı mahallesi bulunmaktadır. Her iki mahallenin yüzölçümleri sırasıyla 1,558 ve 1,839 km², 2022 yılı nüfusları sırasıyla 13.909 ve 37.761 kişi, mahalle sınırları içindeki yapı sayısı da sırasıyla 417 ve 1.570 adettir. Ancak bu verileri değerlendirirken, İzmir‘in en fazla nüfusa sahip olan Yalı mahallesindeki nüfusun büyük bölümüyle bina sayısının mahallenin Mavişehir yakınındaki küçük bölümde değil de; Şemikler mahallesine yakın bölümünde yoğunlaştığını unutmamak gerekir. Her iki mahalledeki en önemli ticari yapılar ise her iki mahalleyi birbirinden ayıran Caher Dudayev Bulvarı kenarında sıralanan ve her gün binlerce İzmirlinin, sanki bu iş için yapılan Karşıyaka tramvayı sayesinde adeta Kabe gibi tavaf ettiği Mavibahçe ve Hilltown alışveriş merkezleriyle Koçtaş mağazasıdır.

Mavişehir ve Yalı mahalleleri…

2. Bu bölgedeki gayrimenkullerin mal sahipleri asıl olarak ilk yıllarda Türkiye Emlak Bankası (TEB), bu bankanın kapatılmasından sonra da Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Emlak Konut GYO) ile Toplu Konut Ortaklığı İdaresi (TOKİ) olup; bu gayrimenkulleri daha sonraki tarihlerde açılan ihalelerle TOKİ‘den satın alma yönetimiyle sahiplenen Cengiz İnşaat, Bozoğlu İnşaat ve Mesa İnşaat gibi büyük inşaat şirketleridir.

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 1984-2024 döneminde belediye başkanları sırasıyla Burhan Özfatura (DYP, 1984-1989, 1994-1999), Yüksel Çakmur (CHP, 1989-1994), Ahmet Piriştina (DSP, 1999-2004), Aziz Kocaoğlu (CHP, 2004-2019), Tunç Soyer (CHP, 2019-2024), Karşıyaka Belediyesi‘nin aynı dönemindeki başkanları ise sırasıyla Nevzat Çobanoğlu (1984-1989), Cihan Türsen (1989-1994), A. Kemal Baysak (DYP, 1994-1999), Şebnem Tabak (DSP, 1999-2004), Cevat Durak (CHP, 2004-2014), Hüseyin Mutlu Akpınar (CHP, 2014-2019) ve Cemil Tugay (CHP, 2019-2024)’dır.

4. TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan 12 Haziran 2020 tarihli “Mavişehir Planlama Süreci” başlıklı 17 sayfalık rapordan öğrendiğimiz bilgilere göre, Mavişehir bölgesi ile ilgili ilk imar planı 21 Aralık 1984 tarihinde onaylanan 1/1.000 ölçekli Bostanlı İmar Planıdır.

Bu ilk planı, izleyen yıllarda 1/25000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli onlarca yeni imar ve revizyon planı, yüzlerce idare mahkemesi ve Danıştay kararı izlemiş, Mavişehir bölgesi neredeyse İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediyeleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Emlak Bankası, Emlak Konut GYO, TOKİ ve İzmir Valiliği tarafından ortalığın hallaç pamuğu gibi atıldığı, birlikte ya da tek tek işlenen kent suçlarıyla adeta bir suç mahalline dönüşmüştür. Buna dair ayrıntılı bilgileri yukarıda sözünü ettiğim TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin 17 sayfalık raporunda görebilirsiniz. (1)

5.

Kamu alanında yer alan parsellerin uygulama öncesi ve sonrasındaki durumları ile yoldan ihdas edilen kısım.

Gelelim bugünkü yazımızın asıl konusunu oluşturan Mavişehir‘de, Gediz nehrinin eski yatağının kenarındaki üç parselin (25471 ada, 1 parsel, 25493 ada, 1 parsel, 25494 ada 1) halkı yoksullaştırıp birilerini zenginleştiren hikayesine…

5. Ama şu sıralar tartışılan o hikayeye geçmeden önce, o dönemde geçmiş dönemden gelen milyonlarca liralık borcun içinde kıvrandığını bildiğimiz Karşıyaka Belediyesi‘nin, arkasına İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni de alarak ve 12 Aralık 2019 tarihinde İstanbul‘da yapılan TOKİ ihalesine katılarak Mavişehir‘deki TOKİ‘ye ait 8,5 dönümlük bir arsayı 21 milyon 400 bin liraya satın aldığını ve bu gelişmeyi de “Halkın Arsasına Başkan Tugay Sahip Çıktı” başlıklı belediye haber bülteniyle duyurduğunu hatırlatmak isterim. (2, 3)

6. Tapunun Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi 25471 ada, 1 parselinde, 25470 ada, 1 parselinde ve 25495 ada, 1 parselinde kayıtlı olan üç ayrı arsa 13 Ocak 2012 tarihinde Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’ ne satılır. Bu üç parsel, satış sonrasında Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 31 Ekim 2013 tarihli kararı ile, imar parseli dışında kalan 6416,56 m2’lik kısmının bedelsiz terki ve terkten sonra oluşan yeni parselin imar planında kapanan yoldan gelen 2.293,01 m2lik kısmıyla birleştirilmesi suretiyle 46.866,41 m² toplam inşaat alanına sahip 2.705.945 m²’lik 25470 ada 2 parsel numaralı yeni bir parsel olarak ortaya çıkar ve bu parsele dahil edilen kamu yolu nedeniyle Karşıyaka Belediyesi bu parselde % 8,48 oranında pay sahibi olur.

7. Aradan geçen altı yıl içinde bu parselin % 91,52 oranındaki büyük hissedarı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nden herhangi bir talep gelmediği halde, Karşıyaka Belediye Meclisi‘nin 1 Kasım 2019 tarih, 196 sayılı kararı ile, 25470 ada 2 parseldeki % 8,48’lik belediye hissesinin, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 17. maddesi gereğince parseldeki diğer hissedara satılmasına, diğer hissedarın satın almaktan kaçınması halinde belediye hissesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘na göre satılmasına karar verilir.

8. Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 26 Kasım 2019 tarih ve 2183 sayılı kararı ile de % 8,48 oranındaki arsa payının, 31 Aralık 2019 tarihine kadar, kıymet takdir komisyonunun belirlediği 32.102.140,00 TL’lık bedelle diğer hissedara satışına karar verilir.

9. Parselin büyük ortağı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin bu bedele itiraz etmesi üzerine Karşıyaka Belediye Encümeni de 31.12.2019 tarih ve 2650 sayılı kararı ile bu itirazı görüşür ve kabul etmez.

10. Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin 30 Ocak 2020 tarihinde bu bedele ikinci kez itiraz edip; dilekçe ekinde sunduğu Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme Şirketi tarafından hazırlanan rapora dayanarak 20.000.000.-TL’lık değeri teklif etmesi üzerine bu payla ilgili değerin, 2012 yılında Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘na satışında uygulanan bedelle 2015 yılında 25494 ada, 5 parseldeki payın diğer hissedara satışındaki bedelin dikkate alınıp günümüze uyarlanması suretiyle yeniden hesaplanmasına karar verilir.

11. Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 06.02.2020 tarih ve 329 sayılı son bir kararı ile, kıymet takdir komisyonunun yeniden hazırladığı 06.02.2020 tarihli rapor ile 22.01.2020 tarihli TSKB Gayrimenkul Değerleme Şirketi‘ne ait raporun birlikte incelenmesi sonucunda, Karşıyaka, Şemikler Mahallesi 25470 ada 2 parseldeki 27.059,45 m2 alanlı taşınmazdaki belediyeye ait % 8,48 oranındaki (2.293,01 m²) hissenin, m²’si 8.700,00 TL’den tama iblağ edilmek suretiyle 20.000.000,00 TL bedelle parseldeki diğer hissedara, 3194 sayılı yasanın 17. maddesi gereği satışına karar verilir.

12. Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘ne yapılan bu arsa payı satışının kamuoyu tarafından öğrenilmesi üzerine ilk tepkiler, gazeteci dostum Serdar Öztürk‘ün A3 Haber İnternet gazetesinde çıkan yazılarıyla ortaya çıkar. Serdar Öztürk 20 Nisan 2020 tarihli “Belediyenin denize sıfır arsasını Cengiz İnşaat’a sattılar: Halkçı belediye!“, 27 Ocak 2021 tarihli “Bu bir “çuvaldızı kendine batır” haberidir: Sen bana destek ver, ben sana koltuk!” başlıklı haberleriyle konuyu kamuoyunun gündemine taşıyarak belediyenin mali açından zor durumda da olsa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun gündeminde olan Beşli Çete‘nin önemli bir üyesine CHP‘li bir belediye tarafından düşük bir bedelle arsa payı satmanın siyasi anlamda yanlış olduğunu söyler. Onun bu haber ve yorumunu başka gazete ve televizyonlarda yayınlanan yorumlar izler ve olay hak ettiği ilgiyi görür. (4)

13. Bunun üzerine bu satışı yapan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kurtarıcıları ortaya çıkar. Bir yandan meclis üyesi Murat Aydın, diğer yandan meclis üyesi ve harita ve kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık’ın örgütlediği TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yayınladığı bir bildiri ile yapılan işlemin hukuki olduğunu iddia ederler. Ancak hukuken doğru olmakla birlikte siyasi olarak yanlış olan bu büyük destek mesajı, Ankara‘daki Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından iptal edilip yapılanın bir kent suçu olduğu söylenir. (5, 6) O güne kadar hiçbir bir belediyenin İnternet sayfasında görmediğimiz şekilde, o tarihlerde belediye başkanının yakınında durup ona hukuki destek veren belediye meclisi üyesi Murat Aydın, belediyede onca avukat olmasına karşın Karşıyaka Belediyesi‘nin yaptığı bu yanlışı, “Karşıyaka Belediye Meclisi Üyesi Av. Murat Aydın’ın Açıklamasıdır” başlıklı paylaşımla savunmaya kalkmış, hatta CHP‘li parti üyelerine, kendisi topu topu 2 yıllık bir partili olmakla birlikte, “Partili Olma Sorumluluğu” adı altında aba altından sopa gösterircesine disiplin işlemlerini hatırlatmış, böylelikle ilk kez bir belediye İnternet sayfası CHP‘li partilileri uyarmak için hukuk dışında kullanılmış ve bu sayfa halen belediyenin İnternet sayfasındaki yerini korumuştur. (7, 8, 9)

Diğer yandan da CHP genel merkezi Karşıyaka belediye başkanı Cemil Tugay hakkında bir soruşturma başlatıp; Ankara’ya çağırdığı belediye başkanını zor durumda bırakıp uyarmakla birlikte yapılan soruşturma belediye başkanının CHP’den atılması ya da cezalandırılması şeklinde sonuçlanmayıp olayın üstü kapatılır.

14. Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu satışın ortaya çıktığı günlerde, şimdi olduğu gibi acemiliğini öne sürmemekte, ısrarlı bir şekilde doğru yaptığını iddia etmektedir. Hatta benim yerel yönetimlerle ilgili eğitimimi, 48 yıllık mesleki çalışmalarımı bilmeden “sen bunları nereden biliyorsun. Aslında bilmeyip şeytanlık yapanlara hizmet ediyorsun” diyerek nasıl saldırgan tutum aldığını, bunun üzerine benim Linkedin sayfasındaki özgeçmişimi okuyup benim niye konuları iyi bildiğimi anlamasını istedim. O tarihlerde kaydedip kişisel arşivime koyduğum benimle yaptığı Facebook ve Messenger yazışmaları o halis munis, kibar, ince insanın içinde nasıl bir canavar yattığının kanıtıydı. Benim gayrimenkul değerleme işi yapan Mülkiyeli arkadaşlarımın, satışı yapılan parsel payının güncel değeri konusunda bana telaffuz ettikleri rakamı boşa çıkarmak için o arkadaşımın ve çalıştığı şirketin kim olduğu konusundaki sorularıyla beni nasıl taciz ettiğini, benimse hem profesyonel iş ahlakı, hem de KVKK uyarınca böyle bir bilgiyi kendisiyle paylaşamayacağımı söyleyerek kendisini uyardığımı; ayrıca, kurumsal iletişim yerine sosyal medyada yazdığı bireysel çıkışlarıyla hem kendine hem de belediyesine zarar vereceği konusundaki uyarılarımı gayet iyi hatırlıyorum…

15. Ardından Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti olarak ülkemizdeki bu tür yolsuzlukları dile getiren değerli gazeteci Çiğdem Toker‘e “Basın Özgürlüğü Ödülü“nü vermeye kalktıklarında, arsa payının Mehmet Cengiz‘e satıldığını öğrenen bu değerli araştırmacı gazetenin nasıl ödülü almaya gelmediğini, bu nedenle de ödül töreninin iptal edildiğini hatırlıyorum. İşte o nedenle, Mehmet Cengiz‘e belediye hissesi arsa payını satıp bu defosuyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yapılan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı bir de gazeteci Çiğdem Toker‘e sorup onun söyleyeceklerini dinleyelim derim. (10)

16. Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın belediyeye ait arsa payının düşük bedelle Mehmet Cengiz‘e satması, Cumhuriyet ve Örnekköy mahallelerinde vatandaşın haklarını dikkate almaksızın hazırladığı imar planlarının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile iptal edilmesi, Menzil tarikatından birinin CHP‘ye üye olup Karşıyaka Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapıp Pandemi döneminde Sosyal İşler Komisyonu başkanı olarak ev ev dolaşıp yardım kolisi dağıtması, belediye başkanının yanlış uygulamaları nedeniyle belediyeyi ve şirketlerini büyük boyutlarda zarara uğratması nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP tarafından yeniden aday gösterilmeyeceğini bildiği için, bir zamanlar birlikte çalıştığı Tunç Soyer‘i karşısına alarak bir kumar oynayıp genel başkan adayı Özgür Özel’i desteklemiş ve Özgür Özel‘in genel başkan seçilmesi üzerine geçmişteki bütün defolarına rağmen bu desteğin diyeti olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına soyunmuş ve bu girişiminde -tabii ki şimdilik- başarılı olmuş gözüküyor.

Sonuç olarak;

Siyaset sahnesinde bilgi, deneyim ve birikim gibi değerlere sahip olmayan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 2019-2020 döneminde yaptığı arsa payı satışı hukuki anlamda doğru olmakla birlikte; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Beşli Çeteye” mensup inşaat şirketleri konusunda geliştirdiği siyasete karşı tutumu nedeniyle “tecrübesizlik“le açıklanamayacak kadar büyük bir yanlış oluğunu, sahip olmadığı oyun kurucu siyaset becerisi ile Karşıyaka‘ya ve İzmir‘e zarar vereceğini düşünüyorum. Hele ki, yakın çevresinde İzmir siyasetiyle ilgili olarak bilgili, deneyimli ve becerikli bir siyasi ekip olmadığını düşündüğümüzde… Anlaşılan o ki, önce 12 Aralık 2019 tarihinde TOKİ‘den 21 milyon 400 bin lira verip arsa alıp bunu halkın hakkını koruyorum söylemi ile kendi hanesine yazan bir belediye başkanının, hesapsızlığın ve plansızlığın sonucu olarak aradan 1 ay 24 gün geçtikten sonra borcumuz var diyerek sahip olduğu arsa payını, CHP genel merkezinin ve kamuoyunun hiç de memnu olmayacağı şekilde Mehmet Cengiz‘e satması, “defolu bir başkan adayı” olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘na ne kadar hazırlıksız olduğunu, yeni tecrübesizlikler yapmaya müsait olduğunu göstermektedir. Oysa o tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile 20 milyon 400 bin liraya TOKİ’den arsa almak yerine o desteği belediyenin borçlarını kapatmak için kullanabilir, Mehmet Cengiz’e satılan arsa payı için de öncelikle başka gayrimenkul değerleme şirketlerinden satış fiyatı konusunda rapor istenebilir ya da Mavişehir’deki 25494 ada, 5 parsel için Karşıyaka Belediye Encümeni’nin 15.08.2013 tarih, 2339 sayılı kararına dayanılarak imzalanan; ancak, yaşanan gecikmeler nedeniyle feshedilen belediye hissesine karşılık kat karşılığı inşaat anlaşmasında olduğu gibi kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılıp şimdilerde her biri 20-30 milyona satılan birden fazla daire alınabilir; böylelikle CHP Genel Merkezi’nin politikaları doğrultusunda hareket edilmiş olurdu. Tabii ki doğru, isabetli ve yerinde bir siyasi öngörüye sahip değilseniz, işinizi kumar oynayarak çözüp çekirgenin hakkı olan üç sıçrayış yapıp diyet olarak bir adaylık alırsınız.

………………………………………………………………………………………………

(1) “Mavişehir Planlama Süreci”, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, İzmir.

(2) https://karsiyaka.bel.tr/halkin-arsasina-baskan-tugay-sahip-cikti

(3)https://www.egedesonsoz.com/haber/Mavisehir-de-bas-donduren-ihale-trafigi-TOKI-satisa-cikti-belediye-aldi/1024547

(4) https://www.a3haber.com/2020/04/20/belediyenin-denize-sifir-arsasini-cengiz-insaata-sattilar-halkci-belediye/

(5) https://www.a3haber.com/2021/01/27/bu-bir-cuvakdizi-kendine-batir-haberidir-sen-bana-destek-ver-ben-sana-koltuk/

(6)https://www.egedesonsoz.com/haber/sehir-plancilari-ndan-mavisehir-tepkisi-planlarin-gecerliligi-kalmamistir/10396048)

(7) https://karsiyaka.bel.tr/karsiyaka-belediye-meclis-uyesi-av-murat-aydinin-aciklamasidir

(8) https://karsiyaka.bel.tr/harita-muhendislerinden-aciklama

(9) https://www.karsiyakahaber.com/gundem/tartismali-arsaya-bir-aciklama-da-ankaradan/23244

(10)https://www.egeyebakis.com/igc-ve-karsiiyaka-nin-cigdem-toker-e-verecegi-basin-ozgurlugu-odulu-cengiz-insaata-takildi/59903/

İzmir’in unutulan sanatçıları 29 – Dimitris Fotiadis

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” isimli yazı serisi içinde beni en çok heyecanlandıran sanatçılardan biri de Dimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-23 Ekim 1988, Atina) oldu. Kendisine, serinin 26. sanatçısı olarak hatırlatmaya çalıştığım John Henry Van Lennep‘le ilgili araştırmaları yaparken, İzmir‘in en zengin Rum ailelerinden Fotiadis ailesinin bir bireyi; daha doğrusu, 1898 yılında Seydiköy‘de Iphigenia Amira ile şair Alekos Fotiadis‘in oğlu olarak rastlayıp tanıdım. Bu ismi çevremdeki tarihçi, tiyatrocu, akademisyen, araştırmacı ve konu ile ilgisi olduğunu düşündüğüm kişilere sorduğumda ya “bir yerlerden hatırlıyorum“, ya da “tanımıyorum” cevabını aldım. Üstüne üstlük “Yunan Ulusunun Doğuşu“, “Geçmişten Bugüne Yunanlılar, Din, Dil ve Kimlikleri” gibi kitapların yazarı Herkül Milas‘ın kitaplarında bile bu sanatçı, yazar, çevirmen ve tarihçiden ve kitaplarından söz edilmiyor, “1821 Devrimi” adıyla yazdığı dört ciltlik kitapla Sakarya savaşını anlattığı “Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” kitabı bile dikkate alınmıyordu. Anladığım kadarıyla İzmir‘deki çoğu kişinin; özellikle de, konu ile ilgisi olanların bu sanatçı, yazar, çevirmen ve tarihçiden haberi yoktu… Oysa yaşadıkları dönemde hem aile olarak, hem de kişisel olarak çok önemli işler yapmışlar, ülkemiz ve Yunanistan tarihi açısından çok önemli olaylara tanık olup katkıda bulunmuşlardı. O nedenle, Seydiköylü Fotiadis ailesi ile; “dedeDimitris Fotiadis, “babaAlekos Fotiadis ve bizim asıl ilgilendiğimiz “torunDimitris Fotiadis (1898-1988) ile ilgili bilgilerin araştırılarak öğrenilmesi, paylaşılması ve unutulmamak üzere hatırlanması gerekiyordu…

İşin ilginç bir yanı da, eski ve yeni Yunanca metinlerin anlaşılmasındaki zorlukları bir yana bıraktığınızda bile, D. Fotiadis ve ailesi hakkında Yunanca kaynaklarda; özellikle de İnternet ortamında  ayrıntılı ve doğru bilgilere ulaşmamızı sağlayacak fazla bir şeyin bulunmamasıydı. Evet, İnternet ortamında kendisi ile ilgili birkaç cılız bilgi kırıntısı vardı; ama asıl kaynak, önce Azeri, sonra da Rus Wikipediası‘nda bulduğum sayfalar dolusu bilgilerdi. Hem de kaynak gösterilmek suretiyle anlatılan ayrıntılı bilgiler. Bu durumu ilk önce ilginç bulmakla birlikte, bunun nedeninin D. Fotiadis‘in Yunanistan Komünist Partisi (KKE) yöneticisi bir Komünist olmasından kaynaklandığını düşünmeye başladım.

İşte o nedenle sözü, Fotiadis ailesinin macerasını “dedeDimitris Fotiadis (?-1914)’den, sonra “babaAlekos Fotiadis (14 Ağustos 1869, İskenderiye-13 Temmuz 1943, Atina)’le başlatıp “torunDimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-23 Ekim 1988, Atina)’e getirmek istiyorum.

Dede Dimitris Fotiadis (?-1914, Seydiköy).

Ailenin kökleri, Rus donanmasının da desteklediği 1770 tarihli Mora İsyanı sonrasında Seydiköy‘e sığınan Moralı Fotis Saratsis‘e, zenginliği ise Mısır‘a kadar uzanmaktadır. Bu konuda farklı anlatı ve rivayetler olmakla birlikte Fotiadis ailesinin zenginleşme öyküsü, F. Saratsis‘in kardeşi Anastasius‘un, onun ölümünden sonra da Dimitris Fotiadis‘in, Mısır valisi Said ile hıdiv İsmail Paşa‘nın sarayında teşrifatçı olup edindiği 200.000 altın liralık servetle eşi Katerina Hadzimarkou ve 8 çocuğu ile birlikte İzmir‘e dönmesi ve Baltazzi ailesine ait Büyük Menderes kıyısındaki 80 kilometrekarelik Haydarlı Çiftliği‘ni satın alarak Kordon‘daki muhteşem ev ile daha sonra yaşayacağı Seydiköy‘deki malikâneyi yaptırması ile başlar. Nikos Kararas, Seydiköy‘deki bu malikâneyi, “40 odalı, geniş bahçesinde ayları temsil eden 12, mevsimleri temsil eden 4 büyük heykelin bulunduğu bir saray” olarak tanımlar. “DedeDimitris Fotiadis bunun dışında Seydiköy‘e bir okul yaptırıp kiliseyi restore ettirir ve İzmir‘de bir düzine ev inşa ettirir. Kordon‘daki kiralık ev ise 1910 yılından itibaren kiracısı Avusturyalı J. Kraemer tarafından Grand Hotel Kraemer Palace adıyla işletilmeye başlanır.

Seeydiköy’deki Fotiadis Malikhanesi.
Kordon’daki ev… Daha sonraları Grand Hotel Kraemer Palace olarak kullanılacak…
Alekos (Aleksios) Fotiadis (14 Ağustos 1869, İskenderiye-13 Temmuz 1943, Atina).

BabaAlekos Fotiadis ise, “dedeDimitris Fotiadis‘in 8 çocuğundan 7ncisi olarak Mısır‘ın İskenderiye kentine doğmuştur. Aynı zamanda, “İzmir’in en ünlü dört şair ve yazarı“ndan biri olarak tanınan A. Fotiadis, İzmir‘deki Orfeas kültür ve spor kulübünü kuran, 1890 yılında kurulan Panionios spor kulübünün 1898-1909 tarihleri arasındaki başkanlık görevi ile G. N. Mihail‘in 1920 tarihli Yunanistan Rehberi‘ne göre Yunan-Fransız Derneği‘nin başkanlığını yapan, İzmir‘e ilk motosikleti ve röntgen cihazını getiren, Halkapınar suyundan ürettiği elektriği evine bağlatan, evi ile yazı yazdığı inziva köşeleri arasında telefon hattı çektiren, İzmir-Aydın demiryolu hattını yapan İngiliz şirketine ortak olup Seydiköy‘deki evinin önüne kadar demiryolu hattı döşeten, Panionion sporcularını alıp 1906 olimpiyatlarına götürerek kendisi de atıcılık dalında yarışan, İzmir‘deki Panionion yarışlarının baş denetçiliğini yapan, 17-21 Mayıs 1915 tarihli XVII. Panionion Oyunları‘nda Apollon takımı adına yarışıp 1 metre 62,5 cm yükseklikten atlayıp birinci olan, İzmir’deki izcilik faaliyetlerini destekleyen, affedilip düze inmesi ile birlikte çiftliğini ziyaret eden Çakıcı Efe ile sohbeti sonrasında yaptıkları atış yarışmasında kaybeden olmayı göze alıp silahlarını birbirlerine armağan eden ilginç bir kişilikti.

BabaAlekos Fotiadis aynı zamanda iyi bir şairdir ve 30 Eylül akşamı serdümen Rauf Efendi’nin yönetimindeki son İzmir-Karşıyaka seferini yapan Şirket-i Hamidiye’ye ait körfez vapuru “İstanbul“, Selanik’ten gelen Şirket-i Hayriye-i Hamidiye’nin “Kassandra” gemisiyle liman içerisinde çarpışır ve “İstanbul” batar. Kazada çoğu Rum ve Karşıyakalı 200’e yakın insan boğulur. İzmir’de genel yas ilan edilir. Kazanın etkileri uzun süre devam eder. Büyük mağazalar ve dükkanlar kapanır, tiyatro ve sinema gösterilerine ara verilerek kiliselerde ve Musevi yetimhanesinde ölenlerin ruhuna ayinler düzenlenir. Rumların başlattığı olaylar ve şirkete yönelik tepkilerle körfez seferlerinin durdurulur. Rumlar ayaklanıp şirketin iskelesini yakarlar. Boğulanlar arasında önemli kişiler de vardır. Alekos Fotiadis‘in bu olayın üzüntüsüyle yazdığı “Lanet” isimli şiir, hem Amalthea gazetesinin 23 Eylül (6 Ekim) 1908 tarihli nüshasının ana sayfasında, hem de Nikos Kararas‘ın “To Kordelio, To Kamari tis Smirnisİstoria“, Laografia (Karşıyaka, İzmir’in Gururu, Tarih-Folklor) kitabında yayınlanır. (1)

LANET (KASSANDRA)

Sana vuran demire lanet olsun
Seni çalıştıran alevleri, şeytan alıp götürdü
Böyle bir gemi, yüce İsa, asla limana girmemeli.
Ve o kadar çok ruhu sanki Hades’e (*) atmıştı.
Kanlı bir tahta, yavaş yavaş karanlıkta yok oldu

Karanlıkta elinde tırpan tutan bir büyücü gibi
Bekleyerek geldi ve eğlenceli limanı kurdu
Ve sessiz bir darbeyle kara bir mezar açtı
Mavi dalgamızda
Aziz Nicholas, bırak sadece çürüsün
Ve körfez dalgaları izin vermedi

Gemi, bizim lanetimiz sadece senin
Bırak serin hava okşamasın yanını
Ve çölünde duymak için ölülerin çığlıklarını
Geceleri sütünün içinde
Dar, sonsuz dalgalarla dolu bir denizde
Ve tabutlarınızın ağırlığıyla geminiz batacak
. (2)

(*) Hades: Eski Yunan mitolojisinde yer altı tanrısı.

1888 tarihli İzmir Ticaret Rehberi kayıtlarına göre İzmir‘de ticari faaliyette bulunan Fotiadis ailesi mensuplarından P. Fotiadis ile Keresteciler Caddesi‘ndeki sabun üreticisi Fotiadis & Co. şirketinin, 1920 tarihli Yunanistan Rehberi‘nde de Belavista ve Kordon Geçidi‘nde faaliyette bulunan Fotiadis‘lere ek olarak Mahmudiye Caddesi‘ndeki Coya Hanı‘ndaki avukat P. Fotiadis ile Spondi Pasajı No.15 adresindeki sinema filmi temsilcisi Aleksandros Fotiadis‘in adları geçmektedir.(3, 4)

Kızkardeşi Penolope ise, Yunanistan Başbakanı A. Koumoundouros (1815-1883)’un oğlu olup Ön Asya’nın işgali sırasında Yunan ordusunda bulunan General S. Koumoundouros (1858-1924) ile evliydi.

Dimitris Fotiadis (1898, Seydiköy-1988, Atina).

D. Fotiadis İzmir‘deki Rum-Alman Yannikis Lisesi‘nde okudu. Okulda Türkçe zorunlu ders olmakla birlikte Dimitris Türkçe eğitim almadıklarını yazmaktadır. Fotiadis okulda “ortalama” ve “son derece dindar” bir öğrenci olarak tanınmakla birlikte; 13 yaşında babasının kütüphanesini keşfettikten sonra değişmeye başladı. Babası müzik eğitimi alması için Panionios Spor Kulübü‘nün marşını yazan D. Milanakis (1876-1972)’i görevlendirmekle birlikte bir süre sonra hocasının müzik yeteneğinin olmadığını söylemesi üzerine derslerine son verilmişti.

Dimitris‘in en yakın çocukluk arkadaşı Y. Seferis ve onun daha sonra Yunanistan Cumhurbaşkanı K. Tsatsos‘un eşi olan kız kardeşi Ioanna idi. Dimitris, 1911 yılı yaz tatilini Seferis‘in Urla İskeledeki evinde geçirmiş, Moschonisia (Cunda, Alibey) adası yakınlarında birlikte bindikleri teknenin fırtınada batması nedeniyle unutulmayacak bir anıya sahip olmuşlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında hem “dede Fotiadis‘i kaybeden hem de çetelerin tacizlerinden yılan Alekos Fotiadis, ailesini Atina‘ya götürerek sırasıyla Atina, Kalamata, Messini ve tekrar Atina‘da yaşamaya çalışır. Oğul Dimitris ise henüz 18 yaşındayken Venizelos taraftarlarının örgütlediği Teselya‘ya giden trenlerin kontrolü işinde çalışmaya başlar. Ancak baba A. Fotiadis, kralcı monarşistlerle Venizelos taraftarları arasındaki çatışmaların artması üzerine ailesi ile birlikte Girit‘in Hanya kentine giderek arkadaşı Giritli tümgeneral E. Manousoyannakis‘in evine yerleşir ve Giritli siyasetçi E. Kouloumvakis‘le birlikte Therisos gazetesini çıkarmaya başlar.

Fotiadis ailesi, 1917 Nisanı’nda kral Konstantin‘in tahttan indirilmesi üzerine Atina‘ya dönerek bir işçi mahallesinde yaşamaya başlar. Dimitris ise bir postanede sansür elemanı olarak çalışmaya başlar. Bu arada 20 yaşını girdiği için 25 Mart 1918’de orduya katılarak Atina 1. Alayı‘nda eğitim görmeye başlar ve Fransız generallerine tercümanlık yaparak ordunun o yıllardaki içler acısı haline tanık olur.

15 Mayıs 1919 sonrasında Dimitris Fotiadis‘in İzmir‘e gelişi Yunan Kızılhaçı‘na ait Amphitriti gemisiyle olur ve gelir gelmez Agios Haralampos hastanesinde çalışmaya başlar. Bu arada ailenin Seydiköy‘deki arazisi ise “babaAlekos Fotiadis‘in isteğiyle korgeneral K. Nider (1865-1942) komutasındaki I. Kolordu’nun karargahı olarak kullanılmaktaydı. Babanın bu jesti nedeniyle, Dimitris‘in kız kardeşi Ekaterina Fotiadis (1899-1986), savaşın son aşamasında evleneceği XII. Tümenin komutanı albay P. Kallidopoulos (1878-1950) ile tanışmış oldu.

D. Fotiadis savaşta fiziki olarak herhangi bir çatışmaya katılmamakla birlikte savaşı yakından izlemiş ve yaptığı değerlendirmeleri daha sonraki yıllarda yazdığı “Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” isimli kitapta dile getirmiş, bu arada genç İzmirli şair Tsitseklis ile arkadaş olup kız kardeşi Paty‘ye ilgi göstermiş, Efes‘te kazılar yapan Yunan arkeolog G. Sotiriou (1880-1965)’yu ziyaret etmişti.

İşgalin son günlerinde hepatite yakalanıp geçici bir hastaneye nakledilen D. Fotiadis, Yunan parlamentosunun Ön Asya yenilgisinin ortaya çıkmaya başladığı günlerde Anadolu‘dan gelecek göçmenleri engellemek amacıyla insanların ve grupların Yunanistan limanlarına taşınmasını yasaklayan bir yasayı kabul etmesi üzerine, kız kardeşini ve Effie adındaki evlilik dışı kızını gemiye bindirerek, annesi ve kendisi için İzmir‘e Türk ordusunun girdiği günlerde Fransız pasaportu alarak ve “Kemal’le savaşı bitirerek” Karşıyaka’dan kalkan küçük bir tekneyle İzmir‘i terk etti.

Sırasıyla Midilli, Atina ve Selanik‘e giden Dimitris ve ailesi tekrar Atina‘ya dönerek “babaA. Fotiadis‘in kız kardeşi Penelope ile evli olan S. Koumoundouros‘un Pire, Kastella‘daki evine yerleşirler.

D. Fotiadis, bir ajansın yazışmalarını yürüttüğü bu dönemde Katina Lascari ile evlenip bir kız çocuğuna (Efi Photiadou) sahip olmakla birlikte, yaşadığı bu altı yılın hayatının en kötü yılları olduğunu söyler. Çünkü işinden memnun değildir ve oturdukları evin sahibi S. Koumoundouros‘un ölümü üzerine evin varisi şair ve politikacı A. Empirikos aileyi evden çıkarıp evde kaldıkları süre için kira istemiştir. Aile bunun üzerine Atina‘ya taşınır ve uzun bir süredir bozuk olan mali durumları, “babaA. Dimitris‘in Fransız vatandaşı olması nedeniyle İzmir‘deki malları karşılığında aldığı yetersiz düzeydeki tazminatla bir ölçüde düzelir. D. Fotiadis, alınan tazminatla evde düzenlediği edebiyat partilerinde şair A. Tarsouli, folklorcu yazar A. Hadzimihali, tiyatro yazarı ve eleştirmen N. Laskaris, siyasetçi ve yazar G. A. Novas, tiyatro yazarı D. Bogris, şair ve tiyatro yazarı A. Simiriotis ile tanışma imkanına sahip olur.

Bu arada yazdığı “Çılgın Vitrova” isimli tiyatro oyunu, Parnassos Filoloji Derneği‘nin düzenlediği yarışmada birinci olur ve ertesi yıl kitap olarak yayınlanır. 1934’de de Atina Halk Tiyatrosu‘nun kurucusu V. Rotas tarafından sahnelenir. D. Fotiadis, “Çılgın Vitrova” ile eş zamanlı olarak Atelier Sanatçılar Kulübü‘nün düzenlediği yarışmada tek perdelik oyunu “Büyülü Keman” ile ödül alır. 1935 yılında da Ulusal Tiyatro‘ya “Theodora” isimli oyununu gönderir ve yönetmen Y. Griparis‘in daveti üzerine G. Ksenopoulos, P. Nirvanas ve S. Melas‘dan oluşan jürinin karşısına çıkar. Çünkü jüri üyeleri bu oyunda kutsal gördükleri Bizans imparatorları ile alay edildiğine inanıyorlardı. Bu arada 1935 tarihli darbe girişimi sonrasında Venizelos taraftarı Y. Griparis görevden alınınca yerine getirilen A. Vlachos, D. Fotiadis‘e “Üzgünüm ama artık monarşi yeniden kurulduğuna göre krallarla dalga geçen bir oyunu sahneleyemem” diyerek oyunun oynanmayacağını bildirir ve işte bu nedenle oyun ancak 1945’de sahnelenebilir. Bu dönemde yazdığı tiyatro oyunları ise genellikle Marika Kotopoulis ve United Artists toplulukları tarafından sahnelenir.

D. Fotiadis, 4 Ağustos 1936 tarihinde gerçekleştirilen darbe ile başlayıp 1941’e kadar devam eden faşist Metaksas döneminde babası ile birlikte Atina‘nın güneyindeki Elliniko‘ya yerleşerek S. Karandinos ve P. Katselis ile birlikte Tiyatro Dostları Birliği‘ni kurar ve derneğin genel sekreterliğini üstlenir. Diğer kurucular arasında ünlü yazarlar İ. Venezis, A. Terzakis, tiyatro yönetmeni K. Kuhn, sanatçı S. Papaloukas bulunmaktadır. Derneğin dergi çıkarma sorunu “babaA. Fotiadis‘in cömertliği sayesinde çözümlenir ve haftalık Neohellinike Grammata dergisi 100 bin drahmi karşılığında satın alınarak yayın hayatına başlar. İlk sayısı 5 Aralık 1936’da yayınlanan dergi 1941 yılına kadar devam eden beş yıllık sürede 228 sayı ile yayın hayatını sürdürür. Fotiadis‘in dost olduğu onlarca tanınmış yazar ve sanatçının yazıları bu dergide yayınlanır. Dergide Y. Skaribas, N. Kavvadias, T. Kastanakis, G. Theotokas, L. Iakovidou, F. Kondoğlu, T. Anthias, S. Mirivilis, G. Kodziulas, D. Glinos, Octavius ve Melpo Merlier, K. Politis, D. Sotiriou, L. Naku ve Y. Kordatos gibi birçok sanatçının yazı ve şiiri yayınlanmıştır. Metaksas rejiminin ikinci yılında yetkililer tüm yayıncılardan rejime bağlı olduklarını gösteren bir methiye yazmalarını isteyince de Dimitris Fotiadis, faşist diktatörlükle alay etmek amacıyla “Kafarevus” denilen Eski Yunanca ile gösterişli ve anlaşılmaz bir methiye yayınlar. D. Fotiadis 1939 yılında, Platon‘un “Sempozyum” isimli yapıtını kendi çevirisiyle yayınlaması nedeniyle Sorbonne Üniversitesi Yunan Çalışmaları Topluluğu‘nun gümüş madalyası ile onurlandırılır.  

D. Fotiadis ve ailesi, Yunanistan’ın Nazi ordusu tarafından işgal edileceği anlaşıldığında askeri gemilerin eşliğindeki cephane yüklü Varşova isimli bir kargo gemisiyle önce Port Said‘e gidip trenle aile zenginliğinin kaynağı olan İskenderiye‘ye ulaşır. Bir muhabir olarak gazetelerde ve radyoda Yunan halkına yönelik yayınlar yapmaya başlayan Dimitris ardından Kahire‘ye taşınır ve ilerici yayınlar yapan Kirikas (Haberci) gazetesinde yazılar yazmaya başlar, açlık çeken Yunan halkına yardımcı olacak bir komite kurulmasına çalışır; ancak, bu çalışmaları İngilizler tarafından sabote edilir. Bu dönemde 1912, Kahire doğumlu Katina Laskaris ile evlenir ve bu evlilikten Georgiou ve Florence isimli iki çocuğu olur.

Dimitris Fotiadis, sürgündeki Yunan hükümetinin başbakanı E. Tsouderos‘tan “ulusal propaganda yapmak üzereLondra‘ya davet edilir. Neredeyse 3 aya yaklaşan uzun ve zorlu bir yolculuk neticesinde İngiltere’ye varan Dimitris, BBC‘nin Yunanistan bölümünde radyo istasyonu müdürü ve Ulusal Birlik Komitesi üyesi olarak yayınlar yaparak açlık çeken Yunan halkına moral vermeye, İngiltere’nin Yunan halkı üzerinde egemenlik kurma çabalarına ve monarşiye karşı çıkan günlük yayınlar yapmaya çalışır. Bu yayınlardan biri de 1945’den 1948’e kadar yayınlanan Elefthera Grammata (Özgür Mektuplar) dergisidir. Bu yayınların İngilizleri rahatsız etmesi üzerine ailesi ile birlikte Kahire‘ye gider ve bu sırada savaşın bitmesi ile birlikte eski başbakan E. Tsouderos ve İngiliz kamplarından kurtarılan Yunan askerleriyle birlikte Atina‘ya döner.

İngiltere’nin Yunanistan’ı kendi hegemonyası altına alma çabalarının bir sonucu olarak kralcıların darbeyle yönetimi ele geçirmeye çalışması şiddetli çatışmalara yol açar. Bu büyük ve zorlu mücadeleyi kaldıramayacaklarını anlayan İngilizler ise, bu hegemonya kurma işini Truman doktriniyle şekillenen yardımlar çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri’ne devrederek aradan sıyrılırlar. Bunun üzerine ABD önderliğindeki antikomünist mücadelenin geliştiği bir ortamda ortaya çıkan Yunan İç Savaşı‘nda (1946-1949) Komünist Parti yasadışı ilan edilir ve tüm devrimci, demokrat, sosyalist, komünist liderler, sanatçılar, bilim adamları tutuklanmaya başlar. D. Fotiadis ise tutuklanan diğer Yunanistan Komünist Parti yöneticileriyle birlikte kendini önce hapishanede, sonra da bir sürgün olarak sırasıyla Sisam adasının batısındaki İkarya adasının Kampos köyü ile Makronissos ve Ai-Stratis adalarındaki kamplarda bulur. Dimitris bu kamplarda Yunanistan’ın bilim, kültür, siyaset ve sanat dünyasının önemli isimlerinden şair Y. Ritsos, tiyatro ve sinema oyuncusu M. Katrakis, felsefe ve psikoloji alanında çalışmalar yapan M. Lundemis, G. Yoldasis, müzisyen M. Theodorakis, gazeteci, yazar ve şair N. Papaperiklis, Nazım Hikmet için “Hasta Şaire” isimli şiiri yazan şair L. Menelaos, T. Livaditis, T. Karolos, sinema oyuncusu K. Balamidas, M. Troyanos, oyuncu G. Giolasis, D. Giannopoulos, Papaioannou ve Yunan direniş hareketinin önemli kahramanlarından Stefanos Sarafis ile bir araya gelip daha sonra yapacağı çalışmaların düşünsel zenginliğini oluşturur.

Sürgündeki arkadaşları. Ortadaki sıra, soldan sağa: Manos Katrakis, Yiannis Imbriotis, Karousos, Menelaos Ludemis, Dimitris Fotiadis, Papaperiklis, Baladimas.
Sürgündeki arkadaşları. Soldan sağa: Manos Katrakis, Yiannis Ritsos, Dimitris Fotiadis, Menelaos Ludemis.
Dimitris Fotiadis ve sürgündeyken ziyarete gelen eşi Katina Fotiadou Ai-Stratis sahilinde.
Sürgündeki kulübesinin önündeki Dimitris Fotiadis (1898-1988).

D. Fotiadis, daha sonra yayınladığı anılarında şunları yazar:

Yannis Ritsos’un kaleminden Dimitris Fotiadis.

D. Fotiadis, 1946-1949 yılları arasında devam eden Yunan İç Savaşı‘nın bitmesinden sonra Kasım 1951’de Atina‘ya döner ve yasadışı ilan edilip yer altına çekilen Yunanistan Komünist Partisi‘nin yerine kurulan Birleşik Demokratik Sol Parti (EDA)‘ya katılır ve parti liderlerinden biri olur. Diğer yandan da “1821 Yunan Devrimi” isimli dört ciltlik kitabını yazmaya başlar.

1974’de diktatörlüğün yıkılması ile birlikte 1974-1977 döneminde Yunan Edebiyatçılar Derneği‘nin başkanı olur. Ayrıca Panhelenik Kültür Hareketi‘nin liderlerinden biri haline gelir, 1982’de “Anılar” adlı eseriyle Devlet Edebiyat Biyografi Ödülü‘nü kazanır ve yaşamının sonuna kadar Yunan Oyun Yazarları Derneği, Tarihçiler Derneği, Panhelenik Kültür Hareketi ve diğer birçok derneği üyesi olarak aktif toplumsal çalışmalarını sürdüren Dimitris Fotiadis 1988 yılında 90 yaşındayken Atina‘da vefat eder.

Dimitris Fotiadis‘in yazdığı kitaplarla Eski Yunancadan çevirdiği tiyatro oyunları sırasıyla;

📌 “Çılgın Vitrova” (1931), oyun.

📌 “Büyülü Keman” (1932), oyun.

📌 “Fatihler “(1936), oyun.

📌 “Ters Dünya” (1937), oyun. Marikas Kotopoulis Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 Aristofanes‘den “Süvari” (İppis) (1938), çeviri.

📌 Platon‘dan, “Sempozyum” (1939), çeviri.

📌 Demosthenes‘den “Philip III” (1940), çeviri.

📌 “Theodora” (1945), oyun. Birleşik Sanatçılar Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 “Makrigiannis” (1946). oyun. Birleşik Sanatçılar Topluluğu tarafından sahnelendi.

📌 George Bernard Show “On the Rocks, (çeviri). 1947’de George Pappa yönetimindeki Eimilio Veakis Topluluğu tarafından sergilendi.

📌 “Köle Sahili“, Edebiyat Yayınları Derneği (1952).

📌 “Messolongi, Büyük Kuşatma Destanı” (1953), tarih.

📌”Karaiskakis” (1956), tarih. İlk kez 1957’de Atina’da Gerasimos Stavrou ile birlikte Manos Katrakis‘in Yunan Halk Tiyatrosu tarafından sahnelendi.

Eserin son sözü: “21 Devrimi’nin tek kahramanı halktır. Halk onu kanıyla sulayıp kurbanlarıyla besledi. Dağ ve vadilerdeki isimsiz gençler olmasaydı özgürlüğü göremezdik. Alçakgönüllü bu unutulmuş gençler bize özgürlüğü verdiler. O halde onları ihtişamlı altın taçlarla onurlandırmamıza, isimleri bilinmeyen bu erkek, kadın ve çocuk kahramanların anısına onların en parlak heykellerini dikmemize izin verin!

📌 “Yaşam ve Sanat” (1958).

📌 “Kanaris” (1960), tarih.

📌”Kolokotronis’in Davası” (1962), tarih.

📌 “Othon” (Monarşi) 1963, tarih.

📌”Otto” (Tahliye) 1964, tarih.

📌 Platon‘dan “Phaedrus” (1966), çeviri.

📌 “Ethnegersia” (oratoryo), 1971.

📌 “1821 Devrimi” (4 Cilt) 1971-1972, tarih.

📌”Sakarya: Küçük Asya’da Destan ve Felaket” (1974), tarih.

📌 “3 Eylül 1843” (1975), tarih.

📌 “Errata” (1976).

📌”Anılar” (3 Cilt) 1986, biyografi.

📌”Cevap: Atina” (1988),

📌 “Beyaz Şeytan”.

📌 “Sparta’da Bir Atinalı”.

📌 “Fatihler”.

📌 “Aynı Işık Altında”.

📌 “Politikacı”.

📌 “Roman Voilas”.

📌 “Tzilipouti”.

Dimitris Fotiadis‘e ait 62 kutudan oluşan arşiv halen Helen Edebiyat ve Tarih Arşivi (ELİA)‘nde muhafaza edilmektedir.

Dimitris Fotiadis’in yazdığı bazı kitapların kapakları…

Son söz olarak dileğim, son yıllarda bu kentin tarihini yazıyorum iddiasıyla ortaya çıkan milliyetçi; hatta şovenist bir kısım Yunan yazarlar yerine Ön Asya Felaketi‘nin gerçeklerine tanık olup “Kemal’le işimi bitirdim” diyerek ülkesinin İngiltere ve ABD‘nin hegemonyasından kurtulup bağımsız kalması için mücadele eden bir Komünist sanatçının doğduğu topraklarda bu kadar bilinmemesi gerçeği karşısında; hem uzun yıllardır dilime dolanan ve onun “Seydiköy” ile ilgili kitabını okurken Fotiadis ailesi ile Dimitris Fotiadis‘den haberdar olduğum Nikos Kararas‘ın benim bildiğim “Seydiköy“, “Buca“, “Kemalpaşa“, “Bornova” ve “Karşıyaka” ile ilgili kitaplarının, hem de yeni keşfettiğim bu Komünist yazar, oyun yazarı ve tarihçi Dimitris Fotiadis‘in kitaplarıyla oyunlarının Türkçe’ye kazandırılması, yazdığı ya da çevirdiği tiyatro oyunlarının İzmir sahnelerinde oynanmasıdır. Fazlasıyla gecikmiş bu görevin İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘ne ait bir görev olduğunu düşünüyor ve düşlerimin bir an önce gerçekleşmesi diliyorum…

…………………………………………………………………………………………..

(1) Kararas, N., “To Kordelio, To Kamari tis SmirnisİstoriaLaografia (Karşıyaka, İzmir’in Gururu, Tarih-Folklor), Atina, 1971, sh. 330. Beni bu bilgi ile tanıştırıp Alekos Fotiadis‘in şiirini ileten sevgili dostum Aybala Yentürk‘e teşekkürlerimle…

(2) Aybala Yentürk‘ün araştırmaları sırasında bulunan Alekos Fotiadis‘e ait bu şiirin Türkçe’ye çevrilmesi konusunda yardımcı olan sevgili dostum gazeteci Süleyman Gençel‘e teşekkürlerimle…

(3) https//www.levantineheritage.com/pdf/888_Smyrna_Commercial_Guide_(Greek).pdf (Erişim Tarihi: 29.01.2024)

(4) Mihail, G. N., Yunanistan Rehberi, İzmir 1920, Yunanistan Rehberinden İşgal Altındaki Bir Kentin Öyküsü, Çeviren: Dr. Engin Berber, Akademi Kitabevi, İzmir 1998, s. 22, 32, 61, 69.

(5) Tatiana Gritsis-Milliex, https://www.katiousa.gr/skitsa/15-schedia-tou-gianni-ritsou-apo-tin-eksoria/

Yararlanılan Kaynaklar

Baltas, A., 1890-1922 Arası İzmir’de Faaliyet Gösteren Rum Spor Kulüpleri, Yakın Kitabevi & Yayınları, 2014, İzmir, s.68, 109, 112, 133, 161, 178.

Çokbankir, E., Çokbankir, E., Geçmişten Günümüze Seydiköy Gaziemir, Gaziemir Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayını, Mart 2013, İzmir, sh. 39-42.

Çokbankir, E., Seydiköylü Hollandalılar, Gaziemir Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayını, Mart 2013, İzmir, sh. 18.

Mihail, G. N., Yunanistan Rehberi, İzmir 1920, Yunanistan Rehberinden İşgal Altındaki Bir Kentin Öyküsü, Çeviren: Dr. Engin Berber, Akademi Kitabevi, İzmir 1998, s. 22, 32, 61, 69.

https://www.booksite.gr/dimitris-fotiadis.html

https://www.ianos.gr/persons/view/detail/persons/fotiadis-dimitris-0026077/

https://www.skroutz.cy/a/23447/dimitris-fotiadis.html

https://ru.wikipedia.org/wiki/%D0%A4%D0%BE%D1%82%D0%B8%D0%B0%D0%B4%D0%B8%D1%81,_%D0%94%D0%B8%D0%BC%D0%B8%D1%82%D1%80%D0%B8%D1%81

https://docplayer.gr/219039385_Fotiadis-dimitris-arheio-62-arkheiaka-koytia-2-arheiaka-koytia-fotografika-tekuiria-html

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ve denetim…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan ya da mevcut şirketleri eliyle kurduğu 26 şirketin adını, bu şirketlerdeki sermaye pay ile miktarını, bu şirketlerin düzenli olarak zarar etmesine yol açan ve liyakatten uzak yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle bunların zaman içindeki değişimini esas alan 30 Temmuz 2023, 22 ve 23 Ocak 2024 tarihli yazılarım büyük bir ilgi görerek bu konuları merak eden birkaç arkadaş, dost ve yakınımla birlikte geniş bir kamuoyu çevresinin bilgilenmesini sağladı. Bu yazılar sonrasında birçok kutlama, soru sorma ya da bilgi verip katkıda bulunma talebi ile mesaj alıp telefon görüşmesi yaptım. O nedenle, beni yüreklendirip cesaret veren, araştırıp ortaya koyduğumuz bilgileri paylaşıp zenginleştirmeye yönelik destek ve katkılarınız için teşekkür etmek isterim.

Eski bir kamu denetçisi olmam nedeniyle sözünü ettiğim yazılarda eksik bıraktığım İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin kim tarafından ne şekilde denetlendiğine dair bilgilerle buna dair düşüncelerimi de bugünkü yazımda dile getirmek istiyorum. Çünkü bu şirketlerle ilgili denetim işlemlerinin, her yıl ortaya çıkan büyük zararlar ve bu zararlara yol açan yöneticiler hakkında herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle, seçimlerde oy kullanan biz seçmenlerin çıkarlarını gözeten “kamusal denetim” ilkeleri doğrultusunda tarafsız, doğru, etkin ve hukuka uygun bir şekilde yapılmadığını düşünüyor ve bu konunun, aynı şirketlerin iyi yönetilmesi kadar önemli bir konu olduğuna inanıyorum.

Vahşi kapitalist sistemin geliştirdiği neoliberal politika ve stratejilerle tanıştığımız “Turgut Özallı yıllarda” pıtrak gibi üreyip çoğalan belediye şirketleri, aslında temel belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi, başka bir ifadeyle belediyelerin şirketleşmesi anlamına geliyordu. Böylelikle yol yapma, su getirme, toplu ulaşımı sağlama gibi temel ve zorunlu hizmetler belediye mevzuat ve denetimi dışına çıkarılarak ticari bir hüviyet kazanıyor, bu hizmetlerle ilgili kamusal vesayet ve mali denetim İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık İskan Bakanlığı ya da en yüksek hesap mahkemesi olarak kabul edilen Sayıştay Başkanlığı gibi kamu kurumlarının elinden alınarak serbest bırakılıyor; hatta bu hizmetlerin denetimsiz bir şekilde özel sermaye ile birlikte ya da daha ileri bir aşamada doğrudan doğruya özel sermaye eliyle yapılmasını öngörülüyordu. Hatırlanacağı üzere bu girişimin ilk örneklerini, Çeşmeliler Cumhuriyet’in ilk yıllarında yabancı şirketlerin içme suyu, elektrik, tramvay işletme imtiyazlarına son verilmiş olmasına karşın 1980’li yıllarda yeniden yaşadılar ve içme suyu hizmetlerinin, Fransız sermayesini temsil eden ve aynen Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi başında bir Fransız genel müdürün bulunduğu Alçesu şirketi ile yerine getirildiğine, içme suyu üretip dağıtma gibi basit bir iş alanında Cumhuriyet kazanımlarının teker teker geri verildiğine tanık oldular.

İşte tam da bu nedenle, ilk yıllarda Bakanlar Kurulu’ndan ya da Cumhurbaşkanlığı’ndan alınan onaylarla belediye şirketi kurma işi, şimdilerde hiçbir kamu kurumundan izin alınmaksızın rahatlıkla gerçekleştirilebiliyor, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin son kurduğu İzgüneş Anonim Şirketi‘nde olduğu gibi, istenilen kişilerle, hatta belediye payının % 50’den az tutulması suretiyle hiçbir onaya başvurulmaksızın gizli saklı şirketler kurulabiliyor. Söz konusu iş şirket kurma ve şirketleri yönetme olunca, elindeki vesayet denetimini sonuna kullanmakta hiçbir beis görmeyen iktidar hem kendi AKP’li, hem de CHP’li belediyeler için elindeki ipi gevşetiyor, hangi siyasi partiye olursa olsun tüm belediyelere şirketler konusunda adeta açık çek veriyor. Çünkü şirket olgusu, kapitalist sistemin kutsallık atfettiği dokunulmaz, ellenmez, karışılamaz bir tabu konumunda… Her şey şirketleşerek, şirketler eliyle, şirketler sayesinde olmalı deniyor…

Ancak ne zaman ki, belediye hizmetleri belediye şirketleri eliyle özelleştirilmeye başlandı, işte o zaman denetlenmeyen ya da “öylesine” denetlenip rahat bırakılan şirketlerle karşılaştık. Çünkü bize bu şirketlerin belediye mevzuatına değil, Ticaret Kanunu hükümlerine göre denetleneceği söyleniyor ve bu da çoğu kez Ticaret Bakanlığı’ndan bekleniyordu.

Ne zaman ki, 21 Şubat 1967 tarih, 832 sayılı eski Sayıştay Kanunu‘nu değiştiren 3 Aralık 2010 tarih, 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu çıktı ve bu kanunun 4. maddesinin (a) ve (b) fıkraları, 12 Temmuz 2013, 6495 sayılı sayılı kanunun 73. maddesi ile değiştirildi; işte o zaman, tüfek bir kez daha icat edilip mertlik bir kez daha bozuldu.

Çünkü yapılan ufak bir değişiklikle o güne kadar Sayıştay denetimine tabi olan sermayesinin % 51’i belediyelere ait olmayan şirketler Sayıştay‘ın denetim alanından çıkarıldı. Böylelikle belediyelerin doğrudan ya da şirketleri eliyle kurdukları şirketlerdeki hisseleri % 51’den az olduğu takdirde o şirketler Sayıştay denetiminden kurtulmuş oluyorlardı.

CHP milletvekilleri Engin Altay ve Muharrem İnce ile 126 milletvekilinin imzasıyla Anayasa Mahkemesi‘nde açılan dava sonucunda, mahkemenin 4 Aralık 2014 tarihinde aldığı ders niteliğindeki E.2013/114, K.2014/184 sayılı karar ile, 4. maddenin (a) ve (b) fıkralarında bulunan “50’den fazla olan…” ibaresi ile (b) bendinde yer alan “…Kamu payı %50’den az olmamak kaydıyla…” ifadeleri iptal edilerek tüm belediye şirketlerinin herhangi bir sermaye kısıtlaması olmaksızın yeniden Sayıştay denetimine tabi olması sağlanmıştır.

Ancak, şirketleri kutsalı sayan sermaye ve onun iktidarının işi bu noktada bırakması beklenemezdi. Sayıştay denetimleri her ne kadar fazla bir tehlike yaratmasa da, şirketlerin doğrudan doğruya sadece kamu otoritesi tarafından denetlenmesi kabul edilebilir bir şey değildi. O nedenle kolları sıvayarak 14 Ocak 2016 tarih, 6661 sayılı kanunun 19. maddesi ile 6085 sayılı Sayıştay Kanunu‘nun 4. maddesine yeni bir fıkra eklediler. Eklenen fıkra hükmü aynen şu şekildeydi:

(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştay’a gönderilecek olan bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay’a münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.

Ancak bu düzenlemenin 4 Aralık 2014 tarihli ilk Anayasa Mahkemesi kararını karşılamadığı gerekçesiyle CHP milletvekilleri Levent Gök, Engin Altay, Özgür Özel ve 118 milletvekili tarafından yapılan iptal başvurusunu görüşen Anayasa Mahkemesi, 28 Aralık 2016 tarih, E.2016/21, K.2016/199 sayılı ikinci kararında özetle; kanun koyucunun, Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilenler dışında kalan anılan nitelikteki ve sermayesinde belli bir miktarda kamu payı bulunan şirketleri, bunların iştiraklerini ve bağlı ortaklıklarını Sayıştay denetimine tabi kılıp kılmama, ayrıca Sayıştay denetimine tabi kıldığı takdirde denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü belirleme konusunda takdir yetkisi bulunduğu, bu nedenle, Anayasa’da belirtilenlerin dışında kalan ve kuralda ifade edilen kuruluşların denetiminin, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştay‘a gönderilecek olan bağımsız denetim raporlarının esas alınarak yapılacağının ve Sayıştay‘ın münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu TBMM’ye sunacağının hükme bağlanmasında Anayasa’nın 160. maddesine aykırı düşen bir yön bulunmadığı, kanun koyucunun, anılan nitelikteki ve sermayesinde belli bir miktarda kamu payı bulunan şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıkları üzerindeki Sayıştay‘ın denetim yetkisini ortadan kaldırmadığı, denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü diğerlerinden farklı şekilde belirlediği ifade edilmiş, böylelikle 2014 yılında 6085 sayılı Sayıştay Kanunu‘nun 4. maddesine eklenen fıkra uyarınca belediye hissesinin % 50’den az olduğu şirketlerin Sayıştay tarafından denetiminde bağımsız denetim raporlarının esas alınması uygulamasını Anayasal güvenceye kavuşmuş, böylelikle sermayenin ve iktidarın bir isteği daha taraflı yargı eliyle yerine getirilmiştir.

Böylelikle Sayıştay denetimi denilen şey, “yemin ettikleri” için “bağımsız” oldukları varsayılan ve bu işi ücretli olarak yapan, o nedenle kim daha fazla ödeme yaparsa ona göre davranması beklenen denetim şirketlerinin yazıp çizdiği, daha doğrusu onların söyledikleri ya da söylemedikleri üzerinden yapılacaktı. Hem de böylesine bir işin, yemin eden cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin kürsülere çıkıp verdikleri yeminlerini tutmayıp tam aksini yaptıkları, “bağımsız” denilen kişi ve kurumların gerçekte bağımsız olmadıkları yalan, yolsuzluk, talan ve yağmanın geçerli olduğu bir coğrafyada yapılacağı söylenerek adeta gözümüzün içine bakılarak yalan söyleniyordu. Aynen “bağımsız” oldukları söylenen inşaat denetim firmalarının gözetiminde yapılan binaların depremlerde yıkılan ilk binalar olmasında olduğu gibi… Peynirin fareye, farenin de kediye teslim edildiği bir ülke koşullarında… Hele ki Enron, WorldCom ve Adelphia gibi büyük şirketlerdeki yolsuzluk ve suistimalleri gizleyip manipülasyonlara başvuran ve hepimizin tanıdığı o ünlü uluslararası denetim şirketi Andersen örneği hafızalardaki yerini henüz korurken ya da her yıl bağımsız denetçiler tarafından titizlikle denetlenen Koç Holding‘in büyük şirketi Ford Otomotiv‘de, düzenlenen bu düzenli yıllık raporlara rağmen 4 yıl süreyle devam eden yolsuzluk neticesinde ortaya çıkan 323 milyon liralık zararda olduğu gibi… (1)

Neoliberal kapitalist sistemin önerdiği özelleştirme, işte böyle bir şeydi… Onlara göre kamusal denetimin kamusal olmaktan çıkarılıp “özel” ve “güzel” olması için böyle bir şey yapılması ve bizim de çıkıp bütün bunlara saf saf inanmamız gerekiyordu…

Her şey hukukiydi; çünkü her şey bir otoritenin emri altında inep kalkan ellerle bir çırpıda çözümleniyor, kamu kaynaklarıyla kurulan şirketlerin denetimi “yeminli” ve “bağımsız” olduğu söylenen uluslararası ya da ulusal “özel” ve “güzel” denetim şirketlerine bırakılıyordu… Bu konuda ne iktidar, ne de muhalefet cephesinden; özellikle de belediyelerinden tek bir ses çıkmıyor, herkes elbirliğiyle bu yeni düzene uyuyor, bu yeni düzenin getirdiği kolaylıklardan sonuna kadar yararlanıyordu… Kısacası ortada alanın memnun, satanı da memnun olduğu yeni bir durum vardı…

Özellikle de İzmir‘de olduğu gibi, belediyeye ait tüm şirketlerin “bağımsız” olduğu rivayet edilen özel şirketler eliyle denetiminin, belediye başkanının yakın arkadaşı olduğu bilinen; ayrıca katılımcıları belediye başkanınca belirlenen İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu‘nun başına yine belediye başkanının talimatıyla yerleştirilen kişinin, bir yarısı AKP iktidarı ile “hallice” iç içe, diğer yarısı da CHP‘nin neoliberal dünyasına bakıp o belediye başkanının bir dönem daha belediye başkanı olmasını isteyen “yeminli” ve “bağımsız” olduğu rivayet edilen denetim şirketinin ortağına bırakılmışsa… Hele ki, mevcut 26 belediye şirketinden en büyüğünü oluşturan 9 şirketin denetimi, Tunç Soyer‘in büyükşehir belediye başkanı olmasının hemen arkasında İstanbul’daki Aren Bağımsız Denetim Şirketi‘nden alınıp topluca Sun Bağımsız Denetim Şirketi‘ne verilmişse ve bu denetim şirketi, İzbeton, İzenerji, İzulaş, Grand Plaza, İzelman, İzfaş, İzmir Metro ve İzdeniz gibi hem milyar liralık cirolara hem de neredeyse aynı miktarlarda zararlara sahip şirketlerin girdisi çıktısı ya da çürüğü çarığı ile her şeyini öğreniyorsa, elinde büyük bir güç var denilebilir…

Gelelim 2014 yılından bu yana Sayıştay tarafından yapılan belediye şirketlerinin denetimine…

Sayıştay Başkanlığı‘nın İnternet sitesindeki denetim raporlarıyla ilgili verilere göre Sayıştay 2014 öncesinde hiçbir belediye şirketini denetlemezken 2014-2022 dönemine isabet eden 9 yılda ise farklı büyüklükteki toplam 52 belediyenin 121 belediye şirketini 165 kez denetlediği anlaşılmaktadır.

Yapılan denetimlerin yıllara isabet eden dağılımı ise şu şekildedir:

2014’de 22, 2015’de 26, 2016’da 2, 2017’de 6, 2018’de 5, 2019’da 21, 2020’de 20, 2021’de 25, 2022’de 38 adet şirket denetimi yapılmıştır. Bu sayıların yıllar içindeki gelişiminden de anlaşılacağı üzere, Sayıştay‘ın yıllar itibariyle yaptığı belediye şirketi denetiminde bir istikrar bulunmamaktadır. İlk üç yılda 22 ve 26’yı bulan yıllık denetim sayısı, 2016-2018 döneminde 2’ye, 6’ya, 5’e düşmüş, ondan sonra da artan bir şekilde 21’e, 20’ye, 25’e ve son olarak da 38’e kadar çıkmıştır.

Büyükşehir, büyükşehire bağlı ilçe ve il belediyesi olarak 52 belediyenin 165 kez denetlenen toplam 121 şirketinin türü ise 10 adet limited, 111 adet anonim şirket olmak üzre bir dağılım göstermekte, o nedenle, Sayıştay‘ın limited ve anonim şirketler arasında herhangi bir ayrım yapmadığı anlaşılmaktadır.

Sayıştay‘ca denetlenen şirketlerin belediyeler arasındaki dağılımına bakıldığında ise 52 belediyeden 28 (% 53,85)’inin büyükşehir, 15 (% 28,85)’inin büyükşehire bağlı ilçe, 9 (% 17,30)’unun da il belediyesi olduğu, ilçe belediyelerine ait şirketlere dokunulmadığı, 2014-2016 döneminde denetlenen il belediyesi şirketlerinin ise son yıllarda pek de rahatsız edilmediği görülmektedir.

BU veriler arasında dikkat çeken diğer bir husus da, 2022 yılında İstanbul, İzmir ve Ankara gibi CHP’li büyükşehir belediyelerine ait şirketlerin denetimindeki artıştır.

Bütün bu sayısal verilerin analizinden sonra Sayıştay‘ca düzenlenen bu 165 denetim raporunda ne vardı, bu denetim raporları gerçekten doğru, yerinde ve etkin bir denetimi yansıtıyorlar mı diye soracak olursanız; ben de size tek bir örnek üzerinden bir hatırlatma yapmak isterim. Çünkü o tarihlerde çıkan gazeteleri okuyan arkadaşlarım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin düzenli olarak ve her yıl artan bir şekilde zarar etmesi nedeniyle fiili olarak iflas eden şirketi İzdeniz A.Ş.‘ne ait 2020 tarihli denetim raporunun, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne genel sekreter olmak için girişimde bulunan Sayıştay denetçisi tarafından kaleme alınmıştı. Kendisine bu ilhamı kimin verip cesaretlendirdiği sorusunu bir yana bırakıp, böylesine niyetli bir “bağımsız” ve “tarafsızSayıştay denetçisinin 2020 yılında düzenlediği bir raporu hangi düşünce, niyet ve kaygılarla hazırladığı da düşünmeli, en azından tahayyül edilmelidir derim. Tabii ki, böylesi bir denetimin, niyeti böylesine açık bir denetçi eliyle yapılmış olması nedeniyle yaptığı denetimin içerik olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini de ifade etmeden geçmek istemem.

Kısacası, bugüne kadar Sayıştay Başkanlığı‘nca yapılmış toplam 165 denetim raporunu tek tek değerlendirdiğimizde; yazılıp çizilen çoğu bulgunun ticari muhasebe kayıtlarıyla ilgili olduğu, hem içerik hem de sonuçlar itibariyle ele gelir ciddi bir durumun sergilenmediği açık bir şekilde görülecektir.

Ayrıca, Sayıştay tarafından yapılan denetimlerin genel değerlendirmesinde, 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu uyarınca belediyelerin ortak olduğu şirketlerin denetimlerinde kamu zararına yol açan bir husus tespit edilmiş olsa dahi, yargılamaya esas raporun düzenlenmesi ve bu konuda herhangi bir yargılama yapılması mümkün olmadığından kesin hükme bağlama ve kamu zararının tazmini kararlarının verilemeyeceği de bilinmelidir.

Sonuç olarak;

Titizlikle hazırlanmış yasal düzenlemelerle Sayıştay‘ın tarafsız, doğru, etkin ve hukuki “kamusal denetimi” dışında tutulan ya da pratik uygulama içinde ciddi bir Sayıştay denetimine konu olmayan ya da “yeminli” olduğu için “bağımsız” olduğu söylenen; ayrıca yapacakları denetim için şirketten para alıp yaptığı ticaret gereğince aldığı paraya göre işlem yapması beklenen denetim şirketlerince denetlendiği söylenen belediye şirketlerinin, kamu yararını önceleyen gerçek kamu denetçileri tarafından denetlenmesi için mücadele edip bugünlerde aday adayı, yarınlarda da aday olarak karşımıza çıkacak partili ya da partisiz kişilere soracağımız ilk sorulardan birinin de belediye şirketleri ile ilgili olmasını, bu şirketler konusunda neyi vaat ettiklerini, bununla ilgili olarak ne yapacaklarını sormayı, oyunuzu da o adayların verecekleri cevaba göre kullanmanızı ya da kullanmamanızı önermek isterim.

Tabii ki, bu düşünce ve öneri sadece bana ait olduğu için, anlattığım bu oyunun kapitalist sistemin istediği şekilde devam etmesi ya da anti-kapitalist bir mücadele çerçevesinde devam etmemesi için tercih yapmak ve ona göre davranmak size aittir demek isterim…

(1) http://m2.samanyoluhaber.com/koc-u-sarsan-323-milyon-tl-lik-yolsuzluk-skandali-haberi-1374420.html (Bu linkteki habere ulaşmak mahkeme kararı ile engellendiğinden ancak VPN ile girilmesi mümkün).

Yararlanılan Kaynaklar

1) 3 Aralık 2010 tarih, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu.

2) Anayasa Mahkemesi’nin 4 Aralık 2014 tarih, E.2013/114, K. 2014/184 sayılı kararı,

3) Anayasa Mahkemesi’nin 28 Aralık 2016 tarih, E. 2016/21, K. 2016/199 sayılı kararı, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/Dosyalar/Kararlar/KararPDF/2016-199-nrm.pdf

4) Arslan, A., “Sayıştay’ın kamu Sermayeli Şirketleri Denetim Yetkisinde Son Durum”, https://www.dunya.com/kose-yazisi/sayistayin-kamu-sermayeli-sirketleri-denetim-yetkisinde-son-durum/382864

5) Güneş, M. , “Tüm Belediye Şirketleri Sayıştay Denetimine Tabi midir?”, https://www.kamuiscileri.net/makale/11652645/mustafa-gunes/tum-belediye-sirketleri-sayistay-denetimine-tabi-midir/

İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu şirketlerle kurduğu şirketlerin ortak olduğu toplam 12 şirketteki, bu konu ile ilgili son yazımızın tarihi olan 30 Temmuz 2023 sonrasında gözleyebildiğimiz gelişmeleri, özellikle de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu şirketlerin yönetim kurullarındaki değişiklikleri ele almıştık. Bugünkü ikinci ve son bölümde ise geriye kalan 14 şirketi inceleyerek bugünlerde yaşadığımız son gelişmeleri yorumlamaya çalışacağız.

Yazıya kaldığımız yerden devam etmeye kalktığımızda ilk ele alacağımız şirket, ilk adı bir zamanlar BAY-SAN olup sonradan İZTARIM olarak değiştirilen şirket olacak…

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen 5 ay 22 günlük sürede sermayesi % 138,87 oranındaki bir artışla 313.241.441.- liradan 748.241.441.- liraya çıkarılan İZTARIM A.Ş.‘nin yönetim kuruluna emekli arkeolog öğretim üyesi Ahmet Uhri ile Rotary 2440. Bölge‘nin eski guvarnörü (başkanı) ve gazeteci Mehmet Ahmet Nedim Atila‘nın katılımı ile, İBB yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Pınar Çalışkan, Murat Koçak, Cahit Kutulan ve tarım uzmanı olduğu söylenen kimya mühendisi Tuncer Beybağ‘dan oluşan yönetim kurulunun üye sayısı 5’den 7’ye çıkmıştır.

Şirketteki belediye hissesi % 51’in üstünde olmasına karşın şirket kurulduğu günden bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmemiş durumda…

Bu şirketteki asıl ilginç, şaşırtıcı ve kimselerin aklına gelmeyecek değişiklikleri ise sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün A3Haber sitesindeki yazılarını okuyarak izlememiz gerektiğini düşünüyorum. (1, 2, 3, 4)

2020 yılında kapanan ve o İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in tarihten bu yana verdiği tüm sözlere rağmen açılmayan İzmir Hilton Oteli‘ni yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘ndeki kış uykusu, -ne yazık ki- 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde de devam etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 23,84 oranıyla hissedar olduğu bu şirketteki tek değişiklik şirketin dümenini elinde bulunduran Kurdoğlu ailesinin bir ferdinin (Tuna Kurdoğlu) daha yönetim kuruluna katılması oldu. Böylelikle şirketin kumandasını elinde bulundurup (A) grubu hisseleri temsil eden Korhan Kurdoğlu, Erhan Kurdoğlu, Tuna Kurdoğlu ve Mehmet Nazif Günal‘ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin (B) grubunu hisselerini temsilen belediye yöneticileri avukat Türkan Özgür ile avukat Haluk İsmet Köymen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nu temsil eden (C) grubu hisselerini temsilen de Ekrem Selami Yıldırım ve Başar Başaran bu dönemde oteli açıp faaliyete geçirmek adına hiçbir şey yapamadılar.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Ocak 2024 tarih, 10998 sayılı nüshasında yayınlanan ilam uyarınca 30 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da yapılacağı öğrenilen şirket genel kurulu ile ilgili gündeme bakıldığında da, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarının gecikmiş bir şekilde oylanması gibi sonuç almaktan uzak şeylerle uğraşıldığı görülmekte, şirketin geleceğine dair bir görüşmenin yapılmayacağı anlaşılmaktadır.

Suya sabuna dokunmayan bu gelişmeler de göstermektedir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Eylül döneminin “atanmış” belediye başkanı vali yardımcısı Ceyhan Demir‘den bu yana gelip geçen belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer‘in sonu “ceğiz” ya da “cağız“la biten bütün vaat ve sözlerine rağmen kentin ortasına bir hançer gibi sokulmuş bir binanın, kentin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edeceği ve bizlere beş kuruşluk bir menfaati olmayacağı anlaşılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 10 oranında hissedar olduğu bu şirket bilindiği gibi Kolin Holding‘le Koloğlu Holding‘in kontrolü altındadır. Yazımıza konu olan 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde bu şirkette de herhangi bir değişiklik olmamış; ancak bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi başkan vekili koltuğunu işgal edip yakın zamanda Bergama belediye başkan aday adaylığı macerasından hüsranla dönen Mustafa Özuslu‘nun bu şirkette huzur hakkı aldığı yönetim kurulu üyeliği devam etmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde sermayesinde herhangi bir artış ya da azalış olmayan şirketteki tek değişiklik yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan mimar Ersan Odaman‘ın ayrılması ile boşalan koltuğu, şu sıralar Konak belediye başkan aday adayı olarak çalışmalar yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun doldurmuş olmasıdır.

Şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle İzenerji şirketini temsilen Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi, belediye yöneticileri Mürüvvet Kılıç ve Şükran Nurlu, ortopedi uzmanı Dr. Levent Köstem, Çeşme Belediyesi yönetimindeki Çeştur – Çeşme İmar Turizm Ticaret ve Teknik Hizmetleri ve Liman İşletmeciliği A.Ş. temsilcisi Hakkı Pamukçu, turizmci İbrahim Timur Ömürgönülşen ve mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 30 oranında hisseye sahip olduğu şirkette, belediyenin tek temsilcisi, şirketin yönetim kurulu başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘dir. Şirketin yönetim kurulunda oldukça ufak hisse ile temsil edilenlerin çoğunlukta olmasına karşın; % 30 hisseye sahip olup bu hisse dışında yapılan şirkete büyük miktarlarda doğrudan ya da dolaylı yollardan mali yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu şirketin yönetim kurulunda 1 temsilci ile yer alması “temsilde adalet” ilkesi açısından tartışılması gereken bir konudur.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Şirketin şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in başkanlığında Deniz Barçın, Aydın Buğra İlter, Hasan Eke, İlknur Rodoplu, Necip Kalkan, Ayşegül Kurtel, İshak Şikar, Semih Girgin, Serdar Dağıstan, Fadıl Sivri, Alp Avni Yelkenbiçer, Mehmet Salih Özen, Sergenç İneler ve Ece Elbirlik Ürkmez‘den oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirkette de % 50 hisseye sahip olmasına rağmen 11 üyeden oluşan yönetim kurulunda yönetim kurulu başkan vekili olan bir üye ile temsil edilmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana sadece eski valinin gitmesi, yeni valinin gelmesi nedeniyle yönetim kurulu başkanlığını yapan yeni valinin ismi Süleyman Elban olarak değişmiştir. Yönetim kurulunun diğer üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Tunç Soyer, İzmir Valiliği‘ni temsilen Karabağlar kaymakamı Cemil Özgür Öneği, Mustafa Arslan, Mehmet Ensarioğlu, Balçova eski kaymakamı Ahmet Hamdi Usta, Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve İzmir Jeotermal A.Ş.‘ni temsilen Orhan Demirağlar‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin 5 Milyon liralık sermayesine % 25 oranında hissedar olduğu halde yedi kişilik yönetim kurulunda sadece bir temsilcisi bulunmaktadır. Ayrıca kurulduğu günden bu yana bu şirketin Çeşme‘deki jeotermal kaynakları ve enerjiyi kullanma açısından ne yaptığı da pek bilinmemektedir.

Şirketin yönetim kurulunda şu an itibariyle Balçova Termal Turizm ve Otelcilik A.Ş. adına Yeter Gönenç, Çetaş – Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. adına Veysi Öncel, Çeşme Belediye Başkanı Muammer Ekrem Oran, Çeşme eski kaymakamı Ünal Çakıcı, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Hakan Öztürk ve İzmir Jeotermal Enerji San. ve Tic. A.Ş. adına Orhan Demirağlar bulunuyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 0,73 oranında katkıda bulunduğu bu şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı yer alıyor.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana şirketteki tek değişiklik ise yeni vali Süleyman Elban‘ın yönetim kurulu üyesi olarak, EAC/Turkey International Interprises Inc. adına Mary Mills Tuncer ile Deniz Tuncer, Hikmet Dengeışık, Hakan Kilitçioğlu, Aran Herschl Dokovna, Edward Mills, Larry Hymes, Ayshe Tuncer, Barış Demirtaş, EBSO adına Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası adına Mahmut Özgener, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Barış Karcı‘dan oluşan yönetim kuruluna katılmış olması şeklinde özetlenebilir.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE)‘nin öncülüğünde belediyelerin ve sermayeyi temsil eden meslek örgütleriyle derneklerin katılımı ile oluşturulan; bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin eski adı ÜNİBEL, yeni adı İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. olan şirketinin sermayeye % 5 oranında ortak olduğu bu şirkette 30 Temmuz 2023 tarihi sonrasındaki tek bir hareket olmamıştır.

Şirket şu an itibariyle, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) rektörü Yusuf Baran‘ın başkanlığında Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) temsilcisi Fadıl Sivri, İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi Mehmet Raşit Özsaruhan, İzmir Ticaret Borsası (İTO) temsilcisi Erçin Güdücü, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB) temsilcisi eski başkan Zekeriya Mutlu, Abdullah Gül Üniversitesi temsilcisi Erk Hacıhasanoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) temsilcisi Erkan Zandar, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) temsilcisi Aydın Buğra İlter ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi Metin Akdaş ile Uğur Yüce ve Metin Tanoğlu‘nun üye olduğu yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri Egeşehir, İZDENİZ ve İZFAŞ‘ın % 4 hisse ile ortak olduğu ve kötü yönetim sonucu ortaya çıkan muazzam zararlarıyla tanınan Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A. Ş., 30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana yaptığı zararları karşılamak üzere sermayesini 140.426.376.- liradan 81.259.709.- liraya indirmek zorunda kalmış, kötü yönetimin ürünü olarak ortaya çıkan zararda payı olan yönetim kurulu üyelerinden Yağmur Han Şenel, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZENERJİ‘ye yönetim kurulu üyesi olarak transfer edilirken, onun koltuğunu şirket genel kurullarında genellikle “oy toplayıcı” olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatör Yardımcısı Yusuf Fatih Acar doldurmuştur.

Kent A.Ş.‘nin yönetim kurulu şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için çırpınan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başkanlığında Önder Koç, Foça Belediye Meclisi üyesi Hakan Barçın, avukat Aylin Öz ve İBB Şirketler Koordinatörü Yardımcısı Yusuf Fatih Acar‘dan oluşmaktadır.

İZETAŞ A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e yakınlığı ile bilinen Ali Ercan Türkoğlu tarafından yapılmaktadır. 1982 yılında İTÜ‘den mezun olan Türkoğlu‘nun, İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfasında yazılı olan esnek ifadelere rağmen profesyonel bir insan kaynakları platformu olan Linkedin‘de kendisi tarafından düzenlenen kişisel hesabındaki bilgilere göre mezun olduğu tarih ile İZENERJİ yönetim kurulu başkanı olduğu 2021 Ocak ayına kadarki süre içinde mesleki olarak ne yaptığı bilinmemektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan şirket ilamlarında ikametgah adresi olarak Etiyopya‘yı göstermesi nedeniyle bu ülkede yaşayıp tekstil işi ile uğraştığı söylenen Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu Ali Ercan Türkoğlu bu görevinin dışında ayrıca İZENERJİ‘nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta ve buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda % 51 hisseyi özel bir şahsa vererek ve % kendisine 49 hisseyi layık görerek kurduğu İZGÜNEŞ Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘ndeki temsiliyeti ile İZENERJİ‘yi, dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsil etmektedir.

Bu şirketle ilgili diğer ilginç bir nokta da, şirketin yönetim kurulu başkanının İZENERJİ genel müdür yardımcısı olarak çalışan Ali Celal Ergin olması, üçüncü yönetim kurulu üyesi olarak kendisine hiçbir yasal dayanağı olmayan “İBB güvenlik koordinatörü” adı verilen Yusuf İncili isimli eski bir polisin seçilmiş olmasıdır. Bu şahsın aynı zamanda İZENERJİ‘de de yönetim kurulu üyesi olması, geçmişte Kosova‘da, Afrika ülkesi Liberya ve Sudan‘da ve turizm sektöründe güvenlik işlerinde çalışmış birinin edindiği bilgi ve birikime İZENERJİ ve İZETAŞ gibi belediye şirketlerinde ne ölçüde ihtiyaç duyulduğu sorusunu da akla getirmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda kurduğu, bu nedenle de dumanı henüz tüten bu yeni şirketin öyküsünü en iyi şekilde sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün yakın zamanlarda kaleme aldığı yazılardan öğrenmek mümkündür diye düşünüyorum ve bu şirketin nasıl kurulduğunu, diğer ortağının kim olduğunu, neden ortalarda gözükmediğini ve şirketin bu haliyle hangi usulsüzlüklere imza attığını Serdar Öztürk‘e bırakıyorum… Tabii ki, bu konudaki kanaat ve karar sizlere ait… (5, 6)

Ölü ya da can çekişmekte olan bir şirket daha… Ne yaptığı bilinmeyen, nereden gelip nereye gittiği sorgulanmayan, sahipsiz bir şirket… Anlaşıldığı kadarıyla İZULAŞ ile İZELMAN‘ın tanzim satış işine girmek için birlikte kurdukları bir şirket… Bu şirketin 2005 yılında Migros markası içinde eritilip yok edilen bizim bildiğimiz TANSAŞ ile bir ilgisi var mıdır? İşte o konu, kesinlikle bilinmiyor… Yine de Sayıştay denetçileri her yıl düzenledikleri denetim raporlarında bu şirketin adını şirket listesinde gösteriyorlar… İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin gözden çıkardığı anlaşılan bu şirket, ticaret sicilindeki varlığını şimdilik koruduğuna göre gelecek bir tarihte, aynen Baysan gibi başka bir işe yarayabilir düşüncesiyle çekmecelerden birinde saklanıyor olabilir…

Yine bir zamanlar İzmir denince herkesin aklına gelen; hatta bir yatırım modeli olarak lanse edilmeye çalışan çok ortaklı bir şirketle karşı karşıyayız. Hem de Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Şampa, Tepekule Holding, Alsancak Liman İşletmeleri ve İzmir Air gibi İzmirli para sahiplerinin elini cebine atamadığı, 88 kişi ya da şirketin 1988 yılında gözden çıkardığı ufak ufak paralarla ancak 200.000.- liralık sermaye ile yola çıktığı; sonu hüsranla biten yeni bir saadet zinciri ile karşı karşıyayız… Yakın zamanda kurulup sonu da bunlar gibi olacak TARKEM ya da “mahdum efendilerin” kurduğu İzmir Girişim Grubu gibi… Aralarında İzmir‘in en büyük firmalarıyla sermayedarlarının bulunduğu bu şirketleri -ne yazık ki- bugün kimse hatırlamıyor, hatırlayanlar ise yüzlerini ekşitip unutmaya çalışıyorlar…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde 24 Mayıs 1988 ile 10 Aralık 2019 tarihleri arasındaki 31 yıl 6 ay 16 günlük sürede 48 adet ilama sahip 88 ortaklı bu şirkete ait en son ilamda, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevi 29.11.2022 yılına kadar Mustafa Selim Yaşar‘a verildiği ve Mustafa Selim Yaşar da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etmiş olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi, % 1 oranında hisseye sahip olduğu bu şirketteki son durumu hakkında bir açıklama yaparak 1988 yılı değerlerine göre 200.000.- TL sermayeli bu şirketin hem belediye hem de İzmir açısından nasıl bir gelecek vaat ettiğini ya da etmediğini açıklamalı ve bundan böyle bu tür çok ortaklı şirketler kurarken ya da kurulacak olanlara katılırken bu acı dersi hatırlayıp yaptığı yanlışlıklar için özeleştiri yapmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu ya da doğrudan kurduğu şirketlerin ortaklığı suretiyle kurulan toplam 26 şirketteki sermaye tutarları ile yönetim kurullarında görev alanları ele alıp incelediğimizde;

1) 22 Ocak 2024 tarihi itibariyle 26 şirketteki toplam 144 adet pozisyona (yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu başkan vekili ya da yardımcısı, yönetim kurulu üyesi vb.) belediye yöneticileri arasından ya da dışarıdan seçtiği kişileri atadığı, bu pozisyonlardan 97 (% 67,37) ‘sinin belediye yöneticileri (genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, danışman, koordinatör vb.) arasından, geriye kalan 47 (% 32,63)’sinin de dışardan atandığı belirlenmiştir.

Ancak bu sayı ve oranları, yaklaşan yerel seçimlerin öncesindeki durumla karşılaştırdığımızda karşımıza yanıltıcı bir durum çıkacaktır. Zira, yerel seçim öncesinde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri arasında dışardan atananların sayı ve oranının, yerel seçimlerde belediye başkanı ya da belediye meclisi adayı olmak amacıyla ayrılanları dikkate aldığımızda bugünküne göre daha fazla olduğu unutulmamalıdır.

2) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak atananların arasındaki 10 ismin, tek bir yönetim kurulu üyeliğine sahip olan 134 kişiye göre daha avantajlı ve ayrıcalıklı olduğu görülecektir. Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in kendisi olmak üzere 3 (İZBETON, İZFAŞ, TARKEM), Ali Ercan Türkoğlu‘nun 3 (İZENERJİ, İZGÜNEŞ, İZETAŞ), Ali İhsan Özgürman‘ın 2 (İZFAŞ, İZTARIM), Barış Karcı‘nın 2 (İZBETON, ESBAŞ), Kadir Efe Oruç‘un 2 (İZBAN, İZDOĞA), Raif Canbek‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN), Türkan Özgür‘ün 2 (İZMİR METRO, İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK), Yusuf İncili‘nin 2 (İZENERJİ, İZETAŞ), Sönmez Alev‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN) ve Hakan Öztürk‘ün 2 (GRAND PLAZA; ÇEŞTAŞ) ayrı şirkette görevli olması bu durumun en iyi örneğidir.

3) İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerini ele alıp analiz ettiğimiz 30 Temmuz 2023 tarihinli yazımızdan bu yana bu şirketlere ait toplam sermayenin % 17,61 oranındaki artışla 7.536.326.092.- liradan 8.863.159.425.- liraya yükseldiği, İZBETON‘nun sermayesinde % 20,28, İZMİR METRO‘nun sermayesinde % 124,17, İZBAN‘ın sermayesinde % 27,50, İZTARIM‘ın sermayesinde % 138,87 oranında bir artış sağlanmış olmakla birlikte; Grand Plaza‘nın sermayesinde % 9,37, İZULAŞ‘ın sermayesinde % 11,44, Kent A.Ş.‘nin sermayesinde % 57,87 oranında bir azalma yaşandığı, geriye kalan 19 şirketin sermayesinde ise bugünkü ekonomik koşullardaki enflasyonu karşılayacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle de şirketlerin her geçen yıl küçüldüğü belirlenmiştir.

4) Anlaşılan o ki, iki bölümden oluşan bu yazıyı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2019-2023 hizmet döneminde belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yerleştirdiği kendisinden yana, adeta kendisinin küçük kopyası olan isimleri, başka bir deyişle “Küçük Tunç Soyer“leri, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle mevzilendikleri yerlerden çıkarak cepheye sürdüğü bir dönemde yazıyorum. Çünkü vakt-i zamanında seçim dönemlerinde bu şekilde ön cepheye sürmek amacıyla şirketlerin yönetim kurullarına doldurulan tüm siyasi isimler, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle beslenip gürbüzleştikleri bu koltukları bırakarak seçim sath-i mahalline çıkıp geride sadece belediye yöneticilerini bırakmış gibidirler… Şimdi hepsi kapı kapı dolaşıp kendi adını ve siyasetini; daha doğrusu siyasetsizliğini tanıtmaya, “onu alma, beni al” demeye, “ben güzelim“, “ben yakışıklıyım“, “en iyi giyinen benim“, “en iyi ben gülüyorum” diyerek ideoloji ve siyasetten uzak bir kampanyayı sürdürüyorlar…

Ama bir de bunun seçim sonrası var… Anlaşılan o ki, yeni hizmet döneminin efendisi makamına oturduğunda, hele ki bu efendi yeni biri olduğunda tüm yönetim kurulu üyeleri tümden değişip onların yerine korkunç bir rekabet içinde yeni isimler gündeme gelecek ve bu sefer de onların semirip gürbüzleşmeye başlayacağı bir süreç başlayacak… Çünkü özelleştirmenin geçerli olduğu “şirket belediyeciliği” denilen kapitalist sistem ve onun yozlaşmış burjuva siyaseti, kentteki siyaseti ve muhalefeti esir almak için bunu emrediyor…

5) Bütün bu yazıp çizdiklerimizin sonunda eskisi ya da yenisiyle tüm belediye başkanlarının İzmir‘in sermaye çevreleriyle birlikte gözükmeye, onlarla şirket kurmaya ya da onların şirket yönetimlerine almaya meraklı olduğu anlaşılıyor. Belediye ve sermaye bunu yaparken de, bu işbirliğine malzeme yaptıkları bize ait olan Basmane Çukuru, Kültürpark, İzmir Hilton Oteli gibi kamu mallarının da belediyenin elinden çıkarılıp sermayenin elinde “ham edilmesi“sağlanıyor.

Bu çerçevede, belediyedeki bu sermaye seviciliği ve sermaye ile birlikte olup kamu mallarını yağmalama merakı, bir de işçi ve emekçi cephesiyle işbirliği yapalım çabasına dönüşmüyor. İzmir büyükşehir belediye başkanlarının sürekli olarak İzmir‘deki sermaye çevreleriyle birlikte batık şirketler kurup kamu mallarını yağmalamasına ya da sermaye şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı profesyonelleri transfer etmesine karşın emek cephesindeki sendika, konfederasyon, meslek odası, dernek, kooperatif ve platformlarla tek bir kez bile olsa da bir araya gelip kalıcı işbirlikleri oluşturmadığı, işçi ve emek cephesindeki bazı isimleri belediyede ya da kurduğu şirketlerde koltuk sahibi yaparak “satın almayı” tercih ettiği, onları koltuk, makam ve mevki sahibi yaparak kendi yanına çektiği, işçi ve emekçi cephesindeki çoğu örgüt ve kişinin de bu duruma itiraz etmediği görülüyor.

(1) https://www.a3haber.com/2023/11/16/baska-ne-mumkun/

(2) https://www.a3haber.com/2024/01/17/cesmedeki-hafta-sonu-mesaisi-gozlerinizi-yasartacak/

(3) https://www.a3haber.com/2023/11/22/yagma-hasanin-boregi-ya-da-baska-bir-tarim-mumkun/

(4) https://www.a3haber.com/2023/12/05/manda-yuva-yapmis-izmire-bedava-mi-sandin/

(5) https://www.a3haber.com/2023/12/12/temiz-enerji-mi-dediniz/

(6) https://www.a3haber.com/2023/12/25/protokol-imzalanmadan-15-gun-once-siparisi-vermis-ongoru-buna-denir/

İzmir’in unutulan sanatçıları 27 – John Dabour

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” başlıklı yazı dizimizin 27. bölümünde ele alıp hatırlatmaya çalışacağımız portre ve natürmort ressamı da İzmir doğumlu olmakla birlikte ne zaman Fransa‘ya gittiği bilinmeyen bir sanatçı. Neyse ki, kendisiyle ilgili bir çok şeyi bilmemekle birlikte fotoğraflardan yaptığı portre tablolar ve az da olsa natürmortları bizlerle birlikte. Ama yine de, yaptığı tablolarda İzmir‘den ve doğduğu topraklardan tek bir iz, tek bir ses yok…

19. ve 20. yüzyılda Batı emperyalizminin sömürdüğü bir coğrafyanın kozmopolit kenti olarak öne çıkan İzmir‘de komprador burjuvazinin temsilcisi olarak doğup yaşamak ya da buraları kolaylıkla terk edip hatırlamamak ve üstüne üstüne gittiği topraklardaki iktidar sahiplerinin portrelerini yapmak…

Gidenin hatırlamaması, terk edilenin de gideni hatırlamaması…

Bu yazı dizisi nedeniyle tespit ettiğimiz önemli bir nokta da bu olsa gerek, İzmir‘in, hatırlanmak ya da hatırlamakla ilgili bir vefa sorununun olmaması…

John Dabour, 1837 yılında İzmir’de -büyük olasılıkla- Fransız bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Nitekim 1891, 1893, 1894, 1895 ve 1896 tarihli İzmir ticaret yıllıklarında Dabour soyadını taşıyıp Frenk Caddesi’nde kuyumculuk, mücevhercilik, deri tüccarlığı ve ayakkabı tedarikçiliği yapan Napoléon Dabour, G. Dabour, gibi isimlere ait bilgi ve ilanlara rastlanmaktadır. (1, 2, 3, 4, 5)

1894 Annuaire des commerçants de Smyrne, 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne, Jacob de Andria.

Sanat yaşamında daha çok yaptığı portrelerle bilinen John Dabour, Paris‘deki École des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Okulu)’ta aldığı sanat eğitiminin ardından Philippe Auguste Jeanron (1809-1988)’un Paris’teki atölyesinde çalışmış, 1870’te Amerika Birleşik Devletleri‘nin Maryland eyaletindeki Baltimore şehrine göç etmiş ve burada evlenmiştir. Bir portre sanatçısı olarak ünlenen ve dönemin yetenekli ressamları arasında adı geçen Dabour’un modelleri genellikle ABD savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron (1799-1889), Maryland senatörü ve valisi James Black Groome (1838-1893), Konfederasyon Ordusu komutanı ve Washington College yöneticisi general Robert E. Lee (1807-1870), Konfederasyon Ordusu genelkurmay başkanı, yazar ve işadamı William Tecumseh Sherman (1820-1891), Enoch Pratt Kütüphanesi kurucusu işadamı Enoch Pratt (1808-1896), büyük Mason üstadı işadamı Thomas J. Shryock (1851-1918), ile Fransa imparatoru Napoleon Bonaparte (1769-1821)’nin en küçük kardeşi Jérôme Bonaparte (1780-1860) ile Elizabeth Patterson Bonaparte (1785-1879)’nun oğlu ve Maryland Kulübü yöneticisi Jérôme Napoléon Bonapart (1805–1870) gibi başpiskopos, senatör, vali ve general gibi öne çıkan kişiler olmuştur.

1880’lerin başlarında daha geniş bir sanat pazarı bulma amacı ile New York’a taşınan ressam, Baltimore ile ilişkisini hiç koparmamış, sık sık ziyaret ederek portre çalışmalarını burada da sürdürmüş, Fransa’da Akademi’nin 1878, 1879, 1882 ve 1892 sergilerine katılmıştır. Eserleri Smithsonian National Portrait Gallery ile Maryland Tarih Derneği‘nin daimi koleksiyonlarında yer almaktadır.

1905 yılında New York‘ta 68 yaşındayken yaşamını yitiren sanatçının ölüm haberini veren gazeteler, birçok devlet adamının ve sosyal yaşamın öne çıkan kişilerinin portrelerini yapan John Dabour’un John, Emma ve Alice adlı çocuklarından söz etmekte, Emma Dabour’un da babası gibi bir portre ressamı olduğunu belirtmektedir.

…………………………………………………………………………………………………

(1) 1893 Annuaire des commerçants de Smyrne, s.60.

(2) 1894 Annuaire des commerçants de Smyrne,

(3) 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(4) 1896 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(5) 1891 Commercial Guide, http://www.levantineheritage.com/docs/1981-Commercial-Guide-George-Poulimenos.xls

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S., “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s. 27-44.

David B. Dearinger (Ed.), Paintings and Sculpture in the Collection of the National Academy of Design 1826-1925, C. I, New York, s. 141;

Marlyland Historical Magazine, Volume XLII, Baltimore, June1947, No.2, s. 131, 135.

http://www.salmagundi.org/john-dabour-1837-1905-nm/

Weston, L., “Art and Artists in Baltimore, Maryland Historical Maganize, Vol. XXXIII, September 1938, No.3, s. 224.

John Dabour (1837-1905), İkinci imparatorluk balkonundaki çocuk, 1872, Pastel, 76,4X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi, Tuval üzerine yağlıboya.
John Dabour (1837-1905), Robert Edward Lee, 1871, National Portrait Gallery, Smitsonian,, Washington.
John Dabour (1837-1905), Bendann’ın portresi, 1872, Tuval üzerine yağlıboya, 28,5X22 inç.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (ön yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (arka yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), 28X23 inç.
John Dabour (1837-1905), İşadamı Robert Livingston Cutting (1812-1887).
John Dabour (1837-1905), Savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron, 1871.
John Dabour (1837-1905), Şapkalı Beyefendi, Dr. Alexander Garden (1730-1791), 1889, Kağıt Üzerine Pastel, 88,6X55,9 cm.
John Dabour (1837-1905), Amerikalı yayıncı Arunah Shepherdson Abell (1806-1888), 54X38,5 inç, 1871. Maryland Tarih ve Kültür Merkezi.
John Dabour (1837-1905), Rochester Üniversitesi’nin bağışçısı Azariah Broody.
John Dabour (1837-1905), Boston Halk Bahçesi, Tuval üzerine yağlıboya, 1876, 44,4X72,3 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. Charles Frick (1823-1860), 1899, Yağlıboya, 76,2X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. John Hawkins Patterson.
John Dabour (1837-1905), Dr. Mortimer Harvie Jordan, Birmingham, Alabama.
John Dabour (1837-1905), Enoch Pratt.
John Dabour (1837-1905), Francis Thompson King.
John Dabour (1837-1905), Kağıt üzerine kurşunkalem, 46,8X41 cm.
John Dabour (1837-1905).

Kamu zararına yol açan bedava otopark ve karavanlar…

Ali Rıza Avcan

Değişik marka ve modeldeki otomobil fiyatlarıyla bu araçlara ait vergilerin milyonlarla ifade edildiği günümüz tüketim toplumunda karşımıza çıkan yeni ve pahalı başka bir alışkanlığı, daha doğrusu yine birilerine keyif verirken kentte yaşayan bizlere yeni sorunlar yaratan, yarattığı otopark sıkıntılar nedeniyle yeni mali yükler getiren zenginlerin yeni bir oyuncağını gündeme getirmek istiyorum:

Motorsuz olduğu için diğer bir araçla çekilen karavanlar, minik ev (tiny house) olarak tanımlanan ve minimalist yaşam felsefesinin sadelik anlayışıyla tasarlanan, genellikle doğa ile iç içe bir yaşam sürmek isteyenlerin tercih ettiği; küçük boyutlu, işlevsel küçük ev modelleri ve bütün bu araçların en büyüğü olarak karşımıza çıkan sabit ya da mobil konteyner evler…

Karavan, “tiny-house” ve konteyner evler…

Ev yaşamını deniz kıyısında, dağda bayırda, doğanın içinde, hiçbir sabit konaklama tesisine bağlı olmaksızın ve konaklama için herhangi bir ödeme yapmaksızın tatil yaparcasına keyif sürme arzusundan kaynaklanan bu araçlar bugün burada, yarın orada olma gibi göçmen bir yaşamı mümkün kıldığı için, çoğu kez gelir düzeyi yüksek varlıklı kentli kesimlerle okumuş beyaz yakalıların amatör heveslerini tatmin ediyor.

Hatta bu yeni heves ya da alışkanlığın, değişik cins ve fiyatlardaki karavanları seçmeyi konu alan televizyon dizilerinin Bloomberg, TLC ya da DMAX gibi televizyon kanallarında yayınlanması suretiyle olası tüketicileri özendirip teşvik ettiğini, diğer yandan da bu tür karavan, minik ev (tiny-house) ya da konteynerlerde kullanılan farklı araç ve gereçlerin satış pazarlaması ile ayrı bir sektörün yaratıldığını söyleyebiliriz.

Ancak bu motorlu ya da motorsuz araçların hem kentlerdeki hem de gittikleri yerlerdeki varlıkları, taşıt araçlarının parkından kaynaklanan sorunlara ek olarak yer yer ve zaman zaman daha önce karşılaşılmamış yeni sorunların çıkmasına neden oluyor. Aynen insanın hareketliliğini arttırdığı iddia edilen e-scooter kullanıcılarıyla motosiklet ya da bisiklet kullanıcılarının yarattığı yeni sorunlar gibi…

Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve İmtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (p) fıkrası hükmüne göre, “kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“ belediyelerin yetki ve imtiyazında bulunmakta olup; bu yetki ve imtiyaz, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9. maddesi ve bu maddeye göre düzenlenen “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” uyarınca Ulaşım Koordinasyon Merkezleri (UKOME) eliyle kullanılmaktadır. Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, kurulduğu 14 Temmuz 2004 tarihinden bu yana aldığı binlerce kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki araç park yerlerinin yer ve sayısını belirlemektedir.

Karşıyaka sahilindeki denize nazır otoparklardaki karavanlar, 28 Mayıs 2023.

Belediyelere verilen bu yetki ve imtiyazların kullanımı İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)‘ne ait olup, 2004 yılından bu yana kent içindeki park yeri ve sayılarıyla ilgili binlerce karar alınıp uygulanmasına; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından “İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama Esasları” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi, Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği” ismiyle iki ayrı yönetmelik düzenlenmiş olmasına karşın; bugüne kadar mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait araç otoparklarının kullanım esas ve usullerine ilişkin herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yapılmadığı görülmektedir. Çünkü bu otoparklar, hem büyükşehir hem de ilçe belediyelerinde ticari bir anlayışla belediye şirketlerine verilmekte ve araç otoparklarıyla ilgili her türlü düzenleme bu şirketler tarafından yapılmaktadır.

Öte yandan Danıştay‘ın değişik tarihlerde aldığı kararlarda da belirtildiği üzere, trafiğe tahsis edilmiş olan cadde ve sokakların kenarında park eden araçlardan, park edilen alan trafiği engellediği ve araçların buraya girişi, çıkışı ve güvenli bir şekilde park edebilmesi için gerekli park işaretlemeleri yapılmadan park ya da işgal ücreti alınamayacağı da bilinmektedir.

İzmirlilerin şikayeti üzerine zabıta marifetiyle gerçekleştirilen çözümden uzak müdahaleler… 28 Mayıs 2023.

Ancak bütün bunlara rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine ait birçok araç parkı kamu kaynakları kullanılarak inşa edildiği, giriş ve çıkışları belirlenip araçların park etmesini kolaylaştıran park yeri işaretleri konulduğu halde, buralarda park eden araçlardan hiçbir ücret talep edilmemekte, bu parklara bu işi yapmak üzere bir görevli verilmemekte ya da ücret tahsilatını sağlayacak bir sistem geliştirilmemektedir. Özellikle de yol kenarlarında ya da mahalle aralarında yapılan yeşil alanların, parkların içinde veya mevcut kaldırımların daraltılması, hatta yok edilmesi suretiyle sırf bu amaçla yaratılan otoparklarda yıllarca park eden araçlardan hiçbir ücret alınmamakta, bu nedenle de belediye eliyle yaratılmış bu sahipsiz otoparklar motorlu ya da motorsuz karavanların, minik evlerin ve konteynerlerin park yeri olarak kullanılmaktadır. İşte o nedenle, kamu kaynakları kullanılarak motorlu araç sahiplerine sunulan bu tür “bedava” otoparklar araç sahibi olmadığı halde düzenli olarak vergilerini ödeyip kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getiren hemşerilerin aleyhine, karavan, minik ev ve konteyner sahiplerinin de lehine olacak şekilde kullanılmakta; böylelikle mevcut kamu zararının daha da artmasına neden olunmaktadır.

Her ne kadar 2022 yılı Kasım ayında İnciraltı Ormanı‘ndaki 259, 28 Mayıs 2023 tarihinde de Karşıyaka sahilindeki 122’si çekme, 52’si motorlu olmak üzere toplam 174 adet karavanın zabıta eliyle toplanarak belediyenin gösterdiği alanlara götürüldüğüne ilişkin belediye basın bültenleriyle gazete haberlerini görsek de okuduğumuz haberlerde belediyenin bu karavanlar için “ücretsiz“; yani, “bedava” park alanlarının belirlendiğine ilişkin bilgiler, bu işin yine araç sahiplerinden ücret almaksızın geçiştirildiğini göstermektedir. (1, 2, 3)

“Bedava” parklardan bir örnek: Karşıyaka, Yalı Mahallesi 6484 sokaktaki Manolya Parkı.

Bu durumda da, milyonlarca lira verilerek alınan özel taşıtlar, kendilerine belediyeler tarafından bağışlanan bu bedava otoparklardan yararlanarak tüm cadde, sokak ve parkları doldurarak araç sahibi olmayan yurttaşların aleyhine bir durum yaratmakta, “bedavacı ayrıcalıklı yurttaş” olmanın tadını sonuna kadar çıkarmaktadırlar. Hele ki, TÜİK’in 2023 Kasım ayı verilerine göre 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir’de, trafiğe kayıtlı araç sayısının 1.785.932, bu araçlara sahip kişi sayısının da toplam nüfusun 40,03’ünü oluşturduğunu öğrenip geriye kalan 2.676.124 kişinin; yani, % 59,97’sinin araç sahibi olmadığını düşündüğümüzde…

İşte o nedenle, 2023 Kasım ayı itibariyle İzmir’deki 1.785.932 taşıt aracına park yeri bulmak zorunda olup bulamayan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin bu sayının üstüne eklenecek binlerce motorlu ya da motorsuz karavanı, “tiny-house“u ve konteyneri düşündüğümüzde; hem mevcut araç otoparkı kapasitesinin yetmediğini, hem de giriş ve çıkışı düzenlenip otopark çizgileri çizilen bedava otoparkların kamuyu nasıl bir gelirden ettiğini düşündüğümüzde…

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Otoparklar” başlığını taşıyan 37. maddesi ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine göre, her düzeydeki imar planlarının düzenlenmesinde beldenin ve bölgenin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli olan yeşil alanlarla otopark yerlerinin ayrılması gerekmekte olup; imar planlarının yapılıp kabul edilmesi ile ilgili süreçlerde motorsuz karavanlar, “tiny-house“lar ve konteynerler dikkate alınmadığı için zaten 1.785.932 adet motorlu taşıt aracına yetmeyen otoparkların bu yeni oyuncaklara yetmeyeceği ortadadır.  

Diğer yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 3. maddesi  “kamp taşıtı” olarak tanımladığı karavanları, “yük taşımasında kullanılmayan; iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıt” olarak kabul edip, motorlu olmayan çekme karavanları, “tiny-house“ları ve konteynerleri kanun kapsamı dışında bıraktığı için kanun kapsamında olmayan bu araçların motorlu kara taşıtları için yapılan otoparklara almak, hele ki bunlardan herhangi bir şekilde ücret almamak motorlu araç, motorlu karavan, motorsuz çekme karavan, “tiny-house” ve konteyner sahipleriyle hiçbir şekilde bu araçlara sahip olmayan büyük çoğunluk arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği daha da büyütecek, zaten mevcut olan kamu zararını daha da arttıracaktır.

İlgili madde ve diğer kanun ve yönetmelikler uyarınca planların yapılmasında ve kentleşmeye esas imar planlarının düzenlenmesinde esas olarak alınan bölge nüfusuna ve yapılaşmaya esas yeşil alan ve otopark alanlarının hesaplanması ve tasarlanması noktasında öngörülmeyen çekme karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin geçici ya da uzun süreli konaklama amacıyla kullanımı, bölgede yerleşik düzende yaşayan yurttaşlara ait diğer taşıt araçlarının parkı açısından sıkıntılara neden olacağı için bu araçların zabıta marifetiyle toplanıp yine ücretsiz parklara yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki tüm otoparkların nasıl işletileceğine ilişkin bir yönetmeliğin düzenlenmesi, bu yönetmeliğin kapsamına yeşil alan ve parkların içine ya da kenarına yapılarak bedelsiz kullanılan otoparkların da dahil edilmesi, tüm araçlarla yazımızın konusunu oluşturan motorlu ya da motorsuz tüm karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin şahsın birinci, ikinci, üçüncü araç sahibi olup olmadığına bakılarak kademeli olarak ücretlendirilmesi, karavan, “tiny-house” ve konteyner evlerin parkına ayrılan alanların yerleşim yerlerinin dışında seçilmesi yerinde ve doğru olacaktır.

14 Ocak 2024 tarihinde yazarak ifade etmeye çalıştığımız bu sorunu yerinde görmek amacıyla, genellikle motorlu ya da motorsuz karavan, “tiny house” ve konteyner ev sahiplerinin oturduğu Atakent, Şemikler, Mavişehir ve Bostanlı gibi sosyo-ekonomik durumu yüksek mahallerinde, özellikle de Karşıyaka sahilinde yaptığım gezide fotoğraf çektiğim noktaları gösteren Google Earth görüntüsü ile onu izleyen aşağıdaki fotoğraflar, bu sorunun belediye zabıtası marifetiyle çözümlenmekten uzak olduğunu ve otoparklardaki işgalin halen devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Hatta karavana dönüştürülmüş koskocaman bir otobüsün bir somut gerçeğe dahil edildiğini dikkate aldığımızda…

Bostanlı-Atakent-Mavişehir hattındaki otoparklarda halen kışlamakta olan karavanları haritada işaretlediğimiz 6 ayrı noktada görebilirsiniz…
4. Nokta: Atakent önünde, Bostanlı Pazar Yeri’nin arkasındaki otopark…
4. Nokta: Karavana dönüştürülmüş otobüs… Acaba işgal ettiği yere kaç adet otomobil park edebilir?
3. Nokta: Karşıyaka Belediyesi’nin boşuna ve sonuçsuz çabası… Zira, Karşıyaka Belediyesi’nin “Bu alana karavan park etmek yasaktır. Karavanlarınızı kaldırmanız rica olunur” afişin asıldığı yerin 100 metre ötesinde onlarca karavan park etmiş durumda…
2. Nokta: Atakent Venedik Evleri arasındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
1. Nokta: Yalı Mahallesi, 6440/1 sokakta belediye tarafından düzenlenen yeşil alanda park etmiş olan motorsuz karavan…
5. Nokta: Bostanlı Deresi ağzındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
6. Nokta: Bostanlı Balıkçı Barınağı arkasındaki yaya yoluna park etmiş karavanlar…

Bütün bu yazıp çizdiklerimle dışarda yaşanan mevcut durumu fotoğraflarla sergileyip gösterdikten sonra çözümlendi sanılıp çözümlenmeyen bu sorunun gerçekten çözümlenmesi için görevli, yetkili ve sorumlu olanların bir şeyler yapılması gerekiyor… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikte belediyelerin ya da belediye şirketlerinin elindeki tüm otoparkların, otopark niteliğindeki bulvar, cadde ve sokak kenarındaki ya da yeşil alan, park içindeki tüm otoparkların düzenlenecek bir yönetmelikle disiplin altına alınması, yönetmelik uygulamasının her bir otoparkta otomatik sistemlerle ya da görevlilerle takip edilmesi, bu düzenlemede aynı şahsa ya da kuruma ait birden fazla araç olması durumunda ücretin kademli olarak arttığı bir tarifenin uygulanması, motorsuz karavan, “tiny house” (minik ev) ve konteynerlerin kesinlikle bu otoparklara alınmayarak bu tür araçlar için yerleşim alanı dışında ücretli parkların açılması…

Düşünmesi, araştırıp incelemesi ve önermesi bizden; bu önerilerden yararlanarak uygulaması ise belediye başkanlığı ve meclis üyeliği koltuğunu elinde bulunduranlarda ya da bu koltuklara aday olanlarda olsun diyelim…

…………………………………………………………………………………………………………………

(1)Karşıyaka’da karavan işgaline müdahale“, https://www.izmir.bel.tr/Haberler/karsiyaka-da-karavan-isgaline-mudahale/48557/156

(2)İzmir Büyükşehir Belediyesi Karavanlara Yer Buldu“, https://gelismeler.com.tr/genel/izmir-buyuksehir-belediyesi-karavanlara-yer-buldu

(3)İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Karavan Parklarına Düzenleme!“, https://www.kampyerleri.org/izmir-buyuksehir-belediyesinden-karavan-oarklarina-duzenleme/