Fedakârlığı yanlış adresten istemek…

Ali Rıza Avcan

Bir kentte, yeni açılan tramvay hatlarının bulunduğu ulaşım koridorlarında diğer toplu ulaşım araçlarıyla dolmuş ve minibüsleri tümden kaldırmak…

Lastik tekerlekli toplu ulaşım aracı otobüs hatlarını kaldırmak ya da yeni yeni aktarmalara konu olacak şekilde kısaltmak; taksi dolmuşları ve minibüsleri başka hatlara aktarmak ya da onlara taksi plakası vererek toplu ulaşımdan çekilmelerini sağlamak…

Bu yöntem geçen yıl Karşıyaka tramvay hattında denendi.

Hem de halkın, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün, Trafik Müdürlüğü’nün, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen. 

Şimdi, dava açan meslek örgütlerinin açılan davaları teker teker kazanmaları nedeniyle, Şemikler-Karşıyaka hattı minibüslerinde olduğu gibi, tramvay hattında olan eski güzergahlarına dönmeye başladılar.

Bu yöntem şimdi de deneme seferleri bitip ticari işletmeye geçen Konak tramvay hattında deneniyor. 

Yine aynı şekilde tramvay hattının bulunduğu güzergahtaki çoğu otobüs hattı ya kaldırılıyor ya da tramvayla ilişkilendirilecek şekilde kısaltılıyor. 

Bu kez yapılan operasyondan, Karşıyaka yönünden gelen otobüsler ve onların yolcuları da etkileniyor. 

002

ESHOT Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Göztepe Spor Kulübü taraflarının gönlünü çelmek amacıyla sarı-kırmızı renkli “Otobüs Hatları Değişiyor” başlıklı 11 ayrı duyuruda özet olarak şunlar söyleniyor:

1) 802 Egekent Aktarma-Konak, 63 Evka 3 Metro-Konak, 121 Bostanlı İskele-Konak otobüsleri sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Talatpaşa Bulvarı üzerinden Konak’a gidecek, bu saatler dışında yolcular 912 Egekent Aktarma-Alsancak Gar, 963  Evka 3 Metro-Alsancak Gar otobüsleriyle Alsancak Gar istasyonuna kadar gelecek, yolcular Alsancak Gar tramvay istasyonunu kullanarak Konak’a gidecekler.

2) 90 Gaziemir-Halkapınar Metro otobüsü yolcuları sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro İstasyonu’na gidecek, bu saatler dışında 691 Gaziemir-Lozan Meydanı otobüsü olarak Lozan Meydanı’na kadar gelerek Halkapınar yönünde olan yolculukları için Kültürpark Atatürk Lisesi  tramvay istasyonunu kullanarak Halkapınar’a gidecekler.

3) 12 Fahrettin Altay Aktarma-Halkapınar Metro, 169 Balçova-Konak, 554 Narlıdere-Konak otobüs hatları, yolcularının tramvayı kullanmaları istenerek iptal edilmiş; sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında İnönü Caddesi’nden gidip gelmek koşuluyla 654 Narlıdere-Konak ve 669 Balçova-Konak hatları açılmıştır.

4) 202 Cumhuriyet Meydanı-Havalimanı otobüsü, bundan böyle Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerinde yolcu iniş ve binişi yapmayacaktır.

5) 811 Engelliler Merkezi-Montrö otobüsü bundan böyle Mithatpaşa Caddesi üzerinden gidip gelecektir.

6) 70 Şirinyer Aktarma-Halkapınar Metro otobüs hattı, 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak düzenlenmiş olup; bu hattaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak, bu saatler dışında 470 Tınaztepe-Lozan Meydanı olarak çalışacak, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenler Kültürpark Atatürk Lisesi tramvay istasyonunu kullanacaktır.

7) 253 Halkapınar Metro-Konak hattı 253 Halkapınar Metro 2-Konak olarak düzenlenmiş olup bu hattaki otobüsler İşçiler Caddesi-Talatpaşa Bulvarı güzergahından gidip gelecektir.

8) 251 Halkapınar Metro-Konak ve 252 Halkapınar Metro 2-Konak hatları iptal edilmiş, 951 Kahramanlar-Konak ring otobüs hattı hizmete açılmış, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenlerin tramvaydan yararlanması istenmiştir.

9) 80 Bozyaka-Halkapınar Metro hattındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında hizmet verecek, bu saatler dışında 680 Bozyaka-Lozan Meydanı hattında çalışacaktır.

10) Narlıdere Şehitlik-Fahrettin Altay Aktarma hattı 551 Narlıdere-Fahrettin Altay Aktarma olarak yeniden düzenlenerek güzergahı kısaltılmıştır.

11) 255 Üçyol Metro-Halkapınar Metro ve 581 Fahrettin Altay-Halkapınar Metro hatlarındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro istasyonuna kadar gidecek, bu saatler dışında 655 Üçyol Metro-Lozan Meydanı ve 681 Fahrettin Altay-Lozan Meydanı olarak çalışacaktır.

001

Görüldüğü gibi Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Buca’dan, Gaziemir’den, Balçova’dan ve Narlıdere’den; özet olarak kentin çeperlerinden merkezine gelen birçok otobüs hattı ya kaldırılarak ya da kısaltılarak yolcuların tramvaya binmesi adeta bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Böylelikle kentin çevresinden merkezine gelmek isteyenlerin Alsancak Gar, Lozan Meydanı ve Fahrettin Altay gibi duraklarda yeni aktarmalar yaparak yolculuklarının daha da zorlaştırılması sağlanmıştır.

Peki böylesi bir operasyon durduk yerde niye yapılıyor? 

Bu konu ile ilgili birinci soru şu: Kent merkezinde diğer araçlarla birlikte aynı güzergahı kullanacak tramvayın otobüslerden ortadan kaldırılması suretiyle rahatlatılmış bir güzergahta daha kolay hareket edebilmesi için mi?

Yanıtı ise; evet, amaçlanan şeylerden biri bu. Aynı güzergahta diğer özel araç ve otobüslerle birlikte aynı hattı kullanan tramvayın, öngörülen süre içinde hareket edebilmesi, önünde ya da arkasında hareketini engelleyecek bir otobüs, taksi dolmuş ya da minibüsün yer almaması için.

Bu konu ile ilgili ikinci soru ise şu: Bütün bu operasyonlar, tramvay işletme masrafının daha az olması amacıyla tramvaya daha fazla yolcunun binmesi sağlamak için mi?

Bu sorunun yanıtı olarak, “evet, ona da evet” diyebiliriz. Çünkü gerek Karşıyaka gerekse Konak tramvay hatlarının fizibilite raporlarıyla çevre etki değerlendirme (ÇED) raporlarının düzenlenmesi sırasında tramvaya kaç kişinin binebileceğini gösteren yolcu talep kestirimleri şu ana kadar yapılmamış durumda. O nedenle de tramvay işletmelerinin işletme masraflarını karşılayıp kara geçebilmesi için tramvaylara kaç kişinin binmesi gerektiği bilinmiyor. Ama ne kadar fazla yolcu binerse kişi başına taşıma maliyetinin daha da düşeceği herkesin bildiği bir şey. İşte o nedenle, tramvaya rakip olabilecek bütün toplu ulaşım seçenekleri ortadan kaldırılıp tramvay tek seçenek haline getiriliyor. Böylelikle tramvay hattındaki herkesin tramvaya binmesi sağlanmış, bir anlamda zorlanmış oluyor. Bu nedenle otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler kaldırılıyor, yok ediliyor.

Bu durumun yaratılan haksız rekabet ortamı açısından ne ölçüde doğru, hukuki, ahlaki ve geçerli bir yöntem olduğu, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak hukuki süreçlerle çözümlenecekmiş gibi gözüküyor.

Ama bütün bu operasyonlar sırasında son derece önemli bir şey unutuluyor, unutturuluyor ya da bilerek gözden kaçırılıyor.

Tramvayların kent merkezinde daha rahat, daha hızlı, daha seri hareket edebilmesi için toplu ulaşım aracı olan otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler ortadan kaldırılırken ya da başka yerlere kaydırılırken trafik içinde asıl sayısal çoğunluğu oluşturan özel araçlar niye unutuluyor, niye onlar göz ardı ediliyor? Kent merkezine girişi yasaklanmış ya da kısıtlanmış özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye dikkate alınmıyor? Özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye unutuluyor? 

Yoksa bu konuda hukuki, adil, ahlaki ve insaflı olmayan bir tercih hakkının kullanılması mı söz konusu?

karikatürü-bile-var

Kent merkezindeki tramvay hattının daha hızlı, daha seri ve daha rahat bir şekilde daha fazla yolcuya hizmet vermesi hedeflenirken, tramvayın trafik içinde daha hareket edebilmesini sağlayacak ortamın yaratılmasında niye özel araçlar değil de sadece ve sadece dar gelirli işçi ve emekçilerle emekli, yoksul ve gençlerin tercih ettiği toplu ulaşım araçları; otobüsler, dolmuşlar ve minibüsler gündeme getiriliyor?

Sahi, otobüs, taksi dolmuş ve minibüs yolcularının fedakârlık yapması istenirken bu fedakarlık özel araç sahiplerinden niye istenmiyor? 

Neden ya da niye?

Yaşanacak şehir İzmir (!)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde kent içi ulaşım konusunda  Londra merkezli FIA Foundation destekli çalışmalar yapan -eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan- uluslararası bir kurumun İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki ulaşım seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla hazırladığı bir rapor elime geçti. 

İzmir Tarih, Sürdürülebilir Ulaşım Projesi başlığını taşıyan 193 sayfalık bu raporu şu an itibariyle inceliyor ve yapılan çalışma hakkında bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi_Sayfa_001

Rapor kapağındaki isim ve logolardan anladığım kadarıyla bu çalışmanın, 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 248 hektar büyüklüğündeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde uygulanmakta olan İzmir-Tarih İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında yaptırıldığı anlaşılıyor.

Söz konusu raporun 5. sayfasındaki anlatıma göre “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’nin konusu, İzmir-Tarih Projesi’ni destekleyecek ve bütünleyecek biçimde, İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı Kapsamında ulaşım seçeneklerinin sunulması, bölgenin çevre kentsel ulaşım ağlarına entegrasyonunun sağlanarak erişebilirliğinin artırılması, bölgenin yaya ve bisiklet öncelikli sürdürülebilir ulaşım odaklı bir yaklaşımla yeniden ele alınması” olarak belirlenmiş.

Raporun anlatımına göre bunu sağlamak amacıyla ilk önce başta 116 ortaklı soylulaştırma şirketi TARKEM A.Ş. olmak üzere 3 dernekle (Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Çağdaş Görmeyenler Derneği ve İzmir Bisiklet Derneği); ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi yöneticileriyle odak grup görüşmeleri yapılmış.

Bunun ardından 12-13 Mayıs 2016 tarihinde İzmir Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı‘nda bir SWOT (GZFT) analizi yapılmış.

Sonrasında ise 19 ayrı bölgeden oluşan bu alanda 1.714’ü yaya, 288’i bisikletli, 686’sı esnaf ve 663’ü hanehalkı olmak üzere toplam 3.351 kişi ile bir anket çalışması yapılmış.

“İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak İlçesi İçin ‘İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’ Anketi” başlığını taşıyan sekiz sayfalık ankette toplam olarak 107 adet soru sorulmuş. 

Raporun 190 ve 191. sayfalarındaki bilgilere göre, anketlerin Ağustos ayı içinde yapıldığı anlaşılmakla birlikte; 12-13 Mayıs 2016 tarihli Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı sonrasında yapıldığını düşündüğümüz bu araştırmanın, 2016 yılının mı; yoksa 2017 yılının mı Ağustos ayında yapıldığı kesin olarak anlaşılamamıştır.

Biz şimdi bugün bu araştırma ile ilgili raporun 22, 23 ve 24. sayfalarında yazılı olan sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü Londra merkezli FIA Foundation desteğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WRI Türkiye işbirliği içinde, saha ve analiz çalışmaları Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Şenyay ile Yrd. Doç. Dr. İstem Köymen Keser, araştırma görevlileri Efe Sarıbay ve Yasin Büyükuçaş tarafından yapılan bu anket çalışması sonuçlarının, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere herkesi bağlayan güvenilir, geçerli ve doğru bilgiler barındırdığına inanıyoruz.

Gelelim şimdi bu araştırmanın ilginç sonuçlarına:  

1. Yayaların % 75‘i, işyeri çalışanlarının % 84‘ü, hanehalkının % 74‘ü Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesindeki dinlenme alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

2. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 88‘i çocuk parklarıyla oyun alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

3. Yayaların % 70‘i, işyeri çalışanlarının % 88‘i, hanehalkının % 74‘ü bölgedeki ağaçlandırmayı yetersiz bulmaktadır.

4. Yayaların % 53‘ü, işyeri çalışanlarının % 66‘sı ve hanehalkının % 55‘i sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

5. Yayaların % 58‘i, işyeri çalışanlarının % 58‘i ve hanehalkının % 73‘ü bölgedeki yönlendirme çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

6. Yayaların % 74‘ü, işyeri çalışanlarının % 77‘si ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki sokak temizliği çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

7. Yayaların % 69‘u, işyeri çalışanlarının % 74‘ü ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki yürüme alanlarını yetersiz bulmaktadır.

8. Yayaların % 84‘ü, hanehalkının % 92‘si ve engellilerin % 90‘ı bölgedeki engelli rampalarını yetersiz bulmaktadır.

9. Yayalarla işyeri çalışanlarının % 81‘i, hanehalkının % 90‘ı ve engellilerin % 93‘ü bölgedeki dokunsal yüzeylerin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

10. Yayaların % 40‘ının, işyeri çalışanlarının % 66‘sının ve hanehalkının % 78‘i bölgedeki trafiğe kapalı yolların yetersiz olduğunu bulmaktadır.

11. Yayaların ve işyeri sahiplerinin % 63‘ü, hanehalkının % 88‘i bölgedeki bisiklet yollarını yetersiz bulmaktadır.

12. Yayaların % 42‘si, işyeri çalışanlarının % 48‘i ve hanehalkının % 59‘u bölgeye yönelik toplu taşıma isteminin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

13. Yayaların, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 45‘i, engellilerin de % 47‘si bölgedeki toplu taşıma hizmetlerini yeterli bulmamaktadır.

14. Yayaların % 48‘i, işyeri çalışanlarının % 52‘si ve hanehalkının % 48‘i toplu taşımadaki sıklığın yetersiz olduğunu düşünmektedir.

15. Yayaların % 72‘si, işyeri çalışanlarının % 78‘i ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki otopark olanaklarını yeterli bulmamaktadır.

16. Yayaların ve  işyeri çalışanlarının % 71‘i, hanehalkının % 80‘i araçların verdiği rahatsızlıktan şikayetçidir.

17. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının % 73‘ü ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki taşıt kaynaklı gürültüden rahatsızdır.

Bu durum en iyi şekilde, WRI Türkiye tarafından hazırlanıp söz konusu raporun 24. sayfasında yer alan Tablo 2 ile görülmektedir.

002

Evet, karşımızda ya da elimizde, bölgedeki memnuniyetsizliği ortaya koyan -deyim yerindeyse- “kapı gibi” 17 adet doğru, geçerli ve güvenilir bilgi bulunmaktadır.

Üstüne üstlük bir uluslararası kuruluşun desteğinde, yine bir uluslararası kuruluş ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir üniversiteye yaptırılan araştırma sonucunda ortaya çıkmış verilerle doğrulanan “resmi” bilgiler…

2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 248 hektarlık alandaki 48 mahallede 52.759 kişinin ikamet ettiği, her gün binlerce kişinin çalıştığı ve gezip alışveriş yaptığı kentin en önemli ve tarihi merkezinde…

izmir

Kentte yaşayan herkesin öncelikle o kentte yerel yönetimler tarafından sunulan kamu hizmetlerini yeterli bulup o kentte yaşamaktan memnun olmasının istendiği bir çağda…

Özellikle de afişlerde yazılı olduğu gibi “Yaşanacak Şehir İzmir“de…


WRI Türkiye ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” başlıklı rapora ve o rapordaki anket verilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdfİzmirSurdurulebilirUlasimProjesi.pdf

 

 

Herkesi kucaklamak…

Ali Rıza Avcan

“Herkesi kucaklamak“…

İlk duyduğunuzda içinizde sevgi tomurcukları açtıran, yüreğinizi sarmalayan güzel , sımsıcak bir sözcük…

“Herkesi kucaklamak“…

Hiçbir ayırım gözetmeksizin karşınıza çıkan herkesi, her erkeği, her kadını, her cinsiyetten insanı, her çocuğu, her genci, her yaşlıyı, her engelliyi, her hırlıyı, her hırsızı kucaklamak…

3261371913_93b20559b3_b

Kucağı herkese açmak… O kucağın tam ortasında duran yüreğini, o yürekle simgelenen sevgini, şefkatini ve insanlığını herkese açmak…

Bu konuda hiçbir sınır tanımamak, hiçbir koşul koymamak…

Sağcısını solcusunu, hümanistini faşistini, otokratını demokratını, saraydakini varoştakini kucaklamak, kucaklayabilmek…

Daha doğrusu kendinde bütün bunların hepsini kucaklayabilme kapasite ya da yeteneğini görebilmek… Bu konuda hiçbir sınır, kayıt koşul dinlememek… Kucaklayabileceğini iddia etmek…

İlk söylendiğinde ya da dinlendiğinde kulağa hoş gelen, yüreği okşayan sözler bunlar…

Bir cumhurbaşkanı adayının açıklayıp cümle aleme duyurduğu 3.398 sözcükten oluşan koskocaman bir seçim manifestosunda tek bir “kucak“, “kucaklamak” ya da “kucaklıyorum” sözü geçmediği halde; tüm seçim kampanyası süresince “herkesin Cumhurbaşkanı olmak” iddiasıyla bol bol “kucaklıyorum” sözünü kullanmak…

Ya gerçekten herkesi; ama herkesi kucaklamak gerçekten mümkün mü?

Bütün düşünceleri, ideolojileri, sınıfsal ayrımları, grup, küme ve cemaatleri, bilinçaltı dürtülerini, algıları, şartlanmışlık ve ön yargılarla benzerlerini aşarak herkesi kucaklamak mümkün mü?

İnanç dünyasına ait yaratıcı ve peygamberlerin bile bugüne kadar yapamadığını bir çırpıda yapmak bu kadar kolay mı?

Diyalektik her şeyin kendi zıddının kendinde içkin olduğunu söylemekle birlikte tez ve antitezi, herhangi bir sentez hali oluşmadan bir arada bulundurup aynı kucağın içine sokmak mümkün mü?

Yoksa bu güzel ve etkileyici sözler, bir pop yıldızı gibi parlayıp sönen ahir zaman siyasetçilerinin “soap opera” benzeri bir “dip dalgası” ya da “tsunami” eşliğinde bizleri ikna edip kandırmak için kullandığı yalanlar mı? Veya kendisinin de inanmak isteyip inandığı yanılsamalar mı?

Yoksa masaldaki cadının, Pamuk Prenses‘e verip onu öldürmeye kalktığı parlak kırmızı elmalar mı?

muharrem_ince_manisa_da_konustu_81_milyonu_kucaklamak_icin_yollara_dustum_h77523_4bc2b

Yoksa kendi bünyesinde hem emeği hem sermayeyi, hem sağcıyı hem solcuyu, hem otokratı hem demokratı barındırabileceği sanan ya da sanmasa bile bunun oy getireceğini düşünen eski adıyla “sosyal demokratların“, yeni ve güncel adıyla “popülist sol demokratlar“ın bir yalanı mı?

Sanırım bütün bunları oturup salim kafayla yeniden düşünmekte yarar var…

Yoksa bizler hiç olmayacağını bildiğimiz bir duaya “amin” mi dedik?

“Herkesi kucaklıyorum” diyenlere inanıp ya da inanmayı isteyip; oy vererek…

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (4)

Ali Rıza Avcan

24 Haziran 2018 tarihli cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacak dört adayın manifestolarını ele alıp değerlendirdiğimiz dört bölümlük yazı dizimizin sonuna geldik.

Bugün 100.000’i aşkın yurttaş tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterilen İyi Parti genel başkanı Meral Akşener‘in 14 Mayıs 2018 tarihinde Congresium Kongre Merkezi‘ndeki toplantıda kamuoyuna açıkladığı manifestoyu inceleyip analiz edeceğiz.

Ele aldığımız manifesto, 12 punto yazı karakteriyle 13 sayfa tutuyor ve barındırdığı 3.948 sözcük ile Recep Tayyip Erdoğan‘ın manifestosundan sonraki en uzun manifesto olma özelliğine sahip.

meral-aksener

Manifestoda, hepimizin tahmin edeceği gibi “devlet” sözcüğü en fazla kullanılan sözcük olarak öne çıkıyor.

Adeta ayrıldığı siyasi partinin genel başkanının adına nazire yaparcasına, 3.948 sözcükten oluşan manifestoda tam 111 kez “devlet” sözcüğünü kullanmış.

Bu anlamda, İyi Parti genel başkanı Meral Akşener‘in, her Türk milliyetçisinin geleneksel olarak kutsadığı “devlet” sözcüğü üzerinden, “devlet“i kurtarma ve yüceltme görevini üstlendiğini, “devlet”i kurtaran bir “Asena” ya da “Hayme Ana” rolüne soyunduğunu söyleyebiliriz:

O nedenle de yapılması gereken tek şey, “Türk devletinin, o eski güçlü olduğu günlerdeki gibi dosta düşmana örnek olmasını sağlamak“tır.

Meral Akşener bu düşüncesini manifestonun üçüncü paragrafında aynen şöyle ifade ediyor:

“Bizim devlet tahayyülümüz, yeniden dünyaya örnek gösterilecek bir devlet anlayışıdır. Tarihin her döneminde böyle oldu, her zaman doğuya ve batıya örnek olduk. Son yıllardaki itelenip kakılmamıza son vererek, yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet tasarımıyla geliyoruz. Öncelikli hedefimiz, devletle insan arasındaki uçurumu kaldırmaktır.”

Manifestoda “devlet“ten bu kadar fazla söz edilip siyasetin baş köşesine konulması nedeniyle, içinde yaşadığımız ya da çalıştığımız kentlere, kentlerin yönetimine ve onların yönetiminde pay sahibi olan yerel yönetimlere pek yer verilmemiş gibi gözüküyor.

O nedenle, eski bir içişleri bakanının 3.948 sözcükten oluşan manifestosunda hiç bir şekilde “kent“, “mahalli“, “yerel” ya da “belediye” sözcüğü kullanılmazken; sadece 3 kez “şehir” sözcüğünün kullanılması da bunun en somut örneği.

“Kent” sözcüğü yerine “şehir” sözcüğünün tercih edildiği manifestonun bu konuyla ilgili bölümleri ise şu şekilde:

* “Şehirlere hançer gibi saplanan, insanımızı gökyüzünü göremez hale getiren, rezidans müteahhitliği değil, medeni, nefes alan, karakteri olan şehir planlarımız hazır.“

* “Büyük ve görkemli projeler altında, insanın ezildiği değil, insana dokunan projelerle, gündelik hayatta hissedilen gelişmeden yanayız.“

* “Yatırımcıyı, teşvik için öyle uzun yollardan dolandırıp, süreçte yer alanları nemalandırarak sömürmek yerine, Kendisine, sadece iki şart koşacağız; yatırım yaptığı çevreye zarar vermemek ve çevrede yaşayan halkın rızasını almak. O kadar.”

Hepsi bu kadar (!)

Bunun dışında kent, kent yönetimi ve yerel yönetimler adına başka bir şey yok… Çünkü hepsi, “devlet” kavramı altında kabul görüyor ve “devlet” yeniden ihya edilip eski gücüne kavuştuğunda, geri kalan her şeyin de yeniden ihya edilmiş olacağı düşünülüyor (!)

5af96b4bae298bee25f0d49b

Evet, rezidans müteahhitliği yerine “medeni“, “nefes alan” ve “karakteri olan şehirler“i planlamak, insanı ezen büyük ve görkemli yatırımlar yerine insana dokunan projelerle günlük hayatta hissedilen gelişmeleri sağlamak, çevreye zarar vermemek ve çevrede yaşayan halkın rızasını almak gibi şeyler iyi, güzel ve yararlı şeyler olmakla birlikte AKP’den teslim alınacak kentlerin; özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi kentlerin sadece bu anlatımlarla “devlet” şemsiyesi altında ihya edilmesi de mümkün gibi gözükmüyor…

İşte o nedenle, kamuoyuna açıklanan bu tür manifestoların siyasi belagatin güçlü olduğu propaganda ve ajitasyon belgeleri olma yanında; cumhurbaşkanlığına aday olan siyasetçinin plan ve program olma gibi özelliklere de sahip olması gerektiğini, bu şekilde “devlet“in ön plana alındığı ve kutsandığı zihniyetten kurtularak kentlere, kent yönetimine ve yerel yönetimlere dair daha açık, daha demokratik, somut ihtiyaçlara cevap verebilecek hedef ve amaçları içermesi gerektiğini düşünüyorum.

Kaçak yapılaşma affının sürprizleri…

Ali Rıza Avcan

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10 Mayıs 2018 tarihli 98. birleşiminde bir yasa kabul edilir. Yasanın numarası 7143, adı da “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun“dur.

Bu yasanın 16. maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici madde hükmüne göre, “afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31.10.2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31.12.2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde yapı kayıt belgesi verilebilecek“, böylelikle yasa dışı olan yapı yasal hale gelecektir.

Bu, düpedüz cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi öncesinde kaçak yapı sahiplerine iktidar partisine oy versinler düşüncesiyle sunulan bir seçim rüşvetidir.

Bu nedenle de yasayla getirilmiş olsa bile öncelikle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yasadır ve yasalara saygı duyup ona göre davranan yurttaşları aptal yerine koyan ahlaksız bir girişimdir.

Nitekim, bu affa karşı çıkan Türkiye Mimar ve Mühendisleri Odası (TMMOB) Genel Başkanı Emin Koramaz, yasanın kabulünden bir gün önce 9 Mayıs 2018 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile yasa teklifinin bu gerekçelerle geri çekilmesini istemiştir. 

Bu basın toplantısından bir gün sonra yasa teklifinin kabul edilmesi üzerine, başta TMMOB Şehir Plancıları Odası, Mimarlar Odası ve Peyzaj Mimarları Odası olmak üzere Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı birçok meslek odası çıkarılan yasayla bu yasaya dayanılarak düzenlenen “Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Tebliği“nin bir imar darbesi olduğunu belirterek bir seçim yatırımı olarak yürürlüğe giren kaçak yapılaşma affının barış değil kaos getirdiğini ifade etmişlerdir. (1) 

5948_11_45_37

Kentlerin planlı bir gelişmesini arzulayan tüm kesim, kurum ve bireyler bu yasanın gerekçesine ve içeriğine karşı çıkıp bunun bir seçim rüşveti olduğunu belirtmekle birlikte; yasanın kabulü ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşme ve oy sayımı tutanaklarına baktığımızda, karşımıza çok ilginç ve şaşırtıcı bilgiler çıkmaktadır. (2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 10 Mayıs 2018 tarihli 98. birleşimi ile ilgili tutanakları incelediğimizde bu birleşime meclisteki toplam 537 milletvekilinden 223’ünün katıldığını, 5 milletvekilinin “red“, 217 milletvekilinin de “kabul” oyu verdiğini görüyoruz.

Yapılan açık oylama ile ilgili tutanakları incelediğimizde “red” oyu verenlerin,

1. HDP Diyarbakır milletvekili Sibel Yiğitalp,

2. HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan,

3. HDP İzmir milletvekili Ertuğrul Kürkçü,

4. HDP Batman milletvekili Mehmet Ali Aslan ve

5. HDP Şırnak milletvekili Aycan İrmez olduğunu ortaya çıkıyor.

Söz konusu yasanın kabulü yönünde oy kullanan milletvekillerini araştırdığımızda ise karşımıza son derece şaşırtıcı bir sonuç çıkıyor:

Bu sonuca göre yasayı kabul eden 209 milletvekilinin AKP’li, 8 milletvekilinin de CHP’li olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz…

Bu şaşkınlık, “Kabul” oyu veren CHP’li milletvekillerinin adlarını araştırdığımızda daha da artıyor. Çünkü, kamuoyunda kaçak yapı affı olarak bilinen yasanın kabul edilmesi için oy veren CHP’li milletvekillerinin;

1. CHP Bursa milletvekili Lale Karabıyık,

2. CHP Mersin milletvekili Hüseyin Çamak,

3. CHP İstanbul milletvekili Sibel Özdemir,

4. CHP İstanbul milletvekili Barış Yarkadaş,

5. CHP İzmir milletvekili Musa Çam,

6. CHP Sakarya milletvekili Engin Özkoç,

7. CHP Samsun milletvekili Hayati Tekin ve

8. CHP Tokat milletvekili Kadim Durmaz

olduğunu anlıyoruz. 

Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 86. döneminin son oturumunda kabul edilen bu yasaya “kabul” oyu veren CHP’li milletvekilleri bunlar (!)

Üstüne üstlük bunlar arasında hepimizin solculuğu, devrimciliği ve demokratlığı ile tanıyıp bildiğimiz eski sendikacı Musa Çam var (!)

Yakın zamanda TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesi’nin “2018 yılının örnek politikacısı” olarak ödül verdiği iki CHP’li milletvekilinden biri olan CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Kültürpark mücadelesinde bizlerin yanında durup önüne konulan dilekçeyi imzalayan CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Hepimizin düne kadar; daha doğrusu bu yasanın kabulüne kadar tanıyıp bildiğini sandığı CHP İzmir milletvekili Musa Çam (!)

Ve tabii ki diğerleri…

Şimdi bu durumu görmezlikten ya da bilmezlikten gelip kulağımızın üstüne mi yatacağız?

Yoksa gerçeğin, her zaman ve koşul altında bilinmesi gereğinden hareketle, bu bilgiyi kendisine güvenip oy vermiş İzmirli seçmenlerle paylaşacak mıyız?

Bu yasaya karşı çıkıp kampanyalar düzenleyen kurum, kuruluş ve bireylere bunu söyleyecek miyiz?

“Seçimler öncesinde bunu söylemenin ya da yazmanın zamanı mıydı?” diye soranlara ya da “bunu yazarak AKP’ye hizmet ediyorsunuz” diyenlere ne diyeceğiz peki?

Tabii ki her zaman için gerçeği araştırıp dosdoğru söyleyeceğimizi… Hiçbir gerçeğin bilinmemesi, fark edilmemesi ya da unutulmaması dileğiyle…

Resim1

Peki, o halde CHP’li bu sekiz milletvekili niye böyle davranıp böylesi bir karara katıldılar?

Bunun muhakkak bir açıklaması, bizleri ikna edecek bir gerekçeleri olmalıdır…

Özellikle de her şeyi yasalara uygun yapmaya çalışan, bugüne kadar hiçbir şekilde kaçak yapı yapmayan ve bu siyasetçileri milletvekili olarak seçen yurttaşlara açıklanıp söylenecek bir şeyler olmalıdır…

Tüm bir ülkeyi ve kentleri ilgilendiren böylesine büyük bir kötülük uğruna iktidar milletvekilleriyle işbirliği yapıp çıkarılan bu yasanın kabulü için niye oy verildiği bir an önce açıklanmalı ve dürüst insanlardan özür dilenmelidir…

Partileri tarafından yeniden aday gösterilmedikleri için mi yoksa AKP ile yarışmak adına mı veya başka bir nedenle mi?

Bütün bunların nedeni bir an önce açıklanmalı ve giderayak yapılan bu büyük kötülük için özür dilenmelidir…

Tabii ki, bu yasanın kabulünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunmayan ve 5 HDP’li milletvekili gibi “red” oyu vermeyen 123 CHP’li milletvekilinin o anda ne yaptıklarını sorup tarihi sorumluluklarını hatırlatarak…


(1) https://www.tmmob.org.tr/icerik/imar-affi-duzenlemesi-geri-cekilmelidir

(2) https://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem26/yil3/ham/b23136oylama.htm

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (3)

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı manifestolarının ele alındığı dört bölümlük yazı dizimizin bugünkü bölümünde, tutuklu olarak 1 yıl 7 ay 11 gündür Edirne Cezaevi’nde bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı Selahattin Demirtaş‘a ait manifestoyu inceleyip değerlendireceğiz. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı Selahattin Demirtaş‘ın manifestosu, barındırdığı toplam 2.071 sözcükle diğer cumhurbaşkanlığı manifestoları arasında en kısası olma özelliğine sahip.

Ayrıca, kendisi hakkında verilmiş bir hüküm olmamasına karşın yasal haklarını kullanmaktan yoksun olması nedeniyle, cumhurbaşkanlığı manifestosunu kendi ağzından dinleyemediğimiz tek aday durumunda.

Ele alıp inceleyeceğimiz bu manifestoyu da, avukatları aracılığıyla parti yetkililerine teslim etmiş durumda.

Manifesto kapsamındaki görüşlerini ise ya kısıtlı süreyle kullandığı ankesörlü telefonla ya da kendisini ziyaret eden eşi ya da avukatları eliyle paylaşıyor.

Sözün kısası, bu gün inceleyip değerlendireceğimiz manifesto, aslında esir alınmış bir cumhurbaşkanı adayına ait.

basak-demirtas-esim-tutuklanacaklarini-aylar-once-biliyordu-8686-dhaphoto7,0G4qpvRYR0uSyisnZWR-uA

12 punto ile yazılmış 9 sayfalık bu kısa manifestoda kentler, kent yönetimleri ve yerel yönetimler üzerine şu ifadelere yer verildiği görülüyor:

1) “Toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile güçlendirilmiş bir yönetim sistemi kuracağız.“

2) “Acil toplumsal yaraların sarılması ve yönetim sisteminin çoğulcu mekanizmalara kavuşturulması sağlanacak.“

3) “Halkın seçme hakkı ve iradesinin gaspına dayanan kayyum uygulamasını sonlandırıp, görevden alınan belediye eş başkanlarını derhal görevlerine iade edeceğiz.“

4) “Demokratik Anayasa yapım sürecini iki yıl içinde tamamlayacağız. Anayasa, merkeziyetçiliği değil, yerel demokrasi ve yerinden yönetimi temel alacak.“

5) “Kentleri yağmalayan, halkın barınma hakkını yok eden projeleri; tarihi, kültürel varlıkları ve ortak yaşam alanlarını gasp edenleri durduracağız.“

6) “Kanal İstanbul gibi doğayı ve kaynakları katleden israf projelerinin tümünü başlatılmış olsa dahi durduracağız.“

Manifesto metninin geneli ile bu metin içinden seçtiğimiz bu altı tümceden anladığımız ise şu şekilde:

Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı Selahattin Demirtaş‘ın cumhurbaşkanı olması durumunda AKP iktidarı döneminde büyük hasar gören demokratik sistemi onarmak amacıyla uygulamaya konulacak “Demokrasiye Acil Geçiş Programı” çerçevesinde iki yıl içinde demokratik bir anayasanın hazırlanması sağlanacak; hazırlanan anayasa merkeziyetçiliği değil, yerel demokrasiyi ve yerinden yönetim ilkelerini esas alacak; yerel yönetimler de dahil olmak üzere tüm yönetim mekanizmalarına toplumun tüm kesimlerinin katılımı sağlanıp yönetime çoğulcu bir yapı kazandırılacak; halkın seçme hakkı ve iradesine aykırı kayyum uygulamalarından vazgeçilerek tüm eş belediye başkanları görevlerine iade edilecek, Kanal İstanbul gibi doğal, tarihi, kültürel değerlerle ortak yaşam alanlarını ve kentleri yağmalayıp tahrip eden, halkın barınma hakkını yok eden projeler durdurulacak.

Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) % 10 oranındaki seçim barajını aşıp aşmayacağı konusunun tartışıldığı böylesi gergin bir ortamda, kimse HDP adayı Selahattin Demirtaş‘ın birinci ya da ikinci turda cumhurbaşkanı seçileceğine inanmasa da; bu manifesto ile ortaya konulan katılımcı, çoğulcu demokratik düşünce, öneri ve çözümlerin seçim ortamını olumlu etkilediği, cumhurbaşkanı adayının esir alınmış halinin en keskin siyasi parti liderlerinin sözlerini bile yumuşattığı, Edirne Cezaevi’nden eşi ve avukatları aracılığıyla yaptığı zeki, esprili ve insancıl çıkışların; hatta kendisi tarafından yazılıp bestelenen şarkının bile ülkedeki gergin seçim atmosferine CHP adayı Muharrem İnce ile birlikte olumlu, iyimser ve hoş bir hava kattığı görülmektedir.

images

Kişisel zeka, yetenek ve becerileriyle öne çıkan; bu nedenle, yer yer ya da zaman zaman rakipleri tarafından bile hakkı teslim edilen  bu tür liderler, çoğu kez ülke yönetiminde yer almasalar bile içinde bulunulan toplumsal ve siyasi ortamla demokrasiye yaptıkları katkılarla her zaman hatırlanacaktır. 

Devam edecek…

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (2)

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan adayların cumhurbaşkanı oldukları takdirde neler yapacaklarını gösteren manifestolarda kente ve yerel yönetimlere dair neler vaat ettiklerini araştırıp incelediğimiz yazı dizimizin bugünkü bölümünde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adayı olarak seçime katılan Recep Tayyip Erdoğan‘ın manifestousunu ele alacağız.

Recep Tayyip Erdoğan 15 Mart 2003 – 10 Ağustos 2014 tarihleri arasında 9 yıl 4 ay 25 gün süreyle başbakanlık, 10 Ağustos 2014 – 24 Haziran 2018 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay 14 gün süreyle cumhurbaşkanlığı; toplam olarak 15 yıl 3 ay 9 ay başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak ülkeyi en üst düzeyde yönetmiş; bu anlamda şimdiye kadar defalarca seçim bildirisi ya da hükümet programı hazırlamış bir siyasetçi.

Daha önceki seçim bildirilerini anımsadığımızda daha içerikli olduğunu, birçok konuya değindiğini, asıl önemlisi her bildiriyi büyük, abartılı projelerle doldurduğunu anımsıyoruz.

Ama bu kez adeta fazla hazırlık yapılamadığı için bir gecede hazırlanmış gibi bir manifesto ile karşı karşıya kalıyoruz.

Hem de bol bol “biz“, “bize” ve “bizdik” sözcükleri kullanmanın dışında öznesi “biz” olan hamaset dolu bir metinle karşılaşıyoruz.

Bütün bu “biz” söylemiyle yazılmış metnin bir partinin lideri ve adayı için hazırlandığını hatırladığınızda “biz“den kastedilenin o partiye ya da liderine oy verip destekleyenlerle sınırlı olduğunu, oy vermeyip desteklemeyenlerin ise “onlar” olduğunu kolaylıkla anlayabiliyorsunuz.

“Biz” olanın “millet” olduğu iddia edilse bile…

Cumhurbaskani-Erdogan-AK-Parti-secim-manifestosunu-acikladi-5468

12 punto ile yazılan toplam 22 sayfalık mmanifestoda kullanılan 4.695 sözcükten 72’sinin “biz“, 8’nin “bize“, 11’inin de “bizdik” olduğunu, hamaset diliyle adeta bir “kahramanlık menkıbesi” gibi yazılmış bu metinde 1071 Malazgirt savaşının, Söğüt’ün, Osman Gazi’nin, Fatih’in, Süleymaniye’nin, Yavuz’un, Selahaddin Eyyubi’nin, Abdülhamit’in, Kut-ül Amare’nin, Seyit Onbaşı’nın, Çanakkale’nin, Sütçü İmam’ın, Hasan Tahsin’in, Nene Hatun’un, Şahin Bey’in, Gazze’nin, Somali’nin, Arakan’ın, “One minute“ın, Fırat Kalkanı’nın, Zeytin Dalı’nın ve tabii ki 15 Temmuz’un unutulmadığını görüyor ve 15 asırdır Okçular Tepesi’ni beklediklerini öğreniyoruz.

Dünyanın dört bir köşesindeki isimlerin teker teker sayıldığı bu metinde tek bir “kent” sözcüğüne rastlamayıp onun yerine kullanıldığını anladığınız “şehir” sözcüğünün 4 kez kullanıldığını, “yerel” ya da “mahalli” sözcüklerinin ise hiç kullanılmadığını görüyorsunuz.

“Gezi kalkışmasıyla istikrarımıza kastettiler, şehirlerimizi talan ettiler, demokrasimizi hedef aldılar.“

“Mamur kılınacak şehirlerimiz, işlenecek bereketli topraklarımız, yetiştirilecek yavrularımız var.“

“Şehirlerimiz kültür sanat üreten kimlikli şehirler haline gelecek.“

Kent sözcüğü yerine tercih ettikleri “şehir” sözcüğü ile ifade ettikleri topu topu bu üç tümce… Bunun dışında “kent” ya da “şehir”le ilgili başka bir şey yok!

“Kent” ya da “şehir“lerle ilgili dolaylı iki sözcük ise, seçimlere az bir zaman kala bir seçim rüşveti olarak yasalaştırdıkları imar affıyla ilgili olarak, “Ülkemizdeki bağımsız binaların yarısını oluşturan imarsız veya imara aykırı yapıların durumuna hukuki çözüm getirdik. Böylece kentsel dönüşüm ve planlı yapılaşma çalışmalarının önündeki engelleri kaldırmış olduk.” dediklerini görüyoruz.

Yaptıkları, yapacakları ve vaat ettikleri topu topu bu kadar!

Kentler ve yerel yönetimler üzerine başkaca bir şey söyledikleri yok!

Tabii ki 15 yıldır yaptıkları, yapmak istemedikleri, yapamadıkları hepimizin gözü önünde ya da hafızalarımızda…

O nedenle “Ahdim olsun ki” diye başlayan vaatlere aklı başında olan kimse inanmıyor, inandırıcı bulmuyor.

Çünkü “Ahdim olsun ki” diye başlayıp söylediklerinin nasıl yapılacağına ilişkin hiçbir açıklamaya gerek duyulmuyor. Bütün bunların yapılacağının tek garantisi, “Ahdim olsun ki” diyen kişinin kendisi.

dvye7zww4ag74e6

Aynı kişi eskiden, hepsi de çok anlamlı olmasa bile, bir takım gösterişli projeleri sıralamayı severdi. Bu kez Kanal İstanbul ve 1915 Çanakkale Köprüsü, bir de son mitinglerde ortaya attığı “Zihni Sinir Projesi” niteliğindeki “Millet Kıraathanesi Projesi” dışında bir proje sayamıyor.

Ele alıp incelemeye çalıştığımız manifestonun en iyi yanı da bu galiba.

Devam edecek

 

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (1)

Ali Rıza Avcan

Bugünden itibaren, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için partileri tarafından aday gösterilen Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş ile 100.000’den fazla yurttaşın aday gösterdiği Meral Akşener‘in cumhurbaşkanı oldukları takdirde yapacaklarını gösteren seçim manifestolarında kentlerle yerel yönetimlere ilişkin vaatlerini ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağız.

Muharrem İnce 002İlk ele alıp inceleyeceğimiz manifesto, Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday gösterdiği aday Muharrem İnce‘ye ait olacak.

19 Mayıs 2018 tarihinde Samsun’da açıklanan manifesto toplam 3.398 sözcükten oluşuyor. 

Manifestonun ilk bölümünde Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum ayrıntılı bir şekilde anlatılıp AKP iktidarının ülkeyi ne durumu getirdiği kısa, öz ve çarpıcı sözcüklerle ortaya konuluyor. 

12 punto ile yazılmış 14 sayfalık metnin dört sayfası sırf bu durumu anlatmaya ayrılmış.

Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşulların anlatıldığı bu ilk bölümün arkasından gelen son kısımda ise, Muharrem İnce‘nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi durumunda neler yapacağı ve hedeflerinin ne olduğu anlatılıyor.

Cumhurbaşkanlığı görevinin üstlenilmesi durumunda yapılacak işler “Hukuk“, “Demokrasi“, “Kamu Yönetimi“, “Ekonomi“, “Dış Politika“, “Eğitim“, “Sağlık“, “Çevre“, “Tarım“, “Çalışma Hayatı“, “Kadın“, “Kültür ve Sanat“, “Spor” ve “Turizm” olmak üzere 14 bölümde ele alınıp her bir konuda yapılacak işlerin dökümü yapılmış.

Ülkenin içinde bulunduğu kötü koşulların anlatıldığı ilk bölümde kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili olumsuzluklar şu şekilde ifade edilmiş: 

“Kendilerine ve yandaşlarına rant elde etmek için, her gün yapılan imar düzenlemeleri ile şehirlerimizi, kültürel mirasımızı ve doğal çevremizi tahrip etmekteler.”

“Sürdürülebilir çevre anlayışı tamamen ortadan kaldırılmış, şehirler beton yığını haline getirilmiş, halkın nefes alabileceği yeşil alanlar talan edilmiştir. Ardından, sanki bir erdemmiş gibi şehirleri yaşanmaz hale getirdiklerini itiraf etmektedirler.“

Muharrem İnce‘nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi durumunda yapılacak işler ise “Demokrasi” başlıklı bölümde;

“Katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek olan demokratik toplum yapımızda yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır.”

“Yerel yönetimler güçlendirilecektir. Merkezde toplanmış ve verimsizliğe yol açan idari yetkiler bu yönetimlere devredilecektir.”

“Çevre” başlıklı bölümde ise;

“Şehirleşmede, imar planlamasında, yerüstü ve yeraltı doğal kaynakların kullanımında, ulaştırma ve enerji projelerinde, çevrenin ve doğal hayatın korunması temel hedefimizdir.”

“Yerel yönetimlerin çevreyi ve doğayı korumalarına ilişkin sorumluluklarını arttıracağız. Yerel halkın çevre konusundaki karar alma süreçlerine gerçekçi ve etkin katılımı sağlanacaktır.”

şeklinde formüle edilmiştir.

Kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili bu vaatleri özetleyecek olursak, Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce bu göreve geldiğinde;

1. Yerel yönetimler, katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek demokratik toplum yapısında ön plana çıkarılacaktır.

2. Yerel yönetimler güçlendirilerek merkezde toplanmış ve verimsizliğe neden olan yönetsel yetkiler yerel yönetimlere devredilecektir.

3. Şehirleşmede ve imar planlamasında çevrenin ve doğal hayatın korunması sağlanacaktır.

4. Yerel yönetimlerin çevre ve doğayı koruma ile ilgili sorumlulukları arttırılacaktır.

Anayasanın cumhurbaşkanlarına verdiği görev ve yetkiler açısından oldukça fazla güce  sahip olan bir cumhurbaşkanı adayının, “katılımcılık“, “birlikte yönetim” ve “çoğulcu demokrasi” ilkelerinden ne anladığı, bu ilkeleri göreve geldiği takdirde nasıl uygulayacağı, bu ilkelerin yaşam bulmasını engelleyecek durum, koşul ve sorunları nasıl çözeceği, yerel yönetimleri hangi sürede nasıl ön plana çıkaracağı, ön plana çıkarılacağı söylenen yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki ilişkilerin nasıl düzenleneceği bilinmeden bu vaatlere inanmak oldukça zor görünmektedir.

Muharrem İnce 001

Ayrıca, vaatlerin ikinci sırasında yer alan verimsizliğe neden olduğu için merkezi yönetimden alınıp yerel yönetimlere verilecek yetkilerin neler olduğu, bunların verimsizliğinin neye göre nasıl ölçüleceği, verimsiz bulunmayan diğer yetkiler konusunda nelerin yapılacağı açık bir şekilde belirtilmeden; ayrıca, bir iki satırda ifade edilen bütün bu vaatlerin nasıl hayata geçirileceği açıklanmadan bu vaatlerin de gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, gerçekleşse bile nasıl bir uygulamaya konu olacağı henüz bilinmemektedir. 

Bu nedenle kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili öneri ve vaatlerin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce tarafından bu konuları iyi çalıştığını göstermek ve daha inandırıcı olmak amacıyla, katıldığı televizyon programlarıyla ya da yayınlayacağı basın bildirileriyle daha net ve anlaşılır bir şekilde açıklanması doğru olacaktır.

Devam edecek…

 

Ya bundan sonrası…

Ali Rıza Avcan

Evet. Tüm Türkiye’de, özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde faaliyette olan özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerinin yaklaşan seçim ortamının nimetlerinden yararlanmak amacıyla başlattığı etkili ve başarılı lobi çalışmalarının sonucunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 16 Mayıs 2018 tarihli son oturumunda 224 AKP’li milletvekilinin oyu ile kabul edilip 25 Mayıs 2018 tarih, 30431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un 14. maddesi ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na eklenen yeni hükümlere göre bundan böyle, Büyükşehir belediyeleri sınırları içinde uzaklık, nüfus ve hattı kullanan yolcu sayısı kriterleri dikkate alınarak belirlenen toplu taşıma hatlarının işletim hakkı, başta özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleri ve birlikleri olmak üzere özel kişi ya da kurumlara ihaleyle verilebilecek. 

x720-I9f

İktidarın yaklaşan seçimlerde kendisine verilecek her bir oy için, kentlerde yaşayanlara, özellikle de ihalelere konu olacak toplu ulaşım hatlarından yararlanan yolculara sormadan özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklere bir seçim rüşveti olarak verdiği bu yeni hakka göre, bundan böyle büyükşehir belediyesi sınırları içinde,

1) Yerleşimlerin şehir merkezine uzaklığı,

2) Taşımanın yapıldığı yerleşimlerin nüfusu ve

3) O hatları kullanan yolcu sayısının,

dikkate alınması suretiyle belirlenip büyükşehir belediye meclisince kabul edilen hatlardaki toplu ulaşım hizmetleri, o bölgedeki özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerine ihaleyle verilebilecek. 

Bu durumda ihaleye katılacaklarda ve kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartlar belediyelerce belirlenecek, taşıma birlik veya kooperatiflerine, belediye bütçelerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanacaklara ilişkin gelir desteği ödemeleri yapılabilecek.

Böylelikle, ihaleye katılacaklarla kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartların hiçbir kural ya da kritere bağlı kalınmaksızın belediyelerce belirlenmesi suretiyle söz konusu ihalelerin, “adrese teslim ihale” haline gelmesi için gerekli ortam yaratılacak; ayrıca, ücretsiz veya indirimli taşınan yolcular için yapılacak gelir desteği için belediyelere herhangi bir gelir kaynağı verilmeden ya da destek sağlanmadan mevcut belediye gelirlerinden ödeme yapılmasının yolu açılacak. 

Bütün bu düzenlemeler bize, öncelikle büyükşehir belediyesi sınırları içinde büyükşehir belediyelerinin tekelinde olan toplu ulaşım hizmetlerinin, hat ölçeğinde özel halk otobüsü ve minibüs kooperatif ve birlikleri eliyle özelleştirilmeye başlandığını, bu gelişmenin şimdi hatlar ölçeğinde başlatılıp zaman içinde kent merkezi dışındaki tüm toplu ulaşım hizmetlerinin bu yöntemle özelleştirilmesi olasılığının kuvvetli olduğunu göstermektedir.

İkinci olarak, kooperatif ve birliklerin işletmesine bırakılacak toplu ulaşım hatlarının belirlenip büyükşehir belediye meclislerince kabul edilmesinde tarafsızlığı, eşitliği, düzenliliği, sürekliliği ve ülke düzleminde uygulanması gereken bütünlüğü gözeten  bir yasal düzenleme yapılmadan uygulamanın tümüyle belediyelere bırakılmış olması, belediyeler arasında adalet ve dürüstlükten uzak birbirinden farklı uygulamaların gündeme gelmesini sağlayacak; böylelikle belediyeler özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerinin, daha doğrusu bu kooperatif ve birliklerin başındaki kök salmış yöneticilerin etkisi altına girebilecektir.

Çünkü, söz konusu yasal düzenlemede özel halk otobüsü ve minibüs kooperatif ve birlikleri arasında bir ihale yapılacağı belirtilmiş olsa da; işlettirilmesine karar verilen hatta tek bir kooperatif ve birliğin faaliyette olması halinde o işletme hakkının devri, rekabetten uzak bir ortamda o tek kooperatif ya da birliğin, yerel seçimlerde kendilerinden oy talep eden belediye başkanı ile bir kısmı o kooperatif ya da birliklerin yöneticisi ya da üyesi olan meclis üyeleriyle yapacağı pazarlıkla belirlenecek ve bu pazarlık sonucunda ortaya çıkan karar ve uygulama nedeniyle o hattı kullanan halkın bu işten zarar görmesi mümkün olabilecektir.

Bunun nedeni ise, ihaleye katılacaklarla kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartların bütün büyükşehir belediyeleri bağlayan hukuki düzenlemeler yerine her bir belediyenin ortaya koyacağı kural ve yöntemlerle belirlenecek olmasıdır. Bu durum haliyle her belediyenin kendi özel koşullarına, mevcut kooperatif ve birliklerle kurduğu ilişkinin düzeyine göre karar vereceği anlamına gelir ki; bu sonuç, toplu ulaşım hizmetlerinin eşitlik, tarafsızlık, süreklilik ve düzenlilik ilkelerine aykırı bir şekilde yapılmasına neden olabilecektir.

5b11a51aae78491ff8798ce0

İşte o nedenle, şimdi iktidarda ya da muhalefette olsun tüm büyükşehir belediyesi yöneticileriyle özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifi ve birlik yöneticilerini fazlasıyla sevindiren bu seçim rüşvetinin yakın bir gelecekte tüm kent halkının zarar gördüğü bir uygulamaya dönüşerek hepimizi mağdur etmesi, aslında gerçekleşmesi hiç de zor olmayacak bir yakın gelecek senaryosunun konusu olarak düşünülmelidir.

Devrim yapmayı alışkanlık haline getiren belediyeler…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, kent merkezi dışındaki yerleşimlere ulaşımı sağlayan birlik ve kooperatif minibüslerinin belediyenin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesi ile ilgili talebi, 16 Mayıs tarihinde kabul edilen 7144 sayılı yasa ile uygulanabilir hale geldi.

Hem de TBMM’nin 26. dönemindeki 3. yasama yılının en son toplantısı olan 100. birleşiminde kabul edilen bir torba yasayla !

Üstüne üstlük 6 CHP’li ve 1 HDP’li milletvekilinin “red” oyuna karşılık 224 AKP milletvekilinin “kabul” oyuyla !

SAMSUN'DA İKİ MİNİBÜS ÇARPIŞTI: 5 YARALI

Oysa, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasındaki konu ile ilgili habere baktığımızda, bu yasanın sanki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “ısrarlı çabalarıyla” kabul edilip yürürlüğe girdiği gibi bir izlenim yaratıldığını, 30 Mayıs 2018 tarihli belediye haberinin ikinci paragrafında, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı ve son olarak 538 milletvekili ile Bakanlar Kurulu üyelerine birer mektupla ilettiği ‘taşıma kooperatifi ve birliklerin Belediye toplu taşıma sistemine dahil edilmesi’ önerisi, Ankara’dan da kabul gördü” ifadesine yer verildiğini görüyoruz. (1)

Şayet bu haberde dile getirilen iddia doğruysa, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “ısrarlı çabalarıyla” kabul edilen torba kanun niye sadece 224 AKP’li milletvekili tarafından kabul edilmiştir?

Ayrıca bu yasayı kabul edenler arasında niye CHP’li İzmir milletvekilleri; örneğin, Aziz Kocaoğlu‘na bağlılığıyla bilinen, üstüne üstlük daha önce bu konuda bir kanun teklifi hazırlayıp veren İzmir Milletvekili Murat Bakan yoktur? 

Bütün bu sorulara doğru yanıtlar verebilmek için isterseniz gelin bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek başına verdiği hiçbir yasa teklifinin kabul edilmediği TBMM’nde bu yasanın hangi süreç içinde nasıl kabul edildiğini araştırmaya çalışalım:

Anımsarsanız minibüslerin belediyenin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesiyle ilgili ilk tartışmalar, 29 Mart 2014 tarihli mahalli idareler seçiminde kent merkezi dışında kalan İZBAN istasyonu ile kent merkezi arasındaki ulaşımın belediye otobüsleriyle mi yoksa mevcut minibüslerle mi sağlanacağı tartışmasıyla Aliağa’da yaşanmış ve bu sorun Aliağalı CHP’lilerin muhalefetine karşın minibüs sahiplerinin çıkarını gözeten bir yöntemle çözümlenmişti.

Bu tartışmalı olay sırasında minibüslerin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesinde hukuki bir sorunun yaşanıp yaşanmayacağı araştırılmış ve mevcut yasal düzenlemelerin buna izin vermediği anlaşılmıştı.

Ardından hepimizin hatırlayacağı gibi, 2017 yılının Kasım ayı içinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ve Seferihisar Minibüsçüler Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı ile birlikte Seferihisar’da düzenlenen bir toplantıda, minibüsleri de kartlı biniş sistemine dahil ederek toplu ulaşımda tam entegrasyonu sağlayabilmek için uzun süredir çalışıp formül aradıklarını söyleyerek bu uygulamayı ilk kez bir “pilot uygulama” olarak Seferihisar’da başlatmak istediklerini ifade etmişti.

Bu toplantı sonrasında, Seferihisar hattında uygulamaya konulan “pilot uygulama“nın sonuçları değerlendirilip yolcuların bu uygulamadan kaynaklanan memnuniyet düzeyi araştırılmadan; önce İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın şehir içi toplu ulaşım hizmeti veren kooperatiflerle birlik çatısı altında birleşen esnafın belediye ihalelerine katılabilmesi amacıyla kanun teklifi vermesi sağlanmış, ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 538 milletvekiliyle Bakanlar Kurulu üyelerine gönderdiği mektuplarla bu sorunun yasal yollarla çözümlenmesi istenmişti.

Bu talep, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri ile ilgili tarihin açıklanmasından bir ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 16 Mayıs 2018 tarihli oturumunda kabul edilip 25 Mayıs 2018 tarih, 30431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un 14. maddesi ile karşılanmış; böylelikle özel halk otobüsleriyle minibüs ve dolmuşların toplu ulaşım sistemine dahil edilmesinin yolu açılmıştır.

0f059cffcfecd49a1ed1

Sözkonusu yasanın 14. maddesine göre, 10 Temmuz 2004 tarih, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının (p) bendine eklenen “Büyükşehir içindeki toplu taşıma hatlarıyla ilgili olarak; şehir merkezine olan uzaklık, nüfus ve hattı kullanan sayısı kriterleri esas alınarak tespit edilecek hatlarla ilgili toplu taşıma hizmetlerinin işlettirilmesine karar vermek” bundan böyle büyükşehir belediyelerinin görevi olmuş; ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına eklenen “Büyükşehir belediyeleri, birinci fıkranın (p) bendinin ikinci cümlesinde yer alan kriterler esas alınarak büyükşehir belediye meclisi kararıyla belirlenen yerlerdeki toplu taşıma hatlarının işletmesinin o bölgede kurulu taşıma birlik ve kooperatiflerinden temin edilmesine karar verebilir. Bu durumda ihaleye katılacaklarda ve kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartlar belediyelerce belirlenir. Taşıma birlik veya kooperatiflerine, belediye bütçelerinden toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanacaklara ilişkin gelir desteği ödemeleri yapılabilir” hükmü ile de bu işin nasıl yapılacağı ortaya konulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “2/2341 esas numaralı kanun teklifi” olarak gelen torba yasanın kabulü ise, TBMM tutanaklarına göre şu şekilde gerçekleşmiştir.

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 26. dönem, 3. yasama yılındaki 100. birleşiminde görüşülen ve 23 maddeden oluşan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“, 224 AKP’li milletvekilinin “kabul“, 7 CHP’li ve HDP’li milletvekilinin “Red“, 2 HDP’li milletvekilinin “çekimser” oyuyla kabul edilmiştir.

2) “Kabul” oyu veren milletvekillerinin tümü AKP’lidir.

3) “Red” oyu veren 7 milletvekilinin kimlikleri, CHP Balıkesir milletvekili Ahmet Akın, HDP Bitlis milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı, CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal, CHP İstanbul milletvekili Ali Şeker, CHP İzmir milletvekili Musa Çam, CHP Malatya milletvekili Veli Ağbaba ve CHP Muğla milletvekili Nurettin Demir şeklindedir.

4) “Çekimser” oy veren 2 milletvekilinin kimlikleri HDP İzmir milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve HDP Batman milletvekili Mehmet Ali Aslan‘dır.

5) Torba yasanın görüşme ve oylamalarına katılmayan CHP’li İzmir milletvekilleri ise başta bu konuyla ilgili yasa teklifini veren Murat Bakan olmak üzere Zeynep Altıok, Mustafa Ali Balbay, Tacettin Bayır, Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Tuncay Özkan, Özcan Purçu, Selin Sayek Böke, Atila Sertel, Kamil Okyay Sındır, Zekeriya Temizel ve Ali Yiğit‘tir.

6) AKP’li milletvekilleri arasında oylamaya katılıp yasaya “kabul” oyu veren İzmir milletvekilleri ise Necip Kalkan, Mahmut Atilla Kaya ve Kerem Ali Sürekli‘dir. 

Bu durumda, kara mizah yaparcasına “devrim gibi…” bir değişiklik yapıldığını söylemek ne ölçüde mümkündür?

Şayet yapılan şey “devrim gibi…” bir değişiklik ise, bunu gerçekleştiren “devrimciler” kimlerdir? Yoksa bu “devrim gibi…” şeyi yapan “devrimciler“, AKP’li milletvekilleri midir?

58e09ca061361f11e00b67ed

Yoksa bu yasanın asıl örgütleyici sahipleri, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve bakanlıklar düzeyinde ısrarlı görüşmeler yapıp iftar sofralarına katılan Ankara, İstanbul ve İzmir kaynaklı özel halk otobüsü, dolmuş ve minibüs esnafı örgütleri; özellikle de kısa adı TÖHOB olan Türkiye Özel Halk Otobüsleri Birliği ile Özulaş Toplu Taşım A.Ş. ve İstanbul Özel Halk Otobüsleri Esnaf Odası mıdır? (2, 3, 4, 5, 6)

Yoksa bütün bu çalışmalar sonucunda AKP eliyle çıkarılan yasa, seçim öncesinde büyükşehir belediyesi ulaşım hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamında özel halk otobüsü, dolmuş ve minibüs esnafı örgütlerine verilen yeni bir kapitülasyon, yeni bir seçim rüşveti midir? 

Yoksa “devrim gibi…” denilen şey, o kentte yaşayan ve çalışan halkın zararına AKP eliyle yapılmış bir karşı devrim midir?


(1) http://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/devrim-gibi/37692/156

(2) http://kenticitoplutasima.com.tr/ulasim/1122/tohob-sarayda

(3) http://www.ozulas.com.tr

(4) https://www.facebook.com/TOPLUTASIM/

(5) https://www.facebook.com/turkiyeozelhalkotobusleri/

(6) https://www.facebook.com/isthalkoto/