İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 2

9 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2012 yılından bugüne uygulamakta olduğu ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin yönetiminde ortaya çıkış ve tasarım süreci ile oluşturulan geniş bir ekiple neler yapmak istediğini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştık.

Bu bölümde ise projenin tanıtımını fazla uzatmadan bugüne kadar yaptıklarını, bunun en son örneği olan ve halen devam eden Bayraklı Sahil Düzenlemesi’ni ele alarak yapılan iyi şeylerin yanında somut bir şekilde “ben buradayım” diyen eksiklik ve yanlışlıkları ele alacağız.

Projenin ilk adımı olan ve kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yaratan Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındaki başarısız sahil düzenlemesi ile Bostanlı Köprüsü, Güzelyalı ve Sahilevleri düzenlemesini ise yazımızın diğer bölümlerinde ele alacağız.

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nin temel belgesi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 2012 yılı Ekim ayında yayınladığı ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘na baktığımızda proje alanına giren Mavişehir’den Yenikale’ye kadar uzanan 11 farklı kıyı bölgesinde biri ‘anket‘ diğeri de ‘yüzyüze görüşme‘ tekniğiyle iki araştırma yapılarak halkın bu bölgeleri kullanımı ile ilgili tutum ve davranışlar araştırılmıştır.

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. Tanju Tosun ile Prof. Dr. Gülgün Tosun tarafından yapılan bu araştırmanın sonuç ve bulgularına göre; Kentin en stratejik bölgelerinden biri olan Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölge kentin merkezi işlevlerini üstlenerek kent merkezinin yoğunluğunu azaltacak yeni kent merkezi olarak planlanmıştır. 2001 yılında Turan-Liman bölgesini kapsayan Uluslararası Kentsel Tasarım Proje Yarışması düzenlenmiş ve yarışmadan elde edilen fikirler doğrultusunda bölgenin 1/5000 ölçekli nazım imar planı hazırlanmıştır. Planla getirilen kararlar kentsel açıdan önemli bir odak yaratırken aynı zamanda kentin önemli iki yakasını birleştirmeyi amaçlamıştır. Planlama alanında turizme dayalı kullanımlar Turan bölgesinde, kamu binaları, merkezi iş alanları, alışveriş ve eğlence tesisleri Salhane, Liman gerisi ise turizm ticaret alanı ve özel planlama alanı olarak ayrılmıştır.

Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölge, proje tasarım ve uygulaması dikkate alındığında kıyı kullanım özellikleri açısından iki farklı altbölgeye ayrılmıştır: Turan bölgesi ile Bayraklı ve Liman alt bölgesi.

turan-alsancak-limani-arasi-tasarim-bolgesi
Turan-Alsancak Limanı Arası Tasarım Bölgesi

Biz bu iki alt bölgeden henüz hiçbir çalışmanın başlatılmadığı Turan bölgesini şimdilik kapsam dışında tutarak bir kısım çalışmanın bitirilip bir kısım çalışmanın sürdürüldüğü Bayraklı ve Liman alt bölgesine yoğunlaşmak, inceleme, analiz ve yorumlarımızı bu bölgede yapılmak istenen işler üzerine somutlamak istiyoruz.

Yeni kent merkezi olarak planlanan Bayraklı ile Alsancak Limanı arasında kalan ikinci altbölgede özellikle Altınyol ile Anadolu Caddesi arasında yenilenme hızı yüksektir ve yüksek yapılar yer almaya başlamıştır. Kıyıda Melez Günübirlik Rekreasyon alanı, halka açık yüzme havuzu, Bayraklı Vapur İskelesi gibi kullanımlar yer almaktadır. Banliyö Salhane İstasyonu ile Bornova Merkezi arasında Bornova Tramvay hattının yapımı planlanmıştır, 2020 yılı sonrasında uygulamaya geçilecektir. Kıyı bölgesinin arkasında Smyrna Antik Kenti Arkeolojik Sit Alanı kazı çalışmaları yürütülmektedir. Bayraklı sırtlarında yer alan kentsel sit alanı için Koruma Amaçlı İmar Planı hazırlanmıştır. Yine Bayraklı sırtlarındaki Cengizhan mahallesinde Bayraklı günübirlik tesisleri (Ekrem Akurgal Yaşam Parkı) yapım ihalesi gerçekleştirilmiştir. Adliye Sarayı ve bazı basın/yayın kuruluşları burada yer seçmiştir ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında bu alanlar ‘yönetim merkezi’ olarak belirlenmiştir. Sasalı’dan başlayan ve Alaybey’e kadar uzanan bisiklet yolu bu bölgede sonlanmaktadır. Yük limanının bu bölgede yer almaya devam edeceği öngörüldüğünden liman gerisi fonksiyonlarının da gelişme talebinin devam edeceği beklenmektedir. Bununla beraber Belediyenin gerçekleştirdiği Havagazı Fabrikası restorasyonu bu bölgede kültür fonksiyonlarının da gelişebileceğini göstermektedir.

Kıyı tasarımı projesi kapsamında yapılan anket çalışmasının bulgularına göre Bayraklı ile Alsancak Limanı arasındaki altbölgede kıyı kullanıcılarının % 48’i 1.000-2.000, % 34’ü 500-1.000 TL arasında hanehalkı gelirine sahiptir. Eğitim düzeyi açısından % 33’ü ilkokul, % 28’i lise, % 34’ü ilköğretim okulu mezunudur. İzmir’de doğup-büyüyen kullanıcı oranı % 45’dir. Kullanıcıların % 43’ü aileleri, arkadaşları bazen de yalnız olarak kıyıya gelmeyi tercih etmektedir. Yalnızca ailesi ile gelenlerin oranı % 22’dir. Kullanıcıların % 41’i haftada birkaç gün kıyıya gelmektedir. Hafta içi ve hafta sonu kullanımda zirve yapılan zaman aralığı 17.00-19.00 arasıdır. Kullanıcıların % 52’si kıyıda 3-4 saat, % 40’ı 1-2 saat vakit geçirmektedir. Kıyıda öncelikle tercih edilen aktiviteler sırasıyla aile veya arkadaşlarla piknik yapmak, kıyıda gezmek ve doğayı, denizi seyretmektir. Kullanıcılarının % 73’ü aynı mahalleden gelmektedir. % 29’u 15-20 dakikalık yürüme mesafesinden, % 25’i ise 5-10 dakikalık yürüme mesafesinden bölgeye gelmektedir. Diğer bir deyişle kıyı yakın çevrede yaşayanlar tarafından kullanılmaktadır.

Bayraklı ile Alsancak Limanı arasında kalan alan spor aletleri, piknik masaları, alanın bakım ve tutumu, kıyı denetim hizmetleri ve güvenlik açısından sorunlu bulunmuştur. Alandaki kültürel aktiviteler, heykel ve sanat ürünleri ve eğlence yerleri yetersiz görülmüştür.¹

bayrakli-alsancak-limani-alt-bolgesi

Yukarıda ifade edilen araştırma bulgularını özetleyen ve sözkonusu raporun 54ncü sayfasında yer alan yukarıdaki tablo bilgilerine göre Bayraklı-Alsancak Limanı Alt bölgesi kullanıcı algısı bakımından yakın çevre sakinleri tarafından yoğun olarak günün 17.00-19.00 saatleri arasındaki 3-4 saatlik sürede piknik yapmak, kıyıda gezmek, yürüyüş yapmak ve denizi seyretmek amacıyla kullanılan ‘sakin bir yer‘ olarak kabul edilmektedir. Kullanıcıların burası ile ilgili temel beklentileri ise mekan kalitesinin arttırılması, burada aktivitelerin yapılması ve bu mekanın güvenli hale getirilmesidir.

Yine aynı rapora göre; “Kıyının bu bölgesi diğer bölgelerden ‘yer’ (place) olma niteliğini kazanamamış olması dolayısıyla ayrılmaktadır. Turan bölgesinde, konut alanlarıyla kıyının doğrudan ilişkisi sınırlı bir alanda bulunmaktadır. İlişkide bulunduğu konut alanının gelir düzeyi düşüktür. Kıyının diğer bölümlerinde tersane ve sanayi kuruluşları yer almaktadır. Bu durumda kıyının sürdürmesi gereken bir ‘yer’ özelliği bulunmamaktadır. Tasarıma bu alanda önemli işlevler düştüğü İzmir Tasarım Forumunun tartışılan konularından biridir. Alana kimlik kazandırabilecek, zaman içinde yer haline gelmesini sağlayacak öneriler geliştirilmeli, yapılacak önerilerin ekonomik olarak yaşanabilirliklere duyarlı olmasına önem verilmelidir.

turan-alsancak-limani-arasi-kiyi-kenar-cizgisi

Turan-Alsancak Limanı Kıyı Kenar Çizgisi

Körfez etrafında sürekliliği bozacak kullanımlardan biri olarak liman görülmektedir. Ancak liman kentin ekonomisi ve yarışmacılığı açısından son derece önemli, gösterilebilecek bir parçası olarak düşünülmelidir. Limanın görünmesi, terastan izlenebilecek hale getirilmesi önerilmektedir. Yalnızca uzaktan gösterilmesinin ötesinde etrafında faaliyet ve etkinliklerin düzenlenmesi önerilmektedir. Bölgede Melez Çayını geçtikten sonra ilginç bir proje önerilebileceği dile getirilmiştir. Yaya ve bisiklet güzergâhının viyadük ayakları kullanılarak yukarıdan, liman üstünden geçirilmesi önerilmektedir. Liman çevresinde, İzmir’in eski sanayi bölgesindeki yapılara sahip çıkılarak yeni projelerin geliştirilmesi önerilmektedir.

Tasarım Forumunda Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölgenin yeni kent merkezi olarak gelişmesinin İzmir’in yüklendiği bölgesel merkez olma işlevi açısından önem arzettiği tartışılmıştır. Bölge yeni kent merkezine dönüştüğünde kıyının kullanım şekli ve yapısı da değişecektir. Bu dönüşüme uygun olarak kıyının yeniden tasarlanması, tasarlanırken de gece ve gündüz yaşayabilen, ard alanındaki gereksinimlere ve işlevlere cevap veren bir nitelikle dönüşmesi gerekmektedir. Ayrıca kent tarihi açısından oldukça önemli olan antik Smyrna yerleşmesi ile kıyının ilişkisinin kurulmasına önem verilmelidir.

Özetle; bu kıyı bölgesinin tasarımının diğer kıyı bölgelerine göre farklılaşması gerektiği açıktır. Bu bölge kentin yeni ve dünyaya açık iş merkezi olarak gelişecektir. Kruvaziyer limanın bu bölgede yapılacak olması ve Alsancak Limanının bulunması bu kıyıya ayrı bir kimlik vermektedir. Kıyı ve kıyıya bitişik yapıların bu yörenin gelecekte yükleneceği işlevler açısından yaratıcı bir tasarım müdahalesine gereksinmesi vardır. Bu yörenin diğer kıyı bölgelerinden farklı işlev ve standartta tasarlanmasının İzmir’in Ege’nin merkezi olması işlevinin güçlendirilmesine katkısı olacaktır.²

Ancak o bölgede yaşayan ya da çalışan herkesin; hatta yolu oralardan geçenlerin açık, net bir şekilde bildiği bazı yaşamsal gerçekler, daha doğrusu eksiklikler bu raporda ne yazık ki yer almamaktadır:

bolgedeki-yesil-alan-duzenlemeleri-ve-ulasim-yollari
Bölgedeki Yeşil Alan Düzenlemeleri ve Ulaşım Yolları

 Bunlardan birincisi, Altınyol’un gerisindeki Bayraklı yerleşiminde, Salhane’de ve o yerleşimlerin gerisindeki mahallelerde yaşayanların Bayraklı sahiline çıkışı, Altınyol tarafından engellenmiş; gerideki tüm mahallelerin sahile çıkışı sadece iki geçiş noktasıyla; Bayraklı İZBAN İstasyonu’nundaki üst geçiş köprüsü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı önündeki şimdi otoparka dönüştürülmüş nispeten güvenliksiz köprü altı bağlantısıyla sınırlanmıştır. Yeni açılan Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı’nın bu tür geçişlere uygun olmadığını, sadece araçların geçişini düşünerek tasarlandığını dikkate aldığımızda Bayraklı, Fuat Edip Baksı, Çiçek, Alpaslan, Tepekule ve Adalet mahallesi gibi büyük ve kalabalık nüfuslara sahip bu yerleşimlerin sahile çıkabileceği sadece iki bağlantının olduğu dikkate alınmalıdır.

Bu durumun, Bayraklı sahilinin gerçek anlamda halka kazandırılması, halkın bu sahilden daha fazla yararlanması ve denizle ilişkisinin güçlendirilmesi açısından çok büyük bir sorun olduğu bilinmeli ve buna yeni güvenli ve yeterli bağlantılar oluşturularak bir an önce çözüm aranmalıdır.

⊕ Raporda yer almayan ikinci bir eksiklik ise, sahilin Adnan Kahveci Köprüsü ile İzmir Adliyesi arasında kalan kesiminin ardındaki Adalet Mahallesi’nin kentsel gelişim açısından halihazırda bir çöküntü alanı olması nedeniyle güvenlik açısından sorunlu olduğudur. O anlamda, bu sorunlu bölgenin sahilinde yer alan bir kıyı alanı yeniden düzenlenirken bu alan ile yerleşim yeri arasındaki ilişkinin durumu, özellikle de bugünkü durumu bir an önce ele alınmalı, bu soruna acil olarak çözüm aranmalıdır. Aksi takdirde tüm Bayraklı halkı sahile inse bile bu güvenliksiz bölgeye gelmeleri, burada gezmeleri, piknik yapmaları mümkün olmayacaktır.

Bizce projede Bayraklı-Alsancak Limanı alt bölgesi, körfeze boşalan akarsu kaynakları açısından kentin en zengin bölgesi olmasına karşın, projede sadece sahil düzenlenmesine odaklanılmış; bu bölgede yer alan ve hepsi de o yeniden düzenlenmek istenen deniz kıyısına ulaşan Laka, Bornova, Arap (Gökdere) ve Manda dereleri ile Meles çayı hakkında herhangi bir öngörüde bulunulmamış, İzmir’in tarihi, doğal ve kültürel değerleri açısından çok önemli olan bu su kaynakları adeta bir kanalizasyon hattı gibi bilinçsiz bir şekilde proje dışında bırakılmıştır.

Evet, halkın denizle ilişkisini, mevcut kıyı bölgesi düzenlemelerini bozup yeniden yapmak suretiyle güçlendirmeyi hedefleyen bu tür boz-yap projelere, yazımızın birinci bölümünde de belirttiğimiz şekilde, sadece bir mühendislik-mimarlık-tasarım çalışması gözüyle bakıldığı için insanın denizle daha doğrusu suyla ilişkisini, bu konudaki tutum ve davranışlarını kendine konu alıp çözümler üretecek sosyologlar, psikologlar, tarihçiler, işletmeciler; özet olarak sosyal bilim ya da disiplinlerden gelen akademisyenler, uzmanlar proje ekibine dahil edilmemiştir. Bu proje de diğerleri gibi disiplinlerarası yaklaşımla hazırlanmadığı için, şu ana kadarki uygulamalarında ne yazık ki, yeni yürüyüş yolları, yeni yeşil alanlar ve yeni oyuncaklar yapmanın dışında bu yapılanların insanla ve onun tutum ve davranışlarıyla ilişkisini esas alan doğru ve kalıcı bir iş yapmak -ne yazık ki- mümkün olmamıştır.


¹ İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Akdeniz Akademisi, Ekim 2012, s.53-54

2 İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Akdeniz Akademisi, Ekim 2012, s.54-55

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 9

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü bölümünde yönetişim zihniyetinin yereldeki temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’ne ortak olmasını ve bunun olumsuz bir sonucu olarak şirketin yakın zamanda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) üzerinden kayyuma devredilmiş olması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararının ‘kamu yararı’ ilkesiyle bağlantısını inceleyip tartışacağız.

TARKEM – Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’nin 26 Kasım 2012 tarihindeki ilk kuruluşunda 20.000.-TL’lık payla ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Egeşehir Planlama A.Ş.’ne ait % 0,86 oranındaki pay, şirketin taahhüt edilmiş 2.320.000.-TL’lık sermayesinin yetersizliği nedeniyle devamlı olarak yeni ortaklar ve yeni sermaye payları aranmıştır. Örneğin Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) şirkete ortak olması istenmiş ancak sonuç alınmamıştır.

cxinz_3wgaavz6a

Sonuçta 2016 yılında şirketin sermayesi 10.000.000.- TL’sına çıkarılırken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 20.000.-TL’lık paya karşılık olan % 0,86 oranın hissesi 3.000.000.-TL’lık paya karşılık olan % 30 oranına çıkarılmış, buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu’nun % 0,86 oranındaki hissesinin karşılığı olan 86.207.-TL’lık sermaye payı ile şirkete ortak olması sağlanmıştır. Böylelikle, hem geriye kalan 114 ortağın 3 yıldır bir türlü bir araya getiremediği  önce 2.320.000.-TL’lık, daha sonra 10.000.000.-TL’lık sermayenin % 30’luk kısmının kamu kaynaklarından sağlanması garanti edilmiş hem de şirkete İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının eşinin ortak olması sağlanarak itibar kazandırılması sağlanmıştır.

2016 yılı başında hayata geçirilen bu hamle ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup devamlı zarar eden İzbeton A.Ş., Grand Plaza A.Ş., Ünibel A.Ş., İzelman A.Ş., İzdeniz A.Ş., İzulaş A.Ş., Metro A.Ş:, Ege Şehir Planlaması A.Ş., İzfaş A.Ş., İzbelkom A.Ş. ve İzenerji A.Ş. gibi şirketlere sermayesine % 30 oranında ortak olunan ve kurulduğu tarihten bu yana zarar eden TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş. de katılmıştır.

Bunun dışında şirketin kuruluş aşamasında ortak olmayan Konak Belediyesi’ne ait İzbel Limited Şirketi’nin de 86.207.-TL’lık sermaye taahhüdü üzerinden % 0,86 oranında ortak olması; böylelikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinden sorumlu ilçe belediyesinin de şirkete katılması sağlanmıştır.

TARKEM’in 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi ve ardından yönetimine kayyum atanması aşamasında işten el çektirilen yönetim kadrosuna bakıldığında da gerek yönetim kurulunda gerekse koordinasyon ve yürütme kurulunda yetkilendirilmiş bir İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlisinin yer almadığı, yürütme kurulu içinde Muzaffer Tunçağ ismine rastlansa da kendisinin Urla ve İzmir Büyükşehir belediyesi meclislerinin üyesi olması dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni temsil etme, onun adına hareket etme yetkisine sahip olmadığı görülmektedir.

Şimdi bu durumda, TARKEM A.Ş. 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de yine fon eliyle kayyuma devredildiğine göre kamu kaynaklarından; daha doğrusu bizlerin ödediği vergilerle oluşan belediye bütçesinden alınıp sözkonusu şirkete verilen 3.000.000.-TL’lık sermaye taahhüdünün ve bunun ödenen 741.894.-TL’lık kısmının akıbetini sormak, bu paranın bundan sonra kime ait olduğunu araştırmamız, bu durumun bir kamu zararı olup olmadığını ve ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin önemli bir ortağı olan TARKEM A.Ş.’nin TMSF ve kayyumlar tarafından teslim alınmış olması nedeniyle bu yeni durum karşısında İzmir-Tarih Projesi’nin akıbetini de tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.

tarkemde-kayyum-duzeltmesi_7272_dhaphoto4

Öte yandan sözkonusu şirket bir Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de aynı fon tarafından kayyuma verildiği halde TARKEM’e ait güncel Twitter hesabında çeşitli kamu yöneticilerini ziyaret ederek TARKEM’i ve İzmir Tarih Projesi’ni tanıtan eski yöneticilerinin ‘başkan‘ ya da ‘başkan vekili‘ olarak tanımlanmalarının da ne anlama geldiğini çözmüş değiliz.

Devam Edecek…

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 1

Ali Rıza Avcan

Kısa adı İzmir-Deniz olan ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘ İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir proje…

Bu proje ile ilgili ilk bilgilere İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 2012 yılı Ekim ayında yayınladığı ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nu okuyarak ulaşabiliyorsunuz.

Bu rapor, 31 Mayıs 2011 tarihinde yapılan İzmir Tasarım Forumu’nda gündeme gelen, İzmir kentine yönelik tasarım sürecine kavramsal bir çerçeve oluşturmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı’na bağlı Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin başkanlığında hazırlanmış.

Rapor metnini dikkatli bir şekilde incelediğimizde ise Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlandığı anlaşılan kuramsal çerçevenin şu şekilde ifade edildiği görülmekte:

1. İzmirliler’in yaşam kalitesini güçlendirmeyi amaçlayan ve çoğu yayın organında “İzmirlilerin Projesi” olarak tanıtılan bu proje, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yasaların kendisine “verdiği olanaklar çerçevesinde yüksek kalitede katılıma olanak veren bir yönetişimi gerçekleştirme” çabası çerçevesinde; 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı ve 31 Mayıs 2011 tarihli İzmir Tasarım Forumu çerçevesinde hazırlanmıştır.

2. İzmir’in bir tasarım ve inovasyon kenti olma vizyonu çerçevesinde hazırlanan bu proje, İzmir’le ilgili projelerin siyasetçilerin emrivakileriyle değil, bizzat İzmirliler tarafından geliştirilmesi düşüncesine; daha doğrusu, “halka dayalı belediyecilik anlayışının bir sonucu” olarak hazırlanmıştır.

bayrakli-sahili-duzenlemesi-23ae4f8d-3edf-45ab-ba72-c100dbf180f1_f

İzmirli’nin denizden daha fazla yararlanması amacıyla hazırlanan proje tasarımına göre İzmir iç körfezinin kenarında yer alan Mavişehir-Yenikale arasındaki 40 kilometrelik kıyı şeridi önce kendi içinde 11 alt kıyı bölgesine, daha sonra da 1) Mavişehir-Alaybey Tersanesi, 2) Turan-Alsancak Limanı, 3) Alsancak Limanı-Konak Köprülü Kavşağı, 4) Konak Köprülü Kavşağı-İnciraltı Kent Ormanı şeklinde dört bölgeye ayrılmıştır. Bu dört bölge içinde yer alan 11 alt bölge sırasıyla şu şekilde sıralanabilir:

1. Mavişehir-Bostanlı İskelesi, 2. Bostanlı İskelesi-Karşıyaka İskelesi, 3. Karşıyaka İskelesi-Alaybey Tersanesi, 4. Alaybey Tersanesi-Turan Köprülü Kavşağı, 5. Turan Köprülü Kavşağı-Liman, 6. Liman-Cumhuriyet Meydanı, 7. Cumhuriyet Meydanı-Konak Pier, 8. Konak Pier-Konak Köprülü Kavşağı, 9. Konak Köprülü Kavşağı-Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi, 10. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi-Üçkuyular İskelesi, 11. Üçkuyular İskelesi-Yenikale.

Ayrıca Kadifekale, Cicipark, Susuzdede, Ekrem Akurgal Yaşam Parkı, Şato, Asansör, Teleferik, Karşıyaka Emek Mahallesi’ndeki günübirlik rekreasyon alanı, Belkahve ve Homeros Vadisi kent terası olarak düzenlenebilecek şekilde projeye dahil edilmiştir.

İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin dört ayrı bölgesinden sorumlu olan proje ekibi şu şekilde belirlenmiş:

Proje Başlangıç Ekibi: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi), Prof. Dr. Sezai Göksu (Dokuz Eylül Üniversitesi), Han Tümertekin (Mimar, Han Tümertekin Proje), Prof. Dr. H. Murat Günaydın (İTÜ),

Proje Danışmanları: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Mehmet Ural (Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Koordinatörü: Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Grup Koordinatörleri: Mehmet Kütükçüoğlu (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje İletişim Koordinatörü: Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

4 ayrı bölgenin kendi içindeki görev dağılımı ise şu şekilde belirlenmiş:

13250_20150328110804_bostanli2

1) Mavişehir-Karşıyaka-Alaybey Bölgesi

Proje Grup Koordinatörü: Mehmet Kütükçüoğlu (Y.Mimar, Teğet Mimarlık),

Proje Tasarım Ekibi: Evren Başbuğ (Y. Mimar, Steb), Umut Başbuğ (Mimar, Steb), Hüseyin Komşuoğlu (Mimar, Steb), Can Kaya (Y. Mimar, Kıyıda), Tuba Çakıroğlu Özerim (Mimar, Kıyıda), Erdem Yıldırım (Y. Mimar, Kıyıda), Meriç Kara (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Meriç Kara Tasarım), Ebru Bingöl (Peyzaj Mimarı, Kentsel Tasarım Uzmanı, İYTE), Korhan Şişman (İç Mimar, Aydınlatma Uzmanı, Planlux), Elif Ayalp (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Planlux), Hande Ciğerli (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Caner Bilgin (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Ramazan Avcı (Mimar, SCRA), Seden Cinasal Avcı (Mimar, SCRA), Düşra Korkmaz (Mimar, TH&İDİL), Özlem Arvas (Mimar), Nedim Can Karyaldız (Mimar), Sinan Demirel (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), İklim Topaloğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Beyza Karasu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Sümeyye Komşuoğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb),

Danışmanlar: Ersin Pöğün (Mimar), Vedat Tokyay (Mimar), Yusuf Okçuoğlu (Kent Plancısı, Ulaşım Uzmanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi), Güven İncirlioğlu (Y. Mimar, Sanatçı, XURBAN), Özcan Kaygısız (Mimar, Steb), Ömer Ünal (Mimar, Nurus),

Mühendisler: Cemal Çoşak (Y. İnşaat Mühendisi, Methal Mühendislik), Levent Ünal (Elektrik Mühendisi, Levay Enerji), Mustafa Boz, Salih Emre Damar, Önder Demirdöven, (Makine Mühendisi, Atasan Mühendislik), Bülent Örün, Mustafa Şahin.

2) Alaybey-Bayraklı-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi)

Proje Ekibi: Metin Kılıç (Mimar), Dürrin Süer (Mimar), Merih Feza Yıldırım (Mimar), Serdar Uslubaş (Mimar), Deniz Güner (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yazdani (Şehir Plancısı), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İpek Kaştaş (Peyzaj Mimarı), Gökdeniz Neşer (Gemi Teknolojisi, Gemi Mühendisliği), Prof. Dr. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), 

Peyzaj Danışmanı Yardımcıları: Damla Duru (Mimar), Alican Helvacıoğlu (Mimar), Duygu Görgün (Mimar), Betül Çavdar (Peyzaj Mimarlığı Öğrencisi), Onur Bayazıt (Mimarlık Öğrencisi), Mehmet Yılmaz (Mimarlık Öğrencisi), Caner Soyer (Mimarlık Öğrencisi), Burak Bakö (Mimar), Erdem Bakırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İrem İnce (Şehir Plancısı), İdil Hasanköyoğlu (Şehir Plancısı), Erdal Gümüş.

ruya

3) Konak-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Nevzat Sayın (Mimar, NSMH),

Proje Yürütücüsü: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP),

Proje Ekibi: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP), Berna Dündaralp (Mimar, DDRLP), Lale Ceylan (Mimar), H. Cenk Dereli (Mimar, Nobon), Sedef Tunçağ (Mimar), Elif Pekin (Mimar, PAO Mimarlık), Nizami Karimov (Mimar), Narin Temel (Mimar), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Belma Şahiner (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Zeynep Pak (Peyzaj Mimarı, TakeNot), Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık Dörtbaş (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Yaşar Üniversitesi), Ezgi Yelekoğlu (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Ezgi Yelekoğlu), Murat Barışcan (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Savaş Eyit (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Namık Onmuş (Elektrik Mühendisi, Onmuş Elektrik), Taner Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Burcu Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Hakan Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Tunç Gökçe (Marina Danışmanı, Artı Proje), Prof. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), Yusuf Okçuoğlu (Ulaşım Danışmanı, Şehir Plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi).

4) Konak-İnciraltı Bölgesi

Koordinatör: Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık),

Proje Ekibi: Seçkin Kutucu (Mimar), Ebru Yılmaz (Mimar), Ferhat Hacıalibeyoğlu (Mimar), Deniz Dokgöz (Mimar), Orhan Ersan (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Ufuk Ersoy (Mimar, İYTE), M. Serhat Akbay (Mimar), Clarissa Ersoy (Mimar, İYTE Öğretim Görevlisi), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Erdem Batırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarlığı, Arzu Nuhoğlu), Nuran Mercan Altun (Peyzaj Mimarlığı), Cemal Onur Alpay (Peyzaj Mimarlığı), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yezdani (Şehir Plancısı), Gökdeniz Neşer (Deniz Teknolojisi, Gemi Mühendisliği).

Mimari Tasarım Yardımcıları: Turgut Şakiroğlu, Pelin Aykutlar, Işılay Sheridan, Volkan Ayvalı, Mert Gültekin, Berk Ekici, S. Müge Halıcı, Derya Güngör, Ozan Tuğsan Altuğ, Gülcan Afacan, Volkan Barbaros, Serra Çakır, Bora Örgülü, Aslı Duru Meriç, Zeynep Burçoğlu, Burcu Köken, Ece Uyar, Fatma Gençdoğuş, Şebnem Çakaloğulları, Melis Varkal, Tuğba Doğu, Azize Andıç,

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nde çalışacağı belirtilen toplam proje ekibinin proje grup koordinatörü, proje koordinatörü, proje iletişim koordinatörü, koordinatör, proje yürütücüsü, mimari tasarım, mimari tasarım yardımcıları, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj tasarımı, makine mühendisi, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi ulaşım danışmanı, şehir plancısı, deniz teknolojisi, danışman uzmanı, stajyer öğrenci ve öğrenci olmak üzere toplam 124 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak proje konusu İzmirlilerin denizle ilişkisini daha da güçlendirmek; yani kentsel boyuttaki deniz/su-insan ilişkisinin ele alınıp bunu mekan tasarımı üzerinden arttırmak olmakla birlikte çeşitli üniversitelerde ve çeşitli firmalarda firma sahibi, ortak ya da personel olarak çalışan mühendislerden, mimarlardan, tasarımcılardan, şehir plancılarından oluşan proje ekibine hem disiplinlerarası çalışma anlayışının gereği olarak hem de projenin odağında insan ve onun kıyı mekanına yönelik tutum-davranışları olmasına karşın ‘insan‘ı ve onun bir araya gelişiyle oluşan ‘grup‘ ve ‘toplulukları‘ kendine konu alan sosyal bilimlerden gelen akademisyenlerin, uzmanların, danışmanların; örneğin sosyoloji, psikoloji, coğrafya, işletme ve iletişim gibi sosyal bilimler alanından gelenlerin dahil edilmediği, tüm projenin tümüyle bir mühendislik-mimarlık-tasarım projesi olarak ele alındığı kolaylıkla görülebilir. 

Devam Edecek…

 

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 3

Yazı dizimizin son bölümünde ülkemizdeki ve İzmir’deki kent konseylerinin, görevli oldukları alandaki halkı ve onun demokratik, sivil, mesleki örgütlerini kucaklayamadığını ifade ederek bu sorunun ilk nedeninin gerek belediye gerekse kent konseyi yönetiminin “küçük olsun ama benim olsun” şeklinde ifade edilebilecek zihniyeti olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

Bugün ise bu sorunun siyasetle ilgili yönlerini ortaya koyup kent konseylerinin siyaset kurumu karşısındaki konumunu tartışmaya çalışacağım.

karikatur-021

Kent Konseylerinin ‘Siyaset İçre Siyasetten Uzak‘ Halleri…

Evet, kent konseyleri; özellikle de başkan ve yöneticilerinin siyaset karşısındaki tavırları siyasetten uzak oldukları iddiasıyla yaptıkları karmaşık, anlaşılmaz siyasetlerle doludur. Bu durum onların açıkça ‘siyaset içre siyasetten uzak‘ hallerini yansıtmaktadır… 

Tabii ki ‘siyaset‘ derken daha çok ait olunan belediyenin ya da belediye başkanının bağlı olduğu siyasi parti üzerinden şekillenen antidemokratik bir tavırdan söz ediyorum. Belediye başkanı CHP’li ise CHP’ye, AKP’li ise AKP’ye bağlılık şeklinde ortaya çıkan, belediye denetimli bir tutum bu!

Oysa, 1970’li, 80’li yıllarda temsili demokrasinin yetersizliklerini dikkate alan toplumcu belediyecilik anlayışının ‘kent senatosu‘, ‘kent meclisi‘, ‘halk meclisi‘ gibi değişik isimlerle geliştirdiği, mevcut belediye başkanı ve meclislerine alternatif bir yapı olarak ortaya çıkan, daha sonra dışarıdfan ithal ‘yönetişim zihniyeti‘ çerçevesinde Yerel Gündem’21 ve kent konseyi adıyla ‘liberalleşen’ bu yapıların asıl iddiası, belediye yönetiminin bağlı olduğu siyasi parti üzerinden ‘hiyerarşik‘ bir bağlılık değil; tüm siyasi partilere mümkün olduğu kadar eşit mesafede durarak tüm belde halkını kucaklamak, hangi partiden olursa olsun tüm hemşehrilerin bir araya geldiği bir ortaklık yaratmaktır.

O nedenle, kent konseyinin katılımcı ve yöneticileri ayrı ayrı siyasi görüşlerden, partilerden geliyor olsalar da ürettikleri politika ve stratejiler, gerçekleştirdikleri uygulamalar itibariyle her görüş, düşünce, ideoloji ve partiden insanı bir araya getirerek ve bu kolektif bir araya gelişlerin sinerjisini değerlendirerek kentle ilgili konu ve sorunlara yönelik işbirliği ağları oluşturmaları gerekmektedir. 

Bu anlamda, değişik görüş, düşünce, ideoloji ve partilerden gelen kurum ve insanların bir birlik oluşturamadıkları ve bu beraberlik üzerinden kendilerini ifade edemedikleri, bir toplumsal güç olarak kendilerini kent halkına kabul ettiremedikleri sürece bu doğrultuda iyi niyetli, samimi çabalarla yapacakları her girişim ve çabanın da başarıya ulaşması ve sürdürülmesi mümkün olmayacaktır.

Oysa farkındaysanız çoğu kent konseyinde, yasal olarak mümkün olmakla birlikte kent konseylerinin siyaset kurumunu ‘tu kaka’ yapan yanlış tutumu nedeniyle parlamentoya ve belediye meclislerine giren ya da giremeyen değişik siyasal partilerin temsilcileri kent konseyleri düzleminde bir araya gelememekte, parlamentoda ve belediye meclislerindeki beraberliklerini kent konseylerinde sürdürememektedir. 

Oysa bu durum, özellikle parlamentoya ya da belediye meclislerine giremeyen oy oranı düşük küçük siyasi partiler açısından antidemokratik bir yaklaşım ve vahim bir davranıştır.

Kent konseylerine ve yönetimlerine siyasi partilerden gelecek temsilcilerin de katılmasına yönelik her öneri, ülkemizdeki siyasi partilerin ürettiği siyasetin olumsuzlukları teker teker sayılarak ısrarlı bir şekilde reddedilmektedir. Nitekim bu durum, yönerge taslağını hazırladığım İzmir Kent Konseyi yönetimi için de geçerli olmuş, yürütme kurulunda siyasi parti temsilcilerinin de bulunmasına yönelik önerime, siyasi partilerin yürütme kurullarındaki varlığının sakıncalarını anlatılarak karşı çıkılmış, siyasi partilerin zaten kent konseylerine ilgi göstermediklerini, katılmadıklarını ifade edilerek mevcut yanlışlık, yetersizlikler üzerinden kanıtlar geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kent konseylerinin siyasi partiler ve onların temsilcileri karşısındaki bu ikiyüzlü tavrı en iyi şekilde İzmir Kent Konseyi ve Kadın Meclisi çalışma yönergelerinde görebiliriz: Yönergelerin hiçbir yasal dayanağı olmayan hükümlerine göre siyasi partilerin yönetici olan temsilcilerinin seçim divanında yer alması mümkün değildir. Bu antidemokratik madde hükmü uygulamada öyle bir hassasiyetle takip edilmektedir ki; geçtiğimiz yıl yapılan kadın meclisi genel kurulunda CHP il yönetiminden bir yöneticinin seçim divanında görev yapmış olması nedeniyle bu divanın gerçekleştirdiği seçimler İzmir Büyükşehir Belediyesi Başhukuk Müşavirliği’nin verdiği yanlış bir mütalaa nedeniyle neredeyse  iptal edilecekti. 

Oysa gerçek bu mudur? Siyasi partiler ve onların siyasetleri kent konseylerinin diğer katılımcılarından farklı olarak kent konseylerine davet edilmeyecek kadar kötü ve sakıncalı mıdır? Siyasi partiler ve onların temsilcileri uzak durulması gereken kurum ve insanlar mıdır? Yoksa bazı partilerin kent konseyi genel kurulu ile yürütme kurulunda bulunması değişik açılardan sakıncalı mıdır?

Diğer yandan gelmesi, katılması istenmeyen bu siyasi partiler gerçekten kent konseylerine ilgisiz midirler, kent konseylerinin karar ve uygulama süreçlerine uzak durup katılmamakta mıdırlar?

Aslında durumun hiç de böyle olmadığını, yolu bir şekilde kent konseylerine düşmüş herkes bilir…

ozgurluk-002

Kent konseyleri her şeyden önce belediye başkanının kendi siyaseti ile bağlı olduğu partinin siyasetine, ardından da yöneticilerinin siyasal tercihlerine ve bağlı oldukların partiler üzerinden şekillendirmek istedikleri siyasi kariyer planlarına bağlıdır…

Öncelikle belediye başkanı kendi siyasetinin egemen olmasını ister, bunun için gerekli müdahalelerde bulunur… Bunu, İzmir’de gördüğümüz gibi kent konseyi başkan adaylarını bizzat kendisi belirleyip ikna etmeye çalışarak yapar… Bunu gerçekleştiremediği takdirde de bürokratları ya da diğer yerel siyasetçiler eliyle yapmak zorunda kalır…

Seçilecek ya da seçilen kent konseyi başkanı kendisine biat ettiğinde sorun yoktur… O andan itibaren kent konseyi başkanına bir belediye yöneticisi gözüyle bakar. Onun, kendisine verdiği görevleri yapmasını bekler sadece… Yaptığı takdirde görevinde kalır ve yoluna devam eder. Yapamadığı takdirde ilk fırsatta değiştirmenin, uzaklaştırmanın yolları aranır, en azından itibarsızlaştırılır… Bu anlamda, seçilip görev yapan kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin hiçbir şekilde belediye başkanının siyasetinden ayrı bir siyaset izlemesine izin verilmez; böyle bir şey olduğu takdirde her türlü ilişkinin ve yardımın önü anında kesilir.

Buradaki amaç, kent konseyi yöneticilerinin belediye başkanının kendisi için çizdiği kariyer planına uyumlu, yolu onunla çakışmayan, ona katkıda bulunan siyasi bir ikbale sahip olmasıdır.Bu mümkün olduğunca kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin önümüzdeki seçimlerde belediye meclisi üyesi, belediye başkanı; hatta milletvekili olmasına izin verilir, kendilerine bu doğrultuda destek verilip yardımcı olunur. Önemli olan öne ya da arkaya geçmek değil, nerede olursa olsun bağlı kalıp işe yaramaktır…

Kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin siyasetle ilişkisinde ortaya çıkan diğer bir durum da, kendi gelecekleri için aralarında oluşturdukları gönüllü birlikteliklerle birbirlerine sahip çıkmaları, birbirlerinin ayağına basmadıkça birbirlerini allayıp pullamaları, bir çıkar grubu olarak kendi reklam ve PR’larını yapmalarıdır.

Oysa, kent konseyleri projesinin gerek ülkemizdeki gerekse İzmir düzlemindeki performansına bakıldığında bu projenin bugüne kadarki uygulamasından geriye kalan bir başarı değil, koskocaman bir başarısızlık olduğu görülecektir. Yapılanlar ise genellikle iskambil evler gibi ilk yerel seçimler sonrasında ortadan kaldırılıp yok varsayılan şeylerdir… O nedenle, her geçen gün birbirlerini parlatıp duran bu küçük grubun övünecekleri ve geriye bırakacakları hiçbir şeyleri bulunmamaktadır.

Evet sonuç olarak, çoğu kent konseyi başkanı ve yöneticisinin bugün şikayet edip uzak durmak istediğini söylediği ‘siyaset‘ kurumu, ne yazık ki kent konseylerinin kurulduğu günden bu yana bizzat kendileri eliyle proje uygulamasının tam göbeğine yerleştirilmiş; o nedenle tüm kent konseyleri merkezi ve yerel iktidarların siyasi bir projesi olarak algılanmış ve o siyasetin dışında kalan kurum ve kitleler açısından uzak durulması gereken ayrı bir mücadele alanı olarak kabul edilmiştir.

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 8

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde,

  • İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri,
  • İzmirli sermaye ve rant grupları ile
  • İzmirli sermaye ve rant çevrelerinin kurduğu dernek ve vakıflar

Şeklindeki üçlü bir yapılanma olarak formüle edilen ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve benzeri özel kurumlardan söz etmek istiyoruz.

İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve onun benzeri çok ortaklı kurumlar genellikle, ihtiyaç duyulan büyük sermayenin fazla sayıdaki katılımcının taahhüt edeceği küçük paylarla oluşturulmasındaki kolaylık ve olası risklerin bu çok fazla sayıdaki ortak arasında paylaştırılarak dağıtılması nedeniyle tercih edilmektedir.

Bir dönemler Güçbirliği, EGS, Tarişbank, Kipa, İzair, Şarpa, ENDA gibi birbirini izleyen, bir kısmı büyüyüp İstanbul sermayesine ya da uluslararası sermayeye satılan, bir kısmı da başarısızlığı nedeniyle yok olan çok ortaklı bu girişimleri genellikle iş, sanat, kültür, bilim, sermaye ya da rant çevrelerince bilinen, tanınan ve kendilerine güvenilen, çoğu kez kanaat önderi olarak tanımlanan kişiler ya da bu tür kişilerin oluşturduğu ufak gruplar kurmuştur.

tarkem-004

Ege’nin çok ortaklı ünlü şirketi Kipa’nın kuruluş aşamasındaki bu isimler Metin Akpınar ve Ahmet Piriştina, İzAir’in kuruluşunda Ekrem Demirtaş, TARKEM’in kuruluşunda da Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Uğur Yüce gibi herkesin bildiği, tanıdığı, kültür, sanat, bilim ve iş dünyası gibi alanlarındaki çalışmalarıyla ünlenmiş toplumsal saygınlığa sahip kişiler olmuştur.

Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) Yüksek İstişare Kurulu Başkanlık Kurulu Üyesi Kemal Çolakoğlu, 15 Eylül 2010 tarihinde Doğan Haber Ajansı’ndan sevgili arkadaşımız Burcu Taner’e verdiği mülakatta çok ortaklı yatırım modelinin artık görevini yerine getirdiğini, bugün için yenilerinin kurulacağını düşünmediğini ve böylesi girişimleri doğru bulmadığını belirtmiş olsa da kendisinin Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Kalkınma Kurulu Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından İzmir Kalkınma Kurulu’na alternatif olarak oluşturulan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) görev yapan ve çoğunluğunu ENDA Holding’in ortak ve yöneticilerinden oluşan küçük bir grup (Uğur Yüce, İlhan Tekeli, Sıtkı Şükürer, Muzaffer Tunçağ), İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aşağı yukarı aynı tarihlerde kamuoyuna duyurduğu ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle birlikte çalışmak üzere 112 ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurmuştur.

Demek ki, İZKA İzmir Kalkınma Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu’nun 2010 yılında beyan ettiği fikrin aksine İzmir’de halen çok ortaklı bir şirketin kurulabileceğine, bu ortakların arasına İzmir Büyükşehir ile Konak Belediyelerinin dahil edilmesi durumunda oluşturulan ortaklığın daha güçlü olacağına inanan bir kısım sermayedar, rantiye ve iş adamı bulunmaktadır.

Bu sermayedar, rantiye ve iş adamı grubu, işin içine, o konularda görevli, yetkili ve sorumlu devlet kuruluşlarıyla belediyeler dahil her siyasal partiden, toplumsal ölçekte güçlü kesimlerden gelen kişi, kurum ve şirketlerin dahil etmesi durumunda bütün kapıların kendilerine açılacağına, her sorunu kolaylıkla çözebileceklerine inanmaktadırlar çünkü…

26 Kasım 2012 tarihinde kurulan 2.320.000.-TL’lık kuruluş sermayesine sahip TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin o tarihlerdeki toplam 112 ortağına baktığımızda ince hesaplarla dokunan çok güçlü bir yapıyı yakından görmüş oluruz…

  • Şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden gelen eski ya da yeni başkan danışmanları İlhan Tekeli, Mehmet Emin Dursun Ünal ve Serhan Ada,
  • Konak Belediyesi’nden gelen Belediye Başkanı Hakan Tartan,
  • CHP’den gelen ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığı ile tanınan, daha sonra CHP Tunceli milletvekili olan Gürsel Erol ve İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin eski başkanı ve eski İzmir milletvekili Mehmet Ali Susam,
  • İktidar cephesiyle o tarihlerde ‘Hizmet Hareketi’ olarak nitelenen Cemaat çevresinden gelen; Bekir Pakdemirli, Mustafa Latif Topbaş’ın yönetim kurulu başkanı olduğu BİM Holding A.Ş., İzmir Milletvekili İlknur Denizli, Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Mahmut Özgener ve Küçükbay Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Küçükbay,
  • ENDA Holding A.Ş.’den gelen Ahmet Metin Tarhan, Ahmet Rona Yırcalı, Dalyan Ahmet Ersin, Enis Özsaruhan, Hüseyin Metin Tuncay, Murat Demirer, Önder Dağıstan, Samim Sivri, Şükrü Kayabaşı ve Uğur Yüce olduğu görülecektir.

tarkem-001Bu kadar fazla sayıdaki güçlü isme, şirketin kuruluşundan bir ay sonra 17 Aralık 2012 tarihinde, TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kamuoyundaki sempatisini oluşturmak amacıyla adeta şirketin yan kuruluşu olarak kurulan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği’nin ad ve soyadları aşağıda belirtilen asil ve fahri üyelerini dahil ettiğimizde bu geniş koalisyonun daha da genişleyen güçlü, yenilmez yapısı daha bir net ortaya çıkacaktır:

  • Kemeraltı’ndaki Havralar Bölgesi’nde yer alan birçok havranın sahibi olan İzmir Musevi Cemaati’nden Cemaat Başkanı Jak Sigura ve Cemaat Vakfı Başkanı Jak Kaya ile Nesim Bencoya ve Sara Pardo,
  • İzmir üniversitelerinden Ege, Dokuz Eylül, Gediz, Yaşar, İzmir üniversiteleri rektörlerinin yanı sıra dekanlar ve akademisyenler,
  • CHP’den İzmir İl Başkan Yardımcısı Ülkümen Rodoplu,
  • İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden İl Kültür ve Turizm Müdürünün yanında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki tarihi, doğal ve kentsel sit alanları ile kültürel değerlerden sorumlu olan, onlar hakkında kararlar alan İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı ve Müdürü,
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden meclis üyesi Muzaffer Tunçağ ve Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürü,
  • Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Yönetim Kurulu Başkanı,
  • İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği temsilcisi,
  • TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Başkanı ve
  • TMMOB İzmir Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı.

Şimdi onca resmi, özel ve sivil kurumda, kuruluşta, holdingde, şirkette ve benzerlerinde ortak ya da yönetici olup arkasına kamu gücünü alarak görev yapan bu kadar fazla ve güçlü insanın belirli bir amaç için bir araya geldiğinde tüm kapıların onlara açılmayacağını, her istediklerini yaptıramayacaklarını söyleme cüretini kim gösterebilir ki? Sahi böyle bir güç, böyle bir yenilmez armada karşısında kim karşı durup; “Hayır” deme; hatta “Belki” deme cesaretini bulabilir kendinde? Kim?

Ayrıca bu kadar kalabalık arasında, halk; yani İzmirli dışında kim unutulmuş, ortaklar listesine yazılmamış olabilir? Kim?

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 2

Ali Rıza Avcan

Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Örgütü (UNDP) ve İçişleri Bakanlığı ortaklığında ortaya çıkıp gelişen kent konseyleri projesinin, kurulup faaliyete geçtiği tüm kentlerde yaşayan ya da çalışan halkı tümüyle kucaklayamadığı, o kentteki gerçek gündemi yakalayıp gelişemediği, belediyelerin bir hizmet birimi gibi çalışmaları nedeniyle kendilerinden bekleneni yerine getiremediği söylenir hep…

Kent Konseylerinin Halkı ve Örgütlerini Kucaklayamaması

Mevcut kent konseylerine baktığımızda da çoğunda daha geniş kitlelere açılmak, daha fazla insana ulaşmak gibi bir amacın, hedefin ya da kaygının olmadığını görürüz. Onlar çoğu kez belediyenin hangi partinin yönetiminde olduğu ile belirlenen kendi çevrelerindeki dernek, vakıf ve kişilerin varlığı ile yetinmekten, onlar arasında sahte bir iktidar mücadelesi yaşamaktan memnundurlar. O nedenle çoğalmak, büyümek ve yaygınlaşmak gibi bir dertleri, kaygıları yoktur aslında. “Az ama öz olsun, başkasından olacağına benden olsun” mantığı ile çalışmayı kendilerine uygun görürler. 

kapi-zili

Bunun en iyi örneğini, İzmir Kent Konseyi eski başkanı Güman Kızıltan ve eski genel sekreteri Prof. Dr. Gülgün Tosun tarafından 2015 yılında Bursa’da yapılan 2. Ulusal Kent Konseyleri Sempozyumu’nda sunulan “Katılımcı Demokrasi Perspektifinden İzmir Kent Konseyi Deneyimi” başlıklı tebliğde İzmir Kent Konseyi’nin 2010-2015 tarihleri arasındaki beş yıllık faaliyet döneminde toplam 7.576 İzmirliyi bir araya getirdiğini ifade eden sözlerinde buluruz. 2015 yılında İzmir Kent Konseyi’nin görev alanına giren İzmir’deki toplam nüfusun 4.168.415 kişi olduğunu ve ifade edilen rakamın bu nüfusun sadece % 0,18’ini oluşturduğunu bildiğimizde bunun ne kadar vahim bir durumu ortaya koyduğunu bir kez daha anlarız.

Oysa, kent konseylerinin varlık nedeni, kentte yaşayan ya da çalışan farklı görüşten kurum, kuruluş, grup, kesim ve bireylerin ‘katılımcılık‘ ve “çoğulculuk” anlayışı çerçevesinde bir araya gelmesi, bu bir araya gelişten kaynaklanan enerjinin değerlendirilmesi anlayışına dayalıdır. ‘Yönetişim‘ zihniyeti çerçevesinde yerelde faaliyet gösteren tüm siyasal partilerin, tüm sivil toplum örgütleriyle meslek kuruluşlarının yerel ve merkezi yönetimle özel sektörün temsilcileriyle bir araya gelmesi o yüzden istenir. Onların arasında toplumsal mücadeleye dayalı bir birlik değil; diyaloğa, uzlaşmaya, ikna ve konsensusa dayalı bir beraberliğin oluşturulması o nedenle istenir.

Mevcut kent konseylerinin içine girdiğinizde ise o kentte yaşayan ya da çalışan birçok kurum, kuruluş ve kişinin orada bulunmadığını, yer almadığını görürsünüz. Onlar çoğu kez ya baştan seçimlerini yapıp kent konseylerinin dışında kalmayı tercih etmişler ya da kent konseylerinde bir süre çalışıp oradaki deneyimleri sonrasında ayrılıp dışarıda kalmayı seçmişlerdir. Tabii ki bu arada, kent konseylerinin varlığından ve çalışmalarından haberi olmayan geniş bir halk kesiminin diğer bir köşede yer aldığını unutmamak koşuluyla. Ama toplumun bu en etkin, yaygın ve dinamik kurum, kuruluş ve örgütleri genellikle bu yapının dışında kalmayı tercih etmekle birlikte, bazı durumlarda da temsil yetkisi düşük bir görevliyi gönderip durumu idare etmeyi uygun da görebilmektedirler.

Evet, kent konseyleri faaliyette oldukları yerleşimlerdeki halkın büyük bir kısmını hiçbir siyasi düşünce ve kaygıyı dikkate almaksızın kucaklayamamakta, ulaşabildikleri kesimler ise hep o toplumun en etkin, yaygın ve dinamik kesimleri olamamaktadır. 

Bu olumsuz durumda, kent konseylerinin bir proje tasarımı olarak çok kötü kurgulanmış olmasının yanında bu kurgunun yapıldığı tarihten bu yana, mevcut uygulama ve geribildirimleri dikkate alan yeni bir güncellemenin yapılmamış ve yaşanan sorunların genelge ve yönergelerle düzenlenmemiş olmasının yanında, proje ortaklarından İçişleri Bakanlığı’nın geçen zaman içinde bu tür demokrasi projeleri yerine güvenlik odaklı konulara ağırlık vermeye başlamasının ve kent konseylerinin de belediye yönetimini elinde bulunduran siyasi partiler tarafından geleceğin siyasetçilerini yetiştiren bir arka bahçe ya da fidanlık olarak kullanılıyor olmasının büyük payı bulunmaktadır.

resim1

İçişleri Bakanlığı’nın, ortağı olduğu kent konseyleri projesi konusundaki ilgisizliğinin en iyi örneği ise, 2016 yılında Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Türkiye’de kaç adet kent konseyi olduğuna ve bu konseylerden hangilerinin kendi aralarında kurdukları birlik ve platformlara üye olduğuna ilişkin bir soru yönelttiğimizde, bu konuda ellerinde bir bilgi bulunmadığını ve bunun için ayrı bir çalışma yapılması gerektiğini ifade eden cevabi yazısı olmuştur.

Tabii ki, bir bakanlığın ortağı ve gözlemcisi olduğu ulusal bir projenin ülke uygulaması hakkında bilgisinin olmayışını ve sizin sorunuz üzerine bir çalışma yapılması gerektiğini ifade etmesini sizlerin değerlendirme ve insafına bırakmak koşuluyla…

Devam Edecek…

 

Çoğulculuk ve Kent Yönetimi Açısından Kültürpark Projesi

Salim Çetin

Kültürpark’ın yeniden tasarlanıp kentin hizmetine sunulması epeydir tartışılıyor.

Kimi kesimler haberdar değiliz diyor, kimileri projenin yeterince tartışılmadığından haklı olarak söz ediyor.

Projeyi yapan Belediye ise zımnen de olsa odaların, ilgili tarafların projeyi bildiğini, yeterince tartışıldığını dile getiriyor.

Esasında konuya ya da soruna hangi pencereden bakıldığı önemli.

Katılım, çoğulculuk gibi kavramlar kent yönetimi anlayışınızın içinde yer alıyor ise, bunca itiraz bir takım şeylerin eksik kaldığının işareti olsa gerektir. Bu kavramları görmüyorsanız zaten denilecek bir şey yok.

Ben şahsen yapılan işin eksik kaldığının altını çizmek istiyorum. Neden?

Bir takım bilgilendirme çalışmalarının Odalar ve diğer ilgili kuruluşlarla yapıldığı anlaşılmakla beraber bu projenin aynı zamanda halkla ilişkiler çalışması olarak da ele alınıp kentteki bireylerle, gruplarla tartışılmasının gündeme alınmadığı görülüyor.

Ayrıca bir halkla ilişkiler çalışmasından öte bu proje aynı zamanda Sosyal Demokrat ya da sol belediyecilik anlayışına örnek olabilecek bir konudur da kanımca.

Bu bakımdan güzel bir fırsat ne yazık ki heba edilmiştir.

5231774771_eca2d312e4_o
Kaynak: Flickr, Wrld Voyagr

Öncelikle Kültürpark’ın kentin hafızası olması nedeniyle burada her İzmirlinin bir anısının olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

Bu gerekçe bile diğer argümanlardan bağımsız olarak buradaki bir düzenlemede kent halkına söz hakkı vermeye yeter nedendir.

Kentin ortak kamusal alanı zaten böyle bir şey değil midir?

Gezi’den sonra şehirlerdeki ortak kamusal alanların kentlilerle birlikte tasarlanması neredeyse bir ön kabul olarak ortaya çıkmışken, bu durumu göz ardı etmek doğrusu üzerinde tartışılması gereken bir konudur.

Ayrıca yukarıda sayılanların yanında Kültürpark projesini belirleyen ekibin başında bulunan saygın bilim adamı İlhan Tekeli birçok kitabında, makalesinde savunduğu katılım ve çoğulculuk ilkesini Kültürpark projesinin tanıtımı esnasında neden göz önünde tutmamıştır. Oysa Hoca’nın bu ilkelere hayati düzeyde önem atfettiğini biliyoruz.

KENT YÖNETİMLERİNDE ÇOĞULCULUK VE KATILIM ARAYIŞLARI

İlhan Tekeli, “Türkiye’de Çoğulculuk Arayışları ve Kent Yönetimi Üzerine” başlıklı makalesinde yukarıda saydığımız çoğulculuk ve katılımı kavramlarının siyasi yaşamda yer almasının mutlak gerekliliğinden söz eder ve bunun demokrasinin kalitesini yükselteceğini belirtir. Bu makalesindeki ”…günümüz Türkiye’sinde demokrasi anlayışını derinleştirmek, demokrasinin yaşadığı bunalıma çözüm bulmak için gereken ilk kavram çoğulculuktur.”¹ cümlesi de bu hükmü doğrular.

Kendini farklı gören grupların örgütlenmesi, taleplerini aleni ve açık olarak kamusal alanda dile getirme özgürlüğüne sahip olması çoğulcu bir toplum olmanın ön koşuludur… Bu koşulla birlikte örgütlenen ve kent yönetiminde ya da merkezi siyasal yaşamda yer alan gruplar, siyasi gücü elinde bulunduranlarla iktidarı bölüşmüş olur. Bu da demokratik bir yaşam için elzemdir.

Ancak İlhan Tekeli, çoğulculuğu hayata geçirmenin kolay olmadığını söyler, Türk siyasi yaşamına hakim olan himayecilik ve patronaj ilişkilerinin çoğulculuk önünde engel teşkil ettiğinden söz eder.

Siyasal erki elinde bulunduranların, elindeki güce dayanarak siyasal sadakat karşılığı rant dağıttıklarından söz eder. Böyle bir verinin siyasal yaşamımızı ne kadar zora soktuğu ortadadır.

Peki, bütün bu olumsuz koşullara karşın ne yapılmalıdır?

Kuşkusuz, bu süreçler yaşanarak doğruya varılacağı düşünülürse yılmamak gerektiği ortaya çıkar.

Tekeli, Türkiye’deki kentlerin toplumsal heterojen yapılarıyla birer farklılıklar alanı olduğunu belirtir.

Ve bu nedenle çoğulculuğun pratikte hayata geçeceği alanın kent olduğunun altını çizer, eğer kentteki değişik grupların taleplerine yanıt verilemiyorsa çoğulculuğun söylemde kalacağını vurgular.

Hemşeri dernekleri, dini cemaatler, azınlık grupları, odalar, esnaf dernekleri vb. gibi yapıların taleplerinin yerel yönetimlerce katılım ve çoğulculuk anlayışı doğrultusunda ele alınmasını önerir.

8723790093_d46b40e702_o
Bir kent suçu: Kültürpark yeraltı otoparkı, Kaynak: Flickr, Episcode

Çok aktörlü bir sisteme geçildiğinde toplumdaki değişik grupların potansiyellerini harekete geçirmek, yaratıcı güçlerinden yararlanmak olanağının doğacağı, sonrasında “Artık kentte her kararı veren, kentin her sorununu çözmesi beklenen belediye başkanı yerine, başka tür bir başkan”² modelinin olmasının gerektiğinin altını çizer, Tekeli.

Hoca daha ileri giderek öyle güzel bir sürecin tarifini yapar ki bu idealleştirmenin nerede duracağını bilemezsiniz.

Toplumdaki değişik grupların proje geliştirmesini özendiren, bunların uygulanmasını kendi başarısı gören, ……farklılıklara hoşgörülü, alenileşme mekânı yaratarak kendisini himayecilik yapamaz hale getiren bir başkan modeli çoğulculuğa uygun düşecektir.”³ nitelemesini koyarak makalesini sonlandırır.

Sanıyorum hiç birimizin bu görüşlere itirazı olamaz. Sorun teorik olarak bunları yazan Hoca’nın uygulamada, katılım ve çoğulculuk ilkelerine göre hareket edilmesini gözetmesidir.

Kültürpark projesinde herkesin katılıp fikrini söyleyeceği bir şenlik havası yaratılması çok mu zordu?


¹Kentte Birlikte Yaşamak Üstüne, WALD Yayını, 1996, İstanbul, Editör: Ferzan Bayramoğlu Yıldırım, s.16

² A.g.e. s.16

³ A.g.e. s.26

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 7

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü konusu, 8 Haziran 2010 tarihinde kurulup o günden bu yana faaliyette olan İzmir Kent Konseyi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “İzmir Kent Konseyi Kuruluş Çalışmaları Devam Ediyor” başlıklı ve 29 Mayıs 2010 tarihli haberi şu şekilde: 

Yerel seçimler öncesinde, 2009-2014 dönemini “katılımcı demokrasiye dönüşüm dönemi” olarak planlayan ve bunun ilk adımını İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nu oluşturarak atan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 8 Haziran 2010 tarihinde de Kent Konseyi’nin çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yapılan Kent Konseyi 1. Olağan Genel Kurul hazırlık toplantısında konuşan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Bu meclisler yönetime seçtiği kişiye sahip çıkarak ona pozitif enerji verecek, doğru yönlendirerek ve eleştirerek yöneticinin çizgisini hiç bozmadan yürümesini sağlayacak. Denetleyecek; başarılı olması, kaynakları doğru kullanması, projelerin öncelik sıralamasını doğru belirlemesi için yönlendirecek. Hep  birlikte kenti daha yaşanılası hale getireceğiz” diye konuştu.

izmir-kent-konseyinin-kurulusu-8-6-2010

Evet, gördüğünüz gibi bu konuşmanın yapıldığı tarihlerde İzmir yerelinde yönetişim odaklı bir ağ ilişkisinin kurulması aşamasının daha henüz başındayız. Çünkü,

6 Temmuz 2009 tarihinde İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) oluşturuluyor.

14 Eylül 2009 tarihinde Prof. Dr. İlhan Tekeli, başkan danışmanı olarak atanıyor.

24 Ekim 2009 tarihinde Prof. Dr. İlhan Tekeli ile Serhan Ada’nın moderatörlüğündeki İzmir Kültür Çalıştayı toplanıyor ve

8 Haziran 2010 tarihinde de, 2001 yılından bu yana faaliyette olan İzmir Yerel Gündem 21, İzmir Kent Konseyi olarak kabuk değiştiriyor.

Bütün bu atama, toplanma ve kuruluş işlemleri aslında birbiriyle ilgili ve içiçe…  

Bu oluşumun mimarı da, ‘yönetişim‘ zihniyetini 1989 tarihli Dünya Bankası raporundan bu yana savunup hararetle öneren ve oluşumu için değişik kurum ve ortamlarda girişimlerde bulunan Prof. Dr. İlhan Tekeli…

Prof. Dr. İlhan Tekeli, 1999 tarihinde yazdığı ‘Modernite Aşılırken Siyaset‘ (*) isimli kitabının ‘Yönetim Kavramı Yanısıra Yönetişim Kavramının Gelişmesinin Nedenleri Üzerine‘ başlıklı son bölümünde; yönetişim anlayışının post-modern toplumdaki yerini ve işlevini anlatarak ‘yönetim‘den ‘yönetişim‘e geçişin kolay ve kısa sürede gerçekleştirilecek bir olgu olmadığını, uzun bir toplumsal öğrenme sürecinin gerekli olduğunu ve bunun için sosyal öğrenmeye elverişli yapıların oluşturulması gerekliliğinin altını çiziyor.

izmir-kent-konseyi-005

İşte tam da bu gereklilik çerçevesinde ve kendisinin görevlendirilmesinin hemen sonrasında İzmir yerelindeki sosyal öğrenmeyi sağlayacak yapılar teker teker oluşturulmaya başlanıyor: Önce ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘nın merkezi olan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) oluşturuluyor. Ardından ‘yönetişim’ mekanizmasının diğer bir kurulu; İzmir Kent Konseyi oluşturularak sistemin sermaye ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkisi kurulmaya çalışılıyor. Bunun ardından da bu sistemi harekete geçirip çalıştıracak büyük projelerin tartışıldığı İzmir Kültür Çalıştayı yapılıyor.

Ancak bu arada, ‘yönetişim‘ zihniyetine aykırı, ‘yönetişim‘ ağının bugün İzmir’de iyi çalışmayışının temel nedeni olan temel, büyük bir yanlışlık yapılıyor:

Çünkü, 1989 tarihli ilk Dünya Bankası raporuyla ortaya atılıp daha sonraki tarihlerde yayınlanan raporlarla gelişip olgunlaşmaya başlayan ‘yönetişim‘ zihniyetine göre, ‘iyi bir yönetişim‘in sağlanması ancak kamunun özel sektör ve sivil toplumla bir araya gelip oluşturacağı bir üçlü sistemin oluşması ile mümkün olduğu halde, incelediğimiz İzmir örneğinde önce özel sektör kurum, kuruluş ve temsilcileri İzmir Kent Konseyi’nin kuruluşu beklenmeden İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) bir araya getiriliyor ve İzmir Kent Konseyi’nin kuruluşu sonrasında bu konsey içine alınmayarak ayrı bir karar organı olarak yoluna devam ediyor. Hem de tüm sekreterlik ve iletişim hizmetlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmasına karşın.

Böylelikle İzmir’deki gerçek sivil toplum ortam ve ilişkilerinen uzak; ancak özel sermayenin kendi dernek, vakıf ve federasyonlarının ‘sivil toplum‘ adı altında yer aldığı bir ortamda özel sermaye ile birlikte kent hakkında önemli kararlar verecek, en azından bu konularda konsensus sağlayacak bir ‘patronlar kulübü‘ yaratılıyor ve İzmir Kent Konseyi’nin bu kurul içinde yer almasına bile tahammül edilmiyor.

Bu durum, İzmir Kent Konseyi özelinde kamu/belediye-özel sektör-sivil toplum beraberliğinde oluşturulması beklenen ‘iyi yönetişim‘ fırsatının daha baştan sakatlanarak kaçırılması anlamına da geliyor.

izmir-kent-konseyi-004Yönetişim‘ uygulamasında yaşanan bu vahim kırılmanın diğer önemli bir sonucu ise, kentle ilgili tüm önemli, öncelikli ve büyük proje, yatırım, konu ve sorunların, ağırlığını özel sektör kurum ve temsilcilerinin oluşturduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK), bunun dışında kalan ve çoğu toplumsal kimlikle ilgili ikinci, üçüncü dereceden konu ve sorunların ise İzmir Kent Konseyi’nin faaliyet alanına bırakılması, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK) bırakılan önemli, öncelikli ve büyük proje, yatırım, konu ve sorunlar hakkında İzmir Kent Konseyi’nin ayrıca fikir oluşturmasına, bu proje, yatırım, konu ve sorunlara müdahale etmesine daha izin verilmemesi oluyor.

O nedenle, bugün İzmir’le ilgili büyük, önemli, öncelikli yatırım, proje, konu ve sorunlar hakkında İzmir Kent Konseyi değil; çoğunluğunu özel sektör kurum ve temsilcilerinin oluşturduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) karar vermekte ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Yeni Kültürpark Projesi‘ ya da ‘Tramvay Projeleri‘ gibi İzmir halkı tarafından doğru bulunmayan ya da desteklenmeyen çoğu proje ve yatırımları bu kurul tarafından büyük bir arzu ve hevesle desteklenmektedir.

Bu durum açıkça ‘yönetişim‘ zihniyeti ile ilgili tüm önermelere, onu savunanların söylediklerine aykırı bir kurgu, ‘yönetişim‘ zihniyetinin temelinde olan ‘katılım‘, ‘saydamlık‘, ‘hesap verebilirlik‘, ‘uzlaşma‘ ve ‘yerindenlik‘ gibi ilkelere de uymayan; ayrıca İzmir Kent Konseyi’ne zarar veren, onun çalışmalarını olumsuz etkileyen bir durumdur.

İşte o nedenle şimdi ve tam da bu noktada, ‘yönetişim‘ zihniyetine de aykırı bir şekilde kurgulanan bu sürecin başından bu yana uzun yıllardır ‘yönetişim‘ zihniyetinin savunuculuğunu yapan saygın ve bilgili bir ‘hoca‘ olmasına karşın yapılan uygulamaların ‘yönetişim‘le ilgili olmadığını, yapılanların ya da yapılmak istenenlerin ‘yönetişim‘ zihniyetine de aykırı, klasik bir özel sektörden yana iktidar alanı yaratma, kentin rantını özel sermayeye teslim etme çabası olduğunu söylemek istiyoruz…  

İşte o nedenle, başarılı olmak için sadece birilerinin bu işleri çok bilmesinin değil; aynı zamanda o konularda daha önce çalışıp başarılı olma gibi deneyimli, birikimli ve referans sahibi olma gibi özelliklere sahip olması gerektiğini de düşünüyoruz…

Kısacası, İzmir’e yarardan çok zarar veren bu tür çetrefilli işleri kurgulayan, uygulayan ve savunanlarda teori ve pratiğin birbirini sorgulayan ve bütünleyen diyalektik bütünlüğünü arıyor ve savunuyoruz…

(*) Modernite Aşılırken Siyaset, İlhan Tekeli, İmge Yayınları, 1. Baskı Şubat 1999, Ankara

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 6

Yazımızın bugünkü konusu da İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA).

2012 yılında kurulan İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) üstlendiği görevler, bugüne kadar gerçekleştirdiği işler ve yapamadıkları…

İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) bugünkü haliyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin okulu ya da şirketi gibi… Hele ki kurucu onursal başkanlardan bir diğeri Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ölümünden sonra… Gerçi rahmetli ustanın ‘adı var kendi yok‘ denilebilecek mevcudiyeti döneminde bile asıl ‘bani‘nin, yani kurucunun İlhan Tekeli olduğu da kesin bir olgu… O nedenle bu kurumun aktörleri de kurulduğu günden bu yana İlhan Tekeli tarafından belirleniyor… Bir iki değerli bilim insanı inat edip orada olmaya ve kalmaya devam etmek istese dahi bunu bir türlü beceremiyorlar… Çünkü hoca ve müridleri buna kesinlikle izin vermiyorlar… İzin verseler bile bu durum bir iki toplantıyla, sempozyumla sınırlı kalıyor ve gerisi gelmiyor.. Akademinin bilim ya da danışma kurulunda görev yapmaları ya da yönetici görevler üstlenmeleri mümkün olmuyor… O nedenle de İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) 2012-2016 dönemindeki performansı ile ‘sen-ben-bizim oğlan‘ anlayışının hayata geçtiği güzel örneklerden biri olma vasfını -ne yazık ki- koruyor…

izmeda-bina-01

Çünkü asıl işlevi kendi başına etkinlikler, çalışmalar yaparak varlığını gerçekleştirmek değil… Asıl işlevi kenti; yani İzmir’i ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ üzerinden saran büyük belediye projelerine entelektüel altlık sağlamak, onları bilimsel olarak desteklemek… O büyük projelerin kabulü için gerekli olan yerel, ulusal ve uluslararası  akademik desteği oluşturmak… Uluslararası finans dünyasının hibe ve kredilerinin gelişini kolaylaştıracak bir görev üstlenmek… O nedenle de, çatlak sese neden olabilecek farklı isimlere orada yer yok… Orada sadece birbirine güvenen, usta-çırak ilişkisiyle somutlanan elitist bir yaklaşımla bir araya gelip kümelenen birbirini tanıyan, bilen ve güvenen yakınlara, akrabalara, aynı soy ismini taşıyanlara yer var…

Bunun en güzel kanıtını da, İzmir Akdeniz Akademisi’nde (İZMEDA) belediye görevlisi olarak çalışanların yaptıkları işlerle ilgisi olmayan eğitim ve deneyimlerinden yakalamak mümkün… 

İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kuruluş ve çalışmalarında yaşanan diğer bir tuhaflık da, bu kurumun rahmetli Ahmet Piriştina zamanında Tarih Vakfı’nın önerisi ve İzmirli tarihçiler Sabri Yetkin, Fikret Yılmaz ve Erkan Serçe‘nin değerli katkılarıyla kurulan Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi (APİKAM) karşısındaki konumudur.

İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Ahmet Piriştina’nın 1999 yılındaki seçimlere girerken hazırladığı bildirgede, yapmayı taahhüt ettiği projeler arasında yer almaktaydı. Bildirgenin sunuş bölümünde bu konuyu, ‘Tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek’ sözleriyle dile getirmiştir. Bu kapsamda, arşiv ve müzenin bilimsel kriterlere göre yapılandırılma projesi, 2000 yılında başlatılmış ve yer olarak da, 1932 yılında inşa edilen İzmir İtfaiyesi Merkez Binası seçilmiştir. Böylesi önemli bir projeye duyulan ihtiyaç, rahmetli Başkan Ahmet Piriştina’nın 8 Şubat 2002 tarihinde itfaiye binasının restorasyonunun başlangıç töreninde yaptığı şu konuşmadan anlaşılmaktadır:

“İzmir’in tarihsel ve kültürel yapısıyla uyum sağlanamadığı takdirde, İzmirli olabilmek de mümkün olamadığından; kentli kimliği ve kentlilik bilinci yaratmak için kurumlar oluşturmak ivedi bir ihtiyaç haline gelmektedir. Kentli bilincinin oluşturulması ile hatırlama ve geçmiş bilgisi arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. İzmir’in yaşadığı tarihsel serüveni canlı tutacak, tarihi yapı ve mekanların tanınılırlığını artıracak, tarih içinde İzmir’deki yaşamın değişim dinamiklerini ortaya koyacak çalışmalar, geçmişle bugün arasında kurulacak tarihsel bir köprü oluşumuna ön ayak olacaktır. Böylelikle değişimin doğal ve sindirilebilir bir seyir izlemesi mümkün olacağından, İzmir’i bağlamından koparan ve geçmişine yabancılaştıran bir dönüşümün tahripkâr etkisinden koruyabilmenin ön koşulu sağlanabilecektir. Tahmin edileceği üzere, söz konusu ön koşul; yaşadığı kenti tanıyan, bilinçli ve aidiyet bağı güçlü olan İzmirlilerdir. İşte kent arşivleri ve müzeleri bu bağlamda anlam kazanmaktadır.”

İzmir Kent Arşivi ve Müzesi’nin (APİKAM) kuruluş amacı başlangıçta “tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek”olarak ifade edilmekle birlikte; bu kurumun aradan geçen süre içinde şimdiki İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) amaç ve hedefleriyle donatılarak daha da zenginleştirilip güçlendirilmesi pekala mümkündü. Ama ne yazık ki, büyük emeklerle kurulan bu kurum özellikle Aziz Kocaoğlu’nun hizmet döneminde yılda bir ya da iki sergi düzenleyen, belediyeye ait kitapları yayınlayan bir yapıya dönüştürülmüş ve giderek hem anlam hem de boyut itibariyle küçültülmüş, önemsizleştirilmiştir.

Oysa, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemi stratejik planlarına bakıldığında İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’nin (APİKAM) her yıl bir uluslararası bir proje yapması öngörüldüğü halde, bu hedef hiçbir yılda gerçekleştirilmemiş, üstüne üstlük son yıllarda profesyonel bir yönetim kadrosu yerine başkan danışmanlarından birine teslim edilen pasif bir konuma getirilmiştir.

İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’nin (APİKAM) 2000-2016 dönemindeki ihmali karşılığında onun alternatifi olabilecek bir İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kurulmuş olması bu anlamda yanlış ve gereksiz bir tasarruf olmuştur.  Nitekim bu husus, kentle ilgili her düzeydeki çalışma ve etkinlikte yer aldığını bildiğimiz Doç. Dr. Emel Kayın‘ın Arkitera Dergisi’nde yayınlanan “İzmir Kentinin 21. Yüzyıl Başındaki Dönüşümü ve Yeniden Dönüşümü” başlıklı yazısında; “bu kapsamda her ortamda üretilen bilgiyi bir araya getirmek, arşiv oluşturmak, sergi, sempozyum, çalıştay düzenlemek, kitap-dergi yayımlamak üzere kurulan Kent Arşivi ve Müzesi ile İzmir Kent Kitaplığı’nın yeni dönemde atıl bırakıldığı ve farklı çalışmalar yapmak üzere yeni kurulan ve elitist bir çizgi belirleyen İzmir Akdeniz Akademisi’nin ön planda olduğu görülür.” (*) şeklinde ifade edilmiştir.

0034_restorasyonun-baslamasi-toreni

Evet, İzmir’le ilgili her düzeydeki bilginin derlenmesi, saklanması ve bu bilgiler çerçevesinde oluşan düşüncelerin tartışılarak kentin geleceğine yönelik açılımlarda değerlendirilmesi mümkündür ve doğrudur… Ancak bunun, kentin katılımcı geleneğini dikkate almayan ‘elitist‘ bir anlayışla ve buna uygun mevcut kurumları dikkate almayan bir tutumla yapılması kentin geleceğinin tasavvuru açısından beyhude, gereksiz ve zaman kaybettirici bir savurganlıktır…

Nitekim İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) ‘elitist‘lerinin İzmir’deki her şeyi yeniden keşfedercesine yaptıkları eylemlerle dolu geçmiş performansları da bunu kanıtlamaktadır.

(*) İzmir Kentinin 21. Yüzyıl Başındaki Dönüşümü ve Yeniden Dönüşümü 

Devam Edecek… 

 

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 5

Yazı dizimizin bu bölümünde, ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘nın önemli bir odağı olarak kurulan İzmir Akdeniz Akademisi’ni (İZMEDA) ele alarak kurulduğu tarihten bu yana yaptıklarını, ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ içindeki işlevini ve bugüne kadar yaptıklarını inceleyip değerlendirmeye çalışacağız.

İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) ile ilgili web sayfasında bu kurumun kuruluş nedenişu şekilde anlatılmakta:

İzmirli ve İzmir’e gönül vermiş bilim, sanat ve kültür insanlarının katılımıyla 24 Ekim 2009 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilen İzmir Kültür Çalıştayı’nda, İzmir için yeni bir gelişme vizyonu saptandı. Bu vizyonun üçayağı bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi İzmir’in geleceğinde daha ileri bir noktaya gidebilmesi için yenilik ve tasarım kenti haline getirilmesi, ikincisi bu vizyonu yurt dışına açık ve Akdeniz kentleri ile kurduğu ağ ilişkilerinden yararlanarak geliştirmesi, üçüncüsü ise bu vizyonun demokratik ve katılımcı pratikler içinde sağlamasıydı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kültür Çalıştayı’nda belirlenen bu vizyonun ve ‘Akdeniz’in Kültür, Sanat ve Tasarım Kenti İzmir’ hedefinin yaşama geçmesini sağlayacak birim olarak, 12 Mart 2012 tarihinde İzmir Akdeniz Akademisi’ni oluşturmuştur.

Akademi, İzmir vizyonunu yaşama geçirmek için paydaşlarıyla birlikte çalışırken, İzmir’in dünyaya açılma stratejisinin geliştirilmesine de katkıda bulunarak kente ve ülkeye yeni ufuklar açacaktır.

İzmir tarihinin bir Akdeniz kenti olması perspektifiyle yeniden ele alınması;  İzmir’in tasarım ve yenilikçilik kenti olmasına ilişkin strateji, organik tarım ve ekolojik bir yerleşme tasarımı ile İzmir’in Akdeniz’in kültürel hareketliliğine katkıda bulunan kentler ve kültürel girişimlerle etkileşim içinde bir ‘Akdeniz Kültür Ağı’nın oluşmasında öncü bir rol oynaması Akdeniz Akademisi’nin temel öncelikleridir.

İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) tanıtımıyla ilgili bu açıklamada da belirtildiği gibi temel vizyon, İzmir kentinin ‘Akdeniz Kültür Ağı‘nın önemli ve öncü bir aktörü olmasıdır.

Bu düşünce, esasen kurumun fikir babası olan Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin 2000’li yıllardan bu yana ifade ettiği temel bir düşüncenin sonucudur. Prof. Dr. İlhan Tekeli, 2000 yılında İzmir’in kuruluşunun 5000. yılı nedeniyle düzenlediğimiz toplantılar dizisinde yaptığı bir konuşmada İzmir’in ufkunu Batı’ya döndürdüğü, Batı ile ilişkilerini geliştirdiği her çağ ve koşulda gelişip büyüdüğünü, geriye, art alanı olan Anadolu’ya, Doğu’ya döndürdüğünde de küçülüp önemsizleştiğini ifade etmiş; o nedenle, kentin gelişmesinin ancak Batı ile, Akdeniz Dünyası ile ilişkilerini geliştirdiği takdirde mümkün olabileceğini savunmuştur.

Nitekim, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 27-28 Kasım 2014 tarihleri arasında düzenlediği ‘Akdeniz Tarihi, Kültürü ve Siyaseti’ (Çoğulluğu ve Farklılığı İçeren Bir Birlik Özlemi) Sempozyumunda temel olarak bu konu üzerinde durulmuş; Prof. İlhan Tekeli’nin ‘İzmir Tarihinin İçine Yerleştirebileceği Bir Akdeniz Üst Anlatısı Üzerine’ başlıklı final bildirisi ile İzmir’e böyle bir misyon yüklenmeye çalışılmıştır.

İzmir’e Akdeniz üzerinden bir vizyon çizme işinin, hem Avrupa uygarlığının bir alt bölge hegemonya tasarımı olan ‘Akdeniz İçin Birlik Projesi’ ile olası ilişkisini, hem de Antik Dönem’den bu yana İzmir’i İzmir yapan temel olgunun Akdeniz’den çok, ardındaki Ege Bölgesi’yle önündeki Ege Denizi’nin merkezi olduğu gerçeğinin gözardı edilmesine dayandığı; böylelikle Ege Bölgesi’nin iç dinamiklerinden çok dış dinamiklerine bağlı bir ilişkilendirme, eklemlenme siyasetinin kurgulanmak istendiği söylenebilir.

Bu konu, dizi yazımızın dışında kalmakla birlikte, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kuruluş nedeninin ideolojik, siyasi ve uluslararası ilişkiler bağlamında ayrıca incelenmeye değer olduğunu da belirtmeden geçmememiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bir şube müdürlüğü aracılığıyla bağlı olan İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 14 maddeden oluşan bir yönetmeliği bulunmaktadır.

organizasyonsemasi

İzmir Akdeniz Akademisi Yönetmeliği‘ne göre akademi yönetimi Yönetim Kurulu’na bağlı Tasarım, Kültür Sanat, Ekoloji ve Tarih koordinatörlerinden oluşmaktadır. Her bir koordinatörlüğün de ayrı bir danışma kurulu bulunmaktadır. Akdeniz Akademisi Bilim Kurulu ile Kurucu Onursal Başkanlar ise doğrudan doğruya Yönetim Kuruluna bağlıdır. Yönetim Kurulu ile koordinatörlükler arasındaki yönetim ilişkileri Akdeniz Akademisi Şube Müdürü, eşgüdüm ise Genel Koordinatör tarafından sağlanmaktadır.

Akdeniz Akademisi Bilim Kurulu rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Zeki Arıkan, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Prof. Dr. Ayşe Filibeli, Prof. Dr. Uygur Kocabaşoğlu, Doç. Dr. Alp Yücel Kaya, Doç. Dr. Güzel Yücel Gier, Yrd. Doç. Dr. Can Özcan‘dan oluşuyor.

Yönetim Kurulu ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Ali Süha Sabuktay, Serpil Baran ve Behiye Fügen Selvitopu‘dan oluşuyor.

Daha geniş bir grubu oluşturan Danışma Kurulu ise bilindik isimlerle karşımıza çıkıyor: Ali Naili Kubalı, Ayhan Baran, Aytül Büyüksaraç, Deniz Taner, Ekrem Demirtaş, Ender Yorgancılar, Ertuğrul Apakan, Filiz Eczacıbaşı, Gülgün Ünal, Işılay Saygın, Işınsu Kestelli, İdil Yiğitbaşı, Muzaffer Tunçağ, Rıfat Serdaroğlu, Samim Sivri, Seda Kaya, Sema Pekdaş, Türkan Miçooğulları, Uğur Yüce, Ülkü Bayındır, Yılmaz Karakoyunlu ve Zeynep Öziş.

Evet, bu isimleri bir yerlerden hatırlıyorsunuz…

Hem de yazı dizimizin ilk bölümlerinde adı geçen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’ndan (İEKKK)… İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyeleri olarak…

Böylelikle, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) yönetiminde yer alan hayattaki toplam 34 isimden 17’si, yani % 50’si aynı zamanda İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) da görev yaptığını anlıyoruz. 1379312121

Bu isimler değişik alanlarda, farklı uzmanlık konularında o kadar iyi yetişmişler ki; hem ekonomik kalkınma ve onu koordinasyonu hem de tarih, tasarım, ekoloji, kültür ve sanat gibi birbirinden farklı alanlarda kendilerine danışılacak kadar bilgililer… Onların dışında danışılacak, fikri alınacak kimseler; uzmanlar, akademisyenler, bilim insanları yok bu İzmir’de… Hep bir arada olan, birbirinden kopamayan, nasıl davranacaklarını önceden bilen, bu anlamda birbirlerine güvenen bir avuç insan… Onlar İzmir’i çok seviyorlar, İzmir için çalışıyorlar ve İzmir için işlerini güçlerini bırakıp her yerde var oluyorlar…. Bunu da sırf İzmir’i çok sevdikleri için yapıyorlar….

Tabii bu arada daha bir ilginç bir sonuç da ortaya çıkıyor: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu tür organizasyonlarda ne hikmetse hep Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş‘ı kayırıp diğer belediye başkanlarını çağırmayı da hep unutuyor…

Devam Edecek…