İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 4

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Kent Konseyi, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu ve İzmir Akdeniz Akademisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi’nin ortak olduğu TARKEM A.Ş., Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Kurulu ve Konak Belediyesi’nin işbirliği ile oluşturulan İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın en önemli kurumu ve merkezi İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’dur.

2009 yılında Kalkınma Bakanlığı’na ve İzmir Valiliği’ne bağlı İzmir Kalkınma Kurulu’nun siyasi bir alternatifi olarak gayri resmi bir şekilde oluşturulan ve katılımcıları itibariyle bir tür ‘patronlar kulübü‘ olan bu kurul, o tarihten bu yana İzmir’le ilgili önemli ve büyük yatırım ve projeleri konuşup değerlendirmektedir. 

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) görüşüp karara bağladığı önemli projelerden biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait ‘Yeni Kültürpark Projesi‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geliştirilen ‘Yeni Kültürpark Projesi‘nin ilk ortaya atıldığı 2014 yılında bu projenin fikir altyapısını oluşturmak için meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, iş ve yatım dünyasıyla akademisyenlerin düşünceleri alınmakla birlikte 2014-2016 döneminde bunlardan sadece İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) görüşü, önerileri alınmış ve proje bu görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler çerçevesinde şekillendirilerek Koruma Kurulu’na teslim edilmiştir. O nedenle 2016 yılı yaz aylarından bu yana gelişen toplumsal muhalefete karşı çıkıp belediyeye ve belediyenin projesine sahip çıkan çevreler hep İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyesi olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD), Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD), İzmir Sanayici ve İş Adamları Derneği (İZSİAD) gibi kuruluşlar olmuşlardır.

O nedenle, 1 Numaralı Koruma Kurulu’na verilen projenin hazırlık sürecinde meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, halkın, İzmirli’nin görüşleri, önerileri alınmamıştır.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyesi olan bu kuruluşların projesinin şekillenmesi sürecindeki ilk çabalarını 2014 yılından itibaren izlememiz mümkündür.

iekkk-021

Bu çabanın ilk adımı İzmir Ticaret Odası (İZTO) tarafından 2014 yılının Temmuz ayında hazırlanan ‘İzmir Ticaret Odası’nın Kültürpark İle İlgili Görüşleri‘ isimli raporudur.

İzmir Ticaret Odası Şehircilik, Planlama ve İnşaat Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve toplam olarak başlık dahil üç sayfadan oluşan kısa raporda temel olarak şu talepler sıralanmaktadır:

* Temel prensip olarak, Kültürpark ismine yakışır bir biçimde kültür, sanat, rekreasyon, spor, eğlence-gazino, yeme-içme, müze ve kongre vb kültürel ve sosyal amaçlarla kullanılan bir park haline getirilmelidir.

* Kongre Merkezi mutlaka yapılmalı, 5000-2500-1000 kişi kapasiteli salonları olmalıdır. Kongre Merkezini desteleyecek çevre otellerin sayısı arttırılmalıdır.

* Kongre Merkezi’nin zemin katları kitap, hediyelik eşya, tasarım eserlerin satıldığı nitelikli bir kültür ürünleri satış yeri olarak düzenlenmelidir.

* Kültürpark’ın adı “Kültür ve Kongre Parkı” olmalıdır.

* Kültürpark’ın çevre duvarları kaldırılmalı, parkın özgürlüğe kavuşması ve özgür park vurgusu sağlanmalıdır.

* Çevre duvarı yıkılmakla birlikte fuarın 26 Ağustos, Lozan, Montrö Cumhuriyet kapıları mevcut kapıların yerine yapılacak etkileyici anıtsal mimari ve heykeltıraşlık örnekleri ile yaşatılmalı; kullanıcı/ziyaretçilerin fotoğraf çektirmeyi/çekmeyi arzu edecekleri simge yapılar olmalıdır.

* İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin dış cephesi mimari bir sanat eseri şeklinde tasarlanarak yenilenmeli, içerisi modern bir yapıya kavuşturulmalıdır.

* Atlas Pavyonu, gençlik aktivitelerinin de yapıldığı çok amaçlı salon haline getirilmelidir.

* Alanın büyük bir kısmı ziyaretçinin giremeyeceği bahçe peyzajı içinde kalmaktadır. Kültürpark, botanik parka dönüşmemeli, nitelikli peyzaj düzenlenmesine gidilmelidir.

Peyzaj düzenlemesinde dünyada ün yapmış kent parkları örnek alınmalıdır.

* Kültürpark içinde akvaryum ve deniz ilişkisi olmalı, peyzajın bir parçası haline getirilmelidir.

* Eski fuar hollerinin yıkıldıktan sonra boş alan miktarı artmış, bir kısmı yeşil alana dönüştürülmüş ancak önemli bir kısmı da kilit taşı-kaldırım şeklinde düzenlenmiştir. Alan içerisinde kilit taşı, beton ve asfalt kullanımdan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

* Halk arasında “Fuar” olarak akla gelen Kültürpark, kültür ve sanatla akıllarda yer etmeli, zihinlerde algısal dönüşüm sağlanmalıdır.

* Lozan Kapısı-Cumhuriyet Kapısı aksını geçiş koridoru olarak kullanan yayalar ve otoparka araç bırakanlar dışında bu alanın kullanıcısı neredeyse yoktur. Bu durum yürüme ve dinleme dışında fonksiyonsuzluk yaratmaktadır.

* Kültürparka getirilecek fonksiyonlar, kent ile bağını güçlendirilmeli, kullanıcı/yararlanıcı profili yükseltilmeli ve kullanılan park olmalıdır.

* Bu alan ve çevresi, konser, kültürel ve sosyal etkinliklerin merkezi olmalı, yeme-içme birimleri ile donatılmalıdır.

* Halka ve son kullanıcıya yönelik fuarlar ve sergiler ile ilgili seçici olunmalı, Kültürpark’ın imajına, kullanım kararlarına ve fonksiyonlarına zarar vermemelidir.

* Kültürpark, halka ait bir yer olmalı ve tamamen halkın kullanımına terk edilmelidir.

* Kültürpark Yönetim Birimi binası dışında Belediyenin birimleri İZFAŞ’da dahil olmak üzere Kültürpark’tan taşınmalıdır.

* Lunapark çeşitlendirilerek faaliyetini sürdürmelidir.

* Gazino ve yeme-içme üniteleri mevcut haliyle aktif bir şekilde kullanılamamaktadır. İşletmelerin konsepti değiştirilmeli, kalite standartları arttırılmalıdır.

Bu raporda yer alan taleplerle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanıp Koruma Kurulu’na sunulan projenin önerdiği hususların büyük ölçüde örtüştüğü görülecektir. Nitekim taleplerle proje öneri arasındaki bu büyük benzerlik nedeniyle İzmir Ticaret Odası, projenin Kültürpark’taki Pakistan Pavyonu’nda sergilendiği süreçte tüm üyelerine bir yazı göndererek üyelerinin sözkonusu pavyonu ziyaret etmelerini isteyerek projeyi beğenmelerini talep etmiş, üyeleri üzerinde baskı kurarak oda yöneticilerinin çıkarları doğrultusunda davranmalarını istemiştir.

Kültürpark üzerine yapılan başka bir çalışma ise, hem başkanı hem üyeleri İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) yer alan Ege Genç İş Adamları Derneği’nden (EGİAD) gelmiştir.

Kültürpark Geliştirme Çalışması’ adını taşıyan ve EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya’nın sunuş yazısı ile kamuoyuna açıklanan bu 45 sayfalık raporun EGİAD bünyesindeki özel bir araştırma grubu tarafından hazırlandığı ifade edilmekle birlikte; bu rapordaki bilgilerin kimler tarafından hangi bilimsel kaynaklardan temin edildiği belli değildir. Bu nedenle de genellikle Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) tarafından düzenlenen raporlardan alışık olduğumuz araştırma ve incelemeyi yapan ekibin açıklanması ve bilimsel kaynakların belirtilmesi gibi kurumsal yaklaşımın, bir benzerlik sağlama çabası olarak bu raporda dikkate alınmadığı söylenebilir. 

Kültürpark Geliştirme Çalışması‘ başlığını taşıyan bu raporda Kültürpark’la ilgili önerilerin hemen arkasından dünyadaki benzerleri (Stanley Park-Vancouver, Kanada; Central Park-New York, ABD; Hyde Park-Londra, İngiltere; City Park-New Orleans, ABD; İngiliz Bahçesi-Münih, Almanya; Golden Gate Park-San Francisco, ABD; Phoenix Park-Dublin, İrlanda; Lincoln Park-Chicago, ABD; Griffith Park-Los Angeles, ABD; Royal Botanic Gardens-Melbourne, Avustralya; St. James’s Park-Londra, İngiltere; Vondelpark-Amsterdam, Hollanda; Balboa Park-San Diego, ABD) ile ilgili bilgilere yer verildiği; ancak Kültürpark’ın yapımı sırasında örnek alındığını bildiğimiz ve bugün halen dünyadaki birçok parka örnek olan Moskova’daki Gorki Park’ın dikkate alınmadığı görülmektedir.

Kent Stratejileri Merkezi‘ isimli Facebook grubunun ‘Dosyalar‘ bölümüne eklediğimiz bu raporun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; Egeli genç iş adamlarının temel isteği Kültürpark’ın bir ticaret alanı olarak değerlendirilmesi ile ilgilidir. Temel kaygıları Kültürpark içinde yapacakları ticaret üzerinden nasıl daha fazla para kazanacakları ile ilgilidir. İşte bu nedenle de gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı projeyi hem de İzmir Ticaret Odası’nın taleplerini hararetli bir şekilde desteklemekte, kendilerinden bekleneni fazlasıyla yerine getirmektedirler.

13078_20150130094739_erc_5405

Özet olarak, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ve bu kurulun üyesi olan bu kurum, kuruluş ve kişiler, İzmir’deki ve Kültürpark özelindeki bireysel ve grupsal çıkarlarını bu kurul üzerinden nasıl savunacakları konusunda bize çok güzel bir örnek vermişler; kentin ve yaşamın başka alanlarında bir türlü bir araya gelmeyen sermaye çevrelerinin kentin rantı söz konusu olduğunda nasıl güçlü bir çıkar grubuna dönüşerek birbirlerini canhıraş nasıl desteklediklerini dosta düşmana göstermişlerdir.

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 3

Yazı serimizin bugünkü bölümünde İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nu (İEKKK) oluşturan iş ve sermaye çevrelerinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014-2016 döneminde hazırladığı ‘Yeni Kültürpark Projesi’ ile ilişkisini ortaya koyarak bu projenin neresinde yer aldıklarını ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bu projeye niye olağanüstü bir şekilde destek verdiklerini araştırıp irdelemeye çalışacağız.

Bilindiği üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi, hazırlayacağı ‘Yeni Kültürpark Projesi’ ile ilgili 23 Mayıs 2014 tarihli ortak akıl toplantısını, meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarını ve akademisyenlerle belediye bürokratlarını bir araya getirerek Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapmış ve katılımcılara projenin genel hatları hakkında bilgi veren 109 sayfalık ‘İzmir Kültürpark Raporu’nu dağıtmıştı.(*)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait web sayfasında yayınlanan 23 Mayıs 2014 tarihli habere göre bu toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu dışında Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erdoğan Çiçek, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı Hasan Topal, TMMOB Şehir Planlamacıları Odası İzmir Şube Başkanı Özlem Şenyol Kocaer, Ege Genç İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya, İzmir’i Sevenler Platformu Başkanı Sancar Maruflu, Alsancak Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Dilek Olcay, ENDA Enerji Holding Murahhas Azası Uğur Yüce, Mimar Prof. Dr. Zuhal Ulusoy, Mimar Mehmet Kütükçüoğlu, Mimar Nevzat Sayın, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Timur, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu, 1 No’lu Koruma Şube Başkanı Tankut Ünal, Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahenk Bayık Yılmaz, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Kayın, Mimar Şükrü Kocagöz, Mimar Mürşit Günday, Behçet Uz’un torunu Kurtul Kaptanoğlu ve Araştırmacı Yazar Aybala Yentürk ile Büyükşehir Belediyesi danışman ve bürokratları katılmıştı.

Elimizdeki raporun incelenmesinden de anlaşıldığı üzere; bu belge, toplantıdan önce hazırlanıp katılımcılara dağıtıldığı için toplantıya katılanların neler söyledikleri, neleri talep ettikleri henüz kamuoyu ile paylaşılmamış durumda.

Ancak görüştüğümüz bazı meslek odası temsilcileri bu toplantıda kendilerine anlatılan proje hakkındaki kaygılarını ve eleştirilerini net bir şekilde ifade ettiklerini anlatıyorlar.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait web sayfasının ‘Haberler’ başlığını taşıyan bölümündeki 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ait tüm haberlerin tarafımızca ayrıntılı bir şekilde taranması sonucunda; bu haberin yayınlandığı 23 Mayıs 2014 tarihi ile ‘Yine, yeni, yeniden’ başlıklı haberin yayınlandığı 13 Mayıs 2016 tarihi arasındaki iki yıllık sürede bu proje ile ilgili hiçbir habere ya da gelişmeye yer verilmediği belirlenmiştir.

Yine, yeni, yeniden’ başlığını taşıyan 13 Mayıs 2016 tarihli haber metninde ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark’ı yeniden tasarlayarak geleceğe taşıyacak çalışmaları içeren proje taslağının vitrine çıktığı belirtildikten sonra toplantıda kimlerin neler söylediği özet olarak verilmektedir.

Bu haberde Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapılan bu ikinci tanıtım toplantısına katılanların tam listesi verilmemekle birlikte, konuşarak fikirlerini söyleyen katılımcılar üzerinden bazı isimlerin belirlenmesi mümkün olmuştur. Bunlar sırasıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, Ege Genç İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya, Kültürpark’ı Koruma ve Anıt Yaptırma Derneği Başkanı Sancar Maruflu, TARKEM A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Yüce, Alsancak Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Dilek Olcay ve Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Ferdan Çiftçi’dir.

Gerek 13 Mayıs 2016 tarihli haber metninde gördüğümüz, gerekse bu toplantıya katılanlardan sözlü olarak edindiğimiz bilgilere göre bu ikinci tanıtım toplantısında katılımcılara ekrana yansıtılan video görüntüleriyle proje hakkında genel bir fikir verilmiş, projenin teknik ve mali ayrıntılarıyla işletim modeli konusunda kesin bilgi verilmesinden titizlikle kaçınılmış, toplantı daha çok katılımcıların fikir ve önerilerinin öğrenilmeye çalışıldığı bir formatta gerçekleştirilmiştir.

Yeni Kültürpark Projesi’ tanıtımın İzmir kamuoyuna yansıma şekli bu olmakla birlikte; İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK) ait web sayfasındaki bilgilere göre bu toplantıdan aşağı yukarı 1,5 ay önce; yani İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) 31 Mart 2016 tarihli 58. toplantısında, bizzat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından verilen ‘Kültürpark Kültür Merkezi’ projesinin Kurul’un sürekli gündem maddesi haline getirilmesi önerisi, Kurul’un Nisan ayında yaptığı 59. toplantıda kabul edilmiş ve proje bu tarihten itibaren ilgili çalışma grubunda incelenip görüşülmeye başlanmıştır. Bu durumun en önemli kanıtı ise, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK) ait web sayfasında bu toplantıda ile ilgili haberde geçen “31 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen 58. İEKKK toplantısında Sayın Aziz KOCAOĞLU “Opera” ve “Kültürpark Kültür Merkezi” projelerinin sürekli gündem maddesi olması önerisinin Nisan ayı Çalışma Grubu toplantısında görüşüldüğünü… ifade etmiştir.”şeklindeki bölümdür.

1425026740

2016 yılı Nisan ayından itibaren İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ile bu kurula bağlı ilgili çalışma grubu tarafından incelenip değerlendirilen ‘Yeni Kültürpark Projesi’ ile ilgili sunum çalışması ise Kurul’un 27 Mayıs 2016 tarihinde yaptığı 60. toplantısında Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Buğra Gökçe tarafından yapılmıştır.

Ancak ‘Yeni Kültürpark Projesi’nin kamuoyuna açıklanmasından sonra ‘Kültürpark’a Dokunma!’ ve ‘Kültürpark Platformu’ isimleriyle Facebook’ta örgütlenip bir araya gelen meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile yaptıkları görüşmeler sırasında, hazırlanan projenin, 13 Mayıs 2016 tarihli ikinci tanıtım toplantısı ile İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun 27 Mayıs 2016 tarihli 60. toplantısındaki sunum öncesinde 2016 yılının Nisan ayı içinde onaylanmak üzere İzmir 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na teslim edildiği belirlenmiştir.

Böylelikle, 23 Mayıs 2014 tarihli ilk toplantıda katılımcıların düşünce ve önerilerinin alınması, 13 Mayıs 2016 tarihli ikinci toplantıda da hazırlanan projenin genel hatlarının tanıtılması şeklinde gerçekleştirilen bu toplantıların;

A. Projenin incelenip öğrenilmesini, tartışılıp değerlendirilmesini öngören samimi, gerçek ve aktif katılımcı bir anlayışla yapılmadığını,

B. Projenin 13 Mayıs 2016 tarihli toplantının sonuçları dahi beklenmeden büyük bir telaş içinde 2016 yılının Nisan ayı içinde onay için ilgili koruma kuruluna verilmiş olması nedeniyle “ben bilir ve yaparım” anlayışıyla hareket eden belediye yönetiminin gerçek bir danışma ve katılma sürecine ihtiyaç duymadığını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu durumda, ‘Yeni Kültürpark Projesi’nin 2016 yılının Nisan ve Mayıs ayları içinde sadece İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ile tartışıldığı, kurula bağlı çalışma grubunda yapılan görüşmelerde projenin kurul üyelerinden gelen talepler, öneriler çerçevesinde değiştirildiği, projenin sadece onların talepleri doğrultusunda şekillendirildiği söylenebilir.

Nitekim İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) önemli bir üyesi ve TARKEM A.Ş.’nin temsilcisi olan Uğur Yüce ile Facebook’ta yaptığımız yazışmalarda kendisi bu hususu açık bir şekilde ifade etmiş, projeyi incelediklerini, projede istedikleri değişikliklerin yapıldığını açık ve rahat bir şekilde ifade etmiş; ancak bu görüşmelerin nerede yapıldığını sorduğumuzda bunu açıklamaktan kaçınmıştır.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) 3 Ekim 2016 tarihinde yaptığı 62. toplantısının neredeyse tek gündem maddesi olan Kültürpark konusunda gerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun gerekse Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya’nın, Ege Sanayiciler ve İşadamları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Güçlü’nün ve İzmir Sanayici ve İş Adamlar Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt’un projeyi destekleyen konuşmaları da bunun en güçlü ve güzel kanıtıdır.

1363332699

Şimdi bu durumda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na, danışmanlarına ve bürokratlarına; özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüm il ve ilçe yöneticilerine şu sormak gerekir:

1) Siyasi anlayışınıza, parti programınıza, devlet terbiyenize ve etik değerlerinize göre İzmir’deki sivil toplumdan anladığınız şey, sadece bir avuç iş ve sermaye çevresinin kurduğu EGİAD, ESİAD, İZSİAD gibi dernek ve vakıflarla mı sınırlıdır?

2) Bunun dışında kalan binlerce üyeye sahip sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının bu konularda hiç mi söz hakkı olmayacaktır?

3) Bu tür tüm kenti ilgilendiren büyük ve önemli projelerin, çoğunluğu iş ve sermaye çevrelerinden kurduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) gibi gayri resmi kurul ve örgütler yerine partinizin isminde de geçen halkla; yani İzmir halkıyla, onun örgütleriyle, İzmirli hemşerilerle de konuşulması, tartışılması gerekmemekte midir?

Buyurun, cevap sizin…

(*) İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Mayıs 2014 tarihli ‘İzmir Kültürpark Raporu‘, indirip okuyabilmeniz amacıyla ‘Kent Stratejileri Merkezi‘ isimli Facebook grubumuzun ‘Dosyalar‘ bölümüne eklenmiştir.

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 2

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ adını verdiğimiz sistemin İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi dışındaki en önemli odak noktası olan ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nu incelemeye devam edeceğiz.

Sivil toplum kuruluşları öncülüğünde yerelden bölgeye, bölgeden ulusala ve küresele doğru ilerleyen özgün bir yerel kalkınma modeli oluşturmak” amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin girişimiyle ‘sivil bir platform’ olarak oluşturulan ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘ ilk toplantısını 6 Temmuz 2009 tarihinde yapmıştır.

Kurulun, “Yerel Ekonomik Kalkınma Kavramı, Gelişimi: Türkiye ve Dünya’dan Örnekler” başlığını taşıyan manifestosu, şu an Yaşar Üniversitesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Mehmet Ufuk Tutan tarafından yazılmış.

iekkk-018

Bu kurulun oluşum nedeni, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 29 Mart 2009 tarihli yerel seçimler öncesinde hazırladığı seçim bildirgesinde şu ifadelerle yer alıyor:

Kentte ekonomik gelişmenin başarıları ve sorunlarıyla birlikte ele alınarak değerlendirileceği, ilgili tüm kişi, kurum ve kuruluşların katılacağı bir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu oluşturularak, kent ekonomisi daha rasyonel biçimde planlanacak; ekonomik gelişme ve kalkınma sürekli izlenerek gerektiği anda ilgili kuruluşlarla birlikte gereken müdahalenin yapılması sağlanacak.

Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu

Katılımcı demokrasi ve yönetişim anlayışının bir ürünü olan İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu, İzmir’in ekonomik gelişmesini İzmir için elele vererek sağlamayı amaçlayan bir oluşumdur. Kentin ekonomisinde belirleyici rol oynayacak kurum ve kuruluşların temsilcilerinin üyesi olduğu bu yapı, İzmir’in ekonomik kalkınmasıyla ile ilgili konuların konuşulup, tartışıldığı ve çözüm arandığı bir demokratik platformdur. İzmir’in kalkınmasında öncü rol oynayacak yatırımcılarını, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getiren İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu, İzmir’in yarınlarına yön verecek; ortak akıl üreterek, İzmir için gerekli olan birlik olma duygusunu harekete geçirecek; kentteki ekonomik gelişmelerin ve yapılması gereken projelerin belli bir platformda tartışılarak hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır. Kurul, sadece değerlendirme ve tartışmayla sınırlı kalmayacak, sorunların çözümü için kamuoyunu bilgilendirecek, çeşitli eylemlilikler örgütleyerek uygulamaya dönük adımlar atacaktır.

İEKKK ilk kurulduğu tarihlerde yaklaşık 50 üyeye sahipken bugün toplam 124 üyesi bulunmakta… 

İlk kurucuları arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu dışında Uğur Yüce, Murat Barkan, Atilla Sezgin, Cihan Türsen, İlknur Denizli, Kemal Çolakoğlu, Yılmaz Temizocak, Alp Timur ve Işınsu Kestelli gibi iş adamları, milletvekilleri ve akademisyenler var.

Kurul, ilk toplantısından bu yana seçim dönemleri ve yaz ayları haricinde her ay toplanıyor ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, istisnasız her toplantıda hazır bulunuyor. Kurul’un bugüne kadar yaptığı toplantıların sayısı, 2016 Kasım ayında yaptığı son toplantı ile 64’ü bulmuş durumda. 2016 yılının son toplantısı olan 65. toplantıyı ise önümüzdeki günlerde yapması bekleniyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi AB ve Dış İlişkiler Şube Müdürlüğü Kalkınma Ajansı Proje ve AB İlişkileri Ofisi, ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nun kurumsallaşmasına katkıda bulunmak, toplantı gündemi ve organizasyonu ile iletişim konularında çalışmak üzere ‘İEKKK Sekretaryası’ olarak görevlendirilmiş. Ayrıca kurulun görünürlüğünü sağlamak amacıyla logo, slogan, görsel materyaller ve web sayfası (www.iekkk.org) hazırlanmış.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nun 8 madde ve 1 geçici maddeden oluşan ‘İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Çalışma Esasları” başlığını taşıyan bir yönergesi var.

iekkk-014

Bu yönergeye göre, tüm üyelerin bir araya geldiği bileşimlere ‘genel kurul’ adını veriyorlar ve kendi aralarında çalışma grupları oluşturarak çalışıyorlar. Bütün genel kurullar, üyeler tarafından seçilen ‘toplantı yöneticisi‘ tarafından yönetiliyor. Bugüne kadar toplantı yöneticiliğini sırasıyla Öner Akgerman, Tufan Ünal, Yılmaz Temizocak, Şerife İnci Eren, İdil Yiğitbaşı, Atilla Sezgin, Mehmet Tiryaki ve Betül Emasoğlu yapmış…

Sözkonusu yönerge uyarınca 2009 yılından bu yana oluşturulan çalışma grupları (komiteleri), adları zaman zaman değişse ya da birbirleriyle birleştirilmiş olsalar da şu şekilde sıralanabilir:

Ege Medeniyetleri Müzesi Komitesi, Gediz Havzası, Çevre ve Büyük Körfez Projesi Komitesi, İzmir Limanı Komitesi, İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Komitesi, Kent-Kamu Kurumları İlişkileri Komitesi, Kentsel Dönüşüm Komitesi, İzmir Turizm Komitesi, Sağlık Turizmi Komitesi, Tarım Politikaları Komitesi, Uluslararası Nitelikte Kongre Merkezleri Komitesi.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nun üyelerini incelediğimizde de çok ilginç sonuçlara ulaşıyoruz. Kurul’a ait web sayfasında yer alan son bilgilere göre üyesi sayısı toplam 124’dür. Üyeleri kendi içlerinde gruplandırmaya kalktığımızda ise;

+ Tüm üyelerin % 2,41’ini oluşturan 3 üyenin; biri belediye başkanı, biri meclis üyesi, diğeri de kültür ve sanat danışmanı olmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olduğu;

+ Tüm üyelerin % 1,61’ini oluşturan 2 üyenin; biri genel sekreter diğeri kalkınma kurulu başkanı olmak üzere İzmir Kalkınma Ajansı‘nda ait olduğu;

+ Tüm üyelerin % 4,82’sini oluşturan 6 üyenin; 3’ü halen müdürlük görevinde bulunan, 3’ü de daha önce müdürlük görevinde bulunmuş olan İzmir Devlet Opera ve Balesi, İzmir Devlet Tiyatrosu ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası müdürleri olduğu;

+ Tüm üyelerin % 32,25’ini oluşturan 40 üyenin; İzmir’de faaliyette bulunan holding ve şirketlerin ortakları ya da yöneticisi olduğu;

+ Tüm üyelerin % 0,80’ini oluşturan 1 üyenin; organize sanayi bölgesi yöneticisi olduğu;

+ Tüm üyelerin % 8,87’sini oluşturan 11 üyenin; 6’sı rektör, 5’i eski rektör ya da rektör yardımcısı olarak üniversitelere ait olduğu;

+ Tüm üyelerin % 16,93’ünü oluşturan 21 üyenin; İZTO, EBSO, DTO gibi iş dünyasıyla ilgili meslek odalarının yeni ve eski yöneticilerinden oluştuğu;

+ Tüm üyelerin % 7,25’ini oluşturan 9 üyenin; spor kulüplerinin eski ve yeni başkanlarından oluştuğu;

+ Tüm üyelerin % 17,74’ünü oluşturan 22 üyenin; çoğu iş adamlarıyla sermayedarlarının kurduğu dernek ve vakıfların yöneticisi olduğu;

+ Tüm üyelerin % 2,41’ini oluşturan 3 üyenin; sendika konfederasyonlarının yeni ve eski temsilcilerinden olduğu;

+ Tüm üyelerin % 4,03’ünü oluşturan 5 üyenin; kooperatiflerin yeni ve eski yöneticilerinden olduğu;

+ Tüm üyelerin % 0,80’ini oluşturan 1 üyenin de İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu bünyesindeki çalışma gruplarından geldiği görülecektir.

Üyelerin geldiği kesimler itibariyle dağılımını gösteren bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’, kuruluş amaçlarının dışında kalacak şekilde, bir ‘patronlar kulübü‘ kimliğini taşımaktadır. Üyeleri arasında birkaç tane sendika ve TMMOB temsilcisi ile spor kulübü yöneticisi bulunmakla birlikte bugüne kadar seçilen toplantı yöneticilerinin kimliğinden de anlaşılacağı üzere sermaye sahiplerinin yönetim ve egemenliği altındadır.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘na 2016 yılı Aralık ayı itibariyle üye olanları gösteren liste, ‘Kent Stratejileri Merkezi’ isimli Facebook grubumuzun ‘Dosyalar’ bölümüne eklenmiştir.

Bu üyelerin kimlikleriyle temsil ettikleri kurum, kuruluş, holding ve şirketlere baktığımızda, son dönemlerde holding ve şirketlerine kayyum atanması nedeniyle tutuklanan; hatta TARKEM A.Ş. gibi çok ortaklı bir şirketteki % 0,80 oranındaki hissesi nedeniyle TARKEM A.Ş. isimli şirketin kayyuma devredilmesine neden olan bazı iş adamlarının bu kurula da üye oldukları görülecektir. Ayrıca İEKKK’nun kurucularından olan Uğur Yüce‘nin bu kurulda TARKEM A.Ş. temsilcisi olarak yer aldığı da fark edilecektir.

Ayrıca kuruluş bildirisinde, “İzmir’in kalkınmasında öncü rol oynayacak yatırımcılarını, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getiren İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu, İzmir’in yarınlarına yön verecek; ortak akıl üreterek, İzmir için gerekli olan birlik olma duygusunu harekete geçirecek; kentteki ekonomik gelişmelerin ve yapılması gereken projelerin belli bir platformda tartışılarak hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır.” denilmiş olmasına karşın; bu kurula katılan tüm sivil toplum kuruluşları İzmirli sermayedarların, yatırımcıların, rantiyelerin ve kendine ‘iş adamı’ diyenlerin kurdukları, yönetiminde bulundukları dernekler, federasyonlar ve vakıflardır.

Bu nedenle İzmir’in kalkınması ile ilgili belirli bir kesimin bu kurulda fazlasıyla ağırlıkta olduğu, kalkınmanın tüm aktörleri arasında adil bir dengenin sağlanamadığı bir oluşumdur. O nedenle de demokratik ve temsili bir yapıya sahip olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Ağırlıklı olarak yatırımcıları, sermayedarları, iş adamlarını ve rantiyeyi bir araya getiren bu kurul, ne hikmetse Devletin sanatçısı olarak nitelenen opera, bale, tiyatro ve senfoni orkestrası sanatçıları dışındaki diğer kamu yönetici ve çalışanlarına itibar etmemekte, onların dışındaki devlet memurlarını bünyesine almamaktadır. 

Kurul üye yapısında karşımıza çıkan diğer bir önemli husus da; bazı üyeler temsil ettikleri kurumdan ayrılmış ya da temsilci sıfatını kaybetmiş olsalar bile onların üyeliğine ‘bir önceki dönem üyesi’ sıfatıyla devam edilmesidir. Bu durum şu an itibariyle kurul üyelerinin % 11,29 (14 üye) gibi önemli bir orana ulaşmış durumdadır.

Üyeler arasında işçi ve emekçileri temsil eden sendika, konfederasyon ve TMMOB temsilcileri bile, kuruluşundan ancak 4 yıl sonra; yani 2013 yılında üye olarak kabul edilmişlerdir. Bu tercihte de, sermaye kesimi dışında kalan işçi ve emekçi kesimlere yer verip görünürde bir denge sağlama kaygısının bir süre sonra hissedilmiş olduğu söylenebilir. Ancak bu durum akla geç gelen ve karşı tarafından müthiş ağırlığı karşısında her zaman için cılız kalan bir katılım özelliğini korumuştur.

iekkk-002

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’ (İEKKK) böylesi sakat, yetersiz ve yanlış bir yapılanmaya sahip olmasına karşın, kentle ilgili her önemli ve büyük projenin ilk ele alındığı, tartışılıp bunlar üzerinde konsensus sağlandığı, bu projelerin buradan kaynaklanan talepler doğrultusunda yeniden şekillendirildiği gayriresmi bir platform olmuştur.

Nitekim, Bilgi Edinme Kanunu uyarınca ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘na kurulduğu günden bu yana kimlerin üye olduğu, kimlerin üyelikten ayrıldığı, bu kurulda hangi kararların alındığı ile ilgili olarak 2016 yılında yaptığımız bir başvuru, Kurul’un resmi olmayışı gerekçe gösterilerek cevaplanmamış, böylelikle bu kurulun çalışmalarının şeffaf olmadığı kanıtlanmıştır.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun 2009 yılından bu yana görüştüğü belli başlı konu, yatırım ve projeler şu şekilde sıralanabilir:

  • Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nın İzmir’de Kalması,
  • İzmir-İstanbul Otoyol Yapımının Çift Taraflı Başlaması,
  • İzmir’e Ege Medeniyetleri Müzesi Yapılması,
  • Gediz Havzası’na Kirlilik Akışını Engelleyecek Projelerin Başlaması,
  • Sağlık Turizminin Geliştirilmesi
  • İzmir Opera Binası,
  • Yeni Stat Alanı,
  • İzmir Kültür Çalıştayı ve Akdeniz Akademisi,
  • İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi,
  • Tarım Politikaları,
  • İzmir Kentsel Pazarlama Stratejik Planı,
  • Uluslararası Nitelikte Kongre Merkezi,
  • Gaziemir Yeni Fuar Kompleksi,
  • Çeşme Yarımadası’nın Enerji Nakil Hatları ve Trafo Merkezleri,
  • EXPO 2020 Adaylığı,
  • 7. Avrupa Acil Tıp Kongresi’ne İzmir’in Ev Sahipliği Yapması,
  • İzmir Limanı ve Büyük Körfez Projesi,
  • İzmir İçin Öncelikli Bölgelerin Planlanması Konusundaki Çalışmalar,
  • İzmir Algı Araştırması,
  • İzmir’in Kent Değerlerini Önceliklendirme Çalışması,
  • Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu İller Arası Rekabetçilik Endeksi 2009-2010 Raporu,
  • İzmir Alışveriş Günleri’nin Düzenlenmesi,
  • İzmir Katı Atık Değerlendirme Tesisi’nin Tanıtımı,
  • İzmir Büyük Yaya Yolu’ Projesi,
  • İzmir Sokak Müzisyenleri’ Projesi,
  • Kemeraltı Çarşısı: Ekonomi, Rekabet ve Bağımlılık Yönünden İnceleme,
  • Kemeraltı-Kadifekale-Agora Aksında Yapılan Koruma Çalışmaları ve TARKEM,
  • Kentsel Dönüşüm ve İzmir,
  • İzmirliler’in Denizle İlişkisini Güçlendirmekte Uygulanacak Tasarım Stratejisi Planı’
  • Eğitim Göstergeleri Türkiye-İzmir’,
  • İzmir İl Genelinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Tarafından Yürütülen Planlama Çalışmaları,
  • KOBİ’ler İçin Gönüllü Uzman Danışmanlık’ Projesi,
  • İller Arası Rekabet Endeksi 2011′ Çalışması İle İlgili Anket Uygulanması,
  • Küçük Menderes Bölgesi’nde Tarım ve Hayvancılık’ Sunumu,
  • Bisiklet Kenti İzmir’ Projesi,
  • İzmir’e İz Bırak’ Projesinin Sunumu,
  • Yeni Kültürpark Projesi’.

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 1

Bugünden başlayarak, 2009 yılından bu yana bir dantel, bir oya hassasiyetiyle dokunan “İzmir Yerel Yönetişim Ağı“nı biraz daha yakından incelemeye, bu ağ içinde yer alan aktörleri, bunların kimliklerini, işlevlerini, bu ağ içinde “pişirilen aş” niteliğindeki büyük kentsel projeleri ve bu ağda yer alan aktörlerin kimlerle işbirliği yaptığını inceleyip öğrenmeye başlayacağız…

Böylelikle, 2009-2016 sürecinde İzmir’e giydirilmeye çalışılan “yönetişimci yapıyı” yakından tanıma, anlama ve gelecekteki olası hamle ve işbirliklerini belirleme şansımız olacak…

Sevgili arkadaşımız Doç. Dr. Emel Kayın‘ın Arkitera Dergisi’nde yayınlanan “İzmir Kentinin 21. Yüzyıl Başındaki Dönüşümü ve Yeniden Dönüşümü” başlıklı yazısında da belirttiği gibi, belediye yönetimininin başında rahmetli Ahmet Piriştina‘nın olduğu 1999-2004 dönemi, İzmir için değeri şimdi çok daha fazla anlaşılan bir “Altın Çağ” gibiydi… 

İzmir Yerel Gündem’21 oluşumunun her ay yapılan toplantılarında güncel kent konu ve sorunlarının ele alınması, bu sorunların belediye başkanının da bizzat bulunduğu oturumlarda masanın üstüne getirilip tartışılması, bu konularla ilgili çözüm önerilerinin raporlanıp yayınlanması, Türkiye’de ilk kez “1. İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Fuarı” ile “Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu“nun düzenlenmesi, ülkemizdeki sosyoloji biliminin duayeni ve değerli bir İzmirli olduğu için övündüğümüz rahmetli Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray‘a İzmir’in vefa duygusunun sunulması, İzmir’in deprem senaryosu olan Radius’un hep birlikte hazırlanması…. Bütün bunlar kentteki gerçek ve aktif katılımın tavan yaptığı, bu harekata kentteki tüm meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin kentle ilgili her konuda fikir oluşturup ifade edebildiği dönemlerdi…

stk-fuari-03

Velhasıl, 1999-2004 dönemi İzmir ve İzmir’in sivil yaşamı açısından güzel ve örnek gösterilecek bir dönemdi…

Rahmetli Ahmet Piriştina’nın vefat ettiği 15 Haziran 2004’ü izleyen dönem ise Bornova’dan kalkıp merkeze gelen yeni belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun işi öğrenmeye çalıştığı, o nedenle herkese ve her işe olumlu yaklaştığı, kentteki her kesimle iyi ilişkiler kurmaya özen gösterdiği, yollarda rastlaştığımızda yüzünün gülümsediğini hatırladığımız bir geçiş dönemiydi…

O dönemde, şahsen içinde olduğumuz Kemeraltı yenileme projelerinde kendisiyle birlikte çalışma fırsatını yakaladık… İyi niyetini, samimiyetini gördük…  Ancak bu iyi niyet ve samimiyet ne yazık ki hedeflenenlerin gerçekleşmesine yetmedi… Kemeraltı bir türlü yaya bölgesine dönüşemedi, açılan yarışmaların sonucu olarak üstü örtülemedi, Kemeraltı’nın tümü güvenliği sağlayacak şekilde aydınlatılamadı, MOBESE kameralarıyla donatılamadı…

Bütün bunlar  bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteriyordu… O nedenle de belediye kadrolarındaki görevlilerin yerleri sık sık değiştiriliyor, bir grubun diğer bir gruba galebe çaldığı, grupların kendi aralarında çatıştığı söylentileri dolaşıyordu… Tabii ki bu arada belediye kadrolarına yeni akrabaların katılmasına da devam ediliyor, Ahmet Piriştina döneminin önemli isimleri birer birer belediyeden ayrılıyordu…

Bu karmaşık dönemin sonunda, yıllardır “yönetişim” kavramını savunup hararetli bir şekilde öneren, 1999 yılında yayınladığı “Modernite Aşılırken Siyaset” isimli kitabıyla “yönetişim” kavramının adeta öncülüğünü yapan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin başkan danışmanı olarak görevlendirildiğini öğrendik… Tarihlerin 14 Eylül 2009’u gösterdiği andan itibaren Prof. Dr. İlhan Tekeli artık İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı olarak çalışmaya başlamıştı… 

Prof. Dr. İlhan Tekeli İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun bir inşaat mühendisiydi. Daha sonra ODTÜ ve Pennsylvania Üniversitesi’nde şehir ve bölge planlama alanında yüksek lisans, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde şehircilik alanında doktora yapmıştı. 1970’den bu yana ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktaydı. Bir dönem Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’nın başkanlığını yapmıştı. Bölge ve şehir plancısı; ayrıca bir sosyolog ve plancı olarak kitap, makale ve bildiri düzeyinde çok fazla yayını bulunmaktaydı. Konusunun uzmanı bir “Hoca” olarak gerek öğrencilerinin gerekse etkilediği kitlenin saygısını görüyor, onun her söylediğinin doğru, isabetli ve geçerli olduğuna inanılıyordu. O nedenle, kendisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının danışmanı olarak atanmasının – her ne kadar uzun yıllar İzmir’den uzak kalıp İzmir’le ilgilenmemiş olmasına karşın- kent açısından bir kazanım olduğu düşünülüyordu.

Ancak, Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı olarak atandığı tarihten iki ay önce; yani 6 Temmuz 2009 tarihinde ilk toplantısını yapan önemli bir kurul sessiz sedasız çalışmaya başlamıştı. Bu kurulun tam adı İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘ydu. Amacı, İzmir’deki ekonomik kalkınmayı sağlayıp eşgüdümünü oluşturmaktı.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun manifestosu niteliğindeki “Yerel Ekonomik Kalkınma Kavramı, Gelişimi, Türkiye ve Dünya’dan Örnekler” başlıklı sunumu yazan Doç. Dr. Mehmet Ufuk Tutan, bu kurulun, “sivil toplum kuruluşları öncülüğünde yerelden bölgeye, bölgeden ulusala ve küresele doğru ilerleyen özgün bir yerel kalkınma modeli” olduğunu ifade etmekteydi.

Oysa yasal ve fiili olarak İzmir’in ekonomik kalkınmasından sorumlu Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı’nın da bir Kalkınma Kurulu bulunmaktaydı. Bu kurul da aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) gibi bakanlıkların il müdürleriyle üniversite rektörlerinden, kaymakamlarla ticaret ve sanayi odası temsilcilerinden, sermaye sahibi iş insanlarıyla onların sivil örgütlerinden oluşmaktaydı.

İzmir Kalkınma Kurulu’nun 2013-2017 dönemi için belirlenmiş olan toplam üye sayısı 97 olup elimizdeki son resmi kayıtlara göre kurul başkanı Plasmet A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu, Başkan Vekili İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Güden, Katip Üyeleri ise Yeni Oluşum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Esma Türkoğlu ve Ege Genç İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya‘dır. 

İzmir Ekonomik Kalkınma Kurulu’nun 97 üyesinden 22’si (% 22,70) kamuya, 23’ü (% 23,71) özel sektöre, 25’i (% 25,77) özel sektöre ait sivil toplum kuruluşlarına, 15’i (% 15,46) meslek kuruluşlarına, 8’i (% 8,24) üniversitelere, 1’i (% 1,03) kooperatiflere, 1’i (% 1,03) sendikalara, 1’i (% 1,03) İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, 1’i (% 1,03) de Konak Belediyesi’ne aittir. Bu durumda İzmir Kalkınma Kurulu üyeliklerinin, “yönetişim” zihniyetinin bir sonucu olarak, % 33’ünün kamu kuruluşları (merkezi yönetim, yerel yönetimler ve üniversiteler), % 39,17’sinin özel sektör ve onun meslek kuruluşları, geriye kalan % 27,83’ünün de özel sektörün kurduğu sivil toplum kuruluşları arasında paylaştırıldığını görebiliriz.

15 Temmuz 2016 sonrasındaki süreçte bu kurulda yer alan birçok isim tutuklanmış ya da görevden uzaklaştırılmış olmakla ve bu kurullar tüm Türkiye’de Kalkınma Bakanlığı’ndan gelen bir emirle kapatılmış olmakla birlikte faaliyetlerine son verildiği 2016 yılına kadar (İZKA) İzmir Kalkınma Ajansı’na bağlı İzmir Kalkınma Kurulu’nun özel sektörden gelen kurul üyeleri arasında Kavuklar A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kavuk, İzmir Özel Fatih Koleji Genel Müdürü Ali Rıza Doğanata, Folkart Yapı A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Ayetullah Mutlu, Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayii A.Ş. Mali İşler Koordinatörü İbrahim Dönmez, Şifa Üniversitesi Rektörü Mehmet Ateş, Gediz Üniversitesi Rektörü Seyfullah Çevik gibi isimlerin yanında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) da görev yapan Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya‘ya ve Enda Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Yüce‘ye de rastlamak mümkün. Yani bazı iş insanları ve onların kurumları hem İzmir Kalkınma Kurulu’nda hem de İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda görev almayı kendileri açısından daha karlı bulmuşlar, o nedenle her iki kurulda da yer almayı “İzmir’i sevdikleri” (!) için doğru bulmuşlardır.

Peki, şimdi de şu soruyu sorabiliriz: İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’in kalkınması ve bu kalkınmanın eşgüdümü için yasal dayanağı olan ve fiilen işleyen bir İzmir Kalkınma Kurulu olmasına karşın, ikinci bir kalkınma ve koordinasyon kurulu kurmaya neden ihtiyaç duymuştur. Bunun nedeni sadece İzmir’in “daha iyi kalkınmasını” (!) sağlamak mıdır; yoksa mevcut İzmir Kalkınma Kurulu’nun karşısına kendisine ait başka bir kalkınma kurulunu çıkararak ikinci bir siyasi alternatif yaratmak mıdır?

Tabii ki 13 Temmuz 2009 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye başkan danışmanı olarak atanan Doç. Dr. Mehmet Ufuk Tutan tarafından kaleme alınan manifestoda buna ilişkin bir gerekçe yer almamakla birlikte; asıl amacın Belediye’nin yönetim ve güdümünde olan bir kurul eliyle daha kolay hareket edilebilecek kalkınma ile ilgili ikinci bir iktidar alanının yaratılması olduğu görülmektedir.

s548250

Nitekim, yasal dayanağı olmadığı için ayrı bir yönerge ile şekillendirilen bu kurulun, 2009 sonrasında üyeliğe aldığı kişiler, yaptığı toplantılar, bu toplantılarda ele aldığı konular ve kendi içindeki örgütlenme şekli de hep bu düşüncenin varlığını ortaya koymuş; adeta hükümete ya da iktidara ait bir kurulun karşısına kendi kurulunu çıkarma düşüncesinin kanıtları olarak değerlendirilmiştir.

Devam Edecek 

Hiç bir şey tesadüf değil aslında…

Ali Rıza Avcan

Son yıllarda İzmir’deki birçok şey ters gitmeye başladı…

Önce belediye içi dinamiklerden kaynaklanıp üst düzey belediye yöneticilerinin tutuklanması ile başlayan bir dava sürecini yaşadık… Halen sonuçlanmayan bu süreç içinde eski siyasi güç ve etkisini kaybedip iktidarla daha uyumlu daha esnek bir belediye yapısının ortaya çıktığını gördük…

Ardından bu süreci yaşayan belediye kadrolarının ayrılması, işten uzaklaştırılması ya da emekli olmasıyla belediye yönetici kadrolarının değiştiğini, daha iyi iş yapacağı gerekçesiyle diğer illerden İzmir’i tanımayan bürokratların ekip olarak ithal edildiğini ve onların da çok kısa bir sürede tüm yönetim basamaklarını hızla tırmanarak en üst makamlara yerleştiğini gördük…

Bu sürede belediye başkanı danışmanlarının değiştiğini, bölge ve şehir planlama konusunda isim yapmış hocaların danışman olarak belediyede etkili olduğunu izledik…

Ama o tarihlerden bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ürettiği büyük ölçekli proje ve uygulamaların, İzmir kamuoyunu memnun etmediğini, bu projelerin memnuniyetsizlik yarattığını da gördük… Ya da proje olarak yürütülen birçok çalışmadan İzmir kamuoyunun haberinin bile olmadığını fark ettik…

aziz-kocaoglu-02

2009-2016 döneminde bu yeni kadronun üretip vitrine koyduğu ‘İzmir-Tarih’, ‘İzmir-Deniz’, ‘Konak ve Karşıyaka Tramvayları’, ‘İzmir Ulaşımında Devrim’, ‘İzmirim Kart’, ‘Yamanlar Katı Atık Bertaraf Tesisi’ gibi büyük projeler hep böyle, kamuoyunda tepkiye neden olan, eleştirilen projeler oldu… Diğer yandan ayrı bir ekip tarafından üretilen ‘Yarımada’, ‘Gediz-Bakırçay’ veya ‘Büyük Menderes Havzası’ strateji çalışmaları ise çoğu İzmirli’nin bilmediği ya da ne işe yaradığını çözemediği çalışmalardı…

Oysa bütün bu projeler, araya ‘yönetişim’, ‘tasarım’, ‘katılım’, ‘inovasyon’ gibi sözcüklerin tüketilmesi suretiyle belediyenin tanıtımında kullanılıyor; belediyenin önemli işler yaptığı ve başardığı gibi bir algı yaratılıyordu…

İzmir kamuoyunun, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu büyük projeleri ile ilgili ilk örgütlü ve büyük tepkisi, son günlerini saydığımız 2016 yılı yaz aylarında gündeme giren ‘Yeni Kültürpark Projesi’ ile ortaya çıktı…

Sayısı 21.000’e ulaşan İzmirli, ‘Kültürpark’a Dokunma!’ diyerek bir araya geliyor ve bu projenin Kültürpark’ın mevcut dokusuna zarar vereceği düşüncesiyle projenin uygulamadan kaldırılmasını istiyordu… Bu itiraza meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, kent konseyleri de destek verdi… Böylelikle sesi İzmir dışından bile duyulan bir itiraz, İzmir gündeminin başına yerleşti… Belediye ise daha önce hiçbir projesinde ihtiyaç duymadığı ölçüde büyük bir halkla ilişkiler kampanyası düzenleyerek, büyük paralar harcayarak, elindeki tüm imkânları, insanları, makamları ve güçleri kullanarak buna karşı çıkmaya çalıştı…

Konu şimdi Koruma Kurulu’nun gündeminde olduğu için tüm taraflar kurulun vereceği kararı bekliyorlar…

Şimdi isterseniz bu bekleme döneminde kendimize dönüp şu soruyu soralım:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin son yıllarda kâh kendi başına, kâh İzmirli ya da İstanbullu sermaye çevreleriyle bir araya gelerek uygulama soktuğu büyük projelerde ne hatalar var ya da ne eksiklikler var ki; bunları İzmirli’ye kabul ettirmede zorluk çekiyor? Bu projeler, adı söylendiğinde kahır ekseriyetin ceketlerini ilikleyip saygı gösterdikleri hocalar tarafından kurgulandığı ve savunulduğu halde bu projeler, siyasi taraftarlar dışında niye geniş toplum kesimleri tarafından kabul görmüyor? Bu projeler İzmir’in tanınmış kent simsarları ya da iktidar destekli inşaat şirketleri tarafından desteklendiği halde İzmirli bu projelere niye şüpheyle bakıyor ve yüksek bir sesle “hayır” diyor?

Gelin isterseniz, hem bunun nedenini öğrenmek hem de bu tespit üzerinden çözüm üretmek için bu soruya hep birlikte yanıt vermeye çalışalım…

Bence, bu soruların temelinde çağdaş kapitalizmin ve onun fikriyatını oluşturan neo-liberal anlayışın sihirli bir sözcük olarak önümüze koyduğu ‘yönetişim’ kavramı yatıyor.

Thatcher ya da Özal’la simgeleşen 1980’li yılların özelleştirmeci politikalarının hemen ardından Dünya Bankası, OECD, İMF, Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası, FED, Birleşmiş Milletler, UNDP ve Unesco gibi uluslararası kuruluşlar tarafından ortaya atılıp geliştirilen ‘yönetişim’ zihniyeti, yeni bir siyasi iktidar aracı olarak halka ya da millete dayalı kamu yönetimi yerine devletin özel sektörle ve sivil toplumla işbirliği yapmasını, özel sektörün ve sivil toplumun önünü açmasını, onlara rehber olmasını öneriyor. Bunun için de ‘yönetişim’ zihniyetinin bileşeni olan ‘katılımcılık’, ‘şeffaflık’, ‘hesap verebilirlik’ ve ‘yerindenlik’ gibi kavramları kullanarak daha demokrat olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Böylelikle ulusal devletin ve ulusal egemenliğin ortadan kaldırılarak yerelin bağımsız kuruluşlar, kalkınma ajansları, kent konseyleri ve şirketleşmiş belediyeler eliyle uluslararası sisteme eklemlenmesini arzuluyor.

aztr232

İzmir, bu süreci; yani yönetişim zihniyetinin bu topraklarda yerleşmesini, bir ‘İzmir Yerel Yönetişim Sistemi’nin kurulması sürecini 2009 yılından bu yana yaşıyor:

2009 tarihli İzmir Kültür Çalıştayı, 2011 tarihli İzmir Tasarım Çalıştayı ve 2013 tarihli İzmir Ekoloji Forumu, bu sürecin entelektüel anlamda tasarlanıp kabul gördüğü çıkış noktaları olmuştur.

Ardından İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu, İzmir Kent Konseyi (İEKKK), İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) ve TARKEM gibi yönetişim mekanizmasının dişlileri olarak kabul ettiğimiz örgütlerin kuruluşuna geçilmiştir.

Bu kuruluşlar içinde yer alan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) hem siyasi anlamda iktidar denetimindeki İzmir Kalkınma Ajansı ve Kalkınma Kurulu’na alternatif olması hem de üye yapısı ve 2009-2016 dönemindeki performansıyla bu sistemin merkez üssü olduğunu göstermiştir.

İzmir Kent Konseyi ise bileşenlerinden biri olan özel sermaye temsilcilerinin İEKKK’na kaydırılması nedeniyle hem ‘yönetişim’ anlayışı hem de faaliyetleri açısından zayıflamış, 2015 yılı sonunda başkanlığına istenmeyen kişilerin seçilmesi nedeniyle tümüyle gözden düşmüştür.

İdeolojik altyapısı ve mekanizması bu şekilde kurgulanan ‘İzmir Yerel Yönetişim Sistemini’ harekete geçiren şey ise, kent merkezinden başlayıp tüm İzmir’i kapsayan stratejik çalışmalar, büyük boyutlu projeler ve yatırımlar olmuştur. Bu anlamda bölgesel stratejik çalışmalarla büyük boyutlu proje ve yatırımların bu sistemi besleyen, hatta tekrar tekrar üretip gelişmesini sağlayan temel besinlere dönüştüğünü söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin girişimiyle bir ‘patronlar kulübü’ olarak kurulan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKK), bu sistemin merkez üssü olarak kentle ilgili tüm konuları, büyük projeleri görüşerek, şekillendirerek ve projelerin taraflarını belirleyerek bu sistemin projeler üzerinden çalışmasını sağlamaktadır.

basg2132131

Bu kurulun bilgisi, görgüsü ve gözetimi altında çoğu başkan danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli ve ekibi tarafından hazırlanan ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi’, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Deniz İle İlişkisini Geliştirme Projesi’, ‘Yeni Kültürpark Projesi’ gibi büyük projeler, ‘Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’, ‘Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’, ‘Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi’ gibi stratejik planlama çalışmaları bu süreç içinde gerçek, aktif ve kucaklayıcı bir katılıma önem vermemeleri ve genellikle başlangıçta öngörülen senaryonun kabulü ile sonuçlandığından İzmir halkının, daha doğru bir deyimle kamusal yararı yerine, üniversiteler tarafından desteklenen bu patronlar kulübünün talep ve beklentilerini karşılamıştır.

Amaç ise, İzmirli ya da başka yerli sermayeye yerel yönetimlerin elindeki kamu yetki ve mallarını kullanarak daha fazla rant, daha fazla kâr, daha fazla sermaye yaratmaktır…

Yeni Kültürpark Projesi’ de, işte bu mekanizmanın çalışması için tasarlanıp üretilen bir projedir. Böylelikle kamunun elinde bulunan bir kamusal alan, hem bu alanda gerçekleştirilecek kamusal yatırımla hem de yakınındaki başka bir özel yatırımla ilişkilendirilerek kentin tam da ortasında, Basmane-Çankaya tarihi bölgesindeki yeni bir mutenalaştırma harekâtının merkez üssü yapılmak istenmektedir.

Bu harekâtta başkan danışmanı olan hocaların, meclis üyelerinin, ilçe belediye başkanlarının, serbest çalışan bazı mimarların, bu işle ilgili üniversitelerin, EGİAD, İZSİAD gibi özel sektör derneklerinin, CHP il başkanının desteği yanında hem İzmir sermayesinin hem de İstanbul, Ankara sermayesi ile iktidarın temsilcisi olan Folkart’ın desteği, hatta işbirliği sağlanmış; böylelikle ‘Kültürpark’a Dokunma!’ diyen halkın karşısına sermaye yanlısı koskocaman bir cephenin örülmesi sağlanmıştır…

Bu anlamda, 2016 yılı armağanı olarak karşımıza çıkarılan ‘Yeni Kültürpark Projesi’nin bu ‘yönetişim’ zihniyeti çerçevesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kamu mallarıyla yasal yetkilerini arkasına alan sermaye gruplarıyla onların sivil toplum örgütlerinin geliştirdikleri bir proje olarak algılamamız gerekir.

Nitekim yaz ayları içinde sosyal medyada bu grupların önde gelen temsilcileriyle yaptığımız yazışmalar da bu durumu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Böylelikle bir kent parkı olarak kabul ettiğimiz Kültürpark’ın hemen yanındaki devasa bir Folkart gökdeleni ile birlikte Basmane-Çankaya-Oteller Bölgesi’ndeki ikinci bir mutenalaştırma (soylulaştırma) harekâtının merkez üssü olacağını öğrendik.

Böylelikle bu bölgede Kültürpark ve Folkart gökdeleni üzerinden başlatılan mutenalaştırma (soylulaştırma) harekâtının, bu bölgenin kuzeyindeki Kemeraltı-Basmane-Kadifekale bölgesi için yine İzmir Büyükşehir ve Konak Belediyeleriyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin % 30 oranında hissedar olduğu TARKEM A.Ş. isimli çok ortaklı özel şirket eliyle gerçekleştirilecek diğer bir mutanelaştırma (soylulaştırma) harekâtı ile birleşeceğini; böylelikle İzmir kentinin tam da ortasındaki çok büyük tarihi bir bölgenin yakın bir gelecekte İzmir olmaktan çıkacağını; başka bir deyişle tanınmayacak hale geleceğini anladık.

Üstüne üstlük Kadifekale’den bile daha yüksek olacak o devasa gökdelene İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin taşınacağını da hayretle karşılayarak…

2017’de Suriyeli çocuklar da süt içebilecek

Seniye Nazik Işık

Hepimiz biliyoruz, Türkiye zor günlerden geçiyor. Her gün çok sayıda insanımızı terör olaylarında kaybediyoruz. Acılardan neredeyse uyuşmuşken, 11 Aralık Pazar günü yeniden yandık, kavrulduk; 38’i polis 44 vatandaşımızı İstanbul’daki patlamalara kurban verdik. Hepsine rahmet, ailelerine, sevenlerine, hepimize sabır, metanet diliyorum.

12973_20141219115342_sutkuzusu_ilustrasyon

Durum böyleyken, yazmak zor. Sonunda kendimi, hayatı olağan akışındaymış gibi sürdürmek lazım diye zorlayarak yazmaya ikna ettim.

Türkiye bir zamanlar transit ülkeydi; yani ülkesini terk edenlerin üçüncü bir ülkeye geçerken mecburiyetten kaldığı ülke.

Son yıllarda durum değişti, hala gönüllerin transit ülkesi olsa da Türkiye bir nihai ülke. Bu gelişmenin esas nedeni Suriyeliler olmasa da 3 milyonu aşkın Suriyeli, buradan öteye gidişleri de sıfırlanınca net bir şekilde hedef ülke olduk.

Bunca Suriyeli neden, nasıl Türkiye’ye geldi?” ile başlayan pek çok soru olsa da, bunlar yazımın dışında bırakıyorum.

Ama şunları kaydediyorum: Suriyeliler Türkiye’nin her yerinde. Genellikle zor şartlardalar. Özellikle vatandaşlık verilirse (yani seçmen olmaya hak kazanırlarsa) Türkiye’deki siyasi dengeleri çok etkileyeceklerine inanılıyor. İlaveten iş için rekabet de onları aramızda ‘istenmeyen insanlar’ yapıyor.

Yine de konu çocuk olunca, insanlar bu olumsuz duygu ve düşünceleri bir yana bırakabiliyor, Belediyeler bu duyarlılığı kavrayıp taleplere doğru cevabı vermeye başlayabiliyor.

Örneğimiz İzmir’den.

İzmir’de Konak, Karabağlar, Buca, Torbalı gibi ilçelerde 150 binden fazla kayıtlı Suriyeli yaşıyor. Tahminen 25-30 bini 1-5 yaş arasında çocuk; yani yaş itibariyle Büyükşehir Belediyesi’nin Süt Kuzusu Projesi kapsamındalar.

Belediye Kanunu’na göre yerel yönetimler hemşerilerine, yani sadece vatandaşlara değil görev alanlarına giren yerelde yaşayan herkese hizmet etmekle görevli. Bu kural hem bir yasal düzenleme hem de yerel yönetimlere dair tüm uluslararası sözleşmelerin vazgeçilmez hükmü.

Bu uluslararası ilkeyi ve yasal düzenlemeyi dikkate alan Konak ve Karabağlar Kent Konseyleri Suriyeli ailelerin yaşam şartlarını da dikkate alarak, 2016 başlarında, çocukların süt yardımından yararlanmasını talep ettiler. İki Konsey’in ilk başvuruları Karabağlar’a “ileride dikkate alınacak”, Konak’a “Mernis’e kayıtlı olmadıkları için verilemez” diye cevaplandı.

İki Kent Konseyi, Suriyeliler Mernis’e kaydedilmeye başlanınca bu kez ortak bir başvuru hazırladı. 220 dernek, vakıf, sendika, oda kurumsal imzasını verdi. Üç İzmir milletvekili de destek imzası attı.

Her şeyden önce bu kadar büyük sayıda STK’nın imza atması siyasi bir mesajdı: “Konumuz çocuk ise insani yardım hepimizin ortak talebi”.

Belediye bu mesajı aldı. 7 Aralık’ta Büyükşehir’den gelen cevap, Mernis’e kayıtlı Suriyeli çocukların 2017’de başlayacak yeni dağıtım döneminde Süt Kuzusu Projesinden yararlandırılacağını söylüyordu.

suriyeli-cocuklar

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Süt Kuzusu Projesiyle İzmir’de 135 bin çocuğa haftada 2 litre süt içiriyor. Suriyeli çocukların kapsama alınmasıyla bu sayı en az 160 bine tırmanacak.

Ben acaba şehirde belirli noktalarda çocuklara karavanla hizmet verilirse, düzenli adresleri olmayan Suriyeli çocuklar da günde bir bardak olsun süt içebilir mi? diye düşünmeye başladım…

Biliyorum kolay değil. İzmir’de Büyükşehir Başkanı eften püften nedenlerle 387 yılla yargılanıyor, Belediyelerde Sayıştay denetimlerinin bini bir para. Devletin tepesi, Suriye söylemini üç öğün değiştirdiğinden güvenilir değil.

Son söz yerine:

Günde bir bardak süt için çok bekledi Suriyeli çocuklar. Hayırlı olsun.

Asıl beklenense, “Belediyeler vatandaş olmayan hemşerilerine hizmet ve katılım kapısını nasıl açacak?” sorusunun cevabı. Çünkü barışmamız gereken bir gerçek var: Türkiye hedef ülke, gelenlerin çoğu bizimle yaşamaya devam edecek.

İzmir Körfez Geçişi Projesi – 10

Ali Rıza Avcan

Bugün artık TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin hazırladığı ‘İzmir Körfezi Köprü Ada Tünel Geçişi Projesi Değerlendirme Raporu‘nu inceleme işini bitiriyoruz. 

Değerlendirmemizin bugünkü konusu, İzmir Körfezi’nin tam ortasına yapılacak ampul şeklindeki yapay ada için dünyanın iki ülkesinden verilen örneklerle İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak yapay ada arasındaki benzerlik ya da farklılıkları inceleyip örnek verilen bu iki köprünün aslında örnek gösterilemeyeceğini anlatmakla ilgili.

İzmir körfezi geçiş projesi sunumunu yapan Yüksel Proje Yol Grup Müdürü İnşaat Mühendisi Özgür Uğurlu örnek olarak, Baltık Denizi’ndeki Oresund boğazında yapılmış olan İsveç ile Danimarka’yı birbirine bağlayan Oresund köprü tünel projesini göstermiştir.

oresund_bridge_plan
Öresund Köprüsü

Öresund Köprüsü (Danca: Øresundsbroen, İsveççe: Öresundsbron) İsveç ile Danimarka arasında yer alan Öresund Boğazı’nda iki şeritli demiryoluna ve dört şeritli karayoluna sahip olan birleşik bir köprüdür. Köprü Avrupa’da hem demiryolu hem karayolu taşımacılığının yapıldığı 4 kilometresi tünel, 4 kilometresi ada ve 8 kilometresi köprü olan en büyük birleşik köprüdür ve Öresund Bölgesi’nin iki metropolitan alanı olan Danimarka’nın başkenti 1.280.371 nüfuslu Kopenhag ile İsveç’in önemli şehirlerinden 308.873 nüfuslu Malmö’yü birbirine bağlar. Avrupa Birliği’nin uluslararası E20 yolu burada, Oresund Demiryolu gibi denizin ortasında iki şeritli bir otoyolla tünele bağlanır. Öresund dünyadaki en büyük sınırötesi köprü ve aynı zamanda özel teşebbüsle yapılıp işletilen en büyük köprüdür.

Öresund Köprüsü, İsveç’in Malmö kentinden başlar. Köprü Öresund Boğazı’nın ortasında, Peberholm denen yapay bir ada üzerinde sona erer ve burada deniz altından ilerleyen bir tünelle birleşir. Bir ayağı İsveç’te olan köprünün Danimarka’nın asıl topraklarında ayağı yoktur. Bu nedenle köprünün bittiği bu yapay ada resmî olarak İsveç’e aittir. Peberholm Adası’nın uzunluğu 4 kilometreden fazla olup, genişliği ise birkaç yüz metredir. Adada yerleşim yoktur.

oresund3
Öresund Köprüsü

Peberholm Adası’nda Öresund Köprüsü’nün bittiği yer ile Danimarka’nın en yakın yerleşim birimi arasını bağlayan hatta Drodgen Tüneli denir. (Danca: Drogdentunnelen) Bu tünel, 4.050 metre uzunluğundadır. Bunun 3.150 metresi deniz altında inşa edilmiştir. Öresund Köprüsü’nü uzatmak yerine bir tünel yapılmasının nedeni bu bölgenin Kopenhag Havaalanı’na çok yakın olmasıdır.

Kuzey denizlerinin rüzgarlı dönemlerinde çalışamayan feribot deniz ulaşımına da bir alternatif ve zorunluluk olarak planlanıp uygulandığı belirtilmektedir.

peberholm_small
Peberholm Adası

Diğer anlatılan örnek ise uzak doğuda geçmişte 1990’lara kadar, İngiliz sömürgesi olan Hong Kong ile yine geçmişte Belçika sömürgesi olan Macao bölgelerini birbirine bağlamak için inşaatı sürmekte olan Zhuhai köprü tünel projesidir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Pearl River deltasındaki üç büyük kenti (Hong Kong, Makao ve Zhuhai) birbirine bağlayan köprünün uzunluğu 29,6 kilometre, batırma tünelin uzunluğu 4.860 metre, adanın büyüklüğü ise 130 hektar kadardır. 

zhu-hai-hk-macau-bridge
Zhuhai HKMZ Köprü Tünel Projesi
fig-4-visualization-of-the-west-artificial-island
Zhuhai HKMZ Köprüsü, HKBCF Yapay Adası

Çin’in güneyinde iki özerk yönetim bölgesi olan Hong Kong ve Macao güney Asya’nın en güçlü iki serbest pazarı, güçlü iki endüstri, liman ve turizm kentleridir. Zhuhai HKMZ köprü tüneli bu iki özellikli kenti ve ekonomiyi birbirine bağlamaktadır.

Verilen bu örneklerin kendine özgü koşul ve gerekçelerinin, kültürel, mekânsal, fiziki ya da ekonomik pozisyonlarının İzmir kenti ve İzmir körfezi ile ve İzmir körfez geçiş projesi ile hiçbir benzerliğinden söz edilemez.

Sonuç:

İzmir körfezinin su sirkülasyonuna yapay ada ve köprü ayakları ile engel oluşturarak kirliliğin sürmesine neden olacak olan, ekonomik açıdan fizıbıl olmayan, kentin erişim, ulaşım talepleriyle ve kent içi ulaşımla hiçbir ilişkisi bulunmayan, kentin ulaşım ve imar planlarının önerisi olmayan ve sulak alanlara, doğal sit alanlarına ve koruma alanlarına büyük zarar verecek olan bu projeden vazgeçilmeli, bir daha gündeme getirilmemek üzere unutulmalıdır.

İzmir kentini, kentsel alanı ve körfezi doğrudan etkileyecek İzmir Körfezi Geçiş Projesi karayolu-otoyol gibi büyük teknik altyapı projelerinin, kent planlarının (ulaşım ve imar planları) kararına dayanması ve bu gibi büyük yatırımların kentin mekânsal oluşumuna, doğal değerlerine zarar vermeyecek şekilde, bilimsel ve akılcı tercihlerle planlanmasına özen gösterilmelidir.

Yüksek maliyetli ulaşım, altyapı projelerinin ve yatırımlarının seçiminde de teknik, bilimsel ve akılcı yöntemler esas alınmalı, kaynaklar kentin ulaşım sorunlarını çözecek öncelikli kamu toplu ulaşım projelerine harcanmalıdır.

Özetlenen duyarlılıkların gösterilmediği durumlarda, bu ve benzeri projelerle kentlerde kamusal yarar yerine, giderilmesi olanaksız ve büyük ölçüde mali kaynak israfına ve çevresel, kamusal zarara neden olunacaktır.

30 Haziran 2015

Hasan TOPAL
Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Devam Edecek…

İzmir Körfez Geçişi Projesi – 7

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesini ayrıntılı bir şekilde anlatmaya çalıştığımız bu yazı serisinin altıncısında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürlüğü’nün Alsancak Limanı’na giriş yapacak gemilerin rotasındaki deniz tabanını tarayarak derinleştirmek ve körfezdeki su sirkülasyonunu arttırarak su kalitesini iyileştirmek amacıyla birlikte hazırladıkları İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyonu Projesinden söz etmiş ve bu proje sayesinde körfez akıntısında sağlanacak % 40 oranındaki artışın, yine aynı bakanlığa bağlı Karayolları (TCK) Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak İzmir Körfez Geçişi Projesi ile % 10-15 düzeyine düşeceğini; böylelikle İzmir Körfezi’ndeki suyun daha zor temizleneceğini ve körfezin daha kısa bir sürede sığlaşacağını anlatmaya çalışmıştık.

İzmir Körfezi’nde uygulanacak bu iki projeden birinin, diğerinin sağlayacağı faydayı ortadan kaldırmak ya da azaltmak suretiyle harcanarak milyonlarca doların kaybına neden olması, bizce İzmir kamuoyunun gündeminin başına yerleşmesi gereken çok önemli bir olaydır.

Çünkü körfez suyunun akıntının arttırılması suretiyle daha kısa ve kolay bir şekilde temizlenmesini; ayrıca İzmir Limanı’nın eski önemine kavuşmasını hedefleyen dev bir proje, İzmir için bir ihtiyaç ya da talebe dönüşmemiş başka bir dev proje ile baltalanmakta, İzmir’in geleceği açısından hayati olan önemli bir projenin önü tepeden inerek gelen başka bir dev proje ile kesilmektedir.

topografik-harita

O nedenle bu konu üzerinde biraz daha fazla durmak istiyoruz.

Böylesi bir incelemeye, geçtiğimiz günlerde Facebook’taki Kent Stratejileri Merkezi isimli grubumuzun dosyalar kısmına eklediğimiz İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi (İzmir İli, Konak İlçesi) Nihai Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporuna bakarak başlamak istiyoruz.

Toplam 548 sayfadan oluşan bu rapor elimizde olmasına karşın, bu rapordan daha kalın olduğuna inandığımız eklerine ise şimdilik ulaşamadığımız için bu ekleri, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan talep ettik.

2013 yılında hazırlanıp ancak 2016 yılında onaylanan bu raporu aslında hepimiz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ve onun başkanının 2013-2016 döneminde sık sık basına yansıyan “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı belediyemize ait Büyük Körfez Projemizle ilgili ÇED raporumuzu oyalayıp onaylamıyor” itiraz ve isyanları nedeniyle gayet iyi tanıyoruz. Ancak uzun bir süre bekletilip onaylanmadığı için belediyenin çıkışlarını haklı gördüğümüz bu raporun içeriğini ne yazık ki bugüne kadar bilmiyorduk.

TCDD ve İZSU adına, 2013 yılında DOKAY-ÇED Çevre Mühendisliği Ltd. Şti. tarafından hazırlanan bu rapor, belediye ile hükümetin Alsancak Limanı ve çevresine ait imar planları nedeniyle karşı karşıya gelip restleşmesi ve değişik davaların açılması nedeniyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından uzunca bir süre bekletilip onaylanmamıştı. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uzun süreli takibi ve bizim bilmediğimiz bir takım pazarlıklar sonucunda ancak içinde bulunduğumuz 2016 yılında kabul edilebilip uygulamaya koyulabildi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmakla birlikte ancak 2016 yılında onaylanan bu 548 sayfalık raporu ayrıntılı bir şekilde incelediğimizde projenin hazırlık sürecinde;

  • TCDD ve İZSU arasında 08.08.2011 tarihinde imzalanan bir protokol ile yapılması planlanan iyileştirme (rehabilitasyon) çalışmalarının ve bu çalışmalara ilişkin ÇED sürecinin entegre olarak yürütülmesine karar verildiğini,
  • Toplu ulaşımdaki TCDD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi işbirliğinin İZBAN A.Ş. şeklinde karşımıza çıkmasında olduğu gibi, İzmir Körfezi’nde hem Alsancak Limanı’nın hem de körfezin taranarak daha büyük gemilerin trafiğine uygun hale getirilmesi ve körfezdeki su kalitesinin iyileştirilmesi amacıyla TCDD ve IZSU tarafından gerçekleştirilen işbirliği çerçevesinde, İzmir Körfezi’nin ekonomik ve ekolojik değerini arttırmaya yönelik çalışmalar kamu yararını gözeterek ilişkilendirildiğini, bütünleşik bir planlama ve yönetim sürecini olanaklı kılmak amacıyla çalışmalara ilişkin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin birlikte yürütülmesine karar verildiğini ve bu bağlamda, gerekli izin ve onayların birlikte alınması konusunda işbirliği yapmak üzere karşılıklı bir mutabakatın sağlandığını,
  • Proje kapsamındaki bazı alanlar ÇED uygulamasından muaf olmakla birlikte projenin bütünleşik (entegre) bir proje olması, İzmir ve ülkemiz açısından önemi ve çevresel duyarlılık düşüncesi nedeniyle proje kapsamında yapılacak tüm işler ÇED raporu kapsamında değerlendirildiğini öğrendik.

TCDD ve İZSU’nun ortak girişimleri sonucu yapılacak işbirliği çerçevesinde iyileştirme (rehabilitasyon) çalışmaları tarama, dolgu, inşaat ve geri kazanım işleri boyutunda şu şekilde sıralanabilir:

  1. Alsancak Limanı’yla liman yaklaşım ve akıntı iyileştirme kanallarındaki tarama işlemleri,
  2. Yarım kalan yeni konteyner terminali kapsamında yapılacak dolgu ve inşaat çalışmaları,
  3. Tarama malzemesinin mülkiyeti İZSU’ya ait Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nde ve kuzeyinde yer alan alanda geri kazanımı çalışmaları,
  4. Tarama malzemesinin yeni oluşturulacak iki ayrı doğal yaşam adasında kullanılması,
  5. Tarama malzemesinin nihai aktarımla değişik kullanım alanlarında değerlendirilmesi,
  6. Liman gelişim planı kapsamında yeniden yapılandırılması planlanan Kruvaziyer Limanı’nda 5 adet yeni nesil kruvaziyer geminin yanaşabileceği şekilde 2 adet parmak iskelenin yapılması.

Proje ile İzmir Körfezi’nde deniz suyu kalitesinin yükseltilmesi ve özellikle karasallaşma nedeniyle niteliği bozulmakta olan İzmir İç ve Orta Körfezi kuzey kıyılarında sudaki oksijen miktarının arttırılması sağlanacaktır. Böylelikle; Körfez suyundaki kalitenin artması sonucu tarih boyunca çok büyük balık üretiminin yaşandığı İzmir Körfezinde tekrar balık üretimine geçilecek ve balıkçılık artacaktır. Balıkçılık ile birlikte amatör ve profesyonel olarak su sporları yatçılık vb. kullanımlarla İzmirliler’in İzmir Körfezi ile buluşması sağlanacaktır.

yuzulebilir_korfez12

2013 tarihli ÇED raporu ile 2016 tarihli Nihai ÇED Raporunda projenin toplam maliyeti 800 Milyon Türk Lirası olarak belirtilmekle birlikte yapılması öngörülen çok fazla sayıdaki iş ve aradan geçen 3-4 yılın sonunda projenin artık bu rakamlar içinde gerçekleşmeyeceği hepimizin malumudur.

Proje kapsamında yapılacak tarama işlemlerinin körfez içinde yaratacağı tahribat ile Ramsar Bölgesi olarak ilan edilen Gediz Deltası ile İzmir Kuş Cenneti önünde, deniz dibinden çıkarılacak malzeme ile yaratılacak iki adanın körfezin kendi iç dengesi içinde yaratacağı olası olumsuz etkiler açısından projenin uygulama aşamasında dikkatle izlenmesi gerekmektedir.

Ayrıntılı olarak incelediğimiz Nihai ÇED Raporunun 442-443. sayfalarında, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesinin inşaat ve işletme aşamalarında Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yürütülen İzmir Körfez Geçişi Projesi ile etkileşimi konusunda aynen şöyle söylenmektedir:

İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi kapsamında yapılacak faaliyetlerin Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yürütülmekte olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile etkileşimini değerlendirmek amacıyla Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’ne müracaat edilmiştir. Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü tarafından 26.06.2013 tarih ve 95420 sayı ile verilen görüşe göre; İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi çalışmaları kapsamında; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından proje çalışmaları devam etmekte olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili olarak; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından çalışma yürütülen alanlarda ayrıntılı projelerin hazırlanmasından sonra sunularak söz konusu proje ile ilgili görüş alınacaktır.

 Ayrıca; Proje çalışmaları kapsamında kullanılacak ulaşım güzergâhlarında; devlet ve il yolları ile otoyollara çıkacak araçlarda 2918 sayılı Trafik Kanunu ve Trafik Yönetmeliği’nde araçların yüklenmesi hükümlerine uyulacak, taşıma sınırının üzerinde yükleme yapılmayacak, taşıma sırasında araç konvoyu oluşturulmayacak, araçlardan yola malzeme akması ve düşmesi önlenecek ve trafik güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm tedbirler alınacaktır.

 Hem İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi hem de Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yürütülmekte olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak, Proje başlangıcından nihai oluncaya kadar yapılacak tüm iş ve işlemlerle ilgili Karayolları Genel Müdürlüğü ve Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü ile koordineli çalışılacak ve yapılacak olan bir protokol esaslarına göre çalışmalar yürütülecektir. Ayrıca, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak aşağıdaki taahhütlere uyulacaktır. Bunlar;

 Körfez geçişi proje alanı köprü veya tüp geçit güvenlik alanı olarak ayrılacaktır.

  • Sınırları belirtilmiş dolgu ve faaliyet alanı yaklaşma sınırında kalan alanda yapılacak her türlü ilave dolgu ve inşaat faaliyetleri ile liman inşaatı ve işletmesi esnasında Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait bağlantı yolları ile İzmir Körfez Geçişi köprüsünde meydana gelebilecek hasarlar ile üçüncü şahısların uğrayacağı zarar ve ziyanlardan Proje Sahibi sorumlu olacaktır.
  • Körfez geçişi inşaatı ve işletmesi süresince limana gelecek gemilerin güvenli bir geçiş sağlaması için kılavuz eşliğinde geçiş sağlanacaktır.
  • Limana yük getiren gemilerin yüklü veya yüksüz olarak geçişleri sırasında Körfez Geçişi Projesi’nin inşaatı süresince faaliyetlerini aksatmadan ve işletme aşamalarında köprü ortasından güvenli yükseklik payı bırakılarak (köprü yüksekliği dikkate alınarak) ve/veya tünel üzerinden belirlenmiş seyrüsefer kanalından (ulusal koridordan) geçilecektir.
  • Körfez köprüsü ve/veya tüp geçit eksenin her iki yönünde körfez köprüsü yaklaşım mesafelerine ve köprü ayağı güvenlik mesafelerine uygun hareket edilecek ve hiçbir inşaat faaliyette bulunulmayacaktır.
  • Körfez Geçişi Projesi’nin inşaatı sırasında güzergâhı keserek geçecek olan gemilerinin inşaat çalışmalarını etkilemeden, Karayolları 2. Bölge Müdürlüğünden verilecek iş programı dikkate alınarak geçiş zamanları belirlenecektir.
  • Körfez Geçişi Projesi’nin bir bölümü olan suyun altındaki tünel ile oluşturulması planlanan adayı ve köprüyü etkilemeyecek şekilde geçişler sağlanacaktır.
  • Herhangi bir gemi sürüklenmesi, gemi kazası, yangın veya patlama olması durumunda ve bu durumun körfez geçişi inşaatına zarar vermesi durumunda zarar, Proje Sahibi tarafından karşılanacaktır.
  • Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’nden uygun görüş alınmadan inşaata başlanılmayacaktır.

korfezz

Ancak bize toplantılarda anlatılan ve yönelttiğimiz sorulara verilen yanıtlarda İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile körfez akıntılarında % 40 oranında bir iyileşme olacağına ve bu iyileşmenin İzmir Körfez Geçişi Projesi ile % 10-15 oranına düşeceğine ilişkin çok önemli bilginin, incelemesini yaptığımız nihai ÇED raporunun her iki projenin etkileşimin ele alındığı yukarıdaki bölümünde ya da diğer bölümlerinde hiçbir şekilde belirtilmediğini, bu rakamların telaffuz dahi edilmediğini de görmek fırsatımız oldu.

Tabii ki bu arada bu iki projenin bize kazandıracağı ya da kaybettireceği şeylerle ilgili rakamlar resmi raporlara yazılamayacak kadar sakıncalı gayri resmi bilgiler mi? Diye düşünmekten de kendimizi alıkoyamadık…

Devam Edecek…

İzmir Körfez Geçişi Projesi – 6

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ başlıklı yazı serimizin bugüne kadarki bölümünde genel olarak projeyi tanıtmaya ağırlık verdik. Bu tanıtıma bugün de 24 Mayıs 2016 tarihinde Tepekule Kongre Merkezi’nde yapılan seminerde anlatılanlarla yöneltilen sorulara verilen yanıtları aktararak devam edeceğiz. Daha sonrasında ise TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin hazırladığı değerlendirme raporundan başlayarak değişik kurum, kuruluş, kesim ve kişilerin bu proje hakkındaki değerlendirmelerine, eleştirilerine yer vereceğiz. Böylelikle projeyi bilmeden onun hakkında değerlendirme yapma yanlışından uzak durmaya çalışacağız. Tabii yaptığımız değerlendirmelerde de, sık sık seri yazımızın ilk bölümlerinde yer alan bilgilere atıf yapacağız. O nedenle bu proje ile ilgili tüm görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerimizi bu seri yazının bütünü ölçeğinde dikkate almanızı rica edeceğiz.

24 Mayıs 2016 tarihinde Tepekule Kongre Merkezi Akdeniz Salonu’nda yapılan ‘İzmir Körfez Geçişi Projesi’ başlıklı seminer Fuat Günak`ın kolaylaştırıcılığında yapıldı.

imo-toplanti-02

Gürkan Erdoğan – TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Gürkan Erdoğan`ın açılış konuşmasından sonra ilk konuşmayı yapan Karayolları 2. Bölge Müdürü Abdulkadir Uraloğlu Karayolları Bölge Müdürlüğü`nün planlanan ve devam eden projeleriyle ilgili genel bilgileri, Yüksel Proje firmasından Körfez Geçişi Projesi Müdürü İnşaat Mühendisi Özgür Uğurlu ise başlangıç aşamasından itibaren tüm projenin gelişimiyle ilgili detaylı teknik bilgiler aktardı.

imo-toplanti-03
Abdülkadir Uraloğlu – Karayolları 2. Bölge Müdürü

Dr. Işıkhan Güler’in projede yer alan tünel, köprü ve yapay adanın körfez hidroliğine etkileriyle ilgili sunumundan sonra söz alan Yüksek Jeoloji Mühendisi Mustafa Kemal Akman ise projenin jeolojik ve geoteknik yönleriyle ilgili bilgiler verdi. 

imo-toplantc4b1-04

Özgür Uğurlu – Abdülkadir Uraloğlu – Işıkhan Güner – Mustafa Kemal Akman

Geniş bir katılımcı kitlesi tarafından ilgiyle izlenen seminere Aşağıdaki fotoğraftan da izleyeceğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden o tarihlerde genel sekreter yardımcısı, şimdi ise genel sekreter olan Dr. Buğra Gökçe, Urla ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Muzaffer Tunçağ, Başkan Danışmanı Bülent Tanık ve Ulaşım Daire Başkanı Fidan Arslan katıldı.

imo-toplanti-01
Katılımcılar

Seminerin soru-cevap kısmında ise sadece üç konuşmacının neler sorduklarını ve nasıl bir cevap aldıklarını hatırlıyorum:

Bunlardan birincisi, Urla ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Muzaffer Tunçağ’ın bu projenin bölgenin depremselliği çerçevesinde ne ölçüde güvenilir olduğuna ilişkin sorusuydu.

Bizim açımızdan da isabetli olan bu sorunun gündeme getirilmesi; bu bağlamda aktif fay hatlarının üstünde inşa edileceği anlaşılan bir köprü ile daldırma tüp tünelin bölgenin depremselliği açısından tartışılması çok doğruydu. Çünkü 1999-2000 dönemindeki İzmir Yerel Gümdem 21 sürecinde Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan RADIUS İzmir Deprem Senaryosu çalışmalarına katılmış, hatta 1999 Gölcük Depremi’nden sonra İzmir Yenikale’de bir donanma üssü kurulmasına yönelik girişimlere, o bölgenin aktif deprem kuşağında olması nedeniyle karşı çıkmıştık. Nitekim bu itirazımızın yerinde bulunması nedeniyle Gölcük’teki donanma üssü Yenikale’ye taşınmaktan vazgeçip Marmaris’teki Aksaz Üssü’ne taşınmıştı. Bütün bu geçmiş bilgileri çerçevesinde sorulan soruya ise hiçbir fay hattının proje alanından geçmediği, fay hatlarının proje alanı çevresinde kaldığı şeklinde bir yanıt verilerek bizleri ikna etmeyen bir yanıt verilmekle yetinildi. Oysa, hepimiz biliyoruz ki, proje alanında ya da yakın çevresinde bulunan tüm aktif fay hatları harekete geçtiklerinde hem üstündeki hem de yakın çevresindeki bütün yapılara, özellikle de yumuşak zeminde inşa edilmiş bir köprüyle o zemine indirilmiş deniz altındaki bir tünele de zarar verecek, ciddi hasarlara yol açacaktır. Bu hasarın, mevcut yapılar kadar deprem sonrasında çok önemli hale gelen ulaşım faaliyetlerinin aksaması açısından çok önemli olacağı unutulmamalıdır.

Proje ekibine yöneltilen ikinci soru ise, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı ve eski Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’tan gelen soru oldu. Bülent Tanık, 2023-2043 projeksiyonunda çok fazla yolculuk vaat etmeyen bu köprü ve daldırma tüp tünelde 3 gidiş, 3 geliş lastik tekerlekli araçlar + 1 gidiş, 1 geliş hafif raylı sistem için geniş bir geçiş bandının yaratılmasının doğru olup olmadığını, böylesi geniş bir geçiş bandının mevcut ve müstakbel talep açısından fazla olup olmadığı ile ilgiliydi. Buna verilen yanıt ise, 2009 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı hanehalkı anketleri üzerinden üretilen köprü geçiş tahminlerinin böylesine geniş bir geçişi gerektirdiği; ayrıca Karşıyaka ve Konak tramvaylarının bu geçişle körfez üzerinden birleştirilmesi düşüncesinden kaynaklandığı şeklinde olmuş ve  bu şekliyle katılımcıları ikna etmemiştir.

Proje ekibine yöneltilen üçüncü soru ise, eski İzmir İl Çevre ve Şehircilik Müdürü Osman Tatar tarafından yöneltilen körfezden çıkarılıp yapay ada yapımında kullanılacak tarama malzemesinin iddia edildiği gibi temiz olmadığına ilişkin bir soruydu. Bu soruya verilen yanıtta ise yapılan sondaj ve analizler çerçevesinde tarama yapılacak alandaki deniz dibi malzemesinin temiz olduğu şeklindeydi.

Bu toplantının bana göre en önemli sonucu ise, TCDD Genel Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü tarafından ortaklaşa yürütülecek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” kapsamında İzmir iç körfezi sularındaki akıntının % 40 oranında arttırılacak olmasına karşın; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilecek  ‘İzmir Körfez Geçişi Projesi’ kapsamında İzmir Körfezi’nin ortasına yerleştirilecek köprü, yapay ada ve daldırma tüp geçişle birlikte bu oranın % 10-15 düzeyine ineceğine ilişkin resmi bilgiyi ilk kez öğrenmiş olmamdı.

23297416

Öğrendiğim bu yeni bilgiye göre milyonlarca dolar harcanarak temizlenip akıntıları arttırılacak; böylelikle İzmir’i ikinci bir Efes olmaktan kurtaracak bir proje, iktidarın başka bir projesi ile baltalanıp körfez içi akıntılar beklenenden daha az arttırılacak, milyonlarca dolar böylelikle boşa harcanmış olacak ve İzmir Körfezi’nin önce bataklığa daha sonra ise yüzülemez, gezilemez, gemi ile gidilemez hale gelecek olmasıydı…

Yani İzmir, şu iki tercihle karşı karşıyaydı…..

Körfez içindeki akıntılarının zayıflamasıyla birlikte denizi zaman içinde önce bulanıklaşıp dolmakla birlikte güzel bir köprüsü olduğu için bununla övünen bir İzmir mi;

Yoksa akıntısı ve temizliği, bilinçli bir şekilde her geçen gün arttırılan körfezini ve doğal güzelliklerini koruyan, körfezi bataklığa dönüşmeyecek bir İzmir mi?

Devam Edecek…

İzmir Körfezi Geçişi Projesi – 1

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfezi Geçişi Projesi” adıyla anılan ve hepimizin gün batımlarını hayranlıkla izlediğimiz körfez panoramasının, bir “iktidar projesi” olarak yollar, viyadükler, adalar ve tüneller marifetiyle yok edilmesini, yaratılan ada, köprü ve yollarla İzmir’e bir AKP mührü vurmayı hedefleyen “Körfez Köprüsü” işi son günlerde tekrar kentin gündemine yerleşmeye başladı.

Bu anlamda zaman zaman yapılan toplantılar, seminerler, verilen demeçler ve gazete haberleri bu konunun kentin gündemine yavaş yavaş yerleşmesine ve kabul görmesine yönelik…

scx-3200_20161118_11233909

İşin inşaat kısmıyla ilgilenen müteahhitler, inşaat şirketleri, taşeronlar, mühendislik ve proje firmaları ise “buradan bize de bir iş çıkar mı” düşüncesiyle ellerini ovuşturarak beklemekteler…

Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, toplumun duyarlı kesimleri ise adeta böyle bir proje yokmuş gibi sessizlik içinde…

İşin en ilginç yanı, İzmirliler’in çoğu bu projeden ve ayrıntılarından habersiz…

O nedenle, verilen haberlerde anlatılan şeylerde bu projeye yönelik tek bir endişe, tek bir kaygı, tek bir eleştiri yer almıyor…

Aslında bu haberleri yayanlar da, bu proje haberleri karşısında sessiz kalanlar da gizli bir teslimiyet hali içindeler gibi…

Bu öylesine bir teslimiyet ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sırf başka projelerde hükümetin engellemeleriyle karşılaşmamak adına yeni hazırlanmakta olan Ulaşım Ana Planı içine bu projeyi yerleştireceği, gizli bir kabullenmişlik içinde yer aldığı dahi söylenmekte…

Çünkü bu proje hükümetin, AKP iktidarının; daha doğrusu “Binali Bey’in projesi”…

O nedenle, “gönlümüzdeki” olarak sevip saydığımız başbakanımızın, üstüne üstlük ERzincan kaynaklı milletvekilimizin söylediği, vaat ettiği bir projeye karşı çıkmayı dahi düşünmüyoruz…

Çünkü, 2014 yerel seçimlerinde AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, o tarihlerde hazırlattığı  ve içinde toplam 1.414 projenin yer aldığı “Yüzyılın Şehircilik Hareketi” isimli seçim beyannamesinin “Ulaşım’da Hayat -1” isimli kısmının 2. sırasında; “İzmir’e 65 Km. Altın Gerdanlık” başlığı altında Çiğli-Karşıyaka-Bayraklı-Bornova-Konak-Buca-Balçova-Narlıdere hattında İzmir Körfezi’ni çevreleyecek 65 km uzunluğundaki İzkaray’ın Balçova ile Çiğli’yi buluşturacağı, böylelikle İzmir’in Körfez ile buluşacağı müjdesini vermektedir.

Bu müjdeye göre “İzmir’in gerdanlığı Dünya’nın gözünü kamaştıracak!!!“, “Kıyı boyunca 8 farklı açık hava müzesi körfeze değer katacak.“, “Yat limanları, yeni iskeleler ve su parkları ile Körfez İzmirli’ye el uzatacak.“, “65 Km. kesintisiz yaya aksı insanlara etkinlik, eğlence, konserler ve spor alanları sunacak, kent parkları, kültürel tesisler ve meydanlar eşliğinde İzmirli kıyıya kavuşacak.

Ancak, bütün bu güzel vaatler öncesinde, aynı seçim beyannamesinin başında yer alan “Yüzyılın Şehircilik Hareketi“, “Dünyanın en özgür ve en katılımcı kent yönetimi sistemidir” ifadesinde kentle ilgili konularda özgürlüğün ve katılımcılığın önemli olduğu belirtilmektedir…

Yani, Binali Yıldırım’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olması durumunda İzmir’in Dünya’nın en özgür ve en katılımcı kent yönetimine sahip olacağı vaat edilmektedir…

Şayet 30 Mart 2014 tarihinde yapılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini gerçek bir katılım yöntemi olarak kabul edersek; bu seçime katılan AKP adayı Binali Yıldırım’ın vaat ettiği bu ve benzeri 1.414 adet projeyi destekleyip kabul eden % 35,9 oranındaki oyuna karşılık, seçimi kazanan CHP adayı Aziz Kocaoğlu’nun aldığı % 49,6 oranındaki oy karşılığında kabul görmediğini, benimsenmediğini kabul etmemiz gerekir.

Demokrasisi gelişmiş bütün ülkelerde böyle bir sonuç alınması durumunda yenilen tarafın bu sonucu büyük bir olgunlukla kabul ederek, kazananın yolunu açması onun halka vaat ettiklerini gerçekleştirmesi için yardımcı olması beklenir…

scx-3200_20161118_11211404

Oysa, aradan geçen 2 yıl içinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Binali Yıldırım’ın ulaştırma, denizcilik ve haberleşme bakanı olmaktan çıkıp başbakan olması nedeniyle böylesi bir demokratik süreç yaşanmamış; aksine İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binasının karşısına konumlanan başbakanlık ofisi ile adeta İzmir’de yeni bir karargah kurulmuş, merkezden gelen proje, izin ve müdahalelerle hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hem de diğer ilçe belediyelerinin yoluna çıkılmış, onların görev, yetki ve sorumluluklarına müdahale edilmiş, halen devam etmekte olan dava süreçleriyle “yumuşak başlı” bir belediye başkanı yaratma operasyonunda başarıya ulaşılmıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi artık “gönüllerdeki komşu başbakanı” nedeniyle başka projeler ve izinler adına büyük tavizler veren, iktidar yandaşı müteahhitlerle İzmirliler’i dikkate almadan projeler üreten “uslu“, “uysal” ve “sinik” bir belediyeye dönüşmüş; muhalefet olma özelliğini kaybeden bu niteliği ile kendisini destekleyenleri bile çileden çıkaran bir “Araf’ta kalma halini” yaşamaya başlamıştır.

Yazımızın bu bölümü izleyen diğer bölümlerinde, “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ayrıntılı bilgilere yer verilerek projenin genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.

Devam edecek…