Belediyelerin verilen ödül, bayrak ve unvanlarla ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Yıllar önce, belediyelere eğitimler verip danışmanlık yapan özel bir kurum, Antalya’daki beş yıldızlı bir otelde düzenlenen törenle Konak Belediyesi’nin o tarihlerde açtığı oyun ve oyuncak müzesi için birincilik ödülü vermiş ve bu haber İzmir’deki yerel basında en üst köşelere taşınarak hem müzenin danışmanı yazar hem de o dönemin belediye başkanı övgülere boğulmuştu.

Benim tepkim ise, bu ödülü veren kuruma bir yazı yazarak ödülü hangi kriterlere göre verdiklerini ve buna karar veren jürinin kimlerden oluştuğunu sormak olmuştu.

Çünkü ödül verilmesi için önceden belirlenmiş kriterlerle bu konuda değerlendirme yapacak bir jürinin mevcut olmadığını, bu ödülün daha sonraki tarihlerde ortaya çıkacak “al gülüm-ver gülüm” ilişkileriyle ete kemiğe bürüneceğini tahmin ediyordum.

Ayrıca açılan müzenin bu ödülü hak edecek özelliklere sahip olmayı bırakın, müze olmasını sağlayacak birçok koşula sahip olmadığını biliyordum.

İlerleyen tarihlerde beni haklı çıkaran bu olay bugün geçmişte kalmış olmakla birlikte; kamu kurumları, özellikle de belediyeler düzeyinde ortaya çıkan bu danışıklı dövüşüklü ödül verme ya da alma komedisinin hiç bir değişikliğe uğramadan bugüne kadar devam ettiğini görmekteyiz.

Bu durum, -ne yazık ki- bazen sağlanan menfaatler karşılığında, bazen de ulusal ya da uluslararası kuruluşların hiçbir kritere bakmaksızın özensiz bir şekilde sağa sola ödül dağıtması şeklinde gerçekleşiyor…

ELDW 2017 Raporu_Sayfa_01

Bu durumun karşımıza çıkan en son örneği ise, yakın zamanda Karşıyaka Belediyesi’nin Avrupa Konseyi tarafından verilen “12 Yıldız Şehir” bayrağını dördüncü kez alması suretiyle gerçekleşti.

Karşıyaka Belediyesi, izleyip anlayabildiğimiz kadarıyla bu bayrağı dördüncü kez aldığı için sevinirken diğer yandan da hem Karşıyaka’nın bir Avrupa şehri olduğu, hem de kendisinin sunduğu hizmetlerle tüm Avrupa belediyelerine örnek olduğu algısını basın yoluyla güçlendirmeye çalıştı.

Oysa hepimiz, özellikle de Karşıyaka’da yaşayan bizler, yaşadığımız coğrafyanın ülkemizin en gelişmiş ilçelerinden biri olduğunu bilmekle birlikte; Avrupa standartlarında bir kent olmadığını, başta belediye yönetimi olmak üzere yaşam kalitesi açısından bir Avrupa kentinin oldukça gerisinde olduğunu biliyoruz.

Ama yine de birileri çıkıp sizin kentiniz bu yıl Avrupa’nın 12 yıldız kentinden biridir diyerek yaşadığımız gerçekleri saptırmaya ve bizi kandırmaya çalışıyor… Hem de bunu üst üste dört kez aldığı uluslararası bir bayrakla kanıtlamaya çalışarak…

Şimdi bu durumda, dönüp kendi kendimize “söylendiği gibi gerçekten bir Avrupa kenti miyiz?” ya da “Avrupa kentlerinin sahip olduğu özelliklere sahip bir ilçe miyiz?” diye sormamız gerekiyor.

İsterseniz bu durumu bir dizi gelişmişlik göstergelerine filan bakmadan, bilimsel bilgi ve verileri incelemeye kalkmadan Karşıyaka Belediyesi’ne dört kez üst üste bu bayrağı veren Avrupa Konseyi’nin 2010 yılından bu yana ülkemizdeki hangi belediyelere aynı bayrağı verdiğini araştırarak belirlemeye çalışalım.

Böylelikle, Karşıyaka Belediyesi’nin “Avrupalılık” anlamında ülkemizdeki hangi belediyelerle aynı düzeyde görüldüğünü de anlamaya çalışalım.

phpThumb_generated_thumbnailAvrupa Konseyi tarafından 2010 yılından bu yana Avrupa’daki hangi belediyelere “12 Yıldız Şehir” (12 Star City) bayrağının verildiğini gösteren European Local Democracy Week (ELDW) yıllıklarına göre bayrak almaya hak kazanan belediyelerimiz;

2010 yılında Antalya, Tarsus, Muğla ve Seferihisar belediyeleri,

2011 yılında Gaziantep, Gebze, Lüleburgaz, Muğla, Tarsus ve Büyükçekmece belediyeleri,

2012 yılında Büyükçekmece ve Lüleburgaz belediyeleri,

2013 yılında Büyükçekmece, Keçiören ve Ordu belediyeleri,

2014 yılında Büyükçekmece, Karşıyaka, Ortahisar, Sultanbeyli,

2015 yılında Antalya, Büyükçekmece, İzmir, Kadıköy, Karşıyaka ve Lüleburgaz belediyeleri,

2016 yılında Beşiktaş, Büyükçekmece, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Safranbolu belediyeleri,

2017 yılında Ahmetbey, Beşiktaş, Büyükçekmece, Edremit, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Rize belediyeleri.

Bu listeden de görüleceği gibi, Karşıyaka Belediyesi 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında üst üste dört kez “12 Yıldız Şehir” bayrağını almakla birlikte Lüleburgaz Belediyesi  2011-2017 döneminde beş kez, Büyükçekmece Belediyesi de 2011-2017 döneminde üst üste yedi kez aynı bayrağı almaya hak kazanmıştır.

Bu durumda aynı bayrağı defalarca alan Büyükçekmece, Lüleburgaz ve Karşıyaka belediyelerinden hangisi diğerine göre daha fazla Avrupalıdır diye sormamız gayet mantıklı bir iş olacaktır.

Başka bir açından da, 2017 yılında “12 Yıldız Şehir” bayrağını kazanan belediyeler arasında Karşıyaka Belediyesi dışında Ahmetbey ve Kahramankazan gibi Avrupalılığı şüphe götürmeyen (!) belediyeler de bulunduğuna göre; “şimdi Ahmetbey ya da 15 Temmuz Darbe girişimiyle ‘kahraman’ unvanını alan Kazan Belediyesi, Avrupalı olma anlamında Karşıyaka ile aynı düzeyde midir?” diye sormamız da bu bayrak verme işinin ne ölçüde ciddiye alındığını net bir şekilde ortaya koyacaktır.

Bütün bu sorulara verdiğimiz yanıtlar ise, Avrupa Konseyi tarafından verilen boş formlara yazılıp çizilen yalan yanlış bilgiler ya da taahhütler üzerinden uygun görülen bu tür bayrakların ne ölçüde adil, anlamlı ve gerçekçi olduğunu ortaya koyacaktır…

avrupa-nin-12-yildiz-sehri-odulu-4-kez-karsiy-10562424_o

Çünkü, çoğu kez ulusal ya da uluslararası bir ödül ya da unvanı, hangi gerekçe ile kimden aldığınız kadar, o ödül ya da unvanı kimlerle birlikte aldığınız ya da bu ödül ya da unvan sayesinde kimlerle aynı düzeye konulduğunuz da, o ödülün, bayrağın ya da unvanın anlam ve önemini ortaya koyan en gerçekçi kriterlerden biri olarak kabul edilir.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

AVRUPA PARLAMENTOSU, 1988

1. Yayanın; fiziksel ve ruhsal sağlığını korumaya uygun koşullar sunan kamu alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır.

2. Yayanın; motorlu taşıt değil, insan ihtiyaçlarına göre şekillenmiş kent merkezlerinde yaşama hakkı vardır.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engellilerin kendi zafiyetlerini şekillendirmeyen ve kolay sosyal ilişkiye izin veren kentsel düzenlemelere sahip olmaya hakları vardır.

4. Engellilerin bağımsız hareketliliklerini sağlayacak ulaşım sistemlerine, kamusal düzenlemelere, uyarı, işaretleme sistemlerine ve taşıt araçlarına sahip olmaya hakları vardır.

5. Yayanın, izole yaya bölgelerine değil kentin düzeniyle uyumlu, ulaşılabilir, kısa ve makul bağlantıları olan yaya alanlarına sahip olmaya hakkı vardır.

6. Yayanın özel olarak;

a) Motorlu taşıtların bilimsel olarak tolere edilebilir kimyasal ve ses yayma standartlarına uygunluğunun sağlanmasına,

b) Toplu taşım sisteminin tümünün hava ve ses kirliliği kaynağı olmamasına,

c) Kentsel alanlarında ağaç dikimiyle yeşil akciğerler oluşturulmasına,

d) Yaya ve bisiklet trafiğini korumak üzere yol sistemlerinin uyarlanmasına ve hız sınırlamaları yapılmasına,

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici reklamların engellenmesine,

f) Görme ve duyma özürlülerin ihtiyaçlarını da dikkate alan etkili bir işaretleme sistemine,

g) Yaya ve motorlu araç trafiğinin kolay geçiş ve durma özgürlüğünü sağlayacak ölçütler belirlenmesine,

h) Risk yaratanların sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulmasına,

i) Sürücü eğitim sisteminin yayaları ve yavaş kullanıcıları gözetecek şekilde tasarlanmasına hakkı vardır.

7. Yayanın tam ve engelsiz hareketini sağlayacak bütüncül bir taşıma sistemine, özellikle de;

a) Ekolojik kapsamlı ve iyi donanımlı toplu taşım sistemine,

b) Kentsel alanlarda bisiklet kullanımına ait donanımların sağlanmasına,

c) Otoparkların yaya hareketlerini engellemeyecek ve yayaların mimarı olarak özelleşmiş alanlardan alacağı keyfi etkilemeyecek şekilde konumlanmasına hakkı vardır.

8. Her üye ülke, yaya haklarıyla ve alternatif ve ekolojik taşım biçimleri ile ilgili kapsamlı bilgiyi uygun kanallardan yaymalı ve çocuklara, öğrenime başladıkları andan başlayarak iletmelidir.

Yayaya Kalan Yol

 

 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (3)

Ali Rıza Avcan

26 Ocak ve 7 Şubat 2018 tarihlerinde yayınlanan bu yazı serisinin ilk iki bölümünde 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin tanıtımını yaparak “Önsöz“, “Sunuş” ve “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu” bölümlerindeki eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye çalışmıştık. 

55292

Bugün ise bu strateji belgesinin hazırlanmasında bir araştırma ve katılım yöntemi olarak kabul edilip uygulanan katılım yöntemleriyle ilgili tespit, değerlendirme ve yorumlarımızı sizlerle paylaşacağız:

Bunu yaparken de uygulanan araştırma ve katılım yöntemlerinin, araştırılıp ortaya konulmak istenen ekonomik, toplumsal ve kültürel verilerin geçerlilik ve güvenilirliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatıp; bu süreç içinde yer alan her bir kurum temsilcisi ya da bireyin, geldikleri bölge, ilçe ve kurumdakileri temsil etme ve onlarla ilgili gerçek ve sağlıklı bilgileri doğru bir şekilde yansıtma beceri ve yeteneğine sahip olup olmadıklarına bakmaya çalışacağız.

Aksi takdirde, böylesine önemli bir strateji çalışmasına temel olan önemli saha bilgilerinin, yeterli, doğru ve sağlıklı bilgiye sahip olmayan ve temsil yeteneği bulunmayan temsilciler/katılımcılar eliyle nasıl farklı ve yanlış yerlere gidebileceğini göstereceğiz.

s201762

İşe önce gerçek katılımcı sayısı ile başlayalım…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu çalışmaya toplam 867 kişinin katıldığını belirtilmekte birlikte; çalışmanın yer aldığı yayın ekindeki isim listelerinin ayrıntılı şekilde incelemesi sonucunda bu sayısının 637 olduğu anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmaları için havzada yer alan 8 ilçede (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire ve Torbalı) düzenlenen halk çalıştaylarına toplam 566, uzman paneline toplam 80, yine ilçeler düzeyinde yapılan ufuk tarama çalıştaylarına toplam 137 olmak üzere toplam 783 kişi katılmış olmakla birlikte; aynı kişilerin bu çalıştay ve panellere birden fazla katılmış olması nedeniyle gerçek sayının 637 olduğu anlaşılmaktadır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasında doğru araştırma yöntemlerinin kullanılması ve katılımcıların geldikleri ilçe ve kurumları temsil edebilmeleri açısından önemli olan diğer bir husus ise, 8 ilçe bütününde ele alınan bir çalışmada her bir ilçenin diğer ilçelere göre kendi ağırlıkları ölçüsünde temsil edilme düzeyine sahip olabilmesidir.

Bu gereklilik, doğru araştırma yöntemlerinin uygulandığı diğer birçok çalışmada araştırma birimi olan ilçelerin nüfuslarının, yüz ölçümlerinin ya da sahip oldukları mahalle ya da köy sayılarının veya bunun dışında kalan başka objektif kriterlerin uygulanması suretiyle yapılacak bir mukayese çalışması çerçevesinde sağlanır.

Oysa çalışma kapsamına giren ilçelerin nüfuslarını, yüz ölçümlerini ve sahip oldukları köy ya da mahalle sayılarıyla katılımcıların toplam sayısını ve bunların geldikleri kurumlara göre dağılımını gösteren aşağıdaki çizelgede, katılımcıların ilçeler arasında nüfuslarını, kapladıkları alanı ya da sahip oldukları mahalle/köy sayısını veya geçerli başka bir kriteri dikkate alarak bir mukayese yapılmadığını, bu anlamda ilçeler düzeyindeki katılımın adil olmayan bir dağılım gösterdiği görülmektedir.

Küçük Menderes Katılım

Bu çizelgeden de görüldüğü gibi Torbalı ilçesi Ödemiş’ten daha fazla nüfusa sahip olduğu halde katılımcı sayısı ve oranı açısından Ödemiş kadar şanslı olamamış; hatta neredeyse Ödemiş katılımcı sayısının yarısının altında bir temsile sahip olmuştur.

Aynı adaletsiz dağılım, katılımcı türleri açısından da yaşanmış; kamu görevlilerinin toplam katılımcılar arasındaki oranı Selçuk ve Beydağ ilçelerinde % 40’lara ulaşırken bu oran Ödemiş ilçesinde % 17’ye düşmüş; muhtarların toplam katılımcılar arasındaki oranı Tire’de % 44’e, Menderes ve Torbalı ilçelerinde de % 34’e kadar yükselirken Kiraz ve Beydağ ilçelerinde % 12’ye, Selçuk ilçesinde de % 8’e kadar düşmüştür. 

İlçeler ve katılımcılar düzeyindeki bu adil olmayan dağılım adeta, çalıştaylara kapının önünden geçen herkesin katıldığı gibi izlenim yaratmakta; bunun doğal bir sonucu olarak da katılım sürecinin yeterince iyi yönetilmediğini ortaya koymaktadır. 

s400050

Katılım süreci ile ilgili bilgi ve verilerin incelenmesi sırasında karşımıza çıkan diğer ilginç bir sonuç ise, çalışma kapsamındaki yedi ayrı ilçede hiçbir parti temsilcisi halk çalıştaylarına katılmadığı halde Ödemiş’te ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe temsilcilerinin 6 kişilik bir grupla çalıştaya katılmış olmasıdır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasını, daha önceki Gediz-Bakırçay Havzası strateji çalışmasıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkacak diğer önemli bir farklılık, ilçe belediyelerinin belediye başkanı, başkan vekili ya da başkan yardımcısı yerine daha alt düzeylerde katılım göstermiş olmasıdır. Bu kapsamda Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışmalarına Dikili belediye başkanı, Foça belediye başkan vekili ve Menemen belediye başkan yardımcısı gibi üst düzeylerde katılımlar olurken, bu son çalışmada yer alan sekiz belediye başkanından ya da vekillerinden hiçbirinin halk çalıştaylarına katılmayarak daha alt düzeylerde katılımcı göndermiş olmaları bu durumun en somut örneğidir.

Aslında bu durum, Küçük Menderes Havzası özelinde Ödemiş ve Torbalı, Gediz-Bakırçay havzası örneğinde de Kemalpaşa ve Aliağa gibi Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının görevde olmadığı ilçelerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan bu çalışmalar konusunda karşımıza çıkan bir ilgisizliğin; hatta çalışmalara katılmıyor ya da desteklememe gibi sorunların yaşanıyor olduğunu ortaya koymaktadır.  

suriyelilerrrr

Bu ilgisizlik ve katkıda bulunmama halinin nedeni ise, muhtemelen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından sorunlu bir katılım süreci sonunda ortaya çıkan; ancak bu haliyle bir plan mı yoksa başka bir şey mi olduğu belli olmayan bu tür belgelerle, yönetiminde Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının bulunmadığı ilçelerde, belediye yönetimini tekrar ele geçirmeyi amaçlayan siyasi bir çalışmanın yapılıyor olmasını fark etmeleri olabilir…

Devam Edecek…

Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması

2017 yılında Konak Belediyesi ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) işbirliğinde ifade ve basın özgürlüğü konusuyla düzenlenen Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması‘nda ödül kazanan ve başarılı görülen toplam dokuz güzel karikatürü sizlerle paylaşmak isteriz.

eflatun_nuri_erkoc_by_ferruh

EFLATUN NURİ KİMDİR?

Asıl ismi Adil Nuri Erkoç olan Eflatun Nuri, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat eğitimine başlayan, ancak yarım bırakan Eflatun Nuri’nin yapıtları, ilk olarak 1942’de Akbaba’da yer aldı. Birçok dergi ve gazetede çizen Eflatun Nuri’nin karikatürleri yurt dışında da yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazanan ve Londra’da kişisel sergi açan Eflatun Nuri’nin son dönemde yazıları ve çizgileri, Leman, Öküz, Yeni Harman ve Kaçak Yayın’da yer aldı. Türk karikatürünün büyük ustalarından olan Eflatun Nuri, 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.

Ekran-Resmi-2017-10-09-23.11.57

engin-selcuk-1jpg_23-11-2017_10-24-48_669x
Birincilik Ödülü – Engin Selçuk
002 hicabi-demirci-2jpg_23-11-2017_10-30-29
İkincilik Ödülü – Hicabi Demirci
007 oktay-bingol-3jpg_23-11-2017_10-30-39
Üçüncülük Ödülü – Oktay Bingöl
004 mete-erden-basari1jpg_23-11-2017_10-30-32
Başarı Ödülü – Mete Erden
005 musa-keklik-basari2jpg_23-11-2017_10-30-35
Başarı Ödülü – Musa Keklik
006 murteza-albayrakbasari3jpg_23-11-2017_10-30-36
Başarı Ödülü – Murteza Albayrak
008 onderonerbayjuriozeljpg_23-11-2017_10-30-39
Jüri Özel Ödülü – Önder Önerbay
003 hilal-ozcan-konoojpg_23-11-2017_10-30-31
Hilal Özcan – Konak Belediyesi Özel Ödülü

 

009 yasar-ucar-konoojpg_23-11-2017_10-30-42
Yaşar Uçar – Konak Belediyesi Özel Ödülü

Kültürpark’ı demokratik ve katılımcı bir modelle yönetmek…

Ali Rıza Avcan

Kültürpark, İzmir kentinin tam ortasında; tarihi, doğal ve kültürel özellikleriyle önemli bir bir değer…

İzmir’i İzmir yapan ve İzmir denilince ilk akla gelen değerlerin başında yer alan; bu nedenle de devamlı koruyup geliştirmememiz gereken bir kültürel miras… 

Gün geçtikçe çoğalan ve yükselen binaların ortasında barındırdığı zengin bitki ve hayvan varlığıyla kente soluk aldıran yeşil bir vaha…

Kültürpark

Haliyle bu kadar önemli bir değeri, yurt dışındaki benzerleri gibi koruyup geliştirmemiz; bunu sağlamak için de halkın katılımıyla birlikte inceleme ve araştırmalar yaparak çözümler üretmemiz gerekiyor….

Çağımızın gelişip değişen koşulları çerçevesinde, Kültürpark’ın yönetiminde de yeni teknolojik olanakların yanında aktif katılıma ve çoğulculuğa ağırlık veren demokratik yöntemleri yaşama geçirmemiz gerekiyor….

Şimdi artık, eskiden olduğu gibi Kültürpark’ı fuarcılık anlayışı ile şekillendirip tahrip eden bir fuarcılık şirketine vermek mümkün olmadığı gibi; buranın geleceğini eski anlayış ve yöntemlerle çizmek de mümkün değil…

Çağdaş dünya, Hyde Park, Central Park ya da Gorki Park gibi kent parklarını artık katılımcı ve çoğulcu demokrasi pratikleriyle; profesyonel uzmanların bilgi, birikim ve deneyimleriyle sivil toplumun talep ve tercihlerini birleştirerek halkla birlikte yönetiyor.

Parklar, bahçeler ve diğer yeşil alanların yönetimi, eskiden olduğu gibi hiyerarşik bir yönetim yapısı içinde belediye başkanı ve ona bağlı köhne bir yönetim yapısıyla değil; demokratik yatay örgütlenme anlayışı çerçevesinde yeşil alan yönetiminde bilgili uzmanların, akademisyenlerin, halkın ve onun örgütleriyle birlikte daha dinamik, verimli, etkin ve çağdaş bir yönetim anlayışıyla gerçekleştiriliyor.  Hatta böyle bir yönetim modelinin nasıl oluşturulacağı bile kentte yaşayan insanlara, meslek örgütlerine ve sivil topluma soruluyor, onların katkısı alınmadan adım bile atılmıyor.

Kentteki tüm yeşil alanların, konuyla ilgili tüm tarafların eşit temsil ilkesiyle yer aldığı demokratik kurumlarla birlikte, bütünleşik bir şekilde yönetilmesine; bu süreçte doğrudan doğruya halkın ve onun örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dikkate alınmasına çalışılıyor.

Geçtiğimiz yıllarda Kültürpark’tan sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal ile yaptığımız bir görüşmede, İzfaş’ın Gaziemir’deki Fuar İzmir alanına taşınması sonrasında tüm Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir şube müdürlüğünün oluşturulacağı ve bu müdürlüğün görev, yetki ve sorumluluklarının özel bir çalışma ile belirleneceği, hazırlanacak olan hizmet yönetmeliğinde belediye birim ve yöneticileri dışında belediye dışından meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının da yer alacağı haberini alarak sevinmiştik.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün
Fotoğraf: Kıvılcım Güngörün

Bu görüşme sonrasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 14 Aralık 2016 tarihli “Kültürpark’ta yeni dönem” başlıklı haberinden (1) öğrendiğimize göre, hazırlanan yeni yönetim modeline göre, Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı çatısı altında hizmet verecek olan Kültürpark Şube Müdürlüğü, Kültürpark’taki çalışmaların tek elden yürütülmesi, diğer birimlerle iletişiminin sağlanması, oluşabilecek aksaklıkların giderilmesi ve bakım-onarım hizmetlerinin takibini sağlayacak; alandaki kültür-sanat etkinliklerine yardımcı olmak üzere oluşturuldu ve müdürlük kadrosuyla diğer kadrolara atamalar yapıldı. 

Yine aynı haberden, Kültürpark’ın “İzmirlilerle birlikte” geleceğe taşınması adına “Kültürpark Danışma Kurulu” adı altında toplumun geniş bir kesiminin temsil edileceği yeni bir oluşum için de hazırlıklara başlandığını, bu kurulun, Batı örneklerinde olduğu gibi, Kültürpark’ın işletilmesine yönelik karar ve uygulamalarda etkin olacağını öğrendik.

Bu haberi okuduğumuz tarihten tam 1 yıl 2 ay sonra İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, 12 Şubat 2018 tarihli oturumunda aldığı kararlarını baktığımızda, yeni kurulan Kültürpark Şube Müdürlüğü nedeniyle Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ‘na ait “T.C. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği“nin güncellenmek amacıyla E.32677 kayıtnumarası ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edildiğini fark ettik.

Şimdi bu durumda, -şayet başka bir olağanüstü bir gelişme olmazsa- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mart ayı toplantılarından birinde Hukuk Komisyonu’nca incelenmiş olan yönetmeliğin son hali, onaylanmak üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek ve belki de konu ile ilgisi olan meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının haberi dahi olmadan yürürlüğe girecek.

Anlaşılan odur ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi her zaman olduğu gibi İzmir’in önemli bir tarihi, doğal ve kültürel değerinin yönetimi için -her zaman olduğu gibi- konunun taraflarına ve halka danışmadan, onların görüş, düşünce, öneri, talep ve şikayetlerini almadan kendi bildiğince ve “ben yaptım, oldu” mantığıyla bir yönetmelik hazırlayarak uygulamaya koymuş olacaktır.

Kültürpark 023

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edilen yönetmelik taslağında şayet, önceden söylendiği gibi Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili bir Danışma Kurulunun oluşturulması önerisi yer alıyorsa; bu kurula üniversitelerin ilgili bölümlerinden gelecek akademisyenlerin yanında Peyzaj Mimarları, Ziraat Mühendisleri, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası temsilcileriyle İzmir ve Konak kent konseylerinin ve Doğa Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının dahil edilmesi sağlanmalı; yönetmelik, aynen New York’taki Central Park, Londra’daki Hyde Park ya da kuruluşu sırasında örnek alındığı bilinen Moskova’daki Gorki Park gibi halkın ve onun örgütlerinin yönetime daha etkin ve aktif katılımı sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. 


(1) https://www.izmir.bel.tr/en/News/kulturparkta-yeni-d0nem/22080/162

 

Ahmet Erhan – Öteki Şiirler

Kendimi Bağışlıyorum Sonra

2.
Ayaklarımı bir denize salıyorum
Dalgalar.. ve binlerce yıllık deprem yıkıntıları
Arkadaşlıklar ve inançlar örselendi artık
Acımasızca kondurup da kuşkuları
Herhangi bir dar sokağında
Herhangi bir şehrin,
Korkular biçimlendi
Verilen her adresten sonra
Bir hücrenin daha kapısı açıldı
Güz çiçekleriyle birlikte ağladı kalbim
Fakat cesaretin
Ve kitapların boyunduruğu sürüyor hala
Ve sürüyor tüm saflığıyla dolmuş kuyruklarında
                                                                                    hayat
Sabahın ilk güvercinleriyle dolu kalbim
Nefes alıyor yeni şarkılarda ..

Ey, bir çocuğun en içten gülüşünde kalan güneş
Kitapları içinde sessizce göveren
Ve bir işçiye ellerinin anlamını öğreten aydınlık
Kalbimi sana uyarlıyorum
Akla beni!

1976

12802774_1285240658159590_2000709164241866348_n

Özlediğimiz Şeyler

A.Kadir’e

En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı
Gökyüzünü de boğduk nefeslerimizle
Kapalıydı perdeler, sokaklar karanlıktı
Dilsiz bir adam kurtuluşu sordu bize
En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı
Çocuklar soğudu her geçen gün oyunlarından
Tekmeleyerek yürüdüler okul kitaplarını
Aldılar nasiplerini kısa pantolon giyerek
                                                                   yaşlanmaktan
En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı
Denizin karnını karıştırırken bir rüzgar
Ekerken sulara çiçek kokularını
Yalnızca gökyüzü durulanınca mı gelir bahar
Bir çocuğun gülümsemesi kuşları uyandırmaz mı
En çok özlediğimiz şeyler yarına kaldı
Getiremedik Nazım’ı Moskova’dan
Yatıramadık bir köyüne yurdunun…
Başında bir salkımsöğüt ağlayacaktı.
1977

theodorakis

Pencereme Dolanma Ayışığı

Pencereme dolanma ayışığı
Rüzgarın soluğuyla titreye titreye
Ağaçların hatırını sor
-Yoksul ve kimsesizdirler
Denizlerin dibinde oynaşıp duran
Balıkların sırtlarını işit
Pencereme dolanma ayışığı
Gözlerimle sokaklara abandığımda
Yalnızlığı bulursam
Öksüz ve dağınık kitaplarımı bulursam
Odalarda, evlerde
Her radyoda yürek tellerini titreten
Bir türkü bağırırsa
Pencereme dolanma ayışığı
Rüzgarda el çırpan nehirleri anımsarım
Teninde keklik hoplatan kırları
Dallarında yeni gelinler gibi
istekle kıvranan
Erikleri
Eski bir pikapta Theodorakis çalıyor
Bir gemi açılıyor Pire limanından
çarpa çarpa dalgalarına
Dostluğun ve sevginin
Eski bir pikapta kardeşlik çalışıyor
iç çekmeler ve bağırmalarla
Titriyor teller
Pencereme dolanma ayışığı
Özlerim bir dostu kucaklama duygusunu
Onunla ağlamayı, sessizce
Özlerim bir çiçeği öperken
Toprağı öpiiyormuşcasına sevinmeyi
Pencereme dolanma ayışığı
Yorgunum
Pencereme dolanma bu gece
1977

Joan_Baez_Hamburg_1973_2811730005

Joan Baez’i Dinliyorum
Joan Baez’i dinliyorum
ipekten bir örtü geriliyor beynime
Kuşlarım kalkıyor bir aydınlıktan
Başka bir aydınlığa,
Pikabın düğmesini kıvırınca
Beni o yaz günlerine
0 dardağan ağaçlarının altına
iten ne?
Joan Baez’i dinliyorum
Uykularımı bölebilirim şimdi
Yakamdan silker gibi bir tozu
Gereksiz bir ayrıntıyı
Şiirimden çıkarır gibi
Kim sorar bir gelinciği
Yitip gitmiştir bir dağ başında
Onun şarkısını kim söyler
Kim gözler kuruyuşunu
Uçup gidişini rüzgarda
Joan Baez’i dinliyorum
Bölük pörçük anladığım sözcükler
-Vietnam. Che
Joan Baez’i dinliyorum
ipekten bir örtü geriliyor beynime
1977

Resim1

Unutmamak Müzesi

Bizler İzmir’de, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 33 değerli tabloyu arayıp bulamazken İstanbul’daki Beşiktaş Belediyesi, 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 35 “Can” adına, ülkemizin önde gelen sanatçılarına 35 adet eser yaptırarak bunları “Unutmamak Müzesi” adı altında hem sergilemeye hem de online olarak paylaşmaya başlamış.

Darısı İzmir’deki belediyelerin başına demekten başka bir şey söyleyemiyoruz…

001 Adnan Çoker 2012 Evren-V
Adnan Çoker, 2012, Evren-V
002 Ara Güler 2013
Ara Güler, 2013
003 Devrim Erbil, Umudun Renkleri, Kuşları 2013
Devrim Erbil, Umudun Renkleri, Kuşları, 2013
004 Mehmet Güleryüz, The Good Shapard 2003
Mehmet Güleryüz, The Good Shapard, 2003
005 Tomur Atagök, KOnuşmayı Öğren, Acil Yardım, 2013
Tomur Atagök, Konuşmayı Öğren, Acil Yardım, 2013
006 Süleyman Saim Tekcan, İdol Serisi'nden
Süleyman Saim Tekcan, İdol Serisi’nden
007 İpek Düben, Namus
İpek Düben, Namus
008 Komet
Komet
009 Seyhun Topuz
Seyhun Topuz
010 Utku Varlık
Utku Varlık, Ben Yanmasam, Sen Yanmasan, O Yanmasa, 2013
011 Meriç Hızal
Meriç Hızal, Heykel (Demir)
012 Ferit Özşen
Ferit Özşen
013 Halil Akdeniz
Halil Akdeniz, Kültür İmleri Serisi’nden, 2011
014 Adem Genç
Adem Genç, 2013
015 Koray Ariş
Koray Ariş, Ağaç, 2013
016 Mustafa Ata
Mustafa Ata, 2010
017 Zahit Büyükişleyen
Zahit Büyükişleyen, Taşlar, 2006
018 Mustafa Altıntaş
Mustafa Altıntaş, 2013
019 Balkan Naci İslimiyeli
Balkan Naci İslimyeli, Tuhaflıklar Ülkesi, 2010
020 Hanefi Yeter
Hanefi Yeter
021 Tülin Onat
Tülin Onat, Yıldızlara Masallar, 2009
022 Osman Dinç
Osman Dinç, Heykel (Metal), 2013
023 Şenol Yorozlu
Şenol Yorozlu, İnsan Gözlü Çifte Van, 2007
024 Yusuf Taktak
Yusuf Taktak, 2013
025 Bünyamin Özgültekin
Bünyamin Özgültekin, Paralel Processe, 2012
026 Nedret Sekban
Nedret Sekban, Bırak Beni Uzanayım, 2008
027 Aydın Ayan
Aydın Ayan, Kangal ve Güvercin, 2013
028 Mehmet Günyeli
Mehmet Günyeli, Melekler
029 Bubi
Bubi, Dikdörtgen Serisi
030 Ahmet Oran
Ahmet Oran, 2010
031 Mithat Şen
Mithat Şen, 2010
032 Bedri Baykam
Bedri Baykam, İçim Parçalanıyor – 24, 2009
034 İrfan Okan
İrfan Okan, 2006
035 Mustafa Karyağdı
Mustafa Karyağdı, Suret No.8, 2010
036 Seçkin Pirim
Seçkin Pirim

Toplu ulaşımla ilgili kararlar, halkla birlikte verilmelidir…

Ali Rıza Avcan

Karşımızda, 14 Kasım 2006 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payı ile kurulmuş ve sermayesi 10 Ocak 2018 tarih, 51.6 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile 615.000.000 liraya çıkarılmış bir sermaye şirketi var.

Şirketin tam adı, İZBAN – İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi Ticaret Anonim Şirketi şeklinde.

Yönetim kurulu; yönetim kurulu başkanı murahhas üye Zeliha Gül Şener, yönetim kurulu başkan yardımcısı murahhas üye Özkan Dalbay, yönetim kurulu murahhas üyeleri Ahmet Ataşçı, Güler SAĞIT, Sönmez Alev, Yıldız Devran, Mehmet Seçkin Mutlu ve Selim Koçbay‘dan oluşuyor. 

Şirketin denetimini ise diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi merkezi İstanbul’da olan Aren Bağımsız Denetim ve S.M.M. A.Ş. yapıyor.

İZBAN’da şirketin verdiği bilgilere göre 30.11.2017 tarihi itibariyle toplam 391 kişi çalışıyor.

30 Ağustos 2010 tarihinde yolculu ön işletmeye başlayan İZBAN, 135,54 kilometre uzunluğundaki güzergâhta 40 istasyon ve toplam 219 adet vagonla hizmet vermekte olup; taşınan yolcu sayısı ile ilgili verilerle yaptıkları anketlerin sonuçları kamuoyu ile paylaşılmamakta.

whatsapp_image_2018-02-12_at_08.47.23_0

İZBAN tarafından yayınlanmayan istatistik verileri zaman zaman İZBAN haber ve tanıtımlarında, yaptıkları hizmetin başarısını göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Bu haberlerden, İZBAN’ın 2016 yılında toplam 88 milyon, açıldığı günden 3 Kasım 2017 tarihine kadar da toplam 500 milyon yolcu taşıdığını öğrenmekle birlikte; bu verileri yıl, ay, gün, yolcu türleri, istasyonlar, hatlar ve mesafeler gibi farklı değişkenler itibariyle öğrenmemiz -ne yazık ki- mümkün olmamaktadır.  

Ancak TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Demiryolu Sektörü Raporu 2016 verilerine göre, İZBAN’ın 2011 yılında 35.437.833, 2012 yılında 50.360.607, 2013 yılında 61.204.688, 2014 yılında 75.195.878, 2015 yılında 87.441.755, 2016 yılında da 87.593.152 yolcu taşıdığı; yolcu taşımacılığındaki gelişme açısından 2015 ve 2016 yılları arasında belirgin bir artışın gerçekleşmediği görülmektedir. (1) 2017 yılında taşınan yolcu sayısı ise, 2 Ocak 2018 tarihli İnternet gazetesi haberlerine göre 98 milyon civarındadır. (2)

Ayrıca İZBAN’ın İnternet sitesindeki (www.izban.com.tr) “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde sadece şirket türü, Mersis numarası, ticaret sicil memurluğu ve numarası, ticaret unvanı, adres, iletişim bilgileri, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarları, tescil tarihi, vergi dairesi ve numarası gibi şirketle ilgili genel bilgilerle yönetim kurulu üyeleri ve şirketi denetleyen şirketle ilgili bilgilere yer verildiği, aynı bölümün “belge görüntüleme” kısmında ise 16.06.2015, 29.03.2016 ve 11.04.2017 tarihli son üç olağan genel kurulun tutanaklarına yer verildiği; ancak şirketin mali durumunu gösteren kar-zarar tabloları ile bilançolarının bu bölüme eklenmediği görülmüştür.

Belge görüntüleme” kısmına eklenen olağan genel kurul kararlarında ise çoğu kez karar verilen konunun ayrıntılarına yer verilmeyişi nedeniyle, şirket dışına bilgi sızdırılmaması için özel bir gayretin gösterildiği anlaşılmaktadır.

Bu konudaki tek istisna, 11.04.2017 tarihli genel kurulda alınan bir kararla yönetim kurulu üyelerinin her birine net 2.500 lira düzeyinde aylık ödenmesi ile ilgili karardır. 

Şirketin son üç yılına ait kar-zarar tabloları ile bilançolarının verilmesi talebiyle BİMER kanalıyla yaptığımız başvuruya cevaben gönderilen 01.12.2017 tarihli yazıda ise sadece çalışan bilgisinin verilmesi ile yetinilmiş, istediğimiz diğer bilgilerin verilmesinden kaçınılmıştır.

Bütün bu bilgi ve sergilenen tutumdan da anlaşılacağı üzere, 2006 yılında İzmir’de metro standartlarında raylı sistem banliyö taşımacılığı yapmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payıyla kurulan İZBAN şirketinin kurulduğu günden bu yana kâr mı yoksa zarar mı ettiğini gösteren bilgi ve belgeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi Stratejik Planında yazılı olan “hesap verebilirlik ve şeffaflık” ve “bilgide erişebilirlik” ilkelerine rağmen “ticari sır” oldukları gerekçesiyle kamuoyundan saklanmaktadır.

Mevcut durum bu şekilde olmakla birlikte, İZBAN işçi ve emekçilerinin alacakları ya da grev gibi istenmeyen durumlar söz konusu olduğunda medya eliyle birbirleriyle çatışan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, şimdi sıra gizli bir zammın sistem değişikliği adı altında yürürlüğe konulması söz konusu olduğunda, taraflardan birinin bu zamlardan zarar görecek İzmirliler’i savunmak yerine birbirleriyle uyuşup anlaşmayı tercih ettikleri, işi ile evi arasında uzun yolculuklar yapmak zorunda kalan yoksul, dar gelirli işçi ve emekçilerin, öğrenci ve emeklilerin hakkını korumaya kalkmadığı görülmektedir. 

Her fırsatta sosyal belediyecilik yaptığını iddia eden bir belediye yönetiminin, uzun mesafeler arasında yolculuk yapan hemşehrilerini ucuz ulaşım ücretleriyle rahatlatmayı sosyal bir görev olarak düşünmek yerine; onlardan uzun yolculuk yapıyorsunuz diye daha fazla para talep etmesi aslında yaptığı hizmetin kamu hizmeti olduğu gerçeğini unuttuğunu ya da açık bir şekilde kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiğini göstermektedir.

Bu anlamda, CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin partisinin politika ve programlarına aykırı olarak kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiği ve sosyal belediyecilik anlayışından uzaklaştığı söylenebilir.

Çünkü kamu kaynaklarıyla kurulmuş İZBAN’la diğer belediye şirketlerinin mali durumlarını gösteren bilgi ve belgeleri bizlerden kaçırıp saklamak suretiyle belediyeyi ve onun şirketlerini adeta bir özel şirketin patronu gibi yönettikleri, kamu yararından önce şirket kârlarını düşündükleri ortadadır.

* Oysa bunu yaparken daha fazla para istedikleri uzun mesafe yolcularının sayısı ve yoğunluğu hakkında bizlere doğru bilgiler verip; bu yolcuların şirkete getirdiği mali yükün, kısa mesafe yolcularından elde ettikleri faydadan ya da belediyenin diğer mali kaynaklarından sağlanan olanaklarla karşılanabileceğini göstererek bizleri ikna etmiş olsalardı,

* Oysa daha fazla para talep ettikleri uzun mesafe yolcularına daha ucuz, kolay ve konforlu başka alternatif ulaşım olanaklarını sunabilselerdi,

* Oysa İZBAN’ın bugüne kadar yaptığı zararların gerçek nedenlerini ortaya koyup açıklayabilselerdi,

Kısacası, bir kentin ulaşımı açısından bu kadar önemli olan kararları, halkın gerçek ve aktif katılımını sağlayarak alabilselerdi, muhtemelen sorun bugünkü kadar büyük ve vahim olmayacaktı.

izban-da-arti-para-donemi-basladi-180181

Bu kararı birlikte aldıkları anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü yetkilileri, şayet söyledikleri gibi dürüst ve şeffaf iseler, aldıkları kararın doğru, yerinde, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir karar olduğu iddiasında iseler;

* Mevcut hattaki yolcu ve sefer sayılarıyla gecikme, iptal ve kazalarla ilgili verileri yolcu türlerine, istasyonlara, güzergahlara, kısa ve uzun seyahatlere göre ayrıntılı olarak verip bu değişkenlere göre hesaplanan her bir yolcu türünün maliyetini açıklarlar,

* Bugüne kadar sebep oldukları zararların, geç ya da yanlış yaptıkları yatırımların nedenlerini büyük bir samimiyet içinde ortaya koyarlar ve şirket zarar ederken her bir yönetim kurulu üyesine büyük miktarlarda hazirun ücretleri ödemezler…

Daha doğrusu doğru, sağlıklı verilerle halka hesap verip bütün bu eksiklik ve yanlışlıkları bize fatura etmekten vazgeçerler… 

Biz, kendilerinden “bilgi edinme”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” ve “bilgiye erişim” gibi demokratik hak ve ilkeler çerçevesinde ticari sırların arkasına gizledikleri gerçekleri açıklayarak İzmir’deki toplu ulaşımla ilgili kararları bizle; yani halkla birlikte almalarını bekliyoruz…


(1) Demiryolu Sektörü Raporu 2016, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.48

(2) https://www.egehaber.com/izmir/izban-da-2017-rekorlari-h204710.html

 

 

Sözlük’ten: Seçkinleştirme / Mutenalaştırma / Soylulaştırma*

SEÇKİNLEŞTİRME

Nil Uzun

Seçkinleştirme (gentrification), -akademik çevrelerde “soylulaştırma” ya “mutenalaştırma” olarak da adlandırılmaktadır- ilk olarak 1964 yılında, Ruth Glass tarafından “Londra’da işçi sınıfına ait yerleşimlerin orta sınıf tarafından işgal edilerek, gösterişsiz, müstakil ve/veya sıra evlerin etkileyici ve pahalı konutlara dönüştürülmesi” olarak tanımlanmıştır. (Glass, 1964; Palen ve London, 1984) 1970’lere gelindiğinde seçkinleştirme Boston, New York, Chicago, Washington DC gibi Amerikan kentlerinde de görülmeye başlamıştır. Zaman içinde örneklerin artması ile seçkinleştirme, üst orta sınıfın, çöküntü alanı haline gelmiş kent merkezinde yerleşmeyi tercih ederek aldıkları konutu onarmaları ve yenilemeleri ve burada yaşamaları biçiminde tanımlanmaya başlamıştır.

11472387125_dd0264628e_o.0.0

Seçkinleştirme üzerine yapılan sayısız kuramsal ve görgül çalışma sonucunda geliştirilen kuramlar temel olarak iki grupta değerlendirilebilir. İlk grupta seçkinleştirmeyi, kent içinde nüfusun yer değiştirmesine bağlı olarak farklılaşan getirim (rant) düzeyleri ile açıklayan ekonomik kuramlar bulunmaktadır. Bu gruptaki temel kuram Neil Smith tarafından, kentsel alanlarda yaşanan değer artışlarını irdeleyen ve yapısalcı bir yaklaşımla ortaya konmuştur. Smith, kent merkezindeki çöküntü alanlarının seçkinleştirilmesinin ardındaki nedenleri iki açıdan incelemektedir: Talep açısından bakıldığında, genç kentli profesyonellerin  ve çift-gelirli, çocuksuz çiftlerin uzun ev-iş arası yolculuklardan kaçındıkları için, kent çeperindeki banliyölerde yaşamak yerine, kent merkezindeki eski evleri satın aldıkları görülmektedir. Bu durum kent merkezindeki arsa ve konut değerlerinin yükselmesi ve bu alanda yaşayanların kentin başka alanlarına itilmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan Smith seçkinleştirmeyi kent içinde işçilerin yaşadığı mahallelerin orta sınıf alıcılar, mal sahipleri ve gayrimenkul yatırımcıları tarafından elden geçirilmesi ve iyileştirilmesi olarak tanımlamaktadır (Smith, 1986). Arz açısından ele alındığında ise, Smith “Getirim (Rant) Farkı Kuramı“nı ortaya koymaktadır. Bu kurama göre seçkinleştirme çoğu zaman yüksek gelir grubunun kent dışında yaşamayı tercih etmesi sonucu boşalan eski ve bakımsız konutlara daha düşük gelir grubunun yerleşmesinin ardından, diğer bir deyişle süzülme süreci sonunda ortaya çıkmaktadır. Seçkinleştirme, süzülme sonunda ortaya çıkan değer kaybına karşı piyasanın geliştirdiği bir tepkidir. Buna bağlı olarak getirim (rant) farkı çöküntü bölgesindeki bir alanın yenilendiğinde oluşacak potansiyel getirim (rant) düzeyi ile mevcuttaki getirim (rant) düzeyi arasındaki eşitsizliktir. Süzülme sürecinde getirim (rant) farkı, öncelikle sermayenin değerinin azalması ve devam eden kentsel gelişim ve büyüme ile ortaya çıkmaktadır. Süzülme ve mahallenin çökmesi süreci devam ettikçe getirim (rant) farkı büyümektedir. Smith’e göre seçkinleştirme arsa ve konut pazarının beklenen bir sonucudur (Smith, 1979).

Diğer grupta ise David Ley’in geliştirdiği tüketicinin yer seçim tercihlerinin altını çizen ve insan boyutunu ön plana çıkartan bireysel talep yaklaşımı bulunmaktadır. Ley, kişisel tercihleri, kültürel farklılıkları ve toplumsal değişimleri değerlendirerek “seçkinleştirmenin coğrafyası“ndan söz ederken seçkinleştirenlerin kültürel tercihleri ve demografik karakterleri üzerine vurgu yapmaktadır. Seçkinleştirenler kültürel farklılıklarını sergilemek istemekte ve yaşadıkları alanların da bu farklılıkları yansıtmasını sağlamaktadırlar. Demografik olarak bakıldığında ise daha çok yüksek eğitim düzeyi gerektiren profesyonel işlerde ve yönetim kademelerinde çalışan, tek başına yaşayan veya çocukları olmayan genç çiftler seçkinleştirme sürecinde yer almaktadır. Ley sanayi sonrası kentlerde ve toplumlarda ortaya çıkan yeni orta sınıf içinde yer alan, özellikle sanat ve uygulamalı sanatlar, medya, eğitim, sosyal hizmetler ve kar amacı gütmeyen çalışma alanlarında uzmanlaşmış alt gruplar üzerinde durmaktadır. Bu gruplarda yer alanların temel özelliği ekonomik durumlarını iyileştirmek ötesinde yaşam kalitelerini arttırmak istemeleridir.

Ley’e göre seçkinleştirme, bu sürece farklı aşamalarda katılanların tanımladığı iki aşamalı bir süreçtir. Birinci aşamada öncüler kent merkezindeki alanları kültürel değerleri, yaşam tarzları ve alanın tarihi değerlerinden dolayı yerleşmek için tercih etmektedirler. Bu grupta daha çok sanatçılar bulunmaktadır ve yatırım amaçları bulunmamaktadır. İkinci aşamada ise birtakım riskleri göze alıp kent merkezinde yatırım amacı ile yer seçen yeni orta sınıf bulunmaktadır. Zaman içinde ikinci aşamada öncülerin yerlerinden edilmesi de söz konusu olabilmektedir (Ley, 1996).

4b40a597b82d32cfcffa9d2c81f733c764644809

Seçkinleştirme üzerine yapılan saha çalışmalarında ise demografik, fiziksel ve ekonomik veriler değerlendirilmektedir. Aile yapısı, yaş, ırk, gelir, eğitim düzeyi, meslek, işyerindeki statü, mülkiyet durumu, konut stokunun durumu ve emlak değerleri seçkinleştirme sürecini tanımlayabilmek için en çok incelenen değişkenlerdir. Seçkinleştirenlerin kültürel birikimleri ve yaşam tarzlarını belirlemeye yönelik değişkenler ise çoğunlukla kullanılmamıştır. Yukarıda değinilen değişkenlere bakıldığında seçkinleştirenlerin genel özellikleri de ortaya çıkmaktadır. Yeni orta sınıfın içinde yer aldığı grup çoğunlukla özel sektörde çalışan profesyoneller ve üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır. Yaş ortalamasının 25 ile 35 arasında değiştiği, eğitim düzeyinin yüksek olduğu bu grupta, çoğunlukla çocuksuz veya tek çocuklu çiftler yer almaktadır.

Kuramsal açıklamalar ve saha çalışmalarının sonuçları birlikte değerlendirildiğinde seçkinleştirmeden söz edebilmek için üç koşul ortaya çıkmaktadır. Öncelikle yüksek gelir grubunun düşük gelir grubunu terinden çıkartması söz konusudur. İkinci olarak, kentin merkezdeki bir bölgesinde daha önceden değer kaybetmiş bir konut stoku yenilenmekte ve değer kazanmaktadır. Son koşul ise söz konusu alandaki mülkiyet durumunun kiracılıktan sahipliğe doğru bir dönüşüm geçirmesidir.

Seçkinleştirme sonucunda eski konut alanlarının fiziksel yapısı değişirken, konutların ve sunulan servisin kalitesi de yükselmektedir. Seçkinleştirilen alanlarda yaşamakta olan birçok aile başka bir mahalleye yerleşmek durumunda kalırken, bu alanlarda düşük kiralı konut sayısı da azalmaktadır. Seçkinleştirme sürecinin sosyal etkileri daha büyüktür. İstekleri dışında yer değiştirmek durumunda kalanların kentte nereye gidecekleri belirsiz olmakla birlikte çoğunlukla bu nüfus kentin daha düşük gelir gruplarının yaşadığı konut alanlarında kendilerine yer bulabildikleri anlaşılmaktadır (Uzun, 2001).

Genel özellikle aynı kalmakla birlikte seçkinleştirmenin zaman içindeki evrimi üç farklı döneme ayrılabilir. Başlangıcından 1970’lere kadar süren dönem içinde teker teker yerleşen öncüleri seçkinleştirme de rol oynarken, takip eden yirmi yıllık sürede kentsel ve ekonomik yeniden yapılanma ile birlikte seçkinleştirme kent mekanında yayılmaya başlamıştır. 1990’larla birlikte de seçkinleştirme özel sektörün de katılımıyla oluşan genel bir kentleşme politikası haline gelmiştir (Hackworth ve Smith, 2001).

Konut alanlarındaki ve kentteki dönüşümün bir parçası olan seçkinleştirme sürecinin tanımlanmasına yönelik çalışmalar 1970’lerden başlayarak yabancı yazında yer alırken Türkiye’de konu ile ilgili çalışmalar, seçkinleştirme örneklerinin özellikle İstanbul’da gözlemlenmeye başladığı, 1980’lerin sonunda gündeme gelmiştir. İstanbul’da seçkinleştirme örnekleri, kentsel dönüşüm projelerinin önem kazanmasına paralel olarak, giderek artmaktadır.

Seçkinleştirmenin gözlemlenmeye başlaması ile bu süreç Türkçe yazında farklı şekillerde adlandırılmıştır. Cengiz Bektaş bu süreci tanımlarken “gentilizasyon” (Bektaş, 1996) ifadesini kullanmıştır. Zeynep Enlil (2000) ise “gentrification” teriminin Gönül Tankut tarafından Türkçe’ye “soylulaştırma” olarak kazandırıldığını ifade etmektedir. Başka bir çalışmada da (Ulusoy, 1995), “burjuvalaştırma” teriminin de bu süreç için kullanıldığı belirtilerek “soylulaştırma” terimi kullanılmıştır. Çağlar Keyder ise bu dönüşüm şeklini “mutenalaştırma” sözcüğü ile tanımlamayı tercih etmiştir (Keyder, 2000). 2000’li yıllarda özellikle İstanbul’da gözlemlenen seçkinleştirme örnekleri üzerinde yapılan çalışmalarda çoğunlukla “soylulaştırma” terimi kullanılırken bu oluşumda “soylu” sınıfının değil özellikle yeni orta sınıfın ve sanatçıların yer aldığı vurgulanarak bazı çalışmalarda “seçkinleştirme” terimi de kullanılmaya başlanmıştır.

Soylulaştırma 002

Kaynaklar:

Hackworth, J. ve Smith, N. (2000), “The changing state of gentrification“, Tijdschrift voor Economische en Sociale Geografie, c.92, ss.464-477

Bektaş, C. (1996), Ev Alma Komşu Al, Tasarım Yayın Grubu, İstanbul.

Ley, D. (1996) The New Middle Class and the Remaking of the Central City, Oxford University Press, New York.

Enlil, Z. (2000), “Yeniden İşlevlendirme ve Soylulaştırma” Domus M, Aralık-Ocak 2000, ss:46-49

Smith, N. (1979), “Toward a Theory of Gentrification“, Journal of American Planners Association, c.45, ss. 538-548

Ulusoy, Z. (1995), “Kentsel korumanın fiziksel boyutları“, 2. Kentsel Koruma Yenileme ve Uygulamalar Kolokyumu Bildiriler Kitabı, MSÜ Matbaası, İstanbul, ss. 95-99

Uzun, C. N. (2001), Gentrification in Istanbul; A Diagnostic Study, KNAG, Utrecht

Keyder, Ç. (2000), İstanbul: Küresel ile Yerel Arasında, Metis Yayınları, İstanbul.


* Kentsel Planlama: Ansiklopedik Sözlük, Derleyen Melih Ersoy, Ninova Yayıncılık, İkinci Basım, Nisan 2016, İstanbul. ss.393-395

 

Toplu ulaşım bir haktır!

Ali Rıza Avcan

İzmir il/belediye sınırları içinde, önce Aliağa-Cumaovası arasındaki 79,78 kilometrelik hatta, daha sonra yeni bölümleriyle Selçuk’a kadar uzatılan 135,54 kilometrelik hatta çalışan hızlandırılmış banliyö treni (İZBAN) hizmetinden alınacak ücretin miktarı ve bunun ne şekilde tahsil edileceği hususu İzmir’de şu sıralarda en fazla tartışılan sorunlarından biri…

Hem de belediye yöneticilerinin “zam” yerine, “artı para sistemi” demeyi tercih ettiği bir saptırma ya da yanıltma içinde, hepimizin cebini yakıp zamanımızı alacak yeni bir sorun…

Şu aralarda İzmir’de herkes; özellikle de TKP İzmir Kent Komitesi, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve Haziran Meclisleri gibi kurum ve oluşumlar bu sisteme karşı çıkmak için imza kampanyaları düzenliyor, İZBAN istasyonlarında bildiriler dağıtıyor, uzun yolculuklar yapan dar gelirli yoksul kentlilerin aleyhine olan bu uygulamanın başlatılmaması için çaba gösteriyor, mücadele ediyor.  

Çünkü, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15 Aralık 2017 tarihli kararına göre İZBAN’da 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren ulaşımı zorlaştırıp ücretleri arttırmayı hedefleyen yeni bir ücretlendirme tarifesine geçilecek.

DVp_x2DX4AA5sgH

Bu yeni tarifeyle 135,54 kilometre uzunluğundaki ve 40 istasyondan oluşan hatta 25 kilometre üzerindeki yolculuklar için standart ücretlendirme haricinde, gidilen her bir kilometre için 7 kuruşluk ek bir ödemenin yapılması öngörülüyor.

15 Şubat 2018 öncesinde tüm istasyonlarda halka dağıtılan el ilanlarıyla İZBAN’a ait İnternet sitesinde verilen bilgilere göre, “Artı Para Sistemi” adı verilen bu değişikliğin temel özellikleri şunlardan oluşuyor:

Adı “artı para sistemi” ama paranızı çoğaltmayıp azaltıyor…

1. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN’a her binişinizde bundan böyle kartınızda en az 10,60 liralık bir bakiyenin bulunması gerekiyor. Bu durum, şayet kartınızda bu kadar bakiye yoksa İZBAN’a binemeyeceksiniz anlamına geliyor.

Tabii bu yeni sistemin uygulanması durumunda, her bir yolcunun elindeki milyonlarca kartta 10,60 liralık bir limitin bulunması suretiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni bir fona sahip olacağını herkes biliyor… Aynen ev sahiplerinin kiracılardan alıp istedikleri şekilde kullandıkları teminatlar gibi….

2017 yılı nüfusu 4.279.677 kişi olan İzmir’de ortalama 2 milyon civarında İzmirim Kart bulunduğunu varsaydığımızda; bu şekilde bloke edilen 21 milyon 200 bin lira gibi büyük bir tutarın sürekli devridaim içinde değişmeyen bir finans kaynağı olarak elde tutulması gibi…

dsc_0078

Adı “artı para sistemi” ama kendisi “artı değer” gibi sömürü kokuyor…

2. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN hattındaki hangi istasyondan binerseniz binin, giriş turnikelerinden geçtiğiniz an kartınızdaki 10,60 liranın tümü bloke edilecek.

Adı “artı para sistemi” ama kendisi “sistem” bile değil…

3. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, bloke edilen 10,60 lira, bindiğiniz istasyonla indiğiniz istasyon arasındaki uzaklığı dikkate alan bir tarife çerçevesinde ücretlendirildikten sonra şayet geriye kalan bir tutar varsa; bu miktarı indiğiniz istasyondaki artı para terminallerinden geri alabileceksiniz. 

Örneğin, tam abone olarak İZBAN hattının iki ayrı ucundaki Aliağa’dan kalkıp Selçuk’a gittiğiniz takdirde kartınızdaki 10,60 lira, öğrenci ya da 60 yaş grubu abone iseniz 6,07 lira, öğretmen iseniz 7,73 lira bloke edilecek ve 135,54 kilometrelik bu uzun yolculuk sonucunda  Selçuk’a ulaştığınızda bloke edilen paranızın tümü seyahat bedeli olarak ücretlendirildiği için artı para terminallerine gitmenize gerek kalmayacak. 

Şayet Aliağa’dan kalkıp Alsancak’a geliyorsanız yaptığınız 58,55 kilometrelik yolculuk size 5,21 liraya mal olduğu için, geriye kalan 5,39 liranızı kartınıza yeniden aktarmak için Alsancak İstasyonu’ndaki artı para terminaline gitmeniz gerekecek.

Benim gibi çoğu kez Şemikler ve Alsancak arasında gidip geliyorsanız, başlangıçta bloke edilen 10,60 liradan arta kalan 7,74 lirayı yeniden kartınıza aktarmak için ya Alsancak ya da Şemikler istasyonlarındaki artı para terminallerine gitmek zorunda kalacaksınız.

Tabii ki, artı para terminallerine gidip çözülen paranın karta aktarılması işinin ek bir zaman gerektirdiğini, bunun yolcu sayısının yoğun olduğu Alsancak, Halkapınar ve Şirinyer gibi kalabalık istasyonlarda uzun sıralara girmek anlamına geldiğini, bu işlemi o an için unuttuğunuz takdirde size tanınan sürenin 3 saat olduğunu ve bu süreyi de geçirdiğiniz takdirde o paranın üstüne bir bardak su içmek zorunda kalacağınızı bilerek…

Ayrıca kartınızdaki blokajı muhakkak ve muhakkak indiğiniz istasyonda kaldırmanız gerektiğini; şayet bu işlemi başka bir istasyonda yapmaya kalkarsanız, blokajı kaldırma işlemi sırasında sizden tahsil edilecek yolculuk ücretinin indiğiniz istasyona göre değil, geri yükleme işlemini yaptığınız o istasyona göre hesap edileceğini unutmamanız koşuluyla…

Adı “artı para sistemi” ama kendisi aslında bir zarar kapatma operasyonu

4. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, aynı kartın aynı yolculukta birden fazla kişi tarafından kullanılması mümkün olmayacak. Örneğin turnikeler önünde yeterli bakiyesi olmadığını fark eden bir arkadaşınız için kendi kartınızı bundan böyle kullanamayacaksınız.

izban_zammi_ulasim_hakkinin_gaspidir_h22488_fce68

Kısacası,

18 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN önce sizin cüzdanınıza bakacak ve cüzdanınızda yeterli paranız olduğunu anladıktan sonra size yolculuk hakkı tanıyacak…

Aynen yurt dışı seyahatlerde vize alırken bize bankadaki paramızın miktarını sorup kişisel ve ulusal onurumuzu zedeleyen Batı ülkelerinin yaptığı gibi…

Paran kadar yolculuk” diyecekler…

Bundan böyle bizlere “İZBAN’a cebinde yeterli miktarda paran varsa binersin, yoksa binemezsin” diyecekler…

Böylelikle, kamu hizmeti anlayışıyla değil; kar/zarar hesabıyla hareket eden tüccar belediyeci anlayışıyla hareket ettiklerini gösterecekler…

Böylelikle, toplumcu belediyecilik idealinden nasıl uzaklaştıklarını kanıtlayacaklar…

Böylelikle, kentte yaşayanları “hemşehri” ya da “kentli” değil; “müşteri” olarak gördüklerini sergileyecekler…

Böylelikle, kendi kötü yönetimleri nedeniyle ortaya çıkan zararları ellerini bizlerin ceplerine atarak kapatmaya çalıştıklarını gösterecekler…

O nedenle; şayet yaşadığımız kenti, birlikte olduğumuz insanları; komşularımızı, akraba, eş dost ve arkadaşlarımızı, bu kentte çok düşük ücretlerle çalışanları, emeklileri, kadınları, işsizleri, engellileri,  yaşlıları, çalışan ya da okuyan gençleri seviyor, onların daha uygar, daha konforlu bir ulaşıma sahip olmalarını istiyorsak;

dvlbpqnvmaartgv

Bu bize sorulmadan, fikrimiz, düşüncemiz ve önerilerimiz alınmadan oldu bittiyle ortaya konulan “Artı Para Sistemi“ne, daha doğru bir ifadeyle İZBAN’daki gizli zamlara, kent içi yolculuğu zorlaştıran değişikliklere hep birlikte  HAYIR! diyelim…

Ulaşımda da HAK; HUKUK ve ADALET! diyelim…

Bunun için de tüccar belediye anlayışını önce yaşantımızdan, kentimizden, cadde, meydan ve sokaklarımızdan def edelim !