Toplu ulaşımla ilgili kararlar, halkla birlikte verilmelidir…

Ali Rıza Avcan

Karşımızda, 14 Kasım 2006 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payı ile kurulmuş ve sermayesi 10 Ocak 2018 tarih, 51.6 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile 615.000.000 liraya çıkarılmış bir sermaye şirketi var.

Şirketin tam adı, İZBAN – İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi Ticaret Anonim Şirketi şeklinde.

Yönetim kurulu; yönetim kurulu başkanı murahhas üye Zeliha Gül Şener, yönetim kurulu başkan yardımcısı murahhas üye Özkan Dalbay, yönetim kurulu murahhas üyeleri Ahmet Ataşçı, Güler SAĞIT, Sönmez Alev, Yıldız Devran, Mehmet Seçkin Mutlu ve Selim Koçbay‘dan oluşuyor. 

Şirketin denetimini ise diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi merkezi İstanbul’da olan Aren Bağımsız Denetim ve S.M.M. A.Ş. yapıyor.

İZBAN’da şirketin verdiği bilgilere göre 30.11.2017 tarihi itibariyle toplam 391 kişi çalışıyor.

30 Ağustos 2010 tarihinde yolculu ön işletmeye başlayan İZBAN, 135,54 kilometre uzunluğundaki güzergâhta 40 istasyon ve toplam 219 adet vagonla hizmet vermekte olup; taşınan yolcu sayısı ile ilgili verilerle yaptıkları anketlerin sonuçları kamuoyu ile paylaşılmamakta.

whatsapp_image_2018-02-12_at_08.47.23_0

İZBAN tarafından yayınlanmayan istatistik verileri zaman zaman İZBAN haber ve tanıtımlarında, yaptıkları hizmetin başarısını göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Bu haberlerden, İZBAN’ın 2016 yılında toplam 88 milyon, açıldığı günden 3 Kasım 2017 tarihine kadar da toplam 500 milyon yolcu taşıdığını öğrenmekle birlikte; bu verileri yıl, ay, gün, yolcu türleri, istasyonlar, hatlar ve mesafeler gibi farklı değişkenler itibariyle öğrenmemiz -ne yazık ki- mümkün olmamaktadır.  

Ancak TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Demiryolu Sektörü Raporu 2016 verilerine göre, İZBAN’ın 2011 yılında 35.437.833, 2012 yılında 50.360.607, 2013 yılında 61.204.688, 2014 yılında 75.195.878, 2015 yılında 87.441.755, 2016 yılında da 87.593.152 yolcu taşıdığı; yolcu taşımacılığındaki gelişme açısından 2015 ve 2016 yılları arasında belirgin bir artışın gerçekleşmediği görülmektedir. (1) 2017 yılında taşınan yolcu sayısı ise, 2 Ocak 2018 tarihli İnternet gazetesi haberlerine göre 98 milyon civarındadır. (2)

Ayrıca İZBAN’ın İnternet sitesindeki (www.izban.com.tr) “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde sadece şirket türü, Mersis numarası, ticaret sicil memurluğu ve numarası, ticaret unvanı, adres, iletişim bilgileri, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarları, tescil tarihi, vergi dairesi ve numarası gibi şirketle ilgili genel bilgilerle yönetim kurulu üyeleri ve şirketi denetleyen şirketle ilgili bilgilere yer verildiği, aynı bölümün “belge görüntüleme” kısmında ise 16.06.2015, 29.03.2016 ve 11.04.2017 tarihli son üç olağan genel kurulun tutanaklarına yer verildiği; ancak şirketin mali durumunu gösteren kar-zarar tabloları ile bilançolarının bu bölüme eklenmediği görülmüştür.

Belge görüntüleme” kısmına eklenen olağan genel kurul kararlarında ise çoğu kez karar verilen konunun ayrıntılarına yer verilmeyişi nedeniyle, şirket dışına bilgi sızdırılmaması için özel bir gayretin gösterildiği anlaşılmaktadır.

Bu konudaki tek istisna, 11.04.2017 tarihli genel kurulda alınan bir kararla yönetim kurulu üyelerinin her birine net 2.500 lira düzeyinde aylık ödenmesi ile ilgili karardır. 

Şirketin son üç yılına ait kar-zarar tabloları ile bilançolarının verilmesi talebiyle BİMER kanalıyla yaptığımız başvuruya cevaben gönderilen 01.12.2017 tarihli yazıda ise sadece çalışan bilgisinin verilmesi ile yetinilmiş, istediğimiz diğer bilgilerin verilmesinden kaçınılmıştır.

Bütün bu bilgi ve sergilenen tutumdan da anlaşılacağı üzere, 2006 yılında İzmir’de metro standartlarında raylı sistem banliyö taşımacılığı yapmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payıyla kurulan İZBAN şirketinin kurulduğu günden bu yana kâr mı yoksa zarar mı ettiğini gösteren bilgi ve belgeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi Stratejik Planında yazılı olan “hesap verebilirlik ve şeffaflık” ve “bilgide erişebilirlik” ilkelerine rağmen “ticari sır” oldukları gerekçesiyle kamuoyundan saklanmaktadır.

Mevcut durum bu şekilde olmakla birlikte, İZBAN işçi ve emekçilerinin alacakları ya da grev gibi istenmeyen durumlar söz konusu olduğunda medya eliyle birbirleriyle çatışan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, şimdi sıra gizli bir zammın sistem değişikliği adı altında yürürlüğe konulması söz konusu olduğunda, taraflardan birinin bu zamlardan zarar görecek İzmirliler’i savunmak yerine birbirleriyle uyuşup anlaşmayı tercih ettikleri, işi ile evi arasında uzun yolculuklar yapmak zorunda kalan yoksul, dar gelirli işçi ve emekçilerin, öğrenci ve emeklilerin hakkını korumaya kalkmadığı görülmektedir. 

Her fırsatta sosyal belediyecilik yaptığını iddia eden bir belediye yönetiminin, uzun mesafeler arasında yolculuk yapan hemşehrilerini ucuz ulaşım ücretleriyle rahatlatmayı sosyal bir görev olarak düşünmek yerine; onlardan uzun yolculuk yapıyorsunuz diye daha fazla para talep etmesi aslında yaptığı hizmetin kamu hizmeti olduğu gerçeğini unuttuğunu ya da açık bir şekilde kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiğini göstermektedir.

Bu anlamda, CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin partisinin politika ve programlarına aykırı olarak kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiği ve sosyal belediyecilik anlayışından uzaklaştığı söylenebilir.

Çünkü kamu kaynaklarıyla kurulmuş İZBAN’la diğer belediye şirketlerinin mali durumlarını gösteren bilgi ve belgeleri bizlerden kaçırıp saklamak suretiyle belediyeyi ve onun şirketlerini adeta bir özel şirketin patronu gibi yönettikleri, kamu yararından önce şirket kârlarını düşündükleri ortadadır.

* Oysa bunu yaparken daha fazla para istedikleri uzun mesafe yolcularının sayısı ve yoğunluğu hakkında bizlere doğru bilgiler verip; bu yolcuların şirkete getirdiği mali yükün, kısa mesafe yolcularından elde ettikleri faydadan ya da belediyenin diğer mali kaynaklarından sağlanan olanaklarla karşılanabileceğini göstererek bizleri ikna etmiş olsalardı,

* Oysa daha fazla para talep ettikleri uzun mesafe yolcularına daha ucuz, kolay ve konforlu başka alternatif ulaşım olanaklarını sunabilselerdi,

* Oysa İZBAN’ın bugüne kadar yaptığı zararların gerçek nedenlerini ortaya koyup açıklayabilselerdi,

Kısacası, bir kentin ulaşımı açısından bu kadar önemli olan kararları, halkın gerçek ve aktif katılımını sağlayarak alabilselerdi, muhtemelen sorun bugünkü kadar büyük ve vahim olmayacaktı.

izban-da-arti-para-donemi-basladi-180181

Bu kararı birlikte aldıkları anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü yetkilileri, şayet söyledikleri gibi dürüst ve şeffaf iseler, aldıkları kararın doğru, yerinde, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir karar olduğu iddiasında iseler;

* Mevcut hattaki yolcu ve sefer sayılarıyla gecikme, iptal ve kazalarla ilgili verileri yolcu türlerine, istasyonlara, güzergahlara, kısa ve uzun seyahatlere göre ayrıntılı olarak verip bu değişkenlere göre hesaplanan her bir yolcu türünün maliyetini açıklarlar,

* Bugüne kadar sebep oldukları zararların, geç ya da yanlış yaptıkları yatırımların nedenlerini büyük bir samimiyet içinde ortaya koyarlar ve şirket zarar ederken her bir yönetim kurulu üyesine büyük miktarlarda hazirun ücretleri ödemezler…

Daha doğrusu doğru, sağlıklı verilerle halka hesap verip bütün bu eksiklik ve yanlışlıkları bize fatura etmekten vazgeçerler… 

Biz, kendilerinden “bilgi edinme”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” ve “bilgiye erişim” gibi demokratik hak ve ilkeler çerçevesinde ticari sırların arkasına gizledikleri gerçekleri açıklayarak İzmir’deki toplu ulaşımla ilgili kararları bizle; yani halkla birlikte almalarını bekliyoruz…


(1) Demiryolu Sektörü Raporu 2016, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.48

(2) https://www.egehaber.com/izmir/izban-da-2017-rekorlari-h204710.html

 

 

Yeni yılın ilk sabahına zamlarla uyanmak…

Ali Rıza Avcan

Evet, her yıl olduğu gibi bu yıl da güne içtiğimiz suda, tükettiğimiz enerjide, kullandığımız ulaşımda zamlarla başladık…

Artık bundan böyle, tabii ki yeni bir zam yapılmadığı sürece; otobüse, vapura, metroya ve İZBAN’a daha pahalıya binip, daha büyük rakamlı su faturaları ödeyeceğiz, otoparklar için daha büyük ödemeler yapacağız, katı atık ve su bedeli ile ilgili faturalarımız daha fazla kabaracak, köprülerden, tünellerden ve otoyollardan geçen ve geçmeyen araçların parasını devlete verdiğimiz vergi, harç ve ücretlerle ödemeye çalışacağız.

Hatta, İZBAN’da uygulamaya konulan “gittiğin kadar öde” sistemine göre elimizdeki İzmirim Kart‘ta en uzak istasyonun ulaşım bedeli olan 6,48 lira olmadığı takdirde İZBAN’a bile binemeyeceğiz.

28 Aralık 2017 tarihinde yapılan Ulaşım Ana Planı (UPİ) 4. Paydaş Toplantısı‘nda öğrendiğimiz yeni bilgilere göre, bu “gittiğin kadar öde” uygulaması 2017 yılında merkez kent olarak tanımlanan 1. bölgeden 2, 3 ve 4. bölgelere giden tüm ulaşım araçları için de geçerli olacak; böylelikle “gittiğin kadar öde” uygulaması tüm İzmir’i kapsamına alacak.

izmir-de-ulasima-buyuk-zam-geliyor-ve-gittigin-kadar-ode-sistemi-tn-play

Öte yandan hazırlanan yeni tarifede en dikkat çeken nokta ise, 60 yaş kartlarının kullanımdan kaldırılması oldu. 125 TL karşılığında 60-65 yaş arası vatandaşların satın aldığı ve 10.00-16.00 ile 19.00-24.00 saatleri arasında yaşlılara sınırsız biniş imkanı tanıyan kartların yerine yeni bir ücret tarifesi belirlendi. 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu zamları, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından duyurulan % 14.47 düzeyindeki 2017 Ekim ayı yurt içi fiyat endeksine dayandırıp yaptıkları % 10 oranındaki zammın bunun altında kaldığını ifade ederek savunmaya kalksa bile İzmir’deki yaşamın bundan böyle pahalılaşan belediye hizmetleriyle dayanılmaz bir düzeye çıktığı da kesin…

Oysa hepimizin bildiği gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde olduğu bir belediye…

Cumhuriyet Halk Partisi son yıllarda emekçiden, işçiden yana, emeğe saygı duyan bir parti olduğunu yüksek sesle ifade edemese de kendisinden beklenen açıkçası bu!

Kentte yaşayan işsizlerin, yoksulların, dar gelirlilerin, emeklilerin, gençlerin ve öğrencilerin yaşamını kolaylaştırmak, İzmir’i yaşanabilir bir kent haline getirebilmek….

Oysa son yıllarda bu kent gittikçe yaşanmaz hale geliyor ve İzmirli bunu bir şikayet olarak daha fazla dile getirmeye başlıyor.

Sayısı her geçen gün artan gökdelenler, yersiz gereksiz yatırımlarla Arap saçına dönüşen trafik, büyük projelerle halkın kullanımına kapatılan geniş kamusal alanlar, kesilen zeytin ağaçları, açılan yeni taş ocakları, sayısı her geçen gün artan RES’ler ve balık çiftlikleriyle ortaya çıkan doğa talanı ve bütün bunların üstüne gelen bu zamlar…

Keşke her yılın başında, küçük esnaf zihniyetiyle ulaşım ve içme suyu ücretlerinin ne oranda artacağını hesaplamak ya da İzmir’deki belediye hizmetlerinin bedelini gelir düzeyi daha yüksek Ankara ve İstanbul gibi kentlerle mukayese edip teselli bulmak yerine; işsizi, yoksulu, dar gelirliyi, emekliyi, genci ve öğrenciyi rahatlatacak sosyal politika, strateji ve çözümler üretebilseler, zarar ve zamlara neden olan yanlış yatırım kararlarıyla işletme sorunlarını gözden geçirip akraba, eş, dost, tanıdık ve partililer ile şişirilen bilgisiz ve deneyimsiz kadroları azaltsalar, sağdan soldan derlenen yönetici kadroların kalitesini yükseltmek için çalışsalar ve yeni yeni sorunları oluşturmak yerine kalıcı çözümler öneren toplumcu bir belediye haline gelebilseler…

Ya da başka bir yönteme başvurup; “biz acaba nerede yanlış yapıp ürettiğimiz hizmetlerin maliyetlerinin yükselmesine neden oluyoruz” ya da “şirketlerimiz niye devamlı zarar ediyor” diye sormaları, kendi kendileriyle hesaplaşmaları beklenir.

Tabii bu hesaplaşmayı sadece kendi başlarına değil; tüm açıklığıyla birlikte bizlerle birlikte yapmaları, hepimizin yaşamına değen bu yanlış ve eksikliklerin nedenleriyle çözümlerini bizlerle birlikte araştırıp bulmaları gerekiyor.

Çünkü, böylesi bir uygulama bizleri; yani halkı, işin içine çekerek ve verilecek kararlara ortak yaparak sorumluluğu da paylaşmamıza ve o işi sahiplenmemize yol açabilir.

Nitekim Brezilya’nın toplumcu belediyecilik uygulamalarıyla ünlenen Porto Alegre kentinde “Katılımcı Bütçe” adı verilen yöntemlerle tam da bu yapılmakta, paylaşımla ilgili tüm mali kararlar yaşanılan bölgelerin birbirinden farklı yoksulluk düzeyleri dikkate alınarak halkın bilgisi içinde halkla birlikte verilmektedir.

Bizde ise, belediyeler bırakın halka bilgi verip danışmayı; bu tür maliyet ve hesapları gösteren tüm bilgi ve belgeleri büyük bir titizlikle halktan saklıyor, en basitinden içme suyunun maliyet hesabının bilinmemesi için özel bir çaba gösteriyor. Çünkü o bilgi ve belgelerin o güne kadar söylediklerini yalanlamasından ve gerçeğin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmasından korkuyorlar.

Belediyelerle onlara bağlı şirketlerin mali performansı ile ilgili bilgilerin halktan kaçırılmasının en son örneği ise, BİMER aracılığıyla öğrenmek istediğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 17 şirketin bütçe, bilanço, kar-zarar cetveli ve çalıştırdıkları insan sayısı ile ilgili temel bilgilerin önce “şirketlerimiz Bilgi Edinme Kanunu kapsamına girmiyor” ya da “bu bilgiler ticari sırdır, verilemez” gerekçesiyle defalarca reddedilmesi; ardından da Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun verdiği 6 Kasım 2017 tarihli aksi karar doğrultusunda, “bu bilgileri şirketlerden derleyip toparlayıp size ileteceğiz” şeklindeki cevabın üzerinden (şimdilik) koskocaman bir 1,5 ayın geçmiş olmasına karşın bu bilgilerin henüz elimize ulaşmamış olmasıdır.

Bu son durum da bizi, belediye şirketleri ile ilgili yaşamsal bilgilerin belediye yöneticileri tarafından bile bilinmediğini ve bütün bu bilgileri bir araya getirmek için 15 Kasım 2017 tarihinden bu yana harıl harıl çalıştıkları gibi komik bir sonuca götürmekte.

Tabii ki bütün bu söylenip yazılanları, sadece yerel yönetimler düzeyinde bırakmayıp; aynı zam uygulamalarını “fiyat güncellemesi” adı altında daha büyük boyutlarda yaşama geçirerek hepimizin daha fazla yoksullaşmasına neden olan merkezi iktidarlar için de dile getirmeli, halkın yoksullaşmasına neden olan bu politikalara hem merkezi hem de yerel yönetimler düzeyinde karşı çıkabilmeliyiz.

Kamu Yararı 001

Bütün bu bilgi, değerlendirme ve yorumlar sonucunda;

Bugünden başlayarak, belediye ve şirketlerin mevcut mali durumunu gösteren bilgi ve belgelere ulaşıp o bilgiler ışığında kötü yönetimin bu zarar ve zamlardaki payını görüp sorumlulardan hesap sorabileceğimiz demokratik, katılımcı, eşitlikçi ve saydam bir sistemin oluşumu için hem ülke hem de yaşadığımız kentler ölçeğinde mücadele etmemiz gerektiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.