Sözlük’ten: Seçkinleştirme / Mutenalaştırma / Soylulaştırma*

SEÇKİNLEŞTİRME

Nil Uzun

Seçkinleştirme (gentrification), -akademik çevrelerde “soylulaştırma” ya “mutenalaştırma” olarak da adlandırılmaktadır- ilk olarak 1964 yılında, Ruth Glass tarafından “Londra’da işçi sınıfına ait yerleşimlerin orta sınıf tarafından işgal edilerek, gösterişsiz, müstakil ve/veya sıra evlerin etkileyici ve pahalı konutlara dönüştürülmesi” olarak tanımlanmıştır. (Glass, 1964; Palen ve London, 1984) 1970’lere gelindiğinde seçkinleştirme Boston, New York, Chicago, Washington DC gibi Amerikan kentlerinde de görülmeye başlamıştır. Zaman içinde örneklerin artması ile seçkinleştirme, üst orta sınıfın, çöküntü alanı haline gelmiş kent merkezinde yerleşmeyi tercih ederek aldıkları konutu onarmaları ve yenilemeleri ve burada yaşamaları biçiminde tanımlanmaya başlamıştır.

11472387125_dd0264628e_o.0.0

Seçkinleştirme üzerine yapılan sayısız kuramsal ve görgül çalışma sonucunda geliştirilen kuramlar temel olarak iki grupta değerlendirilebilir. İlk grupta seçkinleştirmeyi, kent içinde nüfusun yer değiştirmesine bağlı olarak farklılaşan getirim (rant) düzeyleri ile açıklayan ekonomik kuramlar bulunmaktadır. Bu gruptaki temel kuram Neil Smith tarafından, kentsel alanlarda yaşanan değer artışlarını irdeleyen ve yapısalcı bir yaklaşımla ortaya konmuştur. Smith, kent merkezindeki çöküntü alanlarının seçkinleştirilmesinin ardındaki nedenleri iki açıdan incelemektedir: Talep açısından bakıldığında, genç kentli profesyonellerin  ve çift-gelirli, çocuksuz çiftlerin uzun ev-iş arası yolculuklardan kaçındıkları için, kent çeperindeki banliyölerde yaşamak yerine, kent merkezindeki eski evleri satın aldıkları görülmektedir. Bu durum kent merkezindeki arsa ve konut değerlerinin yükselmesi ve bu alanda yaşayanların kentin başka alanlarına itilmesi anlamına gelmektedir. Bu açıdan Smith seçkinleştirmeyi kent içinde işçilerin yaşadığı mahallelerin orta sınıf alıcılar, mal sahipleri ve gayrimenkul yatırımcıları tarafından elden geçirilmesi ve iyileştirilmesi olarak tanımlamaktadır (Smith, 1986). Arz açısından ele alındığında ise, Smith “Getirim (Rant) Farkı Kuramı“nı ortaya koymaktadır. Bu kurama göre seçkinleştirme çoğu zaman yüksek gelir grubunun kent dışında yaşamayı tercih etmesi sonucu boşalan eski ve bakımsız konutlara daha düşük gelir grubunun yerleşmesinin ardından, diğer bir deyişle süzülme süreci sonunda ortaya çıkmaktadır. Seçkinleştirme, süzülme sonunda ortaya çıkan değer kaybına karşı piyasanın geliştirdiği bir tepkidir. Buna bağlı olarak getirim (rant) farkı çöküntü bölgesindeki bir alanın yenilendiğinde oluşacak potansiyel getirim (rant) düzeyi ile mevcuttaki getirim (rant) düzeyi arasındaki eşitsizliktir. Süzülme sürecinde getirim (rant) farkı, öncelikle sermayenin değerinin azalması ve devam eden kentsel gelişim ve büyüme ile ortaya çıkmaktadır. Süzülme ve mahallenin çökmesi süreci devam ettikçe getirim (rant) farkı büyümektedir. Smith’e göre seçkinleştirme arsa ve konut pazarının beklenen bir sonucudur (Smith, 1979).

Diğer grupta ise David Ley’in geliştirdiği tüketicinin yer seçim tercihlerinin altını çizen ve insan boyutunu ön plana çıkartan bireysel talep yaklaşımı bulunmaktadır. Ley, kişisel tercihleri, kültürel farklılıkları ve toplumsal değişimleri değerlendirerek “seçkinleştirmenin coğrafyası“ndan söz ederken seçkinleştirenlerin kültürel tercihleri ve demografik karakterleri üzerine vurgu yapmaktadır. Seçkinleştirenler kültürel farklılıklarını sergilemek istemekte ve yaşadıkları alanların da bu farklılıkları yansıtmasını sağlamaktadırlar. Demografik olarak bakıldığında ise daha çok yüksek eğitim düzeyi gerektiren profesyonel işlerde ve yönetim kademelerinde çalışan, tek başına yaşayan veya çocukları olmayan genç çiftler seçkinleştirme sürecinde yer almaktadır. Ley sanayi sonrası kentlerde ve toplumlarda ortaya çıkan yeni orta sınıf içinde yer alan, özellikle sanat ve uygulamalı sanatlar, medya, eğitim, sosyal hizmetler ve kar amacı gütmeyen çalışma alanlarında uzmanlaşmış alt gruplar üzerinde durmaktadır. Bu gruplarda yer alanların temel özelliği ekonomik durumlarını iyileştirmek ötesinde yaşam kalitelerini arttırmak istemeleridir.

Ley’e göre seçkinleştirme, bu sürece farklı aşamalarda katılanların tanımladığı iki aşamalı bir süreçtir. Birinci aşamada öncüler kent merkezindeki alanları kültürel değerleri, yaşam tarzları ve alanın tarihi değerlerinden dolayı yerleşmek için tercih etmektedirler. Bu grupta daha çok sanatçılar bulunmaktadır ve yatırım amaçları bulunmamaktadır. İkinci aşamada ise birtakım riskleri göze alıp kent merkezinde yatırım amacı ile yer seçen yeni orta sınıf bulunmaktadır. Zaman içinde ikinci aşamada öncülerin yerlerinden edilmesi de söz konusu olabilmektedir (Ley, 1996).

4b40a597b82d32cfcffa9d2c81f733c764644809

Seçkinleştirme üzerine yapılan saha çalışmalarında ise demografik, fiziksel ve ekonomik veriler değerlendirilmektedir. Aile yapısı, yaş, ırk, gelir, eğitim düzeyi, meslek, işyerindeki statü, mülkiyet durumu, konut stokunun durumu ve emlak değerleri seçkinleştirme sürecini tanımlayabilmek için en çok incelenen değişkenlerdir. Seçkinleştirenlerin kültürel birikimleri ve yaşam tarzlarını belirlemeye yönelik değişkenler ise çoğunlukla kullanılmamıştır. Yukarıda değinilen değişkenlere bakıldığında seçkinleştirenlerin genel özellikleri de ortaya çıkmaktadır. Yeni orta sınıfın içinde yer aldığı grup çoğunlukla özel sektörde çalışan profesyoneller ve üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır. Yaş ortalamasının 25 ile 35 arasında değiştiği, eğitim düzeyinin yüksek olduğu bu grupta, çoğunlukla çocuksuz veya tek çocuklu çiftler yer almaktadır.

Kuramsal açıklamalar ve saha çalışmalarının sonuçları birlikte değerlendirildiğinde seçkinleştirmeden söz edebilmek için üç koşul ortaya çıkmaktadır. Öncelikle yüksek gelir grubunun düşük gelir grubunu terinden çıkartması söz konusudur. İkinci olarak, kentin merkezdeki bir bölgesinde daha önceden değer kaybetmiş bir konut stoku yenilenmekte ve değer kazanmaktadır. Son koşul ise söz konusu alandaki mülkiyet durumunun kiracılıktan sahipliğe doğru bir dönüşüm geçirmesidir.

Seçkinleştirme sonucunda eski konut alanlarının fiziksel yapısı değişirken, konutların ve sunulan servisin kalitesi de yükselmektedir. Seçkinleştirilen alanlarda yaşamakta olan birçok aile başka bir mahalleye yerleşmek durumunda kalırken, bu alanlarda düşük kiralı konut sayısı da azalmaktadır. Seçkinleştirme sürecinin sosyal etkileri daha büyüktür. İstekleri dışında yer değiştirmek durumunda kalanların kentte nereye gidecekleri belirsiz olmakla birlikte çoğunlukla bu nüfus kentin daha düşük gelir gruplarının yaşadığı konut alanlarında kendilerine yer bulabildikleri anlaşılmaktadır (Uzun, 2001).

Genel özellikle aynı kalmakla birlikte seçkinleştirmenin zaman içindeki evrimi üç farklı döneme ayrılabilir. Başlangıcından 1970’lere kadar süren dönem içinde teker teker yerleşen öncüleri seçkinleştirme de rol oynarken, takip eden yirmi yıllık sürede kentsel ve ekonomik yeniden yapılanma ile birlikte seçkinleştirme kent mekanında yayılmaya başlamıştır. 1990’larla birlikte de seçkinleştirme özel sektörün de katılımıyla oluşan genel bir kentleşme politikası haline gelmiştir (Hackworth ve Smith, 2001).

Konut alanlarındaki ve kentteki dönüşümün bir parçası olan seçkinleştirme sürecinin tanımlanmasına yönelik çalışmalar 1970’lerden başlayarak yabancı yazında yer alırken Türkiye’de konu ile ilgili çalışmalar, seçkinleştirme örneklerinin özellikle İstanbul’da gözlemlenmeye başladığı, 1980’lerin sonunda gündeme gelmiştir. İstanbul’da seçkinleştirme örnekleri, kentsel dönüşüm projelerinin önem kazanmasına paralel olarak, giderek artmaktadır.

Seçkinleştirmenin gözlemlenmeye başlaması ile bu süreç Türkçe yazında farklı şekillerde adlandırılmıştır. Cengiz Bektaş bu süreci tanımlarken “gentilizasyon” (Bektaş, 1996) ifadesini kullanmıştır. Zeynep Enlil (2000) ise “gentrification” teriminin Gönül Tankut tarafından Türkçe’ye “soylulaştırma” olarak kazandırıldığını ifade etmektedir. Başka bir çalışmada da (Ulusoy, 1995), “burjuvalaştırma” teriminin de bu süreç için kullanıldığı belirtilerek “soylulaştırma” terimi kullanılmıştır. Çağlar Keyder ise bu dönüşüm şeklini “mutenalaştırma” sözcüğü ile tanımlamayı tercih etmiştir (Keyder, 2000). 2000’li yıllarda özellikle İstanbul’da gözlemlenen seçkinleştirme örnekleri üzerinde yapılan çalışmalarda çoğunlukla “soylulaştırma” terimi kullanılırken bu oluşumda “soylu” sınıfının değil özellikle yeni orta sınıfın ve sanatçıların yer aldığı vurgulanarak bazı çalışmalarda “seçkinleştirme” terimi de kullanılmaya başlanmıştır.

Soylulaştırma 002

Kaynaklar:

Hackworth, J. ve Smith, N. (2000), “The changing state of gentrification“, Tijdschrift voor Economische en Sociale Geografie, c.92, ss.464-477

Bektaş, C. (1996), Ev Alma Komşu Al, Tasarım Yayın Grubu, İstanbul.

Ley, D. (1996) The New Middle Class and the Remaking of the Central City, Oxford University Press, New York.

Enlil, Z. (2000), “Yeniden İşlevlendirme ve Soylulaştırma” Domus M, Aralık-Ocak 2000, ss:46-49

Smith, N. (1979), “Toward a Theory of Gentrification“, Journal of American Planners Association, c.45, ss. 538-548

Ulusoy, Z. (1995), “Kentsel korumanın fiziksel boyutları“, 2. Kentsel Koruma Yenileme ve Uygulamalar Kolokyumu Bildiriler Kitabı, MSÜ Matbaası, İstanbul, ss. 95-99

Uzun, C. N. (2001), Gentrification in Istanbul; A Diagnostic Study, KNAG, Utrecht

Keyder, Ç. (2000), İstanbul: Küresel ile Yerel Arasında, Metis Yayınları, İstanbul.


* Kentsel Planlama: Ansiklopedik Sözlük, Derleyen Melih Ersoy, Ninova Yayıncılık, İkinci Basım, Nisan 2016, İstanbul. ss.393-395

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s