Hayatın Dokusundaki Kapitalizm: Sermaye Birikimi ve Ekoloji

Jason W. Moore – Hayatın Dokusundaki Kapitalizm: Sermaye Birikimi ve Ekoloji, (Capitalism in the Web Life: Ecology and the Accumulation of Capital)

Çeviren: Alaz Munzur, Epos Yayınları, 432 sayfa, 2017

Bu kitabın odak noktası kapitalizmdir: Para. İklim. Gıda. Emek.

Başka bir deyişle bu kitap, sermayenin mantığını, kapitalizmin tarihini ve kapitalist uygarlığın tarihini incelemektedir.

Kapitalist uygarlık, insanları doğadan ayrıştırmadı, aksine bireysel yaşamları sıkı sıkıya birbirine bağlayarak geniş coğrafyaları kapsayan bir hayat dokusunun içine yerleştirdi. Kapitalizm, yaşamlarımızı, kahvaltılarımızı, çalışma günlerimizi, amaçlarımızı, cinsiyetlerimizi, emek sömürüsünü, kadınların ücretsiz çalıştırılmasını ve köleleştirilmesini, doğanın talan edilmesini dünya-tarihsel etkinlik sürecindeki parçalar haline getirdi.

Çevreci, feminist ve Marksist düşünceye dayanan Jason W. Moore Hayatın Dokusundaki Kapitalizm ile yerleşik ekoloji görüşlerinde tanınmayan bir sentez sunuyor: Kapitalizm, doğa, iktidar ve zenginlik bileşiminden oluşan bir “dünya-ekolojisidir”. Elbette ekolojik sorunlarımızın kaynağı, kapitalizmin ucuz emek, ucuz gıda, ucuz enerji ve ucuz hammadde (: kâr-daha fazla para ve iktidar) yaratma kapasitesidir. Sermayenin (Dört Ucuzlar yani) emek, gıda, enerji ve hammaddeden yararlanma kapasitesi Dünya-ekolojisini/kapitalizmi ve nihayet hayatın dokusunu oluşturur: Dünya-ekolojisi tam olarak sermayenin/iktidarın üretim/para kazanma ve yönetme süreçleri ve biz sıradan insanların da çalıştığı, amaçlarının peşinden koştuğu, milliyetlere, cinsiyetlere, kültürlere ayrıldığı gündelik hayatın ta kendisidir.

Dünya ekolojisi kapitalizmdir. Kapitalizm, genelde görmeye alıştığımız gibi dar bir ekonomik ve sosyal ilişkiler bütününden ibaret değildir, kapitalizm daha ziyade, hayatın bütününe yerleşmiş olan sermayenin, iktidarın ve üretim/yeniden-üretimin dünya-ekolojisi olarak anlaşılmalıdır. Kapitalizm ve doğa (doğa kendini para ve iktidar hırsına karşı korumaya başladığından itibaren) içiçe geçmiştir. İnsanlar ise bu dokunun içine hapsolmuştur.

Bu kitap bir davettir. İnsanlığın doğada işgâl ettiği yeri, bu yerin tarihe bakışımızı nasıl etkilediğini, ekolojik kriz analizini ve tüm hayatın kapitalizmden özgürleştirilmesi tartışmasına davettir.

0001732771001-1

İÇİNDEKİLER

Teşekkür

GİRİŞ: Çifte İçsellik

KISIM I – İKİCİLİK’TEN DİYALEKTİĞE: DÜNYA EKOLOJİSİ OLARAK KAPİTALİZM 

1. Nesneden Oikos: Kapitalist Dünya Ekolojisinde Çevre İnşası

2. Hayatın Dokusundaki Değer

3. Biricik Metabolizmaya Doğru: Kapitalist Dünya-Ekolojisinde İkicilikten Diyalektiğe

KISIM II – SONSUZ BİRİKİM, TARİHSEL DOĞA

4. Ekolojik Fazlanın Azalma Eğilimi

5. Doğanın Sermayeleştirilmesi veya Tarihsel Doğanın Sınırları

6. Dünya-Ekolojik Devrimleri: Devrimden Rejimlere

KISIM III – TARİHSEL DOĞA VE SERMAYENİN KÖKENLERİ

7. Antroposen ve Kapitalosen: Doğa ve Ekolojik Krizimizin Kökenleri Üzerine

8. Soyut Toplumsal Doğa ve Sermayenin Sınırları

KISIM IV –  UCUZDOĞA’NIN YÜKSELİŞİ VE FERAGATİ

9. Ucuz Emek? Zaman, Sermaye ve İnsan Doğasının Yeniden Üretimi

10. Uzun ve Yeşil Devrim: Uzun Yirminci Yüzyıl, Ucuz Gıda Zamanı ve Hayat

SONUÇ: UCUZ DOĞA’NIN SONU MU?

 

Bir şöyle, bir böyle halleri…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi‘nin internet sayfasında yayınlanan “Başkan açıkladı: O proje bana ait!” başlıklı söyleşide İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak önce şöyle söyledi:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.

Liman yanaşma kanalı Yenikale Burnu’ndan, limana kadar mutlaka derinleştirilmesi gerekiyor. Zaten onun projesi de bitti, ÇED raporu da bitti. Limanı TCDD çalıştırdığı için onlarla ile birlikte yaptık. Karşı tarafta da biz yeri belirlenen 13,5 kilometre bir sirkülasyon kanalı yapıyoruz. Yani suyun İzmir Körfezi’ne su güneyden giriyor, kuzeyden çıkıyor. Yoğun sirkülasyon böyle. Oradaki kanalla buradaki kanal bir yerde birleşip sirkülasyonu sağlayacak. Oradan viyadüklerle geçmek söz konusu olduğunda, biz altyapılar genel müdürlüğünü ziyaret ettik yazılar yazdık. Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar. Dolayısıyla sirkülasyonda mutlaka her yapının bir zararı olacaktır ama bizim söylediğimiz kriterlere uyulursa çok fazla bir zararı olmayacağına inanıyorum. Mimarlar Odası’nın çevre mühendislerinin, şehir planlamacılarının üzerinde durduğu ana konu iki tarafta da birinci derecede doğal SİT var. Öbür tarafta sulak alan var. Buralardan yüzeyden geçilmesinin mahsurlu olduğu görüşündeler. O da doğrudur. Zaten benim tüp geçit ile geçilmesindeki önerim de bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir öneriydi. Hem doğal SİT’leri ortadan kaldıracak, hem doğal sirkülasyondaki sıkıntıyı sıfırlayacak. Denizin 20 metre altından girip karşıya geçecek. Orta büyüklükteki gemilerin geçebilmesi için 16 metre derinliğin taranması lazım. Bizim de sirkülasyonu hızlandırmak için 250 metre genişliğinde, 8 metre derinliğinde bir sirkülasyon kanalı yapmamız gerekiyor. Biz onun çalışmalarını yapıyoruz. Dokuz Eylül Deniz Bilimleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra da kısım kısım inşaat faaliyetlerine başlayacağız.”

Ardından Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin 13 Kasım 2017 tarihli “Başkan Kocaoğlu’ndan adaylık çıkışı: Elimiz mahkum…” başlıklı haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Belediye Meclisinin Kasım ayı olağan toplantısında, “Körfez geçişi konusu var. İzmirli isterse yaparız diyorlar. Ben vatandaşın en fazla oyuyla seçilmiş kardeşinizim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ben Tüp geçişi istiyorum. Duymayan bir daha duysun. Ben tüp geçişin tartışmasız yapılmasını istiyorum. Madem ki merkezi hükümet bunu uygun görmüş para harcayacak, yapılsın. Kimseye sormayın istiyor musunuz diye. Yapın kardeşim” diyerek sahip çıktığı İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kimseye sorulmadan hemen yapılmasını istemiş.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili en son çıkışı ise, 28 Kasım 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan “İzmir’de yılbaşında suya yüzde 10 zam kararı başlıklı haberlerine göre İZSU’nun 2018 mali yılı bütçesinin görüşüldüğü belediye meclisi toplantısında oldu ve kendisi aynen şunları söyledi:

Yüzülebilir Körfez Projesi’ne ayrılan bütçenin düşüklüğünün nedeni ve vazgeçilip geçilmediği yönündeki soruları yanıtlayan Kocaoğlu, Büyük Körfez Projesi’ni Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’yle çakışması nedeniyle askıya aldıklarını açıkladı. ÇED onayı sonrası yapılacak hizmetlerle ilgili proje ihalesi süreci hazırlıklarını başlattıklarını belirten Kocaoğlu,  “Yalnız bizim projemiz Körfez Tüp Geçit projesi (İzmir Körfez Geçişi) ile çakıştı. ÇED raporunu aynı müşavirlik firması hazırladı. Görüldü ki İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak. Ancak, ÇED raporuna göre tüp geçit yapılırsa sirkülasyondaki iyileşme oranı yüzde 10’a düşüyor. Tüp Geçit ÇED’inde tekrar bir çalışma yapılıyor. Sirkülasyonu yeniden yüzde 40’a çıkarmak için 17 milyon metreküplük deniz dibinde tarama yapılması gerektiği ortaya konuyor. Biz işimizi askıya aldık. Boşa kürek sallayacak halimiz yok. İyileştirmeye devam edeceğiz. Toplam 2 buçuk – 3 milyon metreküp çamur çıkartıp yolumuza devam edeceğiz. Ne zaman tüp geçit ihaleye çıkar, iyileştirme için 17 milyon metreküplük tarama da ihaleye çıkarsa o zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi 13,5 km’lik sirkülasyon kanalının ihalesine çıkacaktır. Öbür türlü boşa kürek sallanmaz” 

-4 Metre Taranacak Alan 002
İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında -8 m derinliğinde taranacak sirkülasyon kanalı (yeşil renkle işaretli hat) ve -4 m derinliğinde taranacak alan (turuncu renkle işaretli alan)

01.84. Sirkülasyon Kanalı İle Yapay Ada Arasında Tarama Yapılacak Alan

Öncelikle Aziz Kocaoğlu‘nun yaptığı bu üç açıklamadaki maddi hataları, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne ait ÇED raporlarını dikkate alarak düzeltmeye, ardından da bu üç açıklama arasındaki kesin çelişkileri vurgulamaya çalışayım.

1. Projelerin ismi “Körfez Tüp Geçiş Projesi” ve “Büyük Körfez Projesi” değil; kelimesi kelimesine “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi“dir.

2. ÇED raporuna göre İzmir Körfezinin kuzeyine yapılacak Akıntı İyileştirme (Sirkülasyon) Kanalının uzunluğu 13,5 km değil 13 km, genişliği 22 metre değil ilk haberde söylendiği gibi 250 metre olacaktır.

3.Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar.” anlatımı da doğru değildir. Çünkü “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ÇED raporunun 59 ve 63. sayfalarında aynen şu anlatımlar yer almaktadır:

“Köprünün arka açıklıkları ise 110 m olacaktır. Diğer kısımlarda yine 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Büyük açıklıklı bir köprü kullanılarak sirkülasyon kanalı içine ayak yerleştirilmeyecektir. Bu durumda kanal üzerinde seyahat edebilecek olan küçük tekneler için 270 m’lik çok geniş bir yatay gabari sağlanacaktır.”

Körfez köprüsü uzunluğu 4.175 metre olup, sirkülasyon kanalı ana açıklığı 270 m, arka açıklıkları 110 metre olacaktır. Diğer kısımlarda ise 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Bu durumda toplam açıklık sayısı 77, toplam ayak sayısı ise, iki adet yan yana köprü düşünüldüğünde 2 X 77 = 154 adet olacaktır. Ancak yan yana iki köprünün aksları aynı doğrultuda olduğu için köprüye karşıdan bakıldığında sadece 77 ayak görülecektir.

01.26. Boykesit4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi % 10 oranına indireceği ifadesi doğru değildir. Çünkü, Dokuz Eylül Üniversitesi  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Beşiktepe tarafından hazırlanıp “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ÇED raporuna eklenen Kasım 2015 tarihli “İzmir Körfezi Geçişi Kapsamında Yapılacak Olan Adanın Körfez Akıntı Sistemine Olan Etkisinin Modellenmesi Final Raporu“na göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi”, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi tümüyle sıfırlayacaktır. 

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun gününe ve içinde bulunduğu koşullara göre değişen pazarlıkçı tutumuna:

İlk önce, “bu projeyi ilk ben düşünmüştüm ve yapılmasını istiyorum” demişti.

Ardından adeta meydan okur bir tarzda “fazla sorup sorgulamaya gerek yok, projeyi hemen yapın bakalım” şeklinde kışkırtıcı bir tavır göstermişti. 

Şimdi de “senin projen benimkini olumsuz etkiliyor, o nedenle önce sen yap, ardından ben yapayım” diyor. 

Aslında bütün bu söylenenlerin, birbiriyle ilişkili bütüncül bir düşünce ya da yaklaşımın ürünü olmadığı, önceden belirlenmiş temel bir stratejiye dayanmadığı ortada. Her bir tavır, farklı zamanlarda farklı ruh halleri içinde ortaya çıkan fevri çıkışlar olarak yorumlanmakta ve basit esnaf kurnazlığıyla düşünülüp ortaya atılan pazarlık çıkışları olarak algılanmaktadır.

Ancak hangi düşünceyle, nerede ve ne şekilde ifade edilirse edilsin İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde yapılacak bu tür açıklamaların öncelikle doğru, güncel ve eksiksiz bilgilere dayanması, ifade edildiği koşullardaki durumu yansıtması, ardından da yanlış bile olsalar bir politika ve strateji bütünlüğünü içinde ifade edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca uzunca bir süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük projelerin yönetiminde yeterli düzeyde bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi aynı dönemde aynı mekanda yapılacak böylesi iki büyük projenin karşılıklı ilişki ve etkileşimini analiz edip planlayacak ve programlayacak bilgi ve beceriden yoksundur.

Nitekim bu yoksunluk neticesinde her iki büyük projenin ÇED raporları aynı firma tarafından hazırlanmış olsa bile, bir proje ile sağlanan faydanın diğer bir proje ile yok edilmesi sorunu bir türlü çözülememiş ve bu sorunun çözümü için tek bir akademisyenin hazırladığı bilimsel niteliği şüpheli rapor dahi yeterli görülmemiştir.

Bütün bu gelişmeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2013 yılında hazırladığı kendisine ait “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile hararetli bir şekilde sahiplenip desteklediği 2015 tarihli “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin birbiri ile uyumlu olmadığını ancak 2017 yılının son aylarında fark etmiş ve “kervanın yola düzüldüğü” bir dönemde bu uyumsuzluğu bahane ederek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin uygulamasından -şimdilik- vazgeçmiştir. 

Resim1Öte yandan İzmir Körfezi’ndeki akıntıları % 40 oranında arttırarak su kalitesini daha da iyileştirmeyi amaçlayan ve bunu sağlayacak olan proje ile ilgili ÇED raporunun onaylanması için tam 3 yıl bekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeyi bu şekilde ertelemesi, aslında yapıldığı takdirde 880 metre uzunluğundaki beton adası ve 4 büyük, 154 küçük köprü ayağı ile İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecek olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan gözden kaçırılmaması gereken diğer bir önemli ayrıntı ise, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya alınmış ve bu durum en yetkili ağız tarafından kamuoyuna açıklanıp yine aynı yetkili ağız tarafından bu proje dışında iyileştirme amacıyla körfezde 2,5-3 milyon metreküplük  tarama çalışmaları yapılacağı ifade ediliyorsa bu çalışmalar için de ayrıca bir çevresel etki değerlendirme analizinin yapılması, ayrı bir ÇED raporunun düzenlenmesi ve onaylatılması gereğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

 

 

 

“Metin Altıok Ağıtı”

Ben bu dünyada bir pıtrağım

Görebiliyorsam eğer…

          Sonbahar yapraklarından sehpa örtüsü yaptığımızdandır.

Düşünebiliyorsam eğer…

          “Rakılar içip resimler astığınızdan”dır.

Hep güzeli arıyorsa meğer…

          Kahvaltıda bir dilim ekmeğimin zeytinden gözü, reçelden ağzı,

          makarnadan burnu olduğundandır.

Hissedebiliyorsam eğer…

Ekmek içlerinde yoğurulmuş tilkiden oyuncağım olduğundandır

          içki sofrasında.

Okuyabiliyorsam eğer…

          Masal kitabımda zümrüd-ü ankanın resmi olduğundandır.

Özleyebiliyorsam eğer…

          “Aramızda dağlar varken, elin elime yakın olduğundandır.”

Affedebiliyorsam eğer…

          “Fare deliğinde sinek babam” olduğundandır.

Merhamet edebiliyorsam eğer…

          Bingöl dağlarından gelen sincap postuyla konuştuğumdandır.

Acı çekebiliyorsam eğer…

          Acım şiiri ne, şiirini bana işlediğindendir.

Gülebiliyorsam eğer…

          Adım “Zozima Zoziteralo” olduğundandır.

Paylaşabiliyorsa meğer…

          Ölümün acısını, evladı yakılan analardan saklamak zorunda

          kaldığımdandır.

 

                                                  “O gün çok güzel bir gündü,

                                                  Ama çabucak geçip gitti.

                                                  Bir mektup yazsam;

                                                                      Sayın Pazartesi

                                                                      22 Ekim 1979

                                                                      ANKARA

                                                  Desem, acaba gider mi?”

 

                                                                                                             Zeynep Altıok

 

Metin-Altıok

DÜŞERİM

Bazen oturduğum yerde

Kendi kendime dalıp giderim,

Bulanık geçmişimle.

Genişleyen halkalar çizerim,

Bir düşün uyanık imgesine.

Gölünüze taş düşerim.

Sizse hep konuşursunuz

Sığınıp kof sözlere,

Kaçarak kendinizden

Uğuldayan hüznünüzle.

Telaşla geceyi bulursunuz.

Gözünüze yaş düşerim.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_43

YIKICILAR GELDİLER

Ve evin yüzü burkuldu,

Bir kıpırtı vardı şakaklarında.

Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar;

Kiremitleri topladılar birer birer.

Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri

Ellerinde keserler.

 

Anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.

İkimiz de arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.

Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.

İki sevgili vardı yan masada;

Umurlarında bile değildi deniz,

Alınları birbirine değecekti az daha.

 

Yıkıcılar geldiler,

Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.

Kör gözleri ve açılmış ağzıyla

Kaldı temelleri üstünde umarsız ev.

Sıra balyozlardaydı artık,

Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

 

Benim göğüs kafesimde bir iskete,

İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.

Sıçrayıp duruyordu ordan oraya,

Duyuyordum kıpırtısını içimde.

Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.

Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsız göğünle.

 

Yıkıcılar geldiler;

Düştü gürültüyle yüzü köhne evin,

Göründü bazı odaları ve iç duvarları.

Ayrı renklere boyanmış sofası, isli mutfağı.

Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden

Eski bir yaşantıyı simgeleyen.

 

Çıkıp yürümüştük kıyı boyu

Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.

Oysa sen yürümeyi sevmezsin.

Nasıl da değişmişti görünüşü

Yıllardır görmediğimiz kentin!

Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

 

Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.

Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.

İş araçlarındı artık,

Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.

Ve temizleyecekler kazılan yerlerde

Bizden kalan balçığı.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_42

RÜZGAR

Sanki bir çocuk hayaleti

Koşuyor, koşuyor da

Tozuyor durmadan

Ardında kalan izi.

Rüzgar geniş eğriler çiziyor,

Yine kendisinin sildiği.

At diye bindiği

Kuru söğüt dalını,

Uçarı bir sevinçle

Sekerek sürükler gibi.

Rüzgar geniş eğriler çiziyor,

Yine kendisinin sildiği.

Oyuna dalmış besbelli,

Alıp başını gitmiş

Ve yitirmiş düzlükte

İncecik gövdesini.

Rüzgar geniş eğriler çiziyor,

Yine kendisinin sildiği.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_45

YALNIZLIK

Yalnızlık belki de gece yarısı

Işık sızan bir penceredir ama,

Kimi zaman da bozkırda

Çıplak dağlarda,

Yerde yatan bir taştır

Yorgun ağırlığıyla.

 

Yalnızlık kale kapısında,

Fındık kabuğunda,

Atılmış bir ayakkabıda çöpler arasında,

Kozasında ipekböceğinin,

Gergin bir örümcek ağında,

Ama daha çok oteldedir

Küçük bir taşra kasabasında.

 

Hey yolcu; acıyım unutma,

Ben de varım orda.

 

Akan sudadır yalnızlık,

Adak ağacında;

Issız bir yamaçta

Sallanan renkli çaputlarıyla.

Her biri bir başka dert simgesi.

Sessiz yatırdadır yalnızlık,

Devrik bir mezar taşında.

 

Eski bir konsolda, kendine aşık

Ve saat tıkırtısında,

Uğuldayan rüzgardadır

Dallar arasında,

Bir kadeh rakının

Puslu beyazlığında,

Yalnızlık asıl yürektedir ama.

 

Hey yolcu; acıyım unutma,

Ben de varım orda.

 

Işık sızan bir pencere olabilmişsen,

Bozkırda çıplak dağlar,

Fındık kabuğu, kale kapısı,

Yerde duran kara taş

Ve atılmış ayakkabı çöpler arasında;

Hem kalabalık,

Hem de yalnızsın bana kalırsa.

 

Saymaya gerek yok gerisini,

Söylendi ve kesildi.

Ama ben tarttım kendimi,

Bastırdım elimi göğsüme;

Kentleri düşündüm, yoksul köyleri

Ve kendimi biraz da

Pıhtı bir gecede dostlardan uzakta.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_55

KONYAK, KİTAP VE KAHVE

Tenha bir eylül bahçesinde

Bir bardak konyak, kitap ve kahve

Otururken dalmış kendi kendime,

Güz rüzgarı geçiyor kitabımın içinden

Ot kokan nefesiyle.

Hızla çevirerek sayfalarını

Savuruyor bütün harfleri

Gözlerimin önünde,

Koparıp kimbilir hangi sözlerden

İrili ufaklı belki binlerce.

Telaşla kapatıyorum kapağını kitabın

Bastırıp üstüne elimle.

Bakıyorum her şey yerli yerinde,

Tenha bir eylül bahçesinde

Bir bardak konyak, kitap ve kahve.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_64

SONE -XIII

Birbirine benzer bütün ara istasyonlar;

Sarıya boyanmış yapılar arasında,

Yutkunup duran huzursuz ağaçlar

Ve paslı bir hüzün bulaşığı her yanda.

Katardan ayrılmış yük vagonları

Yorgun beygirler gibidir raylar üzerinde.

Uzaklardan sürekli köpek havlamaları

Karışır bir trenin isli düdük sesine.

Bir adam dolaşıp durur kendine konuşarak,

Bekler belki de bir posta trenini,

İçinde bir deniz kayalara vurarak,

Parçalar hışımla kendi kendini.

Ara sıra giderim o küçük istasyonlara;

Ağzımdan dilsiz bir çığlık karışır rüzgarlara.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_96

SONE -IV

Bende vardı, ama ben yıllar yılı,

Bende olanı hep sizde de aradım.

Biraz ürkek, biraz suçlu, kaygılı,

Yüreğinizi sezdirmeden yokladım.

Dem çekse bir güvercin karşı çatıda;

Sizdekini arardım bırakıp bendekini.

Böyle böyle gördüm işte sonunda,

Bir yılanın deri değiştirmesini.

İnsanın talihsiz oyunudur bu,

Yıkımı yine kendi elinden olur.

Engelleyemez paylaşmak duygusunu;

Gün gelir yorulur, kendini de unutur.

“Ben buraya bebe hakkı için geldimdi;”

Ben kimdim unuttum, bebeler kimdi.

Fazıl Say - Metin Altıok Ağıtı_Sayfa_50

BİR GÜN ÖLÜRÜM

Uzak, solgun çocukluğum;

Akşam alacası, kasaba,

Çatılarda kargalar.

Hüzünlü gençliğim;

Sabahçı kahveleri,

Umutsuz aşklar.

Bir anı tüneği şimdi

Yaşadığım geçmiş yıllar.

 

Ben derim ki;

Ömrüm, ömrüm!

Mumlar neden eriyip sönerler de

Tersine doğru yanmazlar

Uzayarak yeniden

Ve insan doğmak ister mi

Bir daha ölmek için?

 

Ölümü arayarak geçti

Bunca yılım.

Kötü annem

Beni komşunun oğlu kadar seven,

Yok olan babamdı belki

Ölüm tutkumu pekiştiren.

 

Elbet bir gün ölürüm.

Ömrüm, ömrüm

Ve yanan mum

Kara bir fitil bırakan ardında

Ne kadar benziyor birbirine.

 

Zifiri karanlıktı gece.

Mum bitti yanmadı tersine.

Beyaz mürekkeple yazdım

Bu şiiri karanlığın üstüne.

 

Ben derim ki;

Geçip gider zaman.

Geri alınmaz bazı şeyler.

 

Ömrüm, ömrüm

Ve yanan mum biter.

 

Soğur cehennem bile!

notlar-metin-altiok01-620x330

SÜRGÜN

Kendine sürgün

Bir garip kişiyim;

Sabah akşam imza veren.

Bilmemem gereken

Şeyler öğrendim;

Taraf tutmaz

Tanrı bilirim

Kaybetmekten

Korktuğu için.

Sorular sordum

Sormamam gereken.

Kendime bir

Kefen biçtim

Kendi tenimden.

Sınırlarımı aşmak

Yasaktır bana.

Yoksul yüreğim

En kuytu kahvem.

Acıya tezhibim,

Hüzne redif.

Yalnızlığın gözlerine

Sürme çeken.

Öyle biriyim ki;

Geceleri uykusuz

Kuyuları dinleyen.

Adım büyücüye

Çıktı bu yüzden.

Kendine sürgün

Bir garip kişiyim;

Kutsallığı zincir gibi

Parmağında çeviren.

Umudu depremden,

Aşkı külden

Bekleyen benim

Aranızda

Yerim yok zaten

Heybesinde yılan

İşaretleri,

Baldıran zehiri

Yüzüğünün içinde

Ve yanında

Kav taşıyan ben;

Tekinsizim size göre

ibret için

Yakılması gereken

Merhabam kalmadı

Kimseyle.

Haç çıkardım

Namaza dururken.

Herkes tanır beni

Alnımdaki döğmelerden.

İnançsızım, dinsizim

Yeminle yalan

İkiz kardeşken

Kendine sürgün

Bir garip kişiyim;

Bulanık sularda

Yüzünü ararken sevda,

Bir tutam saç derisiyle

Uçuşurken rüzgarda.

Her şey ne kadar

Kendisidir düşünün

Hızla kokuşurken dünya!

Rıh dökülürken

Kan damlalarına,

Cesetler gördüm

Irmak boylarında

Çalıların arasında.

Faili meçhul

Cinayetler bilen

Çaresiz bir adamım

Adını bile kekeleyen.

Bilmemem gereken

Şeyler öğrendim.

Sorular sordum

Sormamam gereken.

Gördüm apaçık

Görmemem gerekeni.

Söylenmezi söyledim.

Suçum büyük

Ve taammüden.

fft1_mf13397-1

SONE -1

Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman;

Aşındırarak bütün güzel duyguları.

Bir yarım umuttur elimizde kalan,

Göğüslemek için karanlık yarınları.

Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı,

Damağımda kösnüyle gezinirken;

Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı,

Dışarda rüzgar acıyla inilderken.

Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri,

Seninle bir döşekte sevişirken bile.

Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri,

Çarşılarda, pazarda ellerinde file.

Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka;

Bir şey yok paylaşacak acıdan başka.

 

 

Kapitalizmin Kıskacında Doğa, Toplum ve Bilim – Onur Hamzaoğlu Olayı

Kapitalizmin Kıskacında Doğa, Toplum ve Bilim – Onur Hamzaoğlu Olayı

Cem TERZİ, Emel YUVAYAPAN, Erkin BAŞER

Yordam Kitap, İstanbul-2013, 336 sayfa.

Onur Hamzaoğlu Olayı“, son dönemlerde yaşanan ve pek çok gerçeği daha da çarpıcı olarak gözler önüne seren bir örnek olarak zihinlere kazındı. Akademik/bilimsel çalışma ve özgürlüğün Türkiye’deki sınırlarını gösterdiği gibi, birbirinden bağımsız gibi görünen akademik faaliyet ile toplum hayatı ve yargı sisteminin nasıl kopmaz bca birbirine bağlı olduğunu da ortaya koydu. Peki neydi Onur Hamzaoğlu Olayı.

Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, bir sanayi bölgesi olan Kocaeli-Dilovası’nda bilimsel bir araştırma yapmış ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmıştı: Annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakalarında bazı ağır metallere ve eser elementlere rastlanıyordu! Bu ürkütücü bulgular karşısında hızla önlem alması beklenen yerel ve merkezî yöneticiler, “araştırma sonuçlarını halk arasında panik yaratmak amacıyla kullandığı” iddiasıyla Onur Hamzaoğlu’na karşı çok yönlü bir saldırı başlattı… Böylece, bir bilim insanı, Galileo’dan 400 yıl sonra ama tıpkı onun gibi, vardığı bilimsel sonuçlardan vazgeçmeye zorlanıyor, vazgeçmediği için de cezalandırılmaya çalışılıyordu. Bu, aynı zamanda tüm bilim dünyasına karşı bir yıldırma girişimi idi.

hdk-essozcusu-onur-hamzaoglu-fasizm-bize-bir-cephe-sorumlulugu-dayatiyor-1479454329

Ne var ki, ülkenin dört bir yanında bilim dünyası ve ilerici kamuoyu Onur Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Hamzaoğlu, akademik özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldi. Başından itibaren mücadelenin yürütücülerinden olan “Onurumuzu Savunuyoruz Hareketi“nin girişimiyle oluşturulan elinizdeki kitap da mücadelenin bir parçasıdır. 2-3 Haziran 2012 tarihinde, Şirince’de gerçekleştirilen çalıştayda yapılan sunumlardan oluşan kitapta Onur Hamzaoğlu Olayı ve bu olay üzerinden bilimsel özgürlük ve toplumsal sorumluluk konuları tartışılıyor, kapitalizmin toplumu olduğu gibi doğayı ve bilimi de bir kıskaca sıkıştırmak istediği gösteriliyor.

 

545b3170f493b80fc49e0726

Bu Bir Yüz Karasıdır!

İzzettin Önder

22.11.2013, Cumhuriyet Kitap

Onur Hamzaoğlu, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesidir. Hamzaoğlu, öğretim üyesi kimliği ve bilinci ile Dilovası’nda çok ciddi bir araştırma yapmış ve kamuoyunu, üniversiteleri ve siyasileri ayağa kaldıracak derecede ürkütücü sonuçlara ulaşmıştır. Ulaştığı sonuçları kamuoyu ile paylaşmaya kalkan Hamzaoğlu’nun başına ise gelmedik kalmamış; bir yandan üniversite soruşturma açmış, diğer yandan da üniversitenin izin vermesi durumunda Hamzaoğlu TCK. madde 213’e göre 2-4 yıl arası hapis talebi ile yargılanacaktır.
Kısacası, Hamzaoğlu’nun bilimsel duyarlılıkla giriştiği araştırma sonucunda elde ettiği fevkalade önemli sonuçları kamuoyu ile paylaşması sonucunda gerçekten üniversite ve kamu organları ayağa kalkmış, ama bu kalkış, olması gereken biçimde, toplumsal yarar doğrultusunda değil, tam tersine toplumun aleyhine, sermayenin çıkarı doğrultusunda gelişmiştir. 

İşte, Cem Terzi, Emel Yuvayapan ve Erkin Başer dostlarımızın hazırlamış oldukları Kapitalizmin Kıskacında Doğa, Toplum ve Bilim: Onur Hamzaoğlu Olayı bu trajik gelişmenin kısa hikâyesini kamuoyuna sunmaktadır. Kitapta meslektaşlarımız çeşitli makaleleri ile konuyu derinlemesine ele almış ve incelemiş bulunmaktadır. 

BİLİM İNSANININ SORUMLULUĞU VE BİLGİNİN METALAŞMASI 
Bir bilim insanı, mesleki konumu ve sorumluluğu gereği bilimsel araştırmalar yapar ve elde ettiği sonuçları, gereğinin yapılması amacıyla, ilgili makam ve kamuoyu ile paylaşır. Bu yönü ile bilgi, tüm kamunun yararlanmasına açık bir tür kamu malı niteliğindedir. Hal böyle iken, gelişmiş ekonomilerde ve Türkiye’de de yapılan düzenlemelerle, üniversitelerde bilgilerin bir ticari kuruluşla işbirliği içinde ve kullanım hakkının ilgili ticari kuruluşa terk edilme koşulu ile üretilmesi hükmü getirilmiştir. 

Üniversitelere yönelik kamusal desteğin giderek kısıldığı günümüz koşullarında, maalesef bazı üniversitelerimizin de, bilgiyi metalaştırırcasına, “üniversite-sanayi işbirliği” görüşü ile kutsandığı bu süreç, temel olarak iki amaca dayanmaktadır. Bunlardan birincisi araştırmaların sermaye denetimi içinde tutulması, ikincisi ise sermayelerin birbirleri ile mücadelede bilgi avantajının elde tutulmasıdır. Toplumsal yarara aykırı olan her iki amacın da giderek yaygınlaşması, doğanın ve toplumun sermaye kıskacına alınması sonucunu derinleştirmektedir. Böylece bilim metalaştırılarak, doğa ve topluma değil, sermayeye hizmete yönlendirilmektedir. 

Bilimsel çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen bulgular önceki bulguları geçersiz kılabilir, hatta tıp vb. alanlardaki yeni buluş ve gelişmelerde görüldüğü üzere, geçmiş uygulamaların olumsuz sonuçlarını dahi açığa çıkarıyor olabilir. Geçmiş bulgulara göre üretim planlaması yapmış olan bir sermaye ünitesi yeni bulgular karşısında değersizleşeceğinden, böylesi sonuçlar ortaya koyabilecek araştırmaları engelleyebilir ya da araştırma bulgularını bir süre için gizleyebilir. Bu nedenlere dayalı olarak, sermaye dokusunun gelişmesi ve sermayeler arasında rekabetin kızışması, bilimsel faaliyetlerde toplumsal yararı birinci amaç olmaktan uzaklaştırmaktadır. İleri Batı ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de üniversiteler ve TÜBİTAK vb. kamu araştırma kurumlarının araştırmalarını bir özel kuruluş desteğini alarak yürütmesi koşulu, maliyetin önemli bölümünün kamuya yüklendiği araştırmaların konusunda sermaye hâkimiyetini öne çıkardığı gibi, araştırma sonuçlarının mülkiyetinin de özel sermayeye devredilmesini amaçlamaktadır. 

BİLİM İNSANINA KARŞI CADI AVI 
Onur Hamzaoğlu olayında bu genel koşulun dışına çıkılmış ve salt insani ve kamu yararının güdülmüş olduğu görülmektedir. Şöyle ki, sanayinin yoğunlaştığı Dilovası bölgesinde doğan bebeklerin ilk kakalarında ve süt veren annelerin ilk sütlerinde ağır metallerin bulunması bölgede yüksek kanser riskinin bulunduğu anlamına gelmektedir. Her aklı selim sahibinin ve bu amaçla işbaşında bulunması gereken üniversite ve kamu organlarının bu durum karşısında incelemenin derinleştirilmesi ve halk sağlığı adına gerekli önlemlerin alınması yoluna gider diye düşünülür. 
Oysa, maalesef, Onur Hamzaoğlu olayında, kitapta tüm safhaları ile çok net ortaya koyulduğu üzere, bu yola gidilmemiş, tam tersine, bulguları yayınlamış olmasından dolayı hocanın cezalandırılması ve susturulması yoluna gidilmiştir. Diğer bir ifade ile, üniversite yönetiminin Onur Hoca’nın üzerine gitmesi, ünlü düşünür Merton’un “…bilimsel bulgular toplumsal işbirliği ile oluşturulur ve daha önce üretilen bilgilerin devamı niteliğindedir ve bunlar topluma tahsis edilir… Akademik bilginin ürünü ‘kamusal bilgi’dir. Araştırma sonuçları toplumla paylaşılır. Bilgi, sınır tanımadan, engelle karşılaşmadan herkese ulaşır.” şeklinde ifade ettiği komünalizm ilkesine aykırılık teşkil eder. 

Merton’un toplumsal yararı hedefleyen yaklaşımı karşısında Onur Hamzaoğlu’nun maruz kaldığı baskı, toplumsal yarar karşısında sermayenin kâr hırsı ve bu hırsın dürtüsünde toplumu ve doğayı tahrip etmede bir beis görmemesi ve bu amaçla toplumsal yarara yönelik olması gereken bilimsel faaliyetleri de kendi denetimi altına almasının sonucudur. Sanayi kuruluşları faaliyetlerini çevreye zarar vermeden yürütebilir, ancak bunun için ilave maliyete katlanmak gerekir. Sanayi atıklarının güvenli şekilde yok edilmesi veya hava ve su kirliliğinin önlenmesi teknolojileri bilinmektedir, fakat bu tür önlemlerin alınması firmalara ek maliyet getirmektedir. 

Çevrenin korunması bir insan hakkı konusu olup, bu alanda bazı önleyici yasa ve düzenlemeler de yapılmaktadır. Ancak, hem bu konudaki yasalar ve düzenlemelerin yetersizliği, hem de etkin denetimlerin yapılmıyor olması sermayenin kar hırsının frenlenmemesi sonucunu doğurmaktadır. Kısacası, çevre konusunda kamu otoriteleri halkın yararı doğrultusunda gerekli çabayı göstermemektedir. Hal böyle olunca, kar hırsı ile güdülenen sermaye, denetimden azade olarak, doğayı ve toplumu kirletmekte ve tüketmektedir. 

SERMAYENİN ÇARKINA ÇOMAK SOKMAK… 
Onur Hamzaoğlu, Dilovası toplu cinayet koşulunu bilimsel yöntemlerle ortaya koyarken, söz konusu çevre kirliliğine neden olan sanayi kuruluşlarının kâr dürtülerine çomak sokmuş olmaktadır. Sermaye kuruluşlarının böylesi müdahalelere karşı duyarlı olması ve doğa ya da halkın yararı karşısında kendi kâr hırsını gütmesi, sermaye açısından kısa dönemde anlaşılabilir olmakla beraber, çevre kirlenmesi ya da doğanın tahribi uzun dönemde bizzat sermayenin de aleyhinedir. Üniversitenin bu bağlamdaki rolü, salt emekçilerin ve çevre halklarının anlık hak ve çıkarlarını korumaktan öte, tüm toplumun geleceğinin güvence altına alınmasını sağlayacak bir ekonomik üretim ilişkisi modelini topluma sunmaktır. Sermayenin devamlı kâr ve birikim dürtüsü Dilovası’nda kanserojen çevre oluşturmakta, 22 Eylül 2013 günü kaybettiğimiz Prof. İzzettin Barış’ın tüm yaşamını verdiği Fibrous Zeolite de (asbest) kansere neden olmakta, bunun da ötesinde küre elimizden kayıp gitmektedir. Sermaye savaşlarla toplumsal yıkım ve ölümlere yol açmaktadır. 

0000000558218-1

Tüm bu acı ve felaketlerin sebebi sermaye değil, sermayenin özel mülkiyet biçiminin tanımladığı kapitalist sistemdir. Bu nedenle, bugün karşılaştığımız hemen tüm sorunlara parçalı değil bütünsel yaklaşım yaparak, ekonomik sistemi insan ve doğa uyumu içinde tanımlayan bilimsellikten yana olmalıyız. Bu kitaba konu olan Onur Hamzaoğlu Olayı, bu zorunluluğu çok çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. 

Takatuka ya da tekatu nedir?

Ali Rıza Avcan

Demiryollarında haç şeklinde birbirini dik kesen rayların kesişim noktalarına halk ağzında “takatuka“, demiryolcu dilinde “tekatu“, yabancı dillerde de “diamond”  (elmas) ya da “diamondcross” (elmas haç) dendiğini ve bu şekilde yapılmış demiryolu geçişlerinden birinin İzmir’de olduğunu ilk kez Orhan Berent‘in İnternetteki 28.06.2006 tarihli yazısından öğrenmiştim.

Orhan Berent, “Hilal İstasyonu” başlıklı yazısında aynen şunları söylüyordu:

Basmane ve Alsancak’tan gelen demiryolunun kesiştiği yer alan Hilal mevkii demiryolcu dilinde buraya ‘tekatu’, halk arasında da ‘takatuka’ deniyordu. Daha önce 1976 ve 1977 yıllarında, buharlı lokomotiflerin İzmir banliyölerinde çalıştığı sırada İngiliz gezgin Robin Lush burada çok güzel fotoğraflar çekmişti. Daha sonra 1979 yılında ‘Karabük’ takma adını kullanan bir Alman demiryolu sevdalısı da Hilal’de fotoğraflar çekmişti.” (1)

15816_44017_hilal_crossing_21_march_76

44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Hilal Geçidinde – 21.03.1976

15836_46102_hilal_crossing_izmir_21_march_76

46102 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 21.03.1976

15839_46106_hilal_crossing_izmir_21_march_76

46106 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 21.03.1976

17554_46104_hilal_crossing_izmir_7_march_77

46104 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 07.03.1977

17557_4407157000_at_hilal_crossing_7_march_77

44071 ve 57000 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Hilal geçidinde – 07.03.1977

Orhan Berent ayrıca 19. yüzyılın ortalarında yapılan İzmir-Aydın ve İzmir-Kasaba (Turgutlu) demiryolu hatlarının birbirleriyle 90 derece açı ile kesiştiği ve o günlerde o kesişim noktasına yakın istasyonun Hıristiyan haçına benzediği için Rumlar tarafından “Stavros“, Cumhuriyet döneminde de bunun karşıtı olan “Hilal” adının verildiğini, dünyada çok az yerde bulunan bu teknik yapının varlığından, bu bölgede çalışan demiryolcularla birkaç araştırmacı dışında çoğu akademisyenin ve İzmirlinin haberdar olmadığını belirtiyordu.

Daha sonrasında ise Orhan Beşikçi‘nin 29.102012 tarihinde kentyasam.com haber portalinde yazdığı “Tekatu“, 16.07.2017 tarihinde Milliyet gazetesinde yazdığı “Hilal Kavşağı’nın (Tekatu) benzeri var mı?” başlıklı yazılarını okudum. (2) (3)

Orhan Beşikçi de bu yazılarında bu tür kavşakların dünyada sadece İngiltere’de, Batı Hindistan’da ve ABD’nin California eyaletinin Calton kentinde bulunduğunu, İzmir’e özel bir zenginlik olan bu değerin tescillenerek tanıtılması için önerilerde bulunduğunu öğrendim.

Devamında da İnternet üzerinden yaptığım araştırmalar sonucunda İzmir dahil dünyanın sekiz yerinde (Avustralya’nın Victoria eyaletinin güney batısındaki Ararat kentinde, Hindistan’ın Nagpur, Eski Delhi ve Kerala eyaletindeki Ernakulam yerleşimlerinde, Galler’in Welsh Highland Railway hattındaki Portmadog‘da, ABD Pennsylvania eyaletinin Darby kenti ile Chicago‘da, İngiltere’de New Castle) bu tür geçitlerin bulunduğunu belirledim.

Avustralya’daki Ararat ve Hindistan’daki Ernakulam geçişlerinin fotoğraflarını bütün araştırmalarıma karşın bulamadığım için sizinle İzmir hariç 5 geçişin fotoğraflarını paylaşmak isterim.

Nagbur 001
Hindistan, Nagbur geçidi
Eski Delhi Tren İstasyonu 001
Hindistan, Eski Delhi istasyonu yakınındaki geçit

 

Galler - Portmadog
Galler, Portmadog geçidi
Chicago Diamondcross 001
ABD, Chicago geçidi
New Castle 005
İngiltere, New Castle geçitleri

Genellikle İngiliz demiryolculuğunun klasik bir uygulaması olan karşılıklı dik geçiş noktalarının tüm dünyada sadece sekiz adet olması ve bu sekiz geçişten birinin İzmir’de bulunması haliyle İzmir açısından büyük bir fırsat ve sahip olunan büyük bir değerdir.

O nedenle de, Hilal İstasyonu’ndaki bu tekatunun olası bir yok etme ya da hasara karşı tescillenerek korunması gerekmektedir.

hilal_1118
Hilal (Stavros) geçidi

İşte bu düşünce ile 05 Mart 2015 tarihinde bu geçiş yerinin 2863 sayılı yasa uyarınca tescillenmesi talebi ile İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne yaptığım başvuru, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun 25.12.2015 tarih, 3952 sayılı kararı ile “TCDD İşletmesi 3. Bölge Müdürlüğü’nün görüş yazısında belirtilen hususlar da dikkate alınarak, ayrıca 2863 sayılı yasada belirtilen tescil kriterlerini taşımadığı belirlendiğinden” gerekçesiyle kabul edilmemiştir.

TCDD İşletmesi 3. Bölge Müdürlüğü’nün İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne gönderdiği görüş yazısında belirtilen hususların ne olduğu tarafımızca bilinmemekle birlikte 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları” başlığını taşıyan 6. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre 19. yüzyılın sonuna kadar yapılmış taşınmazların korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmesi gerekip bu işlemde sözünü ettiğim tren yolu yapısının ülkemizdeki tek yapı örneği olduğu da dikkate alınmalıdır.

İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’na yaptığımız başvuruda Hindistan’ın dünya çapında tanınmış Nagpur geçidinin tescilli olduğunu özellikle belirtmiş olmama karşın, söz konusu kurul bu geçişin dünya örneklerini araştırmadığı gibi Nagpur‘daki geçidin tescilli olduğu gerçeğini de görmezlikten gelmiş; böylelikle elimizdeki bir değerin korunması fırsatını kaybetmiştir.

Evet, Orhan Beşikçi‘nin de önerdiği gibi TCDD bu geçidin aynen Hindistan Nagpur’daki geçit gibi dünya ölçeğinde bilinip tanınması için elinden geleni yaparken bir yandan tescillenip korunması için girişimde bulunmalı, bu nadide 19. yüzyıl yapısının olası özelleştirmelere kurban gitmemesini sağlamalıdır. 

(1) http://web.deu.edu.tr/berent/tren/geziler/trgz_280606.html

(2) http://www.kentyasam.com/orhan-besikci-yazar-32.html

(3) http://www.milliyet.com.tr/hilal-kavsagi-nin-tekatu-benzeri-ege-2485542/

Yararlanılan kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Level_junction

http://www.sinfin.net/railways/tourist/touristcym.html

 

Dikkat inşaat sahası!

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Konya Şubesi ile Anadolu Selçuklu Fotoğraf Derneği’nin (ASFOD) birlikte düzenlediği ASFOD Ramazan Özkaya Ulusal Fotoğraf Yarışması’nın “Dikkat inşaat sahası” konulu bu yılki yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 38 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

Yaşadığımız kentlerdeki yıkıp yapmaya odaklı inşaatlardan, cadde ve sokaklarımızı işgal eden betoniyer ve kamyonlardan, televizyon ve sinemalardaki inşaat firması reklamlarından bıkıp usandığımız bir ortamda herkese keyifli izlemeler diliyorum…

001
Birincilik Ödülü, Murat İbranoğlu – “Demirler
002
İkincilik Ödülü, Selman Vefa Yıldırım – “İnşaat
003
Üçüncülük Ödülü – ERkan Örtücü – “İnşaat
004
Erdal Türkoğlu, Sergileme – “Lego
005
Murat İbranoğlu, Sergileme – “İnşaatta Yaşam
006
Şaban Ok, Sergileme – “Yorgun
007
İbrahim Aysündü, Sergileme – “Yansıma
008
Caner Başer, Sergileme – “Renkler
009
Seçkin Yenici, Sergileme – “Cami
010
Cihan Karaca, Sergileme – “İnşaat
011
Sertaç Nurtan, Sergileme – “Beton Sahası
012
Erkan Kalenderli, Sergileme – “Harç
013
Deniz Yılmaz, Sergileme – “Restorasyon
014
Nurten Öztürk, Sergileme – “İsimsiz
015
Sare Kural, Sergileme – “Kalıp
016
Seyit Konyalı, Sergileme – “Kamış
017
Zeliha Begöz, Sergileme – “İnşaatçılar
018
Şenol Sevim, Sergileme – “Kasket” (?)
019
Yılmaz Topçu, Sergileme
020
Mehmet Vurmaz, Sergileme – “İnşaat Sahası
021
Kadir Yılmaz, Sergileme – “Mola Ateşi
022
Hasan Güzel, Sergileme – “İzolasyon Ustası
023
Didem Sevinç Bayazıt, Sergileme – “İnşaat Yansıma
024
Hasan Alper Eryiğit, Sergileme – “Gölgeler
025
Süleyman Üzümcü, Sergileme – “İskele
026
Emre Polatel, Sergileme – “Geometrik İnşaat
027
Ahmet Akkuş, Sergileme – “Demirci
028
Ahmet Okatalı, Sergileme – “Göçükte kalan işçi
029
Ali Can, Sergileme – “Onuncu Kat
030
Ali Can, Sergileme – “Yardımlaşma
031
Arif Hüdaverdi Yaman, Sergileme – “Tepede çalışanlar
032
Mehmet Yılmaz, Sergileme – “İş molası
033
Rahmi Çevik, Sergileme – “Baretlerim Var
034
Ahmet Akkuş, Dağ Mühendislik Özel Ödülü – “Kalıpçı
035
Deniz Ener, İMO Konya Şubesi Özel Ödülü – “Gece çayı
036
Abdullah Koç, Karatay Belediyesi Özel Ödülü – “Boya işleri
037
Ramiz Şahin, Konya Hazır Beton Özel Ödülü – “Demir ustası
038
Ahmet Teke, Selçuklu Belediyesi Özel Ödülü – “İnşaat işçisi

Karşıyakalı olmak…

Ali Rıza Avcan

1997 yılı sonu, 1998 yılı başından bu yana Karşıyaka’da yaşıyorum.

Aşağı yukarı 20 yıldır Karşıyaka’da yaşıyor olmama ve kendimi ilk günden bu yana Karşıyakalı hissetmeme karşın bazı Karşıyakalılar “doğma büyüme Karşıyakalı” olmadığım için beni kendilerinden saymıyorlar.

Onlar için “Karşıyakalı olmak” demek, Karşıyaka’da doğup büyümek, Karşıyaka’da okumak ve çalışmak, Karşıyakaspor’u tutup maçlarına gitmek anlamına geliyor.

Ben o anlamda, onların “Karşıyakalı” standartlarına sahip olmadığım için beni kendilerinden saymıyorlar ya da nezaketen ses çıkarmasalar bile tutum ve davranışlarıyla bana kendilerinden olmadığımı hissettiriyorlar.

Oysa, önce babam, daha sonrasında da annem Soğukkuyu Mezarlığı’na defnedildiler ve uzun süredir orada yatıyorlar.

Anne ve babam Karşıyaka topraklarında yatıyor olmasına karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

Oysa, bu kente geldiğim ilk yıl; yani Cumhuriyet’in 75. yıl kutlamalarının yapıldığı bir dönemde Cumhuriyet Dönemi ile ilgili belleği ortaya çıkarmak amacıyla, bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk‘ün karargah binası olarak kullanılan İplikçizade Köşkü‘nün tarihsel önemini vurgulayan bir anı tabelası yaptırarak yaşadığım bu coğrafyaya kendimce ilk çiviyi çakmaya çalışmıştım. Çalıştığım Prometheus İnsan Kaynakları şirketinin katkısını alarak yaptırdığım o tabela, maddi anlamda pek değerli olmasa da zengin manevi anlamı ile halen Yalı Caddesi 360 numaralı Çağlayan apartmanının bahçesindeki varlığını korur. 

Karşıyaka’nın Cumhuriyet Dönemi belleğini canlandırmak için çabalamama karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

2017 yazında Karşıyaka Belediyesi tarafından yıprandığı ve riskli olduğu gerekçesiyle yıktırılan Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın yıkılmaması için başta Tufan Atakişi olmak üzere “Karşıyakalı” arkadaşlarımla birlikte mücadele ettiğim halde; kendisinin anadan babadan “Karşıyakalı” olduğunu söyleyen bazı arkadaşlarım siyasi, ticari ve kişisel nedenlerle çıkıp tek bir söz bile söylemediler, 1972-19733 yıllarında öğrenci harçlıklarıyla ve Karşıyakalıların bağışları ile yapılan bu sivil anıtın yıkılmaması için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın yıkılmaması için mücadele edip anıtın kepçelerle yıkıldığı gün oturup ağlamama karşın, beni halen “Karşıyakalı” saymıyorlar.

O nedenle kendini “Karşıyakalı” olarak gören ya da tanıtanları diğerlerinden; yani “Karşıyakalı” olmayanlardan doğru ve sağlıklı bir şekilde ayırt edebilmek için ne yapabileceğimi araştırıp soruşturmaya başladım.

İlk aklıma gelen şey, kimin “Karşıyakalı” olduğunu ya da olmadığını ortaya koyacak resmi nüfus kayıtları ve bu kayıtlar dikkate alınarak düzenlenen Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) istatistikleri oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) bildiğim kadarıyla, 2007 yılından bu yana her yıl düzenlediği Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verileriyle bir il ya da ilçede oturanlardan hangilerinin o il ya da ilçe nüfus kaydında, hangilerinin diğer illerin nüfus kayıtlarında olduğunu listeliyor; böylelikle bir il ya da ilçede yaşayanların nüfusa kayıtlı oldukları yerler itibariyle dağılımını ortaya koyuyordu.

Bu kayıtlara göre, Karşıyaka’da yaşayan nüfusun ne kadarının Karşıyaka nüfusuna, ne kadarının diğer illerin nüfuslarına kayıtlı olduğunu öğrenmemiz mümkün olacak, böylelikle Karşıyaka nüfusunun kayıtlı olunan iller itibariyle dağılımı görebilecektim.

Tabii ki bunu yaparken, başka yerlerden Karşıyaka’ya göç ettikten sonra nüfus kayıtlarını Karşıyaka’ya getirmiş olanların ve o nüfustan gelen yeni nesillerin aslında başka il ve ilçelerden gelmiş olmalarına karşın “Karşıyakalı” olarak kabul edileceğini gözden kaçırmamak koşuluyla… 

Ayrıca TUİK verilerinin kayıtlı olunan yerin ilçe bazında düzenlenmeyişi nedeniyle nüfus kaydı “İzmir” olarak gösterilenlerin içinde İzmir’in diğer ilçelerinde, örneğin Göztepe‘de doğması nedeniyle Konak ilçesi nüfus kaydında gözükenlerin de olduğunu unutmamak koşuluyla…

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) 2011-2016 dönemi Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerini kullanarak hazırladığımız aşağıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere, kaydı Karşıyaka’da olan nüfusun toplam Karşıyaka nüfusu içindeki oranı 2011 yılında % 42,60, 2012 yılında % 41,85, 2013 yılında % 41,35, 2014 yılında % 48,50, 2015 yılında % 48,59, 2016 yılında da % 48,68 olup bu durum bize net bir şekilde Karşıyaka nüfusunun yarısından fazlasının nüfus kaydı açısından “Karşıyakalı” olmadığını gösteriyor.

Resim2

Bu tablo sayesinde ayrıca, 2016 yılında Karşıyaka nüfusu içindeki Manisalıların % 4,74 oranıyla ikinci, Ankaralıların % 3,37 oranıyla üçüncü, kaydı yurt dışında olanların % 2,97 oranıyla dördüncü, İstanbulluların ise % 2,92 oranıyla beşinci sırada olduğunu görebiliyoruz.

Ancak bütün bu verilerin incelenip değerlendirilmesi sonucunda, 2016 yılı itibariyle nüfus kaydı Karşıyaka’da olan % 48,68 oranındaki nüfus içinden ne kadarının nüfus kayıtlarını daha sonra buraya aldırdığı ya da ne kadarının İzmir’in diğer ilçelerine kayıtlı olduğu bilinmediği için, kuşaklar boyu ve doğma büyüme “Karşıyakalı” olanların gerçek sayı ve oranını, devletin bizlere sunduğu resmi verilerle öğrenmenin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, kendisinin kuşaklar boyu ve doğma büyüme “Karşıyakalı” olduğunu söyleyenlerin ne ölçüde doğru söylediklerini başka bir yöntemle; Karşıyaka’nın bir yerleşim yeri olarak geçmişini ortaya koyan tarihi bilgilerle doğrulayabiliriz düşüncesiyle tarih kitaplarına baktığımızda ise, Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoğlu ile Prof. Dr. Ersin Doğer’in verdiği bilgilere göre “15. yüzyılın (1467 ve 1478) ve 16. yüzyılın (1528 ve 1575) Tapu Tahrir Defterlerine göre bu bölgede kendisine bağlı 9 adet köyü ile birlikte var olan bir köy, Kürdelen“, “Kördelen“, “Gürdelen” veya “Gördelen” adlarıyla anıldığını, bu köyün isminin  19. yüzyılla 20. yüzyılın başlarında buraya yerleşen Levanten nüfusun etkisiyle “Kordelio” olarak değişim geçirdiğini görürüz. (1)

Bu sonuçta da bize, boğup büyüme ya da kuşaklar boyu buralı olma hali üzerinden tanımlanan “Karşıyakalılık” olgusunun tarihi olarak pek de eskilere gitmediğini, olsa olsa 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyıla ait toplumsal bir duygu olduğunu gösterir.

Yine aynı tarihe kayıtlara göre, hem İzmir hem Karşıyaka yerleşimlerinin nüfusları Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemlerinde yurt içi ve dışından art arda gelen zorunlu göçlerle artmış; bu anlamda bir sonra gelen, bir önce gelenlerce hep “göçmen” ya da “muhacir” olarak nitelenip dışlanmıştır. 

Bu nedenle, gerek İzmir gerekse Karşıyaka açısından hiçbir zaman için buranın ilk sahipliği şeklinde bir “yerlilik” ortaya çıkmamış, nüfusu göçlerle devamlı bir şekilde beslenip yenilenen bu topraklarda her yeni gelen bir önce gelen tarafından “yabancı” olarak algılanmış ve uzun bir süre kabul görmemiştir.

Bu göçler ve değişim aslında bugün de devam etmekte ve Karşıyaka yurt dışından ya da çevre illerle Ankara ve İstanbul’dan gelen zorunlu ya da gönüllü göçlerle devamlı beslenmekte, gelenlerin özellikleri açısından zengin bir çeşitliliğe sahip olmaktadır.

Bu durum bugün öyle bir hale gelmiştir ki, nüfus kaydı Karşıyaka’da olanlar ya da Karşıyaka’da doğmuş olanlar uzunca bir süredir azınlığa düşmüş, kendini “Karşıyakalı” olarak tanımlayan nüfus gün geçtikçe önemini ve etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. 

O nedenle, bundan böyle bir zamanlar buraya göç edip yerleşmiş olanları ve halen gelmekte olanları “Karşıyakalı” olup olmadıkları üzerinden yabancılayıp ötekileştirmek yerine getirdikleri kültürel zenginlikle birlikte kabullenmek, onları önce “İzmirli” daha sonra da “Karşıyakalı” yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü “Karşıyakalı” olmak demek; kuşaklar boyu ve doğma büyüme Karşıyaka’da olmak, yaşamak ve bununla övünmek değil; kendini Karşıyaka’ya ait hissedip Karşıyaka’yı sevmek, onu ve değerlerini koruyup kollamak için çalışmak; hatta mücadele etmek demektir. 

Belki de, Karşıyaka’nın daha da gelişip özlediğimiz, arzuladığımız hale gelmesi burada önceden var olanlarla sonradan gelenler arasındaki bu uyumlu ilişkiye ve bu uyumdan kaynaklanacak enerjiye bağlıdır… 

Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı 025

O nedenle, gerçekten kuşaklar boyu “Karşıyakalı” olup, Karşıyaka’da doğup büyüyüp kendini “Karşıyakalı” hissedenlerin bu yeni gelen insanlara karşı çıkmak, onları ötekileştirmek yerine onları hep birlikte “Karşıyakalı” yapmak amacıyla benimsemelerini, gelenleri kendilerine benzetmek için çaba harcamalarını bekliyor ve diliyorum.

Her şeye karşın kendini “Karşıyakalı” olarak hissedip; yok olan doğasına, denizine, flamingolarına, anıtlarına ve insanlarına karşı kendini sorumlu gören bir insan olarak…


(1) Kütükoğlu, M.S.; XV. Ve XVI. Asırlarda İzmir Kazasının Sosyal ve İktisadi Yapısı, İzmir 2000. s.11-12

Kent şiirleri…

BİR KENTİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ

Bütün bir gün derin suları kolladı şunun için
Bir çoban mevsimini geçirmek için saçının billûrundan
Üç kulesi altı şairi sayısız minareleri
Ve yer yer uçuklamış kıyılarıyla
Bu kent bütün bir gün. Hadi gidelim.

O senin bir türlü belleyemediğin
Kuştur. Bir türkünün hallacında dağılmış
Keçedir. Onu Doğuda nehirlerin kaynaklarına
basıyorlar
Balkondur. En bencil sarmaşığa çekilidir tetiği
Lekedir. Eski Frikya üzümünden inansız menekşeden
Taştır. Bizansın yıkılışını kibirle sürdürmektedir
Çocuktur. Babasınınkine benzer annesinin yüzü
Çünkü mutlu İstanbul kadını alır erkeğinin yüzünü
Çünkü daha dün dört tarafından çekiştirilmiş
utancınla
Şiirime güvenli bir barınak aramıştın

İnce parmaklarıyla
Aralamaya çalışırken kederini
Sen yitip giden aşkta

Senin kahkahanın boğumunda
Söz temiz değil

İklim. Devrik tezgahı güneşin
Sokaklardan kadınsı bir seccade gibi akıyor iklim
Gözlerimiz bozuluyor kanımızın gürültüsünden
Kırmızılar bitişiyor hiçbir şey kesin değil
Tenteler gökyüzüne bir folklor kazandırıyor
Yeni yapıların kekemeliği ve akasya
Ve çınar. Yelesinin içinde tükenmiş bir aslan
Ve sütunlar başıbozuk devriyeleri
Ne kuşatmalar ne dostluklar pahasına
Büyük bir mutfak yaratmış bir imparatorluğun,
Yalnız sütunlar savunuyor serinliği

Saatler uzun günler kısa

Fenikelileşememek. Ben bu sözü söylüyorum
Bu sözü sana söylüyorum bir gün gerekir nasıl olsa
Serhas’ın askerlerine gümüş zincirlerle döğdürdüğü
Öbür ucuna da gittim ben bu suyun,
Buradan taa peygamberler kıyısına kadar
Büyük suları sadece karpuz soğutmada kullanıyorlar
Fatih Sultan Mehmed gemilerini karadan yürüttü ya
Deniz kaçkını bir ulusun çocuklarıyız biz o gün bugün
Toprakçıl bir çapadır Denizyollarının arması bile,
Ama dilimizde yine de en ürpertili kelime deniz
Yine de sokaklarda bir kanal eğilimi
Dondurmacılarda bir ikinci kaptan tavrı
Teneşirlerde bir tekne beğenisi
Bir kazazede takısı bulunur sarhoşların yüzlerinde

Yine de faizcinin sesindeki hasır
Yelken olmaya özeniyor

Şoför edebiyatına önsöz olarak geçse yeridir
Yeni Cami’nin caddeye dadanmış dirsekleri
Ve
Bitişiğindeki gri gökkuşağının altından
Agop’un ülkesine bir anda geçilir
Orada işte orada
Kibrit bilekli kızların anahtar burunlu sekreterlerin
Lastik mühürle para basanların eğeyle tabanca
üretenlerin
Cüzamlı işhanlarının çiçekbozuğu basımevlerinin
Önlerinden dalgın dalgın yürüyorsun

Sen ki bu şehrin eski tutarsızlarındansın
Kök bitkilerin heterogüllerin Çin yakılarının arasından
Bir güz sonu duygusunu ancak bir kez duyulabilecek
bir sığınma eğilimini
Kuytulardan aldığın bir çiçek gibi yukarı semtlere
doğru sürüklüyorsun

Sen ki
Ayı Hugo’dan zararsız Mallarme’ye, kaçık Artaud’ya kadar
Bir şeyler okudun biraz. İyi.
İngilizlerden de saymayı öğrendin biraz. O da iyi.
Ağzında bir tatil gevezeliği
Alnında bir ayazma serinliği taşıyan
Bir kadını sevdin çok. O belki daha da iyi.
Ama ne yap biliyor musun?
Şu eski adresini değiştir artık
On yıldır bilgeliğini tüketti.

Saatler uzun, günler…

CEMAL SÜREYA

36329069126_e31e1499be_o

BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM

sana büyük şehirlerden bahsedecegim;

en büyük camiler orda kurulur

en küçük mezarlar orda kazılır

en kara yazılar orda dizilir

yüksek minarelerde sela verilir

civar hanelerde zina edilir

büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum

halbuki küçük köylerin

mezarlığı bile yoktur

büyük şehirlere bağlanma mehmedim

öyle bir şehre yerleş ki

küçük fakat bizim olsun

sokaklarında tanımadığın yüz

ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın

her ağacına elin

her karış toprağına terin değsin

ve kuytu evlerden birinde

senden habersiz ölenler olmasın

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

 

34921204394_679560cb4e_o

GIRNATA’YA HİÇ GİTMEMİŞ BİRİNİN BALADI

                                            Federico Garcia Lorca’ya

Ah ne kadar da uzak denizler, ovalar, dağlar!

Ağarmış saçlarımı başkaları görüyor şimdi.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Saçlarım ağarmış, yıllarım yok olmuş.

Eski silinmiş patikaları bulurdum da.

Görmedim hiç Gırnata’yı.

Uzatın yeşil bir ışık dalı bana.

Doludizgin adımlar verin, ah dizginler kısa.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Hangi düşman tutmuş bütün surları?

Rüzgârda kimdir toplayan özgürlüğü?

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Bahçelerine kilit vuran kim bugün?

Kim zincir vurmuş çeşmelerinin akışına?

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Gelin, hiç gitmemiş olanlar Gırnata’ya.

Orada dökülen kan var, beni çağıran kan.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

En güzel kardeşin döktüğü kan.

Avluya yayılmış, mersinlere sıçramış.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Kanı var mersinler üstünde en iyi dostumun.

Darro’daki kan, Genil’deki kan.

Görmedim hiç Gırnata’yı.

Surlar yükseliğince azmimiz pek.

Dağlardan denizlerden ovalardan gelin.

Gideceğim Gırnata’ya.

Rafael  ALBERTI – Çeviri: Oğuz Yaşar A.

rafael-alberti

DENİZDEKİ KENT

Bak! ölüm kendine bir taht kurdu

Loş batının aşağılarına doğru

Yapayalnız uzanan tuhaf bir şehirde,

İyinin, kötünün, en kötünün ve en iyinin bir de

Ebedi ve ezeli uykularına vardıkları yerde.

Bize ait hiç bir şeye benzemezler

Oradaki mabetler, saraylar ve kuleler.

(Zamanın kemirdiği kuleler ki titremezler)

Etraflarında, kasvetli sular,

Yükseltici rüzgarlarca unutulmuş, boyun

Eğmiş uzanırlar altında göğün.

Kutsal göklerden, uzun süren

Gecesine ışık dökülmez o şehrin;

Fakat korkunç denizden gelen nur

Sessizce kulelere vurur –

Aydınlatır bina doruklarını uzak ve özgür,

Kubbeleri, kule külahlarını, krali koridorları

Mabetçikleri, babilvari duvarları

Yontma sarmaşıkların ve taştan çiçeklerin

Çoktan unutulmuş belirsiz çardaklarını

Viyola, menekşe ve asmaları bir birine dolanmış

Frizlerle çelenklenmiş

Bir çok harikulade tapınakları.

Kasvetli sular eğip boyun

Uzanırlar altında göğün.

Kuleler ve gölgeler öyle karışmışlar ki orada

Hepsi asılı gibi görünürler havada,

Mağrur bir kulesinden şehrin

Ölüm aşağı bakarken devcileyin.

Orada açık mabetler ve aralanmış mezarlar

Işıldayan dalgaların seviyesince doluyorlar;

Fakat ne elmas gözlerinde yatan

Zenginlikler oradaki her bir putun –

Ne o göz alıcı mücevherleriyle ölü

Kandırıp yataklarından çeviriyor suyu;

Bu camdan ıssızlık boyunca, yazık!

Yok çünkü bükülen tek dalgacık –

Tek kabartı yok rüzgarların çok uzak daha şen

Bir deniz üzerinde olabileceğini söyleyen –

Yok korkunçluğu daha az dingin denizlerde

Rüzgarlar olduğunu ima eden tek yükselme.

Fakat bak, havada bir kıpırtı!

Bir dalga var orada, bir çalkantı!

Bellibelirsiz gömülerek duygusuz gel-gite,

Kuleler bir yana atılıyorlar adeta-

Uçlarına saydam tabakalı gökler içinde

Sanki hafifçe bir boşluk verilmişcesine.

Dalgalar şimdi daha kızıl bir kor gibi parlıyorlar –

Saatler donuk ve zayıf soluyorlar –

Dünyevi acılar arasında değil de, vakti geldiğinde,

Aşağıya, bu şehir aşağıya çökeldiğinde,

Cehennem, bin tane tahttan ayağa kalkarak,

Saygı ile onu selamlayacak.

EDGAR ALLAN POE – Çeviri: Dr. Osman TUĞLU

33215529654_ab71e79a44_o

KALEDONYA PAZARI 

Yedi kent yatar Troya’nın altında. 

Kazıp çıkartmışlar hepsini yeniden. 

Londra’nın altında da yedi kent yatar mı? 

En dipten çıkanları burada mı satarlar acaba?

Fosforlu balıkların durduğu şu tezgahın orda, 

çorapların arasında işte bir de şapka. 

Yedi şiline alamazsınız yenisini, saçma, 

buysa yalnız iki şilin, hem kötü değil o kadar, 

                                                                        tek bir deliği var.

Korkunç tanrı oturmuştu kalkmamacasına, 

                                                            tabanları dışarı dönük, 

sonra bir gün kırıldı burnu, düştü ayak parmaklarından biri 

                                                             ve gözdağı veren kolu, 

ama bronz bedeni ağırdı çok, yalnız el yürütülmüştü 

ve geçerek bir sürü canlı ellerden düşmüştü 

                                                                 Kaledonya pazarına.

“Köprü yoktur Doğu ile Batı arasında” 

diye haykırdı ücretli ozanları. 

Gözlerimle gördüm ben ama 

o büyük Okyanusun sırtındaki kocaman köprüleri. 

Ve doğuya taşınan koskoca silahları gördüm 

ve onları şarkılarla el üstünde tutan halkı. 

Bu ara, içinden kan damlayan çay geliyordu, 

savaş yaralıları ve altın geliyordu, Doğu’dan Batı’ya.

Ve Winsdor dulu, karalar içinde, 

parayı alır, sokar çorabına, 

pohpohlamadan sırıtır, 

gönderir onu Kaledonya pazarına. 

Nerde hani o eski çeviklik, 

bir sabah gelirler topallaya topallaya, 

ve bir tahta bacak satın alırlar, elden düşme, 

uysun diye tahta kafalarına. 

Bertolt BRECHT – Çeviri: A. KADİR – Gülen AKTAŞ

63711635_74258c95b4_o

DOĞUDA BİR KENT

Siirt, ağaçsız gömütlük

çocukluğu doğal kireç

bir kent, orda he rkuyu

bir ermiş kadar su bilir

hüzne kil, öfkeye kum

bir kent, orda duyguyu

doldurur boydan boya zakkum

Siirt, rüzgarı saralı

gençliği yolgeçen hanı

bir kent, korkunun pirinci

gibi ayıklar zamanı

dilencisi, kör nergis

bir kent, ölü bir balı

gömer arıya, peteksiz

Siirt, üzüm ayna

yaşlılığı beton laleden

bir kent, orda güz bile

kurur acıyla birlikte

çürür gurbetler yüklükte

ve ölüm, bir büyük aile

gibi dağılır konaklarında

HİLMİ YAVUZ

Hilmi Yavuz

BAKÜ  

Rüzgarlı bir şehir       

                    Tükürür     

                            Kumunu gözlere

Bakü 

            Yangınlı bir diyar    

                          Balahanı od saçar

Bakü  

              Histir yaprakları    

                          Tellerdir budakları

Bakü 

               Çayları    

                           Mürekkep gibi         

                                                    Petroldür akar

Bakü  

               Yassı damlı evdir her yan    

                         Kanbur burunlu adamlardır            

                                                               Nere baksan

Bakü 

                Hiç kimse geçmez         

                                                     Buraya eğlenmeye

Bakü 

                 Bu dünyanın elbiselerinde           

                                                                      Yağlı leke

Bakü  

                 Bir çamur anbarı

                                                       Ancak yine

Bir dervişi     

                         Kadim Tibet

Müslüman’ı     

                         Koca Mekke

Haçperesti     

                          Beytülkudüs        

                                         İbadete nasıl iştiyakla çekerse            

                                                                  Daha artık bir muhabbet         

                                                                                                        Çeker beni.

Senin için  

              Arabalar  nefesiyle         

                                                      Ahlar çeker

Senin için  

             Milyonlarla        

                                                      Piston,  teker

Hey okurlar                

                      Asla                       

                                 Sakinleşmeyerek                               

Yağla  

               Neftle    

                               Hem yavaşça        

                                                        Hem emerek     

                                                                     Hem öperek      

                                                                                  İradene tabi olan

Zincirlenmiş bedenler gibi   

                                         Sürünürler sana

Sarı hatta engerek gibi        

                                                     Kat kat kıvrılan

Petrol vagonları.

Eğer  

                    Geleceğe     

                                 Sağlam inansam

Onlar için  

            Taşa Taşa      

                                          Akar müdam

Payitahtların yüreğine          

                                                                    Kara      

                                                                                   Katı              

                                                                                                       Bakü kanı                                                               

VLADIMIR MAYAKOVSKİ, 1923  Çeviri: Mecid Quliyev

P1000844

 

Tasarımda insan’a dokunmak

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde elime, Konak Belediyesi’nin “Konak İçin Tasarlıyoruz: Kent Mobilyaları Atölye Çalışması” başlığını taşıyan  bir katalog geçti.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, “Kent Projeleri 2016” adı altında yayınlanan bu kataloğun ilk sayfalarında, “Şehrimizi birlikte yönetiyoruz. Gençlerimiz başta olmak üzere halkımızın etkin olarak yerel yönetime katılması için gayret harcıyoruz. KOnak yerel yönetimine geldiğimiz ilk günden bu yana attığımız her adımda birlikte çözüm üretme anlayışı etkin oldu. Daha yaşanabilir kenti tasarlama konusunda ortak aklı rehber ediniyoruz ve bu çalışma da örneklerden birisidir. Üniversite öğrencileri ile beraber, yaratıcı fikirlere yol açma prensibi ile uygulamaya aldığımız “KOnak İçin Tasarlıyoruz” temalı atölye çalışmasında üretilen projeler, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıracak niteliktedir.” diyerek böylesi bir kataloğun nasıl bir çalışmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor, bu atölye çalışmasında üretilen tasarım projelerinin hemşehrilerin yaşamını kolaylaştıracağını söylüyordu.

Kataloğun diğer sayfalarında ise Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce 20-22 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenen bu üç günlük atölye çalışmasının amacı, “belediyemiz atölyelerinde, hali,hazırda bulunan makina ve malzemeler kullanılarak ve kendi personelimiz marifeti ile üretilebilecek, yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar elde etmek ve belediyemiz sınırları içerisindeki park meydan vb. alanlarda uygulanmasını sağlamak” şeklinde ifade ediliyordu.

Amacı bu şekilde ifade edilen atölye çalışmasına Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinden  18 lisans öğrencisi katılmış ve bu öğrenciler öğretim görevlileri Can Aysan ve Ertan Demirkan’ın yönetiminde altı adet tasarım projesi hazırlamışlardı.

Öğrenciler bu çerçevede, 20 Haziran 2016 tarihinde bilgilendirme ve atölyeleri inceleme çalışması, 21 Haziran 2016 tarihinde serbest çalışma ve tasarım ön değerlendirmesi, 22 Haziran 2016 tarihinde de serbest çalışma ve sonuç değerlendirmesi yapmışlar.

Şimdi bu 6 projeyi gerçekleştiren öğrencilerin ad ve soyadlarıyla proje tanımlarını sizlere aktarıp ortaya koydukları tasarımlarla ilgili düşüncelerimi bir “kullanıcı” kimliğiyle sizlerle paylaşmak isterim.

Çünkü bu projeler her ne kadar lisans düzeyinde eğitim alan öğrencilerin projeleri olmakla birlikte; söz konusu atölye çalışmasını düzenleyen belediye tarafından bir katalog düzenlenmek suretiyle bizlerle ve basınla paylaşılıp başarılı bir katılım yöntemi olarak tanıtılıyorsa yapılan işin anlamı, etkisi ve sonuçlarının bizler; yani halk açısından da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hatta biraz daha ileri gidip bu projelerin bugüne kadar Konak Belediyesi sınırları içindeki hangi park ve yeşil alanlarda uygulandığını, hem Konak Belediyesi’ne hem de Konak belediyesi sınırları içinde yaşayan İzmirlilere sorarak sizlerin de bu tasarımlarla ilgili görüşlerinizi iletmenizi bekliyorum. 

Konak İçin Tasarladık 001

1. PROJE – Eylül Varlı, Yaşar Üniversitesi – Samed Tümer, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kullanıcıların hem dinlenme hem de bisiklet park etme ihtiyaçlarını çözmeye yöneliktir. Ulaşım için bisikleti tercih eden vatandaşlarımızın bisikletlerini güvenli bir şekilde park etmelerine olanak verecek modern bir şehir mobilyası düşünülmüştür.”

Konak İçin Tasarladık 002Konak İçin Tasarladık 003

Can Alıcı Sorular:

1. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde oturdukları bankın arkasına bağlamaları genel bir kullanıcı davranışı olarak ne ölçüde doğru ve yaygındır?

2. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde bağlayıp ayrılmaları durumda bağlantı şekli ne ölçüde güvenilirdir?

***

2. PROJE – Didem Şağban, Öykü Aydınhan, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, yapı malzemesi beton ile yeşil dokuyu birleştirerek kentsel kullanım alanlarında bir farklılık yaratmaktadır. Aynı yapı içerisinde oturma ve kentsel aydınlatma ihtiyaçlarına çözüm sunmaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 004Konak İçin Tasarladık 005

Can Alıcı Sorular:

1. Oturulacak yerin, her zaman nemli olacak yeşil doku ile bu şekilde iç içe olması ne ölçüde doğrudur? Bu anlamda yeşil doku ne şekilde sulanacak ve bu yöntem oturma zeminini ne ölçüde etkileyecektir?

***

3. PROJE – Betül Hafızoğlu, Ege Çukur, Melda Güzel, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kent alanı içerisinde kullanıcılar için dinlenme olanağı tanırken aynı zamanda birlikte yaşadığımız sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarının karşılanması için çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 006Konak İçin Tasarladık 007

Can Alıcı Sorular

1. Oturulacak yerin kedi ve köpeklerin kullanımı ile kirlenecek çevrenin çok yakınında olması hijyen açısından ne ölçüde doğrudur?

2. Ayrıca kedi ve köpeklerden hoşlanmayanların ya da alerjik tepkileri olanların bu yerlerde oturması ne ölçüde mümkündür?

3. Yine aynı şekilde, insanlarla kedi ve köpeklere su temin edecek bir mekanizma ile sulanması gereken bitki alanlarının oturma yerlerine bu kadar yakın olması ne ölçüde doğrudur?

***

4. PROJE – Mehmet Ergül, Oğul Yenilmez, Volkan Çalışıyor – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, çim örtünün kullanımı ile konforlu yeşil dinlenme alanları oluşturacak beton malzeme uygulamasında alternatif bir çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 008Konak İçin Tasarladık 009

Can Alıcı Sorular

1. Oturanların arkalarını dayayacakları yerlerin ergonomisi rahat oturma açısından ne ölçüde uygundur?

2. Kullanılacak döküm betonun bu şekilde “yeşile boyanması” ne ölçüde doğal ve estetiktir?

***

5. PROJE – Hande Yenen, Selen Usta – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kamusal alanda ve basit çözümler üretmektedir. Modüler yapısı sayesinde dinlenme alanı farklı şekillerde düzenlenebilmekte ve alternatif oturma biçimlerine olanak sağlamaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 010Konak İçin Tasarladık 011

Can Alıcı Sorular:

1. Bir “fiskos koltuğu” benzerliğiyle yapılan tasarımda oturanların başı hizasındaki üst kısım ne işe yarayacaktır?

***

6. PROJE – Canan Gündoğan, İzmir Ekonomi Üniversitesi – Sıla Tülay Zeytin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (?)

Tasarım, günümüz kentlerinde giderek yaygınlaşan bisiklet kullanımına yönelik çözümler üretmektedir. Temelde bisiklet park etme ihtiyacı üzerine odaklanan çalışma aynı zamanda dinlenme ihtiyacının da göz önüne alındığı bütüncül bir yaklaşıma sahiptir.”

Konak İçin Tasarladık 012Konak İçin Tasarladık 013

Can Alıcı Sorular:

1. Bir oturma bankının yanına ya da arkasına yerleştirilen bisiklet bağlama noktalarının oturma bankının uzunluğu ya da eni açısından kapasitesi ile bağlanan bisikletlerin güvenirliği nedir? 

Evet, gördüğünüz gibi Konak Belediyesi bir katılım yöntemi olarak kendi park ve yeşil alanlarında kullanılmak üzere vakıf üniversitelerinin lisans öğrencileri arasında başlarında hocaları olmak üzere bir tasarım atölyesi çalışması yapıyor, bu çalışmada ortaya çıkan projeleri hazırladığı katalog ve gazete haberleriyle herkesle paylaşıyor.

Ancak “yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar” olarak ortaya konulan bu öğrenci projelerinin o tasarım ürünlerini kullanacak insanlar açısından olası sonuçlarının hiç dikkate alınmadığı, bunun için herhangi bir araştırma ya da kestirim yapılmadığı; sadece malzeme, teknoloji ve estetik görünüm gibi hususların dikkate alındığı görülüyor.

bent-chair-sloped-seat-468x578

Kısaca, İnsan‘a dokunan ve onun ihtiyaçlarını karşılayan tasarımlar yapılmadığı sürece bu projeler sadece kataloglara ve belediye reklamlarına konu olup, parklarda ve yeşil alanlarda iyi tasarımın ürünü olarak karşımıza çıkma şansına sahip olmuyorlar ne yazık ki…

 

 

İzmir’in kara trenleri…

1970’lerin ortası… Robin Lush isimli genç bir İngiliz cebinde 40 pound’la ülkemize gelir… Trenlere âşıktır… Nerede sabah orada akşam döküntü bir Murat 124 ile tüm Türkiye’yi dolaşır… Trenlerin ve tren yollarının resimlerini çeker.. Onun çektiği resimler demiryolu tarihimizin en iyi korunmuş tarihi ve belgesel resimleridir.

Şimdilerde lokomotif ve katarların manevra yaptığı alanlara girmenin özel izinle mümkün olduğunu dikkate aldığımızda, Robin Lush‘un çılgıncasına tüm lokomotif ve trenleri fotoğraflama merakının casusluk olarak görülmeyişini önemli bir fırsat olarak kabul etmemiz ve bu cesur girişimi, güzel fotoğrafları için Robin Lush‘a binlerce, milyonlarca kez teşekkür etmemiz gerekiyor.

Bu resimleri ayrıca Robin Lush tarafından düzenlenen ve linki aşağıda verilen İnternet sayfasında da izleyebilirsiniz.

http://www.1974.trainsofturkey.com/robinlush_steam_pix5.htm

15765_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir Selçuk’ta – 20.03.1976
15770_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15772_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15773_57014_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15775_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15780_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15783_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15784_56912_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15786_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık civarında – 20.03.1976
15787_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15788_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15789_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15790_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15793_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’de – 20.03.1976
15797_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15798_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15799_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15800_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği  katar Tire’de – 20.03.1976
15801_46106_leaving_tire_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’yi terk ediyor – 20.03.1976
15802_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu civarında – 20.03.1976
15803_catal_nameboard_20_march_76
Çatal İstasyonu – 20.03.1976
15804_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15808_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15809_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15812_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15813_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15814_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15816_44017_hilal_crossing_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Hilal geçidinde – 21.03.1976
15818_46101_izmir_basmane_21_march_76
6101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15819_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15821_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15823_46101_izmir_basmane_21_march_76
Basmane Garı’ndaki 46101 numaralı lokomotifin plakası – 21.03.1976
15824_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 21.03.1976
15828_passengers_train_izmir_basmane_21_march_76
Basmane-Bornova yolcuları – 21.03.1976
15829_destination_board_izmir_basmane_21_march_76
İzmir-Kurtalan arasında giidip giden ekspresin yolculuk tabelası – 21.03.1976
15830_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15832_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nın terk ediyor – 21.03.1976
15833_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
_46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15834_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15836_46102_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46102 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde- 21.03.1976
15837_izmir_21_march_76
Mototren – 21.03.1976
15838_46105_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46105 plaka numaralı  lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15839_46106_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15844_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15845_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15847_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15850_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15851_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15855_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15856_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15857_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15858_izmir_21_march_76
Manevra lokomotifi – 21.03.1976
15859_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15860_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15861_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15865_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15866_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15867_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15868_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15869_44017_izmir_alsancak_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nda- 21.03.1976
15873_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15874_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15875_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15878_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15901_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15903_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15906_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15910_57013_izmir_suburbs_21_march_76
57013 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15911_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
17428_56911_leaving_izmir_alsancak_6march77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17432_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17433_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17434_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17435_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17439_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17440_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17442_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17444_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17446_44062_+_46104_izmir_basmane_6march77
44062 ve 46104 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17449_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 06.03.1977
17451_44062_leaving_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17453_56918_nears_izmir_basmane_6march77
56918 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı yakınlarında – 06.03.1977
17454
Mototren -06.03.1977
17456_46104_leaving_izmir_basmane_6march77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17459_56913+57013_izmir_suburbs_6march77
56913 ve 57013 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17479_57013_near_torbali_6march77
57013 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınlarında – 06.03.1977
17483_56913_near_torbali_6march77
56913 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınında – 06.03.1977
17487_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17488_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17492_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17498_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17501_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17502_56913+57013_entering_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık girişinde – 06.03.1977
17509_56507_near_ortaklar_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17513_56507_nears_camlik_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17516_old_track_alignment_camlik_6march77
Çamlık – 06.03.1977
17519_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17521_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17522
Mototren Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17523
Mototren Yeşildere vadisinde- 06.03.1977
17525_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17527_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17529_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17530_56547_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56547 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17532_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17537_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17543
Mototren – 07.03.1977
17544_46104_in_izmir_suburbs_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17547_44062_in_izmir_suburbs_7_march_77
44062 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17548_46101_in_izmir_suburbs_7_march_77
46101 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17554_46104_hilal_crossing_izmir_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 07.03.1977
17557_44071+57000_at_hilal_crossing_7_march_77
44071 ve 57000 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Hilal geçidinde – 07.03.1977
17572_56918_at_turan_7_march_77
56918 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Turan istasyonunda – 07.03.1977
17580_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17584_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17586_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17588_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17600_45124_shunting_at_izmir_basmane_7_march_77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 07.03.1977
17615_56507+46102_at_ciyli_7_march_77
56507 ve 46102 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Çiğli istasyonunda- 07.03.1977