Keşfetmek ruhumuzda var mı acaba?

Ali Rıza Avcan

Biz tuhaf bir milletiz…

Sahip olduğumuz değerleri, zenginlikleri çoğu kez onları yeni fark eden ya da öğrenen yabancıların ya da yabancı kalmışların hayret ve şaşkınlık içinde anlattıklarından, onların kırık dökük Türkçeleriyle dinlemeyi seviyor ve bundan etkileniyoruz…

Bunu, yıllar önce çocukluğumuzdan bu yana öğrenip dilimizden düşürmediğimiz türküleri, ortaokul ve lisede öğrendiğimiz Anadolu deyişlerini sanki yeni bir şey keşfetmiş gibi New Age tarzında yorumlayan ‘Mercan Dede’ lakaplı nam-ı diğer Arkın Ilıcalı’nın müziğini ve röportajlarını dinlerken fark etmiştim.

wilconun-karavanirikki-roath

Yaşadığımız topraklara dair güzellik ve değerleri doğduğumuzdan bu yana bilen ve kullanan bizlerin karşısına, o güzellik ve değerleri yeni öğrenip henüz içselleştirmeyen birileri çıkıp emir kipini de kullanarak “sen bunları keşfet, benim ağzımdan öğren” diyor açıkçası! Hem de kendisinin durumu hakkında hiçbir bilgisi olmaksızın…

Hollandalı Wilko’nun geçtiğimiz yıllarda İz TV’de yayınlanan ‘Wilco’nun Karavanı’ isimli programı ile Amerikalı gezgin Rikki Roath’un bütün sevimliliğiyle halen TRT Belgesel kanalında yayınlanan ‘Annemden Uzakta’ isimli belgesel programları bunların en güzel ve somut örnekleridir.

Tabii ki, bu yöntemi her zaman için Wilco ya da Rikki gibi yabancıların, bölük pörçük Türkçe öğrenenlerin uyguladığını söyleyemem…

Bunu Türkçe konuşanlar da yapıyor, daha doğrusu yapmaya çalışıyor…

Hem de o ana kadar bilmediklerini, öğrenmediklerini yeni öğrenip başkalarına öğretme ve anlatma gayreti içinde…

kemeraltini-kesfet-01

Bize yabancı olan, içimizde olup bize yabancı kalanlar o keşfettikleri değeri, zenginliği işaret ederek bunun çok önemli, çok değerli olduğunu söylüyorlar bize… Bunları keşfet, buna değer ver ve bunu kullan diyorlar bize…

Oysa o yeni buldukları, fark ettikleri değerler, zenginlikler onlar onu bulmadan, keşfedip öğrenmeden önce mevcut olup oradaydılar ve bizim gibi ‘yerli’ olanlar tarafından hem biliniyor hem de kullanılıyordu… O nedenle de hepimizin kişisel ve toplumsal belleğinde önemli bir yere sahiptiler ve halen de öyleler…

Şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun ‘yönetişim arkadaşı’ olarak bir kısım İzmirli iş ve sermaye sahibi tarafından kurulan TARKEM adlı şirket ile onun ‘sivil toplum’ şubesi olan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği, bir süredir “İzmir’i çok sevdikleri” için (!) bu düşünceyle aynı dili kullanıp tanıtım kampanyaları düzenliyor… Bizlere “İzmir’i keşfet” diyor, “Kemeraltı’nı keşfet” diyor, “Yarımada’yı keşfet” diyor; ardından da doyumsuzluğu hatırlatacak şekilde keşfetsen bile “İzmir’e doyamazsın” diyorlar… Sanki oraları, önerdiği yerlere daha önce hiç gitmemişiz, oraları hiç öğrenmemişiz, oralar yaşantımızda hiç olmamış gibi kendilerinin yeni keşfedip ‘place’ adını verdikleri bu yerlere gidip keşfetmemizi, oraları ‘deneyimlememizi’ istiyorlar bizden…

izmiri-kesfet

Oysa “keşfetmek” sözcüğü, bu eylem öncesinde oranın hiç kimse tarafından bilinmemesini ifade ediyor… O anlamda şimdi aynen Amerikan yerlilerince bilinen koskocaman bir kıtayı Kristof Kolomb gibi, Amerigo Vespucci gibi bilmediğimizi varsayıp ‘yeniden’ (!) keşfetmemizi istiyorlar bizden…

Geçmişimiz ve günümüz ya da aile ve kişisel tarihimiz sanki oralarla hiç ilintili değilmiş gibi Havra Sokağı’nı, Abacı Han’ı, Agora’yı, Tilkilik’i bilmediğimizi iddia edip keşfetmemizi istiyorlar, oralara gitmemizi, düzenledikleri turlarla oralarda bir yabancı gibi dolaşmamızı öneriyorlar…

Çünkü yakın zamanda kurdukları şirket ve dernekler eliyle oralarda kafeler, restoranlar, lokantalar, oteller, moteller, öğrenci yurtları açmak istiyorlar… O nedenle de İzmirlileri, gençleri, yetişkinleri, kadınları, kızları, çocukları, yaşlıları oralara çağırıyorlar ya da ayaklarını şimdiden alıştırmak istiyorlar…

Eee, ne desinler şimdi? Doğrudan doğruya bizim dükkâna, bizim otele mi gelin desinler açıkçası? En azından İzmir’e, Kemeraltı’na, Yarımada’ya gelin, ‘experience’ olarak ifade ettikleri ‘deneyim’i burada keşfedip yaşayın desinler ki bu sayede oralarda açtıkları işyerleri de iş yapabilsin ve para kazanabilsinler…

Değil mi ama?

 

Nazım Hikmet Portre Karikatürleri – 2

Bugün, sevdanın, barışın ve özgürlüğün usta şairi Nazım Hikmet’in dünyadan ve ülkemizden değişik çizerler tarafından yapılmış 40 adet portre karikatürünü daha sizlerle paylaşarak 86 portre karikatürden oluşan koleksiyonumuzu sonlandırmış oluyoruz.

Dillerimizden onun dizelerinin kaybolmaması ve onun özlemlerinin bizim özlemlerimiz olarak yaşaması dileğiyle…

047-semih-poroy
Semih Poroy
048-burak-ergin
Burak Ergin
049-cihan-demirci
Cihan Demirci
050-murat-ozmenek
Murat Özmenek
051-bulent-okutan
Bülent Okutan
052-lutfi-cakin
Lütfi Çakın
053-kursat-coskun
Kürşat Coşkun
054-ali-sur
Ali Şur
055-muammer-kotbas
Muammer Kotbaş
056-muammer-kotbas
Muammer Kotbaş
057-yasar-babalik
Yaşar Babalık
058-erdem-colak
Erdem Çolak
059-ahmet-aykanat
Ahmet Aykanat
060-kurtulus-ayyildiz
Kurtuluş Ayyıldız
061-mehmet-zeber
Mehmet Zeber
062-erol-ozdemir
Erol Özdemir
063-erkan-aydin
Erkan Aydın
064-sinan-kilic
Sinan Kılıç
065-mehmet-ali-kapti
Mehmet Ali Kaptı
066-tan-oral
Tan Oral
067-metin-ustundag
Metin Üstündağ
068-ilker-ekici
İlker Ekici
069-murat-sayin
Murat Sayın
070-mehmet-selcuk
Mehmet Selçuk
071-askin-ayrancioglu
Aşkın Ayrancıoğlu
072-halil-aydostlu
Halil Aydostlu
073-birol-cun
Birol Çün
074-devrim-demiral
Devrim Demiral
075-ekrem-borozan
Ekrem Borozan
076-hakan-arslan
Hakan Arslan
077-ugur-pamuk
Uğur Pamuk
078-melek-durmus
Melek Durmuş
079
.
080-hamza-akin
Hamza Akın
081-murteza-albayrak
Murteza Albayrak
082-mustafa-bora
Mustafa Bora
083-sadik-pala
Sadık Pala
084-muhittin-koroglu
Muhittin Köroğlu
085
.
086-sevket-yalaz
Şevket Yalaz

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 10

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ adını verdiğimiz İzmir odaklı ilişkiler ağını anlattığımız yazı dizimizin bugünkü son bölümünde ‘İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’ (İEKKK) ve TARKEM A.Ş. ile ‘Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023‘, ‘Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi‘ ve ‘Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi’ gibi yerel kalkınma projelerinde etkin olan Enda Enerji Holding A.Ş. ile Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) arasındaki ilginç bağlantılara dikkat çekmeye çalışacağız.

Bunu yaparken de öncelikle ENDA Enerji Holding A.Ş. üzerinde odaklanacağız.

Bildiğiniz gibi ENDA Enerji Holding de, aynen TARKEM gibi çok ortaklı bir yapıya sahip bir şirketler topluluğu. Şirketin web sayfasındaki ‘Bilgi Toplumu Hizmetleri‘ bilgilerine göre ortaklar arasındaki sermaye, Fina Holding A.Ş. % 9,90, Egenda Ege Enerji Üretim A.Ş. % 6,09, Egeli & CO. Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. % 5,34, BİM Grup Holding A.Ş. % 3,89, Arkas Holding A.Ş. % 3,42, Atlas Enerji Yatırım ve Danışmanlık Tic. A.Ş. % 2,62, Cem Bakioğlu % 2,40 ve diğer ortaklar % 61,22 şeklinde paylaştırılmış.

Yine aynı bilgi kaynağına göre;

Enda Holging A.Ş. Yönetim Kurulu Cem Bakioğlu (başkan), Samim Sivri (başkan vekili), Ahmet Fazıl Önder (başkan vekili), Ahmet Rona Yırcalı (üye), Önder Dağıstan (üye), Mustafa Ünal (Pamukova Elektrik Üretim A.Ş. adına üye) ve Tan Egeli (Egeli & CO. Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. adına üye);

Enda Holding A.Ş. Yatırım ve Rehabilitasyon Heyeti, Murat DEMİRER (başkan), Önder DAĞISTAN (başkan yardımcısı), Samim SİVRİ (üye), Kamil ŞENOCAK (üye), Sırrı YIRCALI (üye) ve Koray YILMAZ (üye)’dan;

Enda Holding A.Ş. Sorumlu Yönetici İcra Kurulu da Hasan EKE (üye), Ahmet ERSİN (üye), Metin TUNCAY (üye) ve Filiz ELÇİKOCA (üye)’dan oluşmaktadır.

Enda Enerji Holding A.Ş. bünyesinde faaliyet gösteren 14 ayrı şirketin isimleri ise şu şekildedir: Egenda Ege Enerji Üretim A.Ş., Akçay HES Elektrik Üretim A.Ş., Antalya Enerji Üretim A.Ş., Gönen Enerji Elektrik Üretim A.Ş., Su Enerji Elektrik Üretim A.Ş., Tuzla Jeotermal Enerji A.Ş., Yaylaköy Elektrik Üretim A.Ş., Argenda Araştırma ve Geliştirme A.Ş., RES İYTE Elektrik Üretim A.Ş., Tirenda Tire Enerji Üretim A.Ş., Solenda Güneş Enerjisi Elektrik Üretim A.Ş., İZTEKGEB İzmir Tekonoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş., Resenda Elektrik Üretim A.Ş., Termanda Termik Enerji Üretim Ticaret A.Ş.

Enda Enerji Holding A.Ş.‘nin üst yönetiminde yer alan yukarıdaki isimlerin aynı zamanda holdingin bileşeni olan (14) ayrı şirketin yönetimi içinde de yer aldığı; bu isimlerden Murat Demirer’in 11, Uğur Yüce‘nin 10, Enis Saruhan‘ın 3,  A.Sırrı Yırcalı, Ahmet Metin Tarhan, Hasan Eke, Samim Sivri, A. Sırrı Yırcalı ve Önder Dağıstan‘ın ikişer, A. Rona Yırcalı, Cem Bakioğlu ve Şükrü Kayabaşı‘nın da birer şirkette yönetici olduğu görülmektedir.

kemeralti-tarkem-ile-ayaga-kalkacak-iha-20120725aw000495-2-tBu şirketlerin ortaklık yapılarıyla yöneticilerinin ayrıntılı şekilde incelenmesi sonucunda; 116 ortaklı TARKEM A.Ş. isimli şirketin oluşturulmasında 2’si şirket/holding, 14’ü şahıs olmak üzere toplam 16 ENDA Enerji Holding A.Ş. ya da bileşeni şirketlerin ortağı ya da yöneticisinin (Ahmet Metin Tarhan, Ahmet Rona Yırcalı, Arkas Holding A.Ş., BİM Grup Holding A.Ş., Cem Bakioğlu, Dalyan Ahmet Ersin, Enis Özsaruhan, Fadıl SivriHasan EkeHüseyin Metin Tuncay, Murat Demirer, Önder Dağıstan, Samim Sivri, Şükrü Kayabaşı, Tan Egeli ve Uğur Yüce) yer aldığı, ayrıca TARKEM‘in kuruluşunda ve bugüne kadarki yönetiminde oldukça etkin görevler aldıkları belirlenmiştir. Nitekim 2016 yılı Kasım ve Aralık ayları içinde önce atanan kayyum ardından da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından görevden alınan son yönetim kurulunda görev yapan yönetim kurulu başkanı (Samim Sivri) ve yönetim kurulu başkan vekili (Uğur Yüce) ile 15 üyeden 3’ünün (Hasan Eke, Murat Demirer, Önder Dağıstan), TARKEM‘in Koordinasyon ve Yürütme Kurulunda kurul başkanlığı (Samim Sivri) ile 2 üyenin (Uğur Yüce, Hasan Eke) bu grubun elinde olması bunun en somut örneğidir.

Bu konuda karşımıza çıkan diğer bir gerçekte de, son yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geliştirip uygulamaya koyduğu kırsal/yerel kalkınma ile ilgili birçok proje ve yatırımda etkili olan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)‘nün üniversite-sanayi işbirliği modeli çerçevesinde ENDA Enerji Holding A.Ş. ile kurduğu üç ayrı şirketin yönetim kurulunda, üniversite rektörü Mustafa Güden‘in ENDA Enerji Holding A.Ş. ortak ve yöneticileriyle çalışıyor olmasıdır. 

Bu şirketlerden biri İZTEKGEB İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş.‘dir. Üniversite rektörü Mustafa GÜDEN‘in yönetim kurulu başkanı, Fadıl Sivri‘in yönetim kurulu başkan vekili, Uğur Yüce, H. İbrahim Gökçüoğlu, Jak Eskinazi ve İ. Yalçın Yılmaz‘ın yönetim kurulu üyesi olduğu bu şirketin ortakları sırasıyla İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE), Ege Üniversitesi (EÜ), Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEU), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Ticaret Borsası (İTB), Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (EİB), İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB), Vestel Elektronik A.Ş., Enda Enerji Holding A.Ş., Innovatek Teknoloji Ürünleri San. ve Tic. A.Ş., Ünibel Özel Eğitim ve Bilgi Teknolojileri San. ve Tic. A.Ş., Alataş Alaçatı İmar İnş. San. ve Tic. A.Ş., İzmir Teknopark Ticaret A.Ş., Balçova Termal Turizm ve Özel Eğitim Öğretim Hizmetleri A.Ş., Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği (ESİAD), Ege Genç İşadamları Derneği (EGİAD), İzmir Sanayicileri ve İşadamları Derneği (İZSİAD), Ege Teknoloji ve Başarı Vakfı ve BİM Grup Holding AŞ.’dir.

İkinci şirket ise Argenda Araştırma ve Geliştirme A.Ş.‘dir. İYTE Rektörü Mustafa Güden‘in yönetim kurulu başkanı, Murat Demirer ile Uğur Yüce‘nin yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin sermayesi % 67,98’i Enda Enerji Holding A.Ş.‘ne, % 10,52’si Rona Yırcalı & Karesi‘ye, % 20,51’i 162 adet sanayici ve iş adamına, % 0,99’u da İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) arasında paylaştırılmıştır.

ENDA Enerji Holding A.Ş. ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)‘nin ortak olduğu son şirket olan RES İYTE Elektrik Üretim A.Ş.‘nin sermayesi ise % 89’u ENDA Enerji Holding bileşeni olan Egenda Ege Enerji Üretim A.Ş. ile % 11’i İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) arasında bölüştürülmüş olup; bu şirketin yönetim kurulu başkanı Enis Özsaruhan, yönetim kurulu üyeleri ise Uğur Yüce ile Mustafa Güden‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, TARKEM A.Ş., İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile Enda Enerji Holding A.Ş. ve şirketleri arasındaki ilişkiler, ortaklık yapısı bu şekildedir.

resim1

Görüldüğü gibi hepsi birer kamu kurumu olan ve bu nedenle kamu yararını savunması gereken belediyelerle üniversiteler kah çok ortaklı kah ikili, üçlü ilişkiler geliştirerek, şirketler kurarak ya da şirket ortağı sıfatıyla iş ve sermaye çevreleriyle ilginç (!) bağlantılar kurmakta; şirketler üzerinden oluşturulan bu ağ sayesinde üniversitelerin ve belediyelerin kamu yararı ilkesini gözetmekten uzaklaşarak iş ve sermaye çevrelerinin menfaatleri çerçevesinde özelleştirilmesinin önü açılmaktadır.

Zaten istenen de budur… ‘Yönetişim zihniyeti’ denilen şey, buna benzer ilişki ve ortaklık ağları üzerinden kent yönetimiyle kamu yararını gözeterek bilgi üretmesi gereken üniversiteler üzerinde bir egemenlik kurmakta ve bundan da kimselerin haberi olmamaktadır…

 

Nazım Hikmet Portre Karikatürleri – 1

Barışın, sevdanın ve özgürlüklerin şairi Nazım Hikmet Ran 15 Ocak 1902 tarihinde doğmuş ve 3 Haziran 1963 tarihinde vefat etmiş… O nedenle, dün onun 115. yaş gününü büyük bir özlemle okuduğumuz bilindik dizeleriyle kutladık….

Biz de bir gün gecikmiş olsak da bu doğum gününe onun portre karikatürlerini yapan yerli ve yabancı karikatüristlere ait toplam 86 portreyi sizlerle paylaşarak kutlamak istiyoruz… Tabii ki amacımız ilk gün bunlardan 46’sını, 1-2 gün sonra da geriye kalan 40’ını yayınlayıp elinizde iyi bir koleksiyon olmasını sağlamak…

001-nikola-listes-hirvatistan
Nikola Listes – Hırvatistan
002-filipe-libas-brezilya
Filibe Libas – Brezilya
003-damir-novak-hirvatistan
Damir Novak – Hırvatistan
004-darko-drljevic-karadag
Darko Drljevic – Karadağ
005
S. Bulca
006-kursat-zaman
Kürşat Zaman
007
.
008
.
009
.
010
.
011
.
012
.
013
.
014-halil-ibrahim-yildirim
Halil İbrahim Yıldırım
015-saadet-demir-yalcin
Saadet Demir Yalçın
015-vahit-akca
Vahit Akça
016-hakan-sumer
Hakan Sümer
017-cemalettin-guzeloglu
Cemalettin Güzeloğlu
018-bulent-karakose
Bülent Karaköse
019-ahmet-umit-akkoca
Ahmet Ümit Akkoca
020-musa-kart
Musa Kart
021-ahmet-ozturklevent
Ahmet Öztürklevent
022-hayati-boyacioglu
Hayati Boyacıoğlu
023-seyit-saatci
Seyit Saatçi
024-ercan-sert
Ercan Sert
025-refik-tinis
Refik Tiniş
026-ramazan-ozcelik
Ramazan Özçelik
027-mesut-yavuz
Mesut Yavuz
028-kadir-dogruer
Kadir Doğruer
029-musa-gumus
Musa Gümüş
030-cumhur-gazioglu
Cumhur Gazioğlu
031-kamil-yavuz
Kamil Yavuz
032-bulent-karakose
Bülent Karaköse
033-halil-ibrahim-yildirim
Halil İbrahim Yıldırım
034-kemal-urgenc
Kemal Urgenç
035-kemal-bulus
Kemal Buluş
036-mustafa-bilgin
Mustafa Bilgin
037-muzaffer-ozden
Muzaffer Özden
038-raif-gokkus
Raif Gökkuş
039-ergul-aktas
Ergül Aktaş
040-huseyin-tanyeli
Hüseyin Tanyeli
041-keziban-ozkol
Keziban Özkol
042-sezer-odabasioglu
Sezer Odabaşıoğlu
043-mehmet-kahraman
Mehmet Kahraman
044-ercan-baysal
Ercan Baysal
045-eray-ozbek
Eray Özbek

Devam Edecek…

 

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 2

9 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2012 yılından bugüne uygulamakta olduğu ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin yönetiminde ortaya çıkış ve tasarım süreci ile oluşturulan geniş bir ekiple neler yapmak istediğini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştık.

Bu bölümde ise projenin tanıtımını fazla uzatmadan bugüne kadar yaptıklarını, bunun en son örneği olan ve halen devam eden Bayraklı Sahil Düzenlemesi’ni ele alarak yapılan iyi şeylerin yanında somut bir şekilde “ben buradayım” diyen eksiklik ve yanlışlıkları ele alacağız.

Projenin ilk adımı olan ve kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yaratan Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındaki başarısız sahil düzenlemesi ile Bostanlı Köprüsü, Güzelyalı ve Sahilevleri düzenlemesini ise yazımızın diğer bölümlerinde ele alacağız.

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nin temel belgesi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 2012 yılı Ekim ayında yayınladığı ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘na baktığımızda proje alanına giren Mavişehir’den Yenikale’ye kadar uzanan 11 farklı kıyı bölgesinde biri ‘anket‘ diğeri de ‘yüzyüze görüşme‘ tekniğiyle iki araştırma yapılarak halkın bu bölgeleri kullanımı ile ilgili tutum ve davranışlar araştırılmıştır.

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Prof. Dr. Tanju Tosun ile Prof. Dr. Gülgün Tosun tarafından yapılan bu araştırmanın sonuç ve bulgularına göre; Kentin en stratejik bölgelerinden biri olan Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölge kentin merkezi işlevlerini üstlenerek kent merkezinin yoğunluğunu azaltacak yeni kent merkezi olarak planlanmıştır. 2001 yılında Turan-Liman bölgesini kapsayan Uluslararası Kentsel Tasarım Proje Yarışması düzenlenmiş ve yarışmadan elde edilen fikirler doğrultusunda bölgenin 1/5000 ölçekli nazım imar planı hazırlanmıştır. Planla getirilen kararlar kentsel açıdan önemli bir odak yaratırken aynı zamanda kentin önemli iki yakasını birleştirmeyi amaçlamıştır. Planlama alanında turizme dayalı kullanımlar Turan bölgesinde, kamu binaları, merkezi iş alanları, alışveriş ve eğlence tesisleri Salhane, Liman gerisi ise turizm ticaret alanı ve özel planlama alanı olarak ayrılmıştır.

Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölge, proje tasarım ve uygulaması dikkate alındığında kıyı kullanım özellikleri açısından iki farklı altbölgeye ayrılmıştır: Turan bölgesi ile Bayraklı ve Liman alt bölgesi.

turan-alsancak-limani-arasi-tasarim-bolgesi
Turan-Alsancak Limanı Arası Tasarım Bölgesi

Biz bu iki alt bölgeden henüz hiçbir çalışmanın başlatılmadığı Turan bölgesini şimdilik kapsam dışında tutarak bir kısım çalışmanın bitirilip bir kısım çalışmanın sürdürüldüğü Bayraklı ve Liman alt bölgesine yoğunlaşmak, inceleme, analiz ve yorumlarımızı bu bölgede yapılmak istenen işler üzerine somutlamak istiyoruz.

Yeni kent merkezi olarak planlanan Bayraklı ile Alsancak Limanı arasında kalan ikinci altbölgede özellikle Altınyol ile Anadolu Caddesi arasında yenilenme hızı yüksektir ve yüksek yapılar yer almaya başlamıştır. Kıyıda Melez Günübirlik Rekreasyon alanı, halka açık yüzme havuzu, Bayraklı Vapur İskelesi gibi kullanımlar yer almaktadır. Banliyö Salhane İstasyonu ile Bornova Merkezi arasında Bornova Tramvay hattının yapımı planlanmıştır, 2020 yılı sonrasında uygulamaya geçilecektir. Kıyı bölgesinin arkasında Smyrna Antik Kenti Arkeolojik Sit Alanı kazı çalışmaları yürütülmektedir. Bayraklı sırtlarında yer alan kentsel sit alanı için Koruma Amaçlı İmar Planı hazırlanmıştır. Yine Bayraklı sırtlarındaki Cengizhan mahallesinde Bayraklı günübirlik tesisleri (Ekrem Akurgal Yaşam Parkı) yapım ihalesi gerçekleştirilmiştir. Adliye Sarayı ve bazı basın/yayın kuruluşları burada yer seçmiştir ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında bu alanlar ‘yönetim merkezi’ olarak belirlenmiştir. Sasalı’dan başlayan ve Alaybey’e kadar uzanan bisiklet yolu bu bölgede sonlanmaktadır. Yük limanının bu bölgede yer almaya devam edeceği öngörüldüğünden liman gerisi fonksiyonlarının da gelişme talebinin devam edeceği beklenmektedir. Bununla beraber Belediyenin gerçekleştirdiği Havagazı Fabrikası restorasyonu bu bölgede kültür fonksiyonlarının da gelişebileceğini göstermektedir.

Kıyı tasarımı projesi kapsamında yapılan anket çalışmasının bulgularına göre Bayraklı ile Alsancak Limanı arasındaki altbölgede kıyı kullanıcılarının % 48’i 1.000-2.000, % 34’ü 500-1.000 TL arasında hanehalkı gelirine sahiptir. Eğitim düzeyi açısından % 33’ü ilkokul, % 28’i lise, % 34’ü ilköğretim okulu mezunudur. İzmir’de doğup-büyüyen kullanıcı oranı % 45’dir. Kullanıcıların % 43’ü aileleri, arkadaşları bazen de yalnız olarak kıyıya gelmeyi tercih etmektedir. Yalnızca ailesi ile gelenlerin oranı % 22’dir. Kullanıcıların % 41’i haftada birkaç gün kıyıya gelmektedir. Hafta içi ve hafta sonu kullanımda zirve yapılan zaman aralığı 17.00-19.00 arasıdır. Kullanıcıların % 52’si kıyıda 3-4 saat, % 40’ı 1-2 saat vakit geçirmektedir. Kıyıda öncelikle tercih edilen aktiviteler sırasıyla aile veya arkadaşlarla piknik yapmak, kıyıda gezmek ve doğayı, denizi seyretmektir. Kullanıcılarının % 73’ü aynı mahalleden gelmektedir. % 29’u 15-20 dakikalık yürüme mesafesinden, % 25’i ise 5-10 dakikalık yürüme mesafesinden bölgeye gelmektedir. Diğer bir deyişle kıyı yakın çevrede yaşayanlar tarafından kullanılmaktadır.

Bayraklı ile Alsancak Limanı arasında kalan alan spor aletleri, piknik masaları, alanın bakım ve tutumu, kıyı denetim hizmetleri ve güvenlik açısından sorunlu bulunmuştur. Alandaki kültürel aktiviteler, heykel ve sanat ürünleri ve eğlence yerleri yetersiz görülmüştür.¹

bayrakli-alsancak-limani-alt-bolgesi

Yukarıda ifade edilen araştırma bulgularını özetleyen ve sözkonusu raporun 54ncü sayfasında yer alan yukarıdaki tablo bilgilerine göre Bayraklı-Alsancak Limanı Alt bölgesi kullanıcı algısı bakımından yakın çevre sakinleri tarafından yoğun olarak günün 17.00-19.00 saatleri arasındaki 3-4 saatlik sürede piknik yapmak, kıyıda gezmek, yürüyüş yapmak ve denizi seyretmek amacıyla kullanılan ‘sakin bir yer‘ olarak kabul edilmektedir. Kullanıcıların burası ile ilgili temel beklentileri ise mekan kalitesinin arttırılması, burada aktivitelerin yapılması ve bu mekanın güvenli hale getirilmesidir.

Yine aynı rapora göre; “Kıyının bu bölgesi diğer bölgelerden ‘yer’ (place) olma niteliğini kazanamamış olması dolayısıyla ayrılmaktadır. Turan bölgesinde, konut alanlarıyla kıyının doğrudan ilişkisi sınırlı bir alanda bulunmaktadır. İlişkide bulunduğu konut alanının gelir düzeyi düşüktür. Kıyının diğer bölümlerinde tersane ve sanayi kuruluşları yer almaktadır. Bu durumda kıyının sürdürmesi gereken bir ‘yer’ özelliği bulunmamaktadır. Tasarıma bu alanda önemli işlevler düştüğü İzmir Tasarım Forumunun tartışılan konularından biridir. Alana kimlik kazandırabilecek, zaman içinde yer haline gelmesini sağlayacak öneriler geliştirilmeli, yapılacak önerilerin ekonomik olarak yaşanabilirliklere duyarlı olmasına önem verilmelidir.

turan-alsancak-limani-arasi-kiyi-kenar-cizgisi

Turan-Alsancak Limanı Kıyı Kenar Çizgisi

Körfez etrafında sürekliliği bozacak kullanımlardan biri olarak liman görülmektedir. Ancak liman kentin ekonomisi ve yarışmacılığı açısından son derece önemli, gösterilebilecek bir parçası olarak düşünülmelidir. Limanın görünmesi, terastan izlenebilecek hale getirilmesi önerilmektedir. Yalnızca uzaktan gösterilmesinin ötesinde etrafında faaliyet ve etkinliklerin düzenlenmesi önerilmektedir. Bölgede Melez Çayını geçtikten sonra ilginç bir proje önerilebileceği dile getirilmiştir. Yaya ve bisiklet güzergâhının viyadük ayakları kullanılarak yukarıdan, liman üstünden geçirilmesi önerilmektedir. Liman çevresinde, İzmir’in eski sanayi bölgesindeki yapılara sahip çıkılarak yeni projelerin geliştirilmesi önerilmektedir.

Tasarım Forumunda Turan-Alsancak Limanı arasındaki bölgenin yeni kent merkezi olarak gelişmesinin İzmir’in yüklendiği bölgesel merkez olma işlevi açısından önem arzettiği tartışılmıştır. Bölge yeni kent merkezine dönüştüğünde kıyının kullanım şekli ve yapısı da değişecektir. Bu dönüşüme uygun olarak kıyının yeniden tasarlanması, tasarlanırken de gece ve gündüz yaşayabilen, ard alanındaki gereksinimlere ve işlevlere cevap veren bir nitelikle dönüşmesi gerekmektedir. Ayrıca kent tarihi açısından oldukça önemli olan antik Smyrna yerleşmesi ile kıyının ilişkisinin kurulmasına önem verilmelidir.

Özetle; bu kıyı bölgesinin tasarımının diğer kıyı bölgelerine göre farklılaşması gerektiği açıktır. Bu bölge kentin yeni ve dünyaya açık iş merkezi olarak gelişecektir. Kruvaziyer limanın bu bölgede yapılacak olması ve Alsancak Limanının bulunması bu kıyıya ayrı bir kimlik vermektedir. Kıyı ve kıyıya bitişik yapıların bu yörenin gelecekte yükleneceği işlevler açısından yaratıcı bir tasarım müdahalesine gereksinmesi vardır. Bu yörenin diğer kıyı bölgelerinden farklı işlev ve standartta tasarlanmasının İzmir’in Ege’nin merkezi olması işlevinin güçlendirilmesine katkısı olacaktır.²

Ancak o bölgede yaşayan ya da çalışan herkesin; hatta yolu oralardan geçenlerin açık, net bir şekilde bildiği bazı yaşamsal gerçekler, daha doğrusu eksiklikler bu raporda ne yazık ki yer almamaktadır:

bolgedeki-yesil-alan-duzenlemeleri-ve-ulasim-yollari
Bölgedeki Yeşil Alan Düzenlemeleri ve Ulaşım Yolları

 Bunlardan birincisi, Altınyol’un gerisindeki Bayraklı yerleşiminde, Salhane’de ve o yerleşimlerin gerisindeki mahallelerde yaşayanların Bayraklı sahiline çıkışı, Altınyol tarafından engellenmiş; gerideki tüm mahallelerin sahile çıkışı sadece iki geçiş noktasıyla; Bayraklı İZBAN İstasyonu’nundaki üst geçiş köprüsü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı önündeki şimdi otoparka dönüştürülmüş nispeten güvenliksiz köprü altı bağlantısıyla sınırlanmıştır. Yeni açılan Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı’nın bu tür geçişlere uygun olmadığını, sadece araçların geçişini düşünerek tasarlandığını dikkate aldığımızda Bayraklı, Fuat Edip Baksı, Çiçek, Alpaslan, Tepekule ve Adalet mahallesi gibi büyük ve kalabalık nüfuslara sahip bu yerleşimlerin sahile çıkabileceği sadece iki bağlantının olduğu dikkate alınmalıdır.

Bu durumun, Bayraklı sahilinin gerçek anlamda halka kazandırılması, halkın bu sahilden daha fazla yararlanması ve denizle ilişkisinin güçlendirilmesi açısından çok büyük bir sorun olduğu bilinmeli ve buna yeni güvenli ve yeterli bağlantılar oluşturularak bir an önce çözüm aranmalıdır.

⊕ Raporda yer almayan ikinci bir eksiklik ise, sahilin Adnan Kahveci Köprüsü ile İzmir Adliyesi arasında kalan kesiminin ardındaki Adalet Mahallesi’nin kentsel gelişim açısından halihazırda bir çöküntü alanı olması nedeniyle güvenlik açısından sorunlu olduğudur. O anlamda, bu sorunlu bölgenin sahilinde yer alan bir kıyı alanı yeniden düzenlenirken bu alan ile yerleşim yeri arasındaki ilişkinin durumu, özellikle de bugünkü durumu bir an önce ele alınmalı, bu soruna acil olarak çözüm aranmalıdır. Aksi takdirde tüm Bayraklı halkı sahile inse bile bu güvenliksiz bölgeye gelmeleri, burada gezmeleri, piknik yapmaları mümkün olmayacaktır.

Bizce projede Bayraklı-Alsancak Limanı alt bölgesi, körfeze boşalan akarsu kaynakları açısından kentin en zengin bölgesi olmasına karşın, projede sadece sahil düzenlenmesine odaklanılmış; bu bölgede yer alan ve hepsi de o yeniden düzenlenmek istenen deniz kıyısına ulaşan Laka, Bornova, Arap (Gökdere) ve Manda dereleri ile Meles çayı hakkında herhangi bir öngörüde bulunulmamış, İzmir’in tarihi, doğal ve kültürel değerleri açısından çok önemli olan bu su kaynakları adeta bir kanalizasyon hattı gibi bilinçsiz bir şekilde proje dışında bırakılmıştır.

Evet, halkın denizle ilişkisini, mevcut kıyı bölgesi düzenlemelerini bozup yeniden yapmak suretiyle güçlendirmeyi hedefleyen bu tür boz-yap projelere, yazımızın birinci bölümünde de belirttiğimiz şekilde, sadece bir mühendislik-mimarlık-tasarım çalışması gözüyle bakıldığı için insanın denizle daha doğrusu suyla ilişkisini, bu konudaki tutum ve davranışlarını kendine konu alıp çözümler üretecek sosyologlar, psikologlar, tarihçiler, işletmeciler; özet olarak sosyal bilim ya da disiplinlerden gelen akademisyenler, uzmanlar proje ekibine dahil edilmemiştir. Bu proje de diğerleri gibi disiplinlerarası yaklaşımla hazırlanmadığı için, şu ana kadarki uygulamalarında ne yazık ki, yeni yürüyüş yolları, yeni yeşil alanlar ve yeni oyuncaklar yapmanın dışında bu yapılanların insanla ve onun tutum ve davranışlarıyla ilişkisini esas alan doğru ve kalıcı bir iş yapmak -ne yazık ki- mümkün olmamıştır.


¹ İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Akdeniz Akademisi, Ekim 2012, s.53-54

2 İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Akdeniz Akademisi, Ekim 2012, s.54-55

Devam Edecek…

Bir Sergi ve Gerisinde Gizli Kalanlar…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta sosyal medyadaki haberlerden İzmir’de kendine kenti ve geleceğini konu alan bir serginin düzenlendiğini öğrendim… Bu haberlere göre Almanya’nın dünya çapındaki ünlü kültür kurumu Goethe-Institut ile Almanya Federal Çevre, Doğa Koruma, Yapı ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı’nın ortak girişimi ile hazırlanıp 3 Ocak 2017 tarihinde Kültürpark içindeki İzmir Resim Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi’nde açılan ‘Weltstadt⁽¹⁾ – Kenti kim oluşturuyor’ adlı serginin 17 Ocak 2017 tarihine kadar açık kalacağı duyuruluyordu.

3 Ocak 2017 tarihinde yapılan açılış töreninden sonra gerek Goethe Instıtut’a gerekse Hürriyet Gazetesi ile İzmir Mimarlar Odası’nın web sayfasında verilen bilgilere göre serginin küratörlüğünü Matthias Böttger, Angelika Fitz ve Tim Rieniets‘tin üstlendiği, Goethe Alman Kültür Merkezi Müdürü Dr. Rodolf Bartsch‘ın ev sahipliğindeki proje sergisinin açılışına Fransız Kültür Merkezi Müdürü Caroline David ile mimar ve mühendislerle diğer davetlilerin katıldığı belirtiliyor.

poster

Yine aynı kaynaklara göre açılışta konuşan Goethe Alman Kültür Merkezi Müdürü Dr. Rodolf Bartsch, serginin “Kenti kim inşa ediyor ve onun geleceğini kim şekillendiriyor?” sorularını sorarak küresel ısınma, ekonomik kriz, göç, sosyal kutuplaşma ve demografik değişim karşısında bu soruların bugün çok büyük bir etki taşıdığını ifade etmiştir. Bu sorunun yanıtı olarak; kentin geleceğini her zaman olduğu gibi uzmanlar, karar vericiler ve yatırımcılar mı yoksa ortaya çıkan yeni aktörlerin kişisel inisiyatifi ile katılımı mı belirleyecektir? Çünkü günümüzdeki kentsel dönüşüm süreçlerine katılan yeni aktörler kişisel inisiyatifleri kullanarak geleneksel şehir planlamasını ya tamamlamakta ya onun içine sızarak etkili olmakta ya da onun yerini alabilmektedir.

Bu düşünceden hareket ederek oluşturulan ‘Weltstadt – Kenti kim oluşturuyor‘ projesi, Goethe Enstitüsü’nün dünya çapındaki şubeleri ve onların partnerleri tarafından hayata geçirilen girişimleri bir ağ ile birleştirmekte niyetindedir. Hepsi şehir yapımının yerel biçimlerini denemekte ve yeni aktör konstelasyonları⁽²⁾ içinde kentin geleceği üzerine çalışmaktadır. Weltstadt bu yerel girişimlere uluslararası bir vitrin sunmak ve gelişim süreçlerini desteklemek istemektedir. Weltstadt bloğu, konuya dayalı gazeteler, bir turne sergisi ve ortak çalıştaylar, değişik Weltstadt yerlerindeki yerel aktörler arasındaki değiş-tokuşunun yanısıra Almanya ile bilgi aktarımını teşvik etmektedir. 

01

Weltstadt- Kenti kim oluşturuyor?‘ ortak sorusunun çatısı altında dünyanın en farklı bölgelerinden projelerin tartışmaya sunulduğunu belirten Bartsch, “Bu şekilde Johannesburg ve Seul’deki biçimsel olmayan yerleşim yerlerinin geliştirilmesindeki tecrübeler karşılaştırılmaktadır. Brezilya’da yeni orta sınıf aracılığıyla daha fazla söz isteği talebi odak noktasındayken, New York’ta iklim değişimine karşı şehir halkının inisiyatifi odak noktasında yer almakta. Belgrad ve Riga’da kullanılmayan kent alanlarının tekrar etkili hale getirilmesi için kültürel aktörlerin potansiyeli odak noktasında yer almaktadır. Weltstadt güneybatı Avrupa’nın krizle sarsılmış şehirlerinde ortak yapımın yeni şekillerini ve paylaşımı incelemekte ve Bangalore’de de vatandaşların fikirleri bir kitle kaynak platformu üzerinden paylaşılmaktadır. Şehir ve şehire yakın bölgeler arasındaki karışık ilişkiyi Dakar ve Ulan Bator’daki projeler açıklamaktadır. Bu projeler, göçmenlerin nasıl etkin olduğunu ve kentleri değiştirdiklerini ele almaktadır” dedi. 

05

İzmir Goethe Alman Kültür Merkezi’nin verdiği bilgilerle gazetelere yansıyan haberlerin incelenmesinden de görüldüğü gibi; Almanya, Türkiye’deki ve özellikle İzmir’deki kentsel dönüşüm süreçlerine ilgisiz kalmamakta, son yıllarda “Akdeniz Dünyası” adı verilen vizyon üzerinden Fransa, İspanya, İtalya gibi Avrupa Birliği’nin alt bölgesine yönlendirilen bağlantıların Avrupa Birliği’nin dinamosu olan Almanya’ya ve Alman kültürüne de yönlenmesi için hamle yapmakta, hazırladığı bu proje ve sergi üzerinden kendi kültürü üzerinden gelişen bir kentleşme anlayışını, etkili olduğu diğer ülkelerdeki bilgi ve deneyimler üzerinden bu topraklara da taşımak niyetindedir.

02

O anlamda, bu proje ve sergiyi “Almanlar geldi, bir sergi açıp gittiler” şeklinde anlatıp yorumlamanın dışında Almanya’nın, İzmir’in kentsel dönüşümü konusunda görev olan yerel yönetimlerin Akdeniz vizyonu üzerinden Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerle gerçekleştirdiklerine ilgisiz kalmadığını görmek, bu ülkeler Avrupa Birliği içinde olsalar bile bir türlü ortadan kaldıramadıkları ulusal devlet ve milliyetçi eğilimler nedeniyle ortaya çıkan rekabet nedeniyle finansal borçlanma, bilgi, teknoloji ve kültür transferi gibi alanlarında ortalığı Akdeniz ülkelerine bırakmak niyetinde olmadıklarını anlamak gerekir. 

Nitekim sergi panolarının yanına iliştirilmiş ve Türkçe’ye çevrilmiş ‘(Gayri)Resmi Kavramı’, ‘(Gayrı)Resmi Şehir, Şehrin Boyutları, Kentsel Çöküş Kapıda mı?’, ‘Krizlere Karşı Şehirler’, ‘Porto Alegre: Bairro Farrapos Vaka Çalışması’, ‘Yarmag ve Sosyal Kalkınma ve Alan’, ‘Kendi Kendine Organizasyon ve Kamu Yönetimi’, ‘Kentsel Uygulamalar Okulu’, ‘Olanak Tanıyan Programlar’, ‘Uzun Yaşam Köyü’, ‘Lizbon: Yakın ve Doğrudan Destek’, ‘Akıllı Şehir Curitiba’, ‘Kolektif Performans Olarak Şehir’, ‘Edimsel Mekan’, ‘Afrika Şehri: Kapalı Çarşı ile Yaratıcılık Merkezi Arasında’, ‘Şehri Gözlemlenebilir Kılmak’, ‘Ulanbator Stratejileri: Naadam Festivali’, ‘Y Masası: Yerel Eylemlerin Semiyotik Nesnesi’, ‘Riga’ya Özgürlük’, ‘Yeni Orta Sınıf’, ‘Riga: Yaratıcı Ütopya’, ‘Ulanbator’daki Çevresel Zorluklar’, ‘Belgrad’da İş Birliğine Dayalı Bir Şehre Yolculuk’, ‘Yeni Bir Orta Sınıf Yaratma Şansı’, ‘Hindistan’ın Orta Sınıfı: Şehir Efsanesi mi Yoksa Gelişmekte Olan Bir Güç mü?’, ‘Yeni Sivil Toplum”Mega Kentlerde Toplumun Korunması’, ‘Hint Şehirlerini Kim Yaratıyor?’, ‘Göçebelerin Şehre Akını’, ‘İş Birliğine Dayalı Şehirler: Tanılar’, ‘Yaşam Modeli Geliştirme’, ‘Brezilya’nın Yeni Orta Sınıfı’ ve ‘Nos Brasil! We Brasil! Üzerine‘ başlıklarını taşıyan 31 ayrı yazı da bu niyeti destekleyen bir içeriğe sahipti.

03

Lütfen biraz daha özen, biraz daha ciddiyet…

Bu sergi ile ilgili olarak söylemek istediğim diğer bir konu ise sergi düzenleyicileri arasında dünyaca tanınan Goethe Enstitüsü ile Alman Federal Hükümetinin koskocaman bir bakanlığı olmasına; ayrıca beş ayrı bloktan oluşan sergiyi üç ayrı küratör tasarlayıp düzenlemiş olmasına karşın gerek serginin duyuru ve tanıtımı gerekse sunulan görsellik açısından son derece basit, son derece amatör bir nitelik göstermesidir.

Sergiye gitmeye kalktığınızda sergi mekânının önünde orada bir sergi olduğuna ilişkin bir duyurunun olmayışı, serginin sahipsiz hali, herhangi bir sergi kataloğunun yokluğu, sergilenen materyalin tümüyle okunacak yazılardan oluşması, blokları oluşturan A3 büyüklüğündeki karton/kâğıt parçalarının yer yer kopmuş olması ve kopup yere düşen kağıt parçalarını oradaki güvenlik görevlisinin tekrar eski konumuna getiriyor olması bizim Goethe Enstitü’ye ve dolaylı olarak Almanya’ya yakıştıramadığımız bir husus.

04

Ayrıca 1980’li yıllarla birlikte ortaya çıkan bol yazılı metinlerle tasarlanan sergilemelerin günümüz koşullarında ömrünün artık dolduğuna inanıyorum. Sergiyi düzenleyen küratörler o yazılı metinleri teker teker okumanın ne kadar vakit aldığını hesapladılar mı bilmem ama ben şahsen bütün o metinleri okuma sabrını gösteremedim… Hele ki sosyal medyanın uzun metinleri okuma sabrımızı her geçen gün azalttığı günümüz koşullarında bütün bu İngilizce yazıları ve bunların hemen yanına iliştirilmiş 31 ayrı Türkçe yazıyı baştan sonra kimin ne kadar sürede okuduğunu da merak edemeden duramadım açıkçası…

06

İnsan bu sergiyi gördüğünde Almanların İzmir’e haksızlık yaptığını düşünüyor ister istemez. Bu kadar basit, öğrenci işi bir sergi tasarımı yapmak, ayrıca özenli bir kataloğun düzenlenmeyip panolardaki Almanca metinlerin Türkçe çevirilerinin duvarlara yapıştırılmış bol sayıdaki kâğıtlara yazılmış olması, bir sergi görevlisinin bilgi vermek ve sergiyi sahiplenmek amacıyla orada hazır olmaması, her şeyin oradaki güvenlikçiye teslim edilmesi… Bütün bunlar ortaya atılan iddia ne kadar büyük olursa olsun onun yaşama geçişinin, bu düzeyde amatör işi olduğunu gösteriyor…

O nedenle, sergiyi düzenleyenlere lütfen biraz daha özen, biraz daha ciddiyet diyoruz…


⁽¹⁾ Dünya kenti, Metropol

⁽²⁾ Sistem terapisinin astronomiden (takımyıldız) ödünç aldığı ‘konstelasyon’ kavramı, içinde bulunduğumuz ve içimizde bulunan sistemlerin bünyesindeki elemanların birbirlerine göre pozisyonlarını konu edinmektedir.

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 4

Türkiye ve İzmir ölçeğindeki uygulamalarının, kendisinden beklenenlere kıyasen başarısız olan kent konseyleri projesi ile ilgili yazı dizimizin bugünkü bölümünde kent konseyleri yapılanması ve uygulamasının hukuk karşısındaki konumunu ele alıp tartışmaya çalışacağız:

Kent konseyleri ile ilgili yasal düzenlemeleri incelemiş ve bu mevzuat çerçevesinde kent konseylerinde az da olsa çalışmış herkesin üzerinde uzlaştığı bir gerçek var. O da, 5216 sayılı Belediye Yasası’nın 76. maddesi ile Kent Konseyi Yönetmeliğinin ülkemizdeki katılımcı ve çoğulcu demokrasinin beklentileri açısından yetersizliği…

6572544_orig

Evet, gerçekten de 5216 sayılı Belediye Yasasının kent konseylerini düzenleyen 76. maddesi ile bu madde hükmüne göre İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan Kent Konseyi Yönetmeliği üzerinde yeterince düşünülüp tartışılmış, bir önceki Yerel Gündem’21 projesi deneyimlerinden yararlanılmış ve olası tüm ihtiyaçları karşılayan bir yasal düzenleme değil.

Üstüne üstlük aradan 10 yıl geçmiş olmasına karşın bu sürede edinilen deneyimleri dikkate alıp güncellenen, yaşanan sorunlara göre yeniden şekillendirilen, genelge ve yönergelerle zenginleştirilen bir mevzuat değil. O nedenle gerçek ihtiyaçlara cevap verdiğini iddia etmek mümkün değil.

Ancak, durum bu olmakla birlikte; kent konseyleri ile ilgilenen ya da uygulamada yer alan herkesin bu hukuki düzenlemelere titizlikle uyması gerekiyor. Çünkü ‘Hukuk Devleti’ olmanın yolu, hazırlanıp yürürlüğe konulan yasal düzenlemeler kendi demokrasi anlayışımız açısından yanlış ya da yetersiz olsalar bile başlangıçta onlara uyması gerekiyor. Aksi takdirde, bugün TBMM’nde yapılan oylamaların gizli oyla yapılması gerekirken bunu düzenleyen hükümlere uymayıp oyunu açık bir şekilde kullananlara gösterdiğimiz tepkiyi, kent konseylerine ilişkin hukuki düzenlemelere uymayanlara, onları dikkate almayanlara da göstermemiz gerekiyor.

Tabii ki bu yasal düzenlemelere bir yandan titizlikle uyarken, bu düzenlemeleri kendi demokrasi anlayışımız açısından yanlış ya da eksik bulmamız durumunda onları değiştirmek için gerekli olan demokratik mücadeleyi de unutmadan…

İzmir Kent Konseyi’nin yeni çalışma yönergesini hazırladığımız süreçte ülkemizde tanınan, bilinen toplam 18 ayrı kent konseyinin yönergesini hem yasal düzenlemelerle hem de kendi aralarında birbirleriyle karşılaştırarak incelemek imkânımız oldu.

Bu çalışma sırasında gördük ki Çankaya, Konak, Nilüfer, Odunpazarı, Gaziantep, Diyarbakır, Çanakkale kent konseyleri gibi herkesin bildiği tanıdığı, çalışmalarını takdirle izlediği birçok kent konseyine ait çalışma yönergesi mevcut yasal düzenlemelere aykırı, bu nedenle de yok hükmünde olan hükümleri içeriyor. Bu aykırılıklar yasal olarak yok hükmünde olmasına karşın uygulanıyor ve bu duruma kimselerden de ciddi bir itiraz gelmiyor.  Ne içişleri Bakanlığı normal yollardan ya da yaptığı teftişlerde bu konulara dikkat edip kent konseylerini uyarıyor ne de bu mevzuata aykırı hükümler nedeniyle hakları zarar görenler şikâyetçi oluyorlar.

Kısacası herkes bulunduğu konumdan ve içinde bulunduğu hukuksuzluktan ‘hallice memnun’ olduğu için bu durumu düzeltme yoluna bile gitmiyor. Aksi takdirde öncelikle kendi yerini, koltuğunu kaybedeceğini biliyor. O nedenle mevcut hukuksuzluklara göz yumuyor ve bu durum yeni hukuksuzluklara yol açıyor.

Bu hukuksuz durumlar bazen öyle uç noktalara varıyor ki; “nasılsa kimse bunun farkında değil, kimse bizi şikâyet etmiyor ve kimse bizi denetlemiyor, uyarmıyor” rahatlığıyla mevcut yasaları, hukuk düzenini dikkate almayan, “kanun da ne oluyormuş, yönetmelik de kim oluyormuş” anlayışıyla oldubitti durumlar yaratılıyor. Bu çerçevede katılımcı olması mümkün olmayanlar kurum, kuruluş ve kişiler genel kurullara katılıyor, belediye başkanlarına tanınan kontenjandan gelenlerin genel kurullara ve yürütme kurullara girmesi sağlanıyor, siyasi parti temsilcilerinin katılımının önü kesiliyor, katılım için yürütme kurulu ya da genel kurulunun onayı gibi usulsüz yöntemler icat ediliyor, kent konseyi başkanları sekretaryada çalışanların sicil amiri oluyor, çalışma grupları yürütme kurullarına sorulmaksızın meclis başkanları tarafından lağvedilebiliyor, meclisler adeta kent konseyine alternatif bir yapılanma içinde örgütlenebiliyor, genel sekreterlere kent konseyi başkanına ait temsil yetkileri verilebiliyor; hatta kent konseyi başkanının önüne geçmesinin yolu bile açılıyor…

www.public-domain-image.com (public domain image)

İşte bütün bunlar, verdiğimiz bu örnekler aslında yaratılan küçük iktidar alanları üzerinden kişisel egoların tatmin edildiği, mevcut ittifakların herkese makam, koltuk ve kartvizit dağıtılarak sağlama bağlandığı yanlışlıklar, eksiklikler ve hukuksuzluklar oluyor…

Bu hukuksuzluklar demokrasiyi, kişisel hak ve özgürlükleri, barışı, sivil toplum anlayışını, yönetişim zihniyetini zedeleyip ona zarar verdiği gibi aynı zamanda toplumdaki hukuka ve adalet duygusuna da zarar veriyor…

Aynen mevcut hukuki düzenlemeler çerçevesinde TBMM’nde oyunu gizli kullanması gerekirken oy pusulasını herkese göstere göstere kullanan insanların bugün yaptığı gibi bir durum bu (!)

O nedenle, demokrasinin ‘oyunbozanlık’ anlamına gelen bu tür çifte standartları kaldırmadığını söylemeden geçmeyelim…

Devam Edecek…

Asuman Doğan’dan İzmir, Kemeraltı ve Tilkilik Görünümleri…

Asuman Doğan, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Heykel Anasanat Dalı’ndan 1987 yılında mezun olmuş, daha çok suluboya tablolarıyla tanınmış bir ressam. Ben onu ilk kez Kemeraltı konulu tablolarıyla tanıdım. Tanıdıktan sonra da eski ev ve sokakları, panoramik kasaba görünümlerini kendine konu seçtiğini, zaman zaman doğadan görünümleri kapsayan pastoral tablolar ve natürmortlar yaptığını da öğrendim.

Asuman Doğan kendisi gibi ressam olan eşi Atanur Doğan ile birlikte 1993 yılında Kanada’ya göç etmekle birlikte ülkemizle ilişkilerini devam ettirmektedir. Nitekim bu çerçevede eşi ile birlikte 2004 yılında 22 farklı ülkeden toplam 285 sanatçının katılımıyla gerçekleşen “Sanat Yoluyla Barış (Peace Through Art) Çeşme Resim Festivali’ni organize etmişler. 

Ben bugün kendisinin İzmir, Kemeraltı ve Tilkilik’le ilgili güzel suluboya tablolarını sizinle paylaşmak istiyorum. Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle…

soaresim-1
Asuman & Atanur Doğan
a-day-in-tilkilik
Tilkilik’te Bir Gün
asuman-dogan-002
Kemeraltı, İzmir
fall-in-izmir
İzmir’e İnmek
izmir-tilkilikteki-caddeden-gorunum
İzmir Tilkilik’teki Caddeden Görünüm
izmir-hisar-girisi
Hisar’a Giriş
izmir-kemeralti
İzmir, Kemeraltı
izmirde-cadde-1
İzmir’de Cadde 1
izmirde-cadde-2
İzmir’de Cadde 2
izmirde-cadde-3
İzmir’de Cadde 3
izmirde-cingoz-sokagi
İzmir’de Cingöz Sokağı
izmirde-kemeralti-1
İzmir’de Kemeraltı 1
izmirde-kemeralti
İzmir’de Kemeraltı 2
izmirde-pazar-yeri
İzmir’de Pazar Yeri
kemeralti-cadde-gorunumu
Kemeraltı’nda Cadde Görünümü
kemeralti-pazar-caddesi
Kemeraltı Pazar Caddesi

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 9

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü bölümünde yönetişim zihniyetinin yereldeki temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’ne ortak olmasını ve bunun olumsuz bir sonucu olarak şirketin yakın zamanda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) üzerinden kayyuma devredilmiş olması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararının ‘kamu yararı’ ilkesiyle bağlantısını inceleyip tartışacağız.

TARKEM – Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’nin 26 Kasım 2012 tarihindeki ilk kuruluşunda 20.000.-TL’lık payla ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Egeşehir Planlama A.Ş.’ne ait % 0,86 oranındaki pay, şirketin taahhüt edilmiş 2.320.000.-TL’lık sermayesinin yetersizliği nedeniyle devamlı olarak yeni ortaklar ve yeni sermaye payları aranmıştır. Örneğin Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) şirkete ortak olması istenmiş ancak sonuç alınmamıştır.

cxinz_3wgaavz6a

Sonuçta 2016 yılında şirketin sermayesi 10.000.000.- TL’sına çıkarılırken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 20.000.-TL’lık paya karşılık olan % 0,86 oranın hissesi 3.000.000.-TL’lık paya karşılık olan % 30 oranına çıkarılmış, buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu’nun % 0,86 oranındaki hissesinin karşılığı olan 86.207.-TL’lık sermaye payı ile şirkete ortak olması sağlanmıştır. Böylelikle, hem geriye kalan 114 ortağın 3 yıldır bir türlü bir araya getiremediği  önce 2.320.000.-TL’lık, daha sonra 10.000.000.-TL’lık sermayenin % 30’luk kısmının kamu kaynaklarından sağlanması garanti edilmiş hem de şirkete İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının eşinin ortak olması sağlanarak itibar kazandırılması sağlanmıştır.

2016 yılı başında hayata geçirilen bu hamle ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup devamlı zarar eden İzbeton A.Ş., Grand Plaza A.Ş., Ünibel A.Ş., İzelman A.Ş., İzdeniz A.Ş., İzulaş A.Ş., Metro A.Ş:, Ege Şehir Planlaması A.Ş., İzfaş A.Ş., İzbelkom A.Ş. ve İzenerji A.Ş. gibi şirketlere sermayesine % 30 oranında ortak olunan ve kurulduğu tarihten bu yana zarar eden TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş. de katılmıştır.

Bunun dışında şirketin kuruluş aşamasında ortak olmayan Konak Belediyesi’ne ait İzbel Limited Şirketi’nin de 86.207.-TL’lık sermaye taahhüdü üzerinden % 0,86 oranında ortak olması; böylelikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinden sorumlu ilçe belediyesinin de şirkete katılması sağlanmıştır.

TARKEM’in 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi ve ardından yönetimine kayyum atanması aşamasında işten el çektirilen yönetim kadrosuna bakıldığında da gerek yönetim kurulunda gerekse koordinasyon ve yürütme kurulunda yetkilendirilmiş bir İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlisinin yer almadığı, yürütme kurulu içinde Muzaffer Tunçağ ismine rastlansa da kendisinin Urla ve İzmir Büyükşehir belediyesi meclislerinin üyesi olması dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni temsil etme, onun adına hareket etme yetkisine sahip olmadığı görülmektedir.

Şimdi bu durumda, TARKEM A.Ş. 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de yine fon eliyle kayyuma devredildiğine göre kamu kaynaklarından; daha doğrusu bizlerin ödediği vergilerle oluşan belediye bütçesinden alınıp sözkonusu şirkete verilen 3.000.000.-TL’lık sermaye taahhüdünün ve bunun ödenen 741.894.-TL’lık kısmının akıbetini sormak, bu paranın bundan sonra kime ait olduğunu araştırmamız, bu durumun bir kamu zararı olup olmadığını ve ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin önemli bir ortağı olan TARKEM A.Ş.’nin TMSF ve kayyumlar tarafından teslim alınmış olması nedeniyle bu yeni durum karşısında İzmir-Tarih Projesi’nin akıbetini de tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.

tarkemde-kayyum-duzeltmesi_7272_dhaphoto4

Öte yandan sözkonusu şirket bir Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de aynı fon tarafından kayyuma verildiği halde TARKEM’e ait güncel Twitter hesabında çeşitli kamu yöneticilerini ziyaret ederek TARKEM’i ve İzmir Tarih Projesi’ni tanıtan eski yöneticilerinin ‘başkan‘ ya da ‘başkan vekili‘ olarak tanımlanmalarının da ne anlama geldiğini çözmüş değiliz.

Devam Edecek…

Kente Dair Karikatürler

Bugün sizlerle bir süredir belki bir gün lazım olur düşüncesiyle heybemize koyduğumuz kente dair eleştirel karikatürlerimizi paylaşarak Dünya’ya, ülkemize ve içinde yaşadığımız kente dair sıkıntılarımızı, şikayetlerimizi bir nebze olsun gidermeyi uygun bulduk.

Bu karikatürleri sizlerle paylaşırken onu tasarlayıp çizen karikatüristin emeğine değer verdiğimiz için çizerinin adını özellikle belirtmeye çalışacağız. Ancak bazı karikatürleri bulduğumuz kaynakta kimin tarafından çizildiği belirtilmediği ya da biz kaydederken bir kenara yazmadığımız için hem sizlerden hem de kendilerinden özür dilemek isteriz.

Keyifli izlemeler dileğiyle… 

kent-karikaturu-01

kent-karikaturu-02-sergei-tunin
Sergei Tunin, Rusya
kent-karikaturu-03-nicolae-lengher
Nicolae Lengher, Romanya
kent-karikaturu-04-anatoliy-stankulov
Anatoliy Stankulov, Bulgaristan
KM_754e-20160909181016
Yüksel Cengiz
kent-karikaturu-06
Manşet girin
kent-karikaturu-07
Manşet girin
kent-karikaturu-08-halit-sekerci
Halit Şekerci
kent-karikaturu-09-tan-oral
Tan Oral
kent-karikaturu-10-cemalettin
Cemalettin (?)
kent-karikaturu-11-mustafa-yildiz
Mustafa Yıldız
kent-karikaturu-12
Manşet girin
kent-karikaturu-13-burak-ergin
Burak Ergin

kent-karikaturu-14

İZMİR'İN SU BASKINI SORUNUNA 'FANUSLU' ÇÖZÜM SOSYAL MEDYADA PAYLAŞILAN İZMİR KARİKATÜRÜ OLAY OLDU
Ali Küçükkartal
kent-karikaturu-16-cemalettin
Cemalettin (?)

kent-karikaturu-17

kent-karikaturu-18-m-erden
M.E.(?) Erden

kent-karikaturu-19kent-karikaturu-20kent-karikaturu-21

kent-karikaturu-22-burak-ergin
Burak Ergin

kent-karikaturu-23kent-karikaturu-24kent-karikaturu-25kent-karikaturu-26kent-karikaturu-27

kent-karikaturu-28-sezer-odabasioglu
Sezer Odabaşıoğlu
kent-karikaturu-29-sefer-selvi
Sefer Selvi
kent-karikaturu-30
Dr.M.E. (?)
kent-karikaturu-31
Dr.M.E. (?)
kent-karikaturu-32
Dr.M.E.(?)
kent-karikaturu-33-eray-ozbek
Eray Özbek