İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 1

Ali Rıza Avcan

Kısa adı İzmir-Deniz olan ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘ İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir proje…

Bu proje ile ilgili ilk bilgilere İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 2012 yılı Ekim ayında yayınladığı ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nu okuyarak ulaşabiliyorsunuz.

Bu rapor, 31 Mayıs 2011 tarihinde yapılan İzmir Tasarım Forumu’nda gündeme gelen, İzmir kentine yönelik tasarım sürecine kavramsal bir çerçeve oluşturmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı’na bağlı Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin başkanlığında hazırlanmış.

Rapor metnini dikkatli bir şekilde incelediğimizde ise Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlandığı anlaşılan kuramsal çerçevenin şu şekilde ifade edildiği görülmekte:

1. İzmirliler’in yaşam kalitesini güçlendirmeyi amaçlayan ve çoğu yayın organında “İzmirlilerin Projesi” olarak tanıtılan bu proje, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yasaların kendisine “verdiği olanaklar çerçevesinde yüksek kalitede katılıma olanak veren bir yönetişimi gerçekleştirme” çabası çerçevesinde; 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı ve 31 Mayıs 2011 tarihli İzmir Tasarım Forumu çerçevesinde hazırlanmıştır.

2. İzmir’in bir tasarım ve inovasyon kenti olma vizyonu çerçevesinde hazırlanan bu proje, İzmir’le ilgili projelerin siyasetçilerin emrivakileriyle değil, bizzat İzmirliler tarafından geliştirilmesi düşüncesine; daha doğrusu, “halka dayalı belediyecilik anlayışının bir sonucu” olarak hazırlanmıştır.

bayrakli-sahili-duzenlemesi-23ae4f8d-3edf-45ab-ba72-c100dbf180f1_f

İzmirli’nin denizden daha fazla yararlanması amacıyla hazırlanan proje tasarımına göre İzmir iç körfezinin kenarında yer alan Mavişehir-Yenikale arasındaki 40 kilometrelik kıyı şeridi önce kendi içinde 11 alt kıyı bölgesine, daha sonra da 1) Mavişehir-Alaybey Tersanesi, 2) Turan-Alsancak Limanı, 3) Alsancak Limanı-Konak Köprülü Kavşağı, 4) Konak Köprülü Kavşağı-İnciraltı Kent Ormanı şeklinde dört bölgeye ayrılmıştır. Bu dört bölge içinde yer alan 11 alt bölge sırasıyla şu şekilde sıralanabilir:

1. Mavişehir-Bostanlı İskelesi, 2. Bostanlı İskelesi-Karşıyaka İskelesi, 3. Karşıyaka İskelesi-Alaybey Tersanesi, 4. Alaybey Tersanesi-Turan Köprülü Kavşağı, 5. Turan Köprülü Kavşağı-Liman, 6. Liman-Cumhuriyet Meydanı, 7. Cumhuriyet Meydanı-Konak Pier, 8. Konak Pier-Konak Köprülü Kavşağı, 9. Konak Köprülü Kavşağı-Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi, 10. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi-Üçkuyular İskelesi, 11. Üçkuyular İskelesi-Yenikale.

Ayrıca Kadifekale, Cicipark, Susuzdede, Ekrem Akurgal Yaşam Parkı, Şato, Asansör, Teleferik, Karşıyaka Emek Mahallesi’ndeki günübirlik rekreasyon alanı, Belkahve ve Homeros Vadisi kent terası olarak düzenlenebilecek şekilde projeye dahil edilmiştir.

İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin dört ayrı bölgesinden sorumlu olan proje ekibi şu şekilde belirlenmiş:

Proje Başlangıç Ekibi: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi), Prof. Dr. Sezai Göksu (Dokuz Eylül Üniversitesi), Han Tümertekin (Mimar, Han Tümertekin Proje), Prof. Dr. H. Murat Günaydın (İTÜ),

Proje Danışmanları: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Mehmet Ural (Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Koordinatörü: Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Grup Koordinatörleri: Mehmet Kütükçüoğlu (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje İletişim Koordinatörü: Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

4 ayrı bölgenin kendi içindeki görev dağılımı ise şu şekilde belirlenmiş:

13250_20150328110804_bostanli2

1) Mavişehir-Karşıyaka-Alaybey Bölgesi

Proje Grup Koordinatörü: Mehmet Kütükçüoğlu (Y.Mimar, Teğet Mimarlık),

Proje Tasarım Ekibi: Evren Başbuğ (Y. Mimar, Steb), Umut Başbuğ (Mimar, Steb), Hüseyin Komşuoğlu (Mimar, Steb), Can Kaya (Y. Mimar, Kıyıda), Tuba Çakıroğlu Özerim (Mimar, Kıyıda), Erdem Yıldırım (Y. Mimar, Kıyıda), Meriç Kara (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Meriç Kara Tasarım), Ebru Bingöl (Peyzaj Mimarı, Kentsel Tasarım Uzmanı, İYTE), Korhan Şişman (İç Mimar, Aydınlatma Uzmanı, Planlux), Elif Ayalp (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Planlux), Hande Ciğerli (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Caner Bilgin (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Ramazan Avcı (Mimar, SCRA), Seden Cinasal Avcı (Mimar, SCRA), Düşra Korkmaz (Mimar, TH&İDİL), Özlem Arvas (Mimar), Nedim Can Karyaldız (Mimar), Sinan Demirel (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), İklim Topaloğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Beyza Karasu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Sümeyye Komşuoğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb),

Danışmanlar: Ersin Pöğün (Mimar), Vedat Tokyay (Mimar), Yusuf Okçuoğlu (Kent Plancısı, Ulaşım Uzmanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi), Güven İncirlioğlu (Y. Mimar, Sanatçı, XURBAN), Özcan Kaygısız (Mimar, Steb), Ömer Ünal (Mimar, Nurus),

Mühendisler: Cemal Çoşak (Y. İnşaat Mühendisi, Methal Mühendislik), Levent Ünal (Elektrik Mühendisi, Levay Enerji), Mustafa Boz, Salih Emre Damar, Önder Demirdöven, (Makine Mühendisi, Atasan Mühendislik), Bülent Örün, Mustafa Şahin.

2) Alaybey-Bayraklı-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi)

Proje Ekibi: Metin Kılıç (Mimar), Dürrin Süer (Mimar), Merih Feza Yıldırım (Mimar), Serdar Uslubaş (Mimar), Deniz Güner (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yazdani (Şehir Plancısı), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İpek Kaştaş (Peyzaj Mimarı), Gökdeniz Neşer (Gemi Teknolojisi, Gemi Mühendisliği), Prof. Dr. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), 

Peyzaj Danışmanı Yardımcıları: Damla Duru (Mimar), Alican Helvacıoğlu (Mimar), Duygu Görgün (Mimar), Betül Çavdar (Peyzaj Mimarlığı Öğrencisi), Onur Bayazıt (Mimarlık Öğrencisi), Mehmet Yılmaz (Mimarlık Öğrencisi), Caner Soyer (Mimarlık Öğrencisi), Burak Bakö (Mimar), Erdem Bakırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İrem İnce (Şehir Plancısı), İdil Hasanköyoğlu (Şehir Plancısı), Erdal Gümüş.

ruya

3) Konak-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Nevzat Sayın (Mimar, NSMH),

Proje Yürütücüsü: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP),

Proje Ekibi: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP), Berna Dündaralp (Mimar, DDRLP), Lale Ceylan (Mimar), H. Cenk Dereli (Mimar, Nobon), Sedef Tunçağ (Mimar), Elif Pekin (Mimar, PAO Mimarlık), Nizami Karimov (Mimar), Narin Temel (Mimar), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Belma Şahiner (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Zeynep Pak (Peyzaj Mimarı, TakeNot), Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık Dörtbaş (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Yaşar Üniversitesi), Ezgi Yelekoğlu (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Ezgi Yelekoğlu), Murat Barışcan (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Savaş Eyit (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Namık Onmuş (Elektrik Mühendisi, Onmuş Elektrik), Taner Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Burcu Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Hakan Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Tunç Gökçe (Marina Danışmanı, Artı Proje), Prof. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), Yusuf Okçuoğlu (Ulaşım Danışmanı, Şehir Plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi).

4) Konak-İnciraltı Bölgesi

Koordinatör: Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık),

Proje Ekibi: Seçkin Kutucu (Mimar), Ebru Yılmaz (Mimar), Ferhat Hacıalibeyoğlu (Mimar), Deniz Dokgöz (Mimar), Orhan Ersan (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Ufuk Ersoy (Mimar, İYTE), M. Serhat Akbay (Mimar), Clarissa Ersoy (Mimar, İYTE Öğretim Görevlisi), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Erdem Batırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarlığı, Arzu Nuhoğlu), Nuran Mercan Altun (Peyzaj Mimarlığı), Cemal Onur Alpay (Peyzaj Mimarlığı), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yezdani (Şehir Plancısı), Gökdeniz Neşer (Deniz Teknolojisi, Gemi Mühendisliği).

Mimari Tasarım Yardımcıları: Turgut Şakiroğlu, Pelin Aykutlar, Işılay Sheridan, Volkan Ayvalı, Mert Gültekin, Berk Ekici, S. Müge Halıcı, Derya Güngör, Ozan Tuğsan Altuğ, Gülcan Afacan, Volkan Barbaros, Serra Çakır, Bora Örgülü, Aslı Duru Meriç, Zeynep Burçoğlu, Burcu Köken, Ece Uyar, Fatma Gençdoğuş, Şebnem Çakaloğulları, Melis Varkal, Tuğba Doğu, Azize Andıç,

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nde çalışacağı belirtilen toplam proje ekibinin proje grup koordinatörü, proje koordinatörü, proje iletişim koordinatörü, koordinatör, proje yürütücüsü, mimari tasarım, mimari tasarım yardımcıları, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj tasarımı, makine mühendisi, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi ulaşım danışmanı, şehir plancısı, deniz teknolojisi, danışman uzmanı, stajyer öğrenci ve öğrenci olmak üzere toplam 124 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak proje konusu İzmirlilerin denizle ilişkisini daha da güçlendirmek; yani kentsel boyuttaki deniz/su-insan ilişkisinin ele alınıp bunu mekan tasarımı üzerinden arttırmak olmakla birlikte çeşitli üniversitelerde ve çeşitli firmalarda firma sahibi, ortak ya da personel olarak çalışan mühendislerden, mimarlardan, tasarımcılardan, şehir plancılarından oluşan proje ekibine hem disiplinlerarası çalışma anlayışının gereği olarak hem de projenin odağında insan ve onun kıyı mekanına yönelik tutum-davranışları olmasına karşın ‘insan‘ı ve onun bir araya gelişiyle oluşan ‘grup‘ ve ‘toplulukları‘ kendine konu alan sosyal bilimlerden gelen akademisyenlerin, uzmanların, danışmanların; örneğin sosyoloji, psikoloji, coğrafya, işletme ve iletişim gibi sosyal bilimler alanından gelenlerin dahil edilmediği, tüm projenin tümüyle bir mühendislik-mimarlık-tasarım projesi olarak ele alındığı kolaylıkla görülebilir. 

Devam Edecek…

 

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 3

Yazı dizimizin son bölümünde ülkemizdeki ve İzmir’deki kent konseylerinin, görevli oldukları alandaki halkı ve onun demokratik, sivil, mesleki örgütlerini kucaklayamadığını ifade ederek bu sorunun ilk nedeninin gerek belediye gerekse kent konseyi yönetiminin “küçük olsun ama benim olsun” şeklinde ifade edilebilecek zihniyeti olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

Bugün ise bu sorunun siyasetle ilgili yönlerini ortaya koyup kent konseylerinin siyaset kurumu karşısındaki konumunu tartışmaya çalışacağım.

karikatur-021

Kent Konseylerinin ‘Siyaset İçre Siyasetten Uzak‘ Halleri…

Evet, kent konseyleri; özellikle de başkan ve yöneticilerinin siyaset karşısındaki tavırları siyasetten uzak oldukları iddiasıyla yaptıkları karmaşık, anlaşılmaz siyasetlerle doludur. Bu durum onların açıkça ‘siyaset içre siyasetten uzak‘ hallerini yansıtmaktadır… 

Tabii ki ‘siyaset‘ derken daha çok ait olunan belediyenin ya da belediye başkanının bağlı olduğu siyasi parti üzerinden şekillenen antidemokratik bir tavırdan söz ediyorum. Belediye başkanı CHP’li ise CHP’ye, AKP’li ise AKP’ye bağlılık şeklinde ortaya çıkan, belediye denetimli bir tutum bu!

Oysa, 1970’li, 80’li yıllarda temsili demokrasinin yetersizliklerini dikkate alan toplumcu belediyecilik anlayışının ‘kent senatosu‘, ‘kent meclisi‘, ‘halk meclisi‘ gibi değişik isimlerle geliştirdiği, mevcut belediye başkanı ve meclislerine alternatif bir yapı olarak ortaya çıkan, daha sonra dışarıdfan ithal ‘yönetişim zihniyeti‘ çerçevesinde Yerel Gündem’21 ve kent konseyi adıyla ‘liberalleşen’ bu yapıların asıl iddiası, belediye yönetiminin bağlı olduğu siyasi parti üzerinden ‘hiyerarşik‘ bir bağlılık değil; tüm siyasi partilere mümkün olduğu kadar eşit mesafede durarak tüm belde halkını kucaklamak, hangi partiden olursa olsun tüm hemşehrilerin bir araya geldiği bir ortaklık yaratmaktır.

O nedenle, kent konseyinin katılımcı ve yöneticileri ayrı ayrı siyasi görüşlerden, partilerden geliyor olsalar da ürettikleri politika ve stratejiler, gerçekleştirdikleri uygulamalar itibariyle her görüş, düşünce, ideoloji ve partiden insanı bir araya getirerek ve bu kolektif bir araya gelişlerin sinerjisini değerlendirerek kentle ilgili konu ve sorunlara yönelik işbirliği ağları oluşturmaları gerekmektedir. 

Bu anlamda, değişik görüş, düşünce, ideoloji ve partilerden gelen kurum ve insanların bir birlik oluşturamadıkları ve bu beraberlik üzerinden kendilerini ifade edemedikleri, bir toplumsal güç olarak kendilerini kent halkına kabul ettiremedikleri sürece bu doğrultuda iyi niyetli, samimi çabalarla yapacakları her girişim ve çabanın da başarıya ulaşması ve sürdürülmesi mümkün olmayacaktır.

Oysa farkındaysanız çoğu kent konseyinde, yasal olarak mümkün olmakla birlikte kent konseylerinin siyaset kurumunu ‘tu kaka’ yapan yanlış tutumu nedeniyle parlamentoya ve belediye meclislerine giren ya da giremeyen değişik siyasal partilerin temsilcileri kent konseyleri düzleminde bir araya gelememekte, parlamentoda ve belediye meclislerindeki beraberliklerini kent konseylerinde sürdürememektedir. 

Oysa bu durum, özellikle parlamentoya ya da belediye meclislerine giremeyen oy oranı düşük küçük siyasi partiler açısından antidemokratik bir yaklaşım ve vahim bir davranıştır.

Kent konseylerine ve yönetimlerine siyasi partilerden gelecek temsilcilerin de katılmasına yönelik her öneri, ülkemizdeki siyasi partilerin ürettiği siyasetin olumsuzlukları teker teker sayılarak ısrarlı bir şekilde reddedilmektedir. Nitekim bu durum, yönerge taslağını hazırladığım İzmir Kent Konseyi yönetimi için de geçerli olmuş, yürütme kurulunda siyasi parti temsilcilerinin de bulunmasına yönelik önerime, siyasi partilerin yürütme kurullarındaki varlığının sakıncalarını anlatılarak karşı çıkılmış, siyasi partilerin zaten kent konseylerine ilgi göstermediklerini, katılmadıklarını ifade edilerek mevcut yanlışlık, yetersizlikler üzerinden kanıtlar geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kent konseylerinin siyasi partiler ve onların temsilcileri karşısındaki bu ikiyüzlü tavrı en iyi şekilde İzmir Kent Konseyi ve Kadın Meclisi çalışma yönergelerinde görebiliriz: Yönergelerin hiçbir yasal dayanağı olmayan hükümlerine göre siyasi partilerin yönetici olan temsilcilerinin seçim divanında yer alması mümkün değildir. Bu antidemokratik madde hükmü uygulamada öyle bir hassasiyetle takip edilmektedir ki; geçtiğimiz yıl yapılan kadın meclisi genel kurulunda CHP il yönetiminden bir yöneticinin seçim divanında görev yapmış olması nedeniyle bu divanın gerçekleştirdiği seçimler İzmir Büyükşehir Belediyesi Başhukuk Müşavirliği’nin verdiği yanlış bir mütalaa nedeniyle neredeyse  iptal edilecekti. 

Oysa gerçek bu mudur? Siyasi partiler ve onların siyasetleri kent konseylerinin diğer katılımcılarından farklı olarak kent konseylerine davet edilmeyecek kadar kötü ve sakıncalı mıdır? Siyasi partiler ve onların temsilcileri uzak durulması gereken kurum ve insanlar mıdır? Yoksa bazı partilerin kent konseyi genel kurulu ile yürütme kurulunda bulunması değişik açılardan sakıncalı mıdır?

Diğer yandan gelmesi, katılması istenmeyen bu siyasi partiler gerçekten kent konseylerine ilgisiz midirler, kent konseylerinin karar ve uygulama süreçlerine uzak durup katılmamakta mıdırlar?

Aslında durumun hiç de böyle olmadığını, yolu bir şekilde kent konseylerine düşmüş herkes bilir…

ozgurluk-002

Kent konseyleri her şeyden önce belediye başkanının kendi siyaseti ile bağlı olduğu partinin siyasetine, ardından da yöneticilerinin siyasal tercihlerine ve bağlı oldukların partiler üzerinden şekillendirmek istedikleri siyasi kariyer planlarına bağlıdır…

Öncelikle belediye başkanı kendi siyasetinin egemen olmasını ister, bunun için gerekli müdahalelerde bulunur… Bunu, İzmir’de gördüğümüz gibi kent konseyi başkan adaylarını bizzat kendisi belirleyip ikna etmeye çalışarak yapar… Bunu gerçekleştiremediği takdirde de bürokratları ya da diğer yerel siyasetçiler eliyle yapmak zorunda kalır…

Seçilecek ya da seçilen kent konseyi başkanı kendisine biat ettiğinde sorun yoktur… O andan itibaren kent konseyi başkanına bir belediye yöneticisi gözüyle bakar. Onun, kendisine verdiği görevleri yapmasını bekler sadece… Yaptığı takdirde görevinde kalır ve yoluna devam eder. Yapamadığı takdirde ilk fırsatta değiştirmenin, uzaklaştırmanın yolları aranır, en azından itibarsızlaştırılır… Bu anlamda, seçilip görev yapan kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin hiçbir şekilde belediye başkanının siyasetinden ayrı bir siyaset izlemesine izin verilmez; böyle bir şey olduğu takdirde her türlü ilişkinin ve yardımın önü anında kesilir.

Buradaki amaç, kent konseyi yöneticilerinin belediye başkanının kendisi için çizdiği kariyer planına uyumlu, yolu onunla çakışmayan, ona katkıda bulunan siyasi bir ikbale sahip olmasıdır.Bu mümkün olduğunca kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin önümüzdeki seçimlerde belediye meclisi üyesi, belediye başkanı; hatta milletvekili olmasına izin verilir, kendilerine bu doğrultuda destek verilip yardımcı olunur. Önemli olan öne ya da arkaya geçmek değil, nerede olursa olsun bağlı kalıp işe yaramaktır…

Kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin siyasetle ilişkisinde ortaya çıkan diğer bir durum da, kendi gelecekleri için aralarında oluşturdukları gönüllü birlikteliklerle birbirlerine sahip çıkmaları, birbirlerinin ayağına basmadıkça birbirlerini allayıp pullamaları, bir çıkar grubu olarak kendi reklam ve PR’larını yapmalarıdır.

Oysa, kent konseyleri projesinin gerek ülkemizdeki gerekse İzmir düzlemindeki performansına bakıldığında bu projenin bugüne kadarki uygulamasından geriye kalan bir başarı değil, koskocaman bir başarısızlık olduğu görülecektir. Yapılanlar ise genellikle iskambil evler gibi ilk yerel seçimler sonrasında ortadan kaldırılıp yok varsayılan şeylerdir… O nedenle, her geçen gün birbirlerini parlatıp duran bu küçük grubun övünecekleri ve geriye bırakacakları hiçbir şeyleri bulunmamaktadır.

Evet sonuç olarak, çoğu kent konseyi başkanı ve yöneticisinin bugün şikayet edip uzak durmak istediğini söylediği ‘siyaset‘ kurumu, ne yazık ki kent konseylerinin kurulduğu günden bu yana bizzat kendileri eliyle proje uygulamasının tam göbeğine yerleştirilmiş; o nedenle tüm kent konseyleri merkezi ve yerel iktidarların siyasi bir projesi olarak algılanmış ve o siyasetin dışında kalan kurum ve kitleler açısından uzak durulması gereken ayrı bir mücadele alanı olarak kabul edilmiştir.

Devam Edecek…

Türkiye’nin Son 10 Yılına Sınıfsal Bakış

Güne yine kötü bir haberle başladık…

Uzun bir süredir barış, demokrasi, özgürlük mücadelesi verdikleri için namlunun ağzında olduklarını bildiğimiz arkadaşlarımız, dostlarımız ve yoldaşlarımız; Ege Üniversitesi’nin değerli, üretken ve mücadeleci bilim emekçileri Melek Göregenli, Nilgün Toker, Aslı Davas, Feride Aksu Tanık ve Zerrin Kurtoğlu; ayrıca başka üniversitelerden 20 arkadaşımız daha üniversitelerinden uzaklaştırılmışlar…

;Bu haber kötü olmakla birlikte, bu arkadaşlarımızın kötüyü iyi yapma huylarını bildiğim için gün doğumunun kötü olmakla birlikte, batımında bunun iyiye dönüşeceğine adım gibi eminim…

Onlar, muhakkak ki bundan sonra daha çetin koşullarda ülkemizdeki demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinde daha özgür bir konumda hizmet edip başarılı olacaklardır…

Böylesi durumlara 12 Eylül döneminde hem benim hem de arkadaşlarımın yaşadıkları nedeniyle aşina olmakla birlikte; bugünkü mücadeledeki ‘dayanışma ruhunun’, 12 Eylül döneminin 1402’liklerine göre daha güçlü, daha yaygın olduğunu bildiğim için bu kötü dönemin de kısa süreceğine inanıyorum…

O nedenle, bugün size 12 Eylül döneminin ünlü 1402’liklerinden biri olan; o nedenle çok fazla sıkıntı yaşamakla birlikte üniversitedeki kürsüsüne tekrar dönüp mücadeleyi kaldığı yerden devam ettiren kadim dostum Tülin Öngen‘in ‘Redaksiyon Sınıf Kitapları’ dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan ‘Türkiye’nin Son 10 Yılına Sınıfsal Bakış’ isimli kitabını tanıtmak ve okumanızı önermek istiyorum.

140925102053Kitap, 2015 yılının Kasım ayında Redaksiyon Kitap Yayınları’ndan Gamze Yücesan Özdemir’in ‘Akademik ve Siyasal Olana Sınıfsal Mücadele‘ başlıklı sunuşuyla yayınlandı. 

Sınıf‘, ‘Siyaset’ ve ‘Devlet’ şeklinde bölümlenen kitabın ‘Sınıf’ başlığını taşıyan ilk bölümünde ‘Sınıfsal Bakış Açısı‘, ‘Fiilden Faile’, ‘Taksim’i Tekel İşçilerine Borçluyuz’, ‘26 Mayıs Arifesinde Tutuklulara ve Gardiyanlara Açık Mektup’, ‘Rot Ayarı’, ‘TUSİAD-DİSK Buluşması:Sınıf Mücadelesi ‘Out’, Sınıf İşbirliği ‘İn‘, ‘Düzen Partilerinin Sınıfsal Profili’, ‘Kimlik Siyasetinin Şeceresi’, ‘Kimlik Prangasından Kurtulmak’ ve ‘Türban Fetişizmi’ yazıları yer alıyor.

Siyaset’ başlığını taşıyan ikinci bölümünde ise ‘Marksist Olmak?”, ‘Eski Solcular, Liberal Solcular ve Diğerleri Ne İşe Yarar?’, ‘Leonardo da Vinci Olabilmek’, ‘Tek Kutuplu (Sınıflı) Siyaset’, ‘Burjuva Aklın Paradoksları’, ‘Reel-Politik Akıl, Etik-Politik Akıl’, ‘Milli İrade İdeolojisi’, ‘AKP ve Demokrasi’, ‘Politika Pazarı ve Meta-Politika’, ‘Yüzde Ellinin Sırrı?’, ‘İmparatorun Ölümü’, ‘Burhan Kuzu’ya Açık Mektup’, ‘Şiddet İktidarının Ruhu’, ‘CHP ve Değişim: Maddenin Hareket Kanunları’, ‘CHP ve Değişim: Fırsat mı, Talihsizlik mi?’,

Devlet’ başlığını taşıyan üçüncü ve son bölümünde ise ‘Anayasanın Kralı/Kralın Anayasası’, ‘Modern Leviathan’, ‘Referandum Bahane, Dikta Rejimi Şahane’, ‘Kriz Yönetiminin Krizi’, ‘Yeni Model Olağanüstü Hal Devleti Yolda’, ‘Halk Ayaklanmasından Devrim Doğar mı?’, ‘Devrim Olmayan Devrimler’, ‘Faşizmi Anlama Kılavuzu 1-2-3’, ‘Devlet Krizi 1-2-3’ yazıları yer alıyor.

151110000144

Kitap, Prof. Dr. Tülin Öngen‘in Ocak 2010 ile Haziran 2011 döneminde kaleme aldığı köşe yazılarının bir seçkisidir. 

Tülin Öngen‘in bu kitaptaki faşizm ve devlet biçimi üzerine siyasal analizleri doğrultusunda öngörüleri zaman içinde bir bir gerçekleşti ve halen de gerçekleşiyor. Öngörülerinin zamanla gerçekleşmesi büyük takdirle karşılandığında tavrı her zamanki gibi net ve yalındı. Katıldığı bir sempozyumda bu tavrı şöyle ifade etti: “Bunlar ne benim zekamla ne de kehanet yeteneğimle sadece Marksist kuramın bilgi ve yöntemini doğru kullanmamla ilgiliydi“.

Sayfaları bir bir çevirelim ve Marksist kuramın bilgi ve yöntemi ışığında Tülin Öngen‘in derin, berrak, duru, kapsamlı ve yalın anlatımıyla Türkiye’nin son 10 yılını okuyalım. O’nun şu sözlerini akılda tutarak:

Sınıfsal tercihlerimiz, zihinsel tutumumuzu belirler; örneğin işçi sınıfından yanaysak, mevcut zaafları yerine, yapının ona sunduğu olanaklar üzerine kafa yorarız.

İçinde bulunduğumuz koşulları ve ülkemizin geleceğini daha net bir şekilde anlayabilmek için bundan 5-6 yıl önce yazılmış bu analizleri okumakta yarar var diye düşünüyoruz….

 

 

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 8

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde,

  • İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri,
  • İzmirli sermaye ve rant grupları ile
  • İzmirli sermaye ve rant çevrelerinin kurduğu dernek ve vakıflar

Şeklindeki üçlü bir yapılanma olarak formüle edilen ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve benzeri özel kurumlardan söz etmek istiyoruz.

İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve onun benzeri çok ortaklı kurumlar genellikle, ihtiyaç duyulan büyük sermayenin fazla sayıdaki katılımcının taahhüt edeceği küçük paylarla oluşturulmasındaki kolaylık ve olası risklerin bu çok fazla sayıdaki ortak arasında paylaştırılarak dağıtılması nedeniyle tercih edilmektedir.

Bir dönemler Güçbirliği, EGS, Tarişbank, Kipa, İzair, Şarpa, ENDA gibi birbirini izleyen, bir kısmı büyüyüp İstanbul sermayesine ya da uluslararası sermayeye satılan, bir kısmı da başarısızlığı nedeniyle yok olan çok ortaklı bu girişimleri genellikle iş, sanat, kültür, bilim, sermaye ya da rant çevrelerince bilinen, tanınan ve kendilerine güvenilen, çoğu kez kanaat önderi olarak tanımlanan kişiler ya da bu tür kişilerin oluşturduğu ufak gruplar kurmuştur.

tarkem-004

Ege’nin çok ortaklı ünlü şirketi Kipa’nın kuruluş aşamasındaki bu isimler Metin Akpınar ve Ahmet Piriştina, İzAir’in kuruluşunda Ekrem Demirtaş, TARKEM’in kuruluşunda da Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Uğur Yüce gibi herkesin bildiği, tanıdığı, kültür, sanat, bilim ve iş dünyası gibi alanlarındaki çalışmalarıyla ünlenmiş toplumsal saygınlığa sahip kişiler olmuştur.

Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) Yüksek İstişare Kurulu Başkanlık Kurulu Üyesi Kemal Çolakoğlu, 15 Eylül 2010 tarihinde Doğan Haber Ajansı’ndan sevgili arkadaşımız Burcu Taner’e verdiği mülakatta çok ortaklı yatırım modelinin artık görevini yerine getirdiğini, bugün için yenilerinin kurulacağını düşünmediğini ve böylesi girişimleri doğru bulmadığını belirtmiş olsa da kendisinin Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Kalkınma Kurulu Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından İzmir Kalkınma Kurulu’na alternatif olarak oluşturulan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) görev yapan ve çoğunluğunu ENDA Holding’in ortak ve yöneticilerinden oluşan küçük bir grup (Uğur Yüce, İlhan Tekeli, Sıtkı Şükürer, Muzaffer Tunçağ), İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aşağı yukarı aynı tarihlerde kamuoyuna duyurduğu ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle birlikte çalışmak üzere 112 ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurmuştur.

Demek ki, İZKA İzmir Kalkınma Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu’nun 2010 yılında beyan ettiği fikrin aksine İzmir’de halen çok ortaklı bir şirketin kurulabileceğine, bu ortakların arasına İzmir Büyükşehir ile Konak Belediyelerinin dahil edilmesi durumunda oluşturulan ortaklığın daha güçlü olacağına inanan bir kısım sermayedar, rantiye ve iş adamı bulunmaktadır.

Bu sermayedar, rantiye ve iş adamı grubu, işin içine, o konularda görevli, yetkili ve sorumlu devlet kuruluşlarıyla belediyeler dahil her siyasal partiden, toplumsal ölçekte güçlü kesimlerden gelen kişi, kurum ve şirketlerin dahil etmesi durumunda bütün kapıların kendilerine açılacağına, her sorunu kolaylıkla çözebileceklerine inanmaktadırlar çünkü…

26 Kasım 2012 tarihinde kurulan 2.320.000.-TL’lık kuruluş sermayesine sahip TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin o tarihlerdeki toplam 112 ortağına baktığımızda ince hesaplarla dokunan çok güçlü bir yapıyı yakından görmüş oluruz…

  • Şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden gelen eski ya da yeni başkan danışmanları İlhan Tekeli, Mehmet Emin Dursun Ünal ve Serhan Ada,
  • Konak Belediyesi’nden gelen Belediye Başkanı Hakan Tartan,
  • CHP’den gelen ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığı ile tanınan, daha sonra CHP Tunceli milletvekili olan Gürsel Erol ve İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin eski başkanı ve eski İzmir milletvekili Mehmet Ali Susam,
  • İktidar cephesiyle o tarihlerde ‘Hizmet Hareketi’ olarak nitelenen Cemaat çevresinden gelen; Bekir Pakdemirli, Mustafa Latif Topbaş’ın yönetim kurulu başkanı olduğu BİM Holding A.Ş., İzmir Milletvekili İlknur Denizli, Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Mahmut Özgener ve Küçükbay Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Küçükbay,
  • ENDA Holding A.Ş.’den gelen Ahmet Metin Tarhan, Ahmet Rona Yırcalı, Dalyan Ahmet Ersin, Enis Özsaruhan, Hüseyin Metin Tuncay, Murat Demirer, Önder Dağıstan, Samim Sivri, Şükrü Kayabaşı ve Uğur Yüce olduğu görülecektir.

tarkem-001Bu kadar fazla sayıdaki güçlü isme, şirketin kuruluşundan bir ay sonra 17 Aralık 2012 tarihinde, TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kamuoyundaki sempatisini oluşturmak amacıyla adeta şirketin yan kuruluşu olarak kurulan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği’nin ad ve soyadları aşağıda belirtilen asil ve fahri üyelerini dahil ettiğimizde bu geniş koalisyonun daha da genişleyen güçlü, yenilmez yapısı daha bir net ortaya çıkacaktır:

  • Kemeraltı’ndaki Havralar Bölgesi’nde yer alan birçok havranın sahibi olan İzmir Musevi Cemaati’nden Cemaat Başkanı Jak Sigura ve Cemaat Vakfı Başkanı Jak Kaya ile Nesim Bencoya ve Sara Pardo,
  • İzmir üniversitelerinden Ege, Dokuz Eylül, Gediz, Yaşar, İzmir üniversiteleri rektörlerinin yanı sıra dekanlar ve akademisyenler,
  • CHP’den İzmir İl Başkan Yardımcısı Ülkümen Rodoplu,
  • İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden İl Kültür ve Turizm Müdürünün yanında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki tarihi, doğal ve kentsel sit alanları ile kültürel değerlerden sorumlu olan, onlar hakkında kararlar alan İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı ve Müdürü,
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden meclis üyesi Muzaffer Tunçağ ve Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürü,
  • Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Yönetim Kurulu Başkanı,
  • İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği temsilcisi,
  • TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Başkanı ve
  • TMMOB İzmir Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı.

Şimdi onca resmi, özel ve sivil kurumda, kuruluşta, holdingde, şirkette ve benzerlerinde ortak ya da yönetici olup arkasına kamu gücünü alarak görev yapan bu kadar fazla ve güçlü insanın belirli bir amaç için bir araya geldiğinde tüm kapıların onlara açılmayacağını, her istediklerini yaptıramayacaklarını söyleme cüretini kim gösterebilir ki? Sahi böyle bir güç, böyle bir yenilmez armada karşısında kim karşı durup; “Hayır” deme; hatta “Belki” deme cesaretini bulabilir kendinde? Kim?

Ayrıca bu kadar kalabalık arasında, halk; yani İzmirli dışında kim unutulmuş, ortaklar listesine yazılmamış olabilir? Kim?

Kent ve Kentli Karikatürleri

Ulusal ve uluslararası düzeydeki karikatür yarışmaları ile ilgili dizimizin bugünkü ikinci bölümünde 2013 yılında Dördüncüsü düzenlenen Tebriz Uluslararası Kent ve Kentli Karikatürleri Yarışması’nın yetişkinler ve çocuk kategorilerinde ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 11 karikatürü paylaşıyoruz.

Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle…

grzondziel-krzysztof-polonya-birincilik
Grozondziel Krzysztof – Birincilik Ödülü – Polonya
tsvetkov-ivalio-bulgaristan-ikincilik
Tsvetkov Ivalio – İkincilik Ödülü – Bulgaristan
benjamin-cafali-brezilya-ucunculuk
Benjamin Cafali – Üçüncülük Ödülü – Brezilya
atefe-yariyan-iran
Atefe Yariyan – Sergileme – İran
damir-novak-hirvatistan
Damir Novak – Sergileme – Hırvatistan
mahmood-nazari-iran-sergileme
Mahmood Nazari – Sergileme – İran
makhmudjon-eshonkulov-ozbekistan
Makhmudjon Eshonkulov – Sergileme – Özbekistan
popov-andrei-rusya
Popov Andrei – Sergileme – Rusya
alisa-koryakina-rusya-cocuk-birincisi
Alisa Koryakina – Çocuk Ödülü Birincisi – Rusya
armin-morsali-iran-cocuk-ikincisi
Armin Morsali – Çocuk Ödülü İkincisi – İran
amin-shahmohammadi-iran-cocuk-ucuncusu
Amin Shahmohammadi – Çocuk Ödülü Üçüncüsü – İran

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 2

Ali Rıza Avcan

Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Örgütü (UNDP) ve İçişleri Bakanlığı ortaklığında ortaya çıkıp gelişen kent konseyleri projesinin, kurulup faaliyete geçtiği tüm kentlerde yaşayan ya da çalışan halkı tümüyle kucaklayamadığı, o kentteki gerçek gündemi yakalayıp gelişemediği, belediyelerin bir hizmet birimi gibi çalışmaları nedeniyle kendilerinden bekleneni yerine getiremediği söylenir hep…

Kent Konseylerinin Halkı ve Örgütlerini Kucaklayamaması

Mevcut kent konseylerine baktığımızda da çoğunda daha geniş kitlelere açılmak, daha fazla insana ulaşmak gibi bir amacın, hedefin ya da kaygının olmadığını görürüz. Onlar çoğu kez belediyenin hangi partinin yönetiminde olduğu ile belirlenen kendi çevrelerindeki dernek, vakıf ve kişilerin varlığı ile yetinmekten, onlar arasında sahte bir iktidar mücadelesi yaşamaktan memnundurlar. O nedenle çoğalmak, büyümek ve yaygınlaşmak gibi bir dertleri, kaygıları yoktur aslında. “Az ama öz olsun, başkasından olacağına benden olsun” mantığı ile çalışmayı kendilerine uygun görürler. 

kapi-zili

Bunun en iyi örneğini, İzmir Kent Konseyi eski başkanı Güman Kızıltan ve eski genel sekreteri Prof. Dr. Gülgün Tosun tarafından 2015 yılında Bursa’da yapılan 2. Ulusal Kent Konseyleri Sempozyumu’nda sunulan “Katılımcı Demokrasi Perspektifinden İzmir Kent Konseyi Deneyimi” başlıklı tebliğde İzmir Kent Konseyi’nin 2010-2015 tarihleri arasındaki beş yıllık faaliyet döneminde toplam 7.576 İzmirliyi bir araya getirdiğini ifade eden sözlerinde buluruz. 2015 yılında İzmir Kent Konseyi’nin görev alanına giren İzmir’deki toplam nüfusun 4.168.415 kişi olduğunu ve ifade edilen rakamın bu nüfusun sadece % 0,18’ini oluşturduğunu bildiğimizde bunun ne kadar vahim bir durumu ortaya koyduğunu bir kez daha anlarız.

Oysa, kent konseylerinin varlık nedeni, kentte yaşayan ya da çalışan farklı görüşten kurum, kuruluş, grup, kesim ve bireylerin ‘katılımcılık‘ ve “çoğulculuk” anlayışı çerçevesinde bir araya gelmesi, bu bir araya gelişten kaynaklanan enerjinin değerlendirilmesi anlayışına dayalıdır. ‘Yönetişim‘ zihniyeti çerçevesinde yerelde faaliyet gösteren tüm siyasal partilerin, tüm sivil toplum örgütleriyle meslek kuruluşlarının yerel ve merkezi yönetimle özel sektörün temsilcileriyle bir araya gelmesi o yüzden istenir. Onların arasında toplumsal mücadeleye dayalı bir birlik değil; diyaloğa, uzlaşmaya, ikna ve konsensusa dayalı bir beraberliğin oluşturulması o nedenle istenir.

Mevcut kent konseylerinin içine girdiğinizde ise o kentte yaşayan ya da çalışan birçok kurum, kuruluş ve kişinin orada bulunmadığını, yer almadığını görürsünüz. Onlar çoğu kez ya baştan seçimlerini yapıp kent konseylerinin dışında kalmayı tercih etmişler ya da kent konseylerinde bir süre çalışıp oradaki deneyimleri sonrasında ayrılıp dışarıda kalmayı seçmişlerdir. Tabii ki bu arada, kent konseylerinin varlığından ve çalışmalarından haberi olmayan geniş bir halk kesiminin diğer bir köşede yer aldığını unutmamak koşuluyla. Ama toplumun bu en etkin, yaygın ve dinamik kurum, kuruluş ve örgütleri genellikle bu yapının dışında kalmayı tercih etmekle birlikte, bazı durumlarda da temsil yetkisi düşük bir görevliyi gönderip durumu idare etmeyi uygun da görebilmektedirler.

Evet, kent konseyleri faaliyette oldukları yerleşimlerdeki halkın büyük bir kısmını hiçbir siyasi düşünce ve kaygıyı dikkate almaksızın kucaklayamamakta, ulaşabildikleri kesimler ise hep o toplumun en etkin, yaygın ve dinamik kesimleri olamamaktadır. 

Bu olumsuz durumda, kent konseylerinin bir proje tasarımı olarak çok kötü kurgulanmış olmasının yanında bu kurgunun yapıldığı tarihten bu yana, mevcut uygulama ve geribildirimleri dikkate alan yeni bir güncellemenin yapılmamış ve yaşanan sorunların genelge ve yönergelerle düzenlenmemiş olmasının yanında, proje ortaklarından İçişleri Bakanlığı’nın geçen zaman içinde bu tür demokrasi projeleri yerine güvenlik odaklı konulara ağırlık vermeye başlamasının ve kent konseylerinin de belediye yönetimini elinde bulunduran siyasi partiler tarafından geleceğin siyasetçilerini yetiştiren bir arka bahçe ya da fidanlık olarak kullanılıyor olmasının büyük payı bulunmaktadır.

resim1

İçişleri Bakanlığı’nın, ortağı olduğu kent konseyleri projesi konusundaki ilgisizliğinin en iyi örneği ise, 2016 yılında Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Türkiye’de kaç adet kent konseyi olduğuna ve bu konseylerden hangilerinin kendi aralarında kurdukları birlik ve platformlara üye olduğuna ilişkin bir soru yönelttiğimizde, bu konuda ellerinde bir bilgi bulunmadığını ve bunun için ayrı bir çalışma yapılması gerektiğini ifade eden cevabi yazısı olmuştur.

Tabii ki, bir bakanlığın ortağı ve gözlemcisi olduğu ulusal bir projenin ülke uygulaması hakkında bilgisinin olmayışını ve sizin sorunuz üzerine bir çalışma yapılması gerektiğini ifade etmesini sizlerin değerlendirme ve insafına bırakmak koşuluyla…

Devam Edecek…

 

Çoğulculuk ve Kent Yönetimi Açısından Kültürpark Projesi

Salim Çetin

Kültürpark’ın yeniden tasarlanıp kentin hizmetine sunulması epeydir tartışılıyor.

Kimi kesimler haberdar değiliz diyor, kimileri projenin yeterince tartışılmadığından haklı olarak söz ediyor.

Projeyi yapan Belediye ise zımnen de olsa odaların, ilgili tarafların projeyi bildiğini, yeterince tartışıldığını dile getiriyor.

Esasında konuya ya da soruna hangi pencereden bakıldığı önemli.

Katılım, çoğulculuk gibi kavramlar kent yönetimi anlayışınızın içinde yer alıyor ise, bunca itiraz bir takım şeylerin eksik kaldığının işareti olsa gerektir. Bu kavramları görmüyorsanız zaten denilecek bir şey yok.

Ben şahsen yapılan işin eksik kaldığının altını çizmek istiyorum. Neden?

Bir takım bilgilendirme çalışmalarının Odalar ve diğer ilgili kuruluşlarla yapıldığı anlaşılmakla beraber bu projenin aynı zamanda halkla ilişkiler çalışması olarak da ele alınıp kentteki bireylerle, gruplarla tartışılmasının gündeme alınmadığı görülüyor.

Ayrıca bir halkla ilişkiler çalışmasından öte bu proje aynı zamanda Sosyal Demokrat ya da sol belediyecilik anlayışına örnek olabilecek bir konudur da kanımca.

Bu bakımdan güzel bir fırsat ne yazık ki heba edilmiştir.

5231774771_eca2d312e4_o
Kaynak: Flickr, Wrld Voyagr

Öncelikle Kültürpark’ın kentin hafızası olması nedeniyle burada her İzmirlinin bir anısının olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

Bu gerekçe bile diğer argümanlardan bağımsız olarak buradaki bir düzenlemede kent halkına söz hakkı vermeye yeter nedendir.

Kentin ortak kamusal alanı zaten böyle bir şey değil midir?

Gezi’den sonra şehirlerdeki ortak kamusal alanların kentlilerle birlikte tasarlanması neredeyse bir ön kabul olarak ortaya çıkmışken, bu durumu göz ardı etmek doğrusu üzerinde tartışılması gereken bir konudur.

Ayrıca yukarıda sayılanların yanında Kültürpark projesini belirleyen ekibin başında bulunan saygın bilim adamı İlhan Tekeli birçok kitabında, makalesinde savunduğu katılım ve çoğulculuk ilkesini Kültürpark projesinin tanıtımı esnasında neden göz önünde tutmamıştır. Oysa Hoca’nın bu ilkelere hayati düzeyde önem atfettiğini biliyoruz.

KENT YÖNETİMLERİNDE ÇOĞULCULUK VE KATILIM ARAYIŞLARI

İlhan Tekeli, “Türkiye’de Çoğulculuk Arayışları ve Kent Yönetimi Üzerine” başlıklı makalesinde yukarıda saydığımız çoğulculuk ve katılımı kavramlarının siyasi yaşamda yer almasının mutlak gerekliliğinden söz eder ve bunun demokrasinin kalitesini yükselteceğini belirtir. Bu makalesindeki ”…günümüz Türkiye’sinde demokrasi anlayışını derinleştirmek, demokrasinin yaşadığı bunalıma çözüm bulmak için gereken ilk kavram çoğulculuktur.”¹ cümlesi de bu hükmü doğrular.

Kendini farklı gören grupların örgütlenmesi, taleplerini aleni ve açık olarak kamusal alanda dile getirme özgürlüğüne sahip olması çoğulcu bir toplum olmanın ön koşuludur… Bu koşulla birlikte örgütlenen ve kent yönetiminde ya da merkezi siyasal yaşamda yer alan gruplar, siyasi gücü elinde bulunduranlarla iktidarı bölüşmüş olur. Bu da demokratik bir yaşam için elzemdir.

Ancak İlhan Tekeli, çoğulculuğu hayata geçirmenin kolay olmadığını söyler, Türk siyasi yaşamına hakim olan himayecilik ve patronaj ilişkilerinin çoğulculuk önünde engel teşkil ettiğinden söz eder.

Siyasal erki elinde bulunduranların, elindeki güce dayanarak siyasal sadakat karşılığı rant dağıttıklarından söz eder. Böyle bir verinin siyasal yaşamımızı ne kadar zora soktuğu ortadadır.

Peki, bütün bu olumsuz koşullara karşın ne yapılmalıdır?

Kuşkusuz, bu süreçler yaşanarak doğruya varılacağı düşünülürse yılmamak gerektiği ortaya çıkar.

Tekeli, Türkiye’deki kentlerin toplumsal heterojen yapılarıyla birer farklılıklar alanı olduğunu belirtir.

Ve bu nedenle çoğulculuğun pratikte hayata geçeceği alanın kent olduğunun altını çizer, eğer kentteki değişik grupların taleplerine yanıt verilemiyorsa çoğulculuğun söylemde kalacağını vurgular.

Hemşeri dernekleri, dini cemaatler, azınlık grupları, odalar, esnaf dernekleri vb. gibi yapıların taleplerinin yerel yönetimlerce katılım ve çoğulculuk anlayışı doğrultusunda ele alınmasını önerir.

8723790093_d46b40e702_o
Bir kent suçu: Kültürpark yeraltı otoparkı, Kaynak: Flickr, Episcode

Çok aktörlü bir sisteme geçildiğinde toplumdaki değişik grupların potansiyellerini harekete geçirmek, yaratıcı güçlerinden yararlanmak olanağının doğacağı, sonrasında “Artık kentte her kararı veren, kentin her sorununu çözmesi beklenen belediye başkanı yerine, başka tür bir başkan”² modelinin olmasının gerektiğinin altını çizer, Tekeli.

Hoca daha ileri giderek öyle güzel bir sürecin tarifini yapar ki bu idealleştirmenin nerede duracağını bilemezsiniz.

Toplumdaki değişik grupların proje geliştirmesini özendiren, bunların uygulanmasını kendi başarısı gören, ……farklılıklara hoşgörülü, alenileşme mekânı yaratarak kendisini himayecilik yapamaz hale getiren bir başkan modeli çoğulculuğa uygun düşecektir.”³ nitelemesini koyarak makalesini sonlandırır.

Sanıyorum hiç birimizin bu görüşlere itirazı olamaz. Sorun teorik olarak bunları yazan Hoca’nın uygulamada, katılım ve çoğulculuk ilkelerine göre hareket edilmesini gözetmesidir.

Kültürpark projesinde herkesin katılıp fikrini söyleyeceği bir şenlik havası yaratılması çok mu zordu?


¹Kentte Birlikte Yaşamak Üstüne, WALD Yayını, 1996, İstanbul, Editör: Ferzan Bayramoğlu Yıldırım, s.16

² A.g.e. s.16

³ A.g.e. s.26

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 7

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü konusu, 8 Haziran 2010 tarihinde kurulup o günden bu yana faaliyette olan İzmir Kent Konseyi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasında yayınlanan “İzmir Kent Konseyi Kuruluş Çalışmaları Devam Ediyor” başlıklı ve 29 Mayıs 2010 tarihli haberi şu şekilde: 

Yerel seçimler öncesinde, 2009-2014 dönemini “katılımcı demokrasiye dönüşüm dönemi” olarak planlayan ve bunun ilk adımını İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nu oluşturarak atan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 8 Haziran 2010 tarihinde de Kent Konseyi’nin çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yapılan Kent Konseyi 1. Olağan Genel Kurul hazırlık toplantısında konuşan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Bu meclisler yönetime seçtiği kişiye sahip çıkarak ona pozitif enerji verecek, doğru yönlendirerek ve eleştirerek yöneticinin çizgisini hiç bozmadan yürümesini sağlayacak. Denetleyecek; başarılı olması, kaynakları doğru kullanması, projelerin öncelik sıralamasını doğru belirlemesi için yönlendirecek. Hep  birlikte kenti daha yaşanılası hale getireceğiz” diye konuştu.

izmir-kent-konseyinin-kurulusu-8-6-2010

Evet, gördüğünüz gibi bu konuşmanın yapıldığı tarihlerde İzmir yerelinde yönetişim odaklı bir ağ ilişkisinin kurulması aşamasının daha henüz başındayız. Çünkü,

6 Temmuz 2009 tarihinde İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) oluşturuluyor.

14 Eylül 2009 tarihinde Prof. Dr. İlhan Tekeli, başkan danışmanı olarak atanıyor.

24 Ekim 2009 tarihinde Prof. Dr. İlhan Tekeli ile Serhan Ada’nın moderatörlüğündeki İzmir Kültür Çalıştayı toplanıyor ve

8 Haziran 2010 tarihinde de, 2001 yılından bu yana faaliyette olan İzmir Yerel Gündem 21, İzmir Kent Konseyi olarak kabuk değiştiriyor.

Bütün bu atama, toplanma ve kuruluş işlemleri aslında birbiriyle ilgili ve içiçe…  

Bu oluşumun mimarı da, ‘yönetişim‘ zihniyetini 1989 tarihli Dünya Bankası raporundan bu yana savunup hararetle öneren ve oluşumu için değişik kurum ve ortamlarda girişimlerde bulunan Prof. Dr. İlhan Tekeli…

Prof. Dr. İlhan Tekeli, 1999 tarihinde yazdığı ‘Modernite Aşılırken Siyaset‘ (*) isimli kitabının ‘Yönetim Kavramı Yanısıra Yönetişim Kavramının Gelişmesinin Nedenleri Üzerine‘ başlıklı son bölümünde; yönetişim anlayışının post-modern toplumdaki yerini ve işlevini anlatarak ‘yönetim‘den ‘yönetişim‘e geçişin kolay ve kısa sürede gerçekleştirilecek bir olgu olmadığını, uzun bir toplumsal öğrenme sürecinin gerekli olduğunu ve bunun için sosyal öğrenmeye elverişli yapıların oluşturulması gerekliliğinin altını çiziyor.

izmir-kent-konseyi-005

İşte tam da bu gereklilik çerçevesinde ve kendisinin görevlendirilmesinin hemen sonrasında İzmir yerelindeki sosyal öğrenmeyi sağlayacak yapılar teker teker oluşturulmaya başlanıyor: Önce ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘nın merkezi olan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) oluşturuluyor. Ardından ‘yönetişim’ mekanizmasının diğer bir kurulu; İzmir Kent Konseyi oluşturularak sistemin sermaye ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkisi kurulmaya çalışılıyor. Bunun ardından da bu sistemi harekete geçirip çalıştıracak büyük projelerin tartışıldığı İzmir Kültür Çalıştayı yapılıyor.

Ancak bu arada, ‘yönetişim‘ zihniyetine aykırı, ‘yönetişim‘ ağının bugün İzmir’de iyi çalışmayışının temel nedeni olan temel, büyük bir yanlışlık yapılıyor:

Çünkü, 1989 tarihli ilk Dünya Bankası raporuyla ortaya atılıp daha sonraki tarihlerde yayınlanan raporlarla gelişip olgunlaşmaya başlayan ‘yönetişim‘ zihniyetine göre, ‘iyi bir yönetişim‘in sağlanması ancak kamunun özel sektör ve sivil toplumla bir araya gelip oluşturacağı bir üçlü sistemin oluşması ile mümkün olduğu halde, incelediğimiz İzmir örneğinde önce özel sektör kurum, kuruluş ve temsilcileri İzmir Kent Konseyi’nin kuruluşu beklenmeden İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) bir araya getiriliyor ve İzmir Kent Konseyi’nin kuruluşu sonrasında bu konsey içine alınmayarak ayrı bir karar organı olarak yoluna devam ediyor. Hem de tüm sekreterlik ve iletişim hizmetlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmasına karşın.

Böylelikle İzmir’deki gerçek sivil toplum ortam ve ilişkilerinen uzak; ancak özel sermayenin kendi dernek, vakıf ve federasyonlarının ‘sivil toplum‘ adı altında yer aldığı bir ortamda özel sermaye ile birlikte kent hakkında önemli kararlar verecek, en azından bu konularda konsensus sağlayacak bir ‘patronlar kulübü‘ yaratılıyor ve İzmir Kent Konseyi’nin bu kurul içinde yer almasına bile tahammül edilmiyor.

Bu durum, İzmir Kent Konseyi özelinde kamu/belediye-özel sektör-sivil toplum beraberliğinde oluşturulması beklenen ‘iyi yönetişim‘ fırsatının daha baştan sakatlanarak kaçırılması anlamına da geliyor.

izmir-kent-konseyi-004Yönetişim‘ uygulamasında yaşanan bu vahim kırılmanın diğer önemli bir sonucu ise, kentle ilgili tüm önemli, öncelikli ve büyük proje, yatırım, konu ve sorunların, ağırlığını özel sektör kurum ve temsilcilerinin oluşturduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK), bunun dışında kalan ve çoğu toplumsal kimlikle ilgili ikinci, üçüncü dereceden konu ve sorunların ise İzmir Kent Konseyi’nin faaliyet alanına bırakılması, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’na (İEKKK) bırakılan önemli, öncelikli ve büyük proje, yatırım, konu ve sorunlar hakkında İzmir Kent Konseyi’nin ayrıca fikir oluşturmasına, bu proje, yatırım, konu ve sorunlara müdahale etmesine daha izin verilmemesi oluyor.

O nedenle, bugün İzmir’le ilgili büyük, önemli, öncelikli yatırım, proje, konu ve sorunlar hakkında İzmir Kent Konseyi değil; çoğunluğunu özel sektör kurum ve temsilcilerinin oluşturduğu İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) karar vermekte ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Yeni Kültürpark Projesi‘ ya da ‘Tramvay Projeleri‘ gibi İzmir halkı tarafından doğru bulunmayan ya da desteklenmeyen çoğu proje ve yatırımları bu kurul tarafından büyük bir arzu ve hevesle desteklenmektedir.

Bu durum açıkça ‘yönetişim‘ zihniyeti ile ilgili tüm önermelere, onu savunanların söylediklerine aykırı bir kurgu, ‘yönetişim‘ zihniyetinin temelinde olan ‘katılım‘, ‘saydamlık‘, ‘hesap verebilirlik‘, ‘uzlaşma‘ ve ‘yerindenlik‘ gibi ilkelere de uymayan; ayrıca İzmir Kent Konseyi’ne zarar veren, onun çalışmalarını olumsuz etkileyen bir durumdur.

İşte o nedenle şimdi ve tam da bu noktada, ‘yönetişim‘ zihniyetine de aykırı bir şekilde kurgulanan bu sürecin başından bu yana uzun yıllardır ‘yönetişim‘ zihniyetinin savunuculuğunu yapan saygın ve bilgili bir ‘hoca‘ olmasına karşın yapılan uygulamaların ‘yönetişim‘le ilgili olmadığını, yapılanların ya da yapılmak istenenlerin ‘yönetişim‘ zihniyetine de aykırı, klasik bir özel sektörden yana iktidar alanı yaratma, kentin rantını özel sermayeye teslim etme çabası olduğunu söylemek istiyoruz…  

İşte o nedenle, başarılı olmak için sadece birilerinin bu işleri çok bilmesinin değil; aynı zamanda o konularda daha önce çalışıp başarılı olma gibi deneyimli, birikimli ve referans sahibi olma gibi özelliklere sahip olması gerektiğini de düşünüyoruz…

Kısacası, İzmir’e yarardan çok zarar veren bu tür çetrefilli işleri kurgulayan, uygulayan ve savunanlarda teori ve pratiğin birbirini sorgulayan ve bütünleyen diyalektik bütünlüğünü arıyor ve savunuyoruz…

(*) Modernite Aşılırken Siyaset, İlhan Tekeli, İmge Yayınları, 1. Baskı Şubat 1999, Ankara

Devam Edecek…

İzmir Kuşcenneti Karikatürleri

Bugün, hem de 2017 yılının ilk günü yine saldırılara, ölümlere muhatap oluyor, ülkeyi yönetemeyen aciz insanların tekerlemeye dönüşen sözcüklerini dinlemek zorunda kalıyoruz…

Böylesi bir acı günde alışıldık ifadeler yerine karikatürün, mizahın dilini kullanarak size hemen yanı başımızda olan İzmir Kuşcenneti’ni anımsatmak istedik…

İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği’nin (İZKUŞ) uzun bir süredir düzenlediği ulasal karikatür yarışmalarından yedincisinde ödül alan ve sergilemeye değer bulunan toplam 24 karikatürü beğeninize sunuyoruz.

faruk-soyarat-birincilik-odulu
Faruk Soyarat – Birincilik Ödülü
firat-sarac-ikincilik-odulu
Fırat Saraç – İkincilik Ödülü
hasan-ceylan-ucunculuk-odulu
Hasan Ceylan – Üçüncülük Ödülü
beste-derebek-mansiyon
Beste Derebek – Mansiyon
ceyhan-cubukcu-mansiyon
Ceyhan Çubukçu – Mansiyon
fahri-tozcuer-18-yas-alti-mansiyon-odulu
Fahri Tozcuer – 16 Yaş Altı Mansiyon
p1al4kvmqfsh61e31bv91doi52sa-galeri-1920
Kağan Kuzu – 16 Yaş Altı Mansiyon
ahmet-esmer-sergi
Ahmet Esmer – Mansiyon
ahmet-kilicaslan-sergi
Ahmet Kılıçaslan – Sergi
al-bulca-sergi
Ali Bulca – Sergi
arda-yurdakul-sergi
Arda Yurdakul – Sergi
armagan-mendi-sergi
Armağan Mendi – Sergi
askin-ayrancioglu-sergi
Aşkın Ayrancıoğlu – Sergi
aybars-okay-sergi
Aybars Okay – Sergi
beste-ince-sergi
Beste İnce – Sergi
canan-kural-sergi
Canan Kural – Sergi
ceyhun-cubukcu-sergi
Ceyhan Çubukçu – Sergi
defne-kaya-sergi
Defne Kaya – Sergi
derin-bilecenoglu-sergi
Derin Bilecenoğlu – Sergi
ekrem-boratan-sergi
Ekrem Boratan – Sergi
emrah-arikan-sergi-01
Emrah Arıkan – Sergi
emrah-arikan-sergi
Emrah Arıkan – Sergi
engun-selcuk-sergi
Engün Selçuk – Sergi
p1amesa32l1t4jrovliu1bpm19tp1c-galeri-1920
Erhen Konçak – Sergi

Senin adın “UMUT” olsun !

Bombalanmayan, tahrip edilmeyen kentler;

Temiz, sağlıklı bir çevre;

Korunup sahip çıkılan tarihi, doğal ve kültürel değerler;

Halkın iradesine saygı gösteren yönetimler;

Değer verilen insanlar…

Ranta kurban edilmeyen kentler;

Yaşam kalitesi yüksek yaşanabilir kentler;

Ulaşımı kolay planlı yerleşimler;

Huzur dolu güvenli kentler;

Mutlu ve umutlu insanlar…

2017

BARIŞIN, DEMOKRASİNİN, ÖZGÜRLÜĞÜN,

KARDEŞLİK VE DAYANIŞMANIN YILI OLSUN !

resim2