Kent Tarihi Müzeleri ve Arşivleri*

Metin Sözen

Geçmişler geleceğe,
suyun suya benzemesinden daha çok benzer.
İbn Haldun, Mukaddime

Kent müzeleri bir eğitim meselesidir…

Kent müzeleri temelde bir kentin yaşam serüvenini, tarihsel ve kültürel birikimini her yaş diliminden insanla paylaşan, baktığını gören kuşaklar yetiştirmek için oluşturulan bir eğitim ortamıdır. İnsanları müzeyle tanıştıran, müze okumayı, müze gezme alışkanlığı edinmeyi sağlayan bir alıştırma… Tarihin her dönemini ve her kesitini canlandıran, güncel yaşamla buluşturan bir mekân… Genç kuşakların kentin kokusunu içine çektiği, hemşehrilik havasını kokladığı bir deneyim…

Kültür mirası bir kimlik mirasıdır; kent müzeleri ise bu mirasın en güçlü anlatıcıları… Kent müzeleri, ulusal ölçekte eğitimden sorumlu yetkililerin ve tüm resmi ya da özel eğitim kurumlarının gündeminde yer almalıdır; tüm eğitimcilerin, ailelerin ve yerel yönetimlerin öncelikleri arasında ilk sırada gelmelidir. Kültür sanat etkinliklerinin, konservatuvarların, festivallerin, farklı eğitim seçeneklerinin hepsinden önce gelen başlık olmalıdır kent müzeleri…

CANAKKALE_KentMuzesi_2

Kent müzeleri, kültürel kimliğimizi dünden bugüne, bugünden de yarına taşıma görevi üstlenen bir eğitim işlevini yerine getirir. Çünkü kültür, geçmişin birikimini geleceğe aktaran, ülkenin kimliğini zenginleştiren, ülke kalkınmasına katkı sağlayan,
dünyanın ortak mirasına katkıda bulunan toplumsal bir varlıktır. Kültür, her türlü bilginin, becerinin ve deneyimin kuşaklardan kuşaklara aktarılarak zenginleşmesiyle var olur. Bu aktarımın en önemli aracı da eğitimdir ve eğitim kültürün sürekliliğinde önemli bir araç olduğu kadar oluşumunda da bir yapı taşıdır.

Kent müzeleri bir müze değil, bir eğitim meselesidir. Kentin geçmişten gelen birikimini sergilerken yerelden evrensele uzanmalı, bu birikimi yeni bilgi ve teknolojilerle sürekli geliştirmeye, koleksiyonunu, kitaplık ve arşivini zenginleştirmeye ve çeşitlendirmeye açık olmalıdır. Müzeyi ziyaret eden gençler, “Benim kentim budur, nitelikleri de bunlardır” diyebilmelidir.

Kent müzeleri tüm bu nedenlerle, kentlerin doğal, kültürel ve tarihi birikimini koruma ve yaşatma misyonu taşıyan ÇEKÜL Vakfı ve Tarihi Kentler Birliği’nin öncelikli konuları arasında yer almaktadır. 14 Eylül 2002 tarihli Edirne Toplantısı’nda TKB Meclisi, Tarihi Kentler Birliği Kent Müzeleri ve Arşivleri Kuruluş ve İşleyiş Yönergesi’ni kabul etmiş, bu kararını Mayıs 2011 tarihli Samsun Buluşması’nda, “Kentler Kimliğini Unutmamalı: Her Kente Kent Müzesi” sloganıyla bir kez daha pekiştirmiştir. Kent müzelerinin tüm yurdu sarması dileğiyle.

Kent müzesi, kimlik ve aidiyet

Günümüz geçmişin ürünüdür.
Bernard Lewis

Kentlinin kentle aidiyet bağlarını güçlendirmek ve yaşadığı mekânı benimsemesini sağlamak, günümüzün en çapraşık sorunlarının başında gelmektedir. Bugün çoğu kent, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusunu karşılamaktan giderek uzaklaşıyor. Kendini yabancı hissettiği, kodlarını çözemediği
kentsel bir ortamda yaşamak çoğu kentli için önemli bir huzursuzluk kaynağı. Kentin tarihi süreç içinde geliştirdiği kültürle bütünleşemeyen ‘kentliler’i, kentin kültürel özellikleriyle ve geçmişiyle barıştırmak ise öncelikli bir sorumluluk.

Kentli kimliği ve kentli bilinci yaratmanın önkoşulu, kenti ‘o kent’ yapan tarihsel serüveni canlı tutmak, tarihsel dokusuyla, mekânlarıyla, adap erkânıyla, ilişki biçimleriyle tanıdık hale getirmek, geçmişle bugünü birbirine bağlayıp geleceğe uzanmak. İşte tam da bu noktada kent müzeleri ve arşivleri, kentin geçmişi ve kültürüyle uyumlu bir değişime katılan ve kentli bilincine sahip hemşehriler yaratma işlevi görür. Kentliyi ortamından koparan ve geçmişe yabancılaştıran dönüşümün yıkıcı etkisini gideren önemli bir görev üstlenirler. Farklı insanları ortak bir kimlikte buluşturmaya, kaynaştırmaya ve kentleriyle barıştırmaya hizmet ederler.

Safranbolu-Kent-Tarihi-Muzesi

Kent müzelerinin kahramanları büyük komutanlar, fatihler, krallar değildir; anlatılan da onların hikayesi, zaferleri, yenilgileri değil. Kent müzelerinin kahramanları sıradan insanlar, yurttaşlardır: Aşçı, kasap, manav, marangoz, din adamı, öğretmen, polis ve benzerleri… Ve bu insanların kendi içlerinden seçtikleri belediye başkanları… Kent müzelerindeki tarih sivil bir tarihtir, yerel bir tarihtir. Kent müzesi, bir kentte yaşanan yerel sivil tarihin belgelenmesi, bir araya getirilmesi ve sergilenmesidir.


* Bu metinler, Tarihi Kentler Birliği ile ÇEKÜL’ün (Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı) 2013 yılında birlikte çıkardıkları Kent Tarihi Müzeleri ve Arşivleri isimli kitaptan alınmıştır.


İndirmek için

KentMüzeleri-Ekitap.pdf erişimi için tıklayın

 

Karşıyaka Kent Meclisi hakkında yazılmayanlar…

Ali Rıza Avcan

Kişisel tarihimden İzmir’in payına düşen 1999-2000 yıllarında, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin yedek yönetim kurulu üyesi olarak sevgili Mülkiyeli dostum Mete Hüsünbeyi ile birlikte Alsancak bölgesindeki sorunların çözümünü kolaylaştırmak amacıyla, o bölgedeki tüm meslek odalarıyla dernek ve vakıfları, Alsancak’ta yaşayan ya da çalışanları bir araya getirerek Alsancak Sivil Katılım Platformu adı altında yerel bir toplumsal örgütlenmeyi gerçekleştirmiş; o nedenle İzmir Yerel Gündem 21‘in Genel Kurulu ile Yürütme Kurulu‘nda çalışma fırsatını bulmuştum.

İlk yıllarda Alsancak Sivil Katılım Platformu, daha sonraki yıllarda Konak Belediyesi‘nin katılımı ile Alsancak Bölge Kurulu adını verdiğimiz bu yerel örgütlenme kapsamında, katılımcımız olan 76 meslek odası, dernek ve vakıfla yedi mahalleden oluşan Alsancak Bölgesi’nin sorunlarını çözme konusunda başarılar elde etmeye başladığımızda, bu durum hem yerel halk hem de belediye başkanları tarafından fark edilmeye başlamıştı. Nitekim elde ettiğimiz başarıyı fark eden Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi de Konak Belediyesi olarak bu platforma dahil olmak istediklerini belirtmiş ve bu teklifin kabulü sonrasında beraberliğimizi Alsancak Bölge Kurulu adıyla sürdürmüştük.

Bizim Alsancak bölgesindeki bu çalışmalarımızdan ve elde ettiğimiz başarılardan haberdar olan diğer bir belediye başkanı ise Karşıyaka Belediye Başkanı Şebnem Tabak‘tı. Şebnem Tabak‘la, ortak arkadaşımız DSP Menemen Belediye Başkan Adayı Semih Köse aracılığıyla tanıştıktan sonra kendisine İstanbul Şişli’de başarılı bir şekilde uygulanan “Şişli Kart” uygulamasının Karşıyaka’da da uygulanması için “35,5 Karşıyakalı Kart” projesini sunmuştuk.

25443159_511292049242479_6168138642157200136_n

İşte tam da bu sırada Karşıyaka Belediye Başkanı Şebnem Tabak‘tan, kendisine tanınan kontenjan içinde Karşıyaka Kent Meclisi üyesi olarak görevlendirildiğimi belirten ve bundan böyle üyesi olduğum Karşıyaka Kent Meclisi tüzüğü hazırlık çalışmalarına katkıda bulunmamın talep edildiği resmi bir davet yazısı aldım. Bu daveti kabulümden sonra da yeni tanıştığım Metin Erten ve avukat Ayten Ünal ile birçok kez bir araya gelerek yeni oluşturulacak Karşıyaka Kent Meclisi‘nin tüzük taslağını hep birlikte hazırladık. Bu çalışmalara zaman zaman eski senatörlerden Erdoğan Bakkalbaşı da  katılarak bizlere yardımcı olmuştu.

Bu çalışmalar sırasında tüzük taslağının kent meclisi ile belediye başkanı arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümleriyle bazı meclis üyelerinin mahalle muhtarları tarafından belirlenmesi konusunda hassas davrandığımı, önümüze konulan metinde olduğu gibi kent meclislerinin doğrudan doğruya belediye başkanlarına bağlı olmaması gerektiği, belediye yönetimine gerçek anlamda yardımcı olabilmeleri için ayrı, hatta özerk bir yapıya sahip olmasının daha doğru olacağı konusunda şiddetli tartışmalar yaptığımızı hatırlıyorum.

Bu çalışmalar sonucunda, 06 Şubat 2000, Pazar günü saat 13.00’de Karşıyaka Nikah Sarayı’nda yaptığımız genişletilmiş bir toplantıda tüzüğün, üyelerini seçerek belirlediğimiz bir kurul eliyle son kez değerlendirilmesi istendiğinden katılımcılar arasında bu kurula katılacaklar için bir seçim yapılmış ve ortaya şu sonuçlar çıkmıştı:

Yılmaz Yılmaz 70 oy, Erdoğan Bakkalbaşı 61 oy, Metin Erten 60 oy, Ayten Tekeli 57 oy, Ali Rıza Avcan 55 oy, Seher Bülbül 52 oy, Gürbüz Özler 52 oy, Sevim Çeliker 48 oy, Sedat Demirer 40 oy, Sadiye Ateş 40 oy ve  Atakan Kıryaşaroğlu 21 oy. 

Aday olan Rafet Aksoy ve Kerem Ali Sürekli ise seçim öncesi adaylıktan  çekildiklerini belirtmişlerdi.

7-16 Şubat 2000 tarihleri arasında seçilen bu kurul tarafından son şekli verilen bu tüzük, Karşıyaka Kent Meclisi‘nin 17 Şubat 2000 tarihli ikinci toplantısında katılımcıların görüşüne sunularak kabul edilmişti.

Ancak kabul edilen tüzükte gerek hazırlanış gerekse kabulü sonrasında bütün uyarılarıma karşın anti demokratik hükümlere yer verilmiş olması nedeniyle bir süre sonra Karşıyaka Belediye Başkanı Şebnem Tabak‘a bilgi vererek meclis üyeliği görevimden ayrıldığımı hatırlıyorum. 

Ayrıca bu ayrılışla birlikte Karşıyaka’da yaşayan ya da Karşıyaka’yı sevip kendini Karşıyakalı hisseden tüm tanıdıklarıma Karşıyaka Kent Meclisi üyeliğinden ayrılış gerekçemi belirten mesajlar gönderdiğimi de hatırlıyorum. Örneğin, elimdeki 6 Temmuz 2000 tarihli faks metninden Deniz Sipahi’ye gönderdiğim kesinleşen tüzük metni ile, Karşıyaka’da ikamet ediyor olma koşulu dikkate alınarak hazırlanan 270 kişilik Karşıyaka Kent Meclisi üye listesine Karşıyaka’da iş yeri olan ya da çalışanların üye olamaması hususu ile tüzükte “geçici üye” olarak tanımlanan ve toplam üye sayısının % 25,93’ünü oluşturan 70 üyenin mahalle muhtarları tarafından belirlenecek olmasını antidemokratik bulduğumu; ayrıca Karşıyaka Kent Meclisi‘nin görev süresinin belediye başkanının görev süresiyle eş tutulmasının bu meclisin devamı ve kurumsallaşması açısından sakıncalı bulduğumu belirterek kurulan meclisin daha demokratik, katılımcı ve çoğulcu olması için çaba gösterdiğimi ve bunu sağlamak amacıyla Karşıyakalılar düzleminde bir kamuoyu oluşturmaya çalıştığımı hatırlıyorum.

Şimdi bütün bu anlattığım anı ve bilgiler karşısında çıkıp, “durduk yerde 18 yıl öncesinde kalmış o günleri niye hatırlatıp bunları anlatıyorsun?” şeklinde bir soru sorabileceğinizi düşünüyorum….

Çünkü, 2014 tarihli yerel seçimler sırasında Karşıyaka Kent Meclisi ile ilgili bilgilerin, meclisin tüzüğünü birlikte hazırladığımız ve daha sonraki süreçte bu meclisin genel sekreterliği görevini yürüten Metin Erten tarafından “Karşıyaka Kent Meclisi, Kent Yönetimine Bir Katılım Deneyimi” adıyla kitaplaştırıldığını tesadüfen öğrenmiş ve bunun üzerine, 10 yıl önce yayınlanmış bu kitabı sahaflardan arayarak inceleme fırsatını bulduğumda sizlere yukarıda anlattığım bilgilere yer verilmediğini ve Karşıyaka Kent Meclisi kuruluşunun farklı bir şekilde anlatıldığını görmüştüm.

Tabii ki ilk düşündüğüm şey, Karşıyaka Kent Meclisi gibi o dönem için doğru ve yararlı bir girişimi anlatan böylesi bir kitapta, bu girişime emek verenlerin çalışmalarından söz edilmeyerek bizlere haksızlık yapılmış olmasıydı. Nitekim o tarihten bu yana beni tanıyan herkese yeri geldiğinde bu öyküyü bir şekilde anlatarak toplumsal bellekteki bu eksikliği gidermeye çalıştım.

Ancak geçtiğimiz yaz aylarında Karşıyaka Belediyesi tarafından yıkılan Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı‘nın 1972-1973 döneminde nasıl yapılıp açıldığına ilişkin belge ve bilgileri araştırırken, aslında bu tür eksik ya da yanlış bellek parçalarının oluşmasına izin vermenin ilkesel olarak yanlış olduğunu fark ederek, kitabın yayınından 14, benim bunu  fark etmemden bu yana 4 yıl geçmiş olmasına karşın yazılmayan eksiklerin tamamlanması ve yapılan yanlışlıkların düzeltilmesi adına bunu yapmanın ahlaki bir davranış olduğunu anladım.

Big (1)Çünkü bana göre tarih, yazanların değil; yaşayanların tarihi olmalı ve yaşananlar da doğrusu ve yanlışı ile birlikte eksiksiz bir şekilde anlatılıp yazılmalıydı…

O nedenle bugün benim elimdeki belgelere göre hatırlayıp adını yazdığım ya da adını unuttuğum herkese, hatırlananlara ve hatırlanmak istenmeyen “meçhul” kişi ve kurumlara Karşıyaka Kent Meclisi çalışmalarının içinde ya da dışında yer alarak katkıda bulundukları için teşekkür etmek isterim….

İzmir Günlükleri (1)

Ali Rıza Avcan

Şu sıralar İzmir’de, değişik meslek odalarıyla önemli ve büyük derneklerin seçimleri yapılıyor…

Böylelikle, 2021 yılına kadar İzmir’in toplumsal ve ekonomik yaşamında kimlerin, hangi grupların etkili olacağı birer birer ortaya çıkıyor… 

Bugüne kadar örgütünün yolunu unutmuş birçok esnaf, sanatkar, tacir, mühendis, mimar ve plancı, kendilerini arkalarına almaya çalışan değişik çıkar gruplarının eşliğinde gelip konuşulanları dinleyip oy kullanıyor, sadece seçimlerden oluşan bir demokrasinin aktörü olarak hem örgütlerinin hem de bu kentin geleceğinde belirleyici olmaya çalışıyorlar….

Gözümüzün önünde yoğun bir şekilde devam eden bu faaliyetlerin aslında yaklaşmakta olan yerel ve genel seçimlerle ilgili olduğunu biliyor; bugün elde edilenlerin gelecek yıl yapılacak seçimler için bir yatırım olduğunu anlıyoruz.

Aynen gelecekteki seçimin finansmanını sağlamak amacıyla var olan yol, kaldırım, meydan ve sokakların yıkılıp yeniden yapılmasını amaçlayan ihalelerdeki artışlar gibi…

Çünkü meslek odalarıyla önemli ve büyük derneklerin kimin elinde olduğu yerel ve genel seçimlerde oy isteyecek siyasi partiler, belediye başkanları ve siyasetin mimarları açısından çok önemli…

shutterstock_854813411

İzmir’de sonucu merakla beklenen en önemli seçim, şimdilik Nisan ayında yapılması beklenen İzmir Ticaret Odası seçimleri gibi gözüküyor..

26 yıldır İzmir Ticaret Odası’na başkanlık yapan Ekrem Demirtaş bakalım bu kez koltuğunu terk edecek mi? Onu o koltuktan edecek kendinden daha güçlü bir aday karşısına çıkacak mı?

Onun yerine göz koyan eski Futbol Federasyonu Başkanı iktidar destekli Mahmut Özgener’in, mevcut yönetimden istifa ederek kendisine destek veren ekiple birlikte bu seçimi kazanması mümkün olabilecek mi? Daha doğrusu seçimi kazandığı takdirde; her zaman olduğu gibi gelen gideni aratacak mı?

Bu seçim öncesinde, Ekrem Demirtaş-Aziz Kocaoğlu beraberliği nasıl bir şekil alacak? Kültürpark ya da İzmir Körfez Geçişi Projesi’nde ortaya koydukları ortaklık devam edecek mi? 

Bu anlamda, Ekrem Demirtaş’ın izni olmadığı sürece tek bir yaprağın bile kımıldayamayacağı İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde görevli olan Prof. Dr. Oğuz Esen, iktidarın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir’e haksızlık yaptığını söyleyen “bilimsel” raporu tam da şimdi niye düzenleyip kamuoyuna açıkladı acaba? 

Yoksa yaklaşan İzmir Ticaret Odası seçimleri için Ekrem Demirtaş ile Aziz Kocaoğlu İzmir Ticaret Odası seçimleri için gizli bir ittifak yapıp iktidar karşısında bir duruş mu geliştiriyorlar? Hazırlanan raporla belediyenin yanında durup niye iktidara yükleniyorlar? Kendilerini yakından tanıyanlar böyle bir şeye ihtimal vermese de İzmir Ticaret Odası’nın CHP’li ya da CHP sempatizanı üyelerinin oyları acaba böyle bir manevra ile Ekrem Demirtaş adına devşirilmek mi isteniyor diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

Ayrıca, geçtiğimiz hafta yapılan ve yönetimdeki Çağdaş Demokrat Mimarlar Grubu’nun kazandığı TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi seçimlerinde İzmir Büyükşehir ve Karabağlar belediyeleri ile İzmir Ticaret Odası’nın birlikte oluşturduğu muhalif grubun görevi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karabağlar Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası işbirliği içinde Mimarlar Odası İzmir Şubesi’ni ele geçirerek oradan kaynaklanan haklı muhalefeti kesmek miydi diye düşünüyor, bu işbirliğinin hikmet-i sebebini bulmaya çalışıyoruz…

Çünkü bu hafta sonu yapılan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ile Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi seçimlerinde gücünü Aziz Kocaoğlu’ndan alanların oluşturduğu ittifakların az farkla da olsa başarıyı yakaladıklarını gördük…

Yoksa, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri üzerinden gelen baskı ya da yönlendirmelerle meslek odalarıyla büyük ve önemli dernekler üzerinde bir vesayet ya da etki mi yaratılmak isteniyor?

Sanırım bunun en iyi örneğini çoğunluk sağlandığı takdirde 3-4 Şubat 2017, sağlanamadığı takdirde 10-12 Şubat 2017 tarihlerinde yapılacak olan TMMOB Şehir Plancıları Odası seçimlerinde göreceğiz… 

Uzun bir zamandır İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin; özellikle de İstanbul kaçkını inşaat baronlarının korkulu rüyası olan “muhalif” ve “istemezükçü” oda ve derneklerin en önemli savaşı, bu hafta sonunda yapılacak olan TMMOB Şehir Plancıları Odası seçimlerinde ortaya çıkacak.

Çoğu üyesi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde çalışan, İzmir Büyükşehir Belediyesi genel sekreterinin ve diğer üst düzey yöneticilerinin; hatta başkan danışmanlarının bile şehir plancısı olduğu İzmir’deki bu mücadele muhtemelen çok şiddetli geçecek ve yine ranta karşı mücadele ederek kamu yararını savunan mevcut yönetim, aynen Mimarlar Odası’nda olduğu gibi görevine devam ederek… 

O nedenle TMMOB Şehir Plancıları Odası’na ve onun doğrultusunda mücadele eden diğer meslek odalarına bugüne kadar yaptıkları çalışmalar için hem teşekkür ediyor hem de yeni mücadelelerinde başarılar diliyoruz…

31Mar14_Groysberg_manage-your-work1Bu anlamda şu anda görevde olup bu hafta ya da önümüzdeki hafta yapılacak genel kurulda seçime katılacak TMMOB Şehir Plancıları Odası yöneticilerine başarılar diliyor ve İzmir halkının çıkarlarını savunmanın kendileriyle birlikte her geçen gün daha bir önem kazandığını ifade etmek istiyorum.

Sözlük’ten: Kent İmgesi (İmajı)*

Mehmet Ocakçı

Birey ve çevresi arasındaki ilişki karşılıklıdır ve bireyin çevresi, çevrenin de birey üzerindeki etkinliği sürekli beslenen bir etkileşim sistemi oluşturmaktadır. Kent İmgesi, bitey ve çevresi arasında kurulan ilişkinin somutlaştığı bir noktaya veya alana yönelik birey tarafından algılanan etkidir, bireyin kentsel çevreden edindiği izlenimlerdir. Bireyin kentsel çevreyi anlatırken veya tarif ederken kullandığı elemanlardır. O nedenle kent imgesi bireyseldir ve bireyin kentle kurduğu ilişki ve iletişime bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Kimlik ve İmge arasında kavramsal açıdan örtüşmeler bulunmasına karşın; aralarındaki belirgin farklılık, imgenin kişisel, kimliğin ise kolektif bir değerlendirmeye dayalı olmasındandır. Kentsel imge ögeleri birey üzerinde iz bırakmış, kentsel etki noktaları veya alanlarıdır.

978046

Kevin Lynch (1965) “İmage of the City” kitabında, kentsel imge elemanlarını beş başlık halinde değerlendirmektedir: bağlantılar, sınırlar, bölgeler, odak alanları ve nirengi noktaları. Lynch, kentsel imge öğelerinin ifadesine yönelik önerdiği kentsel imge haritasında beş öğeyi tanımlayan semboller kullanılarak, bir kentin özetlenmiş ifadesini ortaya koyabilen, soyutlama düzeyi yüksek bir ifade ortaya konulabileceğini göstermiştir. Kentsel imge haritası, kuşkusuz hangi ölçekte değerlendirme yapılacağı ile yakından ilgilidir. Kent bütününe yönelik yapılan imge haritası, mahalle ölçeğinde yapılan ile değerlendirme açısından mutlaka farklılaşacaktır. Kentsel imge öğeleri aşağıda özetlenen anlamlar taşımaktadırlar.

Bağlantılar: Kent içinde eylem alanları arasındaki dolaşım, ilişki akslarıdır. Kuşkusuz, bu aksların tümü değil, birey üzerinde etki bırakmış olanlardır. Bağlantılar, sokaklar, caddeler olabileceği gibi, kanal, köprü, vb. ulaşım, iletişim ağları da olabilir.

Sınırlar: Kent içinde eylem alanları arasında oluşan ayırım hatlarıdır. Kara ve deniz arasındaki ayırım sınır olarak değerlendirilebileceği gibi, arazi topografyasındaki keskin farklılık, engel oluşturan demiryolu veya geniş kesitli, yoğun akışlı karayolları gibi unsurlar sınırlar olarak değerlendirilmektedir. Sosyal açıdan oluşmuş sanal sınırlar da bu kapsam da ifade edilebilir.

Bölgeler: Kentsel eylem alanlarıdır. Konut, sanayi, yeşil kıyı bölgeleri veya çalışma alanları, eğitim yerleşkeleri veya diğer donatı alanlarının oluşturulmuş olduğu farklı kent bölgeleridir.

Odak Alanları: Kentsel mekanda kullanıcıların toplandığı, buluştuğu kırılma noktalarıdır. Meydanlar, meydancıklar, bazı yapıların önündeki genişlemeler bu kapsamdadır.

Kent 138

Nirengi Noktaları: Kentlerde yer tarifi yapılırken veya yön bulmada etkili yapılardır. Bunlar binalar olabileceği gibi çeşme, ağaç, kent mobilyası gibi çeşitli yapısal öğeler de olabilir. Kent bu nirengiler yardımıyla tanımlanır.

Kaynak:

Lynch, K. (1960), The Image of The City, Cambridge, The MIT Press.

* Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Derleyen: Melih Ersoy, Ninova Yayıncılık, İkinci Basım, Nisan 2016, İstanbul, s. 192-193

Bilmeyenler için İzmir Körfez Geçişi Projesi (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin asıl müşterisi, yerleşime açılmamış kamu mallarını yağmalayacak yandaş sermaye ve inşaat baronlarıdır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nden öncelikle bu işin ihale ve işletmesini, Yap-İşlet-Devret yöntemiyle alacak olan iktidar yandaşı inşaat firmaları yararlanacaktır.

İkinci olarak böylesi büyük bir projeyi hayata geçirerek İzmir Körfezi’nin ortasına koskocaman bir AKP damgası vuracak olan AKP iktidarı yararlanacak, kamuoyu nezdinde İzmir’in fethedildiği algısı yaratılacaktır.

Üçüncü olarak da bu proje sayesinde Çiğli, İnciraltı, Menemen, Sasalı ve Ulukent çevresindeki kamu arazilerinin rantını paylaşacak olan inşaat şirketleri kazanacaktır.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi & İzmir Körfez Geçişi Projesi

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir Körfezi’yle Gediz Deltası Sulak Alanı’n ve İnciraltı bölgesine zarar verecektir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, öncelikle İzmir Körfezi’ndeki zayıf su akıntılarının daha da azalmasını sağlayarak Körfez’in daha kısa sürede kirlenmesine neden olacaktır. 

İzmir Körfezi’ndeki mevcut su akıntılarının % 40 oranında arttırılması suretiyle su kalitesinin iyileştirilmesi hedefleyen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi, ilk yıllarda mevcut su akıntılarını arttırıp suyun kalitesini iyileştirecek olmakla birlikte orta ve uzun vadede bu projenin etkisi ortadan kalkacak ve İzmir Körfezi, İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında yapılacak 114 adet köprü ayağı ve 800 metre uzunluğundaki beton ada nedeniyle daha fazla kirlenip kokacak, İzmir ikinci bir Efes olmaya başlayacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, proje alanının kuzeyindeki Gediz Deltası Sulak Alanı ile Ramsar Sözleşmesi uyarınca korunan alanlara; ayrıca proje alanının güneyinde bulunan  İnciraltı bölgesindeki doğal koruma alanlarına zarar verecek, kuşların, balıkların, bitkilerin ve diğer canlıların burada barınıp üremelerini zorlaştıracaktır. 

İzmir’i İzmir yapan bu son derece hassas doğal değerlerin kaybedilmesi ise asıl kaybedenin İzmir ve İzmir halkı olmasını sağlayacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi hazırlanırken olası güçlü depremler ve fay hatları dikkate alınmamıştır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi için Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan deprem raporu bugüne kadar derlenmiş mevcut verilerin kullanılması suretiyle hazırlandığı; ayrıca bu raporun hazırlanması sonrasında körfezde yeni fay hatlarının keşfedildiği ilişkin medya haberlerini okuduğumuz için projenin yapılacağı alanda hassas sismik araştırmalar yapılması gerekmektedir.

Bu tehlikenin farkına varmamızın en önemli nedeni ise, 1999 Gölcük Depremi sonrasında Gölcük’teki donanma üssünün oradan kalkıp şimdi İzmir Körfezi Geçiş Projesi’nin; özellikle de batırma tüp tünelin yapılacağı Yenikale mevkiine gelmesi fikrinin ortaya atıldığı tarihlerde Yenikale mevkiindeki fay hatlarının mevcudiyeti nedeniyle bu girişimden vazgeçilerek donanma üssünün Marmaris’e taşınmış olmasını hatırlıyor olmamızdır.

O nedenle İzmir Körfezi’nin iç ve orta kesimlerinde ciddi araştırmalar yapılmadan böylesi büyük bir yatırıma izin verilmemesi gerekir.

59

İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında körfezin dibinden çıkarılacak milyonlarca metreküp çamurun “tehlikeli” sınıfında olması durumunda bundan tüm İzmir etkilenecek ve projenin maliyeti artacaktır.

İzmir Körfezi’nden, aynı dönemde uygulanacak iki ayrı proje kapsamında (İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde 46.990.000 metreküp, İzmir Körfez Geçişi Projesi çerçevesinde 19.870.542 metreküp) toplam 66.860.542 metreküp dip çamuru çıkarılacak ve bu kadar büyük miktardaki çamur hem Alsancak Limanı’nın yapımında, hem İzmir Kuş Cenneti önünde yapılacak üç ayrı yapay adanın imalatında hem de kent içindeki yeşil alan ve park yapımlarında kullanılacaktır.

Bu iki proje ile ilgili ÇED raporlarındaki yazılı bilgilere göre Gediz Nehri’nin kimyasal, bakteriyolojik ve ağır metal varlığı açısından kirli bir olduğu bilinmekle birlikte; bu nehrin getirip deniz dibine yığdığı çamurun “tehlikeli” mi yoksa “tehlikesiz” mi olduğu henüz araştırılıp analiz edilmemiştir. Ancak ÇED raporu sanki analiz raporları olumlu olacakmış gibi hazırlanmıştır.

İzmir Körfezi’nin dibinden çıkarılacak çamurun tehlikeli olup olmadığını ortaya koyacak analizler, her ne kadar TUBİTAK gibi devletten; yani proje sahibi kuruluştan yana resmi kuruluşlar tarafından yapılacak olmakla birlikte; “tehlikeli” çıkması durumunda bu “tehlikeli” malzemenin nasıl ve hangi maliyetlerle bertaraf edileceği düşünülmemiştir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton ada AKP’nin sembolünü çağrıştıran ampul şeklinde olacaktır.

İzmir Körfezi Geçişi Projesi kapsamında İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton adanın örnek alınan yurt dışındaki uygulamaları çok değişik biçimlerde olduğu halde bu proje için tasarlanan adanın biçimi ampul şeklindedir.

Proje ile ilgili ÇED raporunun anlatımından anlaşılacağı üzere, bu adanın tam ortasına ay-yıldız şeklinde bir düzenleme yapılarak bu düzenlemenin geceleri aydınlatılması; böylelikle AKP’nin ampulünü çağrıştıran bir figürünün tam ortasına Türk bayrağını simgeleyen bir ay-yıldızın yerleştirilmesi sağlanacaktır. 

Resim1

İzmir Körfez Geçişi Projesi, yeni bir Deli Dumrul Köprüsü olacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile yapılmak istenen şey, İzmit Körfezi’ndeki Osmangazi, İstanbul Boğazı’ndaki Yavuz Sultan Selim ve Çanakkale Boğazı’ndaki 1915 Çanakkale Köprüsü gibi yeni bir Deli Dumrul Köprüsü yapmaktır. Böylelikle köprüden ister geçin ister geçmeyin Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapımcı/işletmeci firma arasında imzalanan sözleşmeye göre taahhüt edilen tüm araçların geçiş parası devlet hazinesinden ödenecek, böylelikle devlet imkânları ile yandaş müteahhitlerin daha da zengin edilmesi sağlanacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporuyla sulak alanların değiştirilmesine ilişkin karar dava konusu olmuştur.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ve Ankara’daki Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Genel Merkezi ile 85 İzmirli sivil yurttaşın girişimi ile 4 Mayıs 2017 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi’nde iki ayrı dava açılmıştır.

Ayrıca proje alanındaki sulak alanların sınırlarıyla kullanım özelliklerini değiştiren Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun (USAK) 30.03.2017 tarih, 28-2017/1 numaralı kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle 25.08.2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan tarafından İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’nde ikinci bir dava açılmıştır.

4 Mayıs 2017 ve 25.08.2017 tarihlerinde açılan davaların görüşülmesine halen devam edilmektedir.

Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB tarafından açılan ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması ile ilgili davanın mahkeme tarafından belirlenen dokuz bilirkişisi ile 25 Ocak 2017 tarihinde yapılacak keşif çalışması, bilirkişi heyeti başkanının, bir bilirkişinin İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında daha önce yazı yazarak görüş belirtmiş olmasını gerekçe göstererek itiraz etmesi; ayrıca davacı kurumların yeni bilirkişi talepleri nedeniyle yapılamamış ve başka bir tarihe ertelenmiştir.

İzmir Körfezi Geçiş Projesi’ne karşı örgütlenen muhalefet çalışmalarına devam etmektedir.

  • Ali Rıza Avcan ve Göker Yarkın Yaraşlı, 29 Mart 2017 tarihinde Tema Vakfı İl Temsilciliği gönüllülerini, 11 Nisan 2017 tarihinde de HDK İzmir Ekoloji Meclisi üyelerini İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında bilgilendirmiştir.
  • Doğa Derneği, 26 Nisan 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi’nde “Köprüden Önce Son Çıkış: İzmir’in Kuşları” adını verdiği panel ve forumla İzmir halkını bilgilendirdi.
  • Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliği’nin 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi’nde ortaklaşa düzenlediği basın toplantısında, ortaklaşa hazırlanan “İzmir ve Bölgemizde Planlanan Rant Projeleri Hakkında Rapor” kamuoyu ile paylaşılmıştır.
  • İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması ile ilgili dava açan Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliği’nin kent konseyleri ile birlikte düzenlediği toplantılar çerçevesinde Konak (30 Ekim 2017), Buca (30 Kasım 2017), Güzelbahçe (11 Ocak 2018) kent konseylerinin katılımcılarına, İzmir Halkevi üyelerine (14 Aralık 2017), HDP Karşıyaka İlçe Örgütü üyelerine (25 Aralık 2017); ayrıca Karşıyaka ve Güzelyalı Haziran Meclisi üyelerine proje hakkında bilgi verilmiştir.
  • 20 Aralık 2017 tarihinde davacı Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliği’nin yaptığı çağrı üzerine Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde yapılan geniş katılımlı toplantıda İzmir Körfez Geçişi Projesi üzerinden İzmir genelindeki toplumsal mücadelenin nasıl gerçekleştirileceği tartışılmış ve bu tür çalışmaların devamına karar verilmiştir.
  • Doğa Derneği, 23 Eylül 2017 ve 10 Aralık 2018 tarihli kuş gözlemi gezileriyle 14 Ocak 2018 tarihinde Magma Dergisi okurlarıyla birlikte düzenlediği kuş gözlemi gezisiyle kalabalık bir İzmirli grubunun proje alanı olan Gediz Deltası Sulak Alanı ile tanışmasını sağlayarak katılımcılara bu projeden olumsuz etkilenecek flamingolarla diğer kuş ve canlılar hakkında bilgi vermiştir.
  • Doğa Derneği 23 Kasım 2017 tarihinde İzmir, 19 Ocak 2018 tarihinde de İstanbul medyası ile uluslararası basın mensupları için Gediz Deltası Sulak Alanı’nda düzenlediği basın toplantıları ile yerel, yerli ve yabancı basın mensuplarına proje ve sakıncaları hakkında bilgi vermiştir.
  • Doğa Derneği, 12 Aralık 2017 tarihinde yaptığı basın açıklaması ile Gediz Deltası Sulak Alanı’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası Listesi’ne girmesi için ulusal ve uluslararası alanda bir kampanya başlattığını duyurmuş ve bunun için hazırlanan bilimsel bir raporu kamuoyu ile paylaşmıştır.
  • Doğa Derneği tarafından hazırlanan haber ve görüntülerin Fox TV Haber Programı sunucusu Fatih Portakal tarafından gündeme getirilmesi üzerine ses sanatçısı Tarkan’ın paylaştığı İnstagram mesajı milyonlarca sosyal medya kullanıcısına ulaşmış; böylelikle ülkemizdeki çok geniş bir kesimin İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında bilgilenmesi sağlanmıştır.

Flamingoma Dokunma 23.07.2017 001

 

Bilmeyenler için İzmir Körfez Geçişi Projesi (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 29 Mart 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı ve İzmir milletvekili sıfatıyla Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan Binali Yıldırım’ın seçim bildirgesindeki 1414 adet projenin ilk sırasında yer alan en önemli ve büyük projedir.

Yapılış Amacı

Projenin görünürdeki amacı, halen yapılmakta olan İstanbul-İzmir otobanı ile 1915 Çanakkale Köprüsü’nün yapımı ile başlayacak İstanbul-Çanakkale-İzmir otobanının Çeşme Otobanı’na bağlanması suretiyle İstanbul-Çeşme-Alaçatı arasındaki yolculuğun en kısa sürede konforlu bir şekilde yapılmasını sağlamaktır.

Projenin asıl yapım amacı ise, İzmir Körfezi’ndeki bu geçişin yapılması suretiyle köprünün her iki yakasında; özellikle de Çiğli, Sasalı, Ulukent ve Menemen bölgesindeki tarım topraklarıyla devlet mülkiyetindeki alanların yerleşmeye açılarak yeni kentsel rantların oluşturulmasıdır.

01.39. Çiğli'den Kuzey-Güney Yönü Genel GörünümHarcama Bütçesi

Projeyi hazırlayanlara göre “İzmir kent siluetine olumlu katkıda bulunmak ve İzmir’in marka değerini yükseltmek” amacıyla hazırlandığı söylenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2015 tarihli birinci ÇED raporunda yazılı olan rakamlara göre 3.520.000.000.- liralık bir harcamayı öngörüyor. Bu rakamın 2015’den sonra yükselen kur fiyatları ve uygulama sırasında yeni imalat kalemlerinin ortaya çıkma olasılığı nedeniyle daha da büyümesi mümkündür. Ancak bu proje bu rakamla bile son yıllarda İzmir’de yapılan/yapılacak en büyük kamu yatırımı niteliğini korumaktadır.

Teknik Bilgiler

Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “Yap-İşlet-Devret” yöntemiyle ihale edilecek olan proje ile 12,6 kilometre uzunluğundaki otoyol ve 16,4 kilometre uzunluğundaki raylı sistem (tramvay) güzergâhı içinde 4,175 kilometre uzunluğunda bir asma köprü, -29,50 kotunda deniz tabanının altına yerleştirilecek  47,30 metre genişlik ve 1,9 kilometre uzunluktaki bir batırma tüp tünel ve asma köprü ile batırma tüp tünelin birleşimini sağlamak amacıyla İzmir Körfezi’nin ortasına 880 metre uzunluk ve 150-780 metre aralığında değişen genişliğe sahip bir beton adanın yapımı amaçlanmaktadır.

Ayrıca bu proje kapsamında 21 köprü ve 1 altgeçit ile – 4 metrede yapılacak deniz dip taramasından çıkarılacak 19.870.542 metreküp miktarındaki çamurla Gediz Deltası Sulak Alanı sınırındaki Çizilmak Dalyanı‘nın kuzey batısında yapay bir ada yapılacaktır.

Yapılacak olan 4,175 kilometrelik köprünün ana açıklığı 270 metre, arka açıklığı 110 metre olup Gediz Deltası Sulak Alanı içinde 50 metre aralıkla yapılacak toplam 154 beton ayağı bulunacaktır.

Kuzeyde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin batı yakasındaki İzmir Çevre Yolu’nun Sasalı kavşağından başlayan İzmir Körfez Geçişi Projesi, güneyde Çeşme Otoyolu ile birleştiği kavşakta sonlanacaktır.

2X3 şeritli bir otoyol ile 2X1 hatlı raylı sistemden (tramvay) oluşan proje kapsamında 1.380.000 metrekarelik bir hafriyat alanında toplam 2.110.000 metreküp dolgu yapılacağı söylenmektedir.

01.40. Anayol Plan-ProfiliKöprü geçiş ücretinin ücretsiz mi yoksa 1, 3 ya da 5 dolar mı olması gerektiği tartışmasının henüz devam ettiği bu süreçte;

* Köprüden geçişin ücretsiz olması durumunda 2023 yılında günde 56.145, 2033 yılında günde 73.205, 2043 yılında günde 90.745 araç,

* Geçiş ücretinin 1 dolar olması durumunda 2023 yılında günde 44.267, 2033 yılında günde 56.560, 2043 yılında günde 76.837 araç,

* 3 Dolar olması durumunda 2023 yılında günde 29.560, 2033 yılında günde 38.335, 2043 yılında günde 50.119 araç,

* 5 Dolar olması durumunda 2023 yılında günde 13.044, 2033 yılında günde 19.988, 2043 yılında günde 29.678 araç geçeceği;

Köprüden % 96 oranında otomobil, % 4 oranında da ağır vasıta geçeceği hesaplanmıştır.

Mavişehir-Üçkuyular güzergâhında yapılacak tramvay hattında ise 2018 yılı için 4 dakika dizi aralığı ile saatte 4.050, 2023 yılı için 3 dakika dizi aralığı için saatte 5.400, 2033 yılı için 5 dakika dizi aralığı için 6.480, 2043 yılı için 4,5 dakika dizi aralığı için 7.200 ve daha sonrasında da 4 dakika dizi aralığı için 8.100 yolcu taşınacağı öngörülmüştür.

İşletme ömrü 30 yıl olarak belirlenen projenin yapımına 2017 yılında başlanması, 2023 yılında da işletmeye açılması planlanmaktadır.

Değerlendirmeler

İzmir Körfez Geçişi Projesi, AKP’nin 2023 vizyonunda yer alan siyasi bir projedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan ve o zaman Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı, şimdi ise başbakan olarak görev yapan Binali Yıldırım‘ın; yani, AKP iktidarının 2023 yılı vizyonu çerçevesinde İzmir’in fethini simgelemek amacıyla hazırlanmış siyasi bir projedir. Bu proje AKP adayı Binali Yıldırım‘a ait seçim bildirgesinde yer alan 1.414 projenin birinci sırasında “Körfez’in Altın Gerdanlığı” adıyla yer almıştır.

Şimdilerde bu projeyi sahiplenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2014 tarihli seçim bildirgesinde ise böyle bir proje bulunmamaktadır.

1445875393187

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınmadan hazırlanmıştır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınarak hazırlanmamıştır. 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın bilgilendirilmesi toplantısına, yeterli düzeyde duyuru yapılmadığı için çok az kişi katılmış, ardından da bu toplantıda halkın bilgisine sunulan ÇED raporu 2017 yılında esaslı bir şekilde değiştirilmiş ve bu ikinci ÇED raporu için halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılmamıştır.

Bu nedenle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir halkının önüne tepeden inme bir şekilde konulduğu, bu projeden etkilenenlerin görüşlerinin alınmadığı, projenin asıl olarak bir İzmir Projesi olmadığı söylenebilir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir’in ulaşım ihtiyacına cevap vermemektedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir’in kuzeyindeki yerleşimlerle güneyindeki yerleşimler arasındaki ulaşım ihtiyacını karşılayacağı iddia edilmektedir.

Oysa İzmir’in kuzey yerleşimleri ile güney yerleşimleri arasında gerçek bir ulaşım ihtiyaç ve talebi yoktur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2018 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda ifade ettiği şekilde İzmir’in gerçek ulaşım ihtiyacı doğudaki yerleşimlerle batıdaki yerleşimler arasında olup; bu projenin asıl amacı Bursa ve Çanakkale üzerinden yeni yapılmakta olan otoyolla gelecek İstanbul yolcularının Urla, Çeşme ve Alaçatı’ya daha kolay ulaşmasını sağlamaktır.

Gediz Deltası 054

İzmir Körfez Geçişi Projesi ulusal ve uluslararası hukukla korunan doğal alanları tehdit etmektedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin güzergâhında ulusal yasalar ve uluslararası yasa ve sözleşmelerle korunan doğal alanlar bulunmaktadır. Bu alanların en önemlisi uluslararası RAMSAR Sözleşmesi ile korunan Gediz Deltası Sulak Alanı Koruma Bölgesi’dir. Diğer bir alan ise İnciraltı’ndaki Çakalburnu Sulak Alanı‘dır.

AKP iktidarı ÇED raporunun kabul edildiği tarihten bu yana elinde bulundurduğu parlamento ve bürokrasiyle yasa ve yönetmeliklerle kurul kararlarında değişiklikler yaparak bu alanların sınırlarını ve niteliklerini değiştirmekte; böylelikle projenin bu bölgelerde kolaylıkla yapılmasının yolunu açmaya çalışmaktadır.

Nitekim İzmir’in önemli bir doğal değeri olan Gediz Deltası Sulak Alanı’nın, UNESCO Dünya Doğa Mirası Listesi’ne girebilmek için gerekli olan dört kriteri tam olarak karşılaması nedeniyle Doğa Derneği geçtiğimiz günlerde Gediz Deltası Sulak Alanı’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası Listesi’ne alınması için girişimde bulunmuş, bunun için ulusal ve uluslararası alanda bir kampanya başlatmıştır.

Devam Edecek…

Barış şiirleri

ÇAĞCIL SÖYLEN
Akşam savaş alanına çöktüğünde
Düşmanlar yenilmişti
Telgraf tellerinin tınıları
Haberi uzaklara taşıdı
Dünyanın bir ucunda için için yandı
Bir haykırış, gökktıbbede parçalanarak
Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan
Ve esrik g ö ğü aşan.
Bin dudak ilençlc soldu
Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı.
Dünyanın bir başka ucunda
Bir sevinç, gökkubbede parçalanarak
Büyük bir sevinç, bir eğlence , bir çılgınlık
Rahat bir soluklanma, gerinme
Bin dudak eski bir duayı söyledi
Bin el inançla birleşti.
Gecenin geç saatlerinde
Sayıyordu telgraf telleri
Savaş alanında kalan ölüleri –
O zaman dost ve düşman sessizleşti.
Yalnız analar ağladı
Her iki yanda.

Bertolt Brecht, Çeviren: Turgay Fişekçi
6025646703_bb577c0fbf_o

BARIŞ

Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir

barış.

 

Gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme

elinde yemiş dolu bir zembil

ve alnında ter tomurcukları

-pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi—

akşamüstü eve dönen babadır

barış.

 

Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken

ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinin kazdığı çukurlara

yangının kavurduğu yüreklerde ilk tomurcuklarını açarken umut

ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek

yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir

barış.

 

Barış yemek kokusudur tüten akşamleyin

arabanın yolda durmasının korkutmadığı

kapı çalınmasının dost demek olduğu

ve pencereyi saat başı açmanın,

renklerinin uzaktaki çanlarıyla

gözlerimizin bayram etmesini sağlayan

gökyüzü demek olduğu zamandır

barış.

 

Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.

Başaklar birbirlerine eğilip “İşte, ışık, ışık, ışık!” dedikleri

ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır

barış.

 

Hapisaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman

eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman geceleyin,

cumartesi akşamlan mahalle berberinden çıkan yeni tıraş olmuş

bir işçi gibi baharda ay buluttan çıktığı zamandır

barış.

 

Geçmiş gün

yitirilmiş bir gün olmadığı

sevinç yapraklarını akşamın içine salan bir kök

ve kazanılmış bir gün, hak edilen bir uyku olduğu zaman

acıyı kovmak için zamanın dört bir bucağından

güneşin hemen ayakkabılarını bağladığını duyduğun zamandır

barış.

 

Barış ışınlar demetidir yaz ovalarında

iyilik alfabesidir tanın dizlerinde.

“Kardeşim” dediğin – “Yarın kuracağız” dediğin zaman

kuracağız dediğimizi kurunca türkü çağırdığımız zamandır

barış.

 

Ölüm yüreklerde az yer kapladığı

ve güvenli parmaklarla mutluluğu gösterdiği zaman bacalar,

ikindi vaktinin büyük karanfilini

ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı zamandır

barış.

 

İnsanların sıkışan elleridir barış

dünyanın masasındaki ekmektir

gülümsemesidir annenin.

Budur yalnızca.

Başka bir şey değildir barış.

 

Ve toprakta derin karıklar açan sabahlar

tek bir sözcük yazarlar:

Barış. Başka bir şey değil. Barış.

 

Dizelerimin rayları üzerinde

buğday ve güller yüklenmiş

geleceğe doğru yol alan trendir barış.

 

Kardeşlerim,

barış içinde derin derin soluk alıyor

tüm dünya bütün düşleriyle.

Verin elinizi kardeşlerim,

işte budur barış.

YANNIS RITSOS / Γιάννης Ρίτσος

Yunanca aslından çevirenler:  İoanna Kuçuradi – Özdemir İnce
4b1208ff6da4f3589bc00ebaa36eb6f2

SAVAŞTA ÖLENLER
Her yer tıklım tıklım ölü
Acı boğacak beni boğacak beni
Otlar yalnızlıktan kupkuru
Ama suçlu ben değilim ben değilim
Katillerle bir olmadım olmayacağım da
Özgür kalacağım işte böyle bir başıma
Ve insanoğluna bundan sonra da
Ne ölüm dokuncak ne dirim.

Paul Eluard, Çeviren: Asım BezirciPaul_Eluard_1

Çağdaş Tarım Sorunu: Ekonomik, Politik ve Sosyolojik Kuramlar, Yaklaşımlar, Politikalar

Kitabın Adı: Çağdaş Tarım Sorunu

Yazar: Zülküf Aydın

Yayınlayan: İmge Kitabevi

Yer ve tarihi: Ankara, Ocak 2018

Sayfa sayısı: 335

AAEAAQAAAAAAAAGzAAAAJGQ1Y2ViNWNkLTc1MjAtNGNjZC1hMTg4LWMzYjg4ZTJmMzNjYQ

Yazarı Hakkında

Zülküf Aydın: Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Siyaset Bilimi Profesörü olarak çalışmakta olup 1983-2012 yılları arasında Yarmouk, Durham, Leeds ve Londra üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmıştır. Siyaset bilimi, Ekonomi Politik ve Sosyoloji alanlarında çeşitli uluslararası ve ulusal dergilerde yayınlanan makalelerin yanında Political Economy of Turkey ve Underdevelopment and Rural Structeres adlı iki kitabın da yazarıdır.

Kitap arkası tanıtım yazısı

Türkiye’de istihdamın yüzde 21’i tarımda gerçekleşiyor ve köylülük, ülke emekçilerinin en kalabalık iki sınıfından birini oluşturuyor. Ne var ki, bu sektör milli gelirin sadece yüzde 7’sini üretmektedir. Bu azgelişmiş yapı ve ona bağlı göreli yoksulluk niçin, nasıl kronikleşmiştir? Tarım ve köylülüğün kaderi üzerinde Türkiye’de araştırmayı sürdüren bir avuç iktisatçıdan biri olan Zülküf Aydın bu soruya ışık tutuyor.

Kitap, bu sorunu, küreselleşmenin, finansallaşmanın dünya tarımına yansımalarına bakarak incelemeye başlıyor; bulgularını Türkiye’ye taşıyor. Gösteriyor ki, bu dönüşüm, tarımın uluslararasılaşması ile sonuçlanmıştır. Türkiye’de de çok uluslu şirketlerin öncelikleri, devletin korumacı, destekleyici politikalarının yerine geçmiştir. Bu çalkantılı sürecin Anadolu köylerindeki ekonomik ve toplumsal sonuçları Çağdaş Tarım Sorunu’nda güncel örneklerle betimleniyor.

Türkiye’de tarım ve köylülüğün kaderi… İç içe girmiş, giderek unutulan bu konu, öyle umuyorum ki, Zülküf Aydın’ın kitabı ile yeniden hatırlanacak; gündeme gelecektir.”
                                                                                                                            Korkut Boratav

1980 sonrasında, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumların denetimi altında, gelişen ülkelerde ve bu arada Türkiye’de tarım hızlı bir dönüşüm geçiriyor. Çok uluslu şirketler tarımın hemen her alanına girip etkinliklerini artırıyorlar. Türkiye’de son dönemde çıkarılan tütün, şeker, tohum ve diğer tarım yasaları bu sürecin en belirgin örneklerini oluşturuyor.

Türkiye tarımı üzerine yaptığı önemli incelemelerle tanınan değerli araştırmacı Zülküf Aydın bu kitapta günümüz Türkiye’sinde ve dünya ölçeğinde köylülükle, daha doğrusu, tarımsal üreticilerle ilgili inceleme ve tartışmaları sağlam bir temele oturtabilmek için, kökenleri 19. yüzyılın sonlarına kadar giden ve 1970’li ve 1980’li yıllarda Türkiye’de de bir hayli yankı bulan “Tarım Sorunu” tartışmalarını tekrar gündeme getiriyor.

Zülküf Aydın günümüzde artık küresel ekonomiden uzak hiçbir köşe kalmadığı ve meta üretimi genelleşmiş olduğu için, Türkiye’de ve gelişen ülkelerdeki “Tarım Sorunu”nu da küresel düzeyde emek ve sermaye arasındaki ilişkilerin bir parçası olarak ele almak gerektiğini savunuyor.”
                                                                                                                                Şevket Pamuk

cagdas-tarim-sorunu

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (1)

Ali Rıza Avcan

Bugün ve bugünden sonraki günlerde inceleyip değerlendirmeye alacağımız yeni konumuz, 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanıp 2017 yılının son aylarında tanıtımı yapılan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi olacak. 

Bilindiği üzere bu çalışma, 2014 yılında hazırlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ile 2015 yılında hazırlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi‘nden oluşan bir üçlemenin son bölümünü oluşturuyor.

Böylelikle 9 ilçeyi (Balçova, Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Menderes, Narlıdere, Seferihisar, Selçuk, Urla) kapsayan Yarımada, 7 ilçe (Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Menemen) ile Çiğli ilçesinin Gediz Deltası Sulak Alanı’ndan oluşan bölümünü kapsayan Gediz-Bakırçay Havzası ve 8 ilçeyi kapsayan (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire, Torbalı) Küçük Menderes Havzası’nın sürdürülebilir kalkınmasını sağlayacak temel stratejilerin belirlenmesi çalışmaları tamamlanmış; böylelikle İzmir’in 30 ilçesinden 23’ü ile Çiğli ilçesinin Gediz Deltası Sulak Alanı’ndaki (Selçuk ilçesinin hem Yarımada hem Küçük Menderes Havzası çalışmasında yer almış olması dikkate alınmak suretiyle) sürdürülebilir kalkınmanın hangi ana tema, eksen (amaç), hedef ve faaliyetler (projeler) boyutunda hangi kurum, kuruluş ve işletmeler tarafından hangi sürelerde (kısa, orta, uzun) gerçekleştirileceği belirlenmiş olmaktadır.

İzmir’in 23 ilçesini ilgilendiren bu üç ayrı çalışmanın kendi aralarındaki farklılıklarıyla oluşturdukları bütünlüğün özellikleri ve kendi aralarındaki ilişkileri ayrı bir inceleme yazısının konusunu oluşturduğundan; biz şimdi bu üçüncü çalışmaya; yani Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasına yoğunlaşmakla yetineceğiz.

s598338

Genel olarak…

2016 yılının Aralık ayında basılmış olmasına karşın bizlere neredeyse bir yıl sonra yapılan tanıtım toplantısında dağıtılan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi kitabı toplam 395 sayfadan oluşuyor. 

İlk sayfasında da bu çalışmanın İzmir Büyükşehir Belediyesi için İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü (İYTE), Ege Üniversitesi (EÜ) ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) işbirliği içinde gerçekleştirildiği yazıyor.

Proje Ekibini ise İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü’nden (İYTE) Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Proje Yöneticisi), Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Yrd. Doç. Dr. H. Engin Duran; Ege Üniversitesi’nden (EÜ) Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Araştırma Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız ve Dr. Tolga Esetlili; Dokuz Eylül Üniversitesi’nden (DEÜ) Doç. Dr. Orhan Gündüz oluşturuyor.

Bu ekibe İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Genel Sekreter Yardımcısı Barış Karcı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı Serpil Ötücü, Strateji Geliştirme Şube Müdürü Özgür Akkavak, Asuman Türkmen Meral, Cem Kaya, Ece Özdil, Başak Mamaç, Onur Erbaş, Hamidreza Yazdani ve Aykut Uçar ise yardımcı olmuşlar.

Proje ekibi içinde yer alan akademisyenlerin eğitim düzeyleri ve uzman oldukları konuları dikkate aldığımızda bölgesel planlama ile ilgili hususların İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE), tarım, peyzaj, jeoloji ve çevre ile ilgili hususların Ege Üniversitesi’nde (EÜ), çevre ile ilgili hususların Dokuz Eylül Üniversitesi’nde (DEÜ) görev yapan akademisyenler arasında paylaştırıldığı, çalışmanın lojistiği ile ilgili çalışmaların ise belediye yönetici ve çalışanlarına bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu imzalı bir “Önsöz” ve “Sunuş” yazısı sonrasında “Giriş“, “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu“, “Strateji Geliştirme ve Katılımcılık“, “Küçük Menderes Havzası Strateji Ağacı“, “Strateji Haritası, Gelişme Senaryosu ve Yönetişim” ve “Genel Değerlendirme ve Sonuç” başlıklarını taşıyan altı (6) bölümden oluşmakta olup; çalışmaya bir de “Kaynakça“, “Şekiller Listesi” ve “Tablolar Listesi” eklenmiştir.

Önsöz

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu imzalı “Önsöz” yazısında Yarımada, Gediz-Bakırçay ve Küçük Menderes havzaları ile ilgili üç ayrı strateji çalışmasının toplam 20 ilçeyi kapsadığı belirtilmekle birlikte; bu ilçelerin sayısı, yukarıda da belirttiğimiz gibi Gediz Deltası Sulak Alanı nedeniyle dahil edilen Çiğli ilçesi dışında 23’dür. Aradaki bu üç (3) ilçelik farkın ise, Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi‘ne daha sonra eklenmiş olan Balçova, Narlıdere ve Menderes ilçelerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.  

0033Sunuş

Proje Ekibi tarafından yazılan “Sunuş” yazısında ise bu çalışma kapsamında yapılan ilçe halk çalıştayları, ufuk tarama çalıştayı, uzman paneli ve strateji paylaşım toplantılarına katılan toplam 867 katılımcıdan fikir ve değerlendirmeleri alındığı belirtilmiş olmasına karşın; bu çalışmaya ekli katılım listelerinin ayrıntılı bir şekilde incelenip analiz edilmesi sonucunda birden fazla kişinin birden fazla çalıştay, panel ve toplantıya katılmış olması nedeniyle toplam katılımcı sayısında yanlışlık yapıldığı, gerçek katılımcı sayısının isim isim hazırlanan listelere göre 637 kişi olduğu belirlenmiştir.

Devam Edecek…

 

Sözlük’ten: Ulaşım Ana Planı*

Ela Babalık Sutcliffe

Ulaşım Ana Planı, ulaştırma altyapısına yapılacak yatırımların, düzenlemelerin ve işletme yaklaşımlarının belirlendiği uzun erimli planlardır. Ulaşım ana planı bir ülkenin tümüne, hatta bir kıtaya veya bir kaç ülkeyi içerecek şekilde bir ulaşım koridoruna ilişkin yapılabilir; ancak genellikle kentsel ulaşım planlaması için kullanılan bir terimdir. Son derece kapsamlı bir araştırma ve çalışmanın ürünü olarak hazırlanan Ulaşım Ana Planı kapsamında, özellikle konut-işyeri ve konut-okul yolculuklarına ilişkin anketler yapılarak kentte var olan yolculuk katsayısı ve yolculuk desenleri belirlendikten sonra, arazi kullanım planlarıyla ilişkilendirilerek  ve çeşitli tahmin yöntemleri ile modeller kullanılarak geleceğe yönelik kestirimler yapılır.

Ulaşım Ana Planı, genellikle dört aşamalı ulaşım planlama modeli kullanılarak hazırlanır.

Resim1

İlk aşama Yolculuk Üretimidir (Trip Generation) ve kent genelinde yapılan bölgeleme doğrultusunda her bölge veya bölgecikte ne sayıda yolculuk üretileceği tahmin edilir. Bu aşamada yolculuğun başlangıç yeri olarak kabul edilen her bir bölgede çeşitli değişkenler dikkate alınarak yolculuk sayısı hesaplanır. Bu değişkenlere örnek olarak hane halkı geliri, hane halkında çalışan kişi sayısı ve araç sahipliği verilebilir.

İkinci aşama Yolculuk Dağılımıdır (Trip Distribution) ve her bir bölgede başlayan ve önceki aşamada belirlenmiş olan yolculukların hangi bölgelere gideceği modelleme ile hesaplanır. Böylece başlangıç (origin) bölgeleri ile varış (destination) bölgeleri arasında yolculukların dağılımı modellenir. Bu süreçte bölgelerin büyüklüğü ve bölgeler arasındaki mesafe gibi faktörler dikkate alınır.

Üçüncü aşama Türel Dağılımdır (Modal Split) ve yolculukların ne oranda toplu taşıma ile ne oranda özel araç (otomobil) ile yapılacağı kestirimini içerir.

Dördüncü aşama olan Trafik Ataması (Traffic Assignment) aşamasında ise tahmin edilen yolculukların güzergah seçimi konusunda tahminler yapılır. Yolculuk süresini en az kılacak seçimler yapılacağı varsayımıyla hareket edilir.

Modelleme ile gelecekteki trafik tahmininin yapılmasından sonra, elde edilen sonuçlar kentin var olan altyapısı, ekonomik ve finansal kısıtlar, ayrıca oluşacak trafiğin kentsel ve çevresel etkileri gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Geleneksel ulaşım planlama yaklaşımı olarak tanımlanan ve 1970’li yıllardan itibaren büyük eleştiri alan yaklaşım çerçevesinde model sonucunda ne kadar yolculuk hacmi oluşacağı tahmin ediliyorsa, buna uygun altyapı yapılması için motorlu taşıt yolları genişletilmiş, kent merkezlerinde yeni yollar açılmış ve bunlar yıkıma neden olmuştur. Buna rağmen yolculuk talebi ve özellikle otomobil kullanımı tüm dünyada sürekli arttığı için, yapılan yeni yollar veya yollar genişletilerek elde edilen kapasiteler yine de talebi karşılamaya yetmemiş, trafik sıkışıklığı tüm dünya kentlerinde yaşam kalitesini tehdit eden başlıca sorun olmaya devam etmiştir. Motorlu taşıt trafiğini temel alan bu yaklaşım olumsuz çevresel etkileri, kent yaşamına etkileri ve getirdiği ekonomik maliyetler nedeniyle de eleştirilmiştir.

Bu nedenle çağdaş ulaşım planlaması yaklaşımları çerçevesinde, modelleme sonucunda elde edilen kestirimler eğer mevcut ulaşım altyapısının sunduğu kapasite ile karşılanamayacak kadar büyükse, çeşitli ulaşım politikaları oluşturularak bu talebi düşürmek veya değiştirmek amaçlanmaktadır. Bir diğer deyişle motorlu taşıt yolu altyapısının kapasitesini oluşacak yolculuk talebine uygun hale getirmek için yeni yollar yapmak yerine, talebi mevcut taşıt yolu altyapısının sunduğu kapasiteye uygun hale getirmek için yolculuk talebinin değiştirilmeye çalışılması hedeflenmektedir. Yolculuk Talep Yönetimi olarak tanımlanan bu yaklaşım ile otomobil yolculuk talebinin toplu taşıma (ve olanaklıysa yürüme ve bisikletli ulaşım) yolculuklarına aktarılması sağlanmalıdır. Böylece dört aşamalı modelin üçüncü aşamasındaki Türel Dağılım verilerinin kentte uygulanacak ulaşım politikalarıyla yani dış etkenlerle değiştirilerek özel araç yolculuklarının payının azaltılması yönünde uygulamalar yapılmalıdır.

d2_3

Bu kapsamda Ulaşım Ana Planında sadece büyük altyapı yatırımları değil, otomobil kullanımının azaltılmasını sağlayacak Yolculuk Talep Yönetimi uygulamaları ve mevcut altyapının en verimli biçimde kullanılmasını sağlayacak Trafik Yönetimi düzenlemeleri de içerilmektedir.

Kaynaklar

Hensher, D. A. (2007) Handbook of Transport Modelling, Elsevier Sceince.

Ortûzar, S. J. D. ve Willumsen, L. G. (1994) Modelling Transport, Wiley.

O’Flaherty, C. A. (1997) Transport Planning and Traffic Engineering, Arnold.

* Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Derleyen: Melih Ersoy, Ninova Yayıncılık, İkinci Basım, Nisan 2016, s. 452