Hafta başında iki önemli iş…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani, 14 Mayıs 2018, Pazartesi günü iki önemli işin peşine düşeceğiz.

Gündüz, Doğa Derneği‘nden Güven Eken, Ali Rıza Avcan ve avukat Cem Altıparmak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden belediye ve İZSU yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri ve 3. İdare Mahkemesi hakimleriyle bu mahkeme tarafından belirlenmiş yedi kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı’nda keşif yapacağız.

Yapacağımız keşif, 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava ile ilgili.

Biz bu dava ile, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ankara’daki Ulusal Sulak Komisyonu‘nun (USAK) 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesi ile bu kararın onaylanmasına ilişkin 26 Nisan 2017 tarih, 380 sayılı Bakanlık Olur’unun iptal edilerek yürütmesinin durdurulmasını talep ettik.

Çünkü, dava konusu yaptığımız karar hem İzmir’in büyük belası olan İzmir Körfezi Geçişi Projesi‘nin önünü açıp onun kolaylıkla yapılmasını amaçlıyor hem de Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarla Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda Ali Ağaoğlu, Mehmet Cengiz, Rönesans Holding gibi iktidar yandaşı inşaat baronlarının eskisine göre daha kolay inşaat yapmalarını kolaylaştırıyor.

Şekil 4

Kısacası ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir suç, yapılan yönetmelik değişiklikleri ve alınan USAK kararlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Biz bu amaçla 25 Ağustos 2017 tarihinde mahkemeye başvurmamıza karşın, suçun işlendiği mahaldeki keşfi kararın alındığı tarihten 1 yıl 1 ay, 14 gün; dava açtığımız tarihten 9 ay 19 gün geçtikten sonra yapabiliyoruz.

Çünkü Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mahkemenin belirlediği her bilirkişiye, suçlu olmanın getirdiği ruh hali içinde ve bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin ilerleyip yol alabilmesi için devamlı itiraz etti. Yurt içinde ve dışında hepimizin bilip tanıdığı, çevre ve ekoloji mücadelesinde örnek olmuş birçok bilim insanına itiraz ederek, onların yerine kendisine biat edenleri koymak için devamlı çaba gösterdi.

Bu arada aldığımız yeni ve güzel bir habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi de, bizim yanımızda diyebileceğimiz bir konumda davaya müdahil olmuş. Belediyede yaptığım görüşmeler sırasında ayrıntısını fazla öğrenemediğim; ancak Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki İZSU‘ya ait atık istasyonlarıyla ilişkilendirilen bu dava nedeniyle yarınki keşfe İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin avukatlarıyla daire başkanları ve şehir plancıları da katılacakmış.

Gediz Deltası Sulak Alanı gibi İzmir’i İzmir yapan önemli bir doğal değeri korumak amacıyla açtığımız bu dava ile ilgili gelişmeleri izleyen yazılarımızda sizlerle paylaşmak üzere yarın yapacağımız ikinci büyük işe gelelim.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi Haritası 2017 005 (Küçük)

Evet, 2017 yılından bu yana düşünüp taşındığımız, birçok kez bir araya gelip tartıştığımız ve en nihayetinde 26 Nisan 2018 tarihinde kurduğumuz Yaya Derneği‘nin açılış etkinliğini akşam 18.00-20.00 saatleri arasında Kemeraltı’ndaki Azize Kafe’de yapacağız.

Azize Kafe nerede derseniz, Kızlarağası’nın hemen yanındaki kahveler sokağına girip aşağı yukarı 50-60 metre ilerledikten sonra ilk sola saptığınızda, Azize Kafe’nin tarihi mekanı ile karşınıza çıkacağını söyleyebilirim.

Biz akşam 18.00’den sonra oradayız. Size Yaya Derneği‘ni niye, nasıl ve hangi düşüncelerle kurduğumuzu, Yaya Derneği olarak neler yapmak istediğimizi anlatıp fikrinizi almak istiyoruz.

Logolar17 Kişi olarak çıktığımız bu yola, aramıza sizleri de katarak devam etmek istiyoruz.

Önce İzmir’de, sonra Ankara ve İstanbul’da, ardından da tüm İzmir’de, Ege’de ve ülke düzeyinde…

Yayaların haklarını korumak ve yayanın sesini yükseltmek üzere…

Haydi, daha yaşanabilir kentler için birlikte yürüyelim.

 

Leonard Cohen’den şarkılar, şiirler

Suzanne

Suzanne seni ırmağın yakınındaki yerine götürüyor,
teknelerin geçtiğini duyabilir, geceyi onun yanında
geçirebilirsin. Biliyorsun yan deli olduğunu ama orada
olmayı istemenin nedeni de bu, seni ta Çin’den gelen çay
ve portakallarla besliyor ve tam söylemek istediğinde ona
verecek bir sevgin olmadığını seni kendi dalga boyuna
alıyor ve sözü ırmağa bırakıyor, senin her zaman onun
sevgilisi olduğunu söyleyen.

Ve onunla yolculuk etmek istersin, körü körüne gitmek
istersin ve sana güvenebileceğini biliyorsun, çünkü
zihninle dokundun onun mükemmel vücuduna.
Suda yürüdüğü zaman bir denizciydi İsa, yapayalnız
tahta kulesinden bakarak uzun bir zaman geçirdi, ve
yalnızca boğulan insanların onu görebileceklerinden
emin olduğu zaman şöyle buyurdu: “Tüm insanlar
denizci olacak, deniz onları serbest bırakana dek.” Ama
kendisi gök açılmadan çok önce
kırıldı. -terkedilmiş, hemen hemen bir insan gibi,
bilgeliğinin ağırlığıyla bir taş gibi hattı.
Ve onunla yolculuk etmek istersin, körü körüne gitmek
istersin, belki de onun sana güvenebileceğini biliyorsun
çünkü zihniyle dokundu senin mükemmel vücuduna.

Şimdi Suzanne elinden tutup seni ırmağa doğru
götürüyor, Salvation Army’den aldığı çaputlar ve tüyler
giyiyor ve güneş limandaki hanımefendimizin üzerine
bal gibi dökülüyor ve O da çöpler ve çiçekler arasında
nereye bakacağını sana gösteriyor. Deniz yosunlarında
kahramanlar var, sabahta çocuklar var, sevgi için
uzanıyorlar, Suzanne aynayı tutarken sonsuza dek öyle
uzanacaklar.

Ve onunla yolculuk etmek istersin körü körüne gitmek
istersin, ve ona güvenebilecelini biliyorsun, çünkü
zihniyle dokundu senin mükemmel vücuduna.

1_ua0KhxWT99a_3DW30laECQ

Teldeki Kuş

Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendirnce denedi m özgür olmayı kancadaki bir kurt gibi
eski moda bir kitaba eğilmiş bir şövalye gibi
beni iki büklüm eden aşkımızın aldığı biçimdi.

sana karşı nazik olmadıysam umarım bir yolunu
bulursun tüm bunları geçiştirmenin sana karşı sadık
olmadıysam bunun nedeni bir aşığın bir çeşit yalancı
olması gerektiğine inanmamdı.

ölü doğmuş bir bebek gibi, boynuzlu bir yaratık gibi,
bana ulaşmaya çalışan herkesi paramparça ettim ama bu
şarkıyla ve tüm hata yaptıklarım adına yemin ediyorum
ki tümünü telafi edeceğim seninle. Ağlama, ağlama,
ağlama artık hepsi bitti bebeğim ağlama diyorum bitti
tamamlandı bedeli ödendi.
Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendimce denedim özgür olmayı.

s-e810beb280d3d9d7d9c31e15ab75a0dc0bbac28d-e1481560050248

Başka bir Şarkı Söyleyelim Çocuklar

Başka bir şarkı söyleyelim çocuklar
Bu eskidi ve buruklaştı
Tüm tırnaklarını görüyorum
kırık
Tüm gemileri alev alev yanıyor
Tefecinin tatlı küçük kızı
Arzu içini kemiriyor
Bir dürbünle dikizliyor onu
Kötü babasının porno dükkanından aldığı
Bir mikrofonla çağınyor onu
Benim gibi bir yoksul şarkıcının
Bırakmak zorunda kaldığı
Kışkırtıyor bir klarnetle onu
Elinde bir Nazi hançeri var
Buluyor onu bir yığın halinde
Onun kadını olmak dileği
“Uykuya da yatabilirim ama” diyor
“Lütfen geleceği açık bırak”
Her şeyin eğimli olduğu yerde duruyor
İlk olduğunu düşünüyor sanırım
Elleri deri kemerinin üzerinde
Sanki okyanusu aşan bir teknenin dümeniymiş gibi
Kız öğrenecek kendisine güzelce dokunmayı
Tüm yelkenleri kağıt gibi yanarken
meşhur sigarillosuyla
Birini söndürmeden birini yaktığı
Asla, asla ulaşamayacaklar aya
En azından peşinde olduklarına

Açık denizde sürüklenen bir gemi leşi
Oraya bakın arkadaşlar
Hayatta kalan bir yolcu görünmüyor
Bırakalım artık hu aşıkları merak ededursunlar
Birbirlerine neden kavuşamadıklarını
Başka bir şarkı söyleyelim
Bu eskidi ve buruklaştı.

18-leonard-cohen.w529.h352

Savaş Var

Zenginle fakir arasında bir savaş var,
kadınla erkek arasında bir savaş.
Savaş var diyenlerle
yok diyenler arasında bir savaş var.
Neden geri dönmüyorsun savaşa?

Burada bir kadınla yaşıyorum ve bu durum beni
sinirlendiriyor biraz. Kollarından kalkar kalkmaz
“Sanırım buna aşk diyorsun”diyor,
“Ben ise oda servisi ” Neden geri dönmüyorsun
savaşa? 
Benim yeni halime katlanamıyorsun. Eski centilmen
halimi tercih ederdin.
Beni yenmek öyle kolaydı ki, kontrol etmek
öyle kolay. Bir savaş olduğunu bilmiyordum. Neden geri
dönmüyorsun savaşa?
Zenginle fakir arasında bir savaş var, kadınla erkek
arasında bir savaş. Solla sağ arasında. bir savaş var,
siyahla beyaz arasında,
tekle çift arasında bir savaş
Neden geri dönmüyorsun savaşa?

J171443401

Herkes Biliyor

Herkes biliyor zarları hileli olduğunu. Herkes
yuvarlanıyor iyi şanslar dileyerek. Herkes biliyor
savaşın sona erdiğini. Herkes biliyor iyilerin
kaybettiğini. Herkes biliyor dövüş önceden ayarlanmıştı.
Yoksullar yoksul kalır, zengin zenginleşir. İşler
böyledir. Herkes biliyor.
Herkes biliyor teknenin su aldığını. Herkes biliyor
kaptanın yalan söylediğini. Herkeste babaları ya da
köpekleri biraz önce ölmüş gibi buruk bir his var. Herkes
cebiyle konuşuyor. Herkes bir kutu çikolata ve uzun
saplı bir gül istiyor. Herkes biliyor.
Beni sevdiğini herkes biliyor bebek. Herkes biliyor
bunun böyle olduğunu. Herkes biliyor sadık kaldığını bir
iki geceyi saymazsak. Herkes biliyor dikkatli olduğunu
ama üstünde elbisen olmadan görüşmek zorunda
kaldığın öyle çok kişi vardı ki. Herkes biliyor ..
.
Herkes biliyor ya şimdi ya da asla. Herkes biliyor ya ben
ya da sen. Herkes biliyor bir iki şey yapmışsan sonsuza
dek yaşadığını. Herkes biliyor anlaşmanın hileli
olduğunu.. Yaşlı siyah Joe senin kurdelaların ve
fiyonkların için hala pamuk topluyor. Herkes biliyor.

Herkes biliyor salgının yaklaştığını. Herkes biliyor hızla
hareket ettiğini. Herkes biliyor çıplak adam ve kadının geçmişten
kalan parlak bir antika. Herkes biliyor
sahnenin terk edildiğini, ama yatağında herkesin bildiğini
gösteren bir sayaç olacak.
Herkes biliyor başının dertte olduğunu. Herkes biliyor
başına neler geldiğini. Calvari’nin üstündeki kanlı
haçtan, Malibu kumsalına kadar. Herkes biliyor
dağılmaya başladığını. Bu güçlü kalbe son bir kez bak
birazdan patlayacak ve herkes biliyor.

Leonard Cohen - Şarkılar, Şiirlera

 

Kaldırım taşlarının altında kumsal var

Kitabın Adı: Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var, Sitüasyonist Enternasyonal’in En Görkemli Döneminde Gündelik Hayat.

Özgün Adı: The Beach Beneath The Street, The Everyday Life and Glorius Times of the Situationist International.

Yazarı: McKenzie Wark

Türkçesi: Arda Çiltepe

Yayınlayan: Sel Yayıncılık

Zaman ve Yer: 1. Baskı, Eylül 2014, İstanbul

226 sayfa.

KaldirimTaslarininAltinda_KKK.

Yazarı Hakkında

McKenzie Wark, 1961 yılında Avustralya’nın Newcastle şehrinde doğdu. Macquarie Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Sidney Teknoloji Üniversitesi’nde mastır ve Murdoch Üniversitesi İletişim Bölümü’nde doktora yaptı. New York’taki New School’da Medya ve Kültürel İncelemeler profesörü olan Wark, yine New York’ta bulunan Eugene Lang Üniversitesi’nde dersler veriyor.

Wark, medya teorisi, eleştirel teori, yeni medya ve Sitüasyonist Enternasyonal üzerine yazılarıyla tanınıyor. Başlıca eserleri Bir Hacker Manifestosu ve Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var‘dır.

Kitabın Tanıtım Metni

Kaldırım taşlarının altında kumsal var” deyişi, 1968’deki öğrenci-polis çatışmaları sırasında, öğrencilerin söktükleri kaldırım taşlarını polislere atmasından yola çıkılarak oluşturulmuş, gelecekteki güzel günleri muştulayan bir umut sloganıdır. Bu slogan, ortaya çıkışından 35 yıl sonra, umudun boşa çıkmasındaki hayal kırıklıklarını anlatmak isteyen Türk ve Avrupalı sanatçıların oluşturduğu “Plajın altında kaldırım taşları” adli güncel sanat projesinin başlığına da esin kaynağı olmuştur.

İsyanın şifrelerini ararken anayollardan sapıp arka sokaklarda dolanmanın vakti geldi. Sitüasyonist  Enternasyonal tüm dünyada aktivist, sanatçı ve teorisyenleri etkilemeye devam etmesine rağmen ülkemizde henüz pek fazla tartışılmadı. Bu hareketin bıraktığı miras, giderek şiddetlenen kent mücadelesinin, burjuva kültür ve düzeninde çatlaklar yaratma arayışının beslenebileceği önemli kaynaklardan biri. 

Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var, Sitüasyonizmin zamana ve mekâna sıkışmış, arşive kaldırılmış nadide bir eser değil, dört dörtlük bir yaratıcı teori ve eylem rehberi olduğunu kanıtlıyor. Yazar, 50’lerin bohem Paris’inden 68 Mayıs’ının çalkantılı günlerine kadar Sitüasyonistlerin izlerini iletişim, mimari ve gündelik hayat pratiklerinde sürüyor. 

Guy Debord’un yanı sıra Constant, Asger Jorn, Michèle Bernstein, Alexander Trocchi ve Jacqueline De Jong gibi isimlerin projeleri, hayalleri, eylemleri bugünü ve burayı kavramak için elli yıl öncesinden ışık tutuyor. 

Yüksek teorinin değil düşe kalka ilerleyen teorinin ve deneylerle, başarısızlıklarla dolu bir eylem tarihinin kaydını düşen bu kitap günümüzdeki pratiklere de yol gösteriyor.

Mızrağı yel değirmenlerine doğrultmak mızrağı kaptırmaktan iyidir.

Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var 002

Kaldırım taşlarının altında sahiden kumsal var mıydı?*

M. İskender Özturanlı

Mckenzie Wark, Avustralyalı yazar ve düşünür, anlattığı dönemlere ucundan tanıklık etmiş, daha çok sanat, teknoloji ve iletişim gibi konularda yaratıcı-muhalif düşünceleri ile tanınıyor.

Ancak bu kitap farklı, zamanlaması da öyle. Uzun zamandır, sistemin bütün oyun kurallarını kayıtsız kabul ettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Artık daha özgür bir dünya ülküsünü takip etmeyi bile bıraktık. Yazarın çarpıcı girişi ile söylersek, “Bu gezegenden sıkıldık. Buralar daha iyi yüzyıllara tanık olduk ve gelecekteki daha iyi zamanlar vaadi avucumuzdan kaçıyor. Bu dünyanın sunduğu imkanlar şimdilerde iç karartıcı ve sönük görünüyor. En iyi haliyle sunduğu şey, parçalanma gösterilerinden ibaret. Seçenekler ya kapitalizm ya barbarlık. Şantajın yönettiği bir çağ bu. Ya aynı şeyleri tekrar edeceğiz ya ahir zamanları göreceğiz. Daha doğrusu onlar öyle diyorlar. Ama biz yemiyoruz. Yirmi birinci yüzyıldan nasıl çıkacağımızı planlamanın vakti geldi. Karamsarlar haklı, bu böyle sürüp gidemez. İyimserler de haklı. Başka bir dünya mümkün. Araçlar elimizin altında.

68 Paris Baharı’nı hazırlayan süreç

Wark’ın, çağrısı hala temel bir çağrı, 68’in iki temel ruhuna, Sitüasyonist ve Marksist iki pratiğe, o azme,, o arzuya geri dönmek için, dönemi anlatan bir kitap bu. Yazarın dediği gibi, “Bazen ileri gitmek için geri gitmek gerekir. Suç mahalline. Durumun (Situation) açık olduğu, silahın henüz patlamadığı, şampiyonluk yarışının henüz başlamadığı an’a.

Yazar da başa dönüyor ve oradan başlıyor. Sartre ve Beauvoir, Tzara, Vian, Bataille, Debord gibi çok bilinen şahsiyetler ile, dönemin bohem gazetecilerinin de mekan tuttukları Paris St. Germain Des Press’den alıyor hikayeyi, bilmediğimiz yönleriyle Sitüasyonistler’den Asger Jorn, De Jong, Straram gibi sanatçı düşünürler ile Letrizmin Babası Isou gibi, G. Pomerand gibi şairlerin hikayeleri ile buluşturuyor bizleri. Trocci’nin kitapları, Dansçı Güzel Kadın Vali Myers’in gizemli hikayesi, Constant gibi tasarlayıcılar, Ven Ecyk gibi ustalar, yeni bir mekanın imkanı adına, 68 Paris Baharını hazırlayan, on sekiz yıllık, bütün o derinlikli süreç.

Nanterre’de, kasvetli bir banliyö üniversitesinde başlayan, dalga dalga önce Sorbonne’a, sonra da Genel Grev ile Fransa’ya yayılan 68 baharı: Bir yanda Sitüasyonistlerin sözcüsü Guy Debord, diğer yanda düşünür Lefebvre gibi, hatta sanatçı Jorn’un bilinmeyen sermaye kuramı gibi arka planlar taşıyordu oysa. Paris sokaklarına ruh veren, büyük isyan sadece sokaklarda değil, o sokakların nasıl daha aydınlık olacağını tasarlayan, düşünsel ve düşsel dünyanın gücü, boheminden kaynaklanıyordu. O bitmeyen azmin kaynağı olan şey de tam burada oluştu, ama aynı zamanda felsefi hayal kırıklığının olduğu yer de burasıydı. Lefebvre’nin kapitalist birikim ve sürüklenmenin artık sadece şehirlerde hayata geçtiğini anlattığı, Modern Dünyanın Eleştirisi kitaplarını da Nanterre Üniversitesi’nde yazmış olması tabi ki tesadüf değildi. Lefebvre’den Sorbonne’a ve Cohn Bendit’e giden yol da uzun değildi. Sınırlı bir devrimci olduğu iddia edilen Bendit, “kabul edilemez şeyler hakkında kabul edilebilir şekilde konuşabilen tek kişi“ydi. Kabul edilemez isteklerin hayata yansımasını sağlamıştı.

Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var 001

“Kominist” ve “bohem”

O günden bugüne bir çok şey tüketilebilir kalıplara dönerek sıradanlaştı: “Kaldırım taşlarının altında kumsal var.” Paris’teki 1968 Mayıs-Haziran olaylarında, iki tür eleştirinin bir araya gelir gibi olduğu bir anda ortaya çıkan, çokça kullanılmış bir slogan bu. BU eleştirilerden birisi komünistti ve eşitlik istiyordu. Diğeri bohemdi ve farklılık istiyordu. İlki, sanki dünyanın en büyük genel grevlerinden biri hiç gerçekleşmemiş gibi tarihsel bellekten silindi. İkincisiyse yumuşak hatta bayağı görünmesine yol açan bir dile büründürüldü; sanki talep edilen tek şey müşteri hizmetleriymiş gibi. Luc Boltanski, şöyle diyordu: “Kapitalizme getirilen sanatsal eleştiri, bütünüyle işletme retoriğine yedirildi.

Son on yıldır, peşin hükümle öldüğü, demode kaldığı ilan edilen Sol esasında, dünyada 68 kalkışmasının merkez çekilmesi ile yeniden yaşam bulan bir süreç olmuştur. Sonraları AB’nin, daha eşitlikçi, daha adil politikalarına yerleşen rekabetçi hukuk, ifade özgürlüğü, azınlık hakları gibi kazanımlar için 68 Sol’unun gecikmiş katkısı unutulmamalı. Bugünlerde yitmek üzere olan bu katkı 68 kuşağının yaşama karıştığı yerde duruyor, hala. O dönemde “Hayalgücü iktidara” sloganını duvara yazan bir kuşağın kenardan merkeze, arzulanan dünyayı kuramasa da katkıları olan bir süreçti bu. Şimdilerde, bir yandan popülist sağ, bir yandan da post liberal TTTP gibi serbest ticaret anlaşmaları ile kaybedilmekte olsa da.

Amerikan solunda durum farklı seyretti. M. Kazin’in geçenlerde Foreign Affairs’de yazdığı gibi, ABD’nde sol 200 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, 68 ile yükseldi, ABD 68’inin iki talebi vardı: toplumsal eşitlik ve bireysel özgürlük. Kazin diyor ki; ABD’de birincisi, Avrupa gibi siyasette merkeze getiremedik ama bireysel özgürlük aşısı ABD’de tuttu.

* Yurt Gazetesi, 7 Kasım 2014

 

 

Yaya Derneği’ni neleri düşünerek kurduk?

Ali Rıza Avcan

28 Nisan 2018 tarihi itibariyle kurduğumuz Yaya Derneği‘nin, belirlediğimiz politika, strateji, temel değer, ilke ve etik kurallarla örgüt yapısı, işleyişi ve gerçekleştireceği uygulamalar açısından çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle zenginleşen demokratik bir yapıya sahip olmasını ve bu özellikleriyle diğer sivil toplum kuruluşlarına örnek olmasını arzuladık. 

Bunu sağlamak amacıyla yurt dışındaki örnekleri ve bu konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kaynakları tarayıp inceledik, araştırdık ve kendi aramızda uzun uzun tartıştık.

Arzuladığımız demokratik yapıyı oluştururken bunun zaman içinde gelişerek kalıcılaşması için gerekli gördüğümüz önlemleri almaya; böylelikle, oluşturduğumuz yapının geleceğini garanti altına almaya çalıştık.

Bu amaçla derneğin mümkün olduğu kadar yatay bir örgütlenme yapısına sahip olmasını, alt ve üst birimler arasındaki hiyerarşik ilişkilerin en az düzeyde olmasına çalıştık.

20180510_180919

Örneğin dernek ve dernek yönetim kurulu içinde “başkan olma” ya da “başkanlık yapma” sendromundan uzak bir yönetim modelinin nasıl oluşturulup çalıştırılacağını uzun uzun tartıştık, “eşbaşkanlık” ya da “dönem başkanlığı” veya “sözcülüğü” gibi daha demokratik yöntemlerin hukuken mümkün olup olmadığını sorgulayıp mevcut hukuk düzeni buna izin vermese bile biz günlük yaşantımızda bu beladan uzak durup içimizden birinin “başkanlık” saplantısına takılmaması için değişik mekanizmalar geliştirmeye çalıştık. 

Ayrıca diğer birçok dernek, vakıf ya da kooperatiften farklı olarak uygulama sırasında nelere dikkat edeceğimizi gösteren temel ilkeler belirledik.

Bütün bu inceleme, araştırma ve tartışmalar sonucunda Yaya Derneği‘nin temel değer, ilke ve etik kurallarını şu şekilde belirledik:

Temel Değerlerimiz

Yaya Derneği, her türlü hiyerarşik, ayırıcı, zorlayıcı, dayatıcı, rekabetçi, cezalandırıcı ve baskıcı oluşumlara karşıdır. Hiçbir milliyet, etnik küme, cinsiyet, cinsel eğilim, dil, dini inanış arasında bir ayırım yapmaz, birini diğerinden üstün tutmaz.

Temel İlkelerimiz

Adil ve dürüst olmak; Yaya Derneği‘nin iç ve dış paydaşlarına adaletli davranıp doğruluktan ayrılmamak, önyargısız olmak ve ötekileştirmemektir.

Sorumluluk; Yaya Derneği‘nin çalışmalarında görev alıp bu görevi kararlılık ve heyecanla yerine getirmektir.

Bilgiye erişim ve saydamlık; Yaya Derneği ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin üyelere açık olması ve üyelerin bunlara kolaylıkla ulaşabilmesidir.

Yapılabilirlik; her hangi bir eylemin eldeki olanaklar, taraflar, zaman ve ortam koşulları açısından gerçekleştirilme olanağının bulunmasıdır.

Hesap verebilirlik; görev üstlenip yetki edinen her dernek yönetici ve üyesinin üstlendiği görevle ilgili doğru ve tatmin edici düzeyde cevap verme sorumluluğudur.

Tutarlılık; düşünce, önerme ve davranışların birbiriyle anlamlı bir bütünlük içinde olmasıdır.

Aktif katılım; dernek yönetici ve üyelerinin tüm dernek etkinliklerinin değişik aşamalarında etkili bir şekilde yer almasıdır.

Sonuç odaklı etkin çalışma; Dernek üyeleri, çalışma grupları ve yöneticileri tarafından yürütülen her etkinliğin, başlangıçta belirlenen hedef ve başarı göstergeleri çerçevesinde olumlu bir sonuca ulaşmasıdır.

Etkililik; Yapılan her düzeydeki iş, işlem ve eylemin başlangıçta belirlenen hedefe ulaşarak kalıcı sonuçlara neden olmasıdır.

Sürdürülebilirlik; yapılabilir herhangi bir eylemin gerçekleştiği zaman sonrasındaki var olma yeterliliğidir.

Kurumsallaşma; Dernek çalışmalarının geliştirilen temel değer, ilke ve yöntemler çerçevesinde kişi ve gruplara bağlı kalınmaksızın kalıcı ve bağımsız bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Gönüllülük, işbirliği, paylaşma ve dayanışma; Derneğin iç ve dış paydaşları arasındaki ilişki, iletişim ve beraberliğin rekabetten uzak bir gönüllülük çerçevesinde işbirliği, paylaşma ve dayanışma içinde yürütülmesidir.

Takım çalışması; Dernekle ilgili tüm çalışmaların uzmanların, yönetici ve üyelerin katılımı ile oluşturulan ekipler eliyle gerçekleştirilmesidir.

Etik Kurallarımız

 Karşılıklı güven ve saygıdır.

 Dürüstlük, doğruluk ve açıklıktır.

 Hukuka saygıdır.

 Gizliliğe saygı ve kişisel bilgileri korumaktır.

 Sahip olduğumuz varlıkların akılcı şekilde kullanılmasıdır.

♦ Üye ve yönetici düzleminde etkin zaman yönetimidir.

 Çıkar çatışmalarından kaçınmaktır.

 Çevreyle ve medyayla dürüst ilişki ve iletişim geliştirmektir.

 Toplumsal sorumluluk ve gönüllülüktür.

 Doğaya duyarlılıktır.

pedestrian-accident-lawyer-st-louis

Dernek olarak diğer kurumlarla ilişkilerimizde ise baştan belirlediğimiz şu ilkeleri dikkate almayı ve uygulamayı kararlaştırdık:

Yaya Derneği, hak kavramının parçalanamaz bir bütün olduğu düşüncesiyle yaya haklarını ihlal eden haksızlıklara karşı mücadele etmeyi, koşullar ne olursa olsun derneğin ve derneği oluşturan bireylerin beklentilerinin üzerinde tutar. Dernek, her türlü hak mücadelesi veren oluşuma ve bireye değer verir ve kendi mücadelesini onların üzerinde tutmaz.

Yaya Derneği, diğer kurumlarla aşağıdaki ilkeler doğrultusunda işbirliği ve birliktelikler kurar:

1- Doğal, tarihi ve kültürel çevreye zarar veren, kent suçu niteliğinde faaliyetlerde bulunan kuruluşlarla bu tür kuruluşları destekleyen kuruluşlardan ayni veya nakdi hiçbir desteği kabul etmez, işbirliği yapmaz.

2- Yaya Derneği, silah sanayi ve savaş endüstrisinde faaliyet gösteren kurumlarla hiçbir ilişki kurmaz, bağış kabul etmez.

3- Yaya Derneği, sosyal güvenceden yoksun işçi çalıştıran, çocuk işçi çalıştıran, çalışanlarının yasal hak ve güvencelerini tanımayan, bu hakların gereklerini yerine getirmeyen veya ihlal eden kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaz, ayni veya nakdi hiçbir yardımı kabul etmez.

4- Yaya Derneği vergi yolsuzluğu, rüşvet ve haraç gibi herhangi bir yolsuzluğa adı karışmış, kişi, kurum ve kuruluşlarla çalışmaz, işbirliği yapmaz.

5- Yaya Derneği, birlikte çalıştığı kurumları saydamlık ilkesi doğrultusunda tüm paydaşları ve kamuoyuyla paylaşır.

6- Yaya Derneği kurduğu işbirliklerinde kurum, kuruluş ya da kişilerin çıkarlarını ya da isteklerini değil, yayanın hak ve çıkarlarını ön planda tutar. Tüm faaliyetlerinde bu ilke doğrultusunda hareket eder.

7- Yaya Derneği, içinde bulunduğu işbirlikleri nedeniyle yayanın haklarını savunma temel görevinden ve kurumsal stratejisinden asla taviz vermez. Derneğin işbirliği içinde bulunduğu kurumlar bu yönde taleplerde bulundukları takdirde Dernek Yönetimi ilişkisini tek taraflı olarak keser.

8- Yaya Derneği’nin ilkeleri ve stratejisi tüm bireysel ve kurumsal ilişkilerden bağımsız olarak, yayanın haklarını korumak doğrultusunda belirlenir. Dernek Yönetim Kurulu üyeleri tümüyle gönüllü olarak çalışır ve hiçbir şekilde Derneğin danışmanı veya çalışanı olarak görev yapamaz.

9- Yaya Derneği, ilişki içinde olduğu kurum, kuruluş veya kişilerin yukarıdaki ilkeleri ihlal etmeleri halinde ilişkisini tek taraflı olarak keser.

Yaya Derneği‘ne üye olan, üye olmadan desteklemeyi tercih eden ya da sadece sempati duyan kişileri birbirine bağlayan şey, onların birbirleriyle arkadaş, dost ve yoldaş olmaları değil; bütün bunların yanında “yaya olma” ortak paydasında birleşmeleridir.

O nedenle bizi birbirimize bağlayan duygular önemli olmakla birlikte, bizi asıl var edenin “yaya olma” ortak paydası ile ilgili temel değer, ilke ve etik kurallar olduğuna inanıyoruz.

201315_13ba5f1a894ab75ca3706957dfc1366b_large

Derneğin kuruluş aşamasında hep birlikte belirlediğimiz ve geçen zaman içinde geliştirilip zenginleştireceğimiz bu değer, ilke ve etik kuralların bizi birbirimize bağladığı sürece derneğimizin büyüyeceğini, yayılıp yoğunlaşacağını ve dünyadaki tüm yayaların bu topraklardaki temsilcisi olarak önemli görevler üstleneceğimizi biliyor ve Yaya Derneği‘ne katılmak isteyen herkesin bu değer, ilke ve etik kurallara uymayı kabul etmesini bekliyoruz.

Sözlük’ten: Kentleşme politikaları*

Prof. Dr. Ruşen Keleş

Kentleşme Politikası (policy) mı, yoksa Kentleşme Politikaları mı demenin, daha doğru olacağının tartışmasını daha sonraya bırakarak, bu terimlerin ilkinden ne anlamak gerektiğini, Kentbilim Terimleri Sözlüğü’ndeki biçimiyle tanımlamayı deneyelim (Keleş, 1998); “Kırsal alanlardan kentlere akının hızını, biçimini, bölgeler arasındaki dağılışını, uzun dönem için ülkenin kalkınmasına yardım edecek biçimde etkilemeyi ve köylerde, kentlerde yarattığı sorunların çözümünü amaçlayan ilke ve önceliklerle ilgili eşgüdümlü önlemlerin tümü” kentleşme politikası (yöneltisi) olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımın içinde yer alan her öğe ayrı ayrı kentleşme politikalarının (yöneltilerinin) konusu olacak önemdedir. Çünkü örneğin sağlıklı bir kentleşme politikası, kırsal alandaki ve tarım kesimindeki yaşama, çalışma ve verimlilik koşullarından yola çıkmak zorundadır. Öte yandan, çağdaş bir kentleşme politikası kaçınılmaz olarak nüfusun ve ekonomik etkinliklerin ülkenin coğrafyasına dağılış biçimini ilgi alanı içinde tutmadan edemez. Bölgeler arasındaki dengesizliklerin azaltılması ya da giderilmesi her yerde dayanışmacı bir toplum felsefesinin ayrılmaz öğesidir. Kentleşmeyi salt bir nüfus devinimi olarak görmenin yeterli olmadığına daha önce değinmiştik. Kentleşme ile kalkınma, aralarında zorunlu bir ilişki kurulması gereken değişkenlerdir. Kentleşmeyi işleyimleşmeye (sanayileşme) dayanan sağlıklı bir kalkınma politikasının konusu durumuna getirmek de kentleşme politikasının önemli bir öğesidir. Son olarak, konut ve arsa politikaları, bunlara bağlı olarak kamusal kararlarla yaratılan kentsel rantların paylaştırma biçimine yön vermesi istenen kurallar kentleşme politikasının temelini oluşturur. Görüldüğü gibi, kentleşme politikası denildiğinde, tek bir politikadan söz etmeye olanak yoktur. Birden çok kentleşme politikası olduğunun kabulü daha gerçekçi görünmektedir.

Kent 237

Kentleşme politikası nüfusun ve ekonomik etkinliklerin ülke yüzeyindeki dağılış biçimine ve kentlerin sayısının artışına ve alan ve nüfus olarak büyümelerine ilişkin ilke ve amaçları gerçekleştirecek politika almaşıkları birkaç noktada özetlenebilir: Birincisi, kentleşmenin kendiliğinden oluşumuna ve seyrine seyirci kalmak, tüm gelişmeleri istem ve sunum yasalarının etkileşimine terk etmektir. Bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler (laissez-faire, laissez passer) yaklaşımını yansıtan bu politika tercihi, 21. Yüzyıl başlangıcında yeryüzünde bütün gücüyle esen liberalleşme rüzgarlarına karşın çok az sayıda ülkede resmi bir politika olarak uygulama olanağı bulmaktadır. Yaşadığımız yüzyılın yeni liberal anlayışlarının gereği olarak, devletler kentleşme olgusu karşısında yansız bir tavır almak yerine, sermayeyi temsil eden sınıflardan yana tavır koyarak kentsel gelişmeyi bilinçli olarak sermayenin kısa ve uzun erimdeki çıkarları doğrultusunda etkilemeye katkıda bulunmaktadırlar.

Kent 238

Kentleşme politikasının ikinci türü, köyden kente olan göçleri yavaşlatmak ya da durdurabilmek amacıyla, tarımsal gelişmeyi hızlandırmak, kırsal alanlardaki yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirerek nüfusu köylerden kentlere doğru itmekte olan nedenlerin varlığına son vermektir. Kimi totaliter ülkelerde, köylüyü köyünde tutabilmek amacıyla zorlayıcı önlemlere başvurulduğu görülmüştür. İş güç sahibi olmayanların büyük kentlere akını önlenmek istenmiştir. Büyük kentlerde yerleşmenin “vize” almaya bağlı duruma getirilmek istenmesinde başarı sağlanabilmiş değildir. Türkiye’de 1982 Anayasası’nın 23. maddesinde yer alan yerleşme özgürlüğüne, “düzenli ve sağlıklı kentleşmeyi gerçekleştirmek” amacıyla yasayla sınırlama getirilebilmesinin öngörülmüş olması da böyle bir anlayışın sonucudur. Kimi ülkelerde, toprak reformu ve toplum kalkınması gibi dayanışmacı, toplumsal adaletçi ve katılımcı yöntemlerle kırsal alanlardaki yaşam koşullarını iyileştirme denemeleri yapılmıştır. Bu tür uygulamalara, Hindistan’dan, İsrail’den, Hollanda’dan ve başka ülkelerden örnekler verilebilir. Kentlerin sağladığı olanaklarla kırsal alanların çekici yönlerini birleştirmeyi, bir başka deyişle, kentte arananları köylünün ayağına götürmeyi amaçlayan köy-kent, tarım kenti ve benzeri yerleşim modelleri de aynı amaçlarla tasarlanmış modellerdir.

Kaynak:

Keleş, R. (1998) Kentbilim Terimleri Sözlüğü, İmge Kitabevi, Ankara, (2. Baskı)


* Melih Ersoy (Derleyen), Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Ninova Yayıncılık, Nisan 2016 (2. Baskı), s. 213

 

Yaya Derneği’ni neden kurduk?

Ali Rıza Avcan

Şu sıralarda herkes soruyor, “Yaya Derneği’ni niye kurdunuz?” diye.

Bankacı soruyor, televizyoncu soruyor, gazeteci soruyor, vergi yoklama memuru soruyor. Soruyor da soruyor.

Yaya Derneği‘nin kurucuları olarak ben ve arkadaşlarım da bu sorunun sahiplerine sokaklarda, kaldırımlarda yürüyenleri; daha doğrusu yürümeye çalışanları , cadde, sokak ve kaldırımların içler acısını halini göstererek oralarda yürüyenlerin sıkıntı içinde olduğunu, uzunca bir süredir önceliğin taşıt araçlarına ya da iş yeri sahiplerine verildiğini, taşıt araçlarının adeta kutsandığını, kentteki çoğu şeyin taşıt aracı sahiplerinin rahatlığı için yapıldığını, aslen yayaya ait olması gereken kamusal alanların işgal altında olduğunu göstermeye çalışıyoruz.

O nedenle, “kurduğumuz dernek, hak temelli bir dernektir, biz yollarda, kaldırımlarda rahatlıkla, güven içinde yürüyemeyen insanların hakları olduğunu onlara ve kent yöneticilerine hatırlatmak, uluslararası belgelerle güvence altına alınmış o haklara sahip çıkmaları için kurulduk” diyoruz.

vehicles-air-cars-traffic-pollution-1_0

Bizimle görüşmek isteyen gazetecileri, televizyoncuları dernek merkezimizde ya diğer kapalı mekanlarda değil; kentin sorunlu yaya geçitlerine, üst geçitlerine, köprülerine, sokak ve kaldırımlarına götürüyor, hem bizimle hem de halkla görüşerek fikir sahibi olmalarını istiyoruz. 

Onlara İzmir’in meşhur “sevgi yolları“nın, kaldırımlarının; hatta ünlü Birinci Kordon’unun işgal altında olduğunu, İzmir deyince ilk akla gelen Konak Meydanı’nın kamu araçlarının parkı haline dönüştürüldüğünü, Alsancak İstasyonu ile Bornova Sokağı arasında yeni yapılan şekilsiz yaya geçidinin kurallara uygun olmadığını, Dokuz Eylül Meydanı’nda Konak Belediyesi hizmet binası ile Kültürpark arasındaki yaya geçidinde ise yayalara ayrılan sürenin çok kısa olduğunu, bu geçitte yayalar yerine araç sahiplerine öncelik verildiğini anlatıp göstermeye çalışıyoruz.

Evet, gördüğünüz ve bizim de anlatmaya çalıştığımız gibi kentler her geçen gün yayaların, yürüyenlerin, kamusal alanlarda oturup etrafı seyretmek, dinlenmek, rahatlamak isteyenlerin değil; araç sahiplerinin taleplerine göre şekilleniyor ve kent onların kenti olmaya başlıyor. Bu amaçla kentin içinden geniş oto yollar geçiriliyor, bu yolların yapımı için halka ait geniş yeşil alanlar gözden çıkarılıyor, kentteki geniş alanlar otopark alanı olarak ayrılıyor, yollar, kaldırımlar, meydanlar araçlar tarafından işgal ediliyor, katlı otoparkların yapımına milyonlarca lira harcanıyor.

O nedenle kentte yaşayanların, ezeli ve ebedi bir şekilde yaya olanların bu gelişime “DUR!” demesi ve kent yaşamında yaya öncelikli politika, strateji ve uygulamaların yaşama geçmesi için mücadele etmesi gerekiyor.

Anladığımız kadarıyla biz bu amaçla bir araya gelmedikçe, örgütlenmedikçe ve mücadele etmedikçe, örgütlenmeden edineceğimiz güçle ağırlığımızı koymadıkça bunun değişeceği yok!

PaigeVickers_CurbedSpot1_2_7

Çünkü kural tanımaz vahşi kapitalizm, dillere sakız ettiği “sürdürülebilir kalkınma” söylemiyle devamlı daha fazla araç üretiyor, daha fazla yol yapıyor ve devamlı bizlere ait doğal ve kamusal alanları işgal ederek bizleri daha dar alanlarda yaşamaya mecbur ediyor. 

Bu durum karşısında biz de, yeni yeni yolların yapılması ya da milyonlarca aracın trafiğe çıkması yerine onların yerine konulabilecek bisikletle ulaşım ve yürüme gibi alternatif ulaşım yöntemlerine öncelik verilmesini, hayvanlar dahil tüm canlıların kamusal alanlarda daha güvenli, daha sağlıklı yürüyüp var olabilmeleri için onların haklarına saygı duyulmasını, Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı yaya haklarının yaşama geçirilmesini talep ediyoruz.

Biliyoruz ki, bisiklet kullanmak ya da yürümek bir kent kültürü olarak hepimizin yaşamına yerleşip güçlendiği takdirde, yeni yeni yollar yapmaya, daha fazla araç üretip kullanmaya gerek kalmayacak; böylelikle insanların ve sokak hayvanlarının cadde, sokak, kaldırım, meydan ve park gibi kamusal alanlarda güven içinde daha sağlıklı ve rahat olması sağlanacak.

Bu bir düş değil!

Bu, sadece ve sadece temel tercihlerimizi değiştirdiğimiz takdirde, hemen yaşama geçirebileceğimiz, rahatlığı kısa sürede hissedebileceğimiz; böylelikle düş olmaktan çıkarabileceğimiz bir değişiklik olacak.

Çevreyi kirleten petrol kaynakları henüz tükenmeden, kentler yaşanmaz hale gelmeden kendi kararımızla hemen yaşama geçireceğimiz gerçek bir devrim olacak bu! 

Low Section Of Man Walking On Sidewalk

Hem de hemen her şeyi kaybedeceğimiz o geri dönülemez noktaya varmadan önce...

O nedenle gelin, Yaya Derneği‘ne; yani bize katılın, katkıda bulunun ve bu beraberliğe güç verin…

Gelin, hep birlikte radikal bir karar vererek hep birlikte iyi bir yürüyüşçü olmaya çalışalım; yürüyerek, kenti ve çevremizi keşfederek yaşam kültürümüzü geliştirip zenginleştirmeye çalışalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

Arapapıştı Kanyonu

Arapapıştı Kanyonu. 

Aydın’ın yeni gezinti alanı.

Kemer Barajı’nın suları altında kaldıktan sonra güzel kıvrımlı manzarası nedeniyle Aydın’ın yerel yöneticileri tarafından yeni fark edilen bir doğa harikası.

Şu sıralarda Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin gayretleri ile bir turizm alanı olarak değerlendirilmeye çalışılıyor. Belediye bu amaçla bölgeye ulaşımı sağlayıp fotoğraf yarışmaları düzenliyor.

2017-2018 Döneminde düzenlenen 1. Fotoğraf Yarışması’nın konusu da bu nedenle “Arapapışı Kanyonu” olarak belirlenmiş.  Sonuçları geçtiğimiz günlerde belli olan bu yarışmaya katılıp ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 26 fotoğraf bu kanyonun güzelliği hakkında bize fazlasıyla bilgi veriyor.

001
Birincilik Ödülü – Adnan Teymur – “Arapapıştı Gezisi
002
İkincilik Ödülü – Mehmet Öztürk – “Sandal
003
Üçüncülük Ödülü – Murat Bakmaz – “Sis
004
Mansiyon – Oğuz İpçi – “Su Kavuşumu
005
Mansiyon – Sare Kural – “Yolculuk
006
Mansiyon – Fatih Gökdere – “Arapapıştı
007
Sergileme – Eser Paşa – “Balıkçıl
008
Sergileme – Zeki Yavuzak – “Turkuvaz
009
Sergileme – Caner Başer – “Dere
010
Sergileme – Cihan Karaca – “Kanyon
011
Sergileme – Şadiye Yaralı – “Özgürce
012
Sergileme – Sare Kural – “Arapapıştı
013
Sergileme – Tacettin Yüksel – “Çizgiler
014
Sergileme – Cem Balkı – “Kıvrım
015
Sergileme – Erdal Yavuzak – “Kaya Mezarı
016
Sergileme – Okan Özdemir – “Hasat
017
Sergileme – Soner Ahmet Nurdoğan – “Keçi
018
Sergileme – Ender Çetin
019
Sergileme – Ali Aslan – “Dayı
020
Sergileme – Ramazan Erkan Sezgin
021
Sergileme – Muhammet Esat Tavuz – “Arapapıştı
022
Sergileme – Burhan Kaçar – “Arapapıştı Kanyonu
023
Sergileme – Bülent Şelli – “Pers Kaya Mezarı
024
Sergileme – Levent Öztürk – “Arapapıştı
025
Sergileme – Burak Büyükbayraktar – “Arapapıştı Panorama
026
Sergileme – Yılmaz Topçu – “Yeşil

Yaya Derneği’ni nasıl kurduk?

Ali Rıza Avcan

Her şey 16 Şubat 2017 tarihinde sevgili arkadaşım Utku Cihan‘ın Facebook’ta “Merhaba, ‘İzmir Yaya Derneği’ kuralım diyorum. Kuruluş için 6 kişi daha lazım. Var mı gönüllü?” sorusu ile başladı…

Abdülsamet Baskak, Adnan Çangır, Ahmet Uzun, Ali Hakan Yıldırım, Aslıhan Kılıç, Aydın Ustabaş, Ayşe Köylü Çıplak, Bahadır Han Gökmen, Belgin Altınkaya, Berkan Açarlar, Buket Cvs, Burcu Sungur, Can Alkar, Cihan Yılmaz, Çağdaş Kuşçu, Çağrı Özcet, Darçın Akın, Dilber Kibar, Dimitri Ersin, Erhan Öncü, Ferda Sevim Kara, Furkan Doğan, Gonca Koç, Gülgün Erdoğan Tosun, Hüsnü Karadeniz, İbrahim Arzuk, Laurent Plantec, Mehmet Beydilli, Muhlis Dilmaç, Nesrin Tahiroğlu, Okan Ulay, Onur Açık, Ozan Üren, Pınar Pinzuti, Sibel Kara, Sündüs Ural Türedi, Utku Altunkaya, Ünsal Altunbaş, Yakup Eğercioğlu, Yıldız Durak, Zafer Eroğlu ve Nehir Yüksel  olmak üzere 42 kişinin beğendiği, Aytaç Aksoy‘un “mükemmel” bulduğu bu mesaja 23 adet yorum yazıp paylaşanlar ve onların yazdıkları yorumlar ise şu şekildeydi:

Pınar Pinzuti – “Keşke ben de orada olsaydım  ben hemen katılırdım. @sokakbizim derneği gibi bir şey olurdu, ne güzel olurdu.”

Utku Cihan – “Seni fahri üye yaparız.” 

Erol Hülagu – “Zevkle katılırım. Sağlık için her İzmirli’nin yürümesi lazım…her gün en az 7.500 adım.”

Utku Cihan – “Kaldı 5.”

Ali Rıza Avcan – “Gönül ister ki, kurucuların ve üyelerin bisiklet dahil tekerlekli bir araca sahip olmamaları şartı olsa…”

Ali Rıza Avcan – “Hayatında hiç araba, bisiklet, ehliyet sahibi olmamış, bu konulara hiç merak ve heves duymamış biri olarak kendimi tarif etmiştim yani… Safkan yaya yani...” 😊

Utku Cihan –    
Erol Hülagu – “İzmirliler’i yürütebilmek için çaba sarf eden kişi olarak otomobilde binerim, bisiklete de binerim, bir çok yere yürüyerek gider günde en az 10.000 adım atarım.”
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişiDarçın Akın – “Araç kullanmalı ki, yayayı nasıl gözardı edip hiç öncelik tanımadığını kendinden bilmeli.” 
Aslıhan Kılıç – 
Utku Cihan – Kaldı 4.”
Fatma Garip Dilber – “Bende katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 3.”
Furkan Doğan – “Öğrencileri temsilen katılmak isterim.”
Utku Cihan – “Kaldı 2.”
Muhlis Dilmaç – “Seve seve katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 1 kişi.”
Burcu Sungur – “Bende gelmek isterim ama bir kaç ay sonra katılım sağlayabilirim .” 
Utku Cihan – “7 kişi tamam. Daha fazla da olabilir…”
Nehir Yüksel – “Beni de say Utku’cum, günlük 15.000 adim atma yolundayım.”
 Utku Cihan – “Saydım tabii ki. 9. kurucu üye oldunuz. Tebrik ederim.
Elif Birol – “Ben de katılmak isterim.
Utku Cihan’ın tek bir sorusu üzerine toplam 48 kişinin ortak olduğu bütün bu yorum ve güzel dilekler bugün itibariyle sonuçlandırdığımız güzel bir girişimin ilk adımlarını oluşturuyor.
Çünkü 16 Şubat 2017 tarihinde ortaya atılan bir sorunun yanıtı, aradan 1 yıl 2 ay geçtikten sonra 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle verilmiş ve soruya konu olan Yaya Derneği, Utku Cihan‘ın sorduğu soruya yanıt veren toplam 48 kişiden 6’sının da dahil olduğu toplam 17 kurucu üye tarafından kurulmuş durumda (!) 
O nedenle, Utku Cihan‘ın kendisine ait Facebook sayfasına yazdığı bir soru, bu soruya yanıt olarak yazılan 23 yorum ve 1 paylaşım, bugün itibariyle, Yaya Derneği’nin kuruluşundaki bir ilk adım olarak tarihi bir öneme sahip artık. Diğer bir anlatımla bu soru, verilen yanıtlar ve yapılan paylaşımlar Yaya Derneği‘nin ekranlara yansıyan yazılı tarihini oluşturuyor.
Evet, Yaya Derneği böylelikle sosyal medyada bizlere sorulan bir soru ve bu soruya verdiğimiz yanıtlarla kurulmaya başlamış oldu.
4 Nisan 2018 Toplantısı 001
Fotoğraf: Arzu Filiz Güngör

Bu girişimin hemen arkasından, kuracağımız derneğin hangi düşünce, temel değer, ilke ve etik kurallar çerçevesinde oluşturulacağını belirlemek amacıyla birçok toplantı yaptık. Bunu yaparken de dünyada ve ülkemizdeki benzer örgütlenmeleri öğrenerek onların deneyimlerinden yararlanmaya çalıştık. Örneğin 2010 yılında İstanbul’da kurulup 2012 yılına kadar çok başarılı projeler yürüten Yaya Yaşam Derneği’nin başkanı Barış Andırınlı ile görüşerek 2010-2012 dönemine ait deneyimleri öğrendik.

Tabii ki yaptığımız her toplantıdaki sayımız aramıza aldığımız yeni arkadaşların katılımı ile büyüdü ve zenginleşti.
Bütün bu araştırma çalışmaları sonucunda, Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nin 1988 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildiğini, İnsan Hakları Derneği (İHD) Çevre Komisyonu tarafından hazırlanan Yaya Hakları Bildirisi’nin 1990 yılında kamuoyuna duyurulduğunu, Uluslararası Yaya Federasyonu‘na (IFP), aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu 28 ülkeden toplam 41 kurumun üye olduğunu; ancak ülkemizde tek bir yaya derneği olmadığı için bu federasyonda Türkiye’den tek bir üye kuruluşun bile yer almadığını öğrendik.
2018 yılının ilk aylarında Alsancak’taki Doğa Kafe, Pasaport’taki Zeytin Kafe ve Kemeraltı’ndaki Azize Kafe‘de yaptığımız yedi ayrı toplantıda, derneğin kuruluşu ile ilgili yol haritamızı belirlerken diğer yandan derneğin tüzük taslağı üzerinde konuşup tartışmaya başladık.
Adil Tokay, Ali Rıza Avcan, Aslıhan Kılıç, Burak Tümer, Burcu Sungur, Cansu P. İşbilen, Doğan Alper, Elif Birol, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Hamidreza Yazdani, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Özlem Şenyol Kocaer, Özlem Taşkın Erten, Tanzer Kantık, Utku Cihan ve Zekiye Şenol‘un katılımı ile yaptığımız bu toplantılarda dernek tüzüğünün her bir maddesini teker teker tartışarak Yaya Derneği‘nin hak temelli bir sivil toplum kuruluşu olarak, İzmir’den başlayıp Ankara ve İstanbul’u da arasına alacak büyük bir hamle ile tüm yurtta örgütlenmesini kararlaştırdık.
Böylelikle, Yaya Derneği bundan böyle kent içindeki tüm kamusal alanlarda; bulvar, cadde, sokak, park ve alanlarda yürüyen tüm canlıların haklarını savunacak; kent yaşamında araçları önceleyen politika ve stratejiler yerine, çocukları, yetişkinleri, kadınları, engellileri, bisikletlileri ve sokak hayvanlarını; yani yürüyen her türlü canlıyı önceleyen uygulamaların yaşama geçirilmesini talep edecek.
Ayrıca kent içinde yürümenin ve herkesin bir “kent kaşifi” olmasının kent kültürünün bir parçası olarak herkesin yaşamında yer alması için çalışmalar yapmayı, kurduğumuz derneğin ilk hedeflerinden biri olarak kabul ettik.
Yürüttüğümüz çalışmalardan bir diğeri de, derneğimizin kuruluşu ile birlikte kamuoyuna açıklayacağımız Kuruluş Bildirisi‘nin, kurucu üyemiz yazar Mahmut Eşitmez ile diğer kurucu üyelerimizin katkısı ile hazırlanması oldu.
Ardından, Ali Rıza Avcan, Arzu Filiz Çıdamlı, Doğan Alper, Elif Birol, Erhan Öncü, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Güldane Zekiye Şenol, Haluk Gerçek, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Mehmet Erdem Erol Hülagu, Nehir Yüksel, Özlem Şenyol Kocaer, Tanzer Kantık ve Utku Cihan‘ın “kurucu üye” sıfatıyla imzaladığı dernek tüzüğünü, 6 Nisan 2018 tarihinde onaylanmak üzere İzmir Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’ne teslim ettik.
walking-454543_1280
Bütün bu çalışmalarının sonucunda, 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle dernek tüzüğümüzün onaylanmasını sağlayarak, 24 Nisan 2018 tarihi itibariyle Yaya Derneği‘nin kuruluşunu gerçekleştirmiş olduk.
Evet! Böylelikle uzun, yoğun, verimli ve zengin tartışmalar sonucunda tüm ülkeyi kapsayacak, tüm yayaların haklarını savunacak ve kent içindeki yürüyüşü yaşam kültürünün vazgeçilmez bir unsuru yapacak olan ülkemizin tek Yaya Derneği kurulmuş oluyordu.
Bundan sonraki hedefimiz ise, attığımız bu ilk adımların devamını getirerek Yaya Derneği‘nin gelişip güçlenerek ve kurumsallaşarak 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı olan yaya haklarının yaşama geçmesi olacaktır.

 

Kim bağışlayacak beni

Birhan Keskin‘in “Kim Bağışlayacak Beni” isimli şiir kitabından…

ZÜMRÜDÜANKA

Serin bir rüyanın hatırınadır

çektiğim dünya ağrısı

Bir hayalden geldim ben,

bir hayal verdim sana,

mavi-yeşil bir hatıra; işte dünya

ruhum! ovada sert es, yamaçta sus

ırmakta ağla.

İşte dünya kapısı, işte dünya kederi

ister dağının gölgesinde dur, ister

incirin neşesine vur

ağrı kendini ve tamamla.

455321623

KARINCA

Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum

kor dantellerden bu yolu, ormanın altına

yeter ki oku onu

senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua

ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm

gözyaşlarına inandım. Öyle uzun ki dünya;

katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.

Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,

büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;

kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

Kim anlayacak bu kor işaretleri?

Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.

Ovada ve dağda saklı bir mavi için

düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,

çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

Kışsa girdik kıştan çıktık

ama değişmiyor insan

karınca duası diyorlar ördüğüm yola.

ants-royalty-free-stock-image-image-12022086-e1498836155816

ZEYTİN AĞACI

Madem geldin, uğradın yanıma

yaslan, kavruk gövdem bu.

Yaşım kaç mı? Saymadım ki,

ya da unuttum, bağışla.

Bu: bir boşluk: içimde

Yaşamak izi de denir,

Sanki, nice kelebek tozu, içinde.

Çok durdum, hiç gitmedim ben, bu dağ başında

Rüzgara ağladım bazen,

Bazen derdimin dibini saydım ıssıza.

Yaşlı, durgun bir zeytin oluşuma bakma

Şuramda bir su vardı ve şuramdan

Neşeyle akardı aşağıya.

Ela bir kızı sevdim ben de zamanında.

Kalkıyor musun? Kalk, ama

Kaderinin sesini unutma, gönül gözünün yanına.

Ve sözünün içine çektin madem,

Madem aldın beni de rüyana

Bu da benden, dalımdan bir hatıra:

Ayrılığın gümüş bilgisidir o, al

Helalü hoş olsun sana.

Git ve unutma

Ha vardır benim dallarım şimdi

Ha hatıra.

Zeytin 001

KAPI

Geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,

ama nereye geçersin benden ben bilemem

Dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,

dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

Dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,

şu ağaçlar gibi kederli.

Açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm

gelenler kadar gidenleri de,

hani sabrın sonu, nerede gamlı eşek, pervasız nar nerde,

hani bahçe?

Biri gelse.. bir görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..

duruyor hala bende.

Kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim

kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?

en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,

çok istedimdi.

Bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki

sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye

gıcırdandım takatsız.

Gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!

biri gelse, biri görse, bir görse, şimdi,

rüzgar sallıyor beni.

Kapı 001

YOLCU

“Şimdi” ve “Burada” olmanın kederine karşı çıkmadım.

Dünyada iki kapılı bir han gibi durmanın,

buraya böyle gelmiş olmanın,

geçene yol açmanın, ki içinden rüzgar geçirmenin

ne büyük güç istediğini anladım. Durmanın ne büyük sabır…

İçimde yeryüzü konuştukça anlıyorum ki,

bölünmüş bir hatırayım ben

dünyaya dağılan.

Ve şimdi biliyorum, neden,

yaş akıyor

atımın sol gözünden.

img25

 

Yeni Kentsel Kriz

Kitabın Adı: Soylulaştırma, Eşitsizlik ve Seçkinler Şehri ile Gelen Yeni Kentsel Kriz (The New Urban Crisis)

Yazarı: Richard Florida

Çeviren: Derya Nuket Özer

Yayına Hazırlayan: Onur Kaya

Yayınlayan: Doğan Kitap

1. Baskı, Ocak 2018, 

296 sayfa

Richard_Florida_-_2006_Out_&_Equal

Yazar Hakkında

Richard L. Florida (Newark, New Jersey, 26 Kasım 1957 doğumlu), sosyal ve ekonomik teori üzerine odaklanan Amerikalı kent kuramcısıdır. Halen Toronto Üniversitesi Rotman School of Management‘da Martin Prosperity Institute’nün başkanı olarak görev yapmaktadır. 

1979’da Florida’daki Rutgers Koleji‘nden siyasal bilimler alanında lisans derecesiyle mezun olduktan sonra Columbia Üniversitesi‘nde kentsel planlama eğitimi almış ve 1986 yılında Florida, Columbia Üniversitesi‘nde doktorasını tamamlamıştır. 

İki yılını geçirdiği George Mason Üniversitesi Kamu Politikası Okulu‘na katılmadan önce, 1987-2005 yılları arasında Pittsburgh‘daki Carnegie Mellon Üniversitesi Heinz Koleji‘nde ders vermiştir. 

Florida, yaratıcı sınıf vkentsel yenilenme üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Bu nu ise 2002 yılında yazdığı “The Creative Class” (Şehirler ve Yaratıcı Sınıfın Yükselişi) ve “Yaratıcı Sınıfın Uçuşunda” kitaplarıyla sağlamış ve daha sonra kentsel yenilenme ve yetenek göçünü konu alan “Senin Şehrin Kimdir?” kitabını yayınlamıştır.

Yayınları

1) Yeni Kentsel Kriz: Kentlerimiz Eşitsizliği Artırıyor, Ayrışmayı Derinleştiriyor ve Orta Sınıfı Başarısızlaştırıyor – Ve Ne Yapabiliriz , 2017. 

2) Büyük Sıfırlama: Yaşama ve Çalışmanın Yeni Yolları, 2010. 

3) Şehrin kim?, 2008. 

4) Yaratıcı Sınıfın Uçuşu. Yetenek için Yeni Küresel Rekabet , 2005. 

5) Şehirler ve Yaratıcı Sınıf , 2005. 

6) Yaratıcı Sınıfın Yükselişi ve İş, Boş Zaman ve Günlük Yaşamı Nasıl Dönüştürüyor, 2002. 

7) Branscomb, Lewis & Kodama, Fumio & Florida, Richard (1999). Sanayileşme Bilgisi: Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Üniversite-Sanayi Bağlantıları . 

8) Kenney, Martin ve Florida, Richard (1993). Kitle Üretiminin Ötesi: Japon Sistemi ve ABD’ye Devri . 

9) Florida, Richard (1990). Yıkım Yanılsama. Kurumsal Amerika’nın İnovasyondan Kitlesel Üretime Geçme Başarısı . 


Kitap Hakkında

Soylulaştırma, eşitsizlik ve seçkinler şehri ile gelen yeni kentsel kriz

Genç, eğitimli ve zengin kitlenin son yıllarda şehirlere dönmeye başlamasıyla, banliyölere kaçış hareketi tersine döndü ve şehir merkezleri yine önem kazandı. Ama bu da bazı sıkıntıları beraberinde getirdi: Soylulaştırma, gelir eşitsizliği ve ayrımcılık gibi. “Kazanan hepsini alır” mantığının hâkim olduğu şehirler güçlendikçe diğerleri zayıflamaya devam ediyor.

2002’deki Yaratıcı Sınıf Adres Değiştiriyor adlı kitabıyla büyük ses getiren Richard Florida geçen 15 yıl içinde kentlerin yaşadığı beklenmedik savrulmaları değerlendiriyor. Hem kendi yazdıklarını eleştiriyor hem de daha iyi bir şehircilik ve daha iyi bir gelecek için yaşadığımız krizi aşmanın yollarını öneriyor.

İçindekiler

1. Yeni Kentsel Çelişki

2.Kazanan Hepsini Alır” Şehirciliği

3. Seçkinler Şehri

4. Soylulaştırma ve Yarattığı Huzursuzluklar

5. Şehirlerin Eşitsizliği

6. Büyük Tasnif

7. Yamalıbohça Metropol

8. Banliyölerin Krizi

9. Küresel Kentleşmenin Krizi

10. Herkes İçin Kentleşme

Ek

Teşekkür

Dizin

dstxqi2xkaatiql