Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (2)

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan adayların cumhurbaşkanı oldukları takdirde neler yapacaklarını gösteren manifestolarda kente ve yerel yönetimlere dair neler vaat ettiklerini araştırıp incelediğimiz yazı dizimizin bugünkü bölümünde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adayı olarak seçime katılan Recep Tayyip Erdoğan‘ın manifestousunu ele alacağız.

Recep Tayyip Erdoğan 15 Mart 2003 – 10 Ağustos 2014 tarihleri arasında 9 yıl 4 ay 25 gün süreyle başbakanlık, 10 Ağustos 2014 – 24 Haziran 2018 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay 14 gün süreyle cumhurbaşkanlığı; toplam olarak 15 yıl 3 ay 9 ay başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak ülkeyi en üst düzeyde yönetmiş; bu anlamda şimdiye kadar defalarca seçim bildirisi ya da hükümet programı hazırlamış bir siyasetçi.

Daha önceki seçim bildirilerini anımsadığımızda daha içerikli olduğunu, birçok konuya değindiğini, asıl önemlisi her bildiriyi büyük, abartılı projelerle doldurduğunu anımsıyoruz.

Ama bu kez adeta fazla hazırlık yapılamadığı için bir gecede hazırlanmış gibi bir manifesto ile karşı karşıya kalıyoruz.

Hem de bol bol “biz“, “bize” ve “bizdik” sözcükleri kullanmanın dışında öznesi “biz” olan hamaset dolu bir metinle karşılaşıyoruz.

Bütün bu “biz” söylemiyle yazılmış metnin bir partinin lideri ve adayı için hazırlandığını hatırladığınızda “biz“den kastedilenin o partiye ya da liderine oy verip destekleyenlerle sınırlı olduğunu, oy vermeyip desteklemeyenlerin ise “onlar” olduğunu kolaylıkla anlayabiliyorsunuz.

Biz” olanın “millet” olduğu iddia edilse bile…

Cumhurbaskani-Erdogan-AK-Parti-secim-manifestosunu-acikladi-5468

12 punto ile yazılan toplam 22 sayfalık mmanifestoda kullanılan 4.695 sözcükten 72’sinin “biz“, 8’nin “bize“, 11’inin de “bizdik” olduğunu, hamaset diliyle adeta bir “kahramanlık menkıbesi” gibi yazılmış bu metinde 1071 Malazgirt savaşının, Söğüt’ün, Osman Gazi’nin, Fatih’in, Süleymaniye’nin, Yavuz’un, Selahaddin Eyyubi’nin, Abdülhamit’in, Kut-ül Amare’nin, Seyit Onbaşı’nın, Çanakkale’nin, Sütçü İmam’ın, Hasan Tahsin’in, Nene Hatun’un, Şahin Bey’in, Gazze’nin, Somali’nin, Arakan’ın, “One minute“ın, Fırat Kalkanı’nın, Zeytin Dalı’nın ve tabii ki 15 Temmuz’un unutulmadığını görüyor ve 15 asırdır Okçular Tepesi’ni beklediklerini öğreniyoruz.

Dünyanın dört bir köşesindeki isimlerin teker teker sayıldığı bu metinde tek bir “kent” sözcüğüne rastlamayıp onun yerine kullanıldığını anladığınız “şehir” sözcüğünün 4 kez kullanıldığını, “yerel” ya da “mahalli” sözcüklerinin ise hiç kullanılmadığını görüyorsunuz.

Gezi kalkışmasıyla istikrarımıza kastettiler, şehirlerimizi talan ettiler, demokrasimizi hedef aldılar.

Mamur kılınacak şehirlerimiz, işlenecek bereketli topraklarımız, yetiştirilecek yavrularımız var.

Şehirlerimiz kültür sanat üreten kimlikli şehirler haline gelecek.

Kent sözcüğü yerine tercih ettikleri “şehir” sözcüğü ile ifade ettikleri topu topu bu üç tümce… Bunun dışında “kent” ya da “şehir”le ilgili başka bir şey yok!

Kent” ya da “şehir“lerle ilgili dolaylı iki sözcük ise, seçimlere az bir zaman kala bir seçim rüşveti olarak yasalaştırdıkları imar affıyla ilgili olarak, Ülkemizdeki bağımsız binaların yarısını oluşturan imarsız veya imara aykırı yapıların durumuna hukuki çözüm getirdik. Böylece kentsel dönüşüm ve planlı yapılaşma çalışmalarının önündeki engelleri kaldırmış olduk.” dediklerini görüyoruz.

Yaptıkları, yapacakları ve vaat ettikleri topu topu bu kadar!

Kentler ve yerel yönetimler üzerine başkaca bir şey söyledikleri yok!

Tabii ki 15 yıldır yaptıkları, yapmak istemedikleri, yapamadıkları hepimizin gözü önünde ya da hafızalarımızda…

O nedenle “Ahdim olsun ki” diye başlayan vaatlere aklı başında olan kimse inanmıyor, inandırıcı bulmuyor.

Çünkü “Ahdim olsun ki” diye başlayıp söylediklerinin nasıl yapılacağına ilişkin hiçbir açıklamaya gerek duyulmuyor. Bütün bunların yapılacağının tek garantisi, “Ahdim olsun ki” diyen kişinin kendisi.

dvye7zww4ag74e6

Aynı kişi eskiden, hepsi de çok anlamlı olmasa bile, bir takım gösterişli projeleri sıralamayı severdi. Bu kez Kanal İstanbul ve 1915 Çanakkale Köprüsü, bir de son mitinglerde ortaya attığı “Zihni Sinir Projesi” niteliğindeki “Millet Kıraathanesi Projesi” dışında bir proje sayamıyor.

Ele alıp incelemeye çalıştığımız manifestonun en iyi yanı da bu galiba.

Devam edecek

 

Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük

Kitabın Adı: Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük, MST-Topraksız Kır İşçileri

Yazarı: Abdullah Aysu

Yayınlayan: Epos Yayınları

1. Basım, Ankara, Mayıs 2018

319 sayfa.

abaysu-1024x730

Abdullah Aysu hakkında: (1954, Ankara) Çiftçi bir ailenin sekiz çocuğundan biridir. Beş yıl ziraat öğrenimi görmüştür. İktisat Fakültesi mezunudur.

Tarım Bakanlığı’nda yedi yıl çalıştıktan sonra 12 Eylül 1980’de bu görevinden ayrıldı. Uzun yıllardır tarımla uğraşmaktadır.

Türkiye Ziraatçılar Derneği İstanbul Şube Başkanlığı, Türkiye Tarımcılar Vakfı Genel Başkanlığı yaptı. Halen Hububat Üreticileri Sendikası (HUBUBAT-SEN) Genel Başkanlığı ve Çiftçi sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) Kurucu Genel Başkanlığı’nı yürütüyor.

Çeşitli uluslararası konferanslarda tarım, gıda ve ekoloji üzerine sunumlar yapan Aysu, Türkiye’de Tarım Politikaları (2001), Tarladan Sofraya Tarım (2002), Avrupa Birliği ve Tarım (2006), Küreselleşme ve Tarım (2008), Topraksızlar 25 Yaşında (2010), Gıda Krizi (2015) adlı kitapların yazarıdır. Ayrıca birçok derleme kitapta makalesi bulunuyor. Birgün gazetesinde ve Bianet’te yazıları yayınlanmakta, Özgür Gündem, Özgürlükçü Demokrasi ve karasaban.net’te tarım, gıda ve ekoloji üzerine haftalık yazılar yazmaktadır.

Tanıtım Bülteninden

Şirketlerin kâr hırsı ve Devletlerin şirketleri koruma politikaları bize çağımızın gerçeğini sunuyor:  İşsizlik ve yoksulluk artıyor, açlık ve beslenme yetersizliği artıyor, nüfusun büyük bir kesimi temiz suya ve sağlıklı gıdaya erişmekte zorlanıyor, iyi beslendiğini düşünen insanlar yüksek düzeyde kimyasal kullanılarak yetiştirilmiş gıdalarla kendilerini zehirliyorlar,  bölgesel savaşlar artıyor, kısaca ekolojik tahribat kritik bir eşiğe geldi. Yoksulların geleceği giderek belirsizleşiyor.

Bu çağımızın gerçeğinin bir tarafı: Ve gerçekler sadece yok olanlardan ibaret değil – Gerçekler sadece devletlerin ve şirketlerin (sermaye akışının) egemenliğinden ibaret değil.

Abdullah Aysu bu kitapta bize “Dünyanın başka bir gerçeğini” gösteren ve kanıtlayan bir mücadeleyi tanıtıyor. Bu mücadele, umudu ya da hayali değil, “gerçek hayatta” modern dünyanın egemenlerine karşı yürütülen toprak ve özgürlük talebinin somut varlığını kanıtlıyor aynı zamanda…

Bu kitapta, toprağı büyük sermayeden bağımsız biçimde işleyebilmek ve özgürleşebilmek için kolektif ilkelere bağlı kalarak örgütlenen Topraksız Kır İşçileri Hareketi’nin kazanımları anlatılıyor: Topraksız Kır İşçileri Hareketi, “doğanın toplumsallaştırılması” olarak adlandırılan bir süreçte, ekoloji talanına ve bu talana eşlik eden kültür yıkımına tepki olarak, doğal varlıklardan kullanma payı almak amacıyla tarihsel haklarını talep ediyor.

Brezilya’nın 23 eyaletinde 1,5 milyondan fazla kır yoksuluyla birlikte hareket eden Topraksız Kır İşçileri Hareketi, boş araziler üstüne büyük bedeller ödeyerek kurdukları yerleşimler ve kamplarda kendi geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Geçimlerini hayvancılıkla ve meyve-sebze-hububat üreterek sağlamaya çalışıyorlar. Kurdukları üretim ve tüketim kooperatifleriyle sömürü düzeninden kaçınıyorlar.

Eğitim kurumları inşa etmişler: Çocukları için kreş, okul açmışlar, gençleri için eğitim merkezleri kurmuşlar…

Meslek edindirme kursları açmışlar, organik gıda ve tarım eğitimleri veriyorlar…

Topraksız Kır İşçileri Hareketi; doğayı ve insanı serbest sömürü alanı dışına çıkarma mücadelesi veriyor ve bu konuda oldukça da başarılı olmuşlar.

Abdullah Aysu bu kitapta Türkiyelilere Topraksız Kır İşçileri Hareketi’nin: “geç kaldınız”, “durmayın”, “daha fazla beklemeden belediyelerinizle, köylülerinizle, kadın ve erkeklerinizle harekete geçin” çağrısını iletiyor.

Topraksız Kır İşçileri Hareketi zamanımızın olumlu gerçeğini ve bu dünyaya ait örneğini gösteriyor.

apokitapkapak

Cumhurbaşkanlığı manifestolarına göre kent ve yerel yönetimler (1)

Ali Rıza Avcan

Bugünden itibaren, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için partileri tarafından aday gösterilen Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan ve Selahattin Demirtaş ile 100.000’den fazla yurttaşın aday gösterdiği Meral Akşener‘in cumhurbaşkanı oldukları takdirde yapacaklarını gösteren seçim manifestolarında kentlerle yerel yönetimlere ilişkin vaatlerini ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağız.

Muharrem İnce 002İlk ele alıp inceleyeceğimiz manifesto, Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday gösterdiği aday Muharrem İnce‘ye ait olacak.

19 Mayıs 2018 tarihinde Samsun’da açıklanan manifesto toplam 3.398 sözcükten oluşuyor. 

Manifestonun ilk bölümünde Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum ayrıntılı bir şekilde anlatılıp AKP iktidarının ülkeyi ne durumu getirdiği kısa, öz ve çarpıcı sözcüklerle ortaya konuluyor. 

12 punto ile yazılmış 14 sayfalık metnin dört sayfası sırf bu durumu anlatmaya ayrılmış.

Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşulların anlatıldığı bu ilk bölümün arkasından gelen son kısımda ise, Muharrem İnce‘nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi durumunda neler yapacağı ve hedeflerinin ne olduğu anlatılıyor.

Cumhurbaşkanlığı görevinin üstlenilmesi durumunda yapılacak işler “Hukuk“, “Demokrasi“, “Kamu Yönetimi“, “Ekonomi“, “Dış Politika“, “Eğitim“, “Sağlık“, “Çevre“, “Tarım“, “Çalışma Hayatı“, “Kadın“, “Kültür ve Sanat“, “Spor” ve “Turizm” olmak üzere 14 bölümde ele alınıp her bir konuda yapılacak işlerin dökümü yapılmış.

Ülkenin içinde bulunduğu kötü koşulların anlatıldığı ilk bölümde kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili olumsuzluklar şu şekilde ifade edilmiş: 

Kendilerine ve yandaşlarına rant elde etmek için, her gün yapılan imar düzenlemeleri ile şehirlerimizi, kültürel mirasımızı ve doğal çevremizi tahrip etmekteler.”

“Sürdürülebilir çevre anlayışı tamamen ortadan kaldırılmış, şehirler beton yığını haline getirilmiş, halkın nefes alabileceği yeşil alanlar talan edilmiştir. Ardından, sanki bir erdemmiş gibi şehirleri yaşanmaz hale getirdiklerini itiraf etmektedirler.

Muharrem İnce‘nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi durumunda yapılacak işler ise “Demokrasi” başlıklı bölümde;

“Katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek olan demokratik toplum yapımızda yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır.”

“Yerel yönetimler güçlendirilecektir. Merkezde toplanmış ve verimsizliğe yol açan idari yetkiler bu yönetimlere devredilecektir.”

Çevre” başlıklı bölümde ise;

“Şehirleşmede, imar planlamasında, yerüstü ve yeraltı doğal kaynakların kullanımında, ulaştırma ve enerji projelerinde, çevrenin ve doğal hayatın korunması temel hedefimizdir.”

“Yerel yönetimlerin çevreyi ve doğayı korumalarına ilişkin sorumluluklarını arttıracağız. Yerel halkın çevre konusundaki karar alma süreçlerine gerçekçi ve etkin katılımı sağlanacaktır.”

şeklinde formüle edilmiştir.

Kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili bu vaatleri özetleyecek olursak, Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce bu göreve geldiğinde;

1. Yerel yönetimler, katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek demokratik toplum yapısında ön plana çıkarılacaktır.

2. Yerel yönetimler güçlendirilerek merkezde toplanmış ve verimsizliğe neden olan yönetsel yetkiler yerel yönetimlere devredilecektir.

3. Şehirleşmede ve imar planlamasında çevrenin ve doğal hayatın korunması sağlanacaktır.

4. Yerel yönetimlerin çevre ve doğayı koruma ile ilgili sorumlulukları arttırılacaktır.

Anayasanın cumhurbaşkanlarına verdiği görev ve yetkiler açısından oldukça fazla güce  sahip olan bir cumhurbaşkanı adayının, “katılımcılık“, “birlikte yönetim” ve “çoğulcu demokrasi” ilkelerinden ne anladığı, bu ilkeleri göreve geldiği takdirde nasıl uygulayacağı, bu ilkelerin yaşam bulmasını engelleyecek durum, koşul ve sorunları nasıl çözeceği, yerel yönetimleri hangi sürede nasıl ön plana çıkaracağı, ön plana çıkarılacağı söylenen yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki ilişkilerin nasıl düzenleneceği bilinmeden bu vaatlere inanmak oldukça zor görünmektedir.

Muharrem İnce 001

Ayrıca, vaatlerin ikinci sırasında yer alan verimsizliğe neden olduğu için merkezi yönetimden alınıp yerel yönetimlere verilecek yetkilerin neler olduğu, bunların verimsizliğinin neye göre nasıl ölçüleceği, verimsiz bulunmayan diğer yetkiler konusunda nelerin yapılacağı açık bir şekilde belirtilmeden; ayrıca, bir iki satırda ifade edilen bütün bu vaatlerin nasıl hayata geçirileceği açıklanmadan bu vaatlerin de gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, gerçekleşse bile nasıl bir uygulamaya konu olacağı henüz bilinmemektedir. 

Bu nedenle kentlerle ve yerel yönetimlerle ilgili öneri ve vaatlerin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce tarafından bu konuları iyi çalıştığını göstermek ve daha inandırıcı olmak amacıyla, katıldığı televizyon programlarıyla ya da yayınlayacağı basın bildirileriyle daha net ve anlaşılır bir şekilde açıklanması doğru olacaktır.

Devam edecek…

 

Kuş evleri (2)

Kuşları akıl eden ince bir düşüncenin yaptığı cami, köprü, han gibi büyük ve kunt yapılarda, insanların elinin uzanamayacağı duvarlarına o canlıların gelip orada yuva yapacağı öngörüsüyle ince işle yaptığı dantel dantel evler, köşkler, camiler…

Ve o her biri ayrı bir zevkle yapılan ev, köşk ya da cami benzeri evlere gelip yuva yapan, orada çiftleşen, yavrulayan, yavrularını besleyen ve büyüyen yavrularını uçuran kuşlar…

Kuşlar halen burada ama onlara evler yapan o ince, zarif, insaflı ve şefkatli yürekler şimdi nerede?

029
Sergileme – Nurcan Berkem – “Evde
030
Sergileme – Okan Özdemir – “Kuş evi
031
Sergileme – İpek Yılmaz – “Köprü
032
Sergileme – Ferhat Keskin – “Muhabbet
033
Sergileme – Hakan Tokuç – “Kuş evi
034
Sergileme – İhsan Üçtaç – “Eve yolculuk
035
Sergileme – Mustafa Kılıbç – “Zile, Yeni Hamam
036
Sergileme – Deniz Şeşen – “Kuş evi, Valide-i cedid
037
Sergileme – Mehmet Anıl Özer – “Yuvaya dönüş
038
Sergileme – Ömer Kara – “Üsküdar Valide Sultan
039
Sergileme – Enes Hulusi Çimen – “Kuş evi
040
Sergileme – Nuri Yontucu – “Yeni Valide Sultan
041
Sergileme – Halit Kartal – “Sohbet
042
Sergileme – Gülşah Doğanyer – “Doğancılar
043
Sergileme – Adem Türkel – “Yuvaya hazırlık
044
Sergileme – Oktay Karaduman – “Kuş yuvası
045
Sergileme – Halil Bereket – “Urfa kuş evi
046
Sergileme – Halil Bereket – “Urfa kuş takası
047
Sergileme – Mehmet Ali Şekeroğlu – “Kuş evi
048
Sergileme – Levent Ateş – “Kığılı
049
Sergileme – İlker Kurşun – “Taksim maksemi
050
Sergileme – Şükrü Levent Deniz – “Kuş evi
051
Sergileme – Işıl Büyükkal – “Kuş evi
052
Sergileme – Aygül Öztürk – “Nazlı kuş
053
Sergileme – Melih Bağcı – “Kuş evi
054
Sergileme – Ömer Özçelik – “Kuş evi
055
Sergileme – Hatice Cantürk – “Ev
056
Sergileme – Hatice Cantürk – “Ev

Hüseyin Alemdar şiirleri…

HÜSEYİN ALEMDAR
(1 Mart 1962 , Araklı / Trabzon – )


Ortaöğrenimini  Araklı’da tamamladı. 1979 yılında İstanbul’a geldi. Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Reklam ajanslarında çalıştı. Varlık ve Tasarım dergilerinde düzeltmenlik yaptı. Sinema sektöründe yönetmen yardımcısı, senaryo yazarı, kast sorumlusu ve yapım koordinatörü  olarak çalıştı (1983-1992). Aralıklarla ofis yönetiminden editörlüğe, yayıncılıktan reklamcılığa, hayvancılıktan seracılığa çeşitli işlerde çalıştı. 2004 yılından bu yana bir reklam ajansında “düzeltmen” olarak çalışıyor.

Şair ve sinemacı Orhon Murat  Arıburnu anısına 1990 yılında şiir,sinema ve fotoğraf  dallarında verilmek üzere Arıburnu Ödülleri’ni kurdu. 1995 yılından bu yana kurucusu olduğu Hera Şiir Kitaplığı’nın editörlüğünü yürüttü. Şair ve denemeci Cemal Süreya  anısına kurulan Cemal Süreya Kültür Derneği’nde kuruculuk, Cemal Süreya Şiir Ödülü’nde ödül sekreterliği yaptı.

İlk şiiri ‘Rıhtım’ 1982 yılında Kasımpaşa Subay Orduevi’nde askerlik görevini sürdürürken Oluşum dergisinde çıktı. İlk senaryosu ise başrolünü Müslüm Gürses’in oynadığı “Yıkıla Yıkıla” adlı bir Yeşilçam filmidir (1986).

Şiirleri, yazıları ve söyleşileri  1982 yılından bu yana Ada, Adam Sanat, Afrodisyas Sanat, Akatalpa, Aşkın e Hali, Ay, Birgün, Broy, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat Ortamı, Esmer, Göçebe, Gösteri, Hayâl, Hayvan, Hece, Milliyet Sanat, Mor Taka, Oluşum, Öküz, Öteki-siz, Parantez, Poetik’us, Poyraz, Rüzgâr Şiir Yaşam, Şairin Atölyesi, Şiirlik, Şiir Ülkesi, Şiiri Özlüyorum, Taraf, Temrin, Uç, Ünlem, Üryan, Varlık, Yaratım, Yasakmeyve, Yedi İklim, Yeni Düşün, Yeniyazı, Zalifre Yazıları vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Şiirlerinde aşk, ayrılık, hüzün, ölüm ve yalnızlık gibi temaları coşkulu bir dille işledi. Son şiirlerinde Yeşilçam filmlerinin ve hayatında önemli bir yer tutan artistlerin dünyasını  hüzünlü ve incelikli bir anlatımla yazmaya çalıştı.

Ödülleri: “Toplanmış Sevgi Ölüleri” adlı şiir kitabıyla 1985 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü’nü, “Cemal Süreya İçin On Beş Prelüd” ile 1990 yılında Yunus Nadi Ödülleri kapsamında bir kez verilen Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü, Vakitler İncelikler” adlı dosyasıyla İş Bankası Kültür Yayınları tarafından verilen  2007 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’nü ve Vakitler İncelikler kitabıyla Ergin Günçe Şiir Ödülü’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.

Yapıtları:

Şiir kitapları:

* Toplanmış Sevgi Ölüleri  (1986, Broy Yayınları, İst.)

* Gecede Gülümseme (1987, Cem Yayınevi, İst.)

* Aşk ve Prelüdler (1993, Broy Yayınları, İst.)

* Ten Kitabı (1998, Hera Şiir Kitaplığı ,İst., 88 sy.)

* Hüzün Kitabı (1999, Hera Şiir Kitaplığı , İst.,80 sy.)

* Sinema Kitabı (1999, Hera Şiir Kitaplığı, İst., 80 sy.) 

* Vakitler ve İncelikler (2008, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İst.) 

Deneme Kitapları:

* Kalpzaman Yeşilçam (Heyamola Yayınları, İst.

Hüseyin Alemdar 003

BEKLE PENCEREDE

Kente iniyorum camlarına gölge düşmüş
         pencerelerden
sevinçler dondurulmuş bir okul çocuğunun gözlerinde
hüzün ve acıları göğsünden sarkıyor esmer bir adamın
paslı kilitler vurulmuş karşı yüreklere açılan kapılara

pencereleri değil tüm kapıları da açsanız
                                        sığmam ki bu yürekle bu kente

Kentin değil çiçeklerin rengini unuttum, yüzünü
         sevdiklerimin
ey çiçekçi! hangi renk gül giderdi acılarevindeki
       sevgiliye
ey postacı! zarfın hangi yüzüne yazılırdı adresi
        alıcının
bağışlayın her ikiniz de bağışlayın
edindiğim yeni kimliğim de sorulmadan
                              nasıl kaçılır ki bu yürekle bu kentten

Ne çabuk değişti bu kent bu insanlar
ey kent bekçisi!
paslı kilitlerin paslı anahtarlarını kıran
bu gece kaçacağım bu yürekle bu kentten

Bu kentten bu yürekle!..

(1983 — 1984 (1984])

kapak.fh11

TUTUKLUYUM

Sevinçlerine el konulmuş kentlerde yaşıyorum
kötü sözediyorlar benden
saçlarını okşadığım sarışın çocuklara
en hüzünlü anlarımda omuzuma konuyor
                                                                 yaralı bir serçe
zor sığıyorum sokaklara!

Kuşlarına kurşun sıkılmış kentlerde yaşıyorum
saçlarıma dökülüyor kanlı kuş kanatları
her kanlı bir kanat kanlı bir bıçak
kanlı bir nefesle geçiyorum
bir sokaktan diğer bir sokağa

Karanfillerine kırağı çalınmış kentlerde yaşıyorum
ey zaman bilgini bilmiş ol
                        gündoğumu ile günbatımı donduruldu
sevdanın ne karasını ne de akını arama
                                                       bu tek kesit yaşamda
ellerime tutuşturuluyor
kundaklara sarılı kırmızı gül ölüleri
Anne, unuttum mu sanıyorsun
senin hüzünlerin bile gülümserdi
                                            her uçurum başlarında
söyle şimdi, nasıl dönebilirim ki sana
— Ey oğul, hayırsız oğul gittinde gider oldun…
Her gündoğumu kentler tutukluyor beni
tutukluyum
anla!…

(1985)

Hüseyin Alemdar 002

KENTLERE YAKIN OTURDUM

Pencerelere yakın oturdum
görebilmek için alnımdaki gökleri
ekmek kırıntıları attım güvercinlere
kuş kanatlarına düştü yüreğim
alnımdaki göklere uçtu güvercinler

Kapılara yakın dikildim
çağırabilmek için acıları sokaktan
canım diyebilmek için yeni bir cana
canevimde konukladım acıları
canlar tokalaştı benimle

Sokaklara yakın yürüdüm
bulabilmek için yitik gölgemi
elinden tuttum bir okul çocuğunun
gövdem yaptım kentleri
göğsümde kenetlendi kentin yükleri

Kentlere yakın oturdum
yüzümdeki kentlerle!

(1985)

Kent 056

YARALI

Yüzüm yaşama kırgın
yüreğim yaralı şimdi
— dağlarda hüznün rüzgârı —
uçuşur gider yalnızlığım
kör bir kuş esrikliğinde
kırlangıç zamanı ardıçlara

Yaralı bir kuştur şimdi o
zoraki yükselir
taş kovuklarına

Dönüp gelir delice bir kuş
kanatlarını yaşama çırparak
— dağlarda hüznün şarkısı —
uçuşur gelir yalnızlığım
ak kanatlı bir kuş duyarlığında
güvercin zamanı harmanlara

Yarası savmış bir kuştur şimdi o
iner sessizce
konar yüreğime.

(1981-1985 [1985])

Hüseyin Alemdar 001

Kuş evleri (1)

Eski zamanlar…

Canlıya, kurda kuşa değer verilip onların nerede barınacağının dert edinilip düşünüldüğü ince zamanlar… 

Şimdi ise kuşların tehlikeli olduğunu, kuş gribi taşıdığını, o nedenle öldürülüp yok edilmesi gerektiğini düşünen çağdaş zamanlar…

Ya da İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nde olduğu gibi binlerce flamingo, pelikan ve diğer canlının barındığı bir coğrafyada beton köprü, yol, ada, viyadük ve tünellerin yapılmaya çalışıldığı barbarlık zamanları…

İnsanoğlunun yeniden o eski ve ince zamanlardaki duyarlılığı, merhameti, şefkati ve saygıyı hatırlaması dileğiyle….

İki ayrı bölüm halinde paylaşacağımız 56 güzel fotoğraf, Vakıf Katılım şirketinin düzenlediği “Kuş Evleri” isimli fotoğraf yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunmuş fotoğraflardır.

001

Birincilik Ödülü – Murat İbranoğlu – “Üçüncü Mustafa Türbesi

002

İkincilik Ödülü – Levent Bayraktar – “Yeşil Kuş

003

Üçüncülük Ödülü – Mehmet Lokman Ayneli – “Kuş evi

004

Mansiyon – Münevver Ulusoy – “Masum güzel

005

Mansiyon – Yasin Çetin – “Gesi kuşevi

006

Mansiyon – Halil Bereket – “Urfa kuşevi

007

Sergileme – Bahattin Erkol – “Kuşlar ve kuşevi

008

Sergileme – Nuri Çoban – “Ayazma

009

Sergileme – Cemal Sepici – “Maaile

010

Sergileme – Abdurrahman Çetin – “Valide Camii Kuşevi

011

Sergileme – Kadir Tezel – “Ayazma Camii Kuşevi

012

Sergileme – Irina Andrei – “Yalnızlık

013

Sergileme – Ömer Açar – “Kuşevi

014

Sergileme – Hasan Zer – “Papağan

015

Sergileme – Arzu İbranoğlu – “Üçüncü Selim Türbesi

016

Sergileme – Murat Ayneli – “Urfa Kuşevi

017

Sergileme – Caner Başer – “Kumru

018

Sergileme – Levent Bayraktar – “Beyaz Ev

019

Sergileme – İsa Cıda – “Kuşevi

020

Sergileme – Hale Özveren – “Yeni Valide Camii Kuş Evi

021

Sergileme – Salih Kuş – “Son uçuş

022

Sergileme – Salih Kuş – “Sahipsiz kalan

023

Sergileme – Uğur Çimen – “Taşhan

024

Sergileme – Uğur Çimen – “Darphane

025

Sergileme – Seyit Konyalı – “Kayseri

026

Sergileme – Nevzat Turgay Işıkgöz – “Eyüp

027

Sergileme – Süleyman Ülker – “Küçük Ev

028

Sergileme – Özkan Bilgin – “Güvercin

Hakkımızı istiyoruz!

Mavi LogoBizler; her yaştan, her cinsiyetten tüm bireyler, bebek, çocuk ve gençler, yaşlı, çocuklu ve hamileler, engelliler, bisikletliler ve hayvan dostları, tüm kesimlerin ihtiyaçlarını gözeterek,

Yaya haklarının savunulması, kent içi düzenlemelerde yayanın öncelenmesi ve kentte yürümenin bir yaşam biçimine dönüştürülmesi amacıyla kurduğumuz Yaya Derneği’nin yönetici ve üyeleri olarak,  

24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine katılan tüm siyasi partilerle aday olan partili ve bağımsız tüm adayların,

Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi’nde yazılı olan yaya haklarına saygılı olmalarını ve bu hakların savunulup uygulanması için söz vermelerini bekliyoruz.

Bu bağlamda;

* Yayaların, kamusal alanlardan özgürce yararlanmasını,

* Kamusal alanların taşıt araçlarıyla işyerleri, inşaat ve yapılar tarafından işgal edilmemesini,

* Kamusal alanların, tüm bireylerin fiziki ve ruhsal sağlığını koruyup geliştiren, kolay toplumsal ilişkiler kurulmasını sağlayan ve yaya güvenliğini gözeten bir düzeye getirilmesini,

* Kentlerin, motorlu taşıtlara göre değil, yayaların ihtiyaçlarına göre şekillenmesini,

* Yayaların yalıtılmış alanlar yerine, kentin düzeniyle uyumlu erişilebilir alanlara sahip olmasını,

* Tüm cadde, sokak, meydan, kaldırım ve parkların daha fazla ağaçlandırılmasını,

* Kentle ilgili plan ve uygulamalarda, kent merkezindeki motorlu araç trafiğinin azaltılmasını,

* Yayanın tam ve engelsiz hareketini sağlayacak bütüncül bir taşıma sistemini oluşturmak amacıyla trafiğin yaya ve bisikletlilere uygun hale getirilmesini,

* Işıklı veya ışıksız her tür yaya geçidinde önceliğin yayaya verilmesini ve fiziki koşullarla uyumlu geçiş sürelerinin yaya lehine düzenlenmesini,

* Kamu kaynaklarının, kent içindeki motorlu taşıt trafiğini arttırmak yerine; insanların ferah, rahat ve güvenilir ortamlarda yürüyerek sağlıklı ve özgür olmasına yol açan; ayrıca, kentte yaşayan ya da çalışan herkesi, yaşadığı kenti sahiplenip korumaya özendirecek politikalara öncelik verilmesini,

* Kent içinde yürümenin bir yaşam kültürüne dönüşmesi için özendirici politika, strateji ve uygulamaların hayata geçirilmesini talep ediyoruz.

Ulusal ve uluslararası sözleşme, anlaşma, insan hakları bildirgesi, yasa, tüzük ve yönetmeliklerle edindiğimiz yaya haklarının benimsenip uygulandığı bir ortamda daha da geliştirilmesi için yaya odaklı uygulamaların özendirilip desteklenmesini, bu anlayışla hareket etmeyenler için hazırlanacak yasal düzenlemelerin uygulanmasını; böylelikle kentlerde biz yayalara ait alanların geliştirilip arttırılmasını talep ediyoruz.

Bir yerden bir yere hangi araçlarla ulaşırsak ulaşalım, bunun bir kısmında mutlaka hepimiz birer yayayız ve yaya olarak bizlere saygı duyulmasını istiyoruz.

Kısacası,

Yaşadığımız kentlerin gerçek sahipleri olarak, yaya olmaktan kaynaklanan haklarımızın tanınıp uygulanması en doğal hakkımız.

HAKKIMIZI İSTİYORUZ!

WhatsApp Image 2018-06-06 at 11.36.08

Bulutlarda Yaşanmazmış

Kitabın Adı: Bulutlarda Yaşanmazmış, Deniz Lisesi’nden TKP’ye 1967-1994

Yazarı: Reşit Sermet Elçi

Yayınlayan: Verita Yayınları

2. Baskı, İstanbul, Mart 2018, 358 sayfa

r_sermet_elci_bakirkoyluler_derneginde_imza_gununde_h201911_fce38

Yazarı Hakkında: Reşit Sermet Elçi, 1953’te Malatya’da doğdu, İzmir Karşıyaka’da büyüdü. 1967’de Deniz Lisesi’ne girdi, 1970’te disiplin kurulu kararı ile okuldan atıldı.. 1971’de İzmir Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra 1976’da Ege Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mimarlık diploması aldı. 1979’da TKP ile tanıştı. Mimarlar Odası İzmir Şube Sekreterliği, TBKP İstanbul Teknik Elemanlar Üst Komitesi üyeliği ve Üsküdar İlçe Başkanlığı’na seçildi. 1994’de dünyaya, ülkeye ve olaylara siyasetler üstü bakmak gerektiğine karar verdi.

Mimarlık mesleğine 40 yılı aşkın süredir devam ediyor.


Kitabın Tanıtımından:

Sınıf arkadaşım 7148 Sermet Elçi;

Yeni ve gelecek nesilleri, eski ve ağır bedeller ödenmiş derslerden yararlandırmak amacında iken, siyasi anılarda pek görülmeyen bir üslup ile içinde yer aldığı ailesini de yazarak, aslında aileden kopuk anıların olamayacağını gözler önüne seriyor.

Ayrıca bu anılarda, yakın zamanlarda adı konup tanımlanmış ‘mahalle baskısı’ndan önce, ülkemiz- de ayrışmanın en can alıcı şekilde yaşandığı 70’li yıllarda bile aslında mahalle dayanışmasının var olduğuna ve yaşandığına tanık olacaksınız.

İnsanlar çeşitli zamanlarda bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bir yol ayrımına geliyorlar. Bunların başta gelenlerinden biri, belki de birincisi; büyüdükleri aile ortamı, anne, baba ve sevdikleri büyüklerinin öğrettikleri veya öğretemedikleri, sevdikleri veya sev(e)medikleri ilk öğretmenleri nedeniyle geldikleri; okur yazar olma ya da olmadan yaşamak yol ayrımıdır. Sermet Elçi’nin nasıl bir tercihte bulunduğunu, çok zor yaşanır ve yazılır anılarını okuyarak göreceksiniz.”

7075, Ali Çubuk

Bulutlarda Yaşanmazmış

 

Hataylı bir ailenin erkek çocuğu olarak Malatya’da doğmak, “Karşıyakalı” bir çocuk olarak yetişmek, ele avuca gelmez bir Deniz Lisesi öğrencisi olmak, askerlikten vazgeçme niyetiyle eve ilk gelişte üniformaya gösterilen ilgi nedeniyle yola devam kararını almak, “devrimci olmayı öğrenmek“, okuldan atılmak, baba gözetiminde lise öğrencisi olmak, çizim yeteneğini fark etme sonrasında mimar olmaya karar vermek ve mimar olmak, inşaatlar yapmak, mimarlar odasıyla tanışmak, hem mimar hem oda yöneticisi olmayı birlikte yürütmek, TKP’li olup solda birliği savunmak, oda düzeyinde mücadele etmek, parti yöneticisi olmak, hayal kırıklıkları sonrasında sorgulamaya başlamak ve bulutlardan aşağılara inmek, “dünyaya, ülkeye ve olaylara siyasetler üstü bakmaya” niyet etmek…

Anlatımı son derece akıcı, bir çırpıda okunabilecek, bunu yaparken kendi yaşam öykünüzle mukayeseler yapabileceğiniz, İzmir ve İstanbul’da mimarlar odası düzleminde verilen ve halen devam eden bir yaşam ve siyaset mücadelesinin öyküsü…  

Hemen alınıp okunması ve 27 yıllık özel bir dönemi bir TKP’linin gözüyle anlatan bu güzel anı kitabının en yakın arkadaş ve dostlara önerilmesi dileğiyle…

 

Ya bundan sonrası…

Ali Rıza Avcan

Evet. Tüm Türkiye’de, özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde faaliyette olan özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerinin yaklaşan seçim ortamının nimetlerinden yararlanmak amacıyla başlattığı etkili ve başarılı lobi çalışmalarının sonucunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 16 Mayıs 2018 tarihli son oturumunda 224 AKP’li milletvekilinin oyu ile kabul edilip 25 Mayıs 2018 tarih, 30431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un 14. maddesi ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na eklenen yeni hükümlere göre bundan böyle, Büyükşehir belediyeleri sınırları içinde uzaklık, nüfus ve hattı kullanan yolcu sayısı kriterleri dikkate alınarak belirlenen toplu taşıma hatlarının işletim hakkı, başta özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleri ve birlikleri olmak üzere özel kişi ya da kurumlara ihaleyle verilebilecek. 

x720-I9f

İktidarın yaklaşan seçimlerde kendisine verilecek her bir oy için, kentlerde yaşayanlara, özellikle de ihalelere konu olacak toplu ulaşım hatlarından yararlanan yolculara sormadan özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklere bir seçim rüşveti olarak verdiği bu yeni hakka göre, bundan böyle büyükşehir belediyesi sınırları içinde,

1) Yerleşimlerin şehir merkezine uzaklığı,

2) Taşımanın yapıldığı yerleşimlerin nüfusu ve

3) O hatları kullanan yolcu sayısının,

dikkate alınması suretiyle belirlenip büyükşehir belediye meclisince kabul edilen hatlardaki toplu ulaşım hizmetleri, o bölgedeki özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerine ihaleyle verilebilecek. 

Bu durumda ihaleye katılacaklarda ve kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartlar belediyelerce belirlenecek, taşıma birlik veya kooperatiflerine, belediye bütçelerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanacaklara ilişkin gelir desteği ödemeleri yapılabilecek.

Böylelikle, ihaleye katılacaklarla kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartların hiçbir kural ya da kritere bağlı kalınmaksızın belediyelerce belirlenmesi suretiyle söz konusu ihalelerin, “adrese teslim ihale” haline gelmesi için gerekli ortam yaratılacak; ayrıca, ücretsiz veya indirimli taşınan yolcular için yapılacak gelir desteği için belediyelere herhangi bir gelir kaynağı verilmeden ya da destek sağlanmadan mevcut belediye gelirlerinden ödeme yapılmasının yolu açılacak. 

Bütün bu düzenlemeler bize, öncelikle büyükşehir belediyesi sınırları içinde büyükşehir belediyelerinin tekelinde olan toplu ulaşım hizmetlerinin, hat ölçeğinde özel halk otobüsü ve minibüs kooperatif ve birlikleri eliyle özelleştirilmeye başlandığını, bu gelişmenin şimdi hatlar ölçeğinde başlatılıp zaman içinde kent merkezi dışındaki tüm toplu ulaşım hizmetlerinin bu yöntemle özelleştirilmesi olasılığının kuvvetli olduğunu göstermektedir.

İkinci olarak, kooperatif ve birliklerin işletmesine bırakılacak toplu ulaşım hatlarının belirlenip büyükşehir belediye meclislerince kabul edilmesinde tarafsızlığı, eşitliği, düzenliliği, sürekliliği ve ülke düzleminde uygulanması gereken bütünlüğü gözeten  bir yasal düzenleme yapılmadan uygulamanın tümüyle belediyelere bırakılmış olması, belediyeler arasında adalet ve dürüstlükten uzak birbirinden farklı uygulamaların gündeme gelmesini sağlayacak; böylelikle belediyeler özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifleriyle birliklerinin, daha doğrusu bu kooperatif ve birliklerin başındaki kök salmış yöneticilerin etkisi altına girebilecektir.

Çünkü, söz konusu yasal düzenlemede özel halk otobüsü ve minibüs kooperatif ve birlikleri arasında bir ihale yapılacağı belirtilmiş olsa da; işlettirilmesine karar verilen hatta tek bir kooperatif ve birliğin faaliyette olması halinde o işletme hakkının devri, rekabetten uzak bir ortamda o tek kooperatif ya da birliğin, yerel seçimlerde kendilerinden oy talep eden belediye başkanı ile bir kısmı o kooperatif ya da birliklerin yöneticisi ya da üyesi olan meclis üyeleriyle yapacağı pazarlıkla belirlenecek ve bu pazarlık sonucunda ortaya çıkan karar ve uygulama nedeniyle o hattı kullanan halkın bu işten zarar görmesi mümkün olabilecektir.

Bunun nedeni ise, ihaleye katılacaklarla kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartların bütün büyükşehir belediyeleri bağlayan hukuki düzenlemeler yerine her bir belediyenin ortaya koyacağı kural ve yöntemlerle belirlenecek olmasıdır. Bu durum haliyle her belediyenin kendi özel koşullarına, mevcut kooperatif ve birliklerle kurduğu ilişkinin düzeyine göre karar vereceği anlamına gelir ki; bu sonuç, toplu ulaşım hizmetlerinin eşitlik, tarafsızlık, süreklilik ve düzenlilik ilkelerine aykırı bir şekilde yapılmasına neden olabilecektir.

5b11a51aae78491ff8798ce0

İşte o nedenle, şimdi iktidarda ya da muhalefette olsun tüm büyükşehir belediyesi yöneticileriyle özel halk otobüsü ve minibüs kooperatifi ve birlik yöneticilerini fazlasıyla sevindiren bu seçim rüşvetinin yakın bir gelecekte tüm kent halkının zarar gördüğü bir uygulamaya dönüşerek hepimizi mağdur etmesi, aslında gerçekleşmesi hiç de zor olmayacak bir yakın gelecek senaryosunun konusu olarak düşünülmelidir.

Sözlük’ten: Türkiye’de Kentleşme (2)*

Prof. Dr. Ruşen Keleş

1. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/06/02/sozlukten-turkiyede-kentlesme-1/

Hızla artan nüfusun konut, eğitim, sağlık, ulaşım, imar ve planlama, yol, meydan, otoğark, altyapı, yeşil ve açık alan ve çevre kirlenmesini önleme gibi hizmet gereksinmelerini karşılama yükü, ilke olarak, kent yönetimlerinin sorumluluğu altındadır. Çok az sayıda kentimiz böyle bir yükün altından kendi olanaklarıyla kalkabilecek durumdadır. Kentleşmenin hızı, görev ve kaynak paylaşımındaki dengesizliği artırmakta, kent yönetimlerini giderek devlete daha bağımlı duruma getirmektedir.

ff51c60ac27508f79de73ce4137d1626

Makro-ekonomik boyutları açısından bakıldığında, kentleşmeyle birlikte yoksulluğun azalmadığı, hatta arttığı gözlemleniyor. Günümüzde,, artık salt gecekondular değil, kentlerin çöküntü bölgelerine sıkışıp kalmış, “kentsel dönüşüm” adıyla yürütülen müdahaleler sonucunda ortaya çıkmış olanlar da yoksulluk yuvalarında yaşayanlara ekleniyor. Gelir dağılımındaki artan dengesizliklerin oluşmasında, sanayileşmeyi, yoksulluğun giderilmesini ve emekçinin korunmasını göz ardı eden liberal politikalarda direnmenin önekli payı olduğu görmezden gelinemez.

Kuşkusuz, bu tür bir kentleşmenin maddi olmayan, ekonomi dışı yönleri de göz ardı edilemeyecek ölçüde önemlidir. Bu bağlamda üzerinde durulması gereken birkaç nokta vardır. Birincisi, kentleşmenin, bugünkü biçimiyle, insanların tavır ve davranışlarında kentliliğe özgü değişikliklere yol açmadığıdır. Gerçek davranış değişikliklerinin itici gücü tam istihdam koşulları, verimli bir çalışma ortamı ve çağdaş bir eğitimdir. BU koşullardan hiçbirinin yeterince var olmadığı kentsel ortamlarda, köyden kente göç etmiş olanlar, kaçınılmaz olarak köylülüklerini kentlerde de sürdürürler. Türkiye’^de olan da budur.

İkinci önemli nokta şudur: Toplum, görsel iletişim araçlarının ve yazılı basının da düzenli dürtüsü ile öz değerlerinden hızla koparılıp uzaklaştırılmaktadır. Bu olumsuz değişimden en büyük payı alanlar kentler ve kentlilerdir. Yerleşik ulusal ve evrensel değerlerin yerini, tüketim artışına dayalı, küresel sermayenin karlılığını çoğaltan etkinliklere yöneliş almaktadır. Rant arayışları içinde kültür, tarih, doğa, mimarlık ve sanat değerlerinin paraya dönüştürülmesi kural; korunmalarıysa, neredeyse istisnai bir durum olmaktadır. Değer dizgelerinde olagelen değişimler kent kimliklerindeki yozlaşmanın temel nedenini oluşturmaktadır. Kentlerin beş yıldızlı otellerle, gökdelenlerle, gereksiz sayıda alışveriş merkezleriyle, alt ve üst geçitlerle doldurulması, küreselleşme tutkusunun kentlere yansıyan sonuçlarındandır. Bu koşullar altında, yalnız kentler kimliklerini yitirmekle kalmamakta, eko-sistemin dengesi de bozulmaktadır.

Son bir nokta da, merkezi ya da yerel yönetimlerde atama ya da seçim yöntemleriyle görev alanların, kentleşmeyi dolaysız ya da dolaylı olarak  etkileyen değişmeler karşısındaki tavırlarıdır. Kentleri yönetenlerin devleti yönetenlerden farklı olması toplumbilimsel yönden olanaksızdır. Çoğunun tavır ve davranışlarında tam anlamıyla kentlileşmiş olmayışın açık belirtileri kentleşmeyi olumsuz olarak etkilemektedir. Kentleşmeyle ilgili karar, eylem ve işlemlerine her zaman hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi ülkelerin yön verdiğini söylemek kolay değildir. Türkiye’de kentleşme politikalarının başarısına olumsuz etki yapan etmenlere, düzenli kent gelişmesini ve imarını planlı çalışmalara konu yapmayı, bir başka deyişle planı “kökü dışarıda” ve “modernist” bir araç olarak değerlendiren küreselleşme yanlısı yarım aydınların tavırları da eklenmelidir.

Screenshot_20180515-151313_2

Kentleşmenin hızının yavaşlatılması, bölgeler arasındaki dengesizliğin azaltılması, kırsal alanlardaki çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve benzeri politika önlemlerinin planlı dönem boyunca düzenli olarak uygulama şansı bulamamış olmasında, Türkiye’de kentleşmenin ulusal ve bölgesel kalkınma planları çerçevesinde ele alınmıyor olmasının payı büyüktür. Atılan adımlarda, farklı plan dönemlerinde farklı yaklaşımlar benimsenmiş, istikrar sağlanamamıştır.

Melih Ersoy (Derleyen), Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Ninova Yayıncılık, Nisan 2016 (2. Baskı), s. 447-449