Müze, Kültür, Toplum

Kitabın Adı: Müze, Kültür, Toplum

Yazarı: Ceren Karadeniz

Yayına Hazırlayan: Bekir Onur

Yayınlayan: İmge Kitabevi

1. Baskı, Ankara, Nisan 2018, 319 sayfa002

Prof. Dr. Bekir Onur’un kaleminden kitap

“Türkiye’de özel ve kamusal müze sayısında ve türlerinde kayda değer bir artış var. çağdaş müzecilik ve onun vazgeçilmez bir kolu olan müze eğitimi alanında da araştırma, inceleme ve yayınlarda önemli bir artış gözlemlenmekte. Müze ve müzecilikteki bu gelişme son derece sevindiricidir. Ülkemizde de müzelerin yeni işlevler edinmeye, yeni kavramlar kullanmaya başlaması çağdaşlaşma çabalarının belirtisi sayılmalıdır. Bu bağlamda kültürel çeşitlilik, çokkültürlülük, katılım, topluma açılma gibi yeni kavramlar; göç müzesi, kadın müzesi, din müzesi, çocuk müzesi gibi yeni kuruluşlar dikkati çekmektedir.

Ceren Karadeniz’in kitabı sözü edilen bütün gelişmeleri incelemekte ve değerlendirmekte. ABD’de, İngiltere’de, Almanya’da müze çalışmaları yapan yazarın, konunun yetkin bir uzmanı olduğunu, bu kitabın alanda çalışan herkese yararlı olacağını belirtmek isterim.”

İçindekiler

Sunuş

Kısaltmalar

Bölüm I

* Çokkültürlülük ve Kültürel Çeşitlilik

* Çokkültürlülük Eleştirisi

* Kültür Politikaları, Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Beyannameler, Sözleşmeler ve Konferanslar

* Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Beyanname ve Sözleşmeler

Kültürel Çeşitlilik İçin Kültürlerarası Diyalog

* Kültürel Çeşitlilik, Sanat Eğitimi ve Müze

Bölüm II

* Çağdaş Müze ve İşlevleri

* Müze ve Katılım

* Postmodern Müze

* Çağdaş Müze, Kültürel Çeşitlilik ve Çokkültürlülük

* Engelli Bireylere İlişkin Müze Politikaları ve Sergiler

* Kadına İlişkin Müze Sergileri ve Kadın Müzeleri

* Azınlıklara İlişkin Sergi Hazırlayan Müzeler

* Göçe İlişkin Sergiler Hazırlayan Müzeler ve Göç Müzeleri

* Müzelerde Kültürel Çeşitlilik ve Çokkültürlülük Çalışmalarına İlişkin Diğer Uygulamalar

* Müze, Çokkültürlülük Eleştirisi ve MAP for ID Projesi

* Sanat Müzeleri ve Kültürel Çeşitlilik

* Din Konusundaki Müze Sergileri ve Din Müzeleri

* Çocuk Müzelerinde Kültürel Çeşitlilik

* Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Diğer Sergi Örnekleri

Bölüm III

Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Kültür Politikalarında Müze ve Kültürel Çeşitlilik

* Cumhuriyet’in İlanından 1980’e Kadar Uzanan Dönemde Kültür ve Müze Politikaları

* 1980 Sonrası Kültür ve Müze Politikaları

* Türkiye’de Çağdaş Müzecilik ve Müzelerin Kültürel Çeşitliliğe Yaklaşımları

* Müzelerde Gerçekleştirilen Kültürel Çeşitlilik ve Kültürlerarası Diyalog Konulu Projeler

Sonuç

Kaynakça

001

 

Şalterler inince – Grev ve direniş şiirleri

Magirus İş Bırakımı

                             – Gözcümüz vurulmuş, gözümüz kan,
                              Gözümüz büyük daha.-
İşi bırakmak; kişi ölüme aday mı
Soluğun biraz yok
Dağ ayakların
Ova ellerin yok.

Ah mı, of mu, vay mı,
Yüreğimizdeki ses
Bizden, bütün köylere, bütün yeryüzüne,
Gidip kör kör gelen ses,

Aç günler ay mı
Öylesin uzun
Kavak yükseli değil
Uzüntü uzun.

İşi bırakmak kolay mı
İşi bırakmak
Çoluğu çocuğu nice karanlıklarda
Ekmeksiz bırakmak.

İşi bırakmak bir yalaz tay mı hey
Ki koşar su doğru yıldız doğru
Kopmuş gövdemiz onunla canlanır bir daha
Ki koşar bir aydınlığa doğru.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

99627eeda9d0a89beb46d8ce83f6997a

Oy Beni

I
Türkiye yaşanmaz oldu!
Her gün bir başka zehir.
Görmedik,
Bir bahçe, bir çiçek, bir şehir,
Görmedik bir gülen,
Hasılı bir ferah, bir rahat:
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir
Kollektif hayat!

II
Türkiye yaşanmaz oldu!
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem
Vay ne hal olmuş vatan!
Güzel yarim Istanbul’dan ne haber?
Dil-Tarih’ten, Emekçi’den, Sendika’dan?
Şiddetin sabahı yakındır
Dayan dizlerim dayan

Enver Gökçe

enver-gc3b6kc3a7e-3

Urgan ve Yorgan

İnmem ocaklarına,
Kendileri girsin!
Kendileri döğsün demiri erini…
Ocak mı benim, fırın mı benim?

Ekmem arpayı, buğdayı, Ekmem yulafı, çavdarı,
Tarla mı benim, tapan mı benim?

Kömür gözlü üzümleri,
Baldudak incirleri,
Kızyanağı elmaları,
Na’ yersiniz!

Dikmiyorum ağacını, Bellemiyorum toprağını,
Bağ mı benim, bostan mı benim?

Bundan kelli
Üstümü örtmez bu yorgan,
Yükümü çekemez bu urgan! . . .

Mehmed Kemal, Tükenmez (Bütün Şiirleri) Gerçek Sanat Yayın. İstanbul 1990

mehmed-kemal-ec49filip-suyunu-ic3a7tic49fimiz-c3a7ec59fme-2018

Güneşli Sabaha Bir Sonnet

hey deli dumrul kim bilir öyküm nasıl bitecek
karşımda değilsin ama görüyorum seni
unutmuş um mavi camdaki gülümsemeni
biliyorum kırmızı güneş bir gün kapımı itecek

yaklaşık yirmi bir yıl gözaltında yürüdüm
şiirlerimi antolojilerin kapılarında durdurdular
hatta yazın erieri bileklerime kelepçe vurdular
oysa benim güzel günleri yazmakla geçti ömrüm

birlikte tırmandık dağları al şafakta
acıları buruşuk kağıtlar gibi rüzgara atmışız
ne ölüm var ne korku yürü dostum toprakta

kitapları yakmışlar insanlara kurşun sıkmışlar
yenileri basılır bebekler büyür anasını satmışız
bizler gitsek de aldırma yanar tepedeki ışıklar

Ömer Faruk Toprak, Tüm Şiirleri, Adam Yayın. İstanbul, 1983

 

c59da0e2d2dd2594327fbe5a5c04e4d6

Genel Grev

şehirde ne olduysa birden saatler durdu
sokak lambaları deli sarı patladılar
canavar düdükleri uğulduyordu
üç sehpa kuruldu üç adam asıldılar
genç bir kız bir mavi timsah doğurdu

sessizliği büyütüyor radyo pilonları
dudak dudağa değse yangın parlayacak
bir yıldırım tutuklamış telefonları
musluklarda ıs lıklar sular akmayacak
özgür ve bağımsız sokakta çöp bidonları

bu nasıl şey gerçi kımıldamıyor nabız
dil simsiyah sarkmış gözler buzlu cam
oysa yürek nurdan kocaman bir yıldız
kan hala sıcak iştahlı duman duman
karşıtların birliği mi yaşadığımız

Atilla İlhan

attila

Kavel

İşime karım dedim
karıma kavel diyeceğim
ve soluğumun tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada
                                             güneşe karışmadıkça etim
kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim
ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
ve ben kendimi tutabilirsem eğer
sesimi tutabilirsem
          o çoban ateşlerinin parladığı yerde kavel’de
          o erkekçe direnilen yerde kavel’de
               karın altında nişanlanıp
                          dostlarımın arasında öpeceğim
                                nişanlımı kavel kapısında
ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
                             ilk çocuğumun adını
                                         kavel koyacağım

Hasan Hüseyin, Kavel, Yeditepe Yayınları, İstanbul 1972

02a8ffe476f29eb7e91bdad9bec2005f

Uyan

Hadi uyan
Günışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
Ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip ol san da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gibi gramofona
Işte aşk işte özlem işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N’olur uyan

Metin Eloğlu

metinelog

Sarı kareler…

Vakıf Emeklilik 6. kez düzenlenen fotoğraf yarışmasının bu yılki teması “Sarı kareler” idi. 

Bu yarışma sonucunda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 36 “sarılı” kare gerçekten çok güzel görüntüleri, yaratıcı tasarımları içeriyor…

Keyifli seyirler dileğiyle… 

001
Birincilik Ödülü – Muhammed Şuayp Oral – “Sarı Kaya“
002
İkincilik Ödülü – Serkan Daldal – “Balıkçı“
003
Üçüncülük Ödülü – İhsan Korkut – “Sarı toz bulutu“
004
Mansiyon – Yücel Çetin – “Taşıyıcı“
005
Mansiyon – Emine Sezgin – “Papağan“
006
Mansiyon – Ceren Yağcıoğlu – “Kuvercin“
007
Sergileme – Utku Çetin – “Yüzen ördek“
008
Sergileme – Esengül Yavuz – “Sarı havlu“
009
Sergileme – İsmail İkiz – “Otopark“
010
Sergileme – Özlem Gün Bingöl – “Limonatacı kız“
011
Sergileme – Murat İbranoğlu – “Balon“
012
Sergileme – Gökalp Bilici – “Kerpiç“
013
Sergileme – Arzu İbranoğlu – “Eğlenmek“
014
Sergileme – İbrahim Aysündü – “Cami“
015
Sergileme – Murat Akgün – “Çiçekçi“
016
Sergileme – Murat Akgün – “Borular“
017
Sergileme – Musa Talaşlı – “Sonbahar“
018
Sergileme – İsmet Danyeli – “Eski“
019
Sergileme – Zehra Çöplü – “Niagara“
020
Sergileme – Servet Çınar – “Köprü“
021
Sergileme – Özkan Bilgin – “Sarı saçlar“
022
Sergileme – Nuri Çorbacıoğlu – “Katip“
023
Sergileme – Adem Yener – “Yerel yaşam“
024
Sergileme – Oğuzhan Hacısalihoğlu – “Sisler“
025
Sergileme – Ceyda Arslan – “Kartopu“
026
Sergileme – Özkan Olcay – “Sulama”
027
Sergileme – Kemal Türk – “Kuş cenneti“
028
Sergileme – Seyit Halit Demir Özer – “Sarı damlalar“
029
Sergileme – Emir Bağcı – “Çoban ateşi“
030
Sergileme – Bülent Şelli – “Crinoid“
031
Sergileme – Cihan Barış Budak – “Boyacı“
032
Sergileme – Tevfik Ekici – “Kuğu gölü“
033
Sergileme – Huriye Cingöz – “Salyangoz“
034
Sergileme – Meral Yeşilçiçek – “Emekçi nene“
035
Sergileme – Özlem Demir – “Saman“
036
Sergileme – Marina Bulduk – “Sarı oje“

Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye

Kitabın Adı: Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye, Türkiye’de Değişen İskân Politikaları.

Yazarı: Sema Erder

Yayınlayan: İletişim Yayınları, Araştırma-İnceleme Dizisi 432

1. Baskı 2018, İstanbul, 312 sayfa

1511530513-IMG

Yazarı Hakkında: Sema Erder Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ekonomi, Hacettepe Üniversitesi’nde demografi eğitimi gördü. Bir Süre kent planlamasıyla ilgili kurumlarda araştırmacı olarak çalışan Sema Erder, bu dönemde şehircilik ve şehir sosyolojisi konularına ilgi duydu ve Marmara Üniversitesi kadrosuna katılarak şehircilik dersleri vermeye başladı. Stockholm Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini gören Sema Erder, aynı dönemde, Mübeccel B. Kıray yönetiminde sürdürdüğü “Getto” konulu doktora tezinin alan araştırmasını tamamladı ve bu çalışmayla, 1985 yılında Marmara Üniversitesi’nden doktora derecisini aldı.

Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapan Sema Erder, İstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye adlı kitabıyla (İletişim Yayınları, 1996) 1996 yılında Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Son dönemlerde, eski sosyalist ülkelerden Türkiye’ye yönelen yeni göç hareketleri üzerine çalışmakta olan yazar, Bahçeşehir Üniversitesi’nde de görev aldı. 2017 yılında ‘Kent Çalışmaları ve Kentsel Oluşumlar’ konulu Kadir Has ‘Üstün Başarı Ödülü’ne layık görüldü.

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR
Başlarken
Giriş

BİRİNCİ BÖLÜM
Yönetmek İçin Karıştırmaktan
Yönetmek İçin Ayıklamaya: Osmanlı’da
Değişen Sürgün ve İskân Uygulamaları
Geleneksel toplumlarda toprak-insan ilişkileri ve zorunlu göç 
Osmanlı’da iskân kurumunun oluşumu
Yönetmek için karıştırmak
Yönetmek için karıştırmada sorunlar
Yönetmek için ayıklamak

İKİNCİ BÖLÜM
Önce Yerleşmek: Ulus-Devletin Kuruluşu
Cumhuriyet’in kuruluşu ve iskân
Önce Batı’daki (yeni) ev sahipleri yerleşiyor
Uluslararası koruma altında zorunlu göç: Mübadele
Batı Anadolu’da Türk-Müslüman toplumun kuruluşu ve kozmopolit yaşamın sonu

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sonra Yerleştirmek: Cumhuriyet’in Kuralları Kesinleşiyor
Doğu’nun “zorla” yerleştirilmesi: Kürtler, Aleviler ve iskân
Ulus-devletin yapı taşı: 1934 İskân Kanunu
Cumhuriyet’in kuralları kesinleşiyor:
“Yönetmek için benzeştirmek”

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İskân Kurumu ve Balkan Göçmenleri (Dış İskân)
İskân kurumunun dostları:
Kurucu Balkan göçmenleri, 1923-1949 dönemi
Balkan göçmenleri “dış Türkler” oluyor: 1950-1989 dönemi
1951 Bulgaristan Göçü
1989 Bulgaristan Göçü
Balkan göçmenleri artık düzensiz göçmen: 1990 sonrası
Dış iskân vatandaşlığa geçiş kapısı olmaktan çıkıyor

BEŞİNCİ BÖLÜM
Zorla Yerleştirmeden
Zorla Yerinden Etmeye (İç İskân)
İskânın Bürokratik Serüveni
Yeni İskân Kanunu neden çıkarıldı?
Günümüzdeki iskân anlayışı: Ne değişti? 
Son “şenlendirme” uygulaması: 1974 Kıbrıs nüfus yerleştirmesi
“Sürgün”den güvenlik nedeniyle yerinden edilmeye
Afet nedeniyle yerinden olma ve mülksüzleşme
Kurumsallaşamama
Mülkiyet sorunu ve hak sahipliği
Afet sorununu müteahhitlik konusu olarak kabul etme
Kamu yatırımları nedeniyle yerinden edilme ve mülksüzleşme 
Göçerlerin iskânı
Yeni İskân Kanunu: İnşaat sektörünün kolaylaştırıcısı
Son Söz Yerine

EKLER 
Ek 1: Uluslararası Göç ve İskãn Kurumu ile İlgili Yasa, Yönetmelik ve Anlaşmalarla İlgili Önemli Tarihler
Ek 2: İskân Kanunu Değişiklik Tablosu (1926-2006)

KAYNAKÇA
DİZİN 

190620181257002243773_2

Giriş

İçinde yaşadığımız toplumu ancak geçmişten gelen kültürün, kurumların ve kuralların süreklilikleri ya da kesintileriyle birlikte anlayabiliriz. Ancak, yasaklar, yerleşikleşmiş mitler, tabular ve önyargılar nedeniyle çoğu zaman bunu yapamıyoruz. İskân kurumunun geçmişi, karanlık sayfalarla dolu, “hassas” ve tabu alanlardan olduğu için hem bireysel hem de toplumsal olarak konuşulması zor konulardandır. Bu alanda çalışanlar, bir taraftan baskı ve yasaklar, diğer taraftan bu kurumdan zarar görenlerin haklı hassasiyetleri ve öfkeleriyle baş etmek zorundadır. Çok çekişmeli bu alanda akademisyen olarak varolabilmek, hem “resmî tarih”i ve tabuları algılamak ve sorgulamak hem de güçsüz gruplara yapılan haksızlıkları gündeme getirmek gibi çok yönlü bir çaba gerektirmektedir. Bu alandaki çalışmaların zenginleşmesi için daha özgürlükçü ve barışçı bir ortama ihtiyacımız var.

Bu denemede başlangıç olarak, iskân kurumunun, zorunlu göç aracılığıyla “toplum, devlet ve mekân” ilişkilerini nasıl yönettiğini anlamaya çalışacağız. Bu kurumun, zorunlu göçler bugün içinde yaşadığımız toplumdaki insan coğrafyasını, servetin dağılımını, etnik ilişkileri ve kültürel mirası da biçimlendirdiğini biliyoruz. Tarihsel köklere sahip bu kurumun işleyişi geçmişten günümüze taşınan birçok sorunun da köklerinde yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân kurumunu bugünkü değerler ve kurallarla arkaik bir kurum olarak tanımlayabiliriz. Oysa Türkiye’de bu kurumun bıraktığı izlerin derinliği ve üstelik toplumsal ve siyasal alanda katedilen bunca yola karşın halen yaşıyor olması konuyu güncelleştirmektedir.

İskân kurumunun yönetimdeki etkisini ve toplumsal değişme dinamikleriyle etkileşimini anlamaya çalıştığımız bu çalışmanın kapsamına sayısız araştırma, hatırat, rapor, roman gibi yayınların girebileceğinin ve bunların tümüne hâkim olmamızın imkânsızlığının farkındayız. Bu çalışmayı akademik dünyanın yaygın olarak başvurduğu kısıtlı sayıda kaynakla sınırladık. Geniş bir zaman dilimini kapsayan bu çalışmada ele aldığımız kaynaklar, kuram, metodoloji ya da siyasal içerik açısından birbirinden farklıdır. Tarih, siyaset bilimi, sosyoloji ve antropoloji alanında çalışan sosyal bilimcilerin iskân kurumuyla –doğrudan ya da dolaylı olarak– öteden beri ilgilendiklerini biliyoruz. Ancak, Türkiye’deki sıkça değişen siyasal ortama bağlı olsa gerek, bazı dönemlere ait çok sayıda, bazı dönemlere ait ise çok az sayıda –bazen hiç– yayın olduğunu fark ettik. Diğer taraftan iskân kurumundan etkilenen bazı etnik ve dinsel gruplar hakkında çok, bazı gruplar hakkında ise az yayın olduğunu görmek de ilgi çekici oldu.

Bu yayınlardan, iskân kurumunun süreç içinde toplumsal değişmenin dinamiklerine bağlı olarak nitelik değiştirdiğini anlıyoruz. Bu değişime bağlı olarak, araştırmacılar da iskân kurumunun her dönemde bir başka yönüne ağırlık vermişlerdir. Osmanlı’da yaşamsal öneme sahip olan iskân kurumunun, ulus-devletin oluşum sürecinde de kurucu görev üstlenerek önemini koruduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki uygulamalar bugün yaşadığımız coğrafyadaki sosyal yaşamın temellerini atmıştır. Sosyal değişmenin hızlandığı, köylülüğün çözüldüğü günümüzde ise bu kurumun göreli önemi azalsa da yaşamını sürdürüyor olması ilgi çekicidir. İskân kurumunun izlerini sürerek belki de bu kurumun, Acemoğlu ve Robinson’ın ulusların refaha kavuşmalarında ve demokrasiyi benimsemelerinde etkili olduğunu ileri sürdükleri kapsayıcı ya da sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlardan hangisine benzediğini saptayabiliriz (2012, 2013).

Bu denemede Osmanlı dönemiyle ilgili yazılanların, tarihçi ve hukukçu olmayan bir sosyal bilimcinin yorumları olarak kabul edilmesini dileriz. Umarız bu yorumlar, tarihçilerin ve özellikle hukuk sosyologlarının, daha özgür bir ortamda yapacağı yeni araştırmalarla zenginleşir ve yeniden değerlendirilir. İskân araştırmasının ilk aşamalarında bu kurumun ekonomik, toplumsal ve askeri alandaki çok-işlevli yapısı dikkatimizi çekmişti. Dikkat çeken ikinci nokta ise kurumun kurallarının anlamının, kapsamının ve etkilerinin zaman içinde değişmesiydi. Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana sürekli olarak yeniden kurulan bu kurum, “geleneksel” hukuk anlayışındaki değişmeyi de yansıtmaktadır. İskân kurumunun esnek bir uygulamalar manzumesi olmaktan çıkması, bürokratikleşmesi ve kodifiye edilmiş formel yasal kurallara dönüşmesi modern hukuk anlayışına geçişin ilgi çekici bir serüveni olarak da okunabilir. Bu kurumla ilgili analizler sırasında geleneksel ve modern hukuk anlayışı arasındaki farkı dikkate almak ve bunu sürekli olarak akılda tutmak, belki, anakronizme düşme riskini azaltabilir.

Bu araştırmada, iskân kurumunu oluşturan emir, nizamname ve yasaları dikkate alan çalışmalardan yararlanıldığı gibi, uygulamalar hakkında bilgi verebilecek örnek olaylara da yer verilmeye çalışılmıştır. Geleneksel hukukun uygulandığı otoriter toplumlarda, kurallarla uygulamalar arasında gevşek bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Bu noktada, tarihçiler monografik çalışmaları, idiografik olma ya da tek örneğe dayanma gibi nitelikleri ile bu olguların öğrenilmesini ve değerlendirilmesini sağlamış ve böylece araştırmaya önemli katkıda bulunmuşlardır.

Tarih metoduyla ilgilenenlerin de belirttiği üzere, tarih araştırmalarında karşımıza çıkan önemli bir sorun, araştırmaların dayandığı belgelerin “yanlı” olma ihtimalidir. Nitekim, Osmanlı arşivindeki belgeleri çok iyi tanıyan, deneyimli tarihçi Suraiya Faroqhi de iskân kurumundaki kurallar ile uygulama arasındaki farka dikkati çekmektedir. Faroqhi, iskânla ilgili bir çalışmasında “Osmanlı yerleştirme politikası resmî belgelere yansıdığı şekliyle genellikle başarılı imiş gibi görülmektedir. Ve bu normaldir. Bu Osmanlılara özgü değildir. Her bürokrat kendi idaresinin gücünü olduğundan biraz daha kuvvetli görmektedir. Yani insanlık hali” diyerek bu durumu vurgulamaktadır (2009: 87).

Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında ve hemen sonrasında iskân kurumu önemini koruduğundan, bu dönemle ilgili yayın sayısı göreli olarak fazladır. Cumhuriyet Dönemi’yle ilgili araştırmalar da kaçınılmaz olarak yazıldığı dönemin siyasal ve akademik ortamının etkilerini taşımaktadır. Türkiye’deki otoriter siyasal sistemin “resmî tarih” ve “resmî ideoloji”yi besleyen çalışmaları desteklediği, buna karşılık eleştirel yaklaşımları ise sürekli baskı altında tuttuğu bilinmektedir. Bu nedenle Türkiye’de yaşayan sosyal bilimciler, her ne kadar güncel siyasete ilgi duysalar ve eleştirel olsalar da oto-sansür süzgecini kullanma alışkanlığını, belki de farkında olmadan, içselleştirmişlerdir. Bu nedenle, Cumhuriyet Dönemi çalışmalarını değerlendirirken, o günün siyasal koşullarını göz önünde bulundurmaya çaba gösterdik.

Günümüzde iskân kurumu, toplumsal yapı, sınıf, kapitalistleşme gibi konulardan çok siyaset bilimciler açısından önemli olan “milliyetçilik”, “ulusal kimlik”, “etniklik”, “kimlik politikaları”, “yurttaşlık”, “azınlıklar”, “Ermeni sorunu”, “Kürt sorunu”, “Alevi sorunu” etrafında tartışılmaktadır. İskân kurumunun gündeme geldiği bir başka alan ise güncel mülteci ve sığınmacı akımlarının damgasını vurduğu dış göç çalışmalarıdır. Son dönemlerde iskân kurumu sadece tarihçi ve siyaset bilimcilerin değil aynı zamanda sosyologların, antropologların ve kamu yönetimi uzmanlarının da ilgi alanına girmiştir. Sayıları gün geçtikçe artan yaratıcı ve eleştirel çalışmalar, bu denemenin gerçekleştirilmesine çok önemli katkı sağlamıştır. 

Bu kitapta araştırma bulguları beş bölüm halinde sunulmaktadır. Birinci Bölüm’de, Osmanlı Dönemi’nde iskân kurumunun oluşumu, kurumsallaşması, işleyişi ve etkileri, iskân kurumunun Osmanlı toplumunda savaşta ve barışta nasıl uygulandığı,
kozmopolit toplumu nasıl ürettiği ve bunun toplumsal yaşamı ve farklı toplumsal kesimleri nasıl etkilediği ele alınmaktadır. İkinci ve Üçüncü Bölüm’de ise Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki iskân kurumu ve uygulamaları incelenmektedir. Cumhuriyet dönemi iskân kurumu uygulamaları, Batı Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da iki farklı deneyim anlamına geldiğinden iki ayrı bölüm olarak ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm’de, iskân kurumunun dış göç kurumu olarak anlamı Balkan göçü bağlamında irdelenmektedir. Beşinci Bölüm’de ise 1950’den bu yana değişen iskân anlayışı iç iskân uygulamaları bağlamında ele alınmıştır. Bu bölümdeki bulgular “devlet-toplum-toprak” ilişkilerini zorla düzenleyen iskân kurumunun, zorla yerleştirmekten zorla yerinden etmeye dönüşerek yaşamını sürdürdüğünü göstermektedir. Bu otoriter kurumun demokratikleşmesi, sonuçları üzerinde tartışmaktan ziyade, belki de ancak kurumun işleyişini değiştirmekle mümkün olabilecektir.

Resim2

 

Herkesi kucaklamak…

Ali Rıza Avcan

“Herkesi kucaklamak“…

İlk duyduğunuzda içinizde sevgi tomurcukları açtıran, yüreğinizi sarmalayan güzel , sımsıcak bir sözcük…

“Herkesi kucaklamak“…

Hiçbir ayırım gözetmeksizin karşınıza çıkan herkesi, her erkeği, her kadını, her cinsiyetten insanı, her çocuğu, her genci, her yaşlıyı, her engelliyi, her hırlıyı, her hırsızı kucaklamak…

3261371913_93b20559b3_b

Kucağı herkese açmak… O kucağın tam ortasında duran yüreğini, o yürekle simgelenen sevgini, şefkatini ve insanlığını herkese açmak…

Bu konuda hiçbir sınır tanımamak, hiçbir koşul koymamak…

Sağcısını solcusunu, hümanistini faşistini, otokratını demokratını, saraydakini varoştakini kucaklamak, kucaklayabilmek…

Daha doğrusu kendinde bütün bunların hepsini kucaklayabilme kapasite ya da yeteneğini görebilmek… Bu konuda hiçbir sınır, kayıt koşul dinlememek… Kucaklayabileceğini iddia etmek…

İlk söylendiğinde ya da dinlendiğinde kulağa hoş gelen, yüreği okşayan sözler bunlar…

Bir cumhurbaşkanı adayının açıklayıp cümle aleme duyurduğu 3.398 sözcükten oluşan koskocaman bir seçim manifestosunda tek bir “kucak“, “kucaklamak” ya da “kucaklıyorum” sözü geçmediği halde; tüm seçim kampanyası süresince “herkesin Cumhurbaşkanı olmak” iddiasıyla bol bol “kucaklıyorum” sözünü kullanmak…

Ya gerçekten herkesi; ama herkesi kucaklamak gerçekten mümkün mü?

Bütün düşünceleri, ideolojileri, sınıfsal ayrımları, grup, küme ve cemaatleri, bilinçaltı dürtülerini, algıları, şartlanmışlık ve ön yargılarla benzerlerini aşarak herkesi kucaklamak mümkün mü?

İnanç dünyasına ait yaratıcı ve peygamberlerin bile bugüne kadar yapamadığını bir çırpıda yapmak bu kadar kolay mı?

Diyalektik her şeyin kendi zıddının kendinde içkin olduğunu söylemekle birlikte tez ve antitezi, herhangi bir sentez hali oluşmadan bir arada bulundurup aynı kucağın içine sokmak mümkün mü?

Yoksa bu güzel ve etkileyici sözler, bir pop yıldızı gibi parlayıp sönen ahir zaman siyasetçilerinin “soap opera” benzeri bir “dip dalgası” ya da “tsunami” eşliğinde bizleri ikna edip kandırmak için kullandığı yalanlar mı? Veya kendisinin de inanmak isteyip inandığı yanılsamalar mı?

Yoksa masaldaki cadının, Pamuk Prenses‘e verip onu öldürmeye kalktığı parlak kırmızı elmalar mı?

muharrem_ince_manisa_da_konustu_81_milyonu_kucaklamak_icin_yollara_dustum_h77523_4bc2b

Yoksa kendi bünyesinde hem emeği hem sermayeyi, hem sağcıyı hem solcuyu, hem otokratı hem demokratı barındırabileceği sanan ya da sanmasa bile bunun oy getireceğini düşünen eski adıyla “sosyal demokratların“, yeni ve güncel adıyla “popülist sol demokratlar“ın bir yalanı mı?

Sanırım bütün bunları oturup salim kafayla yeniden düşünmekte yarar var…

Yoksa bizler hiç olmayacağını bildiğimiz bir duaya “amin” mi dedik?

“Herkesi kucaklıyorum” diyenlere inanıp ya da inanmayı isteyip; oy vererek…

Eskilerden…

Karikatürün karikatür olduğu eski zamanlar… Keskin zeka ürünü esprinin bol laf yerine çizgiyle anlatılıp aktarıldığı, mizahın adeta muhalif olmakla eşdeğer olduğu ahir zamanlar… Ali Galip Altunçul, Ferruh Doğan, Tekin Aral, Ahmet Erkanlı, Erdoğan Başol,  Şadi Dinçağ, Semih Balcıoğlu, Ali Ulvi Ersoy, Yaşar Tonguç, Asaf Koçak ve diğerlerinin zamanları…

Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_025
Ali Galip Altunçul
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_035
Tekin Aral
a.erkan5_
Ahmet Erkanlı
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_057
Erdoğan Başol
20161203 E.Basol sergi
Erdoğan Başol
Şadi Dinçağ 001
Şadi Dinçağ
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_107
Şadi Dinçağ
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_114
Ferruh Doğan
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_117
Ferruh Doğan
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_159
Ali Ulvi Ersoy
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_160
Ali Ulvi Ersoy
Semih Balcıoğlu & Ferit Öngören - 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü_Sayfa_334
Tonguç Yaşar
Tonguç Yaşar 001
Tonguç Yaşar
c04da-asafkocakcizim13
Asaf Koçak

Alanya Belediyesi 14. Ulusal Fotoğraf Yarışması

Alanya Belediyesi’nin fotoğraf sanatçılarının çalışmalarını desteklemek, güncel eserlerini bir arada sergilemek, sanat ortamına canlılık kazandırmak ve buna bağlı olarak fotoğraf sanatının yaygınlaşmasını sağlamak, gerektiğinde uluslararası platformda Alanya’yı ve Türkiye’yi temsil edecek nitelikte fotoğraf sergileri oluşturmak, sunumlar ve sosyal medya aracılığı ile tanıtım yapmak amacıyla düzenlediği 14. ulusal fotoğraf yarışmasında ödül kazanan ve sergileme değer bulunan toplam 29 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

001
Birincilik Ödülü (Dijital) – Mehmet Fakioğlu – “Gemi turizmi, Alanya“
002
Birincilik Ödülü (Dijital) – Selman Korkmaz – “Alanya akşamı“
003
Birincilik Ödülü (Dijital) – Haluk Sargın – “Gün batımı“
004
Sergileme – Nejla Özarslan – “Balıkçı“
005
Sergileme – Özgür Şahin – “Alanya“
006
Sergileme – Ahmet Çetintaş – “Sahil“
007
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Alanya sahil“
008
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Tek başına“
009
Sergileme – Tolga Bölükbaşıoğlu – “Günbatımı“
010
Sergileme – Esra Türkdönmez – “Ters lale“
011
Sergileme – Ömer Kara – “Yayla evi“
012
Sergileme – Alev Özcan – “Kumsal“
013
Sergileme – Alev Özcan – “Yeşil cennet“
014
Sergileme – Mustafa Gümüş – “Köprü“
015
Sergileme – Ömer Hakan Pınar -“Kıyı“
016
Sergileme – Mehmet Fakıoğlu – “Rastgele Alanya“
017
Sergileme – Halil İbrahim Kahya – “Bera kumsal“
018
Sergileme – Halil İbrahim Kahya – “İskele“
019
Sergileme – Ahmet Elhan – “Kuş bakışı“
020
Sergileme – Ahmet Elhan – “Mavi saatler“
021
Sergileme – Doğan Çetinkaya – “Sahil“
022
Sergileme – Doğan Çetinkaya – “Yağlı direk“
023
Sergileme – Mehmet Özgür Gündeşlioğlu – “Tatilden yansımalar“
024
Sergileme – Mehmet Özgür Gündeşlioğlu – “Manzaraya yukardan bakmak“
025
Sergileme – Özgür Yeşildağ – “Sapadere“
026
Sergileme – Nuri Can – “Yanılsama“
027
Sergileme – Haluk Sargın – “Deniz feneri“
028
Sergileme – Haluk Sargın – “Tersane“
029
Sergileme – Hanife Ersoy – “Kız evi“

Müşterek Mekân

Kitabın Adı: Müşterek Mekân, Müşterekler Olarak Şehir

Orijinal Adı : Common Space The City as Commons

Yazarı: Stavros Stavrides

Çeviren: Cenk Saraçoğlu

Yayınlayan: Sel Yayıncılık / Kentsel

Birinci Baskı, Haziran, 2018, 279 sayfa.

R0013447-r50-1024x768

Yazarı Hakkında: Stavros Stavrides, mimar, aktivist ve akademisyendir. Atina Ulusal Teknik Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapan Stavrides lisans düzeyinde sosyal konut tasarımı, lisansüstü düzeyde ise metropol deneyiminin toplumsal anlamı ve göstergeleri üzerine dersler vermektedir.

Eserleri: The Symbolic Relation to Space (Mekânla Kurulan Sembolik İlişki, 1990); Advertising and the Meaning of Space (Reklamcılık ve Mekânın Anlamı, 1996); The Texture of Things (Şeylerin Dokusu, E. Cotsou ile, 1996); From the City-Screen to the City-Stage (Ekran-Olarak Kentten Sahne-Olarak Kente, 2002), Suspended Spaces of Alterity (Askıya Alınmış Başkalık Mekãnları, 2010); Towards the City of Thresholds (Kentsel Heteropya, 2016, Sel Yayınları), Common Space The City as Commons (Müşterek Mekan, Müşterekler Olarak Şehir, 2016, Sel Yayınları).

Tanıtım Bülteninden: Neoliberal saldırıların dünya çapında artmasıyla birlikte yeni direniş ve kolektif karşı koyma biçimleri de ortaya çıktı. Savaşların ve kemer sıkma politikalarının yarattığı umutsuzluk havasını dağıtan işgal ve müşterekleşme hareketleri ise gün geçtikçe çoğalıyor. Dolayısıyla bu yeni hareketlerle ortaya çıkan yeni mekân politikasının altyapısını oluşturacak tarihsel ve kavramsal dayanaklar üzerine düşünmek de kaçınılmaz hale geldi. Günümüzde katı sınırları olan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici, çitlenmiş mekânsal anlayışların yerini eşik mekânlarının, gözenekliliğin ve geçişimliliğin aldığı kentsel müşterekleşmenin barındırdığı potansiyel giderek daha çok önem kazanıyor.  
 
Hem kent üzerine akademik araştırmalara imza atan hem de kentsel müşterekleşme hareketleri içinde aktivist olarak rol alan Stavros Stavrides, mekânı bir meta, çitlenmiş bir yer ya da devletin idaresindeki bir alan olarak değil, başka bir dünyaya ilişkin potansiyeller ve ipuçları barındıran müşterekler olarak ele alıyor. Stavrides, ülkemizde de Gezi isyanıyla yaşanan ve pek çok kişinin hayatında silinmez izler bırakan mekânsal müşterekleşme deneyimlerinin teorik zeminini kurmaya girişiyor ve niteliklerini koruyarak süreklileşecek müşterek mekânların varlık koşullarını sorguluyor.  

Kent 166

Giriş’ten:

Günümüzün kentleşmiş dünyası,  en başta kârın iktisadi yaratımı etrafında örgütlenmiş çıkarlar tarafından yönetilen bir dünyadır. Kentsel çevreler, günümüzün şehirleri ve özellikle de metropoller; karşımıza bankalar, şirketler, devlet teşekkülleri, sanayi kompleksleri veya ticari müesseseler şeklinde çıkan hâkim konumdaki örgütlü çıkarların biçimlenmesinde önemli birer faktör haline gelmişlerdir. Aynı zamanda, bu örgütlü çıkarlar arasındaki hiyerarşik ilişkilerin değişken geometrisi kentin mekân-zamansal dönüşümlerine hükmederek metropolün gündelik yaşamına gölgesini düşürür.

Öyleyse, günümüz şehirleri, kentsel dünyalarda gerçekleşen her etkinlikten kâr etmeye odaklı egemen bir güç ilişkileri düzeninin kanalları ve araçlarından ibaret hale mi gelmiştir? Yaşanan şey, bugünkü neoliberal veya hatta post-neoliberal aşamasındaki talancı kapitalizmin şehirleri sömürmesi  ve şehrin yaşamının bu süreci yansıtması mıdır sadece?

Hedeflenen şey, bugünün şehirlerinde güncel tahakküm biçimlerinin ötesine geçebilen oluşum halindeki direniş ve yaratıcı alternatif imkânlarını araştırmaktır. Görece yeni bir terim olarak müşterekleşmenin böyle bir hedefin gerçekleşmesinde rol alıp almayacağı da incelenmesi gereken bir konu: Günümüzün şehir sakinleri mevcut kentsel düzen içinde ya da ona karşıt bir şekilde kendi şehirlerini sahiplenecek, yeni paylaşım mekânları ya  da işbirliğine  dayalı yaşama  pratikleri  yaratacak  ve  hatta  yeniden  icat  edecek  fırsatları keşfediyor mu? Müşterekleşme  pratikleri  içinde  veya  bu  pratikler sayesinde bugün bir kent medeniyeti imkânının anlamları, getirileri ve değerleri sorgulanıyor mu? Bugün dünyanın pek çok yerinde insanlar yolsuzluğa batmış hükümetlere, adaletsiz politikalara ve gündelik hayattaki sömürüye karşı sadece ihtiyaçlarını talep ederek değil aynı zamanda bizzat kendileri ortak bir yaşamı örgütleyerek savaşıyor mu?

(…) Kamusal ve özel mekânlardan ayrı mekânlar olarak anladığımız “müşterek mekânlar” bugünün metropolünde halk kullanımına açık alanlar olarak ortaya çıksa da bu mekânların kullanımına dair kurallar ve biçimler hâkim bir otoriteye bağımlı değil veya onun tarafından kontrol  edilmiyor. Belirli kent mekânlarının müşterek mekânlar olarak yaratılması, paylaşılacak mal ve hizmetleri tanımlayan ve üreten müşterekleşme pratikleri sayesinde gerçekleşiyor.

(…)Kamusal ve özel mekânlardan ayrı mekânlar olarak anladığımız “müşterek mekânlar” bugünün metropolünde halk kullanımına açık alanlar olarak ortaya çıksa da bu mekânların kullanımına dair kurallar ve biçimler hâkim bir otoriteye bağımlı değil veya onun tarafından kontrol edilmiyor.  Belirli kent mekânlarının müşterek mekânlar olarak yaratılması, paylaşılacak mal ve hizmetleri tanımlayan ve üreten müşterekleşme pratikleri sayesinde gerçekleşiyor. Müşterekleşme pratikleri insanlar arasında yeni ilişkiler üretiyor. Paylaşma biçimlerinin örgütlenmesini ve ortak yaşamın vücuda gelmesini mümkün kılan yaratıcı karşılaşmaları ve müzakereleri teşvik ediyor.  O halde, müşterekleşme pratikleri sadece malları üretmekle ve dağıtmakla sınırlı kalmıyor; en temelde yeni toplumsal yaşam biçimleri,  müşterekte-yaşama  biçimleri yaratıyor. İşte bu yüzden, müşterekleşme pratikleri (müşterekte-yaşamanın olası  biçimlerine işaret etmesi açısından) tasarımsal, (müşterekleşme süreçlerine katılanların paylaştığı değerlere dikkat çekmesi açısından) dışavurumcu ve (egemen  toplumsallık  modellerinin dayattığı sınırları aşan toplumsal ilişkileri kısmen kurması bakımından) ilham verici olabilir.

Müşterek  mekân,  müşterekleşme  pratikleri  tarafından  üretilen mekânsal ilişkiler toplamıdır. Bu ilişkilerin iki ayrı yol doğrultusunda örgütlendiğinden bahsedilebilir. Bunlar paylaşılan mekânı kesin sınırlar içinde net bir şekilde tanımlayan ve özel bir müşterekçi topluluğuna tekabül eden kapalı bir sistem olarak örgütlenebilir ya da oluşum halindeki ve daima açık müşterekçi topluluklarının iletişim kurduğu ve mal ile fikir değiş tokuşunda bulunduğu açık geçiş ağları biçimini alabilir (…)

Müşterek-Mekan

Nallıhan kuş cenneti

Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı (TÜKÇEV) tarafından düzenlenen “Nallıhan Kuş Cenneti” konulu 5. Foto Safari Fotoğraf Yarışması kapsamında ödül kazanan ya da sergilemeye değer bulunan toplam 50 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

001
Birincilik Ödülü – Murat Demirtaş – “İbibik“
002
İkincilik Ödülü – Murat Demirtaş – “İspinoz“
003
Üçüncülük Ödülü – Ramiz Aksoy – “Tepeler ve samanyolu“
004
Mansiyon – Ümmi Kandilcioğlu – “Sulama zamanı“
005
Mansiyon – Murat Demirtaş – “Kukumav“
006
Mansiyon – Murat Demirtaş – “Kukumav“
007
Mansiyon – Filiz Köprülü – “Gizli detaylar“
008
Mansiyon – Mert Yaldız – “Huzur“
009
Sergileme – Ercan Kurtdere – “Kuraklık“
010
Sergileme – Ömer Şahin – “Angut“
011
Sergileme – Kenan Talas – “Bahadır“
012
Sergileme – Halit Küzenk – “Gözler“
013
Sergileme – Halit Küzenk – “Gecenin gözleri“
014
Sergileme – Nazım Tetik – “Utangaç balıkçıl“
015
Sergileme – Ayfer Tosun – “Uyanış”
016
Sergileme – Şenol Uzunoğlu – “Angıt, su“
017
Sergileme – Şenol Uzunoğlu – “Çapkın“
018
Sergileme – Şermin Beşir – “Sinek“
019
Sergileme – Hasan Özcan – “Günbatımı“
020
Sergileme – Aynur Dıvarcı – “Arı“
021
Sergileme – Aynur Dıvarcı – “Örümcek“
022
Sergileme – Deran Atabey – “Yalı çapkını“
023
Sergileme – Deran Atabey – “Postmodern balya“
024
Sergileme – Kadir Yılmaz – “Çakalın bakışı“
025
Sergileme – Mehmet Öztürk – “Tepeli toygar“
026
Sergileme – Feride Alemdaroğlu – “Asma köprü“
027
Sergileme – İsmail Kılıç – “Sincap“
028
Sergileme – Haydar Bayat – “Manzara“
029
Sergileme – Gonca Soysal – “Siluetler“
030
Sergileme – Hasan Olum – “Angıt ailesi“
031
Sergileme – Filiz Köprülü – “Sırt“
032
Sergileme – Selami Oral – “İkram“
033
Sergileme – Selami Oral – “Kelebek“
034
Sergileme – Mehmet Özcan – “Gelengi“
035
Sergileme – Mehmet Özcan – “Gri balıkçıl“
036
Sergileme – Mert Yaldız – “Dalış“
037
Sergileme – Adnan Bozkurt – “Akbalıkçıl“
038
Sergileme – İzzet Durmaz – “Gri balıkçıl“
039
Sergileme – Bayhan Kaplangiray – “Küçük akbalıkçıl“
040
Sergileme – Bayhan Kaplangiray – “Suda fotoğraf“
041
Sergileme – Elif Yavuz – “Kukumav“
042
Sergileme – Ogün Aydın – “Cılıbıt“
043
Sergileme – Ogün Aydın – “Bülbül“
044
Sergileme – Ünsal Yılmazer – “Gece“
045
Sergileme – Ünsal Yılmazer – “Karabatak“
046
Sergileme – Cenk Polat – “Kara leylek“
047
Sergileme – Cenk Polat – “Gökdoğan“
048
Sergileme – Cenk Polat – “Gökdoğan“
049
Sergileme – Adnan Menevşe – “Kuzey“
050
Sergileme – Adnan Menevşe – “Kuzey“

Şiir destesi

Gülümserdim

Karanlığı sevmem, ben olsaydım
akşamın bütün ışıklarını yakardım
odaya dışardan bakıyorum, bir kadın
hemen kalkacakmış gibi koltuğun ucunda
yandan eğilmişsin
yüzün yüzüne yakın, elin kadının omuzunda
o ben miyim? nice eski ki unuttum
öyle diyor kadın başı önünde
“senden yoruldum”

belki diyemezdim hen olsaydım
küçük küçük gülümserdim belki
belki elini tutardım
oda çok karanık, ben olsaydım
akşamın bütün ışıklarını yakardım

Gülten Akın, Kitap-lık 57
20294493_10154679569570812_7657068040772164992_n

Elleri Vardı

iri
kemikli
korkutucu
Çocuk gözümde

ellerim öyle olmasın istedim hiç

oysa resim yaparmış o eller
boya kararmış
güneş seçermiş mavilerden

öyle olsun istedim ellerim

ama iskambil tutarmış o eller
sigara tutarmış
vururmuş masaya
kasılırmış öfkeli
yumruk olurmuş

istemedim

meğer severmiş o eller
kadeh tutmayı
çiçek vermeyi
okşamayı

anlamadım

ittim

babamdı.

Ellerim neyi ister’?

Egemen Berköz, Dize, 80

58cf971b402011300823175c

Devrim Önleri

yüzünü döndü güneşe sen geldin diye susi
sen geldin diye pat, kokusunu saldı kasım
                     ağrı karlar gönderdi sen geldin diye
                     nil akıp geldi evimize
konuğumuz palandöken sırf sen geldin

sen geldin diye uçurtmalar çıkmaz artık evimizden
bir kaydırak bir topaç bilyeler ve çember
erik çalmaktan yorgun el, düşmekten kanayan diz
sokak araları akasya dalları devrim önleri
sen geldin diye deniz’ler okyanus gezmiş, gelmişler

kordon’dan süslü faytonlar geçti sen geldin diye
macun şekeri pamuk helva bir kuşun düşleri
hayatlarımızdan zulüm gitti, aşk menzile girdi
çatıdaki küs kumru yanımdan giden solucan
sen geldin bütün mahlukat birbiriyle kaynaştı

sen geldin allahı gösterdi bu ayna
öpüşülmeyen akşamlar ne çok haram
bu girdiğimiz kapı bu kirli gül
dumanı tütmeyen hayat utandı senden
sen geldin diye iyilik konuğumuz her zaman

sen geldin yaban ördekleri, üveyikler
bir uzak biraz boşluk hafif karanlık
şiirleriyle şairler uzaktan, çok uzaktan yoldaşlar
oyunlar resimler çizgiler Semih Poroy’lar
hatırlayıp yaralı hayatlarımızı söküp gelmişler

sen geldin diye yapraklarını açıyor kitaplar
yapraklarını biraz yeşil, ama hep sana açıyor kitaplar
küskün daktilo, masanın üstünde bekleyen kalem
yazılmayı bekleyen şiir acılı dünyaların üstünden
sana gülümsüyor sana bakıyor sana seviyor, geldin ya

bir yaz aktı içeri, bir bahar kuruldu evimize
geldin ya, yaralı kurtlar ulumaz artık içimde

Tuğrul Keskin, E 48, Mart
tugrul_keskin_iNTERNET

Gece Gibi Olacağım

1 .
Dalganın ötesine geçmekle oldu hayat
Kanın aktığını görmekle.
Kimsenin soluğu kesmiyor soluğumu
Otların dilinden anlayan bir kadın tanıyorum
Kuyuların gözlerinden öpen.

Toprağın dilsiz neminden bana ulaşan buğu
Biliyor,
0 gece olebilirdim seninle.
Ormanın karanlık şarkısı büyürken.

Arna ben,
Orada o taş merdivende
Ölmek istedim
ibret ey
ibret.
Gece gibi olacagım
Karanhğımı örterek
Seslere tutunacağım.

Dokundum kalbime
Kimsenin ruhuna fısıldayacak büyüsü yok.
Olmasın
Olmasın.

2.

0 gece ölebilirdim seninle
Karanhk ormanda ilerleyen suda
Suya düşen ay ve seslerle.
Ormanın fısıltısı
Birleşirken sonsuzlukla
Dedim bak, kimse yok
Bu yolun ölüme dönen kıvrımında.
Karanlık çağırmıyor bizi
istek yürüyor gövdelerimize
Ölelim bu demirden kayıkta. Ölelim.

Biz sanıyorduk ki,
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığına.

Herkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağında.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.

Bejan Matur

9152756776_b698d7bd24_o