Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye

Kitabın Adı: Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye, Türkiye’de Değişen İskân Politikaları.

Yazarı: Sema Erder

Yayınlayan: İletişim Yayınları, Araştırma-İnceleme Dizisi 432

1. Baskı 2018, İstanbul, 312 sayfa

1511530513-IMG

Yazarı Hakkında: Sema Erder Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ekonomi, Hacettepe Üniversitesi’nde demografi eğitimi gördü. Bir Süre kent planlamasıyla ilgili kurumlarda araştırmacı olarak çalışan Sema Erder, bu dönemde şehircilik ve şehir sosyolojisi konularına ilgi duydu ve Marmara Üniversitesi kadrosuna katılarak şehircilik dersleri vermeye başladı. Stockholm Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini gören Sema Erder, aynı dönemde, Mübeccel B. Kıray yönetiminde sürdürdüğü “Getto” konulu doktora tezinin alan araştırmasını tamamladı ve bu çalışmayla, 1985 yılında Marmara Üniversitesi’nden doktora derecisini aldı.

Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapan Sema Erder, İstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye adlı kitabıyla (İletişim Yayınları, 1996) 1996 yılında Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Son dönemlerde, eski sosyalist ülkelerden Türkiye’ye yönelen yeni göç hareketleri üzerine çalışmakta olan yazar, Bahçeşehir Üniversitesi’nde de görev aldı. 2017 yılında ‘Kent Çalışmaları ve Kentsel Oluşumlar’ konulu Kadir Has ‘Üstün Başarı Ödülü’ne layık görüldü.

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR
Başlarken
Giriş

BİRİNCİ BÖLÜM
Yönetmek İçin Karıştırmaktan
Yönetmek İçin Ayıklamaya: Osmanlı’da
Değişen Sürgün ve İskân Uygulamaları
Geleneksel toplumlarda toprak-insan ilişkileri ve zorunlu göç 
Osmanlı’da iskân kurumunun oluşumu
Yönetmek için karıştırmak
Yönetmek için karıştırmada sorunlar
Yönetmek için ayıklamak

İKİNCİ BÖLÜM
Önce Yerleşmek: Ulus-Devletin Kuruluşu
Cumhuriyet’in kuruluşu ve iskân
Önce Batı’daki (yeni) ev sahipleri yerleşiyor
Uluslararası koruma altında zorunlu göç: Mübadele
Batı Anadolu’da Türk-Müslüman toplumun kuruluşu ve kozmopolit yaşamın sonu

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sonra Yerleştirmek: Cumhuriyet’in Kuralları Kesinleşiyor
Doğu’nun “zorla” yerleştirilmesi: Kürtler, Aleviler ve iskân
Ulus-devletin yapı taşı: 1934 İskân Kanunu
Cumhuriyet’in kuralları kesinleşiyor:
“Yönetmek için benzeştirmek”

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İskân Kurumu ve Balkan Göçmenleri (Dış İskân)
İskân kurumunun dostları:
Kurucu Balkan göçmenleri, 1923-1949 dönemi
Balkan göçmenleri “dış Türkler” oluyor: 1950-1989 dönemi
1951 Bulgaristan Göçü
1989 Bulgaristan Göçü
Balkan göçmenleri artık düzensiz göçmen: 1990 sonrası
Dış iskân vatandaşlığa geçiş kapısı olmaktan çıkıyor

BEŞİNCİ BÖLÜM
Zorla Yerleştirmeden
Zorla Yerinden Etmeye (İç İskân)
İskânın Bürokratik Serüveni
Yeni İskân Kanunu neden çıkarıldı?
Günümüzdeki iskân anlayışı: Ne değişti? 
Son “şenlendirme” uygulaması: 1974 Kıbrıs nüfus yerleştirmesi
Sürgün”den güvenlik nedeniyle yerinden edilmeye
Afet nedeniyle yerinden olma ve mülksüzleşme
Kurumsallaşamama
Mülkiyet sorunu ve hak sahipliği
Afet sorununu müteahhitlik konusu olarak kabul etme
Kamu yatırımları nedeniyle yerinden edilme ve mülksüzleşme 
Göçerlerin iskânı
Yeni İskân Kanunu: İnşaat sektörünün kolaylaştırıcısı
Son Söz Yerine

EKLER 
Ek 1: Uluslararası Göç ve İskãn Kurumu ile İlgili Yasa, Yönetmelik ve Anlaşmalarla İlgili Önemli Tarihler
Ek 2: İskân Kanunu Değişiklik Tablosu (1926-2006)

KAYNAKÇA
DİZİN 

190620181257002243773_2

Giriş

İçinde yaşadığımız toplumu ancak geçmişten gelen kültürün, kurumların ve kuralların süreklilikleri ya da kesintileriyle birlikte anlayabiliriz. Ancak, yasaklar, yerleşikleşmiş mitler, tabular ve önyargılar nedeniyle çoğu zaman bunu yapamıyoruz. İskân kurumunun geçmişi, karanlık sayfalarla dolu, “hassas” ve tabu alanlardan olduğu için hem bireysel hem de toplumsal olarak konuşulması zor konulardandır. Bu alanda çalışanlar, bir taraftan baskı ve yasaklar, diğer taraftan bu kurumdan zarar görenlerin haklı hassasiyetleri ve öfkeleriyle baş etmek zorundadır. Çok çekişmeli bu alanda akademisyen olarak varolabilmek, hem “resmî tarih”i ve tabuları algılamak ve sorgulamak hem de güçsüz gruplara yapılan haksızlıkları gündeme getirmek gibi çok yönlü bir çaba gerektirmektedir. Bu alandaki çalışmaların zenginleşmesi için daha özgürlükçü ve barışçı bir ortama ihtiyacımız var.

Bu denemede başlangıç olarak, iskân kurumunun, zorunlu göç aracılığıyla “toplum, devlet ve mekân” ilişkilerini nasıl yönettiğini anlamaya çalışacağız. Bu kurumun, zorunlu göçler bugün içinde yaşadığımız toplumdaki insan coğrafyasını, servetin dağılımını, etnik ilişkileri ve kültürel mirası da biçimlendirdiğini biliyoruz. Tarihsel köklere sahip bu kurumun işleyişi geçmişten günümüze taşınan birçok sorunun da köklerinde yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân kurumunu bugünkü değerler ve kurallarla arkaik bir kurum olarak tanımlayabiliriz. Oysa Türkiye’de bu kurumun bıraktığı izlerin derinliği ve üstelik toplumsal ve siyasal alanda katedilen bunca yola karşın halen yaşıyor olması konuyu güncelleştirmektedir.

İskân kurumunun yönetimdeki etkisini ve toplumsal değişme dinamikleriyle etkileşimini anlamaya çalıştığımız bu çalışmanın kapsamına sayısız araştırma, hatırat, rapor, roman gibi yayınların girebileceğinin ve bunların tümüne hâkim olmamızın imkânsızlığının farkındayız. Bu çalışmayı akademik dünyanın yaygın olarak başvurduğu kısıtlı sayıda kaynakla sınırladık. Geniş bir zaman dilimini kapsayan bu çalışmada ele aldığımız kaynaklar, kuram, metodoloji ya da siyasal içerik açısından birbirinden farklıdır. Tarih, siyaset bilimi, sosyoloji ve antropoloji alanında çalışan sosyal bilimcilerin iskân kurumuyla –doğrudan ya da dolaylı olarak– öteden beri ilgilendiklerini biliyoruz. Ancak, Türkiye’deki sıkça değişen siyasal ortama bağlı olsa gerek, bazı dönemlere ait çok sayıda, bazı dönemlere ait ise çok az sayıda –bazen hiç– yayın olduğunu fark ettik. Diğer taraftan iskân kurumundan etkilenen bazı etnik ve dinsel gruplar hakkında çok, bazı gruplar hakkında ise az yayın olduğunu görmek de ilgi çekici oldu.

Bu yayınlardan, iskân kurumunun süreç içinde toplumsal değişmenin dinamiklerine bağlı olarak nitelik değiştirdiğini anlıyoruz. Bu değişime bağlı olarak, araştırmacılar da iskân kurumunun her dönemde bir başka yönüne ağırlık vermişlerdir. Osmanlı’da yaşamsal öneme sahip olan iskân kurumunun, ulus-devletin oluşum sürecinde de kurucu görev üstlenerek önemini koruduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki uygulamalar bugün yaşadığımız coğrafyadaki sosyal yaşamın temellerini atmıştır. Sosyal değişmenin hızlandığı, köylülüğün çözüldüğü günümüzde ise bu kurumun göreli önemi azalsa da yaşamını sürdürüyor olması ilgi çekicidir. İskân kurumunun izlerini sürerek belki de bu kurumun, Acemoğlu ve Robinson’ın ulusların refaha kavuşmalarında ve demokrasiyi benimsemelerinde etkili olduğunu ileri sürdükleri kapsayıcı ya da sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlardan hangisine benzediğini saptayabiliriz (2012, 2013).

Bu denemede Osmanlı dönemiyle ilgili yazılanların, tarihçi ve hukukçu olmayan bir sosyal bilimcinin yorumları olarak kabul edilmesini dileriz. Umarız bu yorumlar, tarihçilerin ve özellikle hukuk sosyologlarının, daha özgür bir ortamda yapacağı yeni araştırmalarla zenginleşir ve yeniden değerlendirilir. İskân araştırmasının ilk aşamalarında bu kurumun ekonomik, toplumsal ve askeri alandaki çok-işlevli yapısı dikkatimizi çekmişti. Dikkat çeken ikinci nokta ise kurumun kurallarının anlamının, kapsamının ve etkilerinin zaman içinde değişmesiydi. Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana sürekli olarak yeniden kurulan bu kurum, “geleneksel” hukuk anlayışındaki değişmeyi de yansıtmaktadır. İskân kurumunun esnek bir uygulamalar manzumesi olmaktan çıkması, bürokratikleşmesi ve kodifiye edilmiş formel yasal kurallara dönüşmesi modern hukuk anlayışına geçişin ilgi çekici bir serüveni olarak da okunabilir. Bu kurumla ilgili analizler sırasında geleneksel ve modern hukuk anlayışı arasındaki farkı dikkate almak ve bunu sürekli olarak akılda tutmak, belki, anakronizme düşme riskini azaltabilir.

Bu araştırmada, iskân kurumunu oluşturan emir, nizamname ve yasaları dikkate alan çalışmalardan yararlanıldığı gibi, uygulamalar hakkında bilgi verebilecek örnek olaylara da yer verilmeye çalışılmıştır. Geleneksel hukukun uygulandığı otoriter toplumlarda, kurallarla uygulamalar arasında gevşek bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Bu noktada, tarihçiler monografik çalışmaları, idiografik olma ya da tek örneğe dayanma gibi nitelikleri ile bu olguların öğrenilmesini ve değerlendirilmesini sağlamış ve böylece araştırmaya önemli katkıda bulunmuşlardır.

Tarih metoduyla ilgilenenlerin de belirttiği üzere, tarih araştırmalarında karşımıza çıkan önemli bir sorun, araştırmaların dayandığı belgelerin “yanlı” olma ihtimalidir. Nitekim, Osmanlı arşivindeki belgeleri çok iyi tanıyan, deneyimli tarihçi Suraiya Faroqhi de iskân kurumundaki kurallar ile uygulama arasındaki farka dikkati çekmektedir. Faroqhi, iskânla ilgili bir çalışmasında “Osmanlı yerleştirme politikası resmî belgelere yansıdığı şekliyle genellikle başarılı imiş gibi görülmektedir. Ve bu normaldir. Bu Osmanlılara özgü değildir. Her bürokrat kendi idaresinin gücünü olduğundan biraz daha kuvvetli görmektedir. Yani insanlık hali” diyerek bu durumu vurgulamaktadır (2009: 87).

Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında ve hemen sonrasında iskân kurumu önemini koruduğundan, bu dönemle ilgili yayın sayısı göreli olarak fazladır. Cumhuriyet Dönemi’yle ilgili araştırmalar da kaçınılmaz olarak yazıldığı dönemin siyasal ve akademik ortamının etkilerini taşımaktadır. Türkiye’deki otoriter siyasal sistemin “resmî tarih” ve “resmî ideoloji”yi besleyen çalışmaları desteklediği, buna karşılık eleştirel yaklaşımları ise sürekli baskı altında tuttuğu bilinmektedir. Bu nedenle Türkiye’de yaşayan sosyal bilimciler, her ne kadar güncel siyasete ilgi duysalar ve eleştirel olsalar da oto-sansür süzgecini kullanma alışkanlığını, belki de farkında olmadan, içselleştirmişlerdir. Bu nedenle, Cumhuriyet Dönemi çalışmalarını değerlendirirken, o günün siyasal koşullarını göz önünde bulundurmaya çaba gösterdik.

Günümüzde iskân kurumu, toplumsal yapı, sınıf, kapitalistleşme gibi konulardan çok siyaset bilimciler açısından önemli olan “milliyetçilik”, “ulusal kimlik”, “etniklik”, “kimlik politikaları”, yurttaşlık”, “azınlıklar”, “Ermeni sorunu”, “Kürt sorunu”, Alevi sorunu” etrafında tartışılmaktadır. İskân kurumunun gündeme geldiği bir başka alan ise güncel mülteci ve sığınmacı akımlarının damgasını vurduğu dış göç çalışmalarıdır. Son dönemlerde iskân kurumu sadece tarihçi ve siyaset bilimcilerin değil aynı zamanda sosyologların, antropologların ve kamu yönetimi uzmanlarının da ilgi alanına girmiştir. Sayıları gün geçtikçe artan yaratıcı ve eleştirel çalışmalar, bu denemenin gerçekleştirilmesine çok önemli katkı sağlamıştır. 

Bu kitapta araştırma bulguları beş bölüm halinde sunulmaktadır. Birinci Bölüm’de, Osmanlı Dönemi’nde iskân kurumunun oluşumu, kurumsallaşması, işleyişi ve etkileri, iskân kurumunun Osmanlı toplumunda savaşta ve barışta nasıl uygulandığı,
kozmopolit toplumu nasıl ürettiği ve bunun toplumsal yaşamı ve farklı toplumsal kesimleri nasıl etkilediği ele alınmaktadır. İkinci ve Üçüncü Bölüm’de ise Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki iskân kurumu ve uygulamaları incelenmektedir. Cumhuriyet dönemi iskân kurumu uygulamaları, Batı Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da iki farklı deneyim anlamına geldiğinden iki ayrı bölüm olarak ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm’de, iskân kurumunun dış göç kurumu olarak anlamı Balkan göçü bağlamında irdelenmektedir. Beşinci Bölüm’de ise 1950’den bu yana değişen iskân anlayışı iç iskân uygulamaları bağlamında ele alınmıştır. Bu bölümdeki bulgular “devlet-toplum-toprak” ilişkilerini zorla düzenleyen iskân kurumunun, zorla yerleştirmekten zorla yerinden etmeye dönüşerek yaşamını sürdürdüğünü göstermektedir. Bu otoriter kurumun demokratikleşmesi, sonuçları üzerinde tartışmaktan ziyade, belki de ancak kurumun işleyişini değiştirmekle mümkün olabilecektir.

Resim2

 

Kentsel Gerilim : Enformel İlişki Ağları Alan Araştırması

Sema Erder‘in 1995-1996 döneminde İstanbul’un Pendik ilçesinde kentsel gerilim konusunda yaptığı alan araştırması ile ilgili sonuç ve değerlendirmeler, 1997 yılının Şubat ayında Um:Ag – Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı tarafından yayınlanmıştı.

Yayın yönetmenliğini eski arkadaşım ve meslektaşım sevgili Ali Tartanoğlu‘nun yaptığı bu değerli araştırma kitabı, aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın konusundaki ilk yayınlardan biri olma özelliğini koruyor. Ayrıca ele aldığı kentsel gerilim konusu itibariyle her geçen gün çoğalıp yoğunlaşan gerilimler nedeniyle daha bir önem kazanıyor. 

Çünkü yaşadığımız toplumda var olan ya da yeni yeni oluşup gün geçtikçe derinleşen kutuplaşma ve gerginlikler; ne yazık ki, bir fay hattı gibi tüm bir ülkeyi ya da kentleri tehdit etmeye devam ediyor.

O nedenle, 2004-2007 döneminde İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği’ndeki çalışmalarım sırasında bu gerginliği fazlasıyla hissettiğim ve sonuçlarını yakından izlediğim Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezinde bu araştırmaya benzer bir kentsel gerilim araştırmasının muhakkak yapılması gerektiğini düşünmüşümdür.

Zorunlu ya da gönüllü göçlerle ülkenin doğu ve güney doğu bölgelerinden gelenlerle son yıllarda İzmir’in Dünya çapında bir transfer merkezi olarak tanınıp bilinmesine neden olan göçmen, mülteci ve sığınmacıların kentin yerli halkında yarattığı yanlış algıdan kaynaklanan gerginliğin; hatta zaman zaman çatışma boyutuna varan olumsuz ilişkilerin araştırılarak bu gerginliği gidermeye yönelik politika ve stratejilerin bir an önce belirlenmesi gerektiğini düşünmüşümdür hep.

5Sema Erder kimdir?

Kentsel Gerilim, Enformel İlişki Ağları Araştırması” isimli kitabın yazarı, 1946 doğumlu Sema Erder, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde iktisat, Hacettepe Üniversitesi’nde demografi eğitimi gördü. Bir süre kent planlamasıyla ilgili kurumlarda araştırmacı olarak çalıştı, şehircilik ve şehir sosyolojisi konularına ilgi duydu ve Marmara Üniversitesi’ne girerek şehircilik dersleri vermeye başladı. Stockholm Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim gören Sema Erder, aynı dönemde, Mübeccel B. Kıray yönetiminde sürdürdüğü “Getto” konulu doktora tezinin alan araştırmasını tamamladı ve bu çalışmayla, 1985 yılında Marmara Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapan Sema Erderİstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye adlı kitabıyla (İletişim Yayınları, 1996) 1996 yılında Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Yayınlanmış diğer eserleri şunlardır: Refah Toplumunda Getto ve Türkler (Teknografik Matbaacılık, 1986), Geleneksel Çıraklıktan Çocuk Emeğine: Bir Alan Araştırması (K. Lordoğlu ile birlikte – Friedrich Ebert Vakfı, 1992), Kentsel Gerilim ve Enformel İlişki Ağları (um:ag Yayınları, 1997), Irregular Migration and Trafficking in Women: The Case of Turkey (Selmin Kaşka ile birlikte – International Organization of Migration, 2003), Refah Toplumunda Getto (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2006), Türkiye’de Yerel Politikanın Yükselişi (Nihal İncioğlu ile birlikte-İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008). Son dönemlerde iskan kurumunun değişimini ve yerleşme politikalarına etkilerini araştırmakta olan yazar, halen Mimar Sinan ve Marmara Üniversitelerinde ders vermektedir.

***

Kitabın, “Kentsel Gerilim” isimli alan araştırmasının hangi düşüncee ve hangi yöntemle nerede ve ne şekilde yapıldığını anlatan “Giriş” bölümünü sizlerle paylaşmak isteriz:

“Son dönemlerde özellikle büyük kentlerimizde çeşitli nitelikteki toplumsal gerilimlerin zaman zaman çatışma boyutuna ulaşarak yaygınlaşma eğilimi gösterdiği gözlenmektedir. Bu toplumsal hareketlerden önemli bir kesiminin, kentsel eşitsizliklerden kaynaklanan gerilimler sonucu oluştuğu, birbirinden farklı talepleri, farklı biçimlerde ifade eden hareketler olduğu da gözlemlenmektedir. Bu hareketler, kimi zaman “gecekonducu-zabıta”, kimi zaman “gecekondulu gençlik-polis” çatışmaları kimi zaman radikal dinci, siyasal, ya da etnik grupların gösterileri biçiminde su yüzüne çıkmaktadır. Bu çatışmaların kamu otoriteleri ve kamuoyu tarafından genellikle “tekil” ve “ polisiye” olaylar olarak algılandığı, tartışmaların ve önlemlerin de bu çerçeve içinde kaldığı da açıktır. Böyle bir algılama, bu hareketlerin kaynağını oluşturan toplumsal gerilimleri dikkate almadığı için, alınan önlemler de, duruma göre değişen, kimi zaman göz yumma, yok sayma biçiminde, kimi zaman da gerilimleri çatışma ve şiddet boyutuna tırmandıran sertlikle cevaplama biçiminde sürüp gitmektedir. Bu gerilimlerin altında yatan temel dinamikler kavranmadığı sürece bu konuda uzun dönemli etkileri olacak, sistematik politikaları üretilmesi de gecikmekte, bu durum da, kentlerde var olan bu gerilimli ortamın sürmesine ve yerleşikleşmesine neden olabilmektedir.

Kentlerdeki toplumsal hareketlerin oluşumunda, farklı düzlemlerde, birçok karmaşık yönetsel, siyasal ve toplumsal etkenin yarattığı gerilimlerin varlığı söz konusudur. Bu hareketlerin, bir kesimi “yerel”, bir kesimi “ulusal”, hatta bir kesimi “küresel” düzlemdeki eğilimlerin etkileşimi sonucu oluşabilmektedir. Bu araştırma, özellikle büyük kentlerimizde yaşanan hızlı ve büyük ölçekli göçün yerleşme biçiminin yarattığı kentsel eşitsizliklerden kaynaklanan kentsel gerilimler üzerinde yoğunlaşmayı amaçlamaktadır. Yine bu araştırma, ulusal ve küresel düzlemdeki farklı oluşum ve eğilimleri dikkate almakla birlikte, daha çok bu eğilimlerin büyük kentlerde göçle oluşan yeni yerleşme birimlerinde kurulan “yerel” ortamlardaki ve gündelik yaşamdaki yansımalarına dikkati çekmeye çalışmaktadır.

Bu araştırmada, özellikle bazı komplo teorilerinde belirginlik kazandığı gibi, bütün “yerel” eğilimleri ve gerilimleri, doğrudan ulusal ve küresel düzlemdeki makro ölçekli karar ve uygulamalarla ilişkilendirerek açıklama alışkanlığının tersine bir yöntem denenecek ve makro ölçekli karar ve oluşumların “yerel” eğilimlerle karşı karşıya geldiğinde nasıl yeniden biçimlendiği üzerine odaklaşılmaya çalışılacaktır. Bu amaçla, bu araştırmada, Leeds’in kentsel alanlarla ilgili olarak geliştirdiği kavramsal çerçeve ve yöntem anlayışından yararlanılmıştır. Leeds, yerel toplulukların makro düzlemdeki toplumsal yapının dinamiklerinden çok farklı olduğunu ve makro ölçekli topluluklarla farklı biçimlerde ilişki kurduklarına özellikle işaret etmektedir. Leeds’e göre, aynı toplum içinde birbirinden çok farklı dinamiklere sahip olan yerel topluluklar olabilir ve bunlardan her biri de makro topluluklarla farklı biçimlerde eklemlenebilir. Dolayısıyla, yerel toplulukların her biri “dışarıdan gelen” etkilere çok çeşitli biçimlerde uyum gösterebilir. Bu nedenle Leeds, makro ölçekli karar ve oluşumların her yerel birimde aynı etkiyi göstermeyeceğine işaret etmekte ve hükümetler ve hatta devletler değişebilir, ama yerel topluluklar aynen devam edebilir..” diyerek, yerel toplulukları dışarıdan gelen etkilere, kendi iç dinamiklerine bağlı olarak, bazen açık, bazen de tamamen kapalı olabileceğine işaret etmektedir.

Bu araştırmada ele alınacak “yerel” topluluklar, büyük kentlerimizde kentsel hareketlerin yaygınlaşma eğilimi gösterdiği, kent hukuku dışında gelişmiş yeni kentsel alanlarda yaşayan topluluklar olacaktır. Araştırmanın tasarımında, araştırmacının göç ve yerleşme ilişkisini ele alan bir başka alan araştırmasının bulgularından yararlanılmıştır. Sözü edilen araştırmada, İstanbul’a göçle gelen grupların tamamen kendi çabalarıyla yerleşmeye çalıştıkları yeni yerleşmelerde kendine özgü kuralları ve kurumlan olan ortak yaşama alanları, yeni “yerel” ilişkiler kurdukları gözlemlenmiştir. Bu yeni “yerel” ilişkiler, kendi içinde çelişik eğilimleri bir arada taşımaktadır. Bu ilişkiler, bir taraftan kente göçle yerleşen grupların sorunlarını ve kamu otoritelerinin yükünü büyük ölçüde hafifletici bir ortam yaratmakta, diğer taraftan, bu grupların kentle ilgili taleplerini ifade etmede mücadeleci ve çatışmacı olmalarına da neden olmaktadır. Dolayısıyla bu alanların “dışarısıyla” ilişkileri farklı olduğu gibi , “dışarıdan” gelen etkileri kendine özgü biçimlerde karşılamaktadır.

Kentin çevresindeki kent hukuku dışında oluşan yeni yerleşme alanlarında yaşayanlar, kentle eklemlenme, meşrulaşma, yaşadıkları alanların yaşam kalitesini yükseltme ve hatta gündelik yaşamlarını sürdürebilme ile ilgili taleplerini ya gizil mekanizmalarla, ya da gösterilerle ve hatta kitlesel eylemlerle talep etme yoluna başvurmaktadırlar. Burada sonuçlan aktarılacak olan araştırma, esas olarak büyük kentlerimizde kurulan bu yeni yerel ilişkilerin gerilimi uzlaştırıcı ve arttırıcı yönlerinin temel dinamiklerini somut durumların ışığında ele alarak araştırmaya dönüktür. Bu araştırmanın bulgularının kente yerleşen yeni kentli grupların daha az çatışmalı ilişki kanallarına yönelmelerine katkıda bulunacak politika önerilerinin geliştirilmesine ve hayata geçirilmesine yardımcı olması umulmaktadır.

Alan araştırmasının sonuçlarının aktarılmasından önce, Birinci Bölüm’de, araştırmanın temel kuramsal çerçevesini oluşturan kavramlar hakkında etraflıca bilgi verilmektedir. Burada özellikle, yukarıda da sıkça değinilen “kitlesel hareketler”, “yerel topluluk” , “kentsel eşitsizlikler” gibi kavramlar açıklanmaktadır.

Kitlesel hareketler, günümüzde hemen bütün toplumlarda yaygınlaşma eğilimi gösteren, etnik, dinsel, konut grubu, göçmen grubu gibi sınıfsal olmayan karmaşık katmanların, farklı eksenlerde, farklı nitelikteki talepler için bir araya gelerek oluşturdukları hareketler olarak değişik alanlarda çalışan sosyal bilimciler arasında tartışılmakta olan konulardan biridir. Bu bölümde, hem genel olarak kitlesel hareketler, hem de kentsel eşitsizliklerden doğan kentsel hareketler konusunda geliştirilmiş olan kuramsal açıklamalar hakkında kısa bir aktarma yapılmaktadır.

Bunun yanı sıra, Birinci Bölümde, özellikle kentsel kitlesel hareketler bakımından önemli görülen enformel ilişkilerin somut olarak gerçekleştiği, “yerel topluluk” ve “yerel ilişkiler” kavramları üzerinde yapılmakta olan tartışmalara yer verilmektedir. Burada, özellikle, Türkiye’de son dönemlerde sıkça gündeme gelen ve alan araştırması bakımından da özel önem taşıyan, göçle gelen grupların kentsel eşitsizliklerle karşılaştıktan durumlarda yeniden oluşan enformel ilişki biçimleri, “kökene bağlı ilişkiler” , “ etnik ilişkiler” , “etnik grup ve etniklik” gibi, konularıyla ilgili tartışmalar da yer almaktadır. Bu tartışmaların, özellikle Türkiye’de, bütün çevrelerde, salt ideolojik kaygılarla ele alınan Alevilik, Sünnilik, Kürt kimliği gibi, kültürel ve etnik kimlik konularının bugünün dünyasındaki sosyolojik anlamı konusunda fikir vereceği umulmaktadır.

Atan araştırmasının kavramsal çerçevesinin ve yönteminin kurgulanmasıyla ilgili bilgiler ise İkinci Bölümde yer almaktadır. Bu bölümün incelenmesiyle de görüleceği üzere, bu atan araştırması, kentsel toplumsal hareketlerin önemli bir kesiminin kentsel eşitsizliklerden ve kent hukuku dışında gelişen kentsel alanlarda oluşan “yerel” ilişkilerle, bu alanların dışında var olan ve ancak bu alanları etkileyen “ yerel üstü” kurumlar arasındaki ilişkilerin niteliğinden kaynaklandığını varsaymaktadır. Bu amaçta, “yerel” ilişki ağlarında önemli otan formel ve enformel liderlerle, bu alanlar için karar üreten “yerel üstü” kurumların aktörleri arasındaki ilişki biçimlerinin araştırılması tasarlanmıştır.

Araştırmaya uygun alanın seçiminde iki nokta göz önünde bulundurulmuştur. Bunlardan birincisi, araştırma alanının farklı ilişki biçimlerinin ve kentsel gerilim konuların karşılaştırmalı olarak gözlemlenmesine elverişli olmasıdır. İkinci nokta ise, araştırma konusunun “kentsel gerilim” gibi hassas bir konuda olması nedeniyle, araştırmanın yapılacağı alanın, araştırmanın uygulanabilmesine, sağlıklı veri toplamaya ve tamamlanabilmesine uygun olmasıdır. Bu nedenle, bu araştırmanın, örneğin, Gazi Mahallesi gibi, tek bir kentsel gerilim konusunda, sıcak çatışmanın ve olağanüstü koşulların yaşandığı bir atanda yapılmamasının daha uygun olduğu düşünülmüştür. Bu konuda yapılan ön çalışmalar sonucunda, Pendik ilçesinin farklı kentsel gerilim konularının, serinkanlı bir biçimde gözlemlenebileceği bir alan olduğu düşünülmüş ve alan araştırmasının bu ilçede yürütülmesine karar verilmiştir.

Pendik’te, Eylül 1995- Mart 1996 döneminde yapılan alan çalışmasının ilk aşamasında çeşitli kurumlardan sayısal ve niteliksel bilgi toplanmıştır. Bu bilgilerin değerlendirilmesinden sonra “yerel” toplulukların gündelik yaşamı için önemli olduğu düşünülen “yerelüstü” kurumlar (eğitim, sağlık, belediye, medya, siyasal partiler) ve kentsel gerilim temaları (konut sınıfları, etnik-dinsel farklılık, gönüllü- zorunlu göç, kuşak çatışması) saptanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, yukarıda belirtilen kentsel gerilim temaları konusunda il ve ilçe düzeyinde bilgilerin toplandığı dosyalar hazırlanmıştır. Araştırmanın üçüncü aşamasında ise, “yerel” ve “yerel üstü” düzlemde derinlemesine görüşmeler (75 görüşme) yapılarak bilgi toplanmıştır.

Bu araştırmada esas olarak, niteliksel veri toplama tekniği kullanılmıştır. Bu nedenle burada aktarılacak bulgular, ilişki arayıcı ve eğilimleri gösterici bulgulardır. Bu araştırma sırasında saptanan ve çok az bilgi sahibi olduğumuz, kentsel gerilim konularıyla ilgili bulguların her birinin, kendine özgü yöntemlerle, genellemelere elverişli araştırmalar yapılarak yeniden ele alınmasına gerek vardır.

Alan araştırmasının sonucunda elde edilen bulgular İkinci Bölümde ayrıntılı olarak aktarılmaktadır. Bu bölümün incelenmesiyle de görüleceği üzere göç ve yerleşme biçiminden kaynaklanan kentsel eşitsizliklerin yarattığı kentsel gerilim konularından bir kesimi genel ve yapısal, bir kesimi ise belirli gruplara özel ve konjonktüreldir. Örneğin, gecekondu alanlarının yerleşme, meşrulaşma ve yaşam düzeyini yükseltmeyle ilgili taleplerinden doğan gerilim konulan, daha genel ve yapısal gerilim konularıdır. Buna karşılık, gönüllü Kürt göçünün zorunlu göç haline dönüşmesi, Alevilerin Cemevi talepleri, ikinci kuşak gecekondu gençliğinin değişen talepleri gibi konular ise daha özel ve konjonktürel kentsel gerilim konulan olarak belirmektedir.

Kentsel Gerilim Kapak

Ancak, esas olarak göç ve yerleşme konusunda kapsamlı ve sistematik bir kurumsal düzenlemenin olmayışı nedeniyle, “yerelüstü” kurumlar tüm talepleri tekil sorunlar olarak ele almakta ve her talebi kendi özel koşullan içinde değerlendirmeye çalışmaktadır. Bu da “yerelüstü” kurumların, özellikle kamu yönetimlerinin, genel, tek tip ve standart uygulamalar yapmasını engellemekte, somut duruma göre değişen, kimi zaman popülist kimi zaman ise otoriter olabilen, çelişik uygulamalar yapmasına neden olmaktadır, örneğin, “yerelüstü” kurumlar, farklı kökene sahip olan, farklı “yerel” gruplardan gelen benzer nitelikteki taleplere farklı uygulamalar yapabilmektedir. Bu noktada, özellikle “kültürel ve etnik kimlik” konularında toplumda var olan bazı ön yargıların devreye girdiği, bu ön yargıların medya ve özellikle kamu erkini elinde tutan gruplar aracılığıyla yeniden üretildiğini gözlemlemek mümkün olabilmektedir. Bu durum ise, kentsel eşitsizliklerin, “etnik kültürel kimlik” ve “etnik kültürel sorun” boyutu kazanmasına neden olmaktadır.

Bu araştırma, kentsel eşitsizlikler ve kentsel gerilim konusunda yeni araştırma konularının gereğini ve bu araştırmalara dayanarak kentsel eşitsizliği ve kentsel gerilimi azaltmaya dönük somut önerilerin geliştirilmesi zorunluluğunu
gündeme getirebilirse amacına ulaşmış olacaktır.”